Telefonda hakaret ve tehdit eylemleri, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında birbirinden bağımsız iki ayrı suç tipi olarak düzenlenmiştir. Telefon araması, ses kaydı, kısa mesaj ya da anlık ileti vasıtasıyla muhatabın onur, şeref ve saygınlığına saldırılması hakaret suçunu oluştururken; gerçekleşmesi failin iradesine bağlı gelecekteki bir kötülüğün veya haksız zararın muhataba iletilmesi tehdit suçunu meydana getirir. Telefon vasıtasıyla mağdur hedef alınarak gerçekleştirilen bu fiillerde uygulanacak yaptırımlar, suçun temel şekline veya kanunda öngörülen nitelikli unsurlara göre belirlenir.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2019/6276, K. 2019/12396Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Hakaret suçundan sanık …'ın mahkumiyetine dair Ankara Batı 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/09/2018 tarihli ve 2017/301 esas, 2018/858 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 06/05/2019 gün ve 45085 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 12/12/2016 tarihli ve 2015/17580 esas, 2016/19026 sayılı ilamında, “TCK'nın 125/1. maddesi uyarınca, gıyapta hakaret suçunun en az üç kişi ile ihtilat edilerek işlenmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, sanığın müşteki Birgül’ün eşi olan müşteki…’ın telefonuna mesaj göndererek hakaret etmesi biçimindeki eyleminde ihtilat unsurunun oluşmadığı gözetilmeden, beraati yerine mahkûmiyet kararı verilmesi…hükmün bozulmasına” şeklinde belirtilmesi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1. maddesinin 2. cümlesinde yer alan "…Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir" şeklindeki düzenleme nazara alındığında, sanığın üzerine atılı hakaret suçunu müştekinin gıyabında müştekinin teyzesi …'e mesaj göndermek suretiyle işlemesi ve en az üç kişiyle ihtilat etmemesi karşısında, sanığın eyleminin yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme:
5237 sayılı TCK’nın “hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmü yer almaktadır.
Hakaret suçu mağdurun olmadığı veya mağdurun doğrudan vakıf olamayacağı bir şekilde işlendiğinde gıyapta hakaret suçu oluşmaktadır. Ancak gıyapta hakaret suçunun cezalandırılması için, failin mağdur dışında toplu veya dağınık en az üç kişiyle ihtilat ederek bu suçu işlemesi gerekmektedir. Suçun faili ihtilatı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir. İhtilat kişilerle birebir görüşerek gerçekleşebileceği gibi, üç veya daha fazla kişiye mektup göndermek, telefon etmek, SMS veya e-mail göndermek suretiyle de gerçekleştirilebilir. Ancak ihtilat unsurunun gerçekleşmesi için, failin sözleri en az üç kişinin duyabileceği bir ortamda ve şekilde söylemesi yeterli olmayıp, muhatapların bizzat anlamaları ve vakıf olmaları lazımdır.
İnceleme konusu somut olayda; sanığın müştekinin teyzesi tarafından kullanılan telefona müştekinin gıyabında hakaret içeren mesajlar gönderdiği, müştekinin teyzesi tarafından bahse konu mesajların müştekiye gösterilmesi suretiyle müştekinin haberdar olarak şikâyetçi olduğu, yapılan yargılama neticesinde sanığın hakaret suçundan mahkumiyetine karar verildiği, kararın kesin nitelikte olduğu anlaşılmıştır.
Hakaret suçunun huzurda işlenmesinin en tipik örneği, fiilin mağdurun yüzüne karşı işlenmesidir. Fail, bu durumda hareketi doğrudan öğrenir. Suçun huzurda işlenmiş olması mutlaka fail ile mağdurun fiilin işlendiği sırada yüz yüze olmasını gerektirmez. Şayet fail, fiili işlediği sırada mağduru hedef alan hakaretinin mağdur tarafından da doğrudan algılanabileceğini biliyor ve istiyorsa, bu durumda da suç huzurda işlenmiş sayılacaktır.
Hakaret suçunun huzurda işlenmemesine rağmen, Kanun tarafından huzurda işlenmiş gibi cezalandırılan hali ise, ileti yoluyla yapılan hakarettir. TCK’nın 125/2. maddesinde, “Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.” demek suretiyle, tahkir edici nitelikteki fiilin, ileti yoluyla mağduru hedef alması durumunda failin huzurda hakaret etmiş gibi cezalandırılacağı belirtilmiştir. Buna göre, hakaret içeren bir mektup, telefon konuşması veya yazılı bir mesaj huzurda söylenmiş gibi cezalandırılacaktır.
İleti yoluyla hakarette, failin kullandığı vasıtalar ile mağduru hedef aldığını bilmesi ve mağdur tarafından bu fiilin öğrenileceğini istemesi gerekir. Şayet ileti mağdurdan başka birisine gönderilmiş ancak tesadüfen mağdur tarafından öğrenilmiş ise, huzurda hakaret suçu oluşmayacaktır. Zira, fail mağdurun hakareti öğrenmesi kastıyla hareket etmemiştir.
İleti yoluyla hakaretin, huzurda hakaret gibi cezalandırılabilmesi için sanığın iletilme kastı ile hareket etmesi gerekir. Sanığın, müştekinin gıyabında teyzesine ait telefona hakaret içerikli mesajlar gönderdiği, müştekinin teyzesinin müştekiye bahse konu mesajları göstermesi üzerine müştekinin mesajları öğrenerek şikayetçi olduğu, bu suretle sanığın iletme kastıyla hareket etmediği anlaşılmakla sanığın hakaret suçundan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1- Hakaret suçundan sanık … hakkında, Ankara Batı 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/09/2018 tarihli ve 2017/301 esas, 2018/858 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2- Hükümdeki hukuka aykırılık sanığa verilen cezanın kaldırılmasını gerektirmekle, anılan yasa maddesinin 4-d fıkrası gereğince, sanığın hakaret suçundan BERAATİNE,
3- Hükmolunan cezanın çektirilmemesine, 17/09/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2013/11627, K. 2013/13750Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme, hakaret, nitelikli tehdit
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu, başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç,seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma,yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanılış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder.Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır.Bozma,suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur.İsnadın ispatı konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek;mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır
Hakaret huzurda işlenebileceği gibi, gıyapta da işlenebilir. Gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun yokluğunda en az ikiden fazla kişilerle ihtilat edilerek yani en az üç kişinin hakaret sözünü öğrenmiş olması kaydıyla hakaretin yapılması şarttır. Mağdur bu sayıya dâhil değildir. Mağdurun hazır olması halinde gıyapta hakaret den bahsedilemez. Kendileriyle ihtilat edilen kişilerin bir arada bulunmaları ve hakaret sözünü aynı anda öğrenmelerine gerek yoktur. İhtilat aktarma suretiyle gerçekleşmişse hakaret sözlerinin aynı yada benzer olması aranmalıdır. Fail, sözlerini ikiden fazla kişiye söylemekte yada daha çok kişinin duyabileceği bir yerde konuşmakta ve sözleri başkaları tarafından duyulabilmekte, failde bu durumun bilincinde ise ihtilat oluşmuştur.
Tehdit,bir kimsenin başkasını,kendisinin veya yakınının hayatına,vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin,onun iç huzurunu bozmaya,onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir.Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi,verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir.Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez.Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır.Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanığın suç tarihinden önce, işlediği bir suçtan hükümlü olarak cezaevinde bulunduğu sırada, aynı cezaevinde hükümlü olan katılan … ile tanışarak arkadaş oldukları, cezaevi süreci bittikten sonra sosyal hayatlarında da telefonda görüşerek buluştukları, sanığın kalacak yerinin olmaması nedeni ile Katılan …'ın birlikte yaşadığı kız arkadaşı olan katılan …'e ait ikametin alt katında bulunan evde geçici olarak kalmaya başladığı, katılanlar Gönül ve Civan'ın, ayrıca evde kullanması için bir kısım eşyalarını sanığa verdikleri; ancak sanığın kendisine tahsis edilen evde kaldığı süreç içerisinde, yaşam tarzı, alkol alarak yüksek sesli müzik dinlemesi ve çevreyi rahatsız etmesi nedenleri ile katılanların, sanığın evde kalmasına daha fazla müsaade etmedikleri ve evden çıkmasını istedikleri, bu duruma sinirlenen sanığın suç tarihinde kalmakta olduğu eve gelerek katılanlara teslim etmediği anahtar ile kapıyı açmak suretiyle içeriye girdiği, katılanlar Civan ve Gönül'e ait eşyaları evin giriş bölümünde toplayıp ateşe vererek yaktığı, 04.06.2010 tarihli olay tutanağında da bu durumun tespit edildiği, ayrıca bir gün öncesinde yüksek sesle müzik dinlediğinden dolayı kendisini ikaz eden müşteki … …ın evinin camını taş atarak kırdığı, 03.06.2010 tarihli
görgü tespit tutanağı ile bu durumun da tespit edildiği, sanığın söz konusu eylemleri gerçekleştirmeden önce katılanları ölüm ile tehdit ederek sinkaflı sözlerle Katılanlara hakarette bulunduğu, bu şekilde sanığın mala zarar verme, tehdit ve alenen hakaret suçlarını işlediği iddia edilen olayda;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Tekerrüre esas alınan, … 8.Sulh Ceza Mahkemesince 01.12.2008 tarih, 2008/439 Esas, 2008/170 Karar sayılı 1800 TL adli para cezasına ilişkin İlamının kesin hüküm niteliğinde olduğu ve CMUK'nın 305/2. maddesi gereğince tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeden, sanığın mükerrir sayılarak cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hüküm fıkrasındaki 5237 sayılı TCK'nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün hükümden çıkarılması suretiyle, diğer yönleri doğru olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 23/09/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/344, K. 2023/665Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
İTİRAZ
İtirazname No : 2013/365854
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ : SAMSUN 5. Asliye
SAYISI : 497-639
I. HUKUKİ SÜREÇ
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık …'ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 109/2, 109/3-b, 109/5, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.09.2013 tarihli ve 497-639 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 18.01.2021 tarih, 2699-564 sayı ve oy çokluğu ile;
"Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Atılı suçun cinsel saikle işlediğine ilişkin bir iddia ve tespit bulunmamasına karşın, sanık hakkında TCK'nın 109/5. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini,
2- Sanığın katılanı soruşturma başlamadan önce ve şahsına zararı dokunmaksızın katılanı aldığı yere bırakması karşısında; sanık hakkında TCK’nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Daire Üyeleri H. Kaynar ve O. Yalmancı; "Katılanın anlatımları, yerel mahkemenin ve dairemizin olayın oluşuna ilişkin kabulüne göre sanığın katılanı 4-5 yıldır takip ettiği, olay günü kimliği belirlenemeyen bir arkadaşı ile onu zorla araca bindirip ağaçlık bir alana götürdükleri, araç içerisinde katılan ile başbaşa kalan sanığın katılana 'Benim olacaksın, kesinlikle bu olaydan kimsenin haberi olmayacak, sana zarar veririm.' dediği, bağıran katılana vurduğu doktor raporuyla da sübuta ermiştir.
Bu oluş ve kabule göre 17 yaşındaki katılanı kaçıran 22 yaşındaki sanığın cinsel amaç dışında atılı suçu işlemesinin izahı mümkün değildir. Zaten sanık da katılana 'Benim olacaksın.' demek suretiyle bu amacını açıkça ortaya koymuştur.
Yukarıda anlatılan nedenlerle sanığın mağdureyi cinsel amaçlı olarak hürriyetinden yoksun bıraktığı ve TCK 110. maddesindeki şartların oluşmadığı kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma düşüncesine iştirak etmiyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 19.03.2021 tarih ve 365854 sayı ile; "18.12.2011 tarihinde 17 yaşında olan mağdure, babası ile polis karakoluna müracaat ederek özetle 'Eskiden beri kendisini takip ettiğini ve adını … olarak bildiği kişinin 17.12.2011 tarihinde saat 18.30 sıralarında tramvaydan indikten sonra 55 BE … plakalı otomobille yanına yaklaştığını, araçtan inerek ağzını tuttuğunu, sürücüsünün de kapıyı açtığını otomobilin arka koltuğuna zorla bindirdiğini, üç saat kadar tuttuğunu.' iddia etmiştir.
Polis …'nin kim olduğunu araştırmış, 19.12.2011 günü saat 19 sıralarında plakadan hareketle …'nin sanık … olduğu tespit edilmiştir. Sürücü olarak bahsedilen kişi ise faili meçhul kalmıştır. Canlı teşhiste mağdure …'yi teşhis etmiştir.
Sanık ilk ve devamında tutarlı şekilde suçlamayı reddetmiş, olay günü olarak sorulan 17.12.2011 günü neler yaptığını saat saat tanıkları ile birlikte anlatmıştır. Buna göre; 'Olay günü askerden izne geldiğini, saat 05.30'da Samsun'a geldiğini, 07.00 sıralarında belediye otobüsüyle evine geldiğini, ailesiyle kahvaltı yaptığını, 08.30'da arkadaşı … ile Gülsan Sanayi Sitesine gittiğini, 14.30-15.00 sıralarında sanayiden çıkarak arabayı 100. Yıl Lisesinin oraya bıraktığını, Mecidiye girişinde bulunan telefoncuya gittiğini, arızalı olan telefonunu teslim ettiğini, telefonunu bıraktıktan sonra … ile Atakum'a geçtiğini, Atakum'da dükkânı olan …'ın yanına yemek yemeye gittiklerini, 18.30 sıralarında …'un yanlarından ayrıldığını, …, ustası … ve … ile birlikte 21.00 sıralarına kadar dükkânda durduklarını, kendisini eve bıraktıklarını, evde kız arkadaşı … ile 2-3 saat kadar telefonla konuştuktan sonra yatıp uyuduğunu savunmuştur. Savunmada adı geçen tanıklar savunmayı doğrulamışlardır. Sanık savunmasında adı geçen kız arkadaşı ile evlenmiştir, mağdureyi alıkoyması için bir neden gözükmemektedir. Savunmaya göre HTS kayıtları, MOBESE incelemesi yapılmamıştır. Mağdurenin beyanı dışında delil olmadığı gibi, sanık ile mağdurenin aynı sokakta oturdukları ve sanığın mağdureyi dört yıldır takip ettiği iddia edildiği hâlde mağdure sanığın adresini ve tam adını bilmediğini söylemiş, sanık otomobil plakası incelemesi ile tespit edilmiştir. Mahkeme mahkûmiyet hükmünü salt mağdurenin beyanının doğru olduğu kabulüne dayandırmıştır. Bu verilerle sanığın mahkûmiyetine karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 28.09.2021 tarih ve 11847-18134 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup sabit olduğu sonucuna ulaşılması hâlinde ise sanık hakkında TCK’nın 109/5 ve 110. maddelerinin uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususlarının ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan …'nin suç tarihi itibarıyla 17 yıl, 8 ay, 15 günlük olduğu,
Katılan … hakkında 18.12.2011 tarihinde saat 00.50 sıralarında düzenlenen doktor raporuna göre; sağ skapula üzerinde iki adet birbirine paralel 6 cm ebadında kızarıklık mevcut olduğu, bu lezyonun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte bulunduğu,
Kolluk tarafından düzenlenen 19.12.2011 tarihli tutanağa göre; 55 BE *** plaka sayılı aracın tanık …'a ait olduğunun belirlenmesi üzerine katılan …'nin ifadesinde geçen "…" isimli kişinin bu şahsın oğlu olan sanık … olduğunun değerlendirildiği, yapılan araştırma sonucunda da sanığın Liman Mahallesinde bulunan Gençlik Parkı yanında yakalandığı,
Kolluk tarafından düzenlenen 19.12.2011 tarihli teşhis tutanağına göre; tanıklar … ve … ile sanık ve ….. isimli şahsın katılımı ile gerçekleştirilen teşhis işlemi sonucunda katılan …'nin sanığı teşhis ettiği,
Sanık hakkında düzenlenen erbaş ve er izin belgesine göre; Patnos İlçe Jandarma Komutanlığında jandarma er olarak askerlik hizmetini yapan ve 16.12.2011 tarihinde "20+4" olmak üzere yıllık izne ayrılan sanığın izin süresince Esenevler Mahallesi, 406. Sokak,,,,, Atakum/Samsun adresinde bulunacağını bildirdiği,
Kolluk tarafından düzenlenen 06.07.2012 tarihli müzekkere cevabında; Yerel Mahkemece Liman Mahallesi, Gençlik Caddesi üzerinde bulunan MOBESE kayıtlarının gönderilmesinin istenmesi üzerine yapılan araştırmada söz konusu görüntü kayıtlarını saklama süresinin yaklaşık 20 gün olduğunun, bu süre sonunda otomatik olarak üzerine kayıt yapıldığından olay tarihine ilişkin görüntülerin silindiğinin, ayrıca günlük olaylar arşivinde yapılan incelemede ise bahse konu olayla ilgili görüntü kaydına rastlanılmadığının belirtildiği,
Sanık müdafii tarafından Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesine hitaben düzenlenen 23.08.2012 tarihli dilekçede; olayla ilgili olarak,,,,, ile …, … ve …'ın tanık olarak dinlenilmelerinin istendiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan … aşamalarda benzer şekilde; kızı olan katılan …'nin o gece eve geldikten sonra kendisine 17.12.2011 tarihinde saat 18.30 sıralarında bir tanıdığının kına gecesine gitmek için evden ayrıldığını, PTT Başmüdürlüğü arkasında dolmuştan indikten sonra sanık tarafından zorla 55 BE *** plaka sayılı araca bindirilip yaklaşık üç saat süre ile alıkonulduğunu, bu esnada sanığın kendisini darbettiğini, hakaret ve tehdit içerikli sözler söylediğini anlatması üzerine katılan …'yi alarak polis merkezine geldiklerini, sanıktan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini,
Katılan … 18.12.2011 tarihinde saat 02.00 sıralarında kollukta; 55 BE *** plaka sayılı gri renkli panelvan tipi otonun yaklaşık 4 yıldır sürekli olarak kendisini takip ettiğini, ismini … olarak bildiği sanığın bir yıl önce Cumhuriyet Lisesinin önünde kendisine "Peşini bırakmayacağım, seni hiçbir erkeğin yanında görmeyeceğim, görürsem zarar vereceğim." dediğini, 17.12.2011 tarihinde saat 18.30 sıralarında ise Atakum'dan dolmuşa bindiğini, Selahiye Mahallesinde bulunan bir yakınının kına gecesine gitmek için PTT arkasında dolmuştan indiğini, yolda yürüdüğü sırada arkasından 55 BE *** plaka sayılı aracın geldiğini, bu aracın sürücüsünün 25 yaşlarında, sakallı, esmer tenli ve 1,70 boylarında olduğunu, yanında ise sanığın bulunduğunu, ardından sanığın araçtan inerek ağzını tuttuğunu, sürücünün de inip aracın arka kapısını açtığını, daha sonra kendisini zorla araca bindirdiklerini, bu sırada sanığın bir eli ile ellerini, bir eli ile ağzını tuttuğunu, bu şekilde karşı koymasını engellediğini, araca bindirildikten sonra sanığın yanına oturduğunu, akabinde kendisine "Sana kimse ile işin olmamasının gerektiğini söylemiştim, beni dinlemedin, sonuçlarını görüyorsun, sınırları zorlarım, senin için yapamayacağım bir şey yok." dediğini, Piri Reis Lisesi'nin yanına kadar gittiklerini, orada boş bir araziye aracı park ettiklerini, ardından sanığın çenesini sıkarak "Benim olacaksın." dediğini, kendisini geri çekmek istediğini, omzuna bastırıp "Rahat dur." diyerek sırtına yumruk ile vurduğunu, kendisine, "Polise gitmeyeceksin, aksi takdirde sana zarar verebilirim, seni öldürürüm, ama şimdi zarar vermeyeceğim, ne yaptığımı görmen için seni bu şekilde aldım." dediğini, kendisinin de polise gitmeyeceğini söylediğini, ayrıca konuşurken sanığın kendisine yaklaştığını, ağzını tutarak dudağından öpmek istediğini ancak tepki gösterince herhangi bir öpme olayı olmadığını, yaklaşık üç saat aracın içinde oturup sanığın aynı şeyleri tekrar tekrar söylediğini, saat 22.00 sıralarında kendisini aldıkları yere geri bıraktıklarını, sanığın "Akıllı ol, peşindeyim." dedikten sonra yanından ayrıldıklarını, sanıktan çekindiği için hiçbir şekilde ters cevap vermediğini, hep olurunu konuştuğunu, korktuğu için polise gelmeye de tereddüt ettiğini, eve gittiğinde durumu ailesine anlattığını, polis merkezine geldiklerini, sanığın kendisine zarar vermesinden korktuğunu, savcılıkta; araç içinde bulundukları sırada sanığın kendisine onu sevdiği, kendisinin olmasını istediği, başkasına bırakmayacağı şeklinde sözler söylediğini, karşı koymasına ve gitmek istemesine rağmen kendisinin zorla ve cebir kullanarak, kolunu sıkarak ve sırtına vurarak kaçmasına engel olduğunu, mahkemede; olayın 17.12.2011 tarihinde saat 19.30-20.00 sıralarında gerçekleştiğini, aracın içinde bulundukları sırada sanığın "Benim olacaksın.", "Kesinlikle bu olaydan hiç kimsenin haberi olmayacak, sana zarar veririm." dediğini, bağırdıkça da sanığın kendisine vurduğunu, 4-5 yıldır sanığın kendisini takip ettiğini, Sinan isimli öğretmeni ile Gizem Akbaş, Hülya Uzgur ve Hümeyra Kargı isimli arkadaşlarının yine diğer arkadaşları olan tanıklar … Kaplan ve …'ın bu durumu bildiklerini, sanıktan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini,
Tanık … mahkemede; sanığı tanıdığını, mahalleden arkadaşı olduğunu, olay günü 17.00-21.00 saatleri arasında sanıkla birlikte tanık …'ın tavukçu dükkânında oturduklarını,
Tanık … mahkemede; 55 BE *** plaka sayılı aracın kendisine ait olduğunu, bu aracı Ahmet Rüzgar isimli arkadaşına iki gün önce tamire verdiğini, olay günü saat 17.00'de aracı geri aldığını, ardından evinin önüne bıraktığını, saat 04.30 sıralarında arabası ile işe gittiğini, saat 08.00'de de polis memurlarının geldiğini, olay gecesi aracın evde bulunduğunu, sanığın da saat 20.00 sıralarında eve geldiğini, o gün sanığın tavukçu dükkânında olduğunu, olayın olduğu gün de sanığın askerden izne geldiğini,
Tanık … mahkemede; Atakum'da tavuk döner dükkânı işlettiğini, olay tarihinde sanığın yanında tanık ,,,,, ile birlikte saat 16.00-16.30 sıralarında yanına geldiğini, akşam saat 21.00'e kadar yanında oturduklarını, kendi arabası ile sanığı mahallesine bıraktığını,
Tanık … mahkemede; kendisinin kaportacılık yaptığını, sanığı tanıdığını, arabalarını 2-3 kere tamir ettiğini, 2011 yılı Aralık ayında bir perşembe günü aracın kendisine getirildiğini, sanığın babasının olay günü saat 17.00 sıralarında aracı teslim aldığını,
Tanık ,,, mahkemede; olay tarihinde sanığın askerden geldiğini, saat 07.30 sıralarında sanığı evinden aldığını, kendi arabası ile sanayiye gittiğini, ayarlarını yaptırdığını, sanığın babasının arabasının da tamirde olduğunu, sabahtan akşama kadar sanıkla birlikte gezdiğini, tavukçuluk yapan arkadaşlarının yanına saat 16.30-17.00 gibi birlikte gittiklerini, kendisinin saat 16.45 sıralarında sanığın yanından ayrılarak evine gittiğini,
Tanık ,,,mahkemede; sanığı tanıdığını, askerden izne geldiğini, izinden geldiği günü tam olarak hatırlamadığını, tanık …'ın saat üç gibi kendisini aradığını, sanıkla yanına geldiklerini, yanında iki kişi daha bulunduğunu, onlara ızgara yaptığını, saat 21.30 sıralarında dükkânı kapattıklarını, sanık ile yanındakilerin hangi tarihte geldiğini hatırlamadığını,
Tanık …. mahkemede; katılan …'nin okuldan arkadaşı olduğunu, kendisini bir kişinin arabayla takip ettiğini söylediğini, psikolojik sıkıntılar yaşadığını, okulda devamsızlık yaptığını, hatta devamsızlıktan sınıfta kaldığını,
Tanık….. mahkemede; katılan …'nin okuldan sınıf arkadaşı olduğunu, kendisini arabayla bir kişinin takip ettiğini söylediğini, bu nedenle zaman zaman ağladığını, okula gelmediği zamanların da olduğunu, sanığı hiç görmediğini, katılan …'nin okula tek başına geldiğini, ancak dönüşte birlikte gittiklerini, katılan … ile aynı mahallede oturduklarını, mahalleye gelince katılan …'nin yanından ayrıldığını, katılan …'nin ise evine yalnız gittiğini, katılan …'nin zorla arabaya bindirildiğini sonradan öğrendiğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık aşamalarda benzer şekilde; … ili, Patnos ilçesinde bulunan Doğansu Jandarma Karakol Komutanlığında er olarak görev yaptığını, kanuni iznini kullanmak amacıyla 17.12.2011 tarihinde saat 05.30 sıralarında Samsun'a geldiğini, saat 07.00 sıralarında belediye otobüsüne binerek Atakum ilçesinde bulunan Esenevler Mahallesi, 408. Sokak, No…… sayılı yerde bulunan evine gittiğini, sabah ailesi ile birlikte kahvaltısını yaptıktan sonra saat 08.30 civarında arkadaşı olan tanık … ile birlikte sanayiye gittiklerini, tanık …'un arabasının tamirinden sonra saat 14.30-15.00 sıralarında sanayiden çıkarak arabayı 100. Yıl Lisesinin oraya bıraktıklarını, Mecidiye girişinde bulunan telefoncuya gittiğini ve arızalı olan telefonunu teslim ettiğini, telefonunu bıraktıktan sonra tanık … ile Atakum'a geçtiklerini, Atakum'da dükkânı bulunan arkadaşı tanık …'ın yanına yemek yemeye gittiklerini, saat 18.30 sıralarında tanık …'un yanından ayrıldığını, saat 21.00 sıralarında ise tanık … ile ustası olan tanıklar … ve … ile birlikte söz konusu dükkândan ayrıldıklarını, bu şahısların kendisini evine bıraktıklarını, oradan daha sonra kız arkadaşı olan … Kısa isimli şahıs ile 2 veya 3 saat telefonda konuştuktan sonra yattığını, katılan …'yi kesinlikle tanımadığını, amacının ne olduğunu, ne gibi bir menfaati bulunduğunu anlayamadığını savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konularına İlişkin Görüşler
Uyuşmazlık konularının birlikte değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi;
"(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun;
a) Silahla,
b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır.
(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiş iken 14.07.2021 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 7331 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 9. maddesiyle anılan maddenin 3. fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmek suretiyle madde son şeklini almıştır.
Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
Bu suç tipi ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanması eylemleri cezalandırılmak istenmiştir. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir." şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir.
Fail, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yönelik fiili, doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanarak gerçekleştirebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak"tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama yapılmamıştır. Bu nedenle suç mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır.
Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Çetin Özek-Sahir Erman, İstanbul 1994, s. 130; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-… Önok, Ankara 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, … Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ankara 2018, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir.
Uyuşmazlık konusunun açıklığa kavuşturulabilmesi için Türk Ceza Kanunu'ndaki tehdit ve cebir kavramları üzerinde durulmalıdır.
Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "gözdağı verme" anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (… Emin Artuk-Ahmet Gökcen-… Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Kitabevi, Ankara 2019, 18. Bası, s. 405).
Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili korkutmak amacıyla yapmış olmasıdır (MAJNO, C. II, s. 127; … Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C. II, s. 517 ve 873).
Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "zor, zorlayış" anlamlarına gelen cebir ise; suç olarak düzenlendiği TCK'nın 108. maddesinin gerekçesinde "kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir." şeklinde tanımlanmıştır.
Öte yandan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şeklinin oluşması için kast yeterli iken, maddenin beşinci fıkrasının uygulanabilmesi için failin "cinsel amaçla" hareket etmesi, başka bir anlatımla kastın yanında bu saikin de gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu husus madde gerekçesinde de; "Suçun cinsel amaçla işlenmesi, söz konusu suç açısından failin güttüğü amaç itibarıyla ayrı bir nitelikli unsur oluşturmaktadır." şeklinde açıklanmıştır.
TCK'nın 109/5. maddesindeki düzenlemede belirtilen cinsel amaçtan maksat, failin eylemi işlerken cinsel arzularını tatmin gayesi ile hareket etmesidir. Amaçlanan cinsel davranışın gerçekleşip gerçekleşmemesi önemli değildir. Bunun dışında fail cinsel amacını gerçekleştirmiş ise ayrıca bu fiillerden de sorumlu tutulacaktır. Nitekim öğretideki görüşler de bu yöndedir (… Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 2. Bası, Ankara-2014, Cilt: 3, s. 3753 vd; Veli Özer Özbek-… Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. Bası, Ankara, 2015, s. 417; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Bası, Ankara, 2015, s. 403 vd.).
Failin iç dünyasını ilgilendiren cinsel amacın varlığı; olayın oluşum ve gelişimi, suçun işleniş şekli, olay sırasında failin söylediği sözler ve sergilediği davranışlar ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmelidir.
Bu aşamada TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma şartları üzerinde durulması gerekmektedir.
Öğreti ve uygulamada; "Bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarına etkin pişmanlık" denilmektedir.
Türk Ceza Kanunu'nun kabul ettiği suç teorisi uyarınca, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmayı gerektirir bir haksızlık çıkmakta ve kusurluluğu kaldıran bir sebebin bulunmaması hâlinde, fail hakkında bir ceza ya da güvenlik tedbirine hükmolunmaktadır. Fakat bazı hâllerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması veyahut bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar suçun unsurları dışında kalan hâller başlığı altında ele alınmaktadır. Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara objektif cezalandırılabilme şartları bulunmaması gerekenlere ise şahsi cezasızlık sebepleri ya da cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler denilmektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, 8. Baskı, s. 351). Bu yönüyle etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır.
İşledikleri suç nedeniyle şahısların cezalandırılması kural olmakla birlikte, bir kısım şartların gerçekleşmesi durumunda kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden veya mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içerisinde işlenmekte olup buna suç yolu ya da iter criminis denilmektedir. Bu süreçte fail, önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda, suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin gerçekleşmesi de aranmaktadır. TCK'nın 36. maddesindeki "Gönüllü vazgeçme" düzenlemesi ile failin suç yolundan dönerek, suçun tamamlanmasını veyahut da neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler ile de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır.
TCK'da etkin pişmanlık tüm suçlarda uygulanabilecek genel bir hüküm olarak değil, özel suç tipleri bakımından uygulanabilecek istisnai bir müessese olarak düzenlenmiştir. Etkin pişmanlık kurumu bazı suçlara ilişkin "Etkin pişmanlık" başlığıyla bağımsız bir madde hâlinde (TCK'nın 93, 110, 168, 192, 201, 221, 248, 254, 269, 274, 293), bazı suçlara ilişkin olarak ise söz konusu suç tipinin düzenlendiği maddenin bir fıkrası şeklinde (TCK'nın 184/5, 230/5, 245/5, 275/2, 275/3, 281/3, 282/6, 289/2, 297/4, 316/2) hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemelerin bir kısmında etkin pişmanlık nedeniyle failin cezasının bütünüyle ortadan kaldırılması, bir kısmında ise sadece belli oranda indirim yapılması öngörülmüştür.
Etkin pişmanlık, kanunun etkin pişmanlığa imkân tanıdığı her suç tipinde, o suçun karakterine uygun bir yapıya bürünmektedir (Yasemin Baba, Türk Ceza Kanununda Etkin Pişmanlık, Oniki Levha Yayınları, İstanbul 2013, s. 22). Ancak bu durum, etkin pişmanlık hükümleri arasında hiçbir ortak unsur olmadığı anlamına gelmemektedir. Gerek TCK'daki gerekse özel ceza kanunlarındaki etkin pişmanlık düzenlemeleri incelenip öğreti ile yerleşik yargısal kararlardaki görüşler birlikte değerlendirildiğinde etkin pişmanlığın unsurlarının;
1- Kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması,
2- Suçun tamamlanmış olması,
3- Failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının gerçekleşmesi,
4- Failin bu davranışın iradi olması,
Şeklinde belirlenmesi mümkündür.
Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkân tanıyan özel bir hüküm bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildir. Esasen niteliği gereği her suç etkin pişmanlığa elverişli de değildir. Bir suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemiş ise kanunilik ilkesi uyarınca kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz. Örneğin TCK'nın 168. maddesinde malvarlığına yönelik bazı suçlar bakımından etkin pişmanlık düzenlemesi öngörüldüğü hâlde suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu maddede sayılmadığından, bu suç açısından anılan maddenin uygulanması mümkün değildir.
Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için suçun tamamlanmış olması gerekir. Teşebbüs aşamasında kalan suçlar bakımından etkin pişmanlıktan söz edilemez ancak şartları var ise gönüllü vazgeçme gündeme gelebilir.
Etkin pişmanlığın diğer bir şartı, failin kanunda öngörüldüğü biçimde, pişmanlığını gösteren aktif bir davranışının bulunmasıdır. Gerçekten de etkin pişmanlığa ilişkin kanuni düzenlemeler incelendiğinde; "Suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım etme", "Mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakma", "Mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderme", "Diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri mercine haber verme", "Örgütü dağıtma ya da verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlama", "İftiradan dönme", "Gerçeği söyleme" gibi çeşitli şekillerde failden işlediği suçla gerçekleşen haksızlığın neticelerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaya yönelik aktif davranışlarda bulunmasının arandığı görülmektedir. Gerçekleştirdiği haksızlığın neticelerini kanunun aradığı biçimde ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir aktif davranışta bulunmayan fail hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Nitekim kanun koyucu tarafından da etkin pişmanlığın adlandırılmasında sergilenmesi gereken davranışın bu özellikleri gözetilerek etkin kelimesi tercih edilmiştir. Karşılaştırılmalı hukukta da müessesenin isimlendirilmesinde benzer bir vurgunun yapıldığı görülmektedir. Örneğin; Alman, Fransız, İspanyol, İngiliz Hukukunda adlandırma sırasıyla; Tätige Reue, Repentir actif, Arrepentimiento activo eficaz, Active Repentance şeklinde yapılmıştır. Ancak aktif davranış, bizzat fail tarafından bir davranışta bulunmasının zorunlu olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Failin iradesine dayanan üçüncü kişinin hareketi de, bu hareketin yapılmasına fail tarafından neden olunduğu sürece yeterli kabul edilmelidir.
Etkin pişmanlığın varlığının kabul edilebilmesi için sanığın suç sonrası sergilediği aktif davranışın iradi olması da gerekmektedir. Bu şart, etkin pişmanlığın sübjektif unsurunu teşkil etmektedir. Etkin pişmanlığın var olduğunun kabulü için, tek başına failin haksızlığın sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmuş olması yeterli değildir. Etkin pişmanlıkta fail, suç sonrası mağdurun uğradığı zararı gidermeyi, engellemeyi, düzeltmeyi ya da tehlikeyi önlemeyi iradi yani gönüllü olarak gerçekleştirmelidir. Çoğu zaman fail bu tür davranışları, suçu işledikten sonra duyduğu pişmanlığın tesiri ile yapmaktadır. Bu nedenle müessesenin adlandırılmasına tercih edilen ikinci kelime pişmanlık olmuştur. Aynı şekilde karşılaştırılmalı hukukta örnekleri verilen isimlerden anlaşılacağı üzere tövbe kelimesi ile bu vurgunun yapıldığı görülmektedir. Etkin pişmanlıkta ceza verilmesinden vazgeçilmesinin veyahut cezadan bir indirim yapılmasının temelinde failin bu pişmanlığı yatmaktadır. Zira cezalandırılmada güdülen asıl amaç, kişilerin pişmanlık duymasını sağlayıp yeniden topluma kazandırılmasıdır. Failin dışa yansıyan davranışlarının pişmanlığının tezahürü olarak kabul edilebilecek derecede iradi olması yeterli olup iç dünyasına bakılarak gerçekten samimi olup olmadığı aranmayacaktır. Bu bakımdan sanığın davranışında cezadan kurtulma saiki de etkili olmuş olsa, önemli olan salt bu saikle hareket edilmemiş olmasıdır. Nitekim TCK'nın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunda etkin pişmanlığa ilişkin 192. maddesiyle ilgili görüşmelerde, bu kanunun hazırlanmasında görevli akademisyenlerden Adem Sözüer; "Gönüllü vazgeçme veya etkin pişmanlıkta, kişinin iç dünyasında gerçekten nedamet duyup duymadığına bakmıyoruz sadece; yani gönüllü vazgeçme ve etkin pişmanlıkta suç politikası gereğince kişinin suç yolundan kendi iradesiyle dönüp dönmemesine bakıyoruz. O yüzden, kendi iç dünyasında gerçekten pişmanlık duyup duymadığına ilişkin konular, aslında ne gönüllü vazgeçmeyi, suça teşebbüsü ne de buradaki etkin pişmanlığı belirleyici unsuru değildir." şeklinde açıklamalarda bulunmuştur (Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Ankara 2005, s. 697).
Etkin pişmanlıkla ilgili bu genel şartlar dışında kanun koyucu, ilgili suç tipinde özel olarak etkin pişmanlığın belirli bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesi veya başka bazı ön şartların varlığını da aramış olabilir.
Örneğin TCK'nın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına ilişkin 110. maddesinde etkin pişmanlığın soruşturmaya başlanmadan önce ve mağdurun şahsına bir zarar dokunmaksızın gerçekleşmiş olması aranmıştır. Bu hâllerde etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, zaman şartının yanında diğer şartların da gerçekleşmiş olması gerekir.
TCK'nın "Etkin pişmanlık" başlığını taşıyan ve uyuşmazlık konusunu ilgilendiren 110. maddesinde de; "Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir." biçiminde, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi bir sebep olarak etkin pişmanlık düzenlemesi getirilmiştir. Madde gerekçesinde de; "Etkin pişmanlık için suç tamamlandıktan sonra mağdurun güvenli yerde serbest bırakılması gerekir. Bunun kendiliğinden, yani herhangi bir zorlama bulunmadan gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca, etkin pişmanlığın, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce gerçekleşmesi gerekir. Soruşturma makamlarının işe el koymasından sonra serbest bırakma hâlinde, etkin pişmanlık hükmünden yararlanılamayacaktır." açıklamalarına yer verilmiştir.
Anılan düzenlemeye göre, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işleyen kişinin, bu suç nedeniyle soruşturma başlamadan önce mağduru şahsına zarar vermeksizin kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakması hâlinde hakkında etkin pişmanlık hükmü uygulanacaktır.
Buna göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
1- Suç tamamlanmalıdır. Suç tamamlanmadan, başka bir ifadeyle icra hareketleri devam ederken failin mağduru serbest bırakması durumunda etkin pişmanlık değil gönüllü vazgeçme söz konusu olacaktır.
2- Fail, mağduru suç nedeniyle hakkında soruşturmaya başlanmadan evvel serbest bırakmalıdır.
Soruşturmanın başlamasından sonra failin mağduru serbest bırakmasının ceza sorumluluğu üzerinde bir etkisi bulunmayacaktır. Dolayısıyla mağdurun olay yetkili merciler tarafından öğrenildikten sonra serbest bırakılması durumunda, kanunun aradığı diğer bütün şartlar gerçekleşse bile etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacak, ancak bu husus takdiri indirim nedeni olarak kabul edilebilecektir.
3- Fail, mağduru herhangi bir baskı veya zorlama olmaksızın, kendiliğinden serbest bırakmalıdır. Failin mağduru hangi nedenlerle bıraktığının önemi yoktur. Önemli olan herhangi bir dış zorlama bulunmaksızın mağdurun özgür iradeyle serbest bırakılmasıdır.
4- Mağdur fail tarafından serbest bırakılmalıdır. Mağdurun sanığın elinden kaçması veya olayı haber alan kolluk görevlileri veya başkaları tarafından bulunduğu yerden alınması hâlinde bu hüküm uygulanamayacaktır. Ayrıca failin mağduru halkın içine çıkabilecek bir hâlde serbest bırakması gerekir. Örneğin çıplak vaziyette bırakma, kanunun aradığı anlamda serbest bırakma olarak kabul edilemeyecektir.
5- Fail mağduru zarar görmeyeceği ve istediği yere rahatlıkla ulaşabileceği güvenli bir mahalde serbest bırakmalıdır. Mağdurun gece vakti, yerleşim yerlerine uzak ıssız bir yerde veya ormanda serbest bırakması durumunda bu hüküm uygulanamayacaktır.
6- Failin mağdurun şahsına bir zarar vermemiş olması gerekir.
Somut olayda, sanığın katılan …'yi soruşturma başlamadan önce güvenli bir yerde kendiliğinden serbest bırakması karşısında hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, mağdurun şahsına bir zarar verilmemiş olma şartı üzerinde durulmalıdır.
Kanun'da mağdurun şahsına zarar verilmemiş olma şartından söz edildiğine göre, mağdurun malvarlığına ya da başka birisine zarar verilmiş olması, etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir. Zararın hafif veya ağır, maddi ya da manevi olması arasında fark bulunmamaktadır. Örneğin, mağdura karşı cebir kullanılması, mağdurun yaralanması, aç, susuz ya da uykusuz bırakılması, cinsel arzuların tatmini amacıyla birtakım eylemlere maruz bırakılması hâlinde etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacaktır. Failin mağduru, şahsına zarar verdikten sonra fakat hakkında soruşturma başlamadan önce kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakması durumunda da etkin pişmanlık hükümleri uygulanmayacak, ancak bu durum temel cezanın tayininde ya da takdiri indirim nedenlerinin uygulanması sırasında göz önünde bulundurulabilecektir.
TCK'nın 109. maddesinin altıncı fıkrasında; "Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." düzenlemesine yer verilip gerekçesinde de "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi amacıyla ya da sırasında, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler de uygulanır; bu itibarla, kasten yaralama suçunun temel şeklinin gerçekleşmesi hâlinde, maddenin ikinci fıkrasına istinaden cezaya hükmedilmelidir." denilerek, suçun işlenmesi amacıyla ya da suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinden birinin meydana gelmesi hâlinde ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmek suretiyle, anılan neticenin gerçekleşmesi durumunda, mağdurun şahsına zarar verilmiş olması nedeniyle, etkin pişmanlık için aranan mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın serbest bırakma şartı oluşmadığından, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanamayacağının kabulü gerekmektedir.
109. maddenin altıncı fıkrasının "Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." hükmü göz önünde bulundurulduğunda, bu suçun işlenmesi amacıyla, işlendiği süreyle sınırlı bir zaman dilimi içerisinde ve eylemin gerçekleştirilmesi sırasında mağdurun, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturacak ve kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerine ulaşmayacak şekilde yaralanması hâlinde, diğer şartların da var olması kaydıyla etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilecektir.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Sanığın, 17.12.2011 tarihinde katılan …'ye yönelik olarak cebir ve tehdit kullanmak suretiyle açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen kişi ile birlikte ve cinsel amaçla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediği iddia edilen olayda;
Katılan …'nin olayın hemen akabinde babası olan katılan … ile birlikte polis merkezine müracaatta bulunması, alınan ifadesinde zorla bindirildiğini belirtip plakasını verdiği aracın sanığın babası olan tanık …'a ait olduğunun yapılan araştırma sonucunda tespit edilmesi, olayın Gençlik Parkı civarında katılan …'nin dolmuş beklediği sırada gerçekleştiğinin iddia edilmesi ve sanığın da söz konusu parkın yanında 19.12.2011 tarihinde yakalanması, sanığı teşhis eden katılan …'nin aşamalarda simaen tanıdığı ve ismini … olarak bildiği sanığın olay öncesinde de 4-5 yıldır sürekli bir şekilde kendisini takip ettiğini beyan etmesi, tanıklar … ve …'un beyanlarından suça konu olay öncesinde bir kişi tarafından arabayla takip edildiğinin bahse konu tanıklara katılan … tarafından anlatıldığının ve bu nedenle de katılan …'nin bir takım psikolojik sorunlar yaşadığının anlaşılması, katılan …'nin olay sırasında sırtına sanık tarafından yumruk ile vurulduğuna yönelik beyanının alınan doktor raporu ile doğrulanması, olayın Patnos İlçe Jandarma Komutanlığında jandarma er olarak askerlik görevini yapan sanığın 16.12.2011 tarihinde yıllık izne ayrılmasından hemen sonra 17.12.2011 tarihinde meydana gelmesi ve katılan …'yi tanımadığını beyan eden sanık ile katılan … arasında suç isnadına neden olabilecek herhangi bir husumet bulunmaması hususları göz önüne alındığında, sanığın yakınları olan ve sanık müdafiinin talebi üzerine dinlenilen tanıklar …, …, …, …, … ve …'ın beyanlarının sanığı suçtan kurtarmaya yönelik olduğu değerlendirilmiş ve sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sabit olduğu kabul edilmiştir.
Öte yandan, katılan …'nin kollukta alınan ilk ifadesinde aracın içinde bulundukları sırada sanığın kendisini dudaklarından öpmeye çalıştığını, mahkemede alınan ifadesinde de sanığın kendisine yönelik olarak "Benim olacaksın." şeklinde ifade kullandığını belirtmesi karşısında cinsel amaçla hareket ettiği değerlendirilen sanık hakkında TCK'nın 109/5. maddesinde düzenlenen artırım hükmünün uygulanma koşullarının oluştuğu; yine katılan …'nin, sanığın kendisini darbetmesi nedenini ayrıntılı bir biçimde anlattığı savcılık ifadesinde araç içinde bulunduğu sırada karşı koymasına ve gitmek istemesine rağmen sanığın kolunu sıkarak ve sırtına yumruk ile vurarak kaçmasına engel olduğunu beyan etmesi, diğer ifadelerinin de aynı yönde olması ve katılan …'nin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığının anlaşılması karşısında eylemini gerçekleştirdiği sırada kaçmasına engel olmak amacıyla katılan …'yi kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurunu oluşturacak ve kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerine ulaşmayacak şekilde yaralamasının ardından soruşturma başlamadan önce katılan …'yi aldıkları yere geri bırakan sanık hakkında TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulaması gerektiği kabul edilmelidir.
Diğer taraftan, olay tarihinde henüz on sekiz yaşını doldurmadığı anlaşılan katılan …'ye yönelik birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin olarak sanık hakkında ayrıca TCK'nın 109/3-f maddesinin de uygulanması, TCK'nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen bu iki nitelikli hâlin bir arada bulunması nedeniyle de temel cezanın alt sınırdan uzaklaşarak belirlenmesi gerektiğinden hükmün bu nedenden dolayı da bozulması gerekmektedir.
Bu itibarla, sanık hakkında TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının oluştuğuna, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından reddine, sanık hakkında TCK'nın 109/5. maddesinde düzenlenen artırım hükmünün uygulanma koşulunun oluşup oluşmadığına yönelik uyuşmazlık konusu bakımından değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında TCK'nın 109/5. maddesinde düzenlenen artırım hükmünün uygulanma koşullarının bulunmadığı,
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanık hakkında TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı,
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;
a- Sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından REDDİNE,
b- Sanık hakkında TCK'nın 109/5. maddesinde düzenlenen artırım hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından DEĞİŞİK GEREKÇE İLE KABULÜNE,
2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 18.01.2021 tarihli ve 2699-564 sayılı bozma kararında yer alan "1- Atılı suçun cinsel saikle işlediğine ilişkin bir iddia ve tespit bulunmamasına karşın, sanık hakkında TCK.nın 109/5. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini," şeklindeki bozma nedeninin ÇIKARTILMASINA, yerine "1- Olay tarihinde henüz onsekiz yaşını doldurmadığı anlaşılan katılan …'ye yönelik birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin olarak sanık hakkında ayrıca TCK'nın 109/3-f maddesinin de uygulanması, TCK'nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen bu iki nitelikli hâlin bir arada bulunması nedeniyle de temel cezanın alt sınırdan uzaklaşarak belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi," ibaresinin bozma nedeni olarak EKLENMESİNE,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.12.2023 tarihli yapılan müzakerede sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından oy birliğiyle, diğer uyuşmazlık konuları bakımından ise oy çokluğuyla karar verildi.
-110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı
-110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı
-110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı
-110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı
Telefonda Hakaret Suçunun Cezası ve Kanuni Unsurları
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin ilk fıkrası uyarınca, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da sövme fiilini gerçekleştiren kişiye üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mağduru hedef alan sesli, yazılı veya görüntülü iletilerle gerçekleştirilen eylemlerin de ilk fıkradaki ceza yaptırımına tabi olacağı öngörülmüştür. Bu doğrultuda, hakaret içerikli bir telefon araması yahut mağduru muhatap alan bir mesaj, kanunen huzurda işlenmiş sayılır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2021/1426, K. 2022/3630Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suçlar : Hakaret, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme,
haberleşmenin gizliliğini ihlal, tehdit, kişilerin huzur ve sükununu bozma
Suç Tarihleri : 11/08/2014 – 19/06/2015
Hükümler : 1- Sanığın, katılan …’a yönelik hakaret suçlarından CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatine ilişkin hükümler
2- Sanığın, katılan …’a yönelik hakaret suçundan TCK’nın 125,43, 62/1, 52, 52/4. maddeleri gereğince mahkumiyetine ilişkin hüküm
3- Sanığın, katılan …’a yönelik verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan TCK’nın 136, 62/2, 53/1-2-3. maddeleri gereğince mahkumiyetine ilişkin hüküm
4- Sanığın, katılan …’a yönelik haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan TCK’nın 132, 43/1, 62, 53/1-2-3. maddeleri gereğince mahkumiyetine ilişkin hüküm
5- Sanığın, katılan …’a yönelik tehdit suçundan TCK’nın 106/1-1, 43/1, 62, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri gereğince mahkumiyetine ilişkin hüküm
6- Sanığın, katılan …’a yönelik tehdit suçundan TCK’nın 106/1-1, 43/1, 62, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri gereğince mahkumiyetine ilişkin hüküm
7- Sanığın, katılan …’a yönelik kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan TCK’nın 123, 62, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri gereğince mahkumiyetine ilişkin hüküm
8- Sanığın, katılan …’a yönelik kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan TCK’nın 123, 62, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri gereğince mahkumiyetine ilişkin hüküm
Katılan …’a yönelik hakaret suçlarından sanığın beraatine ilişkin hükümler, katılan … vekili tarafından, katılan …’a yönelik hakaret, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, haberleşmenin gizliliğini ihlal, katılanlar Nurdan ve Murat’a yönelik tehdit ile kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığa yokluğunda verilen 25.03.2016 tarihli kararın tebliği için sanığın 31.05.2016 tarihli dilekçe ile bildirdiği en son adresi esas alınarak bila tebliğ iade edilen tebligat bulunmadığı halde anılan dilekçede bildirilen adresten farklı bir adres “Mernis Adresi” olarak esas alınıp, Tebligat Kanununun 21/2. maddesi gereğince yapılan 06.06.2016 tarihli tebliğin usule aykırı olmasından dolayı sanığın bilinen en son adresine yapılan 08.06.2016 tarihli tebliğ üzerine öğrendiği hükümlere yönelik sanık müdafii tarafından verilen 15.06.2016 tarihli temyiz dilekçesi süresinde kabul edilip, temyiz isteminin süresinde olduğu belirlenerek yapılan incelemede:
Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre;
1- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.06.2020 tarihli ve 2018/525 – 2020/330 sayılı, 18.06.2020 tarihli ve 2017/1127 – 2020/298 sayılı, 11.06.2020 tarihli ve 2017/332 – 2020/282 sayılı kararları ile bu kararlarla uyumlu ceza dairelerinin istikrar kazanan uygulamalarına göre; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 43. maddesinin birinci fıkrasında; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.” biçiminde zincirleme suç, ikinci fıkrasında; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima düzenlemesine yer verilmiş, üçüncü fıkrasında da zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanmayacağı suçlar belirtilmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 43/1. madde ve fıkrası uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
Aynı suç 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 43/1. madde ve fıkrasında; “Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır” ifadesi ile açıklığa kavuşturulmuş olup, aynı madde ve fıkrada bulunan, “değişik zamanlarda” ibareleri nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gerekir. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suç oluşacaktır. Öte yandan, anılan hükmün uygulanabilmesi için, işlenen suçların mağdurları da aynı olmalıdır. Mağdurun kim olduğunun belirlenmesinde öncelikle madde metnine bakılmalı, madde metninin yeterli olmadığı durumlarda hükmün konuluş amacı, kanun içerisinde suçun düzenlendiği yer gibi hususlar birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmalıdır.
Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı ise suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır.
Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir.
Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra “hukuki kesinti” kavramı üzerinde durulması gerekmektedir.
Yapılmakta olan soruşturma sonucunda toplanan delillerin failin suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşturması üzerine Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında CMK'nın 170. maddesi uyarınca iddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşmaktadır. İddianamenin düzenlenmesiyle olaylar arasında hukuki kesinti oluştuğundan iddianamenin düzenlenmesinden sonra devam eden eylemler ise başka bir ceza soruşturmasının konusunu oluşturacaktır. Başka bir anlatımla sanık hakkında iddianame düzenlendikten sonra, sanık tarafından aynı suçun tekrar işlenmesi durumunda, yeni ve ayrı bir suç söz konusu olacaktır.
Buna karşın işlemiş olduğu suçtan dolayı henüz hakkında iddianame düzenlenmeden, sanığın aynı suç işleme kararıyla ve aynı mağdura karşı yeniden suç işlemesi durumunda, hukuki kesinti gerçekleşmeden aynı suçun işlenmesi söz konusu olduğundan sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır. Bu durumda sanığın her suçtan ayrı ayrı cezalandırılması yoluna gidilmeyecek, sanığa bir suçtan ceza verildikten sonra hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle cezasından artırım yapılacaktır.
Bu nedenle soruşturma aşamasında sanığın aynı suç işleme kararıyla aynı mağdura karşı değişik zamanlarda aynı suçu işlediğinin tespit edilmesi durumda, soruşturma dosyalarının birleştirilerek kamu davası açılması, bu hususa riayet edilmeden kamu davalarının açılması halinde ise hukuki kesintinin oluşmasından önce sanığın aynı mağdura karşı bir suç işleme kararıyla aynı suçu değişik zamanlarda işlediğinin anlaşılması durumunda dava dosyalarının birleştirilerek sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi isabetli bir uygulama olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada;
Sanık … hakkında düzenlenen 10.09.2014 tarihli iddianamede; sanık …’ın, mağdur … ile aynı iş yerinde çalışan diğer mağdur …’la internet üzerinden tanışıp, 1,5 yıl süren arkadaşlıklarını, mağdur …’ın tek taraflı olarak sona erdirmek istemesi üzerine, dosyada mevcut HTS raporundan da görüldüğü üzere, mağdur …’ın kullanımındaki 545… numaralı GSM hattını farklı tarih ve zamanlarda defalarca aradığı ve mesaj gönderdiği, aynı şekilde mağdur …'ın iş yerinde bulunan 0282… numaralı telefonu sırf onun huzur ve sükununu bozmak maksadıyla defalarca arayıp, mağdur …’la görüşmek istediği, mağdur …’la görüşemeyince, iş yerindeki telefonu açan tanık Serpil’e; “Bana yaptıklarının bedelini ödeyecek, Murat'ı da onu da yakacağım”, “Murat'ı da Nurdan'ı da öldüreceğim, işyerini basacağım, kime şikayet ediyorlarsa etsinler, en çok onlar zarar görecekler”; mağdur …’ı cep telefonundan aradığında; “Aksi taktirde seni de arkadaşlık yaptığın o kişiyi de yaşatmayacağım, öldüreceğim, seni sinkaf ederim, seni de Murat'ı da gebertirim” şeklindeki sözleri ile mağdurları tehdit ettiği ve mağdur …’a hakaret ettiği, aynı şekilde mağdur …’ı da cep telefonundan arayıp, adı geçen mağdurun ifadesi esnasında tespiti yapılan mesajı göndererek, tehdit ettiği; ayrıca, mağdur …’ı takip edip, minibüste onun arka koltuğuna oturarak, yolculuk yaptığı ve mağdur …’ın durumu kolluğa bildirmesi üzerine kolluk kuvvetlerince yapılan üst yoklamasında yanında adli emanete alınan ve falçata tabir edilen bıçağın bulunduğunun tespit edildiği iddialarına dayalı olarak, sanığın, 11.08.2014 tarihinde işlediği mağdurlar … ve Murat’a yönelik zincirleme şekilde tehdit suçundan TCK’nın 106/1-1, 43/1, 53; mağdur …’a yönelik kişilerin huzur ve sükununu bozma ve hakaret suçlarından TCK’nın 123/1, 125/1 ve 53. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve söz konusu davanın mahkemenin 2014/758 esasına kaydedildiği,
Sanık … hakkında düzenlenen 06.11.2014 tarihli iddianamede; sanık …’ın, hakkında daha önce kamu davası açılmasına rağmen mağdur …’a yönelik eylemlerine devam ettiği, mağdur …’ın çalıştığı iş yerindeki telefonu arayıp, mağdur …’ın gıyabında, tanık Serpil’e; “Bu iş burada kapanmayacak, mutlaka bu dünyadan biri gidecek” şeklinde mağdur …’ı ölümle tehdit ettikten sonra, 08.10.2014 tarihinde mağdur …’ın çalıştığı iş yerine gelip, aynı iş yerinde çalışan tanık Murat’a bir not bırakarak, mağdur …’ın kendisini araması yönünde telkinlerde bulunduğu, son olarak mağdur …’ın mahallede karşısına çıkıp, “Senin başkasıyla olmana izin vermeyeceğim, ölene kadar takip edeceğim.” şeklinde tehditlerine devam ettiği iddialarına dayalı olarak, sanığın, 08.10.2014 tarihinde işlediği mağdur …’a yönelik zincirleme şekilde tehdit suçundan TCK’nın 43/1, 106/1-1, 53. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve söz konusu davanın mahkemenin 2014/854 esasına kaydedilip, 13.03.2015 tarihli karar ile her iki dava dosyasının birleştirilmesine ve yargılamanın 2014/758 Esas sayılı asıl dava dosyası üzerinden yürütülmesine karar verildiği,
Sanık … hakkında düzenlenen 11.02.2015 tarihli iddianamede; sanık …’ın, ayrıldığı kız arkadaşının mesai arkadaşı olan mağdur …’la ayrıldığı kız arkadaşı arkadaşı arasında ilişki olduğunu düşünerek, mağdur …’a husumet beslediği, bu kapsamda; Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının ilgili yazısında belirtildiği üzere, sanığın, 21.09.2014 – 21.11.2014 tarihleri arasında mağdur …'ın kullanmış olduğu cep telefonu hattına, kendi kullanımındaki cep telefonu hattından 546 kez mesaj göndererek, onun huzur ve sükununu bozduğu, yine kolluk görevlilerince tutulan 26.11.2014 tarihli tutanağa yansıdığı üzere, mağdur …'ın kullanmış olduğu cep telefonu hattına hakaret ve tehdit içeren 29 adet mesaj gönderdiği; ayrıca, Vodafone isimli hat sağlayıcının 12.12.2014 tarihli cevabi yazısıyla tespit edildiği üzere, mağdur …’ın kimlik bilgilerini ele geçirerek, 10.10.2014, 30.10.2014, 12.11.2014 ve 13.11.2014 tarihlerinde, kendisini mağdur … olarak tanıtıp, mağdur …’ın abonesi olduğu 0543 822 88 20 numaralı GSM hattının son 6 aylık görüşme kayıtlarını, anılan tarihlerde ayrı ayrı talep edip, bu kayıtların kullanmakta olduğu elektronik posta adresine gönderilmesini sağladığı, böylece hem mağdura ait kişisel verileri ele geçirdiği hem de mağdurla başkaları arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal ettiği iddialarına dayalı olarak, sanığın, 26.09.2014, 03.11.2014 tarihlerinde işlediği mağdur …’a yönelik kişilerin huzur ve sükununu bozma, zincirleme şekilde hakaret, zincirleme şekilde tehdit, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, zincirleme şekilde haberleşmenin gizliliğini ihlal suçlarından TCK’nın 123/1, 53; TCK’nın 43/1, 125/1, 53; TCK’nın 43/1, 106/1-2, 53; TCK’nın 136/1, 53; TCK’nın 43/1, 132/1, 53. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve söz konusu davanın mahkemenin 2015/82 Esasına kaydedilip, 19.02.2015 tarihli Karar ile 2014/758 Esas sayılı asıl dava dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın 2014/758 Esas sayılı asıl dava dosyası üzerinden yürütülmesine karar verildiği,
Sanık … hakkında düzenlenen 16.06.2015 tarihli iddianamede; sanık …’ın, mağdurlar … ve Murat’ı, iş ve cep telefonlarından sürekli arayarak, onları rahatsız ettiği, aramak ve sms göndermek suretiyle hakaret ve “görüşeceğiz, hesabını soracağım” şeklinde tehdit ettiği iddialarına dayalı olarak, sanığın, 25.12.2014- 24.02.2015 tarihleri arasında işlediği mağdurlar … ve Murat’a yönelik kişilerin huzur ve sükununu bozma, zincirleme şekilde hakaret ve tehdit suçlarından TCK’nın 123/1, 43/1, 125/1, 106/1-2, 53/1. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve söz konusu davanın mahkemenin 2015/410 Esasına kaydedilip, 06.07.2015 tarihli Karar ile 2014/758 Esas sayılı asıl dava dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın 2014/758 Esas sayılı asıl dava dosyası üzerinden yürütülmesine karar verildiği,
Sanık … hakkında düzenlenen 30.06.2015 tarihli iddianamede; sanık …’ın, Yeni Emek Gazetesi isimli iş yerinde çalışan mağdurlar … ve Murat’ın iş yerine ait 0282… numaralı sabit telefonu, dosyada mevcut iletişim tespit raporunda belirtildiği üzere, 19.03.2015 tarihiyle 23.05.2015 tarihleri arasında 5 kez aradığı, mağdur …’ın kullanmış olduğu cep telefonunu, kendisinin kullanmış olduğu 0545… numaralı gsm hattıyla 4 kez aradığı, bunun yanında yine mağdur …’ın cep telefonunu 19.03.2015 tarihinden 21.04.2015 tarihine kadar 31 kez aramış olmasına rağmen mağdur … tarafından cep telefonuna yüklenen program nedeniyle aramaların engellendiği iddialarına dayalı olarak, sanığın, 21.04.2015 tarihinde mağdurlar … ve Murat’a yönelik işlediği kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan TCK’nın 123/1, 53. maddeleri gereğince iki kez cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve söz konusu davanın mahkemenin 2015/446 Esasına kaydedilip, 13.07.2015 tarihli Karar ile 2014/758 Esas sayılı asıl dava dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın 2014/758 Esas sayılı asıl dava dosyası üzerinden yürütülmesine karar verildiği,
Sanık … hakkında düzenlenen 31.08.2015 tarihli iddianamede; sanık …’ın, mağdur …’ı, ev ve iş yeri telefonlarından telefonlarını arayarak “Oraya geleceğim, seni öldüreceğim, şerefsiz, adi” gibi sözler söylemek suretiyle hakaret ve tehdit ettiği iddialarına dayalı olarak, sanığın, 22.03.2015 ila 19.06.2015 arası mağdur …’a yönelik işlediği zincirleme şekilde hakaret ve tehdit suçlarından TCK’nın 43/1 yollamasıyla 125/1, 106/1-1, 53/1. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve söz konusu davanın mahkemenin 2015/578 Esasına kaydedilip, 18.09.2015 tarihli Karar ile 2014/758 Esas sayılı asıl dava dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın 2014/758 Esas sayılı asıl dava dosyası üzerinden yürütülmesine karar verildiği anlaşılmakla,
Asıl dava dosyası ile birleşen dava dosyalarındaki iddianame tarihleri dikkate alınıp, suç tarihleri de tereddütsüz şekilde belirlenerek, sanığın, mağdurlara yönelik hakaret, tehdit ile kişilerin huzur ve sükununu bozma eylemlerinin sübutu ve hukuki kesintiden önce ya da sonra işlenip işlenmediği açıklığa kavuşturulduktan sonra, TCK'nın 43. maddesinin uygulama koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekirken, “…sanık hakkında katılanlara yönelik hakaret ve tehdit suçlamalarının zincirleme suç hükümlerine tabi olması gerektiği, huzur ve sükunu bozma suçunda ise uzun süre devam eden eylemin suçun unsuru olan ısrar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği…” biçimindeki, iddianame ve iddia olunan suç tarihlerinin irdelenmediği ve hukuki kesintinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tartışılmadığı gerekçeden yoksun soyut ibarelere dayalı olarak, hakaret, tehdit ile kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarından yazılı şekilde hükümler kurulması,
2- Sanık …’ın, istinabe mahkemesi olan Adana 12. Asliye Ceza Mahkemesince 12.11.2014 tarihinde, duruşmanın 25.12.2014 tarihli ilk oturumunda, istinabe mahkemesi olan Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesince 25.02.2015 tarihinde, yakalama emrinin infazı suretiyle de Menemen 3. Asliye Ceza Mahkemesince 27.08.2015 tarihinde sorgu ve savunmaları alınmış olup, 18.09.2015 tarihli Karar ile 2014/758 Esas sayılı asıl dava dosyası ile birleşen 2015/578 Esas sayılı dava dosyasındaki 31.08.2015 tarihli iddianame ile sanığa yüklenen mağdur …’a yönelik hakaret ve tehdit suçlarından dolayı CMK'nın 191 ve 147. maddeleri gereğince usulünce sorgusu yapılmayan sanık hakkında, yargılamaya devamla yazılı biçimde hakaret suçundan beraat ve tehdit suçundan mahkumiyet hükümleri kurulması suretiyle savunma hakkının ihlal edilmesi,
3- Mahkemenin 2014/758 Esas sayılı asıl dava dosyası ile birleşen 2015/82 Esas sayılı dosyasında yer alan sanık …’ın TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasındaki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ile aynı Kanunun 132/1. madde ve fıkrasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmasının talep edildiği 11.02.2015 tarihli iddianamede; sanık …’ın, kendisinden ayrılan kız arkadaşı ile ilişkisi olduğunu düşündüğü mağdur …’a ait kimlik bilgilerini ele geçirip, 10.10.2014 (Vodafone Telekomünikasyon A.Ş.nin 12.12.2014 tarihli yazısına göre ise 10.11.2014), 30.10.2014, 12.11.2014 ve 13.11.2014 tarihlerinde, Vodafone İletişim Hizmetleri A.Ş.'nin müşteri temsilcisini arayarak, kendisini mağdur … olarak tanıtıp, mağdura ait GSM hattının son altı aylık görüşme detay bilgilerinin, kullanmakta olduğu elektronik posta adresine gönderilmesini sağladığının iddia edildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.10.2018 tarihli ve 2016/7-127-2018/482 sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5271 sayılı CMK'nın 225. maddesine göre, hükmün konusu iddianamede gösterilen fiildir. Mahkeme, fiilin hukuki niteliğini takdirde iddia ve savunmalarla bağlı değildir. Kanunun açık ve kesin olan bu hükmü karşısında, mahkemece sanığın yargılama sonucunda sabit kabul edilen fiilinin hukuksal niteliğine göre hüküm kurulmakla yetinilmesi gerekir. Fiilin nitelik yönünden ikiye bölünerek aynı fiilden dolayı birden fazla hüküm kurulması ise Ceza Muhakemesi Kanununa aykırılık oluşturacaktır.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; “şüpheli Lokman’ın müşteki ile mesai arkadaşı Nurdan arasındaki iş ilişkisinin farklı bir ilişki olduğunu düşünerek, her nasılsa müştekinin kimlik bilgilerini ele geçirmek suretiyle müştekinin abonesi olup, kullanmakta olduğu cep telefonunun 10/10/2014-30/10/2014-12/11/2014 ve 13/11/2014 tarihlerinde 545… numaralı gsm hattı kullanılmak suretiyle kendisini müşteki Murat olarak tanıtmak suretiyle müşteki Murat'ın kullanmakta olduğu 0543… nolu gsm hattına ilişkin olarak son 6 aylık görüşme kayıtlarının yukarıda belirtilen tarihlerde ayrı ayrı talep edildiği ve bu kayıtların da şüpheli Lokman'ın kullanmakta olduğu ve belirttiği herhangi bir mail adresine gönderilmiş olduğunun Vodafone isimli hat sağlayıcının 12/12/2014 tarihli cevabi yazısıyla tespit edildiği, bu şekilde şüphelinin müştekiye ait hem kişisel bilgileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek suretiyle müşteki ile herhangi birisi ve/veya Nurdan arasındaki iletişimin yani haberleşmenin gizliliğini zincirleme bir şekilde ihlal etmiş olduğu anlaşılmıştır…” biçiminde sanığa isnat edilen eylemin, haberleşme sürecinin taraflarını ve zamanını gösteren bilgilerin “kişisel veri” kapsamında olduğu da dikkate alındığında, bir bütün halinde zincirleme şekilde verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturacağı ve mahkemenin fiilin hukuki niteliğini takdirde iddia ve savunmalarla bağlı olmadığı gözetilmeden, hukuki anlamda tek olan aynı eylem vasıf yönünden bölünerek, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ile zincirleme şekilde haberleşmenin gizliliğini ihlal suçlarından ayrı ayrı mahkumiyet kararı verilerek, CMK’nın 225. maddesine aykırı olacak şekilde birden fazla hüküm kurulması,
4- Karar tarihinden sonra 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile değişik CMK'nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bendler arasında yer alan ve TCK'nın 106/1-1. madde ve fıkrasında tanımı yapılan tehdit suçunun uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; TCK'nın 7/2. madde ve fıkrası uyarınca; “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik CMK'nın 254. maddesi uyarınca aynı Kanun'un 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirilip, sonucuna göre tehdit suçu açısından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
5- Kabul ve uygulamaya göre de:
a) Sanığa isnat edilen eylemlerin, 5237 sayılı TCK'nın 123. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen “kişilerin huzur ve sükununu bozma”, aynı Kanunun 106. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde düzenlenen “tehdit” ve 125. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen “hakaret” suçlarına ilişkin olduğu, temel ceza miktarlarının kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu için TCK'nın 123. maddesinin 1. fıkrasında “üç aydan bir yıla kadar hapis cezası”; tehdit suçu için TCK'nın 106. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde “altı aydan iki yıla kadar hapis cezası”, hakaret suçu için TCK'nın 125. maddesinin 1. fıkrasında “üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası” olarak belirlendiği; 5271 sayılı CMK'nın, 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan “01/01/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas – 2020/33 Karar sayılı ve 16.03.2021 tarihli 31425 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas – 2021/4 Karar sayılı iptal kararları ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…, …hükme bağlanmış…” ibarelerinin, aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle;
Kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan kesinleşmiş hükümler haricindeki düzenlemelerin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK'nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; “mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararlarının neticeleri itibariyle maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve CMK'nın 251. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, kişilerin huzur ve sükununu bozma, tehdit ve hakaret suçları açısından TCK'nın 7. maddesi ile CMK'nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle, sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
b) Yargılama giderlerine ilişkin CMK’nın 324. maddesinin 2. fıkrasının “Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir.” biçimindeki açık hükmü ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 26.05.1935 tarihli ve 111/7 sayılı “yargılama giderleri hükmün tamamlayıcı parçası olduğundan ilamlarda açıklanmalı, kime yükletileceği belirtilmedir” ve yine Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 02.05.1966 tarihli ve 4/3 sayılı “tefhim edilmekle hükmün esasını oluşturan kısa kararda yargılama giderinin miktarı ve kime ne miktarda yükleteceği belirtilerek, sanığın yükümlülüğü öğrenmesinin sağlanması ve bu sayede sanığın yargılama giderlerine karşı temyiz davası açıp açmama hususunda karar verme olanağı tanınması gerektiğini” belirten kararları karşısında, hükmün esasını oluşturan kısa kararda, sanığın yükümlülüğünü öğrenmesi ve buna göre yargılama giderleri yönünden temyiz yoluna başvurup başvurmayacağı hususunda karar vermesine olanak tanımak için, yargılama giderlerinin kime yükleneceğinin ve bu yükümlülüğün ne miktar olacağının belirtilmesi gerektiği; ancak, mahkemece, gerek kısa kararda gerek gerekçeli kararın hüküm fıkrasında; “Sanığın sarfına sebep olduğu yargılama giderinin bilahare aşağıda kalemce hesaplanılarak sanıktan tahsili ile hazineye irat kaydına,” denilerek, gerek kısa kararda gerek gerekçeli kararın hüküm fıkrasında yargılama giderleri ile ilgili miktarın açıklanmaması suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafinin ve katılan … vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeksizin hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca katılan …’a yönelik hakaret, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, haberleşmenin gizliliğini ihlal, katılanlar Nurdan ve Murat’a yönelik tehdit ile kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarına ilişkin ceza miktarları yönünden sanığın kazanılmış hakkının infazda gözetilerek saklı tutulmasına, 11.05.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hakaret fiilinin kamu görevlisine karşı yerine getirdiği görev sebebiyle, dini, siyasi, sosyal veya felsefi düşünce ve kanaatlerin açıklanması veya yayılması dolayısıyla yahut muhatabın bağlı bulunduğu dinin kutsal kabul ettiği değerlere yönelerek işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Bu eylemin kurul hâlindeki kamu görevlilerine yönelmesi durumunda ise zincirleme suç hükümleri tatbik olunur.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 125Kaynağı aç
edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…)[56]
veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi,
üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle
ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir
iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini
açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin
emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi
halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu
görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan
üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde
hükümleri uygulanır.
Mağdurun belirlenmesi
Telefonla yapılan görüşmelerde aleniyet unsurunun koşulları gerçekleşmez. Bu sebeple telefon aracılığıyla icra edilen hakaret fiillerinde, Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin 4. fıkrasında yer alan altıda bir oranındaki ceza artırımı uygulanamaz.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2018/5046, K. 2018/14464Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- Hakaret suçunun huzurda işlenmesinin en tipik örneği, fiilin mağdurun yüzüne karşı işlenmesidir. Fail, bu durumda hareketi doğrudan öğrenir. Suçun huzurda işlenmiş olması mutlaka fail ile mağdurun fiilin işlendiği sırada yüz yüze olmasını gerektirmez. Şayet fail, fiili işlediği sırada mağduru hedef alan hakaretinin mağdur tarafından da doğrudan algılanabileceğini biliyor ve istiyorsa, bu durumda da suç huzurda işlenmiş sayılacaktır.
Hakaret suçunun huzurda işlenmemesine rağmen, Kanun tarafından huzurda işlenmiş gibi cezalandırılan hali ise, ileti yoluyla yapılan hakarettir. TCK’nın 125/2. maddesinde, “Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.” demek suretiyle, tahkir edici nitelikteki fiilin, ileti yoluyla mağduru hedef alması durumunda failin huzurda hakaret etmiş gibi cezalandırılacağı belirtilmiştir. Buna göre, hakaret içeren bir mektup, telefon konuşması veya yazılı bir mesaj huzurda söylenmiş gibi cezalandırılacaktır.
İleti yoluyla hakarette, failin kullandığı vasıtalar ile mağduru hedef aldığını bilmesi ve mağdur tarafından bu fiilin öğrenileceğini istemesi gerekir. Şayet ileti mağdurdan başka birisine gönderilmiş ancak tesadüfen mağdur tarafından öğrenilmiş ise, huzurda hakaret suçu oluşmayacaktır. Zira, fail mağdurun hakareti öğrenmesi kastıyla hareket etmemiştir. Bu durumda fail ancak ihtilat kastıyla hareket etmiş ve şartları oluşmuş ise, gıyapta hareket suçundan cezalandırılabilecektir.
İleti yoluyla hakaretin, huzurda hakaret gibi cezalandırılabilmesi için sanığın iletilme kastı ile hareket etmesi gerekir. Tanık …'ın evine haciz işlemine gelinmesi üzerine köy muhtarı olan sanığı aradığı, konuşma sırasında sanığın icra müdürü olan mağdura hitaben "ben o icra müdürünün a.."diyerek telefonda hakaret ettiği olayda, telefondaki konuşmanın mağdura iletilme ve ihtilat kastıyla hareket edildiğine dair her türlü şüpheden uzak ve kesin delillerin neler olduğu açıklanmadan, yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması,
2- Kabule göre de ,
a- Hakaret suçunun, telefonda işlendiği, bu itibarla aleniyet unsurunun koşullarının oluşmadığı gözetilmeden, TCK'nın 125/4. maddesinin uygulanması,
b- CMK'nın 231/11. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, mahkemece kendisine herhangi bir yükümlülük yüklenmeyen ve denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işleyen sanık hakkında, önceki hükmün aynen açıklanması ile yetinilmesi gerekirken, yeniden değerlendirme sonucu, adli para cezasına çevrilmesine karar verilmesi,
c- Seçimlik hapis cezasının, TCK'nın 50/2. maddesine aykırı olarak adli para cezasına çevrilmesi,
Kanuna aykırı, O Yer Cumhuriyet Savcısı ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, HÜKMÜN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hakkın saklı tutulmasına,yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 06/11/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2015/42634, K. 2018/2648Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Hakaret, tehdit
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
A) Sanığa yükletilen tehdit eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından, sanık …'ın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA,
B)Sanık hakkında hakaret suçundan kurulan hükmün temyizinde;
Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunda temel cezanın doğrudan TCK'nın 125/3-a maddesi gereğince tayini yerine aynı Kanun'un 125/1 maddesi ile belirlenip daha sonra arttırım yapılmış ise de sonuç cezanın değişmemesi nedeniyle bu hususun bozmayı gerektirmediği,
Anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır.
Ancak;
1- Sanığın hakaret eylemini telefonda gerçekleştirdiğinin kabul edilmesi karşısında; olayda aleniyet unsurunun gerçekleşmediği gözetilmeden TCK 125/4 uygulanması suretiyle fazla cezaya hükmolunması,
2- Sanık hakkında hakaret suçundan verilen kısa süreli hapis cezasının ertelenmesi karşısında, TCK'nın 53/4. maddesi uyarınca anılan maddenin 1. fıkrasındaki hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, katılan … vekilinin temyiz iddiaları bu nedenle yerinde ise de, bu aykırılık yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktaları tebliğnameye uygun olarak, TCK'nın 125/4 ve 53/1 maddelerinin uygulanmasına ilişkin kısımların karardan çıkarılması ve hakaret suçundan verilen sonuç hapis cezasının, uygulanan maddeler uyarınca “10 ay”a indirilerek HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 27/02/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hakaret suçunun temel cezasında hapis cezası ile adli para cezası kanunda seçenek yaptırım olarak yer almaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun 50. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, ceza normunda hapis ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü durumlarda mahkeme hapis cezasına hükmetmişse, bu hapis cezası sonradan adli para cezasına çevrilemez.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 50Kaynağı aç
kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa
ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale
getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek
veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan
bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli
yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya
gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş
olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle,
ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve
sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak
koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
çevrilebilir.
(2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak
öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına
çevrilmez.
(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm
olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte
onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm
edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı
seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.
(4) Taksirli suçlardan dolayı
hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı
halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir.
Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.
(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî
para cezası veya tedbirdir.
(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata
rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine
başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, infaz hâkimliği kısa
süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar
derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.[7][8]
(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle
yerine getirilememesi durumunda, infaz hâkimliğince tedbir değiştirilir.8
Hapis cezasının ertelenmesi
Telefonda Tehdit Suçunun Cezası ve Nitelikli Hâlleri
Tehdit, kişinin gelecekte haksız bir zarara veya kötülüğe maruz bırakılacağının bildirilmesidir. Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesi uyarınca, muhatabın ya da bir yakınının yaşamına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinden bahisle tehditte bulunan fail hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmedilir. Tehdit suçunun kadına karşı işlenmesi hâlinde ise verilecek temel hapis cezasının alt sınırı dokuz aydan az olamaz.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 106Kaynağı aç
yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı
gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle:12/5/2022-7406/6 md.) Bu suçun
kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz.
Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük
edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, iki aydan altı aya kadar hapis veya adlî para
cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin;
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak
bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
c) Birden fazla kişi tarafından
birlikte,
d) Var olan
veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten
yararlanılarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında
iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme,
kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca
bu suçlardan dolayı ceza verilir.
Şantaj
Failin muhatabı malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesi durumunda ceza yaptırımı farklılaşır. Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesi gereğince, mağdurun şikâyeti üzerine faile iki aydan altı aya kadar hapis veya adli para cezası verilir.
Tehdit eyleminin silahla icra edilmesi, failin kendisini tanınmayacak bir duruma sokması suretiyle gerçekleştirilmesi, imzasız mektupla yahut özel işaretlerle iletilmesi, birden fazla kişinin birlikte hareket etmesiyle meydana gelmesi veya mevcut ya da var sayılan suç örgütlerinin korkutucu gücünden istifade edilerek işlenmesi hâlinde ceza ağırlaşır. Bu nitelikli hâllerde Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinin 2. fıkrası uyarınca iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası uygulanır.
Tehdit suçunun teşekkülü için sarf edilen sözlerin muhatabın iç huzurunu bozmaya ve endişe uyandırmaya objektif bakımdan elverişli olması ve failin eylemi korkutma kastıyla gerçekleştirmesi kafidir. Mağdurun iç huzurunun fiilen bozulup bozulmadığının veya somut olarak korkup korkmadığının ayrıca araştırılması aranmaz. Öte yandan, telefonda yalnızca konuşmak amacıyla yer belirtilmesinden ibaret ifadeler tehdit suçunun kanuni unsurlarını oluşturmaz.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2017/5489, K. 2018/7427Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Tehdit, hakaret
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ile gerekçe içeriğine göre ve uzlaştırma kapsamında bulunan TCK'nın 106/1. maddesinin ikinci cümlesinde düzenlenen tehdit suçu ile aynı Kanunun 125/1. maddesi kapsamındaki hakaret suçundan, soruşturma aşamasında usulünce uzlaşma teklifinde bulunulduğu, ancak tarafların bu teklifi reddettiklerinin anlaşılması karşısında, tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmeyerek yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-Sanığın, telefonda katılanlara hakaret ve tehditte bulunduğu iddiasına konu olayda, katılan …'e küfür ettiğine dair ikrarı dışında, adı geçen katılana yönelik tehdit ve katılan …'e karşı hakaret ve tehdit suçlarını işlediğini gösteren, katılanların iddiası dışında, kesin ve inandırıcı delillerin nelerden ibaret olduğu açıklanıp tartışılmadan, yetersiz gerekçeyle mahkumiyet hükümleri kurulması,
2-Katılan …'in kolluk ifadesinde, sanığın kendisine telefonda hakarette bulunduğunu belirtmesinin akabinde, “…bu şahıs daha önceki zamanlarda da beni ara sıra arayıp “seni Sandıklı'ya girmez edeceğim, adını o…u diye çıkaracağım, siz hepiniz o…sunuz, sizin hepinizin a…a koyacağım” diye tehdit ve hakaret ediyordu…” şeklinde beyanda bulunmasına karşın, Mahkemece, sanığın iddia edilen bu sözlerinin, olay akşamı katılanların sanıkla yapmış oldukları telefon görüşmesi sırasında söylendiğinin kabul edildiğinin anlaşılması karşısında, iddia edilen ve zamanı tespit edilmeyen bu sözlerin, sanık tarafından katılan …'e karşı sarf edildiği hususunda somut delillerin nelerden ibaret olduğu açıklanmada hükümlülük kararı verilmesi,
3-Sanıkla katılan … arasında yapılan telefon görüşmesi sırasında, katılanın sanığa, “…Afyon'a gel konuşalım…” demesinin ardından, sanığın katılana, “…ben ne geleceğim sen Sandıklı'ya gel…” biçiminde söz söylemekten ibaret eyleminde, sanığın katılanla konuşmak için yer belirtmesinin, tehdit suçunun unsurlarını oluşturmadığı gözetilmeden, yazılı biçimde hüküm kurulması,
4-Kabule göre de;
a-Sanığın aşamalarda, katılan …'in telefonda kendisine küfür ettiğini savunması karşısında, olayın çıkış nedeni ve gelişimi üzerinde durularak, sanık hakkında, hakaret suçundan TCK'nın 129, tehdit suçundan da aynı Kanunun 29. maddelerinin uygulanma imkanının tartışılmaması,
b-TCK'nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanmasına ilişkin hükmün, Anayasa Mahkemesi'nin, 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı kararıyla, iptal edilmiş olması nedeniyle, uygulanma olanağının ortadan kalkmış olması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık …'ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak, HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 15/05/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun icra edilmesi durumunda fail hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinin 3. fıkrası gereğince bu suçlardan dolayı ayrıca ve bağımsız biçimde ceza verilir.
Gıyapta Hakaret ve İletme Kastı
Hakaret fiilinin mağdurun yokluğunda işlenmesi hâlinde cezalandırılabilmesi, Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin 1. fıkrası gereğince fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesine bağlıdır. İhtilat edilen en az üç kişilik hesaba mağdur dâhil edilmez. İhtilat, üç veya daha çok kişiye telefon edilmesi, SMS, mektup ya da e-posta iletilmesi biçiminde vuku bulabilir; fakat ihtilatın tamamlanması için sözlerin yalnızca duyulabilir olması yetmeyip muhataplarca bizzat anlaşılması ve içeriğine vakıf olunması şarttır.
Sesli veya yazılı bir iletinin huzurda işlenmiş sayılabilmesi için failin kullandığı araçla mağduru hedef aldığını bilmesi ve fiilin mağdurca öğrenileceğini isteyerek iletme kastı ile hareket etmesi gerekir. İletinin muhataptan başka bir şahsa gönderildiği ve muhatap tarafından tesadüfen öğrenildiği durumlarda fail iletme kastıyla hareket etmediğinden huzurda hakaret suçu oluşmaz. Nitekim bir kimsenin yokluğunda akrabasının cep telefonuna hakaret içerikli mesaj gönderilmesi ve bu akrabanın mesajı muhataba göstermesi olayında, iletme kastı bulunmadığı ve en az üç kişiyle ihtilat unsuru gerçekleşmediği için hakaret suçu meydana gelmez.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2010/19033, K. 2012/14631Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Yaralamaya teşebbüs, hakaret, tehdit
HÜKÜM : Hükümlülük
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
I-Sanık … hakkında tehdit suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın niteliği itibariyle itiraza tabi olup yapılan başvurunun da bu doğrultuda değerlendirilmesi gerektiği anlaşıldığından, katılan … vekilinin temyiz isteği hakkında bir KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
II-Sanık … hakkındaki hükümlere ilişkin temyize gelince,
A-Yaralamaya kalkışma suçundan verilen kararda öngörülen cezanın nitelik ve niceliğine göre karar tarihi itibariyle hükümlerin temyiz edilemez olduğu,
Anlaşıldığından, 5320 sayılı Yasanın 8/1 ve 1412 sayılı CYY.nın 317.maddesi uyarınca sanık …'un tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,
B-Sanık … hakkında tehdit ve hakaret suçlarından verilen mahkumiyet kararlarına yönelik temyizde,
Yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak;
1-6.8.2006 tarihinde telefonla hakaret ve tehdit suçundan dolayı sanığın ve katılan ile müştekilerin denetime olanak verecek biçimde ve ayrıntılı olarak beyanları alınmadan yazılı biçimde hüküm kurulması,
2-Sanığın 6.8.2006 tarihinde telefonla ve 24.12.2006 tarihinde ise katılan ve müştekilerin yüzüne karşı gerçekleştirdiği hakaret ve tehdit eylemleri nedeniyle hakkında TCK'nın 43/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadan ve telefonda hakaret eyleminde müştekiler açısından ihtilat unsurunun oluşup oluşmadığı irdelenip açıklanmadan, yetersiz gerekçeyle yazılı biçimde hüküm kurulması,
3-Kabule göre, a- 24.12.2006 tarihli hakaret suçunda karşılıklı hakaret nedeniyle TCK'nın 129. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
b-Sanığın hakaret suçlarını mağdur sayısınca işlediği belirtilmesine karşın, ayrı ayrı hüküm kurmak yerine temel cezanın 9 ay olarak öngörülmesi,
c-CMK'nın 232/6. maddesi uyarınca, 24.12.2006 tarihli hakaret suçunda aleniyet nedeniyle artırım yapılırken uygulanan yasa maddesinin gösterilmemesi,
d-Ceza Genel Kurulu'nun Dairemizce de benimsenen 3.2.2009 tarih ve 2008/11-2009/13 sayılı kararında da belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında dikkate anılacak zararın maddi (somut) zarar olduğu gözetilerek, sabıkasız olup kişiliği olumlu bulunarak hakkında takdiri indirim ve erteleme hükümleri uygulanan sanığa yükletilen tehdit ve hakaret suçlarında mağdur tarafta maddi nitelikte bir zarar meydana gelmemesi karşısında. CMK'nın 231/6-b bendi uyarınca sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceğine ilişkin ölçütün değerlendirilmesi gerekirken, "katılan ve müştekilerin zararının ödenmemesi" biçimindeki yasal olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
e-Kendisini vekille temsil ettiren katılan yararına vekalet ücretine hükmedilmemesi,
Yasaya aykırı ve sanık … ve katılan … vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 18/6/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza İndirimi, Haksız Fiil ve Karşılıklı Hakaret
Hakaret fiilinin haksız bir fiile tepki olarak icra edilmesi durumunda faile verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi ceza verilmesinden tümüyle vazgeçilebilir. Eylemin kasten yaralamaya tepki olarak gerçekleşmesi hâlinde ise ceza verilmez. Tarafların telefonda karşılıklı biçimde hakarette bulunmaları durumunda mahkeme, olayın niteliğine göre taraflardan her ikisi veya biri yönünden cezayı üçte birine kadar indirebilir ya da ceza vermekten sarfınazar edebilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 129Kaynağı aç
işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza
vermekten de vazgeçilebilir.
(2) Bu suçun, kasten yaralama suçuna
tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez.
(3) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın
mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte
birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
Kişinin hatırasına hakaret
Yargılama sürecinde sanığın, karşı tarafın telefonda kendisine küfür veya hakaret ettiğine yönelik savunmada bulunması durumunda olayın başlangıcı ve gelişim seyri incelenmelidir. Hakaret suçu yönünden Türk Ceza Kanunu'nun 129. maddesi, tehdit suçu bakımından ise aynı Kanunun 29. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşulları mahkemece tartışılarak karara bağlanmalıdır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2019/3846, K. 2019/18846Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Tehdit, hakaret
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
Bozma üzerine, Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, mahkemece sanığın üzerine atılı hakaret suçu ile ilgili olarak, seçimlik cezalardan hapis cezasının seçilmesinden sonra bu cezanın adli para cezasına çevrilmesi isabetsiz ise de; aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle bu husus bozma nedeni yapılmamış ve hapisten çevrilen adli para cezalarının kesin olmaması nedeniyle hükmün, temyiz incelemesine tabi olduğu kabul edilerek, dosya görüşüldü:
1-5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi uyarınca uzlaştırmacının taraflara ulaşamaması halinde açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla uzlaşma teklifinde bulunabileceği, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10. maddesine göre tebligatın, öncelikle müştekinin beyan ettiği en son adrese yapılması, bu adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilip, bu adrese tebligatın yapılması gerektiği, bu itibarla müştekinin bildirdiği en son adresi olan … Çankaya/Ankara adresine uzlaşma teklifi için tebligat çıkartılması gerektiği gözetilmeden, doğrudan MERNİS adresine tebligat çıkartıldığı, tebligatın iade edildiği anlaşıldığından, uzlaşma teklifinin müştekiye Yasa'ya uygun şekilde ve yöntemince yapılmadığı gözetilmeden, yargılamaya devamla sanığın mahkumiyetine hükmolunması,
2-Kabule göre de;
a-Sanığın, müştekiye gönderdiği tehdit ve hakaret içerikli mesajların arasındaki zaman aralığının kısa olması karşısında, TCK'nın 43. maddesinin uygulanma gerekçesi yöntemince tartışılıp açıklanmadan yetersiz gerekçeyle zincirleme suç hükümleri uyarınca uygulama yapılması,
b-Sanığın, müştekinin kendisine telefonda hakaret içerikli sözler söylemesi üzerine suça konu mesajları çektiğini beyan etmesine karşın, sanık hakkında TCK'nın 29 ve 129. maddelerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışmasız bırakılması,
Kanuna aykırı ve sanık …'nun temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak, HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca sanık hakkında hakaret suçundan adli para cezasına hükmedilmesi bakımından sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 04/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İçtima Hükümleri ve Farklı Suç Tipleriyle Ayrım
Ceza adalet sisteminde kural olarak kaç fiil varsa o kadar suç ve o kadar ceza doğacağını kabul eden gerçek içtima ilkesi geçerlidir. Bu kuralın istisnalarını bileşik suç, zincirleme suç ve fikri içtima kurumları oluşturur. Bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda Türk Ceza Kanunu'nun 43. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tek bir cezaya hükmolunur ve bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Buna karşılık aynı muhataba aynı zamanda aynı suçun yöneltilmesi tek suç sayılır; kısa zaman aralıklarıyla gönderilen mesajlarda zincirleme suç kurallarının uygulanma gerekçesi denetime olanak verecek biçimde gerekçelendirilmelidir.
Cumhuriyet savcısının iddianame düzenlemesiyle birlikte eylemler arasında hukuki kesinti meydana gelir. İddianamenin düzenlenmesine kadar olan fiiller zincirleme suç kapsamında ele alınabilirken, iddianamenin düzenlenmesinden sonra gerçekleşen eylemler yeni ve bağımsız bir suç oluşturur.
Sanığın gerçekleştirdiği fiilin kasten yaralama suçunun unsurlarını taşıması ve bu suçtan mahkûmiyet hükmü kurulması hâlinde aynı eylem sebebiyle ayrıca bağımsız bir tehdit cezası verilemez. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 225. maddesi uyarınca hüküm yalnızca iddianamede gösterilen fiile hasredilmeli, eylem hukuki nitelik bakımından bölünerek aynı fiilden mükerrer mahkûmiyet kurulmamalıdır. Eylemlerin kasten yaralama veya yağma suçu kapsamında kalması hâlinde de fail hakkında ayrıca tehdit suçundan ceza tayin edilemez.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2017/902, K. 2017/923Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Yağma, yağmaya kalkışma, suç işlemek amacı ile örgüt kurmak, suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye olmak, suç işlemek amacı ile kurulan örgüte yardım etme, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması, mala zarar vermek, tehdit, kasten yaralama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak, suçluyu kayırma, 6136 sayılı Kanuna aykırılık, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, iftira, suç delillerini yok etme
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm sanıklar …, …, …, … …, …, …, …, …, …, …, … savunmanları tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; sanık … ve savunmanı Av…. ise duruşma gününden usulen haberdar edildiği halde duruşmaya gelmedikleri ve bir mazeret de bildirmedikleri anlaşılmakla adı geçen sanık yönünden duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre tayin edilen günde yapılan duruşma sonunda dosya okunarak gereği görüşülüp düşünüldü;
Hükmedilen cezaların sürelerine göre sanıklar …, … ve … savunmanlarının, yasal süresinde ileri sürülmediğinden sanık … savunmanının duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 318. maddesi gereğince REDDİNE;
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suç işlemek için örgüt kurma, bu örgüte üye olma ve yardım etme, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması, mala zarar verme, tehdit, kasten yaralama, suçluyu kayırma, 6136 sayılı Kanun'a aykırılık, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, iftira, suç delillerini yok etme suçlarının sübutu kabul, oluş ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliğini tayin ile takdirde bir isabetsizlik görülmemiş, savunmalar inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, Mahkemenin kabul ve takdiri doğrultusunda incelenen dosyada bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik bulunmadığından sanık … yönünden iddianamede geçen 5. olay, sanık … yönünden iddianamede geçen 1., 3., 5., 9. ve 17. olaylar, sanık … yönünden iddianamede geçen 1. ve 3. olaylar, sanık … yönünden iddianamede geçen 2. ve 9. olaylar, sanık … yönünden iddianamede geçen 1. olay, sanık … yönünden iddianamede geçen 2., 3. ve 9. olaylar ile sanık … yönünden iddianamede geçen 1., 2., 3. ve 9. olaylardaki yağma suçlarından dolayı savunmanlarının duruşmalı incelemede ve temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri iddiaları yerinde görülmemiştir. Adı geçen ve diğer sanıklara yüklenen suçlar yönünden ise duruşmasız olarak yapılan incelemede;
I-Sanık … hakkında suç işlemek amacı ile örgüt kurma, sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … hakkında suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye olma; sanıklar …, …, … ve … hakkında yakınan …'a yönelik yağma (iddianamedeki 1. olay); sanıklar …, …, …, … ve … hakkında yakınan …'a yönelik yağma (iddianamedeki 2. olay); sanıklar … ve … hakkında katılan …'a yönelik kasten yaralama, sanıklar …, … ve … hakkında yakınan …'a yönelik tehdit (iddianamedeki 3. olay ve Osmaniye 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2001/64 Esas sayılı dosyasındaki birleşen olay); sanıklar …, …, … ve … hakkında yakınan …'ya yönelik yağma (iddianamedeki 5. olay); sanıklar …, …, …, …, …, … ve … hakkında katılan …'e yönelik yağmaya kalkışma (iddianamedeki 8. olay); sanıklar …, …, …, … hakkında katılan …'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, sanık … hakkında katılan …'ye yönelik tehdit (iddianamedeki 9. olay); sanıklar …, …, …, … hakkında yakınanlar … ve …'e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (iddianamedeki 12. olay); sanıklar …, …, … hakkında yakınan …'na yönelik yağmaya kalkışma (iddianamedeki 15. olay); sanıklar … ve … hakkında yakınan …'a yönelik yağmaya kalkışma, (iddianamedeki 16. olay); sanıklar …, …, … ve … hakkında yakınanlar … ve …'e yönelik yağma (iddianamedeki 17. olay); sanıklar …, …, …, …, …, …, …, … hakkında katılanlar … ve …'a yönelik yağmaya kalkışma (iddianamedeki 19. olay); sanıklar …, …, …, …, … hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, sanık … hakkında yakınan Osman Kuru'ya yönelik kasten yaralama (iddianamedeki 20. olay), sanık … ve … hakkında iftira (iddianamedeki 21. olay); sanıklar …, …, …, … ve … hakkında yakınan …'ya yönelik yağmaya kalkışma, sanıklar … ve … hakkında yakınan …'ya yönelik tehdit (iddianamedeki 22. olay); sanıklar …, … ve … hakkında yakınanlar … ve …'e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (iddianamedeki 23. olay); sanıklar …, …, …, …, … ve … hakkında katılan …'e yönelik yağmaya kalkışma (iddianamedeki 24. olay); sanıklar …, … ve … hakkında yakınan …'e yönelik tehdit (iddianamedeki 26. olay) suçlarından kurulan hükümlerin incelemesinde;
Sanıklar …, …, … ve …'ın yakınan …'a (iddianamedeki 1. olay); sanıklar …, …, …, … ve …'nın yakınan …'a yönelik (iddianamedeki 2. olay) yağma suçlarının suç örgütünün oluşturduğu korkutucu güçten yararlanılarak işlendiğinin anlaşılması karşısında, sanıklar hakkında TCK'nın 149. maddesinin (1). fıkrasının (f) bendi ile de uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi; sanıklar … ve … hakkında yakınan …'a yönelik yağmaya kalkışma (iddianamedeki 16. olay) suçunun işyerinde işlendiği, TCK'nın 149/1. maddesinin (c, f, g) bentleri yanında (d) bendi ile de uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış; sanıklar … ve … örgüt kurucusu veya yöneticisi olmadığı halde(iddianamedeki 3. olay) haklarında TCK'nın 220. maddesinin 5. fıkrası ile, sanık … hakkında yakınan … … yönelik kasten yaralama suçundan TCK'nın 38. maddesinin 1. fıkrası ve 220. maddesinin 5. fıkrası ile, sanık … hakkında tehdit suçundan TCK'nın 220. maddesinin 5. fıkrası ile hüküm kurulmuş ise de, sanıkların aynı zamanda olayın asli faili olarak suçları işlediklerinin anlaşılması karşısında belirtilen aykırılık sonuca etkili olmadığından; sanıklar …, … ve …'nün kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun (iddianamedeki 23. olay) işlenmesi sırasında silah kullanılmadığı halde TCK'nın 109. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ile hüküm kurulması, aynı fıkranın (b) bendinin de koşullarının bulunması nedeniyle belirtilen aykırılık sonuca etkili olmadığından; sanıklar …, …, …, …, … ve … hakkında katılan …'e yönelik yağmaya kalkışma suçunun kendini tanınmayacak hale koymak suretiyle işlenmediği ve TCK'nın 149. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi koşullarının oluşmadığı, diğer taraftan işyerinde işlendiğinin gözetilmediği ve (d) bendi ile uygulama yapılmadığı, ancak birden fazla bent ihlalinin söz konusu olması nedeniyle belirtilen aykırılık sonuca etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanıklar …, …, …, …, …, …, … ve savunmanları, sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve … savunmanları ile sanık …'in eşinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin kısmen isteme uygun olarak ONANMASINA,
II-Sanıklar …, … ve … hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması (iddianamedeki 1. olay); sanık … hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık (iddianamedeki 3. olay ve Osmaniye 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2001/64 Esas sayılı dosyasındaki birleşen olay); sanıklar … ve … hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık (28. olay) suçlarından kurulan hükümlerin incelemesine gelince;
Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması suçunun suç işlemek için oluşturulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlendiğinin anlaşılması karşısında, sanıklar …, … ve … hakkında TCK'nın 174. maddesinin 2. fıkrası ile de uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış,
Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
28.06.2014 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesinde; "Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir." şeklinde düzenleme yapıldığı dikkate alındığında, sanıklar …, …, …, …, … ve … hakkında hükmolunan adli para cezalarının ödenmemesi durumunda, hapse çevrilemeyeceğinde yasal zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve savunmanı, sanıklar …, …, …, … ve … savunmanlarının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından "ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğine" ilişkin bölümün çıkartılması suretiyle, eleştiri dışında, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
III-Sanık … hakkında suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye olma; sanıklar …, …, …, …, …, …, … ve … hakkında suç işlemek amacı ile kurulan örgüte yardım etme; sanıklar … ve … hakkında yağma, tehlikeli maddeleri izinsiz bulundurma, sanık … hakkında tehlikeli maddeleri izinsiz bulundurma, sanıklar …, …, …, …, … ve … hakkında yakınanlar …, …, …, … ve …'ye yönelik mala zarar verme (iddianamedeki 1. olay); sanıklar … ve … hakkında katılan …'a yönelik tehdit, sanıklar …, … ve … hakkında yakınan …'a yönelik yağma ve katılan …'a yönelik tehdit, sanık … hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık, sanıklar …, …, …, …, … ve … hakkında katılan …'e yönelik yağma, tehdit ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (iddianamedeki 3. olay); sanık … hakkında katılan …'e yönelik yağmaya kalkışma, sanık … hakkında katılan …'e yönelik tehdit (iddianamedeki 8. olay); sanıklar …, …, …, …, …, … ve … hakkında katılan …'ye yönelik yağma, sanık … hakkında katılan …'ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (iddianamedeki 9. olay); sanıklar … ve … hakkında yakınan …'a yönelik tehdit (iddianamedeki 11. olay); sanıklar … ve … hakkında yakınanlar … ve …'e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (iddianamedeki 12. olay); sanıklar …, … ve … hakkında suçluyu kayırma (iddianamedeki 14. olay); sanık … hakkında yakınan …'na yönelik yağmaya kalkışma (iddianamedeki 15. olay); sanık … hakkında yakınan …'a yönelik yağmaya kalkışma (iddianamedeki 16. olay); sanıklar …, …, …, … hakkında katılan …'e yönelik tehdit, sanıklar …, … ve … hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık (iddianamedeki 18. olay); sanık … hakkında katılanlar … ve …'a yönelik yağmaya kalkışma, sanıklar …, …, …, … ve … hakkında 21.03.2011 tarihli kasten yaralama ve mala zarar verme, sanıklar … ve … hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık, sanıklar …, … ve … hakkında 24.03.2001 tarihli mala zarar verme (iddianamedeki 19. olay); sanıklar …, …, …, … hakkında tehdit, sanık … hakkında suç delillerini yok etme, sanıklar … ve … hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (iddianamedeki 20. olay); sanık … hakkında yakınanlar … ve …'e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (iddianamedeki 23. olay); sanıklar …, …, … ve … hakkında yakınan …'a yönelik tehdit ve mala zarar verme (iddianamedeki 24. olay); sanık … hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık (iddianamedeki 28. olay) suçlarından kurulan hükümlerin incelemesine gelince;
Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-(Örgüte üye olma suçu yönünden)
Suç örgütü kurma ve yönetme ile örgüte üye olma suçları yönünden suç örgütünün işlemeyi amaçladığı suç ve/veya suçların en azından hazırlık hareketi ile ilgili ciddi bulgu, emare ve/veya delil olmalıdır. Suç örgütü kurma bağımsız bir suç kabul edildiğine göre, amacı olmayan bir örgütlenmede, suç örgütünün bir veya birkaç amaçla suç işlenmesi için kurulmalı ve suçların işlenmesine dair TCK’nın 220/1.maddesinde gösterilen unsurlar ile ilgili bulgulara ulaşılmalıdır.
Suç işlemek için örgüt kurmada bir veya birkaç suç işlendikten sonra daha programlanmış suçları işlemek için örgüt devam eder. Örgüte iştirak eden failler işlenen suçtan dolayı iştirak gereği cezalandırılır, yani katkıda bulunana uygulanır. Örgüt kurucuları kendi başlarına veya başkaları ile anlaşma yapılmasını başlatandır. Faaliyeti ile örgütün doğmasına sebebiyet vermektedir. Örgüt yönetenler ise üst pozisyonda kolektif faaliyeti kısmen veya tamamen düzenleyen, koordine edenlerdir. Örgüte sonradan katılmak ile iş bölümü gereği bir görev üstlenen örgüt üyesi olur. Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, yardım eden kişi de örgüt üyesi sayılacaktır.
Suç örgütü üyesi örgüt yöneticisinin rızasının varlığı gerek olmadan örgüte fiilen katılan kişidir. Kişinin suç örgütü üyeliğinden suçlanabilmesi için örgütün varlığından haberdar olmalı, bilerek ve isteyerek ona üye olması ve örgütün hiyerarşik yapısında da yerini alması gerekir. Örgüt ile bağlantısı olmadan münferit hareket edenler suç örgütü üyesi olarak kabulü benimsemez.
Somut olayda;
Suç örgütüne üye olmakla suçlanan ve hakkında mahkumiyet kararı verilen sanık …'in hakkında suç örgütü kurmaktan beraat kararı verilen …'in oğlu, bu suçtan mahkumiyet kararı verilen sanık …'in ise arkadaşı olduğu, dosya kapsamında devamlılık içeren kanunun suç saydığı fiilleri işlemek (suç işleme programı altında) amacı ile diğer sanıklar ile bir araya gelip onlarla aralarında sıkı veya gevşek hiyerarşik bir bağın bulunduğuna ve adı geçen sanığın faaliyetleri ile örgütün doğmasına veya üst pozisyonda kollektif faaliyeti kısmen veya tamamen düzenleyip koordine ettiğine dair bir kısım soyut beyanlar dışında dosya kapsamında delil bulunmadığı, telekomünikasyon yoluyla iletişimin kayda alınmasına ilişkin tutanaklarda da bu yönde bir bulguya rastlanmadığının anlaşılması karşısında; sanık … hakkında sanık …'in suç işlemek amacı ile kurduğu örgüte üye olduğuna dair kesin kanıtların neler olduğu karar yerinde açıklanıp gösterilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-(Örgüte yardım etme suçu yönünden)
a-Yakınan …'ün sanık …’ın yanında çoban olarak çalıştığı dönemde yaşadığı sıkıntılardan dolayı eşi … ile birlikte olay günü çalıştığı çiftlikten kaçtığı, sanık …'ın bir kısım sanıkların yardımı ile yakınanları bulmaya çalıştığı, yakınanların bulunduğu yeri tespit eden sanıklar… ve …'in yakınanları geldikleri araca bindirmeye çalıştıkları, aralarında arbede yaşandığı, bu sırada yakınan …'ün bu kişilerin elinden kaçtığı, ancak yakınan …'ün götürüldüğü olayda, sanık …'ın akrabası olan sanık …'in sanık …'ın eşinin, yanlarında çalıştığı çobanın kaçtığını, takip etmelerini istemesi üzerine 300-500 metre kadar takip ettiği, bu kişilerin gittikleri yönü söylediği, ancak daha sonra peşlerinden gitmediği şeklindeki savunmasının aksine delil bulunmadığı, eylemlerinin örgüte yardım etme kastı ile hareket etmeyi göstermeyeceği dikkate alındığında, sanığın suç işlemek amacı ile kurulan örgüte yardım ettiğine dair dellillerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde açıklanıp gösterilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
b-Örgüt faaliyetine katılmadığı anlaşılan sanıklar … ve …, hakkında örgüte yardım etme suçunda koşulları bulunmayan TCK'nın 58/9. maddesi ile uygulama yapılamayacağının gözetilmemesi,
c-Sanıklar …, …, …, …, …, … ve … hakkında örgüte yardım etme suçunda TCK'nın 220. maddesinin 7. fıkrasının son cümlesi gereğince değerlendirme yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,
3-(İddianamedeki 1. olay yönünden)
Yakınan …'ın 18.05.2010 tarihinde kolluğa müracaat ederek uzaktan akrabası olan …'in Mayıs ayı içinde kendisini arayarak "Dayı başım belada, bana 30.000.-TL vereceksin" dediğini, kendisi bu kadar parasının olmadığını söylediğinde "Ne yapıp edip bu parayı bana vereceksin, yoksa gerisini sen düşün" dediğini, daha sonra aramalarının devam ettiğini, 15.05.2010 günü öğleden önce tekrar arayarak aynı şekilde tehdit ederek "Bana bu parayı vereceksin, bu gün senin yanına biri gelecek ve benim selamımı söyleyecek sen de bu şahsa parayı vereceksin yoksa gerisine karışmam" dediğini, aynı gün öğleden sonra sanık …'nın gelerek "… sana selamı var, bir emaneti varmış onu almaya geldim" demesi üzerine yakınanın "… bende emaneti yoktur" dediğini ve bu kişiyi gönderdiğini, bu kişinin 17.05.2010 tarihinde de aynı şekilde geldiğini ve kendisinin aynı şekilde gönderdiğini, daha sonra telefonuna sanık … tarafından "Saat ikide paramı hazır edin, işin içine kaç kişi girerse miktar artar, ben ölmeden benden kurtulamazsınız, ceza yata yata biter dayı" şeklinde mesaj geldiğini belirterek şikayetçi olduğu, 02.12.2010 günü saat 20:00 sıralarında …. … Mahallesi … sayılı yerdeki yakınana ait ikametin önüne parça etkili el bombasının atılması sonucu bu kişinin evinin oturma odasına ait pencere camının kırıldığı, avlu duvarının zarar gördüğü, aynı sokakta 3 nolu ikametin altında bulunan yakınan …'ye ait dükkan kepenklerinde şarapnel parçaları nedeniyle delikler oluştuğu, yakınan …'a ait .. nolu ikametin pencere camının kırıldığı, No:3/1'de oturan yakınan …'ın evinin balkon tavanında ve ön cephesinde,…'de oturan …'ın evinin balkonunun pencere üst kısmında patlamadan dolayı izlerin oluştuğu, sanık …'nın savunmalarında "… benim … yolu üzerinde bulunan … … isimli iş yerine gitmemi istedi. Bu yeri işleten kişinin dayısı olduğunu, para vereceğini söyledi. Ben de iş yerine gittiğimde iş yerinde bulunan …'a 'Ben … arkadaşıyım' dedim ve niye geldiğimi söyledim. Bana 'Param yok' dedi. Ben de iş yerinden ayrıldım. Akşam … beni yine telefonla aradı. Bu iş yerine tekrar gitmemi söyledi. Ben de ertesi gün yine iş yerine gittiğimde iş yeri sahibi '…'e 1500.-TL para verdim, … bu paranın içinden 300.-TL'sini … verecekti' dedi. Bu arada … ile yanında bulunan … ve tanımadığım 3-4 kişi iş yerine geldi. … benim karnıma doğru tekme attı…" dediği, sanık …'ın "… ikametine el bombası atma olayını … talimat vererek ve bize el bombasını vermesiyle üstümüzde yoğun baskı kurup bir şekilde bizi mecbur ederek bu olayı gerçekleştirmemizi sağladı. Ne … ne de ben bundan önce el bombası görmemiştik. 'Sizin yaptığınızı bilmezler bundan parayı alalım bölüşürüz' dedi, ancak bize para vermedi. Biz bu aileden yüklü bir para aldığını biliyoruz. Olay saati akşamı el bombasını …'ya vermiş, o da benim yanıma şarjlı bisikletle geldi. … …'ya el bombasını nasıl kullanacağını ve nasıl atacağını göstermiş. … evinin oraya gittiğimizde … el bombasının pimini hızlı şekilde çekti, evin kapısına doğru attı. Kapıya değen el bombası yere düştü ve yüksek sesle patladı. Bu esnada çok korktum, ilk defa böyle bir şey başıma geldi, böyle bir şey olacağını bilmiyordum. Bu olaydan sonra … …'un evinde … ile buluştuk. … bize 'Hemen eve gidin, sakın kimseye bu olaydan bahsetmeyin, elinize sağlık aslanlarım, telefonla bu konuyu sakın konuşmayın, bu olayı yapan sizsiniz, sizin başınız yanar' diyerek bizi korkuttu. Bu el bombasını … isimli uzman çavuşluktan ayrılmış olan şahıstan almış olabilir" dediği, diğer sanıkların suçlamaları kabul etmediği olayda;
a-Sanıklar … ve …'ın yağma, tehlikeli maddeleri izinsiz bulundurma ve mala zarar verme; sanık …'in ise tehlikeli maddeleri izinsiz bulundurma ve mala zarar verme suçlarını işlediğine dair delillerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde açıklanıp gösterilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
b-Sanıklar …, … ve …'ın 02.12.2010 tarihinde yakınanlara karşı tek eylemle aynı anda farklı şahıslara yönelik mala zarar verme suçunun TCK'nın 152/1-2-a, 43. maddelerine uyduğu düşünülmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
4-(İddianamedeki 3. olay yönünden)
04.12.2010 tarihinde … Köyü'nde katılan …'ın yanına …'ın kullandığı motosikletle gelen sanık …'nın hiçbir şey söylemeden katılanı tabanca ile hayati tehlike geçirmeksizin, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaraladığı, sanığın 14.12.2010 tarihinde yakalandığı, olayda kullandığı 6136 sayılı Kanun kapsamındaki tabancayı da teslim ettiği,
Katılan …'ın, bu olay öncesinde yakınan …'a yönelik zorla para istenmesi olayı ile ilgili ifade vermek için çağrıldığını, ifadesinde bir erkek şahsın oto ile gelerek …'ın bakkal dükkanına girip kısa bir süre sonra çıktığını ve otosuna binerek oradan ayrıldığını, …'ın kendisinden para istenildiğini söylediğini, ateşli silah ile yaralanması nedeni ile hastaneden taburcu olduktan sonra sanıklar … ile …'ın geçmiş olsuna evine geldiklerini, …'ın, …'yı vurması için azmettirenin … olduğunu, ayrıca …'in …. … isimli şahsın ikametine el bombası atacağını, buna kendisi ile …'ın mani olduklarını, …'in elinden el bombasını kendisinin aldığını söylediğini, aynı şeyi …'ın da söylediğini beyan ettiği,
Yakınan …'ın, dayısının oğlu …'ın silahla vurulması olayı ile ilgili olarak Osmaniye Devlet Hastahanesi'ne geldiğini, hastanenin acil kısmının dışında beklerken kendisi ve dayısı …'ın oğlu olan … … sinirlenerek "Bu avradını s…ğimin oğulları bizi mi buldu" dediklerini, olaydan iki gün sonra aynı köyden … ve …'ın yanına geldiklerini "Gardaş hastanede o çocuğa küfür etmişsiniz" dediklerini ve bu küfür etme işini duyan …'in evlerine bomba atacağını, bombayı Fırat'ın elinden alarak engel olduklarını söylediklerini, …'ın "Gardaş senin hayat sigortan benim, sen hiç korkma, bu almış olduğumuz bombayı evimin odunluk kısmına sakladık, inanmazsan gel sana bu almış olduğumuz bombayı gösterelim" dediğini, ancak bakmaya gitmediğini, daha sonra …'in bir kaç kez aradığını, telefonu açmadığını, sanığın "Selamün Aleyküm … Gardaş. Beni acil Lütfi dayım ile görüştür" şeklinde mesaj gönderdiğini ifade ettiği,
Katılan …'ın yeğeni …'ın vurulması olayı ile ilgili aynı köyden…in babası … ile tartıştığını, bu olaydan bir gün sonra … ve …'ın birlikte evine gelerek "… tarafından sen de listeye alındın ve sıra sende, bunlardan ayrı dur, olaylara karışma, … ve adamlarını kendimiz durduruyoruz" dediklerini, bu olaydan üç dört gün sonra … ile …'ın katılana "… ve adamları köye geldi. …'in elinde susturuculu silahı vardı, adamlarının elinde kaleşnikof var, hepsinin vücudunda el bombaları asılı, bu şahıslardan uzak dur ve karışma" dediklerini, …'ın "Sana bir şey yapamazlar, ben onları ikna ederim, sen bana güven, yeter ki onlarla kötü olma, istediklerini yap" dediğini, yine her iki sanığın "Senin Osmaniye il merkezinde okuyan iki tane kız çocuğun var, bir oğlun işe gitmekte, yine Osmaniye il merkezinde torunların var, bunlara zarar gelmesini istemiyorsan … ve adamlarından uzak dur, onlara karışma" dediklerini, …'in, oğlu olan …'ı cep telefonundan arayarak "Bundan sonra baban ve amcan … benim arabanın taksitlerini ödeyecek" diyerek tehditte bulunmuş olduğunu beyan ettiği,
Yakınan …'ın, 2011 yılı başlarında işyerinde bulunduğu esnada akşam saatlerinde sanık …'in telefon ile aradığını ve görüşme talep ettiğini, görüştüklerinde …, aldığı araca kefil olacak…'ya, babasının ve akrabalarının engel olduğunu söylediğini, kendisinin de böyle bir şey olmadığını, … kefil olmak istememesinden dolayı böyle bir şeyi ortaya atmış olabileceğini söylediğini, … da "O zaman biz de köye gidelim, siz ile hasım olalım" dediğini, …'ın evine el bombasını kendisinin attığını ve istihbaratçıların da bu bomba atma işini gerçekleştirenleri aradığını, "Çok ararlar ama asla bulamazlar" dediğini, aynı günün akşamı yakınanı tekrar arayarak "Almış olduğum sıfır arabanın taksidini bundan sonra senin baban ve amcaların her ayın 26 sından 26 sına ödeyecek" dediğini, neden babasının, sanığın almış olduğu arabanın borcunu ödemesi gerektiğini sorduğunda "Ben Öyle İstiyorum" dediğini, sanığa herhangi bir şekilde ödemede bulunmadıklarını beyan ettiği,
Katılan …'in sanık …'in, sanık …'nın yakalanmasından kendisini sorumlu tutarak bir kısım sanıklarla kendisini tehdit edip para istediklerini beyan ettiği,
Adana Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2011/622-312 sayılı iddianamesi ile sanıklar …, … ve …'ın yakınan …'a yönelik eylemden 5237 sayılı TCK'nın 149/1-c-f-g, 35, aynı sanıkların katılan …'a yönelik eylemden 5237 sayılı TCK'nın 106/2-c-d, 43/1, sanıklar …, …, …, …, …, …'un katılan …'e yönelik eylemden 5237 sayılı TCK'nın 149/1-c-f-g-h, 35, 106/2-c-d, 109/2-3-a-b maddeleri gereğince cezalandırılmalarının talep edildiği, yapılan yargılama sonucunda sanıklar …, … ve …'ın yakınan …'a yönelik olarak yağma, katılan …'a yönelik tehdit, sanıklar …, …, …, …, …, …'un katılan …'e yönelik yağma, tehdit ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkumiyetlerine karar verildiği,
Sanıkları hükümlülüğe götüren mahkeme gerekçesinde "Mağdur …'ın … tarafından haraç istenilen …’a destek vermesinden ötürü örgüt lideri …’in talimatı ile örgüt üyesi … tarafından silahla yaralandığı, mağdur …'ın, …’ın …’in talimatı ile örgüt üyesi … tarafından silahla yaralanması örnek gösterilerek …'in aldığı aracın taksitlerinin babası ve amcaları tarafından ödenmesi konusunda tehdit edildiği; yine …’ın vurulmasının ardından …'in aldığı aracının taksitlerinin ödenmesi konusunda örgüt üyesi … aracılığı ve …’a haber gönderdiği; ayrıca … köyünde oturan örgüt üyeleri … ve …’dan silah temin etmelerini istediği; …'nın örgüt lideri …’in talimatı ile …’ı silahla yaraladığı, olaydan dolayı tutuklanarak cezaevine konulduğu dönemde cezaevinde iken ihtiyaçlarının örgüt lideri …, örgüt üyeleri …, … ve … tarafından temin edildiği; …'ın tutuklanan örgüt üyesi …’ya verilmek üzere para temin ederek diğer örgüt üyesi …’a teslim ettiği; …'ın örgüt lideri …’in talimatı ile …’tan para aldığı, alınan bu parayı örgüt üyesi … ile birlikte örgüt lideri …’in aldığı aracın taksitlerine yatırdığı, bu şekilde örgüt lideri …’in aldığı araç kredi borçlarının başkaları tarafından ödenmesinde aracılık yaptığı, örgüt lideri … tarafından istenilen silahların kendisine teslim edildiği anlaşılmakla; sanık …'in üzerine atılı yaralama ve tehdit suçu sabit olmakla eylemine uyan TCK.nın 220/5, 38/1. maddeleri yollamasıyla 86/1-3,e, 220/5, 106/3. maddesi yollamasıyla 106/2-a,c,d maddeleri gereğince cezalandırılmasına, sanıklar …, … ve …'ın …'a yönelik yağma suçu nedeniyle eylemlerine uyan TCK.nın 149/1-c,f,g maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına, sanıklar … ve …'ın …'a tehdit eylemi nedeniyle TCK.nın 106/3. maddesi yollamasıyla 106/2-a,c,d maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına, sanıklar … ve …'ın …'a yönelik tehdit suçu nedeniyle eylemlerine uyan TCK 106/2,c,d, 43/1. maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına, sanık …'in üzerine atılı …'a yönelik tehdit suçu nedeniyle TCK.nın 220/5 ve 37/1. maddeleri yollamasıyla 106/2-c,d, 43/1. maddeleri gereğince cezalandırılmasına, sanıklar … ve …'ın ….. … yönelik tehdit suçu nedeniyle TCK.nın 106/2,c,d maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına, sanık …'in … … yönelik tehdit suçu nedeniyle TCK 220/5, 37/1. maddesi yollamasıyla 106/2-c,d maddeleri gereğince cezalandırılmasına, sanıklar …, …, …, …, … ve …'un …'e karşı yağma, tehdit, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçları nedeniyle eylemlerine uyan TCK.nın 149/1,c,f,g,h, 106/2,c,d, 109/2-3,a,b maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına "şeklinde açıklamaya yer verildiği olayda,
a-Karar yerinde, dellileri sonuca götürecek yeterli gerekçenin gösterilmediğinin anlaşılması karşısında; Anayasa'nın 141, 5271 sayılı CMK’nın 34, 230, 232 ve 289. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde açık olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirebilmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin, sanığın eylemlerinin ne olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekirken, bu ilkelere uyulmadan sanıklar …, … ve … hakkında katılan …'a yönelik tehdit ve sanıklar …, …, …, …, … ve … hakkında katılan …'e yönelik yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, tehdit suçlarından açılan davalara ilişkin olmak üzere gerekçeden yoksun olarak hüküm kurulması,
b-Sanıklar … ve …'ın yakınan …'a yönelik yağma suçunu işlediklerine dair delillerin nelerden ibaret olduğu denetime olanak verecek şekilde karar yerinde açıklanıp gösterilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
c-Sanık …'in yakınan …'a yönelik yağma suçunun kalkışma aşamasında kaldığı gözetilmeden, birden fazla kişi ile birlikte ve örgüte menfaat temin amaçlı olarak işlendiğine dair dellillerin nelerden ibaret olduğu denetime olanak verecek şekilde karar yerinde açıklanıp gösterilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
d-Sanık …'nın katılan …'a yönelik olarak gerçekleştirdiği eylemin kasten yaralama suçunun unsurlarını taşıdığı ve bu suçtan hüküm kurulduğu düşünülmeden sanıklar … ve … (220/5 yollaması ile) hakkında ayrıca tehdit suçundan da hüküm kurulması,
5-(İddianamedeki 8. olay yönünden)
Katılan …'den 20-30.000.-TL istenmesi, devamında … … isimli yerde senet imzalatılmak istenmesi, ancak bu yerden vazgeçilip daha sonra katılanın başka bir yere götürülüp zorla senet imzalatılmaya kalkışılması, bunun sonrasında, devam eden ve bütün halinde yağmaya kalkışma suçunu oluşturan olaylarda sanık …'in katılana yönelik olarak diğer sanıklarla birlikte yağmaya kalkışma suçunu işlediğine dair;
Katılanın beyanlarına göre, 24.04.2011 tarihinde sanık …'nun sanık … ve arkadaşları tutuklandıktan sonra kendisini arayarak görüşme talep etmesi, katılanın kabul etmemesi sonrası sanığın "Görüşmezsen gereğini yaparım" demesi ve kendisini üstü kapalı tehdit etmesi, sonrasında kendisini tehdit suçunu işlediğinden bahisle şikayet etmesi şeklinde ifade edilen olayda, sanık …'nun tehdit suçunu işlediğine dair iddianın dışındaki kesin, inandırıcı delillerin nelerden ibaret olduğu denetime olanak verecek şekilde karar yerinde açıklanıp gösterilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
6-(İddianamedeki 9. olay yönünden)
Katılan …'nün aşamalarda özetle "Halamın oğlu olan … ve … bana, …'in annesine ait 5 dönümlük bir tarlalarının olduğunu, bu tarlayı …'a satmayı düşündüklerini, benim de …'ın oğlu ile arkadaşlık ilişkim olmasından dolayı kendilerine aracılık yapmamı istedi. Ben de ister istemez arkadaşım ve akrabam olan … bir zarar gelmesin diye aracılık yapmayı kabul etmek zorunda kaldım. Ancak …'ın oğlu babasının rızası olmadığı için görüşmeye gelmedi. Bunun üzerine … kızdı. Bağırıp çağırıp 'Bu ihale aracıya kalır, ben karışmam, sorumlusu sensin' dedi. … Restaurant'ta otururken …, …'in arabama elkoymak istediğini, kendisinin de buna engel olduğunu söyledi. Daha sonraki günlerde … ve … bana 'Seni … ile barıştıralım, yoksa senin için iyi olmaz' dediler. 10.01.2011 günü … benimle akşam saatlerinde buluşup konuşmak istedi. Ben de Yeni Hayat Hastanesi önünde beklediğim sırada …'in adamı olduğunu öğrendiğim … yanıma geldi. Benim kullandığım araca bindi. Birlikte … … sitelerinde bulunan …'ın çalıştığı yazıhane önüne gittik. Daha sonra … … lakaplı … geldi. Benim aracımı kullanmak üzere aldılar. … …, … ve … ile birlikte beni …'in yanına götürmek üzere yola çıktılar. … cep telefonumu tedbir amaçlı elimden aldı. Bu ortamda üçü de benden açık senet imzalamamı istediler. Ben kabul etmeyince 15.000.- TL'lik senet imzalamamı istediler. Kabul etmedim. Yüzüme vurdular. … yanında bir kişi (beyanlara göre …) ile bu yere geldi. Baraja doğru seyir halinde iken Jandarma görevlilerinin gelmesi ile bir şey yapamadılar. Korktuğum için şikayetçi olmadım. Osmaniye merkeze geldiğimizde bulunduğumuz yere görevli polisler geldiler. Kimlik kontrolü yaptılar ve bizi … … Polis merkezine götürdüler. Şahıslardan yine çekindiğim için şikayetçi olmadım. Daha sonra … bana '…, senden 10.000.- TL para istiyor, sana ceza kesmiş' dedi. Kendisinin istenilen bu paradan dolayı … ile pazarlık yaptığını ve 4.000.-TL'ye indirdiğini söyledi. Bu sırada yanımızda bulunan …, bana 'Bu parayı öde, bir silah parasıdır, bir şey olmaz, başkasının belasını üzerimize almayalım' dedi. … da bu söylenenleri tasdik ederek 'Bu adamlar pislik, bulaşmayalım, bunu öde kurtul, bak, … ile birkaç kişi bu … istediği parayı verdiler, kurtuldular, sen de ver kurtul, bize dokunmasın" dediler. Ben de bunun üzerine …'in istediği 4.000.-TL'yi … ve …'a verdim. Daha sonra şikayetçi oldum. 14.03.2011 günü saat 15:00 sıralarında …, kendisine ait … plakalı Toyota marka araç ile yanıma geldi. 'Senle görüşeceğiz, yapacaklarımı biliyosun, senin a…a korum' dedi. Ben de kendisine 'Ne yapıyorsan yap' dedim. Ben bu şekilde cevap verince …'in yanında bulunan ve aracın ön tarafında oturan, kendisini aracın içerisinde olduğundan göremediğim bir şahıs araçtan aşağı inmek için kapıyı açtı. Ancak … yanındaki bu şahsa inmemesini söyledi. Bundan dolayı bu şahıs tekrar aracın kapısını kapattı." dediği,
Sanıkların yakalandığı … plaka sayılı aracın torpido gözünde 30.09.2010 tarihli ödeyecek … yazılı 1.650.-TL bedelli, imzalı senedin, sanık …'ın üzerinde yedi adet boş senedin bulunduğu,
Sanıkların suçlamaları kabul etmedikleri olayda,
a-Sanıklar …, …, …, …, …, … ve …'ın katılandan tehdit yoluyla 15.000.- TL'yi almaya yönelik senet imzalatma şeklinde girişimde bulundukları ve daha sonra 4000.-TL aldıklarının anlaşılması karşısında, eylemlerinin aynı kasıt altında tek yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde iki kez cezalandırılmalarına karar verilmesi,
b-Sanık …'ın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediğine dair delillerin nelerden ibaret olduğu denetime olanak verecek şekilde karar yerinde açıklanıp gösterilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
7-(İddianamedeki 11. olay yönünden)
Karar yerinde, delilleri sonuca götürecek yeterli gerekçenin gösterilmediğinin anlaşılması karşısında; Anayasa'nın 141, 5271 sayılı CMK’nın 34, 230, 232 ve 289. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde açık olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirebilmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin, sanığın eylemlerinin ne olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekirken, bu ilkelere uyulmadan sanıklar … ve … hakkında gerekçeden yoksun olarak tehdit suçundan hüküm kurulması,
8-(İddianamedeki 12. olay yönünden)
Oluş ve dosya içeriğine göre; …’in işlediği bir suçtan verilen hükmünün kesinleşmesi sebebiyle cezaevine girmesinin ardından birlikte olduğu … … …’e emanet ettiği, ticari taksi şoförü … tarafından yine Park takside ticari taksicilik yapan … … … …’ın telefon numarasının verildiği ve taksici …'nın .. … ile görüşme teklifinde bulunduğu, bu durumdan haberi olan sanık …'in telefon numarasını veren taksici … ve çıkma teklifinde bulunan …'yı sanıklar …, … ve … ile birlikte araştırıp buldurduğu, …'un ev bahçesinde bulunan bir barakaya götürdükleri ve telefonda .. …’dan özür dilettikleri olayda, sanıklar … ve …'ın yakınanlara yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediklerine dair delillerin nelerden ibaret olduğu denetime olanak verecek şekilde karar yerinde açıklanıp gösterilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
9-(İddianamedeki 14. olay yönünden)
Oluş ve dosya içeriğine göre; …'ın 11.02.2011 tarihinde bıçakla kasten yaralama olayına karıştığı, 13.02.2011 tarihinde Osmaniye İli'nde bir künefe salonunda … ve sanıklar …, … ve …'un birlikte yakalandığı olayda, bir kısım telefon görüşmelerinde …'ın sanık …'i arayarak kendisini saklamasını istediği anlaşılmakta ise de, sanıklar …, … ve …'un son gelişen kasten yaralama eyleminden sonra bu kişiyi yakalanmadan kurtulması için imkan sağladıklarına ilişkin delillerin nelerden ibaret olduğu denetime olanak verecek şekilde karar yerinde açıklanıp gösterilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
10-(İddianamedeki 15. olay yönünden)
Oluş ve dosya içeriğine göre; 03.02.2011 günü yakınanın çalıştığı dolmuş durağına gelen sanıklar … ve …'un "Bize 20.000.-TL borcun var, sana ceza kestik, bu parayı ödemek için sana üç gün müsaade" dedikleri, daha sonra tekrar yakınanın yanına gelmedikleri, sanıkların …'nun alacağının tahsiline yönelik hareket ettikleri belirtilerek yağma suçundan, sanık …'nun ise tehdit suçundan mahkumiyetine karar verildiği, sanık …'nun yakınandan herhangi bir alacağının bulunmadığını savunduğu olayda, yakınan … ve sanık …'nun aralarında hukuken korunan bir alacak-borç ilişkisinden bahsetmedikleri dikkate alındığında, bu ilişkinin varlığına dair olay mahkemesince hangi delillerin benimsendiği açıklanmadan yetersiz gerekçe ile suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülmesi,
11-(İddianamedeki 16. olay yönünden)
Oluş ve dosya içeriğine göre; yakınana ilk aşamada ulaşılamayıp oğlu olan tanık .. … … alınan beyanlarından ve bir kısım iletişimin tespiti tutanaklarından, sanık …'ın yakınanın işyerine giderek tehdit ile para istediği, sanık …'nun yakınandan alacaklı olduğundan bahisle tehdit suçundan cezalandırılmasına karar verildiği, sanık …'nun savunmalarında yakınandan alacağının bulunmadığını beyan ettiği olayda, yakınan … ve sanık …'nun aralarında hukuken korunan bir alacak-borç ilişkisinden bahsetmedikleri dikkate alındığında, bu ilişkinin varlığına dair olay mahkemesince hangi delillerin benimsendiği açıklanmadan yetersiz gerekçe ile suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülmesi,
12-(İddianamedeki 18. olay)
Oluş ve dosya içeriğine göre; aralarında önceye dayalı husumet bulunan katılan … ve sanık …'in 15.02.2011 günü Yeni Hayat Hastanesi Acil Poliklinik girişinde karşılaştıkları, katılanın beyanlarına göre sanık ile tartışmaya başladıklarında, katılanın sanık …'e "Senin köye gelmenden rahatsız oluyorum" dediği, sanık …'in de işaret parmağı ile katılanı karın bölgesinden ileri doğru iterek "Ben köye de gelirim, istediğimi yaparım" dediği, katılanın "Beni tehdit mi ediyorsun çek elini" diyerek sanığın elini uzaklaştırdığı, bu sırada sanık … ve yanında bulunan sanıklar …, … ve … tarafından basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde darp edildiği, olay sonrası sanıklar … ve …'in sanık …'e ait araç içerisinde yakalandıkları,… plaka sayılı aracın sağ ön yolcu kapı gözünde kesici kısmı 10,5 cm sap kısmı 12 cm toplam uzunluğu 22,5 cm olan açıldığında sabitlenen, kesici kısmında oluk bulunan, sap kısmı üzerinde Herbertz ibaresi yazılı bıçak, sol ön şoför kapı gözünde 23 adet 9 mm çaplı MKE yapımı tabanca fişeği ele geçirildiği,
Osmaniye 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2011/259 Esas sayılı dosyasında katılan …'e yönelik söz konusu kasten yaralama eyleminden dolayı sanıklar …, …, … ve …'in mahkumiyetine, sanık … hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği,
Sanıklar … ve …'in birlikte kaldıkları evde yapılan aramada bir adet kesici kısmı 20 cm. sap kısmı 21 cm, toplam uzunluğu 41 cm, kesici kısmı sapından ayrı sap kısmı üzeri aslan ve insan figürü işlemeli, kesici kısım üzerinde kanal bulunan ve STAINLESS STEEL ibaresi yazılı kama tabir edilen bıçak bulunduğu, sanık …'in bu bıçağın kendisine ait olduğunu belirttiği, sanık …'ın savunmalarında araçta bulunan bıçak ve merminin kendisine ait olmadığını ifade ettiği olayda,
a-Sanıklar …, …, …'un eylemlerinin kasten yaralama suçunun unsurlarını taşıdığı ve bu suçtan hüküm kurulduğu düşünülmeden sanıklar hakkında ayrıca tehdit suçundan da mahkumiyet kararı verilmesi,
b-Sanık …'in katılan …'e yönelik tehdit suçunu işlediğine ilişkin kanıtların nelerden ibaret olduğu karar yerinde denetime olanak verecek şekilde tartışılıp gösterilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
c-Sanık …'ın araçta bulunan bıçak ve mermilerin kendisine ait olmadığını savunması karşısında, sanığın olay faili olduğuna ilişkin hangi delillerin benimsendiği açıklanmadan yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
d-Sanık …'in 6136 sayılı Kanun'un 13/1. maddesinden mahkumiyetine konu mermilerle bağına ilişkin deliller denetime olanak verecek şekilde karar yerinde gösterilmeden bu suçtan mahkumiyetine karar verilmesi,
f-Kabule göre de;
-Sanık …'in aracında ele geçirilen bıçağa ilişkin olarak Adana Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün 13.05.2011 tarihli raporunda "10 cm uzunluğunda, tek ağızlı oluksuz, sivri uçlu, sırtı küt, el yardımıyla açılan namluyu sapa kilitleme tertibatını haiz, susta mandalı olmayan, metal üzeri plastik kaplama saplı bıçağın" 6136 sayılı Kanun kapsamında olmadığının belirtilmesi karşısında, söz konusu bıçağın 6136 sayılı Kanun kapsamında ele alınmasına yönelik kanıtların nelerden ibaret olduğu karar yerinde denetime olanak verecek şekilde tartışılıp gösterilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
-Sanık …'in ev aramasında ele geçirilen ve kendisine ait olduğunu belirttiği bıçağa ilişkin olarak Adana Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün 13.05.2011 tarihli raporunda "17.7 cm uzunluğunda, tek ağızlı, oluksuz sivri uçlu, üzerinde 'Stainless Steel' ibareleri bulunan bıçağın" 6136 sayılı Kanun kapsamında olmadığının belirtilmesi karşısında, söz konusu bıçağın 6136 sayılı Kanun kapsamında ele alınmasına yönelik kanıtların nelerden ibaret olduğu karar yerinde denetime olanak verecek şekilde tartışılıp gösterilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
-Ele geçen 23 adet 9 mm çaplı tabanca fişeğinin 6136 sayılı Kanun'un 13/4. maddesi kapsamında olduğu, bu suçun, hüküm tarihinden sonra 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK.nun 75. maddesi uyarınca ön ödeme kapsamına alındığı anlaşıldığından, sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
-28.06.2014 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesinde; "Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir." şeklinde düzenleme yapıldığı dikkate alındığında, sanıklar hakkında hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi durumunda, hapse çevrilemeyeceğinde yasal zorunluluk bulunması,
13-(İddianamedeki 19. olay yönünden)
a-Oluş ve dosya içeriğine göre; sanıklar …, …, …, …, …, …, … ve …'ın 24.02.2011 ve 21.03.2011 tarihleri arasında katılanlara yönelik olarak yağmaya kalkışma suçu kapsamında kalan bir kısım eylemlerinin söz konusu olduğu, sanık …'e ilişkin olarak dosya arasında bulunan telefon görüşme tutanaklarında 21.03.2011 günü sanıklar … ve …'in yaptığı bir görüşmede "enik" kodlamasıyla silah temininin konu edildiği, sanık …'in Yumurtalık'a gittiğini belirterek "eniği" veremeyeceğini söylediği, başkaca bu kapsamda bir görüşmenin bulunmadığı, sanığın suçlamayı kabul etmediğinin anlaşılması karşısında, bu sanığın katılanlara yönelik yağmaya kalkışma suçunu işlediğine ilişkin hangi delillerin benimsendiği açıklanmadan yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
b-Sanıklar …, …, … ve …'un 24.02.2011 ve 21.03.2011 tarihleri arasında katılanlara yönelik olarak yağmaya kalkışma suçu kapsamında 21.03.2011 tarihinde katılan …'ın evine ateş edilmesi, bu eylemle … ve …'ın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmaları ve katılanın evinin zarar görmesi olayında sanıkların kasten yaralama ve mala zarar verme eylemlerinin yağma suçunun unsuru niteliğinde olduğu gözetilmeksizin ayrıca bu suçlardan da hükümlülüklerine karar verilmesi,
-Kabule göre de;
Yakınan … ve katılan …'ın 21.03.2011 tarihli adli raporlarına göre ateşli silah yaralanmalarının basit tıbbi müdahale ile giderilebileceğinin belirtilmiş olması karşısında, sanıklar …, …, … ve … hakkında TCK'nın 86/2, 3-e maddeleri gereğince uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde fazla ceza tayini,
c-Sanık …'ın 21.03.2011 tarihinde kasten yaralama ve mala zarar verme suçlarını işlediğine ilişkin kanıtların nelerden ibaret olduğu karar yerinde denetime olanak verecek şekilde tartışılıp gösterilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
d-Sanıklar …, … ve …'in 21.03.2011 tarihinde kovalamaca sonucu yakalandıkları, üzerlerinde yapılan aramada sanık …'ın üzerinde metal kısmında "…" yazılı tahta saplı bir adet bıçağın, sanık … … … üzerinde ise bir adet tabanca fişeğinin bulunduğu olayda;
-07.04.2011 tarihinde bilirkişi … … tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda sanık …'ın üzerinde bulunan bıçağın 6136 sayılı Kanun kapsamında bulunmadığının belirtilmiş olması karşısında, sanığın 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçunu işlediğine ilişkin kanıtların nelerden ibaret olduğu karar yerinde denetime olanak verecek şekilde tartışılıp gösterilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
-Sanık …'un 6136 sayılı Kanun'un 13/4. maddesi kapsamındaki eyleminin, hüküm tarihinden sonra 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK.nun 75. maddesi uyarınca ön ödeme kapsamına alındığı anlaşıldığından, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
-Kabule göre de;
28.06.2014 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesinde; "Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir." şeklinde düzenleme yapıldığı dikkate alındığında, sanıklar hakkında hükmolunan adli para cezalarının ödenmemesi durumunda, hapse çevrilemeyeceğinde yasal zorunluluk bulunması,
e-Katılanlar … ve …'ın işyerlerinin camının 24.03.2011 tarihinde 04:00 sıralarında kırıldığı, bu saatlerde sanıklar …, … ve …'un gözaltına alındıklarının anlaşılması karşısında, sanıkların atılı mala zarar verme suçunu işlediklerine ilişkin kanıtların nelerden ibaret olduğu karar yerinde denetime olanak verecek şekilde tartışılıp gösterilmeden yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
14-(İddianamedeki 20. olay yönünden)
Oluş ve dosya içeriğine göre; sanıklar …, …, …, …, ve … Yeniköy Köyü Aile çay bahçesinde tüfek ile atış yaptıkları, bu esnada köy halkından … … yanlarına gelerek "Burada atış yapamazsınız, sizin ruhsatınız var mı" diye sorması üzerine belirtilen sanıklar ve yakınan arasında tartışma çıktığı, tartışmanın kavgaya dönüştüğü, bu sırada sanık …'in sanık … ile olay yerine silah getirmesi hususunda görüşmelerinin bulunduğu, kavgada yakınanın, sanık … tarafından basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve burunda kırık oluşacak şekilde yaralandığı, ayrıca elinde, bıçakla meydana getirilen kesinin oluştuğu, sanık …'nın olayda kullanılan bıçağı … nehrine attığı, sanıkların görevlilerin geleceğini öğrenince kaçmaya çalıştıkları, kaçmalarının engellenmeye çalışılması sırasında sanık …'ın yakınanı tuttuğu, göğsüne tüfeğin namlusunu dayadığı, arabaya doğru koşan üç kişiden …'nün elindeki tabancayla havaya üç kez ateş ettiği, bu sırada yakınanın silahına davranması üzerine sanık …'in av tüfeğini kendisi ve oğluna doğru tuttuğu, olay yerine gelen görevlilerce burada bulunan …, …, … ve …'in yakalandığı olayda;
a-Sanıkların olay yerinden kaçmak istedikleri sırada gerçekleştirdikleri eylemlerin tehdit amaçlı olmadığı, kasten yaralama suçu kapsamında olduğunun anlaşılması karşısında, sanıklar …, …, … ve … hakkında ayrıca tehdit suçundan da hüküm kurulması,
b-Sanıklar … ve …'ın tüfekle atış yapıldığı sırada olay yerinde bulunduklarına ilişkin kanıtların nelerden ibaret olduğu karar yerinde denetime olanak verecek şekilde tartışılıp gösterilmeden yazılı şekilde genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi,
c-Sanık …'nın kasten yaralama suçunu işleyen sanık …'in eylemlerine iştirak ettiği anlaşıldığından, suçta kullanılan bıçağın yok edilmesine yönelik eyleminden dolayı suç delillerini yok etme suçununu unsurları oluşmadığı gözetilmeden atılı suçtan hükümlülüğüne karar verilmesi,
15-(İddianamedeki 23.olay yönünden)
Sanık …'in kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediğine dair dellillerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde açıklanıp gösterilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
16-(İddianamedeki 24.olay yönünden)
Yakınan …'ın evinin 21.03.2011 tarihinde kurşunlandığı ve evin zarar gördüğü, daha sonra yakınan ile irtibata geçen sanık …'in bu eylemden dolayı yakınan ile önceden husumeti bulunan …'ın sorumlu olabileceğini ima eder tarzda konuştuğu, bu sırada sanığın yanında sanıklar … ve …'in de bulunduğu, sanık …'in "Hala istiyorsan biz bunları hallederiz, bugün akşam bunların işini bitiririz, bunlardan alacağımız var, senin de hesabını görürüz, içerde adamlarımız var, onlara iki takım elbise alırsan işini hallederiz" dediği, yakınanın kabul etmediği, bir ara benzer bir buluşmada sanık …'in yanında sanıklar … ve …'un da bulunduğu, daha sonra 07.04.2011 tarihinde yakınanın kızı … ile buluşma talebinde bulunan sanıklar … ve …'nun "…'ın selamı var, içerdekiler kötüler, avukat parasına ve ufak tefek şeylere ihtiyaçları var, içerdekiler durmuyorlar, anneni içeri aldıracaklar" dedikleri, yakınan …'in bir şey yapamayacağını, annesinin de para veremeyeceğini söylediği olayda;
a-21.03.2011 tarihinde işlenen tehdit ve mala zarar verme suçlarının yakınan …'dan menfaat temin etmeye yönelik olmak üzere yağmaya kalkışma suçunun unsuru olduğunun anlaşılması karşısında sanıklar …, …, … ve … hakkında ayrıca tehdit ve mala zarar verme suçlarından da hüküm kurulması,
b-Kabule göre de;
21.03.2011 tarihinde …'ın evine ateş edilmesi ve bu ateşe karşılık verilmesi sırasında yakınan …'ın evinin de zarar gördüğü kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de, …'ın evinin … Köyü'nde, …'ın evinin ise … Köyü'nde bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanıklar …, …, … ve …'ın tehdit ve mala zarar verme suçunu işlediklerine dair delillerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde açıklanıp gösterilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
17-(Sanık … hakkında iddianamedeki 3., 18. ve 28. olaylardaki 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçları yönünden)
a-(iddianamedeki 3., 18. ve 28. olaylarla bağlantılı olarak yapılan incelemede) 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçunun temadi eden suçlardan olduğu, hukuki kesintiyi oluşturan iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar gerçekleştirilen eylemlerin tek suç, bu tarihten sonra gerçekleştirilen eylemlerin ise ayrı suç oluşturacağı, söz konusu somut olaylarda …'in eylemlerinin tek suç oluşturacağı düşünülmeden, bu suçtan birden fazla kez cezalandırılmasına karar verilmesi,
b-Kabule göre de;
18. olayda sanık …'in aracında ele geçen 23 adet 9 mm çaplı tabanca fişeğinin 6136 sayılı Kanun'un 13/4. maddesi kapsamında olduğu, bu suçun, hüküm tarihinden sonra 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK.nun 75. maddesi uyarınca ön ödeme kapsamına alındığı anlaşıldığından, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
-28.06.2014 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesinde; "Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir." şeklinde düzenleme yapıldığı dikkate alındığında, sanık … hakkında hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi durumunda, hapse çevrilemeyeceğinde yasal zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … savunmanları, sanık … ve eşi ile sanıklar …, …, …, … ve savunmanları, sanık …'nin temyiz dilekçelerinde, sanıklar …, …, …, …, … ve … savunmanlarının duruşmada ileri sürdükleri tüm itiraz ve savunmaları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 4-a nolu bozma sebebi yönünden diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenlerle kısmen isteme uygun olarak BOZULMASINA, 4-d nolu bozma sebebinin sanık …'a, 2-b-c nolu bozma sebeplerinin sanıklar … ve …'na sirayetine, 10, 11 nolu olaylarda sanık …, 16 nolu olayda sanıklar … ve … yönünden 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine ilişkin oybirliğiyle alınan karar 19.04.2017 günü Yargıtay Cumhuriyet Savcısı … … … katıldığı oturumda, sanıklar …, …, …, …, …, … savunmanlarının yokluklarında, sanık … savunmanı Av….'ın yüzüne karşı açıkça ve yöntemince okunup anlatıldı.
Telefonla arama veya mesaj iletme fiillerinde hakaret, tehdit veya cinsel taciz teşkil eden somut bir ifadenin bulunmaması durumunda eylem Türk Ceza Kanunu'nun 123. maddesi kapsamındaki kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturabilir. Fiziki güç tatbiki suretiyle kişinin veya bir üçüncü şahsın iradesi ve davranışları üzerinde zorlayıcı etki meydana getirilmesi ise Türk Ceza Kanunu'nun 108. maddesindeki cebir tanımına dâhil olur.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2023/7333, K. 2023/8457Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/404 E., 2022/572 K.
SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.01.2015 tarihli ve 2014/465 Esas, 2015/35 Karar sayılı kararı ile sanığın cinsel taciz suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 105 inci maddesinin birinci fıkrası ile ikinci fıkrasının (d) bendi, 62, 53 ve 58 inci maddeleri uyarınca 3 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
2. Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.01.2015 tarihli ve 2014/465 Esas, 2015/35 Karar sayılı kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Dairemizin 07.04.2022 tarihli ve 2021/3832 Esas, 2022/3279 Karar sayılı kararı ile sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, dosya kapsamına göre sanığın gerek aradığında gerekse gönderdiği mesajlarda cinsel taciz içerikli sözünün bulunmaması gözetilerek, olayda atılı suçun kanuni unsurları itibarıyla oluşmayıp, sanığın mevcut haliyle sübuta eren eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 123 üncü maddesinde düzenlenen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturduğu ve bu suçtan hüküm kurulması gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek cinsel taciz suçundan mahkumiyet kararı verilmesi nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
3. Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin, 29.11.2022 tarihli ve 2022/404 Esas, 2022/572 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 123, 53 ve 58 inci maddeleri uyarınca 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
4. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 07.05.2023 tarihli ve 9-2023/46029 sayılı, onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık Müdafiinin Temyiz İsteği
Özetle; eksik incelemeyle karar verildiğine, zamanaşımı sebebiyle düşme kararı verilmesi gerektiğine ve sanık lehine kararın bozulması talebine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Sanığın, kendisine ait cep telefonundan mağdureye "Merhaba", "Seni tanımak isteyen biri", "Tanımıyorum seni eşinin ceza evinde olduğunu biliyorum", "Eğer sen de istersen seninle tanışmak isterim", "Yemin ederim bilmiyorum", "Söyleyemem sana güvendiğim zaman tamammı", "Tanımıyorum seni eşinin ceza evinde olduğunu biliyorum", "Hoşçakal", "Söyleyemem sana güvendiğim zaman tamam mı", "Boş ver mesajlaşmadık say oldumu", "Özür dilerim", "Hoşçakal", "Tamam boş ver adını bilmiyorum ama beğendim seni güzelsin", "Olmayabilir kafana takma adımı hemen söylememi bekleme benden lütfen anla beni ne tepki alacağımı bilmiyorum sana güvenebilirmiyim", "Gnydn", "Soor", "Hayır ben değilim canım", "Ben seni tanımak istiyorum ama sen beni tehdit ediyorsun rahatsız oluyorsan mesaj atmam" şeklinde mesajlar gönderdiği olayda, Mahkemece tüm dosya kapsamı gözetilerek sanığın istikrarlı bir şekilde katılana mesaj attığı kabul edilerek, sanığın kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
1. Gerekçeli karar başlığında suç adının kişilerin huzur ve sükununu bozma yerine cinsel taciz olarak yazılması mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle
uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.
3. Ancak; cinsel taciz suçundan dolayı bozma öncesi Mahkemece tayin edilen 3 ay 22 gün hapis cezasının karşı temyiz olmaması nedeniyle sanık yönünden ceza miktarı itibariyle kazanılmış hak oluşturacağı nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle fazla ceza tayini hukuka aykırılık olarak görülmüştür. Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülen belirtilen husus dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde (3) numaralı bentte açıklanan nedenle Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin, 29.11.2022 tarihli ve 2022/404 Esas, 2022/572 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasının iki numaralı bendinden sonra gelmek üzere; “Bozma öncesi aleyhe temyiz bulunmadığı gözetilerek, 1412 sayılı Kanun’un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca sonuç ceza miktarı açısından sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınması suretiyle 3 yıl 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, Üye …'ın karşı oyu ile oy çokluğuyla DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
14.12.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
07/04/2022 günlü bozma ilamında da belirtildiği şekilde;
10.08.2014 günü ile 12.09.2014 günleri arasındaki değişik tarihlerde birden fazla surette mağduru telefonla aramak ve mesaj yollamak suretiyle cinsel tacizde bulunan sanık hakkında açılan davada ilk derece mahkemesi tarafından sanığın atılı suçtan suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali de göz önüne alınarak mahkumiyetine karar verilmiştir.
Sanık tarafından kullanıldığı kabul edilen GSM hattından mağdurun telefonunun değişik zamanlarda aranıp, çok sayıda da mesaj gönderildiği hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sayın çoğunluk ile ihtilaflı olduğumuz konu mağdura hitaben söylenen sözler ile yollanan mesaj içeriklerinin cinsel taciz içerikli olup olmadığı hususundadır.
İletişim tespitine ilişkin kayıtlar ile düzenlenen tespit tutanak içeriklerine göre sanığın belirtilen tarih aralığında farklı gün ve zamanlarda mağduru birçok kez arayarak veya mesaj yollayarak tanımadığını savunduğu mağdura hitaben; "merhaba", "seni tanımak isteyen biri", "tanımıyorum seni eşinin ceza evinde olduğunu biliyorum", "eğer sen de istersen seninle tanışmak isterim", "yemin ederim bilmiyorum", "söyleyemem sana güvendiğim zaman tamam mı", " tanımıyorum seni eşinin ceza evinde olduğunu biliyorum", " hoşçakal", "söyleyemem sana güvendiğim zaman tamam mı", " boş ver mesajlaşmadık say oldumu", "özür dilerim", "hoşçakal", "tamam boş ver adını bilmiyorum ama beğendim seni güzelsin", "olmayabilir kafana takma adımı hemen söylememi bekleme benden lütfen anla beni ne tepki alacağımı bilmiyorum sana güvenebilirmiyim", "Gnydn", "soor", "hayır ben değilim canım", "ben seni tanımak istiyorum ama sen beni tehdit ediyorsun rahatsız oluyorsan mesaj atmam" şeklinde mesajlar attığı, dosya içeriği ile belirlenmiştir.
"Mağdurun cinsel yönden ahlâk temizliğine aykırı olarak rahatsız edilmesi" biçiminde ifade edilen cinsel tacizin ne tür bir davranışla işlenebileceği hususunda kanunda açıklık bulunmamakla birlikte, öğreti ve yargısal kararlarda bu suçun; mağduru hedef almış, vücut dokunulmazlığı ihlal edilmeksizin ancak cinselliğine yönelen söz söyleme, mesaj ya da mektup gönderme, el hareketi yapma, öpücük atma, cinsel ilişki teklif etme, cinsel organını gösterme gibi eylemlerle gerçekleştirilebileceği kabul edilmektedir.
Cinsel taciz suçunun maddi unsuru, bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz etmektir. Suçun manevi unsuru ise kast olup, failin cinsel amaç gütmesi, başka bir ifadeyle cinsel … ve isteklerini tatmin maksadıyla hareket etmesi gerekmektedir. Eylemin cinsel amaçla işlenip işlenmediği ya da hangi fiilin cinsel taciz suçunu oluşturacağı somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından takdir edilecektir.
Cinsel taciz oluşturacak davranışlar, mağdurun vücuduna temas bulunmamak şartıyla ani olabileceği gibi, devamlı nitelikte de gerçekleşebilir. Suçun oluşabilmesi için, failin cinsel amaç gütmesi ve eylemin belirli kişi ya da kişilere karşı gerçekleştirilmiş olması gerekir. Aksi takdirde cinsel taciz değil, hakaret, tehdit ya da kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçları gündeme gelebilecektir.
Nitekim yargısal kararlarda; pencereye tırmanarak "seni kaçıracağım, beni içeri al, içeri gireceğim" demek, mağdura karşı çiçek koklamak, telefonla kısa aralıklarla arayıp; "evinin önündeyim, dışarı çık, seni maddi ve manevi tatmin edeceğim," "seni seviyorum, evlenmek istiyorum," "dünyanın en güzel kadını, seni görmek istiyorum", "derslerine iyi çalış güzelmişsin", "seni ve aileni tanıyorum, arabaya bin, gideceğin yere bırakayım, sana kötülük yapmam" içerikli mesajlar göndermek, yine sanığın eşinden ayrıldığını bildiği katılanı arayıp istemediği halde ısrarla arkadaşlık teklif etmesi eylemleri cinsel taciz olarak kabul edilmiştir.
Somut olayda belirtilen mesajlar bir bütün halinde değerlendirilerek ve özellikle mağdurun eşinin gerçekten de ceza evinde olması ve bu durumun da sanık tarafından biliniyor olduğu göz önüne alındığında; mağdura karşı söylenen "…eşinin ceza evinde olduğunu biliyorum", "eğer sende istersen seninle tanışmak isterim", "tamam boş ver adını bilmiyorum ama beğendim seni güzelsin", "olmayabilir kafana takma adımı hemen söylememi bekleme benden lütfen anla beni ne tepki alacağımı bilmiyorum sana güvenebilirmiyim" şeklindeki sözlerinin cinsel içerik taşıdığı gibi, cinsel amaçla söylendiğinin de kabulü gerekir.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde sanık …'ın cinsel duygularını tatmin amacıyla hareket ederek mağdura karşı söylediği sözler ile yolladığı mesajların cinsel taciz suçunu oluşturduğu sabit olup bu suçtan mahkumiyetine yönelik kararın onanması gerekirken, TCK'nın 44. maddesine de aykırılık oluşturacak şekilde sanığın eylemlerinin TCK'nın 123. maddesinde düzenlenen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturacağı gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesi yönündeki sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.
İspat Kriterleri ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
Ceza muhakemesinde isnat edilen tehdit veya hakaret suçundan mahkûmiyet kararı verilebilmesi için iddiayı doğrulayan somut delillerin varlığı gerekir. Sanığın ikrarı bulunmadığı takdirde salt mağdurun soyut beyanına dayanılarak cezalandırma cihetine gidilemez. Anayasa'nın 141. maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34, 230, 232 ve 289. maddeleri uyarınca mahkeme kararları gerekçeli olmak; dayandığı kanıtları, iddia ve savunmaya ilişkin değerlendirmeleri ve ulaşılan kanaati açıkça göstermek zorundadır.
Tehdit ve hakaret suçlarına ilişkin yargılamalarda mağdur tarafta maddi nitelikte bir zarar meydana gelmemişse, hükmün açıklanmasının geri bırakılması değerlendirilirken yasal olmayan zararın ödenmemesi gerekçesine dayanılamaz; sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceğine ilişkin sübjektif ölçüt incelenmelidir.
Hüküm kesinleştikten sonra katılanın yüz yüze gelme akabinde telefondaki sesin sanığa ait olmadığını bildirmesi, yargılamada değerlendirilmiş bulunan diğer kanıtlar karşısında yargılamanın yenilenmesini gerektiren yeni delil niteliğinde kabul edilmeyebilir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2012/13548, K. 2012/13266Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Tehdit ve hakaret suçlarından sanıklar … ve …'un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 106/2-c,d, 43/1, 62, 125/2, 52/2. maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis ve 1.860,00 Türk lirası adlî para cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ve hakaret suçundan verilen ceza ile ilgili olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanıkların 5 yıl süre ile denetime tâbi tutulmasına dair Bafra Asliye Ceza Mahkemesinin 07/04/2011 tarihli ve 2010/831 esas, 2011/409 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 28/03/2012 gün ve 18737 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20/04/2012 gün ve 99632 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında “Dosya kapsamına göre, katılan … tarafından verilen 11/11/2011 tarihli dilekçede yüz yüze görüşünce kendisine hakaret ve tehdit eden telefondaki sesin sanık …'a ait olmadığını beyan etmiş olmasının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 311/1-e. maddesi anlamında yeni delil olarak değerlendirilmesi gerektiği, sanıklar lehine bir durum meydana getirebileceği gözetilmeden itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir” denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
Sanıklar hakkında telefonla birden fazla kez arayarak katılana yönelik hakaret ve tehdit suçlarını işledikleri, mevcut kanıtlara dayalı olarak tartışılıp gösterilerek mahkumiyet kararı verilmiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Sanıklar müdafii yargılanmanın yenilenmesi talebinde bulunmuş, Bafra Asliye Ceza mahkemesince koşulları bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş, itiraz üzerine de Bafra Ağır Ceza Mahkemesi itirazın reddine karar vermiştir.
Yargılanmanın yenilenmesinin lehe olan nedenleri CYY'nın 311. maddesinde sınırlı olarak belirlenmiştir. Sanıklar müdafii katılan tarafından hüküm kesinleştikten sonra verilen 11.11.2011 tarihli dilekçede, yüz yüze görüşünce kendisine hakaret ve tehdit eden telefondaki sesin sanık …'a ait olmadığını beyan etmiş olmasının yukarıda anılan maddenin (1-e) fıkrası kapsamında yeni kanıt niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Yargılamada ele alınıp değerlendirilmiş kanıtlar yargılanmanın yenilenmesi sebebi olamaz. Bafra Ağır Ceza Mahkemesi itirazın reddi kararında katılanın anılan dilekçedeki beyanlarının yargılamanın yenilenmesini gerektirir yeni delil niteliğinde olmadığını, hükümlüleri cezanın infazından kurtarmaya yönelik işlem olarak değerlendirilmesi gerektiğini, tüm kanıtlara göre hukuki gerekçesiyle açıklamıştır. Buna göre, söz konusu itirazın reddine ilişkin kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görülmediğinden CYY'nın 309. maddesi koşullarını taşımayan YASA YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 04.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Uzlaştırma Hükümlerinin Uygulanması
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinin 3. fıkrasının amir düzenlemesi doğrultusunda, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunsa dahi Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde tanımlanan hakaret suçunda uzlaştırma yoluna başvurulamaz. Buna karşılık Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesinde düzenlenen hayat ve vücut dokunulmazlığına yönelik tehdit ile ikinci cümlesindeki malvarlığına veya sair kötülüğe dair tehdit suçu uzlaştırma kapsamındadır.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 253Kaynağı aç
(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek
veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer
alan;[102]
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Tehdit
(madde 106, birinci fıkra),
4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
5. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) İş ve çalışma hürriyetinin ihlali
(madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi),
6. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Hırsızlık
(madde 141),
7. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) Güveni kötüye kullanma (üçüncü fıkra hariç, madde 155),[103]
8. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Dolandırıcılık
(madde 157),
9. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) Suç eşyasının satın
alınması veya kabul edilmesi (madde 165),
10. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
11. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi
veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
suçları.
c) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Mağdurun
veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla,
suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis
veya adli para cezasını gerektiren suçlar.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak
üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna
gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel
dokunulmazlığa karşı suçlarda, ısrarlı takip suçunda (madde 123/A) ve hakaret
suçunda (madde 125) uzlaştırma yoluna gidilemez. (Ek
cümle: 26/6/2009 – 5918/8 md.) Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu
kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması
hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz. (Ek cümle:24/12/2025-7571/24 md.)
Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına
giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma
kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.[104][105][106][107]
(4) Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya
tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli
şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro
tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan
zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar
görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat
veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören,
kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren yedi gün içinde kararını
bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır. 106[108]
(5) Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve
uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır.
(6) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan
adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura,
suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması
halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır.
(7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet
veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya
suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.
(8) Uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabul edilmesi,
soruşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin
uygulanmasına engel değildir.
(9) (Mülga: 24/11/2016-6763/34 md.)
(10) Bu Kanunda belirlenen hâkimin davaya bakamayacağı haller ile reddi
sebepleri, uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili olarak göz önünde
bulundurulur.
(11) Görevlendirilen uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında yer alan ve
Cumhuriyet savcısınca uygun görülen belgelerin birer örneği verilir. Uzlaştırma bürosu uzlaştırmacıya, soruşturmanın
gizliliği ilkesine uygun davranmakla yükümlü olduğunu hatırlatır.[109]
(12) Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine
verildikten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır.
Uzlaştırma bürosu bu süreyi her defasında
yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez daha uzatabilir.
(13) Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma
müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve
vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya
kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi
halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.
(14) Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle
ilgili olarak Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir; Cumhuriyet savcısı,
uzlaştırmacıya talimat verebilir.
(15) Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak
kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma
bürosuna verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını
da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır. (Ek
cümle: 24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırma bürosu
soruşturma dosyasını, raporu ve varsa yazılı anlaşmayı Cumhuriyet savcısına
gönderir.
(16) Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya
suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin
düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan
edebilirler.
(17) Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine
dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi
mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder.
(18) Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna
gidilemez.
(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin
edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı
kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside
bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar
aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı
verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının
ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde,
171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. (…)[110] Uzlaşmanın sağlanması
halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan
zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış
olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi
halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve
İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden
sayılır.[111]
(20) Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir
soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.
(21) Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar
görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren,
uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu
düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği
tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.
(22) (Değişik birinci cümle:
24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırmacıya Adalet
Bakanlığı tarafından belirlenen tarifeye göre ücret ödenir. Uzlaştırmacı
ücreti ve diğer uzlaştırma giderleri, yargılama giderlerinden sayılır.
Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından
karşılanır.
(23) Uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak bu Kanunda
öngörülen kanun yollarına başvurulabilir.
(24) (Değişik: 24/11/2016-6763/34 md.) Her Cumhuriyet başsavcılığı
bünyesinde uzlaştırma bürosu kurulur ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı ile
personel görevlendirilir. Uzlaştırmacılar, hukuk fakültesi mezunlarının yer
aldığı, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden
görevlendirilir. Uzlaştırmacı, hazırladığı raporu, tutanakları ve varsa yazılı
anlaşmayı büroya gönderir. Uzlaştırma süreci sonunda soruşturma dosyaları,
uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları tarafından sonuçlandırılır.[112]
(25) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.)Uzlaştırmacıların nitelikleri,
eğitimi, sınavı, görev ve sorumlulukları, denetimi, eğitim verecek kişi, kurum
ve kuruluşların nitelikleri ve denetimleri ile uzlaştırmacı sicili,
uzlaştırmacılar ve eğitim kurumlarının listelerinin düzenlenmesi, Cumhuriyet
başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve
esasları, uzlaştırma teklifi ile müzakere usulü, uzlaştırma anlaşması ve
raporda yer alacak konular ile uygulamaya dair diğer hususlara ilişkin usul ve
esaslar, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.
Mahkeme tarafından uzlaştırma
Uzlaştırma kapsamındaki bir suçun bu kapsama girmeyen bir suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmesi durumunda uzlaşma hükümleri tatbik edilmez; ancak diğer suçun önödeme kapsamında bulunması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma kuralları uygulanır. Tebligat usulü bakımından ise ilgilinin soruşturmada bildirdiği bilinen en son adresine tebligat çıkartılmadan doğrudan MERNİS adresine tebligat yapılması hukuka aykırıdır.
Telefonda hakaret suçunda aleniyet sebebiyle ceza artırımı uygulanır mı?
Hayır, telefonda gerçekleşen hakaret fiillerinde aleniyet koşulları oluşmadığından Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin 4. fıkrasındaki altıda bir oranındaki ceza artırımı uygulanamaz.
Telefonda hakaret suçu uzlaştırma kapsamında mıdır?
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinin 3. fıkrasının açık hükmü uyarınca, şikâyete tabi olsa dahi hakaret suçunda uzlaştırma yoluna gidilemez.
Telefonda konuşmak için yer belirtilmesi tehdit sayılır mı?
Hayır, failin telefonda karşı tarafla konuşmak amacıyla yalnızca yer belirtmesinden ibaret ifadeler tehdit suçunun kanuni unsurlarını teşkil etmez.
Hakaret davasında verilen hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir mi?
Hayır, Türk Ceza Kanunu'nun 50. maddesinin 2. fıkrası uyarınca suç tanımında hapis ve adli para cezasının seçenek olarak yer aldığı durumlarda hapis cezasına hükmedilmişse bu ceza sonradan adli para cezasına çevrilemez.
Telefonda hakaret ve tehdit suçlamasında sadece mağdurun beyanı yeterli midir?
Hayır, sanığın ikrarı veya iddiayı destekleyen somut, kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmadan salt mağdurun soyut beyanına dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

