TTK m. 202 Uyarınca Şirketin Zararlarının Tazmini

by Avukat Erdal Ersoy
TTK m. 202 Uyarınca Şirketin Zararlarının Tazmini

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 202/1 uyarınca hâkim şirket, hâkimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamaz. Hâkimiyet gücünün bağlı ortaklığın malvarlığını veya kârlılığını eksiltecek biçimde kullanılması kanunen hukuka aykırılık teşkil eder.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 202Kaynağı aç
MADDE 202- (1) a) Hâkim şirket, hâkimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamaz. Özellikle bağlı şirketi, iş, varlık, fon, personel, alacak ve borç devri gibi hukuki işlemler yapmaya; kârını azaltmaya ya da aktarmaya; malvarlığını ayni veya kişisel nitelikte haklarla sınırlandırmaya; kefalet, garanti ve aval vermek gibi sorumluluklar yüklenmeye; ödemelerde bulunmaya; haklı bir sebep olmaksızın tesislerini yenilememek, yatırımlarını kısıtlamak, durdurmak gibi verimliliğini ya da faaliyetini olumsuz etkileyen kararlar veya önlemler almaya yahut gelişmesini sağlayacak önlemleri almaktan kaçınmaya yöneltemez; meğerki, kayıp, o faaliyet yılı içinde fiilen denkleştirilsin veya kaybın nasıl ve ne zaman denkleştirileceği belirtilmek suretiyle en geç o faaliyet yılı sonuna kadar, bağlı şirkete denk değerde bir istem hakkı tanınsın. b) Denkleştirme, faaliyet yılı içinde fiilen yerine getirilmez veya süresi içinde denk bir istem hakkı tanınmazsa, bağlı şirketin her pay sahibi, hâkim şirketten ve onun, kayba sebep olan, yönetim kurulu üyelerinden, şirketin zararını tazmin etmelerini isteyebilir. Hâkim istem üzerine veya resen somut olayda hakkaniyete uygun düşecekse, tazminat yerine bu maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre, davacı pay sahiplerinin paylarının hâkim şirket tarafından satın alınmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir başka bir çözüme karar verebilir. c) Alacaklılar da, (b) bendi uyarınca, şirket iflas etmemiş olsa bile, şirketin zararının şirkete ödenmesini isteyebilirler. d) Kayba sebebiyet veren işlemin, aynı veya benzer koşullar altında, şirket menfaatlerini dürüstlük kuralına uygun olarak gözeten ve tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket eden, bağımsız bir şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından da yapılabileceği veya yapılmasından kaçınılabileceğinin ispatı hâlinde tazminata hükmedilemez. e) Pay sahiplerinin ve alacaklıların açacağı davaya, kıyas yoluyla 553, 555 ilâ 557, 560 ve 561 inci maddeler uygulanır. Hâkim teşebbüsün merkezinin yurt dışında bulunması hâlinde tazminat davası bağlı şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde açılır. (2) Hâkimiyetin uygulanması ile gerçekleştirilen ve bağlı şirket bakımından açıkça anlaşılabilir haklı bir sebebi bulunmayan, birleşme, bölünme, tür değiştirme, fesih, menkul kıymet çıkarılması ve önemli esas sözleşme değişikliği gibi işlemlerde, genel kurul kararına red oyu verip tutanağa geçirten veya yönetim kurulunun bu ve benzeri konulardaki kararlarına yazılı olarak itiraz eden pay sahipleri; hâkim teşebbüsten, zararlarının tazminini veya paylarının varsa en az borsa değeriyle, böyle bir değer bulunmuyorsa veya borsa değeri hakkaniyete uygun düşmüyorsa, gerçek değerle veya genel kabul gören bir yönteme göre belirlenecek bir değerle satın alınmasını mahkemeden isteyebilirler. Değer belirlenirken mahkeme kararına en yakın tarihteki veriler esas alınır. Tazminat veya payların satın alınmasını istem davası, genel kurul kararının verildiği veya yönetim kurulu kararının ilan edildiği tarihten başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. (3) İkinci fıkrada öngörülen dava açılınca, davacıların muhtemel zararlarını veya payların satın alma değerini karşılayan tutardaki paranın teminat olarak, mahkemece belirlenecek bir bankaya mahkeme adına yatırılmasına karar verilir. Teminat yatırılmadığı sürece genel kurul veya yönetim kurulu kararına ilişkin hiçbir işlem yapılamaz. Bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında öngörülen davaların kötüniyetle açılması hâlinde davalı, uğradığı zararın müteselsilen tazmin edilmesini ve mahkemeye teminat yatırılmasını davacılardan isteyebilir. (4) Birleşme, bölünme ve tür değiştirmede, pay sahiplerine ve ortaklara tanınmış bulunan diğer haklar saklıdır. (5) Bağlı şirketin yöneticileri, bu madde hükümleri dolayısıyla pay sahiplerine ve alacaklılara karşı doğabilecek sorumluluklarının tüm hukuki sonuçlarının, bir sözleşme ile üstlenmesini hâkim teşebbüsten isteyebilir. 2. Tam hâkimiyet hâlinde a) Talimat

Hâkimiyetin Kötüye Kullanılması ve Kayıp Doğuran İşlemler

Hâkim şirketin bağlı şirketi; iş, varlık, fon, personel, alacak ve borç devri gibi hukuki işlemler yapmaya yöneltmesi kayıp doğuran hâllerin başında gelir. Bunun yanı sıra kârın azaltılması veya aktarılması, şirket malvarlığının ayni ya da kişisel haklarla sınırlandırılması, kefalet, garanti ve aval gibi mali yükümlülükler altına sokulması veya haklı bir neden bulunmaksızın tesislerin yenilenmemesi, yatırımların durdurulması yahut kısıtlanması gibi verimliliği ve faaliyet gelişimini olumsuz etkileyen kararlar da Türk Ticaret Kanunu m. 202/1 kapsamında kayıp oluşturan işlemler arasında düzenlenmiştir.

Denkleştirme Şartı ve Denkleştirmenin Gerçekleşme Usulü

Hâkimiyetin kullanılmasıyla bağlı şirkette meydana gelen kayıp, ilgili faaliyet yılı içinde fiilen telafi edildiği takdirde hukuka aykırılık ortadan kalkar. Kaybın fiilen denkleştirilemediği durumlarda ise en geç o faaliyet yılının sonuna kadar, telafinin ne şekilde ve ne zaman yerine getirileceği açıkça belirtilerek bağlı şirkete denk değerde bir istem hakkı tanınması hâlinde de hukuka aykırılık bertaraf edilmiş sayılır.

Tazminat Davasının Şartları ve Topluluk İlişkisi

Türk Ticaret Kanunu m. 202/1(b) uyarınca tazminat davası açılabilmesi için öncelikle Türk Ticaret Kanunu m. 195 kapsamında hâkim ve bağlı ortaklıklardan oluşan bir şirketler topluluğunun bulunması gerekir. Bunun yanında hâkimiyet gücünün kullanılması neticesinde bağlı ortaklığın somut bir kayba uğramış olması ve söz konusu kaybın kanuni süre içerisinde fiilen denkleştirilmemiş veya denk bir istem hakkına bağlanmamış olması zorunludur.

Hâkim teşebbüsün bir gerçek kişi olduğu durumlarda şirketler topluluğu hükümlerine ve Türk Ticaret Kanunu m. 202/1-b tazminat sorumluluğuna dayanılabilmesi için, Türk Ticaret Kanunu m. 195/5 atfı uyarınca anılan teşebbüse bağlı en az üç şirketin mevcudiyeti aranmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/602 Esas ve 2024/8914 Karar sayılı ilamında, şirketler topluluğu oluşturacak nitelik ve sayıda bağlı ortaklığın bulunmadığı hâllerde anılan maddeye dayalı tazminat veya pay satın alma davasının reddedilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/602, K. 2024/8914Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/602 E.  ,  2024/8914 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1155 Esas, 2023/1741 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/533 E., 2021/126 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde;dava dışı … Mermer Madencilik İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.'de %4,41 oranında pay sahibi olduğunu, davalının ise … Madencilik Şirketi paylarının %87,67'sine, dava dışı … Madencilik İnşaat ve Sanayi Ticaret A.Ş. paylarının ise ise %99,98'ine sahip olduğunu, her iki şirketin hakim ortağı olan davalının, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 195 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hakim teşebbüs konumunda olduğunu, bu iki şirket ile davalının şirketler topluluğu oluşturduğunu, davalının … Şirketi genel kurul toplantılarında kâr payı dağıtılmaması yönünde kararlar alarak, şirket kârını davacının ortağı olmadığı ve şirketler topluluğunun diğer üyesi olan … Şirketi'ne aktardığını, … Şirketi genel kurullarında alınan kâr payı dağıtılmamasına ilişkin kararların iptali, ayrıca davacıya kâr payı ödenmesi talepleri ile açılan davaların derdest olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 202 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca, hakim teşebbüsün hakimiyetini bağlı şirketlerin zararına kullanamayacağını, en geç ilgili faaliyet yılı sonuna kadar bağlı şirkete zarara denk gelen denkleştirme hakkı tanınmaması halinde, aynı maddenin (b) bendi uyarınca, bağlı şirket pay sahibinin hakim teşebbüse bağlı şirket zararının tazmini istemi ile dava açabileceğini, mahkemece hakkaniyet gerektiriyorsa tazminat yerinde, pay sahibini paylarının hakim teşebbüs tarafından satın alınabileceğini ileri sürerek, davalının … Şirketi'nin kârını … Şirketi'ne aktarmak suretiyle … Şirketi'ni doğrudan davacıyı ise dolaylı olarak uğrattığı zararın şimdilik 50.000,00 TL'sinin tazminine, bunun kabul edilmemesi halinde davacı paylarının davalı tarafından satın alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; somut olayda davalı ile dava dışı şirketler arasında hakim-bağlı şirket ilişkisi bulunmadığı gibi, davalının bir şirketler topluluğunun hakim teşebbüs konumunda da olmadığını, davalının yalnızca … ve … Şirketlerinin çoğunluk pay sahibi olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 195 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hakim-bağlı şirket ilişkisinin ancak ticaret şirketleri arasında olabileceğini, buna istisna getiren 6102 sayılı Kanun'un 195 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca ve Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 105 inci maddesi uyarınca bir gerçek kişinin hakim teşebbüs olması halinde şirketler topluluğunun oluşması için hakim teşebbüse bağlı en az üç şirket bulunması gerektiğini, bu nedenle davalının hakim teşebbüs olmadığını, ortada hakim teşebbüsün sorumluluğuna gidilmesini saplayacak bir şirketler topluluğu da bulunmadığını, öte yandan davacının … Şirketi'nin zarara uğratıldığı yönünde iddiaların da gerçeği yansıtmadığını, 6102 sayılı Kanun'un 202 nci maddesi koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, 6102 sayılı Kanun'un 195 inci maddesinin birinci ve beşinci fıkrası ile Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 105 inci maddesini uyarınca, dava dışı iki şirketin bir şirketler topluluğu oluşturmadığı, zira davalıya bağlı üç şirket bulunmadığı, davacı iddialarından dava dışı … Mermer Madencilik İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin hakim şirket olup olmadığı anlaşılamamakla birlikte, davanın bu şirkete yöneltilmemesi, her iki şirketin pay sahibi olan davalı …'ya yöneltilmiş olması nedeniyle, davalının hakim teşebbüs olduğunun kabul edilmesi halinde dahi, bir topluluktan ve davalının bir teşebbüs olarak topluluğun hakimi olduğundan söz edebilmek için en az üç bağlı şirketin bulunması gerektiği, davada şirketler topluluğu hükümlerinin uygulanamayacağı ve davacının 6102 sayılı Kanun'un 202 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca tazminat talep edemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, davalı ile dava dışı … ve … Şirketlerinin şirketler topluluğu oluşturmadığı gibi, davalının hakim teşebbüs konumunda da olmadığı, bu nedenle davacının, 6102 sayılı Kanun'un 195 inci maddesinin beşinci fıkrası atfı ile 202 nci maddesinin birinci fıkrasına dayalı tazminat veya pay satışı talep hakkı da bulunmadığı, mahkemece bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmeyerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, TTK'nın 202/1-b maddesi uyarınca şirketler topluluğunda bağlı şirket pay sahibinin, hakim şirketten, hakimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullandığı iddiası ile bağlı şirketin uğradığı zararın tazmini talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Kanun'un 195 ve 202 nci maddeleri. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 11.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Davacı ve Davalı Sıfatı

Faaliyet yılı içinde kayıp fiilen denkleştirilmez veya süresinde denk değerde bir istem hakkı sağlanmazsa, davayı açma hakkı bağlı şirketin her bir pay sahibine aittir. İlgili kanun düzenlemesi davacı sıfatını pay sahiplerine tanımış olup bizzat bağlı şirketin tüzel kişiliğine dava açma yetkisi vermemiştir. Türk Ticaret Kanunu m. 202/1(c) hükmü gereğince, bağlı şirketin alacaklıları da şirket iflas etmemiş olsa dahi meydana gelen zararın bağlı şirkete ödenmesini dava yoluyla talep edebilirler.

Meydana gelen zararın tamamından asıl sorumlu olan süje hâkim şirkettir. Ancak zarara sebep olan hâkim şirket yönetim kurulu üyelerine karşı da dava açılabilir. Türk Ticaret Kanunu m. 202/1(e) atfıyla anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen Türk Ticaret Kanunu m. 553 ve devamı hükümleri kıyasen uygulanır. Bu doğrultuda yönetim kurulu üyelerinin sorumlu tutulabilmesi kusurlu olmalarına bağlıdır ve bu üyeler aleyhine farklılaştırılmış teselsül ilkeleri tatbik edilir.

Bağlı şirketin yöneticileri ise Türk Ticaret Kanunu m. 202/5 uyarınca, bu düzenleme sebebiyle pay sahiplerine ve alacaklılara karşı doğabilecek sorumluluklarının tüm hukuki sonuçlarını bir sözleşme aracılığıyla hâkim teşebbüsün üstlenmesini talep etme hakkına sahiptir.

Hukuki Sorumluluğun Kapsamı ve Bağımsız Yönetici Savunması

Tazmini istenebilecek tutar, bağlı şirketin mevcut malvarlığı durumu ile hâkimiyet işlemi gerçekleştirilmeseydi içinde bulunacağı varsayımsal durum arasındaki farktan ibarettir. Bu zararın hesaplanmasında yalnızca kayba sebep olan işlemle nedensellik bağı bulunan unsurlar dikkate alınır. Mahkeme hâkimi, tazminin nakden mi yoksa aynen mi yapılacağını takdir eder.

Hâkim ortaklık ve yönetim kurulu üyeleri bakımından sorumluluktan kurtulma imkânı Türk Ticaret Kanunu m. 202/1(d) hükmünde düzenlenmiştir. Kayba sebebiyet veren işlemin, aynı veya benzer koşullar altında şirket menfaatlerini dürüstlük kuralına uygun gözeten ve tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket eden bağımsız bir şirketin yönetim kurulunca da yapılabileceğinin veya yapılmasından kaçınılabileceğinin ispat edilmesi durumunda tazminata hükmedilemez.

Tazminat Yerine Payların Satın Alınması Talebi

Tazminat talebinin fiilen veya hukuken mümkün olmadığı durumlarda davacı pay sahibi, paylarının hâkim şirket tarafından satın alınmasını talep edebilir. Bununla birlikte hâkim somut olayın özelliklerine göre hakkaniyete uygun düşmesi hâlinde, talep üzerine veya re'sen tazminat yerine davacı pay sahiplerinin paylarının hâkim şirketçe satın alınmasına yahut duruma uygun düşen kabul edilebilir başka bir çözüme karar verebilir.

Mahkemece payların satın alınmasına karar verilmesi hâlinde pay bedelinin belirlenmesinde Türk Ticaret Kanunu m. 202/2 esas alınır. Buna göre payların bedeli öncelikle borsa değeri üzerinden takdir edilir; borsa değeri bulunmuyorsa veya bu değer hakkaniyete uygun düşmüyorsa şirketin gerçek değeri ya da genel kabul gören bir değerleme ölçütü esas alınır. Değer belirlenirken mahkeme kararına en yakın tarihteki veriler esas alınır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Zamanaşımı Süreleri

Türk Ticaret Kanunu m. 202/1(e) maddesinin Türk Ticaret Kanunu m. 561 hükmüne yaptığı atıf sebebiyle, anılan tazminat davasında görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Hâkim şirketin merkezinin yurt dışında bulunması durumunda tazminat davası, bağlı şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde görülür.

Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/12401 Esas ve 2016/9560 Karar sayılı kararında, hâkim şirket merkezinin yurt dışında bulunduğu uyuşmazlıklarda yetkili mahkemenin bağlı şirketin ticaret sicil kaydında yer alan şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesi olduğunu belirtmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/12401, K. 2016/9560Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/12401 E.  ,  2016/9560 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 21/03/2016 tarih ve 2016/274-2016/173 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar; … Gayrimenkul Yapı Turizm ve Ticaret A.Ş.’nin, 7.3.2008 tarihinde … Yapı Turizm Dış Ticaret A.Ş., …, l tarafından …'da yapılacak projeyi gerçekleştirmek için davalı hâkim şirketin de ilk yönetim kurulunda temsili ile kurulduğunu, İspanyol menşeli hâkim şirket …nun, Lüksemburg menşeli … S.A.R.L. şirketinin iştiraki olduğunu, bu şirketlerin TTK m. 195 anlamında şirketler topluluğu olduğunu, … S.A.R.L. şirketinin Amerikan menşeli … ve Amerikan menşeli … .Inc. şirketlerinin iştiraki olduğunu, … Investment Inc.’nin ise Amerikan menşeli … Inc. şirketinin iştiraki olduğunu, hâkim şirketin 24.03.2008 tarihinde de bağlı şirketin %95 pay sahibi olduğunu, zamanla hakim şirketin bağlı şirketi özenle yönetmediği ve kar edemez duruma düşürdüğünü beyanla 6102 sayılı TTK’nın 222. maddesi uyarınca davalı hakim şirketin bağlı şirketi olan … A.Ş.’de denkleştirmeyi süresinde fiilen yerine getirmemesi sebebi ile hakkaniyete uygun çözüm olarak ortaya çıkan davacılara ait azınlık paylarının tamamının davalının hakimiyetini şirketi kayba uğratacak şekilde kullanmasaydı bulunacak bir bedel ile satın alınmasına ya da somut duruma uygun düşen çözüm çerçevesinde doğrudan davacı pay sahiplerine davalı tarafından tazminat ödenmesine hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, 6102 sayılı TTK'nın 202. maddesinin e bendinde, pay sahiplerinin ve alacaklıların açacağı davaya, kıyas yoluyla 553, 555 ilâ 557, 560 ve 561’inci maddelerin uygulanacağı, hâkim teşebbüsün merkezinin yurt dışında bulunması hâlinde tazminat davasının bağlı şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde açılacağının düzenlendiği, davacı şirketin bağlı şirket ve diğer davacının da bağlı davacı şirketin ortağı olduğu, davacı şirketin ../… adresinde kurulu olduğu, hakim şirketin merkezinin yurt dışında olduğu gerekçesiyle davanın kesin yetki nedeniyle usulden reddine, karar kesinleşince talep halinde dosyanın…. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir. Kararı, davacılar temyiz etmiştir. Davacılar dava dilekçesinde, kendilerinin ve davalı …L.U.'nun dava dışı … A.Ş.'nin hissedarı olduklarını, ancak davalı …L.U.'nun 6102 sayılı TTK 195 vd. maddelerinde düzenlenen "şirketler topluluğu" hükümlerine göre, dava dışı şirkette hakim şirket vasfına sahip olduğunu, … Gayrımenkul Yapı Tur. ve Tic. A.Ş'nin davalı …ya, onun da diğer davalı …ye bağlı şirket olduğunu, hâkim şirketin zaman içerisinde bağlı şirket olan … Gayrımenkul A.Ş.'yi özenle yönetmediğini ve kâr edemez duruma düşürdüğünü ileri sürerek aynı Yasa'nın 202. maddesine dayalı denkleştirme tazminatı talebinde bulunmuşlardır. Mahkemece, 6102 sayılı TTK 202/1- (e) bendi uyarınca, hâkim şirket merkezinin yurtdışında, dava dışı bağlı şirket merkezinin ise … ilçesinde bulunduğundan davaya bakmakla yetkili mahkemenin … Adliyesi Asliye Ticaret Mahkemesi olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmiş ise de, dosya içerisinde bulunan ticaret sicil kaydına göre bağlı şirketin merkezinin … ilçesinde olduğu anlaşılmakla, yetkisizlik kararı verilmesi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacıların temyizi itirazlarının kabulüyle kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kıyasen uygulanan Türk Ticaret Kanunu m. 560 gereğince sorumlulara karşı tazminat isteme hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Davaların kötüniyetle açıldığı tespit edilirse, Türk Ticaret Kanunu m. 202/3 uyarınca davalı taraf, uğradığı zararın davacılardan müteselsilen tazmin edilmesini ve mahkemeye teminat yatırılmasını talep edebilir.

Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ile İlişkisi

Şirketler topluluğu ilişkilerinde tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi istisnai nitelikte olup dar yorumlanması gereken bir yoldur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2019/149 Esas ve 2022/894 Karar sayılı ilamında; bu teoriye ancak tüzel kişilik kavramının arkasına sığınılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, hakkın kötüye kullanılmasıyla üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı ve sorumluluğa hükmedebilmek için başka bir yasal nedene dayanmanın mümkün olmadığı hâllerde başvurulabileceğini vurgulamıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/149 E.  ,  2022/894 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. (Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.) yönünden davanın hukukî yarar yokluğundan reddine, davalı …Ş. (Çorum Sağlık A.Ş.) bakımından ise davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı …Ş. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş.'nin nakit ihtiyacı nedeni ile kardeş şirket durumunda bulunan diğer davalı şirketin dava dışı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesini o dönemde hastane ortağı ve çalışanı olan müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borcun kapatılmaması üzerine müvekkili ile dava dışı diğer kefilin vadeli hesapları kapatılmak suretiyle anapara olan 750.000TL'nin (müvekkilinin 375.000TL ödediğini) tahsil edildiğini, haksız yere ödenen bu bedelin faizi ile birlikte ödenmesi için davalılara ihtarname keşide edilmesine rağmen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, krediyi çeken şirket ile kullanan diğer şirketin tüzel kişilikleri farklı olmasına rağmen kardeş şirket olduklarını, aralarında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemi ile asıl borçlular arasında davalı anonim şirket olduğunun ortaya çıkacağını ve her iki şirketin de yaptıkları muvazaalı işlemler nedeniyle doğan borçtan müteselsilen sorumlu bulunduklarını, davalıların alacağın tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve davalıların alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı …Ş. vekili cevap dilekçesinde; kredi borcu için bloke konulan hesabın davacıya ait olmadığını, bu nedenle davacının davada taraf ehliyetinin bulunmadığını, ne müvekkili şirket tarafından bir kredi kullanımının ne de diğer davalı şirket tarafından müvekkili adına alınan bir kredi olmadığını, davacının kredi sözleşmesinin muhatabı olan diğer kredi çekenlerle kendi aralarındaki iç sorunu perdelemek suretiyle haksız ve kötü niyetle dava açıldığını belirterek davanın öncelikle usulden reddini savunmuş; bunun mümkün olmaması hâlinde ise yapılan icra takibinin iptaline ve davacının dava konusu edilen meblağın %20'sinden az olmamak üzerek icra tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6. Davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. yetkili temsilcisi cevap dilekçesinde; yetkilisi olduğu şirket aleyhine başlatılan icra takibine bir itirazları bulunmadığından davacının eldeki davayı açmakta hukukî yararının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2015 tarihli ve 2012/266 E., 2015/2387 K. sayılı kararı ile; kredi sözleşmesinin tarafı Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. olup, kredi borcunun kefil sıfatıyla davacıdan tahsil edildiğinin çekişmesiz olduğu, her iki davalı şirketin yönetim kurulunda dava dışı Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin'in bulundukları, bu kişilerin kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilerinin bulunduğu, ortaklık ve yönetim yapısındaki bu kısmî özdeşliğin organik bağın varlığı için yeterli olacağının Yargıtay ve öğretinin genel kabulünde olduğu, bu hususun davalı şirketlerin organik anlamda mutlak suretle özdeş olduğunu ortaya koymamakla birlikte bu olguya işaret ettiği, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortaklık yapısında gerçekleşen değişiklik sonrasında şirketin ortağı konumuna gelen dava dışı Türker Cengiz'in kredi borcuna ilişkin ödemelerde bulunduğu, ayrıca "Çorum Özel Hastanesi kredi ve leasing borçları" başlıklı ve hazırlayanı Türker Cengiz olan 21.02.2013 tarihli belgede "YKB TL kredisi Özel Medikal Adına" kaydının mevcut olup, uyuşmazlık konusu kredi sözleşmesindeki tutara denk olan 750.000TL miktarın yer aldığı, bu belgenin de kredi konusu tutarın davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanıldığı iddiasını desteklediği, bu tutarın hastanenin işletme borçları arasında algılandığı ve kredi sözleşmelerine ilişkin ödemelerin yapıldığının sabit olduğu dikkate alındığında organik bağın varlığı veya tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren esaslı hâl olan malvarlığının karışması olgusunun somut olayda gerçekleştiği; davalı … Özel Medikal Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin icra takibine karşı bir itirazı olmadığından bu davalı yönünden eldeki davanın açılmasında hukukî bir yararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş. yönünden yapılan itirazın kısmen iptaline, Çorum 4. İcra müdürlüğünün 2012/1395 E. sayılı takip dosyasının 375.000TL asıl alacak, 2.773,97TL işlemiş faiz olmak üzere takip talebindeki faiz miktarları üzerinden devamına, asıl alacak miktarı 375.000TL'nin %40'ı oranındaki icra inkâr tazminatının davalı …Ş. 'den tahsiline, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş. vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2015/14035 E., 2016/5923 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalılardan Çorum Özel Medikal Ltd. Şti'nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olmuş ve kefil olarak ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak iş bu davayı açmıştır. Kefil rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsilini isteyebilir. Somut olayda asıl borçlu Çorum Özel Medikal Ltd. Şti olup, diğer davalı …Ş'nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Davalı olarak gösterilen şirketlerin aralarında organik bağ bulunmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanamayacağı da dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Esasen asıl borçlu şirket, aleyhindeki takibe itiraz etmemiş ve icra takibi onun yönünden kesinleştiğinden asıl borçlu aleyhine açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu yöne ilişkin hüküm temyiz edilmemiştir. Hükmü temyiz eden davalı şirketin ise dava konusu kredi ile ilgisi bulunmadığı ve davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece davalı …Ş hakkındaki davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde karar verildiği doğru görülmediğinden,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/194 E., 2018/179 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalılardan Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic.Ltd. Şti.’nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olduğu ve kefil sıfatıyla ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak açılan, davacı kefilin rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsili için başlatılan icra takibine vâki itirazın iptaline ilişkin eldeki davada; asıl borçlu Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. olup, diğer davalı …Ş.’nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisinin bulunup bulunmadığı, davalı olarak gösterilen şirketler arasında organik bağın mevcut olup olmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu şirkete karşı kefalete dayalı olarak rücu hakkının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 14. Kefalet sözleşmesi, somut olaya uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 483. ilâ 503. maddeleri (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581. ilâ 603. maddeleri) arasında düzenlenmiştir. 15. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Aral, Fahrettin: Borçlar Hukuku -Özel Borç İlişkileri, 7. b., Ankara 2007, s. 437). Daha açık bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine almış olur. 16. Kefalet BK'nın 483. maddesinde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 17. Kefaletin türleri ise BK’nın 486 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 487. maddesi; “Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir” hükmünü içermektedir. 18. Ayrıca, BK'nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır. 6098 sayılı TBK'nın 583/1. maddesi gereğince ise kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. 19. Öte yandan, BK'nın 497. (TBK m. 591) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefil, borçluya ait bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olduğu gibi, kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebileceğini düzenleyen “Alacaklının Haklarına Halefiyet” başlıklı BK'nın 496. (TBK m. 596) maddesi; “Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki hukuki münasebetlerden mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur” hükmünü taşımaktadır. 20. Bu düzenlemeye göre kefil alacaklıya ifada bulunduğu miktarda onun haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla kefalet borcu sona ermekle birlikte kefil alacaklı yerine geçerek borçluyu takip etme imkânı kazanmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu kefili korumak amacıyla alacaklının asıl borç ilişkisinde sahip olduğu haklara halef olmasını ve bu şekilde asıl borçluya rücu edebilmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda kefilin alacaklıya halef olmasının esasını, asıl borçluya rücu hakkı oluşturmaktadır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması, bütün kefalet sözleşmeleri için mevcuttur. Bu doğrultuda müteselsil kefil de alacaklıya yaptığı ifa oranında alacaklının haklarına halef olacaktır. 21. Kefilin alacaklının haklarına halef olması kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kefilin alacaklının haklarına sahip olması kendiliğinden gerçekleşmektedir. Halefiyetin söz konusu olabilmesi için alacaklının rızası gerekmemektedir. 22. Başka bir deyişle; yukarıda belirtilen hükme göre, kefil alacaklıya ifada bulunarak alacaklının haklarına halef olmaktadır. Kefilin alacaklıya yaptığı ifa asıl borcun sona ermesine sebep olmamaktadır. Bu kapsamda kefil de yaptığı ifayı asıl borçludan talep edebilmektedir. Kefilin, asıl borçludan yaptığı ifayı talep edebilmesi ise rücu hakkına dayanmaktadır. 23. Kefilin kefil olma sebebini asıl borçlu ile arasındaki hukukî ilişki oluşturmaktadır. Kefil ve asıl borçlu arasında vekâlet sözleşmesi olması ve kefilin asıl borçlunun vekili olarak hareket etmesi mümkündür. Böyle bir durumda kefil isterse asıl borçlu ile arasındaki iç ilişkiye dayanarak da yaptığı ödemeyi borçluya rücu etme imkânına sahip olacaktır. Bunun gibi aralarındaki iç ilişkinin vekâletsiz iş görme olarak nitelendirilmesi ve kefilin buna dayanarak borçluya rücu etmesi de mümkündür. Bir diğer olasılık olarak iç ilişkinin vekâlet ya da vekâletsiz iş görme olarak kabul edilememesi hâlinde kefil asıl borçludan sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda da talepte bulunabilecektir (Reisoğlu, Seza: Kefilin Rücuu İle İlgili Meseleler, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 1, S. 4, Y. 1962, s. 466). Söz konusu sebeplere dayanarak kefil borçludan talepte bulunabilmekle birlikte kanun koyucu kefil ve asıl borçlu arasında hiçbir ilişki bulunmaması ihtimalini de göz önüne alarak kefile yasal rücu hakkı tanımıştır. Bu kapsamda kefil kanunî halefiyete dayanan rücu hakkına başvurabileceği gibi borçluyla arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakkına da dayanabilecektir (Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s. 270). 24. Nihayet BK'nın 492. (TBK m. 598/1) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. 25. Bu noktada tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). 26. Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. 27. Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir. 28. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş  şirketler  arasında söz konusu olduğundan, ana  şirket  ile kardeş  şirket  ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu  şirketlerin  ekonomik anlamda bağımsız  şirket  vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş  şirketler  arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, E. Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 2008, s. 209). 29. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram  organik  bağ  kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi  organik  bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle  organik  bağ  kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak  organik  bağ  kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle  şirketler  arasında  organik  bağ  tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. 30. Şirketler  ortaklarının akraba olması tek başına  şirketler arasında organik  bağ  olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir. 31. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(19)11-659 E., 2022/82 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 32. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; eldeki dava 27.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olan davacı tarafından kredi borcunun bir kısmının kefil sıfatıyla ödenmesi sonrasında, kredi sözleşmesinin akidi Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yanı sıra, davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanması suretiyle davalı …Ş.’ye rücu hakkının bulunulduğundan bahisle açılan icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davalı …Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. yönünden ise icra takibine bir itirazı bulunmadığından bahisle davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. hakkındaki karar temyiz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. 33. Kredinin kullanıldığı dönemde davalı …Ş.'nin yönetim kurulu; davacı …, Mehmet Erdal Orhanoğlu, Mehmet Sami Abraş, Fatih Mehmet Laçin ve Ahmet Ahlatcı'dan oluşmaktadır. Buna karşılık davalı … Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yönetiminde ise Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin bulunmaktadır. Davalıların yönetiminde ortak şekilde görev alan kişiler, kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilisidir. 34. Yukarıda da açıklandığı üzere, kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerektiği gibi, hukuken iki farklı tüzel kişilik taşıyan bu şirketlerin aslında özdeş olması, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş olması gerekir. Somut olayda bu şartlar gerçekleşmediği gibi, önemle vurgulamak gerekir ki; perdenin aralanması teorisine başvurabilecek kişinin zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi olması gerekir. Dolayısıyla somut olayda, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davacı müteselsil kefil davalı …Ş.’nin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olup, üçüncü kişi olmadığından bu teoriye dayalı olarak rücu isteminde bulunamaz. Davacı üçüncü kişi sıfatına haiz olmayıp, bizatihi iddia ettiği hususları bilebilecek durumda olan kişidir. 35. O hâlde davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabit olduğundan, mahkemece davalı …Ş. hakkındaki davanın reddi gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. 36. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Kardeş şirketler arasında perdenin kaldırılabilmesi için tek bir iktisadi işletmenin farklı faaliyetleri adına görünüşte bağımsız tüzel kişiliklerin kurulması ve bu yapılanmanın alacaklılardan mal kaçırmak veya sorumluluktan kurtulmak gayesiyle kötü niyetli biçimde teşekkül ettirilmiş olması gerekir. Şirketler arasında organik bağın bulunması, ortakların akraba olması veya şirketlerin aynı faaliyet alanında çalışması tek başına perdenin aralanması için yeterli sayılmaz; alacaklıları zarara uğratma saikinin somut delillerle ispatı şarttır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu aynı ilamında tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluna ancak zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişilerin başvurabileceğini belirtmiştir. Şirketin yönetim kurulu üyesi veya ortağı konumunda olup şirket içi işlemleri ve mali durumu bilebilecek nitelikte olan süjeler üçüncü kişi sayılmadıklarından perdenin kaldırılması teorisine dayanamazlar.

Bağlı şirketin bizzat kendisi Türk Ticaret Kanunu m. 202/1 uyarınca dava açabilir mi?

Bağlı şirketin bizzat tüzel kişiliği adına bu davayı açma hakkı bulunmamaktadır; kanun koyucu dava açma yetkisini bağlı şirketin pay sahiplerine ve alacaklılarına tanımıştır.

Hâkim şirket kayba sebep olan işlemler nedeniyle sorumluluktan nasıl kurtulabilir?

Hâkim şirket, işlemi benzer şartlarda bağımsız ve tedbirli bir şirket yönetiminin de yapacağını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabileceği gibi, oluşan kaybı faaliyet yılı içinde fiilen denkleştirerek veya en geç faaliyet yılı sonuna kadar denk değerde bir istem hakkı tanıyarak da hukuka aykırılığı bertaraf edebilir.

Pay sahipleri tazminat yerine paylarının satın alınmasını isteyebilir mi?

Tazminat talebinin mümkün olmadığı durumlarda davacı pay sahibi paylarının satın alınmasını isteyebilir; ayrıca hâkim hakkaniyete uygun düşerse re'sen de payların satın alınmasına karar verebilir. Satın alma bedeli borsa değeri, borsa değeri yoksa veya uygun değilse gerçek değer veya genel kabul gören değer üzerinden mahkeme kararına en yakın tarihteki verilerle belirlenir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu