Trafik Kazası Tazminat Davasının Kapsamı ve Süresi

by Avukat Erdal Ersoy
Trafik Kazası Tazminat Davasının Kapsamı ve Süresi

Trafik kazası tazminat davası, ölümlü veya yaralanmalı bir kazada zarar gören kişinin zararının giderilmesi için açabildiği davadır. Her iki kaza türünde de mağdurun dava hakkı bulunduğu kabul edilir. Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesine göre bu zararı gidermekle yükümlüdür. Hüküm trafik kazasına özgü bir dava düzenlemesi değildir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 49Kaynağı aç
MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür. II. Zararın ve kusurun ispatı

Sorumluluk, ispat ve birden fazla sorumlu

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren kişi de bu zararı gidermekle yükümlüdür. Bu sonuç için hem ahlaka aykırılık hem de kasten zarar verme aranır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesinde ispat yükü zarar görene aittir. Ortaya koyması gerekenler, uğradığı zarar ile zarar verenin kusurudur. Tutar bütünüyle kanıtlanamadığında hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri dikkate alarak hakkaniyete uygun miktarı saptar. Bu yol, zararın ve kusurun ayrıca ispatını gereksiz kılmaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 50Kaynağı aç
MADDE 50- Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler. III. Tazminat 1. Belirlenmesi

Birden çok kişi aynı zarara birlikte sebep olduğunda veya aynı zarardan çeşitli sebeplerle sorumlu olduklarında, haklarında müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 61Kaynağı aç
MADDE 61- Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır. b. İç ilişkide

Ölüm, yaralanma ve araç zararında kalemler

Ölümlü kazada cenaze giderleri ile ölüm gerçekleşene kadar yapılan hastane giderleri karşı taraftan istenebilir. Bu açıklama, giderlerin kimden ve hangi sınır içinde isteneceğini ayrıca göstermez.

Yaralanmada zarar gören aracın hasarı ile kişinin tedavi ve bakım giderleri tazminatın konusu olabilir. Yaşanan şok ve endişe gibi psikolojik etkiler nedeniyle manevi tazminat davası da açılabilir. Bunlar örnek etkilerdir; her psikolojik etkinin tazmin edileceği sonucu doğmaz.

Geçici iş gücü kaybı, yaralanan kişinin çalışma süresi boyunca kaybedeceği ücretleri kapsar. Bu kalem, kazaya sebep olan kişi veya sigorta şirketi tarafından ödenebilir. Ödemenin şartları, limiti ve sigortacı ile diğer sorumlular arasındaki fark belirli değildir.

Destekten yoksun kalma, kazada ölen kişinin yakınlarına ait bir tazminat türüdür. Hesapta ölenin yaşı ve geliri ile bakmakla yükümlü olduğu kişilerin ve bu kişilerin yaşlarının dikkate alınacağı belirtilir. Bunun dışında kalan hususlar belirli bir hesap yöntemine bağlanmamıştır.

Değer kaybı, aracın ikinci el piyasasında kaza nedeniyle uğradığı kayıptır. Araç kilometresi, işlem gören parça sayısı, aracın değeri ve modeli hesapta esas alınan kıstaslar arasında sayılır. Bu sayım bağlayıcı bir hesap formülü oluşturmaz.

Manevi tazminat

Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesine göre hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğü zedelendiğinde olayın özelliklerini göz önünde tutarak zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Hüküm takdir yetkisi tanır; ödenmesini zorunlu kılmaz ve miktar belirlemez.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 56Kaynağı aç
MADDE 56- Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. 2. Haksız rekabet

Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin ya da ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. Yakınlar bakımından ağır bedensel zarar veya ölüm şartı aranır. Karar verilebilir ifadesi zorunlu ödeme anlamına gelmez.

Davanın yöneltilebileceği kişiler

Bir ölçüde, sürücü trafik sicilindeki malik değilse davanın malike, yani aracı işletene açılması gerektiği ve malikin kusursuz sorumlu olduğu ileri sürülür. Bu ölçüye göre, kusurlu sürücü adına kayıtlı olmayan araçla bir yayaya çarpılması örneğinde dava sürücüye yöneltilemez. Başka bir ölçüde ise dava yalnızca sürücüye değil, hatalı görüldüğü takdirde sigorta şirketine, araç sahibine ve varsa işletene de açılabilir. Hatalı görülmenin ölçütü tanımlanmadığından bu iki ölçü tek bir muhatap kuralına indirgenemez.

Kazayı yapan aracın zorunlu mali mesuliyet sigortasını yapan şirkete dava açılabilir. Bazı durumlarda kasko sigortasını yapan şirkete de dava açılabilir. Bu durumlar ve sigorta teminatının sınırları belirli değildir.

Maddi zararlarda zamanaşımı

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. maddesine göre motorlu araç kazasından doğan maddi zarar tazminatı istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl içinde zamanaşımına uğrar. Süre her hâlde kaza gününden itibaren on yılı geçemez. Hüküm maddi zarar taleplerine ilişkindir; manevi tazminat süresi bu fıkrada düzenlenmemiştir.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 109Kaynağı aç
Madde 109 – Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır. Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır. Görevli ve Yetkili Mahkeme:[78]

Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı öngörmüşse, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Maddede hangi suçun hangi cezaya bağlandığı sayılmaz. Maddede düzenlenmeyen diğer hususlarda genel hükümler uygulanır; hangi genel hükümlerin uygulanacağı ayrıca belirtilmemiştir.

Zamanaşımının tazminat yükümlüsüne karşı kesilmesi sigortacıya karşı da keser. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır. Kesilme sebepleri bu hükümde ayrıca sayılmamıştır. Tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakkı ise, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kişiyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. Bu süre, zarar görenin tazminat istemindeki iki ve on yıllık sürelerden ayrıdır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin E. 2015/14628, K. 2015/11567 sayılı kararında, yolcunun yaralandığı olay bakımından ceza zamanaşımının uygulanması için fiilin cezayı gerektiren bir eylem olması yeterli görülmüştür. Fail hakkında soruşturma yapılması, ceza davası açılması veya mahkûmiyet ayrıca aranmamıştır. Bu değerlendirme bütün olay türleri için genel bir kurala dönüştürülemez.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/14628, K. 2015/11567Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/14628 E.  ,  2015/11567 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 02/07/2015 NUMARASI : 2015/238-2015/677 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, 12.05.2008 tarihinde davalı sigorta şirketine sigortalı aracın sürücü S. İ.’in idaresinde iken meydana gelen tek taraflı kazada araç içinde yolcu olan müvekkilinin geçici ve sürekli işgöremeyecek şekilde yaralandığını belirterek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 6.000,00-TL tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili, süresinde verdiği cevap dilekçesinde davanın KTK’nin 109. maddesindeki iki yıllık süre geçtikten sonra açıldığı belirterek zamanaşımı nedeniyle davanın reddini istemiştir. Mahkemece; KTK’nin 109. maddesindeki iki yıllık süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava Borçlar Kanunu'nun 46. (6098 sayılı TBK 54.) maddesi gereğince çalışma gücü kaybı nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Çekişmelerin bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı kurumu bir maddi hukuk kurumu değildir. Bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nin 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanışımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (Eren Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794). Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 60 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nin 109/I. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir" hükmüne yer verilmiştir. Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır. Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nin 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya şirket sigorta) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK’nin 10.10.2001 gün 2001/19-652-705 ve HGK'nin 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir). Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması yönünden hukuk hakiminin tazminat davasını görürken, ceza hukuku kurallarıyla ve özellikle ceza mahkemesinin fail hakkında vermiş olduğu beraat veya mahkumiyet kararıyla bağlı olup olmadığı BK 53. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddede hukuk hâkiminin ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmadığı hükme bağlandığı gibi ceza mahkemesi kararlarıyla da bağlı olmadığı düzenlenmiştir. Bununla birlikte suçun işlendiğine veya işlenmediğine ilişkin ceza mahkemesinin kesin kararı varsa, hukuk hâkimi bu kararla bağlıdır. Görüldüğü gibi ceza mahkemesince haksız eylemin suç niteliği saptanmamış ise hukuk hâkimine bunu kendiliğinden ve özgürce araştırma ve sonucuna göre karar verme yetkisi tanınmıştır. Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; kaza 12.05.2008 tarihinde gerçekleşmiş, davaya konu trafik kazası sonucunda davacının yaralandığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere KTK'nin 109/II. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkûmiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Bir kişinin yaralanması ile sonuçlanan söz konusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK'nin 109. maddisinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Buna göre eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK’de öngörülen ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu hale göre zamanaşımı süresinin dolmadığı dikkate alınmak suretiyle işin esasına girilip, tarafların delilleri toplanıp, sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 04.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Aynı daire, bu yaralanma olayında kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'ndaki ceza zamanaşımı dikkate alındığında dava tarihinde sürenin dolmadığı sonucuna varmıştır. Karar belirli bir yıl sayısı vermez. Yerel mahkemenin zamanaşımı nedeniyle verdiği ret hükmü, davacı vekilinin temyiz itirazları kabul edilerek oybirliğiyle bozulmuştur. Bozma, tazminatın esası hakkında hüküm kurmaz.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin E. 2015/9868, K. 2015/9429 sayılı kararında, ölümle sonuçlanan somut olay için kaza tarihinde yürürlükteki Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesine göre zamanaşımı on beş yıl olarak değerlendirilmiştir. Çoğunluk, 19.07.2008 tarihli kaza hakkında 18.07.2014 tarihinde açılan davada uzamış ceza zamanaşımının dolmadığı sonucuna vararak zamanaşımı nedeniyle verilen ret kararının bozulması gerektiğini kabul etmiştir. Karar oyçokluğuyladır. Karşı oy, ölen kişinin tamamen kendi kusuruyla öldüğü ve eylemin suç oluşturmadığı durumda uzamış zamanaşımının uygulanamayacağı görüşündedir; bu görüş çoğunluğun bozma sonucunun yerine geçmez. On beş yıllık değerlendirme bu ölüm olayına ilişkindir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/9868, K. 2015/9429Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/9868 E.  ,  2015/9429 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 27/02/2015 NUMARASI : 2014/531-2015/116 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, müvekkilinin desteği H. Y.'un sevk ve idaresindeki ve davalının zorunlu mali mesuliyet sigortacısı olduğu aracın karıştığı tek taraflı trafik kazasında desteğin hayatını kaybettiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 2.000,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece yapılan değerlendirme sonucunda, davada olağan zamanaşımı süresinin 2 yıl olduğu, kazanın meydana geldiği 19.07.2008 tarihinden itibaren dava tarihi 18.07.2014 tarihine kadar 2 yıllık sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. 1-818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 41 (6098 Sayılı TBK'nun 49.maddesi) maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de (TBK'nun değişik 72. maddesi) haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine (TBK'nun 72. maddesinde 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüştür.) tabi bulunduğu belirtilmiştir. Buna karşılık 2918 Sayılı KTK'nun 109/1 maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Maddenin özellikle 2. fıkrasında "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3.kişi) yapmış olduğu fiil cezayı gerektiriyor ise uzamış ceza zamanaşımı uygulanacağı ifade edilmiştir. Görüldüğü gibi, BK'nun 60 ve 2918 Sayılı KTK'nun 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından 1 yıl yerine, 2 yıl olarak öngörülmesidir. (TBK'nun 72. maddesi ile bu konuda da paralellik sağlanmıştır.) 2918 Sayılı Kanun'un anılan madde hükmünde gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebi ile açılacak davalar içinde geçerli olabilmesinin sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır.Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Dahası söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten) arasında bir ayrım da yapılmamış böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür. (HGK'nun 10.10.2001 gün 2001/19-652 ve HGK'nun 16.04.2008 gün ve 2008/4-326-325 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir.) Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında, kaza sonucu davacının desteği vefat etmiştir. Kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 Sayılı TCK'nun 66. maddesine göre zamanaşımı süresi 15 yıldır. Davaya konu trafik kazası 19.07.2008 tarihinde meydana gelmiş, dava ise 18.07.2014 tarihinde açılmıştır. Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında davada uzamış ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı gözetilerek yargılama yapılıp davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 02/07/2015 gününde üye …….ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık, karayolunda motorlu aracın işletilmesi sırasında tamamen kendi kusuru ile gerçekleşen kaza sonucu vefat eden, araç sürücüsünün ölümü nedeniyle desteğinden yoksun kaldığını iddia eden davacı eşin, aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasını düzenleyen sigorta şirketi aleyhine açtığı davada, 2918 sayılı yasanın 109/2 maddesinde düzenlenen uzatılmış zamanaşımının uygulanıp uygulanamayacağına ilişkindir. Yerel mahkemece “sürücünün eyleminin ceza yasalarına göre suç teşkil etmediği, bu nedenle 2918 sayılı yasanın 109/2 maddesinde düzenlenen uzatılmış zamanaşımının uygulanamayacağı” gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davacının temyizi üzerine “Sürücünün eyleminin suç teşkil ettiği” gerekçesiyle sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılamıyorum. Bilindiği üzere, motorlu aracın işletilmesinden, aracın sürücüsü-işleteni ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı zarar görenlere karşı müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Araç sürücüsünün sorumluluğu, Türk Borçlar Kanunu'nun 49.maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu hükümlerine, Araç işleteninin sorumluluğu 2918 sayılı yasanın 85.maddesi hükümlerine, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısının sorumluluğu ise 2918 sayılı yasanın 91/ilk maddesi hükümlerine dayanmaktadır. Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının sorumluluğu, poliçe limiti dahilinde işletenin sorumluluğu ile eş değerdir, aynıdır. İşleten tarafından ödenen sigorta primi karşılığında motorlu aracın işletilmesinden doğan, işletenin hukuki sorumluluğu, sigorta poliçesi ile sigorta şirketine geçmektedir. Sigorta şirketinin sorumluluğu, poliçe teminatı dahilinde işletenin sorumluluğundan ne bir kuruş eksik ne de bir kuruş fazladır. Araç sürücüsünün eylemi haksız fiil niteliğinde bulunduğu için sürücünün sorumluluğunun ve buna bağlı olarak Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısının sorumluluğunun tayinin de Türk Borçlar Kanunu'nun 49.maddesindeki koşulların gerçekleşmesi gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49/1 maddesinde “kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu” hükmü getirilmiştir. Madde metninden de açıkça görüldüğü üzere haksız fiil sorumluluğunun doğması için bir zarar veren, bir de zarara uğrayan olmalıdır. Zarar veren ve zarara uğrayanın aynı kişi olması, bu iki sıfatın aynı kişide içtima etmesi durumunda elbetteki Türk Borçlar Kanunu'nun 49.maddesinde düzenlenen sorumluluktan söz edilmesi mümkün değildir. Haksız fiil sorumluluğu ile ilgili zamanaşımı ise Türk Borçlar Kanunu'nun 72.maddesinde düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde eylemin cezayı gerektirmesi durumunda uzatılmış zamanaşımı süresinin uygulanacağı kabul edilmiştir. İşte uyuşmazlığa konu olan, 2918 sayılı yasanın 109/2 maddesi, Türk Borçlar Kanunu'nun 72/1 maddesinin ikinci cümlesinin Karayolları Trafik Kanunu'na uyarlanmış halidir. 2918 sayılı yasanın 109/2 maddesinde “davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmesi halinde bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olduğu” düzenlenmiştir. Uzatılmış zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için haksız fiilin aynı zamanda ceza kanunları gereğince suç teşkil etmesi, bunun yanında haksız fiilden doğan tazminat alacağına ilişkin zamanaşımı süresinden daha uzun bir ceza davası zamanaşımı süresi öngörülmüş olması gereklidir. Suç niteliğindeki haksız fiilden doğan alacak hakkının uzatılmış zamanaşımına tabi olması, ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımı süresi öngörülen hallerde tazminat talebinin daha önce zamanaşımına uğramasının hukuk mantığına aykırı olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Zira, hukuk mantığı fail yönünden daha hafif bir müeyyide niteliğindeki, tazminat yükümlülüğünün daha ağır sonuçları olan ceza müeyyidesinden önce zamanaşımına uğramamasını gerektirir. Bir fiil ancak suç niteliğini haiz ise cezalandırılabilir. Dolayısıyla borçlunun sorumluluğunu gerektiren fiil Ceza Kanunu ve özel yasalarda yer alan ceza hükümlerine göre suç niteliğinde olmalıdır. Fiilin, suçun objektif ve subjektif unsurlarını ihtiva etmesi gerekli ve yeterlidir. Ancak bu fiil nedeni ile ceza soruşturması yapılması, ceza davası açılması veya borçlunun cezaya mahkum edilmesi şart değildir. Ceza soruşturması yapılmamış veya ceza davası açılmamış ise fiilin suç niteliğini haiz olup olmadığı hukuk hakimi tarafından takdir edilecek, söz konusu takdirin yapılmasında hukuk hakimi ceza hukuku kurallarını dikkate alacaktır. Somut olayda; davacıların desteği, aracı sevk ve idare etmekte iken tamamen kendi kusuru ile gerçekleşen kazada vefat etmiştir. Davacılar, desteğin haksız fiil mağduru olması nedeniyle tazminat talep etmektedir. Davacılar desteği aynı zamanda haksız fiilin failidir. Olayda zarar gören davacıların Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayeti halinde yapılacak soruşturma sonucunda davacıların şikayeti yönünden fail ve mağdur sıfatının aynı kişide birleşmesi nedeniyle suç oluşmayacağından, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecektir. Tazminat alacaklısı (davacı)nın tazminat isteminin dayanağı olan, eşinin dikkatsiz ve tedbirsizlikle kendi ölümüne sebebiyet vermesi olayında suçun mağduru ve faili sıfatı aynı kişide içtima ettiğinden ceza hukukunun genel ilkelerine göre bu eylem suç teşkil etmeyecek, dolayısıyla davacının tazminat istemi yönünden 2918 sayılı yasanın 109/2 maddesi hükümleri uygulanmayacaktır. Sonuç olarak, desteğin tamamen kendi kusuru ile dikkatsizlik ve tedbirsizlik neticesi kendi ölümüne sebebiyet verme eylemi, suçun mağduru ve faili sıfatının aynı kişide içtima etmesi nedeni ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve özel ceza yasalarında suç olarak tanımlanmış bir eylem değildir. Desteğin eyleminin karşılığı ceza yasalarında düzenlenmemiştir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi olarak da adlandırılan 5237 sayılı Türk Ceza Yasası'nın ikinci maddesinde “1-kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbiri uygulanamayacağı, kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamayacağı, 2-idarenin düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza konulamayacağı, 3-kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamayacağı, suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacağı” öngörülmüştür. 5237 sayılı yasanın ikinci maddesi hükmüne göre, tazminat alacaklısı (davacı)nın, eşinin ölümü nedeniyle tazminat talep etmesinde eylemin faili de mağduru da aynı kişi olduğundan, desteğin eylemi suç teşkil etmediğinden uyuşmazlıkta 2918 sayılı yasanın 109/2 maddesinde düzenlenen uzatılmış zamanaşımının uygulanması mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım. Karşı Oy

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin E. 2015/2030, K. 2015/11687 sayılı kararında, yaralanmayla sonuçlanan olay için kaza tarihinde yürürlükteki Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesine göre zamanaşımı sekiz yıl olarak değerlendirilmiştir. Bu süre o yaralanma olayına ilişkindir ve ölüm olayındaki on beş yıllık değerlendirmeyle aynı olayın süresi değildir. Daire, 24.11.2009 tarihli kaza hakkında 30.07.2013 tarihinde açılan davada uzamış ceza zamanaşımının dolmadığı gerekçesiyle yerel ret hükmünün oybirliğiyle bozulmasına karar vermiştir. Bozma tazminat miktarını belirlemez.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/2030, K. 2015/11687Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/2030 E.  ,  2015/11687 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul(Kapatılan) 37. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 27/03/2014 NUMARASI : 2013/350-2014/53 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: – K A R A R – Davacı vekili, davalının zorunlu mali mesuliyet sigortacısı olduğu araçta yolcu olan müvekkilinin 24.11.2009 tarihinde aracın karıştığı tek taraflı trafik kazasında yaralandığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 5000 TL maddi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. 1- 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 41 (6098 Sayılı TBK'nun 49.maddesi) maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de (TBK'nun değişik 72. maddesi) haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine (TBK'nun 72. maddesinde 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüştür.) tabi bulunduğu belirtilmiştir. Buna karşılık 2918 Sayılı KTK'nun 109/1 maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Maddenin özellikle 2. fıkrasında "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3.kişi) yapmış olduğu fiil cezayı gerektiriyor ise uzamış ceza zamanaşımı uygulanacağı ifade edilmiştir. Görüldüğü gibi, BK'nun 60 ve 2918 Sayılı KTK'nun 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından 1 yıl yerine, 2 yıl olarak öngörülmesidir. (TBK'nun 72. maddesi ile bu konuda da paralellik sağlanmıştır.) 2918 Sayılı Kanun'un anılan madde hükmünde gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebi ile açılacak davalar içinde geçerli olabilmesinin sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Dahası söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten) arasında bir ayrım da yapılmamış böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür. (HGK'nun 10.10.2001 gün 2001/19-652 ve HGK'nun 16.04.2008 gün ve 2008/4-326-325 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir.) Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında, kaza sonucu davacı yaralanmıştır. Kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 Sayılı TCK'nun 66. maddesine göre zamanaşımı süresi 8 yıldır. Davaya konu trafik kazası 24.11.2009 tarihinde meydana gelmiş, dava ise 30.07.2013 tarihinde açılmıştır. Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında davada uzamış ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı gözetilerek yargılama yapılıp davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 05/11/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Davanın yeri ve belgeler

Trafik kazası tazminat davası genellikle kazanın meydana geldiği yerde veya kazaya karışan taraflardan birinin yerleşim yerinde açılır. Davanın açılacağı yer konusunda istisnalar bulunabilir ve yer, dava değeri ile diğer etkenlere göre değişebilir. Bu istisnaların kesin şartları sayılmamıştır.

Talep için kaza sonrası tutulan tutanak ve raporlar, hasar belgeleri, hastane raporları, gelir kaybı belgeleri ile kaza tarihine ait poliçe, ruhsat ve sürücü belgesi gibi belgelerin toplanması ve başvurunun yapılması gerekir. Liste örnek niteliğindedir; belgelerden birinin yokluğu dava hakkını kaldıran bir şart olarak gösterilmemiştir.

Trafik kazası tazminat davası nedir?

Ölümlü veya yaralanmalı trafik kazasında zarar gören kişinin zararının giderilmesi için açabildiği davadır. Kusurlu ve hukuka aykırı fiille zarar veren kişinin giderim yükümlülüğü genel bir kuraldır ve kazaya özgü bir düzenleme değildir.

Bedensel zarar ve ölümde manevi tazminata kimler için karar verilebilir?

Bedensel bütünlüğü zedelenen zarar görene, olayın özelliklerine göre uygun bir miktar için karar verilebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm varsa zarar görenin ya da ölenin yakınları için de uygun bir miktara karar verilebilir; bu bir zorunluluk değildir.

Maddi zarar tazminatı hangi sürede zamanaşımına uğrar?

Motorlu araç kazasından doğan maddi zarar talebi, zarar ve tazminat yükümlüsü öğrenildiğinde iki yıl, her hâlde kaza gününden itibaren on yıl geçince zamanaşımına uğrar. Manevi tazminatın süresi bu hükümde düzenlenmemiştir.

Daha uzun ceza zamanaşımı için ceza davası şart mıdır?

Kanun, daha uzun sürenin uygulanmasını cezayı gerektiren fiile ve ceza kanunundaki daha uzun süreye bağlar. Yolcunun yaralandığı E. 2015/14628, K. 2015/11567 sayılı kararda soruşturma, ceza davası veya mahkûmiyet ayrıca aranmamıştır.

Dava yalnızca aracın sürücüsüne mi açılır?

Hayır, tek bir muhatap kuralı kurulamaz. Bir anlatım davayı sicildeki malike veya işletene özgüleyip kusurlu sürücüyü dışlarken, diğeri sürücüyle birlikte sigortacı, malik ve varsa işleteni de kapsar.

Zorunlu mali mesuliyet sigortacısına dava açılabilir mi?

Evet, kazayı yapan aracın zorunlu mali mesuliyet sigortasını yapan şirkete dava açılabilir. Kasko sigortacısı ise yalnızca tanımlanmayan bazı durumlarda anılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu