Trafik Kazası Sigorta Tazminatı ve Uyuşmazlık Süreci

by Avukat Erdal Ersoy
Trafik Kazası Sigorta Tazminatı ve Uyuşmazlık Süreci

Trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca zarar gören kişilerin dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması zorunludur. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde yazılı cevap vermemesi veya verilen cevabın talebi karşılamaması durumunda uyuşmazlık yargıya taşınabilir. Bu aşamadan sonra hak sahipleri 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu kapsamında Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurabileceği gibi, dava şartı arabuluculuk sürecini tamamlayarak genel mahkemelerde tazminat davası da açabilir.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 97Kaynağı aç
Madde 97 – (Değişik: 14/4/2016-6704/5 md.) Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir. Sağlık hizmet bedellerinin ödenmesi:[73]

Araç Değer Kaybı ve Pert Uyuşmazlıklarında Hak Sahipliği

Trafik kazası neticesinde araçta meydana gelen değer kaybının tazmini için ilgili sigorta kuruluşuna süresi içinde yazılı risk bildiriminde bulunulması ve kanunun öngördüğü 15 günlük cevap süresinin tanınması gerekir. Sigorta kuruluşunun bu süre zarfında ödeme yapmaması veya eksik ödeme gerçekleştirmesi halinde zarar görenler Sigorta Tahkim Komisyonuna müracaat edebilir ya da zorunlu arabuluculuk aşamasından sonra genel mahkemelerde dava ikame edebilir.

Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A/1 maddesi uyarınca; aracın hareket ya da durma halindeyken irade dışı ani ve harici etkilerle bir cisme çarpması, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması, üçüncü kişilerin kötüniyet veya muziplikle yaptıkları fiiller, yanması ve çalınması gibi nedenlerle oluşan maddi zararlar poliçe teminatı kapsamındadır. Ağır hasara uğrayan veya tam hasar (pert) gören araçlarda hurdanın sigorta şirketine bırakılması ya da hurda bedeli mahsup edilerek ödeme yapılması yönündeki seçimlik karar hakkı sigorta şirketine değil sigortalıya aittir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/10815, K. 2016/3134Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/10815 E.  ,  2016/3134 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle davanın reddine ilişkin verilen hüküm, davacı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, davalının kasko sigorta poliçesiyle sigortaladığı davacıya ait aracın, davacının babası olan …'ın sevk ve idaresinde yaptığı tek taraflı kazada hasar gördüğünü, davalının zararı tazmin ile yükümlü olduğu halde ödeme yapmadığını, belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 16.000,00 TL. hasar bedelinin KDV'siyle birlikte 27.01.2014 tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davaya konu kazanın davacının beyan ettiği şekilde gerçekleşmediğini, davacının doğru bildirim yükümlülüğüne uymadığını, aracın davacının kardeşi olan alkollü sürücü tarafından kullanımı sırasında oluşan hasarın teminat dışı olduğunu, talebin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; tanık beyanına göre davacı sürücüsünün davacının kardeşi olduğu ve kaza anında alkollü olduğu, davacı sürücüsünün davalı sigortacıya yanlış bildirildiği, davacının doğru ihbar yükümlülüğüne uymadığı, kazayı yapan sürücünün alkollü olması nedeniyle hasarın teminat dışı olduğu gerekçesiyle davanın reddine verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davacıya ait aracın davalı şirket nezdinde kaskolu olduğu ve 04.01.2014 tarihli rizikonun poliçe yürürlük süresi içerisinde meydana geldiği uyuşmazlık konusu değildir. Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen KSGŞ A/1 maddesine göre; gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketli bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile 3.kişilerin kötüniyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bütününün sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 1409/1 maddesi uyarınca sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı maddenin 2. fıkrası hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir.Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5 maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı Kasko Poliçesi Genel Şartlarının 1.5.maddesi ve TTK 1446/2 maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar ederse ispat yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat yükü sigortalıya geçer. Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya bakıldığında; 04.01.2014 tarihinde tek taraflı trafik kazasının meydana geldiği, davacı aracının sürücüsünün, davacının babası olan … olduğu şeklinde kaza tespit tutanağı düzenlendiği, davalı sigortacının aldığı araştırma raporu ile davacının babasının araç kullanma yeterliliğine sahip olmadığı duyumlarının alınması ve davacının poliçesini düzenleyen acenteleri …'ın olayda sürücü değişikliği yapıldığı yönündeki beyanı nedeniyle, sürücü değişikliği ve alkollü sevk ihtimaline dayanarak davacıya tazminat ödemekten kaçındığı görülmektedir. Mahkemece, kaza tespit tutanağında araç sürücüsü olduğu tespit edilen davacının babası …'ın araç kullanmaya ehil olup olmadığı konusunda, trafik polisi bilirkişiden alınan 16.12.2014 tarihli raporda, davacı aracının sürücüsü olduğu bildirilen …'ın trafikte gerçekleştirdiği ihlaller gözetildiğinde araç kullanmaya ehil olmadığı yönünde kanaat bildirilmiş; anılan bu rapordaki tespitlerin mahkemece de benimsendiği görülmektedir. Oysa dosyanın incelenmesinde; aksi ispatlanana kadar geçerli resmi belge niteliğinde olan kaza tespit tutanağı ile sürücü olduğu tespit olunan …'ın mevzuat gereği sahip olması gereken yeterli ehliyetnameye sahip olduğu görülmektedir. Mahkemece, davacıya ait aracın kasko poliçesini davalı adına tanzim eden acentesi …'ın mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla verdiği ifadede, kazayı yapanın davacının babası değil de alkollü olarak aracı kullanan kardeşi olduğu yönündeki beyanına itibar edilerek davacının doğru ihbar yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği gerekçesiyle davanın reddine verilmiştir.Oysa mahkemece beyanına itibar olunan tanık …, bu beyanını kaza mahalline kendisinin gönderdiği ve oradan kendisini arayan çekici sürücüsü …'ın telefonda verdiği bilgiye dayandırmaktadır ki bu kişi de tanık olarak verdiği ifadesinde, davalının acentesi olan … ile böyle bir konuşma yapmadığını beyan etmiştir. İfade olunan bu hususlar ve tanık anlatımları bütün olarak değerlendirildiğinde davalı acentesi olan tanık …'ın beyanına itibar ile davacının doğru bildirim yükümlülüğüne uymadığı sonucuna varılması doğru olmamıştır. Yukarıda anılan Kanun hükümleri gereği ispat yükü üzerinde bulunan davalı sigortacı, aldıkları araştırma raporundaki tespitlere ve özellikle acentesi olan tanık …'ın beyanına dayanarak olayda sürücü değişikliği yapıldığı iddiasında bulunmakta; bunun dışında ispata yarar delil getirememektedir.Davalı sigortacının oluşun farklı olduğu ve teminat dışında kalan hallerden olduğunu soyut iddialarla değil, somut delillerle kanıtlaması gerekmektedir.Dosya kapsamına göre kazada davacı tarafın sürücü değişikliği yaptığı hususunun sabit olmadığı, kaldı ki bu husus sabit olsa bile, bunun tek başına doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmeme veya sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar etme anlamına gelmeyeceği ve dolayısıyla ispat külfetinin de yer değiştirmeyeceği açıktır. Bu durumda mahkemece, davaya konu rizikonun gerçekleşmesiyle davacı aracında meydana gelen hasarın, kasko poliçesi teminatı kapsamında olduğu gözetilmek suretiyle, hasar bedelinin belirlenmesi bakımında konusunda uzman bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 14/03/2016 gününde oybirliğiyle verildi.

Kalıcı Sakatlık ve Destekten Yoksun Kalma Talepleri

Yaralanmalı trafik kazalarında beden gücü kaybının tazmini talep edilirken Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri doğrultusunda işlem yapılır. İlgili yönetmelik çerçevesinde sakatlığın sürekli ve kalıcı nitelikte olduğunun belirlenebilmesi için kaza tarihinden itibaren en az bir yıllık sürenin geçmesi ve yetkili sağlık kurulundan durum bildirir sağlık kurulu raporunun temin edilmesi gerekir. Rapor temin edildikten sonra sigorta kuruluşuna mevzuata uygun belgelerle başvuru yapılmalı ve 15 günlük yasal inceleme süresi beklenmelidir.

Ölümlü trafik kazalarında ise vefat eden kişinin desteğinden yoksun kalan eş, çocuklar veya anne ve baba, Türk Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde destekten yoksun kalma tazminatı talep etme hakkına sahiptir. Destekten yoksun kalan hak sahiplerinin gerekli belgeleri sigorta şirketine sunarak yazılı bildirim yapması ve tanınan 15 günlük sürenin ardından ödeme yapılmaması durumunda hukuki yollara müracaat etmesi gerekmektedir.

Kaza Tespit Tutanağı ve Sürücü Değişikliği İddiasında İspat Yükü

Trafik kaza tespit tutanağı, aksi sabit oluncaya kadar geçerli resmi belge niteliğindedir. Sigortacının kazanın bildirilen şekilden farklı gerçekleştiği ve poliçe teminatı dışında kaldığı yönündeki savunmasını soyut iddialarla değil somut delillerle kanıtlaması zorunludur. Kazada sürücü değişikliği yapıldığı sabit olsa dahi, bu hal tek başına doğru ihbar mükellefiyetinin kasten yerine getirilmediği veya teminat dışı bir durumun teminat içindeymiş gibi gösterildiği anlamına gelmez ve ispat külfetini sigortalıya geçirmez.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/5936, K. 2016/7412Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2016/5936 E.  ,  2016/7412 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -KARAR- Davacı vekili; davalı şirkete kasko sigorta poliçesi ile sigortalı davacıya ait aracın kızının kullanması esnasında hasar gördüğünü, davalı tarafından zarar bedelinin karşılanması talebinin reddedildiğini, ağır hasarlı aracı nedeniyle uğradığı zararının ve kullanamadığı süre için uğradığı zararın tespiti ile davasının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; sürücü değişikliği yapıldığı gerekçesiyle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre konusunda uzman olmayan bilirkişinin kamera kayıtlarından çekilen net olmayan fotoğraflarda araç sürücüsünün erkek olarak görüldüğünü bildirildiği, tanık beyanında araç yanında iki erkek şahsın göründüğünün belirtildiği, kaza yerini terk eden sürücünün ispatla yükümlü olduğu ve araç sürücüsünün sürücü değişikliği yapması ihtimali ile sürücünün alkollü olup olmadığının tespitini engellediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen A/1 maddesine göre gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketli bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile 3.kişilerin kötüniyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bütün sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan TTK.nun 1409/1 maddesi uyarınca sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı yasanın 1409/2 maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5 maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir. İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği somut delillerle kanıtlanırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.(HGK 10.12.1997 gün ve 1997/11-772-1043; HGK 16.12.1998 gün ve 1998/11-872-905; HGK 22.12.2010 gün ve 2010/17-655-688 sayılı ilâmları) Somut olayda riskin gerçekleştiği sabit olup, bu riskin farklı şekillerde gerçekleştiği iddiasını davalı sigortacı ispat etmek zorundadır. Sigorta şirketinin hasarın teminat kapsamında olmadığı, olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil, iddia ettikleri şekilde gerçekleştiğini ve bu oluş şeklinin teminat dışında kalan hallerden olduğunu somut delillerle kanıtlaması gerekmektedir. Somut olaya bakıldığında; 19.05.2012 tarihinde tek taraflı trafik kazasının meydana geldiği, davalının olayda sürücü değişikliği ve alkollü sevk ihtimaline dayanarak davacıya tazminat ödemekten kaçındığı görülmektedir. Mahkemece, konusunda uzman olmayan bilirkişinin net olmayan kamera kayıtlarından çekilen fotoğraflarda araç sürücüsünün erkek olarak görüldüğünü bildirilmiş olmasına, ayrıca karakol nöbetçisinin mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla verdiği ifadede, araç yanında iki erkek şahsı gördüğün yönündeki beyanına itibar edilerek davacının doğru ihbar yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa savcılık dosyasındaki kamera inceleme tutanaklarında şahsın cinsiyetinin tespit edilemediği belirtilmiş ve gerçekten sürücü olduğu iddia edilen şahsın alkollü olup olmadığı da tespit edilememiştir. Anılan gerekçelerle ile davacının doğru bildirim yükümlülüğüne uymadığı sonucuna varılması doğru olmamıştır. Yukarıda anılan Kanun hükümleri gereği ispat yükü üzerinde bulunan davalı sigortacı bunun dışında ispata yarar delil getirememektedir. Davalı sigortacının oluşun farklı olduğu ve teminat dışında kalan hallerden olduğunu soyut iddialarla değil, somut delillerle kanıtlaması gerekmektedir. Dosya kapsamına göre kazada davacı tarafın sürücü değişikliği yaptığı hususunun sabit olmadığı, kaldı ki bu husus sabit olsa bile, bunun tek başına doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmeme veya sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar etme anlamına gelmeyeceği ve dolayısıyla ispat külfetinin de yer değiştirmeyeceği açıktır. Bu durumda mahkemece, davaya konu rizikonun gerçekleşmesiyle davacı aracında meydana gelen hasarın, kasko poliçesi teminatı kapsamında olduğu gözetilmek suretiyle, hasar bedelinin belirlenmesi bakımından uzman bilirkişiden alınan raporlar değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 20/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kasko Poliçesi Genel Şartlarının 1.5 maddesi ve Türk Ticaret Kanunu'nun 1446/2 maddesi gereğince, sigortalı rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına aykırı şekilde teminat dışı bir hususu teminat içindeymiş gibi ihbar ederse ispat yükü yer değiştirir ve hasarın teminat dahilinde kaldığını ispatlama yükümlülüğü sigortalıya geçer. Ancak olayın sigortacının savunduğu biçimde vuku bulduğu ileri sürüldüğünde, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5 maddesinde sayılan teminat dışı hallerden biri olması şarttır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/10780, K. 2016/3872Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/10780 E.  ,  2016/3872 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tahkim davası hakkında …. tarafından verilen 18.02.2015 tarih, 2015/1330 sayılı karara karşı davalı tarafından yapılan itiraz üzerine … tarafından verilen 08.05.2015 tarih, 2015/455 sayılı itirazın kabulü ile davacının başvurusunun reddine dair kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı şirket temsilcisi, davacı aracının davalı tarafından Birleşik Kasko Poliçesi ile sigortalandığını, kaza günü davacı aracının park halindeki araca arkadan çarptığını ve davacı aracında hasar oluştuğunu, davacı sürücünün kaza sonrası yaralı olması ve can güvenliği nedeniyle olay yerini terk etmek zorunda kaldığını, davalı sigortacının sürücünün olay yerini terk etmesinin haklı sebebi olmadığı gerekçesiyle hasar bedeli ödemeyi reddettiğini, araçlarında meydana gelen 45.845,53 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacı sürücünün kaza sonrası kaza mahallini terk etmesini gerektirir, can güvenliğini tehlikeye sokan bir durum olmadığı halde olay yerinden firar ettiğini, davacının ihbar yükümlülüğüne kasten aykırı hareket ederek sürücü tespitini engellediğini, bu nedenle zararın teminat dışı olduğunu, davacı sürücüsü olduğu iddia olunan kişinin alkol tespitinin kazadan 7,5 saat sonra yapıldığını, sürücünün alkollü olmadığı ve kaza yerini terk etmesinin haklı nedene dayandığını ispat yükünün davacıya geçtiğini, davacının KDV dahil hasar bedeli talep edemeyeceğini, bunun için yansıtma faturası düzenlemiş olması gerektiğini, eksperin hasar bedelini 29.973,85 TL. olarak saptadığını, talebin fahiş olduğunu belirterek başvurunun reddini savunmuştur. … tarafından, iddia, savunma, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; başvurunun kısmen kabulü ile 32.494,69 TL'nin karşı taraf …'dan tahsiline, fazla isteğin reddine verilmiş; bu karara davalı vekili … nezdinde itiraz etmiştir. … tarafından, davalının itirazının kabulü ile … kararının kaldırılmasına ve davacının başvurusunun reddine verilmiş; , davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davacıya ait aracın davalı şirket nezdinde kaskolu olduğu ve 05.12.2013 tarihli rizikonun poliçe yürürlük süresi içerisinde meydana geldiği uyuşmazlık konusu değildir. Mal sigortaları türünden olan kasko sigortasının teminat kapsamını belirleyen KSGŞ A/1 maddesine göre gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketli bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile 3.kişilerin kötüniyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bütününün sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 1409. maddesinin 1. fıkrası uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı maddenin 2. fıkrası hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir.Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5 maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı, Kasko Poliçesi Genel Şartlarının 1.5.maddesi ve TTK 1446/2 maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar ederse ispat yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat yükü sigortalıya geçer. Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya baktığımızda; 05.12.2013 tarihinde trafik kazasının meydana geldiği, davacı aracı sürücüsünün olay yerini terk etmiş olması nedeniyle, kazaya karışan diğer araç sürücüsünün beyanına göre ve çevreden yapılan araştırma ile davacı sürücüsünün … olduğunun o anda tespit edildiği, yapılan bu tespite göre de kaza tespit tutanağının düzenlendiği, davalı sigortacının olay yerini terk nedeniyle alkollü sevk ihtimaline dayanarak davacıya tazminat ödemekten kaçındığı görülmektedir. … tarafından, makina mühendisinden alınan 15.12.2014 tarihli raporda, davacı sürücüsünün kaza saatinden 8 saat sonra yapılan alkol ölçümünde alkolsüz olduğunun tespit edildiği, alkollü olduğunun kabulü halinde kaza saatinde 1,44 promil alkollü olmasının gerekeceği, kaza saatinden önce iki kez yaş beton taşıma işi yapan sürücünün bu düzeyde alkollü olmasının mümkün olmadığı yönünde kanaat bildirilmiş; …'nce anılan bu rapordaki tespitler benimsenerek başvurunun kısmen kabulü yönünde hüküm tesis edildiği görülmektedir. Davalı tarafın itirazı üzerine … tarafından yapılan değerlendirmede ise; olay yerini terk etmenin haklı nedene dayandığını ispat yükünün davacı sigortalıda olduğu, bilirkişi raporundaki sürücünün alkolsüz olduğu yönündeki tespitin tahminden ibaret olduğu, davacının da ispatı gerçekleştiremediği gerekçesiyle, davalı sigortacının itirazı kabul edilerek davacının başvurusunun reddedildiği görülmektedir. Yukarıda anılan Kanun hükümleri gereği ispat yükü üzerinde bulunan davalı kasko şirketinin, davacı sürücünün olay yerini terk etmesi ve alkol ölçümünü geç yaptırması nedeniyle, aracın alkollü sevk edilmiş olabileceği varsayımına dayanmakta ise de; bu iddiasını ispata yarar delil getirememektedir.Davalı sigortacının oluşun farklı olduğu ve teminat dışında kalan hallerden olduğunu soyut iddialarla değil, somut delillerle kanıtlaması gerekmektedir. Dosya kapsamına göre; kazadan sonra sürücü olay yerini terk etmiş olmasına rağmen, kaza tespit tutanağı düzenlenirken çevre araştırması ve karşı sürücünün beyanı ile davacı sürücünün tespit edilmiş olması, olayda sürücü değişikliği ihtimalinin böylece ortadan kalkmış olması, kaldı ki sürücü değişikliği yapıldığı sabit olsa bile bunun tek başına doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmeme veya sigorta teminatı dışında kalan bir hususu teminat içinde imiş gibi ihbar etme anlamına gelmeyecek olması gözetildiğinde, ispat külfetinin de yer değiştirmeyeceği açıktır. Bu durumda … nce, davaya konu rizikonun gerçekleşmesiyle davacı aracında meydana gelen hasarın, kasko poliçesi teminatı kapsamında olduğu gözetilmek suretiyle, davalının itirazı hakkında verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle itirazın kabulü ile davacının başvurusunun reddine verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı (talep eden) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 28.3.2016 gününde oybirliğiyle verildi.

Alkollü Araç Kullanımında Teminat Kapsamı ve Rücu Şartları

Zorunlu mali sorumluluk sigortasında sigortacı, sözleşmeden veya sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerinden doğan tazminat yükümlülüğünün azaltılması veya kaldırılmasına dair durumları 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 95. maddesi gereğince zarar gören üçüncü kişilere karşı ileri süremez; tazminatı ödedikten sonra kendi sigorta ettirenine rücu edebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/816 Esas ve 2022/375 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, hasarın teminat dışı kaldığının kabulü ve sigortacının rücu edebilmesi için sürücünün yalnızca alkollü olması tek başına yeterli olmayıp kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelmiş olması gerekir. Hasarın teminat dışı kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir ve olayın salt alkol etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediği kural olarak aralarında nöroloji uzmanının da bulunduğu bilirkişi kurulu incelemesiyle saptanır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/816, K. 2022/375Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/816 E.  ,  2022/375 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı … tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların sürücüsü ve işleteni olduğu, müvekkili şirkete zorunlu malî mesuliyet sigortası ile sigortalanan araçta yolcu olarak bulunan …’nin 21.06.2009 tarihinde yaşanan tek taraflı trafik kazasında vefat ettiğini, araç sürücüsünün kaza anında 246 promil alkollü ve asli kusurlu olduğunun belirlendiğini, hak sahiplerine ödenen destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan rücu amacıyla İzmir 6. İcra Müdürlüğünün 2011/1058 E. sayılı dosyasında başlatılan icra takibine davalıların haksız yere itiraz ettiğini ileri sürerek takibe vaki itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiş; yargılama aşamasında davalılardan … hakkındaki davayı takip etmediklerini beyan etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı … cevap dilekçesinde; araç sürücüsünün vefat eden arkadaşının rahatsızlığı üzerine hatır amacıyla aracın şoförlüğünü yapmaktayken kazanın meydana geldiğini, kazada vefat eden kişi alkollü ve hasta olduğundan araçtan çıkarılıp kurtarılamadığını, rücu şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.04.2013 tarihli ve 2011/628 E., 2013/182 K. sayılı kararı ile; dosya kapsamından araç sürücüsünün ve kazada vefat eden yolcunun kaza sırasında aşırı derecede alkollü olduğunun anlaşıldığı, kazada vefat edenin alkollü olduğunu bildiği davalı …'ün kullandığı araca binmek suretiyle olayda bölüşük kusurunun bulunduğu, hatır taşıması yanında ayrıca 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 44. [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 52. ] maddesi gereğince de indirim yapılması gerektiği, BK’nın 43 ve 44. maddeleri gereğince toplam %40 oranında indirim yapılmasının hakkaniyete uygun olacağı, davacının üçüncü kişilere ödeme yaparken bu hususu dikkate almadığı, ancak dava itirazın iptali davası olduğundan takip talebinde belirtilen miktarla bağlı kalınarak karar verilmesi gerektiği, davacının icra dosyasında takip konusu miktarı istemekte haklı olduğu, davalı … hakkındaki davanın ise takipsiz bırakıldığı ve süresinde yenilenmediği gerekçesiyle; davalı … hakkındaki davanın açılmamış sayılmasına, davalı … hakkındaki davanın kabulü ile İzmir 6. İcra Müdürlüğünün 2011/1058 E. sayılı dosyasında takip konusu alacağa davalının itirazının iptali ile takibin devamına karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 24.02.2015 tarihli ve 2013/17050 E., 2015/3359 K. sayılı kararı ile; “…1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, zorunlu trafik sigortacısının kendi akidi olan sigorta ettiren hakkında başlattığı icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 266.maddesi gereğince "Mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." 2918 sayılı KTK'nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin kara yolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin "Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı" başlıklı 97/1. maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin kara yolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan "b-2" bendinde; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir. Öte yandan, Zorunlu Mali Sorumluluk Sorumluluk Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektiren olay, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa, sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır. Bununla birlikte, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden KTK'nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin kara yolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve müteakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından, geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir. O halde, zararın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK'nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları) Somut olayda, davalı araç sürücüsünün 2.46 promil alkollü olarak araç kullanırken, kaza tespit tutanağına göre aracın direksiyon hakimiyetini kaybettiğinden, yol kenarındaki su kanalına devrildiği anlaşılmaktadır. Ancak yukarıda açıklanan ilkelere göre, sürücünün alkollü olması yalnız başına zararın teminat dışında kalmasını gerektirmez. Oluşan hasarın salt alkolün etkisi altında oluşup oluşmadığının, davalının olaydaki kusur durumunun konusunda uzman bilirkişilerce tespit edilmesi gerekir. Mahkemece bu hususta uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmadan yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.04.2016 tarihli ve 2016/85 E., 2016/142 K. sayılı kararı ile; somut olayda kazaya neden olan araç sürücüsünün kanındaki alkol oranı kazadan bir saat sonra 246 promil olarak belirlenmiş olup, kandaki alkol oranının saatte 15 promil azaldığı dikkate alındığında sürücünün olay esnasındaki alkol oranının 261 promil olduğu, kaza tek taraflı olup sürücünün kazadan hemen sonra alınan ilk ifadesinde yola çıktıktan sonrasını hatırlamadığını beyan ettiği, ceza mahkemesinde sürücü sanığın alkol derecesine ve kazanın oluş şekline göre tam ve asli derecede kusurlu olduğu kabul edilerek cezalandırılmasına karar verildiği, bilirkişi raporunda da yol kusuru nedeni ile sürücünün kusur oranından bir indirim yapılmadığı gibi herhangi bir kurum ve kuruluşa da bu nedenle kusur izafe edilmediği, sürücünün alkol seviyesinin çok yüksek oluşu, yola çıktıktan sonrasını hatırlamaması, kazanın tek taraflı oluşu dikkate alındığında bozma ilamında belirtildiği gibi, dava konusu hasarın salt alkolün etkisi altında oluşup oluşmadığının ve davalının olaydaki kusur durumunun uzman bilirkişilerce ayrıca tespit edilmesine gerek görülmediği, bilirkişi incelemesi yaptırılmasının yargılama sürecinin uzamasına ve yargılama giderlerinin artmasına neden olacağı ve davaya herhangi bir katkı sağlamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı … tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından kusur durumunun tespiti ve kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana gelip gelmediğinin belirlenebilmesi amacıyla uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın irdelenmesi gerekmektedir. 13. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) kazanın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 48. maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir. 14. Alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olan kişilerin davranışlarında değişme olmakta, fizyolojik ve metabolik reaksiyonlarda bozukluk meydana gelmekte, sinir sistemi üzerindeki etkisiyle psikolojik anormallikler ortaya çıkmaktadır. Yine sarhoş olan kişinin duygu, düşünce, idrak (algılama) yetenekleri değişmekte, koordinasyon ve motor fonksiyonlarında bozukluklar görülmektedir. Alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığının insanın ruh ve beden sağlığı üzerinde yaptığı tahribat tıp biliminin araştırma konusuna girmekle birlikte, alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen kişinin araç kullanması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 179. maddesinin 3. fıkrasına uyan somut tehlike suçunu oluşturmaktadır. Somut tehlikenin varlığı için, kişinin salt alkollü veya uyuşturucu maddenin etkisinde olması yeterli değildir. Salt alkollü olmak sadece soyut tehlike oluşturan KTK’nın 48. maddesine uyan kabahati oluşturacaktır (Parlar, Ali/ Hatipoğlu, Muzaffer: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Yorumu, Ankara, 2007, s. 1360 vd). 15. Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin (kazanın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan) “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97. maddesinde, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, konu ile ilgili olan “b-2” bendinde “Alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı” kenar başlığı altında; Alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promilin üstünde olanların araç kullanamayacakları açıklanmıştır. 16. Karayolları Trafik Kanunu’nun 95/2. maddesi uyarınca, sigorta sözleşmesinden veya sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerinden doğan nedenlerle sigortacının tazminat yükümlülüğünün azaltılması ve kaldırılmasına ilişkin hâller sigortacı tarafından üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden, sigortacı zarar görene ödeme yaptıktan sonra tazminatın kaldırılması ya da indirilmesini sağlayabileceği oranda kendi sigorta ettirenine rücu edebilecektir. Buna karşın sigortacı aynı nedenleri sigorta ettirene karşı ileri sürebilir. 17. Poliçenin geçerli olduğu dönemde yürürlükte bulunup somut olaya uygulanması gereken Zorunlu Malî Sorumluluk Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektiren olay, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa, sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır. 18. Zorunlu Malî Sorumluluk Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nın 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin ikinci fıkrasındaki yönetmelik düzenlemesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 97. maddesinde yukarıda anılan yasa hükmün tekrarlandıktan ve müteakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate alınmadan salt (mücerret) 0.50 promil üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin, yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir. 19. O hâlde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibarıyla sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması, tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir. Yargıtayın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, sigorta ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla, olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisi ile meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasar poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine, aksi hâlde kabulüne karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir (Bkz. 16.03.2016 tarihli ve 2014/17-808 E., 2016/313 K.; 09.04.2019 tarihli ve 2017/17-1095 E., 2019/432 K. sayılı kararları). 20. İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakta birlikte somut olayın özelliği dikkate alınarak kazanın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının hâli hazırda saptanıp saptanamadığı, münhasırlık noktasında ayrıca bilirkişi raporu alınması gerekip gerekmediği tartışılmalıdır. 21. Uyuşmazlığa konu kaza; sürücü …’ün direksiyon hakimiyetini kaybederek yol kenarındaki DSİ su kanalına devrilmesi sonucu oluşmuştur. Kaza mahallindeki yolun 4 metre genişliğinde iki yönlü, zeminin asfalt ve kuru, havanın açık, vaktin gündüz, yerin ise meskun mahal olduğu tespit edilmiştir. Araç sürücüsünün kanındaki alkol oranının kazadan bir saat sonra 246 promil, kaza anında ise yaklaşık 261 promil olduğu anlaşılmıştır. Sürücü olaydan bir gün sonra alınan ifadesinde, alkollü olduğu için araç kullanamayacağını belirtmesine rağmen arkadaşlarının ısrarı ile aracı kullanmak zorunda kaldığını, yola çıktıktan sonrasını ise hatırlayamadığını beyan etmiştir. Tanıklar araçta bulunan kişilerin hepsinin alkollü olduğu, araç düz yolda ilerlerken bir anda kendilerini su kanalının içinde bulduklarını beyan etmişlerdir. Bir başka anlatımla sürücü kazayı alkolün etkisi altında yaptığını, kazanın meydana gelmesinde başkaca bir etkinin bulunmadığını beyan etmiştir. Anılan bu beyanlar kaza raporu ile de uyumludur. Ceza mahkemesinde sürücü sanığın alkol derecesine ve kazanın oluş şekline göre tam ve asli derecede kusurlu olduğunu kabul ederek cezalandırılmasına karar vermiştir. Alınan bilirkişi raporunda da yol kusuru nedeni ile sürücünün kusur oranından bir indirim yapılmadığı gibi herhangi bir kurum ya da kuruluşa da bu nedenle kusur izafe edilmemiştir. Bir başka deyişle; kazanın meydana gelmesinde başkaca bir etkenin bulunmadığı kesin olarak ortadadır. Açıklanan nedenlerle kazanın meydana geliş şekli itibarıyla sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olduğu noktasında en ufak bir kuşku bulunmayıp, dava konusu hasarın salt alkolün etkisi altında oluşup oluşmadığının ve davalının olaydaki kusur durumunun konusunda uzman bilirkişilerce ayrıca tespit edilmesine gerek bulunmadığından mahkemece verilen direnme kararı yerindedir. 22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacının kaza anında alkollü olduğunu belirtmiş olmasının tek başına sonuca etki edecek nitelikte bulunmadığı zira tanık Hasan Batuhan Aktaş’ın ifadesinde sürücünün kaza anına kadar herhangi bir hatasının olmadığını, normal yolda seyir ederken bir anda kanala yuvarlandıklarını, yolda babasının panik atak rahatsızlığı nedeniyle fenalaştığını ve hemen doktora gidelim yetiştirelim şeklinde beyanda bulunması üzerine sürücünün biraz daha hızlandığını ve kazanın olduğunu beyan ettiği hususu gözetildiğinde, mahkemece nöroloji uzmanı, sigorta ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla, olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması gerektiğinden direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 23. Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre miktara ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme kararı yerinde olup davalı …’in tazminat miktarı ile diğer yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Geçici Madde 3” hükmü uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 24.03.2022 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Direnmeye konu olan Özel Daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık; somut olay bakımından kusur durumunun tespiti ve kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana gelip gelmediğinin belirlenebilmesi amacıyla uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasının gerekip gerekmediği noktasındadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu 48. maddede 2013 yılında önemli değişiklikler yapılmış ve alkollü olan sürücülerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu, 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında idari para cezası verileceği, 1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında Türk Ceza Kanununun 179. maddesinin 3.fıkrası hükümlerinin uygulanacağı, 0,50 promilin üzerinde alkollü olan hususi otomobil sürücüleri bakımından trafik kazasına sebebiyet verilmesi hâlinde ayrıca Türk Ceza Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Uyuşmazlığa konu trafik kazası ise bu değişikliklerden önce 2009 yılında meydana gelmiştir. Kazanın meydana geldiği tarihte 48. maddede mevcut olan kapsamlı değişiklikler yapılmış değildir. O tarihte yürürlükte olan düzenlemede alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu belirtilmiş bunun dışında promil düzeyine ilişkin hükme yer verilmemiştir. Bu düzenlemeye de uygun olarak yerleşik yargısal uygulama ile 48. maddede alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasaklandığı maddenin 2. fıkrasında yönetmelik düzenlenmesine imkân tanıyan hükümde yasaklama yetkisinin yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde yasada yer alan hüküm dikkate alınmadın salt 0.50 promilin üstünde alkol miktarına göre araç kullanma yasağının getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığı için bu yönetmelik hükmüne gidilemeyeceği, geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulünün de mümkün olmadığı kabul edilmiştir. Buna bağlı olarak sürücünün alkollü olmasının tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmediği alınan alkol oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığı için mahkemece olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanarak sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda oluşan hasarın poliçe teminat dışında kalacağı benimsenmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise değişiklik öncesindeki kanun hükmüne aykırı olarak çıkarılan yönetmeliğin 97. maddesi esas alınarak 2.46 promil alkol oranından söz edilerek alkollü olarak trafik kazasına neden olunduğundan kazanın oluşumunda ağır kusurlu olunduğu saptamasına yer verilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere yönetmeliğin 97. maddesi o tarihte yürürlükte olan hâliyle 48. madde hükmüne aykırı olup yönetmelik hükmü esas alınarak düzenlenen bu raporun hükme esas alınarak sonuca gidilmesi doğru olmamıştır. Bu durumda yönetmelik hükmünün geçerli olmadığı, promil miktarının sonuca etkili olmadığı gözetilerek bu kapsamda değerlendirme içeren yeni bir bilirkişi raporu alınarak sonuca gidilmesi gerekmektedir. Bilirkişi raporu alınmaksızın mahkemece trafik kazasının doğrudan alkolün etkisiyle meydana gelmiş sayılıp sayılmayacağı konusunda ise bu husus bazı teknik saptamalara bağlı olarak belirlemeyi gerektirdiğinden hâkimin kendiliğinden promil oranını esas alarak salt alkolün etkisiyle kazanın meydana geldiğini kabul etmesi mümkün değildir. Kaza tek taraflı olsa da kazanın meydana gelmesi başka etkenlere de bağlı olabilecektir. Kazadan bir saat sonra tespit edilen alkol oranının kaza tarihine uyarlanarak belirlenecek alkol oranının güvenli sürme yeteneğinin kaybedilmiş sayılmasını gerektirip gerektirmediği teknik bilgi kapsamında nöroloji uzmanı bilirkişinin inceleme ve tespitini gerektirmektedir. Bunun yanında kazanın meydana gelmesinde başka etkenlerin rol oynayıp oynamadığı trafik bilirkişisinin incelemesine muhtaçtır. Özel teknik ilgi gerektiren konuda hâkimin bu konuda teknik bilgiye sahip olsa dahi gerek bu bilgisini kullanarak gerekse kanaat üzerine karar verebileceğinden söz edilemez. Ceza mahkemesi kararında aşırı alkolün de etkisiyle sürücünün bilinçli taksirli olduğu kabul edilmiş ve bu husus da direnme kararına gerekçe yapılmıştır. Bilinçli taksir 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesinde, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi olarak tanımlanmıştır. Taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Bilinçli taksirde neticeyi öngördüğü hâlde, sadece şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket etme söz konusudur. Gerçekten alkollü olarak araç kullanmanın kazaya neden olabileceğini kişinin öngörmesi gerekir ise de bunun yanında başka nedenlerin varlığı da kazaya neden olmuş olabilir. Başka nedenlerin de varlığı hâlinde kazanın salt alkolün etkisiyle meydana geldiğinden söz edilemeyeceğinden ceza mahkemesi kararındaki bu tespite rağmen kazanın salt alkolün etkisiyle meydana gelip gelmediğinin araştırılması gerekliliği ortadan kalkmış değildir. Kazaya karışan sürücü, karakol ifadesinde yola çıkmadan önce çok alkollü olduğunu, araç kullanamayacağını belirttiğini ancak ikna edildiğini saat 20:00 sıralarında tali yollardan Mavredin yolu üzerine çıktığını ancak bu yola çıktıktan sonra hiçbir şey hatırlamadığını beyan etmiş, sorgusu sırasındaki ifadesinde de Ova yolundan Mavredin yoluna çıktıktan sonrasını hatırlamadığını kazanın nasıl olduğunu bilmediğini beyan etmiştir. Davalının bu beyanları ile alkollü araç kullandığı belirlenmiş ise de bu beyanlar en başından beri güvenli biçimde araç kullanamaz durumda olduğu anlamında değildir. Zira Ova yolu olarak belirtilen tali yollardan Mavredin yolu üzerine çıktığını belirtmiş ancak bu yola çıktıktan sonrasını hatırlamadığının beyan etmiştir. Kaza Mavredin yoluna çıktıktan sonra meydana geldiğinden ifadelerinde belirtilen hatırlamama en başından beri bir hatırlamamayı değil tali yollardan geçtikten sonra kazanın meydana geldiği yerden sonrası bir hatırlamamayı içermektedir. Bu ise kazanın şoku ile meydana gelen bir hatırlamamaya da karşılık geldiğinden tali yollardan geçerken bir hatırlamamayı içermemektedir. Bu beyana dayalı olarak en başından beri ne olduğunu hatırlamadığı ve buna bağlı olarak kazanın salt alkolün etkisiyle meydana geldiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna da doğrudan varılamaz Tanıklardan Hasan Batuhan Aktaş beyanında, aracı kullanan Velit’in kaza anına kadar herhangi bir hatasının olmadığını normal yolda seyir ederken bir anda kanala yuvarlandıklarını ancak yolda babasının panik atak rahatsızlığı nedeniyle fenalaştığını ve hemen doktora gidelim yetiştirelim şeklinde beyanda bulunduğunu, Velit’in de bunun üzerine biraz daha hızlandığını ve olayın da bu şekilde meydana geldiğini beyan etmiştir. Mahkemece bu beyanlar üzerinde durulmadan yönetmelik hükmünü esas alarak düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmış ise de bu beyanlar üzerinde de durularak olayın salt alkollü olunmanın etkisiyle meydana gelip gelmediğinin araştırılıp bir sonuca varılması gerekmektedir. Bu durumda Özel Daire bozma kararında belirtildiği şekilde bilirkişi kurulu raporu alınarak karar verilmesi gerekirken önceki hükümde direnilmiş olması doğru olmamıştır. Yukarıda açıkladığım nedenlerle Özel Daire kararı gibi direnme hükmünün bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan direnme uygun bulunarak dosyanın Özel Daireye gönderilmesi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 95Kaynağı aç
Madde 95 – Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez. Ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabilir. Zarar görenlerin çokluğu:

Zorunlu mali sorumluluk sigortasında uzman bilirkişi heyetince kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana geldiği ve sürücünün tam kusurlu olduğu saptandığında sigortacının rücu davası kabul edilir. Sürücünün olay yerini terk etmesi ve alkol ölçümünün sonradan yapılması ise somut delil bulunmadıkça aracın alkollü sevk edildiği varsayımını ve ispat yükünün yer değiştirmesini haklı kılmaz. Kasko sigortasında ise Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/7567 Esas ve 2022/1432 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, yüzde yüz kusurlu olup 1.00 promil ve üzeri alkollü sürücülerin güvenli sevk ve idare yetersizliği sebebiyle meydana gelen zararları münhasırlık raporu aranmaksızın teminat dışı sayılır; sürücünün tam kusurlu olmadığı veya kazanın oluşumuna başka sebeplerin de etken olduğu hallerde meydana gelen zarar kasko teminatı kapsamında kalır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/7567, K. 2022/1432Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/7567 E.  ,  2022/1432 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki sigorta tahkim davası hakkında Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından verilen karara karşı davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetinin 31/03/2020 tarih ve 2020/İHK-6697 sayılı itirazın kabulüne dair verilen kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü; K A R A R Davacı vekili; davacıya ait aracın davalı nezdinde kasko poliçesiyle sigortalı olduğunu, 23/07/2019 tarihli tek taraflı trafik kazası sonucu aracın hasarlandığını, zararın teminat dışı kalmasına yol açacak neden bulunmadığı halde davalının zararı karşılamadığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 132.680,04 TL'nin başvuru tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili; aracın alkollü sevki nedeniyle zararın teminat dışı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından; başvurunun kabulü ile 113.647,82 TL’nin 10/10/2019 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalı … şirketinden alınarak davacıya verilmesine, fzlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, karara karşı davalı … şirketi vekilince yapılan itiraz üzerine, İtiraz Hakem Heyetince yasal sınırın üstünde alkollü sürücünün yaptığı kazada aracın hasar gördüğü, zararın KSGŞ A.5.5. maddesi gereği teminat dışı olduğu gerekçesiyle başvurunun reddine dair verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, İtiraz Hakem Heyeti kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Dava, Kasko Sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, trafik kazasının salt alkolün etkisiyle meydana gelip gelmediği, dolayısıyla hasarın kasko sigorta poliçesi teminatı kapsamında kalıp kalmadığı noktalarında toplanmaktadır. 6847 Sayılı Kanunun 19. maddesi ile değişik 2918 sayılı KTK.'nun 48/6.maddesinde; ”Yapılan tespit sonucunda 1.00 promil ve üstü alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 179 uncu maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.” düzenlemesi ve TCK.nın 179/3 maddesinde ise “Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki madde hükmüne göre cezalandırılır.” düzenlemesi ve Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5 maddesinde yer alan; Taşıtın uyuşturucu maddeler veya Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararlar” düzenlemesi karşısında %100 kusurlu olup 1.00 promil ve üstü alkollü sürücülerin emniyetli araç sevk ve idare edemeyecek durumda olmaları nedeniyle meydana gelen zarar münhasırlık raporu aranmadan sigorta teminatı kapsamı dışında sayılacaktır. Kasko sigortalı araç sürücüsünün kusursuz olması ya da tam kusurlu olmaması durumunda, trafik kazasının oluşumuna sadece sürücünün alkollü olması değil başka sebeplerinde etken olması nedeniyle meydana gelen zarar kasko sigortası teminat kapsamı içinde sayılacaktır. O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için sürücünün sadece alkollü olması yetmeyip kazanın münhasıran alkolün etkisinde oluşması gerekmektedir. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK.'nun 1281.maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkol oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, kazanın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması gerektiği benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün ve 2005/11-624-713; YHGK 10.12.2014 gün ve 2013/17-1199 E. 2014/1018 K. sayılı ilamları). Somut olayda; Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem heyetince alınan kusur bilirkişi raporunda; kazaya neden olan çöken yol kısmında gerekli önlem ve bakımının yapılmamasından dolayı dava dışı kurum ve kuruluşun % 100 oranında kusurlu olduğu, dava dışı sigortalı araç sürücüsünün ise kusursuz olduğu bildirilmiştir. Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti’nce nöroloji uzmanından alınan bilirkişi raporunda alkolün kazanın oluşumunda münhasıran etkisi olmadığı belirtilmiş ve başvurunun kabulü ile 113.647,82 TL’nin avans faizi ile birlikte davalı … şirketinden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karara karşı davalı … şirketi vekilince yapılan itiraz üzerine, İtiraz Hakem Heyetince yasal sınırın üstünde alkollü sürücünün yaptığı kazada aracın hasar gördüğü, zararın KSGŞ A.5.5. maddesi gereği teminat dışı olduğu gerekçesiyle başvurunun reddine karar verilmiştir. Kaza sırasında sigortalı araç sürücüsünün 0.53 promil alkollü olduğu saptanmış ise de, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, sürücünün alkollü olması yalnız başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Kazanın salt alkolün etkisiyle oluşması ve başka etmenlerin bulunmaması gerekir. Dosya kapsamından ve alınan bilirkişi raporundan, davacıya ait araç sürücüsünün tek başına kazaya sebebiyet vermediği, dava dışı yolun yapımından sorumlu kurum veya kuruluşun % 100 kusurlu davranışı ile olayın gerçekleştiği, dolayısıyla kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana gelmediği anlaşılmaktadır. Buna göre İtiraz Hakem Heyeti’nce talebin teminat dışı olduğunun kabulü ile başvurunun reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 02/02/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2014/20038, K. 2017/3190Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2014/20038 E.  ,  2017/3190 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili; davacı … şirketine zorunlu mali mesululiyet … poliçesi ile sigortalı, davalıya ait ve dava dışı sürücüsünün sevk ve idaresindeki aracın dava dışı yayaya tam kusurlu şekilde çarparak yaralanmasına neden olduğunu, kazada yaralanan yayaya ….234,00 TL ödemek zorunda kaldıklarını belirterek fazlaya ilişkin haklarının saklı tutularak şimdilik ….500,00 TL'sinin ödeme tarihi olan …/04/2009 tarihinden itibaren ticari işlerde uygulanan avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istediklerini bildirmiştir. Davacı vekili …/…/2010 tarihinde dava değerini ….837,33 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı vekili; davacı sigortacının sigortalısı davalıya rücu etmesinin mümkün bulunmadığını, sürücü … …'ın olay sırasında alkollü olmadığını, alkolü kaza sonrasında aldığını ve kazanın meydana gelmesinde yaya kazazede Salih Yiğit'in kusurlu olduğunu belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, rizikonun teminat dışında kaldığının ispat yükünün davacı sigortaya ait olduğu, davacı sigortanın ceza dosyasından başka bir delil sunmadığı, ceza dosyası kapsamına göre de davalının kaza anında alkollü olduğunun kanıtlanamadığı, kaza sonrası …-… saatlik dilimde ….58 promil alkol almanın mümkün olduğu, bu itibarla kazanın sırf alkolün etkisi ile meydana geldiğine dair dayanağı olmayan alkolün kaza sırasında varlığının kabulünden hareket eden bilirkişi kurulunun raporuna itibar edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, zorunlu mali sorumluluk … poliçesinden kaynaklanan rücuan tazminat istemine ilişkindir. 2918 sayılı …'nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin "Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı" başlıklı 97/…. maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra bu konu ile ilgili olan "b-…" bendinde; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir. Öte yandan, Zorunlu Mali Sorumluluk Genel Şartlarının B…..d maddesinde; tazminatı gerektiren olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının … ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır. Bununla birlikte, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B…..d maddesinin dayanağını teşkil eden …'nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin …. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir. O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK'nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir….'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne, aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK ……..2002 gün ve 2002/…-768-840; YHGK ……..2004 gün ve 2004/…-257-212; YHGK ……..2005 gün ve 2005/…-81-…; YHGK ……..2005 gün 2005/…-624-713 sayılı ilamları) Genel olarak yapılan bu açıklamalara göre somut olaya bakıldığında, mahkemece; aralarında Nöroloji uzmanının da bulunuduğu bilirkişi heyetince düzenlenen 01.07.2010 tarihli rapora göre … plakalı otomobilin sürücüsü … …'ın tamamen kusurlu olup dava dışı yaya …'ın ise kusursuz olduğu, meydana gelen trafik kazasının … …'ın ….79 promil alkollü olması ve münhasıran alkolün etkisiyle meydana gelmiş olduğu belirtilmiş olmasına rağmen mahkemece, davalının kaza anında alkollü olduğunun ve rizikonun teminat dışı kaldığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde reddi doğru görülmemiş ve hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine …/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Uyuşmazlık Çözüm Yolları ve İtiraz Usulü

Sigorta tazminatı uyuşmazlıklarında zarar görenler iki ayrı yasal yoldan birini tercih edebilir. İlk yöntem, sigorta kuruluşuna yapılan yazılı bildirimin ardından 5684 sayılı Kanun kapsamında Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulması ve hakem heyetince uyuşmazlığın karara bağlanmasıdır. İkinci yöntem ise genel mahkemeler öncesinde dava şartı arabuluculuk sürecinin işletilmesi, anlaşma sağlanamaması halinde yetkili mahkemede tazminat davası ikame edilerek istinaf ve temyiz kanun yollarının takip edilmesidir.

Araç değer kaybı tazminatı için dava açmadan önce sigortaya başvuru zorunlu mudur?

Evet, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca dava yoluna gitmeden önce sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunulması ve 15 günlük yasal cevap süresinin tanınması zorunludur.

Sürücünün alkollü olması trafik sigortasında tazminat ödenmesini engeller mi?

Sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez; hasarın teminat dışı kalabilmesi ve sigortacının rücu edebilmesi için kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana geldiğinin sigortacı tarafından somut delillerle kanıtlanması gerekir.

Kalıcı sakatlık tazminatında sağlık kurulu raporu ne zaman alınmalıdır?

Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik gereğince sakatlığın sürekli ve kalıcı nitelikte olduğunun tespiti için kaza tarihinden itibaren en az bir yıl beklenerek yetkili sağlık kurulundan rapor alınmalıdır.

Pert olan araçta hurdanın kimde kalacağına kim karar verir?

Tam hasara veya ağır hasara uğrayan araçlarda hurdanın sigorta şirketine terk edilmesi ya da hurda bedeli mahsup edilerek ödeme yapılması yönündeki seçimlik karar hakkı sigorta şirketine değil sigortalıya aittir.

Sürücü değişikliği iddiasında ispat yükü hangi taraftadır?

Kaza tespit tutanağı aksi ispatlanana kadar resmi belge niteliğinde olduğundan, sürücü değişikliği yapıldığını ve rizikonun teminat dışı kaldığını somut delillerle ispatlama yükümlülüğü sigorta şirketine aittir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu