Trafik Kazalarında Olası Kast ve Bilinçli Taksir Ayrımı

by Avukat Erdal Ersoy
Trafik Kazalarında Olası Kast ve Bilinçli Taksir Ayrımı

Trafik kazalarında olası kast ile bilinçli taksir arasındaki sınır, failin öngördüğü tehlikeli netice karşısındaki içsel tutumuna ve iradesine göre belirlenir. Her iki kusurluluk türünde de fail zararlı neticenin meydana gelebileceğini somut biçimde öngörmektedir. Bilinçli taksirde fail bu neticeyi istememekte; şansına, tecrübesine veya sürüş becerisine güvenerek kazanın gerçekleşmeyeceğine inanmaktadır. Olası kastta ise fail, fiilinin muhtemel bir zararla sonuçlanabileceğini öngörmesine rağmen duruma kayıtsız kalmakta, olursa olsun düşüncesiyle neticeyi kabullenmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sistematiğinde bu kabul, fiilin taksir sınırını aşarak kast rejimine tabi tutulmasına yol açar.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 21Kaynağı aç
Madde 21- (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast,
suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini
öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis
cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla
kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden
yarısına kadar indirilir.
Taksir
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 22Kaynağı aç
Madde 22- (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği
hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir
davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek
gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi
istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır;
bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna
göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi
kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı
belirlenir.
(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin
kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz
kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir
halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
Netice sebebiyle ağırlaşmış suç
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/200, K. 2016/250Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2014/200 E.  ,  2016/250 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Olası kastla öldürme ve bu suça teşebbüsten açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde sanığın eyleminin bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne, birden fazla kişinin de yaralanmasına neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı TCK'nun 85/2, 22/3, 62, 53/6 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 12 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin iki yıl süre ile geri alınmasına ve mahsuba ilişkin, Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.09.2010 gün ve 25-97 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 16.05.2013 gün ve 2257-3917 sayı ile;
"Oluşa ve dosya kapsamına göre; olay günü saat 21.50 sıralarında sanığın 2.70 promil alkollü olarak 'taşıt giremez' ve 'sola dönülmez' levhalarına rağmen Trabzon-Giresun bölünmüş yoluna ters yönden girerek yolun akışına göre sol şeritten aracın farları kapalı vaziyette seyir halinde bulunduğu sırada, mağdur …'ın kullandığı ve içerisinde maktul … ve mağdurlar …, Oğuzhan ve Hatice'nin bulunduğu araçla karşılaştığı, mağdur …'ın selektör yaparak sanığı uyarmasına ve frene basarak sanığın kullandığı araca çarpmamaya çalışmasına rağmen sanığın frene basmadan mağdur …'ın aracına çarpması sonucu kazaya, maktulün ölümüne ve mağdurların yaralanmasına neden olduğu olayda, sanığın trafik kazası olabileceğini ve ölüm veya yaralanma sonucunun gerçekleşebileceğini öngörmesine karşın bunları kabullendiği, bu nedenle meydana gelen sonuçtan sorumlu olduğu ve eylemin olası kastla öldürme ve olası kastla yaralama suçlarını oluşturduğu anlaşıldığı halde, suçların niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 11.09.2013 gün ve 115-125 sayı ile;
"Olay tarihinde sanık …'ın 21.12.2009 günü saat 15.00 sıralarında ikametgahında yarım litre viski içtiği, saat 21.30 sıralarında … plaka sayılı aracı ile Fatih Mahallesi Eski Sahil Yolu, Karayolları karşısı, Fatih Apartmanı önünden, Adacık Mahallesinde bulunan Mavi Kıyı Restauranta köfte yemek için hareket ettiği, liman kavşağına geldiğinde üst geçit altında 'Taşıt Giremez' ve 'Sola Dönülmez' trafik işaret levhası bulunduğu halde Giresun-Trabzon istikameti bölünmüş olan ve karşı yönden gelen trafiğin kullandığı, D.010 devlet karayoluna tersten girerek Giresun istikametine göre sol şerit üzerinden, yani güvenlik şeridinde, farları kapalı bir şekilde seyretmekte iken orta şeride geçerek yaklaşık 850 metre sonra Adacık Mahallesi Adacık fırını karşısı Yıldızkent Sitesi önünde saat 21.50 sıralarında, Giresun-Trabzon istikametinin 2800. metresinde yolun orta şerit çizgisi üzerinde orta refüje 440 cm mesafede şikayetçi …'nin kullandığı 80 NB RN Hollanda plakalı araca çarpması sonucu trafik kazasının meydana geldiği, 80 NB RN plakalı aracın çarpmanın etkisiyle arka tarafının havaya kalkıp dönüp savrularak orta refüj üzerine düştüğü, bu araç içerisinde ön koltukta oturan …'nin olaydan hemen sonra öldüğü, araç şoförü … ile arka koltukta oturan şikayetçiler …, … ve …'ın raporlarında belirtildiği şekilde yaralandıkları, … plaka sayılı aracın kaza anında savrularak yol ortasında dönerek durduğu ve aracı kullanan şüphelinin yaralandığı, …'nin solunum yetmezliği ve iç kanamadan ölüm meydana geldiğinin tespit edildiği, sanığın Vakfıkebir Devlet Hastanesinde 21.12.2009 tarihinde saat 23.31'de alkolmetre ile yapılan ölçümde ve muayenesinde 2.70 promil alkollü olduğunun, Adli Tıp Kurumu, Trabzon Grup Başkanlığı Kimya İhtisas Dairesinin 30.12.2009 tarih ve 2009/2723/2288 sayılı raporunda ise 2.57 promil etil alkol olduğunun tespit edildiği,
Trafik kazası tespit tutanağında ve trafik bilirkişi Selahattin İşçi'nin 22.12.2009 tarihli trafik kazası bilirkişi raporu, sanık savunması, müşteki ve sanık beyanlarına göre sanık …'ın alkollü olarak Giresun-Trabzon istikameti bölünmüş olan ve karşı yönden gelen trafiğin kullandığı karayoluna aracı ile tersten girmesi neticesi kaza meydana geldiği olayda birinci derecede ve asli kusurlu olduğu, diğer araç sürücüsünün ise kusursuz olduğu anlaşılmış olup, sanık olayda sarhoş olacak düzeyde alkollü ve geceleyin ana yola dönülmez işaretinin bulunduğu yerde ters istikamete girmiş ve güvenlik şeridinden devam etmekte iken orta şeritte müştekinin aracına çarpmak suretiyle kaza meydana gelmiştir. Sanığın olaydaki kusurunun asli olduğu ve ağır olduğunda kuşku yoktur. Bununla birlikte sanığın eylemi bilinçli taksir mi yoksa olası kasıtla mı işlendiği üzerinde durmak gerekmektedir. Bilinçli taksirde irade unsuru bulunmadığından taksirin derecesi ne kadar ağır olursa olsun, ne kadar olası kasta yaklaşırsa yaklaşsın olayda taksirin nitelikli halinin gerçekleştiği kabul edilmelidir. Olası kastta ikinci sonuçlar kesin olarak öngörülmektedir, bilinçli taksirde meydana gelen zararlı sonucun meydana gelmeyeceği ve bunu istemediği konusunda failde kesin bir kanı vardır. Buna göre bilinçli taksirde meydana gelen sonuç, sanık tarafından tahmin edilebilir, öngörülebilir olmalıdır. Nitekim olayda alkollü ve ters yöne giren sanığın sonucu tahmin ettiği, öngördüğü açıktır. Nitekim sanık ters yöne girdiğini bilmekte, güvenlik şeridinde giderken alkolün de verdiği etki ile aracına hakim olamamakta orta şeride geçerek kazanın meydana gelmesine neden olmaktadır.
Basit taksirde; failin neticeyi bir dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali sebebiyle öngörememesi söz konusu iken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörebilmesine ve olası kasttan farklı olarak bu neticeyi kabullenmesine rağmen, yanlış bir öngörü ile neticenin meydana gelmesini engelleyebileceğini ya da neticenin gerçekleşmeyeceğini zannetmektedir. Başka bir deyişle neticeyi öngörmekle birlikte neticenin meydana gelmeyeceği yönünde yanlış bir öngörüye sahiptir. Objektif özen yükümlülüklerine aykırı davranmasından ortaya çıkabilecek neticeyi, kendi yetenekleriyle engelleyebileceğini zannetmekte veya neticenin meydana gelmemesi yönünden şansına güvenmektedir. Olası kasıt ise; 21. maddenin 2. fıkrasında 'kişinin suçunun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi halinde olası kasıt vardır' şeklinde düzenlenmiştir. Olası kasıt durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birisinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, fiil failce işlenmektedir. Diğer bir deyişle fail, muhakkak değil ama büyük olasılıkla gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte, göze almaktadır. Ne olursa olsun demektedir. Neticeyi bertaraf etmek için özel bir çaba göstermemektedir. Bu anlamda olası kastın oluşabilmesi için fiilin, belirsiz sayıda veya kim oldukları belli olmayan mağdurlara karşı yapılmış olması şart değildir. Şu durumda muhakkak görünen, neticenin failce bilinmesi halinde doğrudan kast, öngörülen olası neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle neticenin meydana gelmesinin engellenemediği hallerde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması sebebiyle öngörülemediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
Sanık çok yoğun trafiğin olduğu yola ters yönden kazanın meydana geleceği kesine yakın bir öngörü ile, 'olursa da olsun' düşüncesiyle girmesi halinde olası kasıt söz konusu olacaktır. Halbuki olayda kazanın meydana geldiği gece saat 21.00 sıraları itibarıyla trafik yoğun değildir ve 'olursa olsun' diyerek önceden zihninde kabul ettiği ve buna yönelik iradesini ortaya koyduğu bir davranışı bulunmamaktadır. Sanığın olayda kusuru aslidir, ağırdır ve neticeyi öngörebilmektedir, ancak önceden olursa olsun düşüncesiyle bir kabulü ve iradesi bulunmamaktadır, bu durumda trafiğin çok yoğun olmadığı saatte sanığın alkolün verdiği etki ile ana yola ters yönden girip kazanın meydana gelmesinde bilinçli taksiri bulunmakta olup, mahkememizce bilinçli taksirde irade unsuru bulunmadığından taksirin derecesi ne kadar ağır olursa olsun ne kadar olası kasta yaklaşırsa yaklaşsın olası kasta dönüşmez, sanığın eyleminde yer alan alkollü olarak araç kullanma, bölünmüş yola ters yönden girme ve farlarının kapalı olması her biri ayrı ayrı bilinçli taksir olarak değerlendirilebilirse de, her biri ayrı ayrı bilinçli taksir olarak değerlendirilebilecek birden fazla halin bir araya gelmesi halinde taksirin kasta dönüştüğünün kabul edilmesinin mümkün olmadığı…” gerekçesi ile ilk hükümde direnilmesine karar vermiştir.
Bu hükmün de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "düzelterek onama" istekli 31.03.2014 gün ve 365507 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bir kişinin ölümü birden fazla kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan kazada, sanığın eylemini bilinçli taksirle mi yoksa olası kastla mı gerçekleştirdiğinin tespitine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Olay günü sanığın evinde alkol aldıktan sonra saat 21.30 sıralarında aracı ile Trabzon merkezdeki evinden yaklaşık 50 km uzaklıkta bulunan Beşikdüzü ilçesi Adacık mahallesinde bulunan Mavi Kıyı Restorana gitmek üzere hareket ettiği, restorana 1-2 km mesafede bulunan liman kavşağına geldiğinde üst geçit altında "Taşıt Giremez" ve "Sola Dönülmez" trafik işaret levhası olduğu halde bölünmüş ve karşı yönden gelen trafiğin kullandığı karayoluna tersten girerek Giresun istikametinde güvenlik şeridinde yaklaşık 850 metre kadar ilerlediğinde bölünmüş yolun kendi istikametinde ve sağ şeridinde seyreden, kazanın oluşumunda kusuru bulunmadığı belirlenerek hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen katılan …'ın kullandığı içerisinde ölen … ile katılanlar Orhan, Oğuzhan ve Hatice'nin bulunduğu araçla karşılaştığı, katılan …'ın selektör yaparak sanığı uyarmasına ve sol şeride geçerek sanığın kullandığı araca çarpmamaya çalışmasına rağmen sanığın panik yaparak aracını sağ tarafa sürmesiyle bölünmüş yolun orta şerit noktasında çarpıştıkları,
Katılanlar Hasan, Oğuzhan ve Orhan'ın hayati tehlike geçirmeyecek ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek, katılan …'nin hayati tehlike geçirmeyecek, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve vücudunda 5. derecede kemik kırığına neden olacak şekilde yaralandığı, katılan …'ın eşi Serpil'in ise hayatını kaybettiği,
Otopsi tutanağında; ölen …'in sağ kaburga kemiklerinin kırılmasına bağlı akciğer ve zarlarının hasarına bağlı olarak iç organ harabiyetine bağlı solunum yetmezliği ve iç kanamadan ölümün meydana geldiğinin belirtildiği,
Vakfıkebir Devlet Hastanesinde olaydan sonra saat 23.31’de yapılan ölçümde sanığın 2,70 promil alkollü olduğunun belirlendiği,
21.12.2009 tarihli trafik kazası tespit tutanağında; havanın yağmurlu, zeminin ıslak, düz, asfalt, eğimsiz olan bölünmüş yolda gece vakti saat 21.50 sıralarında …'ın sevk ve idaresindeki … plaka sayılı Citroen Berlingo marka araç ile sahil yolunun Beşikdüzü'den Trabzon istikametine ayrılmış bölümünde "Taşıt Giremez" tabelasına uymayarak tali yoldan ana yola çıkarak alkollü vaziyette ters istikamette seyretmekte iken kaza mahalline geldiğinde karşıdan gelen …'nin sevk ve idaresindeki 80 NB-RN plaka sayılı Volkswagen Golf marka otomobilin sağ ön kısmına kendi aracının sağ ön kısmı ile çarpması sonucu ölümlü, yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiği, bu kazanın oluşumunda … plaka sayılı aracın sürücüsü …'ın 2918 sayılı Kanunda yer alan asli kusurlardan 2. (taşıt giremez, trafik işaretinin bulunduğu karayoluna veya bölünmüş karayolunda karşı yönden gelen şeride girme) kuralı ihlal ettiğinden 1. derecede kusurlu olduğu, diğer araç sürücüsü …'nin ise kusurunun bulunmadığının belirtildiği,
Beşikdüzü Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından mahallinde 22.12.2009 tarihinde yapılan keşif sonrası düzenlenen aynı tarihli bilirkişi raporunda; sanık …’ın kaza mahallinden 850 metre geride “Taşıt Giremez” ve “Sola Dönülmez” trafik levhasının bulunduğu yerden yola giriş yaptığı, bu nedenle sanığın 2918 sayılı Kanun'un 84/b maddesinde yer alan “bölünmüş karayolunda karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit, rampa ve bağlantı yollarına girme” kusurunu işleyerek kazanın oluşumunda birinci derecede ve asli kusurlu olduğu, 80 NB-RN plaka sayılı araç sürücüsü …’nin ise kaza anında aracı ile kendi yol bölümünde ve sağ şeritte seyir halinde bulunduğu, kazayı önlemek için sol şeride manevra yaptığından kazanın meydana gelmesine kusurunun bulunmadığı görüşünün açıklandığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan …; eşi Serpil, çocukları Orhan, Oğuzhan ve kızkardeşi Hatice ile birlikte Hollanda’dan yola çıktığını, 21.12.2009 tarihinde saat 01.00 sıralarında sınır kapısından Türkiye’ye giriş yaparak gece İstanbul'da kaldıklarını, saat 11.00 sıralarında tekrar hareket ederek saat 21.30 sıralarında Beşikdüzü ilçesine geldiklerini, saat 21.50 sıralarında 80-90 km hızla seyir halindeyken karşı istikametten ters yola girmiş olan bir aracın sağ şerit üzerinden farları açık ve hızlı bir şekilde üzerine doğru geldiğini fark edince araca selektör yapıp fren yaparak sol şeride kaçmaya çalıştığını, ancak karşıdan gelen aracın da üzerine doğru kırarak, kendine göre sol şerit üzerinde aracının sağ önünden hiç frene basmayarak çarptığını, kaza öncesinde havanın karanlık, yerlerin ıslak olduğunu, ancak yağış olmadığını, sanığın aracının farlarının kaza anında açık olduğundan kesinlikle emin olduğunu, farları açık olmasaydı aracı görmesinin mümkün olmadığını, sanıktan şikayetçi olduğunu ifade etmiş,
Katılan …; saat 21.50 sıralarında arka koltukta başını cama dayamış uyuklarken babası aniden fren yapınca gözlerini açarak baktığında karşı taraftan üzerlerine doğru farları açık olan bir aracın geldiğini fark ettiğini, babasının bu araçtan kaçarak sol şeride geçtiğini, aracın üzerlerine gelerek sağ ön taraftan kendilerine çarptığını, babasının alkollü olmadığını, emniyet kemerlerinin takılı olduğunu beyan etmiş,
Katılan …; saat 22.00 sıralarında Beşikdüzü ilçesine geldiklerini, kısa bir süre sonra karşı istikametten bir aracın üzerlerine doğru geldiğini fark edince babasının aracı sol tarafa doğru kırdığını, ancak karşıdan gelen kişinin de kendilerine doğru aracı sürünce sağ ön taraftan çarptığını, kaza anında karşıdan gelen aracın farının açık olup olmadığını hatırlamadığını, kaza yerinde yol aydınlatması olduğunu, havanın karanlık olup, yerlerin ıslak olduğunu, ancak yağmur yağmadığını, babasının alkollü olmadığını dile getirmiş,
Katılan …; kazanın nasıl olduğunu bilmediğini, kaza sırasında arkada uyuduğunu söylemiş,
Tanık … savcılıkta; balkona meyve almak için çıktığında sanığın kullandığı aracın ters yönde ve emniyet şeridinde farları kapalı biçimde yavaş yavaş 30-40 km hızla gittiğini, Giresun istikametinden gelen farları açık bir aracın ise ters yönden gelen araca devamlı selektör yaptığını, bu sırada sanığın kullandığı aracın aniden hızlanarak yolun ortasına doğru sürünce diğer araçta sola doğru kaçmasına rağmen kafa kafaya çarpıştıklarını, kaza anında hafif bir fren sesi duyduğunu, kaza anında havanın karanlık olup hafif yağmur yağdığını, trafik yoğunluğunun az olduğunu, kaza anında her iki araç dışında yolda başka araç olmadığını ifade etmiş, duruşmada da aynı beyanlarını tekrarlayarak sanığın kullandığı aracın farlarının kapalı olduğunu zannettiğini beyan etmiş,
Tanık …; saat 21.50 sıralarında balkon camına perde takarken büyük bir ses duyduğunu, dışarı baktığında kaza olduğunu gördüğünü, hemen yanlarına gittiğini, kazadan önce fren sesi duymadığını, yolun ortasında ters dönen aracın farlarının yanmadığını, orta refüjde bulunan diğer aracın flaşörlerinin ve farlarının açık olduğunu, kaza anında havanın karanlık ve hafif yağışlı olduğunu, trafik yoğunluğunun az olduğunu, kaza yerinde iki araçtan başka araç görmediğini, ne kadar hızlı gittiklerini bilemeyeceğini söylemiş,
Sanık soruşturmada; 21.12.2009 günü saat 15.00 sıralarında evinde yarım şişe viski içtiğini, saat 21.30 sıralarında aracı ile Beşikdüzü ilçesi Adacık mahallesinde bulunan Mavi Kıyı Restorona köfte yemek için hareket ettiğini, liman kavşağına geldiğinde kavşaktaki işaretleri karıştırarak ters istikamete doğru yola devam ettiğini, Karadeniz sahil yolunun Giresun-Trabzon istikametine emniyet şeridini ters istikamette takip ederek restoranın karşısına gideceğini, aracının farlarının açık olduğunu, dördüncü viteste 70-80 km hızla devam ettiğini, karşı taraftan gelen başka araç görmediğini, Yıldızkent sitesinin önüne geldiğinde Adacık fırınının karşısında karşı taraftan bir aracın geldiğini farkedince araçtan kaçmaya çalıştığını, karşıdan gelen aracın selektör yaparak ikazda bulunmadığını, araç üzerine doğru gelince çarpmasın diyerek yolun ortasına doğru aracını sürdüğünü, ancak yolun tam ortasında araçların ön taraftan çarpıştığını, çarpmadan sonrasını hatırlamadığını, alkollü olduğunu ve olay anında ters istikamete girerek kazaya sebebiyet verdiğini kabul ettiğini, liman kavşağı üst geçit altında sola dönülmez, taşıt trafiğe kapalı yol ve araç giremez trafik işaret levhalarının olduğunu farkettiğini, ancak karıştırdığından sola dönerek ters istikamete hareket ettiğini, kaza anında ve öncesinde aracının farlarının açık olduğunu, sebep olduğu kazadan dolayı çok üzgün ve pişman olduğunu söylemiş,
Duruşmada da; akşam aşırı derecede şiddetli bir yağmur yağdığını, yolda ışıklandırma olmadığını, köfte salonuna gittiğini, alkollü olduğu için güvenlik şeridinde devam ettiğini, ancak ters yol olduğunu bilmediğini, görüş mesafesinin tahmini olarak 40-50 metre kadar olduğunu, aniden karşı yönden gelen aracın süratli bir şekilde üzerine doğru geldiğini görünce kaçma şansının olmadığını, 30-40 km hızla gittiğini, karşı yöndeki aracın ters yönde geldiğini zannettiğini, dalgınlığına geldiğini, pişman olduğunu savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için; kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 21. maddesi;
"1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır" şeklinde düzenlenerek, birinci fıkranın ikinci cümlesinde doğrudan kast tanımlanmış, ikinci fıkrasında; öğreti ve uygulamada "dolaylı kast, belirli olmayan kast, gayrimuayyen kast, olursa olsun kastı" olarak da adlandırılan "olası kast" tanımına yer verilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi halinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi halinde olası kast söz konusu olacaktır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle işlenir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK'nun 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide benimsendiği üzere, taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanununda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
Türk Ceza Kanununda taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tâbi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici ölçüt; basit taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hali, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hali ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Türk Ceza Kanununun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı kanunun 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir arasındaki ilişkiyi kısaca özetlemek gerekirse; gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle sonucun meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüleri ise yargısal kararlar ve öğretideki görüşlerden yararlanmak suretiyle şu şekilde belirlemek mümkündür: Gerek olası kast, gerekse bilinçli taksirde netice fail tarafından öngörülmektedir. Bilinçli taksirde, öngörülen neticenin gerçekleşmeyeceği ümit edilmekte, olası kastta ise bu netice fail tarafından göze alınmakta ve kabullenilmektedir. Olası kastta fail öngördüğü neticenin meydana gelmesini kabullenerek, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere, hatta kendi bilgi veya becerisine güvenerek öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31.03.2015 gün ve 619-80; 07.06.2011 gün ve 54-120 ile 06.07.2010 gün ve 51-162 sayılı kararlarında da bu hususlar vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Olay gecesi Trabzon-Giresun karayolu üzerinde seyir halindeyken Beşikdüzü ilçesi Adacık mahallesinde yer alan bölünmüş yolda ters yöne girerek emniyet şeridinde farları açık biçimde seyreden ve 2,70 promil alkollü olan sanığın, aynı yolda kendilerine ayrılmış kısımda seyreden katılan …'ın aracına çarparak araçta bulunan katılanların yaralanmasına, ve Serpil'in ölümüne neden olduğu olayda; sanığın uyarıcı yön levhaları ve çizgilerin usulüne uygun olarak bulunduğu yolda, karşı yönden gelen trafik araçlarının kullandığı bölüme bilerek girdiği, ters yönde olduğunu bilmesine rağmen aracını sürmeye devam ettiği, karşı istikametten gelen bir araca çarparak yaralama ya da ölüme neden olabileceğini öngördüğü halde tecrübesine, şoförlük yeteneklerine, gece olması nedeniyle trafiğin az olacağına, özellikle de şansına ve karşı yönden gelenlerin kendilerini koruma yönünde dikkatli davranacaklarına güvendiği, böyle bir zanla objektif dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek öngördüğü ancak istemediği neticeye neden olduğu, meydana gelen sonucu kabullenmediği ve arzulamadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, gerçekleşmesini istemediği ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek şekilde objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmayan sanığın bir kişinin ölümüne birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma eyleminde bilinçli taksirle hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme gerekçesinin isabetli olduğuna, suç niteliği yönünden isabetli bulunan hükmün incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Genel Kurul Üyesi; "sanığın eyleminin olası kastla öldürme ve olası kastla yaralama niteliğinde olduğundan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulması gerektiği " düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.09.2013 gün ve 115-125 sayılı direnme hükmünün suç niteliğinin belirlenmesi yönünden İSABETLİ OLDUĞUNA,
2- Hükmün sair yönlerinin incelenmesi için dosyanın Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.04.2016 tarihinde yapılan ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 10.05.2016 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/108, K. 2017/311Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2017/108 E.  ,  2017/311 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sanık … hakkında olası kastla öldürme suçuna teşebbüsten açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, eylemin bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek, sanığın 5237 sayılı TCK'nun 89/4, 22/3, 62, 50/1-a, 52 ve 52/4. maddeleri uyarınca 8.100 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin, Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.05.2006 gün ve 40-195 sayılı hükmün, katılan … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 28.12.2007 gün ve 559-9867 sayı ile;
"1- Oluşa ve dosya içeriğine göre; olay günü saat 06.30 sıraları sanığın kullandığı LPG tankeri ile seyrederken, kendisine kırmızı ışık yandığı halde durmayarak kavşağa girdiği ve kendilerine yeşil ışık yandığı için kavşağa giren mağdurların da içinde bulunduğu otomobile çarpması sonucu kazaya ve mağdurların yaralanmasına sebep olduğu olayda;
Sanığın kaza olabileceğini ve meydana gelen yaralanma neticesinin gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen bunları kabullendiği, meydana gelen neticeden sorumlu olduğu ve eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu anlaşıldığı halde, yazılı şekilde bilinçli taksirle yaralamaya neden olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi,
2- Gerekçeli kararda yargılama gideri miktarı gösterildiği halde, hükmün esasını oluşturan kısa kararda yargılama gideri miktarı ve dökümünün gösterilmemesi suretiyle kısa kararla gerekçeli karar arasında karışıklığa neden olunması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi ise 24.03.2008 gün ve 61-78 sayı ile ikinci bozma nedenine uymuş, birinci bozma nedenine ise direnerek, ilk hükümdeki gibi karar vermiştir.
Direnme hükmünün sanık müdafii ve katılan … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 02.03.2010 gün ve 22-42 sayı ile;
"…Somut olayda, sanık …’in aleyhine olan bozma kararına karşı diyecekleri saptanmadan hüküm verilmesi yasaya aykırıdır.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün sair yönleri incelenmeksizin, belirtilen usule aykırılık nedeniyle bozulmasına" şeklinde karar verilmiştir.
Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Genel Kurulunun usulü eksikliğe ilişkin bozma kararına uymuş, sanığın eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiğini kabul ederek önceki hüküm gibi karar vermiştir.
Hükmün katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 26.06.2012 gün ve 816-254 sayı ile;
"…Ceza Genel Kurulunun bozma kararı ile direnme hükmü tümüyle ortadan kalkmış olup yerel mahkeme artık yeni ve değişik bir karar vermekte serbesttir. Bozmaya uyularak verilen kararlar da yeni bir karar olup, hukuken direnme niteliğinde olmadığından, öncelikle Özel Dairece incelenmesi gerekmektedir. Özel Dairece incelenmeyen bir hükmün, doğrudan doğruya ve ilk kez Ceza Genel Kurulunca incelenmesi olanaklı değildir.
Özel Daire görüşünün belli olduğundan, tekrar Dairece inceleme yapılmasının davayı gereksiz yere uzatacağı gibi bir görüş de ileri sürülemez. Davaların uzamasını önlemek amacıyla da olsa, emredici usul kurallarının uygulanmasından vazgeçilemeyeceği gibi, Özel Daire görüşünde değişiklik olabilmesi de her zaman olanaklıdır.
Öte yandan Ceza Genel Kurulunun bozma kararına uyulduktan sonra verilen kararın yeniden ve doğrudan Ceza Genel Kurulunca incelenmesi, Ceza Genel Kurulu kararlarına karşı direnilemeyeceğine ilişkin 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesine aykırıdır. Doğrudan doğruya Ceza Genel Kurulunca inceleme yapılması, yerel mahkeme kararına direnme niteliği kazandıracak ve Ceza Genel Kurulu kararlarına karşı yerel mahkemelerin direnme yetkisi olmadığına dair temel ilke zedelenecektir. Bu nedenlerle hukuken yeni olan bu kararın Özel Dairece incelenmesi gerekmektedir." şeklindeki gerekçeyle; dosyanın temyiz incelemesi yapılması için Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Dosyanın gönderildiği Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.01.2013 gün ve 4798-94 sayı ile;
"…Sanığın kaza olabileceğini ve meydana gelen yaralanma sonucunun gerçekleşebileceğini öngörmesine karşın bunları kabullendiği, bu nedenle meydana gelen sonuçtan sorumlu olduğu ve eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu anlaşıldığı halde, suçların niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde bilinçli taksirle yaralamaya neden olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi 29.05.2013 gün ve 68-273 sayı ile;
"…Sanığın eylemi değerlendirildiğinde, meydana gelen trafik kazasında sanığın başlangıçta hiçbir şekilde yaralama kastı bulunmamaktadır. Buna yönelik icrai hareketi de yoktur, tamamen dikkatsizlik ve trafik kuralının ihlali sonucu kaza meydana gelmiştir. Sanık kırmızı ışıkta durması gerekirken durmamış, tam kusurlu yani taksirli davranmıştır. Bu kusuru nedeniyle sanığın kazada olası kastla hareket ettiğini söylemek mümkün değildir. Zira sanığın kırmızı ışıkta geçerken bir araca veya birine çarpabileceği, ama çarptığı takdirde de umursamadığını söyleyemeyiz. Sanık yolun boş olduğunu düşünmüş ve kavşağa giren araçları görmemiş ve yola devam etmesi neticesinde kazaya sebebiyet vermiştir. Hiçbir sürücü kendisinin de yaralanabileceği ya da ölebileceği en azından maddi zarara uğrayacağı trafik kazasını yapmak istemez, neticeyi de öngöremez. Olayımızda sanık, okul servis minibüsüne çarpmış olsa ve minibüste birkaç kişi ölmüş bunlardan birinin de tesadüfen kendi çocuğu olduğu ortaya çıksa idi sanığı kendi çocuğunu kasten öldürmekten cezalandırmak mümkün olmayacaktı; bu nedenle trafik kazasında kast unsurundan bahsetmek ceza hukukunda evrensel olarak kabul edilen kast ve taksir temel kavramlarının birbirinden karıştırılmasına neden olacaktır.
Yukarıda açıklanan tüm açıklamalar nedeniyle sanığın sebebiyet verdiği trafik kazasında olası kast hükümlerinin uygulanma koşullarının gerçekleşmediği ve sanığın atılı suçu bilinçli taksirle işlediği kabul edilerek daha önce verilen kararda direnilmesine karar verilmiş ve sanığın aşağıdaki şekilde cezalandırılmasına dair hüküm tesisi cihetine gidilmiştir." şeklindeki gerekçe ile direnerek, sanığın 5237 sayılı TCK'nun 89/4, 22/3, 62, 50/1-a, 52 ve 52/4. maddeleri uyarınca 8.100 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye hükmedilmiştir.
Bu hükmün de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01.04.2014 gün ve 259279 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 gün ve 219-1765 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.02.2017 gün ve 226-393 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığın yaralama suçunu olası kastla mı, yoksa bilinçli taksirle mi işlediği,
2- Sanık hakkında; TCK'nun 89/4, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca belirlenen 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasının, aynı Kanunun 50/4. maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilip çevrilemeyeceği,
Noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya kapsamına göre;
Trafik kazası tespit tutanağında; kazanın 27.07.2005 günü saat 06.50 sıralarında Konya ili, Karatay ilçesinde, Karaman çevre yolu ile Büyükkumköprü Caddesinin kesiştiği dört yönlü, ışık kontrollü kavşakta, gündüz vakti meydana geldiği, havanın açık, yol zemininin asfalt kaplama ve kuru olduğu, sanığın sevk ve idaresindeki 01 GR 380 plaka sayılı LPG tankeri ile Karaman çevre yolu üzerinde seyir halinde iken ışık kontrollü kavşağa geldiğinde, kendi seyir yönüne kırmızı ışık yanmasına rağmen seyrine devam ederek, Büyükkumköprü Caddesinden gelip yeşil ışıkta kavşağa giriş yapan katılanların içerisinde bulunduğu 42 ER 635 plaka sayılı otomobilin sağ yan kısmına çarpması sonucu yaralamalı trafik kazasının meydana geldiği, sanığın sevk ettiği LPG tankerinin seyrettiği şerit üzerinde, çarpma noktasından önce ve sonra olmak üzere toplam 19 metre fren izi tespit edildiği, katılanların bulunduğu aracı kullanan Ramazan Yılmaz ile sanığın alkolsüz oldukları, sanığın kırmızı ışıkta geçmesi nedeniyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 84. maddesi uyarınca tam kusurlu olduğu, katılanların bulunduğu otomobilin sürücüsü Ramazan Yılmaz'ın ise kusurunun bulunmadığı bilgilerine yer verildiği,
Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 15.02.2006 tarihli raporda; trafik kazası tespit tutanağındaki tespitler tekrarlandıktan sonra, sanığın yönetimindeki tankerle kırmızı ışık ihlali yaparak olay mahalli kavşağa giriş yapması sonucu sebep olduğu kazada; Karayolları Trafik Kanununun 84/a maddesi gereğince dikkatsizliği, tedbirsizliği ve kurallara aykırı hareketiyle tamamen ve asli kusurlu olduğunun, diğer araç sürücüsünün ise hatalı tutum ve davranışı bulunmadığından kusursuz olduğunun ifade edildiği,
Düzenlenen adli raporlarda; katılan …'in sol el ve bilek içinde, baş ön kısımda oluşan sıyrıklarla basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı; katılan …'in ise, sağ köprücük kemiğinde yaşamsal fonksiyonlara orta derecede etkili kırık oluşacak şekilde ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte yaralandığı, her iki katılanın yaşamsal tehlike geçirmedikleri tespitlerine yer verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan … aşamalarda; olay sabahı babasının kullandığı otomobille şehir merkezine gitmek için yola çıktıklarını, kazanın olduğu kavşağa geldiklerinde kendilerine yeşil ışık yandığından karşı yola geçtiklerini, bu sırada kırmızı ışıkta duran araçların arasından çıkan sanığın sevk ettiği LPG tankerinin, bulundukları araca çarptığını, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Katılan … mahkemede; olayın kardeşinin anlattığı şekilde meydana geldiğini, sanığın geldiği yöndeki şeritte, kırmızı ışık nedeniyle bekleyen başka araçlar bulunduğunu, sanığın her nedense bu araçlar gibi kırmızı ışıkta durmadığını, duran araçları geçerek kavşağa girdiğini,
Katılanların babası Ramazan Yılmaz; katılanların içinde bulunduğu aracı kendisinin kullandığını, kazanın olduğu kavşağa geldiğinde kendisine yeşil ışık yandığını, yoldan aracıyla karşıya geçeceği sırada, sanığın sevk ettiği araçla kendisinin kullandığı araca çarptığını,
Tanık Şaban Kılıç, olay günü kollukta; Kayseri'den Antalya'ya gittiğini, kazanın olduğu kavşağa geldiğinde kendi yönündeki araçlara kırmızı ışık yandığı için durduğunu, katılanların bulunduğu yöndeki araçlara yeşil ışığın yandığını, kendi istikametinden gelen sanığın sevk ve idaresindeki kamyonun ise kırmızı ışıkta durmayarak kazaya sebebiyet verdiğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık … kollukta; kazanın meydana geldiği kavşağa geldiğinde kırmızı ışığın yanmakta olduğunu, kavşağa yaklaştığında ışığın kırmızıdan yeşile döndüğünü, gidiş yönüne göre yolun sağ tarafındaki araçların durmuş olduklarını, etrafı kontrol ederek araç olmadığını görünce kavşağa girdiğini, sol taraftan katılanların bulunduğu aracın aniden önüne çıkması üzerine bu araca çarptığını, kazada kusurunun bulunmadığını, zira kavşağa girdiğinde kendisine yeşil ışık yandığını,
Mahkemede; kavşağa geldiğinde kırmızı ışığın yandığını görünce durduğunu, sarı ışık yanınca ardından da yeşil ışığın yanacağını düşünerek önünde bulunan aracın hareket etmesi üzerine boş olan kavşağa girdiğini, katılanların içerisinde bulunduğu aracın aniden önüne çıktığını, istemeden bu araca çarptığını, suçsuz olduğunu,
Savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında yarar bulunmaktadır.
1- Sanığın yaralama suçunu olası kastla mı, yoksa bilinçli taksirle mi işlediği:
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için; kast, olası kast, bilinçli taksir ve taksir kavramları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 21. maddesi;
"1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır" şeklinde düzenlenerek, birinci fıkranın ikinci cümlesinde doğrudan kast tanımlanmış, ikinci fıkrasında; öğreti ve uygulamada "dolaylı kast, belirli olmayan kast, gayrimuayyen kast, olursa olsun kastı" olarak da adlandırılan "olası kast" tanımına yer verilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi halinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi halinde olası kast söz konusu olacaktır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle işlenir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK'nun 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide benimsendiği üzere, taksirli suçlarda bulunması zorunlu olan hususlar;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanununda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
Türk Ceza Kanununda taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tâbi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hali, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hali ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Türk Ceza Kanununun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı kanunun 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Kast, olası kast, bilinçli taksir ve taksir arasındaki ilişkiyi kısaca özetlemek gerekirse; gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle sonucun meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüleri ise yargısal kararlar ve öğretideki görüşlerden yararlanmak suretiyle şu şekilde belirlemek mümkündür: Gerek olası kast, gerekse bilinçli taksirde netice fail tarafından öngörülmektedir. Bilinçli taksirde, öngörülen neticenin gerçekleşmeyeceği ümit edilmekte, olası kastta ise bu netice fail tarafından göze alınmakta ve kabullenilmektedir. Olası kastta fail öngördüğü neticenin meydana gelmesini kabullenerek, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere, hatta kendi bilgi veya becerisine güvenerek öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik arzeden kararlarında bu hususlar vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında birinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın, sevk ve idaresindeki LPG tankeri ile çevre yolunda seyir halinde iken ışık kontrollü kavşağa geldiğinde, kendi seyir yönüne kırmızı ışık yanmasına rağmen kavşağın henüz boş olmasından faydalanarak karşıya geçmeye çalıştığı, ancak kendi yönlerindeki araçlara yeşil ışık yanması nedeniyle, aynı kavşağa giren katılanların bulunduğu aracı görmesi üzerine frene bastığı, kaza tespit tutanağında belirtildiği şekilde çarpma noktasından önce başlayan toplam 19 metre uzunluğundaki fren izine rağmen katılanların içerisinde bulunduğu aracın sağ kısmına çarparak her iki katılanın yaralanmasına neden olduğu, bu şekilde sanığın en temel trafik kurallarından olan kırmızı ışıkta durma kuralını ihlal etmesi sonucu yaralamaların meydana geldiği sabittir.
Sanık kavşağa yaklaşmadan önce kırmızı ışık yanmış, sanığın istikametindeki araçlar durmuş, sanık kırmızı ışık yanmasına rağmen kavşaktan geçebileceğini düşünmüş ancak katılanların bulunduğu aracın kavşağa girdiğini görmesi ile frene basmasına rağmen katılanların yaralanması ile sonuçlanan trafik kazasına neden olmuştur. Sanığın son anda frene basmış olması, bilinçli taksirin özünü oluşturan ve bilinçli taksiri, olası kasttan ayıran en önemli ilke olan, öngörülen ve gerçekleşen neticenin istenmemesi ve engelleme çabasını göstermektedir. Sanık neticeyi öngörmüş, ancak öngördüğü bu neticeyi istememiş, hatta neticenin meydana gelmemesi için çaba sarf etmiştir
Somut olayda, ışıklı işaret cihazlarıyla donatılan kavşağa gelirken kendi yönündeki araçlara kırmızı ışık yandığını görmesine karşın boş olan kavşaktan geçmeye çalışan sanığın, neticeyi öngörmesinin gerekmesi nedeniyle, tam kusurlu olduğu ve bilinçli taksirle hareket ettiğinde kuşku bulunmamaktadır. Bu itibarla, sanığın eylemi "bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma" suçunu oluşturacağından, bu uyuşmazlık yönünden direnme gerekçesi isabetlidir.
2- Sanık hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan TCK'nun 89/4, 22/3 ve 62 maddeleri uyarınca belirlenen 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasının, aynı Kanunun 50/4. maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilip çevrilemeyeceği:
5237 sayılı TCK'nun 49. maddesinin 2. fıkrasında “bir yıl veya daha az süreli hapis cezası” olarak tanımlanan kısa süreli hapis cezaları için, aynı Kanunun 50. maddesinde seçenek yaptırımlar öngörülmüştür. Maddenin 1. fıkrasında;
"Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
Çevrilebilir" hükmü ile kısa süreli hapis cezalarının, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre çevrilebileceği seçenek yaptırımlar düzenlenmiştir.
Aynı maddenin 4. fıkrasında ise;
"Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz" şeklindeki düzenlemeyle, bilinçli taksirle işlenen suçlarda hükmedilen uzun süreli hapis cezalarının adli para cezasına çevrilmesinin mümkün olamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Bu bilgiler ışığında ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verme suçundan 5237 sayılı TCK'nun 89/4, 22/3 ve 62 maddeleri uyarınca belirlenen 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasının, kısa süreli hapis cezası olmaması ve suçun bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle hükmolunan uzun süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesinin mümkün bulunmaması karşısında, yerel mahkeme direnme hükmünün, sanık hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan hükmolunan uzun süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1-Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.05.2013 gün ve 68-273 sayılı direnme hükmünün,
a) Sanığın eyleminin bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçunu oluşturduğuna ilişkin suç nitelendirmesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
b) Sanık hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verme suçundan 5237 sayılı TCK'nun 89/4, 22/3 ve 62 maddeleri uyarınca belirlenen 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasının; kısa süreli hapis cezası olmadığı ve sabit görülen suç bilinçli taksirle işlenmiş olduğundan hükmolunan uzun süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesinin mümkün bulunmadığı gözetilmeden, adli para cezasına çevrilmesi isabetsizliğinden ise BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.06.2017 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık yönünden oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/121, K. 2019/518Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2019/121 E.  ,  2019/518 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı : 837-792
Sanık … hakkında bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle Ankara 28. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.09.2016 tarihli ve 316-513 sayılı görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.02.2017 tarih ve 370-43 sayı ile sanığın olası kastla öldürme suçundan TCK'nın 81/1, 21/2, 62, 53/1-6 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, sürücü belgesinin 3 yıl süreyle geri alınmasına ve mahsuba karar verilmiştir.
Resen istinafa tabi hükme yönelik sanık müdafisi ve katılanlar vekili tarafından da istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 10.05.2017 tarih ve 837-792 sayı ile CMK’nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 28.11.2018 tarih ve 1892-5044 sayı ile temyiz isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.01.2019 tarih ve 46770 sayı ile;
“…Sanık …'ın arkadaşları olan tanıklar … ve … ile birlikte alkol aldığı ve yönetimindeki … plaka sayılı kamyonet ile Mevlana Bulvarı üzerinde Gölbaşı istikametinden Balgat istikametine doğru seyrederken saat 23.47 sularında Dikmen kavşağına geldiğinde karşı yönden gelip sola dönüş yapmak üzere kavşağa giren …'in yönetimindeki… plaka sayılı otomobilin sağ yan kesimine çarptığı, bunun etkisi ile her iki aracın savrulduğu, araçlarda bulunan sanık … ve arkadaşları tanıklar… ve… ile …'nin yaralandıkları, hastaneye kaldırılan …'nin tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak aynı gün vefat ettiği şeklinde gerçekleşen eylemde;
Sanık …'ın aracında bulunan tanıkların yaralanmaları nedeni ile şikâyetlerinin olmadığı, sanığın yaralanması nedeni ile Ufuk Üniversitesi Doktor Rıdvan Ege Hastanesine müracaat ettiği, orada yapılan tahlillerde sanığın 246,9 promil alkollü olduğunun belirlendiği, tanıklar… ve… hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan aracı sanığın kullandığı ve sanığın eylemine iştirakları olmadığından bahisle ek kovuşturmaya yapılmasına yer olmadığına karar verildiği,
Olayın meskûn mahalde, aydınlatmanın olduğu, tek yönlü, 14,6 metre genişliğinde, asfalt kaplama, kuru zeminli, düz ve eğimli bulvar üzerinde, 3 yönlü ışık kontrollü kavşakta, gece sayılan vakitte gerçekleştiği,
Sanığın sürücü belgesinin bulunduğu ancak daha önceden alkollü araç kullandığından dolayı 2 kez sürücü belgesinin geri alındığı ve suç tarihi itibarı ile geçerli bulunmadığı anlaşılmıştır.
Sanığın, kaza sonrası yaklaşık 10,5 saat sonra alınan alkol raporunda 246,9 promil alkollü olduğu, kırmızı ışıkta geçtiği ve kavşağa girerken hızını azaltmadığı ve tam kusurlu olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
Sanığın, meydana gelen trafik kazasına yönelik neticenin meydana gelmesini istememesine rağmen, objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmesinden dolayı neticenin meydana gelmesini engelleyemediği,
Sanık neticeyi öngörmüş olmasına karşın neticenin gerçekleşmesini istemediği ve herhangi bir kişiye yönelmiş bir kastının bulunmadığı ve sanığın eyleminin bilinçli taksir sonucu işlendiği kabul edilmelidir.
Sanığın, eylemini gerçekleştirdiği sırada, neticeyi öngörmesine rağmen umursamadığı ve olursa olsun düşüncesiyle hareket ederek icrai hareketlerine devam ettiği konusunda dosya kapsamında bir tespitin bulunmadığı ve sanığın suça konu eylemini, olası kastla işlediğinin kabul edilemeyeceği,
Sanığın TCK'nın 85/1. maddesinde yazılı suçu objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmesinden dolayı neticenin meydana gelmesini engelleyemediği ve neticenin gerçekleşmesini istemediği ve eylemi bilinçli taksirle işlediği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.02.2019 tarih ve 329-750 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu mu yoksa olası kastla öldürme suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
10.04.2016 tarihli ölümlü/yaralanmalı trafik kazası tespit tutanağında; sanık sürücü …’ın sevk ve idaresindeki … plaka sayılı aracı ile Gölbaşı istikametinden şehir merkezine doğru Mevlana Bulvarı üzerinde seyir hâlindeyken ışık kontrollü Dikmen Caddesi kavşağına geldiği esnada, karşı istikametten gelip Dikmen Caddesi istikametine doğru sola dönüş yapmakta olan sürücü …’in sevk ve idaresindeki… plaka sayılı araç ile çarpıştığı, her iki aracın da savrularak Dikmen Caddesine giriş refüjü üzerinde durduğu, 06 BL 6993 plaka sayılı araç sürücüsü …’in yaralı olarak kaldırıldığı hastanede ifade veremeden vefat ettiği, … plaka sayılı araçta yolcu olarak bulunduklarını beyan eden tanıklar … ve …’ın aracı sanık …’ın kullandığını beyan ettikleri ancak kazanın oluş şekli hakkında ifade verememeleri ve olay mahallini gören kameralarda kaza kaydı bulunmaması nedeniyle araçlardan hangisinin kırmızı ışık ihlali yaptığının tespit edilemediği, sanık sürücü …’ın da sağlık durumundan dolayı ifade veremediği, sonradan alınacak ifadeler ve çıkabilecek görgü şahitleri ile kamera kayıtlarına göre kırmızı ışıkta geçtiği tespit edilen sürücünün 2918 sayılı Kanun’un 47/1-b maddesindeki kuralı ihlal etmesinden dolayı kusurlu sayılacağının belirtildiği,
Aynı tutanakta fren izi uzunluğuna ilişkin kısımda herhangi bir işaretleme bulunmadığı, tutanağın ekindeki krokide sürücü …’in kullandığı aracın çarpma noktasında bulunduğu yer ile kaza sonrasında savrularak durduğu yer arasında 25,7 metrelik bir mesafe olduğunun gösterildiği, fren izine ilişkin herhangi bir belirleme yapılmadığı,
Saat 23.47’de meydana gelen kazadan sonra yaralı olarak kaldırıldığı Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesince saat 00.57’de onaylanan rapora göre sanık …’ın 246,90 mg/dL alkollü olduğunun tespit edildiği,
Aynı Hastane tarafından saat 10.19’da düzenlenen genel adli muayene formunda; resüsitasyon odasına alınarak tedavisine başlanan sanığın vitalleri stabil olduğu, alın sol tarafından sol temporale doğru yaklaşık 1 cm uzunluğunda çok sayıda abrazyonlar olduğu, nörolojik muayenesinde alkole bağlı saldırganlık ve ajitasyon haricinde normal olduğu, hidrasyonla 246,9 mg/dL olan etanol düzeyinin 133,2’ye düşürüldüğü, şikâyetleri geçen sanığın saat 10.00’da kontrol amaçlı beyin tomografisinin çekildiği, parankim ya da kemik patalojisi saptanmaması üzerine kafa travması acilleri anlatılarak taburcu edildiği, mevcut bulgulara göre sanığın hayati tehlikesinin bulunmadığı ve yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilir ölçüde hafif nitelikte olduğunun belirtildiği,
06 BL 6993 plaka sayılı araç sürücüsü … hakkında düzenlenen 10.04.2016 tarihli ölü muayene tutanağında; mandibulada parçalı fraktür, her iki temporamandibular eklemde dislokasyon ve krepitasyon olgusu, her iki hemitoraks önde yaygın krepitasyon, cilt altı amfizem bulguları, çoklu kot kırığı, sağ femur başında fraktür tespit edildiği, Gazi Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen adli rapor formunun tetkikinde, araç içi trafik kazası sonucu 112 tarafından kardiyak arrest vaziyette entübe olarak acile getirilen sürücü …’in genel durumunun kötü, bilincinin kapalı olduğu, iğne aspirasyon ile sağ akciğerde hemopnömotoraks, sol akciğerde pnömotoraks tespit edildiği, yapılan müdahaleye hiçbir yanıt alınamadığı ve saat 00.58'de eks olarak kabul edildiğine dair kayıt bulunduğunun görüldüğü, sürücü …’in ölümünün geçirdiği araç içi trafik kazası sonucu oluşan kafa ve genel beden travması ile buna bağlı olarak gelişen hemopnömotoraks sonucu meydana geldiğinin belirtildiği,
Soruşturma aşamasında alınan 14.04.2016 tarihli bilirkişi raporunda; kazanın yerleşim yeri merkezinde, aydınlatmanın olduğu, görüşe engel bir durumun olmadığı, azami hız sınırının 82 km/saat olduğu, trafik ışıklarının bulunduğu, dört şeritli, taşıt yolu üzerinde ve dört yönlü düz bir yolda, kuru ve asfalt zeminde, akşam saatlerinde meydana geldiği, olay yerinde tutulan tutanak ve olay yerinin basit krokisi ve olay yerinde bilirkişi tarafından yapılan tespitler ve dosya içerisindeki ifadelere göre; her ne kadar trafik kazası raporunda kırmızı ışık ihlalinin iddia edildiği belirtilse de … plaka sayılı araç sürücüsü …’ın "Sarıdan kırmızıya geçerken kurtarırım sandım" şeklinde ifadesi, aynı araçta bulunan … ve …’ın da ışığın rengini tam olarak hatırlayamamaları karşısında kırmızı ışık ihlali yaptıkları kanaatinin oluştuğu, kazanın tek görgü tanığı ve her iki tarafı da tanımayan …’ın da kendilerinin kırmızı ışıkta beklerken en sol şeritte bulunan Transporter aracın ışık ihlali yaparak yola devam ettiğini belirtmesinin sürücü …’ın kırmızı ışık ihlali yaptığını gösterdiğini, ayrıca sürücünün alkol oranının yüksek olmasının da kazanın oluşumunda önemli bir etken olduğu, azami hız sınırının 82 km/saat olan bir bölgede kazanın oluş şekli ve fren izinin 25,7 metre olmasına göre hız limitinin de aşılmış olma ihtimali bulunduğu, … plaka sayılı araç sürücüsü …’ın Karayolları Trafik Kanunu’nun 47. maddesinin (b) fıkrasında yer alan "Trafik ışıklarına uyma", 48. madesinde belirtilen "Alkollü araç kullanma yasağı" ve 52. maddesinin (a) ve (b) fıkrasında belirtilen "Hızın gerekli şartlarına uygunluk sağlamak" kurallarını ihlal etmesi nedeniyle kazanın oluşumunda asli kusurlu olduğu, 06 BL 6993 plaka sayılı araç sürücüsü …’in ise kazanın oluşumunda herhangi bir kusurunun olmadığının mütalaa edildiği,
MOBESE (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu) hareketli kamera görüntülerinin incelenmesi sonucu düzenlenen 13.05.2016 tarihli CD izleme tutanağında; 09.04.2016 tarihinde saat 23.47.06 sıralarında beyaz renkli panelvan türü, arka camları kapalı minibüs ile binek araç olduğu düşünülen başka bir aracın beraber ve birbirlerine birleşik vaziyette görüş alanına girdikleri, saat 23.47.17 sıralarında beyaz renkli minibüsün yan yatmış vaziyette yol kenarında durduğu tespitlerine yer verildiği,
Kamera kayıtlarının incelenmesi sonucu düzenlenen 02.06.2016 tarihli bilirkişi raporunda; kayıtlarda kaza anının ve bu nedenle hangi aracın ışık ihlalinde bulunduğunun görülmediği ancak kazanın saat 23.47.03’te gerçekleştiği, kaza yerine ilk olarak görevli ekip aracının sonrasında da itfaiye aracının geldiği, kazadan 11,5 dakika sonra ambulansın geldiği, 06 BL 6993 plaka sayılı araç sürücüsünün aracın içerisinde sıkışık vaziyette olduğundan çıkarılamadığı, itfaiye görevlilerinin çalışması neticesinde şoför kapısından çıkarılarak ambulansa alındığının belirtildiği,
Ankara Emniyet Müdürlüğünün 06.06.2016 tarihli yazısında, sanık …'ın 19.12.2005 tarihinde "B" sınıfı (otomobil-kamyonet-minibüs) sürücü belgesi aldığı, sürücü belgesinin alkol sebebiyle 731 gün süreyle 15.02.2015 tarihinden 15.02.2017 tarihine kadar iptal edildiği, daha önceden de alkol sebebiyle 03.04.2014-03.10.2014 tarihleri arasında 183 gün süreyle iptal edildiğine dair açıklamaların yer aldığı,
Ankara Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığınca düzenlenen 04.08.2016 tarihli raporda; sanık sürücü …’ın, alkollü vaziyette kullandığı kamyonet ile gece vakti, meskûn mahalde, bölünmüş yolu takiben seyredip olay mahalline geldiğinde hızını ve sürüşünü mahal şartlarına göre ayarlamayıp hız azaltmadan uygun hızla yaklaşmadığı kavşağa, seyir hızıyla ve kırmızı ışık ihlali yaparak girmesi ve karşı istikametten gelip sola döndükten sonra yeşil ışıkta kavşağa giren sürücü …’in kullandığı aracın sağ yan kesimine önlemsizce çarpması sonucu meydana gelen olayda, dikkatsiz, tedbirsiz, kurallara aykırı hareketi ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 48, 52/a-b ve 84/a maddeleri gereğince asli ve tam kusurlu olduğu, sürücü …’in ise mevcut tanık ifadelerine göre; kullandığı kamyonet ile olay mahallinde sola döndükten sonra, kendi istikametine yanan yeşil ışıkta kavşağa girip sağından kırmızı ışık ihlali yaparak gelen sanık sürücünün kullandığı kamyonetin sadmesine maruz kaldığı olayda, oluşa etken hatalı tutum ve davranışı olmadığından atfı kabil kusurunun olmadığı yönünde görüş bildirildiği,
Dosya içerisinde bulunan motorlu araç tescil belgesi fotokopisinde, sanığın sevk ve idaresindeki … plaka sayılı Volkswagen marka aracın kapalı kasa kamyonet cinsinde olduğuna dair kayıt bulunduğu,
Ankara Ulaşım Koordinasyon Merkezinin (UKOME) 28.02.2014 tarihli ve 2014/07 sayılı kararı ile, Konya Yolunda Kömür Köprüsünden başlayıp Çevre Yolunda biten hız sınırının otomobiller için 82 km/saat, kamyonet-kamyon-otobüsler için 70 km/saat olarak belirlendiği, (https://www.ego.gov.tr/dosya/indir/1382)
Dosya içerisinde bulunan sanığa ait adli sicil kaydı ile Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 343-502 sayılı ilamına göre sanığın 15.02.2015 tarihinde 1,00 promilin üzerinde alkollü araç kullandığı gerekçesiyle trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Maktul …’in anne-babası olan katılanlar … ve … ile kardeşleri olan katılanlar … ve … aşamalarda benzer şekilde; olayı görmediklerini, kazanın nasıl meydana geldiğini bilmediklerini, sanıktan şikâyetçi olduklarını,
Tanık … Kollukta; akrabası olan sanık …’ın sevk ve idaresindeki araçta yolcu olarak bulunduğunu, aracın arka koltuğu olmadığı için tanık … ile birlikte önde şoför koltuğunun yanında oturduklarını, olay tarihinde saat 20.00 sıralarında sanık … ve tanık… ile birlikte önce Ankara Kalesi’ne gittiklerini ve viski içtiklerini, saat 22.00 sıralarında dolaşmak için Gölbaşı ilçesine geçtiklerini, araç içerisinde tanık… ile birlikte içki içmeye devam ettiklerini, sanık …’ın ise araçta seyir hâlindeyken içki içmediğini sadece Ankara Kalesi’ndeyken alkol aldığını, akabinde evlerine dönmek için tekrar Konya Yoluna çıktıklarını, ışıklı kavşağa geldiklerinde sanık …’ın önce kamyonet tarzı arkası kasalı bir aracı solladığını, ardından kavşağa girdiklerinde önlerine çıkan beyaz renkli, küçük bir araca çarptıklarını, sonrasında yaşananları hatırlamadığını, kendine geldiğinde hastanede olduğunu,
Görevsiz Mahkemede; tanık…’le birlikte 70’lik viski içtiklerini, viskiden sanık …’a verdiğini hatırlamadığını, çünkü sanık …’ın enerji içeceği içtiğini, kaza öncesinde Dikmen Kavşağına geldiklerinde önlerinde seyreden aracı sollayıp orta şeride girdiklerini, trafik ışıklarını fark etmediğini, önlerindeki aracın da durmadığını, sanığın frene basıp basmadığını hatırlamadığını, sanığın kendileriyle alkol almadığını, daha önce aldıysa onu bilemeyeceğini, uyuşturucu madde aldığını da düşünmediğini, hızlarının saatte 80-90 km civarında olduğunu,
Görevli Asıl Mahkemede; kavşakta kendilerine yeşil ışık yandığı sırada geçtiklerini, başına darbe aldığı için önceki ifadelerinde yeşil ışıkta geçtiklerini söylememiş olabileceğini, sanık …’ın Ankara Kalesi’ndeyken 2 duble viski içtiğini,
Tanık … Kollukta; çocukluk arkadaşları olan sanık … ve tanık… ile birlikte olay tarihinde saat 20.00 sılarında buluştuklarını, sanık …’ın sevk ve idaresindeki araç ile Ankara Kalesi’ne giderek gezip yemek yediklerini, saat 22.00 sıralarında araçta bulunan yarım şişe viskiyi içmeye karar verdiklerini ve birer kadeh içtiklerini, oradan Gölbaşı ilçesine gezmeye gittiklerini, yolda sadece kendisi ve tanık…’ın viski içmeyi sürdürdüğünü, sanığın araç kullanırken içki içmediğini, evlerine dönmek için saat 23.50 sıralarında Konya Yoluna çıktıklarını, tanık… ile birlikte aracın önündeki yolcu koltuğunda yan yana oturduklarını, ışıklı kavşağa geldiklerinde uzaktan yeşil ışığı gördüğünü, akabinde yola bakmadığı bir sırada gürültü koptuğunu, önlerine çıkan aracın nasıl ve nereden geldiğini görmediğini, hemen çarptıkları araca doğru giderek yardım etmeye çalıştığını,
Görevsiz Mahkemede; viski içerken içine enerji içeceği koyduklarını, sanık …’ın 2-3 bardak içtiğini, ışıklı kavşağa gelmeden önce yolun en sağından ilerledikleri sırada önlerine çıkan kamyoneti sollayarak orta şeride geçtiklerini, bu sırada kavşağa yaklaştıklarını, kendilerine yeşil ışık yandığını, bu nedenle kavşakta durmadan geçtiklerini, yeşil ışıkta geçtiklerinden emin olduğunu,
Asıl Mahkemede; kendilerine yeşil ışık yandığını uzaktan gördüğünü, bu mesafenin yaklaşık 80 metre olduğunu, polislere ışıkların rengini hatırlamadığına dair bir beyanda bulunmadığını, sanığın Ankara Kalesi’ndeyken 2-3 bardak viski içtiğini, sanıktaki alkol oranının kendilerinkinden neden daha yüksek çıktığını bilemediğini,
Tanık … aşamalarda; 09.04.2016 tarihinde saat 23.45 sıralarında Konya Yolundan Dikmen Caddesi’ne gireceği sırada kırmızı ışık yandığı için orta refüje doğru ilerleyerek beklediğini, yanında iki aracın daha durduğunu, sonra kendilerine yeşil ışık yandığını, Gölbaşı istikametinden gelen araçlara kırmızı ışık yandığı için bu araçların durmaya başladığını ancak daha geriden hızlı bir şekilde gelen Transporter araç gördüğü için hareket etmediğini, zira karşı istikamette bir şeridin boş olduğunu ve Transporter model aracın boş olan bu şeritten geçebileceğini düşündüğünü, yanındaki aracın da beklediğini ancak en soldaki aracın hareket ettiğini, bu sırada Gölbaşı istikametinden gelen Transporter model aracın boş olan en soldaki şeritten hızlı bir şekilde geçerek araca çarptığını, Transporter model aracın süratli olması nedeniyle savrulduğunu, hemen aracını güvenli bir yere park ederek kazaya karışan araçların yanına gittiğini, Transporter model aracın camı kırılarak üç erkek şahsın dışarı çıkarıldığını, tek kapılı olan diğer araçtaki sürücünün şoför koltuğunun arkasında sıkışmış hâlde olduğunu, koltuğun ray sistemine bağlı kolu kırıldığı için çekemediğini, sürücünün emniyet kemerinin takılı olup olmadığına dikkat etmediğini, sürücüyü aracın bagajından çıkarmak istediklerini ancak bagajı açamadıklarını, olay yerine gelen itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle sürücünün araçtan çıkartılarak ambulansla hastaneye götürüldüğünü, kaza anında kendilerine yeşil ışık yandığından kesinlikle emin olduğunu, Trasporter model aracın fren yapmadığını, kimsenin kendisini ifade vermeye zorlamadığını, tamamen kendi vicdanı ve iradesiyle beyanda bulunduğunu,
Tanık … Görevsiz Mahkemede; olay tarihinde ablasının sevk ve idaresindeki araç ile Konya Yolunda Gölbaşı istikametinden Dikmen Caddesine doğru seyir hâlindeyken sağa dönüş yapacakları sırada gürültü olduğunu ve toz bulutu çıktığını, geriye baktığında beyaz renkli bir minibüs gördüğünü, bu minibüsün Konya Yolundayken yanlarından geçtiğini, bir iki aracı da makas atarak geçtiğini, o sırada kendilerine kırmızı ışık yandığını, çarpma anını görmediğini ancak araçların bir kısmının kırmızı ışıkta beklediklerini, beyaz renkli minibüsün buradan nasıl geçtiğini bilmediğini, kaza sonrasında minibüsteki şahısların kokularından alkollü olduklarını anladığını, bu olayın sosyal medyada takip edildiğini görünce şahitlik yapmak üzere müracaat ettiğini, hatırladığı kadarıyla ölen …’in emniyet kemerinin takılı olmadığını, kaza öncesinde takılı olup olmadığını bilmediğini,
Asıl Mahkemede; Konya Yolunda trafiğin akıcı olduğunu, araçların yavaşlayıp durduğunun fren lambalarından anlaşılabileceğini, kaza yapan aracın iki aracı makaslayarak yanlarından geçtiğini, ilerideki araçların ise fren lambalarının yandığını, bu nedenle oradaki araçların kırmızı ışıkta beklediklerini düşündüğünü, ancak kazaya karışan aracın kırmızı ışıkta geçtiğini görmediğini,
Tanık … Görevsiz ve Asıl Mahkemelerde; taksi şoförü olduğunu, Dikmen Caddesindeki durakta, dışarıda sigara içtiği sırada Gölbaşı tarafından gelen araçların durduğunu, yoğun bir trafik olmadığını, arka taraftan gelen ve Dikmen Caddesine geçiş yapan bir araca Gölbaşı istikametinden gelen beyaz renkli minibüsün caddenin orta kısmında çarptığını, minibüsün devrildiğini, bulunduğu yerden kavşaktaki ışıkların görünmediğini, şehir merkezinden gelen araçların Dikmen Caddesine geçişleri için sola doğru bir cep olduğunu, buradaki ışığın diğerlerine göre daha kısa yandığını, ölen …’in aracının da buradan geldiğini, Gölbaşı istikametinden gelen minibüsün nereden çıktığına bir anlam veremediğini, normalde o istikametten gelen 2-3 aracın yolda durduklarını, muhtemelen kendilerine kırmızı ışık yandığını, bekleyen araçların yan yana olduklarını, minibüsün geçeceği kadar boş bir şerit olup olmadığını ya da minibüsün beklerken erken çıkış yapıp yapmadığını veya hiç durmadan geçip geçmediğini fark edemediğini, aracın hızını bilmediğini ancak yavaş gelseydi durabileceğini, muhtemelen ya çok hızlı olduğunu ya da önündeki aracı görmediğini,
Tanık … Görevsiz Mahkemede; olay tarihinde Gölbaşı istikametinden şehir merkezine doğru aracıyla seyir hâlinde olduğunu, Dikmen Caddesine girmek üzere sağa doğru en sağ şeride geldiğinde arkasından beyaz renkli Transporter model bir minibüsün geldiğini, hatta zikzak yaptığını, kavşakta kırmızı ışık yandığı için dört şeritli yolun ortasındaki iki şeritte araçların durduğunu, şeritlerden birinde kamyon olduğunu, en sol şeridin ise boş olduğunu, Transporter model aracın sol şeride girerek yavaşlamadan geçtiğini, frene basmadığını, zira frene basmış olsaydı bunu görebileceğini, çünkü fren lambalarının yanmadığını, bu esnada kaza olduğunu, Transporter model aracın şehir merkezinden gelip sola dönüş yapan araçlardan birine tam kavşak üzerindeyken çarptığını ve takla attıktan sonra yana devrildiğini, bazı araçların durduğunu, kendisinin ise su dağıtım işi yaptığı için durmadığını, ölen kişinin babasıyla görüştüğünde kendisinden şahitlik yapmasını istediklerini, araçla seyir hâlindeyken olanları gördüğünü ancak neredeyse durma noktasına geldiğinden kazayı iyi gördüğünü, kendisinin araçla saatte 70-80 km hızla giderken Transporter model aracın daha hızlı gittiğini, bu nedenle hızının saatte 120 km olabileceğini,
Asıl Mahkemede; minibüse kırmızı ışık yandığını, kırmızı ışık yanarken minibüsün geçtiğini, bunu gördüğünü,
İfade etmişlerdir.
Sanık Kollukta; olay tarihinde saat 20.00 sıralarında akrabası tanık… ve arkadaşı tanık… ile buluştuklarını, kendisinin sevk ve idaresindeki … plaka sayılı araç ile saat 22.00 sıralarında Ankara Kalesi’ne gittiklerini, burada araç içerisinde bir bardak viski içtiğini, daha sonra Gölbaşı ilçesine gittiklerini, saat 23.50 sıralarında evlerine dönmek üzere yola çıktıklarını, Konya Yolunda saatte 70-80 km hızla en sağ şeritten ilerlerken önünde seyir hâlinde olan plakasız kasalı bir aracı sollamak için orta şeride geçtiğini, ışıklara az bir mesafe kaldığını, ışığı yeşilden sarıya geçerken gördüğünü, geçebileceğini düşündüğünü ancak bu sırada beyaz bir aracın aniden yola çıktığını, bu araç içerisinde bulunan kadının panikleyerek iki elini birden kaldırıp kendisine doğru avuç içlerini gösterdiğini, aracı görünce frene basıp kaçabildiği kadar kaçtığını ancak mesafe çok kısa olduğundan aracın sağ ön kısmına çarpmaya engel olamadığını, savrulan araçlar durduktan sonra hemen araçtan çıkarak çarptığı aracın yanına gittiğini, arkadaşı…’e 112’yi aramasını söylediğini, onun da hemen 112’yi arayarak kazayı bildirdiğini, çarptığı araç içerisindeki kadını çıkartarak olay yerine gelen ambulansla hastaneye gönderdiklerini, olaydan dolayı çok pişman ve üzüntülü olduğunu, olay nedeniyle meydana gelen zararı karşılamak istediğini,
Tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğinde; kazadan önce alkol aldığını ancak kaza olmasına yakın zamanda arkadaşları araç içerisinde içki içerken kendisinin alkol almadığını, kavşaktan geçerken yeşil ışığın yanmakta olduğunu, tam geçeceği sırada ışığın yeşilden sarıya geçtiğini,
Görevsiz ve Asıl Mahkemelerde önceki beyanlarından farklı ve ek olarak; kavşağa geldiğinde kırmızı ışığın yeşile döndüğü sırada geçiş yaptığını, orta şeritte olduğunu hatırladığını, karşıdan gelen ve dönüş yapan aracı görmediğini, yolda aydınlatma olduğunu, yağışın olmadığını ve zeminin kuru olduğunu, yolun meyilli ancak görüşün açık olduğunu, olayda kusurunun bulunmadığını, olaydan önce yarım kadeh viski ile enerji içeceği içtiğini, alkol seviyesinin neden çok yüksek çıktığını anlamadığını, o tarih itibarıyla uyuşturucu madde kullanmadığını, frene çok kuvvetli basmadığı için fren izi çıkmamış olabileceğini, olay yerinden kaçmadığını, yaralandığı için hastaneye kaldırıldığını, çıkınca yanında bekleyen polislerle birlikte polis merkezine gittiklerini, kazadan 1 saat kadar sonra kendisinden kan alındığını, alkol raporunun bu kan tahliline göre yapılıp yapılmadığını bilmediğini,
Savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, "doğrudan kast", "olası kast", "taksir" ve "bilinçli taksir"e değinilerek, birbirlerinden ayırdedici ölçütlerin ortaya konulması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi;
"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; “…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu'nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
Türk Ceza Kanunu'nda taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Olası kastla bilinçli taksiri ayırdetme konusunda doktrinde “Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir…Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir” şeklinde görüşler mevcuttur. (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304.)
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
Bu aşamada, ilgili trafik mevzuatı ile Adli Tıp Beşinci İhtisas Kurulunun alkolün güvenli sürüş yeteneğine etkisine ilişkin görüşüne değinilmesinde fayda vardır.
Sürücüler 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Karayollarında trafiğin akışı" başlıklı 46. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca aksine bir işaret bulunmadıkça trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirmemek; aynı Kanun'un "Trafik işaret ve kurallarına uyma zorunluluğu" başlıklı 47. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca trafik ışıklarına uymak; yine aynı Kanun'un "Hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlamak" başlıklı 52. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kavşaklara yaklaşırken hızlarını azaltmak zorundadırlar.
2918 sayılı Kanun'un 11.06.2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile değişik 48. maddesinin birinci fıkrasında, alkollü olan sürücülerin kara yolunda araç sürmelerinin yasak olduğu, altıncı fıkrasında, yapılan tespit sonucunda alkol miktarı 1,00 promilin üzerinde çıkan sürücüler hakkında TCK'nın 179. maddesinin üçüncü fıkrası hükümlerinin uygulanacağı, yedinci fıkrasında ise hususi otomobil sürücüleri bakımından 0,50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0,20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermeleri hâlinde, ayrıca TCK'nın ilgili hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin altıncı fıkrası ile TCK'nın 179. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükümlerine göre cezalandırılır" hükmü birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun, yapılan tespit sonucunda alkol miktarı 1,00 promilin üzerinde çıkan sürücülerin alkol nedeniyle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olduklarını kabul ettiği anlaşılmaktadır.
Adli Tıp Kurumu Beşinci İhtisas Kurulu tarafından da, 1,01 promil ve üzerinde kan alkol düzeyine sahip sürücülerin, bireysel farklılıkları ortadan kaldırabilecek ölçüde alkollü olduklarının ve bu seviyede alkol tesiri altındaki sürücülerin emniyetli sürüş yeteneklerinin olumsuz olarak etkilendiğinin kabulü gerektiği, (Faruk Aşıcıoğlu-Belkıs Yapar-Aliye Tütüncüler-Ahmet Belce, Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu Açısından Alkol, Adli Tıp Dergisi, cilt 23, sayı 3, 2009, s. 15.) vücuda alınan etil alkolün kandaki seviyesinin de ortalama olarak saatte 0,15 promil azaldığının tıbben bilindiği belirtilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık …’ın 09.04.2016 tarihinde saat 20.00 sıralarında sevk ve idaresindeki … plaka sayılı kapalı kasa kamyonet cinsindeki araç ile yanında bulunan akrabası ve arkadaşı olan tanıklar … ve … ile birlikte Ankara Kalesi’ne giderek viski içtikleri, sanığın ayrıca enerji içeceği de içtiği, saat 22.00 sıralarında yine sanığın sevk ve idaresindeki aynı araç ile Gölbaşı ilçesine gidip bir süre dolaştıktan sonra evlerine dönmek üzere tekrar yola çıktıkları, Konya Yolu üzerinde Gölbaşı istikametinden şehir merkezine doğru yerleşim yeri merkezinde, aydınlatmanın olduğu, görüşe engel bir durumun bulunmadığı, azami hız sınırının otomobiller için 82, kamyonet cinsi araçlar için 70 km/saat olduğu, dört şeritli, düz, kuru ve asfalt yolda seyir hâlinde olan sanığın, saat 23.47 sıralarında Dikmen Caddesi istikametine doğru sola dönüşün olduğu ışıklı kavşağa geldiğinde kırmızı ışık ihlali yaparak o esnada boş olan en sol şeritten hızlı bir şekilde geçmeye çalıştığı sırada, karşı yoldan gelen ve kendisine yanan yeşil ışıkla birlikte Dikmen Caddesine geçmek için sola dönüş yapan sürücü …’in sevk ve idaresindeki… plaka sayılı otomobilin sağ yan tarafına çarptığı, çarpışmanın etkisiyle her iki aracın da savrulduğu ve sürücü …’in aracının 25,7 metre ileride durduğu, saat 00.57'de onaylanan rapora göre sanığın 2,46 promil alkollü olduğu, araçta sıkışan sürücü …’in olay yerine gelen itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle araçtan çıkartılarak ambulansla hastaneye kaldırıldığı ancak araç içi trafik kazası sonucu oluşan kafa ve genel beden travması ile buna bağlı olarak gelişen hemopnömotoraks sonucu vefat ettiği olayda; daha önce 1,00 promilin üzerinde alkollü araç kullandığı gerekçesiyle trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunan ve alkollü araç kullanması nedeniyle sürücü belgesi iptal edilen sanık …’ın, olay tarihinde de sürücü belgesi alkol sebebiyle iptal edilmiş olmasına rağmen sevk ve idaresindeki kamyonet cinsi araçla trafiğe çıktığı, sanığın kaza anında emniyetli sürüş yeteneğini olumsuz olarak etkileyecek ölçüde alkollü olduğu, sanığın kazadan hemen önce yolda bir iki aracı makas atarak geçtiği, ışıklı kavşağa yaklaştığı sırada hızını azaltmadığı gibi kendisine kırmızı ışık yanmasına rağmen durmayarak kavşaktan hızlı bir şekilde geçtiği, bu suretle kazanın oluşumunda asli ve tam kusurlu olduğu, başka bir kimsenin kusurunun olmadığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Yerleşim yerinde bulunan ve gece vakti de olsa yoğun bir trafik akışı olan ışıklı kavşağa yaklaşan sanığın, kendisine kırmızı ışık yanması ve önündeki araçların durduğunu görmesine rağmen karşı istikametten gelip Dikmen Caddesine gitmek için sola dönüş yapacak araçların önüne çıkabileceğini öngördüğü hâlde hızlı bir şekilde o esnada boş olan en sol şeritten geçmesi ve muhtemel olan neticenin meydana gelmesi suretiyle o sırada Dikmen Caddesine geçmek için yeşil ışıkla birlikte sola dönüş yapan sürücü …’in sevk ve idaresindeki araca çarparak …’in ölümüne neden olması, kaza tespit tutanağı ve tanık ifadelerine göre fren yapmadığı ve hızını azaltmadığı sabit olan sanığın, öngördüğü muhtemel neticeyi engelleme çabasının ya da neticeyi göze almadığına dair bir davranışının bulunmaması, başka bir ifadeyle gerçekleşen muhtemel neticeye kayıtsız kalarak kabullenmesi, ayrıca somut olayın kanun koyucu tarafından olası kastın düzenlendiği madde gerekçesinde belirtilen örnek olaydaki gibi gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Ceza Genel Kurulunun 06.06.2017 tarihli ve 108-311 sayılı kararında, sanığın, sevk ve idaresindeki LPG tankeri ile çevre yolunda seyir hâlinde iken ışık kontrollü kavşağa geldiğinde, kendi seyir yönüne kırmızı ışık yanmasına rağmen kavşağın henüz boş olmasından faydalanarak karşıya geçmeye çalıştığı ancak kendi yönlerindeki araçlara yeşil ışık yanması nedeniyle aynı kavşağa giren katılanların bulunduğu araca çarparak birden fazla kişinin yaralanmasına neden olduğu olayda, sanığın önüne çıkan aracı görür görmez frene basması nedeniyle meydana gelen muhtemel neticeyi engellemeye yönelik davranışlarda bulunduğundan bilinçli taksirle hareket ettiği; yine Ceza Genel Kurulunun 15.01.2019 tarihli ve 701-6 sayılı kararında, trafik ışığı bulunan kavşaktan kırmızı ışık ihlali yapmak suretiyle hızlı bir şekilde geçen sanığın, o esnada yaya bandı üzerinden yolun sağ tarafından sol tarafına bisikletiyle geçmekte olan kişiye çarparak ölümüne neden olduğu olayda, sarı ışığın yandığını gören sanığın kırmızı ışığa yakalanmamak için hızını artırmak suretiyle şoförlük becerisine ve şansına güvenerek kavşaktan geçtiği ve önüne çıkan bisikletliyi görür görmez frene basarak neticeyi önlemeye çalıştığından eylemini bilinçli taksirle işlediği kabul edilmiştir. Uyuşmazlık konusu somut olayda ise, kavşağa yaklaşırken hızını azaltmayıp kendisine kırmızı ışık yandığını ve diğer araçların durduğunu görmesine rağmen durmayarak hızlı bir şekilde kavşaktan geçen ve önüne araç çıkmasına rağmen frene basmayan sanığın, meydana gelen muhtemel neticeyi engellemeye yönelik herhangi bir davranışı bulunmadığından eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Ceza Genel Kurulunca kast-taksir kombinasyonuna ilişkin kararlardaki uygulama istikrarlı bir şekilde sürdürülmekte olup yukarıda belirtilen ve açıklanan özellikleri nedeniyle birbirinden farklı olan olaylarda farklı sonuçlara ulaşılması içtihat değişikliği anlamına gelmemektedir.
Öte yandan, sanık hakkında olası kastla öldürme suçundan verilen hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak TCK'nın 53. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hak yoksunluklarının yanında ayrıca sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmasına karar verilmiş ise de yalnızca taksirli suçlarda uygulanma imkânı bulunan anılan maddenin altıncı fıkrasının tatbiki hukuki değerden yoksun olduğundan bu hususun infaz aşamasında ele alınması mümkün görülmüştür.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 25.06.2019 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 02.07.2019 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/545, K. 2019/504Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2018/545 E.  ,  2019/504 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı : 3650-146
Sanık … hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan TCK’nın 85/2, 22/3, 62/1, 63 ve 53/6. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahsuba ve sürücü belgesinin 1 yıl süreyle geri alınmasına ilişkin Adıyaman 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.09.2017 tarihli ve 90-160 sayılı hükme yönelik sanık müdafileri ile katılanlar …, …, … ve … vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesince 17.01.2018 tarih ve 3650-146 sayı ile CMK’nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafisi ile katılanlar … ve … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 13.06.2018 tarih ve 3564-6753 sayı ile;
"…Yasada, taksirin bir türü olarak düzenlenmiş bulunan bilinçli taksir esas itibarıyla olası kastın sınırlarını daraltıcı bir işlev görmektedir. Bu nedenle, olası kastın anlamı ve sınırları belirlenmeden, bilinçli taksirin kapsamının tayini mümkün değildir.
Olası kast ve bilinçli taksir öngörme unsuru itibarıyla örtüşmesine rağmen, isteme unsuru bakımından ayrılmaktadır.
Olası kastı bilinçli taksirden ayıran özellik, mümkün ya da muhtemel olarak öngörülen neticenin kabullenilmesi, failin öngördüğü tipik neticenin meydana gelmeyeceğine yönelik bir güveni olmadan hareket etmesidir. Başka bir anlatımla, fail öyle ya da böyle her hâlde hareketi gerçekleştirirdim diyorsa olası kast, neticenin gerçekleşeceğini bilseydim hareketi gerçekleştirmezdim, diyorsa bilinçli taksir söz konusudur.
Somut olaya gelince; olay günü sanığın sevk ve idaresindeki araç ile gece vakti, meskûn mahalde, zemini ıslak nemli, bölünmüş asfalt kaplama devlet kara yolunda, araç içerisinde yolcu olarak bulunan … ile …, … ve … ile seyir hâlinde iken, kendisi ile aynı istikamette önünde seyir hâlinde olan müşteki …'in sevk ve idaresinde bulunan aracı, makas tabir edilen biçimde ve yasal hız sınırlarının çok üzerinde bir hızla geçmeye çalıştığı, bu sırada aracının sağ orta kısımlarıyla, sağ şeritte seyreden ve müşteki …'in sevk ve idaresinde bulunan aracın sol arka yan kısımlarına çarpmasıyla, direksiyon hâkimiyetini kaybederek orta refüjde bulunan demir çitlerin 10 metrelik kısmını devirdikten sonra müşteki …'in aracını yan yatırmak suretiyle durması ile gerçekleşen çift taraflı ölümlü trafik kazasında, iki kişinin ölümüne bir kişinin de basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği somut olayda; sanığın 1,12 promil alkollü vaziyette şehir içinde seyir hâlinde iken, aracı çok hızlı kullandığı, kırmızı ışıklarda durmayarak yoluna devam ettiği, sanığın aracında bulunan tanıklar tarafından uyarılması üzerine sanığın yavaşladığı, hızını tekrar artırması üzerine uyarıldığında sanığın bu kez yapılan ikazları duymamak için müziğin sesini açtığı, tanık beyanları itibarıyla sanığın kullandığı aracın ibresinin 140 kilometreyi gösterdiği, kendisiyle aynı istikamette bulunan ve kırmızı ışıkta bekleyen fakat sanığın geçişi esnasında yeşil ışık yanması üzerine hareket eden araçların arasından birden fazla defa makas atmak suretiyle geçtiği anlaşılmakla, kendisine yapılan uyarılara rağmen sanığın eylemine devam edip seyrini sürdürmekle meydana gelecek neticeyi kabullendiği anlaşılmakla, sanığın eylemini olası kast ile işlediği ve olası kast hükümleri uygulanmak suretiyle cezalandırılması yerine suç vasfında yanılgıya düşülerek, bilinçli taksir hükümleri uygulanmak suretiyle, mahkûmiyetine karar verilmesi,
Kabul ve uygulamaya göre de;
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre kendilerini ortak vekille temsil ettiren katılanlar … ve … lehine, 3.960 TL maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliklerinden bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiş,
Daire Başkan Vekili B. Köksal ve Daire Üyesi S. Yıldırım;
"Sanığın olay tarihinde alkollü şekilde kullandığı araç ile seyir hâlinde iken kırmızı ışık ihlalleri ile aşırı hız yaptığı ve makas tabir edilen şerit ihlallerinde bulunduğu, müşteki …’in aracının sol arka yan kısmına çarptıktan sonra direksiyon hâkimiyetini kaybedip orta refüjdeki bariyere çarparak aracı yan yatırdığı, meydana gelen kazada kendi aracında bulunan iki kişinin öldüğü, bir kişinin yaralandığı, aynı zamanda çarptığı aracın sürücüsü Murat’ın da yaralandığı olayda sayın çoğunluk ile aramızdaki hukuki görüş uyuşmazlığı eylemin bilinçli taksirle mi yoksa olası kastla mı işlendiği noktasında ortaya çıkmaktadır.
Eylemin olası kastla işlendiğinin kabulü için öngörme ve kabullenme unsurunun bulunması gerekir.
Öngörme tali neticenin gerçekleşmesinin ihtimal dâhilinde olduğunun tahmin edilmesini ifade eder.
Kabullenme ise netice açısından öngörüp kayıtsız kalma hâlidir.
Bilinçli taksirle olası kastın ayrımını irdeleyecek olursak:
Olası kastla bilinçli taksirin iki müşterek bir de farklı yönleri bulunmaktadır. Ortak yönlerden ilki failin neticeyi öngörerek hareket etmesidir. Diğer bir ortak yön öngörülen neticenin olasılık boyutunda olmasıdır.
Aralarındaki farkı ise neticeye yönelik düşünce oluşturmaktadır. Olası kastta fail gerçekleşme olasılığını öngördüğü neticeyi göze almakta, kabullenmektedir. Bilinçli taksirde ise failin neticeye yönelik iradesi istememe şeklindedir.
Olası kastta fail amacı dışındaki neticenin meydana gelebileceğini öngörmekte fakat amacına ulaşmak onun için çok önemli olduğundan olursa olsun diyerek tali neticenin oluşmasını kabullenmektedir. Neticenin gerçekleşmeyeceğine dair salt şansına güvenme veya boş bir ümit veya inanç içinde olmak kastı taksire dönüştürmeyecektir. Buna karşın failin öngördüğü muhtemel neticenin somut olaydaki kimi etkenler dolayısıyla meydana gelmeyeceği kanaatiyle veya fiili icra sırasında göstereceği maharet ya da çaba ile neticenin doğumunu önleyeceği inancıyla hareket etmesi durumunda bilinçli taksirden söz etmek gerekir. 'Failin psişik durumu neticenin gerçekleşmeyeceğine ilişkin boş ve dayanaksız bir ümitten ibaret olmayıp olgu veya olasılığa dayanan kanaat mahiyetindedir. Başka bir anlatımla neticenin kesin olarak meydana geleceğini bilseydi bu fiili işlemezdi denilebilirse failin bilinçli taksirle hareket ettiği kabul edilmelidir.' (Önder, Ceza Hukuku Dersleri, 1992 Sayfa:320.)
Mevcut olayımızı irdelediğimizde sanık olayda birden fazla ihlal içeren hareketiyle kaza yapabileceğini öngörmüş ve kabullenmiştir. Ancak meydana gelen netice açısından ölüm olayının meydana geleceğini öngörüp kabullenmesinden söz edilemez.
Yukarıda da değinildiği üzere ölüm olayının meydana geleceğini bilmesi hâlinde icrai hareketlerine devam edeceği yönünde bir durum söz konusu değildir çünkü kendi aracı içinde bulunan kişiler arkadaşlarıdır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 16.10.2008 tarihli, 5343/11133 sayılı benzer nitelikteki olayla ilgili içtihadında da eylemin bilinçli taksirle gerçekleştiği şeklindeki kararı mevcuttur.
Tüm bu açıklamalar ışığında meydana gelen olayla ilgili olarak sanığın bilinçli taksir ile eylemi gerçekleştirdiği şeklindeki Yerel Mahkemenin suçun sübutunu kabul ve vasıflandırması usul ve yasaya uygun olduğundan kararın onanması kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.07.2018 tarih ve 29232 sayı ile;
“… İtiraza konu uyuşmazlık, sanığın, sevk ve idaresindeki araç ile seyir hâlinde iken alkollü olduğu ve kırmızı ışık ihlalleri ile aşırı hız yaptığı ve makas tabir edilen şerit ihlallerinde bulunduğu ve müşteki …’in aracının sol arka yan kısmına çarptıktan sonra direksiyon hâkimiyetini kaybedip orta refüjdeki bariyere çarparak aracı yan yatırdığı ve meydana gelen kazada kendi aracında bulunan iki kişinin öldüğü, bir kişinin yaralandığı, aynı zamanda çarptığı aracın sürücüsü Murat’ın da yaralandığı olayda, TCK'nın 85/2. maddesine uyan eylemin bilinçli taksirle mi yoksa olası kastla mı işlendiğine ilişkindir.
…
…Maddi olayda, sanık …'nın sevk ve idaresindeki araç ile gece vakti, meskûn mahalde, zemini ıslak nemli, bölünmüş asfalt kaplama devlet kara yolunda, araç içerisinde yolcu olarak bulunan … ile …, … ve … ile seyir hâlinde iken, kendisi ile aynı istikamette önünde seyir hâlinde olan müşteki …'in sevk ve idaresinde bulunan aracı, makas tabir edilen biçimde ve yasal hız sınırlarının çok üzerinde bir hızla geçmeye çalıştığı, bu sırada aracının sağ orta kısımlarıyla, sağ şeritte seyreden ve müşteki …'in sevk ve idaresinde bulunan aracın sol arka yan kısımlarına çarpmasıyla direksiyon hâkimiyetini kaybederek orta refüjde bulunan demir çitlerin 10 metrelik kısmını devirdikten sonra müşteki …'in aracını yan yatırmak suretiyle durması ile gerçekleşen çift taraflı ölümlü trafik kazasında, iki kişinin ölümüne bir kişinin de basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği şeklinde gerçekleşen eylemde,
Sanığın 1,12 promil alkollü vaziyette şehir içinde seyir hâlinde iken, aracı çok hızlı kullandığı, kırmızı ışıklarda durmayarak yoluna devam ettiği, sanığın aracında bulunan tanıklar tarafından uyarılması üzerine sanığın yavaşladığı, hızını tekrar artırması üzerine uyarıldığında sanığın bu kez yapılan ikazları duymamak için müziğin sesini açtığı, tanık beyanları itibarıyla sanığın kullandığı aracın ibresinin 140 kilometreyi gösterdiği, kendisiyle aynı istikamette bulunan ve kırmızı ışıkta bekleyen fakat sanığın geçişi esnasında yeşil ışık yanması üzerine hareket eden araçların arasından birden fazla defa makas atmak suretiyle geçtiği ve pek çok kural ihlali yaptığı ve tam ve asli kusurlu olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Sanığın, meydana gelen trafik kazasına yönelik neticenin meydana gelmesini istememesine rağmen, objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmesinden dolayı neticenin meydana gelmesini engelleyemediği,
Sanık suç tarihinde 19 yaşında olup gençlik enerjisi içinde ve aldığı alkolün etkisiyle, aracın içinde bulunan kız arkadaşlarına beceri derecesi yüksek bir biçimde araç sürebilme yeteneğini gösterme amacıyla hareket ettiği ve araçta bulunanların sanığın yakın arkadaşları olduğu, sanığın şoförlük yeteneğine, aynı yönde araç kullananların kendilerini koruma yönünde dikkatli davranacaklarına güvendiği, neticeyi öngörmüş olmasına karşın, neticenin gerçekleşmesini istemediği ve bilinçli taksirle hareket ettiği kabul edilmelidir.
Sanığın, eylemini gerçekleştirdiği sırada, neticeyi öngörmesine rağmen umursamadığı ve olursa olsun düşüncesiyle hareket ederek icrai hareketlerine devam ettiği konusunda dosya kapsamında bir tespitin bulunmadığı ve sanığın suça konu eylemini, olası kasıtla işlediğinin kabul edilemeyeceği,
Sanığın TCK'nın 85/2. maddesinde yazılı suçu objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmesinden dolayı neticenin meydana gelmesini engelleyemediği ve neticenin gerçekleşmesini istemediği ve eylemi bilinçli taksirle işlediği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 13.09.2018 tarih, 5195-8199 sayı ve oy çokluğu ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yaptığı trafik kazası sonucunda sevk ve idaresindeki araçta yolcu olarak bulunan iki kişinin ölümüne, çarptığı araçta bulunan ve şikâyetinden vazgeçen bir kişinin de yaralanmasına neden olan sanığın eylemini bilinçli taksirle mi yoksa olası kastla mı gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkin ise de 18.06.2019 tarihli ilk müzakere esnasında, bir Ceza Genel Kurulu Üyesi tarafından suç vasfına yönelik bir temyiz nedeni bulunmadığından Özel Dairece, sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğundan bahisle bozma kararı verilemeyeceğinin, buna bağlı olarak Ceza Genel Kurulunca uyuşmazlığın esasının görüşülmesinin mümkün olmadığının ileri sürülmesi üzerine öncelikle bu hususun değerlendirilmesi gerekmiştir.
1- Temyiz sebepleri gözetildiğinde, istinaf başvurularının esastan reddine dair kararın, Özel Dairece sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğundan bahisle bozulmasının mümkün olup olmadığı, buna bağlı olarak Ceza Genel Kurulunca uyuşmazlığın esasının görüşülüp görüşülemeyeceği;
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık müdafisinin 11.02.2018 tarihli temyiz dilekçesinde;
1- Gerekçeli kararın, taraflı tanıklar… ve Halil Musab'ın beyanlarına dayandırıldığını, bu tanıkların gerçeğe aykırı beyanda bulunduklarını, tanık …'in beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkili lehine olan delillerin ve beyanların dikkate alınmadığını,
2- Mahkemenin, sanığın alkollü bir şekilde saatte 140 km hızla kaza mahalline kadar kırmızı ışıklarda durmayıp tanıklar tarafından uyarılmasına rağmen hızını azaltmadığı, ikazları duymamak için müziğin sesini açtığı, trafikte yeşil ışık yanması üzerine henüz yeni hareket eden araçların arasından makas atmak suretiyle geçmeye çalıştığı, bu şekilde iki aracı makas atmak suretiyle solladığı şeklindeki kabulünün yerinde olmayıp bilirkişi raporunda sadece Karayolları Trafik Kanunu'nun 46 maddesinin (c) bendi uyarınca kusurlu olduğunun belirtildiğini,
3- Sanığın kırmızı ışıkta geçmediğini,
4- Sanığın makas atmadığını,
5- Tanık …'un keşifteki, şikâyetçi …'in ise duruşmadaki beyanlarından sanığın kırmızı ışıkta geçmediğinin ve makas atmadığının sabit olduğunu, müvekkilinin hızının normal olduğunu,
6- Sanıkta tespit edilen alkol miktarının yasal sınırın biraz üzerinde olduğunu, sanığın alkolün etkisiyle kaza yaptığı yönündeki kabulün hukuki olmadığını,
7- Kaza yeri ile sanığın aracını durdurduğu yer arasındaki mesafenin fazlalığının sanığın hızlı bir şekilde seyrettiğini gösterdiğine dair kabulün yerinde olmadığını,
8- 25.12.2016 tarihli, alkollü araç kullanan sürücü gözlem tutanağındaki sanığın sendelediğine, anlama yeteneğinin az olduğuna, sorulan sorulara yanıt veremediğine ilişkin değerlendirmenin yerinde olmadığını,
9- Sanığın vefat eden … ile nişanlandıkları beyan edilmesine rağmen bu hususta sanığın annesinin ve babasının dinlenilmesi talebinin reddedildiğini,
10- Bilinçli taksir koşullarının oluşmadığını ve cezanın alt sınırdan uzaklaşılmasını gerektirir bir durumun olmadığını,
Belirterek,
Katılanlar … ve … vekilinin 09.02.2018 tarihli temyiz dilekçesinde;
1- Sanık hakkında takdiri indirim yapılmaması,
2- Ceza tayin edilirken üst sınıra yakın tayin edilmesi,
3- Katılanlar yararına vekâlet ücretine hükmedilmesi,
Gerektiğini belirterek,
Gösterilen ve resen gözetilecek nedenlerle istinaf başvurularının esastan reddine dair hükmün bozulmasını talep ettikleri,
Anlaşılmaktadır.
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.
İstinaf, ilk derece mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş hükümlerinin hem maddi hem de hukuki yönden denetlenmesi için kabul edilmiş olan olağan bir kanun yolu olup ikinci derecedir. 5235 sayılı Kanun'un 3. maddesinde de istinaf incelemesi yapacak olan bölge adliye mahkemelerinin “adli yargı ikinci derece mahkemeleri” olduğu açıkça belirtilmiştir. İstinaf kanun yolunda ilk derece mahkemesinin hükmü, hem delillerin tespiti, değerlendirilmesi ve sübut konusundaki hatalar yönünden hem de sabit kabul edilen olaylara hukuk normları uygulanırken hata yapılıp yapılmadığı yönünden incelenir.
Temyiz ise kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen hükümlerle, bu dairelerin hükme esas teşkil eden ara kararlarına ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca iade taleplerine ilişkin ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı başvurulan bir olağan kanun yoludur. Bu kanun yoluna başvurulduğunda uyuşmazlığa hüküm mahkemesinden başka bir yargı mercisi bakar. Temyizde hükümler hukuki yönden, yani fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, nasıl yargılama yapıldığı, delillerin nasıl değerlendirildiği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, hükmün doğru oluşturulup oluşturulmadığı ve diğer hukuka aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden incelenir. Temyiz kanun yolu hukuki meseleye ilişkin hukuka aykırılıkları çözmek için kabul edildiğinden hukuki derece yoludur.
İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK’dan farklı şekilde, resen temyiz tercihinden vazgeçmiş ve CMK'nın "Temyiz başvurusunun içeriği" başlıklı 294. maddesinde, temyiz edenin, temyiz başvurusunda hükmün hangi nedenden dolayı bozulmasını istediğini, diğer bir deyişle temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu, temyiz sebebinin ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabileceğini belirtmiş, CMK'nın "Temyiz gerekçesi" başlıklı 295. maddesinin birinci fıkrasında da, temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe verilmesi gerektiğini düzenlemiştir.
Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekmektedir. Temyiz dilekçesinin, örneğin; "Hükmü temyiz ediyorum." şeklindeki bir açıklamadan ibaret olup herhangi bir temyiz sebebi içermemesi durumunda, tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkının bulunmaması hâllerinde olduğu üzere usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden CMK'nın 298. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddi gerekir.
Mülga 1412 sayılı CMUK’nın “Temyiz sebebi” başlığını taşıyan 307. maddesi; “Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur. Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlış tatbik edilmesi kanuna muhalefettir.” düzenlemesini taşımakta iken, 5271 sayılı CMK'nın "Temyiz nedenleri" başlıklı 288. maddesi;
“1- Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır.
2- Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” şeklinde düzenlenmiş olup, maddenin Hükümet Tasarısı'ndaki gerekçesinde de;
“Madde, 1412 sayılı Kanun'dan ayrılarak 'kanuna aykırılık' yerine daha geniş anlamlı ve amaca uygun olan 'hukuka aykırılık' sözcüklerine yer vermiştir.
Yargılamanın konusunu oluşturan cezai uyuşmazlık çözüldükten ve maddi gerçeğe ulaşıldıktan sonra ilgili hukuk kuralının eksik veya yanlış uygulanması veya hiç uygulanmaması hukuka aykırılığı oluşturur.
Hukuk kuralı deyimi, temel hukuk ilkelerini, yazılı olan veya olmayan hukuk kurallarını, yargılama hukukuna ilişkin kurallarla maddi hukuka ilişkin kuralların tümünü kapsar.
Temyiz başvurusunun, hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayandırılması gerekir. Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Mülga 1412 sayılı CMUK'da temyiz sebebi “kanuna aykırılık” olarak belirlenirken, 5271 sayılı CMK’da “hukuka aykırılık” olarak belirlenmiştir. Ancak her iki Kanun’a bakıldığında bu iki farklı kavramın aynı şekilde anlaşılmasının istendiği sonucuna varılmaktadır. Zira her iki Kanun'un ilgili hükümlerinde bu kavramlar, “bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması” şeklinde tanımlanmış olup öğretide de geçmişten bu yana kanuna aykırılık kavramı geniş yorumlanmış ve bu ifadenin yazılı hukukla sınırlı anlaşılmaması gerektiği, bu nedenle yazılı hukuka ek olarak; içtihada aykırılık, tecrübe ve mantık kurallarına aykırılık, öğretiye aykırılık, maruf ve meşhur olan şahsi bilgilerdeki hataların da kanuna aykırılık kapsamında denetlenebileceği, ayrıca uluslararası hukuka ve evrensel hukuki değerlere aykırılığın da temyiz nedeni olarak ileri sürülebileceği ifade edilmiştir.
Temyiz nedenleri bakımından iki Kanun arasındaki esas farklılık, 5271 sayılı CMK’nın temyiz başvurusunun içeriği başlıklı 294. maddesinden kaynaklanmaktadır.
Mülga 1412 sayılı CMUK’nın “Temyiz istidası ve ihtiva edeceği noktalar” başlığını taşıyan 313. maddesi;
“Temyiz eden taraf hükmün hangi cihetine itiraz ve neden dolayı bozulmasını talep etmekte olduğunu temyiz istidasında veya beyanında veyahut layihasında gösterir.
Temyiz için istinad edilen sebeplerde muhakeme usulüne müteallik hukuki bir kaideye mi yoksa kanuni diğer hükümlere mi, muhalefet etmiş olmasından dolayı itiraz olunduğu gösterilir.
Birinci hâlde kanuna muhalif olan vak’alar izah olunur.” şeklinde düzenlenmiş iken,
5271 sayılı CMK’nın “Temyiz başvurusunun içeriği” başlığını taşıyan 294. maddesi;
“1- Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.
2- Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
1412 sayılı CMUK'nın 313. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 294. maddesinin ilk fıkraları temyiz sebeplerinin gösterilmesi hususuna ilişkindir ve arada ciddi bir fark yoktur. Oysa her iki maddenin ikinci fıkraları birbirinden tamamen farklıdır. 5271 sayılı Kanun’un 294. maddesinin ikinci fıkrasında temyiz sebebinin ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabileceği açıkça belirlenmiştir.
Fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği maddi sorunu oluştururken sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturduğu kabul edilen fiile hangi cezanın verilmesi gerektiği, delillerin nasıl değerlendirildiği, nasıl yargılama yapıldığı, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, hükmün doğru oluşturulup oluşturulmadığı gibi hususlar ise hukuki sorunu oluşturur. Sübut da denilen maddi mesele, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin sözlülük ve doğrudan doğruyalık ilkelerini uygulayarak eylemi öğrenmesidir. Hukuki mesele ise olayın hukuk karşısındaki durumunu tespit etmek anlamına gelir.
Temyiz nedeni olan hukuka aykırılık, muhakeme hukuku normunun ihlali (Örneğin, tanıklıktan çekinme hakkı bulunan tanığa bu hakkının hatırlatılmaması, hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi gibi.) ya da maddi hukuk normunun ihlali (Örneğin, sanığın eylemi suç teşkil etmediği hâlde mahkûmiyet hükmü kurulması, suçun niteliğinin hatalı belirlenmesi, eksik araştırmaya dayalı olarak karar verilmesi gibi.) şeklinde ortaya çıkabilir. Maddi hukuk normunun ihlâli hâlinde temyiz edenin sıfatı da dikkate alınarak kararın bozulması gerekmekte ise de muhakeme hukuku normlarının ihlallerinde, ihlalin hükmü etkileyip etkilemediği gözetilmelidir.
Bu kapsamda, muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz nedeni olarak açıkça ileri sürülmesi gerekmektedir. Muhakeme hukukuna aykırılık iddiasına dayanan temyiz taleplerinde Yargıtay hem muhakeme normunun doğru uygulanıp uygulanmadığını hem de ilk derece veya bölge adliye mahkemelerince muhakeme normunun uygulandığı olayın doğru tespit edilip edilmediğini denetleyecektir. Temyiz dilekçesinde muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda işaret edilmekle yetinilecektir.
Temyiz nedeninin, maddi hukuk kurallarına aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuk kurallarına aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezaî yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuk kurallarına aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.
Nitekim, 5271 sayılı CMK'nın 301. maddesinin Hükümet Tasarısı'ndaki gerekçesinde; "Yargıtay, yalnız temyiz dilekçesi veya beyanında maddi hukuk kurallarına aykırılık nedeniyle ileri sürülen hususlarla, temyiz istemi yargılama hukukuna ilişkin kuralların uygulanmaması veya eksik veya yanlış uygulanmasından dolayı yapılmışsa bu olgular hakkında inceleme yapar.” açıklamalarına yer verilerek temyiz sebebinin hangi hukuka aykırılık iddiasına dayandırıldığının gösterilmesi; muhakeme hukukuna aykırılık iddiasına ilişkin temyiz taleplerinde, hiç uygulanmayan, eksik veya yanlış uygulanan usul kuralları ile buna dayanan maddi olguların ileri sürülmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Öğretide de, temyiz sebeplerinin muhakeme hukukuna ve maddi hukuka ilişkin olarak ileri sürülmesi bakımından; “Maddi hukuk normlarına ilişkin temyiz başvurularında sebep gösterilmesi zorunluluğunun Yargıtay incelemesinde önemli bir sınırlama içermediği, muhakeme hukukuna aykırılık nedeniyle hüküm temyiz ediliyorsa hükmü temyiz edenin, bu aykırılığa temel oluşturan maddi olguları göstermek zorunda iken maddi hukuka aykırılıkta, maddi hukuka aykırılıktan dolayı hükmün temyiz edildiğinin belirtilmesinin yeterli olduğu, Yargıtayın maddi hukuk normlarının tümünü göz önünde tutup inceleme yapması gerektiği,”; (Serap Keskin Kiziroğlu, Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Temyiz Yasa Yoluna İlişkin Değişikliklere Bakış, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Kasım-Aralık, 2017, s.182 vd.) "5271 sayılı CMK'nın 288. maddesi uyarınca temyiz sebebi olarak belirtilenler dışında kalan muhakeme hukukuna ilişkin diğer hukuka aykırılıklar bakımından Yargıtayın karar vermesine olanak bulunmadığı, buna karşılık, kararın hukuka aykırı olduğu ve bozulması gerektiği yönünde bir irade ortaya konulduğu sürece incelemenin maddi hukuka ilişkin tüm hukuka aykırılıklar yönünden yapılabileceği, bu bağlamda, Yargıtayın olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle yapılan bir temyiz istemi karşısında bu istemi yerinde bulmasa bile haksız tahrikin koşullarının gerçekleştiği ve bu nedenle de cezanın indirilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozabileceği,” (Mustafa Ruhan Erdem, Cihan Kavlak, Ceza Muhakemesinde Temyiz İncelemesinin Kapsamı ve Sınırları, Yargıtay Dergisi, Ekim 2018, Sayı: 4, s. 1434-1472.) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
Bu aşamada, bölge adliye mahkemelerince verilen kararların temyizi üzerine temyiz denetiminin ne şekilde yapılacağına da değinilmelidir.
5271 sayılı CMK’nın “Temyizde incelenecek hususlar” başlıklı 301. maddesi;
"1- Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında inceleme yapar.”
Biçiminde düzenlenmiştir.
Doktrinde, temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından; “Yargıtay hukuksal incelemesine önündeki hüküm bakımından ispat konularının sübuta erdiği varsayımından başlar. Temyiz mahkemesi yalnızca hâkimin delilleri değerlendirmesinde hukuksal hata yapıp yapmadığını değerlendirebilir. Delillerin değerlendirilmesi ve ispat açısından vicdani kanıyı olay hâkiminin oluşturması gerekir. Ancak bunun için de yerel mahkeme kararının gerekçesi ve dayanaklarının, sanığın tüm sorgu tutanaklarının, temyiz mahkemesine sunulması gerekir.” (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet Yayınevi, 13. Baskı, Ankara 2017, s.778 vd.); “Yargıtay, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek eylemin varlığı veya yokluğu, kanıtların inandırıcılığı ya da kesinliği gibi yargılarda bulunamaz, ancak maddi olayların gerekçede yeterince yansıtılıp yansıtılmadığı, yansıtılan maddi olaylara ilişkin kanıtların tartışılıp tartışılmadığı, bu tartışma yapılırken doğa, mantık, deneyim ve hukuk kurallarına uyulup uyulmadığı yönlerinden hükmü inceleyerek olay yargılamasını sınırlı bir şekilde denetleyebilir.” (Sami Selçuk, Temyiz Denetiminin Sınırları, Prof. Dr. Nur Centel'e Armağan, s.336); "Temyiz kanun yolunda maddi mesele incelenemez. Ancak kanun koyucu sanığa gerçekçi bir hukuki koruma sağlamayı amaçladığı için aradan geçmiş olan zamanın olumsuz etkilemediği oranda maddi mesele incelenebilmelidir. Burada esas mahkemesindeki hâkimin doğrudan doğruyalık ilkesinden kaynaklanan maddi meseleyi takdir etme yetkisi ortadan kaldırılmadan, dosyaya girdiği oranda maddi meseleyi inceleyen, bu istisna dışında sadece hukuki mesele ile ilgilenen bir temyiz incelemesi yapılmalıdır. Yargıtay maddi meseleyi sadece hükmün gerekçelerine dayanarak incelemelidir." (Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2014, s.1234.); "Tamamen maddi soruna ilişkin olan aykırılıkların temyiz kanun yolunda denetlenmesi mümkün değildir. Ancak, mahkemenin, elindeki maddi olguları hukuk kurallarına uygun olarak değerlendirip değerlendirmediği ve hükme esas alırken hukuk kurallarına bağlı kalıp kalmadığı Yargıtay tarafından incelenmek zorundadır. Aynı şekilde hukuka aykırılığın, yargılama kurallarının doğru uygulanmaması nedenine dayandığının ileri sürülmesi hâlinde de Yargıtay hem yargılama kuralarına uyulup uyulmadığına hem de bu kuralların uygulanmasına esas teşkil eden ve daha önce mahkemece tespit edilmiş olan maddi vakıaların doğru değerlendirilip değerlendirilmediğini inceleyebilecektir." (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Baskı, İzmir, 2017, s.856.); “Temyiz kanun yolunda temyiz mahkemesi, sözlülük, yüz yüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkelerini uygulayarak geçmişte olan bir olayın nasıl meydana geldiğini ortaya çıkaran olay hâkiminin tespitleriyle bağlıdır. Bununla birlikte olay mahkemesinin tespitleri belirsiz, eksik, çelişkili, mantık veya deneyim kurallarıyla çatışıyorsa olay mahkemesinin tespitleriyle bağlılık ortadan kalkar. Yargıtayın, bölge adliye mahkemesi incelemesinden geçmiş bir kararla ilgili yapacağı denetimin, verilen kararın hukuksal yönüyle sınırlı olması hâli, Yargıtayca hiçbir zaman maddi olay denetimi yapılamayacağı anlamına gelmez. İlk derece veya bölge adliye mahkemelerinin kararlarında bilimin yerleşmiş ilkelerine, genel yaşam deneyimlerine, mantık kurallarına aykırılıklar varsa, ulaşılan sonuç ve gerekçe arasında birbiriyle açıkça çelişen tespitler bulunuyorsa, maddi olay açık, kesin ve tam olarak belirlenememiş ise ve bu nedenlerle kararın hukuksal yönden denetimine olanak yoksa Yargıtay maddi olay denetimi yapabilir.” (Erdem-Kavlak, s.1424-1460.); “Bir olayı tespit ederken ilk derece mahkemesi hâkimi delilleri serbestçe takdir eder. Ancak bu tespitin eksiksiz olması ve hâkimin kanaatinin objektif dayanaklarının hükümden anlaşılması gerekir. Bu nedenle maddi olaya ilişkin denetim, maddi vakıanın sübutuna ilişkin kanaatin yeterli delile dayanarak ve mantık kurallarına uygun bir şekilde oluşturulup oluşturulmadığı açısından yapılmaktadır." (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 13. Baskı, İstanbul, 2016, s.840.) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
Görüldüğü gibi doktrinde çoğunlukta olan anlayışa göre, Türk Ceza Muhakemesine istinaf kanun yolunun getirilmiş olması, temyiz mahkemesinin önceden olduğu gibi somut temyiz denetiminin elverdiği ölçüde maddi soruna girmesine engel oluşturmayacak, temyiz kanun yolunda somut dava üzerinden içtihatlarla birliği sağlayacak olan Yargıtay, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüz yüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir etme yetkilerini de dikkate alarak bu delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görebileceği ve inceleyebileceği maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıklardan dolayı bozma kararı verebilecektir.
İlk derece ve bölge adliye mahkemelerinin uyguladığı maddi ceza normlarının hukuka uygun olması, maddi olayın doğru ve eksiksiz bir şekilde tespit edilerek bu tespite uygun olan maddi hukuk normlarının uygulanmasına bağlıdır. Başka bir ifadeyle, maddi sorun ile maddi hukuk normlarının bu ayrılmaz niteliğinden dolayı uygulanan maddi hukuk normlarının hatalı olduğu iddiasıyla yapılan temyiz başvurularında hükmün hukuki yönden denetiminin maddi sorundan ayrılması mümkün değildir. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması sonucunda maddi sorunun da hatalı şekilde belirlendiği hâllerde dosyaya yansıyan tüm delillerle birlikte maddi sorun irdelenmeksizin hükmün hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi söz konusu olamayacaktır. Kaldı ki, Kanun'da Yargıtayın temyiz denetimi sırasında maddi sorunu inceleyemeyeceğine ilişkin bir hüküm de mevcut değildir. 5271 sayılı CMK’nın “Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi” başlıklı 303. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunmasının gerektiği durumlarda, Yargıtayın, davanın esasına hükmedebileceği belirtilmiş olup bu düzenlemeye göre ilk derece veya bölge adliye mahkemelerinin tespitlerinin hukuki denetim yapılmasına olanak vermeyecek ölçüde yetersiz olması hâlinde maddi sorunun tespiti ve buna bağlı olarak maddi ceza normunun doğru tatbik edilmesi bakımından Yargıtayın eksik araştırma nedeniyle bozma kararı verebilecek olması, hukuki denetimin, o ana kadar yapılan tespitlerin, normun olaya uygulanması için yeterli dayanak oluşturup oluşturmadığı hususunu da içerdiği sonucunu doğurmaktadır.
Sonuç olarak, Yargıtay, temyiz kanun yoluyla ülkedeki hukuk kurallarının istikrarlı ve aynı biçimde uygulanmasını yani içtihat birliğini sağlar. 5271 sayılı CMK, ilk derece yargılaması ile temyiz yargılaması arasına istinafı yerleştirerek, hem Yargıtayın içtihat mahkemesi konumunu güçlendirmeyi hem de mahkemelerin son kararlarının yalnızca hukuki sorun değil, maddi sorun açısından da sağlıklı bir şekilde denetlenmesinin yolunu açmayı öngörmüştür. Bununla birlikte ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektedir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Anayasa'nın 138. maddesi de tüm hâkimlerin Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vereceklerini hükme bağlamıştır. Bu nedenle ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinde yapılmakta olan yargılama sonucunda ulaşılma imkânı bulunan bütün deliller ele alınıp değerlendirilmeden karar verilmesi, maddi sorunun doğru olarak tespit edilmemesi, dosyada mevcut delillerle maddi soruna ilişkin tespitlerin uyumlu olmaması gibi nedenlerle yazılı hukuka, evrensel hukuki değerlere, akla, bilime ve tecrübe kurallarına aykırı olacak şekilde maddi olay değerlendirmesinin hatalı olarak belirlendiği hâllerde adaletin tam olarak gerçekleşmesi amacı da gözetilerek Yargıtayın, hükmün hukuki yönüne ilişkin olan ve hükme etki eden maddi olay değerlendirmesindeki hukuka aykırılıkları da temyiz yoluyla incelemesi gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Yerel Mahkemece sanık hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik sanık müdafisi ile katılanlar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği, bu kararın sanık müdafisi tarafından tanık dinletme taleplerinin reddedildiğine ve sanık lehine delillerin dikkate alınmadığına dair muhakeme hukukuna aykırılık iddialarına dayalı nedenler ile Yerel Mahkemenin olayın gerçekleşme şekline ilişkin kabulünün yerinde olmadığına, bilinçli taksir koşullarının oluşmadığına, cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesini gerektirir bir durum olmadığına ilişkin maddi hukuka aykırılık iddialarına dayalı ve resen gözetilecek nedenlerden, katılanlar … ve … vekili tarafından ise katılanlar yararına vekâlet ücretine hükmedilmediğine ilişkin muhakeme hukukuna ilişkin aykırılık iddiasına dayalı neden ile sanık hakkında takdiri indirim yapılmaması ve cezanın üst sınıra yakın tayin edilmesi gerektiğine ilişkin maddi hukuka aykırılık iddialarına dayalı ve resen gözetilecek nedenlerden bozulması talebiyle temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece, sanığın eylemini olası kast ile gerçekleştirdiğinden, kabule göre de temyiz yoluna başvuran katılanlar lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiği anlaşılmakla; sanık müdafisinin Yerel Mahkemenin olayın gerçekleşme şekline ilişkin kabulünün yerinde olmadığına, bilinçli taksir koşullarının oluşmadığına, cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesini gerektirir bir durum olmadığına, katılanlar … ve … vekilinin ise sanık hakkında takdiri indirim yapılmaması ve cezanın üst sınıra yakın belirlenmesi gerektiğine ilişkin temyiz nedenlerinin maddi hukuka aykırılık iddialarına dayanması, Yargıtayca da maddi hukuka aykırılık iddiasına dayalı temyiz istemlerinde dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıkların temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılmasının gerekmesi karşısında, eylemi olası kastla öldürme suçu olarak değerlendiren Özel Dairece, sanığın bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair kararın, katılanlar … ve … vekili tarafından açıkça temyiz nedeni olarak ileri sürülmemekle birlikte sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturma ihtimaline göre maddi hukuka aykırılık nedeninden bozulmasının mümkün olduğu, buna bağlı olarak Ceza Genel Kurulunca sanığın eylemini olası kastla mı bilinçli taksirle mi gerçekleştirdiğine ilişkin uyuşmazlığın esasının görüşülmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …; "Sanık hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan kamu davası açıldığı, Adıyaman 2. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; sanığın bilinçli taksirle hareket ettiği kabul edilerek TCK'nın 85/2, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca mahkûmiyetine karar verildiği,
Sanık müdafileri ve katılanlar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği,
Bu hükmün sanık müdafisi yanında katılanlar vekili tarafından temyiz edildiği, katılanlar vekilinin temyiz dilekçesinde;
'-Sanık hakkında takdiri indirim nedeninin uygulanmasının hatalı olduğu,
-Temel ceza tayini sırasında üst hadden uzaklaşılmaması gerektiği,
-Ve katılanlar yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği'
Şeklindeki üç temyiz nedeni gösterilerek ve ayrıca Yargıtay tarafından nazara alınacak nedenlerle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin kararının bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunduğu, katılanlar vekilinin talebinin maddi hukuka aykırılık iddiasına dayandığı, yargılama hukukuna aykırılık iddiasının ileri sürülmediği,
Dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince özetle, sanığın eylemini olası kastla işlediği, mevcut kanıtlara göre olası kast hükümleri uygulanmak suretiyle cezalandırılması gerektiğinden bahisle hükmün bozulduğu,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının özetle; '…sanığın eylemini bilinçli taksirle işlediği, mevcut kanıtlara göre olası kastla gerçekleştirdiğini kabule olanak bulunmadığı, vekalet ücreti yönünden hükmün düzeltilerek onanması gerektiği,' görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurduğu, Özel Dairenin ise itirazı yerinde görmeyerek dosyayı Ceza Genel Kuruluna gönderdiği,
Ceza Genel Kurulunca yapılan incelemede;
Tarafların temyiz dilekçelerinde maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanmaları nedeniyle CMK'nın 289. maddesindeki kesin hukuka aykırılıklar yanında dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıkların incelenebileceği, bu kapsamda temyiz dilekçesinde gösterilmese dahi sanığın olası kastla hareket edip etmediğinin incelenebileceği, sanığın bilinçli taksirle mi yoksa olası kastla mı eylemi gerçekleştirdiğine ilişkin incelemenin, diğer bir ifadeyle kastının belirlenmesinin maddi vaka denetimi sayılmayacağı, sonucuna ulaşılarak itirazın esasının incelendiği,
Anlaşılmaktadır.
Aşağıda arz edilen nedenlerle sayın çoğunluğun usul ve yasaya aykırı olduğu düşünülen bu görüşüne iştirak edilmemiştir.
A- Tarafların temyiz başvurularında gösterdikleri temyiz sebeplerinin incelemeye sınırlama getirip getirmediği hususunun incelenmesinde; 5271 sayılı CMK'nın 288. maddesi 'Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır', aynı Kanun'un 294. maddesi 'Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.' ve aynı Kanun'un 301. maddesi 'Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.' şeklinde hükümler içermektedir. Bu açık düzenlemelere göre Yargıtay tarafların ileri sürdüğü temyiz nedenleriyle bağlı olup, CMK'nın 289. maddesinde gösterilen mutlak temyiz nedenleri dışında ileri sürülmeyen hukuka aykırılıkları, hükme ne derece etkili olursa olsun, kendiliğinden inceleyemez. 1412 sayılı CMUK'nın 320. maddesi temyiz dilekçesinde gösterilmese dahi hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görmesi hâlinde Yargıtaya inceleme ve bozma yetkisi vermekteydi. Oysa bunun karşılığı olan CMK'nın 301. maddesi açıkça sadece temyiz başvurusunda belirtilen hususları inceleme yetkisi vermektedir. Bu nedenle 'tarafların temyiz dilekçesinde maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması nedeniyle, CMK'nın 289. maddesindeki kesin hukuka aykırılıklar yanında dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıkların incelenebileceğine' ilişkin düşüncenin yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Ayrıca maddi hukuka ilişkin bir sebebin ileri sürülmesi hâlinde, lehe aleyhe bakılmaksızın tüm maddi hukuka aykırılıkların incelenmesi yoluna gidilmesi sınırsız inceleme olanağı getirir ve usulün emredici temyiz sebebiyle sınırlı inceleme kuralını işlemez hâle getirir.
Öte yandan gösterilen sebeple sınırlı inceleme yapma kuralının sonucu olarak, bu kuralı işletecek ölçüde, diğer bir ifade ile dosyayı ve hükmü tümüyle incelemeye gerek kalmadan, dilekçeye bakarak nelerin inceleneceğini anlamayı ve sınırlandırmayı sağlayacak biçimde nedenlerin somutlaştırılması gerekir. Temyiz dilekçesi kapsamından muhakeme ve maddi hukuka ilişkin hangi normun ihlal edildiğinin anlaşılması veya en azından belirlenebilir olması gerekir. Bu kapsamda 'hüküm hukuka aykırıdır', 'usul ve yasaya aykırıdır', 'temyiz ediyorum', 'ceza fazladır veya eksiktir' veya 'resen dikkate alınacak sebeplerle hükmün bozulması gerekir' şeklindeki temyiz başvuruları kabul edilemez. Aksinin kabulü hâlinde bu şekilde sadece soyut ve genel ifadeler içeren temyiz dilekçeleri üzerine hükmün tüm yönleri incelenir ve sebeple sınırlı inceleme kuralı işlemez hâle gelir. Özetle başvuruda kullanılan ifadeler, kararın hangi nedenle bozulması gerektiği konusunda yeterli bir irade ortaya koymuyor ve incelemenin kapsamını sınırlandırmıyor ise bu temyiz sebebinin dikkate alınmaması gerekmektedir.
Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz incelemesi öncesi düzenleyeceği tebliğname ve inceleme sonrası düzenleyeceği itiraznamede tarafların ileri sürmedikleri hukuka aykırılıkları ileri süremezler. Temyizin sebeple sınırlı olması kuralı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı değerlendirmeleri için de geçerlidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk derece ve istinaf mahkemesi sanığın bilinçli taksirle hareket ettiğini kabul ederek hüküm kurmuşlardır. Başta katılanlar vekilinin temyiz dilekçesi olmak üzere temyiz başvurularının hiçbirisinde sanığın olası kastla hareket ettiğine ilişkin bir temyiz nedeni bulunmamaktadır. Temyiz dilekçelerinde yer alan 'resen nazara alınacak' ve 'mahkemenizce göz önünde bulundurulacak nedenlerle' hükmün bozulması istekleri yasal temyiz nedeni değildir ve bunlara dayanılarak incelemenin kapsamı genişletilemez. Buna rağmen Özel Dairenin sanığın olası kastla hareket ettiğinden söz ederek bozma kararı vermesi CMK'nın 288, 294 ve 301. maddelerinde öngörülen temyiz incelemesinin gösterilen sebeple sınırlı olmasına ilişkin kurala açıkça aykırıdır. Tarafların göstermedikleri bir nedenle bozma kararı verilerek sanık aleyhine durum yaratılması yasal değildir.
B- Sanığın kastının bulunup bulunmadığının belirlenmesinin maddi sorun mu yoksa hukuksal sorun mu olduğunun, bu kapsamda temyiz mahkemesinin bunu incelemeye yetkili olup olmadığının değerlendirilmesine gelince; Kural olarak Yargıtay, sadece hukuka aykırılıkları incelemekle yetkili olup, dosyadaki maddi olguları inceleyemez ve denetimini yapamaz, mahkemenin takdirinin yerinde olup olmadığını değerlendiremez, sadece hükmün bir kanun ihlal edilerek kurulup kurulmadığına bakılır. Diğer anlatımla temyizde, uyuşmazlığın sadece hukuki yönünü, yani ilk derece veya BAM tarafından tespit edilen maddi olayın hukuk normları karşısındaki durumu ele alınarak, hukuk normlarının maddi olaya doğru bir şekilde uygulanıp uygulanmadığı, norm ihlali olup olmadığı denetlenmektedir. Bu yapılırken alt mahkemelerin tespit ettiği maddi olay inceleme dışı kalacak, yerel ve istinaf mahkemesi tarafından saptanan olgular ve hükme esas alınan deliller üzerine kurulan hükümde, hukukun doğru ve eksiksiz uygulanıp uygulanmadığı araştırılacaktır. Temyizin amacı Bölge Adliye Mahkemelerinin karalarındaki hukuka aykırılıkları gidererek ülkede uygulama birliğinin sağlanması ve hukukun geliştirilmesidir.
Yargılama kuralları ile usul yasasında öngörülen kanun yollarının ana hedefi daha doğruyu, gerçeği ve buna uyan hukuk normlarını belirlemektir. Bu bağlamda temyiz incelemesinde ulaşılmak istenen amaç, yargılama konusu olayda mümkün olan en adil kararı vermek ise, dikkate alınacak husus, Yargıtay tarafından verilecek olan kararın, alt mahkemelerde verilmiş olan kararlardan daha iyi ve daha değerli bir karar olmasıdır.
Maddi vakaların belirlenmesi esasen fiilin öğrenilmesi faaliyetidir, fiilin öğrenilmesi ise delillerin ortaya konulup tartışılmasıyla olur. Bu görev esas hâkimi denilen ilk derece hâkimine ve hükmün istinaf edilmesi durumunda istinaf hâkimine ait bir yetkidir. Temyiz mahkemesi ise yargılamanın en önemli aşaması olan duruşmayı ve dolayısıyla öğrenme yargılamasını yapmamaktadır. Bu nedenle kural olarak temyiz hâkimi, maddi tespitlerle ilgili ilk derece hâkiminin ulaştığı vicdani kanaati kaldırıp bundan farklı şekilde kendi kanaatini ikame edemez. Çünkü bu tespitler yüz yüze yapılan duruşmada ortaya konulmuş olan delillerden elde edilen kanaatle oluşmuştur. Hâkimin yüz yüze yapılan sözlü duruşmada, huzurunda kanıtların tartışılması ve beş duyusu ile elde edebildiği bilginin, bunları belirleme ve algılama olanağından yoksun temyiz hâkimince denetlenmesi hukuktan önce mantık kurallarına aykırıdır ve akli değildir, gerçeği bulmaya katkı sağlamaz. Delillerle doğrudan temas eden, kanıtlarla diyalektik ilişki kuran hâkimin maddi olay bakımından vardığı sonucun, doğrudanlık ve sözlülük ilkelerine aykırı biçimde temyiz hâkimince denetlenmesi bizi yanlış sonuçlara götürür. İlk derece mahkemesi tarafından doğrudan elde edilen ve yaşanmış bir duruşmadan çıkan vicdani kanaatin yerine, temyiz mahkemesi bundan yoksun hâlde oluşturduğu kendi görüşünü koyarsa, ilk derecenin daha iyi yaptığı işlemin yerine, kendi kötü işlemini koymuş olur. Gerçeği bulma konusunda yerel mahkeme daha iyi araçlara ve imkâna sahiptir. Huzurunda tartışılan kanıtlar nedeniyle olayı kısmen gören ve yaşayan yerel mahkeme, sadece dosyayı ve duruşma tutanaklarını gören temyiz mahkemesinden daha doğru sonuca ulaşır. Açıklanan sebeple Yargıtay ilk derece mahkemesinin yaptığı tespitlerden sadece doğrudan ve sözlü bir duruşma yapmaksızın denetlenebilen tespitleri denetleyebilir. Yargıtayın maddi tespitle ilgili her sorunu çözmeye yeltenmesi gerçeği bulmaya yardımcı olamaz, tarafların etkin katılmadıkları soyutlandıkları bir karar ortaya çıkar. Bu nedenle maddi tespitlerin Yargıtay tarafından denetlenmesine mantıklı bir sınırlama getirilmesi zorunludur, yasa koyucu da yukarıda belirtilen düzenlemelerle bu yolu benimsemiştir. Yargıtay hukuk sorunu ile olay sorununu ayırmalı, duruşma yapamadığı için de yerel mahkemenin yerine geçerek olay sorununu tüm yönleri ile incelememeli, eylemin varlığı yokluğu, kanıtların yeterliliği, delillerin yanlılığı veya yansızlığı gibi konulara bakmamalı, varlığı kabul edilen olayı doğru nitelemeye odaklanmalı, yerel mahkemenin hukuksal değerlendirmesinin yerinde olup olmadığını incelemelidir. Esasen duruşma yapmayan mahkeme veya hâkimin olayı doğru değerlendirmeye ve çözmeye ne olanağı, ne de yetkisi vardır. Duruşmaya katılmayan hâkimin olaya ilişkin sorunları çözmesi eşyanın doğasına aykırıdır. Temyiz mahkemesinin maddi meseleyi çözmeye kalkışması doğrudanlık, yüz yüze olma, açıklık ve sözlülük ilkelerine göre yapılan duruşmayı gereksizleştirir, hâkimin duruşmada sunalan kanıtlara göre vicdani kanaatini oluşturması ilkesi yerine, buna yabancı hâkimin kanaati konur. Bu da adli yanılgıları artırır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Failin iç ve psikolojik dünyasını ilgilendiren suç kastının var olup olmadığını, var ise hangi suç kastını taşıdığını ve kast türlerinden hangisi olduğunu belirlemek bir olay sorunu, yani maddi sorundur. Zira, bir olayda sanığın iç dünyasını ilgilendiren kastının belirlenmesi ortaya koyduğu söz ve davranışlara bakılarak belirlenmektedir. Sanığın söz ve davranışlarının belirlenmesi ise tipik maddi olayın belirlenmesi işi olup tamamen ilk derece ve istinaf mahkemesinin görev alanına girmektedir. Somut olayda da sanığın bilinçli taksirle mi, yoksa olası kastla mı hareket ettiğinin belirlenmesi için, olay sırasındaki hızının, alkollü olup olmadığının ve düzeyinin, kırmızı ışık ihlali yapıp yapmadığının, tanık beyanlarının, bilirkişi raporlarının, tarafların ilişkilerinin ve sair yönlerinin saptanması ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunların tespit ve değerlendirilmesi ise tamamen maddi sorundur, diğer bir ifadeyle geçmişte yaşanan bir olayın nasıl meydana geldiğinin ortaya çıkartılması faaliyetidir. Bunu yapma görev ve yetkisi ise yukarıda ayrıntıları gösterilen nedenlerle sözlülük, yüz yüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkelerine uygun şekilde ilk derece ve istinaf mahkemelerine aittir. Tarafların temyiz dilekçelerinde bozma nedeni olarak gösterilmiş olsa dahi Yargıtay'ın sanığın kastını belirleme yetkisi bulunmamaktadır, esasen bunu ilk derece mahkemesinden daha doğru belirlemesi olanağı da yoktur.
Sonuç olarak, sanığın olası kastla hareket ettiğine ilişin tarafların gösterdiği bir temyiz nedeni bulunmadığı gibi, maddi sorun niteliğinde olan kastın belirlenmesi faaliyetinin ilk derece ve istinaf mahkemesinin görevi kapsamında bulunması nedeniyle, sebeple sınırlı olarak hükmü sadece hukuki yönden denetlemeye yetkili Özel Dairenin bozma kararının yetki aşılarak verildiği ve dolayısıyla hukuka aykırı olduğu nazara alınarak itirazın değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle,
Üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de, benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
2- Ceza Genel Kurulunca uyuşmazlığın esasının görüşülebileceği sonucuna ulaşılmakla, yaptığı trafik kazası sonucunda sevk ve idaresindeki araçta yolcu olarak bulunan iki kişinin ölümüne, çarptığı araçta bulunan ve şikâyetinden vazgeçen bir kişinin de yaralanmasına neden olan sanığın eylemini bilinçli taksirle mi yoksa olası kastla mı gerçekleştirdiği;
İncelenen dosya kapsamından;
25.12.2016 tarihli trafik kazası tespit tutanağında; sanık sürücü …'nın sevk ve idaresindeki 09 .. 975 plaka sayılı aracı ile Atatürk Bulvarını takiben Karayolları Kavşağından Altınşehir istikametine doğru seyir hâlindeyken Park Hospital Hastanesi karşısına geldiği esnada yine aynı istikamette önünde seyreden sürücü …'in sevk ve idaresindeki 02 .. 703 plaka sayılı araca makas atmaya çalışırken aracının sağ orta kısmıyla sağ şeritte seyreden 02 .. 703 plaka sayılı aracın sol arka yan kısmına çarpmasıyla aracın hâkimiyetini kaybettiği ve orta refüjde bulunan demir çitlere çarpıp demir çitlerin 10 metrelik kısmını devirdiği, 02 .. 703 plaka sayılı aracı da yan döndürdüğü, meydana gelen trafik kazasının oluşumunda sanık …'nın 2918 sayılı KTK'nın 46. maddesindeki "aksine bir işaret bulunmadıkça trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirmeme" kuralını ihlal ettiği yönünde açıklamalara yer verilerek kazanın 25.12.2016 tarihinde gece vakti saat 23.20 sıralarında, yerleşim yeri içerisinde, açık havada, aydınlatmanın olduğu, asfalt kaplamalı, ıslak ve nemli, 2 şeritli, 5 metre genişliğindeki bölünmüş devlet kara yolunda yandan çarpma şeklinde meydana geldiğinin işaretlendiği, krokide; iki şeritli yolda sağ şeritten gelen sanık …'nın sevk ve idaresindeki araçla önünde seyreden 02 .. 703 plaka sayılı aracın sağ aracın sol arka kısmına çarptıktan sonra orta refüjde bulunan demirlere çarpıp yıktığının ve 450 metre ileride durduğunun gösterildiği,
26.12.2016 tarihinde saat 00.24'te alkolmetre cihazı ile yapılan alkol ölçümüne göre; sanıkta 1,12 promil alkole rastlanıldığı,
Trafik polisleri tarafından düzenlenen "Alkollü araç kullanan sürücü gözlem tutanağı" başlıklı belgede; 26.12.2016 tarihinde saat 00.24'te alkolmetre cihazı ile yapılan ölçümde sanık …'nın 1,12 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, mırıltı şeklinde konuştuğu, yürürken ve dönüşlerde sendelediği, orta derecede alkolün etkisi altında olduğu, anlama yeteneğinin az olduğu, araç kullanma yeteneğinin bulunmadığı, sorulara heyecanlı cevap verdiği ve herhangi bir zorluk çıkarmadığı yönünde açıklamaların yer aldığı,
26.12.2016 tarihli ölü muayene tutanağında; ölen …'nin yaklaşık 18-20 yaşlarında, 50-55 kg ağırlığında, 168 cm boyunda olduğu, kişinin ölümünün trafik kazası sonucu oluşan genel beden travmasına bağlı çoklu kafatası, yüz, ekstremite ve pelvis kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması ve iç organ yaralanmasından meydana geldiğinin bildirildiği,
02.01.2017 tarihli ölü muayene zabtında; 25.12.2016 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası sonucu yaralandıktan sonra hastanede tedavi altına alınan …'ün vefat ettiğinin bildirilmesi üzerine Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesine gelindiği, yapılan ölü muayenesinde, ölenin yaklaşık 18-20 yaşlarında, 45-50 kg ağırlığında, 18-20 yaşlarında olduğu, kişinin ölümünün trafik kazası sonucu oluşan genel beden travmasına bağlı çoklu kafatası, yüz ve ekstremite kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması, beyin doku harabiyeti ve gelişen komplikasyonlardan meydana geldiği yönünde açıklamalara yer verildiği,
Mağdur … hakkında Park Hospital Hastanesi tarafından düzenlenen 25.12.2016 tarihli rapora göre; sol tempoparietal bölgede yumuşak doku ödemi mevcut olup yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu,
Mahkemece yapılan keşfe istinaden düzenlenen 13.06.2017 tarihli bilirkişi raporunda; sanığın tehlikeli bir şekilde şerit değiştirip kazaya sebebiyet verdiği bu nedenle 2918 sayılı Kanun’un 46. maddesinin c bendinde belirtilen “Trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirmemek” kuralını ihlal ettiğinden kusurlu olduğu, mağdur … ile sanığın aracında yolcu olarak bulunan ölenler … ve … ile tanıklar Muhammed Emin Arpacı ve …’ın kusursuz oldukları yönünde kanaat bildirildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan …; kızı …'in kendilerine nişan ya da söz tarzında hiçbir şeyden bahsetmediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Katılan …; sanığın bahsettiği söz ya da nişan olayını kızlarının kendilerine bildirmediğini, söz veya nişan olsa kızlarının kesinlikle kendilerine haber vereceğini, şikâyetçi olduğunu,
Mağdur … Kollukta; 25.12.2016 tarihinde saat 22.50 sıralarında sevk ve idaresindeki 02 .. 703 plaka sayılı Toyota marka aracı ile Atatürk Caddesi üzerinde seyir hâlindeyken yeşil ışık yandığını, trafik ışıklarını 200 metre kadar geçtikten sonra dışarıdan bir gürültü duyduğunu, sonrasında arkadan başka bir aracın çarpması neticesinde aracının kontrolünü kaybettiğini, aracının ters yöne döndüğünü ve durduğunu, sonrasında yerde yatan bayan bir şahsı gördüğünü, kendisinin sağ şeritte 30-40 km/saat hızla seyir hâlinde olduğunu, arkasında seyreden aracın bir anda kendi aracına çarptığını, Mahkemede; kavşakta kendisine yeşil ışık yandıktan sonra hareket ettiğini ve ışıkları geçtikten 5-10 saniye sonra kazanın meydana geldiğini, havanın yağışlı olduğunu, sanığın kullandığı aracı fark etmediğini, sanığın kullandığı aracın sağ arka kapısı ile kendi aracının benzin kapısının bulunduğu bölgeye çarptığını, kaza nedeniyle kendi aracının etrafında bir tur attığını, zararının karşılandığını, şikâyetçi olmadığını, sanık müdafisinin talebi üzerine sorulduğunda; arkasından gelen bir araç fark etmediğini,
Olay sırasında sanığın aracında bulunan tanık … Kollukta; 25.12.2016 tarihinde akşam saatlerinde ölen … vasıtasıyla sanık … ile tanıştığını, sanığa ait olan ve sanık tarafından kullanılan Fiat marka Doblo model araçla yurda gittiklerini, kendisinin sanığın yanında ön yolcu koltuğunda olduğunu, arka sağ koltukta tanık …'nın, arkada orta koltukta ölen …'ün, arkada sol koltukta da ölen …'nin bulunduğunu, 25.12.2016 tarihinde saat 22.30 sıralarında çarşıdan yurda yetişmek için Atatürk Bulvarı üzerinden seyir hâlinde olduklarını, sanığın aracı hızlı kullandığını, sanığa yavaşlamasını söylediğini, sanığın bulvar üzerinde başka bir araca makas atarken içinde bulundukları aracın dengesini kaybederek kaydığını ve öndeki başka bir araca çarptığını, sonrasında da bariyere ve tellere çarptıklarını, … ile birlikte yardım çağırmak için yakında bulunan bir kafeye koştuklarını, sonrasında da tekrar olay yerine döndüklerini, Mahkemede; sanığın arkadaşına ait sinema salonunun altının uygun olduğunu söylemesi üzerine alkol almak için söz konusu yere gittiklerini ve alkol almaya başladıklarını, ciddi şekilde alkol alan sanığın alkol alırken öğleden akşama kadar alkol alabileceğini ve alkolün kendisini etkilemediğini söylediğini, sanığın votkayı meyve suyuna karıştırdığını, daha sonra sanığın aracına binerek ayrıldıklarını, araçta iken sanığın annesiyle telefonda görüştüğünü ve sinirlendiğini, hızını şehir içinde arttırdığını, Mimar Sinan Caddesinde kırmızı ışıkta geçtiğini, kendisini uyarmalarına rağmen dinlemediğini ve müziğin sesini açtığını, yol güzergâhında bulunan ışıkları geçtiğini, Ünal Petrolün yanındaki ışığı da geçtiğini ve önündeki araçlara makas attığını, gözlerini kapatıp kendisini korumaya aldığını, bu nedenle kazanın ne şekilde meydana geldiğini görmediğini, kaza olduktan sonra Toyota marka bir araca çarptıklarını ve …'in arabada olmadığını fark ettiklerini, sanık müdafisinin talebi üzerine sorulduğunda; kaza öncesinde ışıkları geçerken hızının fazla olduğunu, makasla geçeceğinin belli olduğunu ancak geçtikleri sırada ışığın hangi renk yandığını bilemediğini, katılan … vekilinin talebi üzerine sorulduğunda; kaza olmadan ve makas atmadan önce sanığın hızını tam olarak hatırlamadığını, hız göstergesini görmediğini ancak oldukça süratli olduğunu bildiğini, tanık…'in hız göstergesini gördüğünü ve sanığın 130-140 km/saat hızla gittiğini söylediğini,
Olay sırasında sanığın aracında bulunan diğer tanık … Kollukta; 25.12.2016 tarihinde saat 22.30 sıralarında çarşıdan yurda yetişmek için Atatürk Bulvarı üzerinden seyir hâlinde olduklarını, sanığın aracı hızlı kullandığını, sanığa yavaşlamasını söylediğini, sanığın bulvar üzerinde başka bir araca makas atarken içinde bulundukları aracın dengesini kaybederek kaydığını ve öndeki başka bir araca çarptığını, sonrasında da bariyere ve tellere çarptıklarını, kendisinin …'ü tuttuğunu, …'nin ise o anda araçtan fırladığını, … ile birlikte yardım çağırmak için yakında bulunan bir kafeye koştuklarını, sonrasında da tekrar olay yerine döndüklerini, Mahkemede; olaydan önce yolda binlik büyük bir votka aldıktan sonra Kent Sinemasına gittiklerini, sinemada ölen … hariç herkesin votka içtiğini Musab ve kendisinin birer bardak içtiklerini, …'in ne kadar içtiğini bilmediğini, en çok sanığın votka içtiğini, daha sonra sanığın kullandığı araçla şehir dışına doğru hareket ettiklerini, şehir içinde sanığın aracı çok hızlı kullandığını, bir kişiye neredeyse çarpacak olmalarına rağmen sanığın mevcut hızını devam ettirdiğini, sanığa yavaşlamasını söylediklerini, bunun üzerine sanığın "Kardeşlerim istiyorlarsa yavaşlarım." diyerek yavaşladığını, Ünal Petrolün yanındaki kavşakta kırmızı ışıkta geçtiğini, sanığın "Kırmızı ışıklara karşı takıntım var, durmuyorum." diyerek hızlandığını, kendisine tekrar yavaşlamasını söylediklerini ancak seslerini duymamak için müziğin sesini sonuna kadar açıp yoluna devam ettiğini, sonrasında Nokta Market'in yanındaki kavşaktan da kırmızı ışıkta diğer taraftan yeşil ışıktan geçen araçların arasından zikzak yaparak geçtiğini, aracın içerisindeki herkesin bağırmaya başladığını, bu sırada hız göstergesine baktığında ibrenin 140 km/saati gösterdiğini, önlerindeki araçların arasında zikzaklar çizerek geçtiğini, en son aracı da geçmeye çalışırken kendisinin bulunduğu arka sağ taraftan bu araca çarptıklarını, Derya'nın kucağına düştüğünü, aracın camlarının kırılıp içeriye hava girdiğini, sanığın hiç frene basmayıp 800-900 metre ileride durduğunu, Derya'nın kan içinde olduğunu, sol tarafına baktığında …'in olmadığını gördüğünü, kapıların ve bagajın açık olmadığını ancak bagajın olduğu bölmedeki cam ile sol sürgülü kapının camının patlamış olduğunu, tahminine göre …'in arkadaki camdan dışarı fırladığını,
Tanık … 25.12.2016 tarihinde saat 23.57'de Kollukta alınan ifadesinde; aynı tarihte saat 23.00 sıralarında sevk ve idaresindeki araçla Atatürk Bulvarı üzerinde Altınşehir istikametine seyir hâlinde olduğunu, bu sırada plakasını bilmediği siyah renkli aracın kendisini sollayarak geçtiğini ve kendisinin önünde seyir hâlinde olan aracı da geçerek onun önündeki Toyota marka araca arkasından hızlı bir şekilde çarptığını, çarptıktan sonra da bariyere ve tellere vurduğunu, ardından da Altınşehir istikametine doğru seyrine devam ettiğini, söz konusu aracın çok süratli olduğunu aynı zamanda makas da attığını, Mahkemece yapılan keşifte; olay tarihinde sanığın ve kendisinin araçları ile kırmızı ışıkta bekledikleri sırada yeşil ışık yandığını ve hareket ettiklerini, kendisinin sağ şeritte olduğunu, 100-150 metre sonra sanığın kendisinin kullandığı aracı solladığını, sanığın kendisinin önünde olan diğer aracı sollamak için sola doğru manevra yaptığı sırada Toyota marka araca sağ arka kısmından çarptığını, sanığın kendi aracını solladığı sırada kendisinin hızının düşük olduğunu, sanığın kullandığı araç ile manevra yaptığı sırada kendi aracı ile önündeki araç arasında 1,5 araç boyu mesafe olduğunu, kazanın sanığın kısa mesafede ani manevra yapmasından kaynaklandığını düşündüğünü, kazanın olduğu sırada yağmur yağmadığını, yerlerin ıslak olup olmadığını hatırlamadığını, Kolluk ifadesi ile çelişki üzerine sorulduğunda; sanığın aracı ile makas atmadığını, sanığın aracının çok hızlı olmadığını, kendisinin 40-50 km/saat hızla gittiği sırada sanığın kendi aracını solladığını, sanığın kendisini geçtikten sonra önünde seyir hâlindeyken ani manevra yapmak istediği esnada sol tarafında bulunan Toyota marka araca çarptığını, kendisini sollarken ani manevra yapmadığını fakat Toyota marka araca vurduğu esnada aniden manevra yaptığını, ışıklarda beklediği esnada önünde 2-3 araç olduğunu, sanığın kullandığı aracı kendisini solladığı ana kadar fark etmediğini, sanığın saatte 70 km hızla mı 80 km hızla mı yoksa 90 km hızla mı gittiğini bilmediğini, Mahkemede 18.09.2017 tarihli oturumda; olay esnasında aracı ile kırmızı ışıkta beklediği sırada yeşil ışık yandığını, kendisi hareket hâlinde iken siyah renkli Doblo’nun sol şeritten yeşil ışıkta geçmek için hareket ettiğini, ancak sol şeritte de araçlar olduğunu, sanığın aracını ilk kez sağ şeritten önüne geçince gördüğünü ancak sol şeritten nasıl geldiğini görmediğini, sanığın aracının biraz hızlı olduğunu, daha sonra sol şeritten bir aracın önüne ardından da kendisinin önünde bulunan aracın önüne geçtiğini, daha sonra soldaki aracın önüne geçmek isterken solda bulunan refüje çarptığını, sonrasında sanığın aracını görmediğini, sağ taraftaki bir durağa aracını park ettikten sonra Doblo’nun sol refüje çarptığında bir kadının yerde yattığını gördüğünü, sanığın aracının soldaki bariyerlere çarpmadan önce Toyota marka bir araca arkadan çarptığını, keşifte alınan beyanı okunarak sorulduğunda, kendisinin ışıkları 100-150 metre geçmesinden sonra sanığın aracının kendisinin bulunduğu sağ şeritte önüne geçerek kendisini solladığını, daha sonra sol şeride girdiğini, kendisinin önündeki aracı sollayıp onun önüne geçtiğini daha sonra sol şeride geçtiğini, sonrasında ise kendisinin bulunduğu sağ şeritte kendisinin aracının iki önünde bulunan Toyota marka aracı sollamaya çalıştığı sırada bu aracın sağ arka tamponuna çarparak sola yöneldiğini ve sonrasında bariyerlere çarptığını, sanığın sollama yaptığı sırada kendi aracının hızının 50-55 km/saat olduğunu,
Tanık … 25.12.2016 tarihinde saat 23.35'te Kollukta alınan ifadesinde; aynı tarihte saat 23.00 sıralarında sevk ve idaresindeki araçla Atatürk Bulvarı üzerinde Altınşehir istikametine doğru seyir hâlinde iken plakasını bilmediği siyah renkli bir aracın kendi arkasındaki araç ile kendisinin aracını sollayarak önünde bulunan Toyota marka araca arkadan hızlı bir şekilde çarptığını, sonrasında da bariyere ve tellere vurup Altınşehir istikametine devam ettiğini, Mahkemede; kendisine yeşil ışık yandığında Park Hospital Hastanesinin ve Nokta Marketin bulunduğu kavşaktan Altınşehir istikametine doğru geçtiğini, bu esnada ana yoldan gelen araçlara kırmızı ışık yandığını, dikiz aynasından ana yoldan gelen sanığın kullandığı aracın kırmızı ışıkta beklemeden önünde bulunan araçların arasından zikzak yaparak birden kaybolup gittiğini, zikzak yaparken Toyota marka bir araca ve sol tarafta bulunan bariyerlere çarptığını, sanığın aracının çok hızlı olduğunu, iki aracı makaslayarak geçtiğini, sanık müdafisinin talebi üzerine sorulduğunda; kendisine yeşil ışık yanması üzerine tali yoldan ana yola çıkıp ana yolun sağ şeridinde seyretttiği sırada ana yoldan gelen araçlara kırmızı ışık yandığını, kırmızı ışıkta diğer araçların beklediğini, kendisinin sağa yöneldiği sırada sanığın aracı ile hızlı bir şekilde gelip arkasında bulunan iki aracı makaslayarak Altınşehir istikametine seyreden Toyota marka araca çarpıp devam edip gittiğini, sanığın kırmızı ışıkta bekleyen araçlara çarpmamak için zikzak yaptığını, Mahkemece yapılan keşifte; kazanın olduğu yerin yaklaşık 200 metre gerisindeki tali yoldan ana yola kendisine yeşil ışık yanması üzerine girdiğini, ana yolun iki şeritli olduğunu, kendisinin sol şeritte olduğunu, dikiz aynasını kontrol ettiğinde arkadan bir aracın manevra yaparak ve makas atarak geldiğini gördüğünü, sol şeritte seyreden sanığın kendisinin önünde bulunan katılan …'in aracının sağ arka tamponuna çarptığını, aracın hızın etkisi ile sol şeride geçtiğini ve trafik ışıklarına yaklaşık 100 metre mesafede bulunan soldaki bariyerlere çarptığını, çarpmanın akabinde sanığın aracında bulunanlardan birisinin araçtan fırlayarak orta refüje yakın asfalt zemin üzerine düştüğünü, olay günü havanın bulutlu olduğunu, yağmur yağmadığını, yerlerin ıslak olup olmadığını bilmediğini, sanığın aracının hızlı olduğunu ancak hızının ne kadar olduğunu kestiremediğini, sanık müdafisinin talebi üzerine sorulduğunda, sanığın ana yolda kırmızı ışıkta bekleyen diğer araçlar arasından çıkıp çıkmadığını görmediğini ancak kendisi ana yola girdiğinde dikiz aynasından baktığında arkadan gelen sanığın kullanmış olduğu aracın hızlı bir şekilde ve makas atarak geldiğini gördüğünü,
Beyan etmişlerdir.
Sanık … Kollukta; Adıyaman Üniversitesinde öğrenci olduğunu, 25.12.2016 tarihinde öğle saatlerinde okuldan arkadaşı … ile kafede oturduklarını, daha sonra yanlarına …'in arkadaşları …, … ve …'nın geldiklerini, bir süre oturduktan sonra bir litrelik votka alıp hep birlikte araçla başka bir mekana gittiklerini, Derya hariç diğerleriyle birlikte alkol aldıklarını, kendisinin diğerlerine göre az alkol aldığını, akşam 22.30 sıralarında söz konusu kişilerin yurda gideceklerini söyleyip kendilerini yurda bırakmasını istediklerini, bunun üzerine sevk ve idaresindeki… plaka sayılı Fiat marka Doblo model araçla adı geçen kişileri yurtlarına bırakmak için yola çıktıklarını, yanında ön koltukta Halil Musab'ın, arka sol tarafta …'in, arka orta koltukta Derya'nın, arka sağ koltukta da…'in oturduklarını, araçla gittikleri sırada yağmur yağmaya başladığını, Karayolları Kavşağına gelirken yeşil ışık yandığını, ortalama hızının 60-70 km/saat olduğunu, aracın yağışın etkisi ile kaymaya başladığını, bu sırada aracın hâkimiyetini kaybettiğini ve sağ şeritte giden araca çarptığını, çarpmanın etkisi ile kaldırıma vurduğunu, araçta bulunan arkadaşlarının "yaralı var" demesi üzerine en yakın hastaneye gitmek için araçla ilerlediğini, Park Hospital Kavşağını geçtiklerinde sağda durup babasını aradığını ve kaza yaptıklarını söylediğini, babasının ambulansı beklemelerini söylediğini, kendisinin bu esnada zaten 112 acil servis hattını arayıp ambulans istediğini, ambulansı bekledikleri sırada araçta …'in olmadığını fark ettiğini, araçtan çıkarak yardım istediğini, Derya'nın da bu sırada yaralı olduğunu, kazanın kullandığı aracın yağışta kaymasından kaynaklandığını, Mahkemede; sinemada sadece bir bardak votka içtiğini, daha sonra sinemadan çıktıklarını, havanın yağışlı olduğunu, Atatürk Bulvarı üzerinde seyir hâlindeyken sağ tarafında bulunan Toyota marka aracı sollamak isterken direksiyon hâkimiyetini kaybedip önce refüje sonrasında Toyota marka aracın sağ arka tamponuna çarptığını, daha sonra aracın düz devam ettiğini, arabada bulunan erkek arkadaşlarının … ve Derya’nın yaralandığını söylemesi üzerine Park Hospital Hastanesine gitmeye karar verdiğini ancak …’in arabada olmadığını, arabadan fırladığını fark ettiğini, ışıkları geçtikten sonra kaza olduğunu, kendisine yeşil ışık yandığını, Toyota marka aracı sollamak için sol şeride geçtiğini, yağışlı havanın etkisiyle arabanın kaydığını ve direksiyon hâkimiyetini kaybettiğini, hızının 60-70 km/saat olduğunu, önce sol refüje arkasından sağdaki araca çarptığını, olaydan bir hafta kadar önce … ile nişanlandıklarını, 2-3 gün önce de bu hususu kendi anne babasına söylediğini, 18.09.2017 tarihli oturumda; alkolün yarısını ya da yarısından fazlasını içmiş olsaydı aracı kullanmasının mümkün olmadığını, araca bindiklerinde araçta bulunanlardan emniyet kemerlerini takmalarını istediğini, ölen …’le evlenmeyi düşündüğünü, sadece kendisinde emniyet kemeri olduğunu, diğerlerinin kemerlerinin ikazına rağmen takılı olmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, "doğrudan kast", "olası kast", "taksir" ve "bilinçli taksir"e değinilerek, birbirlerinden ayırdedici ölçütlerin ortaya konulması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi;
"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; “…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu'nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
Türk Ceza Kanunu'nda taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçütünü aynı maddenin gerekçesinde; "olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmiş ise olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir vardır.
Bu aşamada, ilgili trafik mevzuatı ile Adli Tıp Beşinci İhtisas Kurulunun alkolün güvenli sürüş yeteneğine etkisine ilişkin görüşüne değinilmesinde fayda vardır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Karayollarında trafiğin akışı" başlıklı 46. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca, sürücüler aksine bir işaret bulunmadıkça trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirmemek zorundadırlar.
2918 sayılı Kanun'un 11.06.2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile değişik 48. maddesinin birinci fıkrasında, alkollü olan sürücülerin kara yolunda araç sürmelerinin yasak olduğu, altıncı fıkrasında, yapılan tespit sonucunda alkol miktarı 1,00 promilin üzerinde çıkan sürücüler hakkında TCK'nın 179. maddesinin üçüncü fıkrası hükümlerinin uygulanacağı, yedinci fıkrasında ise hususi otomobil sürücüleri bakımından 0,50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0,20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermeleri hâlinde, ayrıca TCK'nın ilgili hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin altıncı fıkrası ile TCK'nın 179. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükümlerine göre cezalandırılır" hükmü ile birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun, yapılan tespit sonucunda alkol miktarı 1,00 promilin üzerinde çıkan sürücülerin alkol nedeniyle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olduklarını kabul ettiği görülmektedir.
2918 sayılı Kanun'un "Hız sınırları" başlıklı 50. maddesinin birinci fıkrasında, motorlu araçların cins ve kullanma amaçlarına göre sürülebileceği en çok ve en az hız sınırlarının, şehirler arası çift yönlü karayollarında 90 km/saat, bölünmüş yollarda 110 km/saat, otoyollarda 120 km/saat hızını geçmemek üzere yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiş, “Hız sınırlarına uyma zorunluluğu” başlıklı 51. maddesinin birinci fıkrasında, sürücülerin, aksine bir karar alınıp işaretlenmemişse yönetmelikte belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorunda oldukları belirtilmiş, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 100. maddesinde de otomobiller için yerleşim yeri içindeki saatteki azami hız sınırının 50 km/saat olduğu hüküm altına alınmıştır.
2918 sayılı Kanun'un "Hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlamak" başlıklı 52. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca, sürücüler kavşaklara yaklaşırken hızlarını azaltmak zorundadırlar.
Adli Tıp Kurumu Beşinci İhtisas Kurulu tarafından da, 1,01 promil ve üzerinde kan alkol düzeyine sahip sürücülerin, bireysel farklılıkları ortadan kaldırabilecek ölçüde alkollü olduklarının ve bu seviyede alkol tesiri altındaki sürücülerin emniyetli sürüş yeteneklerinin olumsuz olarak etkilendiğinin kabulü gerektiği, (Faruk Aşıcıoğlu-Belkıs Yapar-Aliye Tütüncüler-Ahmet Belce, Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu Açısından Alkol, Adli Tıp Dergisi, cilt 23, sayı 3, 2009, s.15.) vücuda alınan etil alkolün kandaki seviyesinin de ortalama olarak saatte 0,15 promil azaldığının tıbben bilindiği belirtilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık …’nın 25.12.2016 tarihinde yanında ölenler … ve … ile tanıklar … ve … olduğu hâlde alkollü içki satın aldıktan sonra Adıyaman il merkezinde bulunan Kent Sinemasına giderek burada ölen … haricindekilerle birlikte alkol almaya başladığı, alkol aldıkları sırada sanığın öğleden akşama kadar alkol alabileceğini ve alkolün kendisini etkilemeyeceğini söylediği, buradan ayrıldıkları ve hep birlikte sanığın kullandığı araca bindikleri, sanığın saat 23.20 sıralarında, Atatürk Bulvarı üzerinde, alkollü vaziyette, açık havada, aydınlatmanın olduğu, asfalt kaplamalı, ıslak ve nemli, 2 şeritli, 5 metre genişliğindeki bölünmüş devlet kara yolunda, sevk ve idare ettiği aracı ile hız limitinin çok üzerinde, yaklaşık 140 km/saat hızla, trafik ışıklarına riayet etmeksizin kırmızı ışık ihlalleri yapmak ve önünde seyir hâlinde bulunan araçlara makas atmak suretiyle seyir hâlinde bulunduğu, kırmızı ışık ihlali yaptığı bir esnada "Kırmızı ışıklara karşı takıntım var, durmuyorum." şeklinde sözler söylediği, araçta bulunanların kendisinden yavaşlamasını istemesine rağmen uyarıları duymamak için müziğin sesini sonuna kadar açıp seyrine devam ettiği, sanığın yaklaşmakta olduğu ışık kontrollü kavşakta kırmızı ışıkta bekleyen araçların yeşil ışığın yanmasıyla harekete geçtikleri, sanığın buna rağmen hızını azaltmayıp henüz hareket etmeye başlayan araçların arasından makas atmaya devam ederek tanıklar … ve …’in araçlarını da makas atmak suretiyle solladıktan sonra mağdur …’in aracının sol arka kısmına çarptığı, sonrasında savrularak orta refüjde bulunan demir korkuluklara çarptığı, bu esnada aracının arka koltuğunda bulunan …’nin araçtan fırlayıp yola düştüğü, seyrine devam eden sanığın tanıkların …’in araçta olmadığını söylemeleri üzerine çarpma noktasından yaklaşık 450 metre ileride durduğu, meydana gelen olay sonucunda sanığın aracında yolcu olarak bulunan …’nin genel beden travmasına bağlı çoklu kafatası, ekstremite ve pelvis kırıkları ile birlikte beyin kanaması ve iç organ yaralanması sonucu vefat ettiği, yine sanığın aracında yolcu olarak bulunan …’ün yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yapılan müdahaleye ve tedavisine rağmen 02.01.2017 tarihinde genel beden travmasına bağlı çoklu kafatası, yüz ve ekstremite kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması, beyin doku harabiyeti ve gelişen komplikasyonlar sonucu vefat ettiği, sanığın çarptığı araçta bulunan mağdur …’in basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı, olaydan yaklaşık bir saat sonra 26.12.2016 tarihinde saat 00.24'te yapılan alkol ölçümünde sanıkta 1,12 promil alkol tespit edildiği, mağdurun kovuşturma aşamasında sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçtiği anlaşılmakla; sanığın 1,00 promilin üzerinde alkollü olarak güvenli sürüş yeteneği ortadan kalkmış bir vaziyette, yasal hız limitlerinin çok üzerinde bir hızla yerleşim yeri içerisinde kırmızı ışık ihlalleri yaparak ve makas atıp trafiği tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirmek suretiyle seyretmek, araçta bulunanların kendisinden yavaşlamasını istemelerine rağmen uyarıları duymamak için müziğin sesini sonuna kadar açıp seyrine devam etmek, olayın hemen öncesinde yaklaşmakta olduğu kavşakta yeşil ışığın henüz yandığını ve kırmızı ışıkta beklemekte olan araçların yeni harekete geçtiğini görmesine rağmen hızını azaltmayıp bu araçların arasından da makas atarak geçmek suretiyle, hiçbir kural tanımadan hareketlerini sürdürmesi ve öngördüğü neticeyi engellemeye yönelik hızını azaltmak, frene basmak gibi herhangi bir tedbire de başvurmaması karşısında öngördüğü muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlediği ve eylemini olası kastla gerçekleştirdiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Bu uyuşmazlık yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Failin işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
Bilinçli taksirde ise neticenin gerçekleşmesini istemeyen fail, hareketinin tipe uygun ve hukuka aykırı bir sonuca neden olabileceğini öngörmesine rağmen, hareketine devam ederek istemediği zararlı neticeyi meydana getirmektedir. Hukuka aykırı neticeyi öngördüğü hâlde gerçekleşmeyeceğine güvenen ve bu güvenle hareketini sürdüren failin söz konusu güveninin dayanağı; şans, bilgi, beceri, yetenek, tecrübe gibi çeşitli etkenler olabilir.
Olası kastla bilinçli taksiri ayırdetme konusunda doktrinde 'Her ikisi arasındaki ayırımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir…Her ikisi arasında bir ayırım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir' şeklinde görüşler mevcuttur. (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304.)
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık …’nın 25.12.2016 tarihinde yanında ölenler … ve … ile tanıklar … ve … olduğu hâlde alkollü içki satın aldıktan sonra Adıyaman il merkezinde bulunan Kent Sinemasına giderek burada ölen … haricindekilerle birlikte alkol almaya başladığı, alkol aldıkları sırada sanığın öğleden akşama kadar alkol alabileceğini ve alkolün kendisini etkilemeyeceğini söylediği, buradan ayrıldıkları ve hep birlikte sanığın kullandığı araca bindikleri, sanığın saat 23.20 sıralarında, Atatürk Bulvarı üzerinde, alkollü vaziyette, açık havada, aydınlatmanın olduğu, asfalt kaplamalı, ıslak ve nemli, 2 şeritli, 5 metre genişliğindeki bölünmüş devlet kara yolunda, sevk ve idare ettiği aracı ile hız limitinin çok üzerinde, yaklaşık 140 km/saat hızla, trafik ışıklarına riayet etmeksizin kırmızı ışık ihlalleri yapmak ve önünde seyir hâlinde bulunan araçlara makas atmak suretiyle seyir hâlinde bulunduğu, araçta bulunanların kendisinden yavaşlamasını istemesine rağmen uyarıları duymamak için müziğin sesini sonuna kadar açıp seyrine devam ettiği, sanığın yaklaşmakta olduğu ışık kontrollü kavşakta kırmızı ışıkta bekleyen araçların yeşil ışığın yanmasıyla harekete geçtikleri, sanığın buna rağmen hızını azaltmayıp henüz hareket etmeye başlayan araçların arasından makas atmaya devam ederek tanıklar … ve …’in araçlarını da makas atmak suretiyle solladıktan sonra mağdur …’in aracının sol arka kısmına çarptığı, sonrasında savrularak orta refüjde bulunan demir korkuluklara çarptığı, bu esnada aracının arka koltuğunda bulunan …’nin araçtan fırlayıp yola düştüğü, seyrine devam eden sanığın tanıkların …’in araçta olmadığını söylemeleri üzerine çarpma noktasından yaklaşık 450 metre ileride durduğu, meydana gelen trafik kazası sonucunda sanığın aracında yolcu olarak bulunan …’nin genel beden travmasına bağlı çoklu kafatası, ekstremite ve pelvis kırıkları ile birlikte beyin kanaması ve iç organ yaralanması sonucu vefat ettiği, yine sanığın aracında yolcu olarak bulunan …’ün yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yapılan müdahaleye ve tedavisine rağmen 02.01.2017 tarihinde genel beden travmasına bağlı çoklu kafatası, yüz ve ekstremite kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması, beyin doku harabiyeti ve gelişen komplikasyonlar sonucu vefat ettiği, sanığın çarptığı araçta bulunan mağdur …’in basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı, olaydan yaklaşık bir saat sonra 26.12.2016 tarihinde saat 00.24'te yapılan alkol ölçümünde sanıkta 1,12 promil alkol tespit edildiği, mağdurun kovuşturma aşamasında sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçtiği, meydana gelen trafik kazasında sanığın asli ve tam kusurlu olduğu, başka bir kimsenin kusurunun bulunmadığı anlaşılmakla; sanığın 1,00 promilin üzerinde alkollü olarak yasal hız limitlerinin çok üzerinde bir hızla yerleşim yeri içerisinde seyretmek ve makas atmak şeklinde bilinçli taksir sayılan birden fazla hâli söz konusu olmakla birlikte sanığın olay öncesinde alkol aldığı sıradaki alkolün kendisini etkilemediğine dair beyanlarının, yine makas atma olarak tabir edilen ve trafikte başka araçların arasından seri hâlde trafiği tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirmesi şeklinde gerçekleşen hareketlerde bulunmasının sanığın kendine, tecrübesine ve şoförlük yeteneklerine güvendiğini göstermesi ve sanığın neticeyi kabullendiğine ilişkin bir belirlemenin yapılamaması karşısında, sanığın neticeyi bilseydi yine de her hâlde hareketi gerçekleştireceğinin söylenemeyeceği, dolayısıyla sanığın neticeyi öngördüğü ancak istemediği ve sonucu kabullenmediği, eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği, olası kast ile hareket etmediği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir" düşüncesiyle,
Altı Ceza Genel Kurulu Üyesi de, benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, 5271 sayılı CMK'nın 304/2. maddesine 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile eklenen (a) bendi uyarınca ilk derece mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.06.2019 tarihinde yapılan ilk müzakerede ön soruna ilişkin uyuşmazlık bakımından oy çokluğuyla, sanığın eylemini bilinçli taksirle mi yoksa olası kastla mı gerçekleştirdiğine ilişkin uyuşmazlık bakımından ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 27.06.2019 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/565, K. 2025/123Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2024/565 E.  ,  2025/123 K.
"İçtihat Metni"
İtirazname No : 2024/48544
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 423-530
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85/2, 22/3, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 11 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.09.2023 tarihli ve 96-253 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar …, …, …, … ve … vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 06.03.2024 tarih ve 423-530 sayı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, sanığın aynı suçtan TCK'nın 85/2, 22/3, 62, 53/6 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 2 yıl 6 ay süre ile geri alınmasına ve mahsuba karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafii ve katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 11.09.2024 tarih ve 2620-4045 sayı ile temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 04.11.2024 tarih ve 48544 sayı ile;
"…İş yerinde düzenlenen eğlenceye katılarak fazla miktarda alkol alan sanık neticeyi önlemek bakımından ticari bir taksiyle yada alkol almayan bir arkadaşının aracıyla evine gidebileceği halde bunu yapmayarak kendi kullanımındaki araçla evine gitmeyi tercih etmiştir.
Sanığın kanında kazadan 1 saat 20 dakika sonra yapılan ölçümde 1.08 promil alkollü (108 mg alkol/100 ml kan) olduğu tespit edilmiş ise de, alkolün kanda saatte 0.15-0.20 promil azaldığının bilimsel olarak bilinmesi karşısında, sanığın kaza anında yaklaşık 1.40 promil alkollü (140 mg alkol/100 ml kan) olduğu anlaşılmaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğünün resmi internet sitesi olan https://www.egm.gov.tr/alkollu-arac-kullanimi adresinde yer alan 'Alkolün vücut davranışlarına etkisi' başlığı altındaki bilgilere göre, 1 promil (100 mg alkol/100 ml kan) sarhoşluk belirtileri; muhtemel mahcup edici davranışlar, bir an neşeli bir an üzgün olmak gibi ruh hâlinde gidip gelmeler, 1.5 promil (150 mg alkol/100 ml kan) sarhoşluk belirtileri; ayakta durma, yürüme ve konuşmada güçlük çekme, denge ve koordinasyonun kaybedilmesi, belirgin olarak sarhoşluk hâli şeklinde tarif edilmiş olup somut olayda sanık 1.5 promile yakın düzeyde alkollüdür.
Bunun yanı sıra somut olayda sanığın mahal koşullarının gerektirdiği 50 km/s hızın yaklaşık 4 katı bir hızla seyir halinde olduğu ve önünden giden araca arkadan çarpıncaya kadar olan seyir sürecinde önünde seyreden araçları sağlı sollu zig zag yaparak makas atmak suretiyle geçtiği tüm delillerle sabittir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin yerleşmiş içtihatlarına göre, 1 promil (100 mg alkol/100 ml kan) üzerinde alkollü araç kullanmak, mahal şartlarının gerektirdiği hızın 2 katında fazla hızla seyir etmek, trafikte makas atarak araç kullanmak gibi eylemler müstakilen bilinçli taksir olarak kabul edilmektedir.
Somut olayda sanık Yargıtay 12. Ceza Dairesinin bilinçli taksir olarak kabul ettiği üç ayrı kusurlu eylemi aynı anda gerçekleştirmiştir. Bu kusurlu eylemleri gerçekleştirirken şehir içerisinde meskun mahalde seyir ederken ölümlü bir trafik kazasına neden olabileceğini öngörmüş ve meydana gelecek neticeyi 'olursa olsun' anlayışıyla kabullenmiştir.
Ayakta durma, yürüme ve konuşmada güçlük çekecek, dengesini-koordinasyonunu kaybedecek ve belirgin olarak sarhoşluk halinde olacak ölçüde sarhoş olduğu anlaşılan sanığın seyir hâlinde bulunduğu yolu, başkalarının can ve mal güvenliğini hiçe sayacak şekilde süratli ve makas atarak adeta bir yarış pisti gibi kullandığının anlaşılması karşısında, meydana gelen neticeyi öngörmediğinden ve kabullenmediğinden bahsedilemeyecektir.
Kanun koyucunun TCK'nın 21/2. maddesinin kanun gerekçesinde olası kasta durumlarına örnek olarak gösterdiği, kavşaktan geçen birilerinin olduğunu gördüğü halde kendisine hitap eden kırmızı ışıkta durmayarak seyrini sürdüren şoförün yayalara çarpması eylemiyle somut olaydaki sanığın eylemi arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle sanığın eyleminde olası kastın yasal unsurları bulunduğu hâlde eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiğinin kabul edilmesi böylelikle suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülmesi ve sanık hakkında yetersiz ceza verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 05.12.2024 tarih ve 3976-7235 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini bilinçli taksirle mi yoksa olası kasıtla mı gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
Sanığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 46/2-g maddesinde belirtilen "Trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde ardı ardına birden fazla şerit değiştirme" ve aynı Kanun’un 54. maddesinde sayılan "Öndeki aracı geçerken geçme kurallarına riayet etmemek" kurallarını ihlal ettiğine ilişkin 29.12.2022 tarihli trafik kazası tespit tutanağı ve tutanak ekinde yer alan kaza yeri krokisi, kolluk görevlilerince aynı gün saat 02.40'da yapılan ölçüme göre sanığın 1,08 promil alkollü olduğuna dair alkol raporu, sanığın sevk ve idaresindeki araç ile şeritler arasında makas atarak ilerlediği ve kaza anında aracının 181 kilometre/saat hızında olduğuna ilişkin güvenlik kamerası ve sanığın aracından elde edilen araç kamera görüntüleri ile bu görüntülerin çözümüne ilişkin kolluk görevlilerince düzenlenen 29.12.2022 tarihli görüntü kaydı çözümleme tutanağı, sanığın aracıyla yaklaşık 90-100 km hızla seyir hâlindeyken önünde bulunan kamyonun aniden yavaşlaması nedeniyle frene bastığını, ancak kamyon ile aralarındaki kısa mesafe sebebiyle duramayacağını anlayarak sağ şeride geçmek için manevra yaptığı sırada ölen …’ın idaresindeki araca arkadan çarptığı yönündeki ikrarı ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın, yönetimindeki otomobille 29.12.2022 tarihinde saat 01.17 sıralarında, gece vakti, azami hız limitinin 50 kilometre/saat olarak belirlendiği, aydınlatmanın bulunduğu, yerleşim yeri içinde, bölünmüş dört şeritli yolda seyir hâlindeyken orta şeritte önündeki kamyonun sağından geçmek istediği sırada, sağ şeritte bulunan ve sinyal vererek manevra yapmakta olan…’ın kullandığı araca arkadan çarptığı, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen ve hükme esas alınan 23.02.2023 tarihli raporlara göre mahal şartlarının çok üzerinde hızla seyreden, önündeki araçları uygun mesafeden takip etmeyen, ilerisini kontrol etmeyip mevcut hızıyla tehlikeli biçimde yaptığı manevrayla en sağ şeride geçtiği sırada sağa yönelerek şeride yerleşmiş olan ölen …’ın idaresindeki araca çarpan sanığın asli kusurlu, ölen sürücü…’ın ise herhangi bir kusurunun bulunmadığı, sanığın eylemi ile sebebiyet verdiği olay neticesinde aracın sürücüsü… ile bu araçta yolcu olarak bulunan … ve …’in hayatlarını kaybettikleri, katılan …’nın ise yaşamını tehlikeye sokacak nitelikte yaralandığı hususlarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi;
"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde;
"…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir." şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
Doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
Buna göre kast bilme ve isteme, olası kast ise öngörme ve kabullenme unsurlarından meydana gelmektedir. Kastın bir türü olmasına rağmen kanunda olası kast bakımından bilme yerine öngörme, isteme yerine ise madde gerekçesinde kabullenme kavramlarını tercih etmesi tesadüfî değildir. Bununla, olası kast hâlinde failin fiile ve neticeye yönelik amaç ve yaklaşımının doğrudan kast kadar ciddi ve belirgin bir boyut kazanmadığı vurgulanmak istenmiştir. Gerçekten de olası kastta, doğrudan kast derecesinde bir isteme bulunmasa da failin gerçekleşmesi muhtemel olan sonucu öngörerek kayıtsız kaldığı, başka bir ifadeyle bu sonucu kabullendiği ifade edilmektedir. Yine ceza sorumluluğuna yol açacak netice, gerçekleştirilecek asıl fiile bağlı olduğundan olası kast bir yan netice sorumluluğudur. Olası kastta asıl amacın icra edilmesi ile oluşabilecek ikincil netice bakımından fail kayıtsız kalmakta ve neticenin gerçekleşme olasılığını kabullenmektedir. Olası kastta olduğu gibi bilinçli taksirde de öngörme unsuruna yer verilmesi nedeniyle uygulamada daha çok bu iki kurumun birbiriyle karıştırıldığı görülse de olası kastın her halükârda taksirin değil kastın bir türü olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve olursa olsun düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde kanunda tanımlanmış haksızlık olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Taksirli suçlarda, gerek icrai gerekse ihmâli hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu'nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
TCK'da taksir; basit ve bilinçli taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici ölçüt; basit taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir.
Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
TCK'nın 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği kabullenme ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Olası kastla bilinçli taksiri ayırdetme konusunda doktrinde "Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir…Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir" şeklinde görüşler mevcuttur (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304).
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
B. Hukuki Nitelendirme
Sanığın, güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak ölçüde alkollü olmasına rağmen yönetimindeki otomobili yasal hız limitinin üzerinde kullanmaya devam ettiği, sürüşle ilgili becerilerinde azalma olduğunu ve bu nedenle yaralama ya da ölüme neden olabileceğini öngördüğü hâlde tecrübesine, sürüş yeteneğine ve şansına güvenerek sonucun gerçekleşmeyeceği düşüncesiyle önündeki kamyonun sağından mevcut hızıyla tehlikeli biçimde geçerek sağa doğru manevra yapmakta olan ölen …’ın kullandığı araca arkadan çarpmak suretiyle üç kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olduğu, sanığın öngördüğü muhtemel neticeyi kabullenip hareketini sürdürdüğüne dair herhangi bir delil bulunmadığı, açıklanan sebeplerle eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.02.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli yasal çoğunluk sağlanamadığından 12.03.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2022/2596, K. 2022/4110Kaynağı aç
1. Ceza Dairesi         2022/2596 E.  ,  2022/4110 K.
"İçtihat Metni"
B O Z M A Ü Z E R İ N E
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2019/340 E., 2020/124 K.
SUÇ : Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEMYİZ EDENLER : Sanık müdafii, üst Cumhuriyet savcısı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî ret, kısmî onama
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükme yönelik;
Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin; 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 310 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında belirlenen bir aylık kanunî süre geçtikten sonra öne sürüldüğü belirlenmiştir.
Sanık müdafiinin temyiz isteği yönünden hükmün; karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Osmaneli Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.02.2015 tarihli ve 2013/27 Esas, 2015/34 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
2. Osmaneli Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.02.2015 tarihli ve 2013/27 Esas, 2015/34 Karar sayılı kararının, katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (birleşen) 3. Ceza Dairesinin, 27.03.2018 tarihli ve 2017/10843 Esas, 2018/5538 Karar sayılı kararıyla;
"Dosya kapsamına göre, mahkemece mahallinde yapılan keşifte beyanlarına başvurulan tanıklar … …, …, … ile katılanın teyzesi olan tanık …’ın beyanlarına göre, katılanın yaralanma anında sanıktan başka ateş etmekte olan kimsenin bulunmadığını beyan ettikleri, katılanın teyzesi olan tanık …nin, sanık hakkında soruşturma başlanılması üzerine sanığın eşi olan tanık …’ın kendisini arayarak maddi zararlarının tazmini teklifinde bulunduğunu beyan ettiği ve tanık …’nin beyanı ile de bu durumun doğrulandığı, ayrıca mahkemece mahallinde yapılan keşfe istinaden dosyaya sunulan bilirkişi raporunda, sanığın silahını ateşlediği yer ile katılanın vurulduğu yerin sekme açısı yönünden uyumlu olduğunun belirtilmesi karşısında, hangi delile neden üstünlük tanındığı hükmün gerekçesinde denetime imkan verecek şekilde tartışılıp değerlendirildikten sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, yetersiz gerekçeyle, Jandarma Genel Komutanlığı'nca düzenlenen 25.12.2012 tarihli uzmanlık raporu hükme alınmak suretiyle eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,"
Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
3. Osmaneli Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.01.2019 tarihli ve 2018/154 Esas, 2019/12 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 86 ıncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri ve son cümlesi, 21 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
4. Osmaneli Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.01.2019 tarihli ve 2018/154 Esas, 2019/12 Karar sayılı kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay (birleşen) 3. Ceza Dairesinin, 24.10.2019 tarihli ve 2019/12482 Esas, 2019/19438 Karar sayılı kararıyla;
"1)Sanığa isnat edilen 5237 sayılı TCK'nin 86/1, 86/3-e, 87/2-a, b, c ve 87/2-son maddelerinde öngörülen cezanın alt sınırının sekiz yıl hapis cezası olması nedeniyle, savunmasının yargılamayı yapan mahkemece bizzat ve müdafii huzurunda alınması gerektiği gözetilmeyerek, sanık savunmasının talimat yoluyla ve müdafii hazır edilmeksizin tespiti suretiyle 5271 sayılı CMK'nin 196/2, 150/3 ve 188/1. maddelerine aykırı davranılarak sanığın savunma hakkının kısıtlanması,
2)Sanığın eylemi neticesinde katılanın, "iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine (TCK'nin 87/2-a maddesi)", "duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine (TCK'nin 87/2-b maddesi)", "konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına (TCK'nin 87/2-c maddesi)" neden olacak şekilde yaralandığı anlaşılmakla, olayda, birden fazla nitelikli hal ihlaline neden olan sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nin 61. maddesindeki ölçütler ve TCK'nin 3. maddesindeki cezada orantılılık ilkesi dikkate alınarak TCK'nin 86/1. maddesi gereğince temel cezaya hükmedilirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi,
3)Sanık hakkında hüküm kurulurken, 5237 sayılı TCK’nin 86/1. maddesi uyarınca belirlenecek temel cezanın TCK’nin 86/3-e maddesi uyarınca yarı oranında arttırılmasını müteakip TCK'nin 87/2-a, b, c maddeleri uyarınca iki kat artırım uygulanması, bu şekilde bulunacak ceza mitarının 8 yılın altında kalması halinde TCK'nin 87/2-son maddesi uyarınca 8 yıla çıkarılması gerektiği gözetilmeden, denetime elverişli olmayacak şekilde TCK'nin 87/2-a, b, c, son maddeleri işaret edilerek ceza miktarının doğrudan 8 yıla çıkarılması suretiyle hüküm kurulması,"
Nedenleriyle bozulmasına karar verilerek, temyiz edenin sıfatı karşısında sanığın, sonuç ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkının, 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası gereği korunmasına işaret edilmiştir.
5. Osmaneli Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.12.2020 tarihli ve 2019/340 Esas, 2020/124 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 86 ıncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri, 21 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ancak, sanığın sonuç ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakkının 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası gereği korunması suretiyle 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri;
1. Sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine,
2. Sanığın eylemini bilinçli taksirle işlediği dikkate alınarak buna göre uygulama yapılmasına,
3. Vesaire,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Olay günü saat 16:00 civarında gerçekleşen düğün merasimi sırasında gelin ve damadın eve girdikleri sırada sanığın, tabanca ile evin bacasına ateş ettiği, oradan seken kurşunun katılanın vücudunun sağ skapula alt iç kısmına isabet ettiği ve katılanın, hayati tehlike geçirmesine, iyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa girmesine, duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine, çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına ve vücudunda, hayat fonksiyonlarını ağır (5) derecede etkileyen kemik kırığına neden olacak şekilde yaraladığı belirlenmiştir.
2. Sanık, üzerine atılı suçlamayı inkâr etmiştir.
3.Katılan, olay günü damadın evine geldiklerinde kalabalık içerisinde beklediğini, bu sırada sanığın elinde tabancası ile ateş etmeye başladığını, olay esnasında sanıktan başkasının silahla ateş etmediğini, bir anda yere düştüğünü ve hastaneye kaldırıldığını beyan ettiği anlaşılmıştır,
4. Olay yeri inceleme raporuna göre olay yerinde, 1,8×1,1 m²'lik alan içerisinde toplanmış 11 adet kovanın ele geçirildiği, düğün sahibi evin duvarlarında ve çatısında yapılan incelemede dışı sıvalı bacanın kuzey tarafında bir adet mermi giriş deliğinin bulunduğu, 35×30 cm.'lik alanda 52 adet muhtemel mermi sekme izi olduğunun, 15×15 cm.'lik alanda sıvanın dağılmış olduğu, dağılan sıva parçalarının çatının üzerinde olduğu, bacanın doğu tarafındaki yüzey üzerinde 4 adet muhtemel mermi sekme izinin mevcut olduğu, çatının kuzey tarafında uç kısmında 2 adet kiremitin kırılmış olduğu belirlenmekle, olay yeri krokisinin çizildiği ve fotoğraflarının çekildiği anlaşılmıştır.
5. Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı tarafınca düzenlenen 21.12.2012 tarihli 2012/3834 uzmanlık numaralı rapora göre,sanıktan alınan svaplar üzerinde atış artıklarının tespit edildiği saptanmıştır.
6. Sanığın eylemi neticesinde katılanda meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak;
a) Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı … Adlî Tıp Şube Müdürlğü tarafından tanzim olunan, 01.02.2013 tarihli;
"Şahsın ateşli silah yaralanması ile acil servise getirildiği, intradural kurşun görülmesi üzerine acil olarak operasyona alındığı, nörolojik muayenede; alt ekstremitelerde parapleji ile T4 altında anestezi mevcut olduğunun bildirildiği ve ameliyat notunda; T3-T4-T5 laminektomi ile intradural ekstramedüller kurşun çıkarılması ve T5 hizasında dura defektinin onarımı işlemi yapıldığı, olay tarihindeki yaralanmada medulla spinalisin büyük oranda zedelendiğinin ayrıca her ne kadar kurşun çekirdeği intradural ekstramedüller yerleşimli olsa da yaralanmanın intradural intramedüller yerleşimli olduğu tespit edilerek, mevcut yaralanma BTM ile giderilemez, hayati tehlikeye neden olur, kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi AĞIR (5), Şahsın olay tarihinden 18 (On sekiz) ay sonra tam teşekküllü bir sağlık kuruluşuna sevkinin sağlanması ve ilgili uzman hekimler tarafından gerekli muayene ve tetkiklerinin yaptırılarak, sorulan diğer hususlar hakkında görüş alınmasının uygun olduğu"
b) Bilecik Devlet Hastanesi;
i) Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzmanı tarafından tanzim olunan, 29.06.2014 tarihli;
"… basit tıbbi müdahale ile iyileşebilecek özellikte olmadığı, duyularından ve organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu, halen vücuduna acı verdiğini, iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa girmesine neden olduğunu, günlük aktivitesinde tekerlekli sandalyeye bağımlı olduğu"
ii) Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı tarafından tanzim olunan, 02.06.2014 tarihli;
"… yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile iyileşebilecek özellikte olmadığı, duyularından ve organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu, iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa girmesine neden olduğunu, vücudunda kırık olduğu ve hayati tehlikesinin olduğu"
iii) Nöroloji Uzmanı tarafından tanzim olunan, 02.06.2014 tarihli;
"… yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile iyileşebilecek özellikte olmadığı, duyularından ve organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu, halen vücuduna acı verdiğini, iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa girmesine neden olduğunu, ateşli silah yaralanması sonrası T4 seviyesindeki travmaya bağlı olarak T4 seviyesinin altında his ve kuvvet kaybı geliştiği, hastalığının sürekli olduğu"
iv) Üroloji Uzmanı tarafından tanzim olunan, 02.06.2014 tarihli;
"… yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile iyileşebilecek özellikte olmadığı, duyularından ve organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu, halen vücuduna acı verdiğini, çocuk yapma yeteneğinin kaybolmasına yol açtığı"
Görüşlerini içerir kesin adlî muayene raporları dava dosyasında mevcuttur.
7. Tanıklar B.A., İ.Y., R.P., E.Y., F.A., M.A., M.Y.'nin de katılan beyanı ile uyumlu şekilde yaralanma anında sanıktan başka ateş etmekte olan kimsenin bulunmadığını beyan ettikleri anlaşılmıştır.
8. Mahkemece mahallinde yapılan keşfe istinaden dosyaya sunulan bilirkişi raporunda, sanığın silahını ateşlediği yer ile katılanın vurulduğu yerin sekme açısı yönünden uyumlu olduğunun belirtildiği tespit edilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Cumhuriyet Savcısının Temyiz Sebebi Yönünden
Temyiz talebine konu hükmün karar tarihinin, 24.12.2020 olduğu, üst Cumhuriyet savcısının hükmü, 01.02.2020 tarihinde temyiz ettiği, bu nedenle temyiz talebinin kanunî süresi içinde öne sürülmediği anlaşılmakla, temyiz isteğinin reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
B. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri Yönünden
1. Sanık Müdafiinin Beraat Kararına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden
Katılan beyanı, katılan beyanı ile uyumlu adlî muayene raporları, olay yeri inceleme raporu, kriminal raporlar, mahkemece yapılan keşfe istinaden dava dosyasına ibraz edilen bilirkişi raporu ile tanık beyanları ve Hukukî Süreç başlığı altında (2) numaralı paragrafta bilgilerine yer verilen Yargıtay bozma ilâmı karşısında, sanığın eyleminin sabit olduğu belirlendiğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Sanık Müdafiinin Bilinçli Taksire İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden
1. 5237 sayılı Kanun'un "Kast" başlıklı 21 inci maddesi;
"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir."
Şeklinde düzenlenmekle, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
2. Olası kastın tanımlandığı 21 inci maddenin ikinci fıkrasının gerekçesinde; “…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.”
Şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
3. Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilinerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Failin, gerçekleştireceği hareketin kanunî tipe vücut vereceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
4. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
5. Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta, neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
6. 5237 sayılı Kanun'un hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç, kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinin ikinci fıkrasında taksir;
"… dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir."
Şeklinde tanımlanmıştır.
7. Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
8. Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk ceza hukuk sisteminde kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
9. 5237 sayılı Kanun'da taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22 nci maddenin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir;
"Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi …"
Şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
10. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt, taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
11. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
12. 5237 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin ikinci fıkrasında; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi …" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrasında; "Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır." biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir." şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
13. Olası kastla bilinçli taksiri ayırdetme konusunda doktrinde; “Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir…Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir.” şeklinde görüşler mevcuttur. (Bahri Öztürk-… Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, 17. Baskı, … 2017, s.303-304.)
14. Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
15. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; düğün merasiminde gelin ile damadın eve girme anını diğer davetlilerin de izlemekte olduğunu bilen ve gören sanığın, elindeki elverişli tabancayı düğün evinin bacasına doğru rastgele ateşlediği, etrafında diğer davetlilerin de bulunduğunu gördüğü ve bildiği, mermilerden birinin sekerek çevrede bulunan kişilerden birisine de isabet edebileceğini, bu durumda muhtemel bazı neticelerin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili gerçekleştirdiği anlaşıldığından olası kastla hareket ettiği belirlenmekle, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. Sanık Müdafiinin Vesaire İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen temyiz isteği reddedilmiştir.
V. KARAR
A. Cumhuriyet Savcısının Temyiz İsteği Yönünden
Gerekçe başlığı altında (A) bölümünde açıklanan nedenle Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Sanık Müdafiinin Temyiz İsteği Yönünden
Gerekçe başlığı altında (B) bölümünde açıklanan nedenlerle Osmaneli Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.12.2020 tarihli ve 2019/340 Esas, 2020/124 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.05.2022 tarihinde karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/484, K. 2014/162Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2013/484 E.  ,  2014/162 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : DENİZLİ 1. Ağır Ceza
Günü : 14.10.2011
Sayısı : 303-328
Olası kastla öldürme suçundan sanığın TCK'nun 81/1, 21/2, 62, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca iki kere olmak üzere 16 yıl 8 ay hapis cezasıyla mahkumiyetine, müsadereye, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 14.10.2011 gün ve 303-328 sayılı resen temyize tabi bulunan hükmün sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.02.2013 gün ve 3903-1251 sayı ile;
"Sanık Rahmi hakkında olası kastla öldürme suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;
Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle, …
Oluşa ve dosya kapsamına göre; özellikle tanık S.. K..'nın anlatımlarından anlaşıldığı üzere, sanık Rahmi ile ölen İbrahim'in altın ticareti konusunda ilişki kurdukları, ölen İbrahim'in altınlar karşılığında sanıktan para alarak dolandırdığı ve diğer ölen ve mağdur ile aynı araçla kaçmaya kalkıştıkları, sanığın kendilerini başka bir araçla takibe başladığı, çok hızlı bir kovalamaca sırasında sanığın ikisi aracın arka camına ve bagaj kapağına isabet edecek şekilde üç el silahla ateş ettiği, trafiğin çok yoğun olduğu karayolunda kovalamacanın sürdüğü, ölenlerle mağdurun bulunduğu araca yaklaşan sanığın, iki kez arkadan çarparak aracın takla atmasına neden olduğu, kaza sonucu maktullerin öldüğü, mağdurun yaralandığı olayda,
a- Sanığın eylemlerini, birlikte hareket eden maktuller ile mağdurun kendisine yönelik gerçekleştirmiş oldukları dolandırıcılık eylemi nedeniyle işlediğinin anlaşılması karşısında, sanık lehine haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi,
b- Uzman çavuş olarak görev yapmakta olan sanığın suçta kullandığı silahın görev yaptığı kurumun emanetine dahil olup olmadığı ya da özel silahı olup olmadığı araştırılmadan zoralımına karar verilmesi," isabetsizliklerinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş,
Daire Üyeleri M. Ü.. ve H. K..; sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 15.04.2013 gün ve 2601 sayı ile;
"Dolandırıldığını düşünen sanık, bunu yapanları yakalamak için, aracı ile kaçanların aracının peşine düşmüş, önüne geçmiş, yavaşlayarak ve işaret ederek durdurmak istemiştir. Bu amaçla sanığın öncelikle şehir merkezinde ölenlerin içinde bulunduğu araca arkadan yavaşça çarparak yavaşlamaları, sonra durmaları için işaret etmiş, buna rağmen aracın içindekilerin durmayarak kaçmaya çalışmaları üzerine arabası ile takip etmesi durdurmak ve parasını almak istemesinde, sanığın doğrudan yaralama veya öldürme kastı ile hareket etmediği açıktır. Bu nedenle, sanığın eylemi olası kastla öldürmek değil, bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermektir" görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat ederek, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkemenin sanık hakkında olası kastla öldürme suçundan kurduğu hükümlerin, "sanığın fiilinin bilinçli taksirle iki kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturacağının gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
CMK'nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 11.06.2013 gün ve 2051-4329 sayıyla, itiraz nedenlerinin oy çokluğuyla yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kapsamına göre inceleme, sanık hakkında olası kastla iki kişiyi öldürme suçundan kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın fiilinin haksız tahrik altında olası kastla öldürme suçunu mu, yoksa bilinçli taksirle öldürme suçunu mu oluşturacağının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Olay günü sürücüsü tespit edilemeyen, beyaz renkli, kapalı kasa, kamyonet tipi aracın, Denizli-Antalya Karayolunda seyir halinde bulunduğu sırada takla atarak karşı şeride geçtiği, kazada İ.. A.. ve A.. İ.. isimli iki kişinin öldüğü, bir kişinin de yaralandığı, aracın direksiyonunda herhangi bir parmak izi bulunamadığı, bagaj kapağının üzerinde iki adet ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliğinin tespit edildiği, kazada yaralanan mağdurun beyanlarından hareketle soruşturmaya başlandığı,
Olay yeri inceleme tutanağında; olay yerinin orta refüjle bölünmüş duble yol, zeminin asfalt ve kuru olduğu, aracın fren izlerinin başladığı yolun sol tarafına doğru yan çizerek devam edip orta refüje çarptığı, çarpmanın etkisiyle takla atarak yedi metre karşı şeritte ilerlediği, gidiş istikametine göre yoğun şekilde araca ait parçalar bulunduğu, kaza yapan aracın arka bagajının açık, kapağının yukarıya kıvrılmış, motor aksamının hasarlı olduğu, ön tekerlerinin yerlerinde olmadığı, egzozun kıvrılarak kaputa doğru içeriye girdiği,
Olay yeri inceleme raporuna göre; kaza yapan aracın sürücüsü tespit edilemeyen beyaz renkli, kapalı kasa, panelvan tipi kamyonet olduğu, orta refüj içerisinde araca ait sürtünme ve kazınma izleri bulunduğu, aracın takla atarak bulunduğu yere geldiği, özellikle ön tarafı olmak üzere, sol yanının daha çok hasar gördüğü, bagaj kapak camının kırık, bagaj kapağının yukarıya kalkmış, vitesin boşta olduğu, içerisinde araca ait cam kırıkları bulunduğu, araca ait parçaların geniş bir alana yayıldığı, direksiyon üzerinde yapılan parmak izi araştırmasında tasnife elverişli parmak izine rastlanılmadığı, kaza nedeniyle yukarıya kalkmış olan bagaj kapağının indirilmesi neticesinde iki adet ateşli silah giriş deliği olduğu değerlendirilen delik görüldüğü, mermi çıkış deliklerinin bulunmadığı, ancak solda bagaj kapağının üst tarafında bulunan mermi çekirdeğinin çıkışı zorladığı, kaporta üzerinde yırtık meydana gelmesine rağmen çıkıp çıkmadığının tespit edilemediği, ön camda dikiz aynasının bulunduğu yerde bir santimetrelik düzgün daire şeklinde delik olduğu, ayrıca ön camın özelliğini kaybetmesi nedeni ile tam olarak tespit edilemeyen iki adet küçük deliğin daha bulunduğu, bu deliklerin ateşli silahla meydana getirilip getirilmediği hususunda herhangi bir tespit yapılamadığı, arka bagajda çarpma izi olabilecek izler bulunduğu, aracın takla attığı esnada oluşup oluşmadığı veya başka araçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunda araç veya nesnenin boyasının kalmaması nedeniyle kesin bir kanaate ulaşılamadığı,
Araç inceleme, görgü ve tespit tutanaklarına göre; sanığın sevk ve idaresinde bulunan 33 ARS 28 plakalı aracın, siyah renkli, ön sağ kaporta ve tamponunda içe çökmeler bulunduğu, motor kaportasının sol dış tarafına kaporta macunu sürülmüş olduğu, sağ arka tamponunda sürtünme ile meydana gelen izler olduğu,
Trafik kazası tespit tutanağında; sanık arkadan çarpma kuralını ihlal etmiş olduğundan, kazanın oluşumunda tamamen kusurlu olduğu, diğer sürücülerin kusurunun olmadığı bilgilerine yer verildiği,
Olay yeri incelemesinde hazır bulunan trafik polisi bilirkişinin; mevcut bilgilere göre arkadan çarpma hususunun tespit edilemeyeceğini, aracın hasarlı ve süratli olduğunu, arkadan çarptığı iddia olunan yerde araca ait herhangi bir parça bulunmadığını, kaza mahallindeki izlerin fren izi değil savrulmaya bağlı olarak oluşan teker izi olduğunu belirttiği,
Emniyet görevlileri tarafından düzenlenen ihbar tutanağında; polis merkezi anonsuyla, 33 ARS 29 plaka sayılı otoda bulunanların kendilerini takip edip, arkalarından ateş ettiklerini belirten bir şahsın arayıp yardım istediğinin bildirilmesi üzerine hızla bahse konu adrese intikal edilerek yapılan araştırma ve çevredeki işyeri sahipleri ile şifahi görüşmelerde, birbirini kovalar vaziyette iki aracın gittiğini, öndeki aracın beyaz, takip eden aracın siyah renkli olduğunu, hızla uzaklaştıklarını, bir kaç el silah sesi duyduklarını, ancak hangi araçtan atıldığını bilemediklerini beyan etmeleri üzerine yapılan kontrol ve elde edilen bilgiler doğrultusunda kaçan beyaz renkli araç ve içerisindeki şahıslara rastlanılmadığı, kısa süre sonra bulvar üzerinden ilçe istikametine doğru yapılan araştırmada yaya olarak giden ve üç beş adımda bir arkasına dönerek bakan, ilçe genelinde hiç karşılaşılmamış bir şahsa rastlandığı, olayla ilgisi bulunabileceği değerlendirilerek plakası belirtilen araç ve içerisindekiler sorulduğunda, bahse konu oto ve içindeki arkadaşı sanık ile ismini bilmediği şahısla olay günü geldiklerini, ne olduğunu anlamadığını belirttiği, yapılan mülakat neticesinde iki arkadaşı ile birlikte oto kiralayıp gezmeye geldiklerini, memleketinden arkadaşı olan ve uzman çavuş olarak görev yapan sanığın kendisini arayarak gelmek istediğini söylediğini, gezmeyi planladıkları için iki arkadaşı ile birlikte sanığı havalimanından aldıklarını, yanında önceden tanımadığı birinin bulunduğunu, bir süre gezdikten sonra asker arkadaşı olan İ.. A.. ile görüştüğünü, arkadaşının kendisini âlem yapmak için davet ettiğini, birlikte geldiği şahısla beraber sabah saatlerinde olayın gerçekleştiği ilçeye geldiklerini, ilçe merkezinde İ.. A.. ile buluşup bir süre oturduklarını, bu esnada memleketinden arkadaşı olan sanık R.. Ü..'ün parkın yanındaki bankamatikten para çekerek üzerindeki para ile birleştirdiğini, İbrahim'in parayı gördüğünü, akabinde; "gidelim, size evimi göstereyim, hem kadın kız işlerini ayarlayalım" diyerek kendilerini alıp parka gelerek evinin yakında olduğunu söylediğini, parkta oturup kadın kız muhabbeti yaptıkları esnada ani bir hareketle sanığın üzerindeki parayı alıp kaçtığını, parayı geri alabilmek için arkasından koştuğunu, sanığın ve yanında gelen şahsın araç ile gelerek kendisini geçtiğini, arkadaşının sokağın kesiştiği yerde kendisini bekleyen, içerisinde iki şahıs bulunan plakasını ve modelini bilmediği beyaz renkli bir otoya binerek uzaklaşmaya çalıştığını, sanığın kaçan aracı kavşakta yakaladığını, durdurmak için arkadan çarptığını, ancak durduramadığını, aracın sanayi bulvarına çıkarak süratle şehirlerarası yola döndüğünü, sanığın peşinden gittiğini, bulvarı döndükten sonra araçları göremediğini, ardından silah sesi duyduğunu ve araçların gidiş istikametine doğru yürürken polisin kendisini durdurduğunu beyan ettiği, olay yeri çevresinde yapılan araştırmada iki adet boş kovan ele geçirildiği,
Keşifte hazır bulunan polis memuru bilirkişinin; tanık anlatımları, olaydan sonra polis ve jandarma tarafından yapılan tespitlerden edinilen bilgiye göre, ölenlerin içinde bulundukları aracın sağ şeritten başlayıp sol tekerde otuz metre, sağ tekerde ellibir metre savrulma, lastik ve fren izi ile beraber orta refüj bordür taşlarına çarparak, üç metre genişliğindeki orta refüjde takla atarak karşı istikamete geçerek sağ şerit ve bankete doğru çarpma noktasından yetmişbeş metre mesafede durmasının, aracın hız limitinin çok üzerinde olduğunu gösterdiği, aracın her tarafında takla atmasından dolayı hasar bulunduğu, arka tampon sol alt plaka kısmında hafif şekilde siyah tampon sürtmesi bulunduğu, sanığın idaresindeki araçla bir iki defa arkadan vurduğu yönündeki beyanından anlaşılacağı gibi, fren izinin bulunduğu yerde herhangi bir cam kırığı, araç parçası olmaması, ancak aynı hızla aynı yöne giden araçların fazla hasar bırakmadan küçük bir temasla direksiyon hakimiyetini kaybedebileceğinin kaçınılmaz olduğu, sanık ve aynı araçtaki tanığın önlerinde bir tır bulunduğu, onu geçmek isteyen yeşil renkli otomobilin sol şeride geçtiğinde her iki şerit de kapandığı için ölenlerin bulunduğu aracın fren yaptığını beyan ettiklerinden, fren izinin bu araca ait olduğu, ancak sanığın bu olayı görünce fren yapıp yapmadığı konusunda bir ifadede bulunmadan "ben sağ şeride geçerek durdum" dediği, aynı süratle önündeki aracı takip ettiği, ellibir metre fren izi olan araca çarpmadan duramayacağı, tanığın aracı on onbeş metre mesafeden takip ettiklerini, fazla yaklaşmadıklarını beyan ettiği, ancak aynı hızla giden bir aracı takip eden aracın fren yapmadan duramayacağı, az da olsa hafifçe çarpmış olabileceği, sonuç olarak, içerisinde ölenlerin bulunduğu aracın hızının mahal şartlara göre yüksek olduğu, mağdur ve sanık beyanlarına göre sanığın aracının yüzyirmi kilometrenin üzerinde hızla seyrettiği, her iki aracın hızlarının da mahal şartlara göre yüksek olduğu, buna göre sanığın; önde giden aracı güvenli ve yeterli mesafeden izlememe ve arkadan çarpma nedeniyle asli kusurlu olduğu, araç sürücüsü ölenin ise, aracının hızını, yük ve teknik özellikleriyle, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmaması nedeniyle tali kusurlu olduğunun belirttiği,
Hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmü onanarak kesinleşmiş bulunan ve yargılamaya konu kazada basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte yaralanan Ş.. G..; İ.. A..'ın olay günü kendisini arayıp "işim var, benimle gelir misin, senin aracınla gidelim" dediğini, aracıyla kendisini evinden aldığını, birlikte yola çıktıklarını, ne amaçla yola çıktıklarını söylemediğini, yolda aracın arızalandığını, arkadaşı galericilik yapan A.. İ..'in işyerine bıraktıklarını, kendisini arayıp halasının oğlunun aracını istediklerini ve birlikte ilçeye geldiklerini, gazinonun karşısından yukarıya çıkarak durduklarını, ölenin bir arkadaşını göreceğini söyleyerek gittiğini, onbeş dakika sonra koşarak geldiğini, arabaya binip çalıştırdığını, onbeş yirmi metre sonra siyah renkli bir aracın hızla gelip yolu kapattığını, kendi araçlarının hızlandığını ve yolu kapatan araca sol ön tarafından vurarak yolu açtığını, caddeye inerek sağa döndüklerini, şehir merkezinden çıkmak üzere iken aynı aracın takip ederek arkadan kendilerine vurduğunu, baktığında sanığın ateş ettiğini gördüğünü, ilkini havaya, sonrakileri ise araca yönelttiğini, içinde bulundukları aracın arka camının patladığını, mermilerin araca isabet edip etmediğini bilemediğini, ateş sonucunda yaralanan da olmadığını, ne olduğunu sorduğunda İbrahim'in; "bu altın işi, paralarını aldım kaçıyorum" dediğini, ölene; "durup parasını verelim, yoksa bizi öldürecekler" dediğini, ancak kabul etmeyerek yola devam ettiğini, ana yola çıktığını, aracın kendilerini takibe devam ettiğini, süratli bir şekilde devam ederken arkadan kendilerine çarptığını, içinde bulundukları aracın dengesini kaybettiğini, ancak kısa süre sonra toparladığını, takip eden aracın yeniden kendilerine çarptığını, bu kez toparlayamadıklarını, orta refüje çarpıp takla atarak karşı şeride geçtiklerini, kaza yapmadan önce önlerinde araç bulunmadığını, sağda seyir eden bir tır bulunduğunu, tırı geçtikten sonra kazanın meydana geldiğini, takip eden aracın arkada olduğunu, önlerine geçemediğini, takip eden araçtakileri tanımadığını, duruşmada ise; İbrahim'in kendilerini bir sokağa sokup, yirmi dakika sonra geleceğini söylediğini, kendisini üç dört kez aradığını ancak gelmediğini, onbeş yirmi dakika sonra koşarak geldiğini, aracı çalıştırıp hareket ettiğini, on metre gitmeden siyah bir aracın önlerine geçtiğini, bu araca çarptıklarını, araçtan kurtularak yola devam ettiklerini, siyah renkli aracın kendilerini takip ettiğini, arkadan çarptığını ve ateş edildiğini, aracı kullanan ölenden durmasını istediğini, ancak durmadığını, ana yola çıktıklarını, arkadaki aracın bir kez daha kendilerine çarptığını, yüz altmış kilometre hızla bir tırı solladıkları sırada, aracın tekrar arkadan kendilerine vurduğunu, araçlarının sol taraftaki refüje çarparak takla attığını, kazanın takip eden aracın çarpmasından dolayı meydana geldiğini, arkadaki aracın vurmasından hemen sonra orta refüje çarptıklarını, içinde bulunduğu aracın fren yapıp yapmadığını bilmediğini, çarpma sonrası kafasını koltuğun arasına soktuğunu, sanıktan şikâyetçi olduğunu ifade ettiği,
Tanık S.. K..; kazanın meydana geldiği mahalde kavun satmakta olduğunu, ikiyüz metre uzağında beyaz renkli bir araca arkadan siyah renkli aracın çarptığını, araçların markasını, modelini ve plakalarını bilmediğini, içlerinde kaç kişi olduğunu görmediğini, siyah renkli aracın çarpması üzerine beyaz renkli aracın sağ sol yaptığını, on metre ilerledikten sonra siyah renkli aracın tekrar öndeki beyaz araca çarptığını, bunun üzerine öndeki beyaz aracın takla atıp karşı şeride geçtiğini, siyah aracın yoluna devam ettiğini, kazayı gören araçların durmaya başladığını, önünde bir tırın durduğunu, kendisinin daha sonra olay yerine gittiğini söylediği,
Tanık H.. S..; sevk ve idaresindeki araçla yanında eşi ve annesi de bulunduğu halde seyir halinde olduğunu, benzin istasyonunu geçtikten sonra yolun karşı tarafından beyaz renkli bir otomobilin orta refüjden aniden önüne çıktığını, araçtan çok sayıda parça fırladığını, aralarında üç dört metre mesafe bulunduğunu, sağa doğru manevra yaparak yirmi metre ileride durduğunu, kaza öncesini ve nasıl meydana geldiğini görmediğini, silah sesi de duymadığını, ölenleri ve yaralıyı tanımadığını, kimseye çarptığını hatırlamadığını, aracındaki kan lekelerinin ve hasarın nasıl oluştuğunu bilmediğini beyan ettiği,
Tanık H.. D..; uzman çavuş olan sanığın çocukluk, İbrahim'in ise asker arkadaşı olduğunu, olaydan üç gün önce arkadaşları ile birlikte gezmek için Nazilli'ye geldiklerini, sanığı aradığını, sanığın izne ayrılacağını, gelmek istediğini söylediğini, 15.06.2010 günü sanığı daha önce tanımadığı birisiyle havalimanından aldıklarını, amaçlarının gezmek olduğunu, sanığın; "kardeşim gelecek, para var, yiyip içeriz" dediğini, asker arkadaşı İbrahim'i arayıp görüşmek istediğini, olay günü kiraladıkları arabayla, sanık ve sanıkla birlikte gelen şahısla sabah saatlerinde ilçe merkezinde belediyenin karşısındaki çay bahçesinde oturup İbrahim'i beklemeye başladıklarını, geldikten sonra asker arkadaşından kendilerini gezdirmesini istediklerini, otururken ve araçtayken telefonda sürekli birileriyle görüştüğünü ve mesaj attığını, bazı telefonları meşgule aldığını, sanığın üzerinde bir miktar para bulunduğunu, paranın aracın teybinin altındaki boşlukta durduğunu, silahının da torpido gözünde olduğunu, sanığın geldikten sonra bankadan para çektiğini söylediğini, birlikte parka gittiklerini, sanıkla birlikte gelen şahsın araçta kaldığını, sanıkla ayaküstü sohbet ettiklerini, asker arkadaşının ise hemen yanlarında yine telefonla görüştüğünü, arkasına döndüğünde aracın açık olan sol ön penceresinden içeriye doğru sarktığını ve hızlıca çıktığını, ardından koşmaya başladığını, elindeki parayı cebine soktuğunu gördüğünü, muhtemelen teybin altındaki boşlukta bulunan parayı aldığını, ilerideki beyaz renkli bir arabaya bindiğini, hangi koltuğa oturduğunu hatırlamadığını, arkasından koştuğunu, ancak yakalayamadığını, sanığın kiraladıkları arabaya binerek kaçan aracın önünü kesmeye çalıştığını, beyaz renkli aracın hareket ettiğini ve çarpıştıklarını, aracın hızla kaçmaya başladığını, sanığın da takip ettiğini, kendisinin yaya olarak araçların gittiği yöne doğru gittiğini, bir süre sonra polis otosu ve ambulans gördüğünü, polisin kendisini aldığını, aracı sanığın kullandığını, öndeki aracı İbrahim'in kullanıp kullanmadığını bilmediğini, silah sesi duymadığını dile getirdiği,
Tanık S.. C..; emekli olduğunu, bir dönem kuyumculuk da yaptığını, sanığın asker arkadaşının tanıdığının altın bulduğunu, satmak için müşteri aradıklarını, kuyumcu olması nedeni ile altınlara bakıp bakamayacağını sorduğunu, sanığa; "dolandırıcılık olabilir, dikkat et" dediğini, sanığın güvenilir olduğunu söylediğini, olay tarihinden bir gün önce uçakla birlikte İzmir'e geldiklerini, havalimanında sanığın çocukluk arkadaşı olan ve daha önce hiç görmediği Hicret isimli şahsın kendilerini karşıladığını, yanında tanımadığı iki kişinin daha bulunduğunu, birlikte siyah renkli araçla hareket ettiklerini, olay günü sanık ve arkadaşıyla birlikte aynı araçla Acıpayam'a geldiklerini ve çay bahçesine gittiklerini, sanığın arkadaşının altınları getirecek olan şahısla görüştüğünü, iki saat sonra geldiğini, altınların teyzesinin baktığı çocuklarda olduğunu, parayı verip altınları alacağını söylediğini, yanlarında sürekli telefonla görüştüğünü, karşısında bulunan şahsın deli taklidi yaptığını, hatta gerçekten deli olduğunu düşündüğünü, telefondaki şahsın; "buraya kimseyi getirme" diye bağırdığını, araçla parka gittiklerini, ölenin sürekli olarak bir eve gidip geldiğini, ayrıca altınların bulunduğunu iddia ettiği bir evi gösterdiğini, kendisinin araçta oturmakta olduğunu, şahsın paranın verilmesini, yalnız bir şekilde eve gitmek istediğini söylediğini, sanığın bir deste para verdiğini ve arkadaşını gösterilen evin arkasına gönderdiğini, İbrahim'in parayı aldıktan sonra hızla evin bulunduğu yere doğru yürümeye başladığını, sanığın şüphelendiğini ve araçla hareket ettiğini, bu sırada kendisinin aracın arka koltuğunda olduğunu, şahsın koşarak parkın ilerisinde bir caddeye girmesi üzerine sanığın aynı yöne ilerlediğini, yol ağzına geldiklerinde beyaz renkli bir arabanın kendilerine çarptığını, içerisinde kim olduğunu görmediğini, sanayiye doğru seyir halinde bulundukları sırada sanığın aracın ön kısmı ile ölenin bulunduğu aracın arkasına vurduğunu, ancak aracın durmadığını, sanığın süratli çarpmadığını, aracın durmaması üzerine tabancasını çıkarıp havaya iki el ateş ettiğini, takibe devam ettiklerini, Antalya karayoluna çıktıklarını, bir süre ilerledikten sonra önlerinde bulunan yeşil renkli aracın kendi önündeki tırı sollamaya çıktığını, takip ettikleri aracın şerit kapanınca sağa kırdığını, frene bastığını da gördüğünü, aracın birden sola doğru takla atarak karşı şeride geçtiğini, sanığın biraz gidince yavaşladığını, yerde bir şahsın yattığını görmesi üzerine devam ettiğini, takip sırasında Rahmi'nin öndeki aracı geçemediğini, amacının durdurmak olduğunu, takip esnasında bulvarda bir kez öndeki beyaz araca dokunduğunu, daha sonra temas etmesinin söz konusu olmadığını, en fazla on onbeş metre yaklaşmış olabileceğini beyan ettiği,
Tanık M.. Y..; olay tarihinde sevk ve idaresindeki araçla seyir halinde iken, siyah renkli bir arabayla beyaz renkli aracın kendisini hızlı bir şekilde geçtiklerini, beyaz renkli aracın arka camının kırık olduğunu, siyah aracın arkadan yaklaşarak öndeki aracı sıkıştırdığını, öndeki aracın direksiyon hâkimiyetini kaybedip takla attığını, takip eden aracın ise kaçtığını dile getirdiği,
Tanık A.. Ö..; olay günü bulvar üzerindeki işyerinde bulunduğu sırada silah sesi duyduğunu, siyah renkli aracın süratle geçtiğini, şoförün elinde tabanca olduğunu, sağ eli ile direksiyonu tuttuğunu, arabanın camından çıkarmış olduğu sol elindeki tabancayı yere doğru tuttuğunu, beyaz renkli olduğunu görebildiği aracın hızla gittiğini, siyah aracın da takip ettiğini, aralarında elli yüz metre mesafe bulunduğunu, öndeki arabada kaç kişi olduğunu bilmediğini, yetmiş seksen metre ileride ana yolda üçüncü bir silah sesi duyduğunu, uzak olduğu için hedef alınarak mı yoksa havaya mı ateş edildiğini bilmediğini, sonraki olaylardan haberi olmadığını ifade ettiği,
Tanık Ö.. K.. soruşturma aşamasında; olay tarihinde sevk ve idaresindeki tır ile seyir halinde olduğunu, benzin istasyonuna yüz metre mesafede beyaz renkli bir aracın hızlı bir şekilde kendisini solladığını, hemen arkasından siyah renkli aracın kendisini geçtiğini, beyaz renkli aracı takip ettiğini, beyaz renkli aracın arka camının kırık olduğunu, önünde bir kamyon bulunduğunu, bu nedenle önünü tam olarak göremediğini, yaklaşık bir kilometre devam ettikten sonra ön tarafta toz bulutu oluştuğunu, beyaz renkli aracın takla attığını gördüğünü, siyah renkli aracın önündeki aracı sıkıştırdığını, kazanın bu yüzden meydana geldiğini, kazadan sonra siyah renkli aracın kaçtığını, içerisinde üç kişi bulunduğunu, hızlı olduğu için eşkâllerini alamadığını söylediği,
Sanık R.. Ü.. kollukta; uzman jandarma çavuş olarak görev yaptığını, arkadaşı Hicret .'ın üç gün önce kendisini aradığını, asker arkadaşının akrabasının altın bulduğunu, satmak için müşteri aradığını anlattığını, güvenilir olup olmadığını sorduğunda güvenebileceğini söylediğini, ayın onbeşinde maaşını alarak izne ayrılacağını belirttiğini, kuyumculuk yapan bir arkadaşından altınlara bakmasını istediğini, yalnızca yol masrafını karşıladığını, birlikte uçakla İzmir'e geldiklerini, çocukluk arkadaşının altınların asker arkadaşında bulunduğunu, binyediyüz tane olduğunu, sekiz on milyar vereceklerini söylediğini, yanında bir miktar para bulunduğunu, Hicret ..'ın siyah renkli bir araçla kendilerini aldığını, yanında arkadaşlarının bulunduğunu, Nazilli'ye geçtiklerini, burada bankadan bir miktar para çektiğini, arkadaşının altınları getirenin İbrahim isminde asker arkadaşı olan bir şahıs olduğunu belirttiğini, telefonla da görüştüklerini, paranın bir kısmının hazır olduğunu söylediklerini, şahsın tamamını istediğini olay günü birlikte Acıpayam'a gittiklerini ve çay bahçesinde oturduklarını, bankadan para çektiğini, iki saat sonra İbrahim'in geldiğini, altınların teyzesinin ilgilendiği akıl yönünden zayıf abi kardeş iki kişide olduğunu, korktukları için yalnız gidip altınları getireceğini söyleyerek parayı kendisine teslim etmelerini istediğini, şahsa güvenmediğini ve birlikte gitmek istediğini, bunun üzerine telefonla görüştüğünü ve yalnız gitmesi gerektiğini söylediğini, araçla parka gittiklerini, kendilerine bir ev göstererek altınları alıp geleceği ev olduğunu söylediğini, birkaç kez eve gideceğini belirtip gözden kaybolduğunu, ancak eve gidip gitmediğini bilmediğini, güvenemediği için arkadaşını evin yakınında durması konusunda uyardığını, altınları getirmesi için parayı verdiğini, kuyumcu olan arkadaşı ile birlikte arabanın içerisinde bulunduklarını, şahsın yanlarından ayrıldıktan sonra hızlanmaya başladığını, şüphelenerek aracı çalıştırarak takip ettiğini, eve doğru gideceği yerde hızla koşmaya başladığını, birden yanına gelen beyaz renkli bir aracın sağ ön tarafına bindiğini, aracı kullanan şahsı tanımadığını, aracın önüne çıktığını ve yolu kestiğini, bunun üzerine aracın kendi arabasının arkasına sürtünerek geçtiğini ve sanayi bulvarına doğru gittiğini, kendisinin de takip ettiğini, hızlı olmadığını, bir ara takip ettiği araca arkadan vurduğunu, çarpmanın etkisi ile aracın arka camının patladığını, durması için defalarca kornaya basıp selektör yaptığını, ancak durduramadığını, tabancasını çıkarıp iki el ateş ettiğini, amacının aracı durdurup parasını almak olduğunu, parayı atabileceklerini düşündüğünü, aracın süratle karayoluna doğru devam ettiğini, yolda koyu renkli bir aracın, aynı istikamette seyir halinde bulunan tırı sollamak için birden sol şeride çıktığını, her iki şeridin kapandığını, takip ettikleri aracın sol şeritte bulunan koyu renkli aracın arkasına doğru girince birden orta refüjden karşı şeride geçtiğini, kaza olacağını hissettiği için sağa geçtiğini, takip ettiği aracın karşı şeride geçmesi üzerine yola devam ettiğini, tırı nasıl solladığını hatırlamadığını, suçlamaları kabul etmediğini, kimsenin ölümüne neden olmadığını, dolandırıldığını, mağdur olduğunu, amacının borç aldığı parayı geri alabilmek olduğunu, öndeki aracın duracağını ya da parayı atacağını düşündüğünü, kaza yapacaklarının aklına gelmediğini, net olarak hatırlamamakla birlikte takip esnasında hızının yüzyirmi ve üzeri olabileceğini, aracı sollamadığını ve yetişemediğini, bir süre sonra takipten vazgeçmeyi düşündüğünü ifade ettiği,
Duruşmada; Hicret'in çocukluk arkadaşı olduğunu, olaydan önce kendisini arayıp asker arkadaşının teyzesinin oğullarında altın para bulunduğunu, şahısların biraz saf olduklarını, dört beş milyar karşılığında altınları vereceklerini, asker arkadaşına güvendiğini söylediğini, yanına para ve kuyumcu olan arkadaşını alıp geldiğini, havaalanında kendilerini karşıladıklarını, ertesi gün olayın meydana geldiği ilçede şahsı beklediklerini, bu arada bankadan para çektiğini, şahsın geldiğini, altınların teyzesinin oğullarında olduğunu ve getireceğini söylediğini, birlikte altınları almaya gittiklerini, arabanın içerisinde oturup altınları getirecek şahısları beklediklerini, şahsın; "böyle durmamız dikkat çeker, bana parayı ver, altınları getireyim" dediğini, güvenmediği için para vermediğini, bunun üzerine şahsın telefonla görüştüğünü ve altınları elinde bulunduranları ikna etmeye çalıştığını, ardından bir evi gösterip; "bunlar ikna olacak gibi değil, gidip altınları getireyim" diyerek para istediğini, şahsın kaçmasını önlemek için birlikte geldikleri arkadaşını evin bulunduğu yere gönderdiğini, parayı vererek evi görebileceği bir yerde durduğunu, şahsın parayı aldığını, eve doğru giderken evin bahçesinden atlayarak kaçmaya başladığını, yolun boş olduğunu, biraz sonra beyaz renkli bir aracın geldiğini, şahsı araca aldıklarını, kendi aracıyla bu aracın önünü kestiğini ve araçtan indiğini, şahısların aracı üzerine sürdüklerini, aracına çarparak kaçmaya başladıklarını, arabayı süreni seçemediğini, aracına binerek takip etmeye başladığını, öndeki aracın yavaş gittiğini, aracın arkasından çarptığını, ardından öndeki aracın fren yaptığını, bu nedenle tekrar çarptığını, tekrar takibe başladığını, kornaya bastığını, selektör yaptığını, ikaz ettiğini, ancak durduramadığını, ana yola çıktıklarını, bir süre daha takip etmeye devam ettiğini, şahısları durdurabilmek için tabancasıyla havaya iki el ateş ettiğini, araçlarının hızının tahminen yüzelli yüzaltmış kilometre olduğunu, önlerinde sağ şeritte bir kamyon, arkasında yeşil bir araç bulunduğunu, aracın kamyonu sollamak amacıyla sol şeride girdiğini, takip ettiği aracın, yeşil renkli aracın önüne düştüğünü, bir anda direksiyonu sağa kırdığını ve sağ şeride geçtiğini, bu sırada önündeki aracın kaza yaptığını gördüğünü, kazanın nasıl meydana geldiğini görmediğini, kazanın kendisinin çarpması nedeniyle meydana gelmediğini, sağa geçtiğinde hem takip ettiği aracı, hem de yeşil renkli aracı geçtiğini hatırladığını, kazanın olabileceğini tahmin etmediğini, kaza yapan aracın bir anda sol şeride girdiğini ve kaza olduğunu, kazadan sonra duramadığını, ilk takip esnasında havaya ateş ettiğini, arabaya ateş etmediğini, öldürme kastı bulunmadığını, öndeki araca iki kez vurduğunu, amacının durdurup parasını almak olduğunu, yeşil araç ile tır arasında sollama yapacak kadar mesafe bulunduğunu, yeşil aracın aniden sol şeride girdiğini, kendisinin sağ şeride geçtiğini, yeşil renkli araçla önde seyreden aracın çarpışıp çarpışmadığını görmediğini, önündeki aracın aniden takla atmaya başladığını, öncesinde kaza olacağını tahmin ettiğini, araçların birbirine yakın bulunduğunu, suçlamaları kabul etmediğini, dolandırıldığını, zararının karşılanmadığını, şikâyetçi olduğunu savunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık; sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu mu, yoksa bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu mu oluşturacağı noktasında toplanmakta olup, uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulması için; kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir kavramlarının incelenerek karşılaştırılması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nun "Kast" başlıklı 21. maddesi; "1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır" şeklinde düzenlenerek, maddenin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast tanımlanmış, 2. fıkrasında ise; öğreti ve uygulamada "dolaylı kast", "belirli olmayan kast", "gayrimuayyen kast", "olursa olsun kastı" olarak adlandırılan olası kast tanımına yer verilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast, öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi halinde doğrudan kast ile hareket etmiş olacak, buna karşın, fiilin muhtemel bazı neticeleri gerçekleştirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi durumunda ise olası kast söz konusu olacaktır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki ayırıcı ölçüdeki en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa ve bunu istiyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bazı sonuçları da doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da, doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt ise suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda, muhakkak değil ama büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte, olursa olsun düşüncesi ile göze almakta; sonucun gerçekleşmemesi için çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan neticenin gerçekleşmesine neden olunacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin gerçekleşmesi fail tarafından kabullenilmektedir.
Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilecektir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nun 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Öğretide de benimsendiği üzere, Ceza Genel Kurulunun birçok kararında taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının etkisinin bulunması halinde taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. 5237 sayılı TCK'nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
5237 sayılı TCK'nda taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tâbi tutulmuş, kanunun 22. maddesinin 3. fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hali, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hali ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
5237 sayılı TCK'nun 21. maddesinin 2. fıkrasında; "öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanarak, başkaca ayırıcı bir unsuruna yer verilmeyen olası kast ile aynı kanunun 22. maddesinin 3. fıkrasında; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da, madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü, madde gerekçesinde; "Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir arasındaki ilişkiyi kısaca özetlemek gerekirse; gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülemediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
Sanığın tarihi altın sikkeler karşılığında ölene verdiği, ancak ölenin alıp kaçtığı parayı geri alabilmek amacıyla içerisinde ölenler ve mağdurun bulunduğu süratli bir biçimde seyreden aracı takibe başladığı, şehir merkezinde öndeki aracı durdurabilmek amacıyla iki kere arkadan çarptığı, birisi bagaj kapağının üzerine, diğeri tamponun hemen üstündeki kaportasına gelecek şekilde en az iki el ateş ettiği, buna rağmen aracın durmayarak şehirlerarası yola çıktığı, takibin şehirlerarası yolda da devam ettiği, her iki aracın ana yolda yaklaşık yüz altmış kilometre süratle seyrettiği, aralarındaki mesafenin bir metreye kadar düştüğü, birkaç kilometre sonra içerisinde ölenlerin bulunduğu aracın takla atarak orta refüjü aşıp karşı şeride geçtiği, sanığın durmayarak yola devam ettiği, ihbar üzerine aracının durdurulup yakalandığı, kazada iki kişinin öldüğü, bir kişinin de yaralandığı, öndeki aracı durdurup parasını almak ya da parasını atmalarını sağlamak amacıyla hareket eden ve uzman çavuş olup silah kullanma konusunda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip bulunmasına rağmen, ateş ederken kimseyi doğrudan hedef aldığı veya takip ettiği araca ana yolda arkadan vurduğuna ilişkin, her türlü şüpheden arınmış, kesin ve inandırıcı herhangi bir delil bulunmayan sanığın, doğrudan öldürme veya yaralama kastı ile hareket etmediği, ancak aşırı süratli bir biçimde takip ettiği araca kullandığı araçla arkadan vurduğunda ve silahla ateş ettiğinde sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybedebileceğini öngörmesine rağmen, takip ettiği içerisinde ölenlerin ve mağdurun bulunduğu araca şehir merkezindeki takip esnasında arkadan birden fazla kere vurduğu, isabet kaydedecek şekilde tabancayla ateş ederek camlarının kırılmasına neden olduğu, ana yolda yaklaşık yüz altmış kilometre hızla ve çok yakın mesafeden takip ederek sıkıştırdığı, bu durum karşısında öngördüğü neticeyi göze alıp kabullendiği, ısrarlı biçimde gerçekleştirdiği eyleminin ölümle sonuçlanabileceğini öngördüğü ve neticesini kabullendiği, başka bir deyişle muhtemel ölüm neticesine kayıtsız kaldığı ve sonucunda meydana gelen kaza da iki kişinin ölümüne neden olduğu, bu itibarla fiilinin "olası kastla öldürme" suçunu oluşturacağının kabulünde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Bu nedenle; sanığın eylemini olası kastla öldürme olarak kabul eden yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığından itirazın reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.04.2014 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/473, K. 2020/225Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2018/473 E.  ,  2020/225 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi
Mahkemesi : BAKIRKÖY 3. Çocuk
Sayısı : 21-142
Sanık … hakkında bilinçli taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK’nın 86/1, 87/1-d, 21/2 ve 31/3. maddeleri uyarınca 2 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Bakırköy 3. Çocuk Mahkemesince verilen 12.11.2014 tarihli ve 520-1039 sayılı hükmün sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 26.12.2016 tarih ve 2211-21257 sayı ile;
"…1) Suça sürüklenen çocuğun olay tarihinde sevk ve idaresindeki aracı ile seyir hâlinde iken araç trafiğine kırmızı ışık yandığı hâlde ışıkta durmayıp devam ettiği ve yaya olarak yolun karşısına geçmeye çalışan yaşı küçük mağdura çarparak yaralanmasına yol açtığı olayda, suça sürüklenen çocuğun neticeyi öngörmesine rağmen somut olayda neticenin gerçekleşmeyeceği inancı ile yoluna devam etmesi sonucu mağdurun yaralandığının anlaşılması karşısında, suça sürüklenen çocuğun öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin gerçekleşmesinden dolayı 5237 sayılı TCK'nın 89 ve 22/3. maddeleri uyarınca bilinçli taksirle yaralama suçundan sorumlu tutulması gerekirken, suç vasfında yanılgıya düşülerek eylemin olası kastla işlendiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2) Yaşı küçük mağdur hakkında düzenlenen, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 02.05.2014 tarihli ve 1951 sayılı raporunda 'dava konusu olaya bağlı organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi niteliğinde anatomik eksiklik, fonksiyonel bozukluk tespit edilmediği' mütalaa olunmasına karşın aynı raporda mağdurun 01.02.2013 tarihinde yapılan muayenesinde 'yürümede zorluk, denge kaybı, psikolojik problemler, görme kaybı olduğu' ve İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 31.01.2014 tarihli radyoloji raporunda 'lomber bölgede açıklığı sağa, dorsal bölgede ise açıklığı sola bakan minimal skolyoz, bacak uzunluk radyogramında: sağ femurun sol femurdan 2 cm uzun bulunduğu, her iki alt ekstremite arasında uzunluk farkı saptanmadığı, toplamda sağ alt ekstremite soldan 2 cm daha uzun bulunduğu' hususlarının belirtildiği ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen 19.08.2014 tarihli bilimsel mütalaada da kalıcı iş göremezlik (maluliyet) durumunun rapor edildiği görülmekle; mağdur hakkındaki tüm tedavi evrakı ve grafilerin gönderilmesi suretiyle Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan görüş sorulup raporlar arasındaki çelişki giderildikten sonra suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabul ve uygulamaya göre;
3) Dosya kapsamındaki delillere göre suça sürüklenen çocuğun eylemini silahtan sayılan motorlu araç ile gerçekleştirdiği anlaşılmakla, suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükümde 5237 sayılı TCK'nın 86/3-e maddesinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayini," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Özel Dairenin kabul ve uygulamaya göre yaptığı (3) sayılı bozma nedenine uyan Bakırköy 3. Çocuk Mahkemesi ise 18.04.2017 tarih ve 21-142 sayı ile;
"…Mahkememizin 12.11.2014 tarih ve 520-1039 sayılı dosyasında belirtilen ve yukarıda kısaca özetlenen tüm gerekçeler doğrultusunda suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suçun kasten yaralama suçunu oluşturduğu kanaatinde olunduğundan Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 26.12.2016 tarih 2211-21257 sayılı bozma ilamının (1) ve (2) numaralı bentlerinde belirtilen hususlar yönünden direnilmesine, Mahkememizin suça sürüklenen çocuğun eylemini kasten yaralama olarak kabul etmesi nedeni ile Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bozma ilamının (3) numaralı bendine uyulmasına ve suça sürükülenen çocuğun üzerine atılı kasten yaralama suçunu silahtan sayılan motorlu araçla işlemesi nedeni ile ek savunma hakkı tanınarak TCK'nun 86/3-e maddesi gereğince cezasında 1/2 oranında artırım yoluna gidilmiştir." şeklindeki gerekçeyle (1) ve (2) sayılı bozma nedenlerine direnerek sanığın olası kastla yaralama suçundan TCK'nın 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 21/2 ve 31/3. maddeleri uyarınca 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.11.2017 tarihli ve 56281 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle dosya, 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 26.09.2018 tarih ve 19898-13752 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığın eyleminin olası kastla yaralama suçunu mu yoksa bilinçli taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçunu mu oluşturduğunun,
2- Yerel Mahkemenin, Özel Dairenin (2) sayılı bozma nedenine ilişkin direnme kararının yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin,
3- Yerel Mahkeme direnme kararının Özel Dairenin (2) sayılı bozma nedenine ilişkin olarak yasal ve yeterli gerekçe içerdiğinin kabulü hâlinde, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 02.05.2014 tarihli ve 1951 sayılı raporunun çelişki içerip içermediğinin, bu bağlamda eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
05.06.2012 tarihli trafik kazası tutanağından; kazanın İstanbul ili, Başakşehir ilçesi, Atatürk Bulvarı üzerindeki yaya geçidinde, açık havada, kuru, eğimsiz, düz asfalt yolda, gündüz vakti meydana geldiği, kazaya ilişkin Mobese kaydından … plakalı Volkswagen marka, … model araç sürücüsü olan sanığın havalimanı istikametine doğru seyir hâlinde iken kendisine kırmızı ışık yandığı hâlde kazayı engelleyici hiçbir tedbir almadan kırmızı ışıkta geçerek aracının sol ön köşe ve yan kısımları ile yaya geçidini kullanarak yeşil ışıkta geçmekte olan mağdur …’na çarptığı tespitlerine yer verildiği,
Trafik Bilirkişisince düzenlenen 12.10.2012 tarihli bilirkişi raporunda; sanığın sürücü belgesiz araç kullandığı, trafik ışık ve işaretlemelerine uymadığı, kırmızı ışıkta durmadığı, hız limitinin 50 km/saat olduğu meskûn mahalde 110 km/saat hızla araç kullandığı, yaya geçidi üzerinde nizami olarak karşıya geçmekte olan yayaya aşırı süratle çarptığı, çarpmayı ve kazayı önleyici herhangi bir tedbire başvurmadığı, yayaya çarpmasına rağmen hız kesmeden aynı hızla yoluna devam ettiği, kazayı polise bildirmeden olay yerini terk ettiği, bu kusurlu davranışlarıyla trafikte kişilerin can güvenliğini tehlikeye düşürdüğü ve kazaya sebebiyet verdiği belirtilerek, sanığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 36, 47/b-c-d, 51, 52/b, 81/d ve 84/a maddelerini ihlal ettiği, kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu olduğu, mağdur …’nun ise meydana gelen kazada nizami olarak trafik ışık ve işaretlemelerini kullanarak ve yaya kurallarına uyarak karşıdan karşıya geçiş yaptığı tespit edildiğinden meydana gelen kazada kusursuz olduğunun ifade edildiği,
Küçükçekmece Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 08.06.2012 tarihli raporda; sağ omuzda, sağ el bileğinde ve sol femur bölgesinde hassasiyet ve hareket kısıtlılığı, sağ tibiada ve karında yaygın hassasiyet, sağ lomberde hafif ekimotik alan mevcut olduğu, sağ periorbitalde ödem bulunduğu, sol tibia alt iç kırığı, sol diz posteriorda geniş cilt kesisi, sağda femur şaft kırığı, solda humerus üst uç kırığı bulunduğu, mevcut yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, vücuttaki kemik kırıklarının yaşam fonksiyonlarına etkisi hafif (1), orta (2-3) ve ağır (4-5-6) olarak sınıflandırıldığında; kişide saptanan kırığın yaşam fonksiyonlarının ağır (6) derecede etkileyecek nitelikte olduğunun belirtildiği,
Mahkemece, mağdurun yaralanmasının organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi niteliğinde olup olmadığının Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kuruluna sorulması üzerine, mağdur hakkında düzenlenen tüm rapor ve tıbbi evrak irdelenerek hazırlanan 02.05.2014 tarihli raporda; yapılan muayenesinde sağ alt 2 ve 3. diş ucunda minimal kopma, eski kırık yaralarında subjektif ağrı olduğu, baş dönmesi ve nistagmus tariflemediği, yapılan nörolojik muayenede; nörolojik defisit olmadığının saptandığı; mağdura ait grafilerin incelenmesinde; sağ humerus boynunda kırık, sağ radius distal uçta, ulnada kırık, sağ akciğer üst lobda buzlu cam görünümlü ön planda kontüzyonla uyumlu opasite artışı, sol femur alt diafizinde fraktür, sağ fibula distal uçta kırık olduğu tespit edildiği belirtildikten sonra, mağdurda dava konusu olaya bağlı organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi niteliğinde anatomik eksiklik, fonksiyonel bozukluk tespit edilmediğinin oy birliği ile mütalaa edildiğinin bildirildiği,
Katılan …’nun İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına başvurarak kızı mağdur katılan …’nin meydana gelen yaralanma sonucu iş ve güç kaybına uğrayıp uğramadığı, olaya bağlı olarak geçici ve kalıcı iş göremezlik durumunun söz konusu olup olmadığı hususunda 5271 sayılı Kanun’un 67/6. maddesi uyarınca bilimsel mütalaa talebinde bulunması üzerine, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalında görev yapan üç adli tıp uzmanınca hazırlanan 19.08.2014 tarihli bilimsel mütalaada; olay nedeniyle sol alt ekstremitede 2 cm kısalığa ve minimal skolyoza yol açan yaralanmanın olay tarihindeki ve rapor tarihindeki yaşı itibarıyla % 20,7 oranında kalıcı iş göremezlik (maluliyet) durumuna yol açtığının belirtildiği,
Sanık hakkında düzenlenen 05.06.2012 tarihli raporda; saat 15.19’da alkolmetre ile yapılan ölçüme göre sanığın alkollü olmadığı tespitine yer verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur katılan …, Kolluk görevlilerince Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tespit edilen 06.06.2012 tarihli ifadesinde; olay günü, öğle saatinde dayısı … ile birlikte markete gittiklerini, alışveriş yaptıktan sonra marketten çıkıp dayısının yolun karşısındaki iş yerine dönecekleri için, yaya geçidindeki trafik ışığının düğmesine basıp yeşil ışığın yanmasını beklediklerini, yeşil ışığın yanması ile orta refüje kadar karşıya geçtiklerini, orta refüje geldiklerinde birkaç aracın kendi yönlerine kırmızı yanan ışıkta beklediğini, ancak sanığın kullandığı siyah aracın çok hızlı geldiğini, aracın duracağını düşünerek yola adımını attığında aracın kendisine çarptığını, bundan sonrasını hatırlamadığını,
Tanık … Kollukta ve Mahkemede benzer şekilde; mağdurun dayısı olduğunu, olay günü yeğeni mağdurla birlikte saat 12.00 sıralarında alışveriş yapmak üzere markete gittiklerini, marketten çıkıp yolun karşısına geçmek için trafik ışığının düğmesine basıp yeşil ışığın yanmasını beklediğini, yeşil ışık yanınca Başakşehir yönüne giden araçların durduğunu, orta refüje kadar yolu katettiklerini, havaalanı istikameti yönüne giden iki aracın da durduğunu ancak sanığın boş olan şeritten hızla geldiğini, yavaşlaması için eliyle işaret ettiğini, ancak sanığın yavaşlamadığını, frene basmadığını, solunda bulunan ve kendisinden birkaç adım öndeki yeğeni mağdura aşırı bir süratle çarpıp yolun soluna doğru 2-3 metre ileriye fırlattığını, sanığın yine hiç yavaşlamadan süratle olay yerinden kaçtığını, yeğeninin ayakları ve omzunun parçalandığını, kan içinde yerde yattığını, tesadüfen olay yerinden geçen bir cankurtaran vasıtasıyla mağduru hastaneye götürdüklerini,
Katılan … Kollukta ve Mahkemede benzer şekilde; mağdurun annesi olduğunu, olayı görmediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu, uzlaşmak istemediğini,
Tanık … Kollukta; olayın meydana geldiği yerde vale olarak görev yaptığını, yeşil ışıkta, yaya geçidini kullanarak yolun karşısına geçmeye çalışan mağdura hızı saatte yaklaşık 100-120 km olan bir arabanın çarparak kaçtığını,
İfade etmişlerdir.
Sanık … Cumhuriyet Başsavcılığında ve tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; 16 yaşında olduğunu, ehliyetinin bulunmadığını, olay günü ağabeyine ait olan sevk ve idaresindeki … plaka sayılı araçla ikamet ettiği Başakşehir 5. Etaptaki evinden İSTOÇ’ta iş yeri bulunan babasının yanına gittiğini, hızının tahminen saatte 50-60 km olduğunu, olay yerine geldiğinde kendisine yeşil ışık yandığını, mağdurun kendisini aniden yola attığını, korna ile ikaz edince mağdurun yanındaki kişinin kendisini geri çektiğini, ancak mağdurun bu kişinin elinden kurtularak tekrar yola çıktığını, frene bastığını, direksiyonu kırdığını ancak duramayarak mağdura aracının yan tarafıyla çarptığını, mağdurun yanındaki şahsın bağırmasından korkarak olay yerinden kaçtığını,
Mahkemede; olay günü babasının yanına gitmek için evde anahtarını bulduğu ağabeyine ait araca bindiğini, olay yerinin ağaçlık bir alan olduğunu, mağdurun yola fırladığını, duramadığını ancak direksiyonu kırdığını, aracının sol tarafıyla mağdura çarptığını, ışıklara geldiğinde kendisine yeşil ışık yandığını, ehliyetinin bulunmadığını, ilk kez olay günü araba kullandığını, korktuğu için olay yerinden kaçtığını,
Savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının sırayla ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
1- Sanığın eyleminin olası kastla yaralama suçunu mu yoksa bilinçli taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçunu mu oluşturduğu;
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, "doğrudan kast", "olası kast", "taksir" ve "bilinçli taksir"e değinilerek, birbirlerinden ayırdedici ölçütlerin ortaya konulması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi;
"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; “…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu'nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
Türk Ceza Kanunu'nda taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Olası kastla bilinçli taksiri ayırdetme konusunda doktrinde “Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir…Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir” şeklinde görüşler mevcuttur. (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304.)
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
Bu aşamada, ilgili trafik mevzuatına değinilmesinde fayda vardır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun olay tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan şekliyle;
“Sürücü belgesi alma zorunluluğu” başlıklı 36. maddesinin ilk fıkrası;
“Motorlu araçların, sürücü belgesi sahibi olmayan kişiler tarafından karayollarında sürülmesi ve sürülmesine izin verilmesi yasaktır.”,
"Trafik işaret ve kurallarına uyma zorunluluğu" başlıklı 47. maddesinin birinci fıkrası;
“Karayollarından faydalananlar aşağıdaki sıralamaya göre;
a) Trafiği düzenleme ve denetimle görevli trafik zabıtası veya özel kıyafetli veya işaret taşıyan diğer yetkili kişilerin uyarı ve işaretlerine,
b) Trafik ışıklarına,
c) Trafik işaret levhaları, cihazları ve yer işaretlemeleri ile belirtilen veya gösterilen hususlara,
d) Trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olan ve yönetmelikte gösterilen diğer kural, yasak, zorunluluk veya yükümlülüklere,
Uymak zorundadırlar.”,
“Hız sınırlarına uyma zorunluluğu” başlıklı 51. maddesinin ilk fıkrası;
“Sürücüler, aksine bir karar alınıp işaretlenmemişse yönetmelikte belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorundadırlar.”,
“Hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlamak” başlıklı 52. maddesi;
“a) Kavşaklara yaklaşırken,dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak,
b) Hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak,
…
Zorundadırlar.”,
“Trafik kazalarına karışanlar ile ilgili kurallar” başlıklı 81. maddesinde;
“Trafik kazalarına karışanlar:
a) Hareket halinde iseler trafik için ek bir tehlike yaratmayacak şekilde hemen durmak, kaza mahallinde trafik güvenliği için gereken tedbirleri almak,
b) Kazada ölen, yaralanan veya maddi hasar var ise bu kaza trafiği,can ve mal güvenliğini etkilemiyorsa, sorumluluğun saptanmasında yararlı olacak kanıt ve izler dahil, kaza yerindeki durumu değiştirmemek,
c) Kazaya karışan kişiler tarafından istendiği takdirde kimliğini, adresini, sürücü ve tescil belgesi ile sigorta poliçe tarih ve numarasını bildirmek ve göstermek,
d) Kazayı; yetkili ve görevli memurlara bildirmek, bunlar gelinceye kadar veya bunların iznini almadan kaza yerinden ayrılmamak,
…
Zorundadırlar.”,
“Trafik kazalarında sürücü kusurlarının tespiti ve asli kusur sayılan haller” başlıklı 84. maddesinin (a) bendi ise;
“Araç sürücüleri trafik kazalarında; a) Kırmızı ışıklı trafik işaretinde veya yetkili memurun dur işaretinde geçme,
…
Hallerinde asli kusurlu sayılırlar.” hükümlerini içermektedir.
Diğer yandan ceza hukukunda sanığın hukuki durumu tayin edilirken, olguların olaysal olarak ele alınması da gerekmektedir. Konuları, olayları, sanık sayısı, sanığın olay öncesi, olay sırasındaki ve olaydan sonraki davranışları, suçun icra biçimi bakımından her bir somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılmalı; konusu, olayı ve icrası farklı, sanıkların bulunduğu bir olayı kısmen benzer de olsa başka bir olay ile kıyaslayıp sanığın cezai sorumluluğu hakkında da sağlıklı olmayan bu kıyasa dayanarak sonuç çıkarma gayretinin hatalı sonuçlara yol açabileceği gözden kaçırılmamalıdır.
Bu açıklamalar ışığında ilk uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde 16 yaşında olan sanık …’ın, ağabeyi adına trafiğe kayıtlı … plaka sayılı Volkswagen marka, … model araca binerek ikamet ettiği Başakşehir ilçesi, 5. Etaptan babasının iş yerinin bulunduğu İstanbul Toptancılar Çarşısına doğru trafikte seyretmeye başladığı, Atatürk Caddesinde bulunan Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu (MOBESE) kameralarınca tespit edilip hesaplanan hızının saatte 110 km olduğu, sanığın sevk ve idaresindeki aracıyla Atatürk Caddesinde seyrettiği sırada, dayısı ile birlikte yaya geçidinden geçmekte olan mağdur çocuk …’na, kendi yönündeki araçlara kırmızı ışık yanmasına karşın, kaza tutanağına göre, öğlen saat 12.30 sıralarında havanın açık ve görüşe engel bir durum bulunmayan yolda, hızını azaltmadan ve fren tedbirine başvurmadan ışık ihlali yaparak hızla çarptığı, mağdurun sol tibia alt iç kırığı, sol diz posteriorda geniş cilt kesisi, sağda femur şaft kırığı, solda humerus üst uç kırığı sonucu yaşamının tehlikeye girdiği, mağdurda saptanan kırıkların yaşam fonksiyonlarını ağır (6) derecede etkileyecek nitelikte olduğunun belirtildiği, Trafik Bilirkişisince düzenlenen 12.10.2012 tarihli bilirkişi raporunda; sürücü belgesiz araç kullandığı, trafik ışık ve işaretlemelerine uymadığı, kırmızı ışıkta durmadığı, hız limitinin 50 km/saat olduğu meskûn mahalde 110 km/saat süratle araç kullandığı, yaya geçidi üzerinde nizami olarak karşıya geçmekte olan yayaya aşırı süratle çarptığı, çarpmayı ve kazayı önleyici herhangi bir tedbire başvurmadığı, mağdur yayaya çarpmasına rağmen hız kesmeden aynı hızla yoluna devam ettiği, kazayı polise bildirmeden olay yerini terk ettiği, bu kusurlu davranışlarıyla trafikte kişilerin can güvenliğini tehlikeye düşürdüğü ve kazaya sebebiyet verdiği belirtilen sanığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 36, 47/b-c-d, 51, 52/b, 81/d ve 84/a maddelerini ihlal ettiği, kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu olduğunun, mağdur …’nun ise meydana gelen kazada nizami olarak trafik ışık ve işaretlemelerini kullanarak ve yaya kurallarına uyarak karşıdan karşıya geçiş yaptığı tespit edildiğinden meydana gelen kazada kusursuz olduğunun ifade edildiği anlaşılan olayda;
Sanığın, yerleşim yeri içerisinde, azami hız sınırının saatte 50 km olduğu bölgede, Yasa'nın öngördüğü azami hızın çok üzerinde saatte yaklaşık 110 km süratle seyir hâlinde bulunması, yaya geçidinde karşıdan karşıya geçebilecek yayaların önüne çıkabileceğini öngördüğü hâlde, o sırada yeşil ışıkta yaya geçidini kullanarak yolun karşısına geçmekte olan mağdur çocuğa kendi yönündeki araçlara kırmızı ışık yanmasına karşın, kırmızı ışıkta geçmek suretiyle büyük bir hızla çarpmış olması, bilinçli taksirin özünü oluşturan ve bilinçli taksiri, olası kasttan ayıran en önemli ilke olan, öngörülen ve gerçekleşen neticenin istenmemesi ve sonucu engellemeye yönelik frene basma, hızını azaltma yönünde hiçbir çaba göstermemesi, bu şekilde öngördüğü muhtemel neticeyi engelleme çabasının ya da neticeyi göze almadığına dair bir davranışının bulunmaması, başka bir ifadeyle gerçekleşen muhtemel neticeye kayıtsız kalarak kabullenmesi, ayrıca somut olayın kanun koyucu tarafından olası kastın düzenlendiği madde gerekçesinde belirtilen örnek olaydaki gibi gerçekleştiğinin de anlaşılması karşısında sanığın eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yerel Mahkemece, sanığın eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğuna ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olduğu kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …; "Suça sürüklenen çocuk …’ın sevk ve idaresindeki araç ile seyir halinde iken kırmızı ışıkta durmayarak yaya olarak yolun karşısına geçmeye çalışan yaşı küçü mağdura çarparak yaralanmasına sebiyet vermekten ibaret eylemini olası kastla yaralama olarak niteleyen Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü için öncelikle 'taksir-bilinçli taksir ve olası kast' hükümleri irdelenerek, somut olayda yargılamaya konu edilen eylemden dolayı TCK'nın 21/2. maddesinde tanımlanan koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin doktrinde benimsenen görüşlerden yararlanılarak Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu ve çeşitli dairelerin benzer olaylardaki içtihatları ışığında belirlenmesi gerekmektedir.
Ceza hukukunda sanığın suçu işlerken zihninde geçirdiği aşamaları kavramak ve gerçekte sanığın eylemlerinden neyi amaçladığının tespiti ispat hukukuna ilişkin bir sorundur. Faillerin ruh durumunun doğrudan bilinebilmesi mümkün olmadığından, onları tanımak ve amaçlarını tespit için elle tutulur verilere dayanmak gerekmektedir. Eylemin taksirle mi yoksa kasten mi gerçekleştirildiği, somut olayda harici deliller olan olay yeri krokileri, inceleme raporları, mağdurun veya müştekinin ifadeleri, kamera kayıtları, bilimsel ve teknik bulgularla tespit edilebileceği gibi, harici delillerden tamamen bağımsız olan kanıtla, örneğin ikrar yoluyla da tespit edilebilir. Diğer yandan, her iki sorumluluk biçimi birbirinden farklı olmakla birlikte, kast ve taksirin hukuki anlamının ortaya konması noktasında, bu kavramlar arasında bir boşluğa mahal verilemez. Bu itibarla taksirin tanımı, mutlaka kastın tanımıyla ortak bir sınıra sahip olmalı ve kastın tanımına bağlı olmalıdır. Daha önce de belirtildiği üzere taksir; kasttan faildeki iradenin, davranıştan doğacak sonucu kapsamaması, başka bir deyişle, sonucun istenmemiş olması ile ayrılır.
Uygulamada vatandaşlar tarafından çok sık şekilde karıştırılan, ayrımı bir türlü yapılamayan iki terim varsa bunlar olası kast ve bilinçli taksir kavramlarıdır.
Bilinçli taksir ile olası kast bir yere kadar aynı yolu izleyen ve bir noktadan sonra birbirlerinden ayrılan iki kavramdır. İki kavram da aslında aynıymış gibi gözükse de birbirinden tamamen farklı anlamlar taşımaktadır. Kastın kabulü için neticenin bilinmiş ve istenmiş olması gerekir. Bilinçli taksirde de fail, hareketinin hukuka aykırı bir netice meydana getirebileceğini ön görmektedir. Buraya kadar iki kavram birbirine benzemekte, ayrılık ise bu noktadan itibaren başlamaktadır.
Bilinçli taksirde fail neticenin meydana gelmeyeceği kanısında olmakla beraber neticenin meydana gelmesini istemez ve bunun yanı sıra gerçekleşmemesi için elinden geleni yapar. Gerçekleşme imkanının ve ihtimalinin varlığını kabul durumunda ise hareketi yapmaktan kendiliğinden vazgeçer. Diğer bir ifade ile izah etmemiz gerekir ise fail, bilinçli taksirde neticenin gerçekleşmemesine gereken önemi verir ve bu hususu ciddiye alır. Neticenin gerçekleşmeyeceği arzusu, düşüncesi ve beklentisi içerisindedir.
Olası kastta ise fail hareketinin hukuka aykırı netice meydana getirebileceğini öngörmekle beraber meydana gelmesi mümkün ve muhtemel netice onu hareketi yapmaktan alıkoymaz. Başka bir ifade ile açıklamamız gerekir ise tasavvur edilen neticenin meydana gelmesi halinde fail bu neticeyi zaten kabullenmiş olmaktadır.
Sonuç olarak failin, neticenin meydana gelebileceğini düşündüğü ve öngördüğü, bu neticenin gerçekleşme imkan ve ihtimalinin varlığı karşısında hareketinden vazgeçmemekte ise olası kastının var olduğu kabul edilmelidir. Buna karşılık neticenin meydana gelme ihtimaline karşılık fail hareketini yapmayacaktı diyebileceğimiz hallerde ise fail kasıtla değil bilinçli taksirle hareket etmiştir diyebiliriz.
Uyuşmazlığın konusunu teşkil eden olası kast ve bilinçli taksir kavramları hakkında doktrinde benimsenen görüşleri aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür.
Prof. Dr. Ayhan ÖNDER;
Netice istenmemiş olsa bile gerçekleşmesi tehlikesini göze alan fail olası kastla, neticenin gerçekleşmeyeceği ümidi ile hareket eden fail bilinçli taksirle hareket etmiş sayılır.
Prof. Dr. Ersan Şen;
'TCK m.21/2’de muhtemel, yani olası kastın düzenlendiğini görmekteyiz. Yasal tanımda olası kast, kişinin suçun yasal tanımında yer alan unsurlarının gerçekleşebileceğini öngördüğü halde fiili işlemesidir.
TCK m.22/2 bilinçli taksiri, kişinin öngördüğü sonucu istemediği halde neticenin meydana gelmesi olarak tanımlamıştır.
Bu tanımlara göre muhtemel kast; kişinin bilerek ve isteyerek yaptığı hareketten doğabilecek neticeyi öngörmesi, bu netice için 'olursa olsun' demesi ve neticenin gerçekleşip gerçekleşmemesini önemsememesi olarak açıklanabilir.
Bilinçli taksir ise; kişinin bilerek ve isteyerek yaptığı hareketten doğabilecek neticeyi öngörmesi, fakat neticenin gerçekleşmeyeceğini düşünmesi, neticenin gerçekleşmemesi için çaba göstermesi veya kendisine güvenmesi, bir anlamda neticenin gerçekleşmeyeceğine olan inançla neticeyi göze almasıdır.
Muhtemel kast ne zaman olur ve ne zaman eylem bilinçli taksir sayılır? Bunun ölçütünü, manevi unsurun 'isteme' alt unsuruna göre yapmak kolay değildir. Esasında muhtemel kastta netleşmiş, yani belirginleşmiş neticeye yönelik failde bir istemenin tespit edildiği de söylenemez. Failde istemeye yönelik bir irade tespit edilmişse, zaten bu husus kasttan doğan sübjektif sorumluluk olarak değerlendirilir. Yasal tanımda fail, muhtemel kastta suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşebileceğini öngörür, ancak istemez, yine de fiili işlemeye devam eder, yani bir anlamda suçun netice kısmı için 'olursa olsun' der. Bilinçli taksirde ise;  fail bunu demez, ancak kabulü mümkün olmayan kusurlu icra hareketi veya hareketleri yolu ile öngördüğü neticenin gerçekleşmesini engelleyemez. Bir anlamda fail neticeyi göze alır veya neticenin gerçekleşmeyeceğini düşünür. Hakikaten bu teorik farkı pratikte gerçekleştirmek veya bulmak çok ama çok zordur”.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 19/04/2011 gün, 2011/1-840/2012/214 K sayılı içtihadında doğrudan kast, olası kast ile bilinçli taksir tanımlandıktan sonra; birbirine çok yakın olan kavramları ayıracak kriterler belirtilmiştir.
765 sayılı TCY’nda tanımlanmamış bulunmasına karşın, 5237 sayılı TCY'nın 21. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde kast; 'suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi' şeklinde tanımlanmış, aynı Yasa maddesinin 2. fıkrasında ise; 'kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır' denilmek suretiyle 'olası kast' tanımına yer verilmiştir.
Doğrudan kast, failin hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesini gerektirir. Ancak, failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanısıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçları da, açık bir isteme olmasa dahi doğrudan kast kapsamında değerlendirilmelidir.
Öğreti ve uygulamada 'dolaylı kast,' 'belirli olmayan kast,' 'gayrimuayyen kast,' 'olursa olsun kastı' olarak da adlandırılan olası kast, 5237 sayılı TCY'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında; 'öngörmesine rağmen, fiili işlemesi' şeklinde tanımlanmıştır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki ayırıcı ölçütteki en belirgin unsurlar, doğrudan kasttaki bilme ve isteme unsurlarıdır. Fail hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini biliyorsa ve bunu da istiyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bazı sonuçları da doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısında da, doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı, doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt ise; suçun yasal tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda, bu ihtimalin gerçekleşmesini kabullenerek, olursa olsun düşüncesi ile ve ona katlanmayı da göze alarak hareket etmekte ve muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için de önlem almamaktadır.
Taksirdeki düzenlemeye bakıldığında; kural olarak suç, ancak kastla işlenebilir, fakat, yasada açıkça gösterilen hallerde suçlar taksirle de işlenebilir. Taksir, 5237 sayılı TCY’nın 22/2. maddesinde; 'dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi' şeklinde tanımlanmıştır.
Öte yandan, olası kastın, başka bir ayırıcı unsura yer verilmemesi nedeniyle, anılan Yasanın 22. maddesinin 3. fıkrasında; 'kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır' şeklinde tanımlanan bilinçli taksirle karıştırılabileceği hususu öğretide dile getirilmiş ise de, yasa koyucu, madde metninde yer vermediği 'kabullenme' ölçütüne, madde gerekçesinde; 'olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir' şeklinde açıklama yapmak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak ölçütü ortaya koymuştur.
Olası kast ve bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçütleri, yargısal kararlar ve bilimsel görüşlerden de yararlanmak suretiyle şu şekilde belirlemek olanaklıdır.
Gerek olası kast, gerekse bilinçli taksirde netice fail tarafından öngörülmektedir.
Bilinçli taksirde, öngörülen neticenin gerçekleşmeyeceği ümit edilmekte, olası kastta ise bu netice fail tarafından göze alınmakta ve kabullenilmektedir. Olası kastta fail öngördüğü sonucun meydana gelmesini kabullenip, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere, hatta kendi bilgi veya becerisine güvenerek öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir.
Teoride özetlenen görüşlerden sonra Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Yüksek 12. Ceza Dairesinin benzer olaylardaki içtihatlarının irdelenmesi gerekmektedir.
Yargıtay Yüksek Ceza Gene Kurulun 10/05/2016 gün, 2016/250 K sayılı ilamında;
Olay gecesi Trabzon-Giresun karayolu üzerinde seyir halindeyken Beşikdüzü ilçesi Adacık mahallesinde yer alan bölünmüş yolda ters yöne girerek emniyet şeridinde farları açık biçimde seyreden ve 2,70 promil alkollü olan sanığın, aynı yolda kendilerine ayrılmış kısımda seyreden katılan Hasan'ın aracına çarparak araçta bulunan katılanların yaralanmasına, ve Serpil'in ölümüne neden olduğu olayda; sanığın uyarıcı yön levhaları ve çizgilerin usulüne uygun olarak bulunduğu yolda, karşı yönden gelen trafik araçlarının kullandığı bölüme bilerek girdiği, ters yönde olduğunu bilmesine rağmen aracını sürmeye devam ettiği, karşı istikametten gelen bir araca çarparak yaralama ya da ölüme neden olabileceğini öngördüğü halde tecrübesine, şoförlük yeteneklerine, gece olması nedeniyle trafiğin az olacağına, özellikle de şansına ve karşı yönden gelenlerin kendilerini koruma yönünde dikkatli davranacaklarına güvendiği, böyle bir zanla objektif dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek öngördüğü ancak istemediği neticeye neden olduğu, meydana gelen sonucu kabullenmediği ve arzulamadığı anlaşıldığından; gerçekleşmesini istemediği ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek şekilde objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmayan sanığın bir kişinin ölümüne birden fazla kişinin yaralanması ile sonuçlanan eyleminde bilinçli taksirle hareket ettiği sonucuna ulaşmıştır.
Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin 05/04/2012 gün, 2011/18371 E-2012/5120 K sayılı içtihadında;
Sanığın, düğün merasiminin yapıldığı kalabalık alan içinde ruhsatsız tabanca ile havaya ateş etme eyleminde, silahtan çıkan merminin düğün yerinde bulunan insanlardan birine isabet edebileceğini öngördüğü halde eylemi gerçekleştirmesinde 5237 sayılı TCK'nın 22/3. maddesinde ifadesini bulan bilinçli taksir halinin varlığı ve bu nedenle sanık hakkında tayin edilen temel cezada arttırım yapılması gerektiği anlaşılmakla birlikte, bu kabule göre uygulama yapan mahkemece, hükmün gerekçe kısmında sanığın eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiğine dair dosyada herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı belirtilmek suretiyle hükümde çelişkiye neden olunduğundan bahisle yerel mahkemece verilen hükmün BOZULMASINA, karar verilmiştir.
Yargıtay içtihatlarından anlaşıldığı üzere; olası kast-bilinçli taksir ayrımında ; herhangi bir olay için, şablon bir kusurluluk hali belirlemeye imkân olamaz. Örneğin söz konusu olan ölümlü veya yaralamalı bir trafik kazası ise, bilinçli taksir veya olası kast vardır gibi kesin yargılar içeren ifadelere yer verilmesi durumunda; ceza hukukunun belkide en tartışmaya açık, en belirsiz alanına, içtihat yoluyla belirli sınırlar çizilmesi anlamına gelirki; böyle bir sonucun Türk Ceza Kanununun 2. maddesinde yer verilmekle kalmayıp, Anayasa ile güvence altına alınan kanunilik ilkesine aykırı olacağı gibi zaman zaman ceza hukukunun olmazsa olmazı olan hakkaniyet ilkesine de aykırı sonuçlar doğuracağı açıktır.
Gerek olası kastta gerekse bilinçli taksirde neticenin öngörülmesine karşın, bilinçli taksirde neticenin asla istenmediği, olası kastta ise neticenin umursanmadığı bir başka deyişle kabullenildiği, konusunda uygulamada ve öğretide herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak kast kişinin iç dünyasına ilişkin olduğuna göre, tecrübe kurallarından, eylemin manevi unsuruna yönelik çıkarımlar yapılmalıdır. Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere; teoride benimsenen görüşler, kanuni düzenlemeler ile Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu tarafından belirlenen kriterler ve benzer olaylardaki içtihatlar ışığında; olası kast ile bilinçli taksiri ayıracak kriterleri şu şekilde özetlemek mümkündür.
1-)Fail eyleminin iyi şekilde sonuçlanacağına dair hiç bir somut veri olmamasına ve tehlikeliliğine rağmen, eylemi gerçekleştiriyorsa veya öngördüğü tehlikenin gerçekleşmesini veya gerçekleşmemesini tesadüfe bırakıyorsa kabullenme vardır.
2-) Ölümcül bir neticenin ortaya çıkmayacağına yönelik güvenme hali, hareket sonucu öngörülen süreçte, ölüm neticesinin ortaya çıkmasının akla yatkın olması, bunun gerçekleşmemesinin mucizelere kalması halinde; bir başka deyişle ölüm neticesine yönelik ihtimalin derecesi arttıkça, suç failinin ortaya çıkan ölümü kabullenmediğine dair iddiası zayıflayacaktır.
3-)Failin, neticenin meydana gelebileceğini düşündüğü ve öngördüğü, bu neticenin gerçekleşme imkan ve ihtimalinin varlığı karşısında hareketinden vazgeçmemekte ise olası kastının var olduğu kabul edilmelidir. Buna karşılık neticenin meydana gelme ihtimaline karşılık fail hareketini yapmayacaktı diyebileceğimiz hallerde ise fail kasıtla değil bilinçli taksirle hareket etmiştir diyebiliriz.
Yargılamaya konu edilen eylemde; araçlar için kırmızı ışık yandığı bir sırada; sevk ve idaresindeki araçla şehir içerisinde hız limitinin oldukça üzerinde bir hızla seyretmekte olan suça sürüklenen çocuğun, kendisine göre o an için boş olan yolun sağ tarafından hızla geçmek isterken, dayısıyla birlikte karşıdan karşıya geçmeye çalışırken orta refüjden sonra ani bir hareketle koşarak bir an önce karşı tarafa geçmek isteyen yaşı küçük mağdura çarpması sonucunda mağdurun ağır bir şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği olay yerindeki kamera kayıtlarından açıkça anlaşılmıştır.
Öğretide ve içtihatlarda benimsenen görüşler ışığında; somut olayımıza baktığımızda; mevcut verilere ve özellikle kamera kayıtlarına göre suça sürüklenen çocuğun neticenin meydana gelmesini kesin olarak umursamadığı söylenemez. Ancak olası kasttaki “umursama ma ya da göze alma” tabiri ile bilinçli taksirdeki “neticeyi istememe” tabiri arasındaki farktan yolu çıkılarak somut olayları çözmek her zaman mümkün olmayabilir. Örneğin hasmını öldürmek için bir uçağa bomba yerleştiren bir kişide hasmı ile birlikte aynı uçakta bulunan insanların ölmesini ya da yaralanmasını istemeyebilir. Hatta uçakta zarar görecek kişiler arasında çok üzüleceği kişiler dahi olabilir. Ancak böyle bir durumda dahi neticenin gerçekleşmemesinin mucizelere bağlı olması halinde sanığın kasten adam öldürmeden, neticenin gerçekleşmesinin kuvvetle muhtemel olması halinde olası kasttan, neticenin gerçekleşme ihtimalinin gerçekleşmeme ihtimalinden az olması, bir başka deyişle objektif olarak önlenme ihtimali bulunan neticenin önlenebileceğine güven duyulması halinde diğer kriterlerle birlikte yapılacak değerlendirmeye göre bilinçli taksirden söz edilmesi gerekebilir.
Olası kast ile bilinçli taksir kavramları ceza kanununun en tartışmalı kavramları olup, aralarındaki sınırı belirlemek son derece zordur. Olası kasta götüren 'umursamama ya da göze alma' ile bilinçli taksire götüren 'istememe' kavramları arasında çok ince bir sınır bulunmasına rağmen cezalar arasında fahiş denebilecek farkların bulunması zaten işi oldukça zor olan uygulayıcıları çok daha zor durumda bırakmaktadır. Somut olayımızda bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması durumunda sadece adli para cezasına hükmedilme ihtimalinin bulunmasına karşın, olası kast hükümlerinin uygulanması halinde verilebilecek en az ceza, TCK’nın 62 maddesinin uyglanmaması halinde 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasıdır. Beş kişinin ölümü ile sonuçlanan olayda olası kast hükümlerinin uygulanması durumunda verilebilecek cezaların toplamı 5 ayrı müebbet hapis ya da 100 yıl hapis cezası olabilecekken, bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması durumunda; en fazla 22 yıl 6 ay hapis cezasına hükmedilebilecektir. Adalet duygusunu rencide eden bir başka hususta, taksirli suçların, çoğu zaman kasıtlı suçlar kadar belkide onlardan çok daha vahim sonuçlar doğurabilmesidir. Örneğin deprem yönetmeliğine aykırı bina inşa ederek, ya da yer altında çalışan maden işçileri için yeterli güvenlik önlemleri almayarak yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açacak kazaların ülkemizde sıkça yaşandığı bilinmektedir. Son derece üzücü olan bu olaylara sebebiyet veren kişi ya da kişiler son derece iyiniyetli olabileceği gibi yaptığı hatanın sonucundan dolayı ömür boyu vicdan azabıda duyabilirler. Ama üzücü sonuçlardan sonra yaşanan pişmanlıkların ölenlerin yakınları ile yaralananların ızdırabını dindirmeyebileceği gibi bir de yargılama sonucunda en üst hadden verilen cezalar dahi yaşanan mağduriyetler karşısında yetersiz kalabilir. Kanun koyucunun işi de çok kolay değildir. Zira kasıtlı suçu işlemek tamamen insan iradesinin bir ürünü olmasına rağmen, taksirli suçu işlemek çoğu zaman insan iradesinin ürünü olmayabilir. Elbetteki taksirin cezalandırılması için kusurlu davranışa ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak son derece iyiniyetli hareket edilmesine karşın en küçük bir ihmal ya da anlık yanlış bir tercih çok vahim sonuçların meydana gelmesine sebebiyet verebilir. Örneğin soğukta yolda kalan ya da ani hastalık nedeniyle hasta olan bir kişiyi hastahaneye yetiştirmek amacıyla aracına alan kişi son derece insani düşüncelerle hareket etmesine karşın, kusurlu davranışı sonucunda yardım etmek amacıyla aracına aldığı kişilerin hayatlarını kaybetmelerine veya ağır şekilde yaralanmalarına sebebiyet verebilir. Elbetteki yasa koyucu bütün bu ihtimalleri objektif olarak ele almak suretiyle, eyleme uygun cezayı belirlemek durumundadır. Ancak orta bir yolun bulunması da, çok kolay olmayacaktır. Aslında yapılması gereken, hakimlik sanatının somut olayda mükümmel bir şekilde kullanılmasının yanında ayrıca bilinçli taksir ile olası kast hükümleri açısından tayin edilebilecek cezalar arasındaki makas aralığının daraltılması ya da bu şekildeki ağır ihlallerin bizzat yasakoyucu tarafından olası kast olarak yasa maddesine eklenmesidir. Ceza muhakemesi hukukunun nihai hedefi olan adalete ulaşmak amacıyla hareket edilse dahi uygulayıcıların, ceza hukukunun olmazsa olmazı olan kanunilik ilkesinden ayrılarak kendi adalet anlayışına göre hareket etmesine, hukuk devleti ilkesinden asla taviz vermeyen hukuk sistemizin izin vermesi beklenemez. Zira böyle bir durumda herkesin adalet anlayışı doğal olarak farklı olacağından, hukuki güvenlik ilkesinin sağlanması mümkün olmayacaktır. Bu tür sakıncaların önlenebilmesi için hukuk normlarının yorumlanması sırasında pozitif temeli bulunmayan ancak eşyanın tabiatından kaynaklanan yorum ilkelerine uyulması gerekmektedir. Prof. Dr. Kemal GÖZLER’in deyimiyle; hukuk, ancak Öklid’in teoremleri misali, doğruluğu apaçık olan ilkelerin geliştirildiği ve bu ilkelerin bütün hukukçular tarafından benimsenip standart olarak uygulandığı gün 'bilim' olma sıfatını hak edecektir. İşte ancak o gün, hukuk problemleri bütün hukukçular tarafından aynı şekilde çözümlenecektir. Böyle bir sistemde mahkeme kararları da önceden doğru olarak tahmin edilebilecektir. İşte ancak böyle bir sistemde, hukuk güvenliği ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesi gerçekleşmiş olacaktır.
Somut olayımızda; suça sürüklenen çocuk son derecede ağır kusurludur. Bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması durumunda, hükmedilebilecek ceza adalet duygusunu tatmin etmemiş olabilir. Ancak bu yasa koyucunun tercihidir. Yasayı bir bütün olarak değerlendirdiğimizde bir olayda adaleti sağlamak için, ceza normlarının aleyhe yorumlanması suretiyle eylemin niteliğinin değiştirilmesi halinde yasanın kendi içerisindeki sistematiği bozulacağından, bu seferde benzer ihlaller ya da daha ağır ihlaller için farklı mahkemelerin doğal olarak farklı adalet anlayışına göre hükmedilebilecek cezalar yönünden orantılılık ve eşitlik ilkesinin bozulması gündeme gelebilir. Örneğin somut olayımızda suça sürüklenen çocuk yumrukla kasten herhangi bir kişiyi aynı şekilde yaralamış olsaydı, TCK’nın 86/1, 87/1, 31/3 maddeleri ile en az 2 yıl hapis cezasına hükmedilecek ve sonuç itibariyle somut olayımızda olası kastla yaralamaya sebebiyet vermek suçundan verilebilecek asgari düzeydeki 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasının altında kalarak adalet duygusunu zedeleyecekti. Zira kusur ilkesini benimseyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa göre, kasten işlenen suçlardaki kusur durumunun, olası kastla işlenen suçlardaki kusur durumundan çok daha ağır olacağı bizzat yasa koyucu tarafından çok net bir şekilde düzenlenmiştir. ( TCK’nın 21/2 maddesi). Ceza siyasetini belirleme yetkisi ve görevi bulunan yasakoyucu tarafından konulan hukuki normlar yorumlanırken, olabildiğince adalet ve hakkaniyet amaçlanarak her uygulayıcının aynı olay karşısında aynı yoruma ulaşması sağlanacak şekilde bir sonuca ulaşılmalıdır. Suça sürüklenen çocuk, kamera kayıtlarından izlendiği üzere, yolun ortasından itibaren aniden koşmaya başlayan mağduru görmediği için yolun boş olan yerinden geçebilirim düşüncesiyle kırmızı ışığa rağmen hızını azaltmamış olabilir. Mevcut hızla fren yapması halinde çok daha üzüntü verici sonuçların ortaya çıkması da ihtimal dahlindedir. Bu durumda suça sürüklenen çocuğun frene basmaması, hiçbir tedbire başvurmadığının ve buna bağlı olarak neticeyi göze aldığının göstergesi olamaz. Zira duramayacağı bir mesafede frene basması ya da yavaşlaması halinde, çok daha üzücü sonuçların ortaya çıkması ihtimali de mevcuttur. Suça sürüklenen çocuğun yaşı küçük mağduru aniden koşarken gördüğü bir sırada duramayacağını düşünerek yolun boş olan sağ tarafından hızlı bir şekilde geçme düşüncesi kendi hayat tecrübesine göre alınmış bir tedbir olarak ta yorumlanabilir. Ancak bu duruma gelinceye kadar sürücü belgesinin olmaması, yaşının küçük olması, kavşağa girerken kırmızı ışık yanmasına karşın durmaması ve şehir içerisinde hız sınırının çok üzerinde seyretmesi çok ağır kusurlardır. Bu kadar ağır kusurlara rağmen bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması sonucunda ortaya çıkacak ceza kamu oyu vicdanını tatmin etmese de, yasanın sistematiği ve benzer olaylardaki içtihatlar ile çelişecek şekilde sırf adaletin tesisi gibi son derece ulvi bir düşünceden kaynaklansa dahi olası kast hükümlerinin uygulanması da kanaatimizce kanunilik ve eşitlik ilkelerine aykırı olacaktır. Örneğin somut olayımızda suça sürüklenen çocuğun eyleminin, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2016/250 K sayılı ilamına konu olayda; bölünmüş yola ters yönden giren, aşırı derecede alkollü olan, aracın farlarını dahi söndüren ve yolun orta bölümünde karşı yönden gelmekte olan araca çarpan sanığın eyleminden daha ağır kusurlu olmadığı da bilinen bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Zira bölünmüş yola ters yönden girerek aşırı derecede alkollü vaziyette aracın farlarının da kapatarak yolun orta bölümüne yakın bir yerde seyreden sanığın kazaya sebebiyet verme ihtimalinin, somut olayımızdaki kazanın meydana gelme ihtimalinden çok daha fazla olabileceği tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. 2016/250 K sayılı ilamda; üç ağır ihlalde bulunan sanığın eylemi bilinçli taksir olarak değerlendirilirken, somut olayımızda suça sürüklenen çocuğun eyleminin olası kast olarak değerlendirilmesi kanatimizce hukuki güvenlik ilkesinin zedelenmesine yol açacaktır.
Sonuç itibariyle ; somut olayımızda suça sürüklenen çocuk hakkında TCK’nın 89/1, 22/3, 31/3 maddeleri ile uyglama yapılması gerekirken, eylemin olası kastla işlendiğinden bahisle yerel mahkemece verilen direnme kararının bozulması gerekirken direnme kararının yerinde olduğundan bahisle uygulamanın denetlenmesi için dosyanın Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmesine dair Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kuruluna sayın çoğunluğunun görüşüne yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
2- Yerel Mahkemenin, Özel Dairenin (2) sayılı bozma nedenine ilişkin direnme kararının yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediği,
Yerel Mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılama sonucunda, Özel Dairenin “Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun raporu ile İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen 19.08.2014 tarihli bilimsel mütalaa arasındaki çelişki giderilmeden eksik inceleme ile, hüküm kurulmasına," ilişkin (2) sayılı bozma nedenine ilişkin herhangi bir direnme nedeni gösterilmeden ve bu bozma nedenine niçin uyulmadığı açıklanmadan direnme kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacağında kuşku yoktur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarına göre de, bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, yerel mahkeme tarafından CMK’nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yeniden usulüne uygun olarak hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye ilişkin gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında ikinci uyuşmazlığa ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;
Yerel Mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılama sonucunda, Özel Dairenin “Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun raporu ile İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen 19.08.2014 tarihli bilimsel mütalaa arasındaki çelişki giderilmeden eksik inceleme ile, hüküm kurulmasına," ilişkin (2) sayılı bozma nedenine ilişkin herhangi bir direnme nedeni gösterilmeden ve bu bozma nedenine niçin uyulmadığı açıklanmadan direnme kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, direnme kararına konu hükmün Özel Dairenin eksik araştırmayla hüküm kurulmasına dair (2) sayılı bozma nedenine ilişkin yasal ve yeterli direnme gerekçesi gösterilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Ulaşılan bu sonuç karşısında, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 02.05.2014 tarihli ve 1951 sayılı raporunun çelişki içerip içermediğinin, bu bağlamda eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığına ilişkin üçüncü uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Bakırköy 3. Çocuk Mahkemesinin 18.04.2017 tarihli ve 21-142 sayılı mahkûmiyet hükmünde gösterilen; sanığın eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğuna ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
2- Bakırköy 3. Çocuk Mahkemesinin 18.04.2017 tarihli ve 21-142 sayılı mahkûmiyet hükmünün Özel Dairenin eksik araştırmayla hüküm kurulmasına dair (2) sayılı bozma nedenine ilişkin yasal ve yeterli direnme gerekçesi içermemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 21.05.2020 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık konusu yönünden oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık konusu yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2020/4653, K. 2023/292Kaynağı aç
12. Ceza Dairesi         2020/4653 E.  ,  2023/292 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği sanık müdafii ve katılan vekilinin, hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1…. 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 12.05.2016 tarihli ve 2015/237 Esas, 2016/243 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 85 inci maddesinin birinci fıkrası, 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca 3 yıl 10 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 2 yıl 6 ay süreyle sürücü belgesine el konulmasına karar verilmiştir.
2.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 20.09.2020 tarihli ve 2016/246770 sayılı temyiz istemlerinin reddiyle onama görüşü içeren Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A)Katılan Vekilinin Temyiz Sebebi
1.Olası kast hükümlerinin uygulanması gerektiğine,
2.Temel cezanın 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince hükmedilmesi gerekirken aynı maddenin birinci fıkrasına göre hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğuna,
İlişkindir.
B)Sanık Müdafiinin Temyiz Sebebi
1.Hükmedilen ceza miktarının somut olaya göre isabetli bulunmadığı,
2.Hükümde, somut olayda koşulları oluşmayan bilinçli taksir müessesine yer verilmesinin hukuka uygun olmadığı,
3.Eksik araştırma sonucu hüküm kurularak usul ve yasaya aykırı davranıldığı,
Hakkındadır.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
Yerel Mahkemenin Kabulü;
1.Mahkemece, sanığın yaklaşık 2 promil alkollü şekilde, gece vakti, meskun mahalde, aydınlatmanın bulunduğu, bölünmüş asfalt kaplama caddede seyrederken, olay mahalli olan kontrolsüz dönel kavşağa geldiğinde, direksiyon hakimiyetini kaybederek, aracının ön tekerlek kısımlarıyla, önce gidiş yönüne göre sol tarafta bulunan orta ada bordür taşlarına, ardından 26.40 metre savrularak, sağ tarafta yaya kaldırımı üzerinde bulunan demir aydınlatma direğine ve tahta telefon direğine çarpmasıyla, 15 metre savrularak geldiği yönde durması şeklinde meydana geldiği kabul edilen olayda, sanığın kavşağa yaklaşmasına rağmen hızını azaltmayarak tam kusuruyla araçtaki yolculardan birinin ölümüne sebebiyet verdiğinden bahisle taksirle öldürme suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.
2.05.06.2015 tarihli ölü muayene tutanağında,
''…
…'nin;
1-Kafa, yüz kemik kırıkları ile müterafik kazası ile husulü mümkün künt kafa travmasına bağlı gelişen kafa içi kanama ve beyin doku harabiyeti sonucu öldüğü,
…''
Bildirilmiştir.
3.Mağdur …'ın 27.11.2015 tarihli … Numune Hastanesi tarafından tanzim edilen kati adli muayene raporunda basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralandığı bildirilmiştir.
4.Sanık aşamalardaki beyanında olayın meydana gelmesinde etken davranışının bulunmadığını ileri sürmektedir.
5.Kaza sırasında … içinde bulunan ancak şikayetçi olmayan mağdurların tanık sıfatıyla alınan beyanları dosya içerisinde mevcuttur.
6.Kolluk güçlerince tanzim olunan 05.06.2015 tarihli Trafik Kazası Tespit Tutanağında ve mahkemece aldırılan 15.04.2016 tarihli Adli Tıp Kurumu … Adli Tıp Grup Başkanlığı … Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı raporunda sanığa tam kusur atfedilmiştir.
IV. GEREKÇE
Yerel mahkeme kararında yapılan inceleme neticesinde olayın kabulünde herhangi bir isabetsizlik bulunmamıştır.
A.Katılan Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden
1.Olası Kast Hükümlerinin Uygulanması Gerektiği Yönünden
a.5237 sayılı Kanun'un "Kast" başlıklı 21 inci maddesi;
"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir."
Şeklinde düzenlenmekle, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
b.Olası kastın tanımlandığı 21 inci maddenin ikinci fıkrasının gerekçesinde; “…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.”
Şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
c.Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilinerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Failin, gerçekleştireceği hareketin kanunî tipe vücut vereceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
d.Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
e.Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta, neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
f.5237 sayılı Kanun'un hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç, kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinin ikinci fıkrasında taksir;
"… dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir."
Şeklinde tanımlanmıştır.
g.Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
h.Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk ceza hukuk sisteminde kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
ı.5237 sayılı Kanun'da taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22 nci maddenin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir;
"Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi …"
Şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
i. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt, taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
j. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
k.5237 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin ikinci fıkrasında; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi …" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrasında; "Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır." biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir." şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
l.Olası kastla bilinçli taksiri ayırdetme konusunda doktrinde; “Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir…Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir.” şeklinde görüşler mevcuttur. (Bahri Öztürk-… Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, 17. Baskı, … 2017, s.303-304.)
m.Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
n.Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; sanığın yaklaşık 2 promil alkollü şekilde … kullanarak, kazaya sebebiyet verebileceğini objektif olarak öngördüğü halde … kullanmadaki becerisine güvenerek, neticenin meydana gelmeyeceğine inanmak suretiyle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı eylem gerçekleştirdiği anlaşıldığından bilinçli taksirle hareket ettiği belirlenmekle, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2.Temel Cezanın 5237 Sayılı Kanun'un 85 İnci Maddesinin İkinci Fıkrası Gereğince Hükmedilmesi Gerekirken Aynı Maddenin Birinci Fıkrasına Göre Hükmedilmesinin Hukuka Aykırı Olduğu Yönünden
Mağdur …'ın zarar gördüğü halin, taksirle yaralama suçu olarak 5237 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinde hükme bağlandığı, aynı maddenin beşinci fıkrası gereğince birinci fıkra kapsamı dışında bulunan yaralama dışında suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikayete tabi bulunmadığının düzenlendiği, anılan mağdurun yaralanmasının aynı Kanun'un 89 uncu maddesinin birinci fıkrası kapsamında yer alan basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde olduğunun 27.11.2015 tarihli … Numune Hastanesi tarafından tanzim edilen kati adli muayene raporunda tespit edildiği dolayısıyla 5237 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin beşinci fıkrası gereğince anılan suçun şikayete tabi olduğu ve mağdurun sanıktan şikayeti bulunmadığı gözetildiğinde temel cezanın bahsi geçen Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
B. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden
1.Hükmedilen Ceza Miktarının Somut Olaya Göre İsabetli Bulunmadığı Yönünden
Taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde; 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinin birinci fıkrası ve 22 inci maddesinin dördüncü fıkralarında yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle, aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekmekte olup, dava konusu olayda, maddede öngörülen cezanın alt sınırı, kaza nedeniyle meydana gelen sonuçtan dolayı pişmanlık duyduğunu gösterme yönünde çabası bulunmayan tam kusurlu sanık hakkında hükmedilen ceza miktarında hukuka aykırı bir durum tespit edilmemiştir.
2.Hükümde, Somut Olayda Koşulları Oluşmayan Bilinçli Taksir Müessesine Yer Verilmesinin Hukuka Uygun Olmadığı Yönünden
a.5237 sayılı Kanun'da taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22 nci maddenin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir;
"Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi …"
Şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
b.Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt, taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
c.Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
d.Öngörülen muhtemel neticenin muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
e.Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunun yerleşmiş raporlarında 1,00 ve üzerindeki promil olarak saptanan alkol düzeyinin güvenli sürüş yeteneğini kaybettirdiğini ve vücuttaki alkol oranının her saat ortalama 0,15 promil düştüğünün belirtildiği, kazadan yaklaşık 30 dakika sonra saat 03.17'de yapılan ölçümde 2 promil alkollü olduğunun tespit edilen ve dolayısıyla olay günü kaza anında 1,00 promilin üstünde alkollü olduğu anlaşılan sanığın, kazaya sebebiyet verebileceğini objektif olarak öngördüğü halde … kullanmadaki becerisine güvenerek, neticenin meydana gelmeyeceğine inanmak suretiyle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı eylem gerçekleştirdiği anlaşıldığından dairemiz yerleşik içtihatlarına göre cezasında 5237 sayılı Kanun'un 22 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan bilinçli taksir hükümlerine göre artırım yapılmasında bir isabetsizlik yer almamaktadır.
3.Eksik Araştırma Sonucu Hüküm Kurularak Usul Ve Yasaya Aykırı Davranıldığı Yönünden
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen bu temyiz sebebi de reddedilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle … 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 12.05.2016 tarihli ve 2015/237 Esas, 2016/243 Karar sayılı kararında sanık müdafii ve katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
07.02.2023 tarihinde karar verildi.

Kast, Olası Kast ve Taksir Türlerinin Hukuki Çerçevesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinin birinci fıkrası uyarınca suçun oluşması kural olarak kastın varlığına bağlıdır; kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçlarla birlikte hareketin zorunlu veya kaçınılmaz neticeleri de doğrudan kast kapsamındadır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen olası kast ise kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesidir. Madde gerekçesinde açıklandığı üzere fail gerçekleşmesi muhtemel görünen neticeyi olursa olsun diyerek kabullenmekte ve sonucun meydana gelmemesi için çaba göstermemektedir. Olası kastın varlığı için fiilin belirsiz sayıda veya kim olduğu bilinmeyen kişilere yönelmiş olması zorunlu değildir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/249, K. 2024/304Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2024/249 E.  ,  2024/304 K.
"İçtihat Metni"
İTİRAZ
İtirazname No : 2023/25798
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 3709-3685
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85/2, 22/3, 53/6 ve 63. maddeleri uyarınca 14 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 2 yıl süre ile geri alınmasına ve mahsuba ilişkin Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.10.2022 tarihli ve 3-309 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesince 29.12.2022 tarih ve 3709-3685 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu hükmün de sanık, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 27.12.2023 tarih, 5444-6037 sayı ve oy çokluğuyla temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Daire Üyeleri … ve …; "…Tam kusurlu olarak iki kişinin ölümüne neden olan sanık hakkında, 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası tayin ve takdir etmek durumunda olan İlk Derece Mahkemesince, alt sınırdan uzaklaşılarak, hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine uygun bir ceza hükmedilmesi yerine benzer olaylarla karşılaştırıldığında eylem ile ceza arasındaki muvazeneyi bozacak şekilde ve orantılılık ilkesine aykırı biçimde temel cezanın 11 yıl hapis cezası olarak belirlenmesi suretiyle sanığa fazla ceza tayin edildiği görüşünde olduğumuzdan, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin kararının bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği bozulmasına karar verilmesi yerine kararda hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması yönünde görüş açıklayan sayın çoğunluğa katılmamaktayız." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 15.02.2024 tarih ve 25798 sayı ile;
"…Sanığın adli sicil kaydından da anlaşıldığı üzere 17.04.2020 tarihinde de TCK 179/3-2 maddelerinden cezalandırılmış oluşu, 03.03.2021 tarihinde de TCK 179/2 maddelerinden cezalandırılmış oluşu, bu suç anında da alkollü araç kullanıyor oluşu gözetildiğinde sanığın alkollü araç kullanmayı alışkanlık hâline getirmesi, bankette kendi yollarında arka ışık flaşörleri yanık hâlde uymaları gereken tüm kurallara uygun seyreden iki bisikletliye arkadan çarpması, tanımlanan hız sınırının üzerinde seyretmesi, yol-hava-ışık şartlarına uygun olmayacak şekilde aracını sevk etmesi, sürücü belgesi geçici olarak geri alınmış olmasına karşın araç kullanması, 2.85 promil gibi çok yüksek sayılan alkol oranı ile araç sürmesi bütün hâlinde değerlendirildiğinde, sanığın eyleminin olası kast ile iki kişinin ölümüne neden olmak olarak nitelendirilmesi gerekirken ve bu kabul ile bozulması yerine yanlış vasıflandırmanın kabulü ile onanması usul ve yasalara aykırıdır.” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 17.04.2024 tarih ve 774-1746 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini bilinçli taksirle mi yoksa olası kasıtla mı gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
21.11.2021 tarihli trafik kazası tespit tutanağı ve tutanakta yer alan kaza yeri krokisi, aynı tarihli olay yeri inceleme raporu ile rapora ekli olay yeri genel krokisi, kaza mahallini gösterir fotoğraflar, kamera görüntüleri ve araçların kaza öncesi seyirlerini gösterir kamera görüntülerinin bulunduğu CD içerikleri, 22.11.2021 tarihli CD inceleme ve çözümleme tutanağı ile alkol raporlarına göre; sürücü belgesine alkollü araç kullanması nedeniyle geçici olarak el konulan sanığın, sevk ve idaresindeki 2005 model kamyonet ile 21.11.2021 tarihinde saat 19.40 sıralarında, açık havada, gece vakti, aydınlatması mevcut ve azami hız limitinin 70 kilometre/saat olarak belirlendiği yerleşim yeri içinde, 3 metresi banket olmak üzere platform genişliği 10 metre olan bölünmüş, toplam 7 metre genişliğindeki iki şeritli, asfalt kaplama, yüzeyi kuru, yatay güzergâhı düz, düşey güzergâhı eğimsiz, görüşe engel bir durumun ve yol sorununun bulunmadığı devlet kara yolunda, ön yolcu koltuğunda oturan tanık… ile birlikte Manavgat istikametinden Alanya istikametine doğru seyir hâlindeyken İncekum mevkiinde, gidiş istikametine göre yolun sağ tarafında bulunan banket üzerinde aynı yönde seyreden sürücüler … ve … yönetimindeki bisikletlere çarptığı, çarpmanın akabinde sanığın idaresindeki kamyonetin çarpma noktasına 250 metre mesafede yolun sağ dışında, sürücü …'ın yönetimindeki bisikletin çarpma noktasına 56 metre, sürücü …'un yönetimindeki bisikletin ise çarpma noktasına 38 metre mesafede banket üzerinde olduklarının tespit edildiği, bisiklet sürücülerinin olay yerinde hayatlarını kaybettikleri, kamera kayıtları dikkate alınarak kamyonetin hızının 96 – 99 kilometre/saat olarak hesaplandığı, fren izi uzunluğuna ilişkin herhangi bir belirleme yapılmadığı, meydana gelen trafik kazasının ardından olay yerinden yaklaşık 200 metre uzaklıkta bulunan bir evin bahçesindeki ağacın altına saklanan ve aynı gün yakalanan sanığın, kolluk görevlilerince saat 21.32'de yapılan ölçüme göre 2,59 promil, götürüldüğü hastanede saat 22.35'te yapılan ölçüme göre ise 2,05 promil alkollü olduğunun belirlendiği,
İlk Derece Mahkemesince yapılan keşfe istinaden trafik bilirkişisi tarafından düzenlenen 12.04.2022 tarihli bilirkişi raporuna göre; sanığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 46. maddesindeki "Trafik kazası, arıza hâlleri, acil yardım, kurtarma, kar mücadelesi, kaza incelemesi, genel güvenlik ve asayişin sağlanması gibi durumlar dışında emniyet şeritlerini ve banketleri kullanmama", 84. maddesindeki "Arkadan çarpma", 36. maddesindeki "Sürücü belgesi geçici olarak geri alındığı hâlde karayollarında araç sürülmesi ve sürülmesine izin verimesi" , 48. maddedeki "Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme" ile 51 ve 52. maddelerinde sayılan "Hız sınırlarına uyma" ve "Hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlamak" kurallarını ihlâl etmesi nedeniyle kazanın oluşumunda asli kusurlu olduğu; bisiklet sürücülerinin ise siyah giysili olmakla birlikte yolun sağındaki emniyeti şeridi alanı üzerinde, arkalarındaki flaşör ışık sistemi çalışan bisikletleri ile ışıklandırmanın yeterli olduğu yolda seyretmeleri nedeniyle kazaya etken herhangi bir kural ihlallerinin bulunmadığı,
Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 23.06.2022 tarihli rapora göre; sanığın olay yerinde seyri sırasında yola gereken dikkatini vermesi ve mahalden geçişini yolun sağ tarafındaki banket üzerinde seyreden bisikletlerin yeterince uzağından gerçekleştirmesi nedeniyle dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareket ettiğinden asli kusurlu olduğu; ölen sürücülerin olayda kazaya etken kusurlu davranışlarının bulunmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan …; vefat eden …'ın annesi olduğunu, kazayı görmediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Katılan …; vefat eden …'in annesi olduğunu, kazayı görmediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Tanık … soruşturma aşamasında; arkadaşı olan sanık ve soy ismini bilmediği … ile alkol aldıktan sonra sanığa ait araca gezmek için bindiklerini, aracı …’un kullandığını, kendisinin şoför koltuğunun yanında, sanığın ise arka koltukta oturduğunu, Manavgat istikametinden Alanya’ya doğru seyir hâlinde iken yoldan ses geldiğini fakat alkolün etkisi ile ne olduğunu anlamadığını,
Kovuşturma aşamasında farklı olarak; olay günü arkadaşı olan sanık ile birlikte alkol aldıklarını, akşam dönerken arabayı sanığın kullandığını, aracın ve yolun aydınlatmasının kötü olduğunu, olay anında sanığın refüje çarptığını zannettiğini, bisiklet kullanan ölenlere çarptığını anlamadığını, sanığın yönlendirmesi ile soruşturma aşamasında aracı … isminde birinin kullandığını söylediğini,
İfade etmiştir.
Sanık soruşturma aşamasında; olay günü arkadaşı tanık… ile birlikte içki içtikleri sırada önceden tanımadığı, açık kimlik ve adresini bilmediği ve kendisini … olarak tanıtan birinin yanlarına geldiğini ve birlikte içki içtiklerini, bu şahsın kendilerine “İsterseniz sigara da var” demesi üzerine onunla tekrar buluşmak için anlaştıklarını, tanık… ile bir süre daha oturduktan sonra anlaştıkları gibi Alarahan kavşağını geçince araçlarına aldıkları … isimli şahsın aracının direksiyonuna geçtiğini, kendisinin ise aracın arka koltuğunda uyuduğunu, olay anını hatırlamadığını,
Kovuşturma aşamasında farklı olarak; olay günü tanık… ile buluşup, bir miktar alkol aldıktan sonra saat 19.30 sıralarında yönetimindeki kamyonetle 70 kilometre hızla sağ şerit üzerinden giderken önüne bir karartı çıktığını, direksiyonu sola çevirince bariyerlere çarptığını, sesler geldiğini ancak havanın karanlık olması nedeniyle ne olduğunu anlayamadığını, önünde hiçbir ışık olmadığını, yolu boş olarak gördüğünü, soruşturma evresindeki olay yerinden kaçtığına ve kamyoneti sürenin … isimli bir şahıs olduğuna dair beyanlarının doğru olmadığını, karakolda iki kişinin öldüğünü duyunca sinir krizi geçirdiğini, bu nedenle nasıl ifade verdiğini hatırlamadığını, olay yerinden kaçmadığını, aracın başında beklediğini, kolluğu arayıp yerini söylediğini, evinin yakın olması ve kendisini iyi hissetmesinden dolayı alkollü olmasına rağmen aracı kullandığını,
Savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi;
"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde;
"…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir." şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
Doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
Buna göre kast bilme ve isteme, olası kast ise öngörme ve kabullenme unsurlarından meydana gelmektedir. Kastın bir türü olmasına rağmen kanunda olası kast bakımından bilme yerine öngörme, isteme yerine ise madde gerekçesinde kabullenme kavramlarını tercih etmesi tesadüfî değildir. Bununla, olası kast hâlinde failin fiile ve neticeye yönelik amaç ve yaklaşımının doğrudan kast kadar ciddi ve belirgin bir boyut kazanmadığı vurgulanmak istenmiştir. Gerçekten de olası kastta, doğrudan kast derecesinde bir isteme bulunmasa da failin gerçekleşmesi muhtemel olan sonucu öngörerek kayıtsız kaldığı, başka bir ifadeyle bu sonucu kabullendiği ifade edilmektedir. Yine ceza sorumluluğuna yol açacak netice, gerçekleştirilecek asıl fiile bağlı olduğundan olası kast bir yan netice sorumluluğudur. Olası kastta asıl amacın icra edilmesi ile oluşabilecek ikincil netice bakımından fail kayıtsız kalmakta ve neticenin gerçekleşme olasılığını kabullenmektedir. Olası kastta olduğu gibi bilinçli taksirde de öngörme unsuruna yer verilmesi nedeniyle uygulamada daha çok bu iki kurumun birbiriyle karıştırıldığı görülse de olası kastın her halükârda taksirin değil kastın bir türü olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve olursa olsun düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde kanunda tanımlanmış haksızlık olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Taksirli suçlarda, gerek icrai gerekse ihmâli hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu'nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
TCK'da taksir; basit ve bilinçli taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici ölçüt; basit taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir.
Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
TCK'nın 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği kabullenme ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Olası kastla bilinçli taksiri ayırdetme konusunda doktrinde "Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir…Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir" şeklinde görüşler mevcuttur (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304).
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
B. Hukuki Nitelendirme
Sürücü belgesine daha önce alkollü araç kullanması nedeniyle geçici olarak el konulan ve yapılan yapılan ölçümler ile kandaki alkol oranının her saat için ortalama 0,15 promil azaldığına dair Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun yerleşmiş kabulüne göre olay anında 2,49 promil alkollü olan sanığın, sevk ve idaresindeki kamyonet ile 21.11.2021 tarihinde saat 19.40 sıralarında, açık havada, gece vakti, aydınlatması mevcut ve azami hız limitinin 70 kilometre/saat olarak belirlendiği yerleşim yeri içinde, (3) metresi banket olmak üzere platform genişliği 10 metre olan bölünmüş, toplam 7 metre genişliğindeki düz, iki şeritli, asfalt kaplama, görüşe engel bir durumun ve yol sorunu bulunmayan devlet kara yolunda, ön yolcu koltuğunda oturan tanık… ile birlikte Manavgat istikametinden Alanya istikametine doğru seyir hâlindeyken İncekum mevkiinde, gidiş istikametine göre yolun sağ tarafında bulunan banket üzerinde aynı yönde seyreden sürücüler … ve … yönetimindeki bisikletlere çarptığı, kaza neticesinde bisiklet sürücülerinin olay yerinde hayatlarını kaybettikleri anlaşılan olayda;
Sanığın, güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak ölçüde alkollü olmasına rağmen yönetimindeki kamyoneti yasal hız limitinin üzerinde sürmeye devam ettiği, sürüşle ilgili becerilerinde azalma olduğu ve bu hâli ile yaralama ya da ölüme neden olabileceğini öngördüğü hâlde tecrübesine, şoförlük yeteneklerine ve gece vakti olması nedeniyle şansına güvenerek sağ şerit üzerinde ilerleyen aracını sağındaki bankete girecek şekilde sevk ve idare etmek suretiyle banket üzerinde aynı yönde seyreden bisiklet sürücülerine arkadan çarptığı ve iki kişinin ölümüne neden olduğu, öngördüğü muhtemel neticeye kayıtsız kalarak hareketini sürdürerek muhtemel ölüm neticesini kabullendiğine dair herhangi bir delil bulunmaması ve neticenin meydana gelmeyeceği inancıyla hareket etmesi sebebiyle eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.10.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/779, K. 2016/136Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2014/779 E.  ,  2016/136 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 21.03.2013
Sanık … hakkında, …'ı kasten yaralama suçuna teşebbüsten 5237 sayılı TCK'nun 86/2, 86/3-e, 35, 53 ve 58/6. maddeleri uyarınca dört ay onbeş gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine; taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan aynı Kanunun 85/1, 53 ve 58/6. maddeleri uyarınca iki yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine; sanık …. hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan aynı Kanunun 85/1, 62, 63 maddeleri uyarınca bir yıl sekiz ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahsuba ve 5271 sayılı CMK'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesince 25.07.2008 gün ve 697-929 sayı ile verilen hükmün, sanık … müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 24.05.2012 gün ve 19124-14547 sayı ile;
"Ölenin, olay günü gece saat 23.00 sıralarında yanında amcasının oğlu olan tanık Serdar ile birlikte Ankara ili İskitler semtinde aracı ile yol kenarında beklerken yanlarına gelen ve hayat kadınlığı yapan sanık … ile konuşmaya başladığı, tanık Serdar ile ölenin sanık ile konuşmaları sırasında aralarında tartışma çıktığı, bu tartışma sırasında sanık …'un araçtan inen öleni, çift yönlü olan cadde üzerinde elinde bıçakla kovalamaya başladığı, ölenin bıçaklı saldırıdan kurtulmak amacıyla caddeye çıkıp önce orta refüje kadar kaçtığı, ancak sanığın kendisini kovalamaya devam ettiğini görünce yolu kontrol etmeden tekrar kaplamaya giriş yaptığında cadde üzerinde seyir halinde bulunan ve temyize gelmeyen sanık ….'un kullandığı aracın çarpmasına maruz kaldığı olayda; sanığın sabit olan eyleminin hangi suç tipine uyduğunun belirlenebilmesi için öncelikle olası kast, bilinçli taksir ve taksirin değerlendirilmesi, bundan sonra hukuki durumunun tayini gerekmektedir.
Olası kast TCK’nun 21. maddesinin 2. fıkrasında; 'Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâli' biçiminde tanımlanmış, fıkra gerekçesinde ise; 'Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir.' şeklinde, olası kastın uygulanma şartları belirtilmiştir. Öğretide de, olası kast, suçun kanuni tanımındaki objektif unsurların gerçekleşebileceği, ciddi bir şekilde mümkün görülmesine rağmen, fiilin işlenmesi suretiyle tipikliğin gerçekleşmesi şeklinde tanımlanmıştır. (Koca / Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler; 4. Baskı; sh. 152.)
Fail, hareketinden doğacak sonuçları bilerek ve isteyerek hareket etmişse kast gerçekleşmiştir. Buna karşılık, fail belli bir sonucu gerçekleştirmek üzere hareket ederken, bunun yanında başka sonuçların meydana gelmesini de göze almış ve bu sonuçlar da gerçekleşmişse, failin bu sonuçlar açısından da kasten hareket ettiği kabul olunur. Çünkü fail, asıl kastettiğinden başka, hareketinden doğacak diğer sonuçları tahmin ettiği veya öngördüğü halde hareketini devam ettirmiştir. Dolaylı kast olarak adlandırılan bu kast türüne, belirli olmayan kast, gayrimuayyen kast, olursa olsun kastı veya dolus eventualis de denilmektedir. (Nur Centel, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 2. Bası, s.349, Artuk – Gökcen – Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt 1, s.597 vd.), (Ayhan Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt.2, s. 293 vd, Uğur Alacakaptan, Suçun Unsurları, s.139 vd., … Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s.312 vd.)
İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir ise 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde 'dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi' şeklinde tanımlanmış olup, 5237 sayılı TCK’nunda, , 765 sayılı TCK’nunda yer verilen, 'tedbirsizlik', 'dikkatsizlik', 'meslek ve sanatta acemilik', 'nizamat, evamir ve talimata riayetsizlik', 'kayıtsızlık veya tedbirsizlik', 'hataen ve kayıtsızlıkla', 'müsamaha ve dikkatsizlik' şeklindeki taksir kalıplarına ilgili suç tiplerinde yer verilmemiş, ancak gerek öğretide, gerekse uygulamada, bu taksir kalıplarına yer verilmemiş olmanın, bir eksiklik veya farklılık oluşturmayacağı kabul edilmiştir.
Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Öğretide ve yargı kararlarında taksirin unsurları,
a) Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
b) Hareketin iradiliği,
c) Neticenin iradi olmaması,
d) Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
e) Neticenin öngörülebilmesi, ancak bu neticenin fail tarafından öngörülmemesi,
Şeklinde belirtilmiştir.
Bilinçli taksir kavramı ise mülga 765 sayılı TCK’nun 45. maddesine 8.1.2003 tarihli ve 4758 sayılı Kanun ile eklenen son fıkra ile hukukumuza girmiş, anılan fıkrada, 'Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde ceza … arttırılır.' hükmüne yer verilmiş, aynı hüküm, 5237 sayılı TCK’nun 22. maddenin 3. fıkrasında da korunmuştur.
Taksirden söz edilebilmesi için neticenin öngörülebilir olması gerekli ve yeterli olmasına karşılık, bilinçli taksir halinde failin somut olayda ayrıca bu neticeyi öngörmüş olması da gereklidir.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Bilinçli taksirde netice somut olarak öngörüldüğü halde, istenmemiştir.
Bilinçli taksiri, taksirden ayıran özellik, bilinçli taksirde istenmeyen netice fiilen öngörülürken, taksirde öngörülmemektedir.
Yasada, taksirin bir türü olarak düzenlenmiş bulunan bilinçli taksir esas itibariyle olası kastın sınırlarını daraltıcı bir işlev görmektedir. Bu nedenle, olası kastın anlamı ve sınırları belirlenmeden, bilinçli taksirin kapsamının tayini mümkün değildir.
Olası kast ve bilinçli taksir öngörme unsuru itibariye örtüşmesine rağmen, isteme unsuru bakımından ayrılmaktadır.
Olası kastı bilinçli taksirden ayıran özellik, mümkün yada muhtemel olarak öngörülen neticenin kabullenilmesi, failin öngördüğü tipik neticenin meydana gelmeyeceğine yönelik bir güveni olmadan hareket etmesidir. Başka bir anlatımla, Fail öyle ya da böyle herhalde hareketi gerçekleştirirdim diyorsa olası kast, neticenin gerçekleşeceğini bilseydim hareketi gerçekleştirmezdim, diyorsa bilinçli taksir sözkonusudur.
Somut olayda sanık elinde öldürmeye veya yaralamaya elverişli bıçakla öleni kovalamış, akan trafiğe rağmen yola girerek saldırıdan kurtulmaya çalışan öleni takibini ısrarla sürdürmüş, yoldan geçen araçlardan yardım isteyen ölen hiç kimsenin kendine yardım etmemesinin verdiği çaresizlik ve saldırıdan kurtulmak amacıyla orta refüjden tekrar kaplamaya girmiş ancak, yolda seyir halinde bulunan bir aracın kendisine çarpmasıyla hayatını kaybetmiştir. Sanığın eylemi somut olayda öngörme hususu gerçekleştiğinden taksir boyutunu aşmıştır, sanık öngördüğü sonucun meydana gelmeyeceğine yönelik bir güvenle de hareket etmeyip, aksine muhtemel tüm sonuçları öngörmesine rağmen hareketini sürdürmüş dolayısıyla bu sonucu kabullenmiştir.
Bu itibarla sanığın olası kastla öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yerine eylemi ikiye bölerek taksirle öldürme ve silahla yaralamaya teşebbüs olarak değerlendiren yerel mahkeme kararının suç niteliğindeki isabetsizlik nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
Kabul ve uygulamaya göre de;
2- 5237 sayılı TCK'nun 53/1. maddesindeki hak yoksunluklarının taksirli suçlarda uygulama olanağı bulunmadığı gözetilmeden anılan madde ile hak yoksunluğuna hükmedilmesi,
3- Sanığın sabıka kaydında yer alan ve tekerrüre esas olmadığı anlaşılan ilama dayanılarak koşulları oluşmadığı halde 5237 sayılı TCK'nun 58/6. maddesine göre sanığın cezasının mükerrilere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmuş;
Daire Üyeleri A. Er ve …; "Sanık … hakkında …’a karşı yaralamaya teşebbüsten TCK’nun 86/2, 86/3, 35/1. maddeleri ile taksirle öldürme suçundan da TCK’nun 85/1. maddesi gereğince cezalandırılmasına dair hüküm sanık müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine 'sanığın taksirle öldürme suçuna konu eyleminin olası kastla öldürme olduğu' gerekçesiyle dairemiz tarafından bozulmuştur. Biz olayda olası kastla öldürme eyleminin olmadığını, eylemin bilinçli taksirle öldürme suçunu oluşturduğundan temyiz kapsamına göre de bu husus eleştiri konusu yapılarak hükmün onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.
Travesti olan sanığın ilişkiye girmek konusunda anlaştığı, ölenin arkadaşının ise sadece şaka yollu bir pazarlık yapıldığını bildirdiği olay sonrası sanık ile ölenin tartıştığı, sanığın öleni kovalarken ölenin yola kaçması üzerine ve dikkatsizce orta refüju geçip karşıya geçmek isterken diğer sanık ….’un aracının ona çarpması sonucu ölmüştür.
Tanık beyanına göre de sanığın kadın kıyafeti giymiş biri olduğu ve öleni kovaladığı konusunda şüphe yoktur.
Sayın çoğunluğun kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir açıklamalarına katıldığımız belirtmekle birlikte bu bilimsel görüşlerle olaya baktığımızda suçun olası kastla değil bilinçli taksirle işlendiğini görüyoruz.
Trafik kazasının meydana geldiği yer, bulvar yolu olup orta refüjü bulunan bir yerdir. Vakit gece 24.00 sıralardır. Sanığın mağduru bıçakla kovalaması TCK’nun 86/2. maddesi kapsamında yaralamaya teşebbüstür. Ancak Kanun koyucu neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamayı düzenleyen TCK’nun 87/4. maddesinde ölüm halinde yaralamanın TCK’nun 86/2. maddesindeki basit tıbbı müdahalelik olması durumunda TCK’nun 87/4. maddesi kapsamında olamayacağını öngördüğünden olayımızda basit tıbbi müdahaleye teşebbis bakımından bu fıkraların uygulama alanı bulunmamaktadır.
Sanık öleni bıçakla kovalamaya başladıktan sonra ölenin trafiğin gece geç vakti aktığı bulvar yoluna girdiğini gördüğünde kovalamayı bırakması gerekirdi. Sanığın ölene bir aracın çarpması şeklinde olursa olsun bir aldırmazlığı da yoktur. Burada sanık bakımından öngörülen neticenin kabullenilmesi yoktur. Eğer böyle bir kabullenme olsaydı o zaman olası kast düşünülebilirdi.
Aynı tehlikeli durum sanık içinde geçerlidir. Çünkü kendisi de aynı trafiğin içinde bulunmaktadır, üstelik herkesin bildiği kıyafetleri ile. Eğer olayın meydana geldiği yer bir oto yol olsaydı veya karşıdan karşıya geçişi engelleyici demir bariyerler bulunsaydı bu durumda belki olası kast ile öldürme durumu düşünülebilirdi. Olay yeri tespit tutanağında ölenin 'taşıt trafiğini yeterince kontrol etmeden, yaklaşan vasıtanın uzaklık ve hızını dikkate almadan, can güvenliğini tehlikeye atacak şekilde yolun karşısına geçmek istemiş, ilk geçiş hakkını araca bırakmamıştır' şeklindedir. Görüldüğü gibi karşıdan karşıya geçiş tamamıyla yasaklanmış bir yer değil. Dosyada mevcut raporlara göre de hem ölen, hem de ona çarpan araç sürücüsü kusurludur. Nitekim bu kişi hakkında da taksirle öldürmekten hüküm kurulmuş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Ölenin yol kenarında bulundukları yerden ileri veya geriye veya sağ tarafa yönelmesi yerine araçların akışı olan bulvara doğru kaçtığını gören sanığın kovalamayı bırakması gerekirdi. Sanığın kusuru bilinçli taksir düzeyindedir. Çoğunluk görüşünde de belirtildiği gibi olası kastı bilinçli taksirden ayıran özellik, mümkün ya da muhtemel olarak öngörülen neticenin kabullenilmesi, failin öngördüğü tipik neticenin meydana gelmeyeceğine yönelik bir güveni olmadan hareket etmesidir. Başka bir anlatımla fail, öyle ya da böyle her halde hareketi gerçekleştirirdim diyorsa olası kast, neticenin gerçekleşeceğini bilseydim hareketi gerçekleştirmezdim diyorsa bilinçli taksir söz konusudur. Olayımızda sanık neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi yapmazdı, çünkü onun sorunu müşteri bulmak olduğuna ve kolluk kuvvetleri ile yeteri kadar sorun yaşadığına göre kendisini zora sokacak davranışlar içine girmesi düşünülemez. Kavga ettiği müşterisinin öyle ya da böyle ölmesini istediği sonucuna varılamaz.
2- Bunun yanında ölenin eşi katılanın avukatı; davanın bir an önce sonuçlanmasını içeren 14.2.2011 tarihli dilekçelerinde, olay nedeniyle oluşan depresyona bağlı olarak katılanın kanser olduğunu, özür oranın yüzde seksen olduğunu, açılan tazminat davasının 4 yıldır bu davayı beklediğini, sorumluların cezalandırıldığını göremeyecek olduğunu belirterek davanın bir an önce sonuçlanmasını talep etmiştir.
Olaydan beş yıl sonra sonuca etkili olmayan bir bozma ile yargılamanın bundan sonra sil baştan ağır ceza mahkemesinde tekrar görülmesini (CMK, m.7 Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.) davaların en kısa sürede ve en az masrafla bitirilmesini öngören Anayasa hükmünün de ihlali olarak düşündüğümüzden sayın çoğunluğun eylemin olası kastla öldürme suçu olduğuna dair görüşlerine katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Bozmaya uyan yerel mahkemenin görevsizlik kararı ile dosyanın gönderildiği Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2013 gün ve 430-90 sayı ile; sanık … hakkında …'ı olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı TCK'nun 81/1, 21/2, 62/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca onaltı yıl sekiz ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin resen temyize tabi hüküm, sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 14.05.2014 gün ve 9953-11705 sayı ile düzeltilerek onanmış;
Daire Üyeleri A. Er ve …; "…Daha önceki bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı, olayda olası kastla öldürme değil bilinçli taksirle öldürme olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 09.07.2014 gün ve 153178 sayı ile;
“… Sanık ile maktulün, para karşılığında ilişkiye girme konusunda pazarlık yapıkları ve bu nedenle aralarında çıkan tartışma nedeni ile, sanığın araçtan inen öleni, çift yönlü olan cadde üzerinde elinde bıçakla kovalamaya başladığı, ölenin bıçaklı saldırıdan kurtulmak amacıyla ve sanığın kendisini kovalamaya devam etmesi nedeni ile, maktulün, sanıktan kaçarak trafiğin işlek olduğu karayolunda, ölümlü neticenin meydana geleceğini öngörmesine rağmen, sonucu istemediği ancak neticenin gerçekleştiği olayda, sanığın eylemlerinin bilinçli taksir ile ölüme neden olma suçunu oluşturduğu" düşüncesi ile itiraz kanun yoluna başvurularak, Özel Daire onama kararının kaldırılıp, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.
5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 11.09.2014 gün ve 15076-17530 sayı ile; itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığa gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu mu, yoksa bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu mu oluşturacağının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık …'ın, kadın kıyafetleri giyip, fuhuş yaparak geçimini sağladığı; 04.07.2007 günü saat 23.55 sıralarında Ankara ili Altındağ ilçesi Turgut Özal Bulvarı kenarında müşteri beklediği sırada, maktul …'un, yanında amcasının oğlu Serdar olduğu halde kendi sevk ve idaresindeki aracı ile yol kenarında durduğu ve Serdar'ın beyanına göre sanıkla eğlenmek maksadıyla sözde pazarlık yaptıkları, bu esnada çıkan tartışma sırasında, sanığın ele geçirilemeyen ekmek bıçağı ile maktulü kovalamaya başladığı, sanıktan kaçmak için yola atlayan maktulün bulvarın Konya yönlü kısmını geçtiği ve yolu bölen orta refüje gelmesine rağmen sanığın kendisini kovalamaya devam ettiğini görmesi üzerine, bulvarın Samsun yönlü kısmına, trafik durumuna dikkat etmeksizin atladığı ve inceleme dışı sürücü ….'nin kullandığı aracın çarpması ile hayatını kaybettiği,
Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 22.05.2008 tarihli raporda; maktulün ölümüne neden olan trafik kazasının, yerleşim yerinde, 12,5 metre genişliğinde, refüjle bölünmüş, tek yönlü, eğimsiz, düz, kuru, asfalt kaplama yolda geceleyin meydana geldiği, havanın açık olduğu, otomobile ait çarpma noktası sonrası 35 metre sürükleme izinin tespit edildiği, inceleme dışı araç sürücüsü ….'nin seyir hızını yerleşim yeri koşullarına göre ayarlamadığı için KTK'nun 52/b maddesi gereğince az kusurlu; maktul …'un tartıştığı kişi tarafından bıçakla kovalanması sırasında yol kenarında başka yöne kaçarak kurtulma yerine, kontrolsüzce taşıt yoluna yönelmesi ile meydana gelen olayda KTK'nun 47/d maddesi gereğince az kusurlu; sanık …'un ise yol kenarında tartıştığı maktulü elinde bıçakla kovalayıp maktulün yola girmesine ve yol üzerinde yakın mesafede seyretmekte olan sürücünün aracı ile maktule çarpmasına sebebiyet verdiği gerekçesi ile 1. derecede kusurlu olduğunun bildirildiği;
Sanığın kanında 0.59 promil alkol tespit edildiği, vücudunda herhangi bir darp cebir izi bulunmadığı,
Dosyada, maktulün alkol durumuna ilişkin herhangi bir tespitin yer almadığı,
Araç sürücüsü hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olmak suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği,
Ölenin yanında bulunan tanık Serdar'ın olaydan sonra verdiği ilk ifadesinde; olay gecesi yemekli, içkili iş toplantısından çıktığını, amcasının oğlu ölen …'u araçla kendisini alması için çağırdığını, saat 23.00 sıralarında İskitler'den bir başka arkadaşlarını almak için Ankamall istikametine gittikleri sırada, …'un yol kenarında müşteri bekleyen travesti sanık …'u görünce aracı durdurduğunu, espri maksadı ile sanık ile gelişigüzel konuştuklarını, kaça çıktığını sordukları sırada elleri sopalı iki erkeğin üzerilerine doğru gelmesi ile araçtan inerek karşılık vermeye ve kaçmaya başladıklarını, gelenlerin dağıldığını, travesti sanığın nereye gittiğini bilmediğini, öleni yolda yatarken görünce bir aracın çarptığını anladığını ifade ettiği,
Olayın tarafı olamayan tanıklar …, …, … ve ….benzerlik gösteren ifadelerinde; sanığın elinde ekmek bıçağına benzer bir bıçakla öleni kovaladığını, kovalanan şahsın Turgut Özal Bulvarının ilk yarısını geçtiğini, orta refüjde sanığın geldiğini görmesi üzerine trafiği hiç kontrol etmeden yola atlayarak bu sırada yoldan geçmekte olan bir aracın ölene çarptığını, öleni kovalayan sanığın ise geri dönerek kaçtığını ve bir binaya saklandığını ifade ettikleri,
Tanık …'in olaydan hemen sonra ve mahkemede; maktulü bıçakla kovalayan şahsın sanık … olduğunu kesin olarak ifade ederek şahsı teşhis ettiği,
Ölene çarpan araç sürücüsü ….'un aşamalarda değişmeyen ifadesinde; olay günü gece 00.00 sıralarında Keçiören'deki evine gitmek üzere seyir halinde iken Turgut Özal Bulvarında yolun sol tarafından bir kişinin koşar şekilde aracının önüne atladığını, yapabileceği bir şey olmadığını, şahsa çarptığını, aracı durdurup dışarı çıktığında etraftakilerden şahsın travestiler tarafından kovalandığını duyduğunu, ancak kendisinin kovalamaya şahit olmadığını beyan ettiği,
Sanık …'ın ise olaydan sonra müdafii huzurunda verdiği ilk ifadesinde; travestilik yaptığını, olay günü saat 00.00 sıralarında isimlerini karakolda öğrendiği … ve …'ın caddede müşteri beklerken araçları ile birlikte geldiklerini, ilişkiye girmek için konuşmaya başladıklarını ancak istediği parayı vermedikleri için anlaşamadıklarını, Serdar'ın tekme vurması ile tartışmaya başladıklarını, bu esnada ölene araba çarptığını, ancak kendisinin çarpan aracı görmediğini, kesinlikle öleni kovalamadığını, kaza esnasında da görmediğini, beyan ederek suçlamaları kabul etmediği,
Anlaşılmaktadır.
Konunun sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için bilinçli taksir ve olası kast kavramların açıklanmasına gerek bulunmaktadır.
Kural olarak suçlar, ancak kasten işlenebilir. Ancak, Kanunda açıkça gösterilen hallerde suçlar taksirle de işlenebilir. 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Aynen kast gibi, taksir de bir haksızlık biçimidir. Taksirli suçlarda gerçekleştirilen haksızlıklarda da fail iradi davranmaktadır. Ancak, fail hukuken önem taşımayan bir neticeyi öngörürken, hukuken önem taşıyan bir netice meydana gelmekte, buna da failin objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranışı neden olmaktadır. Buna göre, taksirli suçun haksızlık unsurunu, dikkat ve özen yükümlüğünün ihlali oluşturmaktadır. Bu çoğu kez mevzuattan kaynaklanan bir yükümlülüktür. (Örneğin, trafik kurallarına uymayarak, birisini taksirle öldürmek gibi)
Taksirde sorumluluk belirlenirken kişi değil, sadece davranış göz önünde bulundurulur. Ancak, sadece objektif özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışın varlığı cezalandırılmaz, buna bağlı olarak bir sonucun da ortaya çıkması gerekecektir. (Örneğin; kişinin sadece ehliyetsiz araba kullanıyor olması, bir netice ortaya çıkmadıkça “taksirle öldürme veya yaralama” suçlarına teşebbüs olarak değerlendirilmez.)
Taksirli haksızlıktan dolayı sorumluluk için; fail kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak varolan dikkat, özen yükümlüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmasına rağmen, objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle öngörmediği bir neticenin meydana gelmesine neden olmalıdır. Bu konuda ortalama bir insan veya başka ölçülerin değil, failin kendi içinde bulunduğu durum ve kişisel özellikleri dikkate alınmalıdır.
Dolayısıyla; taksirli haksızlıkta, “fail suçun kanuni tanımındaki neticenin gerçekleşeceğini öngörememiştir ancak, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmemiş olsaydı, bu neticeyi öngörebilirdi” şeklinde bir yargıya varılabiliyorsa, failin kusurlu olduğu, aksi halde kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşılabilecektir.
Failin gerçekleştirdiği taksirli davranışa bir başkasının taksirli davranışının eklenmesi halinde ise, kusurun taksimi mümkün olmadığından, 5237 sayılı TCK’nun 22/5 ve 61/1. maddeleri uyarınca herkesin kendi taksirli fiilinden dolayı, kusurunun ağırlığına göre ayrıca sorumlu tutulması gerekmektedir. Bu sistemde asli kusurlu, fer’i kusurlu ayrımı bulunmamaktadır.
Yasanın 22. maddesinin 3. fıkrasında ise bilinçli taksir düzenlenmiştir. Buna göre; “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır”
Basit taksirde, failin neticeyi bir dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali nedeniyle öngörememesi söz konusu iken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörebilmesine ve olası kasttan farklı olarak bu neticeyi kabullenmemesine rağmen, yanlış bir öngörü ile neticenin meydana gelmesini engelleyebileceğini ya da neticenin gerçekleşmeyeceğini zannetmektedir. Başka bir deyişle neticeyi öngörmekle birlikte, neticenin meydana gelmeyeceği yönünde yanlış bir öngörüye sahiptir. Objektif özen yükümlülüklerine aykırı davranmasından ortaya çıkabilecek neticeyi kendi yetenekleriyle engelleyebileceğini zannetmekte veya neticenin meydana gelmemesi yönünden şansına güvenmektedir.
Olası kast ise 21. maddenin 2. fıkrasında ve 765 sayılı TCY’nın yürürlükte olduğu dönemde yapılan “muhtemel kast”, “öngörülü kast” veya “gayrımuayyen (belirsiz) kast” tanımlarından farklı olarak; “Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir” şeklinde düzenlenmiştir.
Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birisinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, fiil failce işlenmektedir. Diğer bir deyişle fail, muhakkak değil ama büyük olasılıkla gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte, göze almaktadır. Olursa olsun demektedir. Neticeyi bertaraf etmek için özel bir çaba göstermemektedir.
Bu anlamda; olası kastın oluşabilmesi için fiilin belirsiz sayıda veya kim oldukları belli olmayan mağdurlara karşı yapılmış olması şart değildir.
Şu durumda; muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi halinde doğrudan kast, öngörülen olası neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülemediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Fuhuş yaparak geçimini sağlayan sanık …'ın 04.07.2007 günü saat 23.55 sıralarında Ankara İli Altındağ ilçesi Turgut Özal Bulvarı kenarında, müşteri beklediği sırada, maktul …'un, yanında amcasının oğlu Serdar olduğu halde kendi sevk ve idaresindeki aracı ile yol kenarında durdukları ve sanıkla pazarlık yaptıkları, bu esnada çıkan tartışma sırasında, sanığın ele geçirilemeyen ekmek bıçağı ile maktulü kovalamaya başladığı, sanıktan kaçmak için yola atlayan maktulün bulvarın Konya yönlü kısmını geçtiği ve yolu bölen orta refüje gelmesine rağmen sanığın kendisini kovalamaya devam ettiğini görmesi üzerine, bulvarın Samsun yönlü kısmına, trafik durumuna dikkat etmeksizin yola atladığı ve inceleme dışı sürücü ….'nin kullandığı aracın çarpması ile hayatını kaybettiği olayda; sanığın yola girerek kaçmaya başlayan öleni elindeki bıçakla ısrarla kovalarken, trafik güvenliğine ilişkin kurallara aykırı hareket ederek kendisine veya maktule bir aracın çarpabileceğini öngördüğü ancak maktulü yola dik şekilde kaçmaya zorladığına ve ölümle neticelenen bu sonucu kabullendiğine ve arzuladığına ilişkin dosyada herhangi bir delil bulunmadığından, sanığın olası kastla hareket ettiğinin kabulü mümkün değildir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, sanığın eyleminin bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyeleri …, …, …; " Sanığın; kovaladığı ölene, araç çarpacağını öngöremeyeceği, ölümden sorumlu olmayacağı, nedensellik bağının bulunmadığı, olayda kaza veya tesadüfün bulunduğu ya da, ölmesi için kovaladığı, öleceğini bildiği ve ölmesini istediği görüşlerinin ileri sürülmediği somut olayda, uyuşmazlık, olası kast unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkindir.
Taksir, bilinçli taksir ve olası kastın unsurları, Özel Daire bozma kararında ayrıntıları ile açıklandığından burada tekrar edilmemiştir.
Kolluk görevlileri tarafından düzenlenen tutanağa göre, olay saat 23.55 sıralarında olmuş, hemen görgü tanıklarının ifadeleri alınmıştır. Olaydan bir saat sonra 01.00'de el yazısıyla alınan ifadesinde tanık …; 'Bağırtı üzerine baktığında travesti olarak bildiğim şahsın elinde bıçakla bir erkek şahsı kovaladığını gördüm. Erkek şahıs yoldan, benim bulunduğum istikamete doğru yaya olarak geçti. Travesti kovalamaya devam ediyordu. Bir müddet daha orta refüj üzerinden kovalamaca devam ettikten sonra kaçan erkek şahıs, dikkatsiz şekilde benim bulunduğum istikamete doğru yola birden çıktı ve yola çıkar çıkmaz araba çarptı' demiştir.
Olaydan bir saat otuz dakika sonra tanık …, 'Koşan erkek şahıs orta refüje doğru geçti. Travesti olan şahıs da aynı şekilde erkek şahsı kovalamaya başladı. Kaçan şahıs benim bulunduğum tarafa yola çıkar çıkmaz koyu renkli bir araç çarptı. Travesti aksi tarafa doğru kaçtı' şeklinde beyanda bulunmuştur.
Saat 01.45'de ifadesi alınan Ramazan Ak 'Yardım isteme sesi geldi. İşyerinin önüne çıktığımda yolun karşısından işyerime doğru bir şahsın koştuğunu ve arkasından bir travestinin elinde bıçakla kovaladığını gördüm. Kovalanan şahıs, bulvarın ilk yarısını geçti. Orta refüjde kovalayan şahsın geldiğini görünce yola atladı. Lacivert bir Citroen marka araç şahsa çarptı. Travesti geri döndü ve koşarak 56 numaralı binaya girdi.' biçiminde olayı anlatmıştır. (Sanık, bu binada kalmaktadır. Polisler gelip kapıyı çaldıklarında açmamış, ışıkları söndürmüş, yangın merdivenlerinden koşarak saat 03.00 yakalanmıştır.)
Tanık ….saat 01.30'da alınan ifadesinde 'Sesin geldiği yere baktım. Orta refüjde bir erkek kaçıyor, travesti elinde bıçakla kovalıyordu. Kaçan şahıs yola çıkınca araç çarptı. Travesti, yaya üst geçitinden 56 nolu işhanına girdi' demiştir.
Olaydan bir saat sonra sıcağı sıcağına ifadeleri alınan, sanık ve öleni tanımayan tanıklar, her türlü etkiden uzak, yansız olarak tüm açıklığıyla olayı anlatmışlardır. Sanık elinde bıçakla öleni kovalamıştır. Ölen kaçmış yolun ortasındaki refüje gelmiştir. 12 X 2=24 metre genişliğinde bir yoldur. Ölen, doğrudan doğruya yolun karşısına geçmemiştir. Orta refüje gelmiş, tanıkların açıkça belirttiği üzere kovalamaca orta refüjde devam etmiştir. Ölen, kurtulamayacağını anlayınca yolun karşısına geçmek için orta refüjden yola çıkmış ve gelen aracın altında kalmıştır. Öleni kovalayan ve bu durumu gören sanık, geri dönmüş ve 56 nolu binaya girmiştir. Çarpma 72 nolu binanın önünde olmuş, araç; çarptığı öleni 76 numaralı binaya kadar sürüklemiştir.
Görüldüğü üzere, kovalamaca hemen yolun kenarından başlayıp orta refüjde sonlanmamıştır. Yolun genişliği kadar bir mesafe değil, uzun süreli bir takip mevcuttur. Böyle bir kovalamacada, kovaladığı şahsa araç çarpabileceğini sanık öngörmektedir. Bu konuda kuşku bulunmamaktadır. Sanık öngördüğü, ölene araç çarpma sonucunu doğuracak davranışlarda bulunmamakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğe rağmen eylemine devam etmiştir. Bilinçli taksirde, öngörülen ancak istenmeyen sonucun gerçekleşmemesi için sanığın bir takım önlemler alması gerekir. Kendi beceri ve bilgisiyle sonucu engelleyici hareketlerde bulunmalıdır. Sanık olayda öngördüğü sonuca adım adım yaklaşmaktadır. Kovalamaktan vazgeçmemiştir. Yakalayıp ya bıçaklayacak ya da araç altında kalmasını izleyecektir. Sanık, öngördüğü araba çarpmasını istemediği, kabullenmediği, olursa olsun, çarparsa çarpsın demediği takdirde öngörülen sonuç sanık tarafından nasıl önlenecektir? Sanığın becerisi ile mi? Bilgisi ile mi? Arabayı tutması ile mi? Öleni kucaklayıp arabanın önünden alması ile mi? Şansı ile mi önleyecektir.
Sanık, sonucu öngörmekte ve buna rağmen öleni yolda kovalamaya devam etmektedir. Elinde öldürücü nitelikte bıçak bulunmaktadır. Ölen yola girdiğinde, kaldırımda durup kovalamaktan vazgeçmemiştir. Giysileri kovalamaya engel olmamıştır. Kendisinin de tehlikede olması, ona da araç çarpma ihtimalinin bulunması, kusurluluğunu etkilememekte, ortadan kaldırmamakta veya azaltmamaktadır. Öleni yolda kovalayan sanık, sonucu öngörmekte araba çarparsa çarpsın, ölürse ölsün demekte, sonucu kabullenmektedir. Dış dünyaya yansıyan davranışları ile iradesini açıklamıştır. Kuşku bulunmadığından, olası kastla bilinçli taksir arasındaki ceza farkından, sonuç cezanın ağır olduğundan, ceza adaletinden, cezanın çok olduğundan bahisle bilinçli taksirle ölüme neden olmanın kabulü, dosya içeriğine uygun bulunmadığı";
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi …; "Oluş ve sübut noktasında tartışma bulunmayan, sanığın kesintisiz bir şekilde bıçakla kovalamasıyla kaçan kişinin yoldan geçen aracın çarpması sonucu öldüğü olayın bilinçli taksirle meydana geldiği yönündeki çoğunluk görüşü yasaya uygun değildir.
Bıçakla kovalama her durumda (kovalanan) kişinin vücut bütünlüğünü hedef alan kasdi bir eylemdir. Buna rağmen iddianame düzenlenirken kasten yaralamaya teşebbüs ve taksirli ölüme sebebiyet şeklinde iki ayrı sevk maddesine yer verilerek hataya düşülmüştür.
Aynı şekilde karar tesis edilirken de 'bıçakla kovalama' eylemine hem kasdi hem de taksirli iki ayrı vasıf yüklenmiştir.
Olası kastta fail, neticeyi öngörmekte buna rağmen eylemi icra etmeye devam etmekte neticeye kayıtsız kalmaktadır. Bilinçli taksirde ise fail neticeyi öngörmekle birlikte meydana gelen sonucu hiçbir şekilde istememektedir. Yani ikisinde de sonuç öngörülebilmektedir. Ama bilinçli taksirde sonuç istenmezken, olası kast'da 'olursa olsun' şeklinde davranarak neticenin meydana gelmesine yol açmaktadır.
Sübutta bir uyuşmazlık olmadığına, kişinin vücut bütünlüğünü hedef alan (yaralama ve hatta ölümle sonuçlanabilecek) bıçakla kovalama eylemi herhangi bir şekilde kesintiye uğramadığına göre: eylem kastla başlamış ve sürdürülmüştür. Maktülün kendisini bıçaklı saldırıdan kurtarmak için işlek bir caddeye kaçmasına rağmen kovalama devam etmiş, böylece sanık maktülün kendisini tehlikeye atmasına kayıtsız kalmıştır.
Meydana gelen kastedilenden başka ve ağır netice (ölüm) açısından sorumluluğun, kasta dayalı bir sorumluluk olduğu kuşkusuzdur.
Dolayısıyla kasta dayalı olarak gerçekleşen bıçakla kesintisiz kovalama eylemine (kasten yaralamaya teşebbüs ve taksirle ölüme sebebiyet şeklinde) iki farklı niteliğin yüklenmesi de kanımca mümkün değildir.
Eylemin bir bütün halinde olası kastla insan öldürme suçunu oluşturduğu" görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 14.05.2014 gün ve 9953-11705 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.03.2013 gün ve 430-90 sayılı hükmünün, sanığın eyleminin bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.03.2016 tarihinde yapılan müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 22.03.2016 tarihinde yapılan oturumda oyçokluğuyla karar verildi.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2018/3564, K. 2018/6753Kaynağı aç
12. Ceza Dairesi         2018/3564 E.  ,  2018/6753 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Suç : Taksirle Öldürme
Hüküm : TCK'nın 85/2, 22/3, 62/1, 63, 53/6. maddeleri gereğince mahkumiyet
Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hükmün, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda 17/01/2018 tarih ve 2017/3650-2018/146 sayılı "istinaf başvurularının esastan reddine" ilişkin kararın sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanlar vekilinin sanığın temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Olası kast TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasında; “Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâli” biçiminde tanımlanmış, fıkra gerekçesinde ise; “Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir.” şeklinde, olası kastın uygulanma şartları belirtilmiştir. Öğretide de, olası kast, suçun kanuni tanımındaki objektif unsurların gerçekleşebileceği, ciddi bir şekilde mümkün görülmesine rağmen, fiilin işlenmesi suretiyle tipikliğin gerçekleşmesi şeklinde tanımlanmıştır. (Koca/Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler; 4. Baskı; sh. 152.)
Fail, hareketinden doğacak sonuçları bilerek ve isteyerek hareket etmişse kast gerçekleşmiştir. Buna karşılık, fail belli bir sonucu gerçekleştirmek üzere hareket ederken, bunun yanında başka sonuçların meydana gelmesini de göze almış ve bu sonuçlar da gerçekleşmişse, failin bu sonuçlar açısından da kasten hareket ettiği kabul olunur. Çünkü fail, asıl kastettiğinden başka, hareketinden doğacak diğer sonuçları tahmin ettiği veya öngördüğü halde hareketini devam ettirmiştir. Dolaylı kast olarak adlandırılan bu kast türüne, belirli olmayan kast, gayrimuayyen kast, olursa olsun kastı veya dolus eventualis de denilmektedir. (Nur Centel, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 2.Bası, s.349, Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt 1, s.597 vd.), (Ayhan Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt.2, s. 293 vd, Uğur Alacakaptan, Suçun Unsurları, s.139 vd., Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s.312 vd.)İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmış olup, 5237 sayılı TCK’da, 765 sayılı TCK’da yer verilen, “tedbirsizlik”, “dikkatsizlik”, “meslek ve sanatta acemilik”, “nizamat, evamir ve talimata riayetsizlik”, “kayıtsızlık veya tedbirsizlik”, “hataen ve kayıtsızlıkla”, “müsamaha ve dikkatsizlik” şeklindeki taksir kalıplarına ilgili suç tiplerinde yer verilmemiş, ancak gerek öğretide, gerekse uygulamada, bu taksir kalıplarına yer verilmemiş olmasının, bir eksiklik veya farklılık oluşturmayacağı kabul edilmektedir.
Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Öğretide ve yargı kararlarında taksirin unsurları,
a) Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
b) Hareketin iradiliği,
c) Neticenin iradi olmaması,
d) Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
e) Neticenin öngörülebilmesi, ancak bu neticenin fail tarafından öngörülmemesi,
Şeklinde belirtilmiştir.
Bilinçli taksir kavramı mülga 765 sayılı TCK’nın 45. maddesine 8.1.2003 tarihli ve 4758 sayılı Kanun ile eklenen son fıkra ile hukukumuza girmiş olup, anılan fıkrada, “Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde ceza … arttırılır.” hükmüne yer verilmiş, aynı hüküm, 5237 sayılı TCK’nın 22. maddenin 3. fıkrasında da korunmuştur.
Taksirden söz edilebilmesi için neticenin öngörülebilir olması gerekli ve yeterli olmasına karşılık, bilinçli taksir halinde failin somut olayda ayrıca bu neticeyi öngörmüş olması da gereklidir.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Bilinçli taksirde netice somut olarak öngörüldüğü halde, istenmemiştir.
Bilinçli taksiri, taksirden ayıran özellik, bilinçli taksirde istenmeyen netice fiilen öngörülürken, taksirde öngörülmemektedir.
Yasada, taksirin bir türü olarak düzenlenmiş bulunan bilinçli taksir esas itibariyle olası kastın sınırlarını daraltıcı bir işlev görmektedir. Bu nedenle, olası kastın anlamı ve sınırları belirlenmeden, bilinçli taksirin kapsamının tayini mümkün değildir.
Olası kast ve bilinçli taksir öngörme unsuru itibariye örtüşmesine rağmen, isteme unsuru bakımından ayrılmaktadır.
Olası kastı bilinçli taksirden ayıran özellik, mümkün yada muhtemel olarak öngörülen neticenin kabullenilmesi, failin öngördüğü tipik neticenin meydana gelmeyeceğine yönelik bir güveni olmadan hareket etmesidir. Başka bir anlatımla, fail öyle yada böyle herhalde hareketi gerçekleştirirdim diyorsa olası kast, neticenin gerçekleşeceğini bilseydim hareketi gerçekleştirmezdim, diyorsa bilinçli taksir söz konusudur.
Somut olaya gelince; olay günü sanığın sevk ve idaresindeki araç ile gece vakti, meskun mahalde, zemini ıslak nemli, bölünmüş asfalt kaplama devlet karayolunda, araç içerisinde yolcu olarak bulunan … ile …, … ve … ile seyir halinde iken, kendisi ile aynı istikamette önünde seyir halinde olan müşteki …'in sevk ve idaresinde bulunan aracı, makas tabir edilen biçimde ve yasal hız sınırlarının çok üzerinde bir hızla geçmeye çalıştığı, bu sırada aracının sağ orta kısımlarıyla, sağ şeritte seyreden ve müşteki …'in sevk ve idaresinde bulunan aracın sol arka yan kısımlarına çarpmasıyla, direksiyon hakimiyetini kaybederek orta refüjde bulunan demir çitlerin 10 metrelik kısmını devirdikten sonra müşteki …'in aracını yan yatırmak suretiyle durması ile gerçekleşen çift taraflı ölümlü trafik kazasında, iki kişinin ölümüne bir kişinin de basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği somut olayda; sanığın 1,12 promil alkollü vaziyette şehir içinde seyir halinde iken, aracı çok hızlı kullandığı, kırmızı ışıklarda durmayarak yoluna devam ettiği, sanığın aracında bulunan tanıklar tarafından uyarılması üzerine sanığın yavaşladığı, hızını tekrar artırması üzerine uyarıldığında sanığın bu kez yapılan ikazları duymamak için müziğin sesini açtığı, tanık beyanları itibariyle sanığın kullandığı aracın ibresinin 140 kilometreyi gösterdiği, kendisiyle aynı istikamette bulunan ve kırmızı ışıkta bekleyen fakat sanığın geçişi esnasında yeşil ışık yanması üzerine hareket eden araçların arasından birden fazla defa makas atmak suretiyle geçtiği anlaşılmakla, kendisine yapılan uyarılara rağmen sanığın eylemine devam edip seyrini sürdürmekle meydana gelecek neticeyi kabullendiği anlaşılmakla, sanığın eylemini olası kast ile işlediği ve olası kast hükümleri uygulanmak suretiyle cezalandırılması yerine suç vasfında yanılgıya düşülerek, bilinçli taksir hükümleri uygulanmak suretiyle, mahkumiyetine karar verilmesi,
Kabul ve uygulamaya göre de;
Karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre kendilerini ortak vekille temsil ettiren katılanlar … ve … lehine, 3.960.-TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılanlar vekilinin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda 17/01/2018 tarih ve 2017/3650-2018/146 sayılı "istinaf başvurularının esastan reddine" dair hükmünün 5271 sayılı CMK'nın 302/2. madde ve fıkrası uyarınca BOZULMASINA, 13/06/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
Sanığın olay tarihinde alkollü şekilde kullandığı araç ile seyir halinde iken kırmızı ışık ihlaleri ile aşırı hız yaptığı ve makas tabir edilen şerit ihlallerinde bulunduğu, müşteki …’in aracının sol arka yan kısmına çarptıktan sonra direksiyon hakimiyetini kaybedip orta refüjdeki bariyere çarparak aracı yan yatırdığı meydana gelen kazada kendi aracında bulunan iki kişinin öldüğü, bir kişinin yaralandığı aynı zamanda çarptığı aracın sürücüsü Murat’ında yaralandığı olayda sayın çoğunluk ile aramızdaki hukuki görüş uyuşmazlığı eylemin bilinçli taksirle mi yoksa olası kastla mı işlendiği noktasında ortaya çıkmaktadır.
Eylemin olası kastla işlendiğinin kabulü için öngörme ve kabullenme unsurunun bulunması gerekir.
Öngörme tali neticenin gerçekleşmesinin ihtimal dahilinde olduğunun tahmin edilmesini ifade eder.
Kabullenme ise netice açısından öngörüp kayıtsız kalma halidir.
Bilinçli taksirle olası kastın ayrımını irdeleyecek olursak:
Olası kastla bilinçli taksirin iki müşterek bir de farklı yönleri bulunmaktadır. Ortak yönlerden ilki failin neticeyi öngörerek hareket etmesidir. Diğer bir ortak yön öngörülen neticenin olasılık boyutunda olmasıdır.
Aralarındaki farkı ise neticeye yönelik düşünce oluşturmaktadır. Olası kast da fail gerçekleşme olasılığını öngördüğü neticeyi göze almakta, kabullenmektedir. Bilinçli taksir de ise failin neticeye yönelik iradesi istememe şeklindedir.
Olası kast da fail amacı dışındaki neticenin meydana gelebileceğini öngörmekte fakat amacına ulaşmak onun için çok önemli olduğundan olursa olsun diyerek tali neticenin oluşmasını kabullenmektedir. Neticenin gerçekleşmeyeceğine dair salt şansına güvenme veya boş bir ümit veya inanç içinde olmak kastı taksire dönüştürmeyecektir. Buna karşın failin öngördüğü muhtemel neticenin somut olaydaki kimi etkenler dolayısıyla meydana gelmeyeceği kanaatiyle veya fiili icra sırasında göstereceği maharet yada çaba ile neticenin doğumunu önleyeceği inancıyla hareket etmesi durumunda bilinçli taksirden söz etmek gerekir. “Failin pisişik durumu neticenin gerçekleşmeyeceğine ilişkin boş ve dayanaksız bir ümitten ibaret olmayıp olgu veya olasılığa dayanan kanaat mahiyetindedir. Başka bir anlatımla neticenin kesin olarak meydana geleceğini bilseydi bu fiili işlemezdi denilebilirse failin bilinçli taksirle hareket ettiği kabul edilmelidir.” (Önder Ceza Hukuku Dersleri 1992 Sayfa: 320)
Mevcut olayımızı irdelediğimizde sanık olayda birden fazla ihlal içeren hareketiyle kaza yapabileceğini öngörmüş ve kabullenmiştir. Ancak meydana gelen netice açısından ölüm olayının meydana geleceğini öngörüp kabullenmesinden söz edilemez.
Yukarıda da değinildiği üzere ölüm olayının meydana geleceğini bilmesi halinde icrai hareketlerine devam edeceği yönünde bir durum söz konusu değildir çünkü kendi aracı içinde bulunan kişiler arkadaşlarıdır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 16/10/2008 tarih 5343/11133 sayılı benzer nitelikteki olayla ilgili içtihadında da eylemin bilinçli taksirle gerçekleştiği şeklindeki kararı mevcuttur.
Tüm bu açıklamalar ışığında meydana gelen olayla ilgili olarak sanığın bilinçli taksir ile eylemi gerçekleştirdiği şeklindeki yerel mahkemenin suçun subutunu kabul ve vasıflandırması usul ve yasaya uygun olduğundan kararın onanması kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.

Taksir, 5237 sayılı Kanun'un 22. maddesinin ikinci fıkrasında dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi şeklinde tanımlanmıştır. Taksirli suç sorumluluğunun doğabilmesi için fiilin kanunen taksirle işlenebilen bir suç olması, hareketin iradiliği, sonucun istenmemesi, nedensellik bağının varlığı ve neticenin öngörülebilir olmasına karşın öngörülmemiş olması unsurları birlikte aranır. Taksir istisnai bir kusurluluk şekli olduğundan ancak kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır. Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasına göre bilinçli taksir ise kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesidir. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki temel ayırıcı ölçüt, öngörülebilir nitelikteki neticenin fiilen öngörülmüş olup olmamasıdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/9-1235, K. 2013/22Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2012/9-1235 E.  ,  2013/22 K.TAKSIRLE ÖLÜME VE YARALAMAYA NEDEN OLMA BILINÇLI TAKSIRTAKSIRBILINÇLI TAKSIR VE TAKSIR AYRIMITÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 85TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 22TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 85
"İçtihat Metni"
Taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma suçundan sanık Salih 'in 5237 sayılı TCK'nun 85/2, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay, sanık Metin 'in ise 85/2, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.04.2006 gün ve 39-138 sayılı hükmün sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 09.06.2008 gün ve 6343-7431 sayı ile;
"Oluşa ve dosya kapsamına göre olayda bilinçli taksirin şartlarının oluşmadığı gözetilmeden 5237 sayılı TCK'nun 22/3. maddesi uyarınca sanıkların cezalarında artırım yapılmak suretiyle fazla ceza tayini, ayrıca bir kişinin öldüğü iki kişinin de yaralandığı olayda, mağdurların sanıklardan şikayetçi olmamaları karşısında, eylemlerin 5237 sayılı TCK'nun 85/1. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı, sanıkların hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 07.10.2008 gün ve 279-308 sayı ile sanıkların eyleminin TCK'nun 85/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğuna ilişkin bozma nedenine uymuş, bilinçli taksirin şartlarının oluşmadığına ilişkin bozma nedenine ise;
"…5237 sayılı TCK’nun 22. maddesinde taksir düzenlenmiştir. Yasanın 22/2. maddesinde 'taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışının suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir' şeklinde düzenlendiği gibi 22/3. maddesinde bilinçli taksir 'kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır' şeklinde kural belirlenmiştir. Bu kurallar doğrultusunda her iki sanığın eylemleri ayrı ayrı değerlendirildiğinde sanık Salih’in yasal sınırları içerisinde de olsa bir miktar alkol aldığı halde sevk ve yönetimindeki 54… ..8 plakalı araç ile iki yönlü yolda kendi şeridinde giderken gidişine göre yolun solunda bulunan petrol istasyonundan yakıt almak istediği, bu sırada havanın karanlık olması nedeni ile karşıdan gelen aracın farlarını görebilecek konumda bulunduğu, karşıdan gelen aracın farlarını gördüğü ve aracında olup mağdur olarak dinlenen Yaşar’ ın da uyarısına rağmen karşıdaki petrole geçmeye çalıştığı, bu şekilde dönüş yaparken karşıdaki yönün şeridini kapattığı sırada trafik kazasının meydana geldiği, bunun taksir olduğu hususunda kuşku bulunmadığı ancak aynı zamanda sanığın alkollü veya alkolsüz karşıdan araç geldiğini görmesine rağmen seyrine devam ederek petrole girmeye çalışması karşısında sanığın başka kanıt olmaması nedeni ile olası kastla hareket ettiği de kabul edilemeyeceğine göre sanık Salih  ’ in mevcut duruma göre gece vakti karşıdan araç geldiğini fark etmesine rağmen karşı şeridi işgal etmesi halinde kaza olabileceğini öngörebilecek durumda iken bu öngörüye rağmen kendi aracının karşı yöndeki sanık Metin’in aracı gelmeden şeridi geçebileceği ve petrole girebileceğini düşünerek kusurlu hareketine devam ettiği, böylece sanık Salih’in eyleminin kaza olabileceği sonucunu öngörmesine rağmen kusurlu hareketini devam ettirmesi nedeni ile bilinçli taksir düzeyinde bulunduğu ve böylece sanığın söz konusu kural ihlalleri nedeni ile bilinçli taksirli olduğu, sanık  Metin’in da yönetimindeki 54 ….01 plakalı araçla gece 23.30 sıralarında ve 1.23 promil oranında alkol alarak ve kazaya karıştığı diğer sanık Salih’in 54 …..8 plakalı aracını kaza yerinden itibaren 9 metre uzağa sürükleyebilecek kadar süratli olması karşısında eyleminin adiyen taksir olarak değerlendirilemeyeceği, sanığın alkol alması halinde bilincindeki bulanıklık nedeni ile kontrolsüz araç kullanabileceğini, bundan dolayı kaza olabileceğini her normal insan gibi öngörebilecek durumda olduğu, bu öngörüye rağmen sanık Metin’in alkollü olduğu halde gece vakti ve yüksek hızla seyrettiği, karşıdan kural ihlali yaparak şeridine giren sanık Salih’in aracını fark etmeyerek gerekli önlemleri almadığı, böylece alkollü ve hızlı olarak  araç kullanması nedeni ile öngördüğü ancak buna rağmen işlediği kusurlu hareketleri sonucunda trafik kazasının meydana geldiği sanık Metin’in da söz konusu kusurlu eyleminde bilinçli taksirli olduğu" gerekçesiyle direnmiş, sanık Salih 'in 5237 sayılı TCK'nun 85/1, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay, sanık Metin 'in ise 85/1, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.
Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2010 gün ve 29214 sayılı sanık Salih yönünden "onama", sanık Metin yönünden "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıkların taksirle bir kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan cezalandırılmalarına karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların eylemlerini taksirle mi, yoksa bilinçli taksir ile mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanık Salih 'in 15.07.2005 günü, saat 23.00 sıralarında havanın açık, gece sayılan zaman dilimi içerisinde, sevk ve idaresindeki 54 …..38 plakalı Renault Brodway marka otomobil ile asfalt kaplama, yol şerit çizgileri çizilmiş, iki yönlü, bölünmemiş, zemini kuru, eğimsiz, aydınlatması olan, karayolu üzerinde Sakarya istikametinden Karasu istikametine seyir halinde iken, kaza mahalli olan Karasu Liman Yolu Mevkine geldiğinde, geliş istikametine göre karşıda bulunan P…. Petrol isimli akaryakıt istasyonuna girmek için trafik lambası bulunmadığından sola sinyal verip yol üzerinde beklemeye başladığı, arkasından gelen bir aracın yanından geçmesinden sonra akaryakıt istasyonuna girmek için karşı şeride geçtiği sırada Karasu istikametinden gelen sanık Metin ‘in sevk ve idaresindeki 54 ……1 plakalı Skoda Octavia marka otomobille çarpıştığı, çarpma sonucu sanık Salih’in kullandığı aracın 9 metre sürüklendiği, Metin’in kullandığı aracında çarpma noktasına göre 5 metrelik mesafede bulunduğu,
Kazada, sanık Salih'in aracının sağ ön koltuğunda oturan Kemal 'ın öldüğü, doktor raporlarına göre; mağdur Yaşar 'ın yaşamını tehlikeye sokacak, mağdur Mustafa 'nın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif, sanık Salih 'in yaşamını tehlikeye sokacak ve organlarında işlev kaybı oluşacak ve sanık Metin 'in ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif şekilde yaralandığı,
Trafik kazası tespit tutanağında; "Sürücü Salih’in sevk ve idaresindeki 54 …….8 plakalı aracı ile İstanbul caddesinde Karasu istikametine seyir halinde iken solda yol kenarında bulunan P….. Petrole girmek isterken kendi şeridinden çıkıp karşı şeride girerek karşı yönden gelen Metin’in kullandığı 54 PE 101 araçla kafa kafaya çarpıştığı olayda, sanık Salih’in kusurlu olduğu, Metin’in ise kusurlu olmadığı" açıklamasına yer verildiği,
Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yapılan keşif sonucu düzenlenen jandarma trafik biriminde çalışan Mesut tarafından düzenlenen raporda; "…sanık Salih’in 54 …….8 plakalı Renault Brodway marka otomobil ile Sakarya istikametinden Karasu istikametine seyir halinde iken İstanbul Caddesinde bulunan P………. Petrol istasyonuna girmek istediği sırada şerit ihlali yapması sonucu kazanın meydana geldiği, sanığın 'şeride tecavüz etme' kuralını ihlal ettiği ve 7/8 oranında asli kusurlu olduğu, 54 ……..1 plakalı araç sürücü sanık Metin’in da aracın hızını azaltmaması nedeniyle 1/8 oranında kusurlu olduğu",
Mahkeme aşamasında yapılan keşif sonucu emekli trafik polisi İbrahim tarafından düzenlenen raporda ise; "…sanık Salih’in 'şeride tecavüz etme' kuralını ihlal etmesi nedeniyle kusurlu olduğu, diğer sanık Metin’in ise, çarpma sonucu sanık Salih’in kullandığı aracın 9 metre sürüklendiği, Metin’in kullandığı aracında çarpma noktasına göre 5 metrelik mesafede bulunduğu dikkate alınarak sanığın 'araç hızlarının görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak' kuralını ihlal etmesi nedeniyle kusurlu olduğu" görüşlerine yer verildiği,
Karasu Devlet Hastanesince 16.07.2005 günü saat 00.00 düzenlenen rapora göre de; sanık Salih’in klinik olarak alkollü olduğunun tespit edildiği, yaralanmaları nedeniyle acilen ameliyata alındığı, Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine 16.07.2005 günü saat 00.30’da sanıktan kan örneği alındığı, kan örneğinin incelenmesi sonucu Adli Tıp Kurumu Kimya İhtisas Dairesince 18.05.2005 gün ve 4899 sayı ile sanık Salih’in 0.20 promil alkollü olduğunun tespit edildiği,
Karasu Devlet Hastanesince 16.07.2005 günü saat 00.00 düzenlenen rapora göre de; sanık Metin’in acil serviste alkolmetre ile yapılan ölçüm sonucu 1.23 promil alkollü olduğunun belirlendiği,
Anlaşılmaktadır.
Tanık İsmail soruşturma aşamasında; olay tarihinde P……. Petrolde pompacı olarak çalıştığını, saat 23.00 sıralarında Sakarya tarafından gelmekte olan Brodway marka aracın dikkatini çektiğini, sinyal vermesi nedeniyle akaryakıt istasyonuna giriş yapmasını beklediğini, aracın sinyali verdikten sonra 1-2 dakika yolun ortasında beklediğini, aracın farlarının yandığını, ancak çalışıp çalışmadığını tespit edemediğini, daha sonra Karasu istikametinden gelen Octavia marka bir aracın yolun ortasında çapraz vaziyette bulunan Brodway marka araca çarptığını, Brodway marka aracın yolun ortasında çapraz vaziyette 1-2 dakika kaldığını, ilk olarak aracın stop ettiğini düşündüğünü, çünkü yolun boş olması nedeniyle geçmek isteseydi geçebileceğini ifade ettiği, mahkemece yapılan keşifte ise; Sakarya istikametinden gelen aracın (Salih 'in kullandığı) akaryakıt istasyonuna dönmek için sinyal verip yolun ortasında beklediğini, bu sırada o aracın sağ yanından bir kamyonun geçip gittiğini, daha sonra Karasu istikametinden gelen araçla çarpıştıklarını, ancak bu çarpışmanın istasyona girmek için bekleyen araç beklerken mi yoksa geçmek için hareket ettikten sonra mı gerçekleştiğini çözemediğini,
Tanık Nazif; olay tarihinde aracıyla Sakarya'dan Karasu istikametine doğru seyir halinde olduğunu, kendi şeridinde yoğun bir trafik olduğunu, araçların konvoy halinde seyrettiğini, bir ara önündeki araçları sollamayı düşündüğünü, karşı şeritten gelen aracın farlarını görünce vazgeçtiğini, o sırada kazanın meydana geldiğini,
Mağdur Mustafa; olay tarihinde sanık Salih 'in kullandığı araçla Karasu'ya gittiklerini, araçta sanık dışında ölen Kemal, Yaşar ve kendisinin bulunduğunu, aracın ön koltuğunda ölen Kemal'in oturduğunu, araçla seyir halinde iken sanık Salih'in aracına yakıt alacağını ve istasyonun girişinin nerede olduğunu sorduğunu, kendisinin istasyonun girişini sanığa tarif ettiğini, arkadan araç geldiğini ve biraz beklemesi gerektiğini söylediğini, bir süre sonra bekledikleri aracın geçtiğini ancak sonrasını hatırlamadığını,
Mağdur Yaşar; olay günü Karasu Festivaline gitmek üzere sanık Salih'in kullandığı araçla yola çıktıklarını, kendisinin mağdur Mustafa ile birlikte arka koltukta oturduğunu, festival alanına gelmeden sanığın gaz alalım dediğini, akaryakıt istasyonunun girişini sorduğunu, mağdur Mustafa'nın da girişin soldan olduğunu, ancak araç geldiğini beklemesi gerektiğini söylediğini, gelen aracın geçtiğini, sanık Salih'in de sola sinyal vererek geçmeye çalıştığı sırada karşı yönden gelen bir aracın kendilerine çarptığını,
Sanık Salih; olay gecesi saat 23.00 sıralarında Sakarya istikametinden Karasu istikametine seyir halinde olduğunu, seyir istikametine göre karşı şeritte bulunan P………. Petrol isimli işyerine geçmek için sola sinyal verdiğini, şerit değiştirip dönüş yaptığı sırada karşı istikametten gelen diğer sanık Metin 'in kullandığı otomobilin kendi aracına sağ ön taraftan çarptığını, olayda kusurunun olmadığını,
Sanık Metin; olay gecesi saat 23.00 sıralarında Karasu'dan Sakarya istikametine doğru seyir halinde olduğunu, bu yönde araç trafiği olmadığını, ancak Karasu'da festival olması nedeniyle karşı şeritten yoğun bir trafik akışının olduğunu, yaklaşık 80 km hızla seyrederken P……. Petrol isimli akaryakıt istasyonuna geldiğinde karşı şeritten bir aracın önüne çıktığını, aracın birden önüne çıkması nedeniyle fren yapıp yapmadığını hatırlamadığını, aracın önüne birden çıkmasıyla çarpışmanın gerçekleştiğini, karşı yönden gelip önüne çıkan aracın sinyal verdiğini de görmediğini ifade ettiği,
Görülmektedir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.
Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır.
Öğretide de benimsendiği üzere, Ceza Genel Kurulunun birçok kararında taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmez. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.
5237 sayılı TCK’da taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tabi tutulmuş, kanunun 22/3. fıkrasında bilinçli taksir; “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin hali ile bir tutulamaz. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık Salih 'in 15.07.2005 günü, saat 23.00 sıralarında sevk ve idaresindeki 54 ……..8 plakalı Renault Brodway marka otomobil ile Sakarya istikametinden Karasu istikametine seyir halinde iken, kaza mahalli olan Karasu Liman Yolu Mevkine geldiğinde, geliş istikametine göre karşıda bulunan P…….. Petrol isimli akaryakıt istasyonuna girmek için sola sinyal verip yol üzerinde beklemeye başladığı, aynı şeritte arkasından gelen ve tanık anlatımına göre kamyon olduğu anlaşılan aracın geçişini takiben şeridi kontrol etmeden karşı şeride geçiş yaptığı, bu sırada Karasu istikametinden gelen sanık Metin 'in sevk ve idaresindeki 54 ……..1 plakalı Skoda Octavia marka otomobille çarpıştığı olayda, Salih 'in olay sırasında kendi şeridinden karşı şeride geçmek için trafik kurallarına uygun şekilde sinyal verdiği, bu anlamda karşı şeride geçme iradesini ortaya koyduğu, kendi şeridindeki trafik yoğunluğundan dolayı mağdur Mustafa 'nın de uyarısı üzerine aynı şeritte ve arkasından gelen kamyonun güvenli şekilde geçişini beklediği, dikkatini arkasından gelen aracın geçişine yoğunlaştıran sanığın bu geçiş tamamladıktan sonra karşı şeritten araç gelip gelmediğini kontrol etmeden aracını hareket ettirerek karşı şeride girerek kazanın meydana gelmesine kusuruyla neden olduğu, ancak dosya kapsamına göre sanığın meydana gelen neticeyi öngörmediği anlaşıldığından sanık Salih bakımından bilinçli taksirin şartları oluşmamıştır.
Diğer sanık Metin 'in ise; yönetimindeki araçla kendi şeridinde aksi ispatlanamayan savunmasına göre 80 km hızla seyir halinde iken, sanık Salih'in kullandığı aracın karşı şeritten sanık Metin'in şeridine girmesi üzerine kendi şeridinde bu araca çarptığı, sanığın karşı şeritten akan yoğun trafik içinden her zaman bir aracın yol kenarındaki akaryakıt istasyonuna giriş yapabileceği hususunu gözardı ederek yola dikkatini vermediği, aracının hızını yol ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmadığı, bu suretle kazanın meydana gelmesine kusuruyla neden olduğu, ancak dosya kapsamına göre sanığın meydana gelen neticeyi öngörmediği anlaşıldığından, bu sanık bakımından da bilinçli taksirin şartlarının oluşmadığının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sanık Salih yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi ile Sanık Metin yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan on Genel Kurulu Üyesi; "sanıkların eylemlerinin bilinçli taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma suçunu oluşturacağı, bu nedenle yerel mahkeme direnme gerekçesinin isabetli olduğu" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle,
1- Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.10.2008 gün ve 279-30 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, sanık Salih yönünden 15.01.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla, sanık Metin yönünden ise 15.01.2013 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 22.01.2013 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/806, K. 2015/151Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2013/806 E.  ,  2015/151 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname : 2013/302725
Mahkemesi : Bakırköy 28. Asliye Ceza
Günü : 07.05.2013
Sayısı : 63-600
Taksirle ölüme neden olma suçundan sanığın, TCK'nun 85/1, 62/1, 50/1, 52/4 ve 63. maddeleri uyarınca 18.200 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Bakırköy 28. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.12.2008 gün ve 961-1069 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 12. Ceza Dairesince 20.12.2012 gün ve 6135-27936 sayı ile;
"Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
… Sanığın sevk ve idaresindeki özel halk otobüsü ile seyir halindeyken olay mahalli ışıklı kavşağa geldiğinde kırmızı ışıkta geçerek karşıdan karşıya geçmeye çalışan yayaya çarparak ölümüne sebebiyet verdiği olayda, gerçekleşen netice öngörülebilir ve failin şansına veya başka etkenlere güvenerek hareketini sürdürdüğü anlaşılmakla, olayda bilinçli taksirin koşulları oluştuğunun gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bakırköy 28. Asliye Ceza Mahkemesi ise 07.05.2013 gün ve 63-600 sayı ile;
"Sanığın kavşağa altmışbeş-seksen kilometre hızla yaklaştığı, şehir içi için süratinin yüksek olduğu, kavşağa yaklaşırken ışığın sarıya döndüğü, ancak geçerim düşüncesiyle hızını azaltmadığı, kavşağa girdiği anda ışığın kırmızıya dönüştüğü, böylece kırmızı ışıkta ve şehir içi için normalin üzerinde bir hızla geçmekte olduğu, kavşak bitiminde kaplamadan yola inen müteveffaya çarparak ölümüne sebebiyet verdiği tereddütsüz ise de, sanığın bilinçli taksirle hareket ettiği kabul olunmamış, daire kararında isabetle vurguladığı üzere, bilinçli taksirde gerçekleşen sonucun tıpkı basit taksirde olduğu gibi fail tarafından istenmediği, basit taksirde istenmeyen sonucun bilinçli taksirden ayrı olarak öngörülmediği, bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç istenmediği halde öngörülebilmekte olduğu, dolayısıyla basit taksir ile bilinçli taksir arasında neticeyi istememek noktasında bir fark olmamasına karşın, neticenin öngörülmesi açısından fark olduğu, sanığın hukuki durumunun netleşmesi için olası kasttan bahsetmek ve bilinçli taksirden farkını ortaya koymak gerektiği, olası kastta, adi ve bilinçli taksirden ayrı olarak netice öngörülebildiği gibi, neticenin de istendiği, ancak bu istemenin doğrudan kastta bulunan istemeden daha düşük yoğunlukta 'kabullenme' olarak gerçekleştiği, tespit edilmesi gereken hususun, ölüm neticesinin meydana gelmesini öngörüp öngöremediği olduğu, hukuk literatüründe genel olarak, kırmızı ışıkta geçenin, alkollü araç kullananın, hız sınırının çok üzerinde seyredenin bilinçli taksir sahibi olduğunu peşinen kabulün doğru olmadığı, her olay için sanık açısından meydana gelen neticeyi öngörüp öngöremediğinin özenle araştırılması gerektiği, olayda son anda kırmızı ışıkta geçmiş olmasının ve hız sınırını aşmış bulunmasının sanığı peşinen bilinçli taksir sahibi yapmayacağı, kazanın olduğu kavşağı gördüğünde ışığın kendisine yeşil yanmakta olduğu, geçerim düşüncesiyle hızını azaltmadan kavşağa yaklaştığı, kısa bir süre kala sarının ve geçiş anında da kırmızı ışığın yandığı, sanığın bidayetten beri savunmalarında müteveffayı hiç görmediğini savunduğu, bu savunmanın vakıa ile örtüştüğü, tanığın aracının da kavşağa girip müteveffanın bulunduğu taraftan gelen araçlar için yolu görünmez kıldığı, sanığın kullandığı araçtaki tanıklardan hiçbirinin öleni gördükleri yönünde beyanda bulunmadığı, bu hususun sanığın savunmalarını teyit eder mahiyette olduğu, sanığın kavşağa yaklaşırken öleni bölünmüş yer üzerinde görmediği yönündeki savunmasının aksinin sabit olmadığı, bu nedenlerle savunmasına itibar olunmak gerekeceği, olayı bu şekil kabul ettikten sonra sanığın hiç görmediği müteveffaya kavşak çıkışında yola aniden indiği esnada çarpmış olmasının sanık tarafından öngörüldüğünü söylemenin imkansız olacağı, görmediği müteveffanın yola inebileceğini öngörmesinin beklenemeyeceği, somut olayda müteveffanın konumunu göremediğinden eylemin sonucunu öngöremediği, neticenin meydana gelmesinde asli kusur sanıkta ise de, müteveffanın tali kusurunun neticenin meydana gelmesine müessir olduğunun gözden ırak tutulmaması gerektiği, sanığın neticeyi öngörebildiğini kabule yetecek bir delil elde edilemediği, bu nedenle hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulamayacağı" gerekçesiyle önceki hükmünde direnmiştir.
Hükmün Cumhuriyet savcısı ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2013 tarih, 302725 sayı ve "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini bilinçli taksirle işleyip işlemediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Olay günü sevk ve idaresindeki özel halk otobüsüyle gündüz vakti, meskûn mahalde, tek yönlü, orta refüjle bölünmüş, yedi metre genişliğinde, görüşe açık, düz, eğimsiz, zemini kuru ve asfalt kaplama yolda seyir halinde bulunan ve adli rapora göre alkolsüz olduğu tespit edilen sanığın, kendi istikametine yanan sarı ışıkta kavşağa yaklaştığı ve kırmızı ışığa rağmen kavşağa girip, yeşil ışıkta ancak yaya geçidinin yirmi metre kadar ilerisinden karşıdan karşıya geçmeye başlayan yayaya çarparak ölümüne neden olduğu,
Trafik kazası tespit tutanağında; sanığın sevk ve idaresindeki otobüsüyle sahil yolu istikametine doğru seyir halinde iken, kırmızı ışıkta duramayarak karşıdan karşıya geçmekte olan yayaya çarpması, akabinde direksiyon hâkimiyetini kaybederek aracın sağ yan tampon kısımlarıyla aynı istikamette bulunan bir başka aracın arka sol tamponuna çapmasıyla ölümlü ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiği, kazanın oluşumunda sanığın asli, ölenin ise tali kusurlu olduğunun belirtildiği,
Kaza mahallinde yapılan keşifte hazır bulunan trafik polisi bilirkişinin; sanığın sevk ve idaresindeki otobüsle kavşağa yaklaştığı, kendisine sarı yanmasına rağmen geçişine devam ettiği, aracının teknik özellikleri ile hava ve yol şartlarını göz önünde bulundurması ve otobüs duraklarına yaklaştığını görüp zamanında süratini azaltması gerekirken, kendi beyanından da anlaşılacağı üzere kavşağa yetmiş seksen kilometre hızla yaklaşarak, "aracının hızını yük ve teknik özellikleri, hava yol ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurma" kuralını ihlal ettiğinden birinci derecede, ölenin ise; trafik ışıklarındaki yaya yolundan değil, yaklaşık onbeş metre ileride bulunan araçlara yanan trafik ışıklarından karşıdan karşıya geçtiği, bölünmüş yol orta refüjünden diğer şeride geçmek istediği esnada karayolunda ilerleyen araçların uzaklık ve hızlarını göz önüne alması gerekirken dikkatsiz ve tedbirsiz davrandığı, "yola aniden çıkma ve araçlara ilk geçiş hakkını verme" kurallarını ihlâl ettiğinden ikinci derecede tali kusurlu olduğunu dile getirdiği,
Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen raporda ise; sanığın sevk ve idaresindeki otobüs ile bölünmüş yolda seyir halinde bulunduğu, olay mahallindeki ışıklardan geçişi esnasında orta refüj aralığından sağa geçmek isteyen yayaya ve akabinde sola dönüşe geçmiş bulunan kamyonetin sol arka kısmına çaptığı, zeminde fren izinin bulunmadığı, yaya geçidinin yayaların geçiş yaptığı noktanın karşı tarafında bulunduğu, sanığın seyir istikameti için olay yeri yaklaşımında kırmızı ışığın yanmış olduğu, dolayısıyla ışık ihlalinde bulunan ve kaza mahalline hız azaltarak kontrollü yaklaşmayan sürücünün asli kusurlu, karşıdan karşıya geçişini yakın mesafedeki yaya geçidi üzerinden yapmayan yayanın tali kusurlu sayılması gerekeceği, bilinçli taksir konusundaki takdirin mahkemeye ait olduğunun mütalaa edildiği, bu duruma göre; sanığın idaresindeki halk otobüsü ile meskûn mahalde ışık kontrollü kavşak ve yaya geçidinin olduğu kesime yaklaştığı, seyri sırasında yola gereken dikkati vermesi, ışık kontrollü kavşak ve yaya geçidi olan mahalle süratini azaltarak kontrollü biçimde yaklaşması gerekirken bahsedilen hususlara riayet etmediği, yetmiş seksen kilometre hızla kaza mahalline yaklaştığı, kendi seyir istikametine kırmızı ışık yanmasına rağmen hızından mütevellit olarak zamanında ve yeterli mesafede aracını durduramayarak yaya geçidinin yirmi metre ilerisinde karşı tarafa geçmek isteyen yayaya ve akabinde ışık dönüşümü nedeniyle harekete geçip seyir şeridi içerisine girmiş olan vasıtaya çarpması neticesi oluşturduğu olayda asli, ölenin ise; karşıdan karşıya geçişini yirmi metre mesafede bulunan yaya geçidinden yapması gerekirken bahsedilen bu hususa riayet etmemiş olmakla tali kusurlu olduğunun tespit edildiği,
Anlaşılmaktadır.
Tanık M.. B..; sanığın sevk ve idaresindeki otobüste ikinci şoför olarak görev yaptığını, olay günü aracı sanığın kullandığını, kendisinin bilet kesmekle uğraştığını, yaklaşık otuz kırk kilometre süratle seyir halinde olduklarını, ışıklara yaklaştıkları sırada bir aracın sol yoldan ışık ihlali yaparak önlerine geçtiğini, sanığın frene bastığını, otobüsün sağ tarafıyla söz konusu aracın arkasına çarpmak zorunda kaldığını, o sırada ışıkların biraz ilerisinde bulunan yayanın birden yola çıktığını ve sanığın da yayaya çarpmak zorunda kaldığını beyan etmiş,
Tanık B.. Y..; olay tarihinde sevk ve idaresindeki aracıyla bölünmüş yola geldiğinde kendisine yeşil, karşı yöne ise kırmızı ışık yandığını, dönüş yapıp birinci bölünmüş yolu geçtiğini, sol tarafta bölünmüş yolun ortasında tretuvarın üzerinde insanlar bulunduğunu, ikinci şeridi biraz geniş döndüğünü, yaklaşık onbeş metre sonra arkadan gelen otobüsün kendi aracına çarptığını, araçtan indiğinde yolcuların şoföre "katil" diye bağırdıklarını duyduğunu, bir şahsın yerde yattığını gördüğünü, otobüsün bayanı nasıl ve nerede ezdiğini göremediğini, yaya geçidinin ışıklarda durduğu noktaya göre sağda kaldığını, ölenin yaya geçidinden değil, biraz ilerisinden karşıya geçmekte olduğunu, yayalara yanan ışığının ne olduğunu görebilecek açıda bulunmadığını, ancak kendisine yeşil ışık yandığından trafik sistemine göre yayalara da yeşil yanması gerektiğini, kendisinden önce bir çarpma sesi duymadığını, yayanın daha geride bulunduğunu, bu nedenle sanığın önce yayaya çarpmış olacağını belirtmiş,
Tanık A.. Y..; eşinin sevk ve idaresindeki araçla caddeye dönüş yaptıktan yaklaşık elli metre sonra bir halk otobüsünün, içerisinde bulunduğu araca sol arka tarafından çarptığını, araçtan indiğinde yerde bir bayanın yatmakta olduğunu ve yolcuların şoföre "katil" diye bağırdıklarını gördüğünü ifade etmiş,
Tanık F.. Ç..; olay tarihinde durakta aracının içerisinde beklemekte olduğunu, bir ses duyup arkasına baktığında halk otobüsünün bir bayana çarptığını, çarpmanın etkisiyle bayanın yola savrulduğunu ve aracın altında kaldığını, otobüs şoförünün çarpmadan önce fren yapmadığını, bayanın yolun ortasında değil ışıkların bulunduğu yerde olduğunu, kaldırımdan yola adım attığı anda otobüsün gelerek kendisine çarptığını, otobüsün bayandan önce başka bir araca çarmış olabileceğini, otobüs şoförünün çok hızlı ve hatalı olduğunu anlatmış,
Tanık C.. G..; olay tarihinde arkadaşı ile birlikte otobüs durağında aracın içerisinde beklemekte olduklarını, bir ses duyup arkasına baktığında halk otobüsünün bayana çarptığını ve bayanın çarpmanın etkisiyle yola savrulduğunu gördüğünü, otobüsün çarpmadan önce fren yapmadığını, ölenin yolun ortasında değil ışıkların bulunduğu yerde olduğunu, yola adım attığı anda otobüsün çarptığını, ardından da bir araca vurduğunu, şoförün çok süratli ve hatalı olduğunu söylemiş,
Tanık H.. A..; olay günü arkadaşı olan ölen ile otobüs durağının bulunduğu yerin ilerisinde bölünmüş yoldan karşıdan karşıya geçmek istediklerini, birinci yolu geçip orta refüjde beklediklerini, ölenin araçlara kırmızı ışık yandığı düşüncesiyle yola bir adım attığını, aynı anda otobüsün kendisine çarptığını ve sürükleyip üzerinden geçtiğini, otobüsün çok hızlı olduğunu ve frene basmadığını, fren ya da korna sesi duymadığını, geçiş hakkı kendilerinde iken yola çıkmak istediklerini, kaza mahallinin bir metre gerisinde bulunduğunu, olay yerinde bulunanların otobüs şoförüne katil şeklinde bağırdıklarını dile getirmiş,
Sanık kollukta; belediyede otobüs şoförü olarak görev yaptığını, beş yıl evvel emekli olup özel halk otobüsünde çalışmaya başladığını, olay tarihinde yetmiş seksen kilometre hızla seyir halinde bulunduğunu, trafik ışıklarının yeşil yandığını, ışıkların bulunduğu yere geldiği sırada sarıya döndüğünü, geçişine devam ettiğini, bu esnada sol yoldan bir aracın hızla dönüş yaptığını, frene basmasına rağmen önündeki araca çarptığını, çarpmanın etkisiyle söz konusu aracın sağa doğru savrulduğunu, o sırada önüne bir bayanın çıktığını ve aracın ön sol kısmına çarpıp altında kaldığını, frene bastığını, fakat çarpmaktan kurtulamadığını, kazanın nedeninin ölenin gelişigüzel yola çıkması olduğunu, trafik ışıklarından geçmediğini, ölenin yoldan geçiş yaparken önündeki aracın geçmesi nedeniyle geçiş hakkının kendisinde olduğunu zannederek yola çıkmış olabileceğini, geçiş olmadığını anlayınca durup geri dönmek istediğini ve yolun ortasında kaldığını, öndeki araç yüzünden bayanı göremediğini ve çarpmak zorunda kaldığını, otobüste elli yolcu bulunduğunu ve yükü nedeniyle bir anda durmasının mümkün olmadığını,
Cumhuriyet savcılığında; özel halk otobüsünde şoför olarak görev yaptığını, kavşağa üç dört metre kala trafik ışığının yeşilden sarıya döndüğünü, hızının yaklaşık yetmiş kilometre olduğunu, önünde bulunan aracın aniden geçiş yaptığını, durumu fark edince frene bastığını, ancak gerekli mesafede duramadığını, önce araca, ardından yolun ortasındaki ölene çarptığını,
Sorguda; içerisinde ellinin üzerinde yolcu bulunan otobüsle seyir halinde olduğunu, trafik ışıklarına üç dört metre kala ışığının yeşilden sarıya döndüğünü, hızının yaklaşık yetmiş kilometre olması nedeniyle durmasının mümkün olmadığını, yayayı görmediğini, önünde bir araç bulunduğunu, aracın çapraz bir biçimde ışıklardan kendi gidiş istikametine geçtiğini, yan tarafından yayanın bu aracı siper almış vaziyette karşıdan karşıya geçmekte olduğunu, yolun yarısına kadar geldiğini, önce araca vurduğunu, aracın sağa kayması neticesi yayanın önüne çıktığını, çarpmaya engel olamadığını, ölenin yaya geçidine uzak bir yerden geçtiğini, kusuru bulunmadığını,
Duruşmada; olay tarihinde sabah saat sekiz sıralarında sevk ve idaresindeki otobüsle sahil yolu istikametine doğru seyir halinde bulunduğunu, kavşağa geldiğinde kendisine yeşil yanan ışığın sarıya döndüğünü, hızının yirmibeş kilometre civarında olduğunu, sur tarafından gelen aracın bir anda önünden karşıya geçmek istediğini, ölenin aracı siper alarak arkasından sur tarafından mezarlığa doğru geçip sahile döneceğini, öleni hiç görmediğini, fren yapmasına rağmen önüne çıkan aracın sağ arka tarafına çarptığını, aracın savrulmasıyla ölenin otobüsün önüne düştüğünü, kazanın frenlerinin tutmaması nedeniyle meydana geldiğini, olayda kusuru bulunmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından, öncelikle taksir ve unsurları üzerinde durulması gerekmektedir.
Kural olarak suç yalnızca kastla işlenebilir. Ancak kanunda açıkça gösterilen hallerde taksirle de işlenebileceği kabul edilmiştir. Failin cezalandırılabilmesi için, kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu istisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 22/2. maddesinde; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" şeklinde açıklanmıştır.
Arapça "kusur" kökünden türetilmiş bulunan taksir; kısaltma, bir işi eksik yapma, bir şeyi yapabilirken çekinip yapmama, kusur etme, kabahat ve günah anlamlarına gelmektedir. (Kayıhan İçel, Ceza Hukukunda Taksirden Doğan Sübjektif Sorumluluk, Cezaevi Matbaası, İstanbul 1967, s. 22) Hukuki anlamda ise; neticenin fail tarafından öngörülebilir olduğu halde öngörülmemesi şeklinde ortaya çıkabileceği gibi, öngörüldüğü halde istenmemesi biçiminde de gerçekleşebileceği ifade edilmektedir. (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Ahmet Caner Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 2. Baskı, c. 1, s. 590)
Öğreti ve yargısal kararlarda da; "failin suç tipindeki neticeye yönelik kast içerisinde olmadan, fakat zorunlu olduğu özeni gösterdiği takdirde neticenin meydana gelmesi mümkün bulunmayan hallerde, tespit edilmiş suç tipini hukuka aykırı olarak ihlal etmesi; bir kimsenin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyle, istemediği ve fakat öngörülebilir bir neticeyi gerçekleştirmesi" biçiminde tanımlanmıştır. (Ayhan Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul 1992, c. 2, s. 336; Turan Tufan Yüce, Türk Ceza Hukuku Temel Kavramları, Turhan Kitapevi, Ankara 1984, s. 59; Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Seçkin Yayınevi, Ankara 1993, c. 1, s. 508; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 7. Baskı, s. 172; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 8. Baskı, s. 318; Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul 2015, 4. Baskı, s. 254; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 17. Baskı, s. 232)
Suçun manevi unsurlarından olan kast gibi taksirde de birlikte yaşamanın getirdiği kurallara uyulmaması söz konusudur. Toplumsal hayatta belli faaliyetlerde bulunan kişilerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar birlikte yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir. Taksirli suçta fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için ceza yaptırımı ile karşılaşır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle sebep olmaktan kaynaklanmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.11.2014 gün ve 179-499; 18.02.2014 gün ve 10- 80; 25.03.2008 gün ve 43-62; 01.02.2005 gün ve 213-3; 23.03.2004 gün ve 12-68; 09.10.2001 gün ve 181-204 ile 21.10.1997 gün ve 99-202 sayılı kararlarında açıkça vurgulandığı ve öğreti ile uygulamada da kabul edildiği üzere taksirin unsurları;
1- Taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradiliği,
3- Neticenin iradi olmaması,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda da gerek icrai, gerekse ihmali hareketlerin iradi ve meydana gelen sonucun öngörülebilir olması, bunun yanında hareketle netice arasında illiyet bağı bulunması gerekmektedir. Olayda iradi bir davranışın bulunmaması halinde taksirden sözedilemeyecek, öngörülemeyen neticenin gerçekleşmesi durumunda da failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Taksirli hareket ile meydana gelen netice arasında illiyet bağı bulunmaması halinde fail bu sonuçtan sorumlu tutulamayacaktır Neticenin gerçekleşmesinde, mağdur veya başka bir kişinin taksirli davranışının da etkili olması durumunda, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin vasfını da değiştirmeyecektir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda taksirle işlenebilen suçlarda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecektir.
Türk Ceza Kanununda taksir; basit ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tâbi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanarak, bu durumda taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksirle bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; basit taksirde failin öngörülebilir bir neticeyi öngörememesi, bilinçli taksirde ise gerçekleşmesini istemediği neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri ya da bilgisine güvenerek hareket eden kişinin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin durumu ile bir tutulamayacağından ve neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlü olduğundan, "neticenin fail tarafından öngörülmesi" ölçü alınarak basit ve bilinçli taksir ayrımına gidilmiştir.
Bu açıklamalardan sonra, taksirle ölüme neden olma suçuyla ilgili hükümlerin de gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Türk Ceza Kanununun hayata karşı suçlar bölümündeki "taksirle öldürme" başlıklı 85. maddesi;
"Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçu yaptırıma bağlanmıştır. Taksirli hareket sonucu birden fazla insanın ölümüne veya bir ya da birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir ya da birden fazla kişinin yaralanmasına neden olunmuş ise fail maddenin ikinci fıkrası gereğince cezalandırılacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sevk ve idaresindeki içerisinde yaklaşık elli yolcu olan özel halk otobüsüyle, gündüz vakti, meskûn mahalde, tek yönlü, orta refüjle bölünmüş, yedi metre genişliğinde, düz, görüşe açık, eğimsiz, zemini kuru ve asfalt kaplama, gidiş istikametine göre kavşak öncesinde solda ve sonrasında sağda otobüs durakları olan yolda seyir halinde bulunan ve adli raporlara göre alkolsüz olduğu tespit edilen sanığın, kendi yönüne yanmakta olan yeşil ışıkta, yetmiş seksen kilometre hızla ışıklı işaret cihazı ve yaya geçidi bulunan kavşağa yaklaştığı, kavşağa üç dört metre kala ışığın sarıya, akabinde de kırmızıya dönmesine rağmen hızını azaltmadan kavşağa girip, yeşil ışıkta ancak yaya geçidinin yirmi metre kadar ilerisinden karşıdan karşıya geçmek amacıyla yola henüz adımını atmış olan yayaya çarparak ölümüne neden olduğu, akabinde de direksiyon hâkimiyetini kaybedip, solda bulunan tali yoldan yeşil ışıkla birlikte ana yola çıkan araca vurduğu olayda, sanığın meskûn mahalde, ışıklı işaret cihazı, yaya kaldırımı ve otobüs durağı bulunan kavşağa yaklaşırken, trafik ışıklarının yeşilden sarıya döndüğünü görmesine rağmen hızını azaltmadığı, aksine yayalara veya yeşil ışığın yanmasıyla birlikte diğer yönden kavşağa giren araçlara çarparak yaralamaya ya da ölüme neden olabileceğini öngördüğü halde şansına, tecrübesine ve şoförlük yeteneklerine güvenip, mahal şartlarına göre oldukça yüksek kabul edilen yetmiş seksen kilometre süratle kırmızı ışıkta geçtiği, objektif dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareket edip, öngördüğü fakat istemediği zararlı neticenin meydana gelmesine sebep olduğu anlaşılmakla, gerçekleşmesini istemediği, ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyebilecek objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmadığından, eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiğinin kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, sanığın eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1-Bakırköy 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.05.2013 gün ve 63-600 sayılı direnme kararının, sanığın fiilini bilinçli taksirle gerçekleştirdiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.05.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Olası Kast ile Bilinçli Taksiri Ayıran Belirleyici Ölçütler

Olası kast ile bilinçli taksir, neticenin fail tarafından öngörülmesi boyutuyla birbiriyle örtüşür; ayrım isteme ve kabullenme aşamasında belirginleşir. Bilinçli taksirde fail neticenin meydana gelmesini istememekte; şansına, tecrübesine, sürüş yeteneğine ya da dış etkenlere güvenerek sonucun doğmayacağı inancıyla hareketini sürdürmektedir. Olası kastta ise fail, fiilin zararlı bir sonuca yol açabileceğini öngörmesine karşın kayıtsız kalarak olursa olsun düşüncesiyle fiili gerçekleştirmektedir. Doktrinde yer verilen ayrıma göre failin neticenin kesin olarak meydana geleceğini bilmesi hâlinde hareketi gerçekleştirmeyeceği sonucuna varılıyorsa bilinçli taksir; her hâlükârda hareketi gerçekleştireceği kabul ediliyorsa olası kast hükümleri gündeme gelir.

Failin olası kastla mı yoksa bilinçli taksirle mi hareket ettiğinin tespiti somut olayın özelliklerine bağlı maddi bir sorundur. Bu ayrım yapılırken aracın seyir hızı, sürücünün alkol durumu, trafik ışığı ve şerit ihlalleri, taraflar arasındaki münasebetler, tanık ifadeleri ve teknik raporlar incelenir. Özellikle failin kazadan önce frene basması ya da önleyici manevra yapması, neticenin istenmediğini ve engellenmeye çalışıldığını gösteren davranışlar arasında kabul edilir. Buna karşılık muhtemel neticeyi önlemeye yönelik hiçbir çabanın gösterilmemesi ve tehlikeye kayıtsız kalınması olası kast değerlendirmesinde önem taşır.

Somut Olay Koşullarında Yargıtay Uygulaması

Yargı kararlarında somut olayın cereyan ediş biçimine ve failin neticeyi engelleme gayretine göre farklı kusur nitelendirmelerine ulaşılabilmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/200 Esas ve 2016/250 Karar sayılı dosyasında; 2,70 promil alkollü vaziyette, bölünmüş yola ters yönden giren sanığın farları açık biçimde seyrettiği ve gece trafiğin azlığına, sürüş yeteneğine güvenerek istemediği neticeye yol açtığı kabul edilerek eylem bilinçli taksir sayılmıştır. Ceza Genel Kurulu'nun 2024/249 Esas ve 2024/304 Karar sayılı kararında da yüksek alkol oranı, hız ihlali ve iptal edilmiş sürücü belgesiyle araç kullanımı bulunmasına karşın ölüm neticesinin kabullenildiğine dair delil bulunmadığı ve neticenin doğmayacağı inancıyla hareket edildiği gerekçesiyle eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır. Benzer şekilde 2024/565 Esas ve 2025/123 Karar sayılı uyuşmazlıkta alkollü olarak yasal hız sınırının üzerinde makas atıp kazaya sebep olan sürücünün neticeyi kabullendiğine dair delil saptanmadığından eylem bilinçli taksir olarak kabul edilmiştir.

Sürücünün tehlikeyi bilerek sürdürmesi ve muhtemel zararı engellemeye dönük hiçbir tedbir almaması hâllerinde ise olası kast değerlendirilmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2019/121 Esas ve 2019/518 Karar sayılı kararında; kırmızı ışıkta bekleyen diğer araçları görmesine rağmen hızını azaltmayıp kavşaktan geçen ve önüne çıkan araca rağmen frene basmayan sürücünün eylemi olası kastla öldürme kabul edilmiştir. Ceza Genel Kurulu'nun 2018/473 Esas ve 2020/225 Karar sayılı kararında, yerleşim yerinde saatte 50 kilometre azami hız sınırı bulunan alanda yaklaşık 110 kilometre hızla kırmızı ışıkta geçip yaya geçidindeki çocuğa çarpan ve hız azaltma veya frene basma gibi hiçbir önleyici tedbir almayan sürücü bakımından olası kastla yaralama suçunun oluştuğuna dair direnme gerekçesi isabetli bulunmuş, ancak hüküm araştırmaya dönük usuli gerekçeyle bozulmuştur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2018/3564 Esas ve 2018/6753 Karar sayılı ilamında da alkollü olarak şehir içinde aşırı hız yapan, yolcuların uyarılarını dinlememek için müziğin sesini açarak kırmızı ışıkta geçen ve makas atan sürücünün eylemi olası kast sayılmıştır. Aşırı süratli takip sırasında öndeki araca arkadan vurulan ve silahla ateş açılan kovalamaca vakasında ise Ceza Genel Kurulu 2013/484 Esas ve 2014/162 Karar sayılı ilamında eylemi olası kastla öldürme olarak değerlendirmiştir.

Trafik Kuralları ve Ceza Yaptırımları

Karayolu trafik güvenliğine dair yükümlülükler mevzuatta düzenlenmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 47. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca sürücüler trafik ışıklarına, 52. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kavşaklara yaklaşırken hızlarını azaltma kuralına uymak zorundadır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 100. maddesi gereğince yerleşim yeri içindeki otomobiller için azami hız sınırı saatte 50 kilometredir. Aynı Kanun'un 84. maddesinin (a) bendine göre kırmızı ışıkta veya dur işaretinde geçmek asli kusur hâli oluşturur. 2918 sayılı Kanun'un 48. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca hususi otomobil sürücüleri bakımından 0,50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0,20 promilin üzerinde alkollü olup kazaya sebebiyet verilmesi hâlinde ayrıca Türk Ceza Kanunu hükümleri uygulanır. Adli Tıp Kurumu uygulamalarında 1,00 promil ve üzerindeki alkol düzeyinin emniyetli sürüş yeteneğini olumsuz etkilediği veya kaybettirdiği değerlendirilmektedir.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 48Kaynağı aç
Madde
48 – (Değişik: 24/5/2013 – 6487/19 md.)
Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri almış
olan sürücüler ile alkollü olan sürücülerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.
Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp
kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar/test
kitleri kullanılır.[42]
Kişinin yaralanmalı veya ölümlü ya da
kollukça müdahil olunan maddi hasarlı trafik kazasına karışması hâlinde, ikinci
fıkrada belirtilen muayeneye tabi tutulması zorunludur. Teknik cihaz ile yapılan
ölçüme itiraz eden veya bu cihaz ile ölçüm yapılmasına müsaade etmeyen bu sürücüler,
en yakın adli tıp kurumuna veya adli tabipliğe veya Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık
kuruluşlarına götürülerek uyuşturucu veya uyarıcı madde ya da alkol tespitinde kullanılmak
üzere vücutlarından kan, tükürük veya idrar gibi örnekler alınır. Bu işlem bakımından
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 75 inci maddesi hükümleri,
beşinci fıkrası hariç olmak üzere uygulanır.
Trafik kazası sonucunda kişinin ölmesi
veya teknik cihaza üfleyemeyecek kadar yaralanmış olması hâlinde, üçüncü fıkra hükümlerine
göre bu kişilerden kan, tükürük veya idrar gibi örnekler alınır.
Yapılan tespit sonucunda, 0.50 promilin
üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında, fiili
bir suç oluştursa bile, 25.000 Türk lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır. Hususi
otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil
alt sınırı 0.21 olarak uygulanır. Alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü
belgesi geri alınan kişiye, son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru
beş yıl içinde; ikinci defasında 50.000 Türk lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle, üç veya üçten
fazlasında ise, 150.000 Türk lirası idari
para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır.
Sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması hâlinde
belirtilen süreler, geçici alma süresinin bitiminde başlar.[43]
Yapılan tespit sonucunda,
1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk
Ceza Kanununun 179 uncu maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.
Hususi otomobil sürücüleri
bakımından 0.50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0.20 promilin üzerinde
alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi hâlinde, ayrıca Türk
Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.
(Değişik sekizinci fıkra:12/2/2026-7574/12
md.) Uyuşturucu veya uyarıcı
madde aldığı tespit edilen sürücülere 150.000 Türk lirası idari para cezası
uygulanır ve sürücü belgesi iptal edilir. Bu kişiler hakkında ayrıca Türk Ceza
Kanunu hükümleri uygulanır. Bu fıkra kapsamında sürücü belgesi iptal
edilenlerin tekrar sürücü belgesi alabilmeleri için sürücü kurslarına devam
etmeleri ve yapılan sınavlarda başarılı olarak motorlu taşıt sürücüsü
sertifikası almaları gerekir. Bu kişilerin sürücü kurslarında eğitime
başlayabilmeleri için; belgenin iptal edildiği tarihten itibaren en az beş yıl
geçmiş olması, bu Kanun kapsamında verilen idari para cezalarının tamamının
tahsil edilmiş olması, sürücülerin psiko-teknik değerlendirmeden geçmesi ve resmî
sağlık kurumlarından sürücülüğe engel hâli bulunmadığını gösteren sağlık kurulu
raporunun sürücü kursuna ibrazı zorunludur.
(Değişik dokuzuncu fıkra:12/2/2026-7574/12
md.) Uyuşturucu
veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığının ya da alkolün kandaki
miktarının kolluk tarafından tespit edilmesi için ölçüm yaptırmayan sürücülere
150.000 Türk lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi beş yıl süreyle
geri alınır.
Sürücünün uyuşturucu veya uyarıcı madde
kullandığından şüphe edilmesi hâlinde 5271 sayılı Kanunun adli kolluğa ilişkin hükümleri
uygulanır.
Alkollü olarak araç
kullanması nedeniyle son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş
yıl içinde sürücü belgeleri ikinci defa geri alınan sürücüler Sağlık Bakanlığınca,
usul ve esasları İçişleri, Millî Eğitim ve Sağlık bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte
gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine; üç veya üçten fazla geri
alınan sürücüler ise psiko-teknik değerlendirmeye ve psikiyatri uzmanının muayenesine
tabi tutulurlar.
(Değişik onikinci fıkra:12/2/2026-7574/12
md.) Sürücü belgelerinin geçici
geri alma ve iptal işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler
tarafından yapılır.
(Değişik onüçüncü fıkra:12/2/2026-7574/12
md.) Bu
madde hükümlerine göre geçici olarak geri alınan sürücü belgelerinin iade
edilebilmesi için ilgili kişi hakkında bu Kanun kapsamında verilen idari para
cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması şarttır.
(Ek fıkra:12/2/2026-7574/12 md.) Beşinci veya dokuzuncu fıkraların
sürücülerce; 4925 sayılı Kanun, 5216 sayılı Kanun ve 5393 sayılı Kanun
kapsamında yük ve yolcu taşımacılığı yapılan araçları kullanırken son ihlalin
gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde toplamda üç defa
ihlal edilmesi halinde sürücünün sürücü belgesi iptal edilir. Bu fıkra kapsamında
sürücü belgesi iptal edilenlerin tekrar sürücü belgesi alabilmeleri için sürücü
kurslarına devam etmeleri ve yapılan sınavlarda başarılı olarak motorlu taşıt
sürücüsü sertifikası almaları gerekir. Bu kişilerin sürücü kurslarında eğitime
başlayabilmeleri için; belgenin iptal edildiği tarihten itibaren iptal
nedenlerinde yer alan geri alma süreleri kadar zamanın geçmiş olması, bu Kanun
kapsamında verilen idari para cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması,
sürücülerin psiko-teknik değerlendirmeden geçmesi ve resmî sağlık kurumlarından
sürücülüğe engel hâli bulunmadığını gösteren sağlık kurulu raporunun sürücü
kursuna ibrazı zorunludur.
Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin
tespiti için kullanılacak teknik cihazların/test kitlerinin sahip olacağı asgari koşullar ile diğer usul ve esaslar yönetmelikte
gösterilir.[44]
Taşıt
kullanma sürelerine uyma zorunluluğu:

Kusur nitelendirmesinin olası kast veya bilinçli taksir olarak yapılması uygulanacak yaptırım rejimini belirler. 5237 sayılı Kanun'un 85. maddesinin birinci fıkrasına göre taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar; ikinci fıkrasına göre birden fazla kişinin ölümü ya da bir veya birden fazla kişinin ölümüyle birlikte yaralanmaya neden olunması hâlinde iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bilinçli taksir hâlinde Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Ancak Kanun'un 50. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince uzun süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi imkânı bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz. Kanun'un 53. maddesinin birinci fıkrasındaki hak yoksunlukları taksirli suçlarda tatbik edilmezken, sürücü belgesinin geçici geri alınması tedbiri aynı maddenin altıncı fıkrası uyarınca taksirli suçlara özgüdür.

Eylemin olası kast kapsamında değerlendirilmesi durumunda fail kasten işlenen suç hükümleri üzerinden cezalandırılır. 5237 sayılı Kanun'un 81. maddesi uyarınca bir insanı kasten öldüren kişi müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. Olası kast hâlinde Kanun'un 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine müebbet hapis, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir. Bu ayrım sebebiyle trafik kazasında ölüm neticesinin olası kast sayılması durumunda taksir hükümleri yerine kasten öldürme yaptırımları uygulanır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 81Kaynağı aç
Madde 81- (1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası
ile cezalandırılır.
Nitelikli haller

Taksirle işlenen suçlarda Kanun'un 22. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca birden fazla fail varsa herkes kendi kusurundan sorumlu tutulur ve cezası ayrı ayrı belirlenir; mevzuatta kusurun bölünmesi veya asli-feri kusur ayrımı bulunmaz. Mağdurun taksirli davranışının bulunması nedensellik bağını kesmedikçe failin sorumluluğunu kaldırmaz ve taksirin vasfını değiştirmez; bu hâl yalnızca temel cezanın tayininde dikkate alınabilir. Taksirli hareket sonucu meydana gelen zarar münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından ceza verilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa Kanun'un 22. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca ceza verilmez; fiil bilinçli taksirle işlenmişse verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.

Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu ile İlişkisi

5237 sayılı Kanun'un 179. maddesinin ikinci fıkrasına göre kara, deniz, hava veya demiryolu nakil vasıtalarını başkalarının canı, sağlığı yahut malvarlığı bakımından tehlike yaratacak biçimde sevk ve idare eden faile dört aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir. Maddenin üçüncü fıkrasına göre alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişi hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Bu düzenleme kasten işlenebilen somut bir tehlike suçudur. Kural ihlali taksire dayanmakta ve fiil neticesinde bir yaralanma veya ölüm meydana gelmişse tehlike suçu oluşmaz; fail taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulur. 5237 sayılı Kanun'un 180. maddesinde düzenlenen taksirle tehlikeye sokma suçu ise deniz, hava veya demiryolu ulaşımını düzenlemekte olup karayolu araçları bu hükmün kapsamı dışındadır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 179Kaynağı aç
Madde 179- (1) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının
güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek,
kullanılamaz hale getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler
vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da
teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya
malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olan kişiye bir yıldan altı yıla
kadar hapis cezası verilir.
(2) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat,
sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare
eden kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[76]
(3) Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle
emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç
kullanan kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
Trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/64, K. 2015/405Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2015/64 E.  ,  2015/405 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : … Çocuk
Trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokma suçundan sanık …'in 5237 sayılı TCK'nun 179/2, 31/3, 62/1, 50/3 ve 52/2. maddeleri uyarınca 320 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, … Çocuk Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay … Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile;
"TCK'nun 179/2. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun kasten işlenebilen bir suç olması, sanığın kullandığı motosikletle şerit ihlali yaparak mağdurun kamyonetine çarpması şeklinde gerçekleşen eyleminin ise taksirle işlendiği anlaşılmakla unsurları oluşmayan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken sürücü belgesi bulunmadığı nedeniyle atılı suçun unsurlarının oluştuğu kabulüyle cezalandırılmasına karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise … gün ve … sayı ile; "Sanığın üzerine atılı suç trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu olup, tehlike suçudur. Tehlike suçlarında kanun koyucu tehlike suçlarındaki kanunu tarifteki hareketin yapılmasıyla suçun oluştuğunu kabul etmektedir. Zira tehlike suçunda belli hareketleri yaparak kanunen korunan hukuki değer ihlal edilmektedir. Trafik güvenliğini tehlikeye sokacak şekilde araç kullanan kişi, trafikte seyreden diğer motorlu araçlar ile yayaların can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmaktadır. Burada korunan hukuki değerdir. 18 yaşından küçük olan ve sırf yaşı nedeniyle kanunen sürücü belgesi almaya hakkı bulunmayan kişinin, trafikte sağlıklı bir biçimde motorlu araç kullanamayacağı daha baştan kanunen kabul edilmektedir. 18 yaşından küçük olan kişinin ne kadar iyi araç kullanırsa kullansın hiçbir şekilde trafikte araç kullanmasına kanunen cevaz verilmemiştir. Bu durum bir sureti dosyamız içerisine alınan Yargıtay … Ceza Dairesinin 07.10.2008 tarih 2008/9924 esas 2008/15027 karar sayılı kararı ile de açıklanmıştır. Bu karara konu mahkememiz kararında 15 yaşını doldurmamış suça sürüklenen çocuk hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçundan açılan kamu davasında, babasına ait kamyoneti alarak yola çıkıp trafikte seyir halinde iken yakalanan suça sürüklenen çocuğa, trafik güvenliğini tehlikeye sokacak şekilde araç sevk ve idare edemeyecek durumda olduğuna dair somut bir eylemi bulunmamasından dolayı beraat kararı verilmiş iken, Yargıtay 2. Ceza Dairesi sürücü belgesi bulunmayan ve yasal olarak sürücü belgesi alma hakkı da olmayan sanığın trafiğe açık alanda kamyonet kullanmasının trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu oluşturacağından bahisle mahkememiz kararını bozmuştur. O halde 18 yaşından küçük olduğu için Yargıtay 2. Ceza Dairesinin kararında söylendiği üzere, sürücü belgesi bulunmayan ve yasal olarak sürücü belgesi alma hakkı da olmayan çocukların, trafiğe açık alana motorlu araçla çıkarak seyretmeleri durumunda trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu da oluşmaktadır. Somut olayımızda suça sürüklenen çocuk … mahkememizin bir sureti dosya içerisine alınan 2008/210 esas 2011/269 karar sayılı dosyasına konu olayda müşteki …'ın, … Kereste isimli iş yerinde, kereste dükkânının içerisine park ettiği mobileti hırsızlayarak hızla iş yerinden yola çıkmış ve işlediği hırsızlık olayının paniği ve yakalanma korkusu ile trafikte dikkatsizce seyrederek bilirkişi raporuna göre de kusuru bulunmayan müştekinin kamyonetine şerit ihlali yaparak çarpıp, asli kusurlu olarak kazaya sebebiyet vermiştir. Sanığın ilk eylemi, 18 yaşından küçük olup, ehliyet alma hakkı bulunmadığı halde motorlu araçla trafiğe çıkmaktır. Sanık bu ilk eylemi ile hukukla korunan kişilerin can ve mal güvenliğini tehlikeye atarak hukuki değeri ihlal etmiştir. Hemen peşinden karayolundan geçmekte olan araçlara ilk geçiş hakkını vermeyerek, …'ın sevk ve idaresindeki aracın sağ ön çamurluk kısmına çarparak müştekinin aracında maddi hasar oluşturmuş, müşteki yaralanmamış ise de kendisi yaralanmıştır. Müşteki olayda yaralanmadığından sanık hakkında taksirle yaralama suçundan takibat yapılmamıştır. Sanığın ilk eylemi ile ikinci eylemi birbirinden ayrı eylemler olup, ilk eylemi ile kanuni tarifteki unsurları yerine getirerek trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işlemiştir. Kaza olayı hiç olmasaydı da sanığın ilk eylemi ile TCK 179/3. maddesindeki suç oluşmuştur. Tehlike suçları işlendikten sonra, tehlikenin bir tek kişi ya da birkaç kişi için gerçekleşmiş olması, tehlike suçunu ortadan kaldırmaz. Çünkü tehlike suçunun işlenmesi halinde, hukuki değer ihlal edilmektedir. Buna karşılık sonradan meydana gelen suçta ise zarar gören ya da tehlikeye maruz kalan hukuki değer değil, suçun konusu ve dolayısı ile mağdurlardır. Bu iki ayrımın karıştırılması nedeniyle kasıtla işlenen ilk suçun taksirle işlenen bir suça dönüştüğü iddia edilmektedir. Bu kabul edilemez, zira yine mahkememizce dosya içine alınan Yargıtay … Ceza Dairesinin 04.12.2013 tarih 2012/30553 esas, 2013/27798 karar sayılı kararında 3,29 promil alkollü olarak idaresindeki oto ile trafikte seyreden 18 yaşından büyük sanığın mağdurun aracına arkadan çarptığı, bu aracın da çarpma nedeni ile savrulması sonucunda önde bekleyen bir başka mağdurun yönetimindeki araca çarpması sonucu araçlarda hasar oluşmasına ve bir önceki araçta sürücü mağdurun ve aracındaki yolcunun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına neden olduğu olayda, taksirle yaralama suçundan açılan davanın şikâyetten vazgeçme nedeni ile düşmesine karar verilmesi gerektiğini bildirerek bozmasına rağmen, aynı olayda trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan verilmiş olan mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay … Ceza Dairesinin bu kararına konu olayda mahkeme, alkollü vaziyette araç kullanan sanığın tam kusurlu olarak birden fazla kişinin yaralanmasına ve alkollü araç kullanması nedeniyle trafik güvenliğini tehlikeye soktuğunu bildirerek her iki suçtan mahkûmiyetine karar vermiştir. Açıklanan … Ceza Dairesinin bu kararı mahkememiz kararını bozduğu, 11.06.2013 tarihli 2012/23037 esas 2013/15889 karar sayılı kararına tamamen karşıt durumda bulunmaktadır.
Yargıtay … Ceza Dairesi 11.06.2013 tarihli 2012/23037 esas 2013/15889 karar sayılı kararında gerekçe olarak trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun kasten işlenen bir suç olması, sanığın kullandığı motosikletle şerit ihlali yaparak mağdurun kamyonetine çarpması şeklinde gerçekleşen eylemin ise taksirle işlediği anlaşılmakla unsurları oluşmayan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın beraatine karar verilmesini gerektiğinden bahisle bozmuş iken bu kez yine aynı mahiyetteki mahkememizin bir başka kararını da sürücü belgesi bulunmayan 16 yaşındaki suça sürüklenen çocuğun meskûn yerde kullandığı araçla karşıdan karşıya geçmekte olan yayaya çarpması şeklinde gerçekleşen olayda yalnızca ehliyetsiz araç kullanmanın suçun oluşumuna yeterli olmadığı anlaşılmakla, kasten işlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun unsurlarının bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle bozmuştur. Hâlbuki gerekçenin ilk bölümlerinde bahsettiğimiz Yargıtay 2. Ceza Dairesinin kararına göre, sürücü belgesi alma hakkı olmayan 18 yaşından küçük sanığın trafiğe açık alanda motorlu araç kullanması ile trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu oluşmaktadır.
Aynı tür olaylara bir de hakkaniyet açısından bakılacak olursa; ehliyet alma yeterliliği olmayan çocuğun trafiğe çıkarak aynı yolu kullanan tüm kişilerin can ve mal güvenliğini tehlikeye attıktan sonra sadece bir veya iki kişiye çarpmak suretiyle sadece bu kişiler için tehlikeyi gerçekleştirmesinden sonra bu kişilerin şikâyetlerinden vazgeçmeleri ile tamamen cezasız kalacağı, oysa aynı durumda olan bir başka çocuğun yine ehliyetsiz olarak trafiğe çıkıp, herhangi bir kaza yapmaksızın evine dönmesine rağmen Yargıtay 2. Ceza Dairesinin kararındaki gibi ceza alabileceği birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay … Ceza Dairesinin mahkememiz kararına ilişkin bozma kararındaki gerekçenin hakkaniyete uygun olmadığı görülecektir. Tehlikenin bir ya da birkaç kişi için gerçekleşmiş olması sanığın tehlikenin üzerinde gerçekleşmediği diğer kişilerin mal ve can güvenliğini tehlikeye attığı gerçeğini ortadan kaldırmadığı" gerekçesiyle direnerek ilk hükümdeki gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının 22.01.2015 gün ve 197161 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Suç tarihinde 18 yaşında olan sanık …’in olay günü saat 15.40 sıralarında … Ticaret isimli işyerinin önünde bulunan …’a ait motosikleti çalıp işyeri çıkışındaki tali yoldan çift yönlü … Caddesine kontrolsüz bir şekilde çıktığı sırada cadde üzerinde kamyoneti ile seyir halindeki şikâyetçi …’ın şeridini ihlal etmesi neticesinde, motosikletin ön sol direksiyon maşa kısmıyla kamyonetin ön sağ kısmına çarpması sonucunda motosikletin hâkimiyetini kaybederek yere savrulması şeklinde gelişen kazada, sanığın yaralandığı, kamyonet ve motosiklette maddi hasarın oluştuğu,
Trafik kazası tespit tutanağında; kazanın oluşumunda …’in 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 84. maddesinde yer alan asli kusurlardan “şeride tecavüz etme” kuralını ihlal ettiğinin belirtildiği,
Kovuşturma aşamasında trafik bilirkişiden alınan raporda ise, sanığın motosiklet hırsızlığı nedeniyle olay yerinden korku ve panikle kaçtığı sırada 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 57/b-7 maddesindeki “bir iz veya mülkten çıkan sürücülerin karayolunda geçmekte olan araçlara ilk geçiş hakkını verme zorunluluğu"na dair kuralı ihlal etmesi nedeniyle asli kusurlu olduğuna yer verildiği,
Şikâyetçi … aşamalarda; ekmek fırınına ait kapalı kasa kamyonetle … Caddesi üzerinde normal hızda ilerlemekte iken sanığın motosiklet ile yolun sağ tarafındaki ardiye girişinden hızla çıktığını, çarpmamak için direksiyonu sola kırdığını ancak sanığın çarpmasına engel olamadığını, aracının farında ve kaportasında çökme oluştuğunu, zararının giderilmediğini beyan ettiği,
Sanık ise; suçlamayı kabul etmediğini, yaralanan kişi kendisi olduğu halde hakkında dava açıldığını, şikâyetçinin gelip kendisine çarptığını, olay sırasında hızının ne olduğunu, ne şekilde hareket ettiğini ve çarpışmanın hangi sebepten kaynaklandığını hatırlamadığını savunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Türk Ceza Kanununun "Trafik güvenliğini tehlikeye sokma" başlıklı 179. maddesinin ikinci fıkrası; "Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş olup, anılan fıkranın gerekçesi; "Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarının, kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, aracın tehlikeli bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerekir. Aracın sevk ve idaresinin salt trafik düzenine aykırılığı bu suçun oluşumuna neden olmayacaktır. Bu suçun oluşabilmesi için, aracın trafik düzenine aykırı olarak ve ayrıca kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde kullanılması gerekir. Bu bakımdan söz konusu suç, somut tehlike suçu niteliği taşımaktadır" biçiminde açıklanmıştır.
Trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokma suçunun oluşabilmesi için; kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarının, kişilerin hayat, sağlık veya malvarlıkları bakımından tehlike meydana getirebilecek biçimde iradi bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerekmektedir. Trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçu ise, aynı kanunun 180. maddesinde; "Deniz, hava veya demiryolu ulaşımında, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye taksirle neden olan kimseye üç aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir" şeklinde hüküm altına alınmış olup, madde metninden de anlaşılacağı üzere, karayolu ulaşım araçları bu suçun kapsamı dışında tutulmuştur.
Başta Karayolları Trafik Kanunu olmak üzere bir çok kanunda; kara, hava, deniz ve demiryolu araçlarının trafikte kullanılmalarına ilişkin bir takım kurallar öngörülmüştür. Bu kurallar trafik güvenliğini sağlamanın yanında, kişilerin hayat, sağlık ya da mal varlıklarını korumaya yönelik olup, uyulmaması halinde trafik güvenliği tehlikeye düşürülebilmektedir. Ancak her kural ihlalinin mutlaka kişiler bakımından tehlikeye neden olacağını söylemek de mümkün değildir. Bu durumda tehlikeye neden olma halinin somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma, somut tehlike suçudur. Bu suçun oluşabilmesi için suç tanımında yer alan eylemin gerçekleştirilmesi yeterli olmayıp, tehlikelilik halinin gerçekleşmesi ya da gerçekleşmesinin mümkün bulunması zorunludur. Bu nedenle her somut olay bakımından tehlikeye neden olma ögesinin varlığı aranmalıdır.
Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun kanunda kasıtlı bir suç olarak düzenlenmesi ve ancak kasten işlenebilmesi karşısında, söz konusu suçun oluşabilmesi için, failin tehlikeli sevk ve idaresinin iradi davranıştan ileri gelmesi gerekmektedir. Failin kasıtla hareket etmesi yeterli olup saik (özel kast) aranmamıştır. Ancak sanığın kastının, fiilinin başkalarının hayat, sağlık ya da malvarlığı bakımından tehlikeye neden olabileceğini kapsaması gerekir. Aracın tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare edilmesi, çoğu zaman bir trafik kuralına da aykırılık oluşturmaktadır. Failin bir trafik kuralını bilinçli olarak ihlal etmesi durumunda kasıt unsuru gerçekleşecektir. Kural ihlalinin kasta ya da en azından olası kasta değil taksire dayanması, başka bir anlatımla dikkatsiz ve tedbirsiz davranışlarının herhangi bir tehlikeye yol açması halinde kasıt unsurunun gerçekleşmemesi nedeniyle bu suç oluşmayacak, kuralın kasta değil taksire dayalı olarak ihlali neticesinde ölüm veya herhangi bir yaralanma meydana gelmiş ise fiil yalnızca taksirle öldürme ya da yaralama suçunu teşkil edecektir.
Nitekim Yargıtay 2 ve … Ceza Dairelerinin istikrar kazanmış kararları da bu yönde olup, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 23.12.2009 gün ve 53795-48456 sayılı kararında; "sevk ve idaresindeki araçla tali yoldan ana yola çıkarken ikaz levhası ve kavşakta geçiş önceliğine uymayıp, dikkatsiz ve tedbirsiz şekilde ana yola girerek kazaya neden olması şeklindeki eylemin taksirle gerçekleşmesi karşısında, kasten işlenebilen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun unsurlarının oluşmadığı," aynı Dairenin 25.11.2009 gün ve 37049-44411 sayılı kararında da; "idarelerindeki araçlarla olay mahalli kavşakta karşılaşan sanıklardan birinin sola dönüş kuralına uymaması, diğerinin de kavşağa yaklaşırken hızını azaltmaması nedeniyle çarpışmaları sonucunda, araçlardan birinde yolcu olarak bulunan mağdurların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmalarına neden olan sanıkların eyleminde trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun unsurlarının bulunmadığı, bu suçun ancak kasten işlenebilen suçlardan olduğu ve oluşabilmesi için aracın kasıt ya da olası kasıtla kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlike yaratacak bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerektiği", Yargıtay … Ceza Dairesinin 04.02.2015 gün ve 12611-1939 sayılı kararında, "Sanığın yönetimindeki otomobil ile yerleşim yeri içinde, bölünmüş, tek yönlü, hafif eğimli, kuru, asfalt kaplama yolda seyir halinde iken ışık kontrollü yaya geçidi bulunan kavşak mahalline geldiğinde, seyir istikametine göre yolun sol tarafından sağındaki pazar yerine doğru karşıdan karşıya geçmekte olan yayaya aracının sol ön tampon ve yan kısımlarıyla yaya geçidi üzerinde çarpması ve yayanın 2. derece kemik kırığı meydana gelecek şekilde yaralanması ile sonuçlanan olayda, sanık ve katılanın yeşil ışıkta geçtiklerini beyan etmeleri nedeniyle ışık ihlali yapanın kim olduğu tespit edilememiş ise de; sanığın kavşağa yaklaşırken hızını azaltıp yaya geçidinden geçmekte olan yayalara geçiş önceliği tanıyıp, onların yolu tamamlamasını müteakip yoluna devam etmesi gerektiği halde seyir hızıyla kavşağa girerek kazaya asli kusuru ile sebebiyet verdiği olayda, ancak kasten işlenebilecek olan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun oluşmadığı", aynı Dairenin 05.06.2015 gün ve 15163-9970 sayılı kararında da; "Tek yönlü ve 3 şeritli yolun orta şeridinde sevk ve idaresindeki servis aracıyla seyir halinde olan sanığın, kırmızı ışığın yeşil ışığa dönmesi ile önündeki araçları sollamak için sol şeride girdiğinde arkasından gelen müştekinin, servis aracına çarpmamak için direksiyonu sola kırdığı ve orta refüje çarpması şeklinde gelişen olay nedeniyle, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, TCK'nun 'Trafik güvenliğini tehlikeye sokma' başlıklı 179/2. maddesinde, alkol veya uyuşturucu madde etkisi olmaksızın kasıtlı olarak, kişilerin hayat, sağlık ve mal varlığı açısından tehlike yaratacak şekilde araç sevk ve idare edilmesi suçunun düzenlendiği, maddede düzenlenen suçun ancak kasten işlenebilen suçlardan olduğu, atılı suçun oluşabilmesi için aracın kasıt ya da olası kasıtla kişilerin hayat, sağlık ve malvarlığı açısından tehlike yaratacak bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerektiği, somut olayda sanığın kastının bulunmaması nedeniyle atılı suçun unsurları oluşmadığı" vurgulanmıştır.
Sürücü belgesi, kişinin araç kullanmaya yetkili olduğunu gösteren bir belge olup sürücü belgesi olmaksızın araç kullanılması, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 36. maddesiyle idari yaptırıma tabi bir kabahat eylemidir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin suç tarihindeki 76. maddesine göre, A1, A2, F ve H sınıfı sürücü belgesi alacakların 17; B ve G sınıfı sürücü belgesi alacakların 18; C, D ve E sınıfı sürücü belgesi alacakların ise 22 yaşını bitirmiş olmaları gerekli iken 17.04.2015 tarihinde yapılan değişiklikle; M, A1 ve B1 sınıfı sürücü belgesi alacakların 16; A2, B, BE, C1, C1E, F ve G sınıfı sürücü belgesi alacakların 18; A sınıfı sürücü belgesi alacakların 20; C, CE, D1 ve D1E sınıfı sürücü belgesi alacakların 21; D, DE sınıfı sürücü belgesi alacakların ise 24 yaşını bitirmiş olmaları gerekmektedir.
Sürücü belgesine sahip olan kişilerin her zaman güvenli bir şekilde araç sürecekleri kesin olmadığı gibi belge sahibi olmayan kişilerin de mutlaka tehlikeli şekilde araç kullanacakları iddia edilemez. TCK’nun 179/2. maddesindeki suç, kasıtla işlenebilen somut tehlike suçu niteliğinde olduğundan; sürücü belgesiz araç kullanılmasının, tek başına başkalarının hayatı, sağlığı ve malvarlığı bakımından tehlikeye neden olacağının kabul edilemeyeceği, aksi durumun anılan suçu somut tehlike suçundan soyut tehlike suçuna dönüştüreceği açıktır. Failin sürücü belgesiz araç kullanması, tek başına suçun oluşumu için yeterli olmayıp, varsa somut tehlikeli hareketi ile yaşı ve kullandığı aracın niteliği itibariyle araca hâkimiyet sağlayıp sağlayamayacağı değerlendirilerek TCK'nun 179/2. maddesindeki suçun oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Suçta ve cezada kanunilik ilkesi" başlıklı 2. maddesinde, kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği, kanunen suç sayılmayan bir eylem dolayısıyla sanığa ceza verilemeyeceği gibi kanunun suç ve ceza içeren hükümlerinin kıyas yolu ile de uygulanamayacağı, diğer bir ifadeyle kıyasa yol açacak şekilde genişletici yorumlanamayacağı ifade edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
… Ticaret’e ait işyerinin önünde bulunan motosikleti çalıp işyeri çıkışındaki tali yoldan kontrolsüz bir şekilde caddeye çıkarak o sırada cadde üzerinde kamyoneti ile seyir halindeki şikâyetçinin şeridini ihlal etmesi nedeniyle trafik kazasına neden olan sanığın, motosikleti alıp hızla uzaklaşmaya çalışırken şerit ihlali yaparak kazaya sebebiyet verdiği sabit ise de, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin suç tarihindeki 76. maddesiyle yaşı itibariyle motosiklet ehliyeti alma hakkına haiz olması, emniyetli şekilde aracı sevk ve idare edemeyecek halde olduğuna veya kullanmayı bilmediğine ilişkin hakkında herhangi bir tespitin bulunmaması, başkalarının hayatı, sağlığı ya da malvarlığı bakımından tehlikeye neden olma kastıyla hareket ettiğinin ispat edilememesi ve sürücü belgesine sahip olmadan araç kullanılmasının suçun unsurları arasında gösterilmemesi karşısında; yalnızca ehliyetsiz araç kullanmasının ve meydana gelen kazada taksirinin bulunmasının, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun oluşumuna yeterli olmadığı, bu nedenle kasten işlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, sanığın üzerine atılı trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun unsurlarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- … Çocuk Mahkemesinin … gün ve … sayılı direnme hükmünün, sanığın üzerine atılı trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.11.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 180Kaynağı aç
Madde 180- (1) Deniz, hava veya demiryolu ulaşımında, kişilerin
hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye taksirle neden olan kimseye
üç aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
İKİNCİ
BÖLÜM
Çevreye
Karşı Suçlar
Çevrenin kasten kirletilmesi
Kırmızı ışıkta geçerek kazaya neden olmak olası kast sayılır mı?

Kırmızı ışık ihlali tek başına olası kastı oluşturmaz; kural olarak eylemin bilinçli taksir kapsamında değerlendirileceği kabul edilmektedir. Yargı kararlarında sürücünün karşı yönden araç çıkabileceğini öngörmesine rağmen şansına veya tecrübesine güvenmesi, kavşakta son anda frene basarak kazayı önlemeye çalışması gibi durumlarda eylem bilinçli taksir kabul edilebilmektedir. Buna karşın yoğun trafikte ya da yaya akışında yayalar görülmesine rağmen hız kesmeden, fren yapmadan ve sonuca kayıtsız kalarak kavşağa girilmesi hâlinde olası kast uygulanmaktadır.

Alkollü araç kullanımı ölümlü kazada doğrudan olası kast kabul edilir mi?

Alkollü araç kullanmak tek başına olası kast için yeterli görülmemektedir. Sürücünün yüksek alkol oranına veya kural ihlaline rağmen neticeyi kabullendiğine dair delil bulunmadığı, kendi tecrübesine veya şansına güvenerek hareket ettiği durumlarda eylem bilinçli taksir kapsamında değerlendirilmektedir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2022/6343, K. 2023/1659Kaynağı aç
12. Ceza Dairesi         2022/6343 E.  ,  2023/1659 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Sanık hakkında Dairemizce verilen bozma kararı üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.02.2016 tarihli ve 2014/623 Esas, 2016/210 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 89 uncu maddesinin birinci fıkrası, 22 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi, 62 inci maddesi ve 52 inci maddesinin birinci, ikinci ile dördüncü fıkrası gereğince 9.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
2. … 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.02.2016 tarihli ve 2014/623 Esas, 2016/210 Karar sayılı kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 07.12.2021 tarihli ve 2019/11869 Esas, 2021/8606 Karar sayılı kararı ile basit yargılama usulü hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiştir.
3. … 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.05.2022 tarihli, 2022/71 Esas, 2022/271 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 89 uncu maddesinin birinci fıkrası, 22 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi, 62 inci maddesi ve 52 inci maddesinin birinci, ikinci ile dördüncü fıkrası gereğince 9.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
4.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 16.08.2022 tarihli ve 2022/112227 sayılı temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması görüşünü içeren Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz isteği; üst hadden ceza uygulanması, adli para cezasına hükmedilmemesi ve hükmedilen cezada indirim uygulanmaması gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. … 7. Asliye Ceza Mahkemesi gerekçesinde; "Yapılan yargılamada tüm dosya kapsamı, iddianame, bilirkişi raporu, sanık savunması, katılan beyanı, kaza tespit tutanağı, olay anını gösterir Cd görüntüleri, olay günü sanığın sevk ve idaresindeki motosiklet ile olay yeri mahaline geldiğinde ışık kontrollü kavşakta, kendi istikametine yanan kırmızı ışıkta durup yeşil ışık yanmasını beklemeden, ışık ihlali yaparak kırmızı ışıkta kontrolsüzce kavşağa girdiği, istikametine göre sağ tarafta, kavşakta, trafik ışıklarının kırmızı yanması sebebiyle bekleyip ışıkların yeşil yanması ile kavşağa giren müştekinin idaresinde bulunan motosiklete çarptığı, gerekli dikkat ve özeni göstermediği, ayrıca sanığın dosya içerisinde bulunan rapora göre olay günü 0,93 promil alkollü olarak motorsiklet kullandığı, alkollü olarak … kullanması ile, TCK'nın 22/3 kapsamında olası kast ile hareket ettiği, kaza neticesinde katılan …'ın alınan doktor raporuna göre basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve hayati fonksiyonlarını etkisi ağır (6) derecede etkileyecek nitelikte kemik kırığına sebebiyet verecek şekilde yaralandığı maddi olayda, kaza tespit tutanağına ve kazanın oluşumuna göre sanığın asli ve tam kusurlu olduğu, sanığın üzerine atılı suçun, iddia, sanık savunması, katılan beyanları, dosya içerisinde bulunan doktor raporu, adli tıp raporu, kaza tespit tutanağı, alkol raporu, kolluk tutanakları, adli sicil ve nüfus kaydı ile tüm dosya kapsamına göre sabit olduğu kabul ve kanaatine varılmıştır. Her ne kadar sanık müdafi tarafından dosyada ifadesi alınan tanığın, yalan söylediğine ilişkin hiçbir belgenin mevcut olmadığı belirtilmiş ise de, dosya içerisinde bulunan mobesa kaytılarının kesin maddi delil teşkil ettiği, bu bağlamda tanık beyanı mahkememizce karara esas alınmamıştır.
Sanığın neticeyi istememesine rağmen alkollü şekilde trafiğe çıkmanın sonuçlarını öngördüğü, buna rağmen kendi hayat deneylerine, bünyesine, kişisel tecrübesine ve şansına güvenerek, alkollü şekilde trafiğe çıkarak kazanın oluşumuna bilinçli taksirle sebebiyet verdiği kanaatine varılmış ve cezasında TCK 22/3 maddesi uyarınca artırıma gidilmiş, sanığın taksirli hareketi sonucu oluşan kaza neticesinde mağdurun vücudunda kemik kırılmasına neden olduğu anlaşıldığından TCK'nın 89/2-b maddesi uyarınca cezası yarı oranında arttırılmış, sanığa verilen cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri lehine takdiri indirim sebebi kabul edilmiş, sanığın daha önceden kasıtlı suçtan mahkumiyetinin bulunmaması ile meydana gelen yaralanma neticesinde katılanın maddi zararını karşılamaması nedeni ile hakkında CMK'nın 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığı anlaşılmakla, sanığın adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir." denilmiştir.
2. Sanık aşamalarda kazada kusuru olmadığını beyan etmiştir.
3. Müşteki aşamalarda şikayetçi olduğunu ve zararının giderilmediğini beyan etmiştir.
4. … Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nün 18.11.2014 raporunda müştekinin yaralanmasının 6. derece kemik kırığına neden olacak şekilde olduğu belirtilmiştir.
5. Kaza anında olay yerinde bulunan tanık Selim B.'nin olaya ilişkin beyanları dosyada mevcuttur.
6. Kolluk tarafından düzenlenen 15.09.2014 tarihli kaza tespit tutanağında katılanın kırmızı ışık kuralını ihlal ettiği, sanığın ise herhangi bir kural ihlalinin olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.
7. Soruşturma aşamasında savcılık tarafından aldırılan 13.11.2014 tarihli bilirkişi raporunda sanığın kırmızı ışık ihlali yapması nedeniyle asli kusurlu olduğu, katılanın kusursuz olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.
8. Adli Tıp Kurumu … Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 26.11.2015 tarihli raporda sanığın sevk ve idaresindeki motosiklet ile olay mahalli ışık kontrollü kavşağa geldiğinde istikametine yanan kırmızı ışıkta durup yeşil ışık yanmasını beklemeden ışık ihlali yaparak kırmızı ışıkta kontrolsüzce kavşağa girdiği, istikametine göre sağ tarafında kavşakta trafik ışıklarının kırmızı yanması sebebiyle bekleyip ışıkların yeşil yanmasıyla kavşağa giren katılan sürücü idaresindeki motosiklet nedeniyle etkili-yeterli tedbir almayıp bu motosiklete çarptığı olayda dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı davranışı ile asli derecede kusurlu olduğu, katılanın ise sevk ve idaresindeki motosiklet ile olay mahalli ışık kontrollü kavşağında trafik ışıklarının kırmızı yanması sebebiyle bekleyip ışıkların yeşil yanmasıyla kavşağa girdiği sırada istikametine göre sol tarafından ışık ihlali yaparak kırmızı ışıkta kavşağa giren sanık sürücü idaresindeki motosiklet nedeniyle meydana gelen kazayı önleme imkanı bulunmadığından olayda atfı kabil bir kusurunun bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.
9. Olay anını gösterir CD, 30.09.2014 tarihli CD inceleme tutanağı, sanığın kazadan sonra 0,84 promil alkollü olduğunu gösteren adli muayene raporu ve alkollü olarak … kullandığı tespit edilen sanığın emniyetli şekilde … sevk ve idare edebilecek durumda olup olmadığına yönelik düzenlenen ve sanığın kaza anındaki alkol oranının 0,93 promil olduğunu gösteren … Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalınca düzenlenen 04.12.2014 tarihli rapor dosya içerisinde yer almaktadır.
IV. GEREKÇE
1. Yapılan inceleme neticesinde yerel mahkemece olayın kabulünde ve kusur tayininde herhangi bir isabetsizlik bulunmamıştır.
2. Olay sonrası yapılan alkol ölçümü ve de kaza anında sanığın alkol oranının 0,93 promil olduğunu gösteren … Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalınca düzenlenen 04.12.2014 tarihli rapor göz önünde bulundurulduğunda, Dairemizin yerleşik içtihatları göz önünde bulundurularak kaza esnasında 1,00 promil altında bir miktarda alkollü olan sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 22 inci maddesinin üçüncü fıkrasında tanımlı bilinçli taksir hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesi hukuka aykırı olmakla birlikte, sanığın kırmızı ışık ihlali yapması nedeniyle bilinçli taksir koşullarının oluştuğu anlaşılmakla bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
3. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23/01/2018 tarih, 2017/463 Esas, 2018/20 Karar sayılı ve 23/01/2018 tarih, 2015/962 Esas, 2018/16 Karar sayılı ilamlarında vurgulandığı üzere, sanık hakkında hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi halinin infaz aşamasında değerlendirilmesi gerektiği dikkate alındığında, 5237 sayılı TCK'nın 52/4. maddesi yerine 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddesinin uygulanması infaz aşamasında gözetilebileceğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
4. Suçun işleniş şekli, meydana gelen zararın ağırlığı, maddede öngörülen cezanın alt ve üst sınırı nazara alındığında mahkemece hükmedilen ceza miktarında isabetsizlik görülmediğinden katılan vekilinin bu hususa ilişkin bozma istemi yerinde görülmemiştir.
5. 5237 sayılı Kanun'un 62 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurulabilir." şeklindeki düzenleme uyarınca mahkemece sanığa verilen cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri gerekçe gösterilerek takdiri indirim uygulanmış olmasında herhangi bir hukuka aykırı bulunmamış olup, katılan vekilinin bu hususa ilişkin bozma istemi yerinde görülmemiştir.
6. 5237 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinde hapis cezası ve adli para cezasının seçimlik olarak öngörüldüğü, seçimlik cezalarda takdir yetkisinin mahkemede olduğu ve mahkemece takdiren adli para cezasına hükmedildiği anlaşılmakla, katılan vekilinin bu hususa ilişkin bozma istemi yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle … 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.05.2022 tarihli, 2022/71 Esas, 2022/271 Karar sayılı kararında katılan vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
16.05.2023 tarihinde karar verildi.
Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ceza farkı nedir?

Bilinçli taksirde fail taksirle öldürme veya yaralama hükümlerine göre cezalandırılır ve ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Olası kastta ise fail kasten öldürme veya kasten yaralama suçundan sorumlu tutulur; örneğin kasten öldürme suçunda müebbet hapis cezası olası kast indirimiyle yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına dönüştürülür.

Bilinçli taksirle yaralama suçlarında takibat şikâyete bağlı mıdır?

Taksirle yaralamada mağdurun yaralanması Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesinin birinci fıkrası kapsamında basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte ise eylem bilinçli taksirle işlense dahi soruşturma ve kovuşturma şikâyete bağlıdır. Ancak yaralanma birinci fıkra kapsamını aşıyorsa suçun bilinçli taksirle işlenmesi hâlinde şikâyet koşulu aranmaz.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 89Kaynağı aç
Madde 89- (1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya
sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile
cezalandırılır.[45]
(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli
zayıflamasına,
b) Vücudunda kemik kırılmasına,
c) Konuşmasında sürekli zorluğa,
d) Yüzünde sabit ize,
e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında
artırılır.
(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata
girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.
(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[46]
(5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun
soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına
giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet
aranmaz.
İnsan üzerinde deney

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu