Tutuklu veya Hükümlünün Kaçması (Firar) Suçu

by Avukat Erdal Ersoy
Tutuklu veya Hükümlünün Kaçması (Firar) Suçu

Tutuklu veya hükümlünün kaçması suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 292. maddesinde 'Adliyeye Karşı Suçlar' başlığı altında düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu ya da hükümlü hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 292Kaynağı aç
Madde 292- (1) Tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi
altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında altı
aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Bu suçun, cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi halinde, bir
yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun, silahlı olarak ya da birden çok tutuklu veya hükümlü
tarafından birlikte işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza
bir katına kadar artırılır.
(4) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi
sebebiyle ağırlaşmış hallerinin veya kasten öldürme suçunun gerçekleşmesi ya da
eşyaya zarar verilmesi durumunda, ayrıca bu suçlara ilişkin hükümlere göre cezaya
hükmolunur.
(5) Bu maddede yazılı hükümler, ceza infaz kurumu dışında çalıştırılan hükümlüler
ile hapis cezası adlî para cezasından çevrilmiş olanlar hakkında da uygulanır.
(6) (Mülga: 29/6/2005 – 5377/33 md.)
Etkin pişmanlık
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/203, K. 2014/420Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2014/203 E.  ,  2014/420 K.İNFAZDA GÖSTERİLECEK İLKELERAÇIK CEZA İNFAZ KURUMUNUN ÖZELLİKLERİSAYIMDA BULUNMAMACEZA EVİNDEN BİR SÜRELİĞİNE AYRILMACEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN (5275) Madde 3CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN (5275) Madde 14CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 308TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 292YARGI HİZMETLERİNİN ETKİNLEŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI VE BASIN YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİ HAKKINDA KANUN (6352) Geçici Madde 3
"İçtihat Metni"
Hükümlünün kaçması suçundan sanık İ.. A..'nun 5237 sayılı TCK'nun 292/1, 293/1, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin, Tokat 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 23.02.2012 gün ve 445-176 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 02.05.2013 gün ve 979-6871 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.07.2013 gün ve 219868 sayı ile;
“..Sanık ve tanık olarak dinlenilen iki hükümlünün beyanlarından, sanığın banyoda olduğu sırada, koğuşta yapılan saat 18.30'daki sayımda yok yazıldığı ve hakkında firar işlemleri yapılıp tutanak tutulduğu, saat 20.00'de yapılan sayımda koğuşunda bulunduğunun anlaşıldığı, bir an için sanığın banyoda değil de bir başka nedenden dolayı sayım sırasında koğuşunda bulunmadığı kabul edilecek olsa dahi, sanığın cezaevi sınırlarının dışına çıktığına dair iddia ve kabulün bulunmaması, atılı suçun ne şekilde oluştuğunun gerek iddianamede ve gerekse gerekçeli kararda açıklanmaması, sanığın elverişli hareketlerle yüklenen eylemin doğrudan doğruya icra hareketlerine başladığı yönünde de bir iddia ve kabulün bulunmaması nedeniyle, sanığın sayım sırasında koğuşunda bulunmamasından ibaret eyleminin disiplin cezasını gerektirebileceği, atılı suçun unsurlarının oluşmadığı" görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat ederek, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 04.02.2014 gün ve 10256-1363 sayı ile, itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı hükümlünün kaçması suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın Tokat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.12.2007 gün ve 298-541 sayılı mahkûmiyet hükmü uyarınca kasten yaralama ve direnme suçlarından aldığı toplam 6 yıl hapis cezasının infazına 29.04.2008 günü Tokat Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda başlandığı, Ayaş Açık Ceza İnfaz Kurumu'nda da cezanın bir bölümü infaz edildikten sonra 30.09.2010 tarihinden itibaren Tokat Açık Ceza İnfaz Kurumu'nda infaza devam edildiği ve sanığın suç tarihinde bu kurumda hükümlü olarak bulunduğu,
20.03.2011 günlü tutanağa göre; saat 08.00-20.00 nöbetinde akşam kapılar kilitlendikten sonra saat 18.30'da yapılan sayımda sanık İ.. A..'nun da aralarında olduğu dört hükümlünün eksik olduğunun belirlendiği ve haklarında Tokat Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce firar fişi düzenlendiği, 21.03.2011 günlü yazı ile de Cumhuriyet Başsavcılığına suç ihbarında bulunulduğu,
Tokat T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 30.11.2011 gün ve 17248 sayılı yazısına göre; saat 18.30 da yapılan sayımda kurum mücavir alan sınırlarında olmadıkları tespit edilen dört kişiden biri olan İ.. A..'nun akşam saat 20.30'da vardiya değişiminde yapılan yoklamada odasına döndüğünün belirlendiği ve firar eylemi nedeniyle kapalı bölüme teslim edildiği,
Anlaşılmaktadır.
Tokat T Tipi Açık Ceza İnfaz Kurumu'nda infaz koruma memuru olarak görev yapan ve suç tutanağını düzenleyen tanıklar Yahya Akça ve Ahmet Turan Akyüz; olay günü ziyaretçi görüşleri tamamlandıktan sonra yaptıkları sayımda sanığın cezaevinde olmadığını tespit ettiklerini, genel uygulamalarına göre cezaevinin odaları ile yemekhane, banyo ve kütüphane gibi bölümlerini kontrol ettikten ve diğer hükümlülerle konuştuktan sonra tutanak tuttuklarını beyan etmişler,
Tokat T Tipi Açık Ceza İnfaz Kurumu'nda hükümlü olarak bulunan tanıklar Semih ve Emre olay günü sayımdan yarım saat önce sanığın bulunduğu koğuşa çay içmek için gittiklerini, ancak sanığın banyoya gideceğini söyleyerek yanlarından ayrıldığını, bir süre sonra görevlilerce yapılan sayım sırasında sanığın da aralarında olduğu dört hükümlünün cezaevinde bulunmadığının belirlendiğini ifade etmişler,
Sanık İ.. A.. ise aşamalarda; 20.03.2011 tarihinde sayım yapıldığı sırada odada bulunmadığını, banyoda olup yaklaşık 45 dakika sonra çıktığını, arkadaşının kendisini aradıklarını söylemesi üzerine de cezaevi idaresine giderek banyoda olduğunu ve firar etmediğini açıkladığını savunmuştur.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 3. maddesinde; ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amacın öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak olduğu belirtilmiştir.
Aynı kanunun ceza infaz kurumlarının türlerine ilişkin bölümünde yer alan “Açık ceza infaz kurumları” başlıklı 14. maddesinde de; “(1) Açık ceza infaz kurumları, hükümlülerin iyileştirilmelerinde, çalıştırılmaları ve meslek edindirilmelerine öncelik verilen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen kurumlardır. Açık ceza infaz kurumları ihtiyaca göre ayrıca;
a) Kadın açık ceza infaz kurumları,
b) Gençlik açık ceza infaz kurumları,
Şeklinde kurulabilir.
(2) Hükümlülerin açık cezaevlerine ayrılmalarına ilişkin esas ve usûller yönetmelikte gösterilir.
(3) İlk kez suç işleyen ve iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına hükümlü bulunanların cezaları doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilebilir.
(4) Açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerden kınamadan başka bir disiplin cezası alanlar ve hükümlü oldukları suçtan başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı olanlar ile yaş, sağlık durumu, bedensel veya zihinsel yetenekleri bakımından çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları saptananlar, kurum yönetim kurulunun kararı ile kapalı ceza infaz kurumlarına geri gönderilirler. Bu karar, infaz hâkiminin onayına sunulur” hükmü öngörülmüştür.
Güvenliğin ön planda tutulduğu, disiplin kuralları ile idare edilen ve infaz sistemlerinin vazgeçilmez unsurları olan ceza infaz kurumları, bulundukları toplumun şartları doğrultusunda, güvenlik standartları, hükümlülük ve tutukluluk durumu, mimari tipleri ve uyguladıkları infaz rejimi gibi nedenlerle, çeşitli şekillerde biçimlenmiştir. Güvenlik standardı bakımından yüksek güvenlikli, normal güvenlikli ve az güvenlikli cezaevleri olarak üç grupta incelendiğinde, hükümlülerin firar eylemlerine karşı güvenlik tedbirleri ve engelleri bulunmayan sadece kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile güvenliğin sağlandığı açık ceza infaz kurumlarının az güvenlikli cezaevleri kategorisinde olduğu anlaşılmaktadır.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 14. maddesinin 2. fıkrasına dayanılarak Hükümlülerin Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılmaları Hakkında Yönetmelik hazırlanmış ve 17.06.2005 tarih ve 25848 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmişken, suç tarihinden sonra, 5275 sayılı Kanunun 14. maddesi ile 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun Geçici 3. maddesinin 2. fıkrasına dayanılarak hazırlanan ve 02.09.2012 tarih ve 28399 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği ile 17.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. Her iki yönetmelikte de açık ceza infaz kurumuna alınma, kapalı ceza infaz kurumundan açık ceza infaz kurumuna ayrılma, açık ceza infaz kurumları arası nakil ve açık ceza infaz kurumundan kapalı ceza infaz kurumuna iade halleri hüküm altına alınmıştır.
Hükümlülerin çalıştırılması ve meslek edindirilmesi önceliğine dayalı, dıştan koruma ile görevli personeli bulunmayan ve firara karşı fizikî engelleri olmayan açık ceza infaz kurumlarına, genellikle hakkındaki mahkûmiyet hükmü belli bir sınırın altında hürriyeti bağlayıcı cezaya ilişkin olan ya da kapalı ceza infaz kurumlarında cezasının belli bir süresini iyi hâlle geçirmiş olan, böylelikle kaçacağından şüphe edilmeyen düşük güvenlik riskli hükümlülerin iyileştirilmesi ve topluma kazandırılması amacıyla ihtiyaç duyulmuştur. Böylelikle yönetmelikte belirtilen istisnalar dışında hürriyeti bağlayıcı ceza miktarı az olan ya da kapalı ceza infaz kurumlarında cezalarının bir bölümü infaz edilen ve bu süre içinde iyi halli oldukları gözlemlenen mahkûmlar, çalıştırılmak üzere infaz rejimi daha yumuşatılmış olan açık ceza infaz kurumlarına gönderilmektedir.
Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün "Etkinliklere katılma" başlıklı 109. maddesinde ise; açık ceza infaz kurumlarındaki hükümlülerin, istekli olmaları hâlinde; kurum dışındaki eğitim, ağaçlandırma, çevre düzenlenmesi ve temizlik faaliyetlerine, doğal afet sonrası yardım faaliyetlerine, tiyatro, konser veya benzeri sosyal ve kültürel çalışmalara, spor karşılaşmalarına katılabilecekleri, katılım için, kurumun bulunduğu belediye veya büyükşehir belediyesi sınırları içinde idare ve gözlem kurulu kararı, belediye veya büyükşehir belediyesi sınırları dışında ise bakanlık izninin gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Görüldüğü gibi çalışmak ve meslek edinmeye yönelik imkanlardan yararlanmak hakkına sahip olan açık ceza infaz kurumları hükümlüleri kurum dışında gerçekleştirilecek olan bir kısım kültürel etkinlik, yardım ve bunu gibi faaliyetlere de gerekli karar ve izin şartlarının sağlanması halinde katılabileceklerdir.
Öte yandan 5275 sayılı Kanunun "Hapis cezasının infazında gözetilecek ilkeler" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde; "Hükümlünün infazın amacına uygun olarak kanun, tüzük ve yönetmeliklerin belirttiği hükümlere uyması zorunludur",
"Hükümlüler ile yakınları ve ilgililerin bilgilendirilmesi" başlıklı 22. maddesinde; "Hükümlülere, kuruma alındıklarında uygulanacak iyileştirme çalışmaları, disiplin suçları ve cezaları, bilgi edinme ve şikâyet yolları, hak ve sorumlulukları gibi konular ile kurumdaki yaşam biçimine uyum sağlamaları için gereken bilgiler, kurum yöneticileri tarafından sözlü olarak anlatılır ve yazılı olarak tebliğ olunur… ",
"Cezayı çekme, güvenlik ve iyileştirme programına uyma" başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında; "Hükümlü, hapis cezasının yerine getirilmesine katlanma ve bu amaçla düzenlenen infaz rejimine uygun tutum ve davranışlar içinde bulunmakla yükümlüdür…",
Hükümlerine yer verilmek suretiyle hürriyeti bağlayıcı cezaların infazı sırasında hükümlülerin kanun, tüzük ve yönetmelikte belirtilen hükümlere uymak, infaz rejimine uygun tutum ve davranışlarda bulunmak zorunda olduğu, hak ve sorumlulukları ile infaz kurumundaki yaşam biçimine uyum sağlaması için gerekli bilgilerin idareciler tarafından kendilerine tebliğ edileceği öngörülmüştür.
Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün "Güvenlik ve gözetim servisi" başlıklı 22. maddesinin 6. fıkrası;
"Güvenlik ve gözetim servisinde görev yapanlar, aşağıdaki görevleri düzenli olarak yerine getirir.
A) Sayım;
1. Müdürü bulunan ve vardiya sistemi uygulanan kurumlarda, sabah ve akşam sayımları, nöbetçi ikinci müdürün başkanlığında, sorumlu infaz ve koruma başmemuru, vardiya infaz ve koruma başmemurları ile infaz ve koruma memurları tarafından yerine getirilir. Gece sayımları, nöbetçi ikinci müdürün başkanlığında, bulunmaması hâlinde, bu konuda görevlendirilen infaz koruma başmemuru başkanlığında, vardiya infaz ve koruma başmemurları tarafından yapılır. Sayımlarda nöbetçi infaz ve koruma memurları da hazır bulunur.
2. Müdürü bulunmayan kurumlarda yapılan sabah, akşam ve gece sayımları, sorumlu infaz ve koruma başmemuru veya görevlendirilen infaz koruma başmemuru başkanlığında, vardiya infaz ve koruma başmemurları ve nöbetçi infaz ve koruma memurları tarafından yerine getirilir.
3. Sayım sırasında mevcudun tam olup olmadığı kontrol edilir ve sayım defteri sayıma katılan görevliler tarafından isim yazılarak imzalanır…",
"Arama, güvenlik tatbikatı ve sayım" başlıklı 46. maddesinin 6, 7 ve 8. fıkraları ise; "…Sayımlar, Tüzüğün 22 nci maddesinde belirtilen görevliler tarafından, dörtlü vardiya hizmetinin uygulandığı kurumlarda sabah, akşam ve gece olmak üzere günde üç kez, diğer vardiya hizmetlerinin uygulandığı kurumlarda ise her vardiya değişiminde yapılır.
İdare tarafından uygun görülmesi durumunda, her zaman sayım yapılabilir. Olağanüstü durumlarda, kurum en üst amirinin talebi, Cumhuriyet başsavcısının oluru ile dış güvenlik görevlileri sayımlara katılabilir.
Sayımlar, yatma plânları da göz önünde bulundurularak odalarda yapılır. Sayımın yapılış şekli, kurum güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek biçimde odada bulunan hükümlülerin sayısı dikkate alınarak idare tarafından belirlenir",
Şeklinde düzenlenmiştir.
Sözü edilen hükümlerin niteliği ne olursa olsun tüm ceza infaz kurumları için öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Diğer ceza infaz kurumlarına göre az güvenlikli olan, hükümlülerinin kaçma riski düşük görülen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan açık ceza infaz kurumlarında da şüphesiz hükümlülerin uymak zorunda olduğu kuralların bulunduğu, kurum sınırları dışına çıkmanın belli izin ve şartlara bağlı tutulduğu, sayımların kural olarak dörtlü vardiya hizmetinin uygulandığı kurumlarda sabah, akşam ve gece olmak üzere günde üç kez, diğer vardiya hizmetlerinin uygulandığı kurumlarda ise her vardiya değişiminde odalarda yapıldığı, gerek görüldüğü durumlarda diğer zamanlarda da yapılabileceği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıklık konusu "Hükümlü veya tutuklunun kaçması" suçunun hüküm altına alındığı 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 292. maddesinde ise; “(1) Tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Bu suçun, cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun, silâhlı olarak ya da birden çok tutuklu veya hükümlü tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir katına kadar artırılır….” düzenlemesine yer verilmiştir.
Suçun temel şeklinin açıklandığı maddenin birinci fıkrası uyarınca, kesinleşen mahkûmiyet hükmü nedeniyle cezasını infaz etmekte bulunan hükümlünün ya da hakkında tutuklama kararı verilmiş olan tutuklunun tutukevinden, ceza infaz kurumundan ya da gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçması ile suç oluşacak ve sanık hakkında 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına hükmedilecektir. Suçun hareket öğesini oluşturan kaçma, bulunduğu kurumun sınırlarını terk etmek ya da gözetimi altında bulunduğu görevlinin fiili egemenlik alanından kurtulmak anlamına gelmekte olup, bu durum görevlilerce tutulan tutanak ve resmi kurum yazıları ile ispat edilebilecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Suç tarihinde açık ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan sanığın saat 18.30 da yapılan sayımda bulunmama nedenini “banyoda olması” şeklinde izah etmesi ve kovuşturma aşamasında dinlenen hükümlü arkadaşlarının bu açıklamayı desteklemesi nedeniyle sanığın infaz kurumu sınırlarını terk etmediği ve böylelikle hükümlünün kaçması suçunun oluşmadığı ileri sürülebilirse de, 20.03.2011 tarihli firar tutanağı içeriği, tutanak muhtevasını doğrulayan cezaevi infaz koruma memurlarının tanık olarak ifadelerinde, saat 18.30 da yapılan sayımda bulunmadığı tespit edilen sanıkla ilgili olarak kurum mücavir alanları, odalar, yemekhane, banyo, kütüphane ve diğer bölümler kontrol edildikten sonra yokluğa ilişkin tutanak tuttuklarını beyan etmiş olmaları, tanık olarak dinlenen hükümlülerin de, sanığın banyoya gidiyorum diye koğuştan çıktığını beyan etmelerinin sanığın banyoda olduğunu göstermeyeceği gibi, açık ceza infaz kurumlarının zayıf güvenlik sistemleri nedeniyle kurum sınırlarının rahatlıkla terk edilebilecek olması hususları birlikte dikkate alındığında, infazın amacına uygun olarak kanun, tüzük ve yönetmeliklerin belirttiği hükümlere uyma zorunluluğu bulunan, hak ve sorumlulukları gibi konular ile kurumdaki yaşam biçimine uyum sağlaması için gereken bilgiler kendisine tebliğ edilmiş olan, 29.04.2008 tarihinden itibaren cezasını infaz etmekte olan ve 30.09.2010 gününden itibaren de Tokat Açık Ceza İnfaz Kurumunda bulunan hükümlü konumundaki sanığın ziyaret görüşü yapılan suç tarihinde saati belirlenemeyen bir zaman diliminde infaz kurumunun sınırları dışına çıkarak kurumu terk ettiği, saat 18.30 da yapılan sayımda kurumda bulunmadığı tespit edildikten sonra ilerleyen saatlerde kendiliğinden dönerek saat 20.30'daki sayıma katıldığı, dolayısıyla, hükümlünün kaçması suçunun sabit olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, sanığın mahkûmiyetine ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmün onanmasına dair Özel Daire kararı isabetli olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi; itirazın kabulü gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.10.2014 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2016/1218, K. 2016/974Kaynağı aç
16. Ceza Dairesi         2016/1218 E.  ,  2016/974 K.
"İçtihat Metni"
TALEP:
Hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan hükümlü …'in, 5237 sayılı TCK'nın 292/1, 62, 53/1, 58. maddeleri uyarınca 5 ay hapis, hak yoksunluğuna, hükmedilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin …Anadolu (Kapatılan) 31. Sulh Ceza Mahkemesinin 22.05.2013 tarih ve 2013/910 esas, 2013/485 karar sayılı kararı temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen dosya incelendi.
Dosyanın yapılan incelemesinde:
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun "izinden dönmeme, geç dönme" başlıklı 97. maddesinde; "(1) İzinden dönmeyen veya iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönen hükümlüler hakkında Türk Ceza Kanununun 292'nci ve izleyen maddelerinde yazılı hükümler uygulanır.
(2) İzin süresini iki gün veya daha az bir süre geçiren hükümlüler hakkında disiplin işlemi yapılır. İzinli iken firar eden hükümlüye bir daha izin verilmez." şeklinde,
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 292. maddesinin 1. fıkrasında; "Tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde,
Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğünün 142. maddesinde; "(1) İzinden dönmeyen veya iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönen hükümlüler hakkında 5237 sayılı Kanunun 292'nci ve izleyen maddelerinde yazılı hükümler uygulanır.
(2) İzin süresini iki gün veya daha az bir süre geçiren hükümlüler hakkında disiplin işlemi yapılır. İzinli iken firar eden hükümlüye bir daha izin verilmez.
(3) Hastalık veya zorunlu bir nedenle dönüşün imkânsız hâle gelmesi durumunda, hükümlü izin belgesiyle bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığına başvurur. Bu hâlde, hükümlü o yer kurumuna alınır ve durum, en seri haberleşme araçlarıyla izne ayrıldığı kuruma bildirilir.
(4) Hastalığın tedavisinin tamamlanması veya zorunlu nedenin ortadan kalkması hâlinde, hükümlü dış güvenlik görevlisi nezaretinde izne ayrılmış ise, yine dış güvenlik görevlisi nezaretinde, aksi takdirde serbest olarak izne ayrıldığı kuruma gönderilir.
(5) İzne gidiş veya dönüş sırasında yolda herhangi bir zorunlu nedenin doğması hâlinde, hükümlü en yakın kuruma alınır, bu durum izne ayrıldığı kuruma derhâl bildirilir.
6) İzin dönüşlerinde, yolda geçecek yeterli süreyi dikkate almayan hükümlülerin, ikinci fıkrada belirtilen süreler içerisinde gecikmeleri durumunda, mazeretlerine bakılmaksızın haklarında disiplin işlemi yapılır." şeklinde düzenlemelere yer verilmektedir.
İncelenen dosyada; … Açık Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan hükümlü olarak bulunan hükümlü …'in, idari izne ayrıldığı, iznin bitmesinin üzerinden 48 saat geçmesine rağmen ceza infaz kurumuna dönmediği, bu nedenle… Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hükümlü hakkında 02.11.2012 suç tarihli hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan 2012/20622 numaralı dosya kapsamında yapılan soruşturmada, 20.11.2012 tarih ve 2012/7007 esas sayılı iddianame ile dava açıldığı, 28.11.2012 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verildiği, …Anadolu (Kapatılan) 31. Sulh Ceza Mahkemesi 22.05.2013 tarih 2013/910 esas ve 2013/485 sayılı kararıyla hükümlü …'in, 5 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı ve bu hükmün temyizden geçmeksizin kesinleştiği anlaşılmış ise de;
TCK'nın 292. ve CGTİHK'nın 97. maddesi ile Tüzüğün 142. maddesindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, cezaevinden izinli olarak ayrılan hükümlüler bakımından hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun oluşabilmesi için failin izinden dönmemesi veya izinden dönmesi gereken tarih üzerinden iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönmesi gerektiği, somut olayda, dosya kapsamında bulunan … Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 28.02.2014 tarih ve 2014/1427 sayılı yazısı dikkate alındığında 31.10.2012 günü izinden dönmesi gereken hükümlünün, izinden dönmesi gereken süreden henüz iki gün geçmeden 02.11.2012 tarihinde tedavi için …Araştırma Hastanesine yatışının yapıldığı tespit edildiğinden, hükümlünün hastalığı nedeniyle hastaneye yatışının yapılıp, dönüşünün imkansız hale gelmesi sebebiyle hükümlüye atılı hükümlünün veya tutuklunun kaçması suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından, atılı suçtan sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, mahkumiyetine hükmedilmesinde isabet görülmediğinden kanuna aykırı olduğundan, …Anadolu (Kapatılan) 31. Sulh Ceza Mahkemesinin 22.05.2013 tarih ve 2013/910 esas, 2013/485 karar sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca bozma talep edilmiş olmakla dosya incelenerek gereği düşünüldü:
TÜRK MİLLETİ ADINA
I) Olay:
… Açık Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan hükümlü olarak bulunan hükümlü …'in, 24.10.2012 günü saat 09.20'den itibaren 7 gün idari izne ayrıldığı, iznin bitim tarihi olan 31.10.2012 tarihinden itibaren 48 saat geçmesine rağmen ceza infaz kurumuna dönmediği, izinden dönmesi gereken 31.10.2012 tarihinden itibaren henüz iki gün geçmeden 02.11.2012 tarihinde tedavi için …Araştırma Hastanesine yatışının yapıldığı tespit edildiğinden, hükümlünün hastalığı nedeniyle hastaneye yatışının yapıldığı olayda …Anadolu (Kapatılan) 31. Sulh Ceza Mahkemesi 22.05.2013 tarih, 2013/910 esas ve 2013/485 sayılı kararıyla hükümlü …'in, 5 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı ve bu hükmün temyizden geçmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.
II) Kanun yararına bozma istemine ilişkin uyuşmazlığın kapsamı:
TCK'nın 292. ve CGTİHK'nın 97. maddesi ile Tüzüğün 142. maddesindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, cezaevinden izinli olarak ayrılan hükümlüler bakımından hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun oluşabilmesi için failin izinden dönmemesi veya izinden dönmesi gereken tarih üzerinden iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönmesi gerektiği, somut olayda, dosya kapsamında bulunan … Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 28.02.2014 tarih ve 2014/1427 sayılı yazısı dikkate alındığında 31.10.2012 günü izinden dönmesi gereken hükümlünün, izinden dönmesi gereken süreden henüz iki gün geçmeden 02.11.2012 tarihinde tedavi için …Araştırma Hastanesine yatışının yapıldığı tespit edildiğinden, hükümlünün hastalığı nedeniyle hastaneye yatışının yapılıp, dönüşünün imkansız hale gelmesi sebebiyle hükümlüye atılı hükümlünün veya tutuklunun kaçması suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından, mahkumiyeti yerine atılı suçtan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
III) Hukuksal Değerlendirme:
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun "izinden dönmeme, geç dönme" başlıklı 97. maddesinde; "(1) İzinden dönmeyen veya iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönen hükümlüler hakkında Türk Ceza Kanununun 292'nci ve izleyen maddelerinde yazılı hükümler uygulanır.
(2) İzin süresini iki gün veya daha az bir süre geçiren hükümlüler hakkında disiplin işlemi yapılır. İzinli iken firar eden hükümlüye bir daha izin verilmez." şeklinde,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 292. maddesinin 1. fıkrasında; "Tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde,
Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğünün 142. maddesinde; "(1) İzinden dönmeyen veya iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönen hükümlüler hakkında 5237 sayılı Kanunun 292'nci ve izleyen maddelerinde yazılı hükümler uygulanır.
(2) İzin süresini iki gün veya daha az bir süre geçiren hükümlüler hakkında disiplin işlemi yapılır. İzinli iken firar eden hükümlüye bir daha izin verilmez.
(3) Hastalık veya zorunlu bir nedenle dönüşün imkânsız hâle gelmesi durumunda, hükümlü izin belgesiyle bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığına başvurur. Bu hâlde, hükümlü o yer kurumuna alınır ve durum, en seri haberleşme araçlarıyla izne ayrıldığı kuruma bildirilir.
(4) Hastalığın tedavisinin tamamlanması veya zorunlu nedenin ortadan kalkması hâlinde, hükümlü dış güvenlik görevlisi nezaretinde izne ayrılmış ise, yine dış güvenlik görevlisi nezaretinde, aksi takdirde serbest olarak izne ayrıldığı kuruma gönderilir.
(5) İzne gidiş veya dönüş sırasında yolda herhangi bir zorunlu nedenin doğması hâlinde, hükümlü en yakın kuruma alınır, bu durum izne ayrıldığı kuruma derhâl bildirilir.
6) İzin dönüşlerinde, yolda geçecek yeterli süreyi dikkate almayan hükümlülerin, ikinci fıkrada belirtilen süreler içerisinde gecikmeleri durumunda, mazeretlerine bakılmaksızın haklarında disiplin işlemi yapılır." şeklinde düzenlemelere yer verilmektedir.
İncelenen dosya kapsamına göre somut olayda; … Açık Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan hükümlü olarak bulunan hükümlü …'in, 24.10.2012 günü saat 09.20'den itibaren 7 gün idari izne ayrıldığı, iznin bitim tarihi olan 31.10.2012 tarihinden itibaren 48 saat geçmesine rağmen ceza infaz kurumuna dönmediği, izinden dönmesi gereken 31.10.2012 tarihinden itibaren henüz iki gün geçmeden 02.11.2012 tarihinde tedavi için …Araştırma Hastanesine yatışının yapıldığı tespit edildiğinden, sanığın üzerine atılı suçu oluşturmayacağı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesinde,
İsabet görülmediğinden anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmesi uygun görülmüştür.
IV) Sonuç ve karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemi yerinde görüldüğünden, …Anadolu (Kapatılan) 31. Sulh Ceza Mahkemesinin 22.05.2013 tarihli ve 2013/910 esas, 2013/485 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Sanık hakkında kurulan hükmün iptali ile yerine;
“Her ne kadar sanık hakkında hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan kamu davası açılmış ise de atılı suçun unsurları oluşmadığından CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca sanığın BERAATİNE,” hükmünün eklenmesi ile diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.02.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Suçun Özgü Niteliği ve Faili

TCK m. 292'de düzenlenen firar suçu özgü suç niteliğindedir; yalnızca kanun maddesindeki tanıma uyan kişiler tarafından işlenebilir. Bu kişiler tutuklu ve hükümlülerdir. Hükümlü sıfatının kazanılabilmesi için bir yargı kararıyla mahkûm olunan hapis cezasının infazına fiilen başlanmış olması gerekir. Tutuklama ya da kesinleşmiş mahkûmiyet kararına dayanmayan bir yakalama kararı çerçevesinde yürütülen işlemler sırasında gerçekleşen kaçma eylemlerinde, kişinin TCK m. 292 kapsamındaki hukuki sıfatı taşıyıp taşımadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Hakkında ne tutuklama ne de kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan gözaltındaki kişinin kaçması hâlinde TCK m. 292'nin unsurlarının oluşup oluşmadığı, o anlık hukuki statüye ve gözetimin niteliğine bağlıdır. Yalnızca savunması alınmak amacıyla hakkında yakalama kararı çıkarılmış bir sanığın gözaltında iken kolluk görevlilerinin elinden kurtularak kaçması eyleminin, TCK m. 292/1'de yer alan 'gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçma' kapsamında değerlendirilebileceği Yargıtay kararlarında ele alınmıştır. Öte yandan başka suçlar nedeniyle yakalanan ve hakkında henüz tutuklama kararı bulunmayan kişinin gözaltında kaçması hâlinde ise suçun yasal unsurlarının oluşmadığı kabul edilmektedir. İki yaklaşım arasındaki sınır içtihatta tartışmalı olmayı sürdürmekte olup her somut olayda ayrı değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2023/4970, K. 2024/1304Kaynağı aç
8. Ceza Dairesi         2023/4970 E.  ,  2024/1304 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/642 E., 2023/375 K.
SUÇ : Hükümlü veya tutuklunun kaçması
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun hükümleri gereği temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Buldan Cumhuriyet Başsavcılığının 18.06.2015 tarihli iddianamesi ile sanığın hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.
2. Buldan Asliye Ceza Mahkemesinin, 29.02.2016 tarihli kararı ile sanık hakkında hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan, 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
3. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 05.12.2022 tarihli kararı ile ''Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 gün ve 2020/81 Esas, 2021/4 sayılı Kararı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddesinin '…01.01.2020 tarihi itibariyle hükme bağlanmış ve kesinleşmiş dosyalarda basit yargılama usulü uygulanmaz…'bölümündeki hükme bağlanmış ibaresinin Anayasanın 38. maddesine aykırı olduğuna dair iptal kararı gözetilerek basit yargılama usulü yönünden mahkemesince yeniden değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğu..'' gerekçeleri ile bozulmasına karar verilmiştir.
4. Yargıtay bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada; Buldan Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.07.2023 tarihli kararı ile sanık hakkında, takdiren basit yargılama usulü uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek, hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan, 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği bir sebebe dayanmamaktadır.
III. OLAY VE OLGULAR
Dava konusu olay; başka suçlardan hakkında yakalama kararı bulunan sanığın görevlilerce yakalandığı ve göz altına alındığı, gözaltından çıkma raporunun alınması için getirildiği hastanenin acil servis önündeki demir korkuluklardan atlayarak firar ettiği iddiasına ilişkindir.
IV. GEREKÇE
Hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun oluşabilmesi için, hakkında tutuklama veya kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan kişinin, tutukevinden, ceza infaz kurumundan ya da gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçması gerektiği;
Bu bağlamda, başka bir suç nedeni ile yakalanan ve hakkında henüz tutuklama kararı olmayan sanığın, gözaltında, kolluk görevlilerinin gözetiminde iken, hastaneden kaçması şeklinde gerçekleşen olayda, atılı suçun yasal unsurları oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Buldan Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.07.2023 tarihli, 2022/642 Esas, 2023/375 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz istekleri yerinde görüldüğünden, hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 maddesi uyarınca, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.02.2024 tarihinde karar verildi.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2013/11823, K. 2014/43Kaynağı aç
9. Ceza Dairesi         2013/11823 E.  ,  2014/43 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 4 – 2011/293050
Mahkemesi : İzmir 18. Asliye Ceza Mahkemesi
Tarihi : 28.06.2011
Numarası : 2011/82 – 2011/441
Suç : Hükümlünün kaçması
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin "01.06.2010" yerine "02.06.2010" olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası kabul edilmiştir.
Hakkında tutuklama ya da hükümlülük kararı verilip hükmün infazı için yakalama kararı çıkartılmayan veya hapsin infazına başlanmayan kişilerin TCK'nın 292. maddesinde yazılı suçun faili olamayacağı, somut olayda, sanığın işlediği iddia olunan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan yakalandığında GBT kaydına göre yağma suçundan savunmasının alınmasını sağlamak maksadıyla yakalama emri bulunduğunun anlaşılması üzerine yakalanıp gözaltına alınarak 100. yıl polis merkez amirliği nezaretine konulduğu ve adliyeye götürülmek üzere beklediği sırada lavobaya gideceğini bahane ederek kaçması şeklinde gerçekleşen olayda, yüklenen hükümlünün kaçması suçunun kanuni unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, beraati yerine yazılı gerekçeyle mahkumiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 02.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ceza infaz kurumu dışında çalıştırılan hükümlüler ile hapis cezası adli para cezasından çevrilmiş olan kişiler hakkında da TCK m. 292 hükümleri uygulanır (TCK m. 292/5).

Kaçma Eyleminin Anlamı ve İspatı

Suçun hareket unsurunu oluşturan kaçma; hükümlünün bulunduğu kurumun sınırlarını terk etmesi ya da gözetimi altında bulunduğu görevlinin fiilî egemenlik alanından kurtulması anlamına gelir. Bu durum kurum görevlilerince tutulan resmî tutanaklar ve kurum idaresinin resmî yazışmalarıyla ispat edilebilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/203, K. 2014/420 sayılı ve 14.10.2014 tarihli kararında açık ceza infaz kurumunda hükümlü olan bir sanığa ilişkin davayı incelemiştir. Olayda sanık, ziyaret görüşünün gerçekleştiği suç tarihinde saati belirlenemeyen bir zaman diliminde infaz kurumunun sınırları dışına çıkmış; saat 18.30'da yapılan sayımda kurumda bulunmadığı tespit edilmiş, ilerleyen saatlerde kendiliğinden dönüp saat 20.30'daki sayıma katılmıştır. Kurul, infaz memurlarının kurum odaları, yemekhane, banyo ve kütüphane dahil tüm bölümleri araştırıp tutanak tuttuklarını belirledikten sonra hükümlünün kaçması suçunun sabit olduğuna oy çokluğuyla hükmetmiştir. Sanığın banyoda olduğuna dair savunması ile bunu destekleyen hükümlü tanık beyanları çoğunluk tarafından suçun oluşumuna engel teşkil etmez biçiminde değerlendirilmiştir; üç Genel Kurul Üyesi karşı oy kullanmıştır.

Açık ceza infaz kurumları, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 14/1. maddesi uyarınca firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimiyle yetinilen kurumlardır. Sayımlar ise Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 46. maddesinin altıncı ve yedinci fıkraları uyarınca dörtlü vardiya hizmetinin uygulandığı kurumlarda sabah, akşam ve gece olmak üzere günde üç kez yapılır; idare uygun gördüğünde her zaman ek sayım yapılabilir.

Suçun Oluşmadığı Hâller

Yakalama kararının tutukluluk veya kesinleşmiş mahkûmiyet kararına dayanıp dayanmadığının tespiti büyük önem taşır. TCK m. 292, yalnızca tutuklu ya da hükümlü sıfatını taşıyan kişilerin kaçmasını suç olarak tanımlamaktadır. Yakalama kararının içeriği incelenmeden sanığın hukuki statüsünün tayin edilmesi hukuka aykırı bulunmaktadır.

Denetimli serbestlik tedbiri uygulanan bir hükümlünün, henüz yakalanıp gözetim altına alınmadan kaçması eyleminin firar suçunu oluşturmadığı Yargıtay kararlarında kabul edilmiştir. Suçun oluşabilmesi için kişinin tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden fiilen kaçması gerekir (TCK m. 292/1).

Özel infaz usulü kapsamında cezası belirli aralıklarla infaz edilen hükümlünün bu usule geçerli bir mazeret olmaksızın uymaması hâlinde 5275 sayılı Kanun'un 110. maddesi bu fiili ayrıca suç olarak tanımlamamaktadır; söz konusu hâlde bu usulün uygulanmasına son verilir ve infaza ceza infaz kurumlarında genel hükümlere göre devam edilir (CGTİHK m. 110/7). TCK m. 292 kapsamında firar suçunun oluşabilmesi için failin tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçması gerekir.

5275 sayılı CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN m. 110Kaynağı aç
Madde 110- (Değişik:14/4/2020-7242/50 md.)
(1) İnfaz hâkimi, hükümlünün talebi üzerine kasten işlenen suçlarda
toplam üç yıl, taksirle öldürme suçu hariç olmak üzere
taksirle işlenen suçlarda ise toplam beş yıl veya daha az süreli hapis
cezasının;
a) Her hafta cuma günleri saat 19.00’da girmek ve pazar günleri aynı
saatte çıkmak suretiyle hafta sonları,
b) Hafta sonları hariç, her gün saat 19.00’da girmek ve ertesi gün saat
07.00’de çıkmak suretiyle geceleri,
Ceza infaz kurumlarında çektirilmesine karar verebilir. (Ek cümle:4/6/2025-7550/15
md.) (a) bendinde belirtilen infaz usulü, hükümlünün iş
yaşamı ve ailevi durumu ile ceza infaz kurumlarının düzen ve işleyişine göre
ceza infaz kurumu tarafından, süresi aynı olmak koşuluyla hafta içi günlerde de
uygulanabilir.
(2) Mahkûmiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın aynen iade, suçtan
önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukukî
sorumlulukları saklı kalmak üzere;
a) Kadın, çocuk veya altmışbeş yaşını
bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları toplam üç yıl,
b) Yetmiş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları toplam dört yıl,
c) Yetmişbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları toplam beş yıl,
d) (Ek:4/6/2025-7550/15 md.) Seksen yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları toplam altı yıl,
veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine infaz hâkimi
tarafından karar verilebilir.
(3) (Değişik:4/6/2025-7550/15 md.) Ağırlaştırılmış
müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere hapis cezasına mahkûm
olan veya adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilen
hükümlülerden 16 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirlenen usule göre maruz
kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında
hayatını yalnız idame ettiremeyeceği tespit edilen ve toplum güvenliği
bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilenlerin cezasının
konutunda çektirilmesine infaz hâkimi tarafından karar verilebilir. Mahkûmun
durumu, Cumhuriyet başsavcılığınca birer yıllık dönemlere göre 16 ncı maddenin
üçüncü fıkrasında belirlenen usule göre incelettirilir. İnceleme sonuçlarına
göre hükümlünün iyileştiğinin tespit edilmesi halinde infaz hâkimi, cezanın
konutta çektirilmesine dair kararı kaldırır. Mahkûm, denetimli serbestlik müdürlüğü
ve bulunduğu yer kolluk makamlarınca izlenir. Toplam cezası on yıldan fazla
olan hükümlülerin elektronik cihazların kullanılması suretiyle takibi
zorunludur. Bu fıkrada yazılı yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi hâlinde
cezanın konutunda çektirilmesine dair karar infaz hâkimliğince kaldırılır.
(4) Doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçen ve toplam beş yıl veya daha
az süreli hapis cezasına mahkûm olan ya da adli para cezası infaz sürecinde
hapis cezasına çevrilen hükümlü kadınların cezasının konutunda çektirilmesine
infaz hâkimi tarafından karar verilebilir. Bu fıkra uyarınca talepte
bulunulabilmesi için kadının doğurduğu tarihten itibaren bir yıl altı ay
geçmemiş olması gerekir. Konutta infaza karar verdikten sonra çocuk ölmüş veya
anasından başka birine verilmiş olursa infaz hâkimi konutta infaz uygulamasına
ilişkin kararını kaldırır.
(5) (Değişik:4/6/2025-7550/15 md.) Cezanın özel
infaz usulüne göre çektirilmesine karar verilenler hakkında tabi oldukları
infaz rejimine göre koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbiri
uygulanarak cezanın infazı hükümleri uygulanır.
(6) Cezanın özel infaz usulüne göre çektirilmesi kararı, infaza
başlandıktan sonra da verilebilir.
(7) İnfaz hâkimi talep üzerine,
cezanın özel infaz usulüne göre çektirilmesi sırasında bu usulün uygulanmasına
son verebilir. Özel infaz usulünün gereklerine geçerli bir mazeret olmaksızın
uyulmaması hâlinde ise bu usulün uygulanmasına son verilir ve bu hâlde infaza genel hükümlere göre ceza infaz
kurumlarında devam edilir. Özel infaz
usulüne göre geçirilen süre, infaz aşamasında mahsup edilir. Bu fıkranın
uygulandığı hâllerde 105/A maddesi hükümleri uygulanmaz.
(8) Bu madde hükümlerine göre verilen kararlara itiraz yolu açıktır.
(9) Üçüncü ve dördüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri;
a) Terör suçları ile örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak
suçlarından ya da örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkûm olanlar,
b) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar,
c) Adlî para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilenler,
d) Koşullu salıverilme kararının geri alınması nedeniyle cezası aynen
infaz edilenler,
e) (Ek:4/6/2025-7550/15 md.) 105/A maddesinin altıncı ve yedinci fıkraları uyarınca açık ceza
infaz kurumuna gönderilenler,
hakkında uygulanmaz.
(10) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle
belirlenir.
İKİNCİ
BÖLÜM
Tutuklama
Kararının Yerine Getirilmesi
Tutuklama kararının yerine getirildiği kurumlar

Adli kontrol veya hastanede gözlem altında bulunma hâllerinde yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ya da ilgili kurumdan ayrılma eyleminin firar suçu kapsamında değerlendirilemeyeceği ileri sürülmektedir; bu değerlendirmenin doğrudan mevzuat veya üst mahkeme kararına dayandığı bu konuda tespit edilememiştir.

İzin Dönüşü ve Firar Suçunun İlişkisi

5275 sayılı Kanun'un 97. maddesi, izin alan hükümlüler bakımından özel bir eşik belirlemiştir. Birinci fıkraya göre izinden dönmeyen veya iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönen hükümlüler hakkında TCK m. 292 ve devamı maddeleri uygulanır. İkinci fıkraya göre izin süresini yalnızca iki gün veya daha az geçiren hükümlüler hakkında ceza hükümleri değil disiplin işlemi yapılır. 14/4/2020 tarihli 7242 sayılı Kanun'un 40. maddesiyle eklenen üçüncü fıkra uyarınca izinden dönmeyen veya iki günden fazla geçtikten sonra dönen hükümlüler ile firar eden hükümlülere bir daha özel izin verilmez. Aynı değişiklikle birinci fıkraya eklenen hükme göre salgın hastalık, doğal afet, savaş veya seferberlik nedeniyle izinden dönemeyen ya da geç dönen hükümlülere ceza verilmez; bu istisna yalnızca söz konusu nedenlerin varlığı hâlinde uygulanır.

5275 sayılı CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN m. 97Kaynağı aç
Madde 97- (1) İzinden dönmeyen veya iki günden fazla bir
süre geçtikten sonra dönen hükümlüler hakkında Türk Ceza Kanununun 292 nci ve
izleyen maddelerinde yazılı hükümler uygulanır. (Ek cümle:14/4/2020-7242/40
md.) Salgın hastalık, doğal afet, savaş veya seferberlik durumunda bu
sebeplerden dolayı izinden dönemeyen veya geç dönen hükümlülere ceza verilmez.
(2) İzin süresini iki gün veya daha az bir süre geçiren hükümlüler
hakkında disiplin işlemi yapılır. (Mülga cümle:14/4/2020-7242/40 md.) (…)
(3) (Ek:14/4/2020-7242/40 md.) İzinden dönmeyen veya iki günden
fazla bir süre geçtikten sonra dönen hükümlüler ile firar eden hükümlülere bir
daha özel izin verilmez.
SEKİZİNCİ
BÖLÜM
İnfazla
İlgili Kararlar
Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya
çektirilecek cezanın hesabında duraksama

İzinden dönüşün hastalık veya zorunlu bir nedenle imkânsız hale geldiği durumda hükümlü, izin belgesiyle bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığına başvurur; bu hâlde o yer kurumuna alınır ve durum en seri haberleşme araçlarıyla izne ayrıldığı kuruma bildirilir. Bu usul Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 142. maddesinde düzenlenmiştir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2016/1218, K. 2016/974 sayılı kararında; hükümlünün izinden dönmesi gereken tarihten itibaren iki gün geçmeden tedavi amacıyla hastaneye yatışının yapıldığının tespit edilmesi karşısında firar suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına hükmederek mahkûmiyet kararını kanun yararına bozmuş ve beraat kararı verilmesi gerektiğini belirlemiştir.

Denetimli Serbestlik İhlalinde Firar Suçu

5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrası, denetimli serbestlik kapsamında ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olmayan hükümlüler hakkında TCK m. 292 ve 293'ün uygulanacağını öngörmektedir.

5275 sayılı CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN m. 105/AKaynağı aç
Madde 105/A – (Ek: 5/4/2012-6291/1 md.)
(1) (Değişik:14/4/2020-7242/46 md.)
Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını
sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla, açık ceza infaz
kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunan ve koşullu salıverilmesine bir yıl
veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının
koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri
uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan
değerlendirme raporu dikkate alınarak, hükmün infazına ilişkin işlemleri yapan
Cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu yer infaz hâkimi tarafından karar
verilebilir. (Ek cümle:4/6/2025-7550/13 md.) Hükümlünün bu infaz usulünden yararlanabilmesi
için beş günden az olmamak üzere koşullu salıverilme tarihine kadar ceza infaz
kurumunda geçirmesi gereken sürenin en az onda birini ceza infaz kurumunda
geçirmiş olması gerekir.
(2) (Değişik:14/4/2020-7242/46 md.) Açık ceza infaz kurumuna
ayrılma şartları oluşmasına karşın, iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza
infaz kurumuna ayrılamayan veya bu nedenle kapalı ceza infaz kurumuna geri
gönderilen iyi hâlli hükümlüler, diğer şartları da taşımaları hâlinde, birinci
fıkrada düzenlenen infaz usulünden yararlanabilirler.
(3) Yukarıdaki fıkralarda düzenlenen infaz usulünden;[45]
a) Sıfır-altı yaş grubunda çocuğu bulunan ve koşullu salıverilmesine iki
yıl veya daha az süre kalan kadın hükümlüler,
b) Maruz kaldıkları ağır bir hastalık,
engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyen ve
koşullu salıverilmesine üç yıl veya daha az süre kalan hükümlüler,
diğer şartları da taşımaları hâlinde yararlanabilirler. Ağır hastalık,
engellilik veya kocama hâli, Adlî Tıp Kurumundan alınan veya Adalet
Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca
düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan bir raporla belgelendirilmelidir.
(4) (Değişik: 18/6/2014-6545/80 md.) Adli para cezasının
ödenmemesi nedeniyle, cezası hapse çevrilen hükümlüler yukarıdaki fıkralardaki
infaz usulünden yararlanamazlar.
(5) Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezasının infazına
karar verilen hükümlünün, koşullu salıverilme tarihine kadar;
a) Kamuya yararlı bir işte ücretsiz olarak çalıştırılması,
b) Bir konut veya bölgede denetim ve gözetim altında bulundurulması,
c) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemesi,
d) Belirlenen programlara katılması,
yükümlülüklerinden bir veya birden fazlasına tabi tutulmasına, denetimli
serbestlik müdürlüğünce karar verilir. Hükümlünün risk ve ihtiyaçları dikkate
alınarak yükümlülükleri değiştirilebilir. (Ek cümle: 28/3/2023-7445/25 md.) Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinde yer alan kullanmak
için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya
da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçundan hükümlü olanlar ayrıca
tedavi ve rehabilitasyon programlarına katılma yükümlülüğüne tabi tutulur.
(6) Hükümlünün;[46]
a) Ceza infaz kurumundan ayrıldıktan sonra, talebinde belirttiği
denetimli serbestlik müdürlüğüne beş gün içinde müracaat etmemesi,
b) Hakkında belirlenen yükümlülüklere, denetimli serbestlik müdürlüğünün
hazırladığı denetim ve iyileştirme programına, denetimli serbestlik görevlilerinin
bu kapsamdaki uyarı ve önerileriyle hakkında hazırlanan denetim planına
uymamakta ısrar etmesi,
c) Ceza infaz kurumuna geri dönmek istemesi,
hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine, koşullu
salıverilme tarihine kadar olan cezasının infazı için açık ceza infaz kurumuna
gönderilmesine, denetimli serbestlik müdürlüğünün bulunduğu yer infaz hâkimi
tarafından karar verilir.
(7) (Yeniden Düzenleme:14/4/2020-7242/46
md.) Hükümlü hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan
sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla
hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı kamu davası açılmış olması
hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine infaz hâkimi
tarafından, hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar
verilebilir. Kovuşturma sonucunda beraat, ceza verilmesine yer olmadığı,
davanın reddi veya düşme kararı verilmesi hâlinde, hükümlünün cezasının
infazına denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak devam olunmasına infaz hâkimi
tarafından karar verilir.
(8) Denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etmesi gereken sürenin
bitiminden itibaren iki gün geçmiş olmasına karşın müracaat etmeyenler ile (…)[47]
ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın
Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmayan hükümlüler hakkında, 5237 sayılı Türk
Ceza Kanununun 292 nci ve 293 üncü maddelerinde yazılı hükümler uygulanır.
(9) Yükümlülüklerin gereklerine ve
denetim planına uygun davranan hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında
denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, 107 nci
ve 108 inci maddeler uyarınca işlem yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilir.
(10) Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezaların infazına ilişkin
esas ve usuller yönetmelikle düzenlenir.
Adlî para cezasının infazı

Nitelikli Hâller ve Ceza Artırımları

TCK m. 292, temel firar suçuna ek olarak birçok nitelikli hâl düzenlemiştir. İkinci fıkraya göre suçun cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi hâlinde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Üçüncü fıkraya göre suçun silahlı olarak ya da birden çok tutuklu veya hükümlü tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, birinci ya da ikinci fıkraya göre belirlenecek ceza bir katına kadar artırılır. TCK m. 6/1-f, silah kavramını; ateşli silahlar, patlayıcı maddeler, saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici aletler, fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler ile yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal ve biyolojik maddeler olarak tanımlamıştır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 6Kaynağı aç
Madde 6- (1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;
a) Vatandaş deyiminden; fiili işlediği sırada Türk vatandaşı olan kişi,
b) Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi,
c) Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya
seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak
katılan kişi,
d) Yargı görevi yapan deyiminden; yüksek mahkemeler,
adlî ve idarî mahkemeler üye ve hakimleri ile Cumhuriyet savcısı ve
avukatlar,[2]
e) Gece vakti deyiminden; güneşin
batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam
eden zaman süresi,
f) Silah deyiminden;
1. Ateşli silahlar,
2. Patlayıcı maddeler,
3. Saldırı ve savunmada kullanılmak
üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,
4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve
savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,
5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa
yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler,
g) Basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel
ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar,
h) İtiyadi suçlu deyiminden; kasıtlı bir suçun temel şeklini ya da daha
ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerini bir yıl içinde ve
farklı zamanlarda ikiden fazla işleyen kişi,
i) Suçu meslek edinen kişi deyiminden; kısmen de olsa geçimini suçtan
elde ettiği kazançla sağlamaya alışmış kişi,
j) Örgüt mensubu suçlu deyiminden; bir suç örgütünü kuran, yöneten,
örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç
işleyen kişi,
anlaşılır.
İKİNCİ
BÖLÜM
Kanunun
Uygulama Alanı
Zaman bakımından uygulama

Birden çok kişi tarafından birlikte işlenme nitelikli hâlinin uygulanabilmesi için sanıkların icra hareketlerini müşterek fail olarak birlikte gerçekleştirmeleri ve eylem birlikteliği içinde hareket etmeleri gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/467, K. 2014/89 sayılı ve 24.02.2014 tarihli kararında; sanıklardan birinin ani kararla diğerinin kaçışını görüp ardından kaçtığı somut olayda, aralarında önceden anlaşma ve müşterek icra bulunmadığının anlaşıldığını belirterek TCK m. 292/3'ün uygulanmasını isabetsiz bulmuş ve yerel mahkeme kararını bu gerekçeyle bozmuştur. Karar oy çokluğuyla alınmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/467, K. 2014/89Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2013/467 E.  ,  2014/89 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : İZMİR 1. Çocuk
Günü : 27.04.2011
Sayısı : 439-331
Hükümlünün kaçması suçundan sanık U.. A..'ın 5237 sayılı TCK'nun 292/2, 292/3, 31/3, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 6.000 Lira, sanık A.. K..'nun ise aynı kanunun 292/1, 292/3, 31/3, 293/1, 62, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 660 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin, İzmir 1. Çocuk Mahkemesince verilen 27.04.2011 gün ve 439-331 sayılı hükmün, sanıklar müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 29.11.2012 gün ve 9549-13954 sayı ile, onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 25.02.2013 gün ve 320983 sayı ile;
"…Yerel mahkemenin sanıkların eylemi birlikte gerçekleştirdiklerine ilişkin gerekçesi 'Suça sürüklenen çocukların aynı gün ve aynı anda birlikte cezaevinden firar etmiş olmaları nedeniyle daha önce olayı birlikte planladıkları ve iştirak iradesi ile hareket ettikleri düşünülmüş ve haklarında bu nedenle TCK'nun 292/3. maddesinin tatbiki gerekmiştir' biçiminde bir düşünce açıklaması olup sanıkların savunmalarının aksine buna ilişkin delillerin nelerden ibaret olduğu tam olarak açıklanmamıştır. Ortada sanıkların lehine olan şüpheli bir durum vardır ve bu durumdan sanıklar yararlanmalı, haklarında TCK'nun 292/3. maddesi gereğince cezaları artırılmamalıdır” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 09.04.2013 gün ve 2082-5465 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükümlünün kaçması suçundan mahkumiyet- lerine karar verilen sanıkların eylemi birlikte gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri, buna bağlı olarak sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nun 292/3. maddesinin uygulanmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
31.05.2010 tarihli tutanakta; çocuk eğitimevinde bulunan hükümlü çocukların sosyal ve sportif faaliyetler çerçevesinde 31.05.2010 tarihinde kuruma ait halı sahada maça çıkartılırken hükümlü çocuklardan A.. K.. ve U.. A..'ın şahsi çevikliklerini kullanarak aniden Şirinyer istikametine doğru koşarak firar ettiklerinin belirtildiği,
Sanık A.. K.. savcılıkta; çocuk ıslahevinde hükümlü olarak kaldığını, kardeşi hasta olduğu için kaçtığını, spor sahasından yola çıktığını, U.. A..'ın da Menemen garajına kadar kendisiyle birlikte geldiğini, oradan binip İzmit’e gittiğini, bir daha da Umut ile haberleşmediğini beyan ettiği,
Mahkemede; infaz koruma görevlileri nezaretinde eğitimevinin bahçesindeki halı sahaya top oynamaya giderken aynı yerde hükümlü olan Umut Yaşar'ın birden koşarak eğitim evinin çıkış kapısına doğru gittiğini gördüğünü, peşinden koşarak kapıdan dışarı çıktığını, Umut Yaşar ile kaçma konusunda önceden herhangi bir anlaşmasının olmadığını, onun kaçtığını görünce ondan cesaret alarak birden bire kaçmaya karar verdiğini ifade ettiği,
Sanık U.. A.. mahkemede; olay tarihinde çocuk eğitimevinde hükümlü olarak kalırken koğuşta tam isimlerini hatırlayamadığı kişiler ile kavga ettiğini, bu kişiler ile Ali Turabi’nin de kavga ettiğini, koğuşta kendilerine baskı yapmaya başladıklarını, bu nedenle olay günü halı sahaya maç yapmak için gittiği sırada koşarak eğitimevinin ana giriş kapısından çıktığını, Ali Turabi'nin başlangıçta kendisini yakalamak için kovaladığını, ancak dışarı çıkınca onun da fikir değiştirip kaçtığını belirttiği,
Anlaşılmaktadır.
Hükümlü veya tutuklunun kaçması suçu 5237 sayılı TCK’nun 292. maddesinin 1. fıkrasında; “Tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlenmiş olup, suçun birden fazla kişi ile birlikte işlenmesi hali ise 3. fıkrada; “Bu suçun, silâhlı olarak ya da birden çok tutuklu veya hükümlü tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir katına kadar artırılır” biçiminde hüküm altına alınmıştır.
Madde gerekçesinde suçun birden fazla hükümlü veya tutuklu tarafından birlikte işlenmesi halinden ne anlaşılması gerektiği belirtilmemiştir. Ancak bir suçun birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi, 5237 sayılı TCK’nun 102/3-d maddesinde düzenlenen cinsel saldırı, 109/2-d maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, 149/1-c maddesinde düzenlenen nitelikli yağma vb. suçlarda nitelikli hal olarak düzenlenmiş ve bu maddelerin gerekçelerinde “birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi” halinden ne anlaşılması gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Örneğin TCK’nun 102/3-d maddesinin gerekçesinde; “(d) bendinde, cinsel saldırının birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, bu suçun icra hareketlerinin müşterek fail olarak sorumluluğu gerektirecek şekilde gerçekleştirmesini ifade etmektedir”, aynı kanunun 109/2-d maddesinin gerekçesinde ise; “Suçun icra hareketlerinin birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Yani suçun işlenmesi açısından müşterek faillik durumunun varlığı halinde, bu nitelikli unsur oluşur.” şeklinde tanımlanmıştır.
Anılan fıkraların gerekçeleri göz önünde bulundurulduğunda, TCK’nun 292. maddesinin 3. fıkrasındaki, suçun birden fazla kişi ile birlikte işlenmesi şeklindeki nitelikli halin oluşabilmesi için sanıkların icra hareketlerini müşterek fail olarak birlikte gerçekleştirmeleri ve bir eylem birlikteliği içerisinde hareket etmeleri gerektiği kabul edilmelidir.
Bu bilgiler ışığından uyuşmazlık konusu olay değerlendirildiğinde;
Hükümlülerin sosyal faaliyet çerçevesinde halı sahaya götürüldüğü sırada sanık U.Y.'ın birden koşarak eğitim merkezinin kapısına doğru gittiği, sanık A.T.nin ise diğer sanığın kaçtığını görmesi üzerine ani olarak verdiği bir kararla eğitimevinden kaçtığı olayda, sanıkların icra hareketlerini birlikte gerçekleştirdiklerine ve eylem birlikteliği içerisinde hareket ettiklerine ilişkin dosya içerisinde yeterli delil bulunmadığı anlaşıldığından, sanıkların üzerlerine atılı suçu müşterek fail olarak birlikte gerçekleştirmediklerinin kabulü gerekmektedir.
Bu nedenle, sanıklar hakkında uygulanma şartlarının gerçekleşmediği gözetilmeden 5237 sayılı TCK'nun 292. maddesinin üçüncü fıkrası ile uygulama yapılmasına ilişkin yerel mahkeme kararı ile bu kararı onayan Özel Daire hükmünde isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, itirazın kabulüne, Özel Daire onama karanın kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün sanıklar hakkında şartları bulunmadığı halde 5237 sayılı TCK'nun 292. maddesinin 3. fıkrasının uygulanması suretiyle fazla ceza tayini isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Genel Kurul Üyesi; "itirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 29.11.2012 gün ve 9549-13954 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- İzmir 1. Çocuk Mahkemesinin 27.04.2011 gün ve 439-331 sayılı hükmünün şartları bulunmadığı halde sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nun 292. maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.02.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

TCK m. 292/4 uyarınca firar suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin veya kasten öldürme suçunun gerçekleşmesi ya da eşyaya zarar verilmesi durumunda, ayrıca bu suçlara ilişkin hükümlere göre de ceza verilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/739, K. 2020/307Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2017/739 E.  ,  2020/307 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 220-676
Kaçmaya imkan sağlama suçundan sanık Murat Koyuncu'nun TCK'nın 294/2-5, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Diyarbakır 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.11.2013 tarihli ve 220-676 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesince 30.06.2016 tarih ve 2125-4576 sayı ile;
“Anayasa Mahkemesinin, TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24.11.2015 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilebileceği" açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 23.11.2016 tarih ve 91052 sayı ile;
“…
Sanığın işlediği iddia ve kabul edilen kaçmaya imkan sağlama suçu için aranan kasıt unsurunun gerçekleşmediği ancak görevlerinin gereklerine, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığında ise şüphe bulunmadığı, hükümlünün sanığın bu kusurlu davranışlarından yararlanarak kaçtığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle sanığın eyleminde kasıttan değil ancak TCK'nın 22/3. maddesinde düzenlenen bilinçli taksir hâlinden söz etmek mümkündür. Sanığın hükümlüyü babasının evine bırakırken hükümlünün kaçacağı olasılığını öngörmekle beraber bu neticeyi istememekte olduğu, neticenin meydana gelmeyeceğine yükümlülüklerine aykırı bir şekilde güven duymakta olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle sanığın eyleminin TCK'nın 294/8, 22/3. madde ve fıkralarında düzenlenen bilinçli taksirle hükümlünün kaçmasına neden olma suçuna uyduğu,
Eylemin kabul ve uygulamada olduğu gibi kasıtla gerçekleştiği ve TCK'nın 294/2. maddesinde düzenlenen suça uyduğu düşünülse bile TCK'nın 21/2. maddesi kapsamında, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiilin işlenmesi olarak tanımlanan olası kastla hareket ettiğinin kabul edilmesi ve buna göre uygulama yapılması gerektiği," düşünceleriyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 07.03.2017 tarih ve 2-1132 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme dışı sanık … hakkında hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık Mustafa Koyuncu hakkında kaçmaya imkan sağlama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığa atılı kaçmaya imkan sağlama suçunun kasten mi yoksa taksirle mi işlediğinin ,
2- Sanığın; eylemini kasten gerçekleştirdiğinin kabulü hâlinde olası kast hükmünün; eylemini taksirle gerçekleştirdiğinin kabulü hâlinde ise bilinçli taksir hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından,
Lice K-2 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan inceleme dışı sanık …’ın Siirt Açık Ceza İnfaz Kurumuna nakli için aynı cezaevinde infaz koruma memuru olarak görev yapan sanık …’nun 24.01.2012 tarihinde görevlendirildiği ve saat 08.00’de sanığa refakat etmesi için teslim edildiği,
24.01.2012 tarihli tutanağa göre; inceleme dışı sanığın Siirt Açık Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilmesi için sanık …’in teslim ve tesellüm belgesi ile görevlendirildiği, sanığın aynı gün saat 14.30’da Lice K-2 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünü telefonla arayarak inceleme dışı sanık …’in Diyarbakır İlçe Otogarında yola çıkmak üzereyken firar ettiğini ihbar ettiği,
24.01.2012 tarihinde saat 17.40’da düzenlenen tutanağa göre; Lice Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memuru olarak görev yapan sanık …’nun, Siirt Açık Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmek üzere inceleme dışı sanık … ile birlikte Diyarbakır İlçe Otogarına geldiği, burada Diyarbakır-Siirt Turizm isimli iş yerinin yolcu bekleme salonunda bulundukları sırada inceleme dışı sanığın lavabo ihtiyacı olduğunu belirterek lavaboya giderken birden koşmaya başlayarak uzaklaştığı ve Şehitlik Mahallesi istikametine kaçtığı, sanık …'in konuyla ilgili kendi kurumuna ve Lice Cumhuriyet Başsavcılığına bilgi verdiği, sanıkla birlikte Şehitlik Mahallesi ana yolları ve ara sokakları dahilinde dosya bilgileri formunda belirtilen Şehitlik Mahallesi, 58. Sokak, Çiçek Apt., Kat:4, No:7 sayılı adresle ilgili yapılan araştırmada inceleme dışı sanığın bulunamadığı,
26.01.2012 tarihinde saat 22.45’te düzenlenen tutanağa göre; inceleme dışı sanığa yönelik arama ve yakalama çalışmaları sırasında Aranan Şahıslar Büro Amirliğine ait… numaralı telefonu arayarak ismini vermek istemeyen bir kişinin inceleme dışı sanık …’in, …’te ikamet eden amcası …’ın evinde olduğunun bildirilmesi üzerine bahse konu adrese gidilerek ev sahibi olan … ile görüşüldüğünde, inceleme dışı sanığın öz abisinin oğlu olduğunu, kendisini arayarak Siirt Açık Cezaevine nakil olduğunu, kendisini ve abisi olan Behçet Şaşmaz’ı çağırması üzerine Behçet’le birlikte 24.01.2012 tarihinde, sabah Lice Cezaevine gittiklerini, orada saat 08.00 sıralarında inceleme dışı sanık ve adını bilmedikleri bir gardiyanla beraber arkadaşlarına ait araçla birlikte il merkezine doğru hareket ettiklerini, saat 09.30 sıralarında Diyarbakır merkeze geldiklerini ve burada inceleme dışı sanığın babası olan …’ın …’te bulunan evine geldiklerini, yaklaşık 1 saat sonra gardiyanın yanlarından ayrıldığını ve kendilerinin inceleme dışı sanıkla birlikte 3 saat kadar hep birlikte oturduklarını, daha sonra saat 12.30 sıralarında oradan ayrıldığını, inceleme dışı sanığı da bir daha görmediğini beyan ettiği,
Anlaşılmaktadır.
Tanık … Kollukta; inceleme dışı sanığın kendisinin öz oğlu olduğunu, 24.01.2012 tarihinde Lice’den Diyarbakır'a sevki sırasında kimin aracı ile getirildiğini bilmediğini, bildiği kadarı ile oğlunun yanında ismini bilmediği ve Lice Ceza İnfaz Kurumunda çalışan bir gardiyanın olduğunu, olay günü oğlunun evlerine yaklaşık saat 11.00 sıralarında geldiğini, inceleme dışı sanıkla yaklaşık 2 saat evde birlikte kaldıklarını, oğlunun kendisine evden çıkınca nereye gideceği hakkında herhangi bir bilgi vermediğini, saat 13.00 sıralarında kalkması gerektiğini, gardiyanın beklediğini söyleyerek evden ayrıldığını, oğlu gittikten yaklaşık yarım saat sonra görevli gardiyanın evlerine gelerek oğlunu sorması üzerine kendisi de “Evden sizinle buluşmak için ayrıldı nereye gittiğini bilmiyorum” dediğini, oğlunun eşi olan Sibel Şaşmaz’ın babasının yanında olabileceğini tahmin ettiğini ancak açık adresini bilmediğini ve iletişim bilgilerinin de kendisinde bulunmadığını, oğlu ile cezaevinden kaçtığı günden itibaren herhangi bir iletişiminin olmadığını,
Mahkemede; inceleme dışı sanığın olay tarihinde sabah saat 9.00-10.00 civarlarında eve geldiğini, saat 15:00’e kadar evde oturduğunu, eve ilk geldiğinde yanında kimsenin olmadığını, kendilerine Van Açık Cezaevine gideceğini söylediğini, eşyalarını alıp evden ayrıldığını, daha sonra firar ettiğini öğrendiklerini, inceleme dışı sanığın eve geldiğinde yanında sanık …’in olmadığını, kendisine bir gardiyan eşliğinde geldiğini ve gardiyanın eve gittiğini kendisini de eve bıraktığını söylediğini,
İnceleme dışı sanık … Mahkemede; atılı suçlamayı kabul etmediğini, olay tarihinde Lice Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan Siirt Açık Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmek üzere ayrıldığını, sanık …’in de gardiyan olarak kendisine refakat ettiğini, birlikte Diyarbakır otogarına gittiklerini, otogarda lavaboya gitmek için sanık …’ten izin aldığını ve daha sonra kaçtığını,
İfade etmiştir.
Sanık aşamalarda; Lice Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda İnfaz Koruma memuru olarak görev yaptığını, cezaevinde hükümlü olarak bulunan inceleme dışı sanığın Siirt Açık Cezaevine nakli nedeniyle inceleme dışı sanığa refakat etmek üzere görevlendirildiğini, Lice’den hükümlüyü alarak öğle sıralarında Diyarbakır'a hareket ettiklerini, Diyarbakır otogarına geldiklerini, Siirt'e gitmek için saat 16.30’da otobüsten iki kişilik yer ayırttıklarını, otobüsün kalkmasını beklerken saat 16.15 sıralarında inceleme dışı sanığın lavabo ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine beraber lavaboların olduğu yere doğru ilerlerken inceleme dışı sanığın koşarak firar ettiğini, Açık Ceza İnfaz Kurumuna sevkler sırasında sadece hükümlüye nezaret edildiğini, sevk sırasında silahının olmadığını, hükümlüye açık ceza infaz kurumuna götürülmesi nedeniyle kelepçe de takılmadığını, yönetmelik gereği kendisine sadece nezaret ettiğini, bu nedenle de inceleme dışı sanığı engelleyemediğini, atılı suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Adliyeye Karşı Suçlar” başlıklı ikinci bölümünde, “Kaçmaya İmkan Sağlama” başlığı ile düzenlenen 294. maddesi;
“(1) Gözaltına alınanın veya tutuklunun kaçmasını sağlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Hükümlünün kaçmasını sağlayan kişi, çekilecek olan hapis cezasının süresine göre iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, hükümlünün cezası;
a) Müebbet hapis cezası ise, beş yıldan sekiz yıla,
b) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ise, sekiz yıldan oniki yıla,
Kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçların, cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
(4) Kaçması sağlanan kişi sayısının birden fazla olması halinde, bu sayı göz önünde bulundurularak, verilecek ceza üçte birden bir katına kadar artırılır.
(5) Bu suçların gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişiler tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza, üçte biri oranında artırılır.
(6) Bu suçların üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir.
(7) Bu suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin veya kasten öldürme suçunun gerçekleşmesi ya da eşyaya zarar verilmesi durumunda, ayrıca bu suçlara ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunur.
(8) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün, muhafaza veya nakli ile görevli kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından yararlanarak kaçması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklindedir.
Gözaltına alınanın ve tutuklunun kaçmasını sağlama fiilleri, yargılamanın selametine ilişkin adli yararları; hükümlünün kaçmasını sağlama fiili ise, işlediği suç nedeniyle cezası infaz edilecek olan kişinin cezasını çekmesinde ve böylelikle suçun önlenmesiyle ilgili toplum yararlarını korumayı amaçlamaktadır (Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, s. 8564.).
Bu hükümle failin, usulüne uygun olarak, gözaltına alınan, tutuklanan ya da hakkında mahkûmiyet kararı verilip kesinleşen kimsenin kaçmasını sağlaması, yani kaçırması suç olarak düzenlenmiştir (Zeki Hafızoğulları – Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Millete ve Devlete Karşı Suçlar, 1. Baskı, Ankara 2016, s. 261.). Hapis cezası kesinleşen ve infaz edilmek amacıyla yakalanan kişi, yakalama anından itibaren bu suç açısından hükümlü sıfatını kazanmaktadır. Bu nedenle, cezasının infazı amacıyla yakalanan kişinin yakalandığı yerde veya karakolda iken ya da ceza infaz kurumuna nakledilmesi sırasında kaçmasını sağlama eylemleri de bu suçu oluşturmaktadır (Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, s. 8566.). Aynı maddenin altıncı fıkrasında ise, bu suçların üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından işlenmesi hâlinde bu kişiler hakkında verilecek cezanın üçte biri oranında indirileceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrası, sadece hükümlü veya tutukluları değil ve fakat aynı zamanda gözaltına alınmış kişileri de kapsamı içine almıştır. Suç, aslında, muhafaza ve nakil ile görevli olanın, failin kaçmasını hazırlamasını veya bunu kolaylaştırmasını cezalandırmaktadır. Fıkranın izleyen (1) ilâ (3) numaralı bentlerinde ise, fail hakkında verilecek ceza, kaçması hazırlanan veya kolaylaştırılan kişilerin kaçmış olup, olamamasına göre farklı şekilde düzenlenmektedir. Hükümlünün kaçmasının hazırlanması veya bu hususun kolaylaştırılması söz konusu olduğunda verilecek ceza hükümlüye ait cezaya göre belirlenmektedir. Ancak, iki sınır arasında hâkim, hükümlünün cezasını ve suçunun ağırlığını ve cezanın geri kalan kısmını göz önünde bulundurmak suretiyle verilecek temel cezayı belirleyecektir. Hükümlünün cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis olduğunda verilecek ceza ayrıca gösterilmiştir.
Uyuşmazlık konusuyla ilgili, maddenin son fıkrasında ise, gözaltına alınan veya tutuklu veya hükümlünün kaçması, memurun taksirli fiilinden ileri geldiğinde, faile, bu taksirli hareketinden dolayı verilecek ceza gösterilmektedir. Burada söz konusu olan fiil sadece taksirli bir hareketten ibaret bulunduğundan artık ceza tertibi itibarıyla hükümlü hakkında verilmiş olan cezaların göz önünde bulundurulmasının bir anlam taşımayacağı sonucuna varılmış ve kaçanın fiilinin ağırlığına göre cezanın altı ayla üç yıl arasında hâkim tarafından saptanması uygun sayılmıştır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü için “Kast”, “Taksir”, “Olası kast” ve “Bilinçli taksir” kavramlarının da açıklanması gerekecektir.
5237 sayılı TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi;
"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu hâlde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; “…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kastla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu'nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
Türk Ceza Kanunu'nda taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Kast, olası kast, bilinçli taksir ve taksir arasındaki ilişkiyi kısaca özetlemek gerekirse; gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi hâlinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hâllerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;
Lice K-2 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memuru olarak görev yapan sanık …'nun, aynı cezaevinde hükümlü olarak bulunan inceleme dışı sanık …'ın Siirt Açık Ceza İnfaz Kurumuna yapılacak nakli için refakat etmek üzere görevlendirildiği ve 24.01.2012 tarihinde saat 08.00'de inceleme dışı sanık …'in sanık …'e teslim edildiği, sanık …'in, İdris ile birlikte cezaevinden ayrıldıktan sonra aynı gün saat 14.30'da cezaevi müdürlüğünü telefonla arayarak İdris’in Diyarbakır İlçe Otogarında yola çıkmak üzereyken firar ettiğini ihbar ettiği olayda; sanık …'in savunmasında, otogarda inceleme dışı sanık …'le birlikte otobüsün hareket etmesini beklerken saat 16.15 sıralarında İdris'in lavabo ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine birlikte lavaboların olduğu yere doğru gittiklerini, bu sırada İdris'in yanından koşarak firar ettiğini beyan etmesine rağmen, sanığın cezaevi müdürlüğünü arayarak yaptığı ihbarda inceleme dışı sanık …'in saat 14.30'da kaçtığını belirtmesi ve tanık …'ın oğlu olan İdris'in evine geldiğini ve yaklaşık 2 saat evde birlikte kaldıklarını ifade etmesi karşısında, sanık …'in suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmemiş olup sanık …'in, başka bir cezavine yapılacak nakilde refakat etmesi için kendisine teslim edilen İdris'i, babasının evine bıraktığı hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak burada sanık …'in, inceleme dışı sanık …'in kaçmasına imkan sağlarken, kasıtlı olarak mı yoksa taksirle mi hareket ettiği hususunun tartışılması gerekmektedir. Kaçmaya imkan sağlama suçunun tamamlanabilmesi için, kaçmanın gerçekleşmesi gerekmekte olup suçluya yol gösterme, talimat verme, kılık ve kıyafet değiştirmesini sağlama gibi kaçmanın kolaylıkla gerçekleşmesini olanaklı kılacak hareketleri yapmakla bu suç oluşacaktır. Bu suçun kasıtlı olarak işlenebilmesi için, gözaltına alınanın, tutuklunun veya hükümlünün bilerek ve isteyerek kaçmasının sağlanması gerekmektedir. Ancak, somut olayda sanık …'in, nakli için görevli olduğu İdris'in kaçmasını istediği hususunda kesin bir belirleme yapılamamaktadır. Zira, sanık, kaçmayacağı düşüncesiyle İdris'i babasının evine götürmüş, İdris'in kaçtığını öğrendiği anda da cezaevi müdürlüğünü arayarak durumu bildirmiştir. Bu nedenle "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi de göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçu kasıtlı olarak işlemediği kabul edilmelidir. Ancak İdris'in kaçmasını istemeyen sanık …'in, babasının evine bıraktığı İdris'in buradan kaçabileceğini öngörebilecek durumda olduğu hususunda da herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Dolayısıyla, içinde bulunduğu koşullar ve görevi nedeniyle edindiği tecrübeye göre dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde davranan sanık …'in, neticenin gerçekleşmesini istememesine rağmen bu neticeyi öngörebilecek durumda olduğundan ve durumu hemen cezaevi müdürlüğüne ihbar etmek suretiyle neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalmadığı anlaşıldığından, eyleminin TCK'nın 22/3 ve 294/8. maddelerinde hükmolunan bilinçli taksirle kaçmaya imkân sağlama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Özel Dairenin onamaa kararını kaldırılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmiştir.
Birinci uyuşmazlık bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Lice K-2 Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan inceleme dışı sanık …’ın Siirt Açık Ceza İnfaz Kurumuna nakli için aynı cezaevinde infaz koruma memuru olarak görev yapan sanık …’nun 24.01.2012 tarihinde görevlendirildiği ve saat 08.00’de sanığa refakat etmesi için teslim edildiği, sanığın aynı gün saat 14.30’da Lice K-2 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünü telefonla arayarak inceleme dışı sanık …’in Diyarbakır ilçe garajlarında yola çıkmak üzereyken firar ettiğini, inceleme dışı sanığın otogardayken yanından lavabo ihtiyacı için ayrıldığını ve daha sonra koşarak kaçtığını savunduğu ancak sanığın ihbarında hükümlü olan inceleme dışı sanığın saat 14.30'da firar ettiğini beyan etmesine rağmen savunmasında otobüsün kalkmasını beklerken saat 16.15 sıralarında kaçtığını ifade ettiği, her iki tanığın da beyanlarında inceleme dışı sanığın babası olan tanık Ali’nin evine geldiğini, yanından sanık …’in de olduğunu, daha sonra yanlarından sanığın ayrıldığını beyan ettikleri olayda,
Kaçmaya imkan sağlama suçunun tamamlanabilmesi için, kaçmanın gerçekleşmesi gerekmekte olup suçluya yol göstermek, talimat vermek, kılık ve kıyafet değiştirmesini sağlamak gibi kaçmanın kolaylıkla gerçekleşmesini olanaklı kılacak hareketlerin yapılmasıyla bu suç oluşacağından hükümlü olan inceleme dışı sanığı babasının evine bırakarak oradan ayrılan Ceza ve İnfaz Kurumunda İnfaz Koruma Memuru olan sanık …’in eylemi sonucu inceleme dışı sanık firar etmiş olması, sanığın, kaçma eylemini kolaylaştırmış ve suçun tipine uygun hareketi yapmış olması ve hükümlüyü babasının evine bırakıp oradan ayrılan sanığın hükmün infazına son vermiş olması karşısında, sanığın suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen sonucu kabullenerek olası kastla hareket etmediği fakat suçun unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmek suretiyle kaçmaya imkan sağlama suçunu kasten işlediğinin kabul edilmelisi gerektiğinden, sayın çoğunluğun, eylemin TCK'nın 22/3 ve 294/8. maddelerinde hükmolunan bilinçli taksirle kaçmaya imkan sağlama suçunu oluşturduğuna dair görüşüne katılmıyorum." görüşüyle,
Birinci uyuşmazlık bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri … ve …;
"Dosya kapsamına göre Lice K-2 Kapalı Cezaevi İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan inceleme dışı sanık …'in Siirt Açık Ceza İnfaz Kurumuna nakli için 24.01.2012 tarihinde aynı cezaevinde infaz koruma memuru olarak görev yapan sanık …’nun görevlendirildiği ve saat 08.00’da sanığa refakat etmesi için teslim edildiği, sanığın görevinin gereklerine aykırı şekilde hükümlüyü babasının evine bırakıp bir iki saatliğine ayrıldığı, tekrar gittiğinde inceleme dışı sanığın burada olmadığı ve kaçtığı sabit olup, eylemin sübutu ve gerçekleşme biçimi konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yerel Mahkeme ve Özel Dairece sanığın doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise özetle 'sanığın eylemini doğrudan kastla işlemediği, bilinçli taksirle işlediği, en azından olası kastın söz konusu olduğu' düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Aşağıda açıklanan gerekçelerle eylemin doğrudan kastla işlendiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır. Şöyle ki;
Sanığa yüklenen hükümlünün kaçmasına imkân sağlama suçu TCK'nın 294/2. maddesinde;
'…
(2) Hükümlünün kaçmasını sağlayan kişi, çekilecek olan hapis cezasının süresine göre iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, hükümlünün cezası;
…
(5) Bu suçların gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişiler tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza, üçte biri oranında artırılır.
…
(8) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün, muhafaza veya nakli ile görevli kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından yararlanarak kaçması hâlinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
…' şeklinde düzenlenmiştir.
Bu hükümle failin, hakkında mahkûmiyet kararı verilip kesinleşen kimsenin kaçmasını sağlaması suç olarak düzenlenmiştir. Hapis cezasının kesinleşmesinden sonra kişi hükümlü sıfatını kazanacağı için, sadece infaz kurumunda kaçmasını sağlama hâlinde değil, yakalandıktan sonra ne amaçla olursa olsun nakilleri esnasında kaçmasının sağlanması hâlinde de bu suç oluşacaktır.
TCK'nın 'Kast' başlıklı 21. maddesinde kast 'suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir' şeklinde, olası kast ise 'kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır' biçiminde tanımlanmıştır. Yasadaki açık tanıma göre kastta fail neticesi dahil suçun tüm unsurlarının bilerek ve isteyerek eylemini gerçekleştirmektedir. Doğrudan kastı olası kasttan ayıran en önemli unsur, doğrudan kastta fail eyleminin suçun neticesini gerçekleştireceğini bilmektedir. Öte yandan olası kastta neticenin gerçekleşmesi muhtemel iken, doğrudan kastta muhakkaktır. Yine doğrudan kastta fail neticeyi bilip istediği hâlde, olası kastta neticenin meydana gelmesini kabullenmekte, olursa olsun düşüncesiyle hareket etmekte ve sonucun oluşmasını engelleyici girişimde bulunmamaktadır.
Taksir ise TCK'nın 22/2. Maddesinde, 'Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir' biçiminde tanımlanmıştır. Taksirli suçlarda, hareket iradi ve neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. Ancak fail olumsuz sonucu hiçbir zaman istenmemektedir. Basit taksiri bilinçli taksirde ayıran ölçü ise; basit taksirde netice öngörülebilir olduğu hâlde fail bunu öngörememekte, bilinçli taksirde ise fail neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket etmektedir.
Hükümlünün kaçmasını sağlama suçu kaçmanın gerçekleşmesiyle tamamlanacağı için kaçmanın ne anlama geldiğinin ve ne zaman gerçekleşmiş sayıldığının ortaya konması gerekir. Kaçma fiili, tutuklu veya hükümlünün ceza infaz kurumu ya da tutukevi gibi bulunduğu yerin dışına çıkması veya gözetimi altında bulunduğu görevlinin gözetimi ve kısıtlamasında kurtulmasıyla gerçekleşmiş olur. Tutuklu veya hükümlünün bulunduğu yerin dışına çıkması ya da güvenlik görevlisi ya da infaz görevlisinin egemenliğinde kurtulması hükümlü veya tutuklunun ayrılması şeklinde olabileceği gibi görevlinin bu görevi bırakmasıyla, diğer bir ifadeyle tutuklu veya hükümlü üzerindeki gözetimini ve uygulaması gereken kısıtlamayı kaldırmasıyla da gerçekleşebilir. Somut olayda, sanığın nakline nezaret ettiği hükümlüyü babasının evine bırakıp yanında ayrılmak suretiyle, gözetimi bırakması ve hükümlünün kendi başına hareket edebilir hale gelmesiyle infazdan kurtulmuş olduğu için kaçma gerçekleşmiştir. Sayın çoğunluğun değerlendirmesinin aksine, hükümlünün bırakıldığı babası tanığın evinden ayrılması ile değil daha önce sanığın oraya götürüp gözetim görevini bırakması ve serbest hareket eder hale getirmesiyle kaçma fiili tamamlanmıştır.
TCK'nın 294. maddesinin gerekçesinde; 'Söz konusu suçlar, kaçmaya imkan sağlamakla oluşur. Ancak, suçun tamamlanabilmesi için, kaçmanın gerçekleşmesi gerekir. Örneğin, suçluya yol göstermek, talimat vermek, kılık ve kıyafet değiştirmesini sağlamak gibi kaçmanın kolaylıkla gerçekleşmesini olanaklı kılacak hareketleri yapmakla bu suç oluşur. Aslında bu fiiller, gözaltına alınanın, tutuklunun veya hükümlünün kaçması suçlarına iştirak niteliği taşımaktadır. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, bunların bağımsız suç olarak tanımlanması gereği duyulmuştur.' şeklinde açıklama yer almaktadır. Bu gerekçeye göre her ne kadar bağımsız suç olarak düzenlenmiş ise de; kaçma fiilini gerçekleştiren hükümlü veya tutuklu, kaçmayı sağlayan kişi ise ona sadece yardım ederek kaçma sonucunu kolay elde etmesini sağlamaktadır. Gerekçe de gösterilen örneklere bakılacak olursa kanun koyucu, yol gösterme, kıyafet değiştirmesini sağlama gibi kaçmanın gerçekleştirilmesini kolaylaştıran davranışları dahi bu suçun kapsamına almıştır. Bu durumda somut olayımızda olduğu gibi hükümlüyü bizzat serbest bırakan infaz koruma memurunun kaçmayı kasten sağlamadığını ileri sürmeye imkan yoktur. Aksine bir değerlendirme açıkça kanuna ve kanun koyucunun iradesine aykırıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirilecek olursa;
İnfaz koruma memuru olan sanığın refakat ederek naklini gerçekleştirmekle görevli olduğu hükümlüyü görevinin gereklerine aykırı biçimde götürüp babasının evine bırakıp yanında ayrıldığı, bu eylemiyle hükümlünün egemenliğinden ve cezasının infazının gereği ve sonucu olan kısıtlamalardan kurtulup serbest hareket edebilir hale geldiği, infazın sona erdiği, dolayısıyla yasanın suç saydığı şekilde kaçmanın sağlanmış olduğu, TCK'nın 21.maddesinde kastın, 'suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir' biçiminde tanımlandığı, sanığında gözetim görevini bırakıp hükümlüyü serbestçe hareket edebilir hale getirmek suretiyle bu tanıma uygun biçimde hükümlünün serbest kalması ve cezanın infazının durması şeklinde oraya çıkan sonucu bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği, bu nedenle kaçmayı kasten sağladığının kabulünde zorunluluk bulunduğu, kaçmaya imkan sağlama suçunun gerekçesinde gösterilen örneklere göre yasa koyucunun yol gösterme, kılık ve kıyafet değiştirmesini sağlama veya talimat verme gibi eylemleri dahi bu suçun kapsamına aldığının anlaşılmasına rağmen sanığın gerçekleştirdiği hükümlüyü bizzat serbest bırakma fiilinin doğrudan kastla kaçmayı sağlama olarak kabul edilmemesinin açıkça yasaya aykırı olacağı, bu nedenlerle Özel Dairenin onama kararında bir isabetsizlik bulunmadığı ve itirazın reddi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır." görüşleriyle,
Birinci uyuşmazlık bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın atılı suçu kasten işlediği şeklinde benzer düşüncelerle,
Eylemin taksirle işlendiği kabul edildikten sonra ikinci uyuşmazlıkta yapılan oylamada çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanık hakkında bilinçli taksir hükmünün uygulanamayacağı düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 30.06.2016 tarihli ve 2125-4576 sayılı sanık Mustafa Koyuncu hakkında kaçmaya imkan sağlama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
3- Diyarbakır 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.11.2013 tarihli ve 220-676 sayılı kararının, sanık Mustafa Koyuncu'nun TCK'nın 22/3 ve 294/8. madddeleri uyarınca bilinçli taksirle kaçmaya imkân sağlama suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, birinci uyuşmazlık bakımından 11.06.2020 tarihinde yapılan müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 18.06.2020 tarihinde yapılan yapılan ikinci müzakerede her iki uyuşmazlık bakımından oy çokluğuyla karar verildi.

Kaçmaya İmkân Sağlama Suçu (TCK m. 294)

Üçüncü kişilerin firar suçuna katılımı TCK m. 294'te ayrıca düzenlenmiştir. Birinci fıkraya göre gözaltına alınanın veya tutuklunun kaçmasını sağlayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. İkinci fıkraya göre hükümlünün kaçmasını sağlayan kişi ise çekilecek hapis cezasının süresine göre iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçun oluşabilmesi için kaçmanın fiilen gerçekleşmesi şarttır; suçluya yol göstermek, talimat vermek ya da kılık ve kıyafet değiştirmesini sağlamak gibi kaçmayı kolaylaştıran hareketler bu suçu oluşturabilir. Suçun kasıtlı işlenebilmesi için gözaltına alınanın, tutuklunun veya hükümlünün bilerek ve isteyerek kaçmasının sağlanması gerekmektedir.

Kaçmaya imkân sağlama suçunda çeşitli artırım ve indirim nedenleri öngörülmüştür. Suçun cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi hâlinde verilecek ceza üçte biri oranında artırılır (TCK m. 294/3). Kaçması sağlanan kişi sayısının birden fazla olması hâlinde bu sayı göz önünde bulundurularak üçte birden bir katına kadar artırım yapılır (TCK m. 294/4). Muhafaza veya nakil göreviyle yükümlü kişilerce işlenmesi hâlinde de ayrıca üçte biri oranında artırım öngörülmüştür (TCK m. 294/5). Suçu üstsoy, altsoy, eş veya kardeş işlerse verilecek ceza üçte biri oranında indirilir (TCK m. 294/6).

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 294Kaynağı aç
Madde 294- (1) Gözaltına alınanın veya tutuklunun kaçmasını
sağlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Hükümlünün kaçmasını sağlayan kişi, çekilecek olan hapis cezasının
süresine göre iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak,
hükümlünün cezası;
a) Müebbet hapis cezası ise, beş yıldan sekiz yıla,
b) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ise, sekiz yıldan oniki yıla,
Kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçların, cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi halinde,
verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
(4) Kaçması sağlanan kişi sayısının birden fazla olması halinde, bu sayı
göz önünde bulundurularak, verilecek ceza üçte birden bir katına kadar
artırılır.
(5) Bu suçların gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya
nakli ile görevli kişiler tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza, üçte
biri oranında artırılır.
(6) Bu suçların üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından işlenmesi
halinde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir.
(7) Bu suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi
sebebiyle ağırlaşmış hallerinin veya kasten öldürme suçunun gerçekleşmesi ya da
eşyaya zarar verilmesi durumunda, ayrıca bu suçlara ilişkin hükümlere göre
cezaya hükmolunur.
(8) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün, muhafaza veya nakli ile
görevli kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından yararlanarak
kaçması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Muhafızın görevini kötüye kullanması

TCK m. 294/8, muhafaza veya nakil göreviyle yükümlü kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından yararlanılarak gerçekleştirilen kaçmayı ayrıca düzenlemiş; bu durumda kaçan kişi için değil, söz konusu taksirli fiil nedeniyle görevliye verilecek ceza bakımından altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörmüştür.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/739, K. 2020/307 sayılı ve 18.06.2020 tarihli kararında nakil görevi üstlenen infaz koruma memurunun hükümlüyü babasının evine bırakıp ayrılması ve ardından hükümlünün kaçması üzerine memur hakkında açılan davayı incelemiştir. Kurul oy çokluğuyla; sanığın neticenin gerçekleşmesini istemediğini ancak öngörebilecek durumda olduğunu ve ihbarda bulunmak suretiyle neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalmadığını belirterek eylemi TCK m. 22/3 ve m. 294/8 kapsamında bilinçli taksirle kaçmaya imkân sağlama suçu olarak nitelendirmiş; yerel mahkemenin kasıtlı mahkûmiyet kararını bozmuştur. Kurul Başkanı dahil birden fazla üye ise sanığın kastla hareket ettiği görüşünde karşı oy kullanmıştır.

Olası kast ile bilinçli taksirin ayrımı bu tür davalarda belirleyici olmaktadır. TCK m. 21/2 uyarınca olası kastta fail suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesini muhtemel görüp bunu kabullenerek 'olursa olsun' düşüncesiyle fiili işlemekte ve neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. TCK m. 22/3 kapsamındaki bilinçli taksirde ise fail öngördüğü neticeyi istememekte ve gerçekleşmeyeceğine güvenmektedir; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarıya kadar artırılır. Basit taksirde ise fail öngörülebilir nitelikteki neticeyi hiç öngörmemiştir.

Kaçan kişinin yakalanmasını engelleme biçiminde gerçekleşen eylem ile kaçmasına imkân sağlama biçiminde gerçekleşen eylem farklı suç tiplerini oluşturabilir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi bir kararında yakalanmayı engelleme eyleminin TCK m. 294 kapsamında kaçmaya imkân sağlama değil, TCK m. 283/1 kapsamında suçluyu kayırma suçunu oluşturduğunu belirlemiştir.

Tazyik hapsi veya disiplin hapsi infaz etmekte olan kişinin TCK m. 292 kapsamında 'hükümlü' sayılıp sayılmayacağı Yargıtay daireleri arasında tartışmalıdır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2018/11550, K. 2019/6538 ve E. 2019/17627, K. 2020/9784 sayılı kararlarında tazyik hapsi infazı sırasında açık ceza infaz kurumundan firar edenin TCK m. 292/1 kapsamında mahkûm edilmesinde isabetsizlik görmemiştir; ancak bu kararların her ikisi de oy çokluğuyla alınmıştır. Karşı oy sahipleri, tazyik ya da disiplin hapsi infaz edenlerin 'hükümlü' kavramına dahil edilmesinin kıyas ve genişletici yorum yasağını ihlal edeceği görüşündedir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2010/3330, K. 2012/6872 sayılı kararında hakkında tutuklama ya da kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan kişinin gözaltından kaçmasının TCK m. 292 kapsamında suç olarak tanımlanmadığını oybirliğiyle belirlemiştir. Bu konuda içtihat birliği sağlanmış değildir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2018/11550, K. 2019/6538Kaynağı aç
8. Ceza Dairesi         2018/11550 E.  ,  2019/6538 K.
"İçtihat Metni"
İhbarname No : KYB – 2018/89467
Hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan sanık T.. Ç..'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 292/1. maddesi gereğince 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair ÇANAKKALE 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.07.2017 tarihli ve 2016/537 esas, 2017/437 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;
Benzer bir olaya ilişkin olarak Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 13.06.2017 tarihli ve 2017/9182 esas, 2017/7045 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere,
Hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun oluşabilmesi için, hakkında tutuklama veya kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan kişinin, tutukevinden, ceza infaz kurumundan ya da gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçması gerektiği; somut olayda, sanık hakkında, Bayramiç İcra Ceza Mahkemesince 3 aya kadar tazyik hapsi cezası verildiği ve tazyik hapsi cezasını infaz etmekte olan sanığın infaz kurumundan firar etmesi şeklinde gerçekleşen eylemi nedeni ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 292/1. maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurlarının oluşmayacağı gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 30.10.2018 gün ve 7091 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.11.2018 gün ve KYB/2018-89467 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
3 ay tazyik hapis cezasının infazı sırasında açık ceza infaz kurumundan firar eden sanığın eyleminin, TCK.nın 292/1. maddesinde düzenlenen hükümlünün kaçması suçunu oluşturduğu anlaşılmakla; mahkemece mahkumiyet kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden,
Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen ihbarname içeriği açıklanan nedenle yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, evrakın Adalet Bakanlığı'na gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 09.05.2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi
KARŞI OY GEREKÇESİ
TCK.nun 292. maddesinde firar suçunun oluşabilmesi için sanığın tutuklu veya hükümlü statüsünde olması gerektiği belirtilmiştir. 5275 sayılı Kanunda tazyik hapsi ya da disiplin hapsi olanlar, hükümlü kapsamında değerlendirilmiş ise de bu durum bu kişilerin infazının ne şekilde yapılacağına dair bir düzenlemedir. Kaldı ki bu Kanunda ve diğer kanunlarda hükümlünün tanımı yapılmamıştır.
Tazyik hapsi ya da disiplin hapsi olanlar diğer hükümlülerin işleyebileceği 5275 sayılı Kanunun 97 ve 105/A-8 maddelerinde tanımlanan fiilleri işlemek suretiyle TCK.nun 292. maddesine göre cezalandırılmaları mümkün değildir. 5275 sayılı Kanunun hükümlülere tanıdığı bir çok haktan (izin, koşullu salıverme, açık cezaevine ayırma gibi.) yararlanmaları da mümkün değildir.
Ancak gerek doktrinde gerek uygulamada CMK.nun 223. maddesinden hareketle bir ceza mahkemesince suç olarak düzenlenen bir eylem nedeniyle mahkum olan ve mahkumiyet kararı hükmü kesinleşen kişi hükümlü olarak tanımlana gelmiştir.
Ceza hukukunun temel prensiplerinden birisi kıyas yasağı ve genişletici yorum yasağıdır. TCK.nun 292. maddesinde belirtilen hükümlü kavramına bir suçtan hükümlü olanlar dışında cezaevinde kalması gerekenlerin de dahil edilmesi bu prensiplere aykırılık teşkil edecektir. Kanun koyucu, gözaltına alınanların, özel ceza infaz kurallarına uymayanların ve hatta tutuklanmak üzere haklarında yakalama kararı verilenlerin görevlerinin elinden kaçmasını dahi suç kapsamına almamıştır. Amaçsal yorum yapacak olursak bu kişilerin de evleviyetle bu madde kapsamına alınması düşünülebilir ki, bu kanun koyucunun yerine geçmek ve genişletici yorum yapmak sonucunu doğurur. Kanun koyucu isterse bu hususu maddeye bir cümle ekleyerek düzenlemeye dahil edebilir. Nitekim 5275 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra bu suçun temyiz incelemesinde görevli 4, 9. ve 16. Ceza Daireleri de benzer şekilde bir suç nedeniyle mahkum olanlar dışındakileri bu madde kapsamında değerlendirmemiştir.
Sonuç olarak, sanığın hukuki durumu yani statüsü TCK.nun 292. maddesinde özgü suç olarak tanımlanan suçun faili kapsamında kalmamaktadır. Bu nedenle de bu sanığın eylemi suç kapsamına alınmadığından sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir. 09.05.2019
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2019/17627, K. 2020/9784Kaynağı aç
8. Ceza Dairesi         2019/17627 E.  ,  2020/9784 K.
"İçtihat Metni"
Hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan sanık …'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 292/1, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 3.000,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair DENİZLİ 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/12/2018 tarihli ve 2017/238 esas, 2018/663 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;
Benzer bir olaya ilişkin olarak Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 13/06/2017 tarihli ve 2017/9182 esas, 2017/7045 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun oluşabilmesi için, hakkında tutuklama veya kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan kişinin, tutukevinden, ceza infaz kurumundan ya da gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçması gerektiği; somut olayda, sanık hakkında, Denizli 3. İcra Ceza Mahkemesince 3 aya kadar tazyik hapsi cezası verildiği ve tazyik hapsi cezasını infaz etmekte olan sanığın infaz kurumundan firar etmesi şeklinde gerçekleşen eylemi nedeni ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 292/1. maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurlarının oluşmayacağı gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 05.07.2019 gün ve 8082 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.07.2019 gün ve KYB/2019-75759 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
3 ay tazyik hapis cezasının infazı sırasında açık ceza infaz kurumundan firar eden hükümlünün eyleminin, TCK.nın 292/1. maddesinde düzenlenen hükümlünün kaçması suçunu oluşturduğu anlaşılmakla; mahkemece mahkumiyet kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden,
Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen ihbarname içeriği açıklanan nedenle yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, evrakın Adalet Bakanlığı'na gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 17.02.2020 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
TCK.nun 292. maddesinde firar suçunun oluşabilmesi için sanığın tutuklu veya hükümlü statüsünde olması gerektiği belirtilmiştir. 5275 sayılı Kanunda tazyik hapsi ya da disiplin hapsi olanlar, hükümlü kapsamında değerlendirilmiş ise de bu durum bu kişilerin infazının ne şekilde yapılacağına dair bir düzenlemedir. Kaldı ki bu Kanunda ve diğer kanunlarda hükümlünün tanımı yapılmamıştır.
Tazyik hapsi ya da disiplin hapsi olanlar diğer hükümlülerin işleyebileceği 5275 sayılı Kanunun 97 ve 105/A-8 maddelerinde tanımlanan fiilleri işlemek suretiyle TCK.nun 292. maddesine göre cezalandırılmaları mümkün değildir. 5275 sayılı Kanunun hükümlülere tanıdığı bir çok haktan (izin, koşullu salıverme, açık cezaevine ayırma gibi.) yararlanmaları da mümkün değildir.
Ancak gerek doktrinde gerek uygulamada CMK.nun 223. maddesinden hareketle bir ceza mahkemesince suç olarak düzenlenen bir eylem nedeniyle mahkum olan ve mahkumiyet kararı hükmü kesinleşen kişi hükümlü olarak tanımlana gelmiştir.
Ceza hukukunun temel prensiplerinden birisi kıyas yasağı ve genişletici yorum yasağıdır. TCK.nun 292. maddesinde belirtilen hükümlü kavramına bir suçtan hükümlü olanlar dışında cezaevinde kalması gerekenlerin de dahil edilmesi bu prensiplere aykırılık teşkil edecektir. Kanun koyucu, gözaltına alınanların, özel ceza infaz kurallarına uymayanların ve hatta tutuklanmak üzere haklarında yakalama kararı verilenlerin görevlerinin elinden kaçmasını dahi suç kapsamına almamıştır. Amaçsal yorum yapacak olursak bu kişilerin de evleviyetle bu madde kapsamına alınması düşünülebilir ki, bu kanun koyucunun yerine geçmek ve genişletici yorum yapmak sonucunu doğurur. Kanun koyucu isterse bu hususu maddeye bir cümle ekleyerek düzenlemeye dahil edebilir. Nitekim 5275 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra bu suçun temyiz incelemesinde görevli 4, 9. ve 16. Ceza Daireleri de benzer şekilde bir suç nedeniyle mahkum olanlar dışındakileri bu madde kapsamında değerlendirmemiştir.
Sonuç olarak, sanığın hukuki durumu yani statüsü TCK.nun 292. maddesinde özgü suç olarak tanımlanan suçun faili kapsamında kalmamaktadır. Bu nedenle de bu sanığın eylemi suç kapsamına alınmadığından sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir. 17.02.2020
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2010/3330, K. 2012/6872Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2010/3330 E.  ,  2012/6872 K.FİRARHÜKÜMLÜ VEYA TUTUKLUNUN KAÇMASITÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 298TÜRK CEZA KANUNU (5237) Madde 292
"İçtihat Metni"
Dördüncü Ceza Dairesi
E:         2010/3330
K:         2012/6872
T:         26.03.2012
FİRAR
HÜKÜMLÜ VEYA TUTUKLUNUN KAÇMASI
ÖZET: 5237 SAYILI TCK’NIN 292/1. MADDESİNDE TANIMLANAN SUÇUN OLUŞABİLMESİ İÇİN, MAHKEME KARARI İLE TUTUKLANAN YA DA KESİNLEŞMİŞ BİR MAHKUMİYET KARARINA İSTİNADEN GÖREVLİ VE YETKİLİ KİŞİLERCE YAKALANMIŞ FAİLİN, BU KİŞİLERİN ELİNDEN YA DA GÖZETİMİ ALTINDA BULUNDUĞU YERDEN KAÇMASI GEREKİR. HAKKINDA TUTUKLAMA YA DA KESİNLEŞMİŞ MAHKUMİYET KARARI BULUNMAYAN KİŞİNİN GÖZ­ALTINDAN VEYA GÖZLEM ALTINDAN KAÇMASI, SUÇ OLARAK TANIMLAN­MAMIŞTIR.
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görül­memiştir.
Ancak;
5237 sayılı TCK’nın 292/1. maddesinde tanımlanan suçun oluşabilmesi için, mahkeme kararı ile tutuklanan ya da kesinleşmiş bir mahkumiyet kararına istinaden görevli ve yetkili kişilerce yakalanmış failin, bu kişilerin elinden ya da gözetimi altında bulunduğu yerden kaçması gerekir. Hakkında tutuklama ya da kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmayan kişinin gözaltından veya gözlem altından kaçması, suç olarak tanımlanmamıştır.
Yargılamaya konu somut olayda; E… ilçesinde meydana gelen hayvan hırsızlığı suçunda, suça iştirak olduğu ve A…’da ikamet ettiği düşünülen, açık adresleri ve kimlik bilgileri bilinmeyen bazı kişilerin, Ethem adındaki kişi tarafından teşhis edildikten sonra yakalanarak gözaltına alınması amacıyla E… Jandarmasının, E… Cumhuriyet Savcılığının, A… Cumhuriyet Savcılığına hitaben yazdığı, gösterilen adreslerde arama, elde edilecek delillere el koyma, şüphelilerin gözaltına alınması için gerekli çalışmanın yapılabilmesi amacıyla izin verilmesi ricasını içeren yazı ile A… polisine müracaat ettikleri, henüz alınmış bir arama, yakalama ve gözaltı kararı olmadığı için polisin, jandarma görevlilerini sadece gitmek istedikleri mahalle bıraktığı, jandarma görev­lilerinin, sokakta tesadüfen hayvan hırsızlığı şüphelisi olan sanığı gördükleri, dur ihtarına uymayarak kaçan sonra da tabancayla ateş ederek kurtulmaya çalışan sanığın, 05.04.2007 tarihinde saat 19.00 civarında yaralı şekilde yakalandığı, saat 19.20 civarında da tedavisinin sağlanması için hastaneye yatırıldığı, sanığın, hastane ranzasına bağlı kelepçesinden kurtularak 06.04.2007 tarihinde muhtemelen saat 04.30’da hastaneden kaçtığı dosya kapsamından anlaşılmakla;
Sanık hakkında yakalandığı ve kaçtığı tarih/saat itibariyle tutuklama kararı ya da kesinleşmiş mahkumiyet kararı gibi hukuken kaçmama yüküm­lülüğü yükleyecek hürriyeti kısıtlayıcı bir kararın bulunup bulunmadığı araş­tırılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ile hükümlülük kararı verilmesi,
Yasaya aykırı ve sanık Resul’ün temyiz nedenleri yerinde görüldü­ğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle (HÜKMÜN BOZULMA­SINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp so­nuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 26.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Etkin Pişmanlık

TCK m. 293 firar suçu için etkin pişmanlık hükmü öngörmektedir. Birinci fıkraya göre indirim oranı, kaçtığı günden itibaren teslimin gerçekleştiği güne kadar geçen süre dikkate alınarak cezanın altıda birinden altıda beşine kadar belirlenir. Kaçma süresi altı ayı geçerse indirim uygulanmaz. Yargıtay, indirim oranının bu aralıkta makul ve hakkaniyete uygun düşen bir nispetle belirlenmesi gerektiğini; sabit bir oran uygulamasının bozma nedeni oluşturduğunu kabul etmektedir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 293Kaynağı aç
Madde 293- (1) (…)[112]
tutuklu veya hükümlünün, kaçtıktan sonra etkin pişmanlık göstererek
kendiliğinden teslim olması halinde, kaçtığı günden itibaren teslimin
gerçekleştiği güne kadar geçen süre dikkate alınarak, verilecek cezanın altıda
beşinden altıda birine kadarı indirilir. Ancak, kaçma süresinin altı ayı
geçmesi halinde cezada indirim yapılmaz.
Kaçmaya imkan sağlama

Etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için teslimin kendiliğinden gerçekleşmesi şarttır. Güvenlik önlemleriyle kaçış imkânı fiilen ortadan kaldırıldıktan sonra yapılan teslim bu indirim hükmünün kapsamı dışındadır.

Dava Zamanaşımı

TCK m. 66/1-e uyarınca beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı sekiz yıldır. Zamanaşımı hesabında suçun kanundaki üst ceza sınırı esas alınır; seçimlik cezalı suçlarda hapis cezası dikkate alınır (TCK m. 66/4). Ayrıca dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur (TCK m. 66/3); bu nedenle nitelikli hâllerin söz konusu olduğu davalarda temel ceza sınırına göre hesaplanan süre yeterli olmayabilir. TCK m. 66/2 gereğince on iki yaşını doldurup on beş yaşını doldurmamış kişiler hakkında bu sürenin yarısı, on beş yaşını doldurup on sekiz yaşını doldurmamış kişiler hakkında ise üçte ikisi geçmesiyle kamu davası düşer. Zamanaşımı tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği günden itibaren işlemeye başlar (TCK m. 66/6).

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 66Kaynağı aç
Madde 66- (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında
kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda
yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda
onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını
gerektiren suçlarda sekiz yıl,
geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını
doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup
da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin
geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller
itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun
kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları
gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/8
md.) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece
bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı
süresi yeni baştan işlemeye başlar.
(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs
halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda
kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara
karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından
işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye
başlar.
(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış
müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların
yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.
Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi

Sık Sorulan Sorular

Gözaltındaki kişinin kaçması firar suçunu oluşturur mu?

Bu sorunun yanıtı kişinin o andaki hukuki statüsüne bağlıdır. Hakkında tutuklama ya da kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan kişinin gözaltından kaçması TCK m. 292 kapsamında suç olarak tanımlanmamıştır. Buna karşın yalnızca savunması alınmak amacıyla yakalama kararıyla gözaltına alınan sanığın kolluk görevlilerinin elinden kaçmasının TCK m. 292/1'deki 'gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçma' hâlini oluşturabileceği Yargıtay kararlarında ele alınmıştır. İki yaklaşım arasındaki sınır içtihatta tartışmalı olmaya devam etmektedir.

İzinden geç dönen hükümlüye ceza verilir mi?

5275 sayılı Kanun m. 97 uyarınca izin süresini iki gün veya daha az geçiren hükümlüler hakkında ceza hükümleri uygulanmaz; yalnızca disiplin işlemi yapılır. İzin süresini iki günden fazla aşan ya da hiç dönmeyen hükümlüler bakımından ise TCK m. 292 ve devamı hükümler devreye girer. Hastalık veya zorunlu bir neden varsa hükümlünün izin belgesiyle bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığına başvurması ve o yer kurumuna alınması gerekir. Salgın hastalık, doğal afet, savaş veya seferberlik nedeniyle izinden dönülemeyen hâllerde ise ceza verilmez.

Firar suçunda etkin pişmanlık nasıl uygulanır?

TCK m. 293 gereğince firar suçunda kendiliğinden teslim olan kişiye indirim uygulanabilir. İndirim oranı kaçma ile teslim arasındaki süreye göre cezanın altıda birinden altıda beşine kadar değişir; kaçma süresi altı ayı aşarsa indirim yapılamaz. Teslimin kendiliğinden gerçekleşmesi zorunludur; güvenlik önlemleriyle kaçış imkânı ortadan kaldırıldıktan sonra yapılan teslim bu hükmün kapsamı dışındadır. İndirim oranı, her davada kaçma ile teslim tarihleri arasındaki süre gözetilerek kanunda öngörülen aralıktan hakkaniyete uygun biçimde belirlenir.

Bir kişi hükümlünün kaçmasına yardım ederse ne olur?

TCK m. 294 kapsamında değerlendirilen bu eylem, kaçmanın fiilen gerçekleşmesi hâlinde suç oluşturur. Gözaltındaki ya da tutuklu birinin kaçmasını sağlayan kişiye bir yıldan üç yıla kadar, hükümlünün kaçmasını sağlayan kişiye ise çekilecek hapis cezasının süresine göre iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Suçun cebir ya da tehdit kullanılarak işlenmesi, birden fazla kişinin kaçırılması veya görevli kişi tarafından işlenmesi hâllerinde ceza artırılır; üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından işlenmesi hâlinde ise indirim uygulanır. Yakalanmayı engelleyen eylem ise TCK m. 294 değil TCK m. 283/1 kapsamında suçluyu kayırma suçunu oluşturabilir.

Denetimli serbestlik kapsamındaki hükümlü kuruma dönmezse firar suçu oluşur mu?

Denetimli serbestlik kapsamında ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olmayan hükümlüler hakkında TCK m. 292 ve 293 hükümleri uygulanır (CGTİHK m. 105/A-8). Öte yandan henüz yakalanıp gözetim altına alınmadan, yani ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçmadan gerçekleşen eylemde firar suçunun unsurlarının oluşmadığı Yargıtay kararlarında kabul edilmiştir.

Tazyik hapsi infaz eden kişi firar suçundan cezalandırılır mı?

Bu konu Yargıtay daireleri arasında tartışmalıdır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, tazyik hapsi infazı sırasında açık ceza infaz kurumundan firar edenin TCK m. 292/1 kapsamında mahkûm edilebileceğini oy çokluğuyla kabul etmiştir. Buna karşın karşı oy sahipleri, tazyik ya da disiplin hapsi infaz edenlerin TCK m. 292'deki hükümlü kavramı içine alınmasının genişletici yorum ve kıyas yasağını ihlal edeceğini savunmaktadır. İçtihat birliği henüz sağlanmamış olduğundan bu konuda kesin bir sonuç belirtmek mümkün değildir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu