Trafik kazasında bir kişinin hayatını kaybetmesi ve bir kişinin yaralanması durumunda Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin ikinci fıkrası uygulanabilir. Bu fıkra, taksirli tek bir eylemle hem ölüm hem yaralanma sonucunun birlikte gerçekleşmesi halini kapsar ve iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası öngörür. Temel cezanın bu aralık içinde nerede belirleneceği failin kusur ağırlığına ve somut olayın özelliklerine bağlıdır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 85Kaynağı aç
yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla
kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden
olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[35]
İKİNCİ
BÖLÜM
Vücut
Dokunulmazlığına Karşı Suçlar
Kasten yaralama[36][37]
TCK m. 85/2: Ölüm ile Yaralanmanın Bir Arada Gerçekleşmesi
Taksirle bir insanın ölümüne neden olmanın temel hali TCK m. 85/1'de düzenlenmiş olup iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası öngörmektedir. Aynı taksirli fiil sonucunda bir ya da daha fazla kişinin ölümüyle birlikte bir ya da daha fazla kişinin yaralanması halinde ise m. 85/2'nin ağırlaştırılmış çerçevesi işler ve ceza iki yıldan on beş yıla kadar hapis olarak belirlenir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2013/104, K. 2014/216 sayılı kararında bu fıkranın uygulanma koşulları tartışılmıştır. Çoğunluk, m. 85/2 kapsamında değerlendirme yapılabilmesi için yaralananlardan en az birinin şikâyetçi olmasını aramıştır. Söz konusu kararda aynı zamanda taksirle ölüm ve yaralama sonuçlarının tek bir taksirli eylemden kaynaklandığı bu suçun bölünmez nitelik taşıdığı vurgulanmış; bunların ayrı suçlara bölünerek her biri için bağımsız hüküm kurulmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kararda üç üye, m. 22/6'nın uygulanmasına ilişkin ayrı gerekçeyle bu sonuca karşı oy kullanmış olmakla birlikte söz konusu değerlendirme çoğunluk görüşünü yansıtmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/104, K. 2014/216Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : ZONGULDAK 1. Ağır Ceza
Günü : 14.04.2010
Sayısı : 187-68
Taksirle yaralama ve ölüme neden olma suçundan sanığın 765 sayılı TCK'nun 455/2, 59 ve 2918 sayılı Kanunun 119. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 50 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, sürücü belgesinin bir yıl süreyle geri alınmasına ilişkin, Alaplı Asliye Ceza Mahkemesince verilen 01.03.2001 gün ve 142-29 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 01.04.2002 gün ve 37740-5385 sayı ile;
"Sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir, ancak;
Yolcu taşımaya müsait bulunmayan patpat denilen araca binen ölen ve mağdurların da kusurlu olabilecekleri nazara alınarak Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden rapor alınıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Bozmaya uyan Alaplı Asliye Ceza Mahkemesince 29.11.2002 gün ve 69-189 sayı ile, sanığın 765 sayılı TCK'nun 455/2-3 ve 59/2. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 37,50 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 2918 sayılı Kanunun 119/2. maddesi gereğince sürücü belgesinin bir yıl süreyle geri alınmasına karar verilmiştir.
Sanığın temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 08.06.2005 gün ve 22284-11105 sayı ile;
"Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5252 sayılı Kanunun 9. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması" nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Sanığın üzerine atılı eylemin ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar kapsamına alınması nedeniyle Alaplı Asliye Ceza Mahkemesince 08.11.2005 gün ve 230-191 sayı ile verilen görevsizlik kararı ile dosyanın gönderildiği Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesince 25.07.2008 gün ve 20-126 sayı ile; sanığın 5237 sayılı TCK'nun 89/1, 89/2-b, 62 ve 51. maddeleri gereğince ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelemeye karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafii ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 02.07.2009 gün ve 1899-7709 sayı ile;
"Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak;
1- 5237 sayılı TCK'nın 22/6. maddesinin uygulanabilmesi için taksirli hareket sonucu neden olunan neticenin, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açması gerekmekte olup sanığın eylemi sonunda eşinin öldüğü, yaralananlardan katılanın şikâyetçi olduğu, bu itibarla maddede öngörülen koşulların oluşmaması nedeniyle uygulanamayacağı, sanığın eyleminin 765 sayılı TCK'nın 455/2 ve 5237 sayılı TCK'nın 85/2. maddelerinde tanımlanan suçu oluşturacağı, lehe yasa değerlendirmesinin ve sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, fiil sonuçları yönünden iki ayrı suç kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi,
2- Kabule göre de; katılanın uzuv tatiline uğrayacak şekilde yaralandığının anlaşılması karşısında 5237 sayılı TCK'nın 89/3-b maddesi yerine 89/2 -b maddesinin uygulanması suretiyle sanığa eksik ceza tayini" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
İki numaralı bozma nedenine uyan Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesince 14.04.2010 gün ve 187-68 sayı ile;
"Somut olayda sanığın taksirli hareketiyle eşinin ölümü, katılan ve diğer mağdurların yaralanmasına neden olduğu, diğer mağdurların şikâyetçi olmaması, ölenin sanığın eşi olması, olayın oluş şekli, sanığın eşini kaybetmesi dikkate alınarak kişisel ve ailevi durumu bakımından cezaya hükmedilmesinin mağdur olmasına yol açacağına karar verilip, taksirle ölüm yönünden cezalandırılması yoluna gidilmemiş, yalnızca katılana yönelik yaralama yönünden ceza tayin edilmiştir.
TCK'nun 22 ve devamı maddelerinde eylemin bölünemeyeceğine dair hüküm yoktur. Gerek Yargıtay, gerekse mahkemelerin birçok uygulamalarında bilinçli taksir hariç taksirli suç sonucu ölümle birlikte yaralama da meydana geldiğinde şikâyetten vazgeçmeleri durumunda TCK 85/1. maddesine göre vasıflandırılmakta, eylem bölünebilmektedir. Dava konusu olayda sanığın taksirle ölüme ve yaralamaya neden olması karşısında taksirle ölüme neden olmaktan TCK'nun 22/6. maddesinin uygulanması, yaralama yönünden mahkûmiyet hükmü kurulmasına yasal bir engel olmadığı gibi bu uygulamanın yasa sistematiğine ve hakkaniyete uygun düşeceği kanaatine varıldığından eşini öldürme suçundan ceza tayinine yer olmadığı, katılanı yaralama yönündense yaralamanın niteliğine göre uyulan bozma kararı uyarınca sanığın yalnızca taksirle yaralama suçundan cezalandırılması yoluna gidilmiştir" şeklindeki gerekçeyle direnerek, önceki hükümde olduğu gibi sanığın taksirle yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
Direnme hükmünün sanık müdafii ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.4.2012 gün ve 13244 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçeyle karara bağlanmıştır.
Vekaletnamesinde temyizden vazgeçme yetkisi bulunan sanık müdafiinin, süre tutum dilekçesi üzerine gerekçeli kararın tebliğini müteakiben, 07.06.2010 tarihli dilekçesiyle temyizinden vazgeçmiş bulunması karşısında, inceleme katılan vekilinin temyiz istemiyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; trafik kazası neticesi eşinin ölümü ve biri şikâyetçi olmak üzere altı kişinin de yaralanmasına neden olan sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 22/6. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
E sınıfı sürücü belgesi sahibi olup, olay günü alkolsüz olan sanığın, üzerinde eşi ile birlikte on kişinin bulunduğu halk arasında patpat olarak tabir edilen ve trafiğe elverişli olmayan motorlu araçla, iki yönlü, yedi metre genişliğinde, görüşün açık olduğu yolda seyir halinde iken, arkadan gelmekte olan minibüse yol vermek amacıyla sağa yanaştığı sırada aracının tekerlerinin yol kenarında bulunan bir taşa çarpması nedeniyle direksiyon hâkimiyetini kaybedip şarampole yuvarlandığı, kazada eşinin öldüğü, kendisinin de basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralandığı,
Mağdurlar H.. A.., R.. A.., T.. A.., S.. T..'nun üçer gün, F.. A..'nın hayati tehlike geçirecek, kırkbeş gün iş ve gücüne engel teşkil edecek şekilde yaralandıkları ve şikâyetçi olmadıkları,
Katılan A.. T..'nin; ayak bileğinde fibula ve tibiada açık kırık meydana gelecek, altı ay mutad iştigaline engel olacak, onsekiz ayda iyileşecek ve uzuv tatiline sebebiyet verecek nitelikte yaralandığı, sanıktan şikâyetçi olduğu ve kamu davasına müdahil olarak katıldığı,
Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporuna göre, sanığın meydana gelen kazada 6/8 oranında kusurlu olduğu,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 22. maddesinin altıncı fıkrasında; "Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir" hükmüne yer verilmiştir.
Fıkranın gerekçesi de; "Ülkemizde, özellikle kırsal bölgelerde rastlandığı üzere taksirli suçlarda failin meydana gelen netice itibarıyla bizzat kendisi ve aile bireylerinin ağır derecede mağduriyete uğradıkları görülmektedir. Söz gelimi köylü kadınların gündelik uğraşları ve hayat zorlukları itibarıyla sayısı çok kere üç dörtten fazlasına varan küçük çocuklarına gerekli dikkati ve itinayı gösterememeleri sonucu çocukların yaralandıkları veya öldükleri görülmektedir. Aynı şekilde meydana gelen trafik kazalarında da benzer olaylara rastlanmaktadır. Bu gibi hâllerde ananın taksirli suçtan dolayı kovuşturmaya uğraması ve cezaya mahkûm edilmesi esasen suçtan dolayı evladını kaybetmesi sonucu uğradığı ızdırabı şiddetlendirmekle kalmamakta, ayrıca ailenin tümüyle ağır derecede mağduriyete düşmesine neden olmaktadır.
Söz konusu fıkraya göre, hâkim suçlunun durumunu takdir ile ceza vermeyebilecektir. Elbette hâkim bu hususta takdirini kullanırken suçlunun ekonomik durumunu, aile yükümlerini, söz gelimi diğer çocukların bakımını göz önünde bulunduracak, ona göre hüküm kuracaktır. Ancak dikkat edilmelidir ki, bu fıkranın uygulanabilmesi için fiilden dolayı münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu itibarıyla zararlı netice meydana gelmiş bulunmalıdır. Böyle bir netice ile birlikte söz konusu durumlara ilişkin bulunmayan başka bir netice de meydana gelmişse fıkra uygulanmayacaktır" şeklinde açıklanmıştır.
Buna göre, taksirli hareketi sonucu meydana gelen neticenin münhasıran failin şahsi ve ailevi durumu bakımından artık bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açması halinde faile ceza verilmeyecektir.
TCK'nun 22. maddesinin altıncı fıkrasında taksirli suçlar bakımından kendine özgü bir "şahsi cezasızlık hali" düzenlenmiştir. Şahsi cezasızlık halinin bulunduğu durumlarda aslında ortada bir suç vardır; bunun yanında failin kusurlu olduğu kabul edilebilir, ancak kanun koyucu izlediği suç siyaseti gereği bu durumu cezasızlık sebebi saymış, buna bağlı olarak da 5271 sayılı CMK'nun 223. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendinde; "ceza verilmesine yer olmadığına" karar verileceğini hüküm altına almıştır.
TCK'nun 22. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan hükmün kapsamının belirlenmesi bakımından uygulamada sorunlarla karşılaşılmakta, bu konudaki tartışmaların genel olarak "fail ile mağdur arasındaki yakınlığın hangi düzeyde olması ve olay nedeniyle failin hangi ölçüde zarar görmesi gerektiği" konularında yoğunlaştığı görülmektedir.
Kanuni düzenlemeye bakıldığında, bu şahsi cezasızlık nedeninin uygulanabilmesi için somut olay açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken iki temel şartın varlığı aranmaktadır.
1- Taksirle işlenmiş suç bulunmalıdır. 22. maddenin altıncı fıkrasının ilk cümlesinde; "Taksirli hareket sonucu neden olunan netice"den bahsediliyor olması, anılan şahsi cezasızlık sebebinin yalnızca taksirle işlenen suçlarda uygulanabileceğini göstermektedir. Doğrudan kast, olası kast veya kast taksir kombinasyonu ile işlenen suçlarda bu hüküm uygulanamayacaktır. Bilinçli taksirin varlığı durumunda ise aynı fıkranın "bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir" şeklindeki son cümlesi uyarınca bu şahsi cezasızlık hali değil, "cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebep" sözkonusu olabilecektir.
2- Meydana gelen netice "münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından" etkili olmalıdır. Buna göre, failin taksirli hareketiyle neden olduğu netice hem kendisine acı ve ızdırap vermeli, hem de cezalandırılmasına karar verilmesi kendisi ve ailesi bakımından artık bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağduriyete yol açmalıdır. Görüldüğü gibi bu şart, kendi içerisinde üç ayrı hususu içermektedir:
Öğretide de benimsendiği üzere bunlardan ilki; "failin taksirli eyleminden ağır düzeyde etkilenmiş olması", başka bir deyişle failin kendi fiilinin mağduru durumuna düşmesidir. Failin uğradığı mağduriyet, maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Hangi mağduriyetin bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacağı ise her somut olaya göre belirlenmelidir. (Veli Özer Özbek, Türk Ceza Kanunu İzmir Şerhi, Türk Ceza Kanununun Anlamı, Seçkin Yayınevi, Ankara, c. 1, 4. Baskı, s. 284)
İkincisi, failin taksirli eyleminden "ailevi durumu" itibarıyla da etkilenmesidir. Bu şart, fail ile taksirli suçun mağduru arasında belli derecedeki yakınlığı ifade etmektedir. Bu anlamda, üzerinde durulması gereken husus akrabalığın derecesinden çok "aile" kavramıdır. Çünkü kanun koyucu belli derecede akrabalığı ifade eden herhangi bir kavramı değil özellikle "aile" ibaresini tercih etmiş ve bir manada faille mağdur arasında "aynı aileden olma ilişkisini" aramıştır. Aile ise kanunlarımızda tüm yönleriyle tanımlanmış bir kavram değildir. Bu konuyla ilgili olarak; bir yandan aile kavramının üstsoy, altsoy ve evlilik ilişkisini kapsayacak bir şekilde yorumlanması gerektiğini savunan öğreti, diğer yandan ortada bir aile bulunup bulunmadığını değerlendirirken biyolojik gerçekten çok, toplumsal gerçekliğe ağırlık veren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarını göz önünde bulundurmaktadır. (Zeki Hafızoğulları, Türk Ceza Kanununda Taksir, Polis Dergisi Yıl:11, S. 44, Nisan-Mayıs-Haziran 2005, s. 87; Ursula Kilkelly, Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Gösterilmesi Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Kılavuz İnsan Hakları El Kitapları, No: 1, Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü, Eylül 2007, s. 15)
Altıncı fıkranın uygulanması bakımından, aile kavramını geniş tutmanın sakıncalarının yanında, bir ailenin kimlerden oluşacağının sınırlı olarak sayılması da doğru değildir. Yapılması gereken, faille mağdurun aynı aileden olup olmadığının somut olaya göre değerlendirilmesidir. Zira bazı hallerde kişilerin aynı aileden olup olmadıkları hususu sadece akrabalık derecelerine göre değil, diğer bilgi ve belgelerle birlikte çözülmeli, belli derecede akrabalık bağı bulunması her zaman altıncı fıkranın uygulanmasını gerektirecek bir karine olarak değerlendirilmemelidir. Örneğin, haklarında ayrılık kararı olan karı koca veya aralarında husumet bulunan kardeşlerin durumu gibi. Failin yalnızca kendisine değil, aynı ailede yer alan başka birine de zarar vermek suretiyle, "ailevi hayatının" zarar görmesi gerekmektedir. Bunun dışında taksirle gerçekleşen bir olayda, aynı aileden olmayan birisinin zarar görmesi, bazen kişinin aile hayatını derinden etkileyebilirse de bu şekildeki dolaylı bir zarar, altıncı fıkranın uygulanmasını gerektirmeyecektir. Örneğin, failin araç kullanırken kusurlu hareketiyle eşinin akrabası veya çok sevdiği bir arkadaşının ölümüne neden olmasından ötürü, eşiyle boşanmak zorunda kalmaları gibi.
Üçüncü husus, taksirli suçtan "münhasıran failin kişisel ve ailevi hayatının etkilenmiş" olmasıdır: Bu şarttan anlaşılması gereken; taksirli hareket sonucunda ailesinden birisinin zarar görmesi nedeniyle failin ziyadesiyle etkilendiği olayda, fail ile ailevi ilişkisi bulunmayan başka bir kişinin daha zarar görmemesidir. Fail ve ailesi dışında bir kişinin de zarar gördüğü olaylarda ise anılan fıkra hükmü uygulanmayacaktır. Başkalarının zarar görmesinden maksat, fail ve ailesi dışındaki üçüncü kişilerin dolaylı olarak etkilenmesi değil, olaydan bizzat zarar görmesidir. Örneğin, olay sırasında eşinin yanında, akrabası olmayan bir kişinin de öldüğü ya da yaralandığı hallerde fail bu fıkradan yararlanamayacak, buna karşılık sadece eşinin öldüğü hallerde, eşinin akrabalarının olay nedeniyle üzülecek olmaları failin altıncı fıkradan yararlanmasına engel teşkil etmeyecektir.
Kanun koyucunun; "münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu"ndan söz ederek, "kişisel" ile "ailevi" kelimeleri arasına "ve" bağlacını koymuş olması, ikinci şartın gerçekleşebilmesi için, her üç hususun da birlikte bulunmasının zorunlu olduğunu göstermektedir. TCK'nun 22. maddesinin altıncı fıkrasında "münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu" ibaresinin kullanılmış olması karşısında, taksirli fiili sonucunda failin kendisi veya ailesinden birisi dışında başkalarının da zarar görmüş olması durumunda; örneğin failin bir yakınının ölmesi veya yaralanmasına rağmen, başkalarının da mağduriyeti veya zarar görmesine neden olunmuşsa altıncı fıkra hükmü uygulanamayacaktır. Nitekim öğretideki görüşler de bu doğrultudadır. (Mehmet Emin Artuk- Ahmet Gökcen-Ahmet Caner Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler, 8. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2014 s. 357; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 15. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 234; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler, 6. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2013, s. 230; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2013, s. 154; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur- Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler, 4. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2013, s. 511; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler, 5. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2013, s. 188; Aytekin Özanlı, Failin Ailevi ve Kişisel Durumunun Taksirli Suçlar Bakımından Değerlendirilmesi, Terazi Hukuk Dergisi, Nisan 2009, s. 32; Mustafa Özen, Ceza Hukukunda Taksir, Adalet Yayınevi, Ankara 2011, s. 215)
Son olarak, bilinçli taksirle altıncı fıkra kapsamında değerlendirilebilecek bir yakınının ölümüne ya da yaralanmasına neden olan fail hakkında, anılan fıkradaki şahsi cezasızlık sebebi değil, yalnızca cezasında indirim hükümleri uygulanacaktır.
Taksirle ölüme neden olma suçunun daha fazla cezayı gerektiren halinin düzenlendiği TCK'nun 85. maddesinin ikinci fıkrasındaki suçun, aynı kanunun 22/6. maddesinin uygulanması açısından "taksirle yaralama" ve "taksirle ölüme neden olma" şeklinde ikiye bölünüp bölünemeyeceği sorununa gelince;
CK'nun 85. maddesinin ikinci fıkrasında birden ziyade kişinin ölümü ya da bir kişinin ölümüyle birlikte en az biri şikayetçi olmak şartıyla bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verilmesi, taksirle ölüme neden olma suçunun daha fazla cezayı gerektiren nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen suçta taksirli fiil tek olmakla birlikte, birden fazla kişinin ölümü ya da bir kişinin ölümüyle, en az biri şikayetçi olmak şartıyla bir veya daha fazla kişinin yaralanması şeklinde meydana gelen iki sonuç cezalandırılmaktadır. TCK'nun 85/2. maddesinde, taksirle yaralama ve ölüm şeklinde netice ikiye bölünerek bunların biri hakkında TCK'nun 22/6. maddesinin uygulanması mümkün değildir.
Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
Asli kusurlu olarak eşinin ölümü, biri şikâyetçi olmak üzere altı kişinin yaralanmasına sebebiyet veren sanığın, eşinin ölümü nedeniyle kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olduğu açık ise de olayda münhasıran kendisi ve ailesi dışında başkalarının da zarar gördüğü, mağdurlardan birisinin şikâyetçi olduğu ve üzerine atılı suçun bölünmesinin de mümkün olmadığı anlaşıldığından, hakkında 5237 sayılı TCK'nun 22/6. maddesinde hüküm altına alınmış olan şahsi cezasızlık sebebinin uygulanmasına imkan bulunmamaktadır. Bu nedenle yerel mahkemenin direnme hükmü isabetli değildir.
Bu itibarla, katılan vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, yerel mahkeme direnme hükmünün, taksirli hareketi neticesi asli kusurlu olarak eşinin ölümü ve katılanın yaralanmasına neden olan sanık hakkında TCK'nun 22/6. maddesinin uygulanamayacağının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi; "birisi şikayetçi olmak üzere toplam altı kişinin yaralandığı trafik kazası neticesi eşi de ölen sanık hakkında TCK'nun 22/6. maddesinin uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı ve yerel mahkeme hükmünün isabetli olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.04.2010 gün ve 187-68 sayılı direnme hükmünün, taksirli hareketi neticesi asli kusurlu olarak eşinin ölümü ve katılanla birlikte toplam 6 kişinin yaralanmasına neden olan sanık hakkında taksirle ölüme ve yaralanmaya sebebiyet vermek suçundan hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.04.2014 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Temel Cezanın Belirlenmesi: Kusur ve Orantılılık
Taksirli suçlarda temel ceza belirlenirken TCK m. 22/4 uyarınca öncelikle failin kusuru değerlendirilir. Buna ek olarak TCK m. 61/1'in taksirli suçlara uygulanabilir ölçütleri de gözetilir: suçun işleniş biçimi, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri ile meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı. Öte yandan kasıtlı suçlara özgü ölçütler — suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, kasta dayalı kusurun ağırlığı ve failin güttüğü amaç ve saik — taksirli suçlarda uygulanamaz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/272, K. 2019/317Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 827-369
Sanık … hakkında taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, Eskişehir (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince, ölüm neticesi ile trafik kazasına bağlı yaralanma arasında illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle verilen 13.12.2012 tarihli ve 221-966 sayılı görevsizlik kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda sanığın taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan TCK'nın 85/1 ve 53/6. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 2 yıl süre ile sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.09.2013 tarihli ve 42-481 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 05.11.2014 tarih ve 216-21922 sayı ile;
“1- Ölenin, idaresindeki çekici ve bağlı yarı römork ile meskûn mahal dışında, orta refüj ile bölünmüş, tek yönlü hafif eğimli bölünmüş yolda sabaha doğru alaca karanlıkta seyir hâlindeyken, seyir yönüne göre ileride sağdaki tali yoldan ana yola geçiş önceliğine uymadan kontrolsüz şekilde çıkış yapan sanığın idaresindeki beton mikserine duramayarak arkadan çarpması şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın asli kusurlu olması nedeniyle temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde isabetsizlik bulunmamakta ise de iki sınır arasında temel ceza belirlenirken suçun işleniş şekli, meydana gelen zararın ağırlığı, maddede öngörülen cezanın alt ve üst sınırı nazara alınmak suretiyle, adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, alt sınırdan fazla uzaklaşılıp, teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayini,
2- TCK'nın 50. maddesinin sanık hakkında uygulanıp uygulanmamasına karar verilirken, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, suçun işlenmesindeki özellikler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılmasının gerektiği, dosya içeriğine göre; silinme koşulları oluşmuş adli sicil kaydı bulunan, görevli mahkemedeki tüm duruşmalarda hazır olan ve müdafisi aracılığıyla lehe hükümlerin uygulanmasını talep eden sanık hakkında tayin olunan uzun süreli hapis cezasının TCK'nın 50/4. maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilmesi yönündeki talebin gerekçe gösterilmeksizin reddine karar verilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesi ise 28.04.2015 tarih ve 827-369 sayı ile;
"…Olay nedeni ile sanığa ait cezanın belirlenmesinde TCK'nın 22. maddesi gereğince olayın meydana geliş şekli ve sanığa ait trafik kusurunun belirleyici olduğu,
Sanık hakkında uygulanan kanun maddesinin 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası öngördüğü,
Olayın bu şekilde yaşanmasına sanığın asli ve tam nitelikteki trafik kusurunun sebebiyet verdiği,
Başkaca bir kişi veya unsura ait trafik kusurunun bulunmadığı,
Olay nedeni ile yaralanan …'ın vefat etmesi ile oldukça ağır bir sonucun meydana geldiği,
Sanık hakkında 6 yıl hapis cezası belirlenmemesinin adalet ve hakkaniyete uygun olduğunun düşünüldüğü ki daha etkili bir sabıka kaydına, trafik geçmişine ve trafik kusuruna sahip kişilerin bunu hak ettiği,
Ayrıca bozma öncesi kararda sanık hakkında belirlenen bu hapis cezası süresinin seçenek yaptırımlara çevrilmemesi nedeninin gerekçenin bütününden anlaşılabilir olduğu düşünüldüğü için ayrıca gerekçelendirilmediği zira;
TCK'nın 50. maddesinde seçenek yaptırımlara çevrilme işlemini belirleyen hukuki durumun;
Suçlunun kişiliğine,
Yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa,
Suçun işlenmesindeki özelliklere bağlı olduğu ki, sanığın bu konumlara uygun olmadığı;
Sanığın kovuşturmanın hiçbir aşamasında pişmanlık duyduğunun görülmediği ve bu yönde bir his duyulmadığı,
Sanığın tamamen kendisine ait bir trafik kusuru ile olaya sebebiyet verdiği,
Sanığın trafik kusurunun önlenemez ve öngörülemez olmadığı ki tahmini olarak 15-20 saniye kadar daha yolun boşalmasını ve dönüş manevrası için uygun hâle gelmesini beklese böyle bir sonucun yaşanmayacağı,
Sanığın hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesini gerektiren herhangi bir hukuki durumun mevcut olmadığı," gerekçesiyle (2) numaralı bozma nedenine uymuş, (1) numaralı bozma nedenine ise direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.06.2015 tarihli ve 224306 sayılı "onama" istekli tebliğnamesi ile gelen dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 21.10.2015 tarih ve 11951-16105 sayı ile, direnme yönünden inceleme yapılmak Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 1057-872 sayı ile 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 01.03.2017 tarih ve 12-1543 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; TCK’nın 85/1. maddesi gereğince 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçta, temel cezanın 5 yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
25.08.2011 tarihli trafik kazası tespit tutanağında; sanık sürücü …'ın sevk ve idaresindeki 26 .. 407 plaka sayılı çekici ve çekiciye bağlı beton mikseri (römork) ile Likit Gaz girişinden Bozüyük istikametine kontrolsüz şekilde çıktığı, bu esnada sevk ve idaresindeki 34 .. 7106 plaka sayılı çekici ve çekiciye bağlı römork ile Eskişehir istikametinden Bozüyük istikametine seyir hâlinde olan müteveffa sürücü …'ın fren yapmasına rağmen duramayarak aracının ön kısımları ile sanığın kullandığı çekiciye bağlı beton mikserinin arka kısmına çarpması neticesinde yaralamalı ve maddi hasarlı kazanın meydana geldiği, arkadan gelen 26 .. 085 plaka sayılı çekici ve çekiciye bağlı römorku kullanan …'ın araçlara çarpmamak için fren yapması sonucu yolun sağında bulunan bariyerlere çarpmasıyla maddi hasarlı kaza meydana geldiği, kazanın oluşumunda tali yoldan ana yola çıkan sürücü sanık … Bozdağ'ın ana yoldan gelen araçlara geçiş hakkını vermemek suretiyle 2918 sayılı Kanun'un 57/1-b maddesini ihlal ettiğinden kusurlu olduğu, diğer sürücülerin kusursuz olduğu yönünde açıklamalara yer verilerek kazanın 25.08.2011 tarihinde 05.50 sıralarında alaca karanlıkta, yerleşim yeri dışında, açık havada, tek yönlü, 10,5 metre genişliğinde, asfalt kaplamalı, hafif eğimli, kuru ve düz yolda meydana geldiğinin işaretlendiği, krokide; yolun üç şeritli olduğunun, orta şeritte müteveffa sürücü …'ın sevk ve idaresindeki araca ait olduğu belirtilen 2 adet kısa mesafeli fren izinin, çarpma noktasının yolun sağ şeridinde bulunduğunun, sanığa ait aracın arka kısmı ile müteveffanın aracının ön kısmının hasarlı olduğunun, müteveffanın aracının ön kısmının orta refüjü ayıran bankete çarparak durduğunun, sanığa ait aracın ise çarpma noktasından 45 metre ileride durduğunun gösterildiği,
25.08.2011 tarihinde saat 06.18'de yapılan ölçüme ve aynı tarihli genel adli muayene raporuna göre; sanığın alkolsüz olduğu,
05.09.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre; kazanın yerleşim yeri dışında meydana geldiği, kaza anında havanın açık ve alaca karanlık, bölünmüş yolun kuru, asfalt, düz ve eğimli olduğu, sanık …'nın sevk ve idaresinde bulunan araç ile ana yol olan Eskişehir-Bursa kara yoluna kontrolsüz olarak çıktığı, sanığın Eskişehir-Bursa kara yoluna dönüş yapmadan önce, ana yoldan gelen araçlara ilk geçiş hakkını vererek şartlar müsait olunca kara yoluna girmesi gerekirken, kavşaklarda geçiş önceliği kurallarını ihlal ederek geçiş hakkı olan araçların önce geçmesine imkân vermeden dikkatsiz ve tedbirsiz olarak kara yoluna çıkmak suretiyle kazaya sebebiyet verdiği için kusurlu olduğu, kavşaktaki dönüşünü tamamlamış olmasının ve 20 metre yol kat etmiş olmasının kusur oranını değiştirmeyeceği, sürücü …'ın Eskişehir-Bursa kara yolu üzerinde Bursa istikametine seyir hâlinde olup ilk geçiş hakkına sahip olduğu kavşağa yaklaştığında, geçiş önceliği kuralını ihlal eden sanığın aracının gidiş şeridini kapatması üzerine durabilecek yeterli mesafesi kalmaması sebebiyle duramayarak sanığın aracına bağlı römorka arkadan çarpmış olup kazanın oluşumunda kusurunun bulunmadığı, sürücü …'ın da kusursuz olduğu, sanık …'ın 2918 sayılı Kanun'un 84. maddesinde sayılan "Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama" asli kusurunu işleyip olayda tamamen kusurlu olduğu, … ile …'ın herhangi bir kusurlarının bulunmadığı,
Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik Fen Heyeti tarafından düzenlenen 05.06.2013 tarihli raporda; sanık sürücünün beyanlarından da anlaşılacağı üzere tali yoldan ana yola çıkan aracın çıkış manevrası ile tali yol kavşağından 20 metre ileride çarpmaya maruz kaldığı, sanığın yönetimindeki aracın çekici ve römorkun toplam uzunluğu ile sağa dönüş manevrasında kaplayacakları alan dikkate alındığında ana yola çıkış yapar yapmaz çarpmanın meydana geldiği, bu durumda sanık sürücünün kontrolsüz bir şekilde aniden yola çıkış yaptığı, sanığın meskûn mahal dışında söz konusu ana yol kavşağına geldiğinde tedbirli ve dikkatli olması, kavşak başında aracını durdurması ve sol taraftan gelen aracı görünce bu araca yol vermesi ve yol tamamen boşaldıktan sonra sağa dönüş manevrasına geçmesi gerekirken, mevcut hâl ve ortama göre tedbirsiz ve dikkatsizce araç kullanması ve kara yolları trafik kurallarına aykırı bir şekilde kontrolsüzce ana yola çıkış yapması sonucu arkadan gelen ve duramayacak kadar yaklaşmış bulunan müteveffa sürücünün seyir şeridine çıkması nedeniyle meydana gelen olayda 2918 sayılı Kanun'un 67/b maddesindeki "…Manevraları yapacak sürücüler karayolunu kullananlar için tehlike veya engel yaratmamak zorundadır" kuralı ile aynı Kanun'un 84. maddesinin (f) bendindeki "Doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma", (g) bendindeki "Şeride tecavüz etme", (j) bendindeki "Manevraları düzenleyen genel şartlara uymama" ve (h) bendindeki "Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama" asli kusurlarını işlediği, meydana gelen olayda asli ve tam kusurlu olduğu, müteveffa sürücü …'ın ise yönetimindeki araç ile nizami bir şekilde kendi seyir şeridinde olduğu, aniden seyir şeridine çıkan sanık sürücünün aracı nedeniyle arkadan çarpmak durumunda kaldığı ve savrularak bariyerlere çarptığı olayda kusurunun bulunmadığı, sürücü …'ın da kendi seyir şeridi üzerinde olup ilerisinde meydana gelen kazaya etken olmadığı ve kusursuz olduğu yönünde kanaat bildirildiği,
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen 27.12.2011 tarihli raporda; 25.08.2011 tarihinde trafik kazası geçirmesi sonucunda acil servise getirilen hastanın tedavisinin ardından 14.09.2011 tarihinde taburcu edildiği, 22.09.2011 tarihinde bulantı ve kusma şikâyetleriyle tekrar acil servise başvurduğu, çekilen batın tomografisinde SMA embolisi, dalak enfarktüsü, sağ böbrek orta üst polde ve sol böbrek alt polde hipodans alanları görüldüğü, yatış önerilen kişinin bunu kabul etmediği ve kendi isteği ile acil servisten ayrıldığı, 24.10.2011 tarihinde konuşamama, gözlerde kayma şikâyeti ile tekrar aynı hastaneye geldiği ve o dönemde yapılan muayene ve tetkikler sonucunda SVO tanısı aldığı, nöroloji yoğun bakım ünitesinde yatarak tedavi görürken SVO ve SVO'ya bağlı komplikasyonlar nedeni ile öldüğü, geçirdiği trafik kazası ile ölümü arasında illiyet bağının bulunmadığı, yaralanmasının şahsın yaşamını tehlikeye soktuğu, basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğu, kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarını (6) ağır derecede etkileyecek olduğu yönünde kanaatlere yer verildiği,
Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunun 29.08.2012 tarihli raporunda; adli ve tıbbi belgelerdeki veriler ile mevcut grafilerin değerlendirilmesi sonucunda, kişinin ölümünün genel beden travmasına bağlı kafatası, yüz ve ekstremitede kemik kırıkları ile beyin kanaması, beyin doku harabiyeti ve bunlara bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin kaza öncesi sağlıklı ve aktif yaşamını sürdürdüğü, 25.08.2011 tarihinde maruz kaldığı yaralanma sonrası beyin doku harabiyeti ve beyin kanaması oluştuğu, buna bağlı ortaya çıkan klinik tablonun giderek ağırlaştığı ve iyileşemeden 30.10.2011 tarihinde öldüğü dikkate aldığında kişinin ölümü ile maruz kaldığı trafik kazasına bağlı yaralanma arasında illiyet bağı bulunduğunun bildirildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan … Cumhuriyet Başsavcılığında; eşi Yaşar'ın 25.08.2011 tarihinde trafik kazası geçirdiğini, iki ay kadar tedavi gördükten sonra 30.10.2011 tarihinde vefat ettiğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu, Mahkemede; eşinin o gün uykusunu alıp öyle yola çıktığını, davaya katılmak istediğini,
Tanık Telat Kaçak Kollukta; 25.08.2011 tarihinde saat 06.00 sıralarında Eskişehir-Bursa kara yolunda 15. km'ye geldiğinde yokuş aşağı inerken yolda aniden toz bulutu yükseldiğini, bir tırın kontrolden çıkarak yol kenarında bulunan bariyerlere çarptığını gördüğünü, tırla arasında yaklaşık yüz metre mesafe olduğunu, tıra çarpmamak için sert fren yaptığını ve araç hâkimiyetini kaybederek bariyerlere çarptığını, kazanın nasıl meydana geldiğini görmediğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık … Kollukta; Eskişehir-Bursa kara yolunun 15. km'sinde faaliyet gösteren Selka Beton'dan 26 .. 551 plakalı beton mikserine (römorka) hazır beton yükledikten sonra tali yoldan Eskişehir-Bursa kara yoluna çıktığını ve Bozüyük istikametine doğru hareket ettiğini, tali yol ile ana yolun birleştiği noktadan yirmi metre kadar uzaklaştıktan sonra römorkun arka kısmından şiddetli şekilde bir tır çarptığını, çarpmanın etkisi ile araç hâkimiyetini kaybettiğini, önce sol şeride geçtiğini ancak aracın kontrolünü tekrar sağlayarak sağ şeride geçip aracı durdurduğunu, tali yoldan ana yola çıktıktan 20-25 metre sonra tırın arkasından çarptığını, Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda; beton mikserine hazır beton yüklediğini, ara yoldan Eskişehir-Bursa kara yoluna henüz çıkıp Bozüyük yönüne doğru seyrettiği sırada bir anda arkasına bir şeyin çarptığını fark ettiğini, hemen fren yaptığını, yaklaşık 20 metre sonra durabildiğini, kendisine çarpan aracın geldiğini fark edemediğini, kendisine çarpan aracın yavaş gelmesi durumunda bu kazanın olmayacağını, kendi hızının ise tahmini 20 km/saat olduğunu, Mahkemede; olay anı itibarıyla güvenli şekilde sağa doğru dönüş manevrasını yaparak yolun sağ şeridine geçtiğini ve trafikte seyrine devam ederken arkadan başka bir aracın kendi aracına çarptığını, aracının uzun araç olması ve arka kısmında hareketli beton mikser bulunması nedeniyle manevralarını daha dikkatli ve güvenli yapmak zorunda olduğunu, olay anı itibarıyla da güvenli şekilde manevrasını yaptığını, kaza anında yolun sol taraftaki kısımlarının boş olduğunu, kendisinin en sağ şeritte olduğunu, arkadaki aracın kendisine vurduktan sonra savrulup bariyerlere çarptığını, hiç fren sesi duymadığını, zeminde de fren izi görmediğini, 18.09.2013 tarihli celsede; yolu kontrol ederek çıktığını, müteveffanın olay anında uyuduğunu tahmin ettiğini, kendisinin yaklaşık 200 metre kadar bir görüş mesafesi olduğunu, bu mesafeyi kontrol ederek manevrasını yapmaya başladığını savunmuştur.
Yerel Mahkemece, TCK'nın 85/1. maddesi uyarınca temel ceza 5 yıl olarak belirlenip buna ilişkin gerekçe de “Olay nedeni ile sanığa ait cezanın belirlenmesinde TCK'nın 22. maddesi gereğince olayın meydana geliş şekli ve sanığa ait trafik kusurunun belirleyici olduğu…Olayın bu şekilde yaşanmasına sanığın asli ve tam nitelikteki trafik kusurunun sebebiyet verdiği…Başkaca bir kişi veya unsura ait trafik kusurunun bulunmadığı,..Olay nedeni ile yaralanan …'ın vefat etmesi ile oldukça ağır bir sonucun meydana geldiği,” şeklinde gösterilmiştir.
Taksirle öldürme suçu 5237 sayılı TCK’nın 85. maddesinin 1. fıkrasında; “Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlemiş, aynı Kanun'un "Taksir" başlıklı 22. maddesinin dördüncü fıkrasında da; “Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir” hükmüne yer verilmiştir.
Temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler ise, 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesinin birinci fıkrasında;
“(1) Hâkim, somut olayda;
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.” şeklinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nın “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasındaki; “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.” biçimindeki hüküm ile de, işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması gerektiği vurgulanmıştır.
Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Buna göre; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenmiş olan herhangi bir suç nedeniyle alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlenmesi gerektiğinde, kural olarak göz önünde bulundurulması gereken ölçüt, 5237 sayılı TCK’nın 61. maddenin 1. fıkrasındaki düzenlemedir. Ancak taksirle işlenen suçlar açısından kanun koyucu, aynı Kanun'un 22. maddenin 4. fıkrası ile bir ölçüt daha eklemiştir. Bu durumda, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken, TCK’nın 61/1 ile 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerin birlikte göz önüne alınması gerekmektedir.
Ancak, TCK’nın 61/1. maddesindeki bu ölçütler genel nitelikli olup her suça uymayabileceğinden, her suç için tüm ölçütlerin değil sadece ilgili suça uyan kısımların nazara alınması gerekir. Bu açıdan taksirli suçlarda ancak kasıtlı suçlarda uygulanması mümkün olan 61/1. maddenin (b) bendinde yer alan "suçun işlenmesinde kullanılan araçlar", (f) bendinde yer alan "failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı" ve (g) bendinde yer alan "failin güttüğü amaç ve saik" ölçütleri uygulanamayacaktır.
Tüm bu kanuni düzenlemeler karşısında, taksirli suçlarda temel cezanın belirlenmesinde öncelikle failin kusurunun değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, ancak kusurluluğun yanında "suçun işleniş biçimi", "suçun işlendiği zaman ve yer", "suç konusunun önem ve değeri" ile "meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı" ölçütlerinin de dikkate alınacağı sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan, 5237 sayılı TCK’nın 3. maddesi uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması, böylelikle suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulacaktır.
Bu nedenlerle taksire dayalı kusurun ağır olduğu durumlarda, alt sınırdan uzaklaşılarak, hafif olduğu durumlarda ise alt sınırdan veya alt sınıra yaklaşılarak temel ceza tayin edilmesi isabetli bir uygulama olacak ise de, bundan her hâlde ağır kusurlu fail hakkında en üst hadden, hafif kusurlu fail hakkında ise alt hadden ceza tayin edilmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalı, TCK'nın 61/1. maddesindeki olaya uyan diğer ölçütler ve TCK'nın 3. maddesinde düzenlenen "orantılılık" ilkesi bir bütün hâlinde değerlendirilerek haklı ve ölçülü bir ceza belirlenmeli, somut olayın özellikleri itibarıyla bazı hâllerde alt hadden bazı hâllerde de üst hadden tayin edilecek cezanın haklı ve ölçülü bir ceza olacağı da gözden uzak tutulmamalıdır.
Öğretide de bu konuda “…TCK'nın 3/1. maddesi, 61. maddeden çok daha geniş bir anlamı barındırmakta, fail hakkında takdiri indirim nedeni de dahil olmak üzere, tüm indirim ve artırım maddelerinin uygulanmasında, daha açık bir deyişle bütüncül açıdan, failin eylemi ile cezanın ağırlığı arasında bir orantı denge olması gerektiğini belirtmektedir. Ayrıca TCK'nın 3. maddesi hükmü sadece temel cezanın belirlenmesinde değil, aynı zamanda her türlü indirim ve artırımın uygulanmasında, kesinleşen cezalar için uyarlama yargılamasında göz önünde tutulması gereken bir düzenlemedir…TCK'nın 3/1. maddesindeki adalet ve orantılılık ilkesi gereği, özellikle işlenen eylem ile verilecek cezanın orantısız olduğu durumlarda, uygulayıcı mümkün olduğu oranda, temel cezanın belirlenmesi, indirim ve artırım maddelerinin uygulanması ve cezanın şahsileştirme kurumunu gözeterek, adaleti sağlamaya çalışacaktır.” (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 57-58.) şeklinde görüşler mevcuttur.
Bu aşamada, ilgili trafik mevzuatına da değinilmelidir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde “Kavşak”;
“İki veya daha fazla karayolunun kesişmesi veya birleşmesi ile oluşan ortak alandır.” şeklinde tanımlanmıştır.
"Kavşaklarda geçiş hakkı" başlıklı 57. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde de;
“Kavşaklarda aşağıdaki kurallar uygulanır.
…
b) Trafik zabıtası veya trafik işaret levhası veya ışıklı trafik işaret cihazları bulunmayan kavşaklarda;
…
5. Tali yoldan anayola çıkan sürücüler anayoldan gelen araçlara,
…
Geçiş hakkını vermek zorundadırlar.” şeklindeki düzenleme ile tali yoldan ana yola çıkan sürücülerin ana yoldan gelen araçlara geçiş hakkını vermek zorunda oldukları hüküm altına alınmıştır.
“Araç manevralarını düzenleyen kurallar” başlıklı 67. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki;
“Manevralarda aşağıdaki kurallar uygulanır.
a) Sürücülerin, park yapmış taşıtlar arasından çıkarken, duraklarken veya park yaparken taşıt yolunun sağına veya soluna yanaşırken, sağa veya sola dönerken, karayolunu kullananlar için tehlike doğurabilecek ve bunların hareketlerini zorlaştıracak şekilde davranmaları yasaktır.” şeklindeki düzenleme ile de sürücülerin sağa veya sola dönerken, kara yolunun kullananlar için tehlike doğurabilecek ve bunların hareketlerini zorlaştıracak şekilde davranmaları yasaklanmıştır.
"Trafik kazalarında sürücü kusurlarının tespiti ve asli kusur sayılan haller" başlıklı 84. maddesinin birinci fıkrasında da;
"Araç sürücüleri trafik kazalarında;
…
h) Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama,
…
j) Manevraları düzenleyen genel şartlara uymama,
…
Hallerinde asli kusurlu sayılırlar." düzenlemelerine yer verilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Ölen …'ın 25.08.2011 tarihinde 05.50 sıralarında alaca karanlıkta, yerleşim yeri dışında, açık havada, tek yönlü, 10,5 metre genişliğinde, asfalt kaplamalı, hafif eğimli, kuru ve düz yolda sevk ve idaresindeki çekici ve çekiciye bağlı römork ile seyir hâlinde iken seyir istikametinin ilerisinde, sağ tarafta bulunan tali yolda sevk ve idaresindeki çekici ve çekiciye bağlı beton mikseri (römork) ile seyir hâlinde olan sanığın, tali yolun ana yolla kesiştiği kavşağa geldiğinde sol tarafından akan trafiği kontrol etmeden sağa dönüşünü tamamlayıp ana yola girdiği sırada …'ın sevk ve idaresindeki araç ile sanığın aracına bağlı römorkun arkasına çarptığı ve sola yönelerek orta refüjü ayıran banketlere de çarptıktan sonra durduğu, …'ın kaza neticesinde genel beden travmasına maruz kalıp kafatası, yüz ve ekstremitede kemik kırıkları ile beyin kanaması geçirmiş vaziyette yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı, tedavisinin ardından 14.09.2011 tarihinde taburcu edildiği, 24.10.2011 tarihinde tekrar durumunun ağırlaşması üzerine hastaneye kaldırılmasına rağmen 26.08.2011 tarihinde maruz kaldığı yaralanmaya bağlı beyin doku harabiyeti ve beyin kanaması sonucu ortaya çıkan klinik tablonun giderek ağırlaşması nedeniyle 30.10.2011 tarihinde vefat ettiği, Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunun 29.08.2012 tarihli raporunda da izah edildiği üzere katılanın ölümü ile maruz kaldığı trafik kazasına bağlı yaralanma arasında nedensellik bağının bulunduğu, 05.09.2011 tarihli bilirkişi raporu ile Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik Fen Heyeti tarafından düzenlenen 05.06.2013 bilirkişi raporunda da belirtildiği şekilde sanık …'ın asli ve tam kusurlu olduğu, ölen … ile tanık …'ın herhangi bir kusurlarının bulunmadığı, Yerel Mahkemece TCK'nın 85/1. maddesi uyarınca temel cezanın 5 yıl olarak belirlendiği ve buna ilişkin gerekçenin “Olay nedeni ile sanığa ait cezanın belirlenmesinde TCK'nın 22. maddesi gereğince olayın meydana geliş şekli ve sanığa ait trafik kusurunun belirleyici olduğu…Olayın bu şekilde yaşanmasına sanığın asli ve tam nitelikteki trafik kusurunun sebebiyet verdiği…Başkaca bir kişi veya unsura ait trafik kusurunun bulunmadığı……'ın vefat etmesi ile oldukça ağır bir sonucun meydana geldiği,” şeklinde gösterildiği anlaşılmakla; sevk ve idaresindeki çekici ve çekiciye bağlı römork ile tali yoldan ana yola çıkan sanığın, ana yoldan gelen ölen …'ın aracına geçiş hakkını vermemek suretiyle 2918 sayılı Kanun'un 57/1-b maddesini ve ana yola çıkış sırasında sağa dönerken kara yolunu kullanan ölen için tehlike doğuracak şekilde davranarak aynı Kanun'un 67/1-a maddesini ihlal etmek suretiyle aynı Kanun'un 84. maddesinin birinci fıkrasında sayılan “Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama” ve “Manevraları düzenleyen genel şartlara uymama” şeklinde iki asli kusuru birden işlemesi ve olayda tamamen kusurlu olup başka birisinin kusurunun bulunmaması karşısında, suçun işleniş biçimine ve sanığın taksire dayalı kusurunun ağırlığına göre TCK'nın 85/1. maddesi uyarınca temel cezanın 5 yıl hapis cezası olarak belirlenmesinin isabetli olduğu, TCK'nın 3. maddesindeki "orantılılık" ilkesinin ihlal edilmediği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin temel cezayı 5 yıl olarak belirlenmesine ilişkin direnme gerekçesi isabetli olduğundan, dosyanın bozmaya uyulan yönüyle incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.04.2015 tarihli ve 827-369 sayılı mahkûmiyet hükmündeki direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
2- Dosyanın, bozmaya uyulan yönüyle incelenmesi için Yargıtay 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
TCK m. 3/1'de yer alan orantılılık ilkesi gereği işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir cezaya hükmedilmesi zorunludur. Taksire dayalı kusurun ağır olduğu durumlarda alt sınırdan uzaklaşılır; hafif kusurda ise alt sınıra yaklaşılır. Ne var ki bu yaklaşımdan, ağır kusurlu faile her koşulda üst sınırdan, hafif kusurlu faile ise her koşulda alt sınırdan ceza verileceği sonucu çıkarılmamalıdır; hâkim her somut olayı ayrıca değerlendirir.
Temel ceza belirlenirken TCK m. 61/3 uyarınca, dikkate alınan hususun suçun unsurunu oluşturduğu hallerde aynı husus ayrıca tekrar göz önünde bulundurulamaz. Bir suçta hem artırıcı hem azaltıcı birden fazla nitelikli hal birlikte bulunuyorsa TCK m. 61/4'e göre önce artırım, ardından indirim yapılır. Son olarak m. 61/5 gereği sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, cezada indirim gerektiren kişisel sebepler ve takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç cezaya ulaşılır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 61Kaynağı aç
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın
alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.
(2) Suçun olası kastla ya da bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle
indirim veya artırım, birinci fıkra hükmüne göre belirlenen ceza üzerinden yapılır.
(3) Birinci fıkrada belirtilen hususların suçun unsurunu oluşturduğu
hallerde, bunlar temel cezanın belirlenmesinde ayrıca göz önünde bulundurulmaz.
(4) Bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı
gerektiren birden fazla nitelikli hallerin gerçekleşmesi durumunda; temel
cezada önce artırma sonra indirme yapılır.
(5) Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza üzerinden sırasıyla
teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı
ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümler ile
takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenir.
(6) Hapis cezasının süresi gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün,
yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmi takvime göre hesap edilir.
Hapis cezası için bir günün, adlî para cezası için bir Türk Lirasının
artakalanı hesaba katılmaz ve bu cezalar infaz edilmez.
(7) (Ek: 29/6/2005 – 5377/7 md.)Süreli hapis cezasını gerektiren
bir suçtan dolayı bu madde hükümlerine göre belirlenen sonuç ceza, otuz yıldan
fazla olamaz.
(8) (Ek: 29/6/2005 – 5377/7 md.)
Adlî para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve
bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır.
Adlî para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı
ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur.
(9) (Ek: 6/12/2006 – 5560/1 md.) Adlî para cezasının seçimlik ceza
olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç
tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının
üst sınırından fazla olamaz.
(10) Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne
eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir.[18][19]
Takdiri indirim nedenleri
Kusur Tespiti ve Mağdurun Ortak Kusuru
Kazadaki kusur durumu olay yeri tutanağı, savcılık aşamasındaki raporlama ve yargılama sırasında yapılan keşif aracılığıyla belirlenir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 84. maddesi, kazaya karışan araç sürücülerinden birden fazlasının kusurlu hareketi yapması ya da kazanın bu hareketler dışındaki kural ihlallerinden kaynaklanması halinde kusur oranının yönetmelikte belirlenen esaslara göre tespit edileceğini öngörmektedir.
2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 84Kaynağı aç
84 – Araç sürücüleri trafik kazalarında;
a)
Kırmızı ışıklı trafik işaretinde veya yetkili memurun dur işaretinde geçme,
b)
Taşıt giremez trafik işareti bulunan karayoluna veya bölünmüş karayolunda karşı
yönden gelen trafiğin kullandığı şerit, rampa ve bağlantı yollarına girme,
c)
İkiden fazla şeritli taşıt yollarında, karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit
veya yol bölümüne girme,
d)
Arkadan çarpma,
e)
Geçme yasağı olan yerlerde geçme,
f)
Doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma,
g)
Şeride tecavüz etme,
h)
Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama,
i)
Kaplamanın dar olduğu yerlerde geçiş önceliğine uymama,
j)
Manevraları düzenleyen genel şartlara uymama,
k)
Yerleşim birimleri dışındaki karayolunun taşıt yolu üzerinde, zorunlu haller dışında
park etme veya duraklama ve her durumda gerekli tedbirleri almama,
l) Park için ayrılmış yerlerde veya taşıt yolu dışında kurallara
uygun olarak park edilmiş araçlara çarpma,
Hallerinde
asli kusurlu sayılırlar.
Ancak,
kazada bu hareketlerden herhangi biri, kazaya karışan araç sürücülerinden birden
fazlası tarafından yapılmış veya kaza bu hareketler dışında kurallarla, yasaklamalara,
kısıtlamalara ve talimatlara uyulmaması nedenlerinden doğmuşsa, karayolunu kullananlar
için kusur oranı yönetmelikte belirtilen esaslara göre tespit edilir.
SEKİZİNCİ KISIM
Hukuki Sorumluluk ve Sigorta
BİRİNCİ BÖLÜM[69]
İşletenin Hukuki Sorumluluğu
İşleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu
teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu:69
Ölen ya da yaralanan kişinin kazaya kendi kusurlu davranışıyla katkıda bulunduğunun saptanması halinde bu durum sanık hakkında belirlenecek cezayı etkileyebilir. Bu konuda kanun, mağdurun kusurunda cezada indirim yapılabileceğini öngörmekte; somut oranın belirlenmesi ise yargısal takdire bırakılmaktadır.
Bilinçli Taksir: Cezayı Artıran Özel Hal
TCK m. 22/3, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi halini bilinçli taksir olarak tanımlar ve bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarısına kadar artırılacağını düzenler. Artırım, TCK m. 61/2 uyarınca m. 61/1'e göre belirlenen temel ceza üzerinden yapılır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 22Kaynağı aç
hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir
davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek
gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi
istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır;
bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna
göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi
kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı
belirlenir.
(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin
kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz
kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir
halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
Netice sebebiyle ağırlaşmış suç
Adli Para Cezasına Çevirme ve Şahsi Cezasızlık
TCK m. 50/4, taksirli suçlarda hükmolunan hapis cezasının uzun süreli dahi olsa diğer koşulların varlığı halinde adli para cezasına çevrilebileceğini, ancak bu imkânın bilinçli taksir halinde uygulanmayacağını açıkça düzenler.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 50Kaynağı aç
kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa
ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale
getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek
veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan
bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli
yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya
gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş
olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle,
ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve
sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak
koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
çevrilebilir.
(2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak
öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına
çevrilmez.
(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm
olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte
onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm
edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı
seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.
(4) Taksirli suçlardan dolayı
hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı
halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir.
Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.
(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî
para cezası veya tedbirdir.
(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata
rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine
başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, infaz hâkimliği kısa
süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar
derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.[7][8]
(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle
yerine getirilememesi durumunda, infaz hâkimliğince tedbir değiştirilir.8
Hapis cezasının ertelenmesi
TCK m. 22/6, taksirli hareket sonucu oluşan neticenin münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağduriyetine yol açması halinde ceza verilmeyeceğini öngörür; bilinçli taksir halinde ise bu şahsi cezasızlık hükmü değil, cezada yarıdan altıda bire kadar indirim uygulanabilir. Bu hükmün tek bir taksirli eylemle hem ölüm hem yaralanmanın birlikte gerçekleştiği durumlarda uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2013/104, K. 2014/216 sayılı kararında çoğunluk, suçun bölünmez niteliği ile başka kişilerin de zarar görmesi ve mağdurlardan birinin şikâyetçi olması nedeniyle şahsi cezasızlık hükmünün uygulanamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Kararda üç üye ise m. 22/6'nın uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı görüşüyle karşı oy kullanmıştır; dolayısıyla bu mesele tartışmalı olmaya devam etmektedir.
Sürücü Belgesinin Geri Alınması
TCK m. 53/6, trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde üç aydan az, üç yıldan fazla olmamak üzere sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebileceğini düzenler. Bu tedbir zorunlu olmayıp hâkimin takdirine bırakılmıştır. Geri alma kararı hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 53Kaynağı aç
cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;[13]
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu
kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye,
köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca
verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden (…)13,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette
bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket,
kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi
olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun
iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek
erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının
infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası
ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya
da koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve
kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm
olduğu hapis cezası ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak
cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen hükümlü hakkında birinci fıkranın
(e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar
verilebilir.[14]
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada
onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü
uygulanmaz.[15]
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye
kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet
halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın
yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına
karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle
işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet halinde,
hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin
kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya
konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından
itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya
da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık
dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç
yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya
da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma
hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından
itibaren işlemeye başlar.
Eşya müsaderesi
Soruşturma ve Kovuşturmanın Başlaması
Taksirle öldürme suçu şikâyete bağlı değildir; savcılık resen soruşturma başlatır. Buna karşın taksirle yaralama suçu TCK m. 89/5 uyarınca kural olarak şikâyete bağlıdır. Aynı maddeye göre basit taksirle yaralama dışındaki hallerde suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 89Kaynağı aç
sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile
cezalandırılır.[45]
(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli
zayıflamasına,
b) Vücudunda kemik kırılmasına,
c) Konuşmasında sürekli zorluğa,
d) Yüzünde sabit ize,
e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında
artırılır.
(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata
girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.
(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[46]
(5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun
soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına
giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet
aranmaz.
İnsan üzerinde deney
Trafik kazasında bir ölü bir yaralı varsa hangi madde uygulanır?
TCK m. 85/2 uygulanabilir. Bu fıkra taksirli tek bir eylemle hem ölüm hem yaralanma sonucunun birlikte gerçekleştiği halleri kapsar ve iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası öngörür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun oyçokluğuyla verdiği E. 2013/104, K. 2014/216 sayılı kararında bu suçun bölünmez nitelik taşıdığı ve ölüm ile yaralama için ayrı ayrı hüküm kurulmasının mümkün olmadığı vurgulanmıştır.
Trafik kazasında bilinçli taksir ne zaman söz konusu olur?
TCK m. 22/3 uyarınca kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir söz konusu olur. Bu durumda temel ceza üçte birden yarısına kadar artırılır ve taksirli suçlardaki adli para cezasına çevirme imkânı ortadan kalkar.
Kazada ölen kişi sürücünün eşi ise ceza verilmez mi?
Doğrudan bir sonuç çıkarmak güçtür. TCK m. 22/6'daki şahsi cezasızlık hükmü, neticenin münhasıran failin kişisel ve ailevi durumunu etkilemesini gerektirir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2013/104, K. 2014/216 sayılı kararında çoğunluk, aynı kazada başka kişilerin de zarar görmesi ve bunlardan birinin şikâyetçi olması halinde suçun bölünmez niteliği nedeniyle bu hükmün uygulanamayacağını kabul etmiştir. Ancak kararda üç üye bu sonuca karşı oy kullanmıştır; dolayısıyla bu mesele tartışmalı olmaya devam etmektedir.
Mağdurun kusuru sanığın cezasını etkiler mi?
Etkileyebilir. Ölen ya da yaralanan kişinin kazaya kendi kusurlu davranışıyla katkıda bulunduğunun ortaya konması halinde bu durum cezada indirime yol açabilir.
Hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir mi?
Basit taksirle işlenen suçlarda TCK m. 50/4 uyarınca diğer koşulların varlığı halinde bu çevirme mümkündür; uzun süreli hapis cezaları da bu kapsama girebilir. Bilinçli taksir halinde ise çevirme imkânı kapalıdır.
Sürücü belgesi mutlaka geri alınır mı?
Hayır. TCK m. 53/6 uyarınca sürücü belgesinin geri alınması zorunlu bir sonuç değil, hâkimin takdirine bırakılmış bir güvenlik tedbiridir. Karar verilmesi halinde süre üç aydan az, üç yıldan fazla olamaz; geri alma hükmün kesinleşmesiyle başlar ve cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye devam eder.
Taksirin unsurları nelerdir?
Bir eylemin taksirli suç sayılabilmesi için beş unsurun bir arada bulunması gerektiği kabul edilmektedir: fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, hareketin iradi olması, neticenin iradi olmaması, hareket ile netice arasında nedensellik bağı bulunması ve neticenin öngörülebilir olmasına karşın öngörülmemiş olması.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

