Özel belgede sahtecilik suçu; yazılı ve hukuki değer taşıyan özel bir belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahteliği bilinen bir özel belgenin bilerek kullanılmasıyla oluşur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesinde yaptırıma bağlanan bu suç, kasten işlenebilen genel nitelikli bir suç olup fail bakımından herhangi bir sıfat aranmaz; suçu herkes işleyebilir. Kanuni düzenleme uyarınca fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 207Kaynağı aç
gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan
kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de
yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
Özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2017/11052, K. 2019/11652Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, başkasına ait banka kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama, özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : 1- TCK'nın 245/1, 43/1, 62, 52/2 ve 53/1-2-3. maddeleri gereğince mahkumiyet
2- TCK'nın 207/1, 62 ve 53/1-2-3. maddeleri gereğince mahkumiyet
3- TCK'nın 155/2, 62, 52/2 ve 53/1-2-3. maddeleri gereğince mahkumiyet
Sanığın, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, başkasına ait banka kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama ve özel belgede sahtecilik suçlarından mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın, PTT kargo bölümünde koli-kargo ve diğer gönderilerin kabulü, işlenmesi, sevki ve dağıtım işini üstlenen … Tur. Sey. Oto İnş. ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti’de APS dağıtıcısı olarak çalıştığı sırada, alıcılara teslim edilmesi için kendisine tevdi edilen zarflardan elde ettiği ve …’a ait bankamatik kartı ile …'a ait öğrenci kimliğini alıcılara teslim etmeyerek uhdesinde tuttuğu ve …'a ait bankamatik kartını alıcıya teslim etmediği halde, kurye dağıtım-teslim listesine … tarafından teslim alınmış gibi sahte imza attığı, ayrıca katılan …'un, kendisine ait olup, işyeri ile ilgili ödeme yapması için akrabası olan tanık …’a teslim ettiği kredi kartını, tanık …’ın da ödeme yapıp iade etmesi için şifresiyle birlikte sanığa verdiği, daha sonra ise kartı sanıktan geri almayı unuttuğu, sanığın kendisine tevdi edilen kredi kartını katılanın bilgisi ve rızası dışında kullanarak, aynı gün içinde, değişik saatlerde 6 farklı alışveriş ve nakit çekim işleminde kullanmak suretiyle 2.400 TL menfaat temin ettiği, bu şekilde atılı suçları işlediği iddia edilen olayda;
1- Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
5271 sayılı CMK'nın 253/3. maddesi gereğince hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun uzlaşmaya tabi olmayan özel belgede sahtecilik suçu ile birlikte işlenmesi nedeniyle, uzlaşma kapsamında olmayacağı belirlenerek yapılan incelemede;
PTT kargo bölümünde kurye olarak görev yapan sanığın, görevi gereği alıcılara teslim etmesi için kendisine tevdi edilen ve içerisinde kredi kartı ile öğrenci kimliği bulunan zarfları ilgililere teslim etmeyerek uhdesinde tutması şeklindeki eyleminin TCK’nın 155/2. maddesinde düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu; katılan … ’e ait kredi kartını katılanın bilgisi ve rızası dışında aynı gün içinde, değişik saatlerde 6 farklı alışveriş ve nakit çekim işleminde kullanması şeklindeki eyleminin ise aynı kanunun 245/1 ve 43/1. maddelerinde düzenlenen zincirleme şekilde banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu oluşturduğuna yönelik kabul ve uygulamada bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanık müdafiinin bir nedene dayanmayan temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
2- Özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Sanığın, suça konu teslim listesindeki imzanın kendisine ait olmadığını, işten ayrılmasından sonra diğer kurye … tarafından evrağın teslim edilmiş gibi imzalandığını savunması karşısında; öncelikle savunmada belirtilen kişinin duruşmaya çağırılarak tanık sıfatıyla dinlenmesi, suça konu teslim listesindeki imzanın kendisine ait olmadığının sorulması, kendisine ait olmadığını beyan etmesi halinde sanık ve tanığın imza örnekleriyle birlikte suça konu belgede yer alan yazı ve imzanın kimin eli ürünü olduğunun tespiti yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılması, sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdir ve tayininin hakime ait olduğu da dikkate alınarak, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının tespiti amacıyla, söz konusu kurye dağıtım/teslim belgesi aslının duruşmaya getirtilerek hakim tarafından incelenip, özellikleri zapta geçirilerek, aldatma kabiliyeti bulunup bulunmadığının tespit edilmesinden sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/97, K. 2022/155Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Sanıklar … ve … hakkında resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanıkların TCK’nın 207/1 ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin … (Kapatılan) 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.12.2012 tarihli ve 251-403 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 21. Ceza Dairesince 09.06.2016 tarih ve 8291-5129 sayı ile;
"…Sanıkların 'sahte protokol düzenlemek' suretiyle özel belgede sahtecilik suçunu, bu belgeyi kullanarak 'mahkemeden içeriği itibariyle sahte olan ödemeden men kararı' alıp bunu bankaya ibraz ederek kullanmak suretiyle de, 'resmi belgede sahtecilik' suçunu işledikleri; özel belgede sahtecilik ve resmi belgede sahtecilik suçlarının 'zincirleme suç' hükümlerinin uygulanması açısından aynı suç sayılacağı ve bu nedenle sanıklar hakkında TCK'nın 204/1, 43/1. maddeleri uyarınca ceza tayini gerekeceği; belirtilen eylemlerin iddianame metninde açıkça anlatılmış ancak sevk maddesinde gösterilmemiş olması nedeniyle 'ek savunma' verilerek uygulama yapılabileceği düşünülmeden, yazılı şekilde TCK'nın 207. maddesi uyarınca özel belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması suretiyle eksik ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, sanıkların TCK’nın 204/1, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin … Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.11.2017 tarihli ve 374-371 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 05.11.2020 tarih ve 3456-6555 sayı ile;
"Fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden sanıkların 26.02.2011 tarihli çek teslim protokolünü sahte olarak düzenleyip kullanarak mahkemeden içeriği itibarıyla sahte ödemeden men kararı aldıkları iddiasıyla açılan kamu davasında; özel belge niteliğinde olan suça konu çek teslim protokolüne yönelik tahrifat yapıldığına veya bir başkası yerine o kişinin bilgisi ve rızası dışında imza atıldığına ilişkin herhangi bir iddianın bulunmaması, sahteciliğin özel belgenin içeriğine ilişkin olması nedeniyle, bu belge yönünden TCK’nin 207. Maddesinde düzenlenen 'özel belgede sahtecilik' suçunun oluşmayacağı; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/1 ve Anayasa’nın 36. maddelerinde açıklanan 'hak arama özgürlüğü' kapsamında mahkemeye müracaat eden kişinin beyanında geçen veya dilekçesinde belirtilen iddianın araştırılması, bu iddianın, uyuşmazlığın ve yargılamanın niteliğine göre, maddi veya şekli gerçeğe uygun olup olmadığının denetlenmesi konusunda görevli ve yetkili olan mahkemenin, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesine ilişkin takdir hakkının bulunduğu dikkate alındığında; sanık … tarafından çek iptali davası açılması üzerine … 2. Asliye Ticaret Mahkemesince dosya üzerinden yapılan değerlendirmede uyuşmazlığa konu çekler hakkında ödemeden men yasağı kararı verilmesinden ibaret olayda, sanıkların resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturabilecek şekilde TCK’nin 204/1. maddesinde sayılan hareketlerinin ya da bu hareketlere yönelik kasıtlarının bulunmadığının anlaşılması karşısında, ödemeden men kararı yönünden 'resmi belgede sahtecilik' suçunun oluşmayacağı gözetilmeden, sanıklara yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle, beraat kararı verilmesi gerekirken, isabetsiz gerekçe ile sanıklar hakkında mahkumiyet hükümleri kurulması…" isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş,
Daire Başkanı …"… Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinde sanık … ve … hakkında açılan kamu davası ile yapılan yargılama sonucunda mahkemenin sanıklar hakkında, özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün, Yargıtay 21. Ceza Dairesinin temyiz incelemesinde sanıkların üzerine atılı eylemlerine göre resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması gerektiğine dair bozma ilamından sonra … Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesince resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmünün Dairemizce yapılan temyiz incelemesinde Yüksek 11. Ceza Dairemiz çoğunluğunun … Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinin resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet kararına ilişkin bozma ilamında; 'şüphelilerin gerçekte zayi olmayan çeklerin zayi olmuş gibi … 2. Asliye Ticaret Mahkemesinden 'Ödemekten Men' kararı alması şeklinde kabul edilen eyleminin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/1 ve Anayasa'nın 36. maddesinde açıklanan 'hak arama özgürlüğü' kapsamında mahkemeye müracaat eden kişinin beyanında geçen veya dilekçesinde belirtilen iddianın, uyuşmazlığın ve yargılamanın niteliğine göre, maddi veya şekli gerçeğe uygun olup olmadığının denetlenmesi konusunda görevli ve yetkili mahkemenin uyuşmazlık konusu hakkında takdir hakkının bulunduğu dikkate alındığında; sanık … tarafından çek iptali davası açılması üzerine … 2. Asliye Ticaret Mahkemesince dosya üzerinden yapılan değerlendirmede uyuşmazlığa konu çekler hakkında ödemeden men yasağı kararı verilmesinden ibaret olayda, sanıkların resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturabilecek şekilde TCK’nin 204/1. maddesinde sayılan hareketlerinin ya da bu hareketlere yönelik kasıtlarının bulunmadığının anlaşılması karşısında, ödemeden men kararı yönünden 'resmi belgede sahtecilik' suçunun oluşmayacağı şeklinde yapılan bozma kararına aşağıdaki gerekçelerle katılmıyorum.
Çoğunluk kararının sanıkların üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunun gerçekleşmediği ve bu suçlardan beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkin çoğunluk görüşüne iddianame kapsamına göre suçun vasfı, suçun faili, hak arama özgürlüğü, suçların içtimaı hükümlerine göre sanıkların eylemini değerlendirerek sanıkların üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması gerektiğine dair karşı oya gerekçesi izah edilecektir.
İddianame kapsamına göre suçun vasfı;
Kanunlarda umumi kurallar ve kaideler belirlenir. Bu kuralları ihlal halinde ilgili yaptırımları gösterilir. Toplum hayatında gerçekleşen hukuki ihtilafa neden olan namütenahi olayların her birine ilişkin önceden öngörülerek her olaya ilişkin bir kanun düzenlemesi yapmak mümkün olmadığına göre; kanunu uygulayan Cumhuriyet savcısı kendi hukuk anlayışı, olayın izah şekli, kullandığı dil, muradını anlatma uslubu ile birlikte soruşturma konusu yaptığı olayın ilgili hangi maddeye karşılık olduğuna dair şahsi bir yorumlama yapar. Cumhuriyet savcısı yaptığı muhakeme sonucunda davanın tarafına uygun sanık elbisesini giydirir. Mahkeme de Cumhuriyet savcısının öncelikle iddianame içerisinde anlattığı olayı ve iddianame ile neyi dava konusu ettiğini iddianamenin anlatım şeklinde iddianame içeriğinden yorumlayarak sanığa giydirilen elbisenin eylemlerine uygun olup olmadığını değerlendirir. Mahkeme Hakimi; İddianamede anlatılan olayın fail hakkında cezalandırılmasını istenen sevk maddelerine uygun olmadığı kanaati oluşursa CMK'nin 226. maddesine göre cezanın artırılmasını veya cezaya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektiren haller olduğu durumda ek savunma alınarak yargılamaya devam eder.
5271 sayılı CMK'nin 170/4 'iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.' Aynı şekilde 225. maddede 'hüküm ancak iddanamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde idda ve savunmalarla bağlı değildir.' Görüldüğü üzere görevli Cumhuriyet savcısı soruşturma konusu kendi kullandığı hukuk dili, yazım tekniği, detaylandırma usulu ve kullandığı edebiyat dili ile birlikte ortaya iddanameyi oluştururken CMK'nin 170. maddeki çerçeve içerisinde bir izahat yapar. Dava konusu olayın ne olduğunu izah ederek suçun vasıflandırılmasını yapar; yaptığı bu vasıflandırmaya ilişkin sevk maddelerini göstererek sanığın cezalandırılmasını ister. Ancak mahkeme Cumhuriyet savcısının sevk mahkemelerine bağlı değildir. İddianamede anlattığı eylem ile bağlıdır, CMK'nin 225. maddesinde hüküm iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilir. Dava konusu olayın hangi suça nümas olduğunu öncelikle Cumhuriyet savcısı daha sonra hükmü veren mahkeme belirler.
Görüldüğü üzere öncelikle iddianamenin kapsamını belirlenmesi için iddianamedeki anlatılan olaya bakmak gerekir.
Sanıklar hakkında hazırlanan İddianamede;
'Müşteki …’un bir ticari ilişki nedeni ile şüpheli …’ın yetkilisi ve temsilcisi olduğu….. Şirketine ait ve bu şirket yetkilisi tarafından keşide edilen… çek numaralı her biri 85,000,00 TL bedelli olan 4 adet çeki aralarında düzenledikleri 01/04/2011 tarihli çek teslim protokolü ile teslim edilmesine rağmen şüpheli …’ın çeklerin müştekiye tesliminden sonra çeklerin ödenmemesini sağlamak için çek teslimi protokolüne konu çekleri diğer şüpheli … ile 26/02/2011 tarihli çek teslim protokolü ile teslim edilmiş gibi gösterdikleri, şüpheli …’in gerçekte hamili olmadığı çeklerin ihtiyati tedbir niteliğinde ödemeden men kararı verilmesi talebini içerir mahiyette … 2. Asliye Ticaret Mahkemesine 24/06/2011 tarihli dilekçesi ile talepte bulunduğu, talebi değerlendiren … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/585 esas ve 27/06/2011 tarihli kararı ile daha önceden müştekiye teslim edilen 4 adet çek ile birlikte başkaca çeklerin zayi oldukları gerekçesi ile ödemekten men kararı verilmesine karar verdiği, böylece şüphelilerden …’ın keşideci olması sıfatıyla yukarıda anılan çek iptali talebinde bulunamaması nedeniyle çeklerin iptalinin sağlanması için şüpheli …'i azmettirdiği her iki şüphelinin birlikte hareket ederek mahkemeyi aracı kullanarak müştekinin çek alacağını tahsil edilmemesini sağlayarak dolandırıcılık ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarını işledikleri anlaşılmakla;
Savunma ve delillerin nihai takdiri Mahkemenize ait olmak üzere Şüphelinin atılı suçtan yargılamasının yapılarak TCK'nin md.158/1-d, 53, 37/1 maddesi delaletiyle 206/1, 53, 38/1 maddesi delaletiyle 206/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına iddia ve talep olunur.'
Cumhuriyet savcısı iddianame anlatımında özetle şüpheli …’ın kasdı müştekiye borcunu ödememek veya geciktirmek amacıyla bu çekleri müştekiye değilde; diğer sanık …'ya vermiş gibi göstermek amacıyla hukuk dünyasında geçerli içeriği sahte resmi bir belge hazırlamak için ilgili mahkemeyi aracı kullanarak ödemeden men kararı almaktır. Mahkeme tarafından hazırlanan bu ödemeden men kararı bankaya ibraz edip müştekinin çeki gününde ödenmemesini sağlamak şeklinde gerçekleşen olayı anlatmıştır. Cumhuriyet savcısı nitelemesinde eylemi dolandırıcılık ve yalan beyanda bulunmak şeklinde nitelemişse de iddianame anlatımında açıkça görüldüğü üzere sanıkların muradının mahkemeyi aracı kılarak dolandırıcılık suçunun yanında, içeriği sahte olan ödemeden men kararı alınmasını sağlamak ve bu ödemeden men kararı ile ödemenin durdurulmasını amaçladıkları aşikardır.
Nitekim Yargıtay 21. CD. bozma ilamında da;
Temyizin kapsamına göre; sanıklar hakkında özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme hasren yapılan incelemede;
Sanık …'ın aralarındaki ticari ilişki nedeniyle müşteki … adet çeki 01.04.2011 tarihli protokol ile teslim etmesine rağmen, çeklerin ödenmemesini sağlamak amacıyla diğer sanık …'e teslim etmiş gibi 26.02.2011 tarihli özel belge niteliğinde çek teslim protokolü düzenledikleri, daha sonra bu protokolle sanık …'nın çekleri kaybettiğinden bahisle … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ödemeden men talebi ile başvurup resmi belge niteliğinde tedbir kararı aldığı olayda;
Sanıkların 'sahte protokol düzenlemek' suretiyle özel belgede sahtecilik suçunu, bu belgeyi kullanarak 'mahkemeden içeriği itibariyle sahte olan ödemeden men kararı' alıp bunu bankaya ibraz ederek kullanmak suretiyle de, 'resmi belgede sahtecilik' suçunu işledikleri; özel belgede sahtecilik ve resmi belgede sahtecilik suçlarının 'zincirleme suç' hükümlerinin uygulanması açısından aynı suç sayılacağı ve bu nedenle sanıklar hakkında TCK'nin 204/1, 43/1. maddeleri uyarınca ceza tayini gerekeceği; belirtilen eylemlerin iddianame metninde açıkça anlatılmış ancak sevk maddesinde gösterilmemiş olması nedeniyle 'ek savunma' verilerek uygulama yapılabileceği düşünülmeden, yazılı şekilde TCK'nin 207. maddesi uyarınca özel belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması suretiyle eksik ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca istem gibi bozulmasına, aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle CMUK'nin 326/son maddesinin gözetilmesine, 09.06.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.'
Görüldüğü üzere Yargıtay 21. Ceza Dairesi de Bozma kararında iddianamede anlatılan olayın sanıkların çeklerin ödenmesini engellemek için içeriği sahte olan 'ödemeden men kararı'nı mahkeme aracı kılarak alınmasını sağlamak ve bu karar ile ödemenin engellemesini amaçlamaktadır. Aşağıda mahkemenin aracı kılınmasını ilişkin dolaylı faillik, iştirake ilişkin hükümler ayrıca değerlendirilecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararlarında iddianamede kapsamı;
'Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nin 170/1. maddesi uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Kanun'un 170. maddesinin 4. fıkrasında da; 'İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır' düzenlemesine yer verilmiştir.
CMK'nin 225. maddesinde de; 'Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.' Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiil hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı tarafından düzenlenen iddianame ile CMK'nin 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırları belirlenmektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide 'davasız yargılama olmaz' ve 'yargılamanın sınırlılığı' olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır.' (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/14-65 Esas, 2020/345 Karar)
İddianame kapsamına göre suçun vasfı belirlenirken Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş bazı özel suç tiplerinde görülen suçun ağırlaştırılmış hali, geçitli suç ve suçların içtimaı hükümlerini birlikte değerlendirilerek sanığın hangi suçu işleme kastıyla hangi hareketleri gerçekleştirdiği, bu gerçekleşen eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun düzenlenmiş suç tiplerinden hangisine uyduğu değerlendirilerek belirlenmelidir.
Suçların içtimaı, geçitli suç ve hedef suç teorisi Türk Ceza Kanunu'nda 42 ve 44. maddesinde düzenlenen bileşik suç ve fikri içtima maddelerinde ve aşağıda gösterdiğimiz ilgili Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ile doktrin görüşlerinde açıklandığı üzere, bazı suç tiplerinin gerçekleşebilmesi için daha önce ceza kanununun farklı maddelerinde düzenlenmiş cezai yaptırımlara karşı olan yasa ihlalleri yapılarak kasdedilen hedef suça ulaşmak zorunludur. Örneğin; adam öldürme suçundan öncelikle şahsın bir bıçak darbesiyle basit yaralanması daha sonraki aşamada organ veya uzuv zaafı olabilecek organların yaralanarak işlevini kaybetmesi suçları işlendikten sonra şahsın ölümüne netice veren eylem gerçekleştiğinde sanık hakkında sadece adam öldürmek suçundan cezai yaptırım düzenlenir. Aşamalarda geçen basit yaralama, nitelikli yaralama, organ ve uzuv zaafı gibi gerçekleşen eylemlerden verilmez. Aynı şekilde ırza geçme suçundan daha önce söz atma, arkasından cinsel amaçlı sarılma vs. gibi eylemler gerçekleştirildikten sonra cinsel ilişki eylemi sonuçlandığında şahıs hakkında sarkıntılık, cinsel saldırı, cinsel istismar, cinsel taciz suçlarından ayrıca ceza verilmez. Sanığın zorla gerçekleştirdiği kabul edilen eylemin ırza geçme suçundan tek suç olarak kabul edilip ona göre hüküm kurulur.
Türk Ceza Kanunu 44. maddesinde işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verildiğinde bu eylemlerden en ağır cezayı gerektiren suçtan sanığa ceza verilir. Fikri içtima olarak kabul edilen bu kural sanığın eylemlerinin her ne kadar birden fazla aşama olup sonuçta tek hedefe yönelmiş olduğundan 'hedef suç' olarak kabul edilen adam öldürme veya ırza geçme suçu olarak kabul edilir. Geçitli suç tiplerinde sonuç suçun gerçekleşmesi için Türk Ceza Kanunu'nun değişik maddelerinde düzenlenmiş eylemler gerçekleştirilmiş olsa bile sanığa tek suçtan ceza verilir.
Hedef suç teorisi olarak tanımlayabileceğimiz bu teoriye göre, sanığın kastı, hedeflediği amaç, suç tipinin özelliği, suçun aşamaları birlikte değerlendirildikten sonra Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş eylemlerde birden fazla eyleme aykırılık olması durumunda bu eylemlerin aynı suç tipi içerisinde olduğu kabul edildiğinde sanığa bu eylemlerin sonucunda en ağır cezayı gerektiren eylemi ne ise sanığa o eylemden ceza verilir. Görüldüğü üzere dava konusu iddianamede anlatılan eylem sanıkların müştekiye verdikleri 5 adet çekin gününde ödenmemesini sağlamak amacıyla görevli mahkemeden içeriği sahte resmi bir belge üretmek amaçlanmaktadır. Ödenmeyi engelleyen belge Ticaret Mahkemesi’nin 'ödemeden men' belgesidir. Bu belge sağlandıktan sonra sanıklar tarafından bankaya ibraz edilerek ödemenin engellenmesi amacına da ulaşılmıştır. Sanıklar bu amaca ulaşmak için öncelikle gerçekte olmayan bir teslim ve tesellümü varmış gibi göstermek amacıyla …’ın …ya çekleri belli bir hukuki ilişki varmış gibi göstererek aslı ele geçmeyen ancak mahkemeyi ikna eden özel belge sayılabilecek sahte özel belge niteliğinde teslim tesellüm belgesi hazırlanarak devamında …nın kendisinin elinde olduğu iddia ettiği çekleri ödemeden menini sağlamak için … 2. Asliye Ticaret Mahkemesinden içeriği gerçek olmayan yazılı talepte bulunduğu. Ticaret Mahkemesi’nin acil mevattan görerek dosya üzerinden içeriği gerçek olmayan ödemeden men kararı çıkarıldığı böylece hedef belgenin 'ödemeden men kararı' olduğu aşikardır. Burada aşamalarda gerçekleşen özel belge düzenlenmesi, yalan beyanda bulunma, içeriği sahte olan resmi belge olarak kabul edilen 'ödemeden men kararı'nın alınmasını sağlayan eylemlerdir. Hedef suç teorisine göre iddianemede anlatılan eylem TCK’nin 44. maddesine göre sanığın üzerine atılı en ağır ceza olan resmi belge olarak kabul edeceğimiz mahkemenin ödemeden men kararıdır. Nitekim Yargıtay 21. Ceza Dairesi’de yukarıda bozma ilamında görüleceği üzere sanığın üzerine atılı eylemin ödemeden men kararı olan Ticaret Mahkemesi’ndeki resmi belgenin içerik sahteciliği suçu olarak kabul edilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararlarında;
'Bu aşamada ilgisi nedeniyle 'geçitli suç' kavramına da değinilmesi gerekmektedir.
Failin bir suçu işlemek için aynı hukuki değeri koruyan daha hafif bir suçu işlemek zorunda kaldığı hâllerde 'geçitli suç' söz konusu olur. Geçit suçları cezalandırılmayan önceki eylemlerin kapsamında sayılırlar ve bu nedenle bütün cezalandırılmayan önceki eylemlerle birlikte görünüşte içtimanın bir türünü oluştururlar. Bu tip görünüşte içtimada, bir suçun işlenmesi için daha hafif suçu basamak yapmak zorunluluğu vardır ve basamak durumunda bulunan suçu düzenleyen normun yardımcı norm oluşu nedeniyle, ağır suçu düzenleyen normun uygulanması ile yetinilir. Geçitli suçun söz konusu olabilmesi için, görünüşte içtima eden normlar arasında açık nitelikte asli-yardımcı norm ilişkisinin bulunmaması, ağır suç ile bu suça ulaşabilmek için aşılması zorunlu basamak durumunda bulunan hafif suçu düzenleyen normların korudukları hukuki değerlerin aynı nitelikte ve aynı türden olmaları, ağır suçun işlenmesi için mutlaka geçit durumundaki daha hafif bir suçun işlenmesinin gerekmesi, hafif suçun faili ve mağduru ile ağır suçun faili ve mağdurunun aynı kişiler olmaları, failin hareketi ile ağırlaşan neticeler arasında nedensellik bağının bulunması ve failin kastının başlangıçtan itibaren ağırlaşan neticeleri gerçekleştirmeye yönelmiş olması gerekir.' (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/8-420 Esas, 2020/7 Karar)
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 1994/4605 K. sayılı ilamı;
Sanığın kavganın devamı sırasında silah çekme ve boşaltmaktan ibaret eyleminin geçit suçu niteliğindeki TCK'nin 466/2. maddesindeki tek suçu oluşturduğunun gözetilmemesi,
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 1984/378 K. sayılı ilamı;
'Sanığın ırza tasaddiyi ifade eden hareketleri yaparak bununla yetinmeyip, daha ileri aşaması olan ırza tecavüz suçunu işlemesi durumunda; daha hafif sonuç olan tasaddi, daha ağır sonuç olan tecavüz içinde erimekte ve faile daha ağır olan sonuçtan ceza verilmektedir.' (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/8-420 Esas, 2020/7 Karar)
Dolaylı faillik
Türk Ceza Kanunu'nun 37/1- Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştirenlerden her biri fail olarak sorumludur,
2- Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur.
Türk Ceza Kanunu'nun 37, 38, 39 ve 40 maddelerinde düzenlemesine göre sanığın üzerine atılı eylemi şahsen kendisi gerçekleştirebileceği gibi, azmettirici yardım eden veya birlikte işleyen şeklinde eylem gerçekleştirilebilir. Ceza Kanunu faillik kavramı ile eylemden sorumlu olma kavramı irdelemek gerekir. Her zaman eylemi gerçekleştiren kişi fail olmayabilir. Fail olması için Türk Ceza Kanunu'nda suç olarak belirtilen düzenlemelere aykırı hareket etme kastıyla eylemi gerçekleştirmesi gerekir. Olayımızda sanıklar …’in Ticaret mahkemesinde ödeme emrinin men kararını almak amacı ile sanık …’ın, katılan … Karabağ’a ticari ilişki nedeni ile verdiği çekleri sanki katlanan değil de beraber hareket ettiği diğer sanık …’e vermiş gibi sahte bir tutanak hazırlayarak bu tutanakla Ayla'nın Ticaret mahkemesine mücaraatını sağlayıp ödemeden men kararı alınmasında; ödemeden men kararını veren Ticaret mahkemesi hakimi, mahkeme katibi, mahkemeyi araç olarak kullanılarak hukuki sonuç doğuran ödemeden men kararı hazırlanması sağlanmıştır. Burada mahkeme hakimi ve katip sanıkların yanıltıcı beyanları ve hileli davranışları ile sanıkların isteği doğrultusunda resmi belge sayılabilecek bir belge hazırlanmıştır. Sanıklardan … aldığı bu belgeyi ilgili bankaya ibraz ederek çeklerin ödemeden men edilmesi amacına ulaşmıştır. Sahtecilik suçlarında bu olayda da olduğu gibi her zaman belge hazırlayan suçun faili olmaz. Örneğin nüfus müdürlüğü kardeşinin kimliğiyle giden fail yıprandığını söylediği nüfus cüzdanının yenilenmesi için kendi fotoğrafını nüfus idaresine vererek görevli nüfus memurundan kendisinin kardeşinin olduğunu gibi gösterip sahte nüfus cüzdanının hazırlanmasını sağlanan olayda nüfus memurunu gerekli yeterli özeni göstermediğinden sahtecilik suçuna iştiraki olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Nüfus memurunun asıl faille birlikte sahtecilik suçunu iştirak halinde gerçekleştirdiğini kabul etmek için ancak memurunun sahte evrak hazırlama kasdıyla hareket ettiğinin ispatlanması halinde iştirakı kabul edilir. Ancak unsurları var ise görevi ihmal suçu tartışılabilir.
Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş bazı suç tipleri niteliği itibariyle dolaylı faillik veya doğrudan faillik arasında yapılan tercih ile suçun faili tespit edilir. İddianame ile anlatılan eylemde sanıkların hedefi katılana olan borçlarını ödememek veya geciktirmektir. Bu amaçla ulaşmak için resmi belge niteliğinde 'ödemeden men kararı'na ihtiyaçları vardır. Bu belgeyi düzenleyen yetkili ilgili … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'dir. … Asliye Ticaret Mahkemesi'ni aracı kılarak belgeyi hazırlatmak amacıyla çekleri keşide eden sanık … Çorak'ın diğer sanık … ile birlikte çekin teslim edildiğine dair sahte teslim tesellüm belgesi düzenleyerek sanık …'nın ilgili mahkemeye gerçeği ifade etmeyen yalan beyanda bulunan müracaatını sağlayıp içeriği gerçeği yansıtmayan bir ödeme emri kararı çıkartılması amaçlanmış ve mahkemeden aldıkları kararı da ilgili bankaya ibraz ederek ödemenin men'ini sağlamışlardır. Görüldüğü üzere sanıklar ilgili mahkemeyi hedeflerine uluşmak için aracı kullanmışlardır.
Sanıklar … ve …’in baştan itibaren içeriği sahte ödemeden men kararını almak ve bu karar ile katılana olan borçlarını ödememek veya geciktirmek kastı ile hareket etmektedir. Mahkeme Hakimi ve Katibi tarafından hazırlanan bu resmi belgenin hazırlanmasında; sanıklar tarafından yanıltıcı beyan ve belgeler kullanılarak, ödemenin men kararına ilişkin resmi belgenin hazırlanması için mahkeme bir araç olarak kullanılmıştır. Gerçek fail, sanıklar … ve …’dir. Mahkeme sadece belgenin hazırlanması için bir araçtır.
Hak Arama Hürriyeti:
Hak kavramı kısaca; 'hukuken kurulan ve yararlanılması hak sahibinin iradesine bırakılan menfaatler', 'hukukun kişilere tanıdığı yetki', 'devlet ve toplumun hukuki düzen içerisinde ve yasalarla güvence altına alınmış durumlar' gibi tanımlanabilir.
Görüldüğü gibi hak kavramı içerisinde aynı zamanda hukuken korunan yasal, meşru bir talep olarak kabul edilir. Hukuken korunmayan yasal ve meşru olmayan bir talebin meşru hukuk düzeninde 'hak' kavramı olarak kabul edilemez. Anayasanın 14. maddesinde belirtildiği üzere temel hakların kötüye kullanılması yasağında; hakkın kötüye kullanılmasını hiçbir şekilde hiçbir hukuk düzeni korumaz. Hukukun genel ilkelerinden sayılan ve Latince 'neminem laedit qui suo iure utitur' biçiminde ifade edilen kötüye kullanma yasağı özel hukukta da geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Mahkeme kararlarında da sık sık bu gerekçe gösterilerek hakkın tanımı ve sınırı çizilmektedir. Eski medeni kanununumuzda 'Bir hakkın sırf gayrı ızrar eden suistimalini kanun himaye edemez.' (Bir hakkın bir başkasına zarar veren kötüye kullanımını kanun korumaz) şeklinde genel kaide vardır. Aynı şekilde yeni medeni kanunda da 'Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz' şeklinde düzenlenmiştir.
MK.2/I’de 'herkes haklarını kullanmakta ve borçlarını ifada hüsnüniyet kaidelerine riayetle mükelleftir.'
Anayasanın 14. maddesine göre, temel hak ve hürriyetler kötüye kullanılamaz.
18. maddeye göre 'Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.'
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 22.03.2006 tarihli ve 2006/4-66 E. – 2006/99 sayılı karar. Kararın bir kısmında Yargıtay görüşünü şu şekilde somutlaştırmıştır: 'Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.'
– 'Kendisine ait olmayan taşınmazları, kendisininmiş gibi göstererek, gerçeğe aykırı açıklamada bulunan borçlunun iyiniyetli sayılmayacağını' 53 … 2. Asliye Tic. Mah. 9.3.1989 T. E:1988/1060, K:206 (ALTAY, S. a.g.e. sh:737)
1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 30. maddesine göre 'İşbu beyannamenin hiçbir hükmü içinde ilan olunan hak ve hürriyetlerin bir devlet, zümre veya fert tarafından yok edilmesini amaçlayan bir faaliyete girişmeye veya bu faaliyeti gerçekleştirmek için bir kazandırıcı hak mahiyetinde yorumlanamaz.' 1950 tarihli AİHS’nin 17. maddesine göre 'Bu sözleşme hükümlerinin hiçbiri devlete, topluluğa veya ferde işbu sözleşmede tanımlanan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya sözleşmede öngördüğünden daha geniş bir ölçüde sınırlamalara tabii tutulmasını hedef alan bir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya yönelik herhangi bir hak sağladığı şeklinde yorumlanamaz.'
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, sanık …’ın katılan …’a ticari ilişki nedeniyle keşide ettiği her biri 85.000 TL olan beş adet çekin ödenmemesini sağlamak amacıyla, diğer sanık …’e teslim etmiş gibi, sahte bir protokol hazırlayarak, sanık …’nın … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gerçeği ifade etmeyen yazılı dilekçe ile başvurarak, mahkemenin içeriği sahte resmi belge niteliğinde 'ödemeden men' kararı alması ve bu kararın içeriği sahte resmi belgenin bankaya ibrazı ile katılana olan borcunu ödemesinin durdurması şeklinde gerçekleşen eylemin; sanıkların yasalar tarafından korunan meşru bir talebi mahkemeden talep etmediği, sanıkların mahkemeyi içeriği sahte olan sahte resmi belgenin hazırlanmasında aracı olarak kullandığı, sanıkların hakkında sübut bulan eylemlerine göre TCK'nin 204/1. maddesindeki resmi belgede sahtecilik suçundan mahkemenin verdiği mahkumiyet kararının onanması gerektiğinden çoğunluk kararına katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.02.2021 tarih ve 19893 sayı ile;
"…Sanık …'ın aralarındaki ticari ilişki nedeniyle müşteki …… adet çeki 01.04.2011 tarihli protokol ile teslim etmesine rağmen, çeklerin ödenmemesini sağlamak amacıyla diğer sanık …'e teslim etmiş gibi 26.02.2011 tarihli özel belge niteliğinde çek teslim protokolü düzenledikleri, daha sonra bu protokolle sanık …'nın çekleri kaybettiğinden bahisle … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ödemeden men talebi ile başvurup resmi belge niteliğinde tedbir kararı aldığı olayda; sanıkların eylemlerinin teselsül eden resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmadığı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır…
…Konunun anlaşılması bakımından aşağıdaki müesseselere değinmekte fayda vardır.
5237 sayılı TCK’nun 'Resmi belgede sahtecilik' başlıklı 204. maddesi;
'(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır' şeklindedir.
Buna göre, resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiş olup, resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkaları aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise suçun konusunu oluşturan resmi belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması halinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup, belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.
Öte yandan, resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmi belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği ya da başka bir ifadeyle iğfâl kâbiliyeti suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tâbi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte (nesnel) bulunup bulunmadığı ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir.
Ceza Genel Kurulunun 09.10.2012 gün ve 335-1804 ile 14.10.2003 gün ve 232-250 sayılı kararlarında da; muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği ve bu nedenle aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği belirtilmiştir. Sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneğinin olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup, hakim olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat belirlemeli ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir.
Görüldüğü gibi, mahkemece, mümkün olması halinde suçun konusunu oluşturan belge aslı getirtilerek resmi belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğeler incelenmeli, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığı belirlenmeli, tereddüt halinde ise; mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne başvurulmalıdır.
Belgenin ele geçmediği durumlarda ise, suça konu belgenin somut olayda muhatapları öznel (subjektif) olarak aldatması, yani fiili iğfal tek başına yeterli görülmeyerek, mutlaka diğer yan deliller göz önüne alınmalı, bu bağlamda; evrakın varsa suretinin imza, mühür, şekil, sayı vb. yönlerden incelenmesi, mümkün olduğu takdirde evrakın ibraz edildiği muhatapların dinlenmesi gibi deliller değerlendirildikten sonra objektif olarak aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Fikri sahtecilik ya da içerik sahteciliği de denilen belgenin yetkili kişi ya da kurum tarafından düzenlendiğinin sabit olduğu hallerde ise, suça konu belge ele geçirilemese bile yetkili kişi ya da kurum tarafından düzenlenmiş olması nedeniyle iğfal kâbiliyetinin bulunduğu kabul edilmelidir.
Bununla birlikte ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi olan, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; 'suçsuzluk' ya da 'masumiyet karinesi' şeklinde, Latincede ise 'in dubio pro reo' olarak ifade edilen 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi uyarınca, suça konu belgenin iğfal kâbiliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda oluşacak şüphe sanık lehine yorumlanmalıdır.
Özel belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nun 207 maddesinde;
'(1) Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.' şeklinde hükme bağlanmıştır.
Özel belgeler de resmi belgeler gibi kanıt gücü ve hukuken sonuç doğurma yeteneği bulunan belgelerdir. Fakat özel belgeler daha çok bireyler arasındaki ilişkilerle ilgili ve etkileri sınırlı bulunduğu gibi, resmi belgelerde olduğu gibi içeriğinin doğru olduğunu değil, salt bir belge olarak gerçek olduğunu göstermesi nedeniyle korunması gereken belgelerdendir. Bu nedenle suçun oluşması için kullanılmış olması zorunlu görülmüştür. Resmi belgede sahtecilik işlendiğinde, özel sahte belge ise kullanıldığında suç kabul edilmektedir. Özel belgede sahtecilik suçu ile korunan yarar kamu güvenidir.
Özel belgede sahtecilik suçu bir sahtecilik suçu olarak, kamu güvenine karşı suçlar içerisinde düzenlenmiştir.
Özel belgede sahtecilik suçunda fail herhangi bir kimse olabilir. Suçu herkes işleyebilir. Özgü suç olarak düzenlenmemiştir.
Suçun maddi konusu ‘belge’ olarak öngörülmüştür.
Ceza hukukunda belge; belirli bir düşünce, hukuki ilişki veya vakayı yansıtan, başka deyişle hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir irade beyanını içeren ve düzenleyicisinin kim olduğunu da gösteren yazılı evrak olarak tanımlanabilir.
Belgenin temel unsurlarının başında yazılı olması gelmektedir. Belgeyi oluşturan iradenin yazı ile belirlenmiş, tespit edilmiş olması halinde bu unsur gerçekleşir.
Yazılı evrakın belge olarak kabul edilebilmesi için; hukuken korunmaya değer bir içeriğinin bulunması gerekir.
Yazılı materyalin belge olarak kabul edilebilmesi için, kim tarafından düzenlendiğinin belli olması gerekir.
Özel belgeler, resmi belge sayılmasını gerektiren unsurları taşımayan belgelerdir . Ancak, özel belgenin de belge niteliğinin, yani belge sayılması için gereken öğelerin bulunması aranmalıdır. Bu nedenle, belge kavramı ve unsurları ile ilgili açıklamalar özel belgeler hakkında da geçerlidir. Başka bir anlatımla; yazılı bir evrakın, hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir biçimde kamu görevlisi olmayan belirli bir kimse tarafından düzenlenmesi durumunda özel belgenin varlığı söz konusu olur. Örnek verirsek; bir bankanın hesap bilgileri hakkındaki yazısı, kredi sözleşmesi, teminat mektubu, adi senet, fatura, mal beyanı, vergi beyanı, gümrük beyanı, sigorta giriş bildirimi, mektup, özel bir vaka hakkında ilgililerince düzenlenen tutanak, kira sözleşmesi, tahliye taahhüdü, dilekçe, ihbar yazısı, vb. belgeler özel belge sayılmaktadır.
Kimi özel belgelerin (hisse senedi, kambiyo senedi, tahvil vs.) kanun tarafından resmi belge gibi kabul edildiğini (m.210/1) hatırlamak gerekir. Fakat, resmi belge sayılan belgelerdeki unsur eksikliği nedeniyle bu niteliğini kaybetmesi durumunda, özel belge sayılmaktadır. Örneğin bono veya çek’in yasal öğelerinin eksik bulunması durumunda özel belge kabul edilmektedir. Yine kanun hükmü gereği bazı durumlarda kişinin memur gibi cezalandırıldığını görmekteyiz. Bu durumda de belge resmi belge niteliğini almaktadır.
Kamu görevlisi tarafından düzenlense dahi, göreviyle ilgisi olmayan belgeler de özel belge sayılır .
Özel belgenin suça konu olması için, doğrudan hukuki sonuç doğurması gerektiği kabul edilmektedir .
5237 sayılı TCK’na hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza' söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus … Komisyonu raporunda da; 'Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır' şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nun 'suçların içtimaı' bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Zincirleme suç, 765 sayılı Kanunun 80. maddesinde; 'Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır' şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesinin ilk cümlesinde; 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır' biçiminde zincirleme suç, ikinci fıkrasında ise; 'Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır' denilmek suretiyle de aynı neviden fikri içtima düzenlemesine yer verilmiştir.
5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCK’da yer alan 'muhtelif zamanlarda vaki olsa bile' ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda, diğer şartların da varlığı halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim 765 sayılı TCK’nun yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir. 5237 sayılı TCK’nun 43/1. maddesinde bulunan,'değişik zamanlarda' ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu halde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nun 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir.
5237 sayılı Kanunun 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır.
Öte yandan, kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir.
Bağımsız kastları birleştiren suç işleme kararından, kanunun aynı hükmünü birkaç defa ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyet anlaşılmalıdır. Fail, önceden belirlediği böyle bir plân veya niyet kapsamında, bunu bir defada gerçekleştirmek yerine, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plâna göre hareket etmiş olduğundan, birden fazla olan kısımlar, yani ayrı suçlar, tek bir müteselsil suç meydana getirirler. (Sulhi Dönmezer-Sahir Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, Beta Yayınevi, Cilt I, 14. bası, s.398)
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun konuya ilişkin 30.05.2006 gün ve 173/145, 13.10.1998 gün 305/304, 20.03.1995 gün ve 48/68 ile 02.03.1987 gün ve 341/84 sayılı kararlarında, öğretideki yukarıda değinilen görüşlere yer verildikten sonra 'aynı suç işleme kararından' yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, bu plan çerçevesinde hareket etmesinin, hareketinin önceki hareketinin devamı olmasının ve tüm bu hareketleri arasında subjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması, aynı suç işleme kararının varlığı, olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenmesi gerektiği, suçların işlenme tarihleri arasında az veya çok bir zaman aralığı bulunması, suç mağdurlarının birden fazla olması halinde teselsülü reddetmenin … ve hakkaniyete uygun bulunmayacağı hususlarının genel bir kabul gördüğü de kabul edilmiştir.
Sahtecilik suçunun farklı kişilere yönelik gerçekleşmiş olması nedeniyle, 5237 sayılı TCK'nun 43. maddesinin 2. fıkrası üzerinde de durmak gerekir. Aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacak, ancak bu ceza TCK’nun 43/1. maddesine göre artırılacaktır. Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin, doğal anlamda değil hukuksal anlamda tekliğidir. Bazen suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki 'tek bir fiili' oluşturmaktadır.
5237 TCK'nda, bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması halinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCY’nın 172/2. md.). Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCY’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir.
Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için;
1- Hareket ya da fiilin hukuksal anlamda tek olması,
2- Birden fazla suçun işlenmiş olması,
3- İşlenen birden fazla suçun 'aynı suç' olması,
4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir.
Bu dört şart birlikte gerçekleştiğinde, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Somut olayda sanıkların sahtecilik eylemlerinin farklı zamanlarda gerçekleşmiş olmaları nedeniyle tek bir fiil olarak kabulü mümkün olmadığından 5237 sayılı TCK’nun 43/2. maddesinin uygulanma şartları bulunmamaktadır.
Birden çok belgede sahtecilik suçunun, zincirleme ya da ayrı suçlar mı oluşturacağı problemini çözümlerken, korunan hukuki yarar, suçun mağduru ve suçtan zarar gören kavramları da ele alınmalıdır.
Belgede sahtecilik suçları 765 sayılı TCK'nun 'Cürümler' başlıklı ikinci kitabının, 'Ammenin İtimadı Aleyhinde Cürümler' başlıklı altıncı babının, 'Evrakta Sahtekarlık' başlıklı üçüncü faslında düzenlenmişken, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun ise 'Özel Hükümler' başlıklı ikinci kitabının, 'Topluma Karşı Suçlar' başlıklı üçüncü kısmının, 'Kamu Güvenine Karşı Suçlar' başlıklı dördüncü bölümünün 204 ila 212. maddelerinde düzenlenmiş olup, her iki kanun yönüyle de belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güvenidir.
Nitekim 765 sayılı Kanun döneminde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.06.2004 gün ve 94-132 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında istikrarlı olarak, suçla korunan yararın kamu güveni olduğu kabul edilmiş ve; 'Evrakta sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı düzenlenmesi, gerçek belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi, eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp, yaptırıma bağlanmıştır. Bu nedenle de fiilen bir zararın ortaya çıkması aranmamakta, zarar olasılığı yeterli görülmektedir' denilmiştir. Hatta, 765 sayılı TCK’nun 339 ve 355. maddeleri ile ilgili olarak ceza miktarlarını belirlemede kanun koyucunun suçun kamu güvenini bozmadaki etkinliğini ölçü aldığı kabul edilmiştir. (CGK’nun 06.11.2007 gün ve 223-224 sayılı kararı)
Aynı şekilde Yargıtay bu görüşünü 5237 sayılı TCK’nun yürürlüğe girmesinden sonra da sürdürmekte olup, Ceza Genel Kurulunun 06.03.2007 gün ve 276-55 sayılı kararında bu husus; 'Evrakta sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamu güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye ekleme yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılmıştır' şeklinde ifade edilmiştir. Özel Daire kararları da aynı yöndedir, Örneğin; 'Belgede sahtecilik … suçunun hukuki konusu kamunun güveni olup, suçun oluşması için genel kast ve zarar olasılığı yeterlidir' (Yargıtay 11. CD’nin 05.03.2008 gün ve 1232-1298 sayılı kararı).
Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, 'haksızlığa uğramış kişi' olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır.
Mağdurun belirlenmesi, suçun unsurlarının veya nitelikli hallerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti ile özellikle 5237 sayılı TCK yönüyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının çözümü konusu başta olmak üzere bir çok ceza hukuku hükmünün doğru ve isabetli uygulanabilmesi açısından önemli olmasına rağmen, 5237 sayılı TCK başta olmak üzere ceza kanunlarımızda mağdurun bir tanımı yapılmamıştır. Öğretide de kabul olunduğu üzere kanun koyucunun bu tercihi öncelikle kapsayıcı bir tanım yapmanın zorluğundan kaynaklanmakta, diğer taraftan kavramın bazen dar bazen de geniş yorumlanmasına duyulan ihtiyaç bu yönde bir tercihi zorunlu kılmaktadır.
Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan 'suçtan zarar görme' kavramı ise, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; 'suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali' olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 gün ve 155–80, 04.07.2006 gün ve 127–180, 22.10.2002 gün ve 234–366 ile 11.04.2000 gün ve 65–69 sayılı kararlarında; 'dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez' şeklinde açıkça belirtilmiştir.
Mağdur ile suçtan zarar gören kavramları aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilecektir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir. (… …Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, 3. Bası, …, 2007, s.444; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, …, 2013, s. 212 – 215; .. Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, …, 2013, s.107 – 109; Osman Yaşar-… Tahsin Gökcan–… Artuç, Türk Ceza Kanunu, …, … Yayınevi, 2014, 6. cilt, s.7958-7959)
Mağdurun kim olduğunun belirlenmesinde öncelikle madde metnine bakılmalı, madde metninin yeterli olmadığı durumlarda hükmün konuluş amacı, suçun düzenlendiği yer gibi hususlar birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmalıdır.
Bu bağlamda gerek 765 sayılı TCK'nun, gerekse de 5237 sayılı TCK'nun belgede sahtecilik suçlarının düzenlendiği madde metinlerinde suçun mağdurunun kim olduğuna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemesi, belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamunun güveni olması ve bu suçların kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, bu suçların mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğunun, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekmektedir. Aksinin kabulü halinde, somut olayda olduğu gibi birden fazla kişiye karşı işlenmiş olan sahtecilik suçlarında hükmolunacak sonuç ceza miktarları gözönünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı TCK'nun '… ve kanun önünde eşitlik ilkesi' başlıklı 3. maddesinin gerekçesinde, 'Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir' şeklinde açıklanmış olan ölçülülük ilkesine aykırı davranılmış olunacaktır.
Öğretide, belgede sahtecilik fiilinin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde ilgili kişinin de mağdur sayılacağı yönünde bir kısım görüşler olmakla birlikte, çoğunluk itibariyle, anılan suçların mağdurunun kamu olduğuna ilişkin, 'Sahtekarlık suçlarının mağduru daima Devlettir. Bu suçlar dolayısıyla maddi ya da manevi bir zarara uğrayan kimse ise, mağdur olmayıp, 'suçtan zarar gören kişi' sayılır ve böyle bir veya bir kaç kişinin bulunması, suçun kukuki konusunu etkilemez' (Sahir Erman, Ticari Ceza Hukuku Cilt III, Sahtekarlık Suçları, … 1981, 4. Baskı, s.10), 'Resmi evrakta sahtecilik suçları TCK'da topluma karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenmiş olduğu için bu suç tiplerinin toplumu oluşturan bireylerin tamamına karşı işlenmiş olduğunun kabulü gerekir.' (Veli … Özbek, … Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, 2012, s. 759) şeklinde görüşler bulunmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü açısından 'aynı suç' kavramı da irdelenmelidir.
Aynı suç 5237 sayılı TCK’nun 43. maddesinde; 'Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır' denmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de 'aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu', kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Buna göre suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz etmek mümkün iken, suçun ismi değiştiğinde artık aynı suçtan bahsetmek mümkün değildir. Örneğin dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hali de dahildir. Zincirleme suç oluşturan eylemlerden bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, işlenen suçların isimleri değişmediği sürece, aynı suç sayılacaktır. (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi 18. Baskı, …, 2012. s.339; …Türk Ceza Kanunu, 1. cilt, …, 2014, s.1241-1242; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 8. bası, …, 2015, s. 492-493; …Yeni Türk Ceza Kanunun da 'Zincirleme Suç', TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253)
Sahtecilik suçları bakımından ise, Kanun koyucunun resmi belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçlarının benzer şekilde düzenlemesi, her iki suçta korunan hukuki yararının kamu güveni olması, suçların mağdurunun geniş anlamda toplumu oluşturan tüm bireyler olması ve suç isimlerinin aynı olması nedeniyle, resmi belgede sahtecilik suçu ile özel belgede sahtecilik suçunun 'aynı suç' kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte sahtecilik suçları bakımından özel bir içtima hükmü getiren TCK’nun 212. maddesinin de ayrıca ele alınmasında yarar bulunmaktadır.
TCK’nun 'İçtima' başlıklı 212. maddesi; 'Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur' şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükme göre, sahte belgenin başka bir suçun işlenmesinde kullanılması durumunda, fail hem sahtecilik, hem de belgenin kullanıldığı suçtan dolayı sorumlu tutulacaktır. Başka bir anlatımla sahte belge başka suçun işlenmesi sırasında kullanıldığında fail, hem sahtecilik hem de belgenin kullanıldığı suçtan cezalandırılacaktır. Anılan madde sahte belgenin sahtecilik dışında başka bir suçta kullanılması durumunu ifade etmekte olup, madde anlatımdan sahte belgenin başka bir sahtecilik eyleminde kullanılması durumunda diğer sahtecilik suçundan da ayrıca ceza verilmesi gerektiği sonucuna ulaşmak mümkün değildir.
Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenmesi için 'cezayı aleyhe değiştirememe' kuralı üzerinde durulmalıdır.
Cezayı aleyhe değiştirememe yasağı öğreti ve uygulamada; 'temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması' şeklinde tanımlanmaktadır.
Cezayı aleyhe değiştirememe yasağı, hükmün temyiz incelemesine başlarken, bakış açısını belirleyen bir usul kuralı olduğu gibi, bozmadan sonraki aşamada da ceza miktarının sınırını belirleyen bir yargılama ilkesidir. Bu sebeple temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilip, inceleme buna göre yapılmalı ve sanık lehine tecelli eden bir hatanın doğuracağı hukuki neticeler aleyhte başvuru bulunmadıkça değiştirilmemelidir.
Latince 'reformatio in pejus judici appellato non licet' olarak adlandırılan, 'bir hükmün aleyhe değiştirilmesi caiz değildir' şeklinde tecrüme edilen, öğreti ve uygulamada ise, 'lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, yaptırım ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe ya da ağırlaştıramama kuralı, aleyhe bozma yasağı' olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın bazı davalarda istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır.
Anılan kural, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesinin 4. fıkrasında; 'Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz' şeklinde kanuni düzenlemeye dönüştürülmüştür. Buna göre ceza hukukumuzda genel anlamda bir kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca 1412 sayılı CMUK'nun 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek olan 'cezayı aleyhe değiştirememe' veya 'aleyhte düzeltme yasağı'nın söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu kuralla ilgili olarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 307/4. maddesinde ise; 'Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz' düzenlemesine yer verilmiştir.
Kanundaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olacak, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır.
Gerek bozma ilamında, gerekse yerel mahkemece bozmadan sonra kurulan hükümde yaptırım ve sonuçları aleyhe değiştirme yasağına aykırılığın söz konusu olup olmadığı önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir.
Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 gün ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan 'cezanın aleyhe değiştirilmemesi' ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, asıl ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır.
Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran 'cezalar' ile ilgili ve sınırlı olup, fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar 5237 sayılı TCK'nun 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği Ceza Genel Kurulunca duraksamasız olarak kabul edilegelmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; sanık …'ın aralarındaki ticari ilişki nedeniyle müşteki …a 4 adet çeki 01.04.2011 tarihli protokol ile teslim etmesine rağmen, çeklerin ödenmemesini sağlamak amacıyla diğer sanık …'e teslim etmiş gibi 26.02.2011 tarihli özel belge niteliğinde çek teslim protokolü düzenledikleri, daha sonra bu protokolle sanık …'nın çekleri kaybettiğinden bahisle … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ödemeden men talebi ile başvurup resmi belge niteliğinde tedbir kararı aldığı olayda; sanıkların eylemlerinin teselsül eden resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu, mahkeme hükmünün bu bakımdan yerinde olduğu ancak Yargıtay 21. Ceza Dairesinin 09.06.2016 tarih ve 2015/8291-2016/5129 sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilen Mahkemenin 10.12.2012 tarih ve 2012/251-403 sayılı hükmünün yalnızca sanıklar müdafiileri tarafından temyiz edildiği ve anılan hükme yönelik sanıklar aleyhine temyiz talebi bulunmadığı, bu nedenle 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 326/son maddesi uyarınca sanıkların ceza miktarı itibarıyla kazanılmış haklarının bulunduğunun gözetilmemesi ve Yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinin CMK'nin 326/2. maddesi gereğince iştirak halinde işlenen suçlardan dolayı mahkûm olanlara eşit oranda yükleneceği gözetilmeden, 'maktu ücreti vekaletin sanıklardan alınıp katılana verilmesine' şeklinde hüküm kurulması, Yasaya aykırı; sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca bozulması; ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından 'Katılan vekille temsil edildiğinden 3960 TL maktu ücreti vekaletin sanıklardan alınıp katılana verilmesine' ibaresinin çıkartılıp yerine 'Katılan vekille temsil edildiğinden 3960 TL maktu ücreti vekaletin sanıklardan eşit oranda alınıp katılana verilmesine.' ibaresinin yazılması, hüküm fıkralarından sonra 'CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca sanıkların kazanılmış hakkı gözetilerek sonuç itibarıyla 1'er yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına' ibaresi eklenmek suretiyle, sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerektiği…" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 11.03.2021 tarih, 3485-2482 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların eylemlerinin zincirleme şekilde resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan …’un, … Cumhuriyet Başsavcılığına vekili aracılığıyla verdiği 31.10.2011 tarihli şikâyet dilekçesi ile; sanık … tarafından kendisine protokol ile teslim edilen.. olarak görünen 30.07.2011, 30.08.2011, 30.09.2011 ve 30.10.2011 keşide tarihli 4 adet çek bedelinin karşılığının ödenmemesi için sanık …’ın diğer sanık … ile belirtilen çekler de dahil toplam 19 adet çekin sanık …’ya verildiğini belirten 26.02.2011 tarihli sahte bir protokol tanzim ettiklerini ve sanık …’nın bu protokolü … Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı çek iptali davasında kullanarak çekler hakkında ödemeden men kararı aldığını, çekleri tahsil için ilgili bankaya başvurduğunda ödemeden men kararı nedeniyle kendisine ödeme yapılmadığını beyanla sanıklar hakkında şikâyetçi olduğu ve soruşturmanın bu şekilde başladığı,
Dosya içerisinde bir örneği bulunan 01.04.2011 tarihli belge içeriğinin; “Firmamıza ait aşağıda seri no, vade ve miktarları yazılı bulunan çekleri rızam doğrultusunda … ve …’a verdim. Söz konusu çekler çek tarihinde muteberdir.” şeklinde olduğu, aynı belgede .. ibaresinin alt kısmında çeklerin her biri ayrı ayrı olmak üzere 4 ayrı satırda … seri no, 30.07.2011 vade,… seri no, 30.08.2011 vade, … seri no,… vade, 85.000, 2982780 seri no, 30.10.2011 vade, 85.000” biçiminde belirtildiği, belgenin alt kısmının sol bölümünde, üzerinde bir adet imza bulunan …. kaşesi, sağ bölümünde ise el yazısı ile sanık … ismi ve imzasının yer aldığı,
Dosya kapsamına göre sahte olduğu iddia edilen “Protokoldür” başlıklı,.. antetli ve 26.02.2011 tarihli belge içeriğinde; sanık … tarafından katılana verilen 4 adet çeke ilişkin bilgilerin de yer aldığı toplam 19 adet çekin diğer sanık …’le aralarındaki ticari ilişkiye istinaden adı geçen sanığa teslim edildiği hususunun belirtildiği, 3 sayfalık belgenin her bir sayfasının altında sanık …’in adı ve…. kaşesinin bulunduğu, bu isim ve kaşe altında da birer imzanın yer aldığı,
… 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/585 esas sayılı dosyasının, incelemeye konu dosya içerisine alınan ilgili evrakına göre; sanık …’in vekili aracılığıyla Mahkemeye ibraz ettiği 24.06.2011 tarihli dilekçesi ve ekinde yer alan “Protokoldür” başlıklı belge ile bu belgede bahsedilen 19 adet çekin kaybolduğundan bahisle çeklerin iptali için dava açıldığı, aynı dilekçe ile çek iptaline karar verilmeden önce ilk aşamada ödemeden men kararı verilmesinin talep edildiği, bu istemler ile açılan davada adı geçen Mahkemece 27.06.2011 tarihli tensip tutanağıyla katılana verilen protokole konu çekleri de kapsayacak şekilde ödemeden men kararı verildiği, bu kararın ilgili yerlere bildirildiği,
Dosya içerisinde aslı gibidir kaşeli katılana verilen 01.04.2011 tarihli protokole konu çekler incelendiğinde; 30.10.2011, 30.09.2011 ve 30.07.2011 keşide tarihli çeklerin bankaya ibraz edilmesi üzerine bu çekler hakkında … 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.06.2011 tarihli ve 2011/585 sayılı ödeme yasağı bulunduğundan hiçbir işlem yapılmadığını belirten banka kaşesinin çeklerin arkasına basıldığının görüldüğü,
Anlaşılmıştır.
Katılan … aşamalarda ve beyan dilekçelerinde özetle; 2009 yılı içerisinde… İnşaat isimli firmanın hissedarları olan Nejdet Selim, Karakim Bedikoğlu ve İsmail Özdemir’e kaba inşaat hâlindeki bir yeri devrettiğini, karşılığında da bu kişilerden 340.000 TL tutarında çek aldığını, ancak bu çeklerden bir tanesinin karşılıksız çıkması üzerine bu şahısların alacaklı olduklarını belirttikleri sanık …’ın yetkilisi olduğu… ait 4 adet, her biri 85.000 TL bedelli toplamda 340.000 TL’lik çekleri protokol ile kendisine teslim ettiklerini, bu çeklerden ilkini bankaya tahsil için ibraz ettiğinde, diğer sanık …’in söz konusu çeklerin elinden çıkmış olması nedeniyle … 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/585 esas sayılı dosyası üzerinden ödemeden men kararı aldığını ve çek iptali davası açtığını öğrendiğini, her iki sanığın birlikte hareket ederek alacağının tahsilini güçleştirmek için gerçekte 01.04.2011 tarihli belge ile kendisine teslim edilen ve hâlen de kendisinde bulunan çeklerin sanki 26.02.2011 tarihinde sanık …’e teslim edilmiş gibi protokol düzenlediklerini ve sanık …’nın gerçeğe aykırı olarak düzenlenen bu protokolü kullanarak adı geçen Mahkemeden ödemeden men kararı aldığını, zararının giderilmediğini, sanıklardan şikâyetçi olduğunu,
İfade etmiştir.
Sanık … aşamalarda ve savunma dilekçelerinde özetle; iddianamede bahsi geçen….nin yetkilisi olduğunu, diğer sanık …’in inşaat mühendisi olduğunu ve adına daire alacağı için toplam 19 adet çeki …’e verdiğini, adı geçenin zaman içerisinde birkaç çekini iade ettiğini, ancak kalan çekleri kaybettiğini söylediğini, bunun üzerine …ya “Avukatınla görüş, çekler benim olduğu için beni zarara uğratma.” dediğini,…’nın mahkemeye başvurarak ödemeden men kararı aldığını ve kararı bankasına teslim etmiş olduğunu sonradan öğrendiğini, davaya konu olan 4 adet çeki daha önceden iade etmiş olduğunu, kendisinin de bu çekleri Nejdet Selim adlı şahsa yine adına daire alınması için verdiğini, katılan …'u tanımadığını, katılanın şirketini Nejdet adlı şahsın almış olduğunu, karşılığında da kendisine ait olan çekleri verdiğini öğrendiğini, kendisine de daire vereceklerinden çeklerle ilgili protokol istendiğini, bunun üzerine çekleri teslim ettiğine dair protokolü imzaladığını, haklarında ödemeden men kararı olduğu için davaya konu bu dört adet çekin karşılığını ödemediğini, harici olarak da ödeme yapmadığını, adına bir kısım daireler de alındığını,
Sanık … aşamalarda ve savunma dilekçelerinde özetle; diğer sanık …’ın mimar, kendisinin de mühendis olduğunu, sanık …’ın kendisine biraz borcunun bulunduğunu ve ayrıca yapacakları işle ilgili olarak da …’la bir protokol düzenlediklerini, bu protokolle sözü edilen çeklerin kendisine teslim edildiğini, seyahatleri sırasında çekleri kaybettiğini düşünerek avukatına danıştığını ve kimsenin mağdur olmaması için çeklerle ilgili ödeme yapılmasın diye dava açtıklarını, mahkemece bu konuda karar alındığını, bir süre sonra başka çantasında olduğunu fark ettiği çekleri diğer sanık …’a teslim ettiğini, çekleri bulduktan sonra da davanın devam etmesine gerek görmediğini, sanık …’tan alacağının bulunmasına ve yapılacak … karşılığı olarak bu çeklerin düzenlenen protokolle kendisine teslim edilmiş olmasına rağmen, çalındıklarını düşündüğü için panik yaptığından ve aradan da zaman geçtiğinden çeklerin sanık …’a iadesini uygun bulduğunu, suç işlemek kastıyla hareket etmediğini,
Savunmuşlardır.
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, öncelikle resmî belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçları üzerinde durulması gerekmektedir.
Resmî belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde;
“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması gerektiği belirtilmiştir.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, tamamen veya kısmen değiştirilmesi ya da gerçek bir belgeye eklemeler yapılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.
TCK’nın “Özel Belgede Sahtecilik” başlığını taşıyan 207. maddesi;
"Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Özel belge, kamu görevlisinin görevi nedeniyle düzenledikleri dışında kalan, resmî belgeden sayılmayan, resmî bir işlem nedeniyle düzenlenmiş olmayan, ancak; doğrudan hukuken hüküm, sonuç meydana getiren, bir hakkın doğmasına veya kanıtlanmasına yarayan yazıdır (Kubilay Taşdemir, Belgelerde Sahtecilik Suçları, …, 2013, s. 441.). Başka bir deyişle, resmî belgenin özelliklerini taşımayan tüm yazılar özel belge olarak nitelendirilebilir.
Bu suçun seçimlik hareketleri özel belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir özel belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte özel belgenin bu özelliği bilinerek kullanılması olarak gösterilmiştir. Bununla birlikte bir belgenin sahte olarak düzenlenmesi ve gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesine ilişkin seçimlik hareketlerin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için bu belgelerin ayrıca kullanılması da gerekmektedir. Kullanmadan maksat, bu sahte belgenin herhangi bir hukuki ilişkide veya herhangi bir hukuki işlem tesisinde dikkate alınmasını sağlamaya çalışmaktır.
Suç konuları farklı olmakla birlikte, resmî ve özel belgede sahtecilik suçları unsurları itibarıyla benzer şekilde düzenlenmiştir. Her iki suç yönünden de belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için, sahteciliğe konu belgenin aldatma yeteneğinin de bulunması gerekir.
Diğer taraftan, resmî belgede sahtecilik suçundan farklı olarak özel belgede sahtecilik suçunu düzenleyen TCK’nın 207. maddesinin metninde, gerçeğe aykırı belge düzenlemek olarak tanımlanan içerik sahteciliğine (fikri sahtecilik) yer verilmediği, yalnızca "Belgenin sahte olarak düzenlenmesi ve gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi" hareketlerine, başka bir deyişle maddi sahtecilik eylemlerine yer verildiği görülmüştür.
Madde metninde belirtilen seçimlik hareketler, anılan maddenin gerekçesinde de; “…Söz konusu suçu oluşturan hareketlerden biri, özel belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir.
Suç, gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek suretiyle de işlenebilir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan özel belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır…” şeklinde açıklanmış olup suça konu eylemlerin yalnızca maddi sahteciliğe ilişkin hareketler olduğu anlatılmıştır. Belgeyi düzenleyen olarak görünen kişinin gerçek olmasına rağmen, belge içeriğinin gerçeğe aykırı görünmesi durumuna, yani içerik sahteciliğine ne madde metninde, ne de gerekçesinde yer verilmemiştir.
Buna göre, düzenleyenin imzası gerçek olmakla birlikte salt yalan beyanı içeren özel belgeler, açıklanan ve unsurları gösterilen özel belgede sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmamaktadır.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
…nin yetkilisi olan sanık …’ın, …Bankasına ait keşidecisi … ve Endüstri San. Tic. Ltd. Şti. olarak görünen 30.07.2011, 30.08.2011, 30.09.2011 ve 30.10.2011 keşide tarihli 4 adet çeki 01.04.2011 tarihli protokol ile katılan …’a teslim etmesine rağmen, fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği diğer sanık … ile bu çek bedellerinin ödenmemesini sağlamak için belirtilen çeklerin de içinde bulunduğu toplam 19 adet çekin sanık …’ya verildiğini gösteren 26.02.2011 tarihli sahte bir protokol tanzim ettikleri ve sanık …’nın bu protokolü … 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı çek iptali davasında kullanarak çekler hakkında ödemeden men kararı aldığının iddia edildiği olayda;
Özel belgede sahtecilik suçunu düzenleyen TCK’nın 207. maddesinde, gerçeğe aykırı belge düzenlemek olarak tanımlanan içerik sahteciliğine yer verilmediği göz önünde bulundurulduğunda, özel belge niteliğinde olan iddianameye konu 26.02.2011 tarihli “Protokoldür” başlıklı belgeye yönünden dosya kapsamında tahrifat yapıldığına veya bir başkası yerine o kişinin bilgisi ve rızası dışında imza atıldığına ilişkin herhangi bir iddia veya delilin bulunmaması, sahteciliğin özel belgenin içeriğine ilişkin olması karşısında, bu belgenin, bu hâliyle TCK’nın 207. maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik” suçunun maddi konusunu oluşturmayacağı,
İddianameye konu … 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen ihtiyati tedbir niteliğindeki ödemeden men kararının ise hak arama özgürlüğü kapsamında Mahkemeye başvuran sanık …’in beyanında geçen veya dilekçesinde belirtilen iddiaların Mahkemece araştırılması, maddi veya şekli gerçeğe uygun olup olmadığının denetlenmesi sonucunda takdir hakkı kullanılarak verilmiş olması, yalnızca beyana veya sunulan belgeye dayalı olarak düzenlenen bir belgenin bulunmaması, bu hâliyle Mahkemeye başvuru sırasında sunulan ve özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturmayacağı kabul edilen 26.02.2011 tarihli “Protokoldür” başlıklı belge ile Mahkemenin iradesinin sakatlandığından veya kararın hile ile elde edildiğinden söz edilemeyecek olması nedeniyle verilen ödemeden men kararı yönünden de resmî belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla oluşmayacağı, iddianameye konu eylemler bakımından sanıklar hakkında beraat hükümleri kurulması gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet hükümleri kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu,
Sonucuna varılmalıdır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …; "Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf; sanıklara isnat edilen sahtecilik suçunun oluşup oluşmadığına ilişkindir.
… Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinde sanık … ve … hakkında açılan kamu davası ile yapılan yargılama sonucunda mahkemenin sanıklar hakkında, özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün, Yargıtay 21. Ceza Dairesinin temyiz incelemesinde sanıkların üzerine atılı eylemlerine göre resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması gerektiğine dair bozma ilamından sonra … Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesince resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmünün Dairemizce yapılan temyiz incelemesinde Yüksek 11. Ceza Dairemiz çoğunluğunun … Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinin resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet kararına ilişkin bozma ilamında; 'şüphelilerin gerçekte zayi olmayan çeklerin zayi olmuş gibi … 2. Asliye Ticaret Mahkemesinden 'Ödemekten Men' kararı alması şeklinde kabul edilen eyleminde, TCK 207. maddesinde düzenlenen 'özel belgede sahtecilik' ve TCK’nin 204/1. maddesinde düzenlenen 'resmi belgede sahtecilik' suçunu işleme kasıtlarının bulunmadığı sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozma kararı vermiştir.
Katılan … bir ticari ilişki nedeni ile şüpheli …’ın yetkilisi ve temsilcisi olduğu, … End. San. Tic. Ltd. Şirketine ait ve bu şirket yetkilisi tarafından keşide edilen 2988277, 2982778, 2982779 ve 2982780 çek numaralı her biri 85,000,00 TL bedelli olan 4 adet çeki aralarında düzenledikleri 01/04/2011 tarihli çek teslim protokolü ile teslim almıştır. Sanık … çeklerin müştekiye tesliminden sonra çeklerin ödenmemesini sağlamak için, çek teslimi protokolüne konu çekleri diğer şüpheli … ile 26/02/2011 tarihli çek teslim protokolü ile teslim edilmiş gibi gösteren içeriği sahte belge düzenlemişlerdir. Sanık …’in gerçekte hamili olmadığı çeklerin ihtiyati tedbir niteliğinde ödemeden men kararı verilmesi talebini içerir mahiyette … 2. Asliye Ticaret Mahkemesine 24/06/2011 tarihli dilekçesi ile talepte bulunmuştur. Sanığın talebini değerlendiren … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/585 esas ve 27/06/2011 tarihli kararı ile daha önceden müştekiye teslim edilen 4 adet çek ile birlikte başkaca çeklerin zayi oldukları gerekçesi ile ödemekten men kararı verilmiştir. Böylece sanıklardan … keşideci olması sıfatıyla yukarıda anılan çeklerin ödenmesinin men edilmesi ve iptalinin sağlanması için şüpheli …'i azmettirdiği her iki şüphelinin birlikte hareket ederek mahkemeyi aracı kullanarak resmi evrakta sahtecilik suçunu işledikleri anlaşılmaktadır.
Sanık …’ın kastının müştekiye borcunu ödememek veya geciktirmek amacıyla bu çekleri müştekiye değilde; diğer sanık …'ya vermiş gibi göstermek amacıyla hukuk dünyasında geçerli içeriği sahte resmi bir belge hazırlamak için ilgili mahkemeyi aracı kullanarak içeriği sahte olan ödemeden men karar alınmasını sağlamak olduğu aşikardır.
Sanıkların 'içeriği sahte protokol düzenlemek' ve bu içeriği sahte olan özel belgeyi kullanarak 'mahkemeden içeriği itibariyle sahte olan ödemeden men kararı' alıp bunu bankaya ibraz ederek kullanmak suretiyle de, 'resmi belgede sahtecilik' suçunu işledikleri; sanıkların eylemlerinin Türk Ceza Kanunu 44. maddesinde işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verildiğinde bu eylemlerden en ağır cezayı gerektiren suçtan sanığa ceza verilir düzenlemesine göre fikri içtima olarak kabul edilerek ağır olan Resmi Belgede sahtecilik suçundan cezalandırılmaları gerekmektedir.
İzah edilen nedenlerle;
1- Sanıkların TCK'nin 204/1. maddesindeki resmi belgede sahtecilik suçundan mahkemenin verdiği mahkumiyet kararının isabetli olduğundan, sanıkların bu suçtan beraatlarına ilişkin 11. Ceza Dairesinin Bozma kararının isabetli olmadığına CMK 326/son maddesi gereğince aleyhe temyiz olmadığından kazanılmış haklar saklı tutularak düzelterek onanması gerektiğine dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilmesi,
2- Sanıklara isnat edilen özel evrakta sahteciliğin içerik sahteciliği olduğu, TCK 44 maddesi gereğince sadece ağır olan resmi belgede sahtecilik suçundan ceza verilmesi gerektiğinden ayrıca Özel evrakta içerik sahteciliği suçundan 43/1 artırımı yapılarak fazla ceza verilmemesi gerektiğinden itirazın değişik gerekçe ile kabul edilmesi;
Görüşünde olduğumdan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar veren Ceza Genel Kurulu sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.03.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Belge Kavramı ve Özel Belgenin Unsurları
Ceza hukuku uygulamasında belge; belirli bir düşünceyi, vakayı veya hukuki ilişkiyi ortaya koyan, hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir irade beyanı içeren ve kimin tarafından düzenlendiği metin üzerinden belirlenebilen yazılı evraktır. Bir metnin hukuken belge sayılabilmesi için yazılı olması, hukuken korunmaya değer bir içerik taşıması ve düzenleyicisinin belirli olması zorunludur.
Özel belge ise kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle düzenledikleri evrak dışında kalan, resmi belge vasfı taşımayan veya resmi bir işlem sebebiyle tanzim edilmemiş olan, doğrudan hukuki sonuç doğurmaya veya bir hakkın ispatına yarayan yazıdır. Kamu görevlisi tarafından tanzim edilse dahi görevle ilgisi bulunmayan yazılar da özel belge kabul edilir. Adi senetler, faturalar, kira sözleşmeleri, tahliye taahhütnameleri, özel vaka tespit tutanakları, ihbar yazıları, dilekçeler ve özel hukuk tüzel kişisi niteliğindeki şirketlerce düzenlenen sigorta poliçeleri özel belge niteliğindedir.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2017/1616, K. 2018/2428Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan TCK 158/1-i, 62, 52 ve 53. maddeleri gereğince, resmi belgede sahtecilik suçundan 204/1, 43/1, 62 ve 53. maddeleri gereğince ayrı ayrı mahkumiyetlerine
Nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından, sanıkların mahkûmiyetlerine ilişkin hükümler, sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü,
…Sigorta – … unvanlı sigorta firmasını isleten ve akraba olan sanıkların, katılan … A.Ş'nin acentesi olmadığı ya da bu şirket adına sigorta işlemleri yapması için verilmiş her hangi bir vekalet bulunmadığı halde, katılan… Gümrük Müşavirliği şirketine kendilerini yetkili … A.Ş acentesi olarak tanıtıp, katılan … Gümrük Müşavirliği şirketinin taşıma sigortasını yapmaya başladıkları ve suç tarihleri arasında toplam 1005 adet sahte taşımacılık sigorta poliçesi düzenleyip vererek, karşılığında 76.000 TL poliçe sigorta ücretini aldıkları, daha sonra sigortalanan bir malda bir sorun çıkması üzerine sigorta poliçesinin … A.Ş'ne gönderilmesi üzerine hazırlanan tüm sigorta poliçelerinin sahte olduğunun anlaşıldığı, bu surette sanıkların “serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle” nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işledikleri iddia ve kabul olunan somut olayda,
1)Sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan temyiz başvurusunun incelenmesinde,
Sanık …’ın ikrar içeren, diğer sanık …’ın tevil yollu ikrar içeren savunmaları, tanık anlatımları, kriminal rapor, sigorta poliçeleri ve tahsilat makbuzları karşısında, sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinde her hangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanıkların sigorta poliçesi düzenlemeye yetkili, sigorta acentesi olarak vergi dairesine kayıtlı bir işletmelerinin olduğunun vergi levhasından ve Ticaret Sicil Gazete’sinden anlaşılması karşısında, sanıkların eyleminin TCK’nın 158/1-h, son maddesi kapsamında “tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında” işlediği nitelikli dolandırıcılık suçu olduğu gözetilmeden, TCK’nın 158/1-i, son maddesi gereğince hüküm kurulmuş ise de, her iki fıkranın yaptırım miktarlarının aynı olması ve söz konusu yanlışlığın sonuca bir etkisinin bulunmaması ve ayrıca sanıkların bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda katılan … Gümrük Müşavirliği şirketine karşı aynı suçun birden fazla kez işlemeleri nedeniyle TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Suça konu “trafik sigorta poliçeleri”nin sahte olarak düzenlenmesi ve katılan … Gümrük Müşavirliği şirketine karşı kullanılarak menfaat edilmesi eyleminde, suçundan doğrudan doğruya zarar görmeyen … A.Ş’nin davaya katılma hakkı bulunmadığı gözetilmeden, katılma kararı verilerek lehine vekalet ücretine hükmolunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak, yeniden yargılanmayı gerektirmeyen bu hususta, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasında … A.Ş lehine hükmedilen vekalet ücretine ilişkin kısımın çıkartılarak sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2)Sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan temyiz başvurusunun incelenmesinde,
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sahte sigorta poliçelerinin iğfal kabiliyeti bulunup bulunmadığı hususunda, her hangi bir incelenme yapılmaması karşısında, yapılan sahtecilikte aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdir ve tayininin hakime ait olduğu da dikkate alınarak, söz konusu poliçelerin mahkeme heyeti tarafından incelenip, özellikleri zapta geçirilerek, iğfal kabiliyeti bulunup bulunmadığının tespiti ve iğfal kabiliyetinin varlığının kabulü halinde, iktisadi devlet teşekkülü ya da kamu kuruluşu niteliğinde olmayıp, özel hukuk tüzel kişisi olan … A.Ş'ye ait sahte sigorta poliçelerinin, TCK’nın 210. maddesi kapsamında “emtiayı temsil eden belge” ya da “kambiyo senedi” niteliğine haiz olmaması nedeniyle “özel belge” vasfında olduğu gözetilmeden, sanıkların özel belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet yerine yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde poliçelerin resmi belge olduğunun kabulüyle “resmi belgede sahtecilik” suçundan mahkumiyet hükmü verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kanunen resmi belge hükmünde sayılan kambiyo senetleri, bono veya poliçeler; Türk Ticaret Kanunu'nda aranan tanzim tarihi gibi zorunlu yasal unsurları taşımamaları halinde resmi belge vasfını yitirerek adi yazılı belge, yani özel belge niteliğini kazanır. Bu tür eksik unsurlu senetler üzerinde gerçekleştirilen sahtecilik eylemlerinde resmi belgede sahtecilik değil, özel belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler tatbik edilir.
Suçun Kurucu Unsurları ve Kullanma Zorunluluğu
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesinde özel belgede sahtecilik suçu için üç bağımsız seçimlik hareket öngörülmüştür. Bunlar özel bir belgenin sahte olarak düzenlenip kullanılması, gerçek bir özel belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilerek kullanılması ve sahte olduğu bilinerek özel belgenin kullanılmasıdır. Resmi belgede sahtecilikten farklı olarak özel belgede sahtecilik suçunun tamamlanabilmesi için sahte belgenin mutlaka hukuki ilişkide veya bir işlem tesisinde dikkate alınmak üzere fiilen kullanılması gerekir; belge düzenlenmiş veya değiştirilmiş olsa dahi kullanılmadığı sürece bu suç oluşmaz.
Özel belgede sahtecilik suçunun oluşması için belgenin nesnel olarak aldatma kabiliyetine sahip olması ve bir zarar doğurma ihtimali barındırması şarttır. Beş duyu organıyla ilk bakışta kolaylıkla fark edilebilen kaba tahrifat veya kaba taklit hallerinde aldatma yeteneği bulunmadığından suç meydana gelmez. Aldatıcılık niteliğinin tespiti hakime ait olup mahkemece suça konu belgenin duruşmaya getirtilerek bizzat incelenmesi, özelliklerinin duruşma zaptına geçirilmesi ve tereddüt bulunması durumunda bilirkişi incelemesine başvurulması zorunludur. Muhatabın dikkatsizliğinden veya özensizliğinden doğan fiili yanılmalar aldatma yeteneğinin varlığını kanıtlamaz.
Yargıtay 21. Ceza Dairesi, E. 2015/4950, K. 2015/5762Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat
Hakkında yakalama kararı bulunan sanık …'nın, yakalanmamak amacıyla, "…'e ait" nüfus cüzdanındaki resmi çıkarıp yerine kendi resmini yapıştırmasından ibaret eylem nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçundan açılan davanın yapılan yargılaması sonunda, sahteliği iddia edilen belgede mühür izi bulunmadığı gerekçesiyle beraate hükmedilmiş ise de;
TCK'nun 204. maddesindeki gibi 205. maddesindeki suçta da korunan hukuki yarar, ispat araçlarının dokunulmazlığına olan kamu güvenidir. Suçun oluşması için, genel kast yeterli olup, fail, eyleminin haksız, hukuka aykırı olduğunu biliyorsa, suç kastı var demektir. Suç, seçimlik hareketli suç olarak düzenlendiğinden, maddede sayılan hareketlerden birinin gerçekleştirilmesi yeterli olup ayrıca bir zarar veya tehlikenin doğması gerekmez.
205. maddenin gerekçesinde belirtildiği gibi "suçun konusu, hukuken geçerli, yani gerçek bir resmi belgedir. Söz konusu suçu oluşturan seçimlik hareketler, resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemektir." 205. maddedeki "bozma" ile 204. maddedeki "değiştirme" fiilleri, birbirine yakın, hatta aynı olabilir. Aradaki fark, "aldatıcılık" vasfıdır. Nitekim bu hususa, hem 204, hem de 205. maddenin gerekçesinde yer verilmiştir. 205. maddenin gerekçesine göre, sahtecilik suçu, düzenlenen belgenin veya belgede yapılan değişikliğin başkasını aldatıcı nitelikte olmasını gerektirir. 205. maddedeki, "resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme" suçunun işlenmesi ise başkasını aldatma özelliği taşımayabilir. 204. madde gerekçesine göre de, "mevcut olan resmi belge üzerinde sahtecilikten söz edebilmek için, yapılan değişikliğin aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aksi takdirde, resmi belgeyi bozma suçu oluşur." Öğretide de bu farka dikkat çekilmiştir.
"Belli bir amaç veya saik" ile hareket edilmesinin arandığı suç tiplerinde veya suçun nitelikli hallerinde, bu husus Kanunda açıkça ve ayrıca gösterilir. Yargıtay CGK'nın birçok kararında belirtildiği gibi, "Doğrudan kast, failin hareketinin yasal tipi gerkçekleştireceğini bilmesi ve istemesini gerektirir. Ancak, failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanısıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçları da, açık bir isteme olmasa dahi doğrudan kast kapsamında değerlendirilmelidir." (CGK., 23.11.2010, 171/232). TCK'nun 204. maddesinde olduğu gibi 205. maddesinde de kişilerin amacı değil, fiili cezalandırılmaktadır.
Maddenin 765 sayılı TCK'ndaki karşılığı olan 348. maddede, suçun oluşması için belgenin ortadan kaldırılması veya bozulması yeterli görülmeyip ayrıca bu eylemler sonucunda umumi veya hususi bir zararın doğması da aranmışken, 205. maddede suç için herhangi bir zararın meydana gelmesi aranmamıştır. Suçun işlenmesiyle genellikle bir zararın oluşması veya hak sahibinin o belgeden yararlanma imkanının kalmaması mümkün olsa da, bu şart değildir. Kaldı ki, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, zararın suçun oluşması için zorunlu olduğu dönemde bile, "Devlet, bir olgunun kanıtlanma yeteneğini tanıdığı belgelerin öz ve biçimleri ile gerçekliklerine ve doğruluklarına beslenen ortak toplum inancını kamu güveni içinde korumak ve o yüzden de soyut varlık ya da yararın veya değerin somutlaştırdığı belgeleri erişilmez ve dokunulmaz kılmak istemiştir. Zarar doğma olasılığı yeterlidir. Kanıt değeri olan belgenin yok edilmesiyle zarar kendiliğinden doğmuştur" şeklindeki kararıyla, suçla korunan yarara dikkat çekmiş ve somut zararın oluşmasını aramamıştır (CGK, 7.3.1988, 596/73).
Ne 204., ne de 205. maddede suçun unsuru olarak özel bir saik veya amaç öngörülmemiştir. Bu nedenle, "failin kastı sahte resmi belge oluşturmaktır, bu suç resmi belgenin unsurlarından birisinin yokluğu nedeniyle gerçekleşmemiştir, o halde, olayda resmi belgeyi bozma gibi bir kasıt, niyet yoktur" denilemez. Aksinin kabulü, madde gerekçesine hiç değer vermemek, gerçek bir resmi belgeyi değiştirme suçu için genel kast yeterli görülmesine rağmen, aynı resmi belgeyi bozma suçu için özel bir amaç veya saik aramak demektir. Bu ise; "suçun, hak sahibinin o belgeden yararlanmasını engellemek amacıyla işlenmesi ve belgenin bozulmasıyla bu hususun gerçekleşmesi" şartına bağlanması, dolayısıyla, bir "tehlike suçu"nun "ancak özel amaçla işlenebilen zarar suçu"na dönüştürülmesi demektir.
Belirtilen nedenlerle; somut olayda, sanığın eyleminin "resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme" suçunu oluşturacağı ve bu nedenle hakkında TCK'nun 205. maddesi uyarınca mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği düşünülmeden, yazılı şeklide beraate hükmedilmesi,
Yasaya aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair temyiz itirazlarının reddiyle hükmün belirtilen nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 02.12.2015 gününde Daire Başkanı …ve Üye …'nın hükmün onanması yönündeki karşıoyları sebebiyle oyçokluğu ile karar verildi.
-MUHALEFET ŞERHİ-
Kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle hakkında yakalama kararı bulunan sanığın, yakalanmamak amacıyla …'e ait nüfus cüzdanındaki fotoğrafı çıkartıp yerine kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirip kullandığından bahisle eylemine uyan resmi belgede sahtecilik suçundan (TCK 204/1. maddesi uyarınca) cezalandırılması talebiyle açılan davada;
Mahkemece, 23.11.2011 tarihli oturumda suça konu belgenin incelenip fotoğraf üzerinde herhangi bir mühür ve soğuk damga izi bulunmadığı tespit edilerek aldatma yeteneği bulunmadığından bahisle sanığın beraatine karar verilmiştir.
Daire çoğunluğu ise, sanığın eyleminin "resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme" suçunu oluşturacağından TCK.nun 205. maddesi uyarınca mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği düşüncesindedir. Sayın daire çoğunluğunun kararına aşağıdaki sebeplerle katılmak mümkün görülmemiştir.
Belgelerde sahtecilik suçlarında, gerek yargısal kararlarda gerekse doktrinde kabul edilen baskın görüşe göre suçun hukuki konusu kamu güvenidir. Belgelerin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye ilaveler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanmıştır. Bu nedenle eylemden dolayı bir zararın oluşması aranmamakta zarar doğma ihtimali yeterli görülmektedir.
765 sayılı TCK.nın aksine, 5237 sayılı TCK’nın resmi belgede sahteciliği düzenleyen 204 ve özel belgede sahteciliği düzenleyen 207. maddelerinde Yargıtay’ın içtihatla oluşturduğu “aldatma unsuruna” madde metinlerinde yer verilmiştir. Bu nedenle belgelerde sahtecilik suçlarında aldatıcılık, suçun oluşması için bulunması gereken temel unsurlardandır
Aldatma niteliğinin suçun unsuru olduğu hususu doktrinde ve uygulamada da tartışmasız kabul görmektedir. Belgedeki sahteciliğin, ilk bakışta birçok kimse tarafından anlaşılabilecek derecede olması halinde suç oluşmayacaktır. Bu nedenle belgenin aldatma niteliği olup olmadığının objektif olarak belirlenmesi gerekir.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu 14.10.2003 gün ve 232/250 sayılı kararında; "…zarar olasılığının bulunması için belgede sahteciliğin çok sayıda kişiyi aldatacak nitelikte olması, bir başka anlatımla belgenin nesnel olarak aldatıcılık yeteneğinin bulunması gerekir. Aldatma keyfiyeti belgeden objektif olarak anlaşılmalıdır…" demiştir.
Aldatma yeteneğinin bulunmadığı, kaba taklit veya tahrif halinde kamu güveninin sarsılmayacağı kabul edildiğinden cezalandırılması gereken bir sahtecilik suçundan da söz edilemeyecektir.
Belgede sahtecilik suçunun konusu, kanıtlama güçleri nedeniyle hukuki sonuç doğuran ve bu yüzden toplumsal ilişkilerde doğruluklarına inanılan belgelere karşı, kamunun beslediği güven olup, zararın doğması için aldatma olgusunun hukuken korunan bu güveni sarsacak oran ve düzeyde bulunması gerekir.
Sahte belgenin ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenip, birçok kişiyi aldatabilecek yetenekte olması ve bu konunun objektif olarak saptanması gerekir. Örneğin imzalayan kamu görevlisinin açık kimliği sayı ve tarihi bulunmayan bir belgenin aldatma yeteneği bulunmadığı gibi soğuk damga ile mühürlenmeyen bir nüfus cüzdanının da kandırma yeteneği bulunmadığı uygulamada kabul edilmektedir.
Dairemizin 08.10.2015 gün, 2793/3700 ve 04.11.2015 gün 4112/4547 ve 11. Ceza Dairesinin 14.05.2014 gün, 27484/9340 sayılı kararları da bu yöndedir.
Sahtecilik ilk bakışta ve kolaylıkla herkes tarafından anlaşılabiliyorsa, diğer bir anlatımla başka kişileri aldatacak nitelikte değilse sahtecilik suçu oluşmaz.
Aldatma yeteneğini, suçun maddi öğesine göre takdir edecek olan kişi hâkimdir. (Yargıtay 11. CD. 24.01.2011, 2009/779) Hâkim gözlem yaparak aldatma niteliğini takdir etmeli, şüphenin giderilmesi için gerektiğinde bilirkişiye başvurmalıdır. (CGK. 01.04.2003, 12/76)
Bir resmi belge olan nüfus cüzdanında; fotoğraf üzerinde bulunması gereken soğuk mühür izinin mevcut olup olmadığı özel bir incelemeye tabi tutulmadan ilk bakışta hemen anlaşılabilir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince: dosya kapsamından suça konu nüfus cüzdanındaki fotoğraf üzerinde bulunması gereken soğuk mühür izinin mevcut olmadığının ilk bakışta hemen anlaşılması ve 21.12.2010 tarihli ekspertiz raporunda "…inceleme konusu nüfus cüzdanı üzerinde fotoğraf değişikliği şeklinde yapıldığı belirtilen tahrifatın aldatma kabiliyetini haiz olmadığının…" belirtilmesi nedeniyle belgenin aldatma niteliği bulunmadığının anlaşılması karşısında; suçun yasal unsurlarının oluşmadığını değerlendiren mahkemenin kabul ve takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığından sayın çoğunluğun, sanığın eyleminin "resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme" suçunu oluşturacağına ilişkin düşüncesine katılmak mümkün görülmemiştir.
Ayrıca; önemli gördüğümüz diğer bir husus da 17.01.2011 tarihli iddianamedeki tavsiftir. Sanık hakkında "…'e ait nüfus cüzdanındaki fotoğrafı çıkartıp yerine kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirip kullandığından bahisle eylemine uyan resmi belgede sahtecilik suçundan TCK 204/1. maddesi uyarınca cezalandırılması…" talebiyle kamu davası açılmış olup, anılan iddianamede sayın çoğunluğun, oluştuğunu bildirdiği "resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme" suçundan açılmış bir kamu davası da mevcut değildir.
5271 sayılı CMK.nun 225. maddesi uyarınca hükmün konusu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibaret olup, sanık hakkındaki kamu davası "resmi belgede sahtecilik" suçundan açılmış olup dava konusu yapılmayan "resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme" suçundan hüküm kurulması da kanımızca mümkün değildir.
Sonuç olarak sanığın, bir başkasına ait nüfus cüzdanı üzerindeki fotoğrafı çıkartıp yerine kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle gerçekleştirdiği sahteciliğin aldatma niteliğini haiz olmaması nedeniyle suçun yasal unsurlarının oluşmadığını değerlendiren mahkemenin kabul ve takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığından beraat hükmünün onanması gerektiği düşüncesiyle, sayın çoğunluğun sanığın eyleminin "resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme" suçunu oluşturacağından TCK.nun 205. maddesi uyarınca mahkumiyetine hükmolunması gerektiğine ilişkin kararına katılamıyoruz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/319, K. 2019/22Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 21. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 66-293
Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık …'nın beraatine ilişkin Bergama Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.11.2011 tarihli ve 66-293 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 21. Ceza Dairesince 02.12.2015 tarih ve 4950-5762 sayı ile;
“Hakkında yakalama kararı bulunan sanık …'nın, yakalanmamak amacıyla, '…'e ait' nüfus cüzdanındaki resmi çıkarıp yerine kendi resmini yapıştırmasından ibaret eylem nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçundan açılan davanın yapılan yargılaması sonunda, sahteliği iddia edilen belgede mühür izi bulunmadığı gerekçesiyle beraate hükmedilmiş ise de;
TCK'nun 204. maddesindeki gibi 205. maddesindeki suçta da korunan hukuki yarar, ispat araçlarının dokunulmazlığına olan kamu güvenidir. Suçun oluşması için, genel kast yeterli olup, fail, eyleminin haksız, hukuka aykırı olduğunu biliyorsa, suç kastı var demektir. Suç, seçimlik hareketli suç olarak düzenlendiğinden, maddede sayılan hareketlerden birinin gerçekleştirilmesi yeterli olup ayrıca bir zarar veya tehlikenin doğması gerekmez.
205. maddenin gerekçesinde belirtildiği gibi 'suçun konusu, hukuken geçerli, yani gerçek bir resmi belgedir. Söz konusu suçu oluşturan seçimlik hareketler, resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemektir.' 205. maddedeki 'bozma' ile 204. maddedeki 'değiştirme' fiilleri, birbirine yakın, hatta aynı olabilir. Aradaki fark, 'aldatıcılık' vasfıdır. Nitekim bu hususa, hem 204, hem de 205. maddenin gerekçesinde yer verilmiştir. 205. maddenin gerekçesine göre, sahtecilik suçu, düzenlenen belgenin veya belgede yapılan değişikliğin başkasını aldatıcı nitelikte olmasını gerektirir. 205. maddedeki, 'resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme' suçunun işlenmesi ise başkasını aldatma özelliği taşımayabilir. 204. madde gerekçesine göre de, 'mevcut olan resmi belge üzerinde sahtecilikten söz edebilmek için, yapılan değişikliğin aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aksi takdirde, resmi belgeyi bozma suçu oluşur.' Öğretide de bu farka dikkat çekilmiştir.
'Belli bir amaç veya saik' ile hareket edilmesinin arandığı suç tiplerinde veya suçun nitelikli hallerinde, bu husus Kanunda açıkça ve ayrıca gösterilir. Yargıtay CGK'nın birçok kararında belirtildiği gibi, 'Doğrudan kast, failin hareketinin yasal tipi gerkçekleştireceğini bilmesi ve istemesini gerektirir. Ancak, failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanısıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçları da, açık bir isteme olmasa dahi doğrudan kast kapsamında değerlendirilmelidir.' (CGK., 23.11.2010, 171/232). TCK'nun 204. maddesinde olduğu gibi 205. maddesinde de kişilerin amacı değil, fiili cezalandırılmaktadır.
Maddenin 765 sayılı TCK'ndaki karşılığı olan 348. maddede, suçun oluşması için belgenin ortadan kaldırılması veya bozulması yeterli görülmeyip ayrıca bu eylemler sonucunda umumi veya hususi bir zararın doğması da aranmışken, 205. maddede suç için herhangi bir zararın meydana gelmesi aranmamıştır. Suçun işlenmesiyle genellikle bir zararın oluşması veya hak sahibinin o belgeden yararlanma imkanının kalmaması mümkün olsa da, bu şart değildir. Kaldı ki, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, zararın suçun oluşması için zorunlu olduğu dönemde bile, 'Devlet, bir olgunun kanıtlanma yeteneğini tanıdığı belgelerin öz ve biçimleri ile gerçekliklerine ve doğruluklarına beslenen ortak toplum inancını kamu güveni içinde korumak ve o yüzden de soyut varlık ya da yararın veya değerin somutlaştırdığı belgeleri erişilmez ve dokunulmaz kılmak istemiştir. Zarar doğma olasılığı yeterlidir. Kanıt değeri olan belgenin yok edilmesiyle zarar kendiliğinden doğmuştur' şeklindeki kararıyla, suçla korunan yarara dikkat çekmiş ve somut zararın oluşmasını aramamıştır (CGK, 7.3.1988, 596/73).
Ne 204., ne de 205. maddede suçun unsuru olarak özel bir saik veya amaç öngörülmemiştir. Bu nedenle, 'failin kastı sahte resmi belge oluşturmaktır, bu suç resmi belgenin unsurlarından birisinin yokluğu nedeniyle gerçekleşmemiştir, o halde, olayda resmi belgeyi bozma gibi bir kasıt, niyet yoktur' denilemez. Aksinin kabulü, madde gerekçesine hiç değer vermemek, gerçek bir resmi belgeyi değiştirme suçu için genel kast yeterli görülmesine rağmen, aynı resmi belgeyi bozma suçu için özel bir amaç veya saik aramak demektir. Bu ise; 'suçun, hak sahibinin o belgeden yararlanmasını engellemek amacıyla işlenmesi ve belgenin bozulmasıyla bu hususun gerçekleşmesi' şartına bağlanması, dolayısıyla, bir 'tehlike suçu'nun 'ancak özel amaçla işlenebilen zarar suçu'na dönüştürülmesi demektir.
Belirtilen nedenlerle; somut olayda, sanığın eyleminin 'resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme' suçunu oluşturacağı ve bu nedenle hakkında TCK'nun 205. maddesi uyarınca mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği düşünülmeden, yazılı şeklide beraate hükmedilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş,
Daire Başkanı H. Boyrazoğlu ve Daire Üyesi M. Kaya "Kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle hakkında yakalama kararı bulunan sanığın, yakalanmamak amacıyla …'e ait nüfus cüzdanındaki fotoğrafı çıkartıp yerine kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirip kullandığından bahisle eylemine uyan resmi belgede sahtecilik suçundan (TCK 204/1. maddesi uyarınca) cezalandırılması talebiyle açılan davada;
Mahkemece, 23.11.2011 tarihli oturumda suça konu belgenin incelenip fotoğraf üzerinde herhangi bir mühür ve soğuk damga izi bulunmadığı tespit edilerek aldatma yeteneği bulunmadığından bahisle sanığın beraatine karar verilmiştir.
Daire çoğunluğu ise, sanığın eyleminin 'resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme' suçunu oluşturacağından TCK.nun 205. maddesi uyarınca mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği düşüncesindedir. Sayın daire çoğunluğunun kararına aşağıdaki sebeplerle katılmak mümkün görülmemiştir.
Belgelerde sahtecilik suçlarında, gerek yargısal kararlarda gerekse doktrinde kabul edilen baskın görüşe göre suçun hukuki konusu kamu güvenidir. Belgelerin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye ilaveler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanmıştır. Bu nedenle eylemden dolayı bir zararın oluşması aranmamakta zarar doğma ihtimali yeterli görülmektedir.
765 sayılı TCK'nın aksine, 5237 sayılı TCK’nın resmi belgede sahteciliği düzenleyen 204 ve özel belgede sahteciliği düzenleyen 207. maddelerinde Yargıtay’ın içtihatla oluşturduğu 'aldatma unsuruna' madde metinlerinde yer verilmiştir. Bu nedenle belgelerde sahtecilik suçlarında aldatıcılık, suçun oluşması için bulunması gereken temel unsurlardandır
Aldatma niteliğinin suçun unsuru olduğu hususu doktrinde ve uygulamada da tartışmasız kabul görmektedir. Belgedeki sahteciliğin, ilk bakışta birçok kimse tarafından anlaşılabilecek derecede olması halinde suç oluşmayacaktır. Bu nedenle belgenin aldatma niteliği olup olmadığının objektif olarak belirlenmesi gerekir.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu 14.10.2003 gün ve 232/250 sayılı kararında; '…zarar olasılığının bulunması için belgede sahteciliğin çok sayıda kişiyi aldatacak nitelikte olması, bir başka anlatımla belgenin nesnel olarak aldatıcılık yeteneğinin bulunması gerekir. Aldatma keyfiyeti belgeden objektif olarak anlaşılmalıdır…' demiştir.
Aldatma yeteneğinin bulunmadığı, kaba taklit veya tahrif halinde kamu güveninin sarsılmayacağı kabul edildiğinden cezalandırılması gereken bir sahtecilik suçundan da söz edilemeyecektir.
Belgede sahtecilik suçunun konusu, kanıtlama güçleri nedeniyle hukuki sonuç doğuran ve bu yüzden toplumsal ilişkilerde doğruluklarına inanılan belgelere karşı, kamunun beslediği güven olup, zararın doğması için aldatma olgusunun hukuken korunan bu güveni sarsacak oran ve düzeyde bulunması gerekir.
Sahte belgenin ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenip, birçok kişiyi aldatabilecek yetenekte olması ve bu konunun objektif olarak saptanması gerekir. Örneğin imzalayan kamu görevlisinin açık kimliği sayı ve tarihi bulunmayan bir belgenin aldatma yeteneği bulunmadığı gibi soğuk damga ile mühürlenmeyen bir nüfus cüzdanının da kandırma yeteneği bulunmadığı uygulamada kabul edilmektedir.
Dairemizin 08.10.2015 gün, 2793/3700 ve 04.11.2015 gün 4112/4547 ve 11. Ceza Dairesinin 14.05.2014 gün, 27484/9340 sayılı kararları da bu yöndedir.
Sahtecilik ilk bakışta ve kolaylıkla herkes tarafından anlaşılabiliyorsa, diğer bir anlatımla başka kişileri aldatacak nitelikte değilse sahtecilik suçu oluşmaz.
Aldatma yeteneğini, suçun maddi öğesine göre takdir edecek olan kişi hâkimdir. (Yargıtay 11. CD. 24.01.2011, 2009/779) Hâkim gözlem yaparak aldatma niteliğini takdir etmeli, şüphenin giderilmesi için gerektiğinde bilirkişiye başvurmalıdır. (CGK. 01.04.2003, 12/76)
Bir resmi belge olan nüfus cüzdanında; fotoğraf üzerinde bulunması gereken soğuk mühür izinin mevcut olup olmadığı özel bir incelemeye tabi tutulmadan ilk bakışta hemen anlaşılabilir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince: dosya kapsamından suça konu nüfus cüzdanındaki fotoğraf üzerinde bulunması gereken soğuk mühür izinin mevcut olmadığının ilk bakışta hemen anlaşılması ve 21.12.2010 tarihli ekspertiz raporunda '…inceleme konusu nüfus cüzdanı üzerinde fotoğraf değişikliği şeklinde yapıldığı belirtilen tahrifatın aldatma kabiliyetini haiz olmadığının…' belirtilmesi nedeniyle belgenin aldatma niteliği bulunmadığının anlaşılması karşısında; suçun yasal unsurlarının oluşmadığını değerlendiren mahkemenin kabul ve takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığından sayın çoğunluğun, sanığın eyleminin 'resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme' suçunu oluşturacağına ilişkin düşüncesine katılmak mümkün görülmemiştir.
Ayrıca; önemli gördüğümüz diğer bir husus da 17.01.2011 tarihli iddianamedeki tavsiftir. Sanık hakkında '…'e ait nüfus cüzdanındaki fotoğrafı çıkartıp yerine kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirip kullandığından bahisle eylemine uyan resmi belgede sahtecilik suçundan TCK 204/1. maddesi uyarınca cezalandırılması…' talebiyle kamu davası açılmış olup, anılan iddianamede sayın çoğunluğun, oluştuğunu bildirdiği 'resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme' suçundan açılmış bir kamu davası da mevcut değildir.
5271 sayılı CMK.nun 225. maddesi uyarınca hükmün konusu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibaret olup, sanık hakkındaki kamu davası 'resmi belgede sahtecilik' suçundan açılmış olup dava konusu yapılmayan 'resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme' suçundan hüküm kurulması da kanımızca mümkün değildir.
Sonuç olarak sanığın, bir başkasına ait nüfus cüzdanı üzerindeki fotoğrafı çıkartıp yerine kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle gerçekleştirdiği sahteciliğin aldatma niteliğini haiz olmaması nedeniyle suçun yasal unsurlarının oluşmadığını değerlendiren mahkemenin kabul ve takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığından beraat hükmünün onanması gerektiği düşüncesiyle, sayın çoğunluğun sanığın eyleminin 'resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme' suçunu oluşturacağından TCK.nun 205. maddesi uyarınca mahkumiyetine hükmolunması gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.01.2016 tarih ve 247063 sayı ile;
"…Resmi belgeyi bozma, yok etme veya değiştirme suçu, TCK'nun 205. maddesinde kumu güvenine karşı suçlar arasında düzenlenmiştir.
Evrakı yok etmek sahtekarlık sayılmamakla birlikte, resmi veya özel bir belgeyi ortadan kaldırmak veya bozmak suretiyle var olan bir delilin yok edilmesiyle kamu ispatlayıcı bir vasıtadan yoksun kalmaktadır.
Suçun faili herkes olabilir.
Suçun mağduru kamu yani devlettir.
Suçun konusu hukuken geçerli, kanıt niteliğini taşıyan resmi ve gerçek belgelerdir.
TCK'nun 205. maddesi gerçek bir resmi belgenin aslı yerine geçen örneklerini de kapsar.
Kanıt gücü bulunmayan, hukuki değer taşımayan sahte ya da özel mahiyetteki belgeler bu suç kapsamında değerlendirilmeyecektir.
Bir hukuki ilişkiyi, durumu veya vakayı kanıtlama gücü bulunan ya da bir hakkın doğumu veya sona ermesini kanıtlayan resmi belgelerin bozulması, gizlenmesi veya yok edilmesine yönelik eylemler, toplumda ispat araçlarının doğruluğu ve gerçekliğine olan güvenin sarsılmasına neden olmakta ve dolayısıyla bu suç ile de kamu güveninin korunmasına amaç edinilmektedir.
TCK'nun 205. maddesinde suçun maddi unsurlarını teşkil eden hareketler seçimlik olarak suç konusu belgenin bozulması, yok edilmesi veya gizlenmesi şeklinde belirtilmiştir.
Resmi belgeyi bozmak, suç konusu belgenin maddi varlığına dokunmaksızın esaslı unsurlarının tamamı veya bir kısmı üzerinde değişiklik yapmak suretiyle ondan yararlanma olanağını engellemektir. Başka bir anlatımla belgenin hukuki sonuç doğurmasının önüne geçilmektedir.
Bozmak deyimiyle kanun, varakanın maddi varlığına dokunmaksızın ondan faylanma imkanlarını engelleyen fiilleri kastetmiştir. Yani varaka maddeten vardır fakat okunmaz hale getirildiği için hak sahibinin bundan yararlanıp bir iddiayı ispat etmek imkansız hale gelmektedir. Bu itibarla faydalanma imkanları bulundukca suç oluşmayacaktır.
Resmi belgeyi yok etmek, belgenin maddi varlığına son vererek tasarruf sahiplerinin belgeyi kullanma olanağını ortadan kaldırmaktır. Yok etme eylemi, suç konusu belgenin yırtılması ve yakılması ya da hak sahibinden hukuka aykırı şekilde alıp ortadan kaldırarak kullanmasına fırsat verilmemesi şeklinde gerçekleşebilir. Eylemin her halükarda TCK'nun 205. maddesindeki suçu oluşturabilmesi için hukuki değer taşıyan gerçek resmi belgenin yasal unsurlarına, kanıt niteliğine yönelmesi gerekir.
Failin bu amaca yönelmeyen, hak sahibinin belgeyi kullanma imkanını ortadan kaldırmayı amaçlamayan eylemlerinde anılan suçun unsurlarının gerçekleştiğinden söz edilemez.
Yok etme eyleminin resmi belgenin kanıt olma özelliğine değil de ekonomik değerine yönelmesi halinde hırsızlık veya mala zarar verme suçları gündeme gelecektir.
Resmi belgeyi gizlemek, varlığı ve bütünlüğü muhafaza edilmesine rağmen, hak sahibi tarafından belgenin kanıt olarak kullanılmasına olanak tanınmamasıdır. Resmi belgenin yok edilmesinden farkı gizleme halinde belgenin mevcudiyetinin korunmuş olmasıdır. Kıymetli evrak borçlularının alacaklısından, başka bir senet ya da çekle değiştirileceğinden veya bakılıp inceleneceğinden bahisle aldıkları bonoyu iade etmeyerek icra takibinden kurtulmaya çalışmaları uygulamada çok rastlanan resmi belgeyi gizleme eylemi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme suçunun manevi unsuru genel kasttır.
Resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme suçuna ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, konuya benzer nitelikli Yüksek Yargıtay içtihatlarına baktığımızda;
Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesi 31/10/2014 gün ve 2013/9169 Esas 2014/18019 Karar sayılı ilamında; '…5237 sayılı TCK'nun 205. maddesinde düzenlenen 'resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek' suçunun, hak sahibinin o belgelerden yararlanmasını engellemek amacıyla kanıt değeri taşıyan belgelerin ortadan kaldırılması, bozulması ya da gizlenmesi suretiyle oluşacağı, sanığın ele geçirdiği, şikayetçiye ait sürücü belgesinin fotoğrafını kendi fotoğrafı ile değiştirerek kullandığı olayda bir hakkın kullanımının engellenmediği gibi, suçun konusunu oluşturan ve fotoğraf değişikliği yoluyla sahteleştirilen sürücü belgesinin hak sahibince talep halinde her zaman yenisi düzenlenebileceği cihetle belirtilen suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi…',
Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 17/11/2014 gün ve 2014/17849 Esasa, 2014/19379 Karar sayılı ilamında; '…5237 sayılı TCK'nun 205. maddesinde düzenlenen 'resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek' suçunun; hak sahibinin o belgelerden yararlanmasını engellemek amacıyla kanıt değeri taşıyan belgelerin ortadan kaldırılması, bozulması ya da gizlenmesi suretiyle oluşacağı, sanığın kendisine ait nüfus cüzdanı üzerindeki fotoğrafı sökmesi eyleminde herhangi bir hakkın kullanımının engellenmediği gibi, suçun konusunu oluşturan nüfus cüzdanının hak sahibince talep halinde her zaman yenisi düzenlenebileceğinden bu suçun unsurlarının oluşmadığı, kaldı ki sanığın, mağdur Murat Ulalı'ya ait nüfus cüzdanına kendi fotoğrafını yapıştırarak kullanması şeklinde gerçekleşen 'resmi belgede sahtecilik' eyleminden dolayı ayrıca mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmakla, kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki istem yerinde görüldüğünden, Yüksekova 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.02.2007 gün ve 2006/139 Esas, 2007/39 sayılı kararının 'resmi belgeyi bozmak' suçundan kurulan mahkumiyet hükmü yönünden CMK'nun 309. maddesi uyarınca bozulmasına, bozma nedenine göre aynı maddenin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca karar verilmesi mümkün görüldüğünden, yüklenen 'resmi belgeyi bozmak' suçu unsurları itibariyle oluşmadığından sanığın bu suçtan beraatine, cezanın çektirilmemesine…',
Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 10/03/2014 gün ve 2012/20960 Esas, 2014/4299 Karar sayılı ilamında; '5237 sayılı TCK'nun 205. maddesinde düzenlenen 'resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek' suçunun, hak sahibinin o belgelerden yararlanmasını engellemek amacıyla kanıt değeri taşıyan belgelerin ortadan kaldırılması, bozulması ya da gizlenmesi suretiyle oluşacağı, sanığın ele geçirdiği, şikayetçiye ait nüfus cüzdanının fotoğrafını kendi fotoğrafı ile değiştirerek kullandığı olayda bir hakkın kullanımının engellenmediği gibi, suçun konusunu oluşturan ve fotoğraf değişikliği yoluyla sahteleştirilen kimliğin hak sahibince talep halinde her zaman yenisi düzenlenebileceği cihetle suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi…',
Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 24/09/2014 gün ve 2012/28839 Esas, 2014/15656 Karar sayılı ilamında; '5237 sayılı TCK'nun 205. maddesinde düzenlenen 'resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek' suçunun, hak sahibinin o belgelerden yararlanmasını engellemek amacıyla kanıt değeri taşıyan belgelerin ortadan kaldırılması, bozulması ya da gizlenmesi suretiyle oluşacağı, sanığın ele geçirdiği, şikayetçiye ait sürücü belgesinin fotoğrafını kendi fotoğrafı ile değiştirerek kullandığı olayda bir hakkın kullanımının engellenmediği gibi, suçun konusunu oluşturan ve fotoğraf değişikliği yoluyla sahteleştirilen sürücü belgesinin hak sahibince talep halinde her zaman yenisi düzenlenebileceği cihetle belirtilen suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi…',
Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 18/12/2012 gün ve 2010/4108 Esas, 2012/21952 Karar sayılı ilamında; '5237 sayılı TCK'nun 205. maddesinde düzenlenen resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçunun hak sahibinin o belgelerden yararlanmasını engellemek amacıyla kanıt değeri taşıyan belgelerin ortadan kaldırılması, bozulması ya da gizlenmesi suretiyle oluşacağı, değişik suçlardan aranmakta olan sanığın, ele geçirdiği başkası adına düzenlenmiş ehliyetin fotoğrafı üzerine kendi fotoğrafını yapıştırarak kullanmaktan ibaret eyleminde herhangi bir hakkın kullanımı engellenmediğinden bu suçun, belgede gerçekleştirilen sahteciliğin aldatma yeteneğinin bulunmadığı anlaşıldığından resmi belgede sahtecilik suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı ve beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması…',
Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 27/01/2011 gün ve 2010/7224 Esas, 2011/460 Karar sayılı kararında; '765 sayılı TCK’nın 348 ve 5237 sayılı TCK’nın 205. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsuru; bir gerçek belgenin haksız olarak bozulması, yok edilmesi veya gizlenmesidir. Resmi bir belgeyi yok etmek suçu, belgenin maddi varlığına son vermek olup tasarruf sahiplerine kullanma olanağı tanımamaktır. Failin bir belgeyi ortadan kaldırmak veya bozmakla elde etmek istediği sonuç, hak sahibinin o belgeden yararlanmasına engellemekten ibarettir ki belge ortadan kalkınca veya bozulunca bu yararlanma olanağı kalmayacağından failin elde etmek istediği sonuçta gerçekleşecektir. Belgeyi sahte olarak düzenlemek veya gerçek bir belgeyi değiştirmek biçimsel suç olduğu halde, gerçek bir belgenin bozulması yok edilmesi gizlenmesi maddi suçtur. Genel kastla işlenebilen bu suç tipinde fail bilerek, isteyerek resmi belgeyi bozmalı, yok etmeli veya gizlemelidir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde; suç tarihinde Hayrabolu Asliye Hukuk Hakimi olarak görev yapan sanığın, tanık olarak dinlenen Av. M. Münir Tuna ve Av. Nebi Aydoğan tarafından müvekkilleri adına bir kısım şirket ve gerçek kişiler aleyhine açtıkları haksız eylemlerin önlenmesi ve muarazanın giderilmesi davasında, 17.01.2003 tarih ve 2003/15 Esas 2003/15-1 müt sayılı 'ihtiyati tedbir' kararı verip davacı vekillerine verdikten 15-20 dakika sonra, kararın yanlış olduğu, bir kısım yerlerin eksik bulunduğunun belirtilmesi üzerine talep doğrultusunda yeniden aynı sayı ve numara ile bir ihtiyati tedbir kararı verip önceden yazılan ihtiyati tedbir kararını imha ettiğinden bahisle resmi belgeyi yok etmek suçundan açılan davada: HUMK’nun 101 ve devamı maddelerinde düzenlenen 'İhtiyati tedbir' kararlarının, yargılama sırasında alınan geçici tedbirler olup, ihtiyati tedbir sebeplerinin sınırlı olmadığı, olayın niteliğine göre uygun bir ihtiyati tedbire karar verilebileceği, durum ve şartların değişmesi halinde her zaman mahkemenin ihtiyati tedbir kararı vermek veya bu kararda değişiklik yapmak yetkisine sahip olduğu gözetildiğinde; İster sanığın ve dinlenen bir kısım tanıkların beyanlarında geçtiği şekilde sadece isim yanlışlıklarının, maddi hataların düzeltildiği isterse mahkemenin gerekçesinde belirttiği gibi önceki kararda olmayan bir kısım ilavelerin yapıldığı kabul edilsin, mahkemece önceki kararda unutulan hususlarda karara dokunmadan da yeni tedbir kararı verebileceği düşünüldüğünde sanığın haksız olarak resmi belgeyi yok etme ve hak sahibinin belgeyi kullanma imkanını ortadan kaldırma amacının bulunduğundan söz edilemeyeceği ancak sanığın savunmada geçtiği şekilde bir kısım maddi yanlışları veya müphem veya açık olmayan hususlarda HUMK’nun 455 ve devamı maddelerinde düzenlenen 'hükümlerin tavzihi' müessesi ya da eksik olan hususlarda anılan Yasanın 101 ve devamı maddelerine göre yeni bir ihtiyati tedbir kararı vermekle yetinmek yerine daha önce yazdığı ve davacı tarafa tebliğ ettiği ve mahkeme kartonuna koyduğu bir kararı kanuna aykırı biçimde yok etmek eyleminin görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılmadan yazılı şekilde karar verilmesi…', isabetsizliğinden hükümleri bozmaktadır.
Bu bilgiler ve içtihatlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle hakkında yakalama kararı bulunan sanığın, yakalanmamak amacıyla …'e ait nüfus cüzdanındaki fotoğrafı çıkartıp yerine kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirip kullandığından bahisle eylemine uyan resmi belgede sahtecilik suçundan (TCK 204/1. maddesi uyarınca) cezalandırılması talebiyle açılan davada;
Mahkemece, 23.11.2011 tarihli oturumda suça konu belgenin incelenip fotoğraf üzerinde herhangi bir mühür ve soğuk damga izi bulunmadığı tespit edilerek aldatma yeteneği bulunmadığından bahisle sanığın beraatine karar verilmiştir. Sanığın kastı suça sonu belgeyi bozmak değil, aksine hakkındaki yakalama kararının infazını engellemek amacıyla, başkasına ait nüfus cüzdanında fotoğraf değişikliği suretiyle belgede sahtecilik yapmaktır. Suça konu nüfus cüzdanında kendi fotoğrafı üzerinde soğuk mühür izinin bulunmaması nedeniyle suçun unsurları bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı veren mahkeme hükmünün onanması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 21. Ceza Dairesince 20.01.2016 tarih, 280-487 sayı ve oy çokluğuyla; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1-Sanığın eyleminin resmî belgede sahtecilik suçunu mu, yoksa resmî belgeyi bozma suçunu mu oluşturduğunun,
2- Resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabulü hâlinde; atılı suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanığın, fotoğrafını değiştirerek kullandığı nüfus cüzdanının sahibi olan …’in katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören olarak davadan haberdar edilmemesi ve yokluğunda hüküm kurulması hâlinde, gerekçeli kararın tebliği sağlanmadan temyiz incelemesi yapılmasının mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü nedeniyle hakkında yakalama kararı bulunan sanığın, yapılan ihbar sonucu 08.08.2010 tarihinde kolluk görevlilerince ikametinde yakalandığında, üzerinde kendi fotoğrafı bulunan ancak, … adına düzenlenmiş nüfus cüzdanını görevlilere ibraz etmesi üzerine görevlilerce Pol-Net sisteminde sanığın kimlik bilgilerine ilişkin yapılan araştırma neticesinde ibraz edilen kimliğin başkasına ait olduğu anlaşılarak sanık hakkında soruşturmaya başlanıldığı,
İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen 21.12.2010 tarihli bilirkişi raporunda özetle; inceleme konusu nüfus cüzdanındaki mevcut fotoğrafın daha evvel aynı yerde bulunan fotoğrafın çıkarılmasından sonra tahrifen yapıştırıldığının ve belgenin mevcut hâliyle aldatma kabiliyetini haiz olmadığı kanaatine varıldığının belirtildiği,
Yerel Mahkemece suça konu belge aslı 23.11.2011 tarihli oturuma getirtilerek yapılan incelemede özetle; … adının yazılı olduğunun, belgedeki fotoğraf üzerinde herhangi bir mühür veya damga izi bulunmadığının, PVC kaplamanın fotoğrafın bulunduğu kısımdan ayrılmış olduğunun gözlemlendiği ve yapılan yargılama sonucunda suça konu belgenin aldatma yeteneğini haiz olmadığından bahisle sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan beraat kararı verildiği,
Sanığın, fotoğraf değişikliği yaparak kullandığı nüfus cüzdanının sahibi olan …’in, soruşturma aşamasında ifadesinin alınmadığı ve yapılan soruşturmadan haberdar edilmediği, kovuşturma aşamasında ise Yerel Mahkemece istinabe yoluyla müşteki sıfatıyla ifadesi alınmaya çalışılmış ise de …’in askerlik görevini yapmakta olduğunun anlaşılması üzerine istinabe olunan Mahkemede ifadesinin alınamadığı, bunun üzerine Yerel Mahkemece Akhisar Askerlik Şubesi Başkanlığına yazılan müzekkereye de cevap verilmediği, böylece …’in ifadesi alınmadan ve açılan davadan haberdar edilmeden sanık hakkında beraat hükmü kurulduğu, gerekçeli kararın da …’e tebliğ edilmediği, Yerel Mahkemece verilen hükmün sadece Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edildiği, Özel Dairece de …'e herhangi bir tebligat yapılmadan temyiz incelemesinin yapıldığı,
Anlaşılmaktadır.
Sanık aşamalarda; hakkında yakalama kararı bulunması nedeniyle dayısının oğlu olan …’e ait nüfus cüzdanını dedesine ait evin içinde yerde gördüğünü ve bu nüfus cüzdanını alıp üzerindeki fotoğrafı kendi fotoğrafı ile değiştirdiğini, sonrasında bu belgeyi üzerinde taşımaya başladığını, yakalanmamak için böyle bir şey yaptığını savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
Sanığın, fotoğrafını değiştirerek kullandığı nüfus cüzdanının sahibi olan …’in katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören olarak davadan haberdar edilmemesi ve yokluğunda hüküm kurulması hâlinde, …'e gerekçeli kararın tebliği sağlanmadan temyiz incelemesi yapılmasının mümkün olup olmadığı,
Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, "haksızlığa uğramış kişi" olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır.
Mağdurun belirlenmesi, suçun unsurlarının veya nitelikli hâllerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti ile özellikle TCK yönüyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının çözümü konusu başta olmak üzere birçok ceza hukuku hükmünün doğru ve isabetli uygulanabilmesi açısından önemli olmasına rağmen, TCK'da ve diğer kanunlarımızda mağdurun bir tanımı yapılmamıştır. Öğretide de kabul olunduğu üzere kanun koyucunun bu tercihi öncelikle kapsayıcı bir tanım yapmanın zorluğundan kaynaklanmakta, diğer taraftan kavramın bazen dar bazen de geniş yorumlanmasına duyulan ihtiyaç bu yönde bir tercihi zorunlu kılmaktadır.
Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan "suçtan zarar görme" kavramı ise, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâli" olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 08.11.2016 tarihli ve 830-412, 03.05.2011 tarihli ve 155–80, 04.07.2006 tarihli ve 127–180, 22.10.2002 tarihli ve 234–366 ile 11.04.2000 tarihli ve 65–69 sayılı kararlarında; "dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez" şeklinde açıkça belirtilmiştir.
Mağdur ile suçtan zarar gören kavramları aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilecektir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir. (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s.289; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s. 214-217; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s.106 – 107)
Mağdurun kim olduğunun belirlenmesinde öncelikle madde metnine bakılmalı, madde metninin yeterli olmadığı durumlarda hükmün konuluş amacı, suçun düzenlendiği yer gibi hususlar birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmalıdır.
5237 sayılı TCK'nın belgede sahtecilik suçlarının düzenlendiği madde metinlerinde suçun mağdurunun kim olduğuna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemesi, belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamunun güveni olması ve bu suçların kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, bu suçların mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğunun, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi hâlinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekmektedir. Aksinin kabulü hâlinde, birden fazla kişiye karşı işlenmiş olan sahtecilik suçlarında hükmolunacak sonuç ceza miktarları göz önünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı TCK'nın “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin gerekçesinde, "Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir" şeklinde açıklanmış olan ölçülülük ilkesine aykırı davranılmış olunacaktır.
Öğretide, belgede sahtecilik fiilinin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi hâlinde ilgili kişinin de mağdur sayılacağı yönünde bir kısım görüşler (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara 2007, s.205-206) olmakla birlikte, çoğunluk itibarıyla, bu suçların mağdurunun kamu olduğuna ilişkin bir kabul vardır. (Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, 2012, s. 759).
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.04.2014 tarihli ve 397-202 sayılı kararında da; belgede sahtecilik suçlarının mağdurunun kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi hâlinde bu kişinin mağdur değil suçtan zarar gören konumunda bulunduğu belirtilmiştir.
Bu bağlamda kimliği ele geçirilip tahrif edilen kimlik sahibinin, bir daha o kimliği kullanamayacak olması, kendi kimlik bilgilerine göre düzenlenmiş kimliğin başkası tarafından kullanılarak birtakım işlemler yapılması ve bu şekilde sürekli mesuliyeti doğacağı tehdidi altında bulunması nedeniyle kimliği fail tarafından ele geçirilip tahrif edilen kişinin gerçekleştirilen eylem ve sonuçlarından doğrudan doğruya zarar gördüğü kabul edilmelidir.
Öte yandan, temyiz mahkemesince bir temyiz davasının görülebilmesi için, temyiz kanun yoluna başvuru hakkı bulunanların tamamının kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmelerinin sağlanması kanuni bir zorunluluktur. Nitekim 5271 sayılı CMK’nın “Kararların açıklanması ve tebliği” başlıklı 35. maddesinin 2. fıkrasında; “Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur” hükmü yer almaktadır.
Mağdur, şikâyetçi ve suçtan zarar görenin yargılama aşamasında öncelikle duruşmadan haberdar edilmesi gerekmektedir. CMK'nın 234. maddesinde düzenlenen bu hakkın kullandırılmaması kanuna aykırıdır. Kanun koyucu, CMK'nın 234. maddesine aykırı davranılması durumunda anılan hukuka aykırılığın telafisine imkân sağlayacak şekilde bir düzenlemeye yer vermiş ve "katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olanlara" kanun yoluna başvurma hakkı tanımıştır. Bu hakkın kullanılabilmesi için de yargılama sonucunda verilen kararın aynı Kanun'un 35. maddesi uyarınca mağdur, şikâyetçi veya suçtan zarar görene tebliği gerekmektedir. Gerekçeli kararın tebliğ edilmesiyle suçtan zarar gören geç de olsa davadan haberdar olarak kararı temyiz etme imkânı bulmuş olacaktır. Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren mağdur, şikâyetçi veya suçtan zarar görenin hükmü temyiz edip etmemesine göre de temyizin kapsamı belirlenecektir.
Yerel mahkemece duruşmadan haberdar olmayan mağdur, şikâyetçi veya suçtan zarar görene gerekçeli karar tebliğ olunmamış ise temyiz aşamasında bu eksikliğin Özel Dairece 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40. maddesi uyarınca verilecek, uygulamada "tevdi kararı" adı verilen kararla mahallinde mahkemesince giderilmesinin istenilmesi gerekir.
Duruşmadan haberdar olmayan mağdura, şikâyetçiye veya suçtan zarar görene gerekçeli kararın tebliğinden sonra, hükmün temyiz edilmesi durumunda CMK'nın 260. maddesi uyarınca "katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören" sıfatı ile temyizi incelenecektir. Tebliğe rağmen hükmün temyiz edilmemesi durumunda ise Özel Dairece diğer temyiz talepleri kapsamında dosya incelenecek, ancak CMK'nın 233 ve 234. maddelerine aykırı davranılması gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilemeyecektir.
Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü nedeniyle hakkında yakalama kararı bulunan sanığın, yapılan ihbar sonucu 08.08.2010 tarihinde kolluk görevlilerince ikametinde yakalandığında, kimliğini ibraz etmesinin istenilmesi üzerine, üzerinde kendi fotoğrafı bulunan ancak, … adına düzenlenmiş nüfus cüzdanını görevlilere ibraz etmesi nedeniyle açılan kamu davasında, …'in, sanık tarafından ele geçirilerek üzerinde fotoğraf değişikliği yapılan nüfus cüzdanını kullanma ihtimali kalmaması ve bu kimlikle birtakım işlemler yapılarak sürekli mesuliyeti doğacağı tehdidi altında bulunması nedeniyle katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan doğrudan doğruya zarar gördüğü ve bu sebeple davadan haberdar edilmesi zorunluluğunun bulunduğu, bu zorunluluğun hüküm verilinceye kadar yerine getirilmemesi durumunda ise, CMK'nın 260. maddesi uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunan adı geçen şahsa aynı Kanun’un 35. maddesinin 2. fıkrası gereğince gerekçeli kararın tebliğ edilmesi gerektiği, ancak somut olayda sözü edilen kanuni imkânların tanınmadığı anlaşıldığından, yargılamanın başında davadan haberdar edilmesi gereken, temyiz aşamasına kadar bu hakkı kullandırılmayan ve haklarını korumanın başka bir yolu da bulunmayan adı geçen şahsın, kanundan kaynaklanan hakkını kullanabilmesi amacıyla Özel Dairece öncelikle tevdi kararı verilmek suretiyle, gerekçeli kararın kendisine tebliği sağlanarak temyiz süresinin başlatılması, kararın adı geçen şahıs tarafından temyiz edilmemesi durumunda temyiz davasının sadece Cumhuriyet savcısının temyiziyle sınırlı olarak sonuçlandırılması; … tarafından temyiz edilmesi durumunda ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ek tebliğname düzenlenmesi sağlanıp temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenerek temyiz davasının sonuçlandırılması gerekmektedir. Ancak bu aşamada …’in sanık hakkında açılan kamu davasından haberdar edilmemesi suretiyle katılma ve diğer haklarını kullanma imkânının kısıtlandığı gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesi mümkün görülmemiştir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, Bergama Asliye Ceza Mahkemesinin 23.11.2011 tarihli ve 66-293 sayılı hükmünün, davadan haberdar edilmeyen ve suçtan zarar gören …’e tebliğinin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.12.2016 tarihli ve 398 sayılı kararı ile Yargıtay 21. Ceza Dairesinin kapatılması nedeniyle aynı karar uyarınca bu Daireye ait işlerin devredildiği Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; "nüfus cüzdanı tahrif edilip kullanılan …'in, sanığın gerçekleştirdiği eylem nedeniyle doğrudan bir zararının söz konusu olmadığı, dolaylı veya olası zararın da, davaya katılma hakkı vermeyeceği gözetilerek suça konu nüfus cüzdanının sahibi …'in katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören olarak davadan haberdar edilmesine veya yokluğunda kurulan hükmün gerekçeli kararının …'e tebliğine gerek olmadığı" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Ulaşılan sonuç karşısında; sanığın eyleminin resmî belgede sahtecilik suçunu mu, yoksa resmî belgeyi bozma suçunu mu oluşturduğunun ve resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabulü hâlinde; atılı suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konuları bu aşamada değerlendirilmemiştir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 21. Ceza Dairesinin 02.12.2015 tarihli ve 4950-5762 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, Bergama Asliye Ceza Mahkemesinin 23.11.2011 tarihli ve 66-293 sayılı hükmünün, davadan haberdar edilmeyen ve suçtan zarar gören …’e tebliğinin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.12.2016 tarihli ve 398 sayılı kararı ile Yargıtay 21. Ceza Dairesinin kapatılması nedeniyle aynı karar uyarınca bu Daireye ait işlerin devredildiği Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 17.01.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Sahtecilik iddiasına konu belgenin aslının ele geçirilemediği ve fotokopi üzerinden inceleme yapıldığı durumlarda belgenin aldatma kabiliyeti denetlenemeyeceğinden mahkumiyet hükmü verilemez. Suça konu belgedeki imzanın sanığa ait olmadığı yönünde savunma yapılması durumunda ilgililerin imza örnekleri alınarak uzman bilirkişi marifetiyle inceleme yapılmalıdır. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince aldatma yeteneği ve imza aidiyeti konusundaki her türlü şüphenin fail lehine değerlendirilmesi zorunludur.
Yargıtay 21. Ceza Dairesi, E. 2015/922, K. 2015/1092Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Sanık hakkında … adına dilekçe yazarak suç duyurusunda bulunduğundan bahisle özel belgede sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı, sanığın aşamalarda değişmeyen beyanında …'ın felçli olmasından dolayı onun yazdığı dilekçeyi yardım maksatlı olarak savcılığa getirdiğini, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan ettiği, 17.03.2010 tarihli ekspertiz raporunda da dilekçe altındaki imzanın kuvvetle muhtemel sanığa ait olduğu fakat daha ileri derecede bir kanaat beyanı mümkün olmadığının bildirilmesi karşısında, sanığın üzerine atılı özel belgede sahtecilik suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak yeterli delil olmadığından beraat kararı yerine yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 13.05.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2015/7612, K. 2018/5362Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik (değişen suç vasfı ile özel belgede sahtecilik)
HÜKÜM : 1-TCK'nun 207/1,62, 51/1 maddeleri uyarınca mahkumiyet
2-TCK'nun 157/1, 62/1, 52 ve 51 maddeleri uyarınca mahkumiyet
Dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü.
OPSİS Grup şirketinin %50 ortağı olan katılanın, şirket işlerinde kullanılmak üzere sanığın sahibi olduğu oto kiralama şirketinden plaka sayılı aracı kiraladığı, kiralama esnasında kendisine söz konusu aracın full kaskolu olduğunun beyan edildiği ve teminat niteliğinde senet tanzim edilip sanığa verildiği, kiralanan aracın şirketin diğer ortağı olan müştekinin kullandığı sırada 03/04/2012 tarihinde tek taraflı maddi hasarlı ve yaralanmalı trafik kazası geçirdiği, aracın pert olması nedeniyle kasko işlemlerinin yaptırılmak üzere sanığa başvurulduğu, sanık tarafından kaskonun sadece aracı kiralayan kişinin kaza yapması halinde geçerli olduğu, aksi takdirde geçerli olmadığının beyan edildiği, bunun üzerine kasko poliçesinin istenildiği, sanık tarafından plaka sayılı araca ait poliçenin plaka kısmında değişiklik yapılarak sahte oluşturulan kasko sigorta poliçesi fotokopisinin katılana verildiği, aynı zamanda katılandan araç hasar bedeli olarak 35.000.TL istendiği, katılan tarafından 10.000.TL araç hurda bedeli düşülerek yapılan protokol karşılığında 25.000.TL paranın nakit olarak sanığa verildiği, daha sonra katılan tarafından yapılan araştırmada kaza neticesinde aracın kaskosunun olmadığı, katılan tarafından fotokopisi verilen poliçenin sahte olduğunun anlaşıldığı, sanığın bu surette dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediği iddia olunan somut olayda,
1) Sanık hakkında dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan temyiz başvurusunun incelenmesinde,
Sanığın suçtan kurtulmaya yönelik soyut savunmaları, katılan beyanları ile tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamında anlaşılmakla, sanığın mahkumiyetine yönelik mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanık müdafiinin suçun sübutuna dair temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA,
2) Sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan temyiz başvurusunun incelenmesinde,
Sanığın, sahte kasko poliçesi tanzim ederek katılana verdiği tespit edilmiş ise de; kasko poliçesinin aslının ele geçirilemediği, fotokopi belgeden ibaret poliçenin iğfal kabiliyeti olup olmadığı tespit edilemediğinden unsurları itibariyle atılı suçun oluşmayacağı gözetilmeden, yazılı şekilde özel belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12/07/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Maddi Sahtecilik ile İçerik (Fikri) Sahteciliği Ayrımı
Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesi yalnızca maddi sahtecilik eylemlerini cezalandırmaktadır. Maddi sahtecilik; belgenin esasında mevcut olmadığı halde sahte olarak taklit edilmesi, üretilmesi ya da var olan gerçek bir metne ekleme ve çıkarma yapılması suretiyle değiştirilmesidir. Buna karşılık belgedeki imza gerçek düzenleyene ait olmakla birlikte metnin salt gerçeğe aykırı beyan içermesi durumunu ifade eden içerik (fikri) sahteciliği bu suç tipinin kapsamı dışındadır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2018/2437, K. 2020/4521Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesinde yer alan ve "Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunda, gerçeğe aykırı belge düzenleme olarak tanımlanan içerik (fikri) sahteciliğine yer verilmemiş, yalnızca, "belgeyi sahte düzenleme" hareketine yer verilmiştir. İçerik sahteciliğinde belgeyi düzenleyen olarak görülen kişi gerçek olduğu halde, belgenin içeriği gerçeğe aykırıdır. Maddede sadece taklit suretiyle sahte belge düzenleme veya gerçek bir belgede ekleme veya çıkarma suretiyle sahtecilik, başka bir deyişle maddi sahtecilik eylemlerine yer verilmiştir. Maddenin gerekçesinde belgenin sahte olarak düzenleme hareketi açıklanırken; "özel belge esasında mevcut olmadığı halde, mevcutmuş gibi sahte üretilmektedir" ifadesiyle de eylemin maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiştir. Buna göre salt yalan beyanı içeren özel belge, açıklanan ve unsurları gösterilen özel belgede sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmamaktadır. Somut olaya gelince, sanık tarafından toplantı yapılmadığı halde yapılmış gibi içeriği sahte olarak tanzim edildiği belirtilen suç konusu belgenin altındaki imzaların adı geçen kişilere ait olmadığına dair bir iddianın bulunmaması karşısında, sanığın eyleminin içerik sahteciliği olarak kabul edilmesi gerektiği, içerik sahteciliğinde, 5237 sayılı TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilerek sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.09.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/38066, K. 2022/1033Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılığa teşebbüs, özel belgede sahtecilik
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
5271 sayılı CMK’nin 231/8-son cümlesi uyarınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 25.11.2011 tarihinden, denetim süresi içinde ikinci suçun işlendiği 15.09.2013 tarihine kadar dava zamanaşımının durduğu gözetilerek yapılan incelemede;
1)Nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz incelemesinde;
5237 sayılı TCK'nin 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile birlikte infaz aşamasında yeniden değerlendirilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, Mahkemenin oluşa uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, sanık müdafisinin diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir, ancak;
Hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu halde ayrıca yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınması gereken tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi suretiyle fazla adli para cezası tayini,
Yasaya aykırı ,sanık müdafisinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden , 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun'un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla "100 gün" ve "2.000 TL” terimlerinin çıkartılarak yerine, sırasıyla "5 gün" ve "100 TL" ibarelerinin eklenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2)Özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz incelemesinde;
Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesinde yer alan özel belgede sahtecilik suçunda, gerçeğe aykırı belge düzenleme olarak tanımlanan içerik (fikri) sahteciliğine yer verilmemiş, yalnızca, "belgeyi sahte düzenleme" hareketine yer verilmiştir. İçerik sahteciliğinde belgeyi düzenleyen olarak görülen kişi gerçek olduğu halde, belgenin içeriği gerçeğe aykırıdır. Maddede sadece taklit suretiyle sahte belge düzenleme veya gerçek bir belgede ekleme veya çıkarma suretiyle sahtecilik, başka bir deyişle maddi sahtecilik eylemlerine yer verilmiştir. Maddenin gerekçesinde belgenin sahte olarak düzenleme hareketi açıklanırken; "özel belge esasında mevcut olmadığı halde, mevcutmuş gibi sahte üretilmektedir" ifadesiyle de eylemin maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiştir. Buna göre salt yalan beyanı içeren özel belge, açıklanan ve unsurları gösterilen özel belgede sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmamaktadır. Sanığın, suça konu kaza tespit tutanağına katılanın kırmızı ışıkta geçtiğini yazmasını sağlayarak özel belgede sahtecilik suçunu işlediği kabul edilen olayda; sanığın eyleminin içerik sahteciliği olarak kabul edilmesi gerektiği, içerik sahteciliğinde, 5237 sayılı TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanık müdafisinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 24.01.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Nitekim kaza tespit tutanağına taraflardan birinin kırmızı ışıkta geçtiğine ilişkin gerçeğe aykırı içerik yazdırılması veya imzacıların rızasıyla tanzim edilen protokol metninde gerçeğe aykırı beyanlara yer verilmesi halleri içerik sahteciliği mahiyetindedir. Belgede tahrifat yapılmadığı ya da bir başkası adına yetkisiz imza atılmadığı müddetçe salt yalan beyan içeren özel evrak özel belgede sahtecilik suçuna vücut vermez.
Kamu Güveni, Mağdur Sıfatı ve Kastın Ortadan Kalkması
Belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamu güvenidir. Bu nedenle suçun doğrudan mağduru toplumu oluşturan bireylerin tamamı, yani kamudur; eylemden maddi veya manevi menfaati zedelenen kişiler ise suçun mağduru değil, suçtan zarar gören konumundadır. Bu suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen kimselerin kamu davasına katılma veya hükmü temyiz etme sıfatı bulunmamaktadır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/33020, K. 2023/9635Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2014/21 E., 2016/22 K.
SUÇLAR : Dolandırıcılık, özel belgede sahtecilik
HÜKÜMLER : Beraat, mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama, bozma
1. Sanıklar … ve …'e yüklenen özel belgede sahtecilik suçundan doğrudan zarar görmeyen şikayetçilerin kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme haklarının bulunmadığı; usulsüz olarak verilen katılma kararının hükümleri temyiz etme yetkisi vermeyeceği;
2. Sanık … hakkında dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik, sanıklar … ve … hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı;
Yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
… 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.01.2016 Tarihli ve 2014/21 Esas, 2016/22 Karar Sayılı Kararı ile;
A. Sanık … Hakkında
1. Katılan …'a yönelik basit dolandırıcılık suçundan 1 yıl 15 gün hapis ve 1.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
2. Katılan …'a yönelik basit dolandırıcılık suçundan 1 yıl 15 gün hapis ve 500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
3. Katılanlar … ve …'a yönelik özel belgede sahtecilik suçundan ayrı ayrı 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.
B.Sanıklar … ve … Haklarında
Özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından ayrı ayrı 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatlerine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1.Katılanlar vekilinin temyiz istemi; sanık …'ın nitelikli dolandırıcılık suçundan cezalandırılması gerektiğine, sanıklar … ve …'in atılı suçlardan cezalandırılmaları gerekirken beraat kararlarının usul ve yasaya aykırı olduğuna, katılanlar lehine hükmedilen vekalet ücreti takdirinin hatalı olduğuna, resen nazara alınacak sebeplerle kararın bozulması gerektiğine,
2.Sanık …'ın temyiz istemi; suç kastı olmadığı ve mağdurların rızası olduğundan beraat etmesi gerekirken eksik inceleme ile usul ve yasaya aykırı karar verildiğine, lehe hükümlerin uygulanmadığına,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Sanık …'ın, katılanların nüfus cüzdanı fotokopilerini bir şekilde ele geçirdiği ve Digitürk yetkili bayii çalışanı sanık … ile iştirak halinde hareket ederek katılan …'ın kimlik fotokopisini kullanarak 14.08.2010 tarihli taahhütnameyi katılan adına imzaladığı, yine Digitürk yetkili bayii çalışanı sanık … ile iştirak halinde hareket ederek katılan …'ın kimlik fotokopisini kullanarak 07.12.2011 tarihli taahhütnameyi katılan adına imzaladığı, bu şekilde katılanlar adına abonelik başladığı, faturaların ödenmemesi üzerine katılanlar aleyhine icra takipleri yapıldığı, bu suretle sanıklar hakkında dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından kamu davaları açılmıştır.
2. Sanık …; yapılan iş ve işlemlerden katılanların haberdar olduğunu ve bizzat kendi muvafakatları ile sözleşmelerin yapıldığını, ancak sözleşmelerin imzalanması anında katılanların bulunmamalarından dolayı sözleşmeleri kendisinin imzaladığını, icra takiplerine konu edilen sözleşme bedellerini de bizzat kendisi ve babası marifeti ile ödeyerek zararı karşıladıklarını savunmuştur.
3. Sanık …; olay sırasında diğer sanık … tarafından katılan …'ın bilgisinin olduğu belirtilip katılana ait kimlik fotokopisi verildiğinden yanıltılarak kurulumu gerçekleştirdiğini, eylem nedeni ile de herhangi bir menfaatinin söz konusu olmadığını, suçsuz olduğunu savunmuştur.
4. Sanık …; olay sırasında diğer sanık …'ın çalışanı olduğunu söylediği katılan …'a ait kimlik fotokopisini sunduğunu, bu çalışanın yanında sözleşmeyi imzalamadığını, ancak sanık …'ın sözleşmeyi çalışanına imzalatacağını söylediğinden güvenip cihaz kurulumu gerçekleştirdiğini ve eylem nedeni ile de herhangi bir menfaatinin söz konusu olmadığını ve suçla da ilgisinin bulunmadığını savunmuştur.
5. Katılanlar, sanık …'ın iddia ettiği gibi önceden bilgi ve rızalarının olmadığını, bu işlemlerden haklarında icra takipleri olması sonrası haberdar olduklarını, icra takiplerindeki borç tutarlarını kendilerinin ya da maaşlarından haciz yolu ile yapılan kesintilerle ödendiğini ve zararlarının da sanık tarafından karşılanmadığını beyan etmişlerdir.
6. Mahkemece, sanıklar … ve …'in savunma içerikleri, katılanların aşamalardaki beyanları, sözleşmelerdeki telefonun sanık …'a ait olması, sanığın sözleşmedeki imzaları kendisinin attığını kabul etmesi ve tüm dosya kapsamı ile sanık …'ın katılanların kimlik fotokopilerini kullanarak Digitürk abonelikleri açtırma eylemlerinin kimlik asılları olmaması ve aslı gibidir şeklide onay olmaması sebebiyle basit dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarını oluşturduğu, yapılan yazışma nedeniyle abonelik borçlarını sanığın ödemediği anlaşıldığından hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmadığı, sanıklar … ve …'in sanık …'ın eylemlerine nasıl ve ne şekilde iştirak ettiğini gösterir ve savunmalarının aksine her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil ve belge elde edilemediğinden atılı suçlardan beraatlerine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A.Sanıklar … ve … Hakkında Özel Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hükümlere İlişkin Temyizi Yönünden
Ön inceleme kısmının birinci paragrafında izah edildiği üzere kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hakkı olmayan şikayetçilerin temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B.Sanıklar … ve … Hakkında Dolandırıcılık Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılanlar vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
C. Sanık … Hakkında Dolandırıcılık ve Özel Belgede Sahtecilik Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden
Sanık …'ın, katılanların nüfus cüzdanı fotokopilerini bir şekilde ele geçirip bunları kullanarak katılan … adına 14.08.2010 tarihli taahhütnameyi imzaladığı, yine katılan …'ın kimlik fotokopisini kullanarak 07.12.2011 tarihli taahhütnameyi imzaladığı, bu şekilde katılanlar adına abonelik başladığı, faturaların ödenmemesi üzerine katılanlar aleyhine icra takipleri yapıldığı somut olayda;
1.Sanığın Nüfus Müdürlüğü'nün maddi varlığı olan nüfus cüzdanı fotokopilerini kullanmasından dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca cezalandırılması gerekir iken nüfus cüzdanlarının asıllarının kullanılmaması, fotokopilerde "aslının onayıdır" ibaresi bulunmadığından suç vasfının basit dolandırıcılık olarak kabul edilmesi,
2.Suçtan doğrudan zarar gören … İçerik Hizmetleri Prodüksiyon A.Ş. olduğundan, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi kapsamında aynı suç işleme kararıyla Kanun'un aynı hükmünü değişik zamanlarda birden fazla kez ihlal ederek haksız menfaat temin etmiş olması karşısında, sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekirken her katılana yönelik ayrı ayrı basit dolandırıcılık suçundan hükümler kurulması,
3.Yapılan UYAP sorgusunda sanığın, benzer eylem sebebiyle aynı Mahkemenin 08.11.2013 tarihli ve 2013/93-2013/243 sayılı dosyasında yargılanıp nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçundan cezalandırıldığı ve kararın temyiz edilmeden 12.03.2014 tarihinde kesinleştiği de dikkate alındığında, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.03.2016 tarihli, 2014/847 Esas ve 2016/128 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, dolandırıcılık suçundan tayin olunacak cezadan kesinleşmiş önceki cezalar mahsup edilebileceğinden bu dosyanın akıbeti araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
4. Sanığın, katılanların rızası olmadan onlar adına abonelik sözleşmesi imzalaması eylemlerinden dolayı; suç tarihinden önce 10.11.2008 tarih ve 27050 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6518 sayılı Kanun'un 104 ve 105 inci maddeleri ile değişik, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun (5809 sayılı Kanun) 63 üncü maddesinin onuncu fıkrası ile yaptırıma bağlanan 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki "İşletmeci veya adına iş yapan temsilcisine abonelik kaydı sırasında abonelik bilgileri konusunda gerçek dışı belge ve bilgi verilemez" ve beşinci fıkrasındaki "Gerçeğe aykırı evrak düzenlemek veya değiştirmek suretiyle kişinin bilgi ve rızası dışında tesis edilmiş olan abonelikler kullanılamaz" hükümleri karşısında; sanığın eyleminin özel hüküm niteliğinde bulunan ve lehe olan 5809 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesindeki suçu oluşturduğu ve sanığa usulüne uygun şekilde ön ödeme önerisinde bulunularak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, “özel belgede sahtecilik" suçundan ayrı ayrı hükümler kurulması,
5.Sanığın eylemine uyan "5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’na aykırılık" suçunda ön ödemenin gerçekleşmemesi halinde; hükümlerden sonra, 16.03.2021 tarih ve 31425 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun'a 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddesinin (d) bendinde yer alan "hükme bağlanmış" ibaresinin, basit yargılama usulü yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olması ve yine hükümden sonra 05.07.2022 tarihli ve 31887 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren 7417 sayılı Kanun‘un 52 nci maddesiyle 5809 sayılı Kanun‘a eklenen "Dava ve cezaların ertelenmesi“ başlıklı geçici 7 nci madde ile "kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine karar verilir'' hükmü gereğince sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinin gerekli görülmesi,
6.Kendilerini vekille temsil eden katılanlar lehine takdir edilen vekalet ücretinin sanık …'dan alınarak katılanlara verilmesi şeklinde belirtilmesi yerine Hazineden alınmasına karar verilmesi,
7.Suç tarihinin "14.08.2010", "07.12.2011" olması gerekir iken karar başlığında "2012, 16.05.2014, 07.12.2011" olarak yanlış gösterilmesi,
Nedenleriyle verilen hükümler de hukuka aykırılık görülmüştür.
V. KARAR
A.Sanıklar … ve … Hakkında Özel Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararına yönelik şikâyetçiler vekilinin temyiz isteğinin, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B.Sanıklar … ve … Hakkında Dolandırıcılık Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenle İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararına yönelik katılanlar vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılanlar vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
C.Sanık … Hakkında Dolandırıcılık ve Özel Belgede Sahtecilik Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe bölümünde (C) bendinde açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararına yönelik kararına yönelik katılanlar vekili ve sanık …'ın temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, aleyhe temyiz bulunmadığından özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümler yönünden aynı Kanun'un 326/son uyarınca sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
06.12.2023 tarihinde karar verildi.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/23634, K. 2023/9411Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2014/555 E. 2015/860 K.
SUÇLAR : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, özel belgede sahtecilik
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Bozma, düzeltilerek onama
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesi'nin, 11.12.2015 tarihli ve 2014/555 Esas, 2015/860 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında,
1. Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 155 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 51 inci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 200,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelenmesine,
2. Özel belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 155 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 51 inci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 200,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelenmesine,
Karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz isteği; hükmün ertelenmesi için yasal şartların tamamının oluşmadığından ibarettir.
III. OLAY VE OLGULAR
1.Sanığın katılan şirkette dağıtım ve sevkiyat yapan satış elemanı olarak çalıştığı, kendisine teslim edilen malları firma ve kişilere satıp, teslim edip bedellerini tahsil ettiği halde katılan şirkete teslim etmeyip mal edinmiştir.
2. Yaptığı eylem anlaşılmasın diye hayali firmalara veya gerçekte bulunan ancak fiilen satış yapmadığı firmalara vadeli satış yapmış gibi fatura düzenleyerek şirkete sunmuştur.
3. Her ne kadar sanık tarafından hakkındaki suçlama red edilmiş ise de dava dosyası içerisinde örnekleri bulunan ve sanık tarafından düzenlenen satışa ilişkin belgelere konu satışların yapıldığına dair sanık tarafından bir delil sunulmadığı, ayrıca katılan şirket tarafından müşterilerle yapılan görüşmelerde sanık tarafından sunulan belgelere konu satışların hiç yapılmadığı ve alınıp peşin olarak parası ödenen ürünlerin vadeli satılmış gibi faturalar düzenlendiği anlaşılmıştır.
4. Sanığın savunmasının kendisini suç ve cezadan kurtarmaya yönelik olduğu kanaatına varılmakla itibar edilmemiştir.
5. Tüm dosya kapsamından; sanığın kendisine şirketteki işi nedeniyle satması için teslim edilen malları, satıp teslim edip parasını almasına rağmen bu paraları şirkete vermeyip kendine mal edindiği ve bu şekilde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği, ayrıca bu şekilde müşterilerden aldığı paraları birden fazla kez şirkete teslim etmediğinden ve müşterilerden aldığı paraları şirkete teslim etmediğinin anlaşılmasını önlemek amacıyla müşteriye yapılan satışın parası peşin olarak alınmasına rağmen vadeli satış yapılmış gibi belge düzenleyerek şirkete verdiği ve bu şekilde özel belge statüsünde bulunan faturaları düzenleyerek özel belgede sahtecilik suçunu işlediği kabul olunmakla temyize konu hüküm kurulmuştur.
IV. GEREKÇE
A. Özel Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.
Ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.11.2015 tarihli ve 2014/12-388 Esas, 2015/403 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, erteleme kararı ile belirlenecek denetim süresinin kazanılmış hakka konu olamayacağı hususu dikkate alındığında, cezası ertelenen sanık hakkında belirlenen denetim süresinin hükmedilen ceza süresinden az olamayacağının gözetilmemesi suretiyle 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı davranılması hukuka aykırı bulunmuş, bu husus Yargıtay tarafından düzeltilmiştir.
B. Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Sanığa isnat edilen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun sübut ve nitelendirilmesine ilişkin olarak, Mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir, ancak; 24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 253 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına “birlikte” ibaresinden sonra gelmek üzere “aynı mağdura karşı” ibaresi eklenmiş olup, anılan Kanun maddesinde yapılan değişiklikle uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması halinde uzlaşma hükümlerinin uygulanamayacağının düzenlendiği de dikkate alınarak, sanığın üzerine atılı özel belgede sahtecilik suçunun mağdurunun kamu olduğu, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun ise katılan Ali Şeker'e karşı işlendiğinin kabul edildiği, dolayısıyla sanığa isnat edilen özel belgede sahtecilik suçu ile hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun mağdurlarının farklı olduğu anlaşılmakla, sanığa yüklenen ve 5237 sayılı Kanun'un 155 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle, 24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253 ve 254 üncü maddeleri gereğince uzlaştırma işlemleri yapılmasından sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
A. Özel Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünün (A) kısmında açıklanan nedenle Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.12.2015 tarihli ve 2014/555 Esas, 2015/860 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.11.2015 gün ve 2014/12-388 Esas, 2015/403 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, erteleme kararı ile belirlenecek denetim süresinin kazanılmış hakka konu olamayacağı hususu dikkate alındığında, cezası ertelenen sanık hakkında belirlenen denetim süresinin hükmedilen ceza süresinden az olamayacağının gözetilmemesi suretiyle 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı davranılması hukuka aykırı bulunmuş katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gözetilmek suretiyle hükmün 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu cihetin yeniden duruşma yapılmaksızın düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, aynı Kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak, hükümlerde yer alıp, hüküm fıkrasında denetim süresinin belirlendiği paragrafta "1 yıl süre ile denetim süresi belirlenmesine" ibaresinin çıkartılarak yerine "1 yıl 8 ay süre ile denetim süresi belirlenmesine" olarak yazılması suretiyle hükmün, Üye …'ın sanığın eyleminin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359 uncu maddesinin (b) fıkrası kapsamında kalan sahte fatura düzenleme eylemini oluşturacağından Bozma kararı verilmesi gerektiğine yönelik karşı oyu ile diğer yönlerden oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
B. Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Kurulan Mahkûmiyet Hükmü Yönünden
Gerekçe bölümünün (B) kısmında açıklanan nedenle Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.12.2015 tarihli ve 2014/555 Esas, 2015/860 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
05.12.2023 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı katılan şirkette satış elamanı olarak çalışan, satış ve fatura düzenleme yetkisi bulunan sanığın "hayali firmalara veya gerçekte bulunan ancak fiilen satış yapmadığı firmalara vadeli satış yapmış gibi gerçek bir satış işlemini yansıtmayan fatura düzenleme" eyleminin TCK'nin 207/1 maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik" suçunun mu yoksa 213 sayılı VUK'un 359/b maddesinde düzenlenen "sahte fatura düzenleme" suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için özel belgede sahtecilik suçu ve sahte fatura düzenleme suçu üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
I-Özel belgede sahtecilik suçu :
TCK'nin 207 maddesinde "Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır,
Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiş olup, özel belgelerin ispat kuvveti yüksek olmadığından daha az yaptırım getirilmiştir.
TCK'nin 207. Maddesinin gerekçesinde belgenin sahte olarak düzenlenmesi hareketi açıklanırken; “özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir” ifadesiyle eylemin maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiştir.
Madde metni ve gerekçe dikkate alındığında kanun koyucunun özel belgede sahtecilik suçunda fikri sahteciliğin cezalandırıldığına dair düzenleme yapmadığını görmekteyiz. Dolayısı ile yalnızca yalan içeren özel yazılar özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturmamaktadır.
II- Sahte fatura düzenleme suçu:
Sahte fatura düzenleme suçu, 213 sayılı VUK 359/b maddesinde "Vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan belgelerin tamamen veya kısmen sahte olarak düzenlenmesi" şeklinde tarif edilmiştir.
359/b maddesinin son cümlesinde ise "Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belgelerin" sahte belge olduğu belirtilmiştir.
Sahte belge düzenlemeden maksat; Vergi Usul Kanunun gösterdiği şekle uygun ve öngörülen zorunlu bilgilerin yazılıp imzalanarak hukuki sonuç doğuracak şekilde vücuda getirilmesi, maddi varlık kazandırılmasıdır.
Failin sahte fatura düzenlemekteki amacı vergi kaçırmak yada haksız kazanç elde etmek olabilir.
Sahte fatura kullanmak suçu ise adeta bir özgü suç niteliğinde olup yalnızca vergi mükellefi (yada mükellefin eylemine iştirak edenlerce) işlenebilir, sahte fatura kullanma suçunun faili vergi matrahını düşük göstererek vergi kaçırmayı amaçladığı için sahta fatura kullanma suçu yönünden sahte faturanın vergisel işlemlerde kullanılması suçun unsurudur.
Ancak sahte fatura düzenleme suçunda düzenlenen faturanın vergisel işlemde kullanılması suçun unsuru olarak aranmamıştır. Vergi kanunları uyarınca düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan belgelerin, gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi tamamen veya kısmen sahte olarak düzenlenmesi ile suç oluşur. 4369 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile vergi ziyaı suçun unsuru olmaktan çıkarılmış böylece sahte fatura düzenleme suçu zarar suçundan tehlike suçuna dönüştürülmüştür.
213 sayılı VUK'un da düzenlenen belgeler niteliği itibarı ile TCK'nın 207. maddesi kapsamında özel belge niteliğinde ise de 213 sayılı VUK ceza hükmü içeren özel bir kanun olduğu için öncelikle 213 sayılı VUK'da düzenlenen bir suçu oluşturup oluşturmadığına bakılır, suça konu belgeler 213 sayılı VUK'un 359 maddesi kapsamında kalıyorsa TCK'da düzenlenen sahtecilik hükümleri değil özel kanun niteliğinden dolayı 213 sayılı VUK hükümleri uygulanmalıdır.
213 sayılı VUK kapsamında Düzenleme suçunun konusu olabilecek belgeler ise : fatura (229-232), sevk irsaliyesi (230), perakende satış fişi, makineli kasaların kayıt ruloları, giriş ve yolcu taşıma biletleri (233), gider pusulası (234), müstahsil makbuzu (238-239), serbest meslek makbuzu (236-237), ücret bordrosu (238-239), taşıma irsaliyesi, yolcu listesi ve günlük müşteri listesi (240) dir.
Tekrar belirtmek gerekirse vergi kanunları uyarınca tutulma, düzenlenme, saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan belgelerin sahte olarak düzenlenmesi ile suç oluşur, bu belgelerin vergisel işlemde veya başka bir işlemde kullanılması ve vergi ziyaı oluşması suçun unsuru değildir.
Nitekim Yargıtay 11. Ceza Dairesi istikrar kazanmış içtihatlarında "vergi kanunları uyarınca düzenlenmesi gereken belgelerin sahte olarak düzenlenmesinin suçun oluşumu için yeterli bulunduğunu, bu belgelerin kullanılması ve vergi ziyaı doğmasının suçun unsuru olmadığını" kabul edilmiştir:
" Sanığın şikayetçilerin sahibi oldukları şirketlere ait ödeme kaydedici cihaz fişlerini sahte düzenleyerek özel gider indiriminde kullanmak isteyen kişilere komisyon karşılığında satmak isterken yakalandıklarının iddia ve kabul olunmasına, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 01.01.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4369 sayılı Yasa ile değişik 359/b-1 maddesine göre vergi kanunları uyarınca düzenlenmesi gereken belgelerin sahte olarak düzenlenmesinin suçun oluşumu için yeterli bulunmasına, bu belgelerin kullanılması ve vergi ziyaı doğmasının suçun unsuru olmaktan çıkartılmasına göre, suç tarihi de nazara alınarak sanığın eyleminin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359/b-1 madde ve fıkrası kapsamında kaldığı ve anılan Yasanın 367. maddesi uyarınca dava şartı olan mütalaa alınarak karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, suç vasfının tayininde de yanılgıya düşülerek yazılı şekilde "özel belgede sahtecilik" suçundan mahkumiyetine karar verilmesi," (11.CD-07.03.2013-2011/5429-2013/3757)
"Katılan şirkette dağıtım ve pazarlama elemanı olarak çalışan sanığın,kendisine dağıtım ve pazarlaması için teslim edilen malları kişi ve firmalara teslim etmiş gibi hayali fatura ve irsaliyeler düzenleyerek mal edinip, gerçekte piyasada düşük fiyatla sattığından bahisle özel belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında; dosya arasında bulunan fatura ve sevk irsaliyelerinin asılları üzerindeki bir kısım imzaların sanık tarafından atıldığının anlaşılması karşısında sübuta eren eylemin 213 sayılı VUK'nun 359/b. maddesinde düzenlenen sahte belge düzenlemek suçunu oluşturacağı ve 213 sayılı Kanunun 367. maddesine göre dava şartı olan mütalaanın temini cihetine gidilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,"(11.CD-04.05.2016-2014/20271-2016/4108)
Dairemiz 11.10.2023 tarihli benzer kararında katılan şirketin İzmir bölge müdürlüğünde satış ve dağıtım elemanı olarak çalışan sanığın A.A., M.S., Ş.E.K. isimli şahıslara irsaliyeliyeli faturayla mal satışı göründüğü halde belirtilen malların teslim edilmediği, ayrıca mağdurlar adına imzalar atıldığı tespit edilen olayda "Sanığın şikâyetçiler A.A, M.S. ve Ş.E.K. adına imza atılarak irsaliyeli fatura düzenleyerek özel belgede sahtecilik suçunu işlediği iddia olunan somut olayda, sahtecilik suçuna konu belgelerin fatura niteliğinde olması karşısında eylemin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (213 sayılı Kanun) 359 uncu maddesinin b fıkrasında düzenlenen sahte belge düzenlemek suçunu oluşturduğu, bu kapsamda mahkeme tarafından öncelikle 213 sayılı Kanun'un 367 nci maddesi gereğince dava şartı olan mütalaanın verilip verilmeyeceğinin Vergi Dairesi Başkanlığından sorularak verilmesi halinde yargılamaya devamla hüküm kurulması, verilmeyeceğinin anlaşılması durumunda dava şartı yokluğu nedeni ile davanın düşmesine karar verilmesi gerekirken özel belgede sahtecilik suçundan sanığın mahkûmiyetine hükmedilmesi" gerekçesi ile özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. (11.CD.11.10.2023-2021/21830- 2023/7048)
III- Somut olay ve değerlendirme:
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10.07.2014 tarihli iddianamede dava konusu eylemin "Bu suretle şüphelinin gösterilen suç tarihleri arasında birden çok kere gerçeğe aykırı fatura düzenlemek sureti ile teselsül eden şekilde müşteki şirkete karşı özel belgede sahtecilik ve hizmet nedeni ile emniyeti suistimal suçunu işlediği ve zararı da gidermediği anlaşılmıştır. " şeklinde tanımlandığı, Mahkemece de sanığın sahtecilik eyleminin "Sanık …, müşteki şirkete dağıtım ve sevkiyat yapan satış elemanı olarak çalışmaya başlamıştır, kendisine teslim edilen malları firma ve kişilere satıp teslim edip bedellerini tahsil ettiği halde aldığı bu paraları müşteri şirkete teslim etmeyip mal edindiği ve bu yaptığı anlaşılmasın diye hayali firmalara veya gerçekte bulunan ancak fiilen satış yapmadığı firmalara vadeli satış yapmış gibi fatura düzenleyerek şirkete sunduğu tüm dosya kapsamından olayın oluş şekli olarak kabul olunmuştur." şeklinde kabul edildiği somut olayda,
Dosya arasında yer alan 29.06.2015 tarihli bilirkişi raporunda sanık …'un 04.10.2013 – 22.11.2013 tarihleri arasında düzenlediği suça konu 39 adet faturanın gerçek bir satış işlemini yansıtmayan (içerik itibariyle) sahte belge mahiyetinde olduğu, sanığın satış ve fatura düzenleme yetkisi göz önüne alındığında bu faturaların şirket açısından iğfal kabiliyetinin mevcut olduğu, sahte fatura düzenleme fiilinin 213 sayılı VUK'un 359/b maddesi kapsamında bulunduğu" görüş ve kanaatine yer verildiğinin anlaşıldığı,
Sahte fatura düzenleme fiilinde vergi kanunlarına göre düzenlenmesi gereken belgelerin sahte olarak düzenlenmesinin suçun oluşumu için yeterli olacağı, bu belgelerin vergisel işlemde veya başka bir şekilde kullanılması ve vergi ziyaının gerçekleşmesinin suçun unsuru olmaktan çıkartıldığı nazara alındığında sanık …'un gerçek bir satış işlemini yansıtmayan (içerik itibariyle) sahte belge mahiyetinde sahte fatura düzenleme eyleminin özel bir kanun olan 213 sayılı VUK'nun 359/b. maddesinde düzenlenen sahte belge düzenlemek suçunu oluşturacağı, mahkeme tarafından öncelikle durma kararı verilerek 213 sayılı Kanun'un 367 nci maddesi gereğince dava şartı olan mütalaanın verilip verilmeyeceğinin Vergi Dairesi Başkanlığından sorularak verilmesi halinde yargılamaya devamla hüküm kurulması, verilmeyeceğinin anlaşılması durumunda dava şartı yokluğu nedeni ile davanın düşmesine karar verilmesi gerekirken sanık hakkında "özel belgede sahtecilik" suçundan verilen mahkumiyet kararının "bozulması" gerektiği,
Kaldı ki sayın çoğunluğun görüşünde olunması halinde dahi suça konu faturalar üzerinde imzaların sahteliğine ilişkin bir iddia ve kabulün bulunmadığı, satış ve fatura düzenleme yetkisi olan sanığın gerçeğe aykırı fatura düzenlemesi eyleminin “fikri sahtecilik” kapsamında kaldığı, 5237 sayılı TCK' nun 207. Maddesinde özel belgede sahtecilik suçunda fikri sahteciliğin cezalandırıldığına dair düzenleme bulunmaması nedeniyle somut olayda özel belgede sahtecilik suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından mahkumiyet kararının bu yönü ile de "bozulması" gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum. 05.12.2023
Sahtecilik suçları kasten işlenebilen suçlardandır. İlgilinin önceden verdiği açık veya zımni rızaya dayanılarak onun adına imza atılması durumunda failde zarar verme bilinç ve iradesi bulunmadığından suç kastı oluşmaz. Benzer şekilde, sahtecilik eylemi gerçekleşmemiş olsaydı dahi mevcut hukuki durumun veya işlemin geçerliliğinin değişmeyeceği hallerde faydasız sahtecilik söz konusu olur ve zarar ihtimali doğmadığından cezai sorumluluk meydana gelmez.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2018/3042, K. 2020/4508Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 311. maddesi hükmüne göre, eski hale getirme istemiyle birlikte temyiz talebinde bulunulması halinde, inceleme mercii Yargıtay’ın ilgili dairesi olduğundan, temyiz talebinin kabulü yönündeki mahkemenin 03/02/2015 tarihli ek kararının, hukuken geçersiz olması nedeniyle kaldırılarak, gerekçeli kararın tebliğ edildiği tarihte resmi görevli olarak yurtdışında bulunduğu anlaşılan sanık adına çıkarılan tebligat Tebligat Yasasının 27. maddesi hükmü nedeniyle geçersiz olduğundan, temyizin süresinde olduğu kabul edilip eski hale getirme ve temyiz isteminin kabulüne karar verilerek yapılan incelemede;
Ayrıntısı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30/03/1992 gün ve 80/98 sayılı kararında da belirtildiği üzere, belgede sahtecilik suçlarında, önceden verilen rıza üzerine borçlu yerine onun imzasının atılmasında zarar verme bilinç ve iradesi ile hareket edilmediğinden suç kastından söz edilemeyeceği ve rızanın açık veya zımni olabileceği; sanığın …'nın imzasını taklit ederek sözleşmeyi kiraya veren adına da imzalamak suretiyle özel belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında, tüm dosya kapsamında suça konu kira sözleşmesinde kiraya veren olarak ismi bulunan müşteki … ve onun adına fiilen kiralamaya ilişkin işlemleri yaptığı anlaşılan tanık sıfatıyla dinlenilen eşi …'nın beyanlarından suça konu kira sözleşmesinde müşteki Saniye'ye atfen sanık tarafından imza atılmasına önceden rızalarının bulunduğu anlaşılması karşısında; sanığın sahtecilik kastıyla hareket ettiğinden söz edilemeyeceği ve bu halde suçun manevi unsurunun gerçekleşmediği gözetilerek beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15/09/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Cezayı Azaltan Haller, Gerçek İçtima ve Özel Norm İlişkisi
Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi maksadıyla özel belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 211. maddesi uyarınca faile verilecek cezada yarı oranında indirim yapılır. Bu indirim hükmünün uygulanabilmesi için kanıtlanmak istenen hususun fiilen doğruluğu şart olmayıp failin iyi niyetle bu durumun gerçekliğine inanarak hareket etmesi yeterlidir. Örneğin hak sahipliğini veya malın gerçekten satın alındığını kanıtlamak amacıyla sahte belge ibraz edildiği savunulduğunda mahkemece bu durum araştırılarak anılan indirim maddesi tartışılmalıdır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 211Kaynağı aç
gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla belgede sahtecilik suçunun işlenmesi
halinde, verilecek ceza, yarısı oranında indirilir.
İçtima
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/42306, K. 2022/2009Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Özel belgede sahtecilik
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
1) Katılanın, kendilerine olan borcu nedeniyle …..Taş. İnş. Mak. …Ltd. Şti. aleyhine icra takibi yaptığı, şirkete ait forkliftin haczi için mahalline gidildiğinde,…..Taş. ve Tem. … Ltd. Şti. yetkilileri olan sanıkların söz konusu makinenin kendilerine ait olduğu gerekçesiyle sahte fatura ibraz ederek haczi durdurduklarının iddia ve kabul edildiği olayda, sanıkların söz konusu makineyi gerçekten satın aldıklarını, bedelini ödediklerini, beyannamelerine yansıtarak katma değer vergisini ödediklerini savunmaları ve buna ilişkin Ba bildirimi, tahsilat makbuzu, KDV beyannamesi ve tahakkuk fişini dosyaya sunmaları karşısında; eylemin 5237 sayılı TCK'nin 211. maddesinde düzenlenen “gerçek bir durumunun belgelenmesi amacıyla özel belgede sahtecilik" suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
2) Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarih ve 346-25 ile 03.02.2009 tarih ve 250-13 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; 5271 sayılı CMK’nin 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanabilmesi için diğer şartların yanında, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi de gerekmektedir. Burada, uğranılan zararlardan kast edilen maddi zararlar olup, manevi zararlar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından da tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanaklıdır. Ancak, herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden bu koşul aranmayacaktır. Zararın belirlenmesinde hâkim, ceza yargılamasında şahsi hak davasına yer verilmediği gerçeğini de göz önünde bulundurmak koşuluyla, kanaat verici basit bir araştırma yapmalı, hukuk hâkimi gibi gerçek zararı tam anlamıyla saptamaya çalışmamalıdır. Zira 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesindeki düzenleme, kişinin ileride hukuk mahkemesinde şahsi hak davası açmasına ve giderilmediğini düşündüğü gerçek zararının saptanarak kalan kısmına da hükmedilmesini isteme yönünden bir engel oluşturmamaktadır. İncelenen dosya içeriğine göre; sanıkların istihkak iddiaları nedeniyle katılan tarafından Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesinde açılan istihkak davasında, sanıkların istihkak iddialarının reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmakla, katılanın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel oluşturabilecek somut zararının ne olduğu tespit edilmeden, engel sabıkaları bulunmayan, haklarında takdiri indirim uygulanarak cezaları ertelenen sanıklar hakkında, katılanın zararının giderilmemesi gerekçesiyle CMK’nin 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanıklar müdafisinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, 10.02.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Sahte bir özel belgenin başka bir suçun işlenmesi esnasında kullanılması durumunda, 5237 sayılı Kanun'un 212. maddesi gereğince fail hem özel belgede sahtecilikten hem de işlenen diğer suçtan ötürü ayrı ayrı cezalandırılır. Tahrif edilmiş faturanın hizmet ilişkisi kapsamında haksız menfaat elde etmek için kullanılması durumunda fail hakkında hem hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma hem de özel belgede sahtecilik suçundan bağımsız cezalar verilir. Aynı sahte özel belgenin yeni bir belge oluşmasına sebebiyet vermeyecek şekilde birden fazla kuruma süregelen ibrazı ise tek bir sahtecilik suçunu oluşturur.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 212Kaynağı aç
işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan
dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.
BEŞİNCİ
BÖLÜM
Kamu
Barışına Karşı Suçlar
Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit
Aynı suç işleme kararı icrası kapsamında sahte resmi kimlik belgesi tanzim edilip bu kimlikle sahte oto kiralama sözleşmesi imzalanması gibi olaylarda eylem bölünemez ve zincirleme biçimde resmi belgede sahtecilik suçu kabul edilir. Muhasebecinin fiilen çalışmayan kişileri çalışıyor göstererek işe giriş bildirgesi düzenleyip kuruma vermesi ise zincirleme biçimde özel belgede sahtecilik suçuna vücut verir. Öte yandan resmi belgede sahtecilik suçu ile özel belgede sahtecilik suçu Türk Ceza Kanunu'nun 43. maddesi anlamında aynı suç vasfında değerlendirilmektedir.
Elektronik haberleşme sektöründe kişilerin rızası ve bilgisi dışında sahte abonelik sözleşmesi imzalanması eylemlerinde özel norm ilişkisi gündeme gelir. Başkasına ait kimlik bilgileriyle GSM veya televizyon yayın aboneliği tesis edilmesi fiillerinde 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 56. ve 63. maddeleri özel hüküm niteliğindedir. Bu tür sözleşmeler yönünden genel nitelikteki özel belgede sahtecilik hükümleri yerine anılan Kanun kapsamında ön ödeme usulü değerlendirilir.
5809 sayılı ELEKTRONİK HABERLEŞME KANUNU m. 56Kaynağı aç
ile cihazların elektronik kimlik bilgilerini taşıyan her türlü yazılım, kart, araç
veya gereç yetkisiz ve izinsiz olarak kopyalanamaz, muhafaza edilemez, dağıtılamaz,
kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla kullanılamaz.
(2) İşletmeci veya adına iş yapan temsilcisine abonelik kaydı sırasında abonelik
bilgileri konusunda gerçek dışı belge ve bilgi verilemez.
(3) Abonelik tesisi için gerekli kimlik belgeleri örneği alınmadan işletmeci
veya adına iş yapan temsilcisi tarafından abonelik kaydı yapılamaz.
(4) (Ek: 6/2/2014-6518/104 md.) Kişinin bilgisi ve rızası dışında işletmeci
veya adına iş yapan temsilcisi tarafından abonelik tesisi veya işlemi veya elektronik
kimlik bilgisini haiz cihazların kayıt işlemi yapılamaz ve yaptırılamaz, bu amaçla
gerçeğe aykırı evrak düzenlenemez, evrakta değişiklik yapılamaz ve bunlar kullanılamaz.
(5) (Ek: 6/2/2014-6518/104 md.) Gerçeğe aykırı evrak düzenlemek veya
değiştirmek suretiyle kişinin bilgi ve rızası dışında tesis edilmiş olan abonelikler
kullanılamaz.
(6) Abonelik tesisine ilişkin usul ve esaslar
Kurum tarafından yönetmelikle belirlenir.
Teknik uyumluluk
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2018/3527, K. 2019/7940Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat
1-Sanık … hakkında verilen hükme yönelik katılanın temyiz talebinin incelenmesinde;
Yüklenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı dosya içeriğine uygun şekilde gerekçeleri, gösterilerek Mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanın temyiz talebinin reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında verilen hükme yönelik yapılan temyiz talebinin incelenmesinde;
Sanığın suç tarihinde mağdur …’ye ait kimlik bilgilerini kullanarak, sahte GSM abonelik sözleşmesi düzenlettirdiğinin iddia olunduğu davada, sanığın düzenlettirdiği sözleşmelerdeki … adına atılı imzaları kendisinin attığını ikrar ettiği gözetilerek, hüküm tarihinden önce 10.11.2008 tarih ve 27050 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6518 sayılı Kanun’un 104 ve 105. maddeleri ile değişik 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 63. maddesinin 10. fıkrası ile yaptırıma bağlanan, aynı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki "İşletmeci veya adına iş yapan temsilcisine abonelik kaydı sırasında abonelik bilgileri konusunda gerçek dışı belge ve bilgi verilemez" ve 5. fıkrasındaki "Gerçeğe aykırı evrak düzenlemek veya değiştirmek suretiyle kişinin bilgi ve rızası dışında tesis edilmiş olan abonelikler kullanılamaz" hükümleri ile TCK'nin 7. maddesi karşısında; usulüne uygun ön ödeme önerisine uymayan sanığın özel hüküm niteliğinde bulunan 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 56. maddesi kapsamında cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
3-Bayi sahibi olan …, … ve bayi yetkilisi olan … hakkında verilen hükümlere yönelik yapılan temyiz talebinin incelenmesinde; abonelik sözleşmelerinin sanıklara ait iş yerlerinde düzenlediği, ekspertiz raporuna görede, sözleşmelerdeki imzaların katılana ait olmadığının tespit edildiği ve menfaatlerinde her sanık yönünden ayrı ayrı sanıklara ait olduğu, bu nedenle suçların sübut bulduğu gözetilerek;
Hükümden önce 19.02.2014 tarih ve 28918 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6518 sayılı Kanun'un 104 ve 105. maddeleri ile değişik 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 63. maddesinin 10. fıkrası ile yaptırıma bağlanan 56. maddesinin 4. fıkrasındaki "Kişinin bilgisi ve rızası dışında işletmeci veya adına iş yapan temsilcisi tarafından abonelik tesisi, işlemi veya elektronik kimlik bilgisini haiz cihazların kayıt işlemi yapılamaz ve yaptırılamaz, bu amaçla gerçeğe aykırı evrak düzenlenemez, evrakta değişiklik yapılamaz ve bunlar kullanılamaz" ve 5. fıkrasındaki "Gerçeğe aykırı evrak düzenlemek veya değiştirmek suretiyle kişinin bilgi ve rızası dışında tesis edilmiş olan abonelikler kullanılamaz" hükmü karşısında; usulüne uygun ön ödeme önerisine uymayan sanıkların özel hüküm niteliğinde bulunan 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 56. maddesi kapsamında cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
Yasaya aykırı, katılanın temyiz talepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, 13/11/2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2016/8407, K. 2016/9320Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Sanık … hakkında özel belgede sahtecilik, resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarından; beraat.
Sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan; beraat.
Sanık … hakkında özel belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından hükümlülük ve erteleme
Sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, özel belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık suçlarından hükümlülük
Gereği görüşülüp düşünüldü:
I- Katılan … şirketinin kendine yönelik özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık ile katılanlar … ve …'in kendilerine yönelik resmi belgede sahtecilik suçları dışında kalan suçlar yönünden yukarıda adı geçen şikayetçilerin doğrudan zarar görmeyip davaya katılma hakkı bulunmadığı ve mahkeme tarafından da katılma kararı verilmiş olmasının hükmü temyiz hakkı vermeyeceği cihetle; şikayetçiler adına vekillerinin diğer suçlardan kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin CMUK.nun 317. maddesi gereğince oybirliğiyle (REDDİNE),
II- Sanık …'un, katılan …'e yönelik dolandırıcılık, sanık … müdafiinin katılan Telekom şirketine yönelik dolandırıcılık suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyizlerinin incelenmesinde:
Hükümden sonra, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı ile bir kısım ibareleri iptal edilerek, 24.11.2015 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren, 5237 sayılı TCK.nun 53. maddesinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine sanık …'ın katılan Telekom şirketine yönelik dolandırıcılık, sanık …'un katılan …'e yönelik dolandırıcılık suçlarının oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sübuta yönelik temyiz itirazı yerinde görülmediğinden reddiyle hükümlerin oybirliğiyle (ONANMASINA),
III- Katılanlar … ve … vekilinin sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyizine gelince:
Mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle sanık hakkında verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan katılanlar vekilinin suçun sabit olduğuna yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün oybirliğiyle (ONANMASINA),
IV- Sanık …'ın katılanlar … ve …'e yönelik resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümlerin temyizine gelince:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre katılanlar vekili ile sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
a) Sanığa ait adli sicil kaydında yazılı olan ilamın suç tarihlerinden sonra kesinleştiği anlaşılmakla tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeden, hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi,
b) Kendisini vekil ile temsil ettiren ve suçtan doğrudan zarar gören katılanlar … ve … yararına karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen maktu vekalet ücretine hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi,
Yasaya aykırı ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasında yer alan TCK'nun 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısım hükümden çıkartılmak, hükümde 5 ve 6. bölümlerinin son kısmına "kendisini vekil ile temsil ettiren katılanların yararına karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 3000 lira maktu vekalet ücrete hükmolunması" ibaresi yazılmak suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin oyçokluğuyla DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
V- Sanık …'ın sahte üretilen kredi kartını kullanmak, katılan Telekom'a yönelik özel belgede sahtecilik, katılan … ve Turkcell şirketlerine yönelik özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık, sanık …'un katılan GSM şirketine yönelik özel belgede sahtecilik, sanık …'ın resmi belgede sahtecilik ve katılan … şirketine yönelik özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından kurulan hükümlere yönelik sanık … müdafii ve sanık …, katılan … şirketi vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak:
1- Katılan … şirketinden sahte belgelerle şikayetçi … adına GSM hattı abone sözleşmesi düzenlediği ve kullandığı hattın borcunu ödemediğinden bahisle açılan davada; sanığın savunmasında suçlamayı kabul etmemesi ve mahkeme huzurunda alınan yazı ve imza örnekleri ile yapılan karşılaştırma sonucu sözleşme üzerindeki yazı ve imzaların sanığa aidiyetinin saptanamaması karşısında, abone sözleşmesinin düzenleyen görevlinin tespiti ile dinlenmesi, sanığın suç tarihinden önce resmi dairelerde bulunan imzaları temin edilip tüm örnekler birlikte incelenmek üzere Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi, bu hattın kime ait telefonda kulanıldığının belirlenmesi açısından İMEİ numaralarının tespiti, sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik incelemeye dayanarak yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Katılan … şirketine ait formlardaki yazılar sanık tarafından yazıldığı tespit edilmişse de imzaların aidiyeti saptanamamış olup sanığında hattı alıp kullandığını kabul etmemesi karşısında, abone sözleşmesinin düzenleyen görevlinin tespiti ile dinlenmesi, sanığın suç tarihinden önce resmi dairelerde bulunan imzaları temin edilip tüm örnekler birlikte incelenmek üzere Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi, bu hattın kime ait telefonda kulanıldığının belirlenmesi açısından İMEİ numaralarının tespiti, sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik incelemeye dayanarak yazılı şekilde hüküm kurulması,
3- Katılan …'a yönelik sahte ürettirilen kredi kartını kullanmak suçunda, sanık …'ın suçlamayı kabul etmemesi, bilirkişi raporunda ilgili belgelerdeki yazı ve imzaların sanığa aidiyetinin saptanamaması, dosya içinde hesap özetinin bulunmaması karşısında, şikayetçi …’in kimlik bilgileri kullanmak suretiyle adına kredi kartı için katılan …’a telefon bankacılığı ile başvuruda bulunup, başvurunun kabulüyle suça konu kart üretilip düzenlenen sözleşme ile teslim alınması suretiyle sahte kredi kartı üretilmesi suçu ile ilgili dava açılması sağlanarak bu dava ile birleştirilip tüm belgeler üzerinde inceleme yapılması için suç tarihinden önce resmi dairelerde bulunan imzaları temin edilip tüm örnekler birlikte incelenmek üzere Adli Tıp Kurum'una gönderilmesi, bankadan hesap özeti getirtilip suça konu kartın kullanıldığı iş yerleri tespit edilerek işyeri sahiplerinin bu hususta bilgilerine başvurulması, işyerlerinden ve bağlı bulundukları bankalardan sliplerin temini, imza bulunduğu takdirde inceleme yapılması sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri ile sübutu halinde zincirleme suç hükmü de değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
4- Sanık … hakkında katılan …'in kimlik bilgilerini kullanıp …mahallesi muhtarından sahte nüfus cüzdanı talep belgesi alarak, üzerinde sanık …'ın fotoğrafı bulunan ve … Nüfus Müdürlüğünden alınan sahte nüfus cüzdanını düzenlemek ve bu nüfus cüzdanıyla katılan … şirketinden GSM hattı alıp kullanması nedeniyle özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından açılan davada, sanığın suçlamayı kabul etmemesi, suç tarihinde cezaevinde olduğunu belirtmesi, bilirkişi incelemesinin sadece huzurda alınan örnekler üzerinde yapılması, gerek kimlik üzerindeki resmin sanığa ait olması gerekse diğer sanığın teşhisi karşısında, sanığın suç tarihlerinde cezaevinde olup olmadığının araştırılması, sanığın suç tarihinden önce resmi dairelerde mevcut yazı ve imza örnekleri temin edilip tüm örnekler birlikte incelenmek üzere Adli Tıp Kurum'una gönderilmesi, sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik incelemeye dayanarak yazılı şekilde karar verilmesi,
5- 10.11.2008 gün ve 27050 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 63. maddesinin 10. fıkrası ve yaptırıma bağlanan 56. maddesinin 2. fıkrasındaki "işletmeci veya adına iş yapan temsilcisine abonelik kaydı sırasında abonelik bilgileri konusunda gerçek dışı bilgi verilmez" hükmü karşısında; sanıkların GSM operatörlerinde sahte abonelik sözleşmeleri düzenletmek şeklindeki eylemlerinin ilgili şirket sayısınca, özel hüküm niteliğinde bulunan 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 56. maddesindeki suçu oluşturup oluşturmadığının karar yerinde tartışılmasında zorunluluk bulunması,
6- Sanık … hakkında özel belgede sahtecilik suçları yönünden uygulanan TCK.nun 58. maddesine esas alınan hükümlülüğün, incelenmekte olan suçların işlendiği tarihlerden sonra kesinleştiğinin dikkate alınmaması,
Yasaya aykırı, sanık … müdafii ve sanık …, katılanlar Vodafone şirketi ile … ve … vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 05.10.2016 gününde V. bendin 5 nolu bozma düşüncesi yönünden …'nin karşı görüşü ile IV. bendindeki "düzelterek onama" düşüncesi yönünden … ve …'in karşı görüşü nedeniyle oyçokluğu, diğer yönlerden oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı; sanıklardan …'ın 07.09.2007 tarihinde …'in, 25.09.2007 tarihinde ise …'in kimlik bilgilerini kullanıp muhtarlıktan temin ettiği nüfus cüzdanı değiştirme belgeleri ile Nüfus Müdürlüğünden mağdur …'in kimliğine kendi fotoğrafını, mağdur …'nın kimliğine ise diğer sanık …'ın resmini yapıştırarak nüfus cüzdanı çıkartmak suretiyle teselsülen işlediği resmi belgede sahtecilik suçunun tek bir zincirleme sahtecilik suçu mu, yoksa iki ayrı zincirleme sahtecilik suçu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun zincirleme suç kavramını açıklayan birçok ve en son 22.04.2014 gün, 2013/11-397 esas, 2014/202 sayılı kararlarında;
"aynı suç işleme kararından" yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bir suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi uygun görmesinin, bu plan çerçevesinde hareket etmesinin, hareketinin önceki hareketinin devamı olmasının ve tüm bu hareketleri arasında subjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması, aynı suç işleme kararının varlığının, olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işleme zamanı, fiiller arasındaki geçen süre, ihlal edilen değer ve süre, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özelliklerin değerlendirilerek belirlenmesi gerektiği, suçların işlenme tarihleri arasında az veya çok zaman aralığı bulunması, suç mağdurlarının birden fazla olması halinde teselsülü reddetmenin adalet ve hakkaniyete uygun olmayacağı,
Bu bağlamda; gerek 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun belgede sahtecilik suçlarının düzenlendiği madde metinlerinde suçun mağdurunun kim olduğuna dair bir düzenlemeye yer verilmemesi, belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamunun güveni olması ve bu suçların kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş bulunması hususları gözönüne alındığında, bu suçların mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının yani kamunun olduğunun, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerektiği, aksinin kabulü halinde hükmolunacak sonuç ceza miktarlarının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 3. maddesinde ve gerekçesinde belirtilen ölçülülük ilkesine aykırı olacağı, neticeden sahtecilik suçlarında suçun mağdurunun genel anlamda kamu güveni olup suçun işlenmesiyle suçtan zarar gören gerçek kişilerin sayısının birden fazla olmasının zincirleme suç hükümlerinin uygulanması koşullarını etkilemeyeceği, ancak Türk Ceza Kanunu'nun 61. maddesi çerçevesinde temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabileceği gerektiği düşünüldüğünden,
Sanık …'in 07.09.2007 ve 25.09.2007 tarihlerinde gerçekleştirdiği sübut bulunan zincirleme olarak resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin eylemlerinin 204/1, 43 maddesi ile bir kez cezalandırılması, suçtan zarar gören kişi sayısının Türk Ceza Kanunu 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken gözetilmesi ve yerel mahkemenin bu hususla ilgili kararının bozulması gerektiği görüşüyle sayın çoğunluğun buna dair mahkemece verilen birden fazla zincirleme sahtecilik suçu işlendiğinin kabulü ile Türk Ceza Kanunu'nun 204/1, 43 maddelerinin iki kez uygulanmasına ilişkin hükmün "düzeltilerek onanması" yönündeki görüşüne katılmıyoruz.
KISMİ KARŞI DÜŞÜNCE
Sanıklar …, … ve … hakkında, Türk Telekom, Vodafone ve Turkcell Şirketlerine karşı özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümlerin, sanıklar ve katılanlar tarafından temyizi üzerine sayın çoğunluğun bozmaya ilişkin diğer gerekçelerine katılmakla birlikte, V. bendin 5 nolu bozma düşüncesine katılmıyorum. Şöyle ki;
Dosya kapsamı ve anlatımlardan, eylem birliği içerisinde olan ve haklarında TCK.nun 207/1. maddesinden hüküm kurulan sanıkların, … ve …’in kimlik bilgilerini kullanarak sahte olarak çıkarttıkları nüfus cüzdanlarının fotokopileri ile sözleşme yapıp Türk Telekom, Vodafone ve Turkcell Şirketlerinden telefon hatları alıp kullandıkları anlaşılmaktadır. Bu şekilde gelişen olayda; sanıkların eylem birliği içerisinde sahte nüfus cüzdan fotokopileri kullanıp abonelik sözleşmesi yaparak hatları kullandıklarının sabit olması halinde, yapılan sözleşmelerin sahte özel belge niteliğinde bulunması nedeniyle yerel mahkemenin özel belgede sahteciliği düzenleyen TCK.nun 207/1. maddesinden cezalandırılmaları yerinde olup, 5809 sayılı Yasanın 56. maddesinden cezalandırılmaları gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesi yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum. 05.10.2016
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/42418, K. 2024/1547Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/209 E., 2016/177 K.
SUÇ : Özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Bozma
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Kastamonu 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 23.02.2016 tarihli ve 2015/209 Esas, 2016/177 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 207 nci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği; suça konu hatları arkadaşı olan şikayetçinin rızası ile çıkardığına, ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Sanık hakkında 16.02.2013 tarihinde arkadaşı olan şikayetçinin kimlik bilgilerini kullanarak, bilgi ve rızası dışında suçtan zarar gören adına sahte imza atarak bir adet Digitürk abonelik sözleşmesi düzenletmek suretiyle özel belgede sahtecilik suçunu işlediğinden bahisle kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.
2. Sanık sorgusunda; arkadaşının bilgi ve rızası dahilinde, onun adına sözleşmeyi imzaladığını ve digitürk aboneliği çıkardığını beyan etmiştir.
3. Suçtan zarar gören …'nın suça konu abonelik sözleşmesinin bilgi ve rızası dışında kendisi adına düzenlendiğinden bahisle şikayetçi olduğu anlaşılmıştır.
4. Kriminal rapor ile suça konu bir adet Digitürk abonelik sözleşmesindeki yazı ve imzaların kuvvetle muhtemel sanık …'e ait olduğu tespit edilmiştir.
IV. GEREKÇE
1. Sanığın suçtan zarar gören adına bir adet Digitürk abonelik sözleşmesi imzalamaktan ibaret eyleminin; suç tarihinden önce 10.11.2008 tarihli ve 27050 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun (5809 sayılı Kanun) 63 üncü maddesinin onuncu fıkrası ile yaptırıma bağlanan 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki "İşletmeci veya adına iş yapan temsilcisine abonelik kaydı sırasında abonelik bilgileri konusunda gerçek dışı belge ve bilgi verilemez" ve beşinci fıkrasındaki "Gerçeğe aykırı evrak düzenlemek veya değiştirmek suretiyle kişinin bilgi ve rızası dışında tesis edilmiş olan abonelikler kullanılamaz" hükümleri karşısında; eylemin özel hüküm niteliğinde bulunan ön ödemeye ve basit yargılama usulüne tabi 5809 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesindeki suçu oluşturduğu belirlenmiştir.
2. Hükümden sonra 05.07.2022 tarih ve 31887 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7417 sayılı Kanun'un 52 nci maddesi ile 5809 sayılı Kanun'a eklenen “Dava ve Cezaların ertelenmesi” başlıklı Geçici 7 nci madde ile “Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine karar verilir.” hükmü gereğince sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ilk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
13.02.2024 tarihinde karar verildi.
İlgili Diğer Belge Suçları ve Yargılama Usulü
Özel belge niteliğindeki evrakın bozulması, yok edilmesi veya gizlenmesi fiilleri 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 208. maddesinde düzenlenmiş olup fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. İmzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip veya elinde bulundurup hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi ise Kanun'un 209. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılır. Emre veya hamile yazılı kambiyo senetleri, emtiayı temsil eden belgeler, hisse senetleri, tahviller ve vasiyetnameler üzerindeki sahteciliklerde ise Kanun'un 210. maddesinin birinci fıkrası uyarınca resmi belgede sahtecilik hükümleri uygulanır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 208Kaynağı aç
gizleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Açığa imzanın kötüye kullanılması
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 210Kaynağı aç
veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi,
tahvil veya vasiyetname olması halinde, resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin
hükümler uygulanır.
(2) Gerçeğe aykırı belge düzenleyen
tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu, üç
aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belgenin
kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir
sonuç doğurucu nitelik taşıması halinde, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre
cezaya hükmolunur.
Daha az cezayı gerektiren hal
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 209Kaynağı aç
kendisine teslim olunan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı, verilme
nedeninden farklı bir şekilde dolduran kişi, şikayet üzerine, üç aydan bir yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İmzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı hukuka aykırı olarak ele
geçirip veya elde bulundurup da hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi,
belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılır.
Resmi belge hükmünde belgeler
Özel belgede sahtecilik suçu uzlaşma kapsamında yer almamaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kural uyarınca, kural olarak uzlaşma kapsamındaki bir suçun bu kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmesi uzlaşmayı engellemektedir. Ancak 7188 sayılı Kanun ile madde metnine eklenen aynı mağdura karşı işlenme şartı gözetildiğinde, özel belgede sahtecilik suçunun mağduru kamu olduğundan, bu suçla birlikte işlenen fakat mağduru gerçek kişi olan uzlaşmaya tabi suçlar uzlaşma prosedüründen çıkarılmaz ve bu suçlar yönünden uzlaştırma işlemleri yürütülür.
Yapılan yargılama neticesinde iki yıl veya daha az süreli hapis cezasına hükmedilmesi halinde Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince kanuni şartların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir ve bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında aranan zararın giderilmesi koşulu bakımından, herhangi bir somut zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden zarar karşılama şartı aranmaz. Hapis cezasının ertelenmesi durumunda ise Türk Ceza Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca belirlenecek bir yıldan az ve üç yıldan fazla olamayacak denetim süresinin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 231Kaynağı aç
esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana
çizgileriyle anlatılır.
(2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve
süresi bildirilir.
(3) Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da
bildirilir.
(4) Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir.
(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Sanığa
yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya
daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler
saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler
hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;[77]
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve
davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda
kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade,
suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
gerekir.
(7) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Açıklanmasının
geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası
ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
(8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl
süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında
kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin
belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat
sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya
özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında
ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek
hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine
getirmesine,
karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(9) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Altıncı
fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde;
sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık
taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15
md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli
serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde,
açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı
verilir.
(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Denetim
süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine
ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak
mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu
değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz
edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının
ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir
mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz
edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir
değerlendirme yapabilir.
(12) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) 272 nci maddenin
üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye
mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde
hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı
kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece
mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi
hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm,
usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.
(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir.
Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak
Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede
belirtilen amaç için kullanılabilir.
(14) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Bu maddenin hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü
maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili
olarak uygulanmaz.
Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 51Kaynağı aç
hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst
sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını
bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi
için kişinin;
a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına
mahkûm edilmemiş olması,
b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık
dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,
gerekir.
(2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen
iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi
koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın
infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi
halinde, infaz hâkimi kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhal salıverilir.[9]
(3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla
olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm
olunan ceza süresinden az olamaz.
(4) Denetim süresi içinde;
a) Bir meslek veya sanat sahibi
olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi
hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra
eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat
edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir
eğitim kurumuna devam etmesine,
mahkemece karar verilebilir.
(5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman
kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve
sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte
bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle
görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve
sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor
düzenleyerek infaz hâkimine verir.9
(6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde
bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman
kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.
(7) Hükümlünün denetim süresi içinde
kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz
hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın
kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hâkimliğince karar
verilir.[10]
(8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği
takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.
Adlî para cezası
Özel belgede sahtecilik suçunun cezası ne kadardır?
Özel belgeyi sahte düzenleyen, değiştiren ve kullanan veya sahte olduğunu bilerek kullanan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
Sahte özel belge düzenlenip kullanılmazsa suç oluşur mu?
Suç oluşmaz. Resmi belgede sahtecilikten farklı olarak özel belgede sahtecilik suçunun cezalandırılabilmesi için belgenin fiilen bir hukuki işlemde kullanılması zorunludur.
Belgede yalan beyanda bulunmak özel belgede sahtecilik sayılır mı?
Sayılmaz. Bu suçta yalnızca taklit suretiyle üretme veya tahrifat yapma şeklindeki maddi sahtecilik cezalandırılır; imza gerçek olmak kaydıyla salt yalan beyandan ibaret içerik sahteciliği suç oluşturmaz.
Özel belgede sahtecilik suçu uzlaşmaya tabi midir?
Özel belgede sahtecilik suçu uzlaşmaya tabi değildir. Bu suçla birlikte işlenen başka suçlar bakımından ise CMK m. 253/3 uyarınca ancak aynı mağdura karşı işlenmiş olması halinde uzlaşma engeli doğar; sahteciliğin mağduru kamu, diğer suçun mağduru ise şahıs olduğunda uzlaşmaya tabi suç için uzlaştırma prosedürü uygulanır.
Alacağını ispatlamak için sahte özel belge düzenleyen kişi indirimden yararlanır mı?
Evet yararlanır. Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla sahtecilik yapılması halinde TCK m. 211 gereğince cezada yarı oranında indirim uygulanır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

