İftira Suçu, Şartları ve Cezası

by Avukat Erdal Ersoy
İftira Suçu, Şartları ve Cezası

İftira Suçunun Tanımı ve Korunan Hukuki Değer

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 267. maddesinin 1. fıkrasına göre iftira; bir kimsenin işlemediği bilinmesine rağmen, o kişi hakkında idari bir yaptırım tatbik edilmesini veya soruşturma ile kovuşturma yürütülmesini temin etmek kastıyla, basın ve yayın vasıtasıyla yahut yetkili mercilere bildirim veya şikâyet yoluyla hukuka aykırı bir fiilin isnat edilmesidir. Kanun koyucu bu fiil karşılığında bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörmüştür.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 267Kaynağı aç
Madde 267- (1) Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya
da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve
kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için
bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması
halinde, ceza yarı oranında artırılır.
(3) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya
kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu
fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa,
yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya
kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeniyle
gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; iftira eden, ayrıca kişiyi
hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak
sorumlu tutulur.
(5) Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına
mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; (…)[103]
hükmolunur.
(6) Mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise,
beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(7) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin
17/11/2011 tarihli ve E.: 2010/115, K.: 2011/154 sayılı Kararı ile.)
(8) İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin
sabit olduğu tarihten başlar.
(9) Basın ve yayın yoluyla işlenen
iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve
yayın organıyla ilan olunur. İlan masrafı, hükümlüden tahsil edilir.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/196, K. 2022/280Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2018/196 E.  ,  2022/280 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sanık … hakkında; iftira, basit yaralamaya teşebbüs etme, silahla kasten yaralamaya teşebbüs etme ve hakaret suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda; hakaret ve basit yaralamaya teşebbüs etme suçlarından beraatine, iftira suçundan TCK'nın 267/1/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına; silahla kasten yaralamaya teşebbüs etme suçundan TCK’nın 86/2, 6/1-f yollamasıyla TCK’nın 86/3-e, 35/2. maddeleri uyarınca 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahkûmiyete konu hükümler bakımından TCK’nın 53. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna ilişkin … 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 29.01.2014 tarihli ve 505-24 sayılı hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 15.12.2016 tarih ve 2301-7342 sayı ile; kasten yaralamaya teşebbüs etme suçuna ilişkin hükmün düzeltilerek onanmasına; iftira suçuna ilişkin hüküm bakımından;
"1- İftira suçunun oluşabilmesi için; yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesinin gerektiği, somut olayda; sanığın iddialarının maddi vakıalara dayandığı ve eyleminin suç işlemediğini bildiği kimseye suç atmak biçiminde olmayıp somut vakıalara dayanan Anayasal şikayet hakkını kullanma niteliğinde bulunduğu tüm dosya kapsamından anlaşıldığından, sanığın iftira kastıyla hareket ettiğine dair yeterli delil bulunmadığı da gözetilerek yasal unsurları itibariyle oluşmayan iftira suçundan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,
2- Kabul ve uygulamaya göre de;
TCK'nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli ve 140-85 sayılı iptal kararının gözetilmemesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
… 6. Asliye Ceza Mahkemesi ise 27.09.2017 tarih ve 334-716 sayı ile;
“…dosyada mevcut dinlenen yeminli tanık anlatımlarıyla sanığın olay mahallinde bulunmayan …'ün de kendisine saldırdığından bahisle şikâyet etmek suretiyle olaya karışmadığı sabit olan ve olay mahallinde bulunmayan kişi hakkında şikayet etmesi iftira suçunu oluşturacağı ve Anayasal şikâyet hakkının sınırını taşacağı sabit olduğu, sanık …'ın suç tarihi olan 11.09.2013 günü itibariyle olaya hiç karışmayan ve olay mahalinde dahil bulunmayan …'ün de kendisine karşı kasten yaralama suçunu işlediğini beyan etmek sureti ile iftira suçu subuta erdiği…" gerekçesiyle bozmaya direnerek sanığın ilk hüküm gibi mahkûmiyetine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.01.2018 tarihli ve 61673 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 14.03.2018 tarih ve 269-736 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; iftira suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık … müşteki sıfatıyla kollukta; …Mahallesi, Risale Sokak adresinde bulunan işyerinde çalışan…. isimli şahısları kahve ortamından tanıdığını, 11.09.2013 tarihinde bu kişilerin … yerlerine daha önceden olan ancak söylemek istemediği fakat mahkeme aşamasında açıklayacağı husumetlerini konuşmak için gittiğinde kendisini çay içmeye davet ettiklerini, çay içtiği esnada bu üç sanığın kendisine demir sopa ve yumruklarla saldırdıklarını ve oradan kaçtığını, hatta fotoğraf makinesi ve cep telefonun da orada kaldığını belirterek inceleme dışı sanıklar…, … ile müşteki …’den şikâyetçi olduğunu beyan ettiği,
Tanıklar … ve … kollukta; “11.09.2013 tarihinde saat 18.00 sıralarında işyerinde kaynak yaptığım sırada işyeri sahipleri… ve …la ile birlikte yanlarında kendisini daha önceden görmediğim ve ancak ismini sonradan öğrendiğim … masa etrafında oturup çay içip sohbet ediyorlardı. … bir ara ayağa kakıp ‘Benden para alacak adamın anasını avradını sikerim’ diyerek …a yumruk salladı, bu şahsın eliyle belinden bıçak alıp…’a bıçak salladığını gördüm, kendi aralarında kısa süreli tartıştıklarını ve üçü birlikte demirlerin üzerine düştüklerini gördüm. Ben ve diğer çalışan kaynak yaptığım arkadaşım ile birlikte kavgayı ayırdık. … ayağa kalktığı anda işyerinden koşarak gitti. Bu olayların olduğu sırada … işyeri arkasında çalışma yapıyorlardı içerdeki tartışmayı görmedi. … olaylardan sonradan kendisine bilgi vermemiz üzerine haberi oldu.” şeklinde,
Tanık … mahkemede; “Ben kaynak yapıyordum kavga olayını da gördüm …’ın elinde bıçak vardı, üçü bir arada idiler, üçü birden demirin üzerine düştüler ben o şekilde gördüm, …'ın elinde de bıçak vardı, … olaya hiç karışmamıştır, o zaten arka tarafda idi, … … ile birlikte malzeme yüklüyordu, kavga zaten kısa sürdü, hemen ayırdık gittiler” şeklinde,
Tanık … mahkemede; “Bana sorduğunuz şekilde olayı hatırlıyorum ben fabrikada kaynak yapıyordum bir ara Hızır ın geldiğini gördüm ancak bağrışma esnasında üçü bir arada demirin üzerine düştüler, …'ın elinde bıçak görüp görmediğimi hatırlamıyorum amcam olan … kavga esnasında orada değildi, arka tarafda mal yüklüyordu, kavgaya karışmadı” şeklinde,
Beyanda bulunmuşlardır.
Mağdur … müşteki şüpheli sıfatıyla kollukta; …. ortak olarak çalışırım. Bana sormuş olduğunuz …’ı tanırım. Kendisinin hakkımdaki iddialar hakkında bilgi sahibi oldum. Olay günü …’ın işyerime gelmiş olduğunu diğer ortaklarımdan öğrendim. Ben işyerinin arka tarafında Treyler mal yüklemekle meşguldüm. Bu kişinin ortaklarıma borçlarının olduğunu biliyorum. Olay günü kendisinin işyerine gelerek ortaklarımla bu borç meselesini konuştuklarında aralarında tartışarak bu şahsın bıçak çekmiş olduğunu öğrendim. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum, iftira etmiştir. Polis Merkezine kendim geldim, Adli Doktor Raporumun aldırılmasını istemiyorum. Hakkımda iftirada bulunan …'dan davacı ve şikâyetçiyim, uzlaşmak isterim” şeklinde ifade vermiştir.
Mağdur … hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığının 30.09.2013 tarihli ve 2013/46455 soruiturma numaralı kararı ile …’a yönelik kasten yaralama suçuna ilişkin kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,
Mağdur …’ün 05.02.2014 havale tarihli dilekçesinde; kavga esnasında karşılıklı tartışmalar ve gürültü olması üzerine olaya müdahale için olay yerine gittiğini, gerçeği bu şekilde açıkladığının belirten dilekçe gönderdiği,
Anlaşılmaktadır.
İnceleme dışı sanıklar… ve….şüpheli sıfatıyla kollukta; “… isimli şahsı tanırım, hakkımdaki suçlamaları hakkında bilgi sahibi oldum. …, benden ve…'dan sıkıştığını söyleyerek yaklaşık 4 ay kadar önce (2000) iki bin lira para vermiştik. Karşılığında senet almıştık. 11.09.2013 tarihinde saat 16.00 sıralarında işyerime gelerek benimle görüştü, kendisine çay içme teklifi ettim. Kabul etmesi üzerine yaklaşık 1 saat oturup çay içip muhabbet ettik, kendisinden alacağımız olan parayı kendisine sorduğumuzda birden ayağa kalkarak sonradan yanımıza gelen…'la ikimize ‘Benden para alacak olacak adamın anasını avradını sikerim’ deyip bana yumruk sallayarak burnumu sıyırdı, belindeki gördüğüm bıçağı almaya çalıştığında arkadaşım…'la birlikte kendisine engel olmaya çalıştığımızdan üçümüz işyerinde bulunan demirlerin üzerine düştük. İşyerinde diğer çalışanlar yanımıza gelerek bizi yerden kaldırdıklarında ….. işyerinden kaçarak gitti. Bu olay yaklaşık 1 dakika kadar sürdü. …’a ait olan ve cep telefonu ve fotoğraf makinesi tartışma esnasında yere düşerek parçalanmış olduğunu da olay sonrasında gördük. Telefon ve fotoğraf makinesi hâlen işyerindedir. Bunları kendisine teslim edilmek üzere size teslim edeceğim. suçlamaları kabul etmiyorum,” şeklinde,
İnceleme dışı sanık… mahkemede; “Ufak bir arbede olmuştur arbede esnasında … olaya sonradan dahil oldu, şikâyetçi değilim şikâyetimi geri alıyorum diğer sanığın şikayetten vazgeçmesini de kabul ederim” şeklinde,
İnceleme dışı sanık … mahkemede; “Aramızda ufak bir arbede oldu, ancak gördüğüm lüzum üzerine şikayetçi değilim şikayetimi geri alıyorum … kavgaya sonradan gelmişti” şeklinde,
Sanık … mahkemede; “Karakolda verdiğim ifade doğrudur böyle bir kavga etmedim ancak diğer sanıklar hakkında şikâyetçi değilim, şikayetimi geri alıyorum onlarda şikâyetlerinden vazgeçecekler, şikâyetten vazgeçmelerini kabul ederim” şeklinde,
Savunma yapmışlardır.
Uyuşmazlığın esasını oluşturan kanuni düzenlemelerin açıklanması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nın “Adliyeye Karşı Suçlar” bölümünde yer alan "İftira" başlıklı 267. maddesinin 1. fıkrası;
“(1) Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
İftira suçu, failin, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesidir. İftira suçunun konusunu hukuka aykırı fiil oluşturur. Bu fiilin suç oluşturması şart değildir. Disiplin yaptırımını veya başka bir idari yaptırımı gerekli kılan fiiller de iftira suçunun konusunu oluşturabilir. Hukuka aykırı bir eylemin gerçekleştirildiğine yönelik isnat yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak suretiyle yapılabileceği gibi basın ve yayın aracılığıyla da yapılabilir.
Özgü suç olarak düzenlenmediği için herkes tarafından işlenebilen iftira suçunda, hukuka aykırı fiil isnadının belli bir kişiye yönelik olması gerekir. Ancak isnada muhatap kişinin yapılacak bir araştırma sonucunda kimliğinin belirlenebilir olması yeterli olup isminin açıkça belirtilmesi zorunlu değildir.
İftira suçu failinin, isnat ettiği fiil gerçekte hiç işlenmemiş olabileceği gibi, işlenmiş olmakla birlikte kendisine isnatta bulunulan kişi tarafından işlenmemiş olabilir. Yine, kendisine isnatta bulunulan kişi tarafından hukuka aykırı bir fiil işlenmiş bulunmakla birlikte; iftira suçunun faili, bu fiilin karşılığında isnatta bulunulan kişiye verilecek yaptırımı ağırlaştıracak bazı eklemelerde bulunmuş olabilir. Bu durumlarda da iftira suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir.
Öte yandan, iftira suçunun oluşabilmesi için, iftira suçu failinin, hukuka aykırı fiil isnat ettiği kişinin bu fiili işlemediğini bilmesi gerekmektedir. Bu açıdan, iftira suçu ancak doğrudan kastla işlenebilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için, doğrudan kast tek başına yeterli olmayıp ayrıca failin hukuka aykırı fiil isnat ettiği kimse hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir müeyyideye maruz kalmasını sağlamak amacıyla hareket etmesi gerekir. Bu nedenle, iftira suçu açısından failde kastın ötesinde belirtilen amacın varlığı, bir başka deyişle özel kastın bulunması gerekmektedir. Dolayısıyla; failin, belirli olay veya olgulardan yola çıkarak, isnat ettiği fiilin mağdur tarafından işlendiği inancı ve şüphesi ile ihbarda bulunması hâlinde iftira suçunun unsurları oluşmayacaktır.
Yine, içeriği kanıtlanamasa dahi, gerçekleştirilen ihbar veya şikâyetin bir anayasal hakkın kullanılması olarak değerlendirilebildiği hâllerde, bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı söz konusu olacaktır. Anayasamızın 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, 40. maddesinde, Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkının bulunduğu, 74. maddesinde, vatandaşların ve karşılıklılık bulunması koşuluyla Türkiye’de oturan yabancıların, kendileriyle veya kamu ile ilgili hususlarda dilek ve şikâyet haklarının bulunduğu vurgulanmıştır. Bireylere tanınan bu anayasal hak, onların idare ve diğer bireylerle ilişkilerinde gerek “çıkarlarını koruması”, gerek “özgürlüklerini kısıntısız” kullanabilmesi bakımından, devlet organlarına başvurmasını gerekli kılar. Bu başvuru, bireyin kendisi, üçüncü kişi veya kamuyla ilgili olabilir. Başvurulabilecek devlet organları da, yasama, yürütme ve yargıdır. Dilekçe hakkının yargısal alanda başlıca ortaya çıkış biçimi ise, ihbar ve şikâyet hakkının kullanılmasıdır.
Öte yandan, amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;
Sanık …’ın müşteki sıfatıyla kollukta; …Mahallesi. Risale Sokak adresinde bulunan işyerinde çalışan …,… ve … isimli şahısları kahve ortamından tanıdığını, 11.09.2013 tarihinde bu kişilerin … yerlerine daha önceden olan ancak söylemek istemediği fakat mahkeme aşamasında açıklayacağı husumetlerini konuşmak için gittiğinde kendisini çay içmeye davet ettiklerini, çay içtiği esnada bu üç sanığın kendisine demir sopa ve yumruklarla saldırdıklarını ve oradan kaçtığını, hatta fotoğraf makinesi ve cep telefonun da orada kaldığını belirterek inceleme dışı sanıklar…, …k ile müşteki …’den şikâyetçi olduğunu beyan etmesi üzerine; yapılan soruşturma ve kovuşturma soruşturmada, tanıklar … ve …’ın kollukta alınan beyanlarında …’ü olay yerinde görmediklerine dair ifadeleri ve inceleme dışı sanıkların kolluk savunmaları kapsamında mağdur … hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığının 30.09.2013 tarihli ve 2013/46455 soruiturma numaralı kararı ile …’a yönelik kasten yaralama suçuna ilişkin kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, sanık … hakkında …’e karşı iftira suçunu işlediğinden bahisle açılan kamu davasının yapılan yargılamasında, sanığın atılı suçlamaları kabul etmediği, mağdur …’ün 05.02.2014 havale tarihli dilekçesinde; kavga esnasında karşılıklı tartışmalar ve gürültü olması üzerine olaya müdahale için olay yerine gittiğini, gerçeği bu şekilde açıkladığının belirten dilekçe gönderdiği, inceleme dışı sanıklar… ve …’ın da mahkemede; “arbede esnasında … olaya sonradan dahil oldu” şeklindeki savunmaları da gözetildiğinde,
Sanığa atılı iftira suçunun oluşabilmesi için, iftira suçu failinin, hukuka aykırı fiil isnat ettiği kişinin bu fiili işlemediğini bilmesi gerekmektedir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için, doğrudan kast tek başına yeterli olmayıp ayrıca failin hukuka aykırı fiil isnat ettiği kimse hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir müeyyideye maruz kalmasını sağlamak saiki ile hareket etmesi gerekmektedir. Dolayısıyla; failin, belirli olay veya olgulardan yola çıkarak, isnat ettiği fiilin mağdur tarafından işlendiği inancı ve şüphesi ile ihbarda bulunması hâlinde iftira suçunun unsurları oluşmayacaktır. Yine, içeriği kanıtlanamasa dahi, gerçekleştirilen ihbar veya şikâyetin bir anayasal hakkın kullanılması olarak değerlendirilebildiği hâllerde, bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı söz konusu olacaktır. Anayasamızın 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, 40. maddesinde, Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkının bulunduğu ve yine somut olaydaki çelişkili durumların sanık lehine de yorumlanması gerekeceğinden, sanığa atılı iftira suçunun unsurlarının oluşmadığına karar verilmelidir.
Bu itibarla Yerel Mahkeme direnme hükmünün unsurları itibariyle oluşmadığından bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- … 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.09.2017 tarihli ve 334-716 sayılı direnme kararına konu hükmünün; sanığa atılı iftira suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 19.04.2022 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/744, K. 2021/629Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2017/744 E.  ,  2021/629 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi
İftira suçundan sanık …’ın TCK'nın 267/1, 43/2-1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin … 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 24.10.2013 tarihli ve 589-792 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesince 14.01.2016 tarih ve 6032-125 sayı ile; sanık hakkında TCK'nın 53. maddesinin Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda infaz aşamasında uygulanmasının mümkün görüldüğü açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 27.06.2016 tarih ve 200010 sayı ile
1- İftira suçunun oluşabilmesi için, yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi gereklidir. Sanığın iddialarının doğruluğu karşısında ise müsnet suçun oluşmayacağı aşikardır. Bu sebeple sanığın iddiaları ile ilgili olarak adli yönden herhangi bir soruşturma veya idari yönden inceleme başlatılıp başlatılmadığı araştırılmaksızın eksik inceleme ile karar verilmesi,
2- Kabule göre de;
a- Sanığın iddialarının ve kastının, aralarında önceye dayalı husumet bulunan katılan …'e yönelik olduğu hâlde, hakkında TCK'nın 43/2 yollamasıyla, aynı Kanun'un 43/1. maddesinin uygulanması,
b- Sanığın, aşamalarda alınan beyanları bir bütün olarak incelendiğinde hakkında TCK'nın 269. maddesinin tatbik edilmesi gerektiği" düşünceleriyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 07.03.2017 tarih ve 5471-1133 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
İftira suçundan mahkûmiyetine karar verilen sanık hakkında;
1- Eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının,
2- Eksik araştırmayla hüküm kurulmadığına karar verildiği takdirde atılı suçun
unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının,
3- Atılı suçun unsurları itibarıyla oluştuğunun kabulü hâlinde sanık hakkında TCK’nın 43. madde hükümlerinin uygulanmasının yerinde olup olmadığının ve TCK’nın 269. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından,
… Bakanlığı … Zirai Karantina Müdürlüğünün 12.01.2010 tarihli ve “Rahatsız edilme” konulu ihbarında; Kuruma ait….” numaralı hattın, isminin … Yazıcı olduğunu söyleyen bir kişi tarafından saat 12.20-13.00 ve saat 14.00-14.30 arasında arandığının, Kurum Müdürü olan katılan …’e mühendisler …, … ve …’un kendisinden 10.000 TL aldıklarını ve alınan parayı geri vermemeleri durumunda Tarım Bakanlığına şikâyet gideceğinin söylendiği belirtilerek arama yapılan kişinin ve telefon numarasının tespit edilmesinin talep edildiği ve Cumhuriyet savcılığınca yapılan araştırma sonucu arayanın sanık … olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır.
Katılan … aşamalarda; “Ben Zirai Karantina Müdürlüğünde personel olarak çalışırım, Bir yıl evvel kurumumuzdaki telefon santralini bir telefon gelmiş telefonda kurum müdürümüz …'e benim … ve … ve … hakkında 10 bin TL para verdiğini bu parayı rüşvet gibi dağıttığını söylemiş, ancak biz bunu arayan kişinin kim olduğunu bilmiyorduk, onur ve şerefimle oynayan ve bu şekilde gıyabımda hakaret edene iftira eden kişilerden şikâyetçi olmuştum, şu an telefon kayıtlarında o dönemde … yerini santralden arayan kişinin … olduğunu öğrendim, bu kişi yine müşteki olarak ifade veren …'in bacanağıdır, aralarında miras davası olduğundan dolayı böyle bir telefon ettiğini düşünüyorum, zaten müşteki … de bu konuda bilgi verebilir. …'dan şikâyetçiyim. Bu kişinin kurumumuzla herhangi bir işi ve diyaloğu olamaz şahıs zaten …'da ikamet ediyormuş.”,
Katılan … aşamalarda; “Zirai Karantinada Müdür olarak görev yaparım, 12.01.2010 tarihinde santraldan bir kişinin benimle görüşmek istediğini söylediler, telefona baktığımda ismini … olarak söyleyen kişi 'Size bir ihbarda bulunacağım. Siz yeni atandınız. Sizin iyi niyetli biri olduğunuzu duydum. Sizin personellerinizden …, … ve …'in sizin adınıza firmalardan rüşvet alıyorlar' dedi. Ayrıca benim adıma da komisyon aldıklarını söyledi, ben de 'Bu beyanatınızda ciddi iseniz benim yanıma gelip birlikte karakola gidip durumu açığa çıkartalım' dedim. Kendisi ise şu anda …'ya bilet aldığını bu durumları …'ya bildirmeye gideceğini söyledi, bunun dışında başka bir şey söylemedi, telefonu kapattı. Ben göreve başlayalı ikinci gün olduğu için bu kişileri yanıma çağırdım ve 'Hakkınızda telefonla ihbar var işlem başlatmak zorundayım' deyince arkadaşlar böyle bir şey yapmadıklarını kendilerinin de şikâyetçi olacaklarını söyleyince, ben bu telefon konuşmasıyla ilgili olarak aynı gün … Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundum. Suç duyurusunda bulunduğum evrakta bu evraktır. İlkadım İlçe Emniyet Müdürlüğüne hepimiz de ifade verdik, telefon eden kişiyi tanımadığımız için şikâyetçi olduk, ayrıca ben de şikâyetçiyim. Bu kişi benim adımı da kullanarak suç isnat etmiştir. Bu konuda ayrıca idari soruşturma da başlatmadık, başlatmamamızın sebebi de telefon eden kişinin kim olup olmadığını tespit etmekti. Bu hafta telefon eden kişinin …'in akrabası olduğunu söylediler, aralarında husumet vardır. Bu husumet nedeni ile bu şekilde telefon etmiş, ismi tespit edilen …'dan şikâyetçiyim.”,
Katılan … aşamalarda; “Çalıştığım kurumda telefon santraline bir erkek şahıs telefon ederek benim ve kurumda çalışan Kurum Müdürü …, … ve … hakkında sanki biz rüşvet almışız gibi sözler söyleyerek, telefonda hakkımızda hakaret eden sözler kullanmış … de bunu bize söyledi biz de kim olduğunu bilmediğimiz için şikâyetçi olduk, şu an bana göstermiş olduğunuz ve olay tarihi itibari ile kurumu birden fazla şekilde arayarak hakkımızda yalan ve iftira dolu sözler söyleyen kişinin … olduğunu şimdi öğrendim. Ben bu şahsı tanıyorum, bu benim bacanağımdır, şu anda baldızımdan boşandı ayrıca aramızda gayrimenkul davaları devam etmektedir, kendisiyle hiç görüşmüyorum bizim kurumumuza aradığı tarihte arayan …'ın malları hakkında haciz işlemleri yürütülüyordu muhtemelen buna kızarak benim ve arkadaşlarım hakkında isnatta bulunmuştur. …'dan şikâyetçiyim.”,
Katılan … aşamalarda; “Zirai Karantina Müdürlüğünde personel olarak çalışırım, bir yıl evvel kurumumuzdaki telefon santraline bir telefon gelmiş. Telefonda Kurum Müdürümüz …'e ben, …, … ve … hakkında 10.000 TL para verdiğini bu parayı rüşvet gibi dağıttığını söylemiş, ancak biz bunu arayan kişinin kim olduğunu bilmiyorduk, onur ve şerefimle oynayan ve bu şekilde gıyabımda hakaret eden iftira eden kişilerden şikâyetçi olmuştum. Şu an telefon kayıtlarında o dönemde … yerini santralden arayan kişinin … olduğunu öğrendim. Bu kişi yine müşteki olarak ifade veren …'in bacanağıdır, aralarında miras davası olduğundan dolayı böyle bir telefon ettiğini düşünüyorum, zaten müşteki … de bu konuda bilgi verebilir. …'dan şikâyetçiyim, bu kişinin kurumumuzla herhangi bir işi ve diyaloğu olamaz şahıs zaten …'da ikamet ediyormuş.”,
Tanık.“Sanık …'ı tanıyorum, benim inşaat şirketim var, zaman zaman sanık da benim büroma gelir gider. Bir gün benim büroma geldi, tarihi tam olarak hatırlamıyorum, bana bir şey söylemeden benim … yerimin telefonunu alarak birisine telefon açtı, telefonda görüştüğü şahsa 'Müdürle görüşmek istiyorum' dedi. Sonra ben kiminle görüştüğünü bilmiyorum ancak bu görüştüğü şahsa sanık … kurum çalışanı … ile aralarında bir takım itilaflar olduğunu bu yüzden … ile görüşüp ona nasihat etmesini söyledi. Benim gördüğüm kadarıyla fazla gergin olmayan normal bir konuşmaydı, herhangi bir kişiyle ilgili ihbar yapmadı. … ya da arkadaşlarının rüşvet aldığına dair herhangi bir beyanda bulunmadı, sanık telefonu kapatmadan önce ben dışarıda işlerim olduğu için bürodan ayrıldım ancak sanık hâlâ telefonda konuşmaya devam ediyordu. Ben bu konuşmanın devamında neler konuştuğunu bilmiyorum, çünkü oradan ayrılmıştım. Aynı gün akşam saatlerinde ben büroya döndüğümde sanık bürodan zaten ayrılmıştı. Bu olaydan birkaç gün sonra sanık yine benim büroma geldi. Bu kez ben kendisine '… ile aranızdaki olay ne oldu?' diye sordum. O da bir şey söylemedi, yine telefonu aldı, bir yeri aradı, bu kez telefonda konuştuğu kişi ile gergin bir konuşma yaptı, sanırım konuştuğu şahıs Zirai Karantina müdürü idi. Telefonda sanık, müdür ile sert bir şekilde konuşuyordu, telefonda konuştuğu şahsa sanık bir takım şahıslardan bahsederek kendisinden rüşvet istediklerini, rüşvet aldıklarını söylüyordu, bu şahıslardan birinin adı …'ti, diğer isimleri hatırlamıyorum, sanık bu şahısların rüşvet aldığı yönünde beyanlarda bulundu, telefondaki şahsa bunları anlatıyordu. Ben konuşmanın diğer detaylarını da olayın üzerinden zaman geçtiği için hatırlamıyorum. Hatta … telefondaki şahsa 'Ben …'ya gidip şikâyet edeceğim', telefondaki şahıs da ona 'Nereye gidersen git' diyordu. Ben bunları net olarak hatırlıyorum.”,
Tanık …: “… Zirai Karantine Müdürlüğünde sekreter olarak çalışıyordum. 2,5 sene kadar önce emekli oldum. Ben orada sekreterlik yaparken 2010 yılı ocak ayı içerisinde kurumun telefonundan bir erkek şahıs aradı. Bu kalın sesli bir erkek şahıstı. Öncelikle bana 'Telefonlara neden bakmıyorsunuz' diye çıkıştı. 'Zaten sizin daireniz karma karışık, namlı bir daire, yetkili kimse ile görüşmek istiyorum' dedi. Ben öğle saatlerinde aramış olduğu için yemek paydosunda olduğumuzu söyledim. Saat 13.00'dan sonra araması gerektiğini söyledim. O da bana 'Müdürü bağla' dedi. Ben bu erkek şahsa tekrar öğleden sonra aradığı takdirde müdürü bağlayacağımı söyledim. Arayan şahıs benden teftiş kurulunun telefon numarasını istedi. Ben onu beklemeye aldım. Teftiş kurulunun telefon numarasını tespit edip kendisine telefonda bildirdim. Bu telefondaki şahıs bana teftiş kurulunu arayıp şikâyetçi olacağını, … isimli arkadaşımızın hırsız, rüşvetçi ve dolandırıcı olduğunu, mesai saatinde bile dışarıda gezip rüşvet istediğini, kendisinin bunları belgeleyeceğini söyledi. Hatta benden ısrarla müdür …'ü bağlamamı istedi. 'Bağla ona da bir döşeneceğim' dedi. Ben kendisine tekrar 13.00'ten sonra araması gerektiğini söyledim. Ayrıca öğleden sonra da müdür … geldiğinde olayları ona anlattım. Saat 13.30 sıralarında aynı şahıs tekrar telefondan aradı. Ben önceden konuştuğum için sesinden kendisini tanıdım. Tekrar müdür beyle görüşmek istedi. Ben de …'ün telefonunu bağladım. Daha sonra müdür beyle neler görüştüler bilemiyorum. Ancak hatırladığım kadarıyla bayağı bir uzun bir telefon görüşmesi yaptılar. Telefon görüşmesi yarım saat kadar sürdü. Arayan şahıs telefonda bana ismini söylemedi. Daha önceden bu şahısla telefonda görüşmemiştim. Kim olduğunu bilmiyorum. Ben kendisine kim olduğunu soracaktım. Fakat sinirliydi. Sormama fırsat vermeden üst üste bir şeyler anlattı, bağırdı. … bey, Rafet bey ve Atilla beyden bahsederek hepsinin bu rüşvet işine karıştığını iddia ediyordu”,
Şeklinde beyanda bulunmuşlardır.
Sanık aşamalarda; “Ben mimarım uluslararası projelerde çalışıyorum, bu nedenle sık sık yurt dışına gidip geliyorum, …'dan kayınvalidemin dairesini satın aldım, bankadan kredi çekerek borcu ödedim, benim eski bacanağım olan müşteki … ile aramızda bu yüzden bir husumet oluştu. … bu dairede hak iddia etti, bu yüzden aramızda sürtüşmeler başladı. 2008 yılına kadar sürtüştük, 2008 yılında ise aramızdaki itilaf mahkemelere de intikal etti. Karşılıklı hakaret davaları açıldı, mesala … 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/1125 esas nolu dosyasında kamu davası açıldı, yine … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde mirasla ilgili olarak 2008/335 esas nolu dosyada aramızda dava vardır, … 2. SCM'nin 2010/1157 esas nolu kamu davası da derdest durumdadır, … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/295 esas nolu dosyasında da aramızda süregelen alacak davası devam etmektedir. Bir gün ben Zirai Karantina Müdürlüğünü telefonla aradım, kurum müdürü ile görüşmek istedim, müştekilerden … ile telefonda görüştüm, eski bacanağım … ile aramızdaki itilafları anlattım, kendisine nasihat etmesini istedim, yardımcı olmasını istedim, aradan bir süre geçtikten sonra …'in durumunda hiçbir değişiklik olmayınca ben kurum müdürünü yine aradım. Bu kez yanımda arkadaşlarım Cafer Fidan ve onun arkadaşları da vardı, kurum müdürüne …'in durumunda hiçbir değişiklik olmadığını söyledim, kurum müdürü bana çıkıştı. 'Sen kimsin?' diye bana bağırdı, telefonda aramamızda tartışma çıktı. Ben de telefonda kurum müdürüne '…'ya gidip sizi şikâyet edeceğim' dedim. Buna rağmen kimseye şikâyet için de müracatta bulunmadım, …, …, … isimli şahısları ise hiç tanımıyorum, kendileri ile herhangi bir husumetim de yoktur. Eski bacanağım olan … aramızdaki bu itilaflardan dolayı bana iftira atmış olabilir, ben müştekilerin hiçbirisiyle ilgili şikâyette de bulunmadım, öncelikle beraatime karar verilsin aksi hâlde hakkımda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini kabul ediyorum” şeklinde savunma yapmıştır.
5237 sayılı TCK'nın “Adliyeye Karşı Suçlar” bölümünde yer alan "İftira" başlıklı 267. maddesinin 1. fıkrası;
“(1) Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
İftira suçu, failin, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesidir. İftira suçunun konusunu hukuka aykırı fiil oluşturur. Bu fiilin suç oluşturması şart değildir. Disiplin yaptırımını veya başka bir idari yaptırımı gerekli kılan fiiller de iftira suçunun konusunu oluşturabilir. Hukuka aykırı bir eylemin gerçekleştirildiğine yönelik isnat yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak suretiyle yapılabileceği gibi basın ve yayın aracılığıyla da yapılabilir.
Özgü suç olarak düzenlenmediği için herkes tarafından işlenebilen iftira suçunda, hukuka aykırı fiil isnadının belli bir kişiye yönelik olması gerekir. Ancak isnada muhatap kişinin yapılacak bir araştırma sonucunda kimliğinin belirlenebilir olması yeterli olup isminin açıkça belirtilmesi zorunlu değildir.
İftira suçu failinin, isnat ettiği fiil gerçekte hiç işlenmemiş olabileceği gibi, işlenmiş olmakla birlikte kendisine isnatta bulunulan kişi tarafından işlenmemiş olabilir. Yine, kendisine isnatta bulunulan kişi tarafından hukuka aykırı bir fiil işlenmiş bulunmakla birlikte; iftira suçunun faili, bu fiilin karşılığında isnatta bulunulan kişiye verilecek yaptırımı ağırlaştıracak bazı eklemelerde bulunmuş olabilir. Bu durumlarda da iftira suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir.
Öte yandan, iftira suçunun oluşabilmesi için, iftira suçu failinin, hukuka aykırı fiil isnat ettiği kişinin bu fiili işlemediğini bilmesi gerekmektedir. Bu açıdan, iftira suçu ancak doğrudan kasıtla işlenebilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için, doğrudan kasıt tek başına yeterli olmayıp ayrıca failin hukuka aykırı fiil isnat ettiği kimse hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir müeyyideye maruz kalmasını sağlamak amacıyla hareket etmesi gerekir. Bu nedenle, iftira suçu açısından failde kastın ötesinde belirtilen amacın varlığı, bir başka deyişle özel kastın bulunması gerekmektedir. Dolayısıyla; failin, belirli olay veya olgulardan yola çıkarak, isnat ettiği fiilin mağdur tarafından işlendiği inancı ve şüphesi ile ihbarda bulunması hâlinde iftira suçunun unsurları oluşmayacaktır.
Yine, içeriği kanıtlanamasa dahi, gerçekleştirilen ihbar veya şikâyetin bir anayasal hakkın kullanılması olarak değerlendirilebildiği hâllerde, bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı söz konusu olacaktır. Anayasamızın 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, 40. maddesinde, Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkının bulunduğu, 74. maddesinde, vatandaşların ve karşılıklılık bulunması koşuluyla Türkiye’de oturan yabancıların, kendileriyle veya kamu ile ilgili hususlarda dilek ve şikâyet haklarının bulunduğu vurgulanmıştır. Bireylere tanınan bu anayasal hak, onların idare ve diğer bireylerle ilişkilerinde gerek “çıkarlarını koruması”, gerek “özgürlüklerini kısıntısız” kullanabilmesi bakımından, devlet organlarına başvurmasını gerekli kılar. Bu başvuru, bireyin kendisi, üçüncü kişi veya kamuyla ilgili olabilir. Başvurulabilecek devlet organları da, yasama, yürütme ve yargıdır. Dilekçe hakkının yargısal alanda başlıca ortaya çıkış biçimi ise, ihbar ve şikâyet hakkının kullanılmasıdır.
5271 sayılı TCK’nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 269. maddesi ise;
“(1) İftira edenin, mağdur hakkında adlî veya idari soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir.
(2) Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme halinde, iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir.
(3)Etkin pişmanlığın;
a) Mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi,
b) Mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın yarısı,
c) Hükmolunan cezanın infazına başlanması halinde, verilecek cezanın üçte biri,
İndirilebilir.
(4) İftiranın konusunu oluşturan münhasıran idari yaptırım uygulanmasını gerektiren fiil dolayısıyla;
a) İdari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın yarısı,
b) İdari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın üçte biri,
İndirilebilir.
(5)İftira suçunun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, bu madde hükümleri uygulanmaz.." hükmünü içermekteyken maddenin 5. fıkrası 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 31. maddesiyle değiştirilerek
"(5)Basın ve yayın yoluyla yapılan iftiradan dolayı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için, bunun aynı yöntemle yayınlanması gerekir." şekline dönüştürülmüştür.
Anılan maddenin 765 sayılı TCK'daki karşılığını oluşturan 285/son. maddesi ise; "Yukarıdaki fıkralarda yazılı olan suç faili mağdur hakkında takibat yapılmadan evvel bu isnadatından rücu eder veya uydurduğunu itiraf ederse yukarıda yazılı cezaların altıda biri hükmolunur ve ceza müebbed ağır hapis ise on sene ağır hapse indirilir ve isnaddan rücu veya tasniin itiraf olunması takibata başlandıktan sonra vaki olursa azıl cezanın üçte ikisi indirilir ve müebbet ağır hapis yerine 24 sene ağır hapis cezası tayin olunur. Tasni veya iftira, kabahat ef'aline taallük ederse bu madde ile 283. maddede tesbit olunan cezalar yarıya kadar indirilir." biçimindedir.
Yargı organlarının yasal işleyiş düzenini sağlamayı, bireyin adil yargılanma hakkını güvence altına almayı ayrıca kişilerin şahsiyet haklarını korumayı amaçlayan iftira suçu; hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesiyle oluşur.
765 sayılı TCK'nun 285/son. maddesinde “rücu” terimi ile 5237 sayılı TCK'nun 269. maddesinde de; "iftiradan dönme" şeklinde ifade edilen iftira suçunda etkin pişmanlık ise; failin gerçeği açıklaması başka bir deyişle mağdura yüklediği hukuka aykırı fiilin gerçekte olmadığını itiraf etmesi olarak tanımlanmakta ve her durumda suçu ikrarı gerektirmektedir. 21.01.1959 tarihli ve 12/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı üzere; kanunun iftiradan dönme dolayısıyla cezadan indirim yapılmasını öngördüğü bir halde, inkarını sürdüren ve ahlaki kötülüğünde ısrar eden kişinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması mümkün değildir.
İftiradan dönme olgusunun varlığı için mutlaka pişmanlığı ifade eden kelimelerin kullanılması şart olmamakla birlikte failin ifadesinin bu anlama gelecek biçimde açık ve anlaşılır olması, meramını anlatamadığı durumda gerçek iradesinin ortaya konması gereklidir. Diğer taraftan fail hangi amaç ve gerekçeyle olursa olsun kendi özgür iradesiyle iftirasından dönmelidir (Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Osman Yaşar, … Tahsin Gökcan, … Artuç, … 2010, s.7892).
Yerleşmiş yargısal kararlar ve öğretide yer alan baskın görüşlere göre, 5237 sayılı TCK'nun 269. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması için iftiradan dönme istikrarlı olmalı, tekrar önceki isnada dönülmemelidir. İftiracı rücu ettikten sonra bunun istemeyerek gerçekleştiğini beyan edip rücuunu geri almış olursa ceza indiriminden yararlandırılamayacaktır (Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 3. Bası, s.234).
Burada belirtmek gerekir ki, iftira suçu nedeniyle ortaya çıkan etkin pişmanlık hâli ile "yalan tanıklık" ve "şikâyet hakkının kullanımını" birbirine karıştırmamak lazımdır. Kişi mahkemede tanık olarak yaptığı açıklamalardan dönmüş ise, eyleminin yalan tanıklık mı, tanık olarak dinlendiği sırada söylediklerinin şikayet hakkının kullanılması mı yoksa iftira suçu mu olduğu konusunda fiilin somut olayın koşullarına göre değerlendirilmesi ve tespit edilmesi gerektiği öğretide haklı olarak ileri sürülmüştür (Adliyeye Karşı Suçlar, Yener Ünver, 3. Bası, s.109; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Veli … Özbek, … Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, 8. Bası, … 2015, s.1092).
İftiradan dönme halini kanuni bir hafifletici sebep olarak görmeyen ancak temel cezanın tespitinde göz önüne alan hukuk düzenlemelerinin aksine Avusturya ve İsviçre Hukukunda olduğu gibi mevzuatımızda da failin gerçeğe dönmesi açıkça "etkin pişmanlık" olarak yerini bulmuş ve ortaya çıkma anına göre; 5237 sayılı TCK'nın 269. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında verilecek cezanın belirli oranlarda indirilmesi zorunluluğu getirilmişken anılan maddenin 3. ve 4. fıkralarında hakime takdir yetkisi tanınarak cezadan indirim yapılabileceği belirtilmiştir.
Bu açıklamaların sonucu olarak; kanun koyucunun amacının pişmanlığın gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlaması olduğu, failin isnadından dönmeden önce maddi gerçeğin ortaya çıkması durumunda artık gerçek anlamda bir pişmanlığından söz edilemeyeceği dolayısıyla bu halde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşmayacağının kabulü gerekmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 08.07.1985 gün ve 141-435 sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için "zincirleme suç" hükümleri üzerinde de durulmalıdır.
TCK'ya hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus … Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır." şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
TCK'nın 43. maddesinin birinci fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.” biçiminde zincirleme suç, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima düzenlemesine yer verilmiş, üçüncü fıkrasında da zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanmayacağı suçlar belirtilmiştir.
TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
TCK’nın 43/1. maddesinde bulunan, "değişik zamanlarda" ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir.
TCK'nın 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır.
Öte yandan, kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir.
Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır.
Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir.
TCK'nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda artırılmaktadır.
Öte yandan Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir değişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı … Zirai Karantina Müdürlüğünün “Rahatsız edilme” konulu,12.01.2010 tarihli ihbarında; Kuruma ait “….” numaralı hattın, isminin … Yazıcı olduğunu söyleyen bir kişi tarafından saat 12.20-13.00 ve saat 14.00-14.30 arasında arandığının, Kurum Müdürü olan katılan …’e mühendisler …, … ve …’un kendisinden 10.000 TL para aldıklarını ve alınan parayı geri vermemeleri durumunda Tarım Bakanlığına şikâyet gideceğinin söylendiği belirtilerek arama yapan kişilerin ve telefon numarasının tespit edilmesinin talep edildiği, Cumhuriyet savcılığınca yapılan araştırma sonucu arayanın sanık … olduğunun tespit edildiği, katılanların ihbara konu olaydan dolayı sanığın kendilerine iftira attıklarını belirterek şikâyette bulundukları, sanığın ise katılan … ile önceye dayalı husumetlerinin bulunduğunu, Zirai Karantina Müdürlüğünü telefonla arayıp, kurum müdürüne eski bacanağı olan katılan … ile aralarındaki ihtilafları anlattığını, kendisine nasihat etmesini istediğini ancak aradan bir süre geçtikten sonra katılan …'in durumunda hiçbir değişiklik olmayınca Kurum Müdürünü yine aradığını, bu kez yanında arkadaşı olan tanık Cafer Fidan ve tanığın arkadaşlarının da bulunduğu yerde, Kurum Müdürüne katılanın durumunda hiçbir değişiklik olmadığını söylediğini, katılan …’nın kendisine kızıp, "Sen kimsin ?" diye bağırması üzerine telefonda aramalarında tartışma çıktığını, kendisi de telefonda "…'ya gidip sizi şikâyet edeceğim" dediğini, kimseye iftara atmadığını savunduğu olayın değerlendirilmesinde;
İftira suçu, failin, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesidir. İftira suçunun konusunu hukuka aykırı fiil oluşturur. Bu fiilin suç oluşturması şart değildir. Disiplin yaptırımını veya başka bir idari yaptırımı gerekli kılan fiiller de iftira suçunun konusunu oluşturabilir. Suçun oluşabilmesi için, iftira suçu failinin, hukuka aykırı fiil isnat ettiği kişinin bu fiili işlemediğini bilmesi gerekmektedir. Bu açıdan, iftira suçu ancak doğrudan kastla işlenebilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için, doğrudan kasıt tek başına yeterli olmayıp ayrıca failin hukuka aykırı fiil isnat ettiği kimse hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir müeyyideye maruz kalmasını sağlamak amacıyla hareket etmesi gerekmekte olup, sanığın kendisi ile aralarında husumet olduğunu ifade ettiği katılan …’in … yerini aradığı ve kurum müdürü olan diğer katılan ile görüştüğü hususu hem sanığın ikrarı hem de yapılan araştırma sonucunda anlaşılmıştır. Sanık her ne kadar atılı suçlamaları kabul etmeyerek yalnızca aralarındaki husumetten dolayı kurum müdürünü katılan …’nin uyarılmasını talep etmek için aradığını savunmuş ise de kovuşturma aşamasında kendisinin de tanık olarak dinlenilmesini talep ettiği arkadaşı…’ın da rüşvete ilişkin bir konuşma duyduğunu beyan etmesi hususları bir bütün hâlinde gözetildiğinde; suçun oluşması için hukuka aykırı fiil isnat edilen kimse hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir müeyyideye maruz kalmasını sağlamak kastıyla gerçekte olmadığını bildiği suçlama ile hareket eden sanık bakımından iftira suçunun unsurları itibarı ile oluştuğu ve katılanlar hakkında bir idari yaptırım kararının uygulanıp uygulanmamasının eksik araştırmaya neden olmayacağı, kaldı ki bu yönde bir yaptırım kararının da uygulanmadığının dosya kapsamı ile sabit olduğu anlaşılmakla; somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşılabileceğinden, sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir.
Öte yandan sanığın telefonda katılanlar …, … ve …’un kendisinden 10.000 TL aldıklarına ilişkin beyanı ile birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlediği iftira suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ayrıca sanığın ifadeleri kapsamında pişmanlık anlamına gelecek biçimde açık ve anlaşılır bir savunması da bulunmadığından hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanamayacağı kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 14.12.2021 tarihinde yapılan müzakerede tüm uyuşmazlıklar bakımından oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/744 Esas ve 2021/629 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, iftira suçu ile korunan hukuki yarar; adliye organlarının yasal işleyiş düzeninin temini, bireyin adil yargılanma hakkının güvence altına alınması ve kişilerin şahsiyet haklarının korunmasıdır.

Suçun konusunu hukuka aykırı bir fiil oluşturur. Bu fiilin ceza hukuku anlamında suç teşkil etmesi aranmaz; disiplin cezası veya diğer idari yaptırımları gerektiren eylemler de iftira suçunun konusunu oluşturabilir.

İftira Suçunun Unsurları ve Şikâyet Hakkı

İftira suçu özgü bir suç olmadığından herkes tarafından işlenebilir. Hukuka aykırı fiil isnadının belirli bir şahsa yönelik olması şarttır; ancak mağdurun isminin açıkça belirtilmesi zorunlu olmayıp yapılacak bir araştırma ile kimliğinin belirlenebilir olması yeterlidir.

İsnat edilen fiil gerçekte hiç işlenmemiş olabileceği gibi, işlenmiş bulunmakla birlikte isnat edilen kişi tarafından gerçekleştirilmemiş olabilir. Bunun yanında, kendisine isnatta bulunulan kişi hukuka aykırı eylemi gerçekleştirmiş olsa dahi, bu fiil karşılığında isnatta bulunulan kişiye verilecek yaptırımı ağırlaştıracak eklemeler yapılarak bildirimde bulunulması hâlinde de iftira suçu oluşur.

İftira suçu ancak doğrudan kastla işlenebilir. Failin, isnat ettiği fiilin mağdur tarafından işlenmediğini bilmesi ve doğrudan kastın yanında mağdur hakkında soruşturma, kovuşturma başlatılmasını veya idari yaptırım uygulanmasını sağlama amacıyla hareket etmesi gerekir.

Failin belirli olay veya olgulardan hareketle isnat ettiği eylemin mağdur tarafından işlendiği inancı ve şüphesiyle ihbarda bulunması durumunda suçun unsurları oluşmaz. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2018/196 Esas ve 2022/280 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, somut vakıalara dayanan anayasal şikâyet hakkının kullanılması niteliğindeki bildirimlerde, içeriği kanıtlanamasa dahi hukuka uygunluk nedeni söz konusu olur.

İftira suçu bir tehlike suçudur. Suçun tamamlanabilmesi için yetkili makamlarca fiilen bir soruşturma başlatılması veya idari yaptırım uygulanması zorunlu olmayıp isnadın yetkili makamlara bildirilmesi ve bu makamlarca öğrenilmesi yeterlidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/744 Esas ve 2021/629 Karar sayılı ilamına göre, hakkında isnatta bulunulan kamu görevlilerine fiilen idari yaptırım uygulanmış olup olmaması suçun unsurlarını etkilemez.

Yetkili makamlara doğrudan yapılmayan veya bu makamların dolaylı yollarla öğrendiği isnatlar iftira suçunu oluşturmaz. İsnat basın ve yayın yoluyla da gerçekleştirilebilir; Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca basın ve yayın yolu, her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınları kapsar.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 6Kaynağı aç
Madde 6- (1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;
a) Vatandaş deyiminden; fiili işlediği sırada Türk vatandaşı olan kişi,
b) Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi,
c) Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya
seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak
katılan kişi,
d) Yargı görevi yapan deyiminden; yüksek mahkemeler,
adlî ve idarî mahkemeler üye ve hakimleri ile Cumhuriyet savcısı ve
avukatlar,[2]
e) Gece vakti deyiminden; güneşin
batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam
eden zaman süresi,
f) Silah deyiminden;
1. Ateşli silahlar,
2. Patlayıcı maddeler,
3. Saldırı ve savunmada kullanılmak
üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,
4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve
savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,
5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa
yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler,
g) Basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel
ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar,
h) İtiyadi suçlu deyiminden; kasıtlı bir suçun temel şeklini ya da daha
ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerini bir yıl içinde ve
farklı zamanlarda ikiden fazla işleyen kişi,
i) Suçu meslek edinen kişi deyiminden; kısmen de olsa geçimini suçtan
elde ettiği kazançla sağlamaya alışmış kişi,
j) Örgüt mensubu suçlu deyiminden; bir suç örgütünü kuran, yöneten,
örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç
işleyen kişi,
anlaşılır.
İKİNCİ
BÖLÜM
Kanunun
Uygulama Alanı
Zaman bakımından uygulama

İftira Suçunun Cezası ve Nitelikli Halleri

Türk Ceza Kanunu'nun 267. maddesinin 1. fıkrası kapsamında temel iftira suçunun cezası bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıdır. Failin isnat ettiği fiilin maddi eser ve delillerini bizzat uydurarak iftirada bulunması durumunda verilecek ceza TCK m. 267/2 gereğince yarı oranında artırılır.

Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine, bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa verilecek ceza TCK m. 267/3 uyarınca yarı oranında artırılır.

Yüklenen fiili işlemediği gerekçesiyle beraat eden veya hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen mağdurun bu isnat sebebiyle gözaltına alınması veya tutuklanması durumunda, TCK m. 267/4 gereğince iftira eden kişi ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.

Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı mahkûmiyet kararı verilmesi durumunda TCK m. 267/9 gereği karar aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilan edilir; ilan masrafı hükümlüden tahsil edilir.

Tek bir fiil ile birden fazla kişiye karşı iftira suçunun işlenmesi hâlinde TCK m. 43/2 yollamasıyla aynı maddenin 1. fıkrası uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanarak ceza artırılır. Bu kural Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/744 Esas ve 2021/629 Karar sayılı kararında uygulanmıştır.

Başkasına Ait Kimliğin Kullanılması ve Suç Uydurma Ayrımı

İşlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan şahıs, TCK m. 268/1 uyarınca iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır. Bildirilen kimlik bilgilerinin gerçekte var olan bir kimseye ait olması hâlinde TCK m. 268 yollamasıyla TCK m. 267 uygulanırken, gerçekte var olmayan bir kişiye ait olması hâlinde eylem TCK m. 206/1 kapsamında resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturur. TCK m. 206/1 uyarınca bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kimse, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 268Kaynağı aç
Madde 268- (1) İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma
ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya
kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre
cezalandırılır.[104]
Etkin pişmanlık
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 206Kaynağı aç
Madde 206- (1) Bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip
olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis
veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
Özel belgede sahtecilik

Suç uydurma suçu TCK m. 271'de düzenlenmiş olup failin işlenmediğini bildiği bir suçu yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar etmesi ya da delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uydurmasıyla gerçekleşir ve üç yıla kadar hapis cezası öngörür. Uydurulan isnadın yöneldiği kişilerin belirlenebilir olması hâlinde eylem suç uydurma değil, TCK m. 267 kapsamındaki iftira suçunu oluşturur.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 271Kaynağı aç
Madde 271- (1) İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara
işlenmiş gibi ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini
soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yıla kadar hapis
cezası verilir.
Yalan tanıklık

Kolluk biriminde alınan beyanda kişinin tanık sıfatı taşıması, masum bir şahsa yönelik hukuka aykırı fiil isnadının hukuki niteliğini değiştirmez; Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2020/3760 Esas ve 2020/16956 Karar sayılı ilamı gereğince eylem bir bütün olarak iftira suçunu oluşturur. Fiilin ikiye bölünerek aynı eylem nedeniyle hem yalan tanıklık hem de iftira suçundan ayrı ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 225. maddesinin 1. fıkrasına aykırılık teşkil eder.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2020/3760, K. 2020/16956Kaynağı aç
8. Ceza Dairesi         2020/3760 E.  ,  2020/16956 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : İftira, yalan tanıklık, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1-CMK.nın 231/11. maddesine göre hükmün açıklanmasına yönelik kararda; Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 141/3, CMK.nın 34 ve 230. maddeleri ve Ceza Genel Kurulu'nun 18.11.2014 gün, 2013/8-830 esas ve 2014/502 kararı uyarınca hükmün gerekçesinde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin yazılması, kanıtların tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen kanıtlar ile mahkemece ulaşılan kanaatin, sanığın suç oluşturduğu veya oluşturmadığı sabit görülen fiilin belirtilmesi ve bu fiilin nitelendirilmesinin yapılması suretiyle infazı kabil bir hüküm kurulması gerekirken, gerekçesiz olarak hüküm kurulması,
2-Sanığın daha önceden tanıdığı …' nun öldürülmesi üzerine jandarma karakoluna müracaat ederek verdiği ifadesinde maktülün bıçaklanmak suretiyle mağdur tarafından öldürüldüğünü ve ona yardım edenlerle birlikte cesedinin halıya sarılarak ortadan kaldırıldığını gördüğünü söylemek suretiyle mağdura yönelik soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını sağlayabilecek hukuka aykırı bir fiil isnadında bulunduğu, kolluk beyanındaki ifadesinin altında sıfatının tanık olarak yazılmasının yalan tanıklık suçunu oluşturmayacağı, eylemin bir bütün halinde iftira suçunu oluşturduğu gözetilmeden sanığın tek olan eylemi ikiye bölünerek aynı eylem nedeniyle hem yalan tanıklık hem iftira suçundan ayrı ayrı mahkumiyet hükümleri kurulması suretiyle CMK.nın 225/1. maddesine aykırı hareket edilmesi,
Yasaya aykırı, Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 13/10/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İftira Suçunda Etkin Pişmanlık Hükümleri

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2023/191 Esas ve 2023/640 Karar sayılı kararında genel etkin pişmanlık şartları; kanunda buna imkân tanıyan bir düzenleme bulunması, suçun tamamlanmış olması, failin kanunda öngörülen aktif bir davranışta bulunması ve bu davranışın iradi olması biçiminde belirlenmiştir. İftira suçuna ilişkin etkin pişmanlık şartları Türk Ceza Kanunu'nun 269. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/191, K. 2023/640Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2023/191 E.  ,  2023/640 K.
"İçtihat Metni"
HÜKÜMLÜ
İtirazname No : 2022/146723
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 1542-417
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan sanık …'nin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220/7 ve 314/3. maddeleri yollamasıyla 314/2, 220/7, 62/1, 53/1-2-3. ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 13 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesince 23.02.2018 tarih ve 154-2030 sayı ile kurulan hükme yönelik sanık tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 06.02.2019 tarih ve 1907-282 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi 30.06.2021 tarih ve 5532-4574 sayı ile; ''..Silahlı terör örgütü üyeliği/yardım etme suçundan yargılanan, kovuşturma aşamasında kendilerinin seçtiği bir müdafii bulunmadığı gibi CMK'nın 156. maddesi uyarınca da resen müdafii görevlendirilmeyen sanıklara, Anayasanın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesinin zorunlu sonucu olarak CMK'nın 150. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca müdafii görevlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, savunma hakkının kısıtlanmasını netice verecek biçimde müdafii hazır bulundurulmaksızın mahkûmiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK'nın 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi….Silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan hüküm kurulan suç tarihinin yardım niteliğindeki en son eylem tarihi olan … için; 03.03.2015 olarak yazılmaması…'' şeklinde açıklanan gerekçelerle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 23.03.2023 tarih ve 1542-417 sayı ile sanığın TCK'nın 220/7 ve 314/3. maddeleri yollamasıyla 314/2, 220/7, 62/1, 53/1-2-3, 63. ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1, maddeleri uyarınca 1 yıl 13 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin hükmünün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 03.10.2022 tarih, 24863-5445 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 30.11.2022 tarih ve 2022/146723 sayı ile; "…İtiraza konu uyuşmazlık; sanık hakkında örgüt üyeliği suçundan İlk Derece Mahkemesinde kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildikten sonra bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunan sanık müdafisinin, henüz temyiz incelemesi yapılmadan ek dilekçe ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talebinde bulunması hâlinde bu hususta sanığın beyanı alınarak talebin değerlendirilmesi amacıyla hükmün bozulmasının gerekip gerekmediğine ilişkindir.
Dosyanın yapılan incelemesinde; İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusu esastan reddedilen sanık müdafisinin temyiz başvurusu yaptıktan sonra Yargıtay 3. Ceza Dairesinde başlayan temyiz yasa yolu süreci henüz tamamlanmadan önce 03.09.2022 e-imza tarihli dilekçesinde, "Temyiz başvurusu sonrasında müvekkilin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmaya ilişkin talebi meydana gelmiştir." Müvekkil yeni beyanlarında Bankasya'ya para yatırmak yönünde kendisine kim tarafından talimat verildiği ve Zaman Gazetesi protestolarına kimin talimatıyla katılmak zorunda kaldığı…", "Müvekkilin beyanları şu şekildedir; Feza eğitim Kurumları Genel sorumlusu Nurettin Karabulut öğretmenleri toplayarak Bankasya'ya destek için parası olanların yatırmalarını olmayanların kredi çelerek yatırmalarını Bankasya'ya destek olmalarını ifade etti……Protesto için de aynı şekilde bütün öğretmenlerin katılması zorunludur dedi…" şeklinde beyanlarla etkin pişmanlık hükümlerinde yararlanma talebinde bulunduğu halde dilekçelerin temyiz incelemesinde dikkate alınmayarak, temyiz davasının esastan reddiyle mahkumiyet hükümünün onanmasına karar verilmiştir.
Silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin etkin pişmanlıktan dolayı ceza indiriminden hükmün kesinleşmesine kadar faydalanma imkanının bulunması, sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini için etkin pişmanlık hükümleri kapsamında yeniden savunmasının alınmasında zorunluluk bulunması nazara alındığında, sanık müdafisinin 03.09.2022 tarihli dilekçesine istinaden Yargıtay 3. Ceza Dairesince hükmün bozulması gerekirken, temyiz davasının esastan reddiyle mahkumiyet hükümünün onanmasına karar verilmesinin hukuka aykırılık oluşturduğu…'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 02.03.2023 tarih ve 39822-943 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
İnceleme sanık … hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûmiyetine karar verilen sanığın, Özel Dairece temyiz incelemesi yapılmasından önce müdafii vasıtasıyla etkin pişmanlık hükmünden yararlandırılmasına ilişkin ek dilekçe sunduğu dosyada, etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından eksik inceleme ile karar verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen darbe girişimi ile ilgili yürütülen soruşturmalar kapsamında sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve terörizmin finansmanı suçlarından cezalandırılmaları talebiyle açılan kamu davasında kurulan ilk mahkûmiyet hükmünün bozulması üzerine yeniden yapılan yargılamada; örgüte ait FEZA Kolejinde öğretmen olarak çalışan sanığın Bankasya'ya para yatırması, örgütle ilişkili sendikaya üye olması ve örgütün çağrısı üzerine yapılan protesto gösterisine katılması şeklinde gerekçelerle silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan cezalandırılmasına karar verildiği, sanık müdafiinin temyizi üzerine 20.04.2022 tarih ve 52554 sayılı tabliğname ile Özel Daireye gönderilen dosyaya ilişkin temyiz talebi henüz incelenmeden önce sanık müdafiince dosyaya sunulan 03.09.2022 tarihli dilekçe içeriğinde;
''…Müvekkil Bankasya'ya para yatırmak ve Zaman Gazetesi protestolarına katılmak hususunda baskı altına alındığını, kendisinin işsiz kalmak korkusuyla bahse konu talimatlara uygun hareket ettiğini ifade etmektedir. Müvekkilin tarafıma ilettiği beyanlar şu şekildedir;
'Feza Eğitim Kurumları Genel Sorumlusu Nurettin Karabulut Öğretmenleri toplayarak Bank Asya'ya destek için parası olanların yatırmalarını olmayanların kredi çekerek yatırmalarını Bank Asyaya destek olmalarını ifade etti.Öğretmenlerin hepsinin alınan bu kararlardan sorumlu olduğunu söyledi.. Feza Eğitim Kurumları Genel Müdürü’nün talimatı, zorlaması ve yönlendirmesi, işten çıkartılma korkusu ile öncelikle Bank Asya’ya yatırdım, kısa bir süre sonra geri çektim. Zorunlu temel ihtiyaçlarım ve borçlarım için kullandım. Bu eylemleri yaparken suç işleme amacı ile yapmadım ve suç teşkil edebileceğini düşünemedim. Bu işlemleri yaptığımda devlete başkaldırma amacım ve niyetim yoktu. Rutin bir bankacılık hareketi olacağını zannetmiştim. Yıl ortasında işsiz kalma korkusu ile hareket ettim. Devletimize karşı yapılan bir hareket olduğunu bilmiyordum. Devletin bölünmez bütünlüğüne karşı bir hareket niyetinde olmadım ve olmayacağım. Ayni sekilde Genel Müdür olan Nurettin Karabulut'a maaş alamadığımızı, alırsakda eksik ve geç yatması sebebiyle 6 kişilik bir aile olmam sebebiyle geçim sıkıntısı çektiğimi ve bu sebeble istifa etmek istediğimi ifade ettim ve defalarca istifa dilekçesi sunduğum halde her defasında geri çevirerek reddetti. Bu özel okulların devlete devredileceğini hem daha fazla maaş alacağımızı hem de düzenli alacağımızı söyleyerek istifamı kabul etmedi.. Protesto içinde aynı şekilde bütün öğretmenlerin katılması zorunludur dedi. O günlerde bizlere çok mobing yapıldı. Yine Pak Eğitim sendikasına e-devlet üzerinden kayıt olmamı Feza Eğitim Kurumları Genel Müdürü’nün talimatı, zorlaması ile yaptım. Suç işleme duygusu ile hareket etmedim. E-devlet üzerinden yapıldığı için yasal çalışma haklarımı savunacağımı zannetmiştim. Bu sendikaya herhangi bir ücret yatırmadım. Feza Genel Müdürü’nün baskı ve işten atılma korkusu olmasaydı kesinlikle üye olmazdım…'Müvekkilin sürece ilişkin açıklamalarına yukarıda yer vermiş bulunuyoruz. İş bu hususta Müvekkilin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanma talebi ve ve örgüt yapısının çözülmesine ilişkin açıklayacağı hususlar hakkında kapsamlı beyanının mahkeme huzurunda alınması önem arz etmektedir.'' şeklinde ifadelerin yer aldığı, gönderilen bu dilekçe Özel Daire tarafından dikkate alınmayarak mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
İşledikleri suç nedeniyle kişilerin cezalandırılması kural olmakla birlikte, bazı şartların gerçekleşmesi hâlinde, kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden ya da mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içinde işlenmekte olup buna suç yolu iter criminis denilmektedir. Bu süreçte fail önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak da icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin de gerçekleşmesi aranmaktadır. TCK'nın 36. maddesindeki "gönüllü vazgeçme" düzenlemesiyle failin suç yolundan dönerek suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemelerle de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır.
TCK’da etkin pişmanlık, bütün suçlarda uygulanabilecek genel bir hüküm olarak değil, özel suç tipleri bakımından uygulanabilecek istisnai bir kurum olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda kanun koyucu bazı suçlara ilişkin etkin pişmanlık düzenlemesini “etkin pişmanlık” başlığıyla bağımsız bir madde hâlinde (TCK 93, 110, 168, 192, 201, 221, 248, 254, 269, 274, 293), bazılarını ise suç tipinin düzenlendiği maddenin bir fıkrası şeklinde yapmıştır. (TCK 184/5, 245/5, 275/2-3, 281/3, 282/6, 289/2, 297/4, 316/2). Bu düzenlemelerin bir kısmında etkin pişmanlık nedeniyle failin cezasının bütünüyle ortadan kaldırılması öngörülmüş iken bir kısmında ise sadece belli oranda indirilmesi kabul edilmiştir.
Etkin pişmanlık, kanunun etkin pişmanlığa imkân tanıdığı her suç tipinde o suçun karakterine uygun bir yapıya bürünmektedir (Yasemin Baba, Türk Ceza Kanununda Etkin Pişmanlık, 12 Levha Yayınları, İstanbul, 2013, 1. Baskı, s. 22). Ancak bu durum etkin pişmanlık düzenlemeleri arasında hiçbir ortak unsur olmadığı anlamına gelmemektedir. Gerek TCK'daki gerekse özel ceza kanunlarındaki etkin pişmanlık düzenlemeleri incelendiğinde ve öğreti ile yargısal kararlardaki görüşler değerlendirildiğinde etkin pişmanlığın unsurlarının;
– Kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması,
– Suçun tamamlanmış olması,
– Failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının olması,
– Failin bu davranışının iradi olması,
şeklinde belirlenmesi mümkündür.
Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkân tanıyan özel bir düzenleme bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildir. Esasen niteliği gereği her suç etkin pişmanlığa elverişli de değildir. O suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemişse "kanunilik ilkesi" uyarınca kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz.
Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için suçun tamamlanmış olması gerekir. Teşebbüs aşamasında kalan suçlar bakımından etkin pişmanlıktan söz edilemez, ancak şartları varsa "gönüllü vazgeçme" gündeme gelebilir.
Etkin pişmanlığın diğer bir şartı, failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının bulunmasıdır. Gerçekten de etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler incelendiğinde; "suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım etme", "mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakma", "mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderme", "diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri merciine haber verme", "örgütü dağıtma veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlama", "iftiradan dönme", "gerçeği söyleme" gibi çeşitli şekillerde failden, işlediği suçla gerçekleşen haksızlığın neticelerini mümkün olduğunca ortadan kaldırmaya yönelik aktif davranışlarda bulunmasının arandığı görülmektedir. Gerçekleştirdiği haksızlığın neticelerini kanunun aradığı biçimde ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir aktif davranışta bulunmayan fail hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanması mümkün değildir. Nitekim müessesenin adlandırılmasında, sergilenmesi gereken davranışın bu özelliğine binaen "etkin" kelimesi tercih edilmiştir. Karşılaştırmalı hukukta da müessesenin adlandırılmasında benzer bir vurgunun yapıldığı görülmektedir. Örneğin; sırasıyla Alman, Fransız, İspanyol ve İngiliz Hukukunda adlandırma: "Tätige Reue", “Repentir actif”, “Arrepentimiento activo eficaz”. "Active repertance" şeklindedir. Ancak aktif davranış, bizzat fail tarafından bir davranışta bulunulmasının zorunlu olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Failin iradesine dayanan üçüncü kişinin hareketi de, bu hareketin yapılmasına fail tarafından neden olunduğu sürece yeterli kabul edilmelidir.
Etkin pişmanlığın varlığının kabul edilebilmesi için sanığın suç sonrası sergilediği aktif davranışın iradi olması da lazımdır. Bu şart etkin pişmanlığın subjektif unsurunu teşkil etmektedir. Etkin pişmanlığın varlığının kabulü için tek başına failin haksızlığın sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmuş olması yeterli değildir. Etkin pişmanlıkta fail, suç sonrası zararı gidermeyi, engellemeyi, düzeltmeyi ya da tehlikeyi önlemeyi iradi yani gönüllü olarak yapmalıdır. Çoğu zaman fail bu tür davranışları, suçu işledikten sonra duyduğu pişmanlığın tesiri ile yapmaktadır. Bu nedenle müessesenin adlandırılmasında tercih edilen ikinci kelime de "pişmanlık" olmuştur. Aynı şekilde karşılaştırmalı hukukta da örnekleri verilen isimlerden anlaşılacağı üzere "tövbe" kelimesiyle bu vurgunun yapıldığı görülmektedir. Etkin pişmanlıkta ceza verilmesinden vazgeçilmesinin yahut cezadan indirim yapılmasının temelinde failin bu pişmanlığı yatmaktadır. Zira cezalandırılmada güdülen asıl amaç, kişinin pişmanlık duymasını sağlayıp yeniden topluma kazandırılmasıdır. Failin dışa yansıyan davranışının pişmanlığının tezahürü olarak kabul edilebilecek derecede iradi olması yeterli olup iç dünyasına bakılıp gerçekten samimi olup olmadığı aranmaz. Bu bakımdan sanığın davranışında cezadan kurtulma saiki de etkili olmuş olsa, önemli olan salt bu saikle hareket edilmemiş olmasıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 20.10.2015 gün ve 534-332 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Etkin pişmanlıkla ilgili bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından, TCK'nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünden önceki yasal düzenlemelere de değinmek gerekmektedir.
Terör örgütlerinin insan kaynağının kurutulabilmesi, alınabilecek diğer tedbirlerle birlikte bu örgütlerin etkisizleştirilip ortadan kaldırılmaları, geçmişte meydana gelen terör eylemlerinin aydınlatılabilmesi, gelecekte işleyebilecekleri suçların engellenmesi ve terör örgütüne üye olanların tekrar topluma kazandırılabilmeleri bakımından 05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. Bu Kanun'un iki yıllık yürürlük süresinin bitmesi üzerine aynı amaçlara yönelik olarak 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun çıkarılmış, bu Kanun'un 1. maddesi süreli, diğer maddeleri ise süresiz olarak yürürlüğe girmiştir. Anılan 1. maddenin sona eren yürürlük süresi zaman içinde 3618, 3853, 4085, 4450 ve 4537 sayılı Kanun'larla uzatılmış ve nihayet 29.08.2000 tarihinde uygulaması sona ermiş ise de, bu süre içinde beklenen amaca ulaşılamaması nedeniyle bu kez benzer amaçlarla 29.07.2003 tarihinde kabul edilen 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe konulmuştur.
4959 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde; “Yakalandıktan sonra bilgi verme eğilimindeki bir çok örgüt mensubu nedamet eğiliminde olmasına rağmen herhangi bir ceza indiriminden yararlanma ihtimali bulunmadığından nedametini açıkça dile getirmemekte ve bilgi vermekten kaçınmaktadır. Oysa önemli konumdaki bir örgüt mensubunun, örgütle ilgili olarak verdiği bilgilerle, faili meçhul kalmış suçlar aydınlatılabilmekte ve örgüt mensuplarının yakalanabilmesi sağlanabilmektedir…” denilerek, kanunun çıkarılma amacı, yakalanan örgüt mensuplarının bilgi vermeleri, bu suretle faili meçhul kalmış olayların aydınlatılması ve örgüt mensuplarının yakalanabilmesi olarak açıklanmıştır.
Aynı Kanun'un;
3. maddesinde; kanundan yararlanamayacak kişiler sayılmıştır. Buna göre; tamamı üzerinde etkili olabilecek şekilde terör örgütünü sevk ve idare edenlerin, hükmü kesinleşmeden önce hâkim huzurunda önceki beyanlarını reddeden veya bu kanun hükümlerinden yararlanmak istemediğini beyan eden faillerin ve haklarında 3216, 3419, 3618, 3853, 4085, 4450 ve 4537 sayılı kanun hükümleri uygulanmış bulunanlardan, anılan kanunların kapsamına giren suçları yeniden işleyenlerin, bu Kanun'dan yararlanamayacakları öngörülmüştür.
4. maddesinde ise; kanunun uygulanma koşulları ve esasları düzenlenmiş, terör örgütü mensubu olup da bu kanundan yararlanabileceklere uygulanacak cezasızlık hâli ile ceza indirimi miktarları ve bunların koşulları belirtilmiştir. Maddenin (a) bendinde; terör örgütü tarafından işlenen suçlara iştirak etmemiş bulunanların kendiliklerinden veya dolaylı teslim olmaları hâlinde veya bunların kendiliklerinden örgütten çekildiği anlaşıldığında, ceza verilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Bunların cezasızlık hâlinden yararlanmaları için örgütün faaliyetleri hakkında herhangi bir bilgi vermeleri de gerekmemektedir.
Maddenin (b) bendinde, terör örgütü tarafından işlenen suçlara iştirak etmiş olup da silahlı mukavemet göstermeksizin kendiliklerinden veya dolaylı teslim olanların yahut kendiliklerinden örgütten çekildiği anlaşılıp da bu kanundan yararlanmak istediğini açıklayanların hangi koşullar altında ceza indiriminden yararlanabilecekleri düzenlenmiştir. Buna göre, terör örgütü mensubu bu kişilerin, örgüte girişleri, örgüt içindeki faaliyetleri, bu sırada tanıdığı diğer örgüt mensupları, amirleri ve örgütün eylemleri hakkında bilgi vermeleri ve bu bilgilerin kendilerinin örgüt içindeki konum ve faaliyetleri ile uyumlu olması, ayrıca bu bilgilerin doğruluğunun da saptanması gerekmektedir.
Maddenin (c) bendinde ise; yakalanan örgüt mensuplarının durumu düzenlenmiştir.
Bu bentte de bilgi verme koşulu aranmış, bilgi vermenin, hükmün kesinleşmesinden önce veya sonra olmasına göre ikili bir ayrıma gidilmiş ve bu ayrıma göre yapılacak ceza indirimleri farklı şekilde düzenlenmiştir. İradeleriyle teslim olmayan veya kendiliklerinden örgütten çekilmeyen bu kişiler güvenlik güçlerinin özel çabası sonucu ele geçirildiklerinden, bunlar hakkında ceza indirimine gidilebilmesi için (b) bendinden farklı olarak, verdikleri bilgilerin terör örgütünün dağılmasına veya meydana çıkarılmasına yardım etmesi veya verdikleri bilgi ve belgelerle ya da bizzat gösterecekleri çabayla örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olması koşulu aranmıştır.
Bu Kanun'un 8. maddesiyle, cezasızlık hâli ya da cezada indirim öngören aynı Kanun'un 4. maddesinin birinci ve son fıkrasının yayımı tarihinden itibaren altı ay sonra yürürlükten kalkacağı hüküm altına alınmıştır.
Uyuşmazlık konusunu oluşturan 5237 sayılı TCK'nın “Etkin pişmanlık” başlıklı 221. maddesi ise;
“(1) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz.
2) Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
3) Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
4) Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır…” şeklinde düzenlenmiş olup maddenin ilk dört fıkrasında, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak suçları ile ilgili etkin pişmanlık gösteren faillerin birbirinden farklı koşullarla, cezanın kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi hâller kabul edilmiştir.
Öte yandan, 3713 sayılı Kanun'un "Terör örgütleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmüyle TCK'nın 314. maddesine atıf yapılmış,
TCK'nın 314. maddesinde tanımlanan "Silâhlı örgüt" suçu ise;"
(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere; TCK’nın 314. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, TCK'nın 314. maddesinde düzenlenen silahlı örgüt suçu açısından da uygulanacaktır. Bu sebeple, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu bakımından "diğer hükümler" kapsamında olan TCK'nın 221. maddesinin, aynı Kanun'un 314. maddesi yönünden de tatbiki gerekmektedir. Zira bir anlamda TCK’nın 220. maddesinde düzenlenen örgüt suçu tipine tam olarak bağlı olan TCK’nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hâli, aynı Kanun'un 314. maddesinin de ayrılmaz bir parçası niteliğindedir.
Nitekim, 05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK’nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlenmeyi amaçlamaktadır.
TCK’nın 221. maddesinin gerekçesinde; “Madde metninde, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak suçları ile ilgili olarak etkin pişmanlık hâli düzenlenmiştir.
Birinci fıkrada, örgüt kurucu veya yöneticileri ile ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; suç işlemek amacıyla örgüt kurmak veya yönetmek dolayısıyla haklarında soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kişiler hakkında cezaya hükmolunmaz.
İkinci fıkrada, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olan kişilerle ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Örgüt üyesinin, etkin pişmanlık hükmünden yararlanabilmesi için, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemiş olması ve ayrıca, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Bu koşulların gerçekleşmesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmayacaktır.
Üçüncü fıkrada ise, yakalanan örgüt üyesi ile ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Yakalanmış olmasına rağmen, bu fıkrada belirlenen şartların gerçekleşmesi hâlinde örgüt üyesi cezalandırılmayacaktır. Bu şartlardan birisi, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemiş olmak; diğeri ise, örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermiş olmaktır. Verilen bilginin, örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli olup olmadığını takdir yetkisi mahkemeye aittir.
Kişi, suç işlemek için kurulmuş olan örgütün kurucusu, yöneticisi veya üyesi olmakla birlikte, örgütün ulaştığı yapılanma itibarıyla dağılmasını sağlama imkanından yoksun olabilir. Bu durumda bile, söz konusu sıfatları taşıyan kişilerin belli şartlarda etkin pişmanlıktan yararlanması sağlanabilmelidir. Bu düşüncelerle maddenin dördüncü fıkrası düzenlenmiştir. Buna göre, suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi hâlinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmayacaktır.
Kurucu, yönetici veya üyenin, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgileri yakalandıktan sonra vermesi hâlinde, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı hakkında verilecek cezada belli oranda indirim yapılması kabul edilmiştir…" açıklamalarına yer verilmiştir.
TCK'nın 221. maddesinin birinci fıkrasına göre; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle ceza soruşturmasına başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan örgüt kurucu veya yöneticileri hakkında cezaya hükmolunmayacaktır. Bu hükmün uygulanabilmesi için ilgili suç örgütü hakkında soruşturmaya başlanmamış ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmemiş olması gerekmektedir.
Suç örgütü kurulmakla beraber herhangi bir amaç suç işlenmemiş fakat amaç suçları işlemek için hazırlık hareketi mahiyetindeki birtakım fiillere girişilmişse diğer şartların da varlığı hâlinde bu hükmün uygulanmasının önünde herhangi bir engel yoktur. Örnegin, suç işlemek amacıyla örgüt kuran kimseler işleyecekleri amaç suçlar için silah temin etme, plan ve program yapma gibi faaliyetlere girişmiş olabilirler. Kanun, amaç suçlan işlenmemesini şart olarak koştuğu için bu şekilde hazırlık hareketinde kalmış fiillerin varlığına rağmen etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilecektir. Fakat hazırlık hareketi niteliğindeki fiiller ayrıca bir suç oluşturuyorsa faillerin, bu fiilleri dolayısıyla cezai sorumlulukları saklıdır. Örneğin, ruhsatsız silah veya patlayıcı madde temin eden failin cezai sorumluluğu doğacaktır. Bunun ötesinde hazırlık hareketi aşaması da geçilerek örgütün amacı doğrultusunda bir suç işlenmişse örgüt kurucu ve yöneticilerinin bu etkin pişmanlık hükmünden yararlanmaları imkan dahilinde değildir.
TCK'nın 221. maddesinin birinci fıkrasının aradığı bir diğer şart ise örgüt kurucu ve yöneticilerinin bizatihi örgütü dağıtmaları ya da verdikleri bilgilerle örgütün dağılmasını sağlamalarıdır. Bu bağlamda, verdikleri bilgiler önemsiz veya önemli olmakla beraber örgütün dağılmasını sağlayacak nitelikte değilse kurucu ve yöneticilerin bu hükümden yararlanması mümkün değildir.
Buna göre TCK'nın 221. maddesinin birinci fıkrasının uygulanabilmesi için;
i) Fail örgütün kurucusu veya yöneticisi olmalıdır,
ii)Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmamış ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmemiş olmalıdır,
iii) Fail örgütü dağıtmalı veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlamalıdır.
TCK'nn 221. maddesinin ikinci fıkrasına göre, örgüt üyesi örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bir suça iştirak etmeksizin ve gönüllü olarak örgütten ayrıldığını yetkili makamlara bildirirse etkin pişmanlık hükmünden yararlanacak ve ceza almayacaktır.
Yine ilk fıkrada örgüt kurucu ve yöneticilerinin etkin pişmanlıktan yararlanabilmesi için "örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmemiş olması!" şart koşulmuş olmasına rağmen ikinci fıkrada bu şart "örgüt üyesinin örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemesi" olarak düzenlenmiştir. Nitekim TCK'nın 221. maddesinin ikinci fıkrası gereğince örgüt faaliyeti çerçevesinde amaç suçlardan bazılarının işlenmiş olması, örgüt üyesinin bu fıkra hükmünden yararlanmasına engel değildir. Zira bu fıkra bakımından önemli olan, örgüt faaliyeti çerçevesinde amaç suçların işlenmemesi olmayıp örgüt üyesinin örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemesidir. Bir başka anlatımla, TCK'nın 221. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan koşullar gerçekleştikten sonra örgütün faaliyeti çerçevesinde başkaları tarafından suç işlenmiş olmasının etkin pişmanlıktan yararlanma açısından bir önemi bulunmamaktadır.
TCK'nın 221. maddesinin ikinci fıkrasında; örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen herhangi bir suça iştirak etmemiş olan örgüt üyesinin örgütten gönüllü ayrılması yanında ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi de ceza almamasının koşulu olarak yer almaktadır. Gönüllü olarak örgütten ayrıma, güvenlik kuvvetleri tarafindan yakalanmama/zorla ele geçirilmeme anlamını taşımaktadır.
Buna göre TCK'nın 221. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanabilmesi için;
i) İşlenen suçun örgüt üyeliğinden ibaret olması,
ii) Failin örgüt faaliyeti kapsamında herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmemesi,
iii) Gönüllü olarak örgütten ayıldığını ilgili makamlara bildirmesi gerekmektedir.
TCK'nın 221. maddesinin üçüncü fıkrasına göre; suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesi hakkında pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi hâlinde ceza verilmeyecektir.
TCK'nın 221. maddesinin üçüncü fıkrasında; ikinci fıkradan farklı olarak yakalanmış olan örgüt üyesine ilişkin etkin pişmanlık hâli düzenlenmiştir. Kendiliğinden teslim olmaksızın yakalanan örgüt üyesi hakkında cezaya hükmolunmaması, amaç suçlara iştirak etmemiş olmasına ve pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesine bağlıdır. Çünkü bu durumda fail, yetkili makamlara kendiliğinden teslim olmamış, kolluk tarafından yakalanmıştır. Kanun, bu durumdaki örgüt mensuplarının da yetkili makamlara örgütün etkisizleştirmesi amacına matuf bilgiler sunması kaydıyla etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmasını kabul etmiştir.
Failin vermiş olduğu elverişli bilgilere rağmen örgütün dağılması veya mensuplarının yakalanması sağlanamamış olabilir. Önemli olan, nitelikli bilginin verilmesi olup verilen bilginin örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli olup olmadığını takdir yetkisi mahkemeye aittir.
Buna göre TCK'nın 221. maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanabilmesi için fail;
i) Örgüt üyesi olmalıdır,
ii) Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemiş olmalıdır,
iii) Yakalanmış olmalıdır,
iv) Pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermelidir.
TCK'nın 221. maddesinin dördüncü fıkrası; ilk üç fıkrada düzenlenen suçlarn faillerinin yani sıra örgüte üye olmamakla beraber örgüt adına suç işleyen ve örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişileri de kapsamaktadır.
TCK'nın 221. maddesinin dördüncü fıkrasının birnci cümlesine göre; örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden failin, gönüllü olarak teslim olup örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi hâlinde hakkında örgüt kurma, yönetme veya örgüte üye olma suçundan dolayı cezaya hükmolunmayacaktır. Anılan fıkranın ikinci cümlesine göre ise gönüllü olarak yetkili makamlara teslim olmamakla birlikte yakalandıktan sonra bahsedilen nitelikteki bilgileri veren failin cezasında üçte birinden dörtte üçüne kadar indirim yapılacaktır. Bu indirim oranı belirlenirken failin vermiş olduğu bilgilerin niteliği göz önünde bulundurulmalıdır.
Buna göre TCK'nın 221. maddesinin dördüncü fıkrasının;
Birinci cümlesinin uygulanabilmesi için fail;
i) Örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ya da örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden olmalıdır,
ii) Gönüllü olarak teslim olmalıdır,
iii) Örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermelidir.
İkinci cümlesinin uygulanabilmesi için fail;
i) Örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ya da örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden olmalıdır,
ii) Yakalanmış olmalıdır,
iii) Örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermelidir.
Görüldüğü üzere; TCK’nın 221. maddesinin ilk dört fıkrasındaki açık düzenlemeler gereği, ancak örgüt kurma, yönetme veya üye olma suçlarında etkin pişmanlık hükümleri tatbik edilebilecek olup örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen diğer suçlar yönünden bu maddede belirtilen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu bakımdan, örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ya da örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden fail hakkında TCK’nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabileceği suçlar, örgüt kurmak, yönetmek veya üye olmak suçlarından ibarettir.
Bununla birlikte, pişmanlık kavramının, TCK'nın 221. maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinin tatbiki bakımından irdelenmesine gelince;
TCK'nın 221. maddesinin uygulanabilmesi için, etkin pişmanlık kurumunun doğası ve anılan madde başlığının “Etkin pişmanlık” olması karşısında; failin pişman olması esasen ön koşul niteliğindedir. Bu nedenle, TCK'nın 221. maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinin uygulanması bakımından failin yalnızca maddi gerçeğin ortaya çıkması için yararlı bilgiler vermesi yeterli olmayıp bu pişmanlığını yargılamanın her aşamasında sürdürmesi, bu bağlamda pişmanlık duyarak örgütün yapısı çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgileri içeren ifadesini inkar etmemesi gerekir. Pişmanlık duyarak verdiği ifadeyi inkâr eden kişinin o aşamada pişmanlığından söz edilemez.
Diğer taraftan, "Etkin pişmanlık" başlıklı 221. maddenin üçüncü fıkrasında "pişmanlık duyarak" ibaresi kullanıldığından, bu koşulun dördüncü fıkranın ikinci cümlesi bakımından aranmayacağı ileri sürülebilir ise de; Adalet Komisyonu raporunda da vurgulandığı üzere madde başlığının, maddenin tüm fıkralarının yorumu bakımından ayrılmaz bir parça olması, üçüncü fıkranın uygulanma koşullarının, dördüncü fıkranın ikinci cümlesine göre daha ağır şartlara bağlı tutulması ve madde gerekçesinde belirtildiği üzere, dördüncü fıkranın, üçüncü fıkrada belirtilen nitelikte bilgi verme imkânından yoksun failler bakımından ihdas edilen bir düzenleme olması nazara alındığında, dördüncü fıkranın ikinci cümlesinin uygulanması bakımından, diğer koşulların yanı sıra failin pişmanlık duyması koşulunun da gerçekleşmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, örgütlü suçluluğa ilişkin etkin pişmanlığı düzenleyen TCK'nın 221. maddesinde yer alan fıkraların her birinin uygulanabilmesi bakımından failin pişmanlık duyması ön koşul niteliğinde olduğundan, maddenin "pişmanlık duyarak" ibaresine yer verilmeyen fıkraları açısından da failin pişman olmasının gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bununla birlikte, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren failin, vermiş olduğu bilgileri aşamalarda inkâr etmesi hâli, maddenin "failin örgütten koparılıp tekrar topluma kazandırılması ve örgüt faaliyeti çerçevesinde tekrar suç işlemesinin önlenmesi" şeklinde belirtilen amacıyla bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla, faillerin yakalandıktan sonra usule uygun olarak verdikleri ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması hususunda delil niteliği taşıyan itiraf içerikli beyanları hükme esas alınabilir ise de; bu beyanları sonradan reddeden faillerin pişmanlık duyduklarından söz edilemeyeceği, böylelikle maddede öngörülen amaca aykırı davrandıkları anlaşıldığından, haklarında TCK'nın 221. maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Bölge Adliye Mahkemesince bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık … müdafiinin temyiz başvurusunda bulunduğu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 20.04.2022 tarihinde “onama” istemli olarak düzenlenen tebliğnamenin Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderildiği, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinden sonra dosyaya sunduğu 03.09.2022 tarihli, sanığın pişmanlığı ve ayrıntılı anlatımlarını içeren dilekçesiyle etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talebini iletmesine rağmen bu talep dikkate alınmadan Özel Dairece hükmün onanmasına karar verildiği anlaşılmakla;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.09.2022 tarih, 296-554 sayılı kararında da açıklandığı üzere; TCK'nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden hüküm kesinleşinceye kadar yararlanmanın mümkün olduğu dikkate alındığında, sanığın silahlı terör örgütüne yardım etme eylemine ilişkin ayrıntılı anlatımlara yer verilen dilekçesi kapsamında TCK'nın 221/4. maddesindeki düzenlemeye göre hukuki durumunun yeniden değerlendirilebilmesi için hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekirken, bu husus dikkate alınmadan hükmün onanmasına karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
VI. KARAR
:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 03.10.2022 tarihli ve 24863-5445 sayılı sanık … hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
3- Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 23.03.2022 tarih ve 1542-417 sayı ile sanık … hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle BOZULMASINA,
4- Dosyanın, duruşma açılarak yeni bir hüküm tesis edildiği gözetilerek CMK'nın 304/2-b maddesi uyarınca gereği için Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine, bilgi için kararın bir örneğinin Samsun 3. Ağır Caza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.12.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/744 Esas ve 2021/629 Karar sayılı ilamına göre, iftira suçunda etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için failin mağdura isnat ettiği hukuka aykırı fiilin gerçekte bulunmadığını ikrar etmesi ve suçu kabul etmesi gerekir. İftiradan dönmenin geçerli olabilmesi için failin kendi özgür iradesiyle hareket etmesi, ifadesinin açık ve anlaşılır olması ve dönmenin istikrarlı sürdürülerek tekrar önceki isnada dönülmemesi aranır.

Failin isnadından dönmeden önce yetkili makamlarca maddi gerçeğin bizzat ortaya çıkarılması hâlinde artık gerçek bir pişmanlıktan söz edilemeyeceğinden TCK m. 269 etkin pişmanlık hükümleri uygulanmaz.

TCK m. 269 uyarınca etkin pişmanlık indirimleri yargılama aşamalarına göre kademelendirilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/744 Esas ve 2021/629 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, soruşturma ve kovuşturma öncesindeki aşamalarda ceza indirimi yapılması kanunen öngörülmüşken, hüküm öncesi, mahkûmiyet sonrası, infaz ve idari yaptırım aşamalarında hâkime takdir yetkisi tanınmıştır.

İftira edenin mağdur hakkında adlî veya idari soruşturma başlamadan önce iftirasından dönmesi hâlinde verilecek cezanın beşte dördü indirilir (TCK m. 269/1). Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme hâlinde ise cezanın dörtte üçü indirilir (TCK m. 269/2).

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 269Kaynağı aç
Madde 269- (1) İftira edenin, mağdur hakkında adlî veya idari
soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan
dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir.
(2) Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme halinde, iftira
suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir.
(3) Etkin pişmanlığın;
a) Mağdur hakkında hükümden önce
gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi,
b) Mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek
cezanın yarısı,
c) Hükmolunan cezanın infazına başlanması halinde, verilecek cezanın üçte
biri,
İndirilebilir.
(4) İftiranın konusunu oluşturan münhasıran idari yaptırım uygulanmasını
gerektiren fiil dolayısıyla;
a) İdari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması
halinde, verilecek cezanın yarısı,
b) İdari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması
halinde, verilecek cezanın üçte biri,
indirilebilir.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/31
md.) Basın ve yayın yoluyla yapılan iftiradan dolayı etkin pişmanlık
hükümlerinden yararlanılabilmesi için, bunun aynı yöntemle yayınlanması
gerekir.
Suç üstlenme

Etkin pişmanlığın mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşmesi hâlinde verilecek cezanın üçte ikisi, mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi hâlinde yarısı, hükmolunan cezanın infazına başlanması hâlinde ise üçte biri indirilebilir (TCK m. 269/3).

İftiranın konusunu münhasıran idari yaptırım gerektiren bir fiil oluşturduğunda, idari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması hâlinde cezanın yarısı, idari yaptırım uygulandıktan sonra bulunulması hâlinde cezanın üçte biri indirilebilir (TCK m. 269/4). Basın ve yayın yoluyla işlenen iftirada etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için iftiradan dönüşün de aynı yöntemle yayınlanması gerekir (TCK m. 269/5).

Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 2015/9862 Esas ve 2016/15046 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, TCK m. 269'daki etkin pişmanlık düzenlemesi iftira suçuna özgüdür; TCK m. 271'de düzenlenen suç uydurma suçuna ilişkin herhangi bir etkin pişmanlık düzenlemesi bulunmadığından suç uydurma mahkûmiyetinde TCK m. 269/2 uyarınca etkin pişmanlık indirimi tatbik edilemez.

Yargıtay 13. Ceza Dairesi, E. 2015/9862, K. 2016/15046Kaynağı aç
13. Ceza Dairesi         2015/9862 E.  ,  2016/15046 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Hırsızlık, suç uydurma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-Sanıkların, mağdura ait inşaat alanından playwood denilen ahşap beton kalıplarını çalmaya teşebbüs ettiklerinin anlaşılması karşısında; haklarında TCK'nın 142/1-e maddesi yerine aynı yasanın 141/1. maddesi ile uygulama yapılarak eksik cezaya hükmedilmesi,
2-Sanık … hakkında suç uydurma suçundan hüküm kurulurken “asgari hadden tayin ve tespit edilerek” dendiği ve atılı suçun alt sınırının TCK'nın 49/1. maddesi gereğince 1 ay olduğu halde, mahkemece teşdit uygulanıp alt sınırdan uzaklaşılarak cezaverilmek suretiyle hükümde çelişkiye düşülmesi,
3-5237 sayılı TCK'nın 269. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulama alanı bulan suçun iftira suçu olduğu ve aynı Yasa'nın 271. maddesinde düzenlenen “suç uydurma” suçuna ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamasına göre; anılan suçtan hükümlülüğüne karar verilen sanık …'un TCK'nın 269/2. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına yasal olanak bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması,
4-Suçun gece vakti işlenmesi sebebiyle hırsızlık suçundan TCK'nın 143. maddesi gereğince verilen cezadan en fazla 1/3 oranında arttırım yapılması gerekirken 1/3 oranında arttırım yapılarak sanıklar hakkında fazla ceza tayini,
5-Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 günlü, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan kısmi iptal kararı uyarınca, 5237 sayılı TCK 53. madde 1. fıkra b. bendinde düzenlenen “seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına” hükmünün iptal edilmesi nedeniyle uygulanamayacağının gözetilmesi zorunluluğu,
5-6352 sayılı Yasanın 100. maddesi ile CMK'nın 324. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümle gereğince, sanıklara yüklenen yargılama giderinin 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 106. maddesindeki terkin edilmesi gereken (20,00 TL) tutardan az olması nedeniyle hazine üzerinde bırakılması gerektiğinin düşünülmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …'un ve …'nın temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle isteme uygun olarak BOZULMASINA, CMUK'un 326. maddesi gereğince kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 10/11/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargılama Usulü, Dava Zamanaşımı ve Tazminat

İftira suçunun uzlaşma kapsamında bulunan suçlar arasında yer almadığı ve bu suça ilişkin ceza yargılamalarının asliye ceza mahkemesi nezdinde görüleceği kabul edilmektedir.

İftira suçunda dava zamanaşımının başlangıcı TCK m. 267/8 hükmü ile özel olarak düzenlenmiştir. Madde metni uyarınca iftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun isnat edilen fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten itibaren başlar.

İftira suçundan kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açılacak hukuk davalarında görevli yargı merciinin asliye hukuk mahkemesi olduğu kabul edilmektedir; nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrası uyarınca şahıs varlığı ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
MADDE 2- (1) Dava konusunun değer ve miktarına
bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda
görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.
(2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda
aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından
da görevlidir.
Ölüm
veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev
İftira suçu uzlaşmaya tabi midir?

İftira suçunun uzlaşma kapsamında yer almadığı ve uzlaştırma usulünün uygulanamayacağı kabul edilmektedir; söz konusu fiile ilişkin ceza yargılamaları asliye ceza mahkemesi tarafından yürütülür.

İftira suçunda dava zamanaşımı ne zaman başlar?

TCK m. 267/8 uyarınca iftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar.

Şikâyetin kanıtlanamaması doğrudan iftira suçunu oluşturur mu?

Hayır; içeriği kanıtlanamamış olsa dahi ihbar veya şikâyetin anayasal bir hakkın meşru kullanımı niteliğinde kaldığı hâllerde hukuka uygunluk nedeni söz konusu olur. Bunun yanında failin, somut olay veya olgulara dayalı inanç ve şüphesiyle bildirimde bulunduğu durumlarda da suçun manevi unsurları oluşmaz.

İftira suçunun cezası ne kadardır?

TCK m. 267/1 uyarınca temel ceza bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıdır. Fiilin delillerinin uydurulması ya da mağdur hakkında beraat/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmişken gözaltı ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbirinin uygulanması hâlinde ceza yarı oranında artırılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu