Türk Ticaret Kanunu Kapsamında Kurucu İntifa Senetleri

by Avukat Erdal Ersoy
Türk Ticaret Kanunu Kapsamında Kurucu İntifa Senetleri

Kurucu intifa senetleri, sahibine pay sahipliği hakları sağlamayan, hisse senetlerinden farklı olarak herhangi bir şirket payını temsil etmeyen ve sahibine sadece malvarlıksal haklar tanıyan kıymetli evrak niteliğindedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 503 üncü maddesi uyarınca intifa senedi sahiplerine pay sahipliği hakları verilemez. İntifa hakkı sahibinin şirkete ortak olup olmaması bu hak üzerinde herhangi bir etki doğurmaz ve pay sahiplerine intifa senedi verilmesi halinde dahi haklar paydan bağımsızlığını korur. Senet ihdası yalnızca hakka tedavül kabiliyeti kazandırırken, intifa hakkı esas sözleşmenin tescili anında kendiliğinden vücut bulur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 503Kaynağı aç
MADDE 503- (1) İntifa senedi sahiplerine pay sahipliği hakları verilemez; ancak, bu kişilere, net kâra, tasfiye sonucunda kalan tutara katılma veya yeni çıkarılacak payları alma hakları tanınabilir. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Borçlanma Senetleriyle Alma ve Değiştirme Hakkını İçeren Menkul Kıymetler A) Genel kurul kararıyla
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/12007, K. 2014/19252Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/12007 E.  ,  2014/19252 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL (KAPATILAN) ANADOLU 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 23/01/2014 NUMARASI : 2013/233-2014/15 Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) Anadolu 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 23/01/2014 tarih ve 2013/233-2014/15 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının 1.224.000 TL tutarındaki kuruluş sermayesinin her biri 6.000 TL değerindeki 204 adet nama yazılı paya ayrıldığını, bu senetlerden bir adedinin de müvekkilince satın alındığını, müvekkili tarafından şifaen elindeki pay senedinin bedelli ve bedelsiz sermaye artırımları sonucunda değerinin tespiti, kaç adet pay senedi yaptığı ve geçmişe dönük ne kadar kar payı getirdiğinin tespiti ile bunların tarafına en yüksek banka faizi ile ödenmesinin talep edildiğini, şirket yetkilileri tarafından kendisine cüzi bir bedel karşılığında senedi alabileceklerinin belirtildiğini, bu talebin müvekkilince kabul edilmediğini ileri sürerek bir adet Altı Bin Türk Lirası değerindeki nama yazılı pay senedinin sermaye artırımları sonucunda değerinin tespiti ile kaç adet pay senedi yaptığı ve bu pay senetlerinin taraflarına verilmesini, davaya konu pay senedinin geçmişe dönük ne kadar kar payı getirdiğinin belirlenmesi ile en yüksek banka faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, 26.04.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile de müvekkilinin bir adet nama yazılı kurucu intifa senedinin de değerinin tespiti ile adına tescilini, bu senedin sermaye artırımları sonucunda değerinin belirlenmesini, kaç adet pay senedi yaptığının tespitini, bu paya senetlerinin taraflarına teslimini, geçmişe yönelik kar paylarının da tahsilini istemiştir. Davalı vekili, dava konusu edilen hususların Ticaret Sicil Memurluğu'ndan öğrenilebileceğini, hukuki yararın bulunmadığım, davacının hiç bir sermaye artırımına iştirak etmediği gibi senet aslı ya da başka bir şekilde müvekkiline herhangi bir başvuru yapmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının, davalı şirkette sadece iç kaynaklardan karşılanan bedelsiz hisse artışları ile 2,07 TL bedelinde hisseye sahip olduğu, bunun bir adet hisse bedeli olarak tespit edilen 6 TL'lik değerin altında kaldığı, davacının sermaye artışlarından hiç birisine iştirak etmediği, davalı şirketin kâr dağıtımı yapmadığı, şirketin incelenen yıllarda çoğunlukla faaliyet sonuçlarının zarar olarak açıklandığı, 0162 numaralı 2 ayrı içeriğe sahip hisse senedi bulunmasına rağmen nama yazılı pay senedi örneği ile kurucu intifa senedi örneğinin aynı sıra numarasını taşımaları nedeniyle, aynı senet mi yoksa iki ayrı senet mi olduğu hakkında net bir tespit yapılamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabûlü ile davacının, davalı şirketten sadece iç kaynaklardan karşılanan bedelsiz hisse artışları ile 2.07 TL hisseye sahip olduğu, bunun da bir adet hisse bedelinin altında bulunduğunun tespitine, davacının kâr payı tespiti, faizi ile birlikte tahsili ve hissenin tesciline ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz etmiştir. 1-) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2-) Davacı, bir adet nama yazılı pay senedi ile bir adet nama yazılı kurucu intifa senedine dayanarak talepte bulunmuş olup mahkemece, aynı sıra numarası taşıyan senetlerin aynı senetler mi yoksa iki ayrı senet mi olduğunun tespit edilemediği gerekçesi ile tek senet yönünden hüküm tesis edilmiştir. Kurucu intifa senetleri, anonim şirketin kurucu ortaklarına verilen intifa senetleridir. Sadece kuruluş ana sözleşmesinde öngörülmüş olmaları durumunda geçerlilik kazanırlar. Yani, sonradan anasözleşme değişikliğine gidilerek "kurucu intifa senedi" tesis edilmesi mümkün değildir. İntifa hakkı, şirketin kuruluş ana sözleşmesinin veya ana sözleşme değişikliğinin tescili ile kendiliğinden oluşur. Senede bağlanması, intifa hakkına sadece tedavül olanağı sağlar, yoksa intifa hakkının kullanılmasına herhangi bir etkisi olmaz. İntifa senedi, sahibine pay sahipliği sıfatı kazandırmaz ve anonim şirkette herhangi bir payı temsil etmez. İntifa senedi sahibinin, şirkete ortak olup olmaması, intifa senedinden doğan haklara etki etmez. Pay sahiplerine verilen intifa senetleri, paydan bağımsız haklar taşır. Buna göre, davalı şirketin tüm defterlerinin incelenerek, davacı ile aynı durumda olanların ortaklık yapılarının belirlenmesi, diğer ortaklar ile davacının durumunun karşılaştırılması, davacının elindeki senetlerin iki ayrı senet olup olmadığının tespit edilmesi ve kar payı isteminin de bu tespitten sonra değerlendirilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, temyiz harcı davalıdan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 08/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kurucu İntifa Senetlerinin İhdası ve Düzenlenme Şekli

6102 sayılı Kanun'un 502 nci maddesinin birinci fıkrasına göre şirket genel kurulu, esas sözleşme uyarınca veya esas sözleşmeyi değiştirerek intifa senetleri çıkarılmasına karar verebilir. Kanun'un 502 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, kurucular için çıkarılanlar da dahil olmak üzere intifa senetleri emre veya hamiline yazılı olarak düzenlenebilir. Ancak kurucu intifa senetlerinin varlık sebebi şirketin kuruluşunda harcanan emeğin ödüllendirilmesi olduğundan, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/12007 Esas ve 2014/19252 Karar sayılı içtihadında da vurgulandığı üzere, bu senetler yalnızca şirketin kuruluş esas sözleşmesinde öngörülmüş olmaları şartıyla geçerlilik kazanır ve sonradan esas sözleşme değişikliği yapılarak yeni bir kurucu intifa senedi ihdas edilemez. Şirketin sermaye artırımı işlemleri sırasında da kurucu intifa senedi çıkarılması hukuken mümkün değildir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 502Kaynağı aç
MADDE 502- (1) Genel kurul, esas sözleşme uyarınca veya esas sözleşmeyi değiştirerek, bedeli kanuna uygun olarak yok edilen payların sahipleri, alacaklılar veya bunlara benzer bir sebeple şirketle ilgili olanlar lehine intifa senetleri çıkarılmasına karar verebilir. Bu senetlere 348 inci madde uygulanır. (2) Kurucular için çıkarılanlar da dâhil olmak üzere, intifa senetleri emre ve hamiline yazılı olabilir. B) Hükümleri

Mali Haklar ve Kâr Payı Tahsisinin Kanuni Sınırları

6102 sayılı Kanun'un 503 üncü maddesi uyarınca intifa senedi sahiplerine net kâra veya tasfiye sonucunda kalan tutara katılma ya da yeni çıkarılacak payları alma hakları tanınabilir. Şirketi kurdukları sırada harcadıkları emeğe karşılık kuruculara bedelsiz pay senedi veya para verilmesi gibi şirket sermayesinin azalması sonucunu doğurabilecek menfaatlerin tanınması kanunen yasaklanmış olup, 6102 sayılı Kanun'un 348 inci maddesinin birinci fıkrasına göre bu yasağa aykırı esas sözleşme hükümleri geçersizdir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 348Kaynağı aç
MADDE 348- (1) Şirketi kurdukları sırada harcadıkları emeğe karşılık olarak kuruculara, para ve bedelsiz pay senedi vermek gibi şirket sermayesinin azalması sonucunu doğurabilecek bir menfaat tanınamaz. Bu hükme aykırı esas sözleşme hükümleri geçersizdir. Ancak, dağıtılabilir kârdan 519 uncu maddenin birinci fıkrasında yazılı yedek akçe ile pay sahipleri için yüzde beş kâr payı ayrıldıktan sonra kalanın en çok onda biri intifa senetleri bağlamında kuruculara ödenir. (2) Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra kurulan anonim şirketler, pay senetlerini halka arz etmeden önce kurucu intifa senetlerini, herhangi bir bedel ödemeden iptal ederler; aksi hâlde intifa senetleri kendiliğinden geçersiz sayılır. (3) Dağıtılabilecek kâr mevcut ise şirket kârın dağıtılmamasını kararlaştırmış olsa bile kurucu intifa sahipleri esas sözleşmede öngörülen kâr paylarını alırlar. X – Kurucular beyanı

Kuruculara intifa senetleri kapsamında kâr payı ödenebilmesi için belirli kanuni sınırlara uyulması zorunludur. 6102 sayılı Kanun'un 348 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince, dağıtılabilir kârdan Kanun'un 519 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen genel kanuni yedek akçe ile pay sahipleri için yüzde beş oranındaki kâr payı ayrılmalıdır. Bu yasal ayrımlar yapıldıktan sonra geriye kalan tutarın en çok onda biri intifa senetleri bağlamında kuruculara dağıtılabilir. Dönem itibarıyla kâr etmediği anlaşılan bir anonim şirketten intifa senedi sahiplerinin kâr payı talep etmesi mümkün değildir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/374, K. 2012/7534Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2011/374 E.  ,  2012/7534 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 31/03/2010 tarih ve 2008/446-2010/144 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin davalı banka tarafından devralınan Pamukbank T.A.Ş.’nin anasözleşmesinin 66. maddesi uyarınca kurucu ortaklara dağıtılabilir kardan % 10’unu vermek üzere çıkartılan intifa senetlerinden 3 adedinin sahibi iken sözkonusu intifa senetlerinin müvekkillerine 14/21’nin mirasen intikal ettiğini, davalının 1998-1999 yılı dahil olmak üzere sözkonusu yıllarda kurucu hisse sahiplerine kâr payı dağıtmayıp, karın ana sermayeye eklenmesine karar verildiğini, bu durumun müvekkillerinin haklarını ihlal ettiğini ileri sürerek 3 adet kurucu intifa senedinin 14/21 hisseye isabet eden 1998 ve 1999 yılı kâr payı, ana para ve faiz alacağı toplamı 17.684,29 TL’nın reeskont faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, geçmişten gelen bir zararın sözkonusu olması nedeniyle kurucu ortaklara kar payı verilmesinin hiçbir dayanağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu dönemler itibariyle kar etmediği anlaşılan bankadan kurucu hisse intifa senedi sahiplerinin kâr payı istemelerinin mümkün olmadığı sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 4,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 10/05/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bununla birlikte, Kanun'un 348 inci maddesinin üçüncü fıkrası kurucu intifa senedi sahiplerine özel bir koruma sağlamaktadır. Şirkette dağıtılabilecek bir kârın mevcut olması şartıyla, genel kurul kârın dağıtılmamasına karar vermiş olsa dahi kurucu intifa senedi sahipleri esas sözleşmede kendileri için öngörülen kâr payını talep etme hakkına sahiptir. Kural olarak kurucu intifa senedi sahiplerine kuruluş sermayesiyle sınırlı olmaksızın kâr payı tahsis edilmesi esas olmakla birlikte, genel kurul kararı ve esas sözleşme değişikliği doğrultusunda dağıtılacak paya belirli bir sermaye tutarı üzerinden üst sınır getirilmesi de hukuken geçerli kabul edilmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/2043, K. 2025/2189Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/2043 E.  ,  2025/2189 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1504 Esas, 2024/33 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI :2020/636 E. 2021/323 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 25.03.2025 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat … ile davalı vekilleri Avukat…, Avukat …, Avukat …. ve Avukat …. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı şirketin borsada işlem gören 1 adet İş Bankası Kurucu ve 20 adet imtiyazlı İş Bankası A.Ş. B grubu (İŞBTR) hissesi sahibi olduğunu, banka esas sözleşmesinde temettü ödemesi ile ilgili yedek akçe ayrıldıktan sonra kuruculara %10 kâr ödenmesi şartının bulunduğunu, fakat bankanın 31.05.1991 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında ödenmiş sermayenin 250.000,00 TL sınırlı olarak ifadesinin maddeye eklediğini ve dağıtılacak kâr payını Atatürk dönemindeki ilk kuruluş sermaye tutarı ile sınırlandırdığını, 2018 ve 2019 yıllarında kâr payının ise hiç ödenmediğini, temettü kısıtlamalarının ilgili kanunlara ve Atatürk'ün vasiyetine aykırı olduğunu, kurucu intifa senetlerinin kurucuların ortaklığı kurdukları sırada gösterdikleri önemli hizmetlere karşılık olarak veya sermaye olarak koydukları malın ya da hakkın gerçek değerinin kuruluş aşamasında tanı olarak ölçülememesi gibi nedenlerle verildiğini, senet sahiplerinin ortaklık kârına katılma hakkı bulunduğunu, kurucu intifa senedi sahiplerine tanınan hakların anonim ortaklık esas sözleşmesinin bir hükmü niteliğinde ve söz konusu senetleri sonradan iktisap eden kişilerin de anonim ortaklık ile senetlerin ilk müktesepleri arasında yapılan sözleşme ile bağlı olduklarını, pay sahibinin anonim ortaklığın kâr elde etmek ve paylaştırmak amacını izlemesi gerekliliğinden doğan hakkının sınırlandırılması veya tümüyle elinden alınmasının mümkün olmadığını, kurucu intifa senedi sahipleri bir sözleşme ile anonim ortaklığın mal varlığına katılanlar durumunda olduğundan, ana sözleşmede aksi açıkça öngörülmediği sürece bu mal varlığına katılmanın ilk esas sermaye tutarı ile sınırlandırılamayacağını, yönetim kurulunun sermayenin arttırılmasına ilişkin kararının imtiyazlı pay sahiplerince toplantıda onanmadıkça uygulanamayacağını, aynı şekilde kurucu intifa sahiplerinin şirkete karşı bir sözleşmenin tarafı olmaları durumunda bu sözleşmenin şirket genel kurulu veya yönetim kurulu tarafından değiştirilemeyeceğini, bankanın %40,12'lik payının İş Bankası Munzam Sandık Vakfı'na ait, %31,79 payının halka açık, %28,09 payının ise Atatürk hisselerine ait olduğunu, Atatürk'ün vasiyeti gereğince hisselerinin Cumhuriyet Halk Partisi tarafından temsil edildiğini, temettü gelirlerinin ise Türk Dil Kurumu (TDK) ve Türk Tarih Kurumu'na (TTK) ait olduğunu, 2012 yılından itibaren TDK ve TTK'nun Atatürk hisselerinden elde ettiği gelirin kamu bankalarındaki hesaplara aktarılmaya başlandığını, Temmuz 2020 itibarıyla TTK'ya aktarılan toplam temettü gelirinin 1.706.032.928,00 TL, 01.04.2020 tarihi itibarıyla TDK'ya aktarılan toplam temettü gelirinin ise 1.980.965.653,00 TL olduğunu, söz konusu bu hisselerin müvekkilinin sahip olduğu hisselerle aynı olduğunu, fakat şahıslara ödenen temettü tutarının bugünün parasıyla yaklaşık olarak 2,00-3,00 TL olduğunu, aynı hisselere farklı şekilde ve tutarda kişi ve kurumlar nezdinde ayrım yapıldığını, müvekkilinin 31.03.2020 tarihinde davalı bankanın genel kurul toplantısına katıldığını, kâr payı ödenmemesi ve eksik ödenmesi hususlarına ilişkin olarak itirazda bulunduğunu, bu itirazlarını toplantı tutanağına şerh ettirdiğini, ancak itirazlarının davalı tarafça dikkate alınmadığını, ayrıca müvekkili tarafından bu hususta davalıya ihtarname gönderildiğini, bu ihtarnamenin de davalı tarafından dikkate alınmadığını, Türkiye İş Bankası A.Ş.'nin 1991 yılından itibaren kurucu hisse paylarına ilişkin kâr payı hakkını şirketin kuruluş sermayesi ile sınırlayan uygulamasının ve zaman zaman şirketin yıllık kârının dağıtılmamasının usul ve yasaya, ayrıca yargı kararlarına ve Atatürk'ün vasiyetine ters düştüğünü ileri sürerek Kanun'a aykırı olan ve yoklukla batıl olan 31.05.1991 yılında alınan temettünün (nakit kâr payı) ilk kuruluş sermayesi olan 250.000,00 TL ile kısıtlı olarak ödenmesi kararının ve sözleşme değişikliğinin iptal edilmesine, alınan karar ve sözleşme değişikliğinin yokluk ve butlanla batıl olduğunun tespitine, 31.03.2020 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan kurucu hisse (İSKUR) sahiplerine temettü dağıtılmaması kararının kanunlara aykırı olması nedeniyle iptal edilmesine, hak edilen temettünün verilmesine, borsada halka açık olan ISKUR ve ISBTR hisseleri üzerindeki nakit kâr payı ödenmesinin, ilk sermaye ile kısıtlı olarak ödeme kararının hem vasiyete hem de Kanun'a aykırılık teşkil etmesi nedeniyle kaldırılmasına ve bilançoda kâr elde edilen yılın mevcut sermayesi ile ödenmesine, 1991 yılından dava tarihine kadar olan söz konusu hisselerin üzerindeki temettülerin bilirkişice tespit edilerek faiziyle ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; Atatürk hisseleri bakımından hiç bir ehliyeti/sıfatı bulunmayan davacının, Atatürk hisselerinin nemalandırılması ve de üstüne üstlük Atatürk'ün mirasına göre gelir elde eden Kurum'lara yapılan ödemelerin tespitine/durumuna ilişkin bulunmuş olduğu taleplerin yersiz olmasından ötürü öncelikle bu talepler yönünden davanın reddi gerektiğini, müvekkili banka nezdinde kurucu intifa senedi sahipliği iddiasında bulunan davacının bu hak sahipliğine ilişkin açıklayıcı/bildirici hiç bir delil ve emareye davayı açarken yer vermediğinden ve ispatlayamadığından bu yönden de davanın ehliyet yönünden reddi gerektiğini, iptali talep edilen müvekkili banka genel kurulunun aldığı 31.03.2020 tarihli kararın iptal talebi yönünden 3 aylık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, davacı tarafından dava tarihinden 30 yıl önce mevzuata uygun olarak alınan genel kurul kararı ile yapılan ana sözleşme değişikliğinin iptalinin/butlanının istenemeyeceğini, davacının, değeri belirli bir kurucu intifa senedi edinmiş olup senedin mevcut durumu dışında zorlama ve dayanaksız yorumlarla hak sahipliği iddiasında bulunamayacağını, müvekkili Bankanın ana sözleşmesi madde 22’de, çıkarılacak hisse senetlerinden en az yüz hisse alanların kurucu sayılacağı ve beher yüz hisse için kendilerine bir adet kurucu hissesi verileceğinin hükme bağlandığını, aynı maddenin ikinci bendi ile de 4 milyon sermaye tutarının kurucu hisse sınırı olarak belirlendiğini, ortaklığı kurdukları sırada harcadıkları emeğe karşılık olarak kuruculara, para ve bedelsiz pay senedi vermek gibi ortaklık sermayesinin azalması sonucunu doğurabilecek bir menfaat tanınamayacağını, bu hükme aykırı ana sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğunu, ancak, dağıtılabilir kârdan kanuni yedek akçe ile pay sahipleri için yüzde beş kâr payı ayrıldıktan sonra kalanın en çok onda biri oranında intifa senetleri bağlamında kuruculara ödeme yapılabileceğini, kurucu intifa senedi sahiplerine sağlanacak menfaatlerin sınırlandırılabilmesinin yeni ve önceki kanunda açıkça korunduğunu, yeni kanun ile anonim şirketlerin pay senetlerini halka arz etmeden önce kurucu intifa senetlerini herhangi bir bedel ödemeden iptal edecekleri, aksi hâlde intifa senetlerinin kendiliğinden geçersiz sayılacağı yönünde düzenlemeye gidilerek yalnızca atıfete göre bir karşılık olmaksızın çıkarılan intifa senetleri ile halka arz etmiş anonim şirketlerin sermaye güvenliğine aykırılığın önüne geçildiğini, davacının tüm sermaye üzerinden haksız bir talepte bulunduğunu, zaten müvekkili Banka tarafından kurucu intifa senetlerinin ilk sermaye ile sınırlı olarak da değil, irade beyanlarının eşleştiği /tamamlandığı koşullardan 250.000 kez daha fazla olarak davacıyı yararlandırdığını, kurucu senetlerine tanınan hakların genel kurul kararıyla ihlal edilemeyeceğini, ancak ana sözleşme ile tanınan hakkın bu ana sözleşme sermayesiyle sınırlı müktesep hak olduğunu, ana sözleşme ile söz konusu haklar için sınırlama getirilebileceğini, Atatürk mülkiyetindeki hisseler de dahil olmak üzere tüm hisselerin gruplarına ve niteliklerine göre eşit işleme tabi tutulduğunu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) tarafından bankaların sermayelerinin korunması tedbirleri kapsamında olduğu kâr payı ödenmesinin yapılmamasına ilişkin 14.11.2018 tarihli ve 12.12.2019 tarihli kararları gereğince 2018 ve 2019 yılı kâr payı ödemesi yapılamadığını, tüm bu nedenlerle davacının Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün hisseleri ve mirasına göre gelir elde eden Kurum'lara ilişkin tüm tespit ve diğer taleplerinin yerinde olmadığını, dava konusu talepler yönünden de davacının hak sahipliğini ve dava ehliyetini/sıfatını ispatlayamadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın 13.11.2020 tarihinde açıldığı, pandemi nedeniyle sürelerin 30.06.2020 tarihine kadar durması/işlememesi dikkate alındığında dahi 31.03.2020 tarihli genel kurul kararlarının iptali talebiyle açılan davanın 3 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmış olduğu anlaşıldığından 31.03.2020 tarihli davalı banka genel kurul kararının iptali talebiyle açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verildiği, davacının diğer talebinin ise davalı bankanın esas sözleşme değişikliği ile 31.05.1991 yılında alınan temettü (nakit kâr payı) ödenmesinin ilk kuruluş sermayesi olan 250.000,00 TL ile kısıtlı olarak ödenmesi kararının mevzuata aykırı olması nedeniyle iptali/ butlanına istemine ilişkin olduğu, davacının iptal/butlan talebine konu ettiği esas sözleşme değişiklik tarihinin 31.05.1991 tarihi olduğu, davanın sözleşme değişiklik tarihinden yaklaşık 30 yıl sonra açıldığı, davacı asilin 15.04.2021 tarihli duruşmadaki beyanında, dava konusu İSKUR ve İSBTR hisselerini bankanın 31.03.2020 tarihli genel kurul toplantısından kısa bir süre önce aldığını belirttiği, davacının 31.03.2020 tarihli genel kurul toplantısından kısa bir süre önce dava konusu hisseleri satın almış olduğu göz önüne alındığında, davacının hisseleri satın almasından 30 yıl kadar önce yapılmış olan esas sözleşme değişikliğinin ilk ana sözleşmeye aykırı olduğunun 30 yıl sonra ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanımı niteliğinde bulunduğu, davacının, hisselerin özelliklerini, üzerinde sermaye kısıtı bulunup bulunmadığını, kâr payı verilip verilmediğini bilerek hisseleri satın aldığı, hisseleri satın aldıktan kısa bir süre sonra bankanın 31.03.2020 tarihli genel kurul toplantısına katılarak hisse üzerindeki sermaye kısıtının kaldırılması ve kâr payı talep etmesi dikkate alındığında davacının satın aldığı hisselerin tüm özelliklerini bildiğinin anlaşıldığı, üzerinde sermaye kısıtı bulunduğu hâlde söz konusu hisseyi satın alan davacının bunun sonuçlarına katlanması gerektiği, hisseleri elde ettiği tarihten 30 yıl önce alınan esas sözleşme değişikliği kararının iptali/butlanına karar verilmesi ve kâr payı talep etmesinin haksız olduğu sonucuna varıldığı, 31.03.2020 tarihli davalı banka genel kurul kararının iptali talebiyle açtığı davanın hak düşürücü süre nedeniyle, 30.05.1991 tarihli davalı banka genel kurul kararlarının butlanı talebiyle açtığı davanın esas yönünden reddine karar verilmesi nedeniyle kendisine sahip olduğu hisseler nedeniyle kâr payı ödenmesi yönündeki talebinin de yerinde olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle 31.03.2020 tarihli davalı banka genel kurul kararının iptali talebiyle açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, 30.05.1991 tarihli davalı banka genel kurul kararlarının butlanı talebiyle açılan davanın esas yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiş, yine İlk Derece Mahkemesinin 05.07.2021 tarihli ek kararı da davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı Banka nezdinde 1 adet kurucu intifa senedi ile B grubu hisse sahibi olduğu, davalı Bankanın ana sözleşmesinin 22. maddesi ile kurucu intifa senedi çıkarılmasının kabul edildiği, kuruluş tarihindeki ana sermayesinin 1.000.000,00 TL olduğu, 31.05.1991 yılında yapılan ana sözleşme değişikliği ile kurucu intifa senetlerine ödenecek kâr payının sınırlandırılmasına karar verildiği, davacının ana sözleşme değişikliği tarihinde kurucu intifa senedi sahibi olmadığı, 2020 yılında yapılan olağan genel kurul toplantısından kısa bir süre önce söz konusu intifa senedini edindiği, kurucu intifa senedinin mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 402/2. maddesinde düzenlendiği, anılan maddede kurucu intifa senedi sahiplerine ödenecek kâr paylarının sınırlandırılmayacağına dair bir düzenleme olmadığı, davacının kurucu hisse senedi sahibi olarak davalı Bankanın sermaye artırımlarına katılmadığı ve kurucu intifa senedini edindiği tarih itibariyle davalı Banka tarafından hak sahiplerine 30 yıldır aynı sermaye miktarı ile sınırlı şekilde kâr payı ödemesi yapıldığı, her ne kadar davacı tarafından kurucu intifa senedi sahipleri ile davalı Banka arasındaki ilişkinin sözleşmeye dayandığı ve davalının tek taraflı olarak sözleşme hükmünü değiştiremeyeceği iddia edilmiş ise de, davalı Bankanın 30 yıldır uyguladığı ana sözleşme değişikliğine karşı ne davacının kurucu intifa senedini devraldığı hak sahibi tarafından ne de istinaf başvurusunda ileri sürdüğü Atatürk'ün hak sahibi olduğu kurucu intifa senetlerine ödenecek kâr payının varisleri olan Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu tarafından açılmış herhangi bir iptal davası olmadığı, davacı tarafından dava dilekçesinde, anılan Kurumlara yapılan kâr payı ödemesinin daha fazla olduğu iddia edilmiş ve davalı Banka tarafından Mahkemece yazılan yazıya cevaben, kurucu intifa senedi sahipleri arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın ana sözleşme değişikliği ile getirilen sermaye sınırlandırmasına göre kâr payı ödemesi yapıldığı bildirilmişken istinaf başvuru dilekçesinde bu kez bu Kurum'lara 250.000,00 TL sermaye miktarı ile sınırlı şekilde kâr payı ödemesi yapılmasının Atatürk'ün vasiyetnamesine, Anayasa'ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne, miras hukukuna, Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunun ileri sürüldüğü, Atatürk'e ait kurucu intifa senetleri ile ilgili hak sahipliğinin davacıya ait olmadığı, davacının ileri sürdüğü istinaf sebeplerinin vasiyetname ile hak sahibi kılınan Kurum'lar tarafından açılacak bir davada ileri sürülebileceği, davalı Bankanın kâr payı ödemesinin 250.000,00 TL ile sınırlandırılmasına yönelik ana sözleşme değişikliğinin batıl olmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığı gibi davacı tarafından davadan kısa bir süre önce edinilen, 30 yıldır aynı şekilde kâr payı ödemesi yapılan ve bu uygulamaya karşı önceki hak sahibi tarafından hiçbir itiraz ileri sürülmeyerek zımni olarak kabul edilen bir ana sözleşme değişikliğinin batıl olduğu iddiasının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıdığı gerekçesiyle davacının gerekçeli karara ve ek karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A.Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, kurucu intifa senetlerine ödenen temettünün ilk kuruluş sermayesiyle sınırlandırılması ve ana sözleşme değişikliğine ilişkin genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti, olmazsa iptali ile nakit kâr payı ödenmesi talebine ilişkindir. B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve özellikle kural olarak, kurucu intifa senedi sahiplerine kuruluş sermayesi ile sınırlı olmamak üzere kâr payı verilmekle birlikte davalı Bankanın 1991 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında dağıtılacak kâr payına sınırlama getirilmiş olmakla bu sınırlama geçerli olup davacının 1991 tarihli genel kurul kararına (sınırlamaya) yönelik temyiz itirazlarının yerinde olmamasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Davacının 31.03.2020 tarihli davalı banka genel kurul toplantısında alınan kararın iptaline ve kurucu intifa senedi karşılığı nakit kâr payı ödenmesi istemine ilişkin Mahkemece verilen karara yönelik temyizine gelince; kurucu intifa senedi sahipleri ile şirket arasında ortaklık ilişkisi bulunmadığından şirketle kurucu intifa senedi sahibi şahıslar arasındaki ilişki, sözleşmesel ilişkidir. Bu nedenle şirket tek taraflı olarak intifa hakkını bertaraf edemez. Bu ancak intifa hakkı sahibinin rızası ile mümkündür. Hak sahibi, bu hakkını zamanaşımı süresi içinde her zaman ileri sürebilir. Bu bağlamda davacının, 31.03.2020 tarihli davalı banka genel kurul toplantısında alınan kararın iptaline yönelik davasının, hak düşürücü süreden reddi doğru değildir. Ancak BDDK tarafından bankaların 2018 ve 2019 yıllarında elde ettikleri kârın dağıtımına izin verilmemiş olduğundan talimata uygun olarak bu yıllar için kâr dağıtımı yapılmadığı ve kurucu intifa senedi sahibinin, senedi devralmış olduğu tarihi kapsayan mali yılı için ancak kâr payı isteyebileceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davacının temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “hak düşürücü süre nedeniyle" ibaresinin çıkartılarak yerine “esastan” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27.03.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının somut uyuşmazlık çerçevesinde usul ve yasaya uygun olması nedeniyle onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki düzelterek onama kararına muhalif kalmaktayım.

Halka Arz, Birleşme ve Bölünme Süreçlerinde Senet Sahiplerinin Hakları

6102 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra kurulan anonim şirketlerde kurucu intifa senetlerinin tasfiyesine ilişkin emredici bir kural getirilmiştir. Kanun'un 348 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Kanun döneminde kurulan anonim şirketler, pay senetlerini halka arz etmeden önce kurucu intifa senetlerini herhangi bir bedel ödemeksizin iptal etmekle yükümlüdür. İptal işleminin yerine getirilmemesi halinde intifa senetleri kanun gereği kendiliğinden geçersiz sayılır.

Şirketin yeniden yapılanma süreçlerinde ise intifa senedi sahiplerinin malvarlıksal menfaatleri korunur. 6102 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, birleşme halinde devralan şirket, devrolunan şirketin intifa senedi sahiplerine eş değerli haklar tanımak veya senetleri birleşme sözleşmesinin yapıldığı tarihteki gerçek değeri üzerinden satın almak mecburiyetindedir. Benzer şekilde kısmi bölünmeye tabi tutulan anonim şirketlerde, hak sahiplerinin bölünen şirkete karşı ileri sürebileceği talepler bölünmeyle yeni kurulan şirkete karşı da ileri sürülebilir. Yeni kurulan şirkette intifa senedi tahsis edilmemesi durumunda doğan zararlar yeni şirketçe tazmin edilmek zorundadır; bölünen şirkette oluşan sermaye eksilmesinin sonradan iç kaynaklarla veya enflasyon düzeltmesiyle tamamlanması intifa sahiplerinin tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/17293, K. 2014/7051Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2012/17293 E.  ,  2014/7051 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 41. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 07/06/2012 NUMARASI : 2011/407-2012/134 Taraflar arasında görülen davada İstanbul 41. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.06.2012 tarih ve 2011/407-2012/134 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 01.04.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılar vekili Av. İ. Y. E. ve davalılardan G.. A… vekili Av. İ.. B.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin F. R.I.ın yasal mirasçıları olduğunu, F.R. I.'ın davalılardan M.. A..'nin kurucu hissedarlarından olup, halihazırda 199 ve 200 numaralı 2 adet kurucu hisse senedi ile 198,15 TL karşılığı nama yazılı hisse senedi sahibi bulunduğunu, davalı M.. A… 24.09.2007 tarihinde Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 19 ve 20. maddeleri uyarınca kısmi bölünme işlemine tabi tutulduğunu, kısmi bölünme suretiyle diğer davalı G.. A..'nin kurulduğunu, kurulan bu şirkete M.. A..'nin mal varlığının belirli unsurlarının ayni sermaye olarak tahsis edildiğini ve bu tahsis karşılığında Genel Yatırım'ın bu tahsise isabet eden sermaye hisselerinin M.. A… ortaklarınca iktisap edildiğini, bölünme işlemi neticesinde sadece F.R. I.ın nama yazılı hisse senedinden kaynaklı olan payına tekabül eden Genel Yatırım'da 42 adet 42,00 TL değerinde ayni sermaye niteliğinde hisse senedi verildiğini, ancak bölünme planında TTK'nın ilgili hükümleri tahtında korunması gereken intifa hakkı sahiplerinin haklarının karşılığının gösterilmediğini, bu nedenle söz konusu bölünme işlemi aslen intifa hakkı sahiplerinin haklarının karşılığı gösterilmediğinden batıl olduğunu, müvekkillerinin kurucu hisse senetlerinden kaynaklanan haklarının korunmadığını ileri sürerek, kısmı bölünme işlemlerinin 25231 sayılı Anonim ve Limited Şirketlerin Kısmi Bölünme İşlemlerinin Usul ve Esaslarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ'in “Pay Sahiplerinin ve Diğer İlgililerin Hakları” başlıklı 8. maddesine aykırı olduğundan butlanına, bunun mümkün görülmemesi halinde müvekkillerinin bölünme ile hak etmiş olmaları gereken değiş/tokuş oranına göre belirlenecek kurucu hisse senedi karşılığına gelecek oranda kurucu hisse senedi tahsisi ile bu karşılık hisselerin müvekkiller adına tesciline veya belirlenecek kurucu hisse senedi karşılığına gelecek oranda kurucu hisse senedinin rayiç değeri üzerinden bedelinin tespiti ile davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davanın kısmi bölünme kararının alındığı genel kurul kararlarının üzerinden TTK'nın 381. maddesinde düzenlenen 3 aylık süre geçtikten sonra açılmış olması nedeniyle zamanaşımına uğradığını, bölünme işleminin kanun, tebliğ ve diğer ilgili mevzuata uygun olarak yapıldığını, butlan veya iptal yaptırımını gerektirecek bir usulsüzlüğün olmadığını, kısmi bölünme işleminin davacıların sahip oldukları kurucu hisse senetlerini etkilemediğini savunarak, davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kurucu intifa senetleri ile ilgili olduğu, kurucu intifa senedi sahipliğinin şirkette ortaklık sıfatı vermediği ve iptal davası açma hakları olmadığı, dava konusu bölünme işleminin genel kurul toplantısında alınan kararla gerçekleştiği, davacıların kurucu hisse senedi sahipliğinden dolayı genel kurul iptali davası açma haklarının olmadığı, iptal davası açma hakları olmayan davacıların bölünmenin butlanının tespiti davası da açamayacakları, kurucu hisse senetlerini çıkarma yetkisinin genel kurula ait olduğu, bu nedenle kurucu hisse senedi tahsisi ve tescili talebinin yerinde olmadığı, bölünen davalı G.. A..'de genel kurul kararı ile davacılara tahsis edilmiş kurucu hisse senedi bulunmadığı ve G.. A..'nin şirket ana sözleşmesinde kurucu intifa payı bulunmadığı, ana sözleşmesinde kurucu intifa payı bulunmadığından genel kurul tarafından intifa senedi çıkartılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile davalı M.. A… yönünden davanın reddinin yerinde olmasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, davacıların murisi olan Feyyaz Rıfat Işıl'ın davalılardan M.. A… nezdindeki kurucu hisse senetlerinin bu şirketin kısmi bölünme işlemine tabi tutulması sonucu kurulan G.. A… nezdindeki karşılığının gösterilmediği, intifa hakkı sahiplerinin haklarının karşılığı gösterilmediğinden bölünme işleminin batıl olduğu iddiasıyla bu işlemin butlanına, bunun mümkün görülmemesi halinde davacıların bölünme ile hak etmiş olmaları gereken değiş/tokuş oranına göre belirlenecek kurucu hisse senedi karşılığına gelecek oranda kurucu hisse senedi tahsisi ile bunların davacılar adına tesciline veya belirlenecek kurucu hisse senedi karşılığına gelecek oranda kurucu hisse senedinin rayiç değeri üzerinden bedelinin tespiti ile tahsili istemlerine ilişkindir. Davacılar, bölünme işlemine tabi tutulan şirkette mevcut kurucu hisse senetlerinin ve bu senetlerin davacılara sağladığı hak ve ayrıcalıkların bu şirketin bölünmesi sonucu kurulan yeni şirkette de devam ettirilerek haklarının korunması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Davacıların kurucu hisse senedi sahibi oldukları davalı M.. A..'nin bilançosunun aktifinde yer alan iştirak hisselerinin G.. A..'ye ayni sermaye olarak konulması suretiyle G.. A..'nin kurulduğu anlaşılmış olup, davalılar bölünme işlemi nedeniyle azalan sermayenin enflasyon düzeltmesi sonucu oluşan sermaye düzeltmesi olumlu farkları ile olağanüstü yedek akçe tutarlarının ilavesiyle tamamlandığını, bu şekilde davacıların hiçbir zararı olmadığını savunmuşlardır. Bölünen şirketin sahip olduğu iştirak paylarının yeni kurulan şirkete sermaye olarak konulması ile her halükarda bölünen şirketin aktifinden çıkan söz konusu iştirak payları kadar sermayesi azalmış olup, sonradan iç kaynaklar ve yapılan enflasyon düzeltmeleri ile azalan sermayenin tamamlanmış olması davacıların kurulan şirkete sermaye olarak konulan iştirak hisseleri üzerinde mevcut haklarını ortadan kaldırmayacağı gibi bu nedenle uğradıkları hak kayıplarını da bertaraf etmez. Davacıların kurucu hisse senetlerine dayalı olarak M.. A..'ye karşı ileri sürebilecekleri haklar, bu şirkete ait varlıkların konulması sonucu kurulan diğer şirkete karşı da ileri sürülebilecektir.Bu durumda, M.. A..'nin bölünmesi ile kurulan G.. A..'de kurucu hisse senedi ihdas edilmemesi sonucu kurucu hisse senedi sahiplerinin bu nedenle uğradığı zararların kurulan yeni şirket olan G.. A… tarafından karşılanması gerekmektedir. Bu itibarla mahkemece davacıların hak sahibi olduğu şirketin bölünmesi suretiyle kurulan G.. A..'nin kurucu hisse senedi ihdas etmemesi nedeniyle davacıların bu şirketten uygun bir tazminat isteyebileceklerinin kabul edilerek, buna göre karar verilmesi gerekirken, davacıların bu yöndeki istemleri üzerinde durulmaması doğru görülmemiş olup, kararın bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalı G.. A..'den alınarak davacılara verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davacılara iadesine, 10.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Hukuki Nitelik, Hak Talepleri ve Zamanaşımı

Kurucu intifa senedi sahipleri ile anonim şirket arasında pay sahipliğinden kaynaklanan bir kurumsal ortaklık bağı bulunmayıp sözleşmesel bir ilişki geçerlidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/2043 Esas ve 2025/2189 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, şirket tek taraflı bir işlemle intifa hakkını ortadan kaldıramaz; hakkın bertaraf edilmesi ancak hak sahibinin açık rızasıyla mümkündür. İlişkinin sözleşmesel niteliği nedeniyle kâr payı veya intifa hakkına dair talepler genel kurul kararlarının iptaline özgü hak düşürücü sürelere tabi olmaksızın ileri sürülebilir. Senedi sonradan devralan kişi geçmiş yılların kâr payını değil, yalnızca iktisap ettiği tarihi kapsayan mali yıl ve sonrasındaki kâr paylarını isteyebilir. Şirketle kurucu intifa senedi sahibi arasındaki kâr payı alacaklarında zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren beş yıldır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/5070, K. 2024/1494Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/5070 E.  ,  2024/1494 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/700 Esas, 2022/816 Karar DAVA TARİHİ : HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/1039 E., 2019/1026 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin murisi annesi …'in, davalı şirket nezdindeki ''İsme Muharrer 5 Hisselik Müessis Hisse Senedi'' adındaki kurucu hisselerden herbiri 5 hisse senedini içeren 4 adedinin sahibi olup 16.11.2014 tarihinde vefat ettiğini, bunun üzerine 20 adet kurucu hissenin tek yasal mirasçısı sıfatıyla müvekkiline intikal ettiğini ve davalı şirket tarafından da müvekkili adına iptalini talep ettikleri genel kurul yapılmadan çok önce kaydedildiğini, davalı şirketin müvekkiline 29.06.2016 tarihli bir yazı göndererek bilirkişi raporu ile tespit olunan bedel üzerinden kurucu hisse senetlerini alabileceklerini ancak davalı şirketin piyasadaki konumu, faaliyet gösterdiği sektörün yapısı ve dinamikleri, objektif ölçütler vs.göz önüne alındığında davalı şirket tarafından kurucu hisselerin satın alınmasına esas teşkil etmek üzere gıyaplarında yapılan Olağanüstü Genel Kurul ve anılan genel kurulda esas alınan yine gıyapta yapıtırılan bilirkişi raporunda şirket kurucu hisseleri hakkında bir toplam değer tespit edilmiş olup, takdir olunan değerin afaki olarak düşük, sembolik ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkilinin davalı şirketçe alınan bilirkişi raporunu incelemek için talep ettiğinde ticari sır mahiyetindeki bir takım bilgileri ihtiva ettiği gerekçesiyle kendisi ile paylaşılmadığını, müvekkilinin bilirkişi raporunda tespit edilen bedelin ödenmesi ve bedel üzerinden hisse devri yapabileceği hususunun davalı şirkete Beşiktaş 18. Noterliğinin 10.08.2016 tarihli 3632 yevmiye numaralı ihtarname gönderildiğini ve fahiş derecede düşük bedel üzerinden davalı şirkete devredildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalı şirketteki kurucu hisse senetlerinin gerçek değerlerinin tespiti ile müvekkiline eksik ödenen meblağın tahsiline, davalı şirketteki kurucu hisse senetlerinin tamamının gerçek toplam değerinin tespitine ve tespit edilen gereçek değer ile devir bedeli arasındaki farkın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin kuruluşu aşamasında 1.000 adet kurucu intifa hisse senedi çıkartıldığını, kurucu intifa hisse senetlerinden 20 adedinin davacıya ait olduğunu, kurucu intifa hisse senetlerini satın alma hakkını kullanmak amacıyla öncelikle özel bir değerleme şirketine kurucu hisselerin değerini tespit ettirdiğini ve bununla da yetinmeyerek İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/28 D. İş sayılı dosyasından kurucu intifa hisselerinin değerini tespit ettirdiğini ve 27.06.2016 tarihli Genel Kurul toplantısında kurucu intifa hisse senetlerinin satın alınmasına karar verildiğini, müvekkili şirketin davacıya gönderdiği 29.06.2016 tarih ve 2088 sayılı yazıyla 20 adet kurucu intifa hisse senedinin 543.320,00 TL brüt bedelle satın alınacağını bildirdiğini ve davacının Beşiktaş 18. Noterliğinin 28.07.2016 tarih ve 3454 yevmiyesine kayıtlı İhtarname ile kurucu intifa hisselerinin değerinin yeniden tespit ettirilmesini talep ettiğini ve daha sonra aynı Noterliğin 10.08.2016 tarih ve 3632 yevmiye numarasına kayıtlı İhtarname ile haklarını saklı tutarak sahibi olduğu kurucu intifa hisse senetlerini satıp devretmeye hazır olduğunu bildirdiğini, davacı ile müvekkili şirketin 27.09.2016 tarihli Anonim Şirket Kurucu Hisse Senedi Devir başlıklı sözleşmeyi imzalayarak hisse senetlerini devir ve teslim ettiğini, davacının kurucu intifa senetlerini devrettiğinden ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 645 ve 649 uncu maddeleri uyarınca senede bağlı haklar devralana geçtiğinden davacının aktif dava ehliyeti olmadığını, davacının müvekkili şirketin satın alma önerisini fiilen kabul ettiğinden, satış sözleşmesi 543.320,00 TL bedelle tamamlanmış olup taraflar edimlerini ifa ettiklerinden davacının ilave bedel talep edebilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacı ile müvekkili şirket arasında kurucu intifa senetlerinin satın alınması hususunda bir uyuşmazlık bulunmadığını, kurucu intifa senetlerinin değer tespitinin objektif ve hukuka uygun olarak yapıldığını ve tespit edilen değerin, hisselerin gerçek değeri olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 27.09.2016 tarihli "Anonim Şirket Kurucu Hisse Senedi Devir" sözleşmesi ile sahibi olduğu 20 adet kurucu intifa hisse senedini davalı şirkete devir ve teslim ettiği ancak bedelin düşük tutulduğundan bahisle işbu davanın açıldığı, bu konuda alınan genel kurul kararının iptali davasının İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/948 E., 2017/450 K. sayılı davasıyla reddedildiği ve kararın istinaf ile temyiz incelemelerinden geçerek kesinleştiği, davanın dayanaksız kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; söz konusu genel kurul kararının iptali davasının somut dava ile doğrudan ilgisi dahi bulunmadığını, somut davadaki taleplerinin kaynağının satış esnasında ve satış tarihinde satışa konu hisselerin gerçek rayiç değerinde satılıp satılmadığı ve rayiç değerin altında ise mahkemece ortaya çıkartılacak aradaki farkın müvekkili tarafından davalıdan talep edilip edilemeyeceği noktaları olduğunu, bu konunun ise genel kurul kararının hisse değeri tespiti ile ilgili kısmının iptali davasını açması ile ilgisi olmadığını, mahkeme tarafından itibar edildiği anlaşılan bilirkişi raporunun davanın çözümüne katkı sağlayacak mahiyette olmayan, eksik incelemeler ve hatalı değerlendirmeler çerçevesinde oluşturulduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, davalı şirketin 27.06.2016 tarihli genel kurul toplantısının 2 numaralı kararının sadece kurucu hisse bedeli değerinin tespiti bakımından iptali talebi ile açılan davanın red edildiği ve kararın kesinleştiği nazara alındığında, kurucu hisse bedelinin belirlendiği genel kurul kararı ayakta ve yürürlükte olup, davalı şirketin, şirket esas sözleşmesi ve genel kurul kararı uyarınca işlem yaptığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 282 nci maddesi uyarınca hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendireceği, mahkemece, bilirkişi raporundaki tespitlerle birlikte diğer deliller de değerlendirilerek ve gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin eksik inceleme ile tanzim edilen bilirkişi raporuna göre karar verildiği yönündeki istinaf nedeninin yerinde olmadığı, ayrıca hükme esas alınan bilirkişi raporunun karar vermek için yeterli olması nedeniyle mahkemece yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmaması veya ek rapor alınmamasının yargılamada eksiklik olarak kabul edilmeyeceği; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebeplerine ek olarak Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, İlk Derece Mahkemesinin davalı şirket aleyhine açılan genel kurul kararının iptali davasının, huzurdaki davanın dayanağını teşkil ettiği şeklindeki gerekçesinin doğru görülmesinin yerinde olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı şirketteki kurucu hisse senetlerinin gerçek değerlerinin tespiti ile eksik ödenen bedelin davalıdan tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Kanun'un 348, 502, 503 üncü maddeleri ve 597 nci maddesinin ikinci fıkrası. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava; davalı şirkette davacının murisine ait kurucu hisse bedelinin düşük belirlendiği ve hisse senetlerinin belirlenen bedelinin çekinceyle kabul edilip gerçek değerinin tespiti ve ödenen tutardan tespit edilecek fazlasının tahsili istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davacının şirket hisse değerini tespitine ilişkin genel kurul kararının iptali amacıyla açtığı davanın reddedilip kesinleştiği, bu nedenle davanın dayanağının kalmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince ise genel kurul kararının iptali davasının reddedilmesi nedeniyle kurucu hisse senedi bedelinin tespitine ilişkin genel kurul kararının ayakta ve yürürlükte olduğu, davalı şirketin bu karara uygun olarak hisseleri devraldığı, İlk Derece Mahkemesinin aldığı bilirkişi raporunda serdedilen görüşlerle bağlı olunmasına rağmen diğer deliller ile birlikte değerlendirerek karar verdiği belirtilerek davacının istinaf istemi esastan reddedilmiştir. Öncelikle belirtilmelidir ki İlk Derece Mahkemesinin davanın reddi gerekçesi sadece genel kurul kararının iptali davasının reddedilmiş olmasıdır. Bilirkişi raporu alınmış olmasına rağmen İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinde rapor redde gerekçe gösterilmemiştir. Ayrıca; davacı tarafından açılan genel kurul iptali davasında mahkemece davacının pay sahibi olmadığı gerekçesiyle aktif husumet yokluğundan ret kararı verilmiş, işin esası hakkında bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesinin esastan ret kararı verdiği İlk Derece Mahkemesi kararında davacının delil eksikliği yönündeki maddi vakıa değerlendirilmemiş, genel kurulun ayakta ve yürürlükte olduğundan hareketle bu kararın davacıyı da bağlayacağı sonucuna varılarak dava reddedilmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) karar intifa senetlerinin değerinin tespiti konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Pay senetlerinin devrinin sınırlandırılmasına ilişkin TTK 491 ve 492 maddelerindeki hükümler ise nama yazılı paylara ilişkin olup somut olayda bu hükümlerin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Ancak Kurucu intifa senetleri, sahiplerine ana sözleşmede öngörülen belirli konulara bağlı kâr payı bahşeden senetlerden olması itibarıyla devir değerinin belirlenmesinde herhangi bir kriter bulunmamaktadır. Ancak şirket birleşmesine ilişkin TTK’nın 140/5 inci maddesindeki intifa senedi sahiplerine birleşme sözleşmesinin yapıldığı tarihteki gerçek pay değerinden devralınması yönündeki düzenleme emsal alınarak genel kurul kararının iptali isteminin reddinin kesinleştiği tarih itibarıyla davacının alacağı müeccel olduğu kabul edilerek, bu tarih itibarıyla kurucu hisselerin gerçek değerinin mahkemece belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; davacının müdahale hakkı bulunmayan genel kurulda belirlenen tutar üzerinden yapılan hesaplama sonucu belirlenen bedeli davacının tahsil ettiği gerekçesiyle davanın reddi doğru olmayıp kararın bu nedenle bozulması gerekmektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/14459, K. 2014/3809Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2013/14459 E.  ,  2014/3809 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/04/2013 tarih ve 2011/527-2013/70 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkillerinin…ın yasal mirasçıları olduğunu, merhum …'ın davalı şirketin kurucu hissedarlarından olup 199 ve 200 numaralı 2 adet kurucu hisse senedi ile 198,15 TL karşılığı nama yazılı hisse senedi sahibi olduğunu, müvekkillerinin herhangi bir genel kurul toplantısına davet edilmediği gibi, kendilerine herhangi bir kâr payı ödemesi de yapılmadığını, müvekkilleri tarafından açılan kâr payı talepli davaların müvekkilleri lehine sonuçlandığını, ancak davalı şirketin her seferinde müvekkillerinin taleplerini dava yolu ile yerine getirmeyi tercih ettiğini, müvekkillerinin kurucu hisse senetlerinden ve nama yazılı hisse senetlerinden kaynaklı temettü alacağının ödenmesi için … 7. Noterliği'nden 13.06.2011 tarihli ve 20390 yevmiyeli ihtarnamesinin keşide edildiğini, ancak sözlü olarak konunun yönetim seviyesinde görüşüldüğü belirtilmesine rağmen bu güne kadar bir sonuç alınamadığını, sadece mali tabloların taraflarına ulaştırıldığını, bu mali tablolardaki bilgiler esas alınarak kendileri tarafından yapılan hesaplamalara göre, müvekkillerinin 2002-2010 yılları arası hak etmiş oldukları kurucu hisse senedinden ve nama yazılı hisse senedinden kaynaklı kâr payı alacaklarının işlemiş faiz hariç 197.000 TL olduğunu ileri sürerek, fazlaya dair haklar saklı tutularak davalı şirket nezdindeki 2 adet kurucu hisse senedi ile 198,15 TL karşılığı nama yazılı hisse senedinden kaynaklanan 2002-2010 yılları arasında varisler adına tahakkuk etmiş olan temettü ve kâr paylarının tespitine, şimdilik 197.000 TL'nin tahakkuk tarihlerinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi oranına göre hesaplanacak faizi ile birlikte müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı talep haklarının BK 126/4 maddesine göre 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, davacıların murisi Feyyaz R.Işıl'ın 15.03.1956 tarihinde düzenlenen 199 ve 200 no'lu kurucu hisse senetlerinin maliki ve 198,15 TL karşılığı nama yazılı hisse senedi sahibi olduğunu, davacıların murisine şirket ana sözleşmesinin 40. maddesi ve TTK'nın 368. maddesi hükümleri uyarınca şirkette kayıtlı adresine her genel kurul öncesinde yazılı bildirimde bulunulduğunu, kurucu intifa senedi sahiplerinin kârdan istifade haklarının ilk sermaye miktarı ile sınırlı olduğunu, kurucu hisse senedinin, kurucular kurulu kararı ile bir defaya mahsus çıkarılmış olup bedelinin sabit olduğunu, bedelli veya bedelsiz sermaye artırımları ile miktarının değişmeyeceğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27.12.1976 tarihli, 4169/5656 sayılı kararının bu yönde olduğunu, yerleşik Yargıtay uygulaması doğrultusunda davacının kâr payı talebinin haksız ve mevzuata aykırı olduğunu, dava dilekçesinden 2002-2010 yılları arasında tahakkuk etmiş olan temettü ve kâr payları olarak 197.000 TL'nin nasıl hesaplandığının anlaşılamadığını bildirerek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, bir şirket akdine dayanan ortaklar arasında veya şirketle ortaklar arasındaki davalar 5 yıllık zaman aşımına tabi olup, davacıların şirket ortağının mirasçıları olduğu, somut olaydaki davanın ise, şirket ortağının mirasçıları ile şirket arasında olduğu, bu nedenle 5 yıllık zaman aşımının söz konusu olacağı, zaman aşımı süresinin ise BK 128 madde (eski), BK 149 madde (yeni) maddesi gereğince alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlayacağından, kar payı alacağı da genel kurul kararı ile muaccel hale geleceğinden, en son 2010 yılı için 31/03/2011 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında temettü dağıtılmasına karar verildiği, talebin 2002-2010 yılları arasında tahakkuk eden kar payına ilişkin olduğu, dava tarihinin ise 13/10/2011 tarihi olup, dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık süreden öncesine ait (13/10/2006) tarihinden öncesi muaccel hale gelen kar payı (temettü) alacakları için zaman aşımı süresinin dolduğu, davacıların miras bırakanı …'ın 13/11/1988 tarihinde vefat ettiği, davacıların mirasçı olduğu ve davanın tüm mirasçılar tarafından birlikte açıldığı, davacıların murisi …'ın, davalı şirket nezdinde 199 ve 200 no'lu kurucu hisse senetleri sahibi ile nama yazılı hisse senedi sahibi olduğu, şirketin ana sözleşmesinin 53. maddesinde kar payının nasıl ve ne şekilde dağıtılacağının kararlaştırıldığı, davalı şirketin eski ünvanının … Genel Sigorta A.Ş. olduğu, davacılara kar paylarının ödenmediği ve bu kar payları hakkının tahakkuklarından dolayı davacı mirasçıların davalı şirketten alacaklı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 197.000 TL'nin, dava tarihi olan 13/10/2011 tarihinden itibaren işleyecek değişken oranlardaki yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak, payları oranında davacılara ödenmesine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 10,093,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 28/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kurucu intifa senedi sahibine genel kurula katılma ve oy hakkı verir mi?

Hayır, 6102 sayılı Kanun'un 503 üncü maddesi uyarınca intifa senedi sahiplerine pay sahipliği hakları verilemez; bu senetler yalnızca kâra katılma, tasfiye bakiyesinden pay alma veya yeni pay alma gibi malvarlıksal haklar sağlar.

Genel kurul kâr dağıtmama kararı alırsa kurucu intifa senedi sahibi kâr payı alabilir mi?

Evet, Kanun'un 348 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca şirkette dağıtılabilecek kâr mevcut olduğu takdirde, genel kurul kârın dağıtılmamasını kararlaştırmış olsa dahi kurucu intifa senedi sahipleri esas sözleşmede öngörülen kâr paylarını alırlar.

Şirket payları halka arz edilirken kurucu intifa senetlerine ne olur?

6102 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra kurulan anonim şirketler, pay senetlerini halka arz etmeden önce kurucu intifa senetlerini bedelsiz olarak iptal etmek zorundadır; aksi takdirde senetler kanun gereği kendiliğinden geçersiz kalır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu