Toplumsal Barış Teklifinde Erteleme ve Hukuk Devleti

by Avukat Erdal Ersoy
Toplumsal Barış Teklifinde Erteleme ve Hukuk Devleti

5 Ağustos 2026'da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, toplumsal barışın güçlendirilmesi ve Terörsüz Türkiye hedeflerine dayandırılmaktadır. Metin şeklen erteleme olarak kurulmuş; gerekçede mahkûmiyet hükümlerinin kaldırılmadığı ve düzenlemenin af olmadığı özellikle söylenmiştir. Ertelemenin uygulanması, örgütün fiilî varlığının sona erdiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve buna ilişkin Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanması şartına bağlanmıştır. Kurul kararının yayımından önce işlendiği iddia edilen suçlar hakkında bu tarihten sonra soruşturma, Kurulun iznine bağlıdır. İstinaf veya temyiz incelemesindeki dosyalar için değerlendirme alanı bırakılmaksızın bozma kararı verileceği öngörülmektedir. Erteleme süresi herhangi bir terör suçu işlenmeksizin tamamlanırsa hükmolunan ceza infaz edilmiş sayılır. Kapsam dışında, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenmiş olup müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar bırakılmıştır.

Erteleme hangi şarta bağlanıyor

1 ve 3. maddelere göre erteleme rejimi, örgütün fiilî varlığına son verdiğinin güvenlik kurumlarınca saptanmasına ve bu saptamaya ilişkin Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasına bağlıdır. Erteleme, teklifin kendiliğinden işlemeye başlayan bir sonucu olarak değil, bu tespit ve yayımlama gerçekleşmeden uygulanamayan bir düzen olarak öngörülmektedir.

3. maddenin üçüncü fıkrasına ilişkin anlatıma göre, Kurul kararının Resmî Gazete'de yayımından önce işlendiği iddia edilen suçlar için bu tarihten sonra soruşturma açılabilmesi Kurulun iznine bağlıdır. İzin, yayım tarihinden önceki fiil iddialarında sonraki soruşturma adımını bu Kurulun kararına bağlamaktadır.

Savcının araştırma görevi

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesinin birinci fıkrası, Cumhuriyet savcısına, ihbar veya başka bir yolla suç işlendiği izlenimini veren hâli öğrenir öğrenmez, kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek için işin gerçeğini hemen araştırmaya başlamasını öngörür. İkinci fıkra, maddî gerçeğin araştırılması ve adil yargılamanın yapılabilmesi için savcıyı, emrindeki adlî kolluk aracılığıyla şüphelinin lehine ve aleyhine delilleri toplayıp korumaya ve şüphelinin haklarını gözetmeye yükümlü kılar.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 160Kaynağı aç
Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür. Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri

Teklife yöneltilen değerlendirme, savcının izlenimi öğrenir öğrenmez resen soruşturma başlatmakla yükümlü olduğunu ve soruşturmanın idarî izne bağlanmasının soruşturmanın kamusallığı, savcılık bağımsızlığı ve ceza muhakemesi ilkeleriyle bağdaşmadığını ileri sürer. Kanun metninin açık hükmü ise hemen araştırmaya başlama, lehe ve aleyhe delillerin toplanıp korunması ve şüphelinin haklarının gözetilmesidir. Teklifte anlatılan izin ise belirli iddialar için sonraki soruşturmayı Kurula bağlamaktadır. Kanun hükmü ile bu değerlendirme aynı kuralmış gibi birleştirilmeden, biri yürürlükteki görev, diğeri teklife yöneltilen eleştiri olarak birlikte okunmalıdır.

İzni ele alacak kurul

7. maddede anlatılan kurulun başkanı Cumhurbaşkanı Yardımcısıdır. Üyeler arasında Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma bakanları, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri sayılmaktadır. Bu oluşumda yargı mensubunun bulunmadığı belirtilmektedir.

Kanun yolu ve infaz edilmiş sayılma

4. maddenin ikinci fıkrasına ilişkin anlatım, istinaf veya temyizdeki dosyalar için kanun yolu mercisine bir değerlendirme alanı bırakmadan bozma kararı verilmesini emredici sonuç olarak öngörmektedir. Bu kurguda kanun yolu, dosyanın içeriğine göre karar verilecek bir inceleme olmaktan çıkarılıp önceden belirlenmiş bir sonuca bağlanmaktadır.

6. maddenin dördüncü fıkrasına göre erteleme süresi herhangi bir terör suçu işlenmeksizin dolarsa hükmolunan ceza infaz edilmiş sayılır. Mahkûmiyet hükmü hukuken dururken cezanın fiilen hiç infaz edilmemesi sonucu doğabileceği belirtilmektedir. Gerekçe düzenlemeyi af saymazken, cezanın infaz edilmiş sayılması uygulamada affın sonuçlarına büyük ölçüde yaklaşan bir etki olarak değerlendirilmektedir. Şekil ile sonuç bu nedenle aynı anlama gelmemektedir.

Kapsam ve sınırlı istisna

Birinci maddenin ikinci fıkrası; örgüt kurma, yönetme, örgüte üye olma, örgüte yardım ve propaganda suçları ile örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları kapsama almaktadır. İstisna sınırlıdır: örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenmiş olup müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar kapsam dışındadır.

İstisnanın bu sınırda kalması, ölümle sonuçlanmayan ağır yaralama fiillerinin, işkence iddialarının, patlayıcı madde kullanımının veya benzer ağırlıkta eylemlerin de ertelemeden yararlanabilmesine imkân tanıdığı biçiminde değerlendirilmektedir. Bu, anılan fiillerin teklifte ayrıca ve açıkça yazıldığı anlamına gelmez; dar istisna listesinden çıkarılan kapsam sonucudur.

Teklif, aynı hukuki değeri ihlal eden kişiler arasında yalnızca suç tarihi veya fiilin bağlamına göre farklı sonuç öngörmektedir. 1 Haziran 2005'in neden esas alındığı ve örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda yalnız kasten öldürmenin neden dışarıda bırakıldığı, objektif ve makul gerekçesiyle açıklanmamıştır. Farklı hukuki durumların ayrılabileceği, fakat ayrımın nesnel, makul ve ölçülü gerekçeye dayanması gerektiği belirtilmekte; teklifte bu ölçütlerin yeterince gösterilemediği ifade edilmektedir.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesi, kanun önünde eşitliği dil, ırk, renk ve cinsiyetin yanı sıra siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebepler bakımından da korur. Aynı hüküm kişi, aile, zümre veya sınıfa imtiyaz tanınmasını da yasaklar. Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Tarih veya fiil bağlamına dayanan ayrımın bu çerçevede nasıl gerekçelendirildiği teklifte gösterilmemiştir.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 7/5/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. (Ek fıkra: 7/5/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (…)[9] kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. XI. Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü

Mağdur, belirlilik ve hukuk devleti

Üçüncü maddenin birinci fıkrasında tebligat yalnız kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar için öngörülmektedir. Mağdurun veya katılanın yargılamaya etkili katılımı, görüş ve itirazını ileri sürebilmesi ya da süreç hakkında düzenli bilgilendirilmesi yönünde açık bir güvence öngörülmemiştir.

Teklif, yürürlükteki hukuk kurumlarıyla tam örtüşmeyen, kendine özgü bir erteleme yapısı öngörmektedir. Yapının hangi ilkelere bağlı olacağı, hangi usul güvencelerinin uygulanacağı ve uyuşmazlıkta hangi rejimin esas alınacağı yeterince açık değildir. Hukuki durumun makul kesinlikle öngörülebilmesi bakımından bu belirsizlik, Anayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesi yönünden ciddi tereddüt doğurduğu biçiminde değerlendirilmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesi Cumhuriyet'in niteliklerini birlikte sayar: toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı; insan haklarına saygı; Atatürk milliyetçiliğine bağlılık; başlangıçta belirtilen temel ilkeler; demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliği. Erteleme süresince dava zamanaşımının duracağı öngörülmesine rağmen ceza muhakemesinin fiilen işlemeyecek olması, sanık ve mağdur için uzun süre sürebilen hukuki belirsizlik doğurmaktadır. Zamanaşımının durması, yargılamanın ilerlediği anlamına gelmez.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir. III. Devletin bütünlüğü, Resmî dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti

Anayasa'nın 36. maddesine göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanarak yargı mercileri önünde davacı veya davalı sıfatıyla iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz. Mağdura açık usul güvencesi tanınmaması, hak arama ve adil yargılanma güvencelerinin teklifte nasıl korunacağı sorununu doğurur.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 36Kaynağı aç
Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.[16] Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz. B. Kanuni hakim güvencesi

Yargı yetkisi ve mahkeme kararı

Anayasa'nın 9. maddesi, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemeler eliyle kullanılacağını belirtir. 138. madde, hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğunu ve hükümlerini Anayasa, kanun ve hukuka uygun vicdani kanaatle kuracaklarını düzenler. Yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir, talimat, genelge, tavsiye veya telkin yöneltilemez. Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin soru, görüşme veya beyan da bu yasak kapsamındadır.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 138Kaynağı aç
Madde 138 – Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. B. Hakimlik ve savcılık teminatı
2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 9Kaynağı aç
Madde 9 – Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. [8] X. Kanun önünde eşitlik

Aynı 138. madde, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğunu; bu organlar ve idarenin kararları hiçbir suretle değiştiremeyeceğini ve yerine getirilmesini geciktiremeyeceğini düzenler. Kanun yolu mercisine değerlendirme bırakmadan bozmayı emreden anlatım ile hâkimin vicdani kanaatine göre hüküm vermesi ve mahkeme kararına uyma kuralları birlikte durmaktadır. Bu birlikte duruş, teklifin anayasal tartışma doğurabilecek yönlerindendir; bağlayıcı bir aykırılık sonucu kurulmuş değildir.

Anayasa'nın 125. maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır. Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlıdır ve hiçbir surette yerindelik denetimi biçiminde kullanılamaz. Teklif, belirli iddialarda sonraki soruşturmayı Kurul iznine bağlamaktadır. Maddenin yerindelik yasağı, hukuka uygunluk denetiminin kendisini ortadan kaldırmaz.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 125Kaynağı aç
Madde 125 – İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (Ek hüküm: 13/8/1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir. (…) (Ek cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) (…)[68] Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır. İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar. (Değişik birinci cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez. İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Kanun, olağanüstü hallerde, (…)[69] seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. C. İdarenin kuruluşu 1. Merkezi idare

Görev nedeniyle sorumluluğun doğmaması

10. maddenin ikinci fıkrasında, kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı öngörülmektedir. Hangi kişilerin ve görevlerin girdiği ile sınırın nerede başlayıp biteceği açıklanmamıştır. Sorumluluğun istisna olması gerekirken düzenlemenin genel ve sınırları belirsiz bir dokunulmazlığa dönüşmesi, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı biçiminde eleştirilmektedir.

Tartışma alanı ve yeniden düzenleme önerisi

Teklifin bu hâliyle yasalaşmasının; hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, eşitlik, hak arama hürriyeti ve idarenin yargısal denetimine ilişkin Anayasa'nın 2, 9, 10, 36, 125 ve 138. maddeleri bakımından önemli anayasal tartışmalar doğurabileceği değerlendirilmektedir. Bu, teklifin yasalaştığı veya anayasaya aykırılığının karara bağlandığı anlamına gelmez.

Düzenlemenin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden doğan etkili soruşturma, adil yargılanma ve etkili başvuru yükümlülükleri yönünden de yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu bir ihlal tespiti değildir. Önerilen yön; kapsamın açık ve objektif ölçütlerle yeniden belirlenmesi, yürütmeye tanınan geniş takdirin daraltılarak etkili yargısal denetimin sağlanması, mağdurun ceza muhakemesindeki usulî haklarının açık güvencelere bağlanması ve sorumsuzluk hükümlerinin ölçülülük içinde yeniden düzenlenmesidir. Bunlar bağlayıcı kural değil, eleştiriye bağlı yasama önerileridir.

Teklif af mıdır, erteleme midir?

Teklif şeklen erteleme olarak kurulmuş ve gerekçede mahkûmiyeti ortadan kaldırmadığı ile af niteliği taşımadığı vurgulanmıştır. Süre herhangi bir terör suçu işlenmeksizin dolarsa hükmolunan cezanın infaz edilmiş sayılması, mahkûmiyet dururken cezanın fiilen hiç infaz edilmemesi sonucunu doğurabilir ve uygulamada affın sonuçlarına yaklaştığı değerlendirilmektedir.

Soruşturma her durumda hemen başlar mı?

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesine göre savcı, suç izlenimini öğrenir öğrenmez işin gerçeğini hemen araştırmaya başlar; lehe ve aleyhe delilleri toplar, korur ve şüphelinin haklarını gözetir. Teklifte anlatılan hüküm ise Kurul kararının yayımından önce işlendiği iddia edilen suçlar için bu tarihten sonraki soruşturmayı Kurul iznine bağlamaktadır.

Kasten öldürme dışındaki ağır fiiller istisna mıdır?

Açık istisna, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenmiş olup müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardır. İstisnanın bu sınırda kalması, ölümle sonuçlanmayan ağır yaralama, işkence iddiası, patlayıcı kullanımı veya benzer ağır eylemlerin de ertelemeden yararlanabilmesine imkân tanıdığı biçiminde değerlendirilmektedir.

Görev yapan kişilerin sorumluluğu kalkar mı?

Teklif, kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağını öngörmektedir. Hangi kişi ve görevin kapsandığı ile sınır açıklanmadığından, düzenlemenin genel ve belirsiz bir dokunulmazlığa dönüştüğü eleştirisi yapılmaktadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu