TTK m. 202/2 Uyarınca Payların Satın Alınması ve Tazminat Davası

by Avukat Erdal Ersoy
TTK m. 202/2 Uyarınca Payların Satın Alınması ve Tazminat Davası

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 202/2 uyarınca, bir şirketler topluluğunda hâkimiyetin uygulanmasıyla gerçekleştirilen ve bağlı şirket açısından açıkça anlaşılabilir haklı bir sebebi bulunmayan yapısal işlemlere karşı bağlı şirketin pay sahiplerine özel bir koruma sağlanmıştır. Bu kapsamda pay sahipleri, hâkim teşebbüsten uğradıkları zararların tazminini veya paylarının borsa değeriyle, borsa değeri yoksa ya da hakkaniyete uygun düşmüyorsa gerçek değerle yahut genel kabul gören bir yöntemle belirlenecek değerle satın alınmasını talep edebilirler. Düzenleme, çoğunluk gücünün azınlık veya münferit pay sahiplerini zarara uğratacak biçimde kötüye kullanılmasını engelleme amacını taşır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 202Kaynağı aç
MADDE 202- (1) a) Hâkim şirket, hâkimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamaz. Özellikle bağlı şirketi, iş, varlık, fon, personel, alacak ve borç devri gibi hukuki işlemler yapmaya; kârını azaltmaya ya da aktarmaya; malvarlığını ayni veya kişisel nitelikte haklarla sınırlandırmaya; kefalet, garanti ve aval vermek gibi sorumluluklar yüklenmeye; ödemelerde bulunmaya; haklı bir sebep olmaksızın tesislerini yenilememek, yatırımlarını kısıtlamak, durdurmak gibi verimliliğini ya da faaliyetini olumsuz etkileyen kararlar veya önlemler almaya yahut gelişmesini sağlayacak önlemleri almaktan kaçınmaya yöneltemez; meğerki, kayıp, o faaliyet yılı içinde fiilen denkleştirilsin veya kaybın nasıl ve ne zaman denkleştirileceği belirtilmek suretiyle en geç o faaliyet yılı sonuna kadar, bağlı şirkete denk değerde bir istem hakkı tanınsın. b) Denkleştirme, faaliyet yılı içinde fiilen yerine getirilmez veya süresi içinde denk bir istem hakkı tanınmazsa, bağlı şirketin her pay sahibi, hâkim şirketten ve onun, kayba sebep olan, yönetim kurulu üyelerinden, şirketin zararını tazmin etmelerini isteyebilir. Hâkim istem üzerine veya resen somut olayda hakkaniyete uygun düşecekse, tazminat yerine bu maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre, davacı pay sahiplerinin paylarının hâkim şirket tarafından satın alınmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir başka bir çözüme karar verebilir. c) Alacaklılar da, (b) bendi uyarınca, şirket iflas etmemiş olsa bile, şirketin zararının şirkete ödenmesini isteyebilirler. d) Kayba sebebiyet veren işlemin, aynı veya benzer koşullar altında, şirket menfaatlerini dürüstlük kuralına uygun olarak gözeten ve tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket eden, bağımsız bir şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından da yapılabileceği veya yapılmasından kaçınılabileceğinin ispatı hâlinde tazminata hükmedilemez. e) Pay sahiplerinin ve alacaklıların açacağı davaya, kıyas yoluyla 553, 555 ilâ 557, 560 ve 561 inci maddeler uygulanır. Hâkim teşebbüsün merkezinin yurt dışında bulunması hâlinde tazminat davası bağlı şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde açılır. (2) Hâkimiyetin uygulanması ile gerçekleştirilen ve bağlı şirket bakımından açıkça anlaşılabilir haklı bir sebebi bulunmayan, birleşme, bölünme, tür değiştirme, fesih, menkul kıymet çıkarılması ve önemli esas sözleşme değişikliği gibi işlemlerde, genel kurul kararına red oyu verip tutanağa geçirten veya yönetim kurulunun bu ve benzeri konulardaki kararlarına yazılı olarak itiraz eden pay sahipleri; hâkim teşebbüsten, zararlarının tazminini veya paylarının varsa en az borsa değeriyle, böyle bir değer bulunmuyorsa veya borsa değeri hakkaniyete uygun düşmüyorsa, gerçek değerle veya genel kabul gören bir yönteme göre belirlenecek bir değerle satın alınmasını mahkemeden isteyebilirler. Değer belirlenirken mahkeme kararına en yakın tarihteki veriler esas alınır. Tazminat veya payların satın alınmasını istem davası, genel kurul kararının verildiği veya yönetim kurulu kararının ilan edildiği tarihten başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. (3) İkinci fıkrada öngörülen dava açılınca, davacıların muhtemel zararlarını veya payların satın alma değerini karşılayan tutardaki paranın teminat olarak, mahkemece belirlenecek bir bankaya mahkeme adına yatırılmasına karar verilir. Teminat yatırılmadığı sürece genel kurul veya yönetim kurulu kararına ilişkin hiçbir işlem yapılamaz. Bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında öngörülen davaların kötüniyetle açılması hâlinde davalı, uğradığı zararın müteselsilen tazmin edilmesini ve mahkemeye teminat yatırılmasını davacılardan isteyebilir. (4) Birleşme, bölünme ve tür değiştirmede, pay sahiplerine ve ortaklara tanınmış bulunan diğer haklar saklıdır. (5) Bağlı şirketin yöneticileri, bu madde hükümleri dolayısıyla pay sahiplerine ve alacaklılara karşı doğabilecek sorumluluklarının tüm hukuki sonuçlarının, bir sözleşme ile üstlenmesini hâkim teşebbüsten isteyebilir. 2. Tam hâkimiyet hâlinde a) Talimat

Davanın Maddi ve Hukuki Şartları

Davanın açılabilmesi için Türk Ticaret Kanunu m. 202/2 kapsamında bir genel kurul veya kanunun dolanılmasını önlemek amacıyla yönetim kurulu tarafından alınmış bir kararın bulunması gerekir. Kanunda birleşme, bölünme, tür değiştirme, fesih, menkul kıymet çıkarılması ve önemli esas sözleşme değişikliği gibi işlemler örnek mahiyetinde sayılmış olup uygulama bu işlemlerle sınırlı değildir. Söz konusu kararın alınmasında hâkim teşebbüsün doğrudan veya dolaylı oy gücünü içeren hâkimiyetinin kullanılmış olması zorunludur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/2132, K. 2023/6542Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/2132 E.  ,  2023/6542 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11.Hukuk Dairesi HÜKÜM : Davanın Reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/116 E., 2019/631 K. Taraflar arasındaki şirket ortaklık payı alacağının tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin babaları olan, davalı şirket ve diğer bağlı şirketlerin kurucusu ve büyük ortağı Ahmet Kömürcü'nün 2007 yılında Alzheimer tedavisi görmeye başladığını, bu süreçte mal varlığında karşılıksız eksilmeye yol açacak şekilde iş ve işlemler yaptırıldığını, bunun üzerine vasi atandığını, yapılan muvazaalı işlemlere karşı davalar açıldığını, 12.01.2015 tarihinde vefat etmesi üzerine şirketlere intikalen ortak olduklarını, davalı şirket ve bağlı şirketin ortaklarınca kurulan … Gıda A.Ş. ve diğer şirketlere babalarının hakkı olmasına rağmen ortak edilmediklerini, babalarının hastalığı sırasında şirketlerindeki hisselerinin yarısını oğlu Murat Kömürcü'de devrettiği, kâr paylarının neden dağıtılmadığını, hakim şirketin 2014 yılı bilançosunda gözüken 9.672,525,00 TL bedelli alacak senedinin neden tahsil edilip bilanço ve kâr payına eklenmediğinin açıklanmasını, … Gıda'ya sağlanan 2.000.000,00 TL bedelli teminat mektubunun açıklanmasını istediklerini ama açılama yapılmadan genel kurul yapılarak müvekkillerinin muhalefet şerhi eklenerek ibra edildiğini, davalı şirket ve ortakları ile aralarında yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle ortaklığın çekilmez hale geldiğini, davalı şirket ve bağlı şirket tarafından müvekkillerine yapılan genel kurul çağrısında şirketlere borçlanma yetkisi ve müvekkilerin payını eritmek için şirketlerde sermaye arttırımı gibi gündemler belirlendiğini, müvekkilleri tarafından davalı şirket yöneticilerine hisselerinin satın alınması talep edildiği ancak şirketlerin yazılı cevap vrmediği, uzlaşmaya 7 yıldır tüm davalar boyunca yanaşılmadığını ve müvekkillerinin bu konuda ümitleri olmadığını, bu nedenlerle davalı şirket ile bağlı şirketlerin 30.01.2017 tarihinde sermaye arttırımı yapılacak genel kurulları hakkında tedbir kararı verilerek müvekkillerinin gerçek hisse değerinin tespit edilerek hesaplarına yatırılıncaya kadar ertelenmesini, aksi takdirde karar ile birlikte eski hale iadesini, hisselerin satın alınmasını, mahkeme aksi kanaatte ise muris Ahmet Kömürcü'den intikal eden hisselerin tereke temsili ile azınlık hakkı kabul edilerek uygun bir çözüme karar verilmesini ayrıca müvekkillerine ait mirasen ve şahsen hak ettikleri kâr paylarının tahsiline bağlı şirketler bakımından denkleştirilmesi ve kâr paylarının tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının açmış olduğu davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkili şirketin piyasa şartlarından dolayı her işletme gibi bankalardan kredi kullanmak zorunda olan ve geçmişten beri sürekli kredi ödemeleri olan bir şirket olduğu, bu nedenle borçlandırıcı kredi işlemlerini şirket için rutin işlemler olarak görmek gerektiğini, şirketin bütün işlemlerinin usulüne ve mevzuata uygun olduğunu, davacı şirket ortaklarına bilgi vermeme, taleplerini karşılamama ve kendilerine zarar verecek şekilde hareket etmenin söz konusu olmadığını, davacıların sermaye artırımına karşı çıkmaları, ayrıca şirket yönetimine borçlanma yetkisi vermemelerinin şirketi çıkmaza sokmaktan başka bir işe yaramayacağı, davacılar çok küçük bir payları olmasına rağmen şirketi çalışmaz hale getirmek istedikleri, müvekkili şirketin 30.01.2017 tarihinde genel kurul yapıldığı, şirket sermayesinin 1.700.000,00 TL'den 10.000.000,00 TL'ye yükseltilmesi kararlaştırıldığını, müvekkili şirketin Efes Pilsen, Philip Morris gibi şirketlerin distribütörlüğünü yapmakta olduğunu, bu sözleşmelerin her yıl yenilendiği, karşıdaki firmanın sözleşmeyi yenilememesi veya distribütörlüğü başka bir firmaya vermesi durumunda müvekkili şirketin zor duruma düşeceğini, bu nedenle bahsi geçen bayiliklerin şirkette devamlılık arz etmeyeceğini dikkate alarak şirket değerini buna göre hesaplamak gerektiğini, bu nedenlerle davacının açmış olduğu haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı … Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin, … Gıda Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi'nin %84,65 oranındaki hissesine sahip olduğu, fiili hakimiyetinde olduğu ve … Gıda Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi'nin bağlı şirket olduğu, ancak davalı … Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile … Gıda Dağıtım Sanayi ve Ticaret A.Ş. arasında yukarıda belirtildiği şekilde sözleşmesel veya fiili hakimiyet ilişkisi tespit edilemediği, her iki şirketin Memik Kömürcü dışındaki ortakları ve yetkilileri aynı da olsa bu hususun iki şirket arasında hakim/ bağlı ortaklık olduğu sonucuna götürmeyeceği, bu sebeple bu iki şirket arasındaki ilişkiye 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 202 nci maddesinin uygulanma imkanı bulunmadığını, bu nedenle esas itibari ile hakim şirket olan … Gıda'nın, hakimiyetini kullanarak bağlı şirket olan … Gıda Ticaret Şirketi'ni uğrattığı kaybın değerlendirilmesi gerektiği, davacının hakim ortaklık tarafından hakimiyetin kötüye kullanılmasından doğan sorumluluğa dayandığı ve bağlı ortaklardan birine verdiği kayba ilişkin olduğu, bağlı şirketlerin; hakim şirketin, hakimiyetini kayba uğratıcı şekilde kullanması gerektiği, davacının terditli olarak hisselerin satın alınması, mahkeme aksi kanaatte ise muris Ahmet Kömürcü'den intikal edilen hisselerin tereke temsili ile azınlık hakkı kabul edilerek uygun bir çözüme karar verilmesi ayrıca müvekkillerine ait mirasen ve şahsen hak ettikleri kâr paylarının tahsiline bağlı şirketler bakımından denkleştirilmesini ve de kâr paylarının tahsiline ilişkin talebinin mevcut olduğu, bağlı ortaklığın genel kurul vasıtasıyla hakimiyetin hukuka aykırı kullanılmasına karşın 6102 sayılı Kanun'un iki yeni davayı hayata geçirdiği, bunlardan birincisi bağlı ortaklığın paysahiplerine (ortaklarına) tanınan hakim teşebbüse karşı tazminat davası, ikincisi ise davacının paylarının satın alınması davası olduğunu, bu iki davanın birbirinden bağımsız olduğunu, iki talebin ne terditli olarak aynı davada ileri sürülebilecğini ne de tazminat davası bağlamında mahkeme uygun görürse payların satın alınması kararının verilebileceğini, payların satın alınması davasında mahkemenin 6102 sayılı Kanun'un aksine ''Duruma uygun düşen bir çözüm'' için karar kuramayacağı, yeniliği olan bu özel davalar yerine paysahipleri (ortaklar) arzu ederlerse ve şartları varsa genel kurul kararının butlanının tespiti veya iptali davası açabileceğini, dava dosyasında hem tazminat hem de payların satın alınması veya uygun bir çözüme karar verilmesi taleplerinin beraber talep edildiği, hepsinin beraber terditli de olsa talep edilemeyeceğinin değerlendirildiği, bunun aksi düşünülse bile dava dilekçesinde somut olarak belirli bir işlemden kaynaklı kayıp ya da zarardan bahsedilmediği, daha ziyade belirtilen şirketlerde davacı ile davalıların yaşadığı temel ihtilafların sayıldığı, davacının iddia ettiği hususlar aşağıda tek tek irdelendiğinde, Davacıların müteveffa babalarının vesayeti sırasında gerçekleşen ve vasinin bir kısım hukuka aykırı olduğu iddia edilen işlemlerinden bahsedilmiş ise de; vasinin o dönemde sağ olan müteveffaya tayin edildiği, vasi eliyle yapılan işlemlere ilişkin itiraz ve denetimin vesayet ve denetim makamınca yerine getirilmesi gerektiği, Davacının dayandığı hususlardan babalarının şirketlerdeki hissesinin yarısını oğlu Murat Kömürcü'ye devretmesi belirtilen ve dayanılan hükümler çerçevesinde değerlendirilebilecek bir mevzu olmadığı gibi bunun hasmı devralan kişi olduğu, … Gıda A.Ş.'nin 2014 mali bilançosunda gözüken 9.672.525,00 TL bedelli alacak senedinin tahsiline ilişkin iddia da; hakim şirketin bağlı şirkete yöneltmesinden kaynaklı bir iddiaya ilişkin olmadığı, kaldı ki dava ibralara ilişkin genel kurul kararının iptali talebine ilişkin olmadığı gibi yöneticinin sorumluluğuna ilişkin de bir talep olmadığı, Yönetim kurulu üyelerinin ve de üçüncü şahısların maaşları, ödenen kredi kartları ve çekilen avanslara ilişkin açıklanması talep edilen hususlar da; hakim şirketin bağlı şirkete yöneltmesinden kaynaklı bir iddiaya ilişkin değildir. Yine yöneticilerin sorumluluğuna dayalı olarak açılmış bir dava da değildir. … Gıda A.Ş. ve diğer A.Ş.'lere sağlandığı iddia edilen teminat mektubu ve organik bağ içerisinde yapılan borçlandırıcı işlemler ileri sürülmesine karşın buna ilişkin herhangi bir delil ibraz edilmediği gibi, iddianın hakim şirketin bağlı şirkete yöneltmesinden kaynaklı doğan kayba ilişkin de herhangi bir delil ibraz edilmediği, Yine sermaye arttırımına ilişkin bir kısım iddialar mevcut ise de; hakim şirketin bağlı şirkete yöneltmesinden kaynaklı doğan kayba ilişkin olmadığı gibi buna ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmesi halinde ve yasal şartlarının mevcut olması halinde ilgili genel kurul kararının iptali talep edilebileceği, Davacının kâr paylarının dağıtımına ilişkin talebi de mevcut ise de; hasmın … A.Ş. olduğu, hakim şirketin bağlı şirkete yöneltmesinden kaynaklı doğan kayba ilişkin olmadığı gibi, kâr payının dağıtılması için açıkça karar alınması gerektiği buna ilişkin bir karar da mevcut olmadığı nazara alındığında bu talepte yerinde görülmediği, gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hakim şirket olan davalı … Gıda San. ve Tic. A.Ş.'de babalarının 17.000 hissesinin 10.200 payına, bağlı ortak Şirket olan … Gıda Dağıtım San. ve Tic. A.Ş.'de babalarından gelen 1.100 hissenin 660 payına, yine bağlı şirket olan … Gıda Ticaret ve Sanayi A.Ş.'de babalarından gelen 10.000 hissenin 6000 payına sahip oldukları, işbu şirketlerin hissedarları, yöneticileri, şirket merkezleri vs. aynı yer ve kişilerden oluştuğunu, bu A.Ş.'lerin aile şirketi olup, müvekkilleri dahil akraba olup, genel kurul kararı ile de akraba dışı kişilere hisse satışının yasakladıklarını, yerel mahkemenin kararının aksine işbu 3 şirketin bağlı şirketler grubu olduğunu, bilirkişi raporunda sermaye artırımı ile müvekkillerin hisselerinin beşte birine düştüğünün aşikar olduğu, bu hem şirkette hem de aile şirketindeki akraba sorunları nedeni ile küçük hissedar olan müvekkillerinin kaybına yol açtığı, hissedarların kaybı şirketin kaybı olduğu, kaldı ki şirket yöneticilerinin dava dilekçesinde ve burda belirtikleri işlemleri sırf müvekkilleri zarara uğratmak, yani işi yapma, yapmama ve zarar verme kastı ile hareket ettiklerini, dava dosyası incelendiğinde; hem tazminat hem de payların satın alınması veya uygun bir çözüme karar verilmesi taleplerinin beraber talep ettiğini, ancak açıklandığı üzere hepsinin beraber terditli de olsa talep edemeyeceğinin değerlendirildiğini, bunun aksi bile değerlendirilse, dava dilekçesi incelendiğinde, somut olarak belirli bir işlemden kaynaklı kayıp ya da zarardan bahsedilmediğini, daha ziyade belirtilen şirketlerde davacı ile davalıların yaşadığı temel ihtilafların sayıldığını, bilirkişi heyetince de hesaplanan toplamda 2.605.848,00 TL olan hisse bedellerinin dava sonrası genel kurulda 565.704,00 TL'ye düşürüldüğünü, kendilerinin somut zararlarının hisse bedellerilerinin 5/1'ine düşürülmesi ve bunca zamandır dağıtılmayan kâr paylarının olduğunu, yerel mahkemenin kararında hataya düştüğünü, kararın hukuka ve yasalara aykırı olduğunu, yerel mahkemece, hakim şirket tarafından mizanı tutturmak üzere düzenlenen 9.672.525,00 TL alacak senedi, … Gıda A.Ş.'ye ait satılan gayrimenkuller, hakim şirketin hissedarı olduğu, … Mar Gıda A.Ş.'ye verilen teminat mektuplarının hesaba katılmadığını, yeterli araştırma yapılmadan karara varıldığını, yine yapılan işbu işlemlerin hakim şirketin sorumluluğunda olmadığını, şirket yönetcilerinin sorumluluğunda olduğunu, şirket yöneticilerine dava açılmadığı gerekçesinin de hatalı olduğunu, şirket yöneticilerinin davranış ve işlemlerinin şirketi de bağlayacağını, kaldı ki şirketin bir makine olmayıp, hissedarlardan ve de yöneticilerden ibaret olduğunu, müvekkillerinin babalarının hisse devirleri, hisseyi devralan ile arasındaki mesele gibi gerekçelendirilmesinin hatalı olduğunu, dava konusu şirketlerin aile şirketi olduğunu, gerektiğinde aile üylerinin kendi mal varlıklarını satıp şirkete katabilmekte ve de tüm ailenin geçim kaynağının işbu şirket kârları olduğunu, şirket yöneticilerinin basiretli tacir gibi davranmayarak şirket zararına yapılan işlemlere göz yumduğunu, noter ihtarnamesi ile davada amaçladıkları sonuçları şirket yöneticilerinden talep ettiklerini, sonrasında 30.01.2017 tarihli genel kurul öncesi işbu davayı açarak, genel kurulların tedbiren durdurulmasının istendiğini, ancak yerel mahkemenin tedbir talebinin reddine karar verdiğini, sonrasında tedbir istemi ret olunca yapılan genel kurula aynı mahkemede açtıkları Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/542 E. sayılı davanın, ihtarname ile muhalefet şerhi konulmasına rağmen aktif dava ehliyeti yönünden reddedildiğini, mahkemenin kararında kendisi ile çeliştiğini, Kanun ve yerleşik Yargıtay kararları uyarınca da şirketlerde hissedar kalmalarının beklenemeyeceğini, ancak yerel mahkemenin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 202 nci gereğince uygun bir çözüm bulacağı yerde müvekkillerini daha beter çözümsüzlüğe ittiğini belirterek İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; 1.Bilirkişi tarafından, şirketlerin marka değerini, bilançosunu, taşınmaz değerleri ve şirket toplam değerlerini sonrasında, müvekkillerin ödenmeyen kâr paylarını ve hisse değerlerini hesapladığını, netice olarak dava tarihindeki hisse bedelleri ile hakim şirketin görevini kötüye kullanması sonucu sermaye arttırımından sonra müvekkillerin hisse değerlerinin belirlendiğini, hesaplamada haklı olduklarının ispat edildiğini ancak mahkemece davanın reddine karar verildiğini, 2.Mahkemece … Gıda A.Ş.'nin bağlı şirket olmadığına karar verildiğini, ancak bu şirketlerin yöneticilerinin şirket merkezlerinin aynı yer ve kişilerden oluştuğunu, bu şirketlerin aile şirketi olduğunu, genel kurul kararı ile akraba dışı kişilere hisse satışının yasaklandığını, mahkeme kararının aksine işbu 3 şirketi bağlı şirket olduğunu, 3.Bilirkişi raporunda belirtildiği gibi sermaye arttırımı ile müvekkil hisselerinin beşte birine düştüğü, akraba sorunlarının müvekkillerin kaybına yol açtığını, şirket yöneticilerinin sırf müvekkilleri zarara uğratmak yani işi yapma yapmama ve zarar verme kastı ile hareket ettiklerini, 4.Mahkemece her ne kadar belirli bir işlemden kaynaklı kayıp ya da zarardan söz edilemeyeceği belirtilmiş ise de, hisse bedellerinin dava sonrası genel kurulda sermaye arttırımı neticesinde düşürüldüğü ve zararlarının bunca zaman dağıtılmayan kâr payları olduğunu, 5. Mahkemece, hakim şirket tarafından düzenlenen 9.672,525 TL alacak senedi, Uzaman Gıda A.Ş.'ye ait satılan gayrimenkuller, hakim şirketin hissedarı olduğu … Mar Gıda A.Ş.'ye verilen teminat mektuplarının hesaba katılmadığı, gerekçe olarak ise, bu işlemlerin hakim şirketin sorumluluğunda olduğunu ve yöneticilere dava açılması gerektiğinin belirtildiği ancak zaten şirketin hissedar ve yöneticilerden oluşturduğunu, 6. Şirket yöneticilerinin basiretli bir iş adamı gibi davranmayarak şirket zararına işlemlere göz yumduklarını, 7. Mahkemece, hakim şirketin bağlı şirkete yöneltmesinden kaynaklı doğan kayba ilişkin olmadığı gibi buna ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmesi halinde ve yasal şartların mevcut olması halinde ilgili genel kurul kararının iptalinin talep edilebileceğini belirttiği, müvekkillerinin genel kurul gündemleri ile açıkça açıkça zarara uğrayacakları için 30.01.2017 tarihli Genel Kurul öncesi bu davayı açarak tedbir talebinde bulundukları ancak mahkemece yerel mahkeme başkanının muhalefeti ile talebin reddedildiği, tedbir isteminin red olunması sonucunda Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde yukarıda belirtilen davayı açtıklarını ancak davanın aktif husumet yokluğundan reddedildiğini, mahkemenin kararları arasında kendisi ile çeliştiğini, 8. Halen 3 şirketten herhangi bir kâr payı, hisse bedeli veyahut bir menfaat edinmediklerini, ellerindeki hisseleri dışında bir kazanımları olmadığını, genel kurullarda muvazaalı şekilde sermaye arttırımları ile hisselerinin maddi değerini kaybettiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı tarafından ileri sürülen ihtilafların hâkim şirketin bağlı şirkete vermiş olduğu zarar kapsamında olup olmadığı, bu kapsamda ise tazminat veya payların satın alınmasının veya kâr paylarının talep edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6102 sayılı Kanun'un 195 inci, 202 nci maddeleri 3. Değerlendirme Dava, hâkim şirket olduğu iddia edilen davalı şirketin bağlı şirketlere vermiş olduğu zararların tahsili, eğer bu talep kabul edilmez ise davacı hisselerinin davalı şirket tarafından satın alınması ve davalı hâkim şirketle bağlı şirketlerden şimdiye kadar ödenmeyen kâr paylarının tahsili taleplerine ilişkindir. Davacı, davalı şirket ve bağlı şirket yöneticilerinin kurucusu ve ortağı oldukları … Gıda A.Ş. lehine 2.000.000,00 TL teminat mektubu verilmesi ve bağlı şirketlerden … Gıda A.Ş.'nin malvarlığının satılması yoluyla bağlı şirketlere zarar verildiğini ileri sürerek zararın tahsili aksi halde payların satın alınmasını ve davalı ve davalıya bağlı şirketin kâr paylarının ödenmediğini ileri sürerek kâr paylarının da ödenmesini talep etmiştir. Hâkim şirket ile bağlı şirketin tanımı 6102 sayılı Kanun'un 195 inci maddesinde yapılmıştır. Bu hükme göre bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketinin, doğrudan veya dolaylı olarak oy haklarının çoğunluğuna sahipse veya şirket sözleşmesi uyarınca, yönetim organında karar alabilecek çoğunluğu oluşturan sayıda üyenin seçimini sağlayabilmek hakkını haizse veya kendi oy hakları yanında, bir sözleşmeye dayanarak, tek başına veya diğer pay sahipleri ya da ortaklarla birlikte, oy haklarının çoğunluğunu oluşturuyorsa, bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketini, bir sözleşme gereğince veya başka bir yolla hâkimiyeti altında tutabiliyorsa, birinci şirket hâkim, diğeri bağlı şirkettir. Hakimiyetin hukuka aykırı kullanılmasını düzenleyen 6102 sayılı Kanun'un 202 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile, hâkim şirketin hakimiyetini bağlı şirketi zarara uğratacak şekilde kullanması halinde, bağlı şirketin zararı faaliyet yılı içerisinde denkleştirmek suretiyle giderilmesinin yöntemi düzenlendikten sonra, aynı fıkranın (b) bendiyle de denkleştirmenin yapılmaması halinde, bağlı şirketin her pay sahibi, hakim şirketten ve onun, kayba sebep olan yönetim kurulu üyelerinden, şirketin zararını tazmin etmelerini isteyebileceği, hakimin ise istem üzerine veya resen somut olayda hakkaniyete uygun düşecekse, tazminat yerine aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca pay sahiplerinin paylarının hakim şirket tarafından satın alınmasına veya uygun düşen ve kabul edilebilir başka bir çözüme karar verebileceği açıkça düzenlenmiştir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince, 6102 sayılı Kanun'un 195 inci maddesi kapsamında hakim şirket olan davacının bağlı şirketi … Gıda Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketinin malvarlığının satışını yaptığı, ayrıca şirketler grubunun yöneticilerinin pay sahibi oldukları … Gıda Anonim Şirketi ve diğer şirketlere bağlı … A.Ş. vasıtasıyla 2.000.000,00 TL bedelli teminat mektubu da sağlandığı, ve böylece bağlı şirkete zarara verildiği, diğer iddiaları yanında, ileri sürülecek bağlı şirkete verilen zararın tazminini bu olmazsa paylarının hakim şirket tarafından satıl alınmasını da diğer taleplerinin yanında talep etmiştir. Belirtmek gerekirse davacı pay sahipleri hâkim şirket olan davalının bağlı şirketi … A.Ş. zarar verdiği ve verdiği zararı da denkleştirmediğinin kabul edilerek bağlı şirket verilen zararın tazmini olmasa payların hâkim şirket olan davalı tarafından satın alınması hususu da, diğer taleplerinin yanında davacılar tarafından talep edilmiştir. Bu durumda, yukarıda belirtilen 6102 sayılı Kanun'un 202 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri uyarınca davacıların hâkim şirket olan davalılar aleyhine bağlı şirkete verildiğini iddia ettikleri zararın tazminini ya da paylarının satın alınması şeklinde terditli talepleri içeren dava açabileceklerinin mümkün olduğu gözetilip tarafların delilleri toplanıp, gerektiğinde … kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetinden rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Diğer taraftan aynı 202 nci maddenin ikinci fıkrasında da örnek mahiyetinde belirtilen bazı işlemler de pay sahiplerinin hâkim şirkete karşı tazminat talepli veya paylarının hâkim şirket tarafından satın alınması talepli dava açabileceklerinin gözetilmemesi de doğru olmamıştır. Hal böyle olunca Hukuk Dairesi kararının kaldırılması ile ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Bozma sebep ve şekline göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Hukuka aykırılığın varlığı için işlemin bağlı şirket bakımından açıkça anlaşılabilir haklı bir sebebinin bulunmaması ve pay sahibine zarar verecek nitelik taşıması gerekir. Buna karşılık alınan kararın bağlı ortaklığın büyümesini ve ilerlemesini sağlaması veya ortaklığın menfaati açısından gerekli görülmesi durumunda haklı bir sebebin bulunduğu kabul edilebilir. Ayrıca Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/4719 Esas ve 2022/9173 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, Türk Ticaret Kanunu m. 202 ve devamı maddelerine dayalı davalarda hâkim pay sahibinin bir şirket olması şarttır; pay sahibinin gerçek kişi olması hâlinde bu maddeye dayalı dava açma şartı gerçekleşmez. Dava, genel kurulda oy gücüyle kararın alınmasını sağlayan ya da yönetim kurulunun temsil ettiği yahut seçtirdiği hâkim teşebbüse karşı açılır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/4719, K. 2022/9173Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/4719 E.  ,  2022/9173 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :… BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 24.01.2018 tarih ve 2017/189 E. – 2018/25 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 08.04.2021 tarih ve 2020/224 E. – 2021/297 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davacının dava dışı BKS Basınçlı Kaplar San Aş'nin 1970 yılındaki kurucusu olduğunu, davalıların ise 1973 yılından itibaren bu şirketin ortağı olduklarını, ancak 20 yıl sonra tarafların arasında anlaşmazlıkların baş gösterdiğini, davalıların ekonomik dar boğaza girdiğini ve şirketin de bir çok işlemini engellemeye çalıştığını, genel kurul toplantılarında sebepsiz yere zorluklar çıkarıldığını, davacıya fiili olarak da saldırıda bulunulduğunu, bu nedenlerle ortaklık ilişkisinin çekilmez hale geldiğini belirterek TTK'nın 202 vd maddelerine göre gerçek kişi olan davacının da bu hüküm kapsamında olduğunun göz önüne alınarak, davalıların sahip olduğu payların, mahkemece belirlenecek bedel üzerinden davacının satın almasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının anonim şirkette çoğunluk pay sahibi gerçek kişi olduğunu, şirket olmadığını, TTK 202 vd maddelerine göre şirketin %90 payına sahip hakim şirketin münferit paya sahip ortağın ortaklıktan çıkarılmasını isteyebileceğini belirterek davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, TTK'nın 208. maddesinde açıkça bir sermaye şirketinin paylarının ve oy haklarının en az yüzde doksanına sahip olma durumunu “Hakim şirket” için tanımladığı, dolayısıyla bu maddeye dayanarak şirketteki azınlık paylarını satın almak için dava açma hakkının ancak şirket paylarının en az % 90’ına sahip olan şirketlere tanınmış bir hak olduğu, gerçek kişi pay sahiplerine böyle bir hakkın tanınmadığı, ayrıca kanun maddesinin “I- Hâkim ve Bağlı Şirket” başlığı altındaki 195’inci maddeden sonra düzenlenmiş olduğu, tamamen bir şirkete ortak olan hakim ve bağlı şirketlere ilişkin bir düzenleme olduğu, yasanın sistematiğinden kanun koyucunun bu maddeyi bir şirkete ortak olan hakim şirketlerin ortak oldukları şirketlerin işleyişinden kaynaklanan azınlık paylarının yaratacağı sıkıntıları aşmak için getirdiği, dava konusu olayda davacının 90’dan daha fazla paya sahip olan gerçek kişi olduğu,“hakim şirket” olmadığı, bu nedenle dava koşulunun gerçekleşmediği gerekçesiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 208. maddesindeki satın alma hakkı tüzel kişiliğe sahip şirket ortaklarının tanınmış hak olması nedeniyle gerçek kişi ortakların bu hakkı kullanması yasal olarak mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince, dava konusu olayda hakim pay sahibi olan davacının bir şirket değil gerçek kişi olduğu, bu sebeple TTK 202 vd maddelerine göre dava açmak için gereken şartların gerçekleşmediği, mahkemenin davayı ret gerekçesi yerinde görüldüğü gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 19.12.2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Davacı Sıfatı ve Usulünce Muhalefet Koşulu

Davayı açacak pay sahibinin, kararın alındığı tarihte bu sıfatı haiz olması zorunludur. Pay sahibinin genel kurul kararına karşı dava açabilmesi için toplantıda ret oyu vererek muhalefetini tutanağa geçirtmiş olması; yönetim kurulu kararı söz konusu ise kararı öğrenmesinden itibaren yazılı olarak itirazda bulunması gerekir. Genel kurul toplantısına katılmayan veya toplantıda çekimser oy kullanan pay sahiplerinin dava hakkı kural olarak bulunmamaktadır; ancak genel kurula katılımı engellenen pay sahiplerine menfaatlerinin korunması amacıyla somut olayın özelliklerine göre dava hakkı tanınabilmektedir.

Taleplerin Kapsamı: Tazminat ve Payların Satın Alınması

Türk Ticaret Kanunu m. 202/2 kapsamında açılan tazminat davasında yalnızca davacı pay sahibinin hâkimiyetin hukuka aykırı kullanımından doğan gerçekleşmiş zararlarının giderilmesi talep edilebilir; bağlı şirketin uğradığı zararlar bu davanın konusunu oluşturmaz. Öğretide tazminat davası ile payların satın alınması davasının bağımsız ve birbiriyle alternatif davalar olduğu, davacının iki davayı birlikte açamayacağı yönünde yaklaşım bulunduğu gibi, her iki istemin tek bir davada terditli veya alternatif talepler olarak ileri sürülebileceğini savunan değerlendirmeler de yer almaktadır.

Öte yandan Türk Ticaret Kanunu m. 202/1 uyarınca hâkimiyetin bağlı şirketi zarara uğratacak şekilde kullanılması ve bu zararın faaliyet yılı içinde denkleştirilmemesi hâlinde açılan davada mahkeme, istem üzerine veya re'sen hakkaniyete uygun düşmesi durumunda şirket zararının tazmini yerine m. 202/2 hükümlerine göre davacı pay sahiplerinin paylarının hâkim şirket tarafından satın alınmasına veya duruma uygun başka bir çözüme karar verebilir.

Pay Bedelinin Belirlenmesi ve Teminat Usulü

Payların satın alınması talebinde paylar; varsa en az borsa değeriyle, borsa değeri bulunmuyorsa veya bu değer hakkaniyete uygun düşmüyorsa gerçek değeriyle yahut genel kabul gören bir yönteme göre belirlenecek bedelle satın alınır. Satın alma değeri tespit edilirken Türk Ticaret Kanunu m. 202/2 gereğince mahkeme kararına en yakın tarihteki veriler esas alınır ve pay üzerindeki rehin ile haciz gibi hukuki kısıtlamalar da göz önünde bulundurulur. Ayrıca birleşme, bölünme ve tür değiştirmede pay sahiplerine mevzuatla tanınmış diğer haklar saklı tutulmuştur.

Türk Ticaret Kanunu m. 202/3 hükmü gereğince, dava açıldığında mahkemece davacıların muhtemel zararlarını veya payların satın alma değerini karşılayan tutardaki paranın teminat olarak mahkeme adına belirlenecek bir bankaya yatırılmasına karar verilir. Bu teminat yatırılmadığı sürece ilgili genel kurul veya yönetim kurulu kararına yönelik hiçbir işlem yapılamaz. Maddenin birinci ve ikinci fıkralarındaki davaların kötüniyetle açılması durumunda ise davalı taraf, uğradığı zararın müteselsilen tazminini ve mahkemeye teminat yatırılmasını davacılardan talep edebilir.

Yetkili Mahkeme ve Zamanaşımı Süresi

Türk Ticaret Kanunu m. 202/2 uyarınca açılacak tazminat veya payların satın alınması davası, genel kurul kararının verildiği veya yönetim kurulu kararının ilan edildiği tarihten başlayarak iki yıllık zamanaşımına tabidir. Yetkili mahkeme bakımından anılan maddede özel bir düzenleme yer almadığından, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 6 uyarınca genel yetki kuralı geçerlidir ve dava davalının ikametgâhı mahkemesinde açılır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/551 Esas ve 2016/1281 Karar sayılı ilamına göre, bu yetki kesin yetki niteliğinde olmadığından davalının usulüne uygun yetki itirazı bulunmadan mahkemece re'sen yetkisizlik kararı verilemez; ayrıca Türk Ticaret Kanunu m. 561'deki şirket merkezinin bulunduğu yer yetkisi yalnızca m. 202/1 davalarına ilişkin olup m. 202/2 davalarında uygulanamaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/551, K. 2016/1281Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/551 E.  ,  2016/1281 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ . Taraflar arasında görülen davada … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 10/11/2015 tarih ve 2015/706-2015/739 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin pay sahibi olduğu davalı…A.Ş'nin 52 kurucu ortak ve 5.000.000 TL sermaye ile, …'nun … İlçesi'nde, 28/02/2005 tarihli tescil ile kurulduğunu, halihazırda şirketin …Hastanesi adı altında hastane işletmesi sahibi ve …Grup şirketi iştiraki olduğunu, müvekkili ve eşinin bu şirkette kurucu ortak sıfatıyla yer aldıklarını ve kuruluş sırasındaki toplam hisse oranlarının %8 olduğunu, bu aşamada şirket ortaklarının çoğunluğunun müvekkilinin merhum eşi gibi doktorlardan oluştuğunu ancak, devam eden yıllarda şirketin ortaklık yapısının değişmeye başladığını, yapılan sermaye artırımları neticesinde 2013 yılında müvekkilinin eşinden miras yolu ile intikal eden hisseleri ile birlikte %2, 86 oranında hisseye sahip olduğunu ve şirketin kuruluşunda doktorlar olan kurucu ortakların mali güçlerinin yetmemesi nedeniyle sermaye artırımlarına iştirak edemediklerini, davalı …. ile diğer davalı şirket arasında hakim ve bağlı şirket ilişkisi olup, …Ltd. Şti.'nin hakim şirket, diğer davalı şirketin ise, bağlı şirket olduğunu, 6102 sayılı TTK'nın 202/2 maddesinin ayrılma (çıkma) hakkı olarak adlandırıldığını, bu hakkın bazı önemli genel kurul kararlarına muhalif kalan her pay sahibinin paylarını ortaklığa satarak ortaklıkla ilişkisini sona erdirme hakkı tanıyan bağımsız, vazgeçilmez nitelikte bir hak olduğunu ve hakkın temelinde çoğunluğun tahakkümü ve hakları kötüye kullanmalarına karşılık azınlığın korunmasının yattığını, kuruluş aşamasında doktorlardan oluşan ortaklık yapısının bozulması, kurucu ortak olan müvekkilinin şirkete giderek yabancılaşması, müvekkili için ortaklığın katlanılmaz bir hale gelmesi, gerek şirket gerekse de müvekkili için ortaklığın daha da katlanılamaz bir hal alıp tarafların daha da zarara uğramaması için ortaklık ilişkisinin müvekkili açısından son verilerek, hakim ortak olan davalı şirketin müvekkilinin paylarını satın almasının talep edildiğini zira, şirketin kuruluşunda var olmayan hakim-bağlı şirket ilişkisinin ortaya çıktığını ve davalı hakim şirketin hukuka aykırı davranışları ile müvekkilinin zarara uğratıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı … A.Ş.'de pay sahibi olan müvekkiline ait 15.600 adet hissenin, aralarında bağlı şirket ilişkisi bulunan ve hakim şirket konumunda olan …Ltd. Şti. tarafından TTK'nın 202. maddesi hükmünce gerçek değeri üzerinden satın alınmasına, payların gerçek değeri belirlenene kadar, bilinen değer olan 390.000 TL teminata, teminat yatırılmaz ise, 6102 sayılı TTK'nın 202/3 maddesi uyarınca yapılacak genel kurulların ve yönetim kurulu kararlarının geçersiz olacağına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece iddia ve dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6102 s. TTK'nın 202/1-e maddesinde "Pay sahiplerinin ve alacaklıların açacağı davaya kıyas yoluyla 553, 555 ila 557, 560 ve 561. maddeler uygulanır. Hâkim teşebbüsün merkezinin yurt dışında bulunması halinde tazminat davası bağlı şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde açılır.'' yine, aynı Yasa'nın 561. maddesinde '' Sorumlular aleyhinde şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde dava açılabilir.'' hükmünün düzenlendiği, davacının davalı …. tarafından paylarının satın alınmasını talep ettiği, hakim şirket ve dolayısıyla sorumlu şirket olduğunu iddia ettiği davalı ….'nin merkezinin … İlçesi'nde bulunduğu gerekçesiyle, mahkemenin yetkisizliğine, karar kesinleştiğinde ve talep edildiğinde dosyanın yetkili …Anadolu Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Davacı tarafça, davalı şirketler arasında bağlı-hakim şirket ilişkisi bulunduğu iddiası ve 6102 sayılı TTK'nın 202/2 maddesi uyarınca bağlı şirkette bulunan hisselerinin, hakim şirket tarafından gerçek değeri üzerinden satın alınması talebi ile açılan işbu davada, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile yetkisizlik kararı verilmiştir. Ancak, 6102 sayılı TTK'nın 202/2 maddesinde özel bir yetki kuralı öngörülmediğinden, somut uyuşmazlık bakımından 6100 sayılı HMK'nın 6. maddesi uyarınca dava genel yetki kurallarına göre davalının ikametgahı mahkemesinde açılmalıdır. (Nilson Okutan Gül; Türk Ticaret Kanunu Tasarısı'na göre Şirketler Topluluğu hukuku, 2009, s.412). Ayrıca bu genel yetki kuralı da kesin ve mahkemece re'sen nazara alınacak bir yetki kuralı olmadığından, HMK'nın 19/2 madde uyarınca davalı tarafından süresi içerisinde ve usulünce yapılmış bir yetki itirazı bulunmaksızın yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmadığı gibi, mahkeme gerekçesinde belirtilen 6102 sayılı TTK'nın 561. maddesinde ''Sorumlular aleyhinde şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde dava açılabilir. '' hükmü ancak aynı yasanın 202/1 maddesi bakımından yetkili mahkemeyi düzenlediğinden, somut olaya uygulanma oanağı yoktur. Bu nedenle işbu maddeye dayalı olarak re'sen yetkisizlik kararı verilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10/02/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. .

Şirketler Topluluğunda Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/149 Esas ve 2022/894 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi istisnai ve sınırlı durumlarda dar yorumlanarak uygulanmalıdır. Bu ilkeye ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, hakkın kötüye kullanılmasıyla üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı ve sorumluluğa hükmetmek için başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı hâllerde başvurulabilir. Kardeş şirketler arasında perdenin aralanabilmesi için tek bir iktisadi işletmenin bağımsız tüzel kişilikler altında yürütülmesi, hukuken farklı görünen yapıların özdeş olması ve alacaklılardan mal kaçırmak veya sorumluluktan kurtulmak gayesiyle kötü niyetli hareket edilmesi aranır. Ortakların akraba olması veya şirketlerin aynı sektörde faaliyet göstermesi organik bağın veya perdenin kaldırılmasının tek başına kanıtı sayılamaz. Ayrıca perdenin aralanmasına yalnızca zarara uğrayan üçüncü kişiler dayanabilir; bizzat yönetim kurulu üyesi ve ortak sıfatını taşıyan kişiler üçüncü kişi sayılamayacağından bu hukuki çareye başvuramazlar.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/149 E.  ,  2022/894 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. (Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.) yönünden davanın hukukî yarar yokluğundan reddine, davalı …Ş. (Çorum Sağlık A.Ş.) bakımından ise davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı …Ş. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş.'nin nakit ihtiyacı nedeni ile kardeş şirket durumunda bulunan diğer davalı şirketin dava dışı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesini o dönemde hastane ortağı ve çalışanı olan müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borcun kapatılmaması üzerine müvekkili ile dava dışı diğer kefilin vadeli hesapları kapatılmak suretiyle anapara olan 750.000TL'nin (müvekkilinin 375.000TL ödediğini) tahsil edildiğini, haksız yere ödenen bu bedelin faizi ile birlikte ödenmesi için davalılara ihtarname keşide edilmesine rağmen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, krediyi çeken şirket ile kullanan diğer şirketin tüzel kişilikleri farklı olmasına rağmen kardeş şirket olduklarını, aralarında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemi ile asıl borçlular arasında davalı anonim şirket olduğunun ortaya çıkacağını ve her iki şirketin de yaptıkları muvazaalı işlemler nedeniyle doğan borçtan müteselsilen sorumlu bulunduklarını, davalıların alacağın tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve davalıların alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı …Ş. vekili cevap dilekçesinde; kredi borcu için bloke konulan hesabın davacıya ait olmadığını, bu nedenle davacının davada taraf ehliyetinin bulunmadığını, ne müvekkili şirket tarafından bir kredi kullanımının ne de diğer davalı şirket tarafından müvekkili adına alınan bir kredi olmadığını, davacının kredi sözleşmesinin muhatabı olan diğer kredi çekenlerle kendi aralarındaki iç sorunu perdelemek suretiyle haksız ve kötü niyetle dava açıldığını belirterek davanın öncelikle usulden reddini savunmuş; bunun mümkün olmaması hâlinde ise yapılan icra takibinin iptaline ve davacının dava konusu edilen meblağın %20'sinden az olmamak üzerek icra tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6. Davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. yetkili temsilcisi cevap dilekçesinde; yetkilisi olduğu şirket aleyhine başlatılan icra takibine bir itirazları bulunmadığından davacının eldeki davayı açmakta hukukî yararının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2015 tarihli ve 2012/266 E., 2015/2387 K. sayılı kararı ile; kredi sözleşmesinin tarafı Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. olup, kredi borcunun kefil sıfatıyla davacıdan tahsil edildiğinin çekişmesiz olduğu, her iki davalı şirketin yönetim kurulunda dava dışı Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin'in bulundukları, bu kişilerin kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilerinin bulunduğu, ortaklık ve yönetim yapısındaki bu kısmî özdeşliğin organik bağın varlığı için yeterli olacağının Yargıtay ve öğretinin genel kabulünde olduğu, bu hususun davalı şirketlerin organik anlamda mutlak suretle özdeş olduğunu ortaya koymamakla birlikte bu olguya işaret ettiği, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortaklık yapısında gerçekleşen değişiklik sonrasında şirketin ortağı konumuna gelen dava dışı Türker Cengiz'in kredi borcuna ilişkin ödemelerde bulunduğu, ayrıca "Çorum Özel Hastanesi kredi ve leasing borçları" başlıklı ve hazırlayanı Türker Cengiz olan 21.02.2013 tarihli belgede "YKB TL kredisi Özel Medikal Adına" kaydının mevcut olup, uyuşmazlık konusu kredi sözleşmesindeki tutara denk olan 750.000TL miktarın yer aldığı, bu belgenin de kredi konusu tutarın davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanıldığı iddiasını desteklediği, bu tutarın hastanenin işletme borçları arasında algılandığı ve kredi sözleşmelerine ilişkin ödemelerin yapıldığının sabit olduğu dikkate alındığında organik bağın varlığı veya tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren esaslı hâl olan malvarlığının karışması olgusunun somut olayda gerçekleştiği; davalı … Özel Medikal Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin icra takibine karşı bir itirazı olmadığından bu davalı yönünden eldeki davanın açılmasında hukukî bir yararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş. yönünden yapılan itirazın kısmen iptaline, Çorum 4. İcra müdürlüğünün 2012/1395 E. sayılı takip dosyasının 375.000TL asıl alacak, 2.773,97TL işlemiş faiz olmak üzere takip talebindeki faiz miktarları üzerinden devamına, asıl alacak miktarı 375.000TL'nin %40'ı oranındaki icra inkâr tazminatının davalı …Ş. 'den tahsiline, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş. vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2015/14035 E., 2016/5923 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalılardan Çorum Özel Medikal Ltd. Şti'nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olmuş ve kefil olarak ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak iş bu davayı açmıştır. Kefil rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsilini isteyebilir. Somut olayda asıl borçlu Çorum Özel Medikal Ltd. Şti olup, diğer davalı …Ş'nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Davalı olarak gösterilen şirketlerin aralarında organik bağ bulunmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanamayacağı da dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Esasen asıl borçlu şirket, aleyhindeki takibe itiraz etmemiş ve icra takibi onun yönünden kesinleştiğinden asıl borçlu aleyhine açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu yöne ilişkin hüküm temyiz edilmemiştir. Hükmü temyiz eden davalı şirketin ise dava konusu kredi ile ilgisi bulunmadığı ve davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece davalı …Ş hakkındaki davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde karar verildiği doğru görülmediğinden,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/194 E., 2018/179 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalılardan Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic.Ltd. Şti.’nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olduğu ve kefil sıfatıyla ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak açılan, davacı kefilin rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsili için başlatılan icra takibine vâki itirazın iptaline ilişkin eldeki davada; asıl borçlu Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. olup, diğer davalı …Ş.’nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisinin bulunup bulunmadığı, davalı olarak gösterilen şirketler arasında organik bağın mevcut olup olmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu şirkete karşı kefalete dayalı olarak rücu hakkının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 14. Kefalet sözleşmesi, somut olaya uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 483. ilâ 503. maddeleri (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581. ilâ 603. maddeleri) arasında düzenlenmiştir. 15. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Aral, Fahrettin: Borçlar Hukuku -Özel Borç İlişkileri, 7. b., Ankara 2007, s. 437). Daha açık bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine almış olur. 16. Kefalet BK'nın 483. maddesinde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 17. Kefaletin türleri ise BK’nın 486 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 487. maddesi; “Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir” hükmünü içermektedir. 18. Ayrıca, BK'nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır. 6098 sayılı TBK'nın 583/1. maddesi gereğince ise kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. 19. Öte yandan, BK'nın 497. (TBK m. 591) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefil, borçluya ait bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olduğu gibi, kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebileceğini düzenleyen “Alacaklının Haklarına Halefiyet” başlıklı BK'nın 496. (TBK m. 596) maddesi; “Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki hukuki münasebetlerden mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur” hükmünü taşımaktadır. 20. Bu düzenlemeye göre kefil alacaklıya ifada bulunduğu miktarda onun haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla kefalet borcu sona ermekle birlikte kefil alacaklı yerine geçerek borçluyu takip etme imkânı kazanmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu kefili korumak amacıyla alacaklının asıl borç ilişkisinde sahip olduğu haklara halef olmasını ve bu şekilde asıl borçluya rücu edebilmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda kefilin alacaklıya halef olmasının esasını, asıl borçluya rücu hakkı oluşturmaktadır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması, bütün kefalet sözleşmeleri için mevcuttur. Bu doğrultuda müteselsil kefil de alacaklıya yaptığı ifa oranında alacaklının haklarına halef olacaktır. 21. Kefilin alacaklının haklarına halef olması kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kefilin alacaklının haklarına sahip olması kendiliğinden gerçekleşmektedir. Halefiyetin söz konusu olabilmesi için alacaklının rızası gerekmemektedir. 22. Başka bir deyişle; yukarıda belirtilen hükme göre, kefil alacaklıya ifada bulunarak alacaklının haklarına halef olmaktadır. Kefilin alacaklıya yaptığı ifa asıl borcun sona ermesine sebep olmamaktadır. Bu kapsamda kefil de yaptığı ifayı asıl borçludan talep edebilmektedir. Kefilin, asıl borçludan yaptığı ifayı talep edebilmesi ise rücu hakkına dayanmaktadır. 23. Kefilin kefil olma sebebini asıl borçlu ile arasındaki hukukî ilişki oluşturmaktadır. Kefil ve asıl borçlu arasında vekâlet sözleşmesi olması ve kefilin asıl borçlunun vekili olarak hareket etmesi mümkündür. Böyle bir durumda kefil isterse asıl borçlu ile arasındaki iç ilişkiye dayanarak da yaptığı ödemeyi borçluya rücu etme imkânına sahip olacaktır. Bunun gibi aralarındaki iç ilişkinin vekâletsiz iş görme olarak nitelendirilmesi ve kefilin buna dayanarak borçluya rücu etmesi de mümkündür. Bir diğer olasılık olarak iç ilişkinin vekâlet ya da vekâletsiz iş görme olarak kabul edilememesi hâlinde kefil asıl borçludan sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda da talepte bulunabilecektir (Reisoğlu, Seza: Kefilin Rücuu İle İlgili Meseleler, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 1, S. 4, Y. 1962, s. 466). Söz konusu sebeplere dayanarak kefil borçludan talepte bulunabilmekle birlikte kanun koyucu kefil ve asıl borçlu arasında hiçbir ilişki bulunmaması ihtimalini de göz önüne alarak kefile yasal rücu hakkı tanımıştır. Bu kapsamda kefil kanunî halefiyete dayanan rücu hakkına başvurabileceği gibi borçluyla arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakkına da dayanabilecektir (Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s. 270). 24. Nihayet BK'nın 492. (TBK m. 598/1) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. 25. Bu noktada tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). 26. Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. 27. Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir. 28. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş  şirketler  arasında söz konusu olduğundan, ana  şirket  ile kardeş  şirket  ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu  şirketlerin  ekonomik anlamda bağımsız  şirket  vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş  şirketler  arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, E. Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 2008, s. 209). 29. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram  organik  bağ  kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi  organik  bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle  organik  bağ  kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak  organik  bağ  kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle  şirketler  arasında  organik  bağ  tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. 30. Şirketler  ortaklarının akraba olması tek başına  şirketler arasında organik  bağ  olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir. 31. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(19)11-659 E., 2022/82 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 32. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; eldeki dava 27.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olan davacı tarafından kredi borcunun bir kısmının kefil sıfatıyla ödenmesi sonrasında, kredi sözleşmesinin akidi Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yanı sıra, davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanması suretiyle davalı …Ş.’ye rücu hakkının bulunulduğundan bahisle açılan icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davalı …Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. yönünden ise icra takibine bir itirazı bulunmadığından bahisle davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. hakkındaki karar temyiz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. 33. Kredinin kullanıldığı dönemde davalı …Ş.'nin yönetim kurulu; davacı …, Mehmet Erdal Orhanoğlu, Mehmet Sami Abraş, Fatih Mehmet Laçin ve Ahmet Ahlatcı'dan oluşmaktadır. Buna karşılık davalı … Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yönetiminde ise Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin bulunmaktadır. Davalıların yönetiminde ortak şekilde görev alan kişiler, kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilisidir. 34. Yukarıda da açıklandığı üzere, kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerektiği gibi, hukuken iki farklı tüzel kişilik taşıyan bu şirketlerin aslında özdeş olması, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş olması gerekir. Somut olayda bu şartlar gerçekleşmediği gibi, önemle vurgulamak gerekir ki; perdenin aralanması teorisine başvurabilecek kişinin zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi olması gerekir. Dolayısıyla somut olayda, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davacı müteselsil kefil davalı …Ş.’nin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olup, üçüncü kişi olmadığından bu teoriye dayalı olarak rücu isteminde bulunamaz. Davacı üçüncü kişi sıfatına haiz olmayıp, bizatihi iddia ettiği hususları bilebilecek durumda olan kişidir. 35. O hâlde davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabit olduğundan, mahkemece davalı …Ş. hakkındaki davanın reddi gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. 36. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
TTK m. 202/2 davasında hangi işlemler dava konusu edilebilir?

Birleşme, bölünme, tür değiştirme, fesih, menkul kıymet çıkarılması ve önemli esas sözleşme değişikliği gibi işlemler başta olmak üzere, hâkimiyetin uygulanmasıyla gerçekleştirilen ve bağlı şirket açısından açıkça haklı sebebi bulunmayan genel kurul veya yönetim kurulu kararları dava konusu edilebilir.

Genel kurul toplantısında çekimser oy kullanan pay sahibi bu davayı açabilir mi?

Toplantıda çekimser oy kullanan veya toplantıya katılmayan pay sahiplerinin dava hakkı bulunmamaktadır; dava açabilmek için ret oyu verilip muhalefetin tutanağa geçirtilmesi zorunludur.

Payların satın alınmasında bedel hangi tarihteki verilere göre hesaplanır?

Payların satın alma değeri belirlenirken Türk Ticaret Kanunu m. 202/2 açık hükmü uyarınca mahkeme kararına en yakın tarihteki veriler esas alınır.

TTK m. 202/2 kapsamındaki davada zamanaşımı süresi ne kadardır?

Dava, genel kurul kararının alındığı veya yönetim kurulu kararının ilan edildiği tarihten itibaren iki yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu