TCK Madde 81: Kasten Öldürme Suçu, Teşebbüs ve Savunma Nedenleri

by Avukat Erdal Ersoy
TCK Madde 81: Kasten Öldürme Suçu, Teşebbüs ve Savunma Nedenleri

Türk Ceza Kanunu'nun 81. maddesi, bir insanı kasten öldüren kişiyi müebbet hapis cezasıyla cezalandırır. Kanun koyucu, önceki düzenlemeden farklı olarak temel şekil için müebbet hapis cezasını tercih etmiş; bu seçimle kişinin hayat hakkına verilen önemi vurgulamıştır. Nitelikli haller ise TCK m. 82'de ayrıca düzenlenmiş olup bu hallerde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmektedir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 81Kaynağı aç
Madde 81- (1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası
ile cezalandırılır.
Nitelikli haller
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 82Kaynağı aç
Madde 82- (1) Kasten öldürme suçunun;[31]
a) Tasarlayarak,
b) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek,
c) Yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer,
biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle,
d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş,
boşandığı eş veya kardeşe karşı,[32]
e) Çocuğa ya da beden veya ruh
bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
f) (Değişik:12/5/2022-7406/2 md.) Kadına karşı,
g) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini
kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla,[33]
i) (Ek:29/6/2005 – 5377/9 md.)Bir suçu işleyememekten dolayı
duyduğu infialle,
j) Kan gütme saikiyle,
k) Töre saikiyle,
İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile
cezalandırılır.
Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi

Öldürme Kastı ile Yaralama Kastı Arasındaki Sınır

Bir olayda failin öldürme kastı mı yoksa yaralama kastı mı taşıdığını belirlemek, uygulamada en çok tartışılan meselelerden biridir. Kastın tespitinde tek bir kriter belirleyici değildir; kullanılan aletin öldürmeye elverişliliği, hedef alınan vücut bölgesi, darbe ya da atış sayısı, atış mesafesi, taraflar arasındaki önceki husumet ve failin eylemine kendiliğinden son verip vermediği ölçütlerin tamamı bir bütün olarak değerlendirilir. Kast failin iç dünyasını ilgilendiren bir unsur olduğundan, dış dünyaya yansıyan davranışlara — olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası — bakılarak belirlenir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/116, K. 2024/84Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2021/116 E.  ,  2024/84 K.
"İçtihat Metni"
DİRENME
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 40-73
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucu, sanığın eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 87/4, 29, 62, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin Tavşanlı Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.04.2015 tarihli ve 103-29 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.12.2016 tarih ve 5582-4400 sayı ile; kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında sanığa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 226. maddesine aykırı şekilde ek savunma hakkı verilmeksizin TCK'nın 87/4. maddesi uyarınca mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece sanığa ek savunma hakkı verilerek yapılan yargılama sonucu 29.03.2017 tarih ve 7-23 sayı ile sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiş, bu kararın da Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.12.2018 tarih ve 3737-5548 sayı ile; "(…)Maktul … ile babası…'ın inşaat işi ile uğraştıkları, sanığın ise…'ın inşaat işinde işçi olarak çalıştığı, bir süre önce… ile sanık ve inşaat işinde çalışan diğer işçiler arasında işin eksik yapılması ve ücretlerin ödenmemesi iddiaları nedeniyle anlaşmazlık bulunduğu, olay günü… ile maktulün bu konuda görüşmek üzere sanık, yanında bulunan … ve diğer işçilerle buluştukları, …'ın … ve …'e hakaret içerikli sözler söylemesi nedeniyle olay yerinden uzaklaşan sanık …'in, …'a tehdit amacıyla işaret parmağını gösterip, hakaret etmesi üzerine maktul ile…'ın sanık …'e saldırıp yumruk ve tekme vurarak yere düşürdükleri, sanığın doğrulduğu sırada öncelikle tanık …'ın tüm aşamalarda verdiği aynı doğrultudaki beyanından da sabit olduğu üzere cebinden çıkardığı bıçağı …'a salladığı, …'ın geri çekilmesi üzerine isabet ettiremediği, sanığın ayağa kalktıktan sonra tekrar …'a salladığı bıçağın bu kez isabet alıp onu sol koltuk altından solpektoral kasa doğru yaklaşık 8 cm derinliğinde yara oluşturacak biçimde sanığın elindeki bıçağı maktule iki kez kullanması; birinin isabet etmemesi, buna karşın diğerinin isabet ettiği yaranın derinliği de göz önünde tutularak sanığın eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu halde kasten öldürme suçundan cezalandırılması yerine kasten yaralama sonucu ölüme neden olmak suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması(…)" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Tavşanlı Ağır Ceza Mahkemesince 04.04.2019 tarih ve 40-73 sayı ile; "(…)Öncelikle sanık …'ın maktul …'a yönelik eylemindeki kastının yaralama yahut öldürme hususunun tartışmalı olduğunu söylemek gerekir. Olayın gelişimi, sanık …'ın davranışları, eylemin gerçekleştiriliş şekli gibi hususlar gözetilerek somut olaya göre değerlendirme yapılmalıdır. Sanık …'in … ve Kazim'in yumruk ve tekmelerine maruz kaldığı eylemde, bu durumdan kurtulmak için maktul …'ı bıçakla yaraladığı, eylemin ani bir şekilde gerçekleştiği, sanık …'in bir bıçak darbesi ile yetinerek eylemine devam etmediği, maktul …'ın saldırısının sona ermesiyle …'in olay yerinden beklemeksizin kaçtığı görülmekle bu şekilde özetlenen olayda …'in yaralama kastıyla hareket ettiği, ancak yaralama sonucunda ölümün meydana geldiği mahkememizce değerlendirilmiştir.
Tanık … mahkememizdeki ifadesinde maktulün aldığı bıçak darbesi ile vücudundan çıkan kanın boğuşma esnasında sanık …'ın üzerindeki elbiselere sıçradığı şeklinde beyanda bulunsa da, bıçağı görmediğini dolayısı ile bıçaklama hadisesini de göremediğini beyan etmiştir. 29.05.2014 tarih ve 18.40 saatli sanık hakkında tutulan tutanağa göre sanığın kot pantolonunun sol diz altında delik, pantolonunun muhtelif yerlerinde kan lekesi, gömleğin arka, sol omuz ve sırt kısmında komple kan izi, gömleğin sağ koltuk altından alt tarafa doğru yoğun şeklide kan lekesi olduğu tutanak altına alınmıştır. Keza tanık …, maktül …'ın uçan tekme ile sanığa vurduğunu gördüğünü, bu eylemi neticesinde sanığın yere düştüğünü beyan etmiştir. Sonra birlikte ayağa kalktıklarını ve her ikisinde de kan lekesi olduğunu beyan etmiştir. Tanığın beyanları esas alındığında bıçaklama hadisesini yerdeyken mi gerçekleştirdiği, yoksa ayaktayken mi gerçekleştirdiği hususu netlik kazanmamaktadır. Kan lekelerinin tanık tarafından görünmesi için tanığın anlatım şekline göre sanığın yerdeyken eylemini gerçekleştirmiş olması, sonra birlikte ayağa kalkmaları gerekmektedir. Bu hususu 29/05/2014 tarih ve 18:40 saatli tutanak da doğrulamaktadır. Hayatın olağan akışına göre kavga esnasında karşı karşıya bulunan maktul ile sanığın, eylemden sonra fışkıran kanların sanığın elbiselerinin ön kısmında olması gerekirken sırt kısmında maktule ait kan izlerinin bulunması imkan dahilinde olmayan bir durumdur. Bu husus sanığın eylemini yerde iken gerçekleştirdiği savunmasını doğrulamaktadır.
Yine tanık … mahkememizdeki ifadesinde …'in bıçağı nasıl çıkardığını görmediğini, bir defa bıçağı salladığında …'ın geri çekildiğini, ikinci defa salladığında ise …'ın koltuk altı kısmına denk geldiğini, …'ın hemen yere düşmediğini, …'e bir yumruk attığını, yumruk attıktan sonra …'in yere düştüğünü, oğlunun yaralandığını gören…'ın ise maktul yere düştüktün sonra sanık …'e yumruk attığını beyan ettiği görülmüştür. Her ne kadar tanık İhsan maktulün ve babası…'ın sanığa ayakta iken yumruk attığını beyan etse de, sanıkta meydana gelen yaralanmalar incelendiğinde sanığın çeşitli yerleri ile birlikte kafanın occipital (arka kısmı), parietal (tepe kısmı), temporal (kulakların bulunduğu yan kısım ve üstü) bölgede ekimozların olduğu, sanığın duruş şekline göre kafanın arka kısmından ve tepe kısmından ayakta iken yaralanmasının mümkün olmadığı, sanığın yere düştüğünün sabit olduğu değerlendirilmiştir. Keza 29.05.2014 tarih ve 18.40 saatli sanık hakkında tutulan tutanağa göre sanığın kot pantolonunun sol diz altında delik, pantolonunun muhtelif yerlerinde kan lekesi, gömleğin arka, sol omuz ve sırt kısmında komple kan izi, gömleğin sağ koltuk altından alt tarafa doğru yoğun şeklide kan lekesi olduğu tutanak altına alınmıştır. Sanığın pantolonunda sol diz altında deliğin olduğuna dair tespit de yerde boğuşmanın gerçekleştiğinin kanıtıdır. Bu nedenlerle oluşa uymayan ve taraflı ifade verdiği düşünülen tanık …'ın beyanlarına itibar edilmemiştir(…)" şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnilerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.09.2020 tarihli ve 62347 sayılı tebliğname bozma istemli tebliğnamesi ile dosya, CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 16.03.2021 tarih ve 4336-4247 sayı ile direnme kararının yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
Katılan… … hakkında inceleme dışı katılan …’a yönelik hakaret ve sanık …’a yönelik kasten yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri temyiz edilmeksizin; sanık … hakkında katılan sanık… …’a yönelik hakaret ve tehdit suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar ise itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme; sanık …’ın maktul …’a yönelik eylemi nedeniyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık …'ın maktule yönelik eyleminin kasten öldürme suçunu mu yoksa neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
29.05.2014 tarihli adli muayene raporunda; sanığın yapılan muayenesinde, kafada occipital bölgede 1×1 cm ödematoz, parietal bölgede bir adet, temporal bölgede bir adet olmak üzere 2 adet 1×1 cm ödematoz, burnunda darp sonucu olması muhtemel ödematoz ve iki dizinde lazerasyon olduğunun, yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderildiğinin, alkolsüz olduğunun belirtildiği,
29.05.2014 tarihli genel adli muayene raporunda; maktulün sol kol altı aksiller bölgeden bıçak benzeri kesici delici alet yarası aldığının, ışık refleksinin bulunduğunun, solunumun spontan ve genel durumunun orta, nabzın 120, aksiller arter ve venin kesilmiş olduğunun, bu noktadan kanama olduğunun görüldüğünün, bilincinin açık olduğunun ancak kanamanın kontrol altına alınmaya çalışıldığının, BTM ile giderilemeyen yaralanmanın hayati tehlike arz ettiğinin yazılı olduğu,
29.05.2014 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında; maktule ait cesedin harici muayenesinde cesedin 1,83 cm boyunda 80-85 kg ağırlığında 25-26 yaşlarında olduğunun, dış muayenesinde sağ temparoparietal bölgede 2 adet birbirine paralel 2 cm yırtık vasıfta yara, sol el 2. parmak yanda 0,5 cm sıyrık, sol aksiller bölgede 13 cm lik göğüs kısmındaki açısı geniş kol kısmındaki açısı dar kesici delici alet yarası bulunduğunun ve yara bölgesinden kas ve damar sinirlerinin göründüğünün, baş bölgesinde dış muayenede tespit edilen yaraların kanamalı olduğunun, kafa kemiklerinin sağlam olduğunun, batında sol pektorel kasa doğru yaklaşık 8 cm derinliğinde diseksiyon alanının görüldüğünün, aksiller venin tamamen bağlanmış olduğunun aksiller arterin derin dalının bağlanmış olduğunun ve tam kat yırtık olduğunun görüldüğünün, vücudunda 1 adet kesici alet yarası tespit edilmiş olup tek başına öldürücü nitelikte olduğunun, sol koltuk altı ön kısmında vücuda giren kesici delici aletin sol aksiller arter ve veni yaralayarak vücuda girdiğinin ve yaranın bir tarafı künt bir tarafı keskin vasıflı kesici delici aletle oluştuğunun, kişinin ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar yaralanmasından gelişen iç ve dış kanama sonucu oluştuğunun belirtildiği,
Sanığın, katılanın müteahhitliğini yürüttüğü okul inşaatında demir işçisi olarak çalıştığı, suç tarihinden kısa süre önce parasını alamadığı gerekçesiyle arkadaşlarıyla birlikte işi bıraktığı, bu nedenle katılan ile aralarında bir husumet bulunduğu, suç tarihinden bir gün önce akşam saatlerinde katılanın oğlu olan maktulün sanığı aradığı ve işi usulüne uygun şekilde bitirmelerini istediği, ancak sanığın paralarını alamadıkları gerekçesiyle bu talebe olumsuz cevap verdiği, suç tarihinde ise; sanık ile dört arkadaşının sabah saatlerinde Emet Otogarında buluştukları, katılanın da yanında maktul ve kendisine yakın bir işçisi ile birlikte sonradan otogara geldiği, katılanın otogardaki işçilere küfür etmeye ve onları tehdit etmeye başlaması üzerine sanığın yanındaki akrabası tanık …'e; "Si…r et amcaoğlu, kalk gidelim." diyerek tanıkla birlikte otogarın çıkışına doğru hareket ettiği, bu sözü kendilerine edilen bir hakaret olarak algılayan katılan ve maktulün, sanık ve tanığın peşlerinden bağırmaya başladıkları, sanığın ise otogarın çıkış kapısından geri doğru dönüp; "Göreceksiniz!" anlamında işaret parmağını kaldırarak yürümeye devam ettiği, bu sırada maktulün, arkasından koştuğu sanığı, kafasına vurup yere düşürdüğü, sanığa tekme tokat vurmaya başladığı, maktulün peşi sıra gelen katılanın da yerdeki sanığa aynı şekilde darbettiği, bunun üzerine, sanığın yanında her zaman taşıdığı bıçağını çıkartıp sabitleyerek maktulün sol koltuk altından kolu ile gövdesinin birleştiği yerdeki ana atardamara bir kez etkili şekilde vurduğu, koltuk altından aldığı darbe sonucu sol aksiller veni koparacak şekilde yaralanan maktulün sanığa bir iki saniye daha öfkeyle vurmaya devam ettiği, ancak geriye doğru bir iki adım attıktan sonra yere yığıldığı ve yaşamını tehlikeye sokacak bir duruma neden olacak şekilde kaldırıldığı Emet Devlet Hastanesi acil servisinde ana damar onarımı yapıldıktan sonra Kütahya Devlet Hastanesine ambulansla sevk edildiği sırada iç ve dış kanama sonucu hayatını kaybettiği, sanığın ise maktul ve katılanın eylemleri sebebiyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı hususunda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Ön Soruna İlişkin Görüşler
TCK’nın "Kasten Öldürme" başlıklı 81. maddesi; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır." hükmünü içermektedir.
TCK'nın "Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" başlıklı 87. maddesinin 4. fıkrasının suç ve karar tarihindeki hâli ise; "Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur", şeklinde iken 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 14.04.2020 tarihli ve 7242 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle, bu fıkrada yer alan "onaltı" ibaresi "onsekiz" şeklinde değiştirilmiş, TCK’nın 87. maddesinin 4. fıkrası; "Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Konuya ilişkin TCK'nın 87. maddesinin gerekçesinde ise; "Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, ‘Genel Hükümler Kitabı’nda yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir." açıklamasına yer verilmiştir.
765 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, kanunda tanımlanmış bir haksızlık olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla kusursuz sorumluluk terk edilmiş olmaktadır (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161).
765 sayılı TCK’daki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’da haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.
TCK’nın "Netice sebebiyle ağırlaşmış suç" başlıklı 23/1. maddesi; "Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir" şeklindedir.
Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.
Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, işlenen yaralama suçu neticesinde mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 5. Bası, İstanbul 2015, s. 286 vd; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, c 3, s. 2484 vd.).
TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nın 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir.
Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesi hâlinde TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için;
a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,
b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlâl edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi,
c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,
d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır.
Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır.
Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.
Son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir.
Diğer yandan, TCK’nın 81. maddesinde "Kasten öldürme" başlığı altında düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin 4. fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Suçun vasıflandırılması için failin kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğu büyük önem taşımaktadır.
TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.
İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır.
Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir.
B. Somut Olaya Dair Hukuki Nitelendirme
Her ne kadar tanık İhsan; sanığın bıçağı ilk kez yerden doğrulduğu sırada salladığını ancak isabet ettiremeyince ayağa kalktığını ve ikinci kez sallaması sonucu isabet kaydederek maktulün ölümüne sebebiyet verdiğini beyan etmiş ise de; otogar görevlisi tanık …'ın sanıkla maktulün birlikte ayağa kalktıklarına ve o anda her ikisinin de üzerinde kan gördüğüne dair ifadesi; kan izlerinin sanığın olay anında üzerindeki kıyafetlerin sağ koltuk altı ve sırt kısmında yoğunlaşması; sanığın pantolonundaki deliğin, maktul ve katılanın darp eylemine karşı bir süre yerde mücadele ettiğini göstermesi; maktule ait adli raporlarda bıçağın koltuk altından bir kez girdiğinin ve cesetteki yaklaşık 8 cm derinliğindeki yaranın tıbbi müdahale amacıyla oluşan bir diseksiyon yarası olduğunun tespit edilmesi nedeniyle, sanığın elindeki bıçakla maktule önce yerde sonra ayakta olmak üzere birden fazla kez salladığının şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanamadığı, sanığın hayati bölgeleri hedeflemek yerine maktulün koluna doğru bıçakla vurduğu, keza maktulün koltuk altına gelen tek isabetin kalp veya beyin gibi hayati bölgelerin hedeflendiğini göstermediği, dosyadaki raporların yaranın derinliği ile darbenin şiddetini göstermekten uzak olduğu, olay öncesi maktulle arasında doğrudan bir husumet bulunmayan, ancak maktulün arkasından koşup kafasına vurmasıyla yere düşen sanığın maktule bıçakla bir kez vurduktan sonra eylemine devam etmediği, maktulün yanındaki babası tarafından kısa sürede acil servise götürüldüğü, sanığın ise en yakındaki polis noktasına giderek durumu anlatıp kullandığı bıçağı teslim ettiği, dolayısıyla sanığın olay öncesi, olay sırası veya sonrasındaki kastının öldürmeye yönelik olduğunun her türlü şüpheden uzak bir şekilde ispatlanamadığı,
Buna karşılık, sanığın otogardan çıkarken geriye dönerek işaret parmağıyla maktule karşı ilk haksız hareketi yapması üzerine öfkelenen maktulün, sanığa karşı basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek bir yaralanmayla sonuçlanan saldırısı sırasında, sanığın, akrabası tanık …'ün çok yakındaki otogar polisinden yardım istemeye koştuğunu görmesine ve olay yerinin kalabalıklaşacağını bilmesine rağmen öfkelenip sürekli yanında taşıdığı bıçağını açıp sabitleyerek saldırıyı defetme amacıyla değil maktule doğrudan karşılık vermek isteyip yaralama kastıyla vurması şeklinde gelişen eyleminde, maktulün haksız tahrik altında başlattığı saldırıyı, sanığın o anki koşullara göre orantısız bir şekilde bıçağını kullanarak silahla karşılık vermesi, ancak maktulün yere yığıldığını görmesiyle hareketine devam etmeyerek polis noktasına gitmesi karşısında; sanığın meşru savunma kapsamında kendini koruma amacıyla hareket ettiği yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceği; keza sanığın hemen yanında akrabasının, otogardaki işçi arkadaşlarının ve eylemin gerçekleştiği işlek caddede müdahale edebilecek çevredeki insanların da bulunması nedeniyle meşru savunmada sınırı korku, panik veya telaş içinde hareket ederek aştığından da bahsedilemeyeceği,
Bu nedenlerle, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanan sanığın; yaşamını tehlikeye düşüren bir duruma sebebiyet veren yaralanması nedeniyle hemen acil servise kaldırılan ve kopan damarın onarılması suretiyle kendisine ilk müdahale yapılarak Kütahya Devlet Hastanesine sevk edilen, ancak yolda yaşamını yitiren maktule yönelik eyleminin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …; sanık hakkında kurulan direnme kararının isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Tavşanlı Ağır Ceza Mahkemesinin 04.04.2019 tarihli ve 40-73 sayılı hükme ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
2- Usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararına konu hükmün ONANMASINA,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.01.2024 tarihinde yapılan birinci müzakerede karar için yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 21.02.2024 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/1-26, K. 2013/150Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2013/1-26 E.  ,  2013/150 K.KASTEN ÖLDÜRMEKASTEN YARALAMAMEŞRU MÜDAFAADA SINIRIN AŞILMASIKASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜMNETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMATÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 23TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 87TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 81TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 49TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 25CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 223TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 27TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 87
"İçtihat Metni"
Kasten öldürme suçundan sanık Mehmet 'in 5237 sayılı TCK’nun 81/1, 29,  62, 53, 63 ve 54. maddeleri gereğince 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna,  mahsuba ve zoralıma ilişkin, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.04.2010  gün ve 394-161 sayılı hükmün, o yer Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.10.2012 gün ve 6804-7453 sayı ile;
"…Sanığın, evine hırsızlık amacıyla girdiği ve fark edilmesi üzerine yakalanmamak için yatak odasında bulunan dolaba saklandığı anlaşılan maktulün kaçmasını önlemek amacıyla önce eşi aracılığıyla kolluk kuvvetine haber verdiği, ancak kolluk kuvvetleri olay yerine gelmeden kaçma girişiminde bulunan maktulü, öldürme kastı bulunmaksızın ve kaçmasını engellemek amacıyla elinde bulunan bıçakla sağ glueta bölgesinden yaraladığı anlaşılmakla;
Maktulde bulunan ve kesici aletle gerçekleştirilen yara yeri ve niteliği, olayın aniden gelişmesi, hedef alınan vücut bölgesi dikkate alındığında sanığın kastının yaralama olduğu anlaşıldığı halde, TCK'nun 87/4-son cümlesi uyarınca kasten yaralama sonucu ölüm suçundan cezalandırılması yerine, suçun niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde kasten öldürme suçundan cezalandırılması suretiyle fazla ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 18.11.2012  gün ve 240224 sayı ile;
"…Sanığın eylemi 5237 sayılı Yasanın 27/1. maddesi kapsamında değerlendirilemez ise de, bu eylemin aynı maddenin 2. fıkrası kapsamında değerlendirilebilmesine engel teşkil eden bir durum değildir. O nedenle, 2. fıkranın uygulanabilme koşullarının ortaya konulması gerekir.
5237 sayılı Yasanın  27/2. maddesinin uygulanabilmesi için;
1-Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2-Saldırıya ilişkin koşulların var olması,
3-Savunmaya ilişkin koşullardan 'ölçülülük' şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- 'Sınırın aşılmasının' mazur görülebilecek bir  heyecan, korku  veya telaştan ileri gelmesi,
Gerekmekte olup, tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, meşru savunmada sınırı aşan faile ceza verilmeyecektir.
Bu durumda; kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü  korku, telaş ve şaşkınlık dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru müdafaada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira, kişi sırf maruz kaldığı saldırının tesiriyle, heyecan, korku ve paniğe kapılarak meşru müdafaanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık; sırf saldırının etkisiyle değil de, (velev ki saldırıdan kaynaklanmış olsa dahi) öfke ve gazap gibi nedenlerle sınırı aştığında ise aynı korumadan faydalanamayacaktır. Başka bir deyişle, sınırın aşılması konusunda failin o anda içinde bulunduğu ruh halini adil bir tarzda göz önünde tutmak lazımdır. Yani, failin niyeti, fiilin icra tarzına ve ruh haline göre ciddi bir saldırının def’inden ziyade, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmanın sınırlarını aşma değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
Gerek öğretide gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere, yasal savunma bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak için gösterdiği zorunlu tepkidir. Ancak, saldırının var olmasını geniş manada anlamak, başlayacağı muhakkak olan ve başladığı takdirde savunmayı olanaksız kılacak veya güç hale getirecek bir saldırıyı başlamış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz sona ermemiş saymak zorunludur.
Yasal savunmada hiçbir zaman ve hiçbir durumda sanığa kaçma mükellefiyeti yüklenemez ve sanıktan kaçarak kurtulması istenemez. Bu nedenle faillin kaçma olanağının bulunup bulunmadığı da dikkate alınamaz. Ancak, savunmada zorunluluk bulunup bulunmadığı her olayın özelliğine göre saptanmalıdır.
Somut olay değerlendirildiğinde;
Gece saat 04.00 sıralarında, hırsızlık veya çocuk kaçırmak amacıyla sanığın  evine giren maktulün, sanığın iki aylık bebeğini kucağına aldığı, sanığın eşi Yasemin’in bağırmasıyla kucağındaki bebeği koltuğun üzerine bırakarak evin yatak odasına kaçtığı, ancak içeriye girdiği ve açık alan pencereden  kaçmayıp elbise dolabının içerisine saklanan, hırsızlık veya çocuk kaçırmak için gelen saldırganın, nasıl bir gelişim göstereceği ve ne yapacağı belirsiz olay karşısında, sanığın, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü korku, telaş ve şaşkınlık dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, yasal savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilmelidir. Burada belirleyici olan, maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira, kişi sırf maruz kaldığı saldırının tesiriyle, heyecan, korku ve paniğe kapılarak yasal savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecektir.
Maktûl öncelikle iki aylık çocuğunu vücut bütünlüğüne yönelik bir saldırıda bulunmuş, sanık Yasemin'in maktulü görmesi ve eşinden yardım istemesi üzerine, sanık Mehmet'in, iki aylık bebeğini kucağına alarak bebeğe yönelmiş, gerçekleşen, gerek kendisine ve gerekse eşine ve çocuklarına  tekrarı muhakkak,  nasıl bir gelişim göstereceği ve maktulün  ne yapacağı belirsiz olan haksız bir saldırıyı o anki hal ve şartlara göre, saldırıyla orantılı bir şekilde defetme zorunluluğunda bulunduğu, bu sınırı mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaşla aştığı, hakkında TCK'nun 27/2 ve CMK'nun 223/3-c maddeleri uyarınca, gerçekleşen eylemi nedeniyle kusursuz sayılmalı ve kendisine ceza verilmemelidir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün TCK'nun 27/2. maddesinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.12.2012 gün ve 5758-9286 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Suçun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık bulunmayan olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu mu, kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğu ya da olayda TCK'nun 27/2. maddesi uyarınca meşru müdafaada sınırın  heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması halinin mi mevcut olduğunun belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanık Mehmet ile hakkındaki beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşen Yasemin'in evli ve suç tarihinde iki yaşında bir kızları, bir aylık ikiz oğulları olmak üzere üç çocuklarının olduğu, yaz mevsimi olması nedeniyle evin balkonunda uyudukları, gece saat 04.00 sıralarında Yasemin'in bebeklerden birinin ağlaması üzerine uyandığı, bebeğin altını değiştirdikten sonra koltukta mama yedirdiği sırada, salon kapısının yanında diğer bebek Ramazan'ı bir şahsın kucağında gördüğü, Yasemin'e doğru yaklaşan ve bir eliyle sus işareti yapan bu kişinin, Yasemin'in bağırması üzerine, elindeki bebeği koltuğun üzerine atarak yatak odasına kaçtığı, gürültüye balkonda uyumakta olan sanığın da uyandığı, eşinden olanları öğrendikten sonra bıçak getirmesini ve polise haber vermesini söyleyerek yatak odasına yöneldiği,  bu arada elbise dolabı içine giren ve bir eli dışarıda kalan maktûlü fark ettiği, eşi bıçağı getirdikten sonra maktûlden dışarı çıkmasını istediği, çocukların yanına giden eşine de "polisi aradın mı" diye seslendiği, kısa bir süre sonra maktûlün aniden dolap kapağını açıp dışarı çıktığı, yüzünü sanığın görmemesi için aksi yöne çevirip hızla odanın açık olan penceresine doğru koştuğu, pencereden atlayıp kaçmak isterken sanığın elindeki bıçakla maktûlü bir kez sağ glueta bölgesinden yaraladığı, maktûlün pencereden sokağa atlayarak evin önündeki kaldırımın üzerine düştüğü, aşağı inen sanığın komşularına haber vererek ambulans çağırmalarını sağladığı ve tekrar polisi aradığı, olay yerine gelen görevliler tarafından hastaneye kaldırılan şahsın tıbbi müdahaleye rağmen bir saat sonra hayatını kaybettiği,
Adli Tıp Kurumu otopsi raporunda, maktûlün kalçasındaki 3,5 cm uzunluğunda bir adet kesici delici alet yarasının tek başına öldürücü nitelikte olduğu, ölümün künt kafa travmasına bağlı kafatası kırıklarıyla birlikte beyin kanaması ve kesici-delici alet yaralanmasına bağlı iç organ kesilmesinden gelişen iç kanama sonucu meydana geldiğinin tespit edildiği,
Olay yeri inceleme ekiplerince düzenlenen raporda, maktûlün atladığı pencere genişliğinin 40 cm, uzunluğunun 94 cm, oda içinden yerden yüksekliğinin 87 cm, yol zeminine göre  yerden yüksekliğinin ise  450 cm olduğunun belirlendiği,
Sanık Mehmet'in kullandığı bıçağın namlu uzunluğunun 19,7 cm olup, 6136 sayılı Kanun  kapsamında olmadığı,
Beraat eden sanık Yasemin'in aşamalarda; bebeklerinden birine mama yedirirken birden karşısında diğer bebeği kucağında sıkıca tutan bir kişi gördüğünü, kendisine sus işareti yapan bu şahsı görünce çığlık atarak eşine seslendiğini, şahsın koşarak yatak odasına girdiğini uyanan eşine anlattığını, eşinin isteği ile polisi arayıp mutfaktan bir bıçak götürdüğünü, çocukları ile diğer odaya geçtikten sonra aniden bir cam kırılması sesi duyduğunu, oda içinde olanları görmediğini ifade ettiği,
Sanık Mehmet'in savunmasında; balkonda uyurken çığlık sesi ile kendisini uyandıran eşinin eve gelen bir şahsın bebeklerinden birini kucağına aldığını ve bağırması üzerine koltuğa atarak yatak odasına kaçtığını anlattığını, "polise haber ver, bana da bir bıçak getir" diye söyleyerek yatak odasına gittiğinde elbise dolabının içine saklanmış ve bir kolu dışarıda kalmış maktûlü farkedip dolaptan çıkması için uyardığını, eşine polisi aradın mı diye sorduğunda maktûlün dolaptan aniden çıkıp, yüzünü aksi tarafa dönerek pencereye doğru kaçtığını, bu sırada heyecanla bıçağı ona bir kez vurduğunu, yaralama ya da öldürme kastı olmaksızın rastgele hamle yaptığını, kaçmaya çalışan maktûlün dizini pencere camına çarptığını, pencereden atladıktan sonra reklam panosuna çarparak yere düştüğünü, aşağıya inip komşulara haber vererek ambulans çağrılmasını sağladığını beyan ettiği,
Anlaşılmaktadır.
Meşru müdafaa, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 25/1. maddesinde; “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez” şeklinde düzenlenmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu sadece “nefs ve ırz”ı savunmaya değecek nitelikte değerler olarak kabul ederken, 5237 sayılı TCK, kişinin kendisinin veya başkasının meşru müdafaa ile korunabilecek her türlü hakkını bu kapsama dahil etmiştir.
Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 sayılı TCK’nun 49/2 ve 5237 sayılı TCK’nun 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru müdafaa, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru müdafaanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru müdafaa ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkanının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru müdafaa şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru müdafaanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, “sınırın aşılması” söz konusu olabilmektedir.
Sınırın aşılmasını 765 sayılı TCK’ya göre oldukça farklı şekilde düzenleyen 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinde; “(1)Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez” denilmektedir. Kanun maddesi ve gerekçedeki anlatımın aksine öğretide kabul edilen görüşe göre, “Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması” ibaresini “Hukuka uygunluk hallerinde sınırın aşılması” olarak anlamak gerekir. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 3. bası, Ankara, 2008, s. 386-395; Ersan Şen,Yeni TCK Yorumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2006, C.1, s.74-77; Mahmut Koca, Yeni TCK’nda Hukuka Uygunluk Nedenleri, Ceza Hukuku Dergisi, S.1, Ekim 2006, s.111 vd.; Sedat Bakıcı, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2. bası, s.615 vd.; Haydar Metiner- Ahsen Koç, TCK Genel Hükümleri, Ankara, 2008, C.1, s. 692 vd.)   Nitekim 5271 sayılı CMK’nın hüküm çeşitlerini düzenleyen 223. maddesinin sistematiği de bu anlayışı desteklemektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda dört hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiş olup, bunlar; meşru müdafaa, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, “sınırın aşılması” bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp, TCK’nun 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde “beraat” kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilecektir.
TCK’nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru müdafaa için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru müdafaa ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3-Savunmaya ilişkin şartlardan “ölçülülük ya da orantılılık” şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, meşru müdafaada sınırı aşan faile CMK’nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru müdafaada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, “heyecan, korku veya telaşa” kapılarak meşru müdafaada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru müdafaada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
Diğer taraftan, 5237 sayılı TCK’nun “Kasten Öldürme” başlığı altında düzenlenen 81. maddesi; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır”,
“Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” başlıklı 87. maddesinin 4. fıkrası;
“Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hâllerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hâllerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur”,
Şeklinde hükümler içermektedir.
Konuya ilişkin TCK'nun 87. maddesinin gerekçesinde ise; “Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, ‘Genel Hükümler Kitabı’nda yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir” açıklamasına yer verilmiştir.
765 sayılı TCK’nda objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’nda objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla “kusursuz sorumluluk” terkedilmiş olmaktadır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. bası, s.161 vd.). 765 sayılı TCK’ndaki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’nda haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK’nun “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi; “(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi halinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.
Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel istismar suçunda mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulması, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. (Nur Centel, Hamide Zafer,  Dr. Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 3. Bası, s. 415 vd.; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen,  A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, c.I, s.495  vd.)
5237 sayılı TCK’nun 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nun 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nun 86. maddesinin 1. veya 3. fıkraları kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir.
Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nun 87/4. maddesinin uygulanması için;
a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,
b- Mağdurun TCK’nun 86. maddesinin birinci veya üçüncü fıkrasında düzenlenen şekilde yaralanmış olması,
c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,
d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır.
Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nun 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O halde, mağdurun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır.
Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.
Son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir.
Diğer yandan, 5237 sayılı TCK’nun “Kasten öldürme” başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin 4. fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O halde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Dolayısıyla suçun vasıflandırılmasından önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna ilişkindir.
TCK’nun 21/1. maddesine göre, suçun yasal tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.07.2003 gün ve 196-212; 30.09.2003 gün ve 226-229; 08.07.2008 gün ve 88-184 ile 31.03.2009 gün ve 248-82 sayılı kararları ile de; suç nedeni, kullanılan aletin cinsi, kullanılış şekli, isabet alınan bölge, darbe adedi ve şiddeti, failin suçtan önceki ve sonraki davranışları, aradaki husumet, hedef seçme imkanının bulunup bulunmadığı, mağdurdaki yaraların yerleri ve nitelikleri, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmak suretiyle kastın saptanması gerektiği belirtilmiştir.
Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Maktûlün gece saat 04.00 sıralarında sanığın eşi ve üç çocuğu ile birlikte yaşadığı eve girmesi ve Ramazan isimli bebeklerini kucağına almış olması şeklindeki eylemi sanığa ve ailesine yönelik haksız bir saldırı niteliğinde ise de; sanığın eşinden bıçak istemesi ve polise haber verilmesinin ardından, bebeği bırakıp elbise dolabında saklanan ve kaçma dışında başka bir amaç gütmeyen maktûlün saldırısı sona ermiş, fakat sanık maktûlün kaçmasını engellemek amacıyla onu sağ kalçasından bir bıçak darbesi ile yaralayarak Adli Tıp Kurumu raporuna göre ölüm nedenlerinden biri olan eylemini gerçekleştirmiştir. Elbise dolabında saklanan, daha sonra doğrudan kaçmak için pencereye yönelen maktülün sanığa yönelik herhangi bir hamlesinin de olmadığı olayda mazur görülebilecek bir korku, panik ya da heyecanın tesiri ile meşru müdafaada sınırın aşılmasından söz edilemeyeceğinden, 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartlarının oluştuğu söylenemeyecektir.
Diğer taraftan sanığın, gece bir sebeple evine giren ve olay sırasında kaçmaya çalışan daha önceden tanımadığı, maktûlü bir bıçak darbesi ile kalçasından yaralaması, hayati tehlike oluşturan isabetin bir adetle sınırlı kalması,  pencereden atladıktan sonra kaldırıma düşen maktûlün hastaneye kaldırılması için ambulans çağrılmak üzere komşularına haber vermesi karşısında, eylemini gerçekleştirirken öldürme kastıyla hareket etmediği kabul edilmelidir. Buna göre, maktûlün künt kafa travmasına bağlı kafatası kırıklarıyla birlikte beyin kanaması ve kesici-delici alet yaralanmasına bağlı iç organ kesilmesinden gelişen iç kanama sonucu ölmesi ile sonuçlanan olayda, yaralama kastıyla gerçekleştirilen eylemle ölüm sonucu arasında nedensellik bağı bulunduğundan, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 87/4. maddesi uyarınca hüküm kurulması gerekmektedir.
Bu nedenle, suçun kasten öldürme olarak nitelendirilmesine ilişkin yerel mahkeme hükmü kanuna aykırı olup, Özel Dairenin eylemin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğuna yönelik bozma kararı isabetlidir.
Bu itibarla, olayda TCK'nun 27/2. maddesindeki şartların bulunmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Genel Kurul Üyesi; "olayda TCK'nun 27/2. maddesi uyarınca meşru müdafaada sınırın  heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması halinin mevcut olması nedeniyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.04.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu da kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralamayı birbirinden ayırt etmede bu ölçütleri yerleşik olarak uygulamaktadır: fail ile mağdur arasındaki husumetin varlığı ve derecesi, kullanılan aletin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, yaraların yerleri ile nitelikleri, hedef seçme imkânının bulunup bulunmadığı ve failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenle mi son verdiği bu değerlendirmenin temel bileşenlerini oluşturur.

Kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki en önemli ayırıcı kriter manevi unsurdur: birincisinde öldürme kastı, ikincisinde yaralama kastı aranır. Failin mağduru yaralamak amacıyla hareket ettiği ve ölümün bu yaralamadan kaynaklandığı durumlarda TCK m. 87/4 gündeme gelir; mağdurun ölmesini bizzat isteyen ve ölüm gerçekleşen fail ise kasten öldürmeden sorumlu tutulur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/197, K. 2024/33Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2019/197 E.  ,  2024/33 K.
"İçtihat Metni"
İTİRAZ
İtirazname No : 2015/288473
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 100-276
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın eyleminin taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85/1, 62, 50/1-a, 52/2-4. ve 63. maddeleri uyarınca 15.200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve mahsuba ilişkin Niğde Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.05.2015 tarihli ve 100-276 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 02.10.2018 tarih, 12104-9046 sayı ve oy çokluğu ile; "…Olay tarihinde sanık …'nın, arkadaşı olan dosya tanıklarından …'nın çağırması üzerine beraberce Niğde Kalesi'ne gittiği, ölen …'ın da diğer dosya tanıklarından… ve …'un çağırması üzerine kendileri ile aynı yere gittiği, belirtilen buluşmanın akraba olan dosya tanıkları … ve…'nun aralarındaki ailevi sorun hakkında konuşmak üzere olaydan bir gün önce tanıklar … ve… tarafından planlandığı, buluşma noktasına gelindiğinde iki ayrı grup olarak olay yerinde bulunan tarafların yerden 6.70 metre yüksekliğindeki, kenarlarında koruyucu bulunmayan, çimle kaplı ve nemli sur duvarı üzerine çıktıkları ve konuşmaya başladıkları, tanıklar …, … ve …'nın kendi aralarında konuşmak için sur üzerinde bulunan diğer arkadaşlarından bir miktar uzaklaştıktan sonra kavga etmeye başladıkları, bunun üzerine kavgaya tutuşan tanıklardan… ve …'un arkadaşı… ile …'nın arkadaşı sanık …'nın da aralarında itişmeye başladıkları ve takiben beraberce sur zeminine düştükleri, sur zemini üzerinde ve yatar vaziyette devam eden kavganın devamında… ve …'nın beraberce sur kenarına gelerek yere doğru düşmeye başladıkları, önce surun kenarında park halinde bulunan bir minibüsün üstüne, takiben de yere düştükleri, düşme neticesinde…'ın dosya kapsamında bulunan Adli Tıp Kurumu raporunda belirtildiği üzere genel beden travmasına bağlı beyin kanaması, beyin doku harabiyeti, iç organ kanamasından kaynaklı iç kanama nedenlerine bağlı olarak öldüğü, sanık …'nın da düşme neticesinde hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı, ölen ve sanığın beraberce surdan aşağı düştükleri anda sur üzerinde bulunan dosya tanıklarının bu esnada kendi aralarında kavgaya tutuştukları için düşme anını net olarak görmediklerini beyan ettikleri, ancak tanıklardan…'nun beyanında ölen … ile sanık … arasında zemin üzerinde devam eden boğuşma esnasında sanık …'nın ölen …'ın üzerinde olduğunu gördüğünü ve sanık …'nın ölen …'dan daha iri yapılı olduğunu belirttiği olayda, olay tarihi itibari ile yirmi yaşında ve tanık beyanına göre ölenden daha iri yapılı ve beş yaş büyük olan sanığın, sur zemini üzerindeki boğuşma esnasında kendisi ile birlikte ölenin de 6,70 metre yükseklikten yere düşmesine sebebiyet verdiği, sanığın kavga hâlinde olduğu…'ın yukarıda belirtilen fiziki özelliklere sahip kale surundan aşağı düşmesinin her an mümkün olabileceğini ve düşmesi hâlinde ölebileceğini öngörmesine veya tahmin etmesine rağmen eylemine devam edip meydana gelecek neticeyi kabullendiği, neticenin meydana gelmemesi için önlem almadığı anlaşılmakla, sanığın eylemini olası kast ile işlediği ve olası kast hükümleri uygulanmak suretiyle cezalandırılması yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Çoğunluk görüşüne iştirak etmeyen Daire Üyeleri S. Yıldırım ve …; "Dinlenen Tanık beyanları, olayın oluş şekli ve dosya kapsamına göre; sanık … ve ölen …'in kavga ettiği surların üzerindeki alanın dar oluşu, surların aşağıya doğru eğimli, zeminin ıslak ve çimle kaplı olması, ölen ile sanık aşağıya doğru meyilli alanda sanık geri geri giderken ölenin sanığı iteklemesi, sanığın spor ayakkabısının kayması sonucu sırtüstü yere düşmesi, ölenin sanığın üzerine atlaması, baş ve boyun bölgesi surlardan aşağıya doğru taşacak vaziyette sırt üstü yatmakta olan sanığın ölene tutunarak onu kendine çekmesi sonucu ölen ve sanığın birlikte surlardan aşağıya düşmeleri ve bu düşme sonucunda …'in ölmesi sanık …'in hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması şeklindeki olayda;
Kendisi de hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanan sanığın meydana gelen neticeyi hem öngördüğü hem de istediğinin dolayısıyla olası kast ile hareket ettiğinin değerlendirilemeyeceği ancak, sanığın sırtüstü düşmüş ve baş ve boyun bölgesi surlardan taşacak şekilde iken elleriyle ölene, ayağa kalkabilmek için tutunması, öleni bu niyetle kendine doğru çekmesi ve bırakmaması şeklindeki davranışı ile, ölen ile birlikte duvardan düşebileceklerini öngörmesine rağmen meydana gelen neticeyi istemediği değerlendirildiğinden, sanığın, …'in ölmesinde bilinçli taksir haliyle hareket ettiğinin kabulü gerektiğinden,
Sanık …'in TCK'nın 23/1 ve 22/2. maddeleri yollamasıyla TCK'nın 85/1 ve 22/3. maddesi uyarınca cezalandırılması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 02.12.2018 tarih ve 288473 sayı ile; "Sanık … ve ölen …'in kavga ettiği surların üzerindeki alanın dar oluşu, surların aşağıya doğru eğimli, zeminin ıslak ve çimle kaplı olması, ölen ile sanık aşağıya doğru meyilli alanda sanık geri geri giderken ölenin sanığı iteklemesi, sanığın spor ayakkabısının kayması sonucu sırtüstü yere düşmesi, ölenin sanığın üzerine atlaması, baş ve boyun bölgesi surlardan aşağıya doğru taşacak vaziyette sırt üstü yatmakta olan sanığın ölene tutunarak onu kendine çekmesi sonucu ölen ve sanığın birlikte surlardan aşağıya düşmeleri ve bu düşme sonucunda …'in ölmesi sanık …'in hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması şeklindeki olayda;
Kendisi de hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanan sanığın meydana gelen neticeyi hem öngördüğü hem de istediğinin dolayısıyla olası kast ile hareket ettiğinin değerlendirilemeyeceği ancak, sanığın sırtüstü düşmüş ve baş ve boyun bölgesi surlardan taşacak şekilde iken elleriyle ölene, ayağa kalkabilmek için tutunması, öleni bu niyetle kendine doğru çekmesi ve bırakmaması şeklindeki davranışı ile, ölen ile birlikte duvardan düşebileceklerini öngörmesine rağmen meydana gelen neticeyi istemediği değerlendirildiğinden, sanığın, …'in ölmesinde bilinçli taksir haliyle hareket ettiğinin kabulü gerektiğinden, sanığın bilinçli taksirle hareket ederek ölüme neden olduğu anlaşılmıştır.
Böylece sanığın istemediği bir netice meydana gelmiştir. Sanığın kasti bir suç işlemek amacıyla hareket etmediği sabittir. Meydana gelen netice suç bakımından taksir söz konusudur. Bu taksirde bilinçli taksir düzeyindedir. Bu gerekçelere bağlı olarak sanığın, gerçekleşen ölüm neticesini istememesinin ancak sonucun gerçekleşmesinin bilinçli taksir suçunu oluşturduğu anlaşılmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 25.02.2019 tarih ve 8041-2483 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin olası kastla öldürme, bilinçli taksirle ölüme neden olma ve kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçlarından hangisini oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
13.02.2015 tarihli olay yeri inceleme raporuna göre; olayın sokak girişinin sol tarafında bulunan kale duvarı üst kısmındaki kısmen taşlık yeşil alan içerisi ile 6.70 cm yüksekliğindeki kale duvarı zemininde bulunan kaldırım üzerinde meydana gelmiş olduğu, kale duvarı zemininde kaldırım kenarında park hâlinde bir minibüs bulunduğu, kale duvarının çevresinde herhangi bir koruma unsuru olmadığı, minibüs üzerinde muhtemelen yaralıların düşmesi neticesi yeşil renkli ot parçalarının olduğu, minibüs ile kale duvarı arasında kaldırım üzerinde kan lekelerinin bulunduğu, genel ve yakın mesafelerden fotoğrafla görüntü tespitinin yapıldığı,
20.02.2015 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağına göre; suç tarihinde 15 yaşında 1.75 cm boyunda ve 65-70 kg ağırlığında olan ölende herhangi bir kesici, delici alet yarasına, ateşli silah yaralanmasına, ası, boğulma ve bunun gibi bir patolojiye rastlanılmadığı, meydana gelen ölüm nedeninin yüksekten düşmeye bağlı olarak beyin kanaması ve boyun kırığı sonucu oluştuğunun tespit edildiği,
Adli Tıp Kurumu Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen 25.03.2015 tarihli rapora göre; ölen ve sanığın üzerinde bulundukları yerin hafif meyilli ve ıslak olduğu, kavga sırasında sanığın öleni kendisine doğru çektiği, ölenin ise kendisini kurtarmaya çalıştığı sırada her ikisinin kale duvarının üzerine düştüğü, sanığın altta ölenin ise sanığın üzerinde olduğu, akabinde aniden ve birlikte yaklaşık 670 cm yükseklikteki kale duvarından kaldırıma düştükleri, ölen ve sanığın olay yerine gelen ambulans ile Niğde Devlet Hastanesi’ne kaldırıldıkları, ölenin ilk muayenesinde genel durumu kötü, bilincinin kapalı olduğu, entübe edildiği, yapılan tetkiklerinde çok sayıda kafa kemik kırığı, yaygın travmatik SAK, her iki akciğerde kontuzyon, pnömotoraks, sol böbrekte kontuzyon tespit edildiği, yoğun bakıma alındığı ve 20.02.2015 tarihinde hayatını kaybettiği, olayın oluş şekli, ifadeler, otopside elde edilen bulgular birlikte değerlendirildiğinde, ölümün yaralanmadan gelişen iç kanama ve pnömotoraks sonucu meydana gelmiş olduğu, ölenin suç tarihinde meydana gelen yaralanması ile ölümü arasında tıbben illiyet bağı bulunduğu, ölenin götürüldüğü Niğde Devlet Hastanesi'ndeki muayene bulguları, takip ve görüntüleme raporları ile otopside tanımlanan travmatik değişimlerin lokalizasyonu, ağırlığı ve nitelikleri birlikte değerlendirildiğinde, ölenin ölümüne neden olan travmatik değişimlerin sert ve künt bir cismin direkt havalesi ile oluşabileceği gibi özellikleri tanımlanan olay yerinden düşerek vücudunu çarpmasıyla da oluşabileceği bunlar arasında kesin bir ayrım yapılamamakla birlikte daha ziyade yüksekten düşme ve/veya düşürülme sonucu meydana gelmiş olduğu, otopsisinde ölenin vücudunda, meydana gelen lezyonlardan hangisi ya da hangilerinin düşme öncesinde yaşanan arbede ve darp olayı esnasında meydana geldiğinin tıbben ayrımı yapılamadığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan …; ölenin babası olduğunu, olayı görmediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Tanık …; olay günü saat 12.30 sıralarında Perşembe Pazarı içerisinde bulunan park yerindeki arabasına evrak koyduktan sonra iş yerine doğru giderken Niğde Kalesinin tuvalet bölümlerin olduğu yerde bağırma sesleri duyduğunu, altı erkek şahsın birbirlerine ana avrat küfür ederek kavga etmeye başladıklarını gördüğünü, balıkçı olan esnaf arkadaşı tanık İlkay’ın bu gençlere doğru "Ayrılın, aşağıya düşeceksiniz." diye bağırdığını, gençlerden ikisinin birbirine sarılmış vaziyette kavga ettikleri sırada yaklaşık 8-10 metre yüksekliğindeki kale duvarından düştüklerini gördüğünü, hemen polisi ve ambulansı arayarak yardım istediğini, kısa bir süre sonra olay yerine gelen polis ve ambulans ekiplerince duvardan düşen gençlerin hastaneye sevk edildiğini,
Tanık …; olay günü saat 12.45 sıralarında iş yerinin dışında bulunduğu sırada, Niğde Kalesi’nin tuvaletlerinin olduğu yerde altı erkek şahsın bulunduğunu, bunların içinden dört erkek şahsın ikişer ikişer olmak üzere tekme ve tokat kavga ettiklerini görmesi üzerine olayın olduğu yere doğru koşup şahıslara bağırarak kavga etmemelerini söylediğini, ancak şahısların kendisini duymadıklarını, kavga eden şahıslardan birisinin 18 yaşlarında 1.60 boylarında ve şişman yapılı, diğerinin ise 1.70 boylarında, zayıf uzun yapılı ve yine 18 yaşlarında olduğunu, bu iki şahsın kavga ettikleri yerin hafif meyilli olması nedeniyle her ikisinin yere düşüp yuvarlanarak Kale duvarından aşağı beton zemine düştüklerini, şişman yapılı şahsın kafasını yere çarmış olduğunu, kafasından, ağzından ve burnundan kan geldiğini, şuurunun kapalı olduğunu, sorduğu sorulara cevap veremediğini, zayıf yapılı şahsın ise yüz kısmında çizik ve ufak yaraların olduğunu, yüz kısmının mor ve şuurunun kapalı olduğunu gördüğünü,
Tanık …; tanık …’nın halasının oğlu olduğunu, adı geçen tanığın annesi olan halasının eşi ile ayrılma kararı aldığı için yaklaşık üç aydır kendileriyle birlikte yaşadığını, bu nedenle tanık …’nın kendilerine kin güttüğünü ve zaman zaman kendisini ve aile fertlerini arayarak tehdit ettiğini, olay gününden bir gün önce akşam saatlerinde abisi tanık…’nun, tanık …’yı arayarak olay günü yani 13.02.2015 tarihinde Niğde’nin merkezinde bulunan Kale’ye gelmesini söylediğini, olay günü sabah saatlerinde abisi ile birlikte Niğde merkezine geldiklerini, okula rapor vermeye gittiğinde sınıftan yakın arkadaşı olan öleni gördüğünü, ölene "Saat 12’de kavgam var benimle gelir misin?" diye sorduğunu, kabul etmesi üzerine de Kale’ye doğru gittiklerini, orada tanık …’yı gördüklerini, adı geçen tanığın yanında amcasının oğlu olarak bildiği sanık ile arkadaşları tanık …’ın da bulunduğunu, tanık …’nın abisi tanık…’ya "Gel başbaşa konuşalım." dediğini, bunun üzerine birlikte Kale’nin üst kısmında duvarlara yakın bir yere doğru gittiklerini, sanık, ölen ve tanık …’ın da peşlerinden geldiğini, konuşma esnasında tanık …’nın abisinin boğazını sıkması ve kendisinin de bu duruma müdahale etmesi üzerine üçünün birlikte yere düştüklerini, sanığın kendisine vurması nedeniyle de ölenin müdahalede bulunduğunu, kendisi, tanık … ve abisi…’nun yerde olduğu sırada sanık ile ölenin kavga ettiklerini, kavga ettikleri yerin eğimli ve ıslak çimle kaplı olduğunu, kavgaya karışmayan tanık …’ın "Kavgayı bırakın… ile … aşağıya düştüler." demesi üzerine kavgayı bırakarak ölen ile sanığın düştükleri yere doğru koştuklarını, ölenin yerde kanlar içinde yattığını, ağzından kan geldiğini gördüğünü, sanığın da yarı baygın bir şekilde yerde yattığını, ölenin kendi arkadaşı olduğunu, ölenin daha önceden tanık … ve sanığı tanımadığını ve olay yerine kendisinin çağırması üzerine geldiğini, sanığın sadece ölen ile kavga ettiğini, her ikisinin kavga esnasında dengelerini kaybederek yere düştüklerini, kimsenin onları aşağıya itmediğini, yerin ıslak ve eğimli olması nedeni ile bu kazanın meydana geldiğini,
Tanık …; tanık …’nın halasının oğlu olduğunu, tanık …’ı tanımadığını, halasının bir süredir eşinden ayrı olarak kendi evlerinde yaşadığını, olay gününden bir gece önce tanık …’nın kendisine telefonda ağza alınmayacak şekilde hakaret ettiğini ve telefonuna "Telefonu aç, ananı sikerim, yarın saat 12’de Kale’ye gel." şeklinde mesajlar attığını, mesajlara karşılık vermediğini ancak durumu kardeşi tanık …’a anlattığını, kardeşinin "Yalnız gitme bende geleyim." dediğini, olay günü saat 12.15 sıralarında Niğde merkezindeki Kale’ye kardeşi tanık … ile kardeşinin arkadaşı olan ölen ile birlikte gittiklerinde orada halasının oğlu tanık …, sanık ve tanık …’ı gördüklerini, kendisi, tanık … ve kardeşi tanık …’un konuşmak için diğer şahıslardan yaklaşık 5-10 metre uzaklaştıklarını, konuştukları sırada tanık …'nın bir anda boğazına sarılarak kendisini yere yatırmaya çalıştığını kardeşi tanık …’un da kendisini kurtarmak için …'yı üzerinden almaya çalıştığını, sanığın yanlarına geldiğini görmediğini, bir süre sonra tanık …’ın yanlarına gelerek "Kavgayı bırakın … ile… yere düştü." demesi üzerine kavgayı bırakarak ölen ile sanığın yanına gittiklerini, sanığın ve ölenin yerde yattığını, ölenin ağzının ve yüzünün kanlar içinde olduğunu gördüğünü, akabinde polis ve ambulansın olay yerine geldiğini, sanık ile ölenin kavga ettiklerini ve nasıl yere düştüklerini görmediğini,
Tanık … kollukta; olay gününden bir gün önce arkadaşı tanık …’nın kendisini arayarak "Yarın Niğde’ye gidelim bizim bir ailevi meselemiz var konuşalım." dediğini, olay günü sabah saatlerinde de kendisi, tanık … ve sanığın birlikte Niğde’ye geldiklerini, aynı gün saat 12.00 sıralarında da yine hep birlikte Niğde merkezde bulunan Kale’ye gittiklerini, orada bekledikleri sırada daha önceden tanıdığı tanıklar…, … ve daha önceden tanımadığı ismini sonradan öğrendiği ölenin yanlarına geldiğini, tanık …, sanık, tanıklar… ve …’un yanlarından 5-10 metre uzaklaştıktan sonra kendi aralarında konuşurken bir anda birbirlerine vurmaya başladıklarını, yanında bulunan ölenin de kavga başlaması üzerine diğer şahısların yanına gittiğini, tanıklar… ile …’nın birbirlerine vurduklarını, sanık ile ölenin de birbirlerinin ellerinden tutmuş hâlde itekleştiklerini, sanığın ayağının kayması üzerine yere düştüğünü, ölenin o esnada ayakta olduğunu, ayağı kayan sanığın kale duvarının üzerinde başı aşağıya doğru sarkık hâlde olduğunu, kendisinin bağırdığını ancak bir anda ölenin sanığın yakasından tutmaya çalıştığını, bunun üzerine duvardan aşağıya ikisi birlikte yere düştüklerini, hemen tanıklar… ile …’nın yanına giderek kavgayı bırakmalarını söylediğini,
Savcılıkta; tanıklar …, … ve …’un boğuştukları sırada ölen ile sanığın ayakta birbirlerinin ellerinden tutarak karşılıklı itiştiklerini, kavga edilen yerin Kale duvarının 2-3 metre yanı olduğunu, ölen ile sanığın birbirini ittirdikleri sırada sanığın ayağındaki spor ayakkabının ıslak çimlerde kaydığını ve sanığın geriye doğru sırtının üzerine düştüğünü, bu sırada ölenin de sanığın üzerine atladığını ve bir dakika gibi kısa bir sürede ikisinin birlikte Kale duvarından aşağı yere düştüklerini,
Tanık …; olay günü saat 12.00 sıralarında Niğde Kalesine sanık ve tanık … ile birlikte gittiklerini, daha sonra Kale’ye tanıklar… ve …’un üç kişiyle birlikte geldiklerini, tanık… ile sözlü olarak tartışmaya başladığını, akabinde adı geçen tanığa yumruk attığını, onun da kendisine vurduğunu, birlikte yere düştüklerini, kavga ettikleri sırada sanık ile ismini sonradan öğrendiği ölenin duvardan nasıl düştüklerini görmediğini,
Tanık … kollukta; olay günü okulda olduğu sırada sınıfta arkadaşı tanık …’un yanına gelerek öğlen arası halasının oğlu ile konuşacakları ailevi bir sebep olduğunu söyleyip kendisinin de yanında gelmesini istemesi üzerine, öğlen yemek sonrası tanıklar …, …, … ile birlikte yaya olarak Kale’ye doğru gittiklerini, bu sırada tanık …’un cep telefonu ile öleni aradığını ve ona Kale’ye gelmesini söyleyerek telefonu kapattığını, Kale’ye çıktıktan 5-10 dakika sonra yanlarına ölenin de geldiğini, daha sonra bulundukları yere sanık ile tanıklar … ve …’ın geldiğini gördüğünü, tanıklar … ve…’nun, halalarının oğlu tanık …’nın yanına yaklaşık 10 veya 15 metre ileriye giderek konuşmaya başladıklarını, kendisinin, ölenin, tanıklar … ve …’ın onları beklediklerini, sanığın da kendisinin tam karşısında beklediğini, bu sırada birden tanık …’nın tanık…'ya yumruk ile vurduğunu, tanık…’nun yere düştüğünü, bunun üzerine tanık …’un da tanık …’ya yumruk ile vurmaya başladığını, yanlarında bekleyen sanığın tanık …'a doğru hızlı bir şekilde giderken ölenin sanığı kavgaya gitmemesi için tuttuğunu, sanığın öleni silkeleyip kendine doğru çektiğini, ikisinin de birbirlerini tuttuklarını, ardından dengelerini kaybederek bayırdan aşağı yuvarlanmaya başladıklarını ve Kale duvarının kenarına geldiklerini, sanığın altta ölenin ise sanığın üstünde olduğunu, bir anda baş aşağı Kale duvarından yere düştüklerini, bu sırada tanıklar …, … ve …’nın tekme ve yumruklar ile birbirlerine vurduklarını,
Savcılıkta; bir anda tanıklar… ve … ile … arasında kavga çıktığını, tekme ve yumruk vurmak suretiyle birbirlerini darp ettiklerini, yanlarında olan sanığın bu kavgaya müdahil olmak amacıyla yanlarından ayrıldığı sırada, ölenin sanığı kavgaya müdahil olmaması için tuttuğunu, sanık ile ölen arasında bu sebeple tartışma çıktığını, sanığın öleni kendisine doğru çektiğini ve bu nedenle geri geri gitmeye başladıklarını, ölenin sanıktan kendisini kurtarmaya çalıştığını, ikisinin bulunduğu yerin hafif meyilli, çimlerin üzerinin de yaş olduğunu, akabinde ikisinin birlikte Kale duvarının üzerine düştüklerini, birbirlerini tutar vaziyette ve tartıştıkları yer meyilli olması nedeniyle Kale duvarının üzerine yaklaşık 30 saniye içerisinde düştüklerini, Kale duvarının üzerine düştüklerinde de hâlen birbirlerini tutar vaziyette olduklarını, sanığın öleni bırakmış olması hâlinde her ikisini de aşağıya düşmeyeceğini,
Tanık … kollukta; tanıklar … ile… ve …’un kendilerinden yaklaşık 10 veya 15 metre ileriye giderek konuşmaya başladıklarını, kendisinin de tanık … ile konuşmaya başladığını, sırt kısmının adı geçen tanıklara dönük olması nedeniyle kimin kiminle kavga ettiğini görmediğini, bu sırada tanık …’in bağırarak ölenin aşağıya düştüğünü söylediğini, bunun üzerine tanık …'in arkasından koşmaya başladığını, sanık ile ölenin yerde yattıklarını gördüğünü, yere nasıl düştüklerini görmediğini, kendisinin ve arkadaşı tanık …’in kavgaya katılmadıklarını,
Savcılıkta; sanık, tanıklar …, … ve ölen ile birlikte bekledikleri sırada kendilerinden 10-15 metre uzakta konuşan tanıklar…, … ve …’nın birbirlerine tekme ve yumrukla vurmaya başladıkların, bunun üzerine ölenin "Siz akrabasınız ne kavga ediyorsunuz." diye bağırdığını, yanlarında bulunan sanığın yanlarından ayrılarak hızlı bir şekilde tanık …'un üzerine doğru gitmeye başladığını, ölenin de sanığın bu kavgaya karışmasını engellemek amacı ile sanığı tuttuğunu ancak daha sonra bıraktığını, bu kez sanığın öleni tutup kendine doğru çekmeye başladığını, ölenin kendisini sanığın kollarından kurtarmak amacı ile sanığı iteklediğini, ancak sanığın öleni bırakmadığını, kavga ettikleri yer meyilli ve çimlerin ıslak olması nedeniyle ikisinin kale duvarının üzerine düştüklerini, kale duvarının üzerinde bile birbirlerini bırakmadıklarını, kale duvarının üzerinde de ölenin sanığın ellerini kendisini bırakması için iteklediğini, ancak sanığın bırakmadığını, bir anda her ikisinin de kale duvarından aşağıya düştüğünü, düşme olayının aniden geliştiğini, ölen ile sanık arasında bir husumet olmadığını, birbirlerini bırakmadıkları için aşağıya düştüklerini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık; tanık …’nın amcamın oğlu olduğunu, olaydan bir gün önce saat 22.30 sıralarında adı geçen tanığın kendisini arayarak "Yarın sabah bir meselem var benimle birlikte Niğde Merkez’e gelir misin?" diye sorduğunu, kabul etmesi üzerine olay günü saat 11.00 sıralarında otobüsü ile tanık … ve köyden arkadaşları olan tanık …’ın birlikte Niğde merkeze doğru yola çıktıklarını, öğlen saat 12.00 gibi Kale’ye çıktıklarını, yaklaşık 10 dakika sonra da bulundukları yere tanıklar… ve …’un, yanlarında tanımadığı 3-4 kişi ile birlikte geldiğini, tanık …’nın tanıklar… ve …’u Kale’nin duvar dibine doğru götürdüğünü, kendisinin de onlarla birlikte gittiğini, konuştukları sırada ne olduğunu hatırlamadığını, gözünü hastanede açtığını, nasıl ve ne şekilde düştüğünü bilmediğini, en son hatırladığı şeyin duvar dibinde tanıklar…, … ve … ile kavga etmeden tartıştıkları olduğunu, daha sonrasını hiçbir şekilde hatırlamadığını, olay yerine konuşmak için gittiğini, yaşanan olay sebebiyle kendisinin de ölebileceğini, öleni öncesinden tanımadığını ve aralarında da bir husumet bulunmadığını savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
TCK’nın "Kasten Öldürme" başlığı altında düzenlenen 81. Maddesi; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" hükmünü içermektedir.
"Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" başlıklı 87. maddesinin 4. fıkrası ise suç ve karar tarihindeki hâli ile;
"Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.", şeklinde iken 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürülüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle, bu fıkrada yer alan "onaltı" ibaresi "onsekiz" şeklinde değiştirilmiş, TCK’nın 87. maddesinin 4. fıkrası "Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Konuya ilişkin TCK'nın 87. maddesinin gerekçesinde ise;"Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, ‘Genel Hükümler Kitabı’nda yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir." açıklamasına yer verilmiştir.
765 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, TCK’da objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu,"Kanunda tanımlanmış bir haksızlık" olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla kusursuz sorumluluk terk edilmiş olmaktadır (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161).
765 sayılı TCK’daki objektif sorumluluk esasının yerine TCK’da haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.
TCK’nın "Netice sebebiyle ağırlaşmış suç" başlıklı 23. maddesi;
"(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir." şeklindedir.
Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.
Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 5. Bası, İstanbul 2015, s. 286 vd; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, c 3, s. 2484 vd.).
TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nın 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir.
Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için;
a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,
b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi,
c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,
d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır.
Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır.
Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.
Son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir.
Diğer yandan, TCK’nın "Kasten öldürme" başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin 4. fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Dolayısıyla suçun vasıflandırılmasından önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna ilişkindir.
TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi;
"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir." şeklinde düzenlenerek maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; "…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir." şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kastla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve olursa olsun düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.
TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir." şeklinde tanımlanmıştır.
Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. TCK'da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
TCK'da taksir; basit ve bilinçli taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi." şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
TCK'nın 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi." şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır." biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir." şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Kast, olası kast, bilinçli taksir ve taksir arasındaki ilişkiyi kısaca özetlemek gerekirse; gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi hâlinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hâllerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Tanıklar … ve…'nun aralarındaki ailevi sorun hakkında konuşmak için olaydan bir gün önce Niğde Kalesi’nde buluşmayı planladıkları, olay tarihinde sanık ve tanık …’ın arkadaşı olan tanık …'nın, ölen ile tanıklar … ve …’in ise tanıklar… ve …'un çağırması üzerine adı geçen tanıklarla birlikte aynı yere gittikleri, buluşma noktasına gelindiğinde iki ayrı grup olarak olay yerinde bulunan tarafların yerden 6.70 metre yüksekliğindeki, kenarlarında koruyucu bulunmayan, çimle kaplı ve nemli sur duvarı üzerine çıkarak konuşmaya başladıkları, tanıklar …, … ve …'nın kendi aralarında konuşmak için sur üzerinde bulunan diğer arkadaşlarından kısa bir mesafe uzaklaştıktan sonra konuşmaya başladıkları, bir anda tanık… ile tanık …’nın birbirlerine tekme ve yumruk vurmak suretiyle kavga etmeye başladıkları, tanık …’un da bu kavgaya dâhil olduğu, tanıklar …, … ve …'ın yanında bulunan sanığın da kavgaya müdahale etmek için kavga eden tanıkların yanına gitmeye çalıştığı esnada, kavganın büyümesini engellemek isteyen ölenin sanığı tuttuğu, bu sebeple sanık ile ölen arasında ayrı bir tartışma çıktığı ve aralarında bir arbede yaşandığı, sanık ile ölenin ayakta karşılıklı olarak birbirlerini iteklemeye başladıkları ve akabinde birlikte sur zeminine düştükleri, sur zemini üzerinde ve yatar vaziyette devam eden kavganın devamında ölen ve sanığın sur kenarına gelerek yere doğru düşmeye başladıkları, önce surun kenarında park hâlinde bulunan bir minibüsün üstüne, takibende yere düştükleri, düşme neticesinde ölenin genel beden travmasına bağlı beyin kanaması, beyin doku harabiyeti, iç organ kanamasından kaynaklı iç kanama nedenlerine bağlı olarak hayatını kaybettiği, sanığın ise hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı anlaşılan olayda;
Sanığın yerden 6.70 metre yüksekliğinde, kenarlarında koruyucu bulunmayan ve nemli sur duvarı üzerinde kavgaya tutuştuğu ölenin düşerek hayatını kaybedebileceğini öngörmesine karşın, kavga esnasında ölenle birlikte kendisinin de düşüp hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı dikkate alındığında, ölüm neticesini kabullendiğinden bahsedilemeyeceği cihetle şansına ve yeteneğine güvenerek gerçekleşmeyeceği düşüncesiyle hareket etmek suretiyle öngördüğü ancak istemediği netice dolayısıyla sorumluluğunun bilinçli taksir düzeyinde kaldığı, düşme olayı gerçekleşmeden önce sanık ve maktulün karşılıklı itişmeleri TCK'nın 86/2. maddesi kapsamında basit tıbbi müdahele ile yaralama niteliğinde kalması sebebiyle inceleme konusu olayda aynı Kanun'un 87/4. maddesinde düzenlenen kasten yaralama sonucu ölümden bahsedilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu,
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu,
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturmadığı,
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 02.10.2018 tarih ve 12104-9046 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Niğde Ağır Ceza Mahkemesinin 27.05.2015 tarihli ve 100-276 sayılı hükmünün, sanığın eyleminin bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.01.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Ölüm meydana gelmiş olsa dahi failin başından itibaren yalnızca yaralama kastı taşıdığına ilişkin koşulların birlikte gerçekleştiği durumlarda öldürme kastı bulunmadığı sonucuna ulaşılabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021/116 E., 2024/84 K. sayılı kararında; failin bıçağı birden fazla kez salladığının ispat edilememesi, hayati bölgelerin hedef alınmamış olması, olay öncesinde doğrudan husumet bulunmaması ve bir kez vurduktan sonra eylemine devam etmemesi gerekçelerini bir arada değerlendirerek olayda öldürme kastının bulunmadığına ve eylemin neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu oluşturduğuna hükmetmiştir.

Aynı olayda birden fazla sanığın bulunması kast belirlemeyi güçleştirebilir. Bir sanığın kullandığı silahın elverişliliği ve hedef aldığı vücut bölgesi dikkate alınarak öldürme kastıyla hareket ettiği kabul edilirken, diğer sanıkların eylemlerinde öldürme kastının bulunmadığı anlaşıldığında bu sanıkların eylemleri farklı biçimde vasıflandırılabilir.

Olası Kast ve Bilinçli Taksir Ayrımı

Failin öngördüğü muhtemel neticeyi kabullenip kabullenmaması, olası kastı bilinçli taksirden ayıran temel ölçüttür. Olası kastta fail, suçun tanımındaki unsurların gerçekleşeceğini öngörmesine karşın fiili işlemeyi sürdürür ve bu unsurların meydana gelmesini kabullenir. Bilinçli taksirde ise fail öngördüğü neticeyi istememektedir. Bilinçli taksir hâlinde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2019/197 E., 2024/33 K. sayılı kararında; failin ölüm neticesini öngörmesine karşın kavga sırasında kendisinin de hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmasını göz önüne alarak ölüm neticesini kabullendiğinden bahsedilemeyeceğine hükmetmiştir. Bu değerlendirme, olayın somut fiziki koşullarına dayanmakta olup genelleştirilmesi sınırlıdır; kararda oy çokluğuyla karar verilmiş, karşı oylar farklı bir nitelendirme benimsemiştir.

Kasten Öldürmeye Teşebbüs

TCK m. 35/1 uyarınca teşebbüs, kişinin işlemeyi kastettiği suçu elverişli hareketlerle doğrudan icraya başlayıp elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamasıdır. Kasten öldürmeye teşebbüste TCK m. 35/2 gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on dört yıldan yirmi bir yıla, müebbet hapis cezası yerine on yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 35Kaynağı aç
Madde 35- (1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli
hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle
tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.
(2) Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin
ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine ondört
yıldan yirmibir yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine on yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.[4]
Gönüllü vazgeçme

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2024/23915 E., 2024/8703 K. sayılı kararında; silahla ateş edilen bir olayda kullanılan aletin öldürmeye elverişliliği, olayın süresi, atış mesafesi, hedef alınan vücut bölgeleri, yaralanmaların niteliği ve atış sayısının birlikte değerlendirilmesi sonucunda eylemin kasten yaralama değil nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğuna hükmederek ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesinin kasten yaralama nitelendirmesini hukuka aykırı bulmuştur. Bu karar bozmadır; kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmamaktadır.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2024/23915, K. 2024/8703Kaynağı aç
8. Ceza Dairesi         2024/23915 E.  ,  2024/8703 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/1459 E, 2024/1461 K.
SUÇLAR : Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kasten yaralama
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Sanık müdafinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 22.05.2023 tarihli iddianamesiyle;sanık hakkında mağdur ve şikayetçiye karşı zincirleme şekilde silahla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan, 6136 sayılı Kanuna aykırılık ve herbir mağdur ve şikayetçiye karşı ayrı ayrı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.
2. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.03.2024 tarihli kararıyla; sanık hakkında;
A.Kasten öldürmeye teşebbüs suçundan yapılan yargılamada eylemlerin neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu kapsamında kaldığı gerekçesiyle; mağdur ve şikayetçiye yönelik ayrı ayrı 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
B.Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan yapılan yargılamada zincirleme şekilde cebir kullanarak silahla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
C.6136 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince 1 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve hapis cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
3.İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.03.2024 tarihli kararının sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin, 16.07.2024 tarihli kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafinin temyiz istemi; neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama ve nitelikli kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlatından verilen esastan ret kararlarının usul ve kanuna aykırı olduğuna, hükmün gerekçe içermediğine, sanık lehine değerlendirme yapılmadan adil yargılanma ve savunma hakkının ihlal edildiğine, kasten yaralama ve kasten öldürmeye teşebbüs suçu ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının oluşmadığına, sanığın eyleminin taksirle yaralama suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine, haksız tahrik hükümleri ve takdiri indirim nedenlerinin uygulanmamasının açıkça kanuna aykırı olduğu nedenlerine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
1.Dava konusu olay; sanığın sahibi olduğu işyerinde dini nikahlı eşi olan mağdur ile çalışanı olan müştekiyi silahla yaraladığı ve zorla alıkoyduğu bu suretle atılı suçları işlediği iddiasına ilişkindir.
2.İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün 09.02.2023 tarihli uzmanlık raporunda; sanık … ve şikayetçi Ratrinin svap numuneleri üzerinde atış artıklarının bulunduğu, kot pantolon parçasında 2 adet delik tespit edildiği belirtilmiştir.
3.İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün 17.03.2023 tarihli uzmanlık raporunda; olayda kullanılan tabanca ve fişeklerin, 6136 sayılı Kanun'a göre yasak niteliğini haiz silah ve fişeklerden olduğu ancak inceleme konusu tabancanın 6136 sayılı Kanun'un 12/4. maddesinde belirtilen vahim silahlardan olmadığı, aynı raporda; olayda kullanılan tabancadan atılmış olan ve olay yerinde bulunan 11 adet kovan ve 3 adet mermi çekirdeği, 2 adet mermi çekirdeği parçası ve 1 adet mermi çekirdeği gömleğinin inceleme konusu tabancadan atılmış olduğu tespit edilmiştir.
4.İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün 13.04.2023 tarihli uzmanlık raporunda; sol yüzeyinde Lazoğlu Orjinal El Yapımı ibareleri bulunan bıçağın 6136 sayılı Kanun'un 4. maddesinde belirtilen yasak niteliği haiz bıçaklardan olmadığı belirtilmiştir.
5.19.02.2014 tarihli teknik bilirkişi raporunda; suça konu olayın 21.10.2022 tarihinde saat 06:00 sıralarında başlayıp 07:30 sıralarında bittiği, bu zaman dilimine ilişkin hard disk içerisindeki DVR imajı canlandırılarak 21.10.2022 tarih saat 06:00-08:00 arasındaki olaya ilişkin görüntülerin DVD'ye aktarılarak dosyaya sunulduğu belirtilmiştir.
6.21.10.2022 tarihli tutanakta; 21.10.2022 günü saat 02:05 sıralarında kolluk görevlilerinin devriye görevini ifa ettikleri esnada silahlı şahıslar olduğu yönünde anons edilmesi üzerine ihbar edilen adrese geçildiğinde adresin Göktürk Spa isimli işyeri olduğu, kolluk görevlilerini görünce yanlarına gelen …'ın elinde bulunan sürgü takımı ve kabza kısmı siyah renkte bulunan ayrıca üst kapak kısmının üzerinde ''MADE BY ATAK arms ltd.7.65 CAL İTALY'' ''CAL 9.mm P.A.K'' Zırakı 2914, PIETRO BERETTA VI CAL 7.65 ibareleri bulunan silahı olayı gerçekleştiren şahıstan aldığını beyan ederek görevlilere teslim ettiği, silah güvenlik amacıyla kontrol edildiğinde atım yatağında 1 adet MKE marka 7.65 mm fişek olduğu, silaha ait 1 adet siyah renkte şarjör kontrol edildiğinde 1 adet MKE marka 7.65 mm fişek basılı vaziyette olduğunun görüldüğü, ardından kolluk görevlilerinin yanına sanık …'nin gelerek olayı kendisinin gerçekleştirdiğini beyan ettiği,sol elinde kanama olduğunun görüldüğü, kaba üst aramasında 4 adet MKE marka 7.65 mm fişek olduğunun görüldüğü, işyerine girildiğinde girişe göre sol tarafta bulunan koltuk üzerinde yine aynı silaha ait olduğu değerlendirilen 6 adet MKE marka 7.65 mm fişeğin güvenlik amacıyla muhafaza altına alındığı, işyerinin giriş kısmına göre sağ tarafta yerde kan içerisinde yatar vaziyette şikayetçi … Setiana isimli şahsın bulunduğu, olay yerine gelen 112 görevlilerinin beyanına göre sol bacak baldır kısmında 1 adet mermi girişi olduğunun bildirildiği, yine işyerinin girişine göre arka sağ taraftaki kısmında kalan odada bulunan ve çevredeki vatandaşların beyanlarına göre Çin uyruklu olan şikayetçi Syang'da ise 112 görevlilerinin beyanına göre 1 adet göğüs kısmından mermi girişi olduğu, sanığın elinde de kesi olduğu ,olayda kullanılan tabanca, 1 adet şarjör toplamda 12 adet MKE marka 7.65 mm fişeğin muhafaza altına alındığı belirtilmiştir.
7.Şikayetçi … hakkında tanzim edilen 07.11.2022 tarihli kati hekim raporunda, karın bölgesinde ve sol bacakta ateşli silah yaralanması olarak tanımlanan lezyonların meydana geldiği, karın bölgesindeki yaralanmanın batına nafiz olduğu, midede yırtık oluşturduğu, genel cerrahi kliniğince ameliyat edildiği, bu nedenle ameliyat edilip sol kalça cilt altında tespit edilen kurşunun çıkarıldığı, sol bacak ön yüzde giriş çıkış deliği olarak tanımlanan ateşli silah yaralanmasının cilt-cilt altı seyirli olduğu, herhangi bir kemik kırığına, büyük damar ve sinir yaralanmasına neden olmadığının anlaşıldığı ve meydana gelen lezyon ve klinik bulguların; basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı, yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olduğu, vücutta kemik kırığına neden olmadığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
8.Mağdur … Setiana Dwi Lianingrum hakkında tanzim edilen 07.11.2022 tarihli kati hekim raporunda; sol kasık bölgesinde ateşli silah yarası olarak tanımlanan lezyon meydana geldiği, bu yaralanmanın büyük damarlardan arter yaralanmasına yol açtığı ve bu nedenle Kalp ve Damar Cerrahisinde ameliyat edildiği, ateşli silah çıkışı yarasının bulunmadığı, sol uyluk üst dış kısmında yabancı cisim imajı izlendiği, kan değerlerinde belirgin düşüş olduğu, kafa üst ön bölümünde, yüzde ve sağ omuzda ekimoz olarak tanımlanan lezyonların meydana geldiği, meydana gelen lezyon ve klinik bulguların; basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı, yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olduğu, vücutta kemik kırığına neden olmadığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
9.Sanıktan elde edilen cep telefonlarının ve güvenlik kamerası imajlarının alınarak içerisindeki verilerin soruşturma kapsamında incelenmesine istinaden tanzim olunan bilirkişi raporunda; "Güvenlik Kamera Tarih ve Saatine göre 21/10/2022 saat 06:00:00 sıralarında … isimli şalısın iş yerinin içerisinde elinde iki telefonun bulunduğu, bir telefonun ışığı açık şekilde mutfak kapısının üst tarafından bir şeyler aramaya başladığı, bu arama sırasında X-1 Bayan şalısın yanına gelerek … ile konuştuğu, … isimli şahsın daha sonra mutfakta beyaz bir poşet alarak iş yerinin kapısına gittiği, kapının kilitli olduğu, resepsiyonda bulunan masanın üzerindeki çekmece bölümünden anahtarı alarak kapıyı açtığı ve sonra içeriye giren sakallı beyaz kapüşonlu erkek şahsa bu poşeti verdiği, erkek şahsın poşeti kontrol edip aldıktan sonra kapüşonlusunun fermuarını açarak poşeti bel bölgesine yerleştirerek iş yerinden ayrıldığı ve akabinde … isimli şahsın kapıyı tekrar kilitleyerek anahtarı cebine koyduğu, … tarafından mutfak kapısının üst tarafından telefon ışığıyla aramaların devamı ettiği,
Bu sırada X-I kadın şahsın …'nin cebinde bulunan anahtarı istediği ve cebine doğru hamle yaptığı fakat …'nin X-I kadın şahsı iteklediği, X-2 kadın şahsında … ve X-I Kadın şahsın bulunmuş olduğu mutfak tarafına geldiği …'nin iki kadına da sürekli bir şeyler anlattığı, bu sırada mutfaktan büyük bir bıçak aldığı ve bu bıçağı sağa sola salladığı, X-1 kadın şahsın anahtarı almak istemesi üzerine … işimli şahsın kadına yumruk ve tekmeyle vurduğu, daha sonra kapının kenarında bulunan büyük biblo veya vazo ile X-1 kadın şahsa vurduğu, X-2 Kadın şahsın gelmiş olduğu odaya her gittiğinde … tarafından tekrar çağrıldığı ve zorla mutfak bölgesinde tutulduğu, … tarafından resepsiyonda bulunan masanın alt tarafında yer alan çekmecenin bıçak ile açılarak çekmece içerisinde bulunan beyaz renkli poşetin alındığı ve bu poşet içerisinde siyah renkli bir silah aldığı, elinde silah ve bıçakla tekrar kadınlarla birlikte iş yerinde ve mutfak kapısının üzerinde aramalar yaptığı, XI kadın şahsa defalarca silahı doğrulttuğu, akabinde resepsiyonun yanında silaha mermi sürülerek X-I kadın şahsa doğrultulduğu ve bu sırada X-I kadın şahsın …'nin önünde diz çöktüğü, …'nin ise silahı kadının kafasına dayadığı, kadına tekmeyle vurduğu, sonra zorla çekiştirerek tekrar mutfağın bulunduğu kısma götürdüğü, Mutfağın karşında olan kottuğun yanında X-2 Kadın şahsı göremeyince yine onu da silah zoruyla koltuğun olduğu yere getirerek oturttuğu, bu sırada kadının elinde su bardağı bulunduğu …'nin kadına tekme attığı ve elindeki bardağı yere düşürdüğü, Burada aramalarına devam eden … tarafından X-I kadın şahsa biblo/vazo, uçan tekme, silak namlusu, bıçakla saldıraların gerçekleştiği, kadının almış olduğu darbelerden dolayı kafasında kanamaların olduğu,… isimli şahsın tekrar X-1 kadın şahsın kafasına silah dayandığı, bu olanlar karşısında büyük panik ve korku Yaşadığı görülen X-2 kadın şahsın mutfağın yanında bulunan odaya saklandığı fakat … tarafından X-2 kadın Şahsa da silah doğrultularak alana zorla çıkartıldığı, …'nin aramaları devam ederken sürekli X-I ve X-2 kadın şahıslara silah doğrultulduğu, X-2 kadın Şahsın bulmuş olduğu her fırsatta gelmiş olduğu odaya gittiği fakat … tarafından tekrar zorla mutfak kapısının karşındaki koltuğun oraya getirildiği, Bir ara … isimli şahsın kadınlardan uzaklaşmasını fırsat bilen X-I kadın şahsın kamera açısına göre mutfağın sağında bulanan odaya gittiği … isimli şahsın X-I kadın şahsın kaçmış olduğu odanın kapısını açarak kadına oda kapısının kenarında bulunan çöp kutusunu fırlattığı ve daha sonra silahı odaya doğru doğrulttuğu, bu olaylar esnasında X-2 kadın şahsın büyük korku içerisinde koltuk üzerinde oturduğu, … isimli şahsın X-I kadın şahsın bulunmuş olduğu odanın kapısına geldiğini görünce kadına yönelik defalarca şiddetli bir Şekilde bıçak salladığı,
…saat 06:39'da sanık …,X1 şahsa bıçakla saldırıda bulunuyor.
– X-I kadın şahıs bulunmuş olduğu odanın kapısını kapatmak istediğinde … tarafından kapıya tekme atılarak açıldığı, sonra elindeki silahla ateş edildiği, akabinde kendisinin de kadının bulunmuş olduğu odaya girdiği, dışarıdan yapılan ateşte silahtan kıvılcım göründüğü Bu sırada X-2 Kadının silah sesini duyar duymaz panik ve korkuyla gelmiş olduğu odaya kaçtığı, … isimli şahsın X-1 Kadın şahsın odasında çıktıktan sonra X-2 kadın şahsın arkasından odaya gittiği, daha sonra resepsiyon kısmına gelerek çekmece içerisinde bir poşet çıkararak içerisindeki mermileri Masanın karşısında bulunan tekli koltuğun üzerine attığı ve silahtan şarjörü çıkararak mermi basmaya başladığı, Sarjörü tekrar doldurup silaha taktıktan sonra yine X2 kadın şahsın bulunmuş olduğu odanın kapısına gittiği burada oda kapısını tekmelediği sonra kendisini hafif kenara çekerek ateş ettiği, … tarafından X-2 kadın şahsın bulunmuş olduğu odasının oraya defalarca gidildiği her gittiğinde kapının alt tarafındaki boşluktan bakarak içeriye ettiği, sürekli oda kapısını açmak amacıyla sert bir şekilde kapıyı tekmelediği, bu sırada elinde bulunan büyük bıçağı mutfağın karşında bulunan koltuğun üzerine bıraktığı bıçağın kanlı olduğu, yine bıçaktan ve şahsın elinden aktığı değerlendirilen kanların yere damladığı ,bu olaylar sırasında … isimli şahsın ara sıra cep telefonu ile konuştuğu, mermisi bitince tekrar resepsiyon tarafına gelerek tekli koltuk üzerindeki ve yere düşmüş olabileceği değerlendirilen mermileri aradığı, yine şarjöre mermi basarak X-2 kadın şahsın odasının oraya gittiği önce kapıyı tekmelediği akabinde eğilerek ve ayakta kapıya ve içeriye doğru ateş ettiği, kadının sürünerek kapıya yaslandığı, … isimli şahsın yerde bulanan yangın tüpünü kadına atmaya teşebbüş etiği ve sonra yere bıraktığı, bu sırada kapının açık kapının önünü yüzü tam görünmeyen orta yaşlı bir erkek şahsın geldiği, bu şahsın elinde telefon olduğu … isimli şahsın bir ara bu şahsı da iteklediği fakat şahsın yanına giderken silahını arkasına gizlediği, daha sonra tekrar çekmeceden ve koltuk üzerinden mermi alarak iş yeri kapısının dışından şarjöre mermi bastığı, şarjörü silaha yerleştirerek X-2 kadın şahsın odasının kapısının önüne gittiği yine tekmeleyerek ateş ettiği, X-I kadın şahsın yaslanmış olduğu kapının oradan yere yığıldığı ve akabinde hareketsiz bir şekilde yerde kaldığı, … 'nin ara sıra iş yeri kapısının karşında bulunan koltuğa gelerek oturduğu, sonra çekmecelerden bazı evrakları alarak arka cebine koyduğunun görüldüğü" tespitine yer verilmiştir.
10.21.10.2022 tarihli olay yeri inceleme raporu formunda; işyerinde yapılan inceleme sonucunda; 5 adet mermi, 11 adet mermi kovanı, 5 adet mermi çekirdeği, 1 adet mermi çekirdeği kurşunu ve mermi çekirdeği kurşun-gömlek parçaları, uyuşturucu olduğu düşünülen madde, 1 adet cep telefonu, 2 adet kadın çantası,1 adet bıçak, 19 adet muhtemel kan numunesi ve 9 adet parmak izinin muhafaza altına alındığı belirtilmiştir.
11.İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvar Müdürlüğü'nün 01.02.2023 tarihli uzmanlık raporunda; sanığa ait işyerinde ele geçirilen maddenin kokain içerdiği belirtilmiştir.
12.Tanık A.K. alınan beyanında özetle; 21.1.2022 günü saat 02:00 sıralarında danışma çalışanının kendisini arayarak Göktürk Spa işletmecisi sanık …'nin birilerini silahla vurduğunu söylediğini, kendisinin de olay mahalline gittiğini, olay yerine gittiğinde …'ın elinde silah gördüğünü, …'ın işletmenin dışında kapı önünde silahla beklediğini, kendisini görünce "abi buranın başka çıkışı var mı, içeride bir erkek var, birini vurdum, onu da vuracağım" dediğini, kendisinin de …'a başka giriş çıkış olmadığını söyleyip elindeki silahı vermesini istediğini, içeriye baktığında bir kadın şahsın kanlar içerisinde yerde yattığını gördüğünü, …'ı sakinleştirip silahı ondan aldığını, sanığın o esnada kendisine ''abi mermi ağzında'' dediğini, kendisinin de önemli değil dediğini, sonrasında polislerin olay yerine geldiğini, kendisinin de silahı polislere teslim ettiğini beyan etmiştir.
13.Mağdur … Setiana Swı Lıanıngrum alınan beyanında özetle, …'nin imam nikahlı eşi olduğunu, müşterek 1 çocukları olduğunu, …'ın uyuşturucu bağımlısı olduğunu, 17.10.2022 tarihinden beri … uyuşturucu içmeye devam ettiğini, 17.10.222 günü …'ın "sen beni aldatıyorsun" diyerek kendisine saldırdığını, bu sırada Göktürkte bulunan iş yerinde olduklarını, yüzüne yumruk ve kendisine tekme attığını, ancak korkudan şikayet edemeyip darp raporu almadığını ve şikayet etmediğini, 19.10.2022 günü …'ın yine uyuşturucu içmeye devam ettiğini o gün 23:30'dan sonra kendisine "bu dükkanda başka adam var, yukarıda kalıyor biliyorum" şeklinde sözler söylediğini, aynı gece …'ın abisini arayıp aynı şeyleri ona da söylediğini, …'ın abisinin …'ın iyi olmadığını anlaması üzerine iş yerine polis ve ambulans gönderdiğini ancak …'ın iyi olduğunu söyleyerek hastaneye gitmediğini, 20.10.2022 günü …'ın yine uyuşturucu içmeye devam ettiğini, sürekli hayal görüp gerçek olmayan şeyler söylediğini, o gün saat 22:30 sıralarında dükkanı kapatıp içeride hesap yapmaya başladıklarını, ardından …'ın kendisini mutfağa doğru itekleyip hırpaladığını ve uyuşturucu içmek istediğini, kendisinin de …'a uyuşturucu içmesine engel olduğunu, o esnada …'ın iş yerinde çalışan … isimli bayanı çağırıp "yukarıda adam var değil mi" dediğini, … olmadığını söylemesi üzerine resepsiyonda bulunan çekmeceden silahını çıkarıp kendilerine doğrultup "siz buraya erkek alıyorsunuz, kamerada gördüm" şeklinde sözler söylediğini, … ile kendisinin …'ı sakinleştirmeye çalıştığını, ardından da … ile …'ın elinden kurtulmak için koştuklarını, kendisinin tuvalete, … ise odaya kaçtığını, kapıları kapatır kapatmaz …'ın elindeki silah ile defalarca ateş ettiğini, o sırada kendisinin bacağının üst kısmından vurulduğunu ancak hissetmediğini, sonrasında bayılmış olduğunu, hayal meyal hatırladığı kadarıyla birilerinin geldiğini, yardım istediğini, tüm bu yaşananlardan dolayı …'den şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.
14.Şikayetçi …'ın alınan beyanında özetle, olayın gerçekleştiği SPA merkezinde yaşadığını, SPA merkezinin … Meteye ait olduğunu, …'nin …'ın dini nikahlı eşi olduğunu, 20.20.2022 günü saat 23:30 sıralarında … ve …'nin tartışmaya başladıklarını, neden tartıştıklarını bilmediğini, sesler yükselince kaldığı odadan çıkıp ayırmaya çalıştığını, …'nin kendisine "… da bıçak var onu al" dediğini, kendisinin Ramazandan bıçağı almaya çalıştığını ancak …'ın bıçağı vermediğini, …'nin kafasına vurup tehdit ettiğini, kendisinin kavga büyüdüğü için korkup kaçmak istediğini ancak …'ın bir anda üzerinden silah çıkartıp kendisine "gitmeyeceksin" dediğini, kendisi ve …'yi bir yere oturtup silahı kendilerine tutarak gitmelerine izin vermediğini, kendisinin o esnada …'ın dikkatini dağıtmak için "arkada birisi var" diye yalan söylediğini, … kapıya gidip kontrol edip kimsenin olmadığını anlayınca çok kızdığını, …'nin bu esnada tuvaletim geldi diyerek bir anda tuvalete girip kapıyı kilitlediğini ve kendisine kaç diyerek bağırdığını, kendisinin de odasına kaçtığını ve kapısını kilitlediğini, kısa süre sonra silah sesi duyduğunu, hemen akabinde …'ın odasının kapsını tekmeleyerek kapıda delik oluşturduğunu, …'ın kendisine "seni görüyorum" dediğini, kendisi odadan çıkmayınca …'ın kapı deliğinden ateş ettiğini ve kendisini sağ ve sol bacağından vurduğunu, kendisinin yine kapıyı tutmaya devam ettiğini …'ın da kapı arkasından ateş etmeye devam ettiğini ve bu esnada karnından yaralandığını, …'ın defalarca ateş ettiğini ancak 3 yerine mermi geldiğini, şoka girip bayıldığını, kendisine geldiğinde hastanede olduğunu, …'den şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.
Şikayetçi …'a ulaşılamadığından kovuşturma aşamasında beyanı alınamamıştır.
15.Sanık savunmasında, …'nın dini nikahlı eşi olduğunu, SPA merkezinin olduğunu, …'ın ise çalışanı olduğunu, uzun zamandır …'nın kendisini aldattığını düşündüğünü, iş yerinde bulunan kamera kayıtlarını incelediğinde bir erkek şahsın gizlice iş yerine alındığını gördüğünü, bu şahsın kim olduğunu defalarca sormasına rağmen tarafına cevap verilmediğini, iş yerinin SPA merkezi olması nedeni ile farklı şekilde çevrede konuşulmaması için uyarıda bulunduğunu ancak eşinin yine bu erkek şahsı iş yerine aldığını görünce yine isim ve bilgilerini almak istediğini tartışmaya başladıklarını, tartışmanın etkisi ile sinirlendiğini, güvenlik amacıyla iş yerinde bulundurduğu silahı çıkarttığını, o esnada Ya Lan ve … odalara kaçtığını, ikisinin farklı odalara kaçtıklarını ve kapıları kilitlediklerini, kapıyı açmaları için defalarca seslenmesine rağmen kapıyı açmadıklarını, iki kapı gövdesine de ateş ettiğini, herhangi bir şekilde onlara doğru ateş etmediğini, herhangi bir şekilde yaralama kastı olmadığını, sadece kapıyı açmaları için korkutmak amacıyla ateş ettiğini, ne şekilde yaralandıklarını bilmediğini, iş yerinde yapılacak incelemede kapılara ateş ettiğinin anlaşılacağını, ayrıca cep telefonunda bir erkek şahsın gizlice iş yerine alındığına dair görüntüler olduğunu, olaydan dolayı üzgün olduğunu ancak bu olaydan bir hafta boyunca eşi kimyager olduğu için bilmediği bir içecek yapıp kendisine içirdiğini, içirdiği içecekten dolayı kendimi iyi hissetmediğini, bu içeceğin ne olduğunu bilmediğini, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.
A. İlk Derece Mahkemesi'nin Kabulü
Her ne kadar sanık hakkında mağdur … ve müşteki Shang'a karşı eylemleri nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın eyleminin Kasten Yaralama suçunu oluşturduğu; sanığın mağdurlara karşı hürriyetinden yoksun kılma suçunu silah kullanarak cebir ve tehdit ile gerçekleştirdiği, sanığın iş yerinin kapısını kilitlemek eylemi ile mağdurları hürriyetinden yoksun kıldığı, sanığın kapıyı kilitlemek suretiyle gerçekleşen suçun tek eylemle her iki mağdura karşı gerçekleştiğinin anlaşıldığı; sanığın kullandığı silahın ve bunlara ait mermilerin 17.03.2023 tarihli uzmanlık raporuna göre 6136 sayılı Kanuna göre yasak niteliğini haiz olduğunun tespit edildiği, sanığın ikrar içeren beyanları, olaya ilişkin kamera görüntüleri ve diğer tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde sanığın 6136 sayılı Kanun'un 13/1 maddesinde düzenlenen ateşli silahları ve bunlara ait mermileri taşıma bulundurma suçunu işlediğinin sabit olduğu kabul edilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesi'nin Kabulü
İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin her hangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu, cezaların kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A.Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanık müdafinin temyiz isteminin incelenmesinde;
Dava dosyası içeriği, kolluk görevlileri tarafından hazırlanan tutanaklar, mağdur ve şikayetçinin beyanları, Adli Tıp Kurumu raporları, sanık savunması, özellikle kamera kayıtlarındaki sanığın kapıyı kilitleyerek anahtarı cebine koyduğu, yine sanığın elindeki silahı mağdurenin kafasına dayadığı, mağdura tekmeyle vurduğu, sonra zorla çekiştirerek tekrar mutfağın bulunduğu kısma götürdüğü, mutfağın karşında olan koltuğun yanında şikayetçiyi göremeyince yine onu da silah zoruyla koltuğun olduğu yere getirerek oturttuğu anlara ilişkin kamera görüntüleri ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanığın mağdur ve şikayetçiye karşı zincirleme şekilde silahla cebir ve şiddet kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediğine ilişkin İlk Derece Mahkemesinin kabulünde isabetsizlik görülmediği, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin suça sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
B.Sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık müdafinin temyiz isteminin incelenmesinde;
Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre, mağdurenin sanığın imam nikahlı eşi olduğu, şikayetçinin ise sanığın çalışanı olduğu, sanığın mağdure ile kıskançlık nedeni ile tartışmaya başladığı, mağdure bulunmuş olduğu odanın kapısını kapatmak istediğinde sanık tarafından kapıya tekme atılarak açıldığı, sonra sanığın elindeki silahla ateş ettiği, akabinde sanığın mağdurenin bulunduğu odaya girdiği, bu sırada şikayetçinin, silah sesini duyar duymaz panik ve korkuyla gelmiş olduğu odaya kaçtığı, sanığın mağdurenin odasından çıktıktan sonra şikayetçinin arkasından odaya gittiği, daha sonra sanığın resepsiyon kısmına gelerek çekmece içerisinden bir poşet çıkararak içerisindeki mermileri masanın karşısında bulunan tekli koltuğun üzerine attığı ve silahtan şarjörü çıkararak mermi basmaya başladığı, şarjörü tekrar doldurup silaha taktıktan sonra yine şikayetçinin bulunmuş olduğu odanın kapısına gittiği, burada oda kapısını tekmelediği sonra kendisini hafif kenara çekerek ateş ettiği, sanığın, şikayetçinin bulunmuş olduğu odanın tarafına defalarca gittiği, sürekli oda kapısını açmak amacıyla sert bir şekilde kapıyı tekmelediği, sanığın şarjöre mermi basarak mağdurenin odasının oraya gittiği önce kapıyı tekmelediği akabinde eğilerek ve ayakta kapıya ve içeriye doğru ateş ettiği, mağdurenin sürünerek kapıya yaslandığı, sanığın yerde bulanan yangın tüpünü mağdureye atmaya teşebbüş ettiği ve sonra yangın tüpünü yere bıraktığı, bu sırada yüzü tam görünmeyen orta yaşlı bir erkek şahsın geldiği, bu şahsın elinde telefon olduğu, sanığın bir ara bu şahsı da iteklediği fakat şahsın yanına giderken silahını arkasına gizlediği, sanığın daha sonra tekrar çekmeceden ve koltuk üzerinden mermi alarak iş yeri kapısının dışından şarjöre mermi bastığı, şarjörü silaha yerleştirerek şikayetçinin odasının kapısının önüne gittiği yine tekmeleyerek ateş ettiği, mağdurenin yaslanmış olduğu kapının oradan yere yığıldığı ve akabinde hareketsiz bir şekilde yerde kaldığı anlara ilişkin kamera kayıtları; sanığın silahla ateş etmesi sonucunda şikayetçi …'ın karın bölgesinde ve sol bacakta ateşli silah yaralanması olarak tanımlanan lezyonların meydana geldiği, karın bölgesindeki yaralanmanın batına nafiz olduğu, midede yırtık oluşturduğu, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı, şikayetçinin yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olacak şekilde yaralandığı, yine sanığın darp etmesi ve silahla ateş etmesi sonucunda mağdure … Setiana Dwi Lianingrum'un sol kasık bölgesinde ateşli silah yarası olarak tanımlanan lezyon meydana geldiği, bu yaralanmanın büyük damarlardan arter yaralanmasına yol açtığı ve bu nedenle Kalp ve Damar Cerrahisinde ameliyat edildiği, ateşli silah çıkışı yarasının bulunmadığı, sol uyluk üst dış kısmında yabancı cisim imajı izlendiği, kan değerlerinde belirgin düşüş olduğu, kafa üst ön bölümünde, yüzde ve sağ omuzda ekimoz olarak tanımlanan lezyonların meydana geldiği, meydana gelen lezyon ve klinik bulguların; basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı, mağdurenin yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olacak şekilde yaralandığı, sanığın silahındaki mermiler bitmesine rağmen eylemini sonladırmayarak silaha mermi yükleyerek ateş etmeye devam ettiği, sanığın eyleminin yaklaşık elli beş dakika sürdüğü olayda,
Suçta kullanılan aletin öldürmeye elverişliliği,olayın devam ettiği süre, atış mesafesi, hedef alınan vücut bölgeleri, meydana gelen yaralanmaların niteliği, atış sayısı ve sanığın kastının yoğunluğu dikkate alındığında, sanığın eyleminin mağdure ve şikayetçiye yönelik ayrı ayrı kadına karşı nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç niteliğinde yanılgıya düşülerek, yazılı biçimde mağdure ve şikayetçiye karşı ayrı ayrı kasten yaralama suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunduğundan hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.
V. KARAR
1.Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hüküm yönünden;
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin 16.07.2024 tarihli kararında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanık müdafi tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
2.Sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan kurulan hükümler yönünden;
Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin 16.07.2024 tarihli kararında kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık müdafinin temyiz istemi yerinden görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin 16.07.2024 tarihli kararında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 307 nci maddenin beşinci fıkrası gereği kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Bozma nedeni ile tutukluluk süresi ve tutuklama koşullarında değişiklik bulunmaması karşısında sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca dosyanın İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.11.2024 tarihinde karar verildi.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi ise etkili mesafeden ve hedef gözetilerek ateşli silahla ateş edilmesi sonucu mağdurların hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması eylemini, kastın öldürmeye yönelik olması nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirmiştir.

İştirak: Müşterek Faillik, Azmettirme ve Yardım Etme

TCK m. 37/1 uyarınca suçun kanuni tanımındaki fiili birlikte gerçekleştiren kişilerin her biri fail olarak sorumludur. Bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail sayılır; kusur yeteneği olmayan kişileri araç olarak kullananın cezası üçte birden yarısına kadar artırılır (TCK m. 37/2). Birden fazla sanığın bulunduğu olaylarda her sanığın kastının ve iştirak iradesinin ayrı ayrı tespit edilmesi zorunludur; ortak iştirak iradesi kesin delillerle ispatlanamazsa şüpheden sanık yararlanır ilkesi devreye girer.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 37Kaynağı aç
Madde 37- (1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte
gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.
(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail
olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç
olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır.
Azmettirme

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2023/1991 E., 2024/7338 K. sayılı kararında; olay yerinde bulunarak diğer sanıklara manevi cesaret veren ve olay sonrasında birlikte kaçan sanığın kasten öldürme suçuna yardım eden konumunda olduğuna hükmederek bu sanık hakkında suç vasfında yanılgıya düşüldüğünü belirtmiş ve kararı bozmuştur. Aynı kararda, fiil üzerinde birlikte suç işleme iradesiyle ortak hakimiyet kuran sanığın yardım eden olarak değil asli fail olarak cezalandırılması gerektiği de vurgulanmıştır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2023/1991, K. 2024/7338Kaynağı aç
1. Ceza Dairesi         2023/1991 E.  ,  2024/7338 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/1719 E., 2022/2151 K.
SUÇLAR : Kasten öldürme, kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma, kasten yaralama
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi kararı, mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurularının esastan reddi ile hükümlerin onanması
Sanıklar Emre ve İsa hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilmediği tespit edilmiştir.
Ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.10.2019 tarihli ve 2019/9.MD-355 Esas, 2019/596 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; katılan … vekilinin yüzüne karşı verilen karara karşı 09.12.2022 tarihli temyiz sebebi içermeyen dilekçesi ile süre tutum talebinde bulunduğu, 7 günlük yasal süre içerisinde gerekçeli temyiz dilekçesinin sunulması ihtarını içerir gerekçeli kararın usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği ancak katılan … vekilinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 295/1. maddesinde öngörülen yedi günlük kanunî süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmakla, katılan … vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.
Sanıklar …, … ve … hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin 5271 sayılı Kanun’un 286/2-a maddesi gereğince temyizinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince verilen diğer hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun'un 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanıklar …, … ve … müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereğince takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.06.2022 tarihli ve 2019/353 Esas, 2022/312 Karar sayılı kararı ile,
Sanıklar …, …, … ve … hakkında maktul …'a karşı eylemleri sebebiyle kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 37/1, 23/1, 87/4, 29, 62 ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına, sanık … yönünden aynı Kanun’un 58. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
B. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 02.12.2022 tarihli ve 2022/1719 Esas, 2022/2151 Karar sayılı kararı ile,
Sanıklar …, …, … ve … hakkında maktul …'a karşı kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma suçundan, İlk Derece Mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Cumhuriyet savcısı, katılan … vekili ile sanıklar müdafilerinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile;
a. Sanık … hakkında maktul …'a karşı eylemi sebebiyle kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 81/1 ve 53. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b. Sanıklar …, … ve … hakkında maktul …'a karşı kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 37/1 87/4-2.cümle ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına, sanık … yönünden aynı Kanun’un 58. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanmasına
Karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Sanık … ve müdafii ile sanık vasisinin temyiz sebepleri özetle; sanığın öldürme ya da yaralama kastıyla hareket etmediğine, olası kast ya da bilinçli taksir hükümleri ile haksız tahrik ve takdiri indirim hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
2. Sanık … müdafiinin temyiz sebepleri özetle; sanığın öldürme kastıyla hareket etmediğine, sanık …'un eylemine iştirakinin olmadığına ve haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
3. Sanık … müdafiinin temyiz sebepleri özetle; sanığın öldürme kastıyla hareket etmediğine, üzerine atılı suçlarla ilgili beraat verilmesi, aksi takdirde silahla tehdit ya da yardım eden olarak sorumlu tutulması ve alt sınırdan ceza verilmesi gerektiğine ilişkindir.
4. Sanık … ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle; sanığın öldürme kastıyla hareket etmediğine, yardım eden olarak sorumlu tutulabileceğine ve hükümlerin bozulması gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
A. Sanık … hakkında maktul …'a karşı kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz istemleri yönünden;
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, olayda tüfeğin yalnızca … tarafından kullanılmış olması, otopsi raporuna göre maktulün ölümünün av tüfeği saçma taneleri yaralanmalarına bağlı kot kemik kırıkları ile karakterli iç organ harabiyetinden gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana geldiğinin belirlenmiş olması karşısında eylemin sanık … tarafından gerçekleştirildiğinin katılan ve sanık beyanları, otopsi, bilirkişi ve doktor raporları ile saptandığı, bilirkişi raporuyla maktulün ölümünün yaklaşık 6 metre uzaklıktan hedefe doğru direk atış sonucu gerçekleştiğinin maktulün vücudunda aynı bölgeden elde edilmiş 25 adet muntazam görünümlü, deforme olmamış saçma tanesi ile belirlenmesi karşısında sanık …'un eylemine uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, bu nedenle olayda olası kast ya da bilinçli taksirin oluşmadığı, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmamasına karar verildiği, maktulden sanığa yönelen haksız söz veya davranışın bulunmaması nedeniyle haksız tahrik hükümlerinin uygulanmamasının isabetli olduğu anlaşılmakla temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Sanıklar … ve … hakkında maktul …'a karşı kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz istemleri yönünden;
1. Olay tarihinde temyiz dışı sanık …'in katılan … ve … tarafından yaralanıp kiralık aracının katılan … tarafından elinden alınması sonrası çocukluk arkadaşı sanık …'ı arayarak bu konuda yardım istediği, o esnada bir kafede birlikte oturan sanıklar …, Mert
Can Demirkıran, …, … ve temyiz dışı sanık …'in olay yerine gitmeye karar verdikleri, sanık …'ın kullandığı araca binip önce sanık …'un evine uğradıkları, sanık …'un evden pompalı tüfeği alıp arabaya bindiği, sanık …'da 9 mm çapında, sanık …'da ise 7.65 mm çapında tabancaların bulunduğu, sanıklardan … dışındaki diğer sanıkların yüzlerinin maske ya da kapüşon ile kapatılmış vaziyette olduğu, olay yerine giden sanıkların araçla katılan … ve yanındakilerin bulunduğu yerden yavaşça geçerek şahısların yerini tespit ettikleri, daha sonra araçla hızla katılanlar … ve … ile maktulün bulunduğu yere yaklaştıkları, araçtan ilk olarak sanık …'un indiği ve pompalı tüfekle bir kez ateş ettiği, bu ateş sonucu yaklaşık 6 metre mesafe uzaklıkta bulunan maktulün yaralanarak yere düştüğü ve daha sonra öldüğü, diğer sanıkların da arabadan inerek; "… kim lan!" diye bağırdıkları, sanık …'un havaya ve yere ateş etmeye devam ettiği, üzerinde tabanca olan diğer sanıklar … ve …'ın da ateş etmeye başladıkları, dosya kapsamındaki beyanlar ve olay yeri inceleme ekiplerince olay yerinden elde edilen bulgulara göre sanık …'ın en az iki el ateş ettiği, daha sonra tabancasının tutukluk yapması nedeniyle eylemine devam edemediği, aynı şekilde sanık …'ın da en az iki el ateş ettiği, katılan …'un sol bacağından, katılan …'ın ise sağ ayağından yaralandığı, sanıkların araçlarına binerek olay yerinden uzaklaştıkları anlaşılmıştır.
2. Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanık …'un maktule karşı eylemi sırasında, diğer sanıklar … ve …'ın, sanık … ile birlikte katılanlar ve maktulün bulunduğu yöne doğru aynı fikir ve irade birliği içerisinde davranarak ateş ettikleri, bu haliyle sanıklar … ve …'ın kasten öldürme suçunun işlenmesine doğrudan ve fonksiyonel olarak katkılarının olduğunun belirlenmiş olması karşısında, sanıklar … ve …'ın sanık … ile iştirak halinde kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 37/1 ve 81/1. maddeleri gereğince mahkûmiyetleri yerine, suç vasfında hataya düşülüp, isabetsiz değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
C. Sanık … hakkında maktul …'a karşı kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz istemleri yönünden;
Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanıklar …, … ve …'ın maktule karşı eylemi sırasında, sanık …'ın kasten öldürme eylemine iştirak ettiğine ilişkin bir delilin bulunmadığı, sanık …'ın kasten öldürme suçunun işlenmesine doğrudan ve fonksiyonel bir katkısının olmadığı ancak olay yerine sanıklar …, … ve …'ın tüfek ve tabancalarla, diğer sanık …'ın ise silahsız olsa da diğer sanıklarda silah olduğunu bilerek aynı araç içerisinde geldiği, kasten öldürme eylemi gerçekleştiği sırada sanık …'ın diğer sanıkların yanında bulunması, diğer sanıklara manevi yönden cesaret vermiş olması ve olay sonrasında da hep birlikte kaçmış olmaları karşısında, sanık …'ın kasten öldürme suçuna yardım eden konumunda olduğu anlaşıldığından, sanık … hakkında 5237 sayılı Kanun'un 81/1 ve 39. maddeleri gereğince mahkûmiyet kararı verilmesi yerine, suç vasfında hataya düşülüp isabetsiz değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
A. Katılan … vekilinin temyiz istemleri yönünden;
Ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.10.2019 tarihli ve 2019/9.MD-355 Esas, 2019/596 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; katılan … vekilinin yüzüne karşı verilen karara karşı 09.12.2022 tarihli temyiz sebebi içermeyen dilekçesi ile süre tutum talebinde bulunduğu, 7 günlük yasal
süre içerisinde gerekçeli temyiz dilekçesinin sunulması ihtarını içerir gerekçeli kararın usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği ancak katılan … vekilinin 5271 sayılı Kanun'un 295/1. maddesinde öngörülen yedi günlük kanunî süre içerisinde temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesini sunmadığı anlaşılmakla, katılan … vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Sanıklar …, … ve … hakkında katılanlar … ve …'ya karşı kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz istemleri yönünden;
İlk Derece Mahkemesince hükmolunan cezaların tür ve miktarları ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararları nazara alınarak 5271 sayılı Kanun’un 286/2-a maddesinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu kasten yaralama suçunun, 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık … ve müdafii, sanık … ve müdafii ile vasisi, sanık … müdafiinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
C. Sanık … hakkında maktul …'a karşı kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz istemleri yönünden;
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenlerle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 02.12.2022 tarihli ve 2022/1719 Esas, 2022/2151 Karar sayılı kararında sanık ve müdafii ile vasisi tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
D. Sanıklar … ve … hakkında maktul …'a karşı kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz istemleri yönünden;
Gerekçe bölümünde (B-2) bendinde açıklanan nedenlerle sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 02.12.2022 tarihli ve 2022/1719 Esas, 2022/2151 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliği ile BOZULMASINA,
E. Sanık … hakkında maktul …'a karşı kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz istemleri yönünden;
Gerekçe bölümünde (C) bendinde açıklanan nedenlerle sanık … ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 02.12.2022 tarihli ve 2022/1719 Esas, 2022/2151 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliği ile BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun'un 307/5. maddesi uyarınca sanıklar …, … ve …'ın ceza miktarları yönünden kazanılmış haklarının saklı tutulmasına,
Hükmolunan ceza miktarları ve tutuklulukta geçirilen süreler dikkate alınarak sanıklar …, … ve … müdafilerinin ve sanık … vasisinin tahliye taleplerinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
06.11.2024 tarihinde karar verildi.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2025/4276, K. 2025/7107Kaynağı aç
1. Ceza Dairesi         2025/4276 E.  ,  2025/7107 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/808 E., 2025/1188 K.
SUÇLAR : Nitelikli kasten öldürme, kasten öldürme, kasten öldürmeye
yardım etme
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi, mahkumiyet
… müdafii, katılanlar vekili, Cumhuriyet savcısı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurularının esastan reddi ile hükümlerin onanması, bozma
Sanık … müdafiinin, kanunî süresi içinde öne sürdükten sonra, sanığın 17.06.2025 tarihinde cezaevinden gönderdiği dilekçesiyle temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanıklar… müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.01.2024 tarihli ve 2021/315 Esas, 2024/28 Karar sayılı kararı ile;
A) Sanıklar … ve …….hakkında; maktule yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 82/1.a-k, 62… . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
B) Sanık … hakkında; maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 82/1.a-k, 39, 62… . maddeleri uyarınca 12… ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
C) Sanık … hakkında; maktule yönelik azmettirmek suretiyle nitelikli kasten öldürme, sanık … hakkında; maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme, suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 223/2.e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine, karar verilmiştir.
2. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararı ile;
A) Sanık … hakkında maktule yönelik azmettirmek suretiyle nitelikli kasten öldürme, sanık … hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme suçlarından İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükümlerine yönelik Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280/1.a maddesi uyarınca esastan reddine,
B) Sanıklar …… ve …….hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürme, sanık … hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme suçlarından İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafiilerinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280/1.g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile;
a) Sanık … hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81, 29, 62… . maddeleri uyarınca 12… ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b) Sanık … hakkında maktule yönelik kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81, 39, 62… . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
c) Sanık … hakkında maktule yönelik kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81, 39, 62… . maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık … Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Vekâlet ücretine,
B. Sanık … Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Suçun işlenmediğine, meşru savunma hükümlerinin uygulanması gerektiğine,
C. Sanık … Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine,
D. Cumhuriyet Savcısının Temyiz Sebepleri
Sanık …'ın 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi delaletiyle cezalandırılması gerektiğine,
E. Katılanlar Vekilinin Temyiz Sebepleri
Beraat eden sanıklar hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğine, suç vasfına, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine, ilişkindir.
III. GEREKÇE
1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar …., ….. ve… tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, meşru savunmaya ilişkin yasal unsurların oluşmadığı, sanıklar ……. ve …….'ın üzerlerine atılı suçları işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediği anlaşıldığından anılan temyiz sebeplerinin incelenmesinde sanık … hakkında verilen hükümdeki düzeltme, sanıklar ….., ………. ve… hakkında kurulan hükümlerdeki bozma nedenleri dışında hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.04.2025 tarihli ve 2025/10-67 Esas, 2025/184 Karar sayılı ilamında detayları açıklandığı üzere ; 5271 sayılı Kanun'un 150/3.maddesi uyarınca yargılama merciinin talebi üzerine Baro tarafından kendisine zorunlu müdafii görevlendirilen ve fakat yargılama sonucunda beraat eden sanık … lehine Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle vekalet ücretine hükmedilmemesi suretiyle oluşan hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.
3. Dosya kapsamına göre; sanıklardan ………'ın annesiyle, sanığın teyzesinin eşi olan eniştesi maktul arasında gönül ilişkisi bulunduğu, bu hususun ortaya çıkması üzerine, maktulün anılan sanığın teyzesiyle ortak ikamet ettiği evi terk ettiği, sanık … ve ailesinin maktulü aramaya başladığı, bu kapsamda teyzesi …'un evine muhtelif zamanlarda ellerinde silahtan sayılan cisimlerle gelerek maktulü sordukları, en sonunda çalıştığı ticari taksinin sahibinin yanına gelip maktulü sormaları üzerine, maktulün bir süre Diyarbakır'dan ayrıldığı, akabinde tekrar Diyarbakır'a dönerek daha önceden çalışmış olduğu ticari takside çalışmaya başladığı, bu durumu bir şekilde öğrenen sanıkların maktulü aramaya devam ettikleri, maktulü bulma konusunda sanık … ve amcasının oğlu olan …ın, bir diğer amcasının oğlu olan sanık …'ten yardım istedikleri, sanık …'in maktulün yerini tespit etmesiyle, sanıklar … ve …ın maktulün bulunduğu yere gelerek, maktulün hakimiyetinde bulunan taksiye bindikleri, belirli bir mesafe katettikten sonra, araç seyir halindeyken, sanık …'ın hamili bulunduğu silah ile maktulün baş bölgesine ateş ederek ölümüne sebebiyet verdiği anlaşılan olayda;
a) Sanıklar …ve …'ın birlikte suç işleme iradesiyle hareket edip, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurdukları anlaşıldığından, sanık …'ın 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi delaletiyle asli fail olarak cezalandırılmasına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde yardım eden olarak cezalandırılması suretiyle eksik ceza tayini,
b) Maktulün çocuklarının beyanlarıyla sabit olduğu üzere, sanık …'ın annesi ve maktul arasındaki ilişkinin ortaya çıktığı Mayıs ayından itibaren, maktule yönelik öldürme iradesini gösterecek nitelikte hareketlerde bulunarak, maktulü aramaya başladığı, bu kapsamda maktulün çalıştığı ticari taksinin sahibine, karısına ve kızlarına çeşitli kereler giderek maktulü sordukları, bu süre zarfında maktulün şehirden ayrılması nedeniyle maktule ulaşamadıkları ve olayın meydana geldiği Ocak ayında maktulün Diyarbakır'da olduğunu öğrenmesi üzerine amca çocukları olan diğer sanıklar ile birlikte maktule yönelik öldürme eylemini gerçekleştirdikleri olayda; sanıklar … ve …ın, …'ın annesi… ile maktulün birlikteliklerini öğrendikleri andan itibaren öldürme kararını verdikleri, karar ile fiilin icrası arasında makul sürenin geçtiği, sebat ve ısrarla maktulü arayarak kararlarından dönmedikleri anlaşılmakla, tasarlayarak kasten öldürme suçunun koşullarının bulunduğu gözetilmeksizin, sanıklar …, …ve… yönünden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde 5237 sayılı Kanun'un 81. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
c) Bir öldürme ya da öldürmeye teşebbüs eyleminin töre saikiyle gerçekleştirildiğinin kabulü için; öncelikle davranışı ya da bulunduğu durum/konum, sanık açısından haksızlık teşkil etmeyen mağdurun toplumda genel olarak benimsenmiş olan bir davranış veya yaşam biçimine aykırı davranmış olmasının, ikinci olarak bu aykırı davranışın "ölümle" cezalandırılması gerektiğinin o toplumda yaşayanlar tarafından beklenen bir tepki olduğunun kabul edilebilmesinin, üçüncü olarak ise öldürme fiilinin fail tarafından toplumun öldürme beklentisinin yönlendirmesiyle sırf aykırı davranışın cezalandırılması görevi üstlenilerek işlenmesinin gerektiği kabul edilmektedir. Bu kıstaslar ve yaşanan olayın ertesi günü, bu defa sanık …'ın en küçük kardeşi …in, kadın sığınma evine yerleşmek üzere İzmir'e giden annesi…'yi bıçakladığının iddia edilmesi hususu da göz önünde bulundurularak yargılamaya konu somut olayda; sanık …'ın babası …'in eşinin kendisini aldatması durumuna çocukları ve yeğenleri kadar tepki göstermediği, hatta bir kısım beyanlardan anlaşılacağı üzere ilk duyum anında barışma yönünde talebinin olduğu, maktul ve sanık …'ın annesinden kaynaklı olan bu haksızlığın doğrudan muhatabının sanık …'ın babası olduğu, maktul ve aralarında gönül ilişkisi bulunan, sanıkların annesi…'nin kendi yaşam ve davranışlarından dolayı, …nin oğullarına karşı bir sorumluluğu olmayıp, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 185/2. maddesine göre sadece eşine karşı sadakat yükümlülüğü bulunduğu, sanıkların, eylemi maktul ve anneleri… ile zina eyleminde bulunması nedeniyle, ailenin namus ve şerefini kurtarmak düşüncesiyle yaptıkları plan ve daha önceden aldıkları suç işleme kararı doğrultusunda maktule yönelik öldürme eylemlerini töre saikiyle gerçekleştirdikleri anlaşıldığından, sanıklar … ve …ın 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 82/1.a-k maddeleri uyarınca, sanık … hakkında haksız tahrik indirimi yapılmaksızın, sanık …'in 5237 sayılı Kanun'un 82/1.a-k, 39 maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde hükümler kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
A. Sanık … Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden
Sanığın temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği ve temyiz davasının istek şartına bağlı olduğu anlaşılmakla, 5271 sayılı Kanun’un 266/1. maddesi gereği temyiz isteminden vazgeçme nedeniyle dava dosyasının, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,
B. Sanık … hakkında verilen beraat hükmü yönünden;
Gerekçe bölümünün (1) numaralı paragrafında açıklanan nedenlerle Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararında katılanlar vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
C. Sanık … hakkında verilen beraat hükmü yönünden;
Gerekçe bölümünün ( 2 ) numaralı paragrafında açıklanan nedenle sanık … müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1. maddesi gereği hüküm fıkrasının mahsus bölümüne; "5320 sayılı Kanun'un 13., ilgili Yönetmelik'in 8 ve 9. maddeleri ile A.A.Ü.T.'nin 14/4. maddesi gereğince, beraat eden ve dava dosyasında müdafi ile temsil edilen sanık … yararına 29.800,00 TL maktu avukatlık ücretinin Hazine'den alınarak sanık …'a verilmesine, bu hükmün, kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanmasına" ibaresinin eklenmesine karar verilmesi suretiyle, Tebliğame’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
D. Sanıklar …, …ve… hakkında verilen mahkumiyet kararları yönünden;
Gerekçe bölümünün (3) numaralı paragrafında açıklanan nedenlerle, sanıklar müdafii, Cumhuriyet Savcısı ve katılanlar vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararının iştirak derecesi yönünden 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, üye … ve üye …'in karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak sanık … müdafiinin tahliye talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2.b maddesi uyarınca Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.10.2025 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
A) OLAY VE İDDİA:
Maktul … ile baldızı… …arasında uzun süredir gönül ilişkisi olduğu; olayla ilgili alınan ifadelerde 2020 yılı Haziran ayında maktulün kızı… …nın telefonunda bulunan ve maktul … ve… …arasında olduğu beyan edilen ses kayıtlarından ilişkilerinin olduğunun anlaşıldığı, hatta ses kayıtlarından… …’in 2001 doğumlu kızı… …’in, …ve maktul …’nın ortak çocukları olduğunu …’nın çocukları …,……ve ….. …nın öğrendikleri, maktulün kızlarının ve eşi … …nın bu durumu öğrendiklerinde… …’e söyledikleri, … …’in aralarındaki ilişkiyi kabul ederek kendilerini affetmelerini istediği, olaydan sonra… …’in çocukları … ve …’in anneleri… ile maktul … arasındaki ilişkiyi öğrendikleri, bunun üzerine sanıkların iştirak halinde maktul …'yı tasarlayarak öldürdüğüne dair Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesinin kararının, töre saikiyle öldürmek suçundan uygulama yapılması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluk kararı;
B) GENEL AÇIKLAMALAR:
TCK 82 K bendi "töre saikiyle" gerekçesi "…ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir."
Kanun yorumlama ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde özellikle ceza hukuku açısından kadim hukuk teorilerinden bugüne kadar belli prensipler vardır. Bu kapsamda roma hukukunda;
"A verbis legis non est recedendum" – Kanunun lafzından uzaklaşılmamalıdır.
"Benignus leges interpretandae sunt, quo voluntas earum conservetur" – Kanunlar amaçlarına uygun olarak yorumlanmalıdır.
Aynı şekilde mecellede;
"Sıfat-ı arızada aslolan ademdir." Kelâmda aslolan mana-yı hakikidir.
"Tasrih mukabelesinde delalete itibar yoktur." Yani bir söz veya fiil açık ise, bu açık mananın dışında farklı bir mana aranmaz, şu denmek istendi veya buradan şu mana çıkar denmez. Açıklık (sarahat) yoksa delalete veya örfe göre hareket edilir.
Benzer şekilde ceza hukuku genel hükümleri yorumlayıcılar doktrin temel prensiplerinden biri olan, "Bir kanun hükmünün yorumlanmasında ilk başvurulacak araç, o hükmün lâfzıdır."(EREM, sh. 101.)312. Bu yorum, kanun hükmünde yer alan kelimelerin anlamının tespiti ve gramer kurallarının uygulanması suretiyle yapılmaktadır. 313(3 TOSUN, sh. 111.)
Ceza hukukunun güvence fonksiyonunu icra edebilmesi açısından, suçta kanunilik ilkesinin benimsenmesi yeterli olmamaktadır. Aynı zamanda, kanunda yer alan suç tanımlarının açık ve seçik olması gerekir. Yani, hangi insan davranışlarının suç oluşturduğunun kanun metninden açık bir şekilde anlaşılabilir olması gerekmektedir. Hangi insan davranışlarının suç teşkil ettiğini belirleyen kanun metinlerinin açık ve herkes tarafından anlaşılabilir bir şekilde ifade edilmesi lazımdır. Bu husus, yeni TCK’nın 2. maddesinde “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanmaz.” şeklinde ifade edilmiştir.
Esasen haksızlık teşkil eden bazı fiillerin suç olarak tanımlanması konusunda ceza kanunlarında boşluklar olabileceği, kaçınılmaz bir gerçektir. Ancak, bu gerçeğe rağmen, kıyas yoluyla suç ihdası kabul edilmemiştir. Somut olayda rahatsız edici sonuçlar ortaya çıkarsa bile, kanunda açıkça suç olarak tanımlanmayan bir fiilden dolayı bir kişiyi cezalandırmamak gerekir. Aksi uygulama, hukuk güvenliğiyle bağdaşmaz. (Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler İzzet ÖZGENÇ)
Konuyla İlgili Kavram ve Açıklama;
''Eski Türkler’de “töre” daha çok devletin kuruluş düzeni ve işleyişi ile ilgili kuralları ifade etmekte ise de, Türkler aile yaşantısı açısından da bu kavramı kullanmışlardır. Bu manada töre “görenek” demektir. Türk Töresi, … da dahil olmak üzere tüm toplumca mutlak suretle uyulması gereken hukuk kuralları toplamıdır. Toplumca töreye bahşedilen değer ve devletlerde de temel ilke olarak devam etmiş ve hükümdarların egemenlik yetkilerinin sınırlanmasında bir dereceye kadar rol oynamıştır. Nitekim, Türk-İslâm devleti hükümdarları, zamanla mutlak hale gelen egemenliklerine rağmen, genelde İslâm Hukuku kurallarına aykırı davranmamayı ilke edinmişler, öte yandan kendi iradeleriyle meydana getirdikleri Örfî Hukuk kurallarına uyulmasını da titizlikle takip etmişlerdir. (Doç. Dr. Aybars PAMİR* Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi)
YARGITAY İÇTİHATLARI
Töre saikiyle uygulama yapılabilmesi için TCK 82/2-k gerekçesinde açıklandığı üzere "…ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." aşağıda belirtilen ceza genel kurulu ve daire kararlarınında istikrarlı bir şekilde açıklandığı gibi somut olay değerlendirilir. Somut olayda salt töre saikiyle işlenmiş olması halinde ancak uygulanır.
Bu kapsamda Ceza Genel Kurulu'nun;
Töre saikiyle öldürme suçu, 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde, kasten öldürme suçunun nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Yasasında yer almayan ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasası ile somut bir norm olarak hukukumuza giren töre saikinin tanımı yasada yapılmamış, bu kavramdan ne anlaşılması gerektiği, toplumsal yapıdaki dinamizm de nazara alınarak uygulama ve öğretiye bırakılmıştır.
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde:
“Saik” kavramı; “sebep, güdü”,
“Töre” kavramı; “bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yasama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet, bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri, adap”,
“Namus” kavramı; “bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet, doğruluk, dürüstlük”,
“Töre cinayeti” kavramı ise; “bazı bölgelerde geleneksel anlayışlara uymama sebebiyle genellikle genç kız veya kadınların ailesinin kararıyla yine aileden biri tarafından öldürülmesi” şeklinde açıklanmaktadır.
Bu tanımlamalardan, töre ve namusun, birbirlerine kısmen benzer ve yakın olmakla birlikte birbirlerinden ayırt edilmesi gereken farklı kavramlar olduğu görülmektedir. Töre belli koşullarda namusu da içine alan bir üst kavram ise de, öncelikle töre ve namus cinayetlerinin aynı kapsamda olmadığı belirtilmelidir. Ait olunan toplulukta geçerli ve herkes tarafından kabul edilen töre gereğince namus cinayeti işlenmesi olanaklı olup bu durumda kasten öldürme fiilinin töre saikiyle işlendiği kabul edilebilir. Ancak bununla birlikte toplumda “namus cinayeti” olarak adlandırılan her kasten öldürme eyleminin töre saikiyle işlenmediği ve bu tür eylemlerin kişilerin kendi namus anlayışının bir sonucu olarak ve töre ile yakından uzaktan ilgisi olmayacak şekilde gerçekleştirildiği de gözden uzak tutulmamalıdır.
Töre saikiyle hareket ederek kasten öldürme suçunu işleyen fail, görev bilinciyle hareket etmekte ve hukuk düzenince uygun görülmeyerek cezalandırılan bu davranışı nedeniyle ait olduğu toplulukta saygınlık ve itibar kazanmakta, hoş görülmekte ve korunmaktadır. Oysa töre saikinden bağımsız olarak kendi namus anlayışının bir sonucu olarak kasten öldürme fiilini gerçekleştiren fail açısından aynı durum sözkonusu olmamaktadır. Nitekim öğretide töre saikiyle işlenen namus cinayetlerine ilişkin olarak; “namus cinayetleriyle kastedilen medeni durumlarından bağımsız olarak kadınların aile namusunu ve şerefini kurtarmak adına, geniş anlamda ve çekirdek aileyle sınırlandırılamayacak bir ailenin üyeleri tarafından öldürülmeleridir” (Dr. Ece GÖZTEPE, Namus Cinayetlerinin Hukuki Boyutu: Yeni TCK’nun Bir Değerlendirmesi, TBB Dergisi, s.59, sh.29, 2005), “Töresel olmayan ama yaygın rastlanan bazı haller konusunda bir açıklık getirmemiş olmakla birlikte, Kanun, feodal toplumun, feodal toplum kalıntısı toplumların töresel bir davranışı olan namus kurtarmak saikiyle insan öldürmeyi suçu ağırlatan neden sayması övülecek, yerinde bir davranış olmuştur… Töre saikiyle öldürmenin kabul edilebilmesi ve cezanın artırılabilmesi için, bizce, öldürme fiili, namus kurtarmak adına, aile meclisinin kararı olarak, kirlendiği düşünülen kadın veya kızın yahut birlikte kirletenin öldürülmesi biçiminde gerçekleşmiş olmalıdır” (Prof. Dr. Zeki Hafıoğulları ve Doç. Dr. Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, sh. 54) şeklinde açıklamalar yapılmaktadır.
Diğer taraftan 5237 sayılı TCY’nın “Suçta ve Cezada Kanunilik Ilkesi” başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrasında; “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz” hükmü getirilmiştir. Maddenin gerekçesinde; “Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Yeni tarihli ceza kanunlarında da kıyas yasağına ilişkin olarak açık hükümlere yer verilmektedir. Örneğin yeni Fransız Ceza Kanununda bu husus ‘ceza kanunları dar yorumlanır’ biçiminde ifade edilmiştir. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu hükümle ceza hukukunda genişletici yorum tümüyle yasaklanmamakta, sadece bu yorum biçiminin kıyasa yol açacak şekilde uygulanmasının
önüne geçilmek istenmektedir” denilmiştir.
Gerek 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının hazırlık çalışmaları, gerekse öğretideki görüşler yasal düzenlemeler ile birlikte değerlendirildiğinde, yasa koyucunun bilinçli bir tercih olarak “töre saiki” kavramına yer verdiği ve “namus saiki” kavramını kullanmadığı, töre saiki ile islenen namus cinayetlerinin bu kapsamda mütalaa edilmesini arzu ettiği, buna karşın toplumda “namus cinayeti” olarak adlandırılan her kasten öldürme fiilini töre saikiyle kasten öldürme içinde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin bir iradesinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Yasa koyucunun öngörmediği bir sekilde namus saiki ile töre saiki kavramlarının özdeşleştirilmesi, yasa maddesinin kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlanmasıdır ki buna 5237 sayılı TCY’nın 2/3. maddesi uyarınca yasal olanak bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında birinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın, kasten öldürme eylemini, nişanlısı olan …’yi telefonla rahatsız ettiğini düşündüğü maktul ile konuşmaya gittiğinde aralarında geçen konuşma sonucunda gerçekleştirdiğine ve töre saikiyle hareket ettiğine ilişkin hiçbir kanıt ve hatta iddia bulunmadığına göre eylemin 5237 sayılı TCY’nın 82/1-k maddesinde düzenlenen töre saikiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü olanaklı değildir. Sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasının gerekip gerekmediğine ilişkin ikinci uyuşmazlık nedenine gelince; Töre saikiyle işlenen suçlarda haksız tahrik özel bir öneme sahip olup madde ile ilgili yasama çalışmalarında; “Maddedeki düzenleme nedeniyle bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen fiiller dolayısıyla fail haksız tahrik indiriminden yararlanamayacaktır. Örneğin cinsel saldırıya maruz kalmış kadına karşı babanın veya erkek kardeşin işlediği öldürme fiilinde, haksız tahrike dayalı olarak ceza indirimi yapılamayacaktır. Maddedeki haksız fiil terimi, bir davranışın hukuk düzenince tasvip edilmediği anlamına gelmektedir. Ancak böyle bir haksız fiili yapan kişiye karşı yönelik fiilin varlığı durumunda maddenin uygulanması söz konusu olabilecektir” şeklinde açıklanmış, maddenin gerekçesinde de; “töre saikiyle öldürme hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilecektir.
Ancak, bu hükmün uygulanabilmesi için, somut olayda haksız tahrikin koşullarının bulunmaması gerekir” denilmiştir. 5237 sayılı TCY’nın 29. maddesinde ise; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde kusurluluğu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, failin haksız bir tahrikin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesini ifade eder. Bu halde fail, haksız bir tahrikin doğurduğu öfke veya elemin tesiri altında, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışardan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Görüldüğü gibi kasten öldürme suçunun töre saikiyle işlenmesi halinde, haksız tahrik hükümleri uygulanmayacak, tahrikin varlığı halinde ise suç niteliği değişecektir. Suçun töre saiki ile işlenmesi halinde uygulanma olanağı bulunmayan haksız tahrik hükümlerinin, sanığın eylemini, töre saikiyle gerçekleştirmediği hususunun Ceza Genel Kurulunca kabulünden sonra uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı yerel mahkemece değerlendirilmelidir''.
Somut Olayın Değerlendirilmesi;
Maktul …'nın 2020 yılında cezaevinden çıktıktan sonra kızı…'ın cep telefonunu kullanmaya başladığı, cep telefonunda bulunan "call recorder" uygulamasının bulunduğu ve maktulün tüm görüşmelerinin kaydedildiği, daha sonra kızının babasının görüşmelerini dinlediğinde …'nın baldızı olan… …ile uzun süreli gönül ilişkisi olduğunu, hatta suç tarihinde 20 yaşında olan… kızı…'in müşterek kızları olduğu, bunun üzerine olayın ortaya çıkmasından sonra maktulenin durumu kabullendiği ancak…'nin çocukları … ve …'in durumu kabullenmeyerek önce maktulün çalıştığı taksi durağına giderek …'i aradıkları ve daha sonra çıkan tartışmanın devamında araca binerek uzaklaştığı taksi durağından uzak bir noktada maktulün öldürüldüğü, mahkeme kabulü olayın oluşu ve daire kabulüne göre olayda kullanılan tek silahın … tarafından kullanıldığı, …ve …'ın maktulün yol üzerinde bulunduğu kavşak içerisinde taksiyi durdurup aracın arkasına bindikleri, buradan ayrılarak başka bir noktada araç seyir halindeyken …'ın silahıyla maktülü öldürme eylemini gerçekleştirdiği bu şekilde sanıklar …, …ve…'in iştirak halinde maktul …'yı öldürmeleri şeklinde gerçekleşen olayda; sanıkların …'nın… ile olan gayri ahlaki ilişkisinin öğrenilmesinden dolayı hatta bu ilişkinin 20 yıl sürdüğü, …nın kızı…'in de bu ilişkiden olan müşterek çocukları olduğuna yönelik öfke ve tahrik ile karar verdikleri, gayri ahlaki davranışın hem … hem de… tarafından gerçekleştirilmiş olması, her iki aile açısından da ayrı ayrı tahrik oluşturduğu, meydana gelen öldürme olayının namus ve ahlakla ilgili gelişen olayların getirdiği tahrik altında gerçekleştiği sabittir.
Yukarıda Ceza Genel Kurulu, töre kavramı ve TCK'nin 82/2-k madde gerekçelerinde açıkca açıklandığı üzere töre saikiyle ceza artırımı yapılabilmesi için somut olayda tahrik içeren herhangi bir unsur olmamalıdır. Mahkeme kabulü ve dairemiz çoğunluk kabülünde de açıkca görüleceği üzere maktul … ile baldızı…'nin yaklaşık 20 yıla yakın gayri ahlaki davranışı üzerine her iki ailenin namuslarına halel geldikleri düşüncesi ile her iki aile içerisinde tahrik oluşturan unsurun var olduğu, öldürme olayının bu tahrik altında gerçekleşmiş olduğu sabittir.
Töre değerlendirilmesinde yukarıda Ceza Genel Kurulu kararında belirtildiği üzere salt töre saikiyle öldürme eylemi gerçekleşmesi gerekir. Türk toplumunda kabul edilen salt töreye ilişkin örnekler; berdel, belli bir konuda karşılıklı ailelerin anlaşıp yeminleşmesi, mistik inançları gereği kutsal sayılan bölgesel bir kısım ihlallere ilişkin örneğin belli bir ağacın kesilmesi, belli bir yerin tarıma kapatılması o bölgenin töresi gereği yasaklanmış olması, beşik kertmesi nedeniyle çocuklukta yapılan nikah ve ahitleşmeye aykırı davranılması gibi salt töre nedeniyle yapılan yasaklar, sınırlamalar ve ahitleşmeler aykırılık nedeniyle yapılan cezalandırmalar töre saikiyle kabul edilmiş sayılmaktadır.
Ceza Genel Kurulunda ve TCK 82 maddesinin gerekçesinde açıklandığı üzere öldürme olayının ayrıca tahrik ile oluşturan bir davranış olmaksızın sadece törede belirtilen sınırlamalara aykırılık nedeniyle uygulandığında ancak uygulanabilir. Madde gerekçesinde belirtilen "…ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." bunun dışında tahrik oluşturan namus gibi eylemler nedeniyle töre saikinin istisnai uygulamasını genişletilmesi kanun koyucunun ve ceza hukukunun genel hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu kapsamda sanıkların tahrik altında maktul …'yı öldürmüş olduğu kabul edilmelidir.
Sonuç:
Yukarıda sayın çoğunluğun kabul ettiği olay içeriğinde belirtildiği üzere …'nın baldızıyla 20 yıla yakın ilişkisinin ortaya çıkması üzerine …'nın eşinin kardeşi ve çocuklarının tarafından duyulan öfke önce …'ya karşı yapılan tepkiler ve devamında …'nın tavır ve davranışlarına duyulan tahrik ile TCK 82/1-a maddesinde belirtilen tasarlayarak öldürme olayı gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından; gerçekleşen öldürme eyleminde sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunun 82/1-k maddesinin gerekçesinde açıklandığı üzere "…ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." yasal düzenlemesine göre töre saiki gerçekleşmediğinden Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesinin hükmün onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan; sayın çoğunluğun, sanıklar …, …ve…'in eyleminin töre saikiyle gerçekleştiğine yönelik çoğunluk kararına katılmıyorum.
K A R Ş I O Y
Sanık …'ın teyzesi … ile maktul …'in evli oldukları, maktul …'in baldızı sanık …'ın da annesi olan… ile ailelerinin haberi olmadığı halde 20 yıl süren cinsel ilişkileri sonucu sanık …'ın kendi kız kardeşi zannettiği…’in … ile annesinin gayrı meşru ilişkilerinden dünyaya gelen çocukları olduğunu öğrendiği, cinsel ilişkilerinin uzun yıllar devam edip en son maktul …'in olaydan yaklaşık 10 ay kadar önce cezaevine girip çıktığı ve tekrar annesi… ile cinsel boyutta ilişkisine devam ettiği bu ilişkinin …'in kızı…'a ait içerisinde ses kayıt programı bulunan telefonu kullanması ve… ile yaptığı gizli telefon görüşmelerinin kaydedilen ses
kayıtlarıyla önce… sonra da tüm aile tarafından yıllar sonra öğrenildiği bu nedenle maktulün eşi …'un evi terk ettiği ancak…'nin eşi, sanık …'ın babası …'in bu olaydan dolayı kimseden şikayetçi olmadığı gibi ortamı yumuşatmaya çalıştığı, sanık …‘ın kendi annesi ile teyzesi kocası olan maktul …'nin 20 yıllık süreçte cinsellik yaşadığı ve kız kardeşi zannettiği ……in de gayrı meşru bu ilişkiden olduğunu ve cinsel ilişkilerinin halen devam ettiğinin ses kayıtlarının yakalanması ve tarafların da itiraf etmeleri şekilde gerçekleşen olaydan dolayı duyduğu hiddet üzerine diğer sanıklarla beraber maktul …'i öldürmeye karar verdikleri ve maktulü töreye aykırı davrandıkları için tasarlayarak öldürdükleri tüm dosya kapsamı ile sabittir.
Dosya kapsamı ve delil durumuna göre sanık …'ın amca çocukları… ve ……… bu suçu hem tasarlayarak hem de töre saikiyle işlemişlerdir ancak sanık …'ın kendi annesi ile teyzesi kocası … arasındaki 20 yıla uzanan ve halen devam ettiği anlaşılan gayrimeşru ilişkilerinin olduğunu kendi öz kardeşi bildiği …….in bu ilişkinin sonucu dünyaya geldiğinin … ve…'nin de kabul ettikleri ses kayıtlarıyla ortaya çıkmasından dolayı sanık …'ın kızgınlık ve elem hissettiğini izah etmeye bile gerek bulunmamaktadır, sanık bu kızgınlığın etkisi ve yine törenin de müşterek etkisiyle maktulü vurmuştur.
TCK 82/1-k maddesinde düzenlenen töre saiki ile adam öldürme suçundan sanığın cezalandırılabilmesi için sanığı bu suçu işlemeye sevk eden yegane neden maktulün töreye aykırı davranışı olmalıdır.
Töreye aykırılık dışında sanığı kasten adam öldürme suçunu işlemeye sevk eden başka bir saik var ise töre saikinin ortadan kalkacağı hususunda Yargıtay 1. Ceza Dairesinin yerleşik ve istikrarlı kararları mevcuttur.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.04.2011 tarih ve 2010/5786 Esas, 2011/1972 Karar sayılı kararı “Sanıkların aynı aşirete mensup olup aynı köyde ikamet ettikleri, 29.01.2008 tarihinde sanık …’in oğlu …'ın resmi nikahlı eşi olan …'ın sanıklar … ve … tarafından kaçırılmaya teşebbüs edilmesi nedeniyle taraflar arasında husumet oluştuğu, bu husumetin giderek derinleştiği, olay gününe kadar tarlalarına gidemeyen …, ……. ve yakınlarının 21.07.2008 günü sabah saatlerinde kendilerine ait minibüsle sanık …’in evinin önündeki yoldan geçerek tarlalarına doğru gittiklerini gören ve başka bir yol olmaması nedeniyle tekrar aynı yoldan araçlarıyla geçeceklerini bilen sanıkların, gerekli hazırlıkları yaparak, değişik yerlere mevzilenmek suretiyle pusu kurdukları, akşama doğru tarladan evlerine dönmek için araçlarıyla yoldan geçtikleri sırada, ateş ederek mağdurları yaraladıkları olayda; eylemlerin, …ye karşı işlenen ve haksız tahrik oluşturan haksız hareketler nedeniyle gerçekleştirildiği, bu durumda töre/namus saikiyle hareket edildiğinin kabul edilemeyeceği anlaşılmakla, sanıklar hakkında TCK'nin 82/1-a, 35, 29… . maddeleri uyarınca hüküm kurulması yerine, tasarlayarak töre saikiyle öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması” bozmayı gerektirmiştir .
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 18.06.2019 tarih ve 2017/2867 Esas, 2019/3167 Karar sayılı kararı; Töre saikiyle öldürme suçunun oluşabilmesi için;
-Fail, mağdurun, töreye aykırı davrandığı düşünce ve inancında olmalı,
-Fail, töre saikiyle ve görev bilinciyle suçu işlemeli,
-Töreye aykırı davranışın “ölümle” cezalandırılması gerektiği toplumda yaşayanların büyük çoğunluğu tarafından beklenmeli,
-Mağdurun eylemi, hukuka, geleneksel davranış kalıplarına uygun olmasa bile fail açısından haksızlık teşkil etmemeli,
-Mağdurun, geniş anlamda failin ailesi, aşireti ya da mensup olduğu grupla ilişkisinin bulunması gerekmektedir. Sanık … yönünden bu eylemin işlenmesinde maruz kaldığı haksız tahrikin de etkisi bulunduğundan (Maktulün öldürülmesinde sadece töre etkili olmayıp haksız tahrikin de etkisi olduğu sabittir) haksız tahrikin töreyi kaldıracağı yönündeki istikrarı kararlar doğrultusunda sanık …'ın Haksız tahrik altında tasarlayarak adam öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken haksız tahrikin olmadığı veya törenin tahriki kaldırdığı kabul edilerek töre saiki ve tasarlama ile adam öldürme suçundan mahkumiyetine dair Dairemizin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Kalabalık silahlı saldırılarda, sanıklar arasında hedef dışı kalan kişiyi öldürmeye yönelik ortak iştirak iradesinin bulunmadığı ve hangi silahtan çıkan kurşunla ölümün gerçekleştiğinin belirlenemediği durumlarda, Yargıtay 1. Ceza Dairesi (2022/7835 E., 2024/7447 K.) sanıkların iştirak hâlinde tamamlanmış öldürmeden değil, yan yana fail olarak kasten öldürmeye teşebbüsten ayrı ayrı sorumlu tutulmaları gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar oy çokluğuyla verilmiş olup karşı oy, çoğunluğun teşebbüs nitelendirmesine katılmamaktadır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2022/7835, K. 2024/7447Kaynağı aç
1. Ceza Dairesi         2022/7835 E.  ,  2024/7447 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/338 E., 2022/493 K.
SUÇLAR : Nitelikli kasten öldürme ve bu suça yardım, olası kastla öldürme, kasten yaralama, olası kastla yaralama, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan ve düzeltilerek esastan reddi kararları
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması
Sanıklar müdafilerinin olası kastla yaralama, kasten yaralama ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyizine göre yapılan incelemede hükmolunan cezaların miktarları itibarıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286/2. maddesi uyarınca hükümlerin temyiz edilemez olduğu anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince nitelikli kasten öldürme ve bu suça yardım ile olası kastla öldürme suçlarından kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Kanun'un 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. Bodrum Ağır Ceza Mahkemesinin 13.10.2021 tarihli ve 2019/342 Esas, 2021/387 Karar sayılı kararı ile;
1. Sanıklar …, …, … ve …'in maktul … 'a yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 37/1. maddesi delaletiyle 82/1-a, 53/1-2-3. maddeleri gereğince ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, sanıklar … ve …'in cezalarının 5237 sayılı Kanun'un 58/6-7. maddeleri gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine,
2. Sanıklar …, …, … ve …'in maktul … 'ye yönelik olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi delaletiyle 5237 sayılı Kanun'un 81/1, 21/2, 53/1-2-3. maddeleri gereğince ayrı ayrı 22'şer yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına sanıklar … ve …'in cezalarının 5237 sayılı Kanun'un 58/6-7. maddeleri gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine,
3. Sanık …'un maktul … 'a yönelik nitelikli kasten öldürme suçuna yardımdan 5237 sayılı Kanun'un 82/1-a, 39/2-c, 39/1, 62/1-2, 53/1-2-3. maddeleri gereğince 13 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 07.02.2022 tarihli ve 2022/338 Esas, 2022/493 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan … vekili, katılan Kurum vekili, sanıklar ve müdafilerinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan … vekilinin temyiz istemleri özetle; sanıkların maktul …'e yönelik suç vasfının kasten öldürme olduğuna, üst hadden ceza verilmesi gerektiğine;
B. Katılan … vekilinin temyiz istemleri özetle; sanıkların maktul …'e yönelik suç vasfının kasten öldürme olduğuna, üst hadden ceza verilmesi gerektiğine;
C. Sanık … müdafiinin temyiz istemleri özetle; beraat kararı verilmesi gerektiğine, taksire, yardım eden olarak cezalandırılması gerektiğine, tekerrür hükmünün uygulanmaması gerektiğine,
D. Sanık … müdafiinin temyiz istemleri özetle; meşru savunmaya, haksız tahrikin varlığına, maktul … yönünden sübuta, takdiri indirime,
E. Sanık … müdafiinin temyiz istemleri özetle; sübuta, olay yerinde bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,
F. Sanık … müdafiinin temyiz istemleri özetle; sübuta, kararın hukuka aykırı olduğuna,
G. Sanık … müdafiinin temyiz istemleri özetle; eksik incelemeye, sübuta
İlişkindir.
III. GEREKÇE
A. Tüm dosya kapsamına göre; maktul … ile sanık … arasında husumet olduğu, sanık …'nın, maktul … 'i öldürmeyi planladığı, bu plan kapsamında ortak tanıdıkları olan sanık … aracılığıyla maktulün bulunduğu yeri tespit etmeye çalıştığı, bu amaçla sanık …yla yukarıda belirtilen çok sayıda telefon yazışmasını yaptığı, bu yazışmalar neticesinde, sanık …'nın sanık …'dan maktul … 'un Bodrum 'da bulunuğu bilgisini edindiği, bunun üzerine sanıklar …, …, … … ve …'ın birlikte maktul … 'i Bodrum'a gelerek öldürmeye karar verdikleri, bu karar çerçevesinde sanık …'ın annesine ait olan 34 PN … plaka sayılı aracın içerisine olayda kullanacakları silahları saklamak için gizli bir yer oluşturdukları ve 20/06/2018 günü saat 08:33 de Bodrum'a araçla giriş yaptıkları, Bodrum'a gelmeden önce, dosyası tefrik edilen …'in aracılığıyla görüştükleri sanık …'in kuaför dükkanına gittikleri, sanık …'ın diğer sanıkların kalması için … isimli otelde oda ayarladığı, sanık …'nın Bodrum'a geldiğinin kayıtlarda gözükmemesi amacıyla bilinçli olarak sanık …'nın kimlik bilgileriyle otele kaydını yaptırmadığı, sanık …'a ait dükkandaki kamera kayıtlarının çözümündeki konuşmalar dikkate alındığında, sanıkların, maktul … 'u ne şekilde ve nerede öldürecekleri, olay öncesi ve sonrası ne şekilde hareket edeceklerine ilişkin plan yaptıklarının anlaşıldığı, sanıklar …, …, …, …, … ve …'nın 20.06.2018 günü saat 21:00 sularında İstanbul Restaurantta birlikte yemek yedikleri, saat 01:00 sularında restauranttan ayrılıp, yoldaki tekel bayisinden alkol alıp, değirmenler mevkiisine giderek içtikleri, saat 04:00 sularında sanık …'yı konakladığı otele bıraktıkları, akabinde sanık …'ın idaresindeki 34 GD … ve sanık …'nın idaresindeki 34 PN … plaka sayılı araçlarla maktul … 'un bazı zamanlar vakit geçirdiği … Bar isimli işletmeye gittikleri, sanıkların müzik yayınının yarım saat sonra başlayacağını öğrenmeleri üzerine 34 GD … plaka sayılı aracı işletmenin otoparkına bırakarak, diğer araçla işletmenin önünden ayrıldıkları, saat 04:30 sularında sanık …'ın, maktul … 'in … Bar'a gelip gelmediğini kontrol etmek amacıyla tek başına işletmeye geldiği, bir masaya oturup içki sipariş ettiği, kısa bir süre sonra, maktul … 'in yanında arkadaşı olan müşteki … ile birlikte mekana geldiği ve mekanda bulunan müşteki … ile birlikte sohbet etmeye başladıkları, sanık … tarafından bu durumun diğer sanıklara bildirildiği, saat 04:50 sularında maktul … 'in, müşteki … ile birlikte işletmeden ayrılmak için otoparka doğru yürümeye başladığı sırada, sanıklar …, …, … … ve …'ın 34 PN … plaka sayılı araçla işletmenin otoparkına girdikleri ve araçtan inip maktule doğru yürüdükleri, bu sırada sanık …'nın, maktul … 'in sol kolundan tutarak ''gelsene seninle işim var'' dediği, maktulün kolunu çekerek kurtulmak istediği sırada sanık …'nın emanette kayıtlı glock marka silahını çıkartarak maktul … 'in karın bölgesine 2-3 el ateş ettiği, müşteki …'un ''dur ne yapıyorsun'' diyerek müdahale etmek istemesi üzerine, sanık …'nın silahını müşteki …'un
ayaklarına doğru yönelterek 2 el ateş ettiği, bu ateş neticesinde müşteki …'un sol ayak beşinci parmağından yaralandığı, sanık …'nın daha sonra maktul … 'in öldüğünden emin olmak için yerde yatan maktule yakın mesafeden birden fazla kez ateş ettiği, daha önce yaptıkları plan gereğince olay yerinden kaçabilmek amacıyla sanıklar …, …, … … ve …'ın ellerindeki silahlarla etrafa rastgele ateş ettikleri, bu ateş neticesinde, müştekiler …, … ve …'un yaralandıkları, silah seslerini duyması üzerine çığlık atan maktul … 'ye ise çığlık atması sebebiyle hedef gözetilerek ateş edilmesi akabinde maktulün vücuduna isabet eden tek mermi ile hayatını kaybettiği anlaşılmıştır.
B. Sanıklar …, …, … … ve … hakkında maktul … 'a yönelik nitelikli kasten öldürme ve sanık … hakkında bu suça yardım suçlarından kurulan hükümler yönünden;
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, dava dosyası tekemmül ettirilerek karar verildiği, eksik incelemenin bulunmadığı, ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, sanıkların savunma hakkına riayet edilerek adil bir biçimde yargılandıklarının anlaşıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından kasten gerçekleştirildiğinin saptandığı, sanıkların suça iştirak dereceleri, eylemlere uyan suç vasıfları ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, maktulden sanıklara yönelen ve haksız tahrik oluşturan herhangi bir davranış saptanmadığı, meşru savunma koşullarının oluşmadığı, sanık … hakkında 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesinin uygulanmasının isabetli olduğu, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmamasına karar verildiği, sanık … hakkında yasal ve yeterli gerekçelerle takdiri indirim uygulandığı anlaşıldığından temyiz sebeplerinin incelenmesinde bozma nedenleri dışında hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
C. Sanıklar …, …, … … ve … hakkında maktul … 'ye yönelik olası kastla öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden;
Tüm dosya kapsamına göre, mağdur … tanık …'un soruşturma aşamasında alınan ifadesine göre; maktul … 'i öldürmek üzere olay yerine gelen sanıklar …, …, … … ve …'ın olayın gerçekleştiği yer olan … Bar'ın önünde taksi bekleyen maktul …'in diğer maktul … 'e açılan ateş nedeniyle çığlık atması üzerine maktul …'e ateş ederek öldürdüklerini beyan etmesi karşısında; aralarında maktul …'in öldürülmesi konusunda iştirak iradesi bulunmayan sanıkların silahlı eylemleri sırasında doğrudan kastla hedef alınarak vurulan ve taraflarla ilgisi bulunmayan maktulün, hangi silahtan çıkan kurşun ile öldüğünün belirlenemediği, olay yerinde bulundukları ve olaya katıldıkları tespit olunan dört sanığın iştirak iradesi içinde olmadan maktulün ölümüne neden oldukları olayda; sanıkların iştirak halinde tamamlanmış kasten öldürme suçundan sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığı kanaatine varıldığından, eylemleri nedeniyle yan yana fail olarak kasten öldürmeye teşebbüs suçundan ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
A. Sanıklar hakkında olası kastla yaralama, kasten yaralama ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan incelemede hükmolunan cezaların miktarları itibarıyla 5271 sayılı Kanun’un 286/2-a-d maddeleri uyarınca hükümlerin temyiz edilemez olduğu anlaşıldığından sanıklar müdafilerinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi gereğince Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Sanıklar …, …, … … ve … hakkında maktul … 'a yönelik nitelikli kasten öldürme ve sanık … hakkında bu suça yardım suçlarından kurulan hükümler yönünden;
Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 07.02.2022 tarihli ve 2022/338 Esas, 2022/493 Karar sayılı kararında sanıklar müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
C. Sanıklar …, …, … … ve … hakkında maktul … 'ye yönelik olası kastla öldürme suçundan kurulan hükümler yönünden;
Gerekçenin (C) bölümünde açıklanan nedenlerle katılan … vekili, katılan Kurum vekili ve sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri sanıkların eylemlerinin kasten öldürmeye teşebbüs olarak kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 07.02.2022 tarihli ve 2022/338 Esas, 2022/493 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Hükmolunan ceza miktarları ve tutuklulukta geçirilen süreler dikkate alınarak sanıklar müdafilerinin tahliye taleplerinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Bodrum Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
07.11.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sanıklardan … … Bar sahibi … ile arasında oluşan husumetten dolayı arkadaşları …, … ve … ile beraber maktul … 'in nerede olduğunu kendilerine bildiren
…'nın yönlendirmesiyle olay gecesi Bodrum ilçesinde bulunan … Bara geldikleri ve birlikte hareket edip …’i öldürdükleri olayda eğlence sonrası barın önünde taksi beklemekte olan olaydan habersiz ve sanıklarla herhangi bir husumeti olmayan … isimli maktulenin sanıkların etrafa ateş etmelerinden korkarak çömelir vaziyette çığlık atması nedeniyle orada bulunan sanıklardan birinin ‘’Ne bağırıyorsun orospu’’ diyerek çömelir vaziyetteki maktul …'e ateş ettiği ve …'in sağ klavikula kemiğinden giren mermi çekirdeğini vücudunda iç organ harabiyeti oluşturarak sağ kalçasından dışarı çıktığı ve çekirdeğin bulunamadığı bu şekilde maktul …'in de hayatını kaybettiği sabit olup …i öldüren silahı kullanan şahsın maktulün çığlık atmasından dolayı sinirlenerek ani gelişen kast ile ateş ederek maktuleyi öldürdüğü sabit olup bu olayda tüm sanıkların olası kastla öldürme suçundan cezalandırılmalarının dosya kapsamı ve delil durumuna uymadığı olayın meydana gelmesine maktul … ile sanık … arasındaki husumetin sebebiyet verdiği dosya kapsamına göre sanık …'nın diğer sanıkları organize eden kişi olduğu ve onun iradesi ve yönlendirmesi ile bu olayların gerçekleştirildiği bu haliyle her ne kadar olay sırasında fiilen maktule'ye ateş eden şahsın hangi sanık olduğu net olarak belirlenememişse de dosyada ifadesine başvurulan tanık …'un beyanlarından asıl hasım olan …'i bizzat tabancasıyla vurarak öldüren kişinin dosya kapsamına göre sanık … olduğu, diğer olay yerindeki sanıkların ise etrafa ve havaya ateş ederek insanları korkutan ve dikkatlerini dağıtan kişiler oldukları aralarında husumet olmayan maktul …'i öldüren kişinin de diğer sanıkların ağabeyi ve lideri konumunda olup onları organize eden sanık … olduğu anlaşılmakla sanık … dışındaki diğer sanıklar …, … ve …'in üzerlerine atılı maktul …'i öldürme suçundan delil yetersizliğinden beraatlerine, sanık …'nın ise maktul …'i kasten öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken tüm sanıkların makul …'e karşı öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılmaları yönündeki Dairemizin BAM daire kararını bozan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Kasten öldürme suçuna yardım eden kişiye TCK m. 39/1 uyarınca suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde on beş yıldan yirmi yıla, müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası verilir; diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir ve bu durumda sekiz yılı aşılamaz. Yardım etme; suç işlemeye teşvik veya suç işleme kararını kuvvetlendirme, suçtan sonra yardım vaadi, nasıl işleneceğini gösterme, araç sağlama ve icrayı kolaylaştırma biçimlerinde gerçekleşebilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 39Kaynağı aç
Madde 39- (1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi
yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar
hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda
verilecek ceza sekiz yılı geçemez.
(2) Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla
sorumlu olur:
a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek
veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin
işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak
icrasını kolaylaştırmak.
Bağlılık kuralı

Azmettirme: Koşullar ve Ceza Sorumluluğu

Azmettirme, henüz suç işleme hususunda hiçbir fikri olmayan bir kişide başkası tarafından suç işleme kararının oluşturulmasıdır. Kişi daha önce suçu işlemeye karar vermişse azmettirmeden söz edilemez; manevi yardım söz konusu olabilir. Azmettirenin kastı, failde suç işleme kararı oluşturmayı, suçun bu kişi tarafından işlenmesini ve suçun tanımındaki unsurları kapsamalıdır; eylemin yer, zaman veya işleniş tarzına ilişkin ayrıntıların belirlenmesi zorunlu değildir. TCK m. 38/1 uyarınca azmettirenin ceza sorumluluğu işlenen suçun cezasına göre belirlenir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/1-355, K. 2013/456Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2013/1-355 E.  ,  2013/456 K.
"İçtihat Metni"
İtirazname :2011/357186
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi : ÖDEMİŞ Ağır Ceza
Günü : 15.03.2011
Sayısı : 172-78
Nitelikli kasten öldürme suçundan sanık Z.'in 5237 sayılı TCK’nun 82/1-d-k ve 62. maddeleri uyarınca müebbet hapis, sanıklar  H. ve H.’nin ise sanık Z.’yi nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirmekten aynı kanunun 38. maddesi yollamasıyla 82/1-d-k ve 62. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin, Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.03.2011 gün ve 172-78 sayılı resen temyize tâbi olan hükmün, o yer Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 30.01.2013 gün ve 3490-665  sayı ile;
"…A- Sanık Z.'yi töre saikiyle öldürmeye azmettiren sanıklar H.ve H. hakkında şartları oluşmadığı halde 'TCK'nun 82/1-d' maddesi ile uygulama yapılması yasaya aykırı ise de; bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden, CMUK'nun 322. maddesinin tanıdığı yetkiye dayanılarak, sanıklar H.ve H. hakkındaki hüküm fıkrasının mahsus bölümünde yer alan 'TCK'nun 82/1-d-k' ibaresinin 'TCK'nun 82/1-k' olarak değiştirilmesine, karar verilmek suretiyle düzeltilen ve sair yönleri usul ve yasaya uygun olup ve re'sen de temyize tabi bulunan sanıklar H. ve H.hakkında hükümler ile sanık Z. hakkında töre saikiyle öz kızını öldürme, sanık S. hakkında suçluyu kayırma suçlarından kurulan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi onanmasına" oyçokluğuyla karar verilmiş,
Daire Üyesi E.Y.; "Maktule D. 15 yaşında iken ailesinin rızası olmaksızın kaçarak gayrı resmi olarak evlenmiştir. Bu evliliğinden iki çocuğu doğmuştur. Eşinin ceza evine düşmesi üzerine çocuklarını bırakarak baba Z.’in evine döndüğü, burada kaldığı süre içinde zaman zaman evden kaçtığı, yargılama sırasında tesbit edilebilen uyuşturucu kullandığı ve fuhuş ile iştigal ettikleri kanaati yaygın olan F., F., F. ve R. isimli kişilerle arkadaşlık kurduğu, ailesinin ve toplumun onaylamadığı, hayat tarzını benimsediği, bir kısım erkeklerle cinsel ilişkilerde bulunduğu, evden ayrıldığında bazen ailesi tarafından bazen de polis tarafından bulunarak ailesine teslim edildiği, sosyal, ekonomik ve eğitim düzeyi bakımından kendisinden beklenenin ötesinde kızını bu yaşantı tarzından kurtarmak isteyen baba sürekli kızına nasihat ettiği cebir şiddet uygulamadığı, psikiyatrise götürdüğü, Manisa Ruh Sağlığı Hastanesinde yatırarak tedavi ettirmeye çalıştığı, kızını arkadaş çevresinden uzaklaştırmak için Turgutlu İlçesinden İzmir Beydağı İlçesi T…. Köyüne taşındığı, buna rağmen maktulenin önceki yaşantı tarzını değiştirmediği, 2009 yılı aralık ayı sonlarında, ailesinin haberi olmaksızın ve rızalarına aykırı olarak 14 yaşındaki kardeşi D.’yi alarak evden ayrıldığı, Turgutlu ilçesinde bir parkta arkadaşları F., F.ve R. ile buluşarak gece sabaha kadar alkol aldıkları, sarhoş olan arkadaşları D.’yi oyun oynamak için zorladığı ve tokatladıkları, F.’nin kendisini bıçakla yaraladığı, D.’in korkarak yanlarından ayrılıp teyzesinin kızının yanına sığındığı, oradan tekrar aldıkları, polisin kendilerini aradığını söyleyip kendileri hakkında güzel ifade ver dedikleri, bu arada ailenin polise kayıp başvurusu yaptığı için D. ve D.’yi bulan polisin karakola götürerek ailesine teslim etmek istediği, D.’nin aksi ispat edilemeyen savunmaya göre babasına tokat atarak 'sen benim babam değilsin, seni tanımıyorum' dediği, babası ile birlikte eve dönmediği, yaşı küçük kızı D.’yi alarak eve döndüğü 07.01.2010 tarihinde sabah saat 07.30 sıralarında babası Z.’.yi arayan D.’ın eve döneceğini beyan ettiği, öğlen saatlerinde babası tarafından bulunduğu yerden alınıp eve getirildiği, D.’ın telefonla görüşmek için odasının kapısını kapattığında, babanın 'kızım neden kapıyı kapatıyorsun, gizlimiz saklımız mı var, o telefonu bırak artık iki çocuk annesisin kocan ceza evinde, ne yapıyorsun sen' deyince, D.’ın 'çık ya sanane' şeklinde cevap verdiği, baba 'o ne demek sen nasıl konuşuyorsun benle' diyerek bu diyaloğun meydana getirdiği üzüntü ve kızgınlıkla maktulenin baş bölgesine bir el ateş ederek ağır şekilde yaraladığı; olay sırasında ve sonrasında büyük üzüntü duyduğu, hastaneye kaldırılan D.’ın bir gün sonra öldüğü, sanık Z.’in silahı ile birlikte polise teslim olduğu, Cumhuriyet savcısı ve aşamalardaki savunmalarında suçu ikrar ederek, aynı ifade de 'ben kızımı namusumu kirlettiğini düşünerek vurdum', yine 'kızım bana asi ve saygısız davranıyordu, bir anlık öfkeyle kızımı vurdum, pişmanım' dediği. Bu oluşa göre yerel mahkeme, çoğunluk görüşü ve görüşümüz arasındaki farklılık; eylemin töre saiki ile mi, yoksa haksız tahrik altında mı işlendiği, sanıklar H. ve H. T.’ın azmettirici olarak cezalandırılmaları için yeterli delilin bulunup bulunmadığıdır.
Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.(CMK 217/2 madde)
Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.(TC Anayasası 38/7. madde)
Mağdur çocukların veya suç sebebiyle psikolojisi bozulmuş mağdur tanıklar dinlenirken psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman kişi bulundurulur.(CMK 236/3 madde)
Mağdur çocukların ve olayın tek görgü tanıklarının ifadesi kayda alınır. (CMK 52/3 madde )
Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.(CMK 119/4 madde)
Bu düzenlemeler karşısında delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediklerine bakıldığın da;
Hükme esasa alınan delillerden; konutta arama sonucu ele geçen suçta kullanılan silaha ait şarjör, 19.01.2010 tarihli arama tutanağında ihtiyar heyeti üyesi veya başka tanık bulundurulmamıştır.
Olayın tek görgü tanığı olan 15 yaşından küçük D. E.’in Cumhuriyet savcısındaki beyanı sırasında görüntü ve ses kaydı yapılmamıştır.
Olay nedeniyle psikolojisinin bozulması doğal olan küçük D.’in beyanı alınırken uzmanda bulundurulmamıştır.
Kaldı ki küçük tanık D.’in beyanı yasaya uygun alındığı kabul edildiği takdirde; hükme esasa alınacak yeterlilikte değildir. Zira sonradan geri alınmıştır. Diğer tanıklar ile çelişki giderilememiştir. Aile meclisinin ölüm kararı vermek için, ablası ile duygusal yakınlığı olan 14 yaşındaki D. ile birlikte toplanması kararın onun yanında açıklanması hayatın olağan akışına aykırıdır. Dayı olan sanıklar gayri ahlaki yaşantısı bulunan ablasının etkisinden kurtulması, aynı yaşantı tarzını benimsememesi için D..’in tehdit edilmekten ibarettir.
İçeriği belli olmayan cep telefonu görüşmeleri aleyhe yorumlanarak mahkumiyet için karine teşkil etmez. Zira aynı gün ve önceki günlerde sanık Z.’in başka kişilerle de ard arda gelen çok sayıda konuşması vardır.
Azmettirme; henüz suç işleme konusunda hiçbir fikri olmayan kişinin suç işlemesi yönünden ikna edilmesidir, teşvik ise suç işleme kararının güçlendirilmesidir.
Şüphe oluşturan söz ve davranışlardan kesin yargıya varılması, şüpheden sanık yararlanır ilkesiyle bağdaşmadığından azmettirdiği iddia edilen sanıklar hakkında beraat hükmü kurulmalıdır.
Töre suçu saik suçudur. Saik ceza hukukunda 'faili harekete geçiren sebeptir.'
Saik; hırs ve tatma, intikam, kıskançlık, yoksulluk, vahşet, merhamet, aşk gibi duygulardan oluşabilir. (Dönmezer Naziri ve Tatbiki Ceza Hukuku 7. baskı 275. sayfa )
Töre saikiyle de bu suç işlenebilir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, saik suçunda başka nedenin birleşmemesi gerekir. Örneğin haksız tahrik altında işlenen suçta artık töre saiki yoktur.
Maktulenin haksız tahrik oluşturacak davranışı varmı dır. R.olan maktuledir. yaşadığı toplumca benimsenmeyen, kınanan ve ahlaka  aykırı görülen davranışları haksız tahrik teşkil etmemekle birlikte, kanuni temsilcilerinin izni olmaksızın evden ayrılan 14 yaşındaki D.’in 2009 yılı yaz ayında ve sonlarında olmak üzere alıkonulması TCK 234/3 maddesine aykırı olduğu gibi, karakolda babaya tokat atılması, babanın olay anında maktulenin arkadaşları tarafından tehdit edilmesi, yapılan iyi niyetli uyarıya hakaret teşkil edebilecek ifadelerle karşılık verilmesi TCK 29. madde anlamında haksız tahrik teşkil edecektir. Bu durumda töre söz konusu olmayacaktır. Kaldı ki yaşı küçük olmasına rağmen izinsiz kaçıp evlenen, resmi nikah kıymadan çocuk sahibi olan, ailesinin benimsemediği yaşantıyı sürmesine rağmen af edilerek eve kabul edilen, maktulenin töre saiki ile de öldürüldüğünü kabul etmek, töre kavramı ile de bağdaşmayacaktır.
Zira YCGK'nun 14.06.2011 tarih ve 1-138/130 sayılı kararında da açıklandığı üzere; töre saiki ile namusu kurtarmak amacıyla öldürmenin aynı anlama gelmediği, aksine kabulün aleyhe kıyas yasağı kapsamına gireceği belirtilmiştir.
Bu şekilde öldürme eylemindeki saik; bazı bölgelerde geleneksel anlayışlara uymama nedeniyle aile meclisinin kararı ile öldürme değil, haksız tahrikin etkisiyle öldürme söz konusudur.
Sanıklar H.ve H. T.’ın suça azmettiren olarak katıldıklarına dair yasal yollardan elde edilmiş yeterli delil bulunmadığından beraatlerine karar verilmelidir” görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.03.2013 gün ve 357186 sayı ile; "…Olayımızda maktüle 15 yaşlarındayken evden kaçtığı, gayri resmi olarak N. adlı kişi ile yaşamaya başladığı, iki çocuğu olduğu,  Turgutlu' da ki baba evine geri döndüğü, değişik tarihlerde  evden tekrar kaçtığı,  çeşitli suçlarla uğraşan kişilerle arkadaşlık kurduğu,  gerek bu kişilerle gerekse başka  erkeklerle cinsel ilişkiye girdiği, ailesinin ve toplumun onaylamadığı  hayat tarzını benimsemesi,  reşit olduktan sonraki kendi yaşam tarzı ve davranışları haksız tahrik teşkil etmemekle birlikte,  15 yaşından küçük kız kardeşi olan tanık D.E.'i de yanın alarak kendisinin  yaşadığı hayat  tarzına  alıştırması, küçük yaştaki kız kardeşini alıkonulması, şüpheli babaya karakolda tokat atarak 'sen benim babam değilsin seni tanımıyorum' demesi,  evde sanık babaya  'çık ya sana ne' şeklinde babasını azarlaması,  olay yeri fotoğraflarından da görüldüğü gibi bilgisayar monitörünü  devirmesi  üzerine,  sanık babanın, maktüleden kaynaklanan ve süre gelen  haksız fiilerin meydana getirdiği ve  yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek  kızını öldürmesidir. Bu halde fail, haksız bir tahrikin doğurduğu öfke veya elemin tesiri altında, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, maktülenin fiil ve eylemleri sonucu, sanıkta ani olarak gelişen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemiştir. Aksinin kabulü halinde, kasten öldürme suçunun töre saikiyle işlenmesi halinde, haksız tahrik hükümleri uygulanmayacak, tahrikin varlığı halinde ise suç niteliği değişecektir.
Somut olaydaki ikinci sorun;
Sanıklar H.T. ve H.T. haklarında ise töre saikiyle öldürme  suçuna  azmettirme  suçunun  sanıklar  tarafından işlenip işlenmediği  konularına ilişkindir.
Somut olay değerlendirildiğinde :
…Maktülenin, 15 yaşından küçük kız kardeşi olan tanık D. E.'i de yanına alarak kendisinin yaşadığı hayat  tarzına alıştırması, küçük yaştaki kız kardeşini alıkonulması, şüpheli babaya karakolda tokat atarak  'sen benim babam değilsin seni tanımıyorum' demesi,  evde sanık babaya  'çık ya sana ne' şeklinde babasını azarlaması,  bilgisayar monitörünü  devirmesi  üzerine,  sanık babanın, maktüleden kaynaklanan ve süre gelen  haksız  fiilerin meydana getirdiği ve yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek  kızını öldürmesi, sanığın haksız tahrik altında kesten öz kızını öldürme suçunu oluşturmaktadır.
Sanıklar H. ve H.in  sanık Z.'i  azmettirdiğine ilişkin eylemleri  kuşkuda kaldığı, kuşkudan sanık yararlanır ilkesi gereğince, sanıklar  H. T.ve H. T.ın  beraatları yerine mahkumiyetine karar verilmemelidir" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 03.04.2013 gün ve 1396-2819 sayı ile, oyçokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme, sanık Z.hakkında töre saikiyle kızını öldürme ve sanıklar H. ve T. içinde bu suça azmettirmeden kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanık Z.'in kasten öldürme eylemini töre saikiyle mi, yoksa haksız tahrik etkisiyle mi işlediğinin,
2- Sanıklar H. ve H.'in sanık Z.'i töre saikiyle kasten öldürme suçuna azmettirip azmettirmediklerinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanıklar H.ve H.'nin birlikte ikamet ettikleri evde 19.01.2010 günü yapılan aramada, maktulenin ölümünden sonra annesi ve kardeşleri ile birlikte oturmaya başlayan ve arama sırasında evde hazır bulunan sanık S.E.'in Beydağı'ndaki evlerinden getirdiğini söylediği bir adet boş şarjörü kolluk görevlilerine teslim ettiği,
Jandarma Kriminal Laboratuarınca gönderilen 02.04.2010 günlü raporda, sanık S. tarafından arama sırasında kolluk görevlilerine teslim edilen şarjörün sanık Z. tarafından kızını öldürmekte kullanılan tabanca ile uyumlu olduğunun belirtildiği,
Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince gönderilen 30.03.2010 günlü yazı cevabında, maktule D.E.'in davranış bozukluğu ve depresyon tanısıyla 12.10.2009-15.10.2009 tarihleri arasında yatarak tedavi olduğu, kişilik yapısı ve hastalığının evden kaçmaya sebebiyet verecek durumda bulunduğunun ifade edildiği,
Turgutlu İlçe Emniyet Müdürlüğünce gönderilen 17.06.2010 günlü yazı cevabında, sanık Z.'in kızı D.'ın evden kaçtığına ilişkin olarak, 08.10.2009, 21.10.2009 ve 09.11.2009 tarihlerinde üç kez kolluğa başvuruda bulunduğu, ilk olayda maktulenin kardeşi D.’in de evden kaçtığının bildirildiği,
Maktulenin annesi S.ve kız kardeşi D.'i tehdit edip rahatsız ettikleri yönündeki şikayet üzerine yapılan soruşturmada savunmaları alınan R. Ç., F. Ç., F.Ö. ve F. D.'ın, maktulenin sık sık evden kaçtığını, erkeklerle gezdiğini söyledikleri, ayrıca F. ve F.'ın maktül ile rızasıyla cinsel ilişkiye girdiklerini ifade ettikleri,
Sanık Z. tarafından kullanılan………. numaralı telefona ait HTS raporuna göre sanık Z.'in, olay günü olan 07.01.2010 tarihinde maktül D. ile saat 07.29, 07.30, 12.39, 12.45 ve 12.46 da, sanık H. ile saat 07.45, 07.53, 08.55 ve 08.56 da, sanık H. ile ise saat 08.58, 09.27, 10.11, 11.07, 12.56, 13.44, 13.46, 14.15, 14.16, 14.17 ve 14.18 de telefon görüşmeleri yaptığı,
Anlaşılmaktadır.
Maktulenin kız kardeşi olan tanık D. olay günü Cumhuriyet savcılığındaki beyanında; ablasının evden kaçması nedeniyle Turgutlu’dan taşındıklarını, ablasının sonradan iki kez daha evden kaçtığını, akıl hastanesinde tedavi gördüğünü, ablası ile babası arasında herhangi bir sorun olmadığını, dayısı H.’nin ablasının evden kaçmasına tepkili olduğunu, ablasının son kaçışından yaklaşık 2-3 gün önce dayısı H.’nin gelip kendilerini Turgutlu’ya getirdiğini, dayılarında otururken dayısının babasına "sen şerefsizliği kabul mu ediyorsun, kızını öldür, namusunu temizle" şeklinde sözler söyleyip, babasını dolduruşa getirdiğini, anneannesi E.’in müdahale edip "başında babası var siz ne karışıyorsunuz" dediğini, ancak dayıları H. ve H.’in babasına baskı yaparak "kızını öldüreceksin, sen öldürmezsen biz öldüreceğiz" dediklerini,  bu sırada H. dayısının elinde silah olduğunu, bir ara kapıyı açıp kendisine "gitmek istiyorsan şimdi git, kimse sana karışmayacak, ama iki saat sonra bulurum, yarın bulurum, seni iki kurşunla öldürürüm" dediğini, dayısının bunları kendisine ablasına bu hususta destek olduğu için söylediğini, sonrasında Turgutlu'dan ayrılıp ….. Köyüne döndüklerini, ertesi gün ablasının eve geldiğini, Beydağ ilçe merkezinde babasıyla buluşup alışveriş yaptıklarını, eve geldikten sonra babasının balkonda bir telefon görüşmesi yaptığını, arayanın muhtemelen H. dayısı olduğunu, görüşme bittikten sonra babasının içeri girdiğini ve ablasıyla tartışmaya girdiklerini, babasının "kızım niye kapıyı kapatıyorsun, gizlimiz saklımız mı var" dediğini, ablasının bu sırada cep telefonu ile uğraştığını, babasının "o telefonu bırak artık, 2 çocuk annesisin, kocan cezaevinde, ne yapıyorsun sen" dediğini, ablasının cevaben "çık ya sanane" dediğini, bu sırada babasının silahıyla ablasını vurduğunu, babasının silahı olmadığını, o silahı ne zaman, kimden aldığını bilmediğini, ancak Turgutlu’da H. dayısının verebileceğini düşündüğünü belirtmiş,
15.01.2010 tarihinde ikinci kez savcılıkta ve sonrasında mahkemede ise; ilk ifadesinin doğru olmadığını, olayın şoku ile bu şekilde ifade verdiğini, dayılarının babasını azmettirmelerinin söz konusu olmadığını, olaydan önce anneannesini ziyaret için Turgutlu’ya gittiklerini, dayısı H.’nin kendisine ablası gibi olmaması için nasihatta bulunduğunu, olay günüde D. ile birlikte odasına girdiklerini, D.’ın "kapıyı kapat, konuşalım" dediğini, bunu duyan babasının kapıyı kapatmasını engellediğini ve D.'a "neden kapıyı kapatıyorsun, gizliniz saklınız mı var" dediğini,  D.'ın da babasına el hareketiyle "çık ya sanane" dediğini, babasının odadan çıkacak gibi olduğunu, sonra dönüp D.'a "kızım niye böyle yapıyorsun" dediğini, D.’ın "sen baba mısın, bu eve gelmek de mi suç" diyerek sinirli bir şekilde yine el-kol hareketleri yaparak çıkıştığını, sonra odadaki bilgisayarın klavyesini havaya kaldırarak babasına "kahpe karı doğurduğu" dediğini, babasının ise "terbiyesiz, sen nasıl konuşuyorsun" deyince elindeki bilgisayar monitörünü sinirle duvara çarptığını, babasının D.'ı sakinleştirmek için ona sıkıca sarıldığını, ama D.’ın kendini yere attığını, diz çöküp başını iki elinin arasına aldığını, bu esnada babasının ceketinin cebinden çıkardığı silahın kabzasıyla D.'ın ensesine iki kez vurduğunu, D.’ın "vur be vur şerefsiz" diye karşılık verdiğini, babasının silahı D.'ın kafasına bir kez ateşlediğini, bu olaydan önce ablası ile birlikte bir defasında evden ayrılıp dışarıda kaldıklarını söylemiş,
Tanıklar S. G.(maktulenin teyzesi), E. T. (maktulenin anneannesi) ve D.T. (maktulenin dayısı) aşamalarda özetle; olaydan iki önce anneanne E. T.ın rahatsızlığı nedeniyle bir araya geldiklerini, D.’ın içine düştüğü durumun konuşulduğunu, D.’e ablasının durumuna düşmemesi için nasihat edildiğini, ancak kesinlikle sanıklar H. ve H.’nin, Z.’i kızını öldürmesi için azmettirmediklerini ifade etmişler,
Maktulenin annesi sanık S. aşamalarda özetle; olay tarihinden iki ay öncesine kadar Turgutlu’da yaşadıklarını, kızı D.’ın 15 yaşında nikahsız olarak N. isimli kişi ile yaşamaya başladığını ve iki çocuğunun olduğunu, N. cezaevine girince kızının çocukları ile birlikte yanlarına geldiğini, ancak daha sonra sık sık evden kaçmaya başladığını, birilerinin tuzağına düşüp kötü yola düştüğünü, kızını kurtarmak için Turgutlu’dan taşındıklarını, sonrasında kızlarının da yanlarına geldiğini, ancak tekrar evden kaçıp Turgutlu’ya gittiğini, birilerinin sürekli olarak kendilerini tehdit ettiğini, bir defasında babasının kızı D.’ı karakoldan alıp getirirken kızının babasına saldırıp tekme ve yumruk vurup hakaret ettiğini, olaydan önce annesi ve kardeşlerinin evinde annesini ziyaret için bulunurken kızı D.’ın durumunu konuştuklarını, çaresiz durumda bulunan eşi Z.’in ağlayarak "ben ne yapacağım bu kızıma" dediğini, kardeşleri H.ve H.’nin kızını öldürmesi için Z.’i azmettirmediklerini, diğer kızı D.’e nasihatta bulunduklarını, kimsenin elinde silah olmadığını, sonra köye döndüklerini, olay günü kızı D.’ın köydeki eve geldiğini, odada bulundukları sırada D.’ın babasına "sen benim babam değilsin, ben tekrar gideceğim" dediğini, eşinin ise "kızım gidip ne yapıcan, tedavi mi istiyorsun tedavi ettireyim, canımı mı istiyorsun canımı vereyim" dediğini, sonrasında bir el silah sesi duyduğunu, eşinde olay gününe kadar silah görmediğini, karıncayı dahi incitmeyen eşinin cinayeti nasıl işlediğini anlayamadığını, kızının içine düştüğü duruma çok üzüldüğünü, psikolojisinin bozulduğunu ve çok çaresiz olduğunu, olay günü masanın üzerinde gördüğü boş şarjörü alıp cebine koyduğunu, olaydan sonra annesi ve kardeşlerinin kaldığı eve gittiğini, cebinde unuttuğu şarjörü burada H.’nin kaldığı evdeki çekyatın altına koyduğunu dile getirmiş,
Sanık Z. aşamalarda özetle; kızını içine düştüğü durumdan kurtarmak için çok uğraştığını, hatta tedavi ettirdiğini, ancak kızının bir türlü kötü alışkanlıklarını bırakmadığını, bir defasında karakolda kendisine saldırıp vurduğunu, olay günü de bilgisayarın başına geçen kızının "sen bana ne karışıyorsun, ben istediğimi yaparım, babam değilsin, ben istersem yüz milyar para da getiririm, ben annem için geldim, senin için gelmedim" diyerek kendisini iteklediğini, bunun üzrine çok sinirlenip tahrike kapılarak bir el ateş ederek kızını vurduğunu, sanıklar H. ve H.’nin kendisini azmettirmediklerini, suçta kullandığı silahı İzmir’den yıllar önce satın alıp sakladığını, olay günü sanıklar H. ve H. ile yaptığı konuşmaların para konusuyla ilgili bulunduğunu, olaydan dolayı pişman olduğunu söylemiş,
Sanıklar H. ve H.tüm aşamalarda özetle; sanık Z.’i yeğenleri olan D.’ı öldürmesi konusun da azmettirmediklerini, kendisine silah vermediklerini, olaydan iki gün önce annelerinin rahatsızlığı nedeniyle bir araya geldiklerini, yeğenleri D.’ın durumuna üzüldükleri için D.’in de aynı duruma düşmemesi için kendisine nasihatta bulunduklarını belirtmişlerdir.
1-) Sanık Z.'in kasten öldürme eylemini töre saikiyle mi, yoksa haksız tahrik etkisiyle mi işlediğinin değerlendirilmesinde;
Töre saikiyle öldürme, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 82. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde kasten öldürme suçunun nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK’nda yer almayan ve 5237 sayılı Kanun ile somut bir norm olarak hukukumuza giren töre saikinin tanımı kanunlarımızda yapılmamış, bu kavramdan ne anlaşılması gerektiği, toplumsal yapıdaki dinamizm de göz önüne alınarak uygulama ve öğretiye bırakılmıştır.
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde saik; "sebep, güdü, götüren, sevk eden, faili suç işlemeye sevk eden his ve menfaat", töre; "bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, gelenek ve göreneklerin, ortak alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet ya da bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri, adap", namus; "bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet, doğruluk, dürüstlük", töre cinayeti ise; "bazı bölgelerde geleneksel anlayışa uymama sebebiyle genellikle genç kız veya kadınların ailesinin kararıyla yine aile bireylerinden birisi tarafından öldürülmesi, namus cinayeti" şeklinde tanımlanmıştır.
Namus kavramının; "toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık" şeklinde açıklanması karşısında, tanımların benzerliği göz önüne alındığında töre kavramının, namus kavramını da içeren bir üst kavram olduğu anlaşılmaktadır.
Bu tanımlardan, töre ve namusun birbirlerine kısmen benzer ve yakın olmakla birlikte, birbirlerinden ayırt edilmesi gereken farklı kavramlar olduğu görülmektedir.
Töre belli şartlarda namusu da içine alan bir üst kavram ise de, öncelikle namus ve töre cinayetlerinin aynı kapsamda olmadığı belirtilmelidir. Ait olunan toplulukta geçerli olan ve herkes tarafından kabul edilen töre gereğince namus cinayeti işlenmesi mümkün olup, bu halde kasten öldürme fiilinin töre saikiyle işlendiği kabul edilebilir. Bununla birlikte toplumda "namus cinayeti" olarak adlandırılan her kasten öldürme eyleminin töre saikiyle işlenmediği ve bu tür eylemlerin kişilerin kendi namus anlayışının bir sonucu olarak ve töre ile yakından uzaktan ilgisi olmayacak şekilde gerçekleştirildiği de gözden uzak tutulmamalıdır.
Töre saikiyle hareket ederek kasten öldürme suçunu işleyen fail, kendisine yüklenen görev bilinciyle hareket etmekte ve hukuk düzenince uygun görülmeyerek cezalandırılan bu davranışı nedeniyle ait olduğu toplulukta saygınlık ve itibar kazanmakta, hoş görülmekte ve korunmaktadır. Oysa töre saikinden bağımsız olarak kendi namus anlayışının sonucu olarak kasten öldürme fiilini gerçekleştiren fail açısından aynı durum söz konusu olmamaktadır.
Nitekim öğretide de töre saikiyle işlenen namus cinayetlerine ilişkin olarak; "Töresel olmayan ama yaygın rastlanan bazı haller konusunda bir açıklık getirmemiş olmakla birlikte; Kanun, feodal toplumun, feodal toplum kalıntısı toplumların töresel bir davranışı olan namus kurtarmak saikiyle insan öldürmeyi suçu ağırlatan neden sayması övülecek, yerinde bir davranış olmuştur. Töre saikiyle öldürmenin kabul edilebilmesi ve cezanın artırılabilmesi için, bizce, öldürme fiili, namus kurtarmak adına, aile meclisinin kararı olarak, kirlendiği düşünülen kadın veya kızın yahut birlikte kirletenin öldürülmesi biçiminde gerçekleşmiş olmalıdır" (Zeki Hafıoğulları – Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, s. 54), "Töre saikiyle öldürme aynı zamanda ‘namus kurtarma’ düşüncesine dayandığı ve kadına yönelik işlendiğinden bu fiiller namus cinayeti olarak adlandırılmaktadır. Kanımızca buradaki töre saikinin namus saikini de içine alacak şekilde anlaşılması gerekir. Böyle olunca sadece bir törenin gereği olarak değil, böyle bir töre olmasa da namusunu kurtarma saikinin varlığı hükmün uygulanması için yeterli olacaktır" (Veli Özer Özbek, Yeni Türk Ceza Kanununun Anlamı, c. 2, s. 243), "Namus cinayetleriyle kastedilen medeni durumlarından bağımsız olarak kadınların aile namusunu ve şerefini kurtarmak adına, geniş anlamda ve çekirdek aileyle sınırlandırılamayacak bir ailenin üyeleri tarafından öldürülmeleridir" (Ece Göztepe, Namus Cinayetlerinin Hukuki Boyutu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, sayı 59, s. 29, 2005) şeklinde açıklamalar yapılmaktadır.
TCK’nun "Suçta ve cezada kanunilik ilkesi" başlıklı 2. maddesinin üçüncü fıkrasında; "kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz, suç ve ceza içeren hükümler kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz" hükmü getirilmiş, madde gerekçesinde de; "Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Yeni tarihli ceza kanunlarında da kıyas yasağına ilişkin olarak açık hükümlere yer verilmektedir. Örneğin yeni Fransız Ceza Kanununda bu husus ‘ceza kanunları dar yorumlanır’ biçiminde ifade edilmiştir. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu hükümle ceza hukukunda genişletici yorum tümüyle yasaklanmamakta, sadece bu yorum biçiminin kıyasa yol açacak şekilde uygulanmasının önüne geçilmek istenmektedir" denilmiştir.
5237 sayılı TCK’nun hazırlık çalışmaları sırasında ileri sürülen görüşler, öğretideki düşünceler ile kanuni düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun bilinçli olarak "töre saiki" kavramına yer verdiği ve "namus saiki" kavramını kullanmadığı, töre saiki ile işlenen namus cinayetlerinin de bu kapsamda mütalaa edilmesini arzu ettiği, buna karşın toplumda "namus cinayeti" olarak adlandırılan her kasten öldürme fiilini töre saikiyle kasten öldürme içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin bir iradesinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Kanun koyucunun öngörmediği bir şekilde namus saiki ile töre saiki kavramlarının özdeşleştirilmesi, anılan kanun maddesinin kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlanması anlamına gelir ki, buna 5237 sayılı TCK’nun 2/3. maddesi uyarınca kanuni imkan bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi için haksız tahrik kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir.
Haksız tahrik, 5237 sayılı TCK’nun 29. maddesinde; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir, diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir" şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenmiştir.
Haksız tahrik, failin haksız bir fiilin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesini ifade eder ki, bu durumda fail suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir.
Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil olmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç bu ruhi durumun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.
5237 sayılı Kanunda, 765 sayılı TCK’nda yer alan ağır tahrik-hafif tahrik ayırımına son verilmiş ve tahriki oluşturan fiilin, somut olayın özelliklerine göre hakim tarafından değerlendirilmesi yapılıp, sanığın iradesine olan etkisi göz önüne alınarak maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda indirim yapılması şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Maktule D.'ın babası olan sanık Z., annesi ve kız kardeşi ile birlikte Turgutlu ilçesinde yaşadığının, olaydan dört sene önce ondört yaşlarında iken ailesinin izni olmaksızın N. isimli kişi ile kaçarak birlikte yaşamaya başlayan maktulenin bu kişiden iki çocuğunun dünyaya geldiğinin, bir süre birlikte yaşadığı N. isimli kişinin cezaevine girmesi üzerine maktulenin tekrar ailesinin yanına gelerek onlarla birlikte yaşamaya başladığının, ancak bir süre sonra evden kaçarak sokaklarda yaşamaya başladığının, sanık Z.'in çocuklarını bırakarak evden kaçıp uygunsuz bir hayat yaşamaya başlayan kızı maktule D.'ı yaşadığı uygunsuz çevreden kurtarmak ve tedavi ettirmek amacıyla Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine yatırdığının, maktulenin burada bir süre tedavi gördüğünün, hastaneden çıktıktan sonra tekrar ailesinin yanına dönen maktulenin bir süre sonra tekrar evden kaçarak dışarıda uygunsuz bir hayat yaşamaya devam ettiğinin, bu şekilde bir kaç kez evden kaçan maktulenin bir defasında yaşı onbeşden küçük olan kız kardeşi D.'i de yanında götürdüğünün, sanık Z.'in kolluğa başvurması sonucu maktule ve kızkardeşi D.'in bulunarak ailesine teslim edildiklerinin, maktulenin bir defasında kendisini almak için karakola gelen babası sanık Z.'e vurup hakaret ettiğinin, kızı maktuleyi yaşadığı uygunsuz çevreden uzaklaştırmak isteyen sanık Z.'in kızı ve ailesi ile birlikte Turgutlu ilçesinden Beydağı ilçesi …… köyüne taşındığının, bir süre ailesi ile birlikte …..köyünde yaşayan D.'ın evden kaçarak tekrar Turgutlu ilçesine gelerek sokaklarda yaşamaya başladığının, bir süre bu şekilde yaşayan D.'ın olay günü sabahında babası sanık Z.'i telefonla arayarak eve dönmek istediğini söyleyip kendisini ilçe merkezinden almasını istediğinin, eve gelmek üzere ilçe merkezinde buluşan sanık Z. ile D.'ın bir süre alışveriş yaptıktan sonra öğlen saatlerinde …..köyündeki eve geldiklerinin, evde bulundukları sırada önceki olaylarında etkisi ile sanık Z. ile maktule arasında tartışma yaşandığının, tartışma sırasında maktulenin sanık Z.'e hakaret edip onu iteklediğinin, bunun üzerine sanık Z.'in üzerinde bulunan tabanca ile bir el ateş ederek kızı olan D.'ın ölümüne neden olduğunun anlaşılması karşısında; kızını yaşadığı kötü hayat şartlarından kızını kurtarmak amacıyla uzun süre mücadele edip, bu amaçla kızını hastanede tedavi ettiren, hatta yaşadığı yerleşim yerini dahi değiştirmesine rağmen sonuç alamayan sanığın öldürme eylemini, yaşadığı kötü hayat şartlarından kızını kurtarmak için bir baba olarak uzun süre mücadele etmesine rağmen, bu mücadelesine karşılık vermeyen maktulenin karakolda kendisine vurup hakaret etmesi ile son olarak olayın hemen öncesinde yaşanan tartışma sırasında yine kendisine hakaret etmesinin verdiği hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında işlediği sabit olup, nitekim sanığın olaydan hemen sonraki pişmanlığı, eylemi töre saiki ile öldürmede aranan görev bilinciyle değil de, bir anlık hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında işlediğini göstermektedir. Kaldı ki dosya içeriğine göre, eylemin töre saikiyle gerçekleştirildiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmamaktadır.
Tanık D. Cumhuriyet savcılığındaki ilk ifadesinde, dayıları olan sanıklar H. ve H.'in babasına ablası olan D.'ı öldürerek namusunu temizlemesi için baskı yaptıklarını, hatta babasının suçta kullandığı silahı sanık H.'nin vermiş olabileceğini düşündüğünü belirtmiş ise de, öncelikle tanık D.'in mahkemede dahil olmak üzere sonraki anlatımlarında savcılıktaki  ilk anlatımının doğru olmadığını belirtmiş olması, tanığın ilk ifadesindeki anlatımlarının diğer tanıkların anlatımları ve sanıkların savunmaları ile doğrulanmamış bulunması karşısında, sanık Z.'in öldürme eylemini töre saiki ile gerçekleştirdiğinin kabulü mümkün değildir.
Bu nedenle, yerel mahkemece, sanık Z.'in kasten öldürme eylemini haksız tahrik etkisi altında işlediği gözetilmeden, delillere ve dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle töre saiki ile gerçekleştirdiğinin kabulü ile hüküm kurulması ve Özel Dairece de bu hükmün onanmasına karar verilmesi isabetsizdir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının birinci neden yönüyle kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; "sanık Z.in kasten öldürme eylemini töre saiki ile gerçekleştirdiğinden bahisle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
2-) Sanıklar H. ve H.'in sanık Z.'i töre saikiyle kasten öldürme suçuna azmettirip azmettirmediklerinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlığın değerlendirilmesine  gelince;
5237 sayılı TCK’nun azmettirme başlıklı 38. maddesi;
"(1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.
(2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme halinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi halinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.
(3) Azmettirenin belli olmaması halinde, kim olduğunun ortaya çıkarılmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmişbeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hallerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir" şeklinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK, 765 sayılı Kanunda öngörülen "asli iştirak-fer'i iştirak" ayrımını terk ederek, yeni sistemde birer sorumluluk statüsü olarak öngörülen iştirak şekillerini, fiilin işlenişi üzerinde kurulan hâkimiyet ölçü olarak alınmak suretiyle, faillik (37. md), azmettirme (38. md) ve yardım etme (39. md) olarak belirlemiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda benimsenen yeni suç teorisine göre azmettiren "fail" değil "şerik" konumundadır. Azmettirme, belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanmasıdır. Eğer kişi daha önce suçu işlemeye karar vermiş ise, bu takdirde azmettirme olmayacak, artık manevi yardım olabilecektir. Azmettirenin kasten hareket etmesi gerekmekte olup bu kastın, failde belli bir suçu işleme hususunda karar oluşturmayı, suçun bu kişi tarafından işlenmesi hususunu ve azmettirilen suçun kanuni tanımındaki unsurlarını kapsaması zorunludur. Ancak eylemin yer ve zamanının veya eylemin işleniş tarzına ilişkin ayrıntıların belirlenmesine gerek yoktur.
Latince "in dubio pro reo" olarak ifade edilen ve masumiyet (suçsuzluk) karinesinin bir uzantısı olan "şüpheden sanık yararlanır ilkesi" ceza muhakemesi hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun şüpheye yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir şüphe ve başka türlü bir oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Öncelikle, birinci uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesi sonucunda sanık Z.'in kasten öldürme eylemini töre saikiyle değil de, haksız tahrik etkisi altında gerçekleştirdiği sonucuna ulaşılmış olması karşısında, sanıklar H. ve H.'in sanık Z.'i töre saikiyle kasten öldürme suçuna azmettirdiklerinin kabulü mümkün değildir.
Diğer taraftan, sanıklar H. ve H.'in sanık Z.'i kasten öldürme suçuna her ne şekilde olursa olsun azmettirdiklerine ilişkin olarak dosya içerisinde her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmamaktadır. Tanık D. Cumhuriyet savcılığındaki ilk ifadesinde, dayıları olan sanıklar ile anneannesi E.'in Turgutlu ilçesinde bulunan evinde olaydan bir gün önce bir araya geldiklerini, dayıları olan sanıklar H. ve H.'in babası Z.'e ablası D.'ı öldürerek namusunu temizlemesi için baskı yaptıklarını, hatta babasının suçta kullandığı silahı sanık H.'nin vermiş olabileceğini düşündüğünü belirtmiş ise de, tanık D.'in mahkemede dahil olmak üzere sonraki anlatımlarında savcılıktaki  ilk anlatımının doğru olmadığını belirtmiş olması, tanığın ilk ifadesindeki anlatımlarının, olaydan bir gün önce hasta olan anneanne E.'i ziyaret için bir araya gelindiğini, burada maktüle D.'ın içinde bulunduğu kötü durumunun ve çözümünün konuşularak, tanık D.'e bu duruma düşmemesi için nasihat edildiğini doğrulayan diğer tanıkların anlatımları ve sanıkların savunmaları ile doğrulanmamış bulunması karşısında, tanık D.'in sonradan geri aldığı ve dosya içeriği itibariyle de doğrulanamayan ilk anlatımlarına dayanılarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
Bu nedenle, yerel mahkemece, sanıklar H.ve H.'in sanık Z.i töre saikiyle kasten öldürme eylemine azmettirdiklerinin kabulü ile sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurulması ve Özel Dairece de bu hükmün onanmasına karar verilmesi isabetsizdir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının ikinci neden yönüyle de kabulüne karar verilmelidir.
İtirazın kabulü yönünde oy kullanan Genel Kurul Üyesi O.K.; sanıklar H. ve Hüseyin'in eyleminin öldürme suçuna azmettirme olmayıp, teşvik etmek suretiyle yardım etme olarak kabulü gerektiği yönünde görüş bildirmiş,
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi ise; "sanıklar H. ve H.'in sanık Z.'i töre saikiyle kasten öldürme suçuna azmettirdiklerinden bahisle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki neden yönüyle de kabulüne, Özel Daire onama kararının töre saikiyle kasten öldürme suçu yönünden kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün töre saikiyle kasten öldürme suçu yönüyle sanık Z. hakkında, sanığın kasten öldürme eylemini haksız tahrik altında gerçekleştirdiği gözetilmeden, töre saikiyle işlediğinin kabulü ile hüküm kurulması, sanıklar H.ve H. hakkında ise, sanıkların kasten öldürme suçuna azmettirmeden beraatları yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki neden yönüyle de KABULÜNE,
2-Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 30.01.2013 gün ve 3490-665 sayılı onama kararının töre saikiyle kasten öldürme suçu yönüyle KALDIRILMASINA,
3- Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesinin 15.03.2011 gün ve 172-78 sayılı kararının  töre saikiyle kasten öldürme suçu yönüyle,
a) Sanık Z. hakkında, sanığın kasten öldürme eylemini haksız tahrik altında gerçekleştirdiği gözetilmeden, töre saikiyle işlediğinin kabulü ile hüküm kurulması,
b) Sanıklar H. ve H. hakkında ise, sanıkların kasten öldürme suçuna azmettirmeden beraatları yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi,
İsabetsizliklerinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.11.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2022/7644, K. 2022/8566Kaynağı aç
1. Ceza Dairesi         2022/7644 E.  ,  2022/8566 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Azmettiren sıfatıyla nitelikli kasten öldürme
HÜKÜM :Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/01/2022 tarih, 2021/313 esas ve 2022/10 sayılı kararı ile; sanık hakkında maktule yönelik azmettiren sıfatıyla nitelikli kasten öldürme suçundan TCK’nin 38/1, 82/1-d, 53. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına dair karar.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Mahalli mahkemece bozma üzerine verilen hükmün sanık müdafii ile katılan … Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyizi üzerine dosyanın yapılan temyiz incelemesinde;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …'nin (…) maktul …'na yönelik eyleminin sübutu kabul kılınmış, savunması değerlendirilip inandırıcı gerekçeler ile reddedilmiş, incelenen dosyaya göre bozma üzerine verilen hükümde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, katılan … Hizmetler Bakanlığı vekilinin suç niteliğine yönelen, sanık müdafiinin bir nedene dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddiyle,
1) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22/09/2022 tarih ve 2022/42 esas, 2022/574
sayılı ilamı uyarınca TCK’nin 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca ister fiilden, isterse failin ya da mağdurun şahsından ya da özelliklerinden kaynaklanmış olsun, eylemin nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturup oluşturmadığının faile göre belirlenmesinin gerektiği, şeriklerin suçla irtibatlarının failin şahsına ve işlediği fiile bağlılık arz ettiği halde, hakkında verilen mahkumiyet hükmü kesinleşen fail …'in maktule yönelik kasten öldürme suçundan TCK'nin 81/1. maddesi uyarınca cezalandırılması karşısında; sanık …'nin (…) "azmettiren sıfatıyla kasten öldürme" suçundan TCK'nin 38/1, 81/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine, bağlılık kuralına yanlış anlam verilmek ve suç niteliğinde yanılgıya düşmek suretiyle, azmettiren sıfatıyla nitelikli kasten öldürme suçundan aynı Kanunun 38/1, 82/1-d maddeleri uyarınca yazılı biçimde hüküm kurulması,
2) Kendisini vekil ile temsil ettiren katılan … Hizmetler Bakanlığı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafii ile katılan … Hizmetler Bakanlığı vekilinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, re'sen de temyize tabi olan hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun'un 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak BOZULMASINA, 03/11/2022 gününde üyeler … ile …'ın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY:
Tüm dosya kapsamına göre sanık …'in eşi olan maktül ile tartışmaları nedeniyle arkadaşı olan sanık …'e maktulü öldürmesini söylemek suretiyle suça azmettiren olarak iştirak ettiğinin kabul edilerek bağlılık kuralı gözetilerek TCK'nin 38. maddesi yollaması ile TCK'nin 81. maddesi uyarıca cezalandırılması gerektiği gerekçesi ile kararın bozulmasına dair Dairemiz sayın çoğunluğunun kararına katılmıyoruz.
Suça azmettirenin ceza sorumluluğuna ilişkin yasal düzenlemeye bakıldığında 5237 sayılı TCK'na göre suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, şeriklik; azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir.
S/3
5237 sayılı TCK'nin 38/1 maddesine göre "Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır."
5237 sayılı TCK'nin 40. maddesine göre;
"Suça iştirak için, kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçlarda işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur." düzenlemesi yer almaktadır.
Ancak TCK'nin 38 ve 40. maddelerinin azmettirenin sorumluluğunu tam olarak karşılamadığı, özellikle suça konu olayda olduğu şekilde suçun nitelikli halleri ve şahsa bağlı cezayı attırıcı nedenler konusunda bir açıklığa sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Cezayı artıran şahsi sebeplere ilişkin 765 sayılı TCK'nin 66. maddesi ile cezayı arttıran fiili sebepleri düzenleyen765 sayılı TCK'nin 66. maddesinin 5237 sayılı TCK'na alınmadığı 5237 sayılı TCK'nin 40 maddesinin her iki maddeye ilişkin olarak kısmi bir düzenlemeye sahip olduğu, sorunun çözümünün genel hükümlere göre uygulamaya bırakıldığı anlaşılmaktadır. TCK'nin 38. maddesinde azmettirenin işlenen suçun cezası ile cezalandırılacağının öngörülmesine karşın işlenen suçun kime göre belirleneceğinin açıklanmadığı bu kapsamda azmettirenin şerik olarak failin işlediği suça iştirak ettiği ileri sürülebilir ise de azmettirenin azmettirdiği suç ile failin işlediği suçun farklı olması durumunda azmettirenin TCK'nin 38 ve 40. maddeleri uyarıca işlenen suçun cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi gerekeceği ancak gerek Dairemizin gerekse Ceza Genel Kurulunun yerleşik uygulamasına göre azmettirenin sorumluluğunun iştirak ve suç kastına ilişkin genel hükümler çerçevesinde belirlendiği görülmektedir. Bu kapsamda Yargıtay kararlarında azmettirenin silahla kasten yaralama suçuna azmettirdiği halde failin sınırı aşarak kasten öldürme suçunu işlemesi durumunda azmettirenin TCK'nin 87/4. maddesi kapsamında kastı aşan öldürme suçundan sorumlu tutulması, azmettirenin hırsızlık suçunu azmettirdiği halde neticeyi bilme ve isteme iradesine göre failin işlediği nitelikli yağma suçundan sorumlu tutulması gibi azmettirenin sorumluluğunun işlenen suça ve faile göre değil azmettirenin kastına göre belirlendiği bir çok uygulamanın söz konusu olduğu aşikardır.
5237 sayılı TCK'nin 21/1 maddesine göre "Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir."
Kasten öldürme suçunun manevi unsuru genel kasttır. TCK’nin 21/1. maddesine göre "kast suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir." öldürme kastı açısından önemli olan, ölüm neticesinin bilinmiş ve istenmiş olmasıdır. Olayda kastın olup olmadığını ve bunun ölüm neticesine yönelik olduğu mahkemece tespit edilecektir. Somut olayımıza baktığımızda sanık …'in ../..
S/4
maktul ile evli olduğu ancak eşi ile anlaşamadıkları bir süreden beri diğer sanık … ile birlikte yaşamaya başladığı olay günü maktul ile ortak oldukları evde bulundukları sırada …'in, … ile birlikteliği yüzünden tartışma çıktığı, …'in …'i arayarak maktulün kendisini darp ettiğini ve eve gelmesini istediği, …'in de av tüfeği alarak ikamete gittiği ve …'in …'i gizlice eve aldığı ve …'in fırsatını bulduğu anda maktulü öldürdüğü anlaşılmaktadır. Sanık …'in eşini öldürme kastı ile hareket ettiği sabittir. Bu kapsamda sanık … yönünden TCK'nin 82/1-d maddesindeki eşe karşı kasten öldürme suçunun tüm unsurları ile oluştuğu halde sayın çoğunluk tarafından bağlılık kuralı gerekçesi ile sanık …'in eylemine tabi olarak TCK'nin 81. maddesi ile cezalandırılması adalete ve hukuka uygun değildir. Somut olaya bakıldığında mahkemenin uygulamalarına göre sanık …'in kendisinin eşi olan maktule ateş ederek öldürmesi halinde TCK'nin 82/1-d, 29, 62. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği, somut olayda ise sanık …'in arkadaşı …'den bu işi yapmasını isteyerek eşi olan maktulü öldürmeye azmettirmesi nedeniyle TCK'nin 81, 29, 62. maddeleri gereğince 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verileceği, sanık …'in kendisi ateş etseydi 5 yıl daha fazla ceza alacağı halde, bağlılık kuralına yanlış anlam verilmesi nedeniyle suç işleme kararı olmayan arkadaşına azmettirmek suretiyle eşini öldürttüğü için 5 yıl daha az ceza almasına yol açan hukuka ve adalete aykırı bir uygulamanın söz konusu olacağı anlaşılmaktadır. Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere azmettirenin sorumluluğunun sadece TCK'nin 38 ve 40. maddeleri uyarınca işlenen suç veya faile göre belirlenmesinin hukuka ve adalete aykırı sonuçlar doğurduğu bu nedenle TCK'nin 38 ve 40. maddelerinin kast ve iştirake ilişkin genel hükümler ile birlikte değerlendirilmesinin zorunlu olduğu aksi halde somut olayda olduğu gibi sanık …'in eşini öldürme kastıyla hareket ettiği ve eşinin ölümü ile neticeye de ulaştığı halde suçun failinden dolayı daha az ceza alması gibi uygulamalara yol açacağı özellikle TCK'nin 82/1-d maddesinde üstsoy veya altsoydan birine, eş ve kardeşe karşı, TCK'nin 82/1-j maddesinde kan gütme saikiyle ve TCK'nin 82/1-k maddesinde töre saikiyle işlenen nitelikli kasten öldürme suçlarında asli faillerin daha az ceza almak amacıyla menfaat, akrabalık, hizmet ilişkisi vs sebeplerle 3. kişileri suça azmettirerek kast ettikleri neticeyi elde etme yöntemini benimseyebilecekleri, hukuk sisteminin kanuna karşı hile ve hakkın kötüye kullanılması koruması söz konusu olamayacağına göre bağlılık kuralını böyle bir sonuca neden olacak şekilde yorumlamak yasanın amacına aykırı olacaktır. Failin azmettirenin kastettiği suçtan farklı bir suç işlemesi(kasten yaralama suçuna azmettirilmesine karşı failin cinsel istismar suçunu işlemesi vb.) veya azmettirilen suç yanında başka suç işlemesi (kasten yaralama suçuna azmettirilmesine karşın failin mağduru darp ettikten sonra ani kasıtla parasını alarak yağma suçunu işlemesi vb.) veya azmettirenin kastının aşılması ( silahlı yaralamaya azmettirildiği halde failin mağduru öldürmesi vb.) gibi durumlarda sadece TCK'nin 38. ../..
S/5
ve 40. maddelerin lafzına göre bir uygulama yapılması halinde azmettirenin de işlenen suç veya faile bağlılık kuralınca cezalandırılmasına karar vermek gerekecektir. Ancak gerek Dairemiz gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanan kararlarında ceza adaletinin sağlanması için yukarıdaki olaylarda azmettirenin sorumluluğunun TCK'nin 38 ve 40. maddeleri ile kast ve iştirake ilişkin genel hükümlerin birlikte değerlendirilmesi ve karşılaştırılması suretiyle azmettirenin kastı veya kastının aşılması ve iştirak iradesinin kapsamına göre karara bağlandığı, işlenen suç veya faile bağlılığın esas alınmadığı ve failin azmettirenin kastettiği suçtan farklı bir suç işlemesi halinde azmettirenin sorumluluğu bulunmadığına, failin azmettirilen suç yanında başka suç işlemesi halinde azmettirenin sadece azmettirdiği suçtan sorumlu olduğuna, failin azmettirenin kastını aşması silahlı yaralamaya azmettirildiği halde failin mağduru öldürmesi halinde ise azmettirenin kastı aşan öldürme suçundan sorumlu olduğuna dair kararlar verildiği nazara alındığında ceza adaletinin sağlanması için azmettirenin kastı ile gerçekleşen neticenin farklı olması hallerinde azmettirenin sorumluluğunun kast ve iştirake ilişkin genel hükümlere göre belirlenebildiğine göre, sanık …'in eşini öldürmek için diğer sanığı azmettirdiği, eşinin öldürülmesi ile istenilen neticenin de gerçekleştiği olayda sanık …'in TCK'nin 21/1. maddesinin "Kast suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir." şeklindeki tanıma tamamen uygun olarak eşe karşı nitelikli kasten öldürme suçunu işlediğinden TCK'nin 82/1-d maddesi uyarınca cezalandırılmasına ilişkin kararın onanması gerektiği halde bağlılık kuralına yanlış anlam verilerek sanığın TCK'nin 81. maddesi uyarıca cezalandırılması için kararın bozulmasına dair çoğunluk görüşüne muhalefet ediyoruz.17.11.202

Üstsoy–altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılarak suça azmettirme hâlinde azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır; çocukların suça azmettirilmesinde bu artırım için üstsoy–altsoy ilişkisi aranmaz (TCK m. 38/2). Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/1-355 E., 2013/456 K. sayılı kararında, sonradan geri alınan ve dosya içeriğiyle doğrulanamayan tanık beyanına dayanılarak azmettirme mahkûmiyeti kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu belirtilmiştir.

Haksız Tahrik: Koşullar ve Ceza İndirimi

TCK m. 29/1 uyarınca haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kişiye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla, müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir; diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. Bu hükmün uygulanabilmesi için dört koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir: tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, failin işlediği suç bu ruhî durumun tepkisi olmalı ve haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sadır olmalıdır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 29Kaynağı aç
Madde 29- (1) Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya
şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası
yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde
verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
Hata

Haksız tahrik indirim oranı, mağdurdan sanığa yönelen haksız eylemlerin niteliği ve ulaştığı boyut dikkate alınarak belirlenir. Takdiri indirim ise her sanık bakımından ayrı ayrı ve gerekçeli olarak uygulanıp uygulanmama kararı verilebilir. Mağdurdan herhangi bir haksız söz veya davranış gelmediğinin saptandığı somut durumlarda haksız tahrik hükümleri uygulanmaz.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2025/7045, K. 2026/1649Kaynağı aç
1. Ceza Dairesi         2025/7045 E.  ,  2026/1649 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2025/1683 E., 2025/1461 K.
SUÇ : Kasten öldürmeye yardım etme
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması
Sanıklar hakkında bozma üzerine verilen hükümlerin; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık … müdafii Av. …'nun 24.02.2026 havale tarihli dilekçeleri ile duruşmalı inceleme taleplerinden vazgeçtikleri anlaşılmıştır.
Katılanlar … ve … vekili, katılanlar …, … ve … vekili ile sanık … müdafii Av. …'in duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 24.11.2023 tarihli ve 2023/1546 Esas, 2023/1953 Karar sayılı kararının Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, katılanlar …, … ve … vekili, katılanlar … ve … vekilleri, sanık … müdafileri ve sanık … müdafileri tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 27.03.2025 tarihli ve 2024/2238 Esas, 2025/2556 Karar sayılı kararı ile özetle; sanıklar … ve …'in, sanık …'in öldürme eylemine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 39/2-c maddesi kapsamında suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım eden olarak katıldıkları ve sanıkların ayrı ayrı 5237 sayılı Kanun'un 81/1, 39/2-c, 29/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde suç vasfında yanılgıya düşülerek kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmesi nedenleriyle oy çokluğuyla bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
2. Bozma üzerine verilen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 04.07.2025 tarihli ve 2025/1683 Esas, 2025/1461 Karar sayılı kararı ile;
a. Sanık … hakkında maktule karşı kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 81/1, 39/2-c maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 39/1, 29/1, 53/1. maddeleri uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b. Sanık … hakkında maktule karşı kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 81/1, 39/2-c maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 39/1, 29/1, 62/1, 53/1. maddeleri uyarınca 7 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Katılanlar …, … ve … vekilinin temyiz sebepleri özetle; eksik incelemeye, delillerin değerlendirilmesinde hataya düşüldüğüne, sanıkların müşterek fail olarak maktule karşı kasten öldürme suçundan en üst hadden cezalandırılmaları gerektiğine, haklarında haksız tahrik ve takdiri indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna,
2. Katılanlar … ve … vekilinin temyiz sebepleri özetle; sanıkların kasten öldürme suçuna iştirakten 5237 sayılı Kanun'un 37/1, 82/1-b maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerektiğine, haklarında haksız tahrik ve takdiri indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna,
3. Katılan … vekilinin temyiz sebepleri özetle; sanıkların 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi uyarınca cezalandırılmaları gerektiğine, sanıklar hakkında haksız tahrik ve sanık … hakkında takdiri indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna,
4. Sanık … müdafilerinin temyiz sebepleri özetle; sanığın atılı suçu işlemediğine, iştirak etmediğine, mahkûmiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığına, atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerektiğine, sanığın eylemi ile maktulün ölümü arasında illiyet bağının bulunmadığına, suç vasfının taksirle ölüme neden olma suçu olarak belirlenmesi gerektiğine, aksi kanaatte temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi, haksız tahrik indiriminin alt sınırdan uygulanması ve takdiri indirim hükümlerinin uygulanmamasının hukuka aykırı olduğuna,
5. Sanık … müdafilerinin temyiz sebepleri özetle; sanığın mahkûmiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığına, atılı suça iştirak etmediğine, beraatine karar verilmesi gerektiğine, delillerin değerlendirilmesinde hataya düşüldüğüne,
İlişkindir.
III. GEREKÇE
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, eksik incelemenin bulunmadığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükümlere esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak suretiyle gerçekleştirildiğinin saptandığı, hükümlere esas alınan adli raporların yeterli olduğu, canavarca hisle öldürmenin, sırf öldürmüş olmak için öldürme, ölenin acı çekmesinden zevk duymak için öldürme, eziyet çektirerek öldürmenin ise öldürme kastının yanında işkence ya da eziyet çektirme kastını içeren, ölümü meydana getirme bakımından zorunlu olmayan ve ölüme takaddüm eder vahşice hareketler olarak tanımlanması karşısında sanıkların canavarca hisle ya da eziyet çektirerek öldürme amacıyla hareket ettiklerini kabule yeterli her türlü kuşkudan uzak yeterli kesin kanıt bulunmadığı, bozma ilamına uyularak sanıkların eylemlerine uyan suç vasfının kasten öldürme olarak doğru biçimde belirlendiği, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımlarının yasal bağlamda ve gerekçeleri gösterilerek teşdiden belirlendiği, dosya içeriğinden varlığı anlaşılan, maktulden sanıklara yönelen ve haksız tahrik oluşturan eylemlerin niteliği ve ulaştığı boyut dikkate alındığında belirlenen indirim oranının isabetli olduğu, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle sanık … hakkında uygulanmamasına, sanık … hakkında ise uygulanmasına karar verildiği anlaşıldığından, ileri sürülen temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 04.07.2025 tarihli ve 2025/1683 Esas, 2025/1461 Karar sayılı kararında katılanlar vekilleri ve sanıklar müdafileri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı
olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
Hükmolunan ceza miktarları ve tutuklulukta geçirilen süreler dikkate alınarak sanık … ve müdafileri ile sanık … müdafilerinin tahliye taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
05.03.2026 tarihinde karar verildi.

Haksız tahrik savunmasında sanığın beyanı; olayın en yakın görgü tanığının aksini istikrarlı biçimde beyan etmesi, sanığın olay sırasında ve sonrasında soğukkanlı davranması ile savunmalarındaki çelişkiler nedeniyle soyut bulunabilir ve tahrik savunması reddedilebilir. Öte yandan mağdurdan gelen hakaret, tehdit ve kasten yaralamaya teşebbüs eylemlerinin bir arada bulunduğu durumlarda haksız tahrik indiriminin uygulanması isabetli kabul edilebilir.

Silahlı iki grup arasında başlayan çatışmayı hangi tarafın ilk olarak başlattığının kesin olarak tespit edilemediği durumlarda, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği haksız tahrik uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı kabul edilebilir. Buna karşılık, silahlı biçimde husumetli tarafın bulunduğu yere gitmenin somut olayda ilk haksız hareketi oluşturduğunun tespit edildiği durumda meşru savunma ve haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilmiştir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2022/7514, K. 2024/3943Kaynağı aç
1. Ceza Dairesi         2022/7514 E.  ,  2024/3943 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/2786 E., 2022/498 K.
SUÇLAR : Kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs ve bu suça yardım, olası kastla yaralama
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi kararları, mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması
Katılan … vekilinin temyiz istemi yönünden; Katılan sanık … müdafiinin yüzüne tefhim olunan kararlara ilişkin kanunî süresi içerisinde verdiği 19.02.2022 tarihli süre tutum dilekçesinde sanık sıfatı ile katılan …'ü kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünü temyiz ettiği, 10.03.2022 tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinde ise katılan sıfatı ile
diğer sanıklar …, …, … ve … hakkındaki hükümleri de temyiz ettiği, katılan sıfatıyla yaptığı temyiz isteminin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 291/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinden sonra yapıldığı tespit edilmiştir.
Sanık … müdafiinin ve sanık … müdafiinin temyiz istemleri yönünden; İlk Derece Mahkemesince hükmolunan cezaların tür ve miktarları ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararları ve bu suça yönelik sanık … müdafiinin ve sanık … müdafiinin temyizlerinin niteliği dikkate alındığında, 5271 sayılı Kanun'un 286/2-a maddesi uyarınca hükümlerin temyizlerinin mümkün olmadığı belirlenmiştir.
Katılan … … vekilinin temyiz istemi yönünden;
İlk Derece Mahkemesince sanık … hakkında verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun'un 286/2. maddesi gereği kesin nitelikte olduğu ve temyizinin mümkün olmadığı anlaşılmış ise de katılan … … vekilinin suç vasfına yönelik aleyhe temyiz isteminde bulunması nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.03.2009 tarihli ve 2009/2-43 Esas, 2009/56 Karar sayılı kararı uyarınca hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Kanun'un 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle ve temyiz incelemesi aleyhe temyiz edilen suç vasfı ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Sanık … müdafiinin, sanık … … müdafiinin ve sanık … müdafiilerinin temyiz istemleri yönünden; İlk Derece Mahkemesince sanıklar hakkında verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Kanun'un 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık … müdafiinin, sanık … … müdafiinin ve sanık … müdafiilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Sinop Ağır Ceza Mahkemesinin 26.03.2021 tarihli ve 2020/142 Esas, 2021/85 Karar sayılı kararı ile;
a) Sanık … hakkında katılan … …'ı olası kastla yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 86/2, 86/3-e, 21/2, 53, 58. maddeleri uyarınca 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluklarına,
b) Sanık … hakkında katılan …'ü kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 81/1, 35/2, 29, 53, 58. maddeleri uyarınca 5 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluklarına,
c) Sanık … hakkında katılan …'ı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi delaletiyle 81/1, 35/2, 62, 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 11 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
d) Sanık … hakkında katılan …'ı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi delaletiyle 81/1, 35/2, 62, 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 11 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
e) Sanık … hakkında maktul …'ı kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi delaletiyle 81/1, 62, 53. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
f) Sanık … hakkında maktul …'ı kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi delaletiyle 81/1, 62, 53. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
2. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.02.2022 tarihli ve 2021/2786 Esas, 2022/498 Karar sayılı kararları ile sanıklar …, … ve … hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan sanık … müdafiinin, katılan sanık … müdafiilerinin, katılan sanık … müdafiinin, Cumhuriyet savcısının(sanık … hakkında katılan …'ye yönelik hükme karşı aleyhe) istinaf başvuruları üzerine, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde;
a) Sanık … hakkında katılan …'yı olası kastla yaralama, sanıklar … ve … hakkında maktul …'ı kasten öldürme ile katılan …'ı kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan hükümlere yönelik istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine,
b) Sanık … hakkında katılan …'ü kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükmün 5271 sayılı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca kaldırılması ile; sanık … hakkında katılan …'ü kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 81/1, 35/2, 29, 53, 58. maddeleri uyarınca 8 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Katılan sanık … müdafiinin temyiz sebepleri özetle; sanık …'in kasten öldürmeye teşebbüs suçundan haksız tahrik indirimi uygulanmaksızın cezalandırılması gerektiğine, sanık …'nin suça iştirakı bulunmadığından beraatine aksi kanaat halinde meşru savunma hükümlerinin uygulanması gerektiğine, somut deliller göz önüne alınmadan yanlış değerlendirme ve varsayımlara dayalı olarak sanık … hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğuna, sanığın en fazla 5237 sayılı Kanun'un 170/1-c maddesindeki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan cezalandırılmasına, haksız tahrik ve diğer lehe hükümlerin uygulanmasına, cezanın alt hadden belirlenmesine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
2. Sanık … müdafiinin temyiz sebepleri özetle; savunma hakkının kısıtlandığına, eksik inceleme ve değerlendirme ile mahkûmiyet hükmü kurulduğuna, suç vasfında hataya düşüldüğüne, meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinin tartışılmadığına, haksız tahrik indiriminin yetersiz olduğuna, takdirî indirim hükmünün uygulanması gerektiğine ilişkindir.
3. Sanık … müdafiinin temyiz sebepleri özetle; sanığın öldürme kastının bulunmadığına, yaralama ve olası kastla öldürmeden sorumlu tutulması gerektiğine, eksik inceleme ve değerlendirme ile mahkûmiyet hükmü kurulduğuna, sanık lehine meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinin uygulanması, aksi kanaatin hasıl olması durumunda da haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
1. Katılan sanık …'in … Düğün Salonu isimli iş yerini işletmekte olduğu, maktul …'ın katılan sanık …'in imam nikahlı eşi olduğu, katılan sanıklar … ve … ile inceleme dışı sanıklar … …, … ve … ile tanıklar H.T.T., D.A.Ö.'nün arkadaş oldukları, inceleme dışı sanık …'nin tanık H.T.T.'nin akrabası olduğu ve … Düğün Salonunun ön kısmında bulunan açık alandaki otopark işletmeciliğini yaptığı, inceleme dışı sanık …'in … Düğün Salonunun hemen karşısında bulunan Kumpir King isimli işyerini işlettiği ve katılan sanıklar … ve …'nin arkadaşı olduğu,
Sanık … ile katılan sanık … arasında da olay öncesine dayalı söz konusu … Düğün Salonu'nun işletilmesinden kaynaklanan anlaşmazlık nedeniyle husumet bulunduğu,
Katılan sanıklar … ve …'nin kalabalık arkadaş grubu ile olay öncesinde 01.09.2019 tarihinde gecenin ilerleyen saatinde katıldıkları düğün töreninden çıkarak alkollü bir şekilde Uzunoğlu Çorba isimli iş yerine çorba içmek için gittikleri, kalabalık olmaları nedeniyle yer olmaması üzerine masada yalnız oturan katılan sanık …'in yanına giderek, katılan sanık … ve arkadaşlarından bir kısmının bu masaya oturdukları, alkollü olmaları nedeniyle katılan sanık … ile aralarında çıkan tartışmada, katılan sanık …'i basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaraladıkları, ayrıca bu kavgada, kavgaya karışan katılan sanık …'ın arkadaşlarının da yaralandığı, bu şekilde katılan sanıklar … ve sanık … arasında husumet oluştuğu, bu olaya dair Sinop CBS'nin 2019/3574 esas sayılı dosyası üzerinden soruşturma yürütülmekte olduğu,
Olay günü katılan sanık …'ın katılan sanık …, inceleme dışı sanıklar …, … ve … ile tanıklar D.A.Ö. ve T.T. ile mobil plaj isimli yerde oturup alkol aldıkları, yine aynı gün katılan sanık …'in inceleme dışı sanık … ile görüşüp alkol aldığı ve katılan sanık … hakkında konuştukları, ardından katılan sanık …'in sanık …'dan, katılan sanık … ile kendisini görüştürmesini istemesi üzerine sanık …'ın tanık D.A.Ö'yü telefon ile aradığı ve akabinde bulundukları yer olan mobil plaj isimli yere gittiği, sanık …'ın katılan sanık …'a katılan sanık … ile görüştüğünü ve katılan sanık …'in kendisini araştırdığını belirtmesi üzerine katılan sanık …'ın sinirlendiği ve öncesinde kavga sebebiyle oluşan husumet nedeniyle katılan sanık …'in yanına gitmek istediği, sanık …'nin katılan sanık …'in işletmeciliğini yaptığı düğün salonu işletmesi konusunda olay öncesinden süregelen aralarındaki anlaşmazlık sebebiyle katılan sanıklar … ve … arasındaki husumeti de fırsat bilerek katılan sanık …'a hitaben "…'in silahsız olmadığını, boş gitmemeleri gerektiğini" belirterek "…'in infazını patlatın" şeklinde sözler söylediği, akabinde sanık …'ın yanında getirmiş olduğu emanete kayıtlı tabancayı katılan sanık …'ye verdiği, katılan sanık …'ın, sanıklar …, … ve katılan sanık … ile birlikte sanık …'nin ikametine gittikleri, sanıklar … ve …'ın araçta bekledikleri, sanık … ile katılan sanıklar … ve …'nin ikamete çıktıkları, burada sanık …'nin katılan sanık …'ye olayda kullanılan tüfeği teslim ettiği, katılan sanık …'nin de bu tüfeği katılan sanık …'a verdiği, sanıklar …, … ve katılan sanık …'ın, katılan sanık …'nin kullanmış olduğu araç ile birlikte katılan sanık …'in işletmeciliğini yaptığı düğün salonunun bulunduğu yere geldikleri sırada sanık …'nin işletmeciliğini yaptığı otoparka girmeden, katılan sanık …'ın sanıklar … ile …'a araçtan inmelerini söylediği, katılan sanıklar … ile …'nin araçta kaldıkları ve katılan sanık …'nin aracı inceleme dışı sanık …'in iş yerine çok yakın bir vaziyette park ettiği, akabinde katılan sanıklar Barış ve …'nin birlikte sanık …'in iş yeri olan kumpirciye gittikleri, katılan sanıklar … ile Barış'ın yanlarında getirmiş oldukları silahlar ile araçtan inerek sanık …'in iş yerinde bulunan masalardan birine oturdukları, katılan sanık …'nin arkası düğün salonuna doğru dönük şekilde oturduğu, karşısında ise katılan sanık …'ın yüzü düğün salonuna doğru olacak şekilde oturduğu,
Katılan sanık …'in düğün salonundan çıkıp sanık …'ın babası ile vedalaştıktan sonra sanık … ile kısa bir süre görüşüp katılan sanık …'ın oturduğu yöne doğru bakarak katılan sanık …'ı görmesi üzerine tüfek almak amacı ile düğün salonunun içerisine girdiği, bu esnada katılan sanık …'in imam nikahlı eşi olan maktul …'ın katılan sanık …'in silah almasını engellemek amacı ile işyerinde bulunan tanık M.T.'ye ''Mesut …'i tut'' şeklinde seslendiği, bu sırada katılan sanık …'in düğün salonundan tüfek ile çıkacağını gören tanık M.T.'nin, katılan sanık …'i engellediği ve maktul … ile birlikte katılan sanık …'i düğün salonunun dışına çıkmasını engellemek için düğün salonunun dış kapısını kilitledikleri ancak katılan sanık …'in düğün salonunun penceresinden tüfek ile dışarı çıktığı, katılan sanıklar … ve …'ın içerisinde bulundukları kumpirciye doğru elinde tüfek ile ilerlediği sırada maktul …'ın da katılan sanık …'in arkasından geldiği ve katılan sanık …'i engellemeye çalıştığı, katılan sanık …'in maktul …'ı sol eliyle itekleyerek kendisinden uzaklaştırmaya çalıştığı, katılan sanık …'in silah ile düğün salonundan çıktığını gören tanık K.B.'nin ise "kaçın" diyerek sanık …'i uyardığı ve sanık …'in kumpircide bulunan yakın çevresi ile kumpirciden uzaklaştığı, bu sırada katılan sanık …'ın
daha önceden yanında getirip tezgahın kenarına yasladığı tüfeği alarak katılan sanık …'e doğrulttuğu ve tarafların birbirlerine ateş etmeye başladığı ancak taraf ve tanık beyanlarının birbirinden farklı olması nedeniyle ilk atışın kim tarafından yapıldığının kesin olarak belirlenemediği, yine bu esnada sanık …'nin de yanında getirmiş olduğu tabanca ile katılan sanık … ve maktul …'ı hedef alarak iki el ateş ettiği, ayrıca olayda kimler tarafından kullanıldığı belirlenemeyen iki adet tüfeğin de çatışmaya dahil olarak katılan sanık … ile maktul ve 12 D sinema yönüne doğru ateşlendiği,
Katılan sanıklar … ve … ile katılan sanık … ve maktul … arasında yaklaşık 7-8 metre kadar mesafe olduğu ve karşılıklı çatışma sonucunda katılan sanık …'in hemen arkasında ve etrafında hareket halinde bulunan maktul …'ın başına aldığı isabetle yere yığıldığı ve katılan sanık …'in de sağ omzundan saçma taneleri ile basit tıbbi müdahale ile ile giderilemeyecek şekilde yaralandığı, katılan sanık …'ın da karnından isabet alıp basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, hayati tehlike geçirecek ve duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olacak şekilde yaralandığı, katılan sanık …'nin parmağını sıyıran saçma ile basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı, yine 12 D Sinema aracı önünde ve içerisinde bulunan inceleme dışı katılanlar Fahri Cumhur ve Şebnem Su ile inceleme dışı mağdurlar … ve Feyza'nın çeşitli yerlerinden yaralandıkları, katılan sanıkların isabet alıp yaralanmaları ve maktulün yere yaralı vaziyette düşmesi üzerine çatışmanın sona erdiği, çatışma sonrasında katılan sanık …'ın yaralandığını gören katılan sanık …'nin kendi kullanmış olduğu silahı kumpircinin mutfak tezgahına atarak katılan sanık …'a pansuman yaptığı, hemen sonrasında olay yerine sağlık ekipleri ile kolluk kuvvetlerinin intikal ettiği,
Maktul …'ın baş bölgesine isabet eden çok sayıda av tüfeği saçma yaralanmaları nedeniyle kafatası kırıkları, beyin dokusu harabiyeti nedeniyle gelişen beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiği, maktule yönelik yapılan bu atışların uzak atış mesafesinden olduğu, katılan sanık …'ın tişörtündeki atış artıklarının da uzak atış olduğu, olay yerinden temin edilen 2 adet patlamış yeşil fişek kartuşlarının katılan sanık …'in kullandığı tüfekten atıldıkları, bir adet patlamamış yeşil fişeğin de katılan sanık …'in atış yapmadan düşürdüğü, anılan fişeklerin saçma çaplarının 1,5-2 mm olduğu, katılan sanık …'ın kullandığı tüfekten bir adet patlamış zuber marka fişek kartuşunun ele geçtiği, saçma çapının 3,5-4 mm olduğu, yine olay yerinde bulunan 2 adet zuber marka fişek kartuşunun ele geçmeyen farklı bir tüfekten atıldığı, yine olay yerinde bulunan 1 adet zuber marka fişek kartuşunun da ele geçmeyen farklı bir tüfekten atıldığı, bu ele geçmeyen iki farklı tüfekten atılan toplam 3 adet zuber marka fişeklerin saçma çaplarının 3,5-4 mm olduğu, katılan sanık … tarafından ateşlenen zuber marka fişek ile diğer üç zuber marka fişeğin saçma ebatlarının aynı olduğu, katılan sanık … tarafından ateşlenen 7,65 çaplı iki adet boş kovanın ele geçtiği, bir adet de deforme mermi çekirdeğinin ele geçtiği, tabancada atış yapılmamış dolu fişeklerin de bulunduğunun belirlendiği,
Maktul …'dan otopsi sırasında temin edilen saçma taneleri ile olayda yaralanan katılanlar Fahri ve Şebnem'den ele geçen saçma tanelerinin 3,5-4 mm olduğu, katılan sanık …'ın yarasından çıkan saçma tanelerinin ise 1,5-2 mm olduğunun tespit edildiği,
Bu çerçevede katılan sanık …'in öldürme sonucuna elverişli tüfek ile etkili mesafeden yine ölüm sonucunu doğurabilecek saçma taneleri ile katılan sanık …'ı hedef alarak birden fazla kez ateş etmesi, katılan sanık …'ın ölümcül bölgeden isabet alarak yaralanması, aralarındaki önceye dair husumet bir arada değerlendirildiğinde katılan sanık …'in katılan sanık …'a yönelik eyleminin kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu ancak katılan sanık …'in bu eylemini
hem önceki darp olayı hem de olay günü silahlı bir şekilde iş yerinin karşısındaki başka bir iş yerine gelerek oturmuş olmaları nedeniyle karşı taraftan kaynaklanan haksız tahrik altında eylemini gerçekleştirdiği, katılan sanıklar … ve …'nin silahlı bir şekilde kendi iş yerinin karşısındaki başka iş yerine gelmiş olmalarının, bu durumu gören katılan sanık …'in koşarak içeriye geçip tüfek alarak dışarıya çıkmasını meşru hale getirmeyeceği, bu sebeple de meşru savunmanın koşullarının oluşmadığı,
Katılan sanık …'in katılan sanık …'ı hedef alarak birden fazla defa ateş etmesi sonucu katılan sanık …'nin de parmağındaki saçma sıyrığı ile yaralanması olayında, katılan sanık …'in aşamalarda alınan beyanında atış yaptığı sırada katılan sanık …'yi hedef almadığını ifade etmesi, dosya kapsamına göre çatışma esnasında katılan sanık …'nin içerisinde bulunduğu iş yerine ait mutfak tezgahını kendisine siper etmesi ve katılan sanık … tarafından görülerek ateş edildiğinin sabit olmaması, katılan sanıklar … ve …'nin çatışma sırasında bulundukları konumlarına dair anlatımları uyarınca katılan sanık …'nin katılan sanık …'a yönelik yapılan atış hattında bulunmadığı, bu sebeple de sektiği değerlendirilen saçma tanesi ile katılan sanık …'nin yaralandığı, bu nedenle de atış hattında yer almasa da seken saçmalarla başkalarının da zarar görebileceğini öngören katılan sanık …'in sebep olduğu sonuçtan olası kastla sorumlu olduğu,
Katılan sanıklar … ve …'nin olay öncesinde sanıklar … ve …'dan temin ettikleri silahlar ile olay yerine geldikleri, katılan sanık … ile çatışmaya girdikleri, bu sırada maktul …'ın hemen katılan sanık …'in arkasında ve etrafında olduğu bu hususun tanık beyanları, yine maktulün düştüğü yerdeki kan izleri ve yapılan keşif uyarınca alınan bilirkişi raporundan da sabit olduğu, böylece aralarındaki mesafe, katılan sanık …'ın kullandığı suç aletinin tüfek olması, saçmaların atış sırasında dağılımı nazara alındığında katılan sanık …'e yapılan atış sonucu maktul …'ın isabet almasının mutlak ve kaçınılmaz olduğu, katılan sanıklar … ve …'nin buna rağmen atış yaparak maktul …'ın ölümüne, katılan sanık …'in ise yaralanmasına sebebiyet verdikleri olayda, her ne kadar maktul …'ın ölümüne, katılan sanık …'in ise yaralanmasına sebebiyet veren saçmalar katılan sanık …'ın tüfeğinden çıkan saçma taneleri ile uyumlu olup tabanca kurşununun isabet etmediği anlaşılmış ise de katılan sanıklar … ve …'ın olay esnasında silahlarını aynı hedefe doğru ateşlemiş olmaları, olay mahalline geliş sebepleri, katılan sanıklar … ile … arasında husumet oluşu, aralarındaki fikir ve eylem birliği nazara alınarak iştirak iradesi gösteren faillerin suçun ortak sorumlusu oldukları ve böylece katılan sanıklar … ve …'nin olay üzerinde birlikte hakimiyet oluşturan eylemlerinin maktul … yönünden kasten öldürme, katılan sanık …'e yönelik eylem yönünden ise kasten öldürmeye teşebbüs suçlarını oluşturduğu, her ne kadar katılan sanıklar … ve … meşru savunma içerisinde hareket ettiklerini ve haksız tahrik hükümlerinden faydalanmaları gerektiğini beyan etmiş iseler de ilk haksız hareketin katılan sanık …'in iş yerinin karşısına silahlı ve birden fazla kişi ile gelmeleri ve olaydan iki gün önce de katılan sanık …'i darp etmiş olmaları sebebiyle kendilerinden kaynaklandığı, bu nedenle katılan sanıklar … ve … hakkında meşru savunma ve haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması gerektiği anlaşılmıştır.
2. Sanık … Hakkında Katılan … …'ı Olası Kastla Yaralama Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Suç vasfı ile sınırlı olarak yapılan incelemede;
Sanığın katılanı doğrudan hedef almadığı ve katılan … ile diğer katılan …'ın konumları dikkate
alındığında suç vasfının olası kastla yaralama olarak kabulünde isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, katılan … … vekilinin aleyhe suç vasfına yönelik temyiz sebebinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. Sanıklar … ve … Hakkında Maktul …'ı Kasten Öldürme ile Katılan …'ı Kasten Öldürmeye Teşebbüs, Sanık … Hakkında Katılan …'ü Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, hükme esas alınan adlî raporların yeterli olduğu, adil yargılanma ve savunma hakkının ihlalinin söz konusu olmadığı, dava dosyası tekemmül ettirilerek karar verildiği, eksik incelemenin bulunmadığı, maktul … ve katılan …'e yönelik eylemlerin sanıklar … ve … tarafından öldürme kastı ile fikir ve eylem birliği içerisinde hareket edip fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmak suretiyle gerçekleştirildiğinin saptandığı, eylemlere uyan suç vasıflarının doğru belirlendiği, katılan …'a yönelik eylemin sanık … tarafından öldürme kastı ile gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç vasfının doğru belirlendiği, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımlarının yasal bağlamda ve gerekçeleri gösterilerek belirlendiği, katılan …'e yönelik eylemden sanıklar … ve … hakkında kurulan hükümler ile katılan …'a yönelik eylemden sanık … hakkında kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun'un 61. maddesindeki ölçütler ve aynı Kanun'un 3. maddesinde düzenlenen cezada orantılılık ilkesi göz önüne alınarak belirlenen temel ceza miktarlarında isabetsizlik bulunmadığı, olayda meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılması koşullarının bulunmadığı, ilk haksız hareketin katılan sanıklar … ve …'den geldiği ve maktulden de katılan sanıklara yönelen haksız tahrik oluşturan söz veya eylem bulunmadığından katılan sanıklar … ve … hakkında maktul ve katılan …'e yönelik eylemlerinden kurulan hükümlerde haksız tahrik hükümlerinin uygulanmamasının isabetli olduğu, dosya içeriğinden varlığı anlaşılan, katılan sanık …'dan katılan sanık …'e yönelen haksız tahrikin niteliği ile ulaştığı boyut dikkate alındığında sanık … hakkında hükmedilen indirim oranının isabetli olduğu, takdirî indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle sanık … hakkında uygulanmamasına karar verildiği, sanıklar … ve … hakkında takdirî indirim hükümlerinin uygulandığı, uygulanabilecek başkaca lehe hüküm bulunmadığı anlaşıldığından, ileri sürülen temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
IV. KARAR
1. Sanıklar …, …, … ve … Hakkında Kurulan Hükümlere Yönelik Katılan … Vekilinin, Sanık … Müdafiinin Ve Sanık … Müdafiinin Temyiz İstemleri Yönünden;
Katılan sanık … müdafiinin yüzüne tefhim olunan kararlara ilişkin kanunî süresi içerisinde verdiği 19.02.2022 tarihli süre tutum dilekçesinde sanık sıfatı ile katılan …'ü kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünü temyiz ettiği, 10.03.2022 tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinde ise katılan sıfatı ile diğer sanıklar …, …, … ve
… hakkındaki hükümleri de temyiz ettiği, katılan sıfatıyla yaptığı temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 291/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinden sonra yapıldığı,
İlk Derece Mahkemesince sanıklar … ve … hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçuna yardım suçundan hükmolunan cezaların tür ve miktarları ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararları ve bu suça yönelik temyizlerin niteliği dikkate alındığında 5271 sayılı Kanun’un 286/2-a maddesinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı,
Anlaşılmakla, katılan … vekilinin, sanık … müdafiinin ve sanık … müdafiinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
2. Sanık … Hakkında Katılan … …'ı Olası Kastla Yaralama İle Katılan …'ü Kasten Öldürmeye Teşebbüs, Sanıklar … ve … Hakkında Maktul …'ı Kasten Öldürme ile Katılan …'ı Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe başlığı altında (2) ve (3) numaralı paragraflarda açıklanan nedenlerle Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.02.2022 tarihli ve 2021/2786 Esas, 2022/498 Karar Karar sayılı kararlarında katılan sanık … … müdafii, sanık … müdafii, sanık … müdafiileri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
Hükmolunan ceza miktarları ve tutuklulukta geçen süreler göz önüne alındığında, sanık … müdafiinin, sanık … … müdafiinin tahliye taleplerinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Sinop Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
28.05.2024 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Bilindiği gibi; ceza yargılaması, failin suçu işlediği yönünde hakkında kamu davası açılmasını gerektirir nitelikte şüphe bulunup bulunmadığının tespit edildiği soruşturma evresi ile başlar ve kamu davası açılmasını gerektirir yeterlilikte herhangi bir delil elde edilememesi ya da en azından kuşku bulunamaması halinde kovuşturmaya yer olmadığına, dava açılmasını gerektirir yeterlilikte bir şüphe veya delil bulunması halinde ise iddianame tanzim olunarak açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde kanunda belirtilen hükümlerden birinin verilmesi ve hükmün kesinleşmesi ile sona erer. Kovuşturma evresi sonucunda mahkemece değerlendirilen deliller, suçun var olduğu ve yargılamaya konu olan fiilin sanık tarafından işlendiği hususunda yeterli vicdani kanaat oluşturuyorsa mahkûmiyet hükmü kurulacak, aksi durumda sanığın beraatıne karar verilecektir.
Amacı her somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit bulunan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan ve Latince; "in dubio pro reo" olarak da ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü bir ceza davasında sanığın cezalandırılmasına karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık lehine değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi durumunda da geçerlidir. Sanığın üzerine atılı bulunan suçlardan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye yer vermeyecek kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaatlere değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanılarak sanığın mahkûmiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir.
Bu ilkeler ışığında dosyanın incelenmesinde;
12/01/2021 tarihli bilirkişi raporunda"…'ın kafasından çıkan saçmalar vc çevredeki yaralıların üzerinden tespit edilen saçmalar, …'ın kullandığı tüfek ve elde olmayan diğer iki tüfekten atılan fişek ve saçmalarla uyumlu olduğu, …'ın vücudundan çıkan saçmalarında …' in kullandığı fişek ve saçmalarla uyumlu olduğu, Uzmanlık Raporları ve dosya içeriğinden anlaşıldığının, …'ın keşif esnasında beyan ettiği gibi bulunduğu yerden sola doğru (Camekanlı dolap Ön yüzü tarafı) ateş ettiğinde hem Görkemi hem de 12D sinema aracını tek atışta vurabileceği bu durumda Maktulün atış hattı dışında kalmasından dolayı isabet alma ihtimalinin düşük olduğu, ancak olay yeri fotoğraflarında …'ın kullandığı tüfeğin tezgahla dolap arasında durduğu ayrıca tezgahla dolap arasında yerlere saçılmış eşyaların bulunduğu …'a karşıdan gelen saçmaların dolap arkasındaki tabelaya dik bir şekilde isabet ettiğinin görüldüğü, bu durumda …'ın dolap ile Tezgah arasından ateş edip ve hedef olması ihtimalinin yüksek olduğu, ayrıca maktule ait olduğu Olay Yeri Raporu içeriğinden anlaşılan kan birikintisinin de bu atış hattı üzerinde olduğu Olay Yeri Fotoğraf
içeriğinden anlaşıldığı, (resim 34-35) …'ın sadece …'i hedef alarak atış yaptığı öngörüldüğünde atış mesafesine, saçmaların dağılma durumuna göre bulunduğu yerden (Tezgah ve dolap arası) tek atışla Maktulü ve …'i vurabileceği, ancak dağılan saçmaların I2d sinema aracının bulunduğu tarafa sirayet etme ihtimalinin düşük olacağı, bu durumda … ve …'in kullandığı tüfeklerden başka olay anında kullanıldığı dosya içeriğinden anlaşılan 2 adet tüfekten I2D sinemaya ve çevredeki yaralılara ateş edilmiş olabileceği, kim tarafından kullanıldığı belli olmayan ve ele geçirilemeyen bu tüfeklerin varlığı dosya içeriğindeki 2+1 adet av tüfeği kartuşundan, çevreye sirayet eden saçmalardan ve birden fazla hedefin vurulduğu, Kartuşların …'ın kullandığı tüfeğin yanında nizami bir şekilde durması fişeklerin asıl yerlerinden taşındığını gösterdiği, Olayın akış yönüne, maktulün vurulma mesafesine ve maktulün kafasından çıkan saçmalarda göz önünde bulundurulduğunda …'ı öldüren saçmaların bu tüfeklerden atılmış olabileceğinin de öngörüldüğü, Bu durumda hedef gözeterek birbirine ateş eden tarafların kullandıkları tüfeklerin ve fişeklerin birden fazla saçma atması ve çevrenin kalabalık olmasından dolayı birbirlerini hedef alsalar bile bu mesafeden çevredeki insan veya cisimlere isabet edeceği ve hayati organlara denk geldiğinde öldürücü olacağı, bu olayında böyle bir durum olduğunu buradaki asıl taraflann …, … ve 2 adet tüfeği kullanan faili meçhul kişiler olduğu, …' ın arada kalarak vurulduğunun, ancak …'ı Öldüren saçmaların hangi tüfekten atıldığının tam olarak tespiti yapılamadığının belirtildiği,
Ancak her ne kadar sanık …'nin de yanında getirmiş olduğu tabanca ile katılan sanık … ve maktul …'ı hedef alarak iki el ateş ettiği kabul edilerek sanık …'nın maktul …'a karşı kasten öldürme suçundan TCK'nın 37/1, 81/1 ve 62 nci maddeleri gereğince 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ise de;
Maktul …'ın yapılan ölü muayene ve otopsi işlemlerinde, baş ve boyun bölgesinde yapılan incelemede, her iki gözün rakun gözü olarak tabir edilen orbitanın yaygın ekimotik ve şiş olduğu, başın sol tarafında çok daha yaygın olmak üzere burun sırtı, alın ve üst kısmında saçlı deri içerisinde sol parietal ve temporal bölgede benzer özellikte 0.4 cm çapında toplam 20-25 adet av tüfeği saçma tanesi giriş ve çıkış delikleri olduğu, burun sırtında bir adet saçma tanesi giriş ve çıkış deliği olduğu, ayrıca beyin dokusu olduğu değerlendirilen yumuşak doku parçalarının mevcut olduğunun gözlemlendiği, maktul hakkında tanzim edilen adli raporda 1.47 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, ayrıca saçma tanelerinin dağılımı sonucunda müteveffanın uzak atışa maruz kaldığının belirtildiği, 30.10.2019 tarihli uzmanlık raporunda yine uzak atış olduğunun tespit edildiği,
…'in alınan adli raporunda, sağ omuzda saçma izine bağlı yaralanmasının mevcut olduğu ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralandığının belirtildiği,
Yani sanık …'nin atışlarından ne … ne de maktul …'ın isabet almadıkları, dolayısıyla her ne kadar sanık … sanık … ile mağdur …'e yönelik yapmaya başladıkları atışlar sonucunda sanık …'nin savunmasında belirtiği üzere mağdur sanık …'e doğru atış yaptığı sırada maktul …'ı göremediğini beyan etmesi dışında kendisinin hangi pozisyonda atış yaptığı, bu atışları sırasında …'le kendisinin arasında maktul …'ın bulunup bulunmadığı hususunun şüpheli kaldığı, bu şüpheli durumun sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği gibi, yukarıda belirtilen bilirkişi raporunda da anlaşılacağı üzere maktulün hangi silahla vurulduğu da net bir şekilde belirlenemediği, (maktul …'ın sanık …'ın kullandığı av tüfeği veya kimler tarafından kullanıldığı tespit edilemeyen başkaca iki av tüfeğinden herhangi birisinin atışları sonucunda vurulduğu kanaatine varıldığı belirtilmektedir.)
Bu itibarla olayın başlangıcında sanık … ile sanık … arasında mağdur sanık …'e yönelik suç işleme hususunda iştirak iradesi bulunduğu halde hedef dışı olan maktul …'ta sanık … tarafından vurulmadığı gibi, kendisinin mağdur …'e yönelik atışları sırasında da arada bulunduğu ve hedefte olduğuda tespit edilemediği için sanık …'nin maktul …'a yönelik suç işleme iradesi ile hareket ettiği hususunda şüpheden uzak mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden sanık …'nin maktul …'ı öldürme suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerektiği görüşündeyim.

Meşru Savunma ve Sınırın Aşılması

TCK m. 25/1 uyarınca meşru savunma, kendisine veya başkasına ait korunmaya değer herhangi bir hakka yönelik, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırıyla orantılı biçimde defetmek zorunluluğuyla işlenen fiillerde ceza verilmesini engeller. Saldırının yalnızca nefse ya da ırza yönelik olması aranmaz. Meşru savunma hukuka aykırılığı ortadan kaldırır ve eylemi suç olmaktan çıkarır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 25Kaynağı aç
Madde 25- (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka
yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir
saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek
zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek
neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak
bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin
ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile
işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/1557, K. 2014/233Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2012/1557 E.  ,  2014/233 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : ANKARA 8. Ağır Ceza
Günü : 20.05.2008
Sayısı : 148-167
Maktul R.. A..’ı kasten öldürme suçundan yargılanan sanık E.. G.. hakkında, meşru savunma sınırının mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşıldığı kabul edilmek suretiyle, 5237 sayılı TCK'nun 27/2. maddesi uyarınca ceza tayinine yer olmadığına ilişkin, Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.05.2008 gün ve 148-167 sayılı hükmün katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.04.2012 gün ve 8943-2650 sayı ile;
"Oluşa ve dosya içeriğine göre; olay tarihinde gece saatlerinde okul bahçesinde alkol almakta olan maktul Recep ile arkadaşları Ömer ve Özge'nin içeceklerinin bitmesi nedeniyle alkol almaya gitmek için taksi çağırdıkları, sanık Erol'un, kullanmakta olduğu taksi ile maktul ve arkadaşlarını aldığı, maktulün arkadaşı Ömer'in, emekli bekçi olan sanığı tanıyarak taksimetreyi açmamasını istediği ve 10 TL karşılığında istedikleri yere götürüp getirmesi konusunda anlaştıkları, sanığın, gece saat 04.00 sıralarında maktul ve arkadaşlarını anlaştıkları üzere parkın yanında bırakmasına rağmen maktul ve arkadaşlarının kendisine eksik para vererek araçtan indikleri, olay yeri tespitine de uygun düşen ve o sırada parkta bulunan maktulün arkadaşı tanık Yasin'in beyanına göre; sanığın, bu duruma itiraz ederek araçtan inmesi üzerine Ömer'in, elinde bulunan içki poşeti ile sanığın alnına vurduğu, bunun üzerine sanığın, belinden tabancasını çıkarttığı, Ömer ve Recep'e tabancanın kabzası ile vurduğu, bir el havaya, bir el de yere ateş etmesine rağmen Özge'nin, 'amca bizi kuru sıkı tabanca ile mi korkutacaksın' dediği, bu sırada maktul Recep'in de, cebinden açılır kapanır sustalı bir bıçak çıkartarak, bıçağı sallayarak sanığın üzerine doğru yürümeye başladığı, sanığın 5-6 adım geri atarak yaklaşmamasını, yaklaşması durumunda ateş edeceğini 3-4 kez söylemesine rağmen maktulün, 'vur lan delikanlı isen' diye bağırarak taksicinin üzerine doğru yürüyüp bıçağı salladığı sırada sanığın, bir el ateşi sonucu maktulün göğüs bölgesinden aldığı isabetle öldüğü olayda;
Sanığın, kendisine yönelmiş ve gerçekleşmekte olan haksız bir saldırıyı, o anki hal koşullara göre, saldırıyla orantılı bir şekilde def etme zorunluluğunda bulunmasına rağmen, bu sınırı mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaşla aştığı anlaşıldığından, sanık hakkında TCK'nun 27/2. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, eylemin haksız tahrik altında kasten insan öldürme suçunu oluşturduğundan ve TCK'nun 27/2. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığından bahisle bozma öneren tebilğname düşüncesi benimsenmemiştir.
4) Temyiz kapsamına göre, sanık Erol hakkında maktul Recep'i kasten öldürme suçundan kurulan hükmün incelemesinde;
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunu meşru savunma sınırının korku, heyecan, telaş nedeniyle aşılması şartları içerisinde işlendiğinden bahisle, 5237 sayılı TCK'nun 27/2. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş olduğundan, katılanlar vekilinin bir sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak onanmasına" karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.05.2012 gün ve 169118 sayı ile;
"Özellikle tanıklar Özge Baran, K.. S.. ve Ö.. B.. ile temyize ve itiraza konu olmayan diğer suçtan aynı zamanda zarar gören sanık olan Ö.. Y..'un hemen olaydan sonraki ilk aşamadaki anlatımları, bunu doğrulayan tutanak, rapor, kroki ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, geceleyin saat 03.00-04.00 sıralarında, R.. A.., Ö.. Y.. ve Özge B…. bira da alarak sanığın kullandığı taksiye bindikleri, sanığın taksimetreyi açmak istemesi üzerine Ö.. Y..'un önceden tanıdığı ve emekli bekçi olduğunu bildiği sanığa taksimetreyi açmasına gerek olmadığı ve kendisine birşeyler atacakları yönündeki beyanından sonra 10 TL ücret ödemesi konusunda anlaştıkları, istenilen yere varıldığında Ö.. Y..'un 3 TL, ölenin de 4 TL verdiği, sanığın tepki gösterdiği, ölenin kalanı sonra vereceklerini söylediği, eksik ödeme nedeniyle çıkan tartışmada, sanığın belinden çıkardığı tabancanın kabzasıyla Ö.. Y..'un başına vurarak kanattığı, Ö.. Y..'un karşılık olarak elindeki bira şişesi içeren poşetle sanığa vurduğu, bu kez sanığın ciddiyetini göstermek amacıyla Ö.. Y..'a yönelik ve fakat havaya doğru ateş ettiği, tanık Özge B.sanığa yönelik kurusıkı tabancayla korkutmak mı istediği sorusunu yönelttiği, sanığın tabancanın kabzasıyla vurup Ö.. Y..'u başından yaralaması ve havaya da ateş etmesi üzerine, ölenin, yanında bulunan sustalı bıçağı çıkararak sanığa yöneldiği, aralarında 1,5-2 metre kadar mesafe varken sanığın ölenin göğüs bölgesini hedef alıp bir kez ateş ettiği, ölenin yaralanmasına rağmen, sanığın taksisine binerek olay yerinden uzaklaştığı, Ö.. Y..'un kaçan taksiye tahta fırlattığı, olay yerinde kalanların öleni başka taksiye bindirerek hastaneye götürdükleri, ancak ölenin kurtarılamadığı sabittir.
TCY'nın 25. maddesinde yasal savunma, 27. maddesinde ise sınırın aşılması hali düzenlenmiştir. Yasal savunmadan söz edebilmek için saldırı ve savunmaya ilişkin iki grup koşulun varlığı aranmaktadır. Saldırıya ilişkin koşullar; bir saldırının varlığı, bunun bir hakka yönelik olması, haksız olması ve saldırının savunma anında halen var olmasıdır. Savunmaya ilişkin koşullar ise; savunmanın zorunlu olması, saldırana karşı yapılması, saldırı ile orantılı olmasıdır. TCY'nın 25. maddesinin uygulanabilmesi için bu belirtilen koşulların var olması gerekir. TCY'nın 27/1. maddesinde, sınırın kast olmaksızın aşılması halinde cezada indirim öngörülmüş, 27/2. maddesinde ise, sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi halinde faile ceza verilmeyeceği belirtilmiştir.
Suça konu olayda, ilk haksız hareketin 10 TL'lik taksi bedelini 3 TL eksik ödeyen ölen ve yanındaki Ö.. Y..'dan kaynaklandığı açıktır. Ancak ilk fiili saldırıyı başlatan ve gerek Ö.. Y..'un kafasını kanatacak şekilde kabza ile vuran, gerekse havaya ateş eden sanıktır. Sanığın, Ö.. Y..'un kafasına kanatacak derecede vurması ve havaya ateş etmesi ile ilk fiili saldırıyı başlatması üzerine, ölen, yanındaki bıçakla sanığa doğru hamle yapmış, henüz aralarında 1,5-2 metrelik mesafe varken sanık tabancayla ölenin göğüs bölgesine doğru ateş etmiştir. İlk haksız hareketin ücretin tamamının ölen tarafça ödenmemesi nedeniyle ölen tarafından oluşturulduğu kabul edilse bile ilk fiili saldırıyı başlatan sanıktır. Dolayısıyla tahriklerden her birini ağırlığının ve dolayısıyla ölçü aşımı olup olmadığının değerlendirileceği konu haksız tahrik kurumudur. Tabancanın kabzasıyla Ö.. Y..'un kafasına vurup havaya da olsa ateş eden sanığa karşı olsa olsa ölenin savunmasından söz edilebilir. Zira tabanca gibi öldürmeye elverişli, etkili bir silah kullanılmıştır. Kaldı ki bıçakla hamle yapılmasının sanıkta ne tür bir sonuca ulaşacağı da kuşkuludur. Silahla ateş edilmesi zorunlu değildir. Saldırı ile savunma orantılı değildir. Bu nedenlerle olayda yasal savunmanın varlığından söz edilemez.
Olayda yasal savunmanın koşulları bulunmadığına göre, yasal savunmanın sınırlarının aşımından da söz edilemez. Kaldı ki, mahkemenin kabulüne göre de, henüz ciddi yara oluşturacak bir girişim oluşmamışken, sanığın doğrudan göğüs bölgesini hedef alıp ateş etmesinin makul görülebilecek bir heyecean veya korku ile açıklanması olanaksızdır. Sanığın ölenin ayak bölgesine, eline ateş etmesi olanağı vardır. Ölen karşısında ayaktadır. Sanıkta bir korkunun veya paniğin oluşması makul değildir. Sanık ateş etmeden de aracına binip gitme olanağı varken bunu yapmamış, hatta göğsünden vurduğu öleni, olay yerinde kendi haline terketmiştir. Bu haliyle mahkemenin kabulüne göre de, olayda TCY'nin 27/2. maddesinin koşullarının uygulanma olanağı yoktur.
Olay, ölen ve arkadaşlarının 10 TL lik taksi ücretinin tamamını ödememelerinden kaynaklanan haksız tahrik altında kalınarak işlenen insan öldürme suçundan ibarettir. Bu nedenle tebliğname doğrultusunda yerel mahkeme kararının bozulması gerekirken Dairece onama kararı verilmesi yasaya aykırıdır" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 04.12.2012 gün ve 4362-9042 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
İnceleme, sanık Erol hakkında kasten öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmış olup, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık Erol hakkında 5237 sayılı TCK’nun 27/2. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
13.04.2008 günlü olay yeri inceleme raporunda; "olay yerinde yapılan incelemede 3 adet 7,65 mm. çapında kovan ile bir adet sarı-beyaz saplı bıçak ele geçirildiği, ticari taksi üzerinde yapılan incelemede ise aracın sağ ön kapı camının kırık olduğu, sağ ön tavan üstünde kurşun isabetinden kaynaklanan sekme izi bulunduğu, sağ ön paspas üzerinde bir adet ağaç parçası ile el freni önünde bir adet 7,65 mm. çapında mermi ele geçirildiği" bilgilerine yer verildiği,
Adli Tıp Kurumu Ankara Şube Müdürlüğünce sanık Erol hakkında düzenlenen 13.04.2008 günlü raporda; sanığın olay sırasında 0,36 promil alkollü olduğu, sol frontal üst bölgede 2×3 cm. çapında kırmızı ekimoz, boyun sağ tarafında ortalama 15 cm. uzunluğunda tırnak izine uyan tarzda sıyrık mevcut bulunduğu, yaralanmanın hayatını tehlikeye sokmadığı ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun belirtildiği,
İnceleme dışı olan sanık Ömer hakkında düzenlenen 13.04.2008 günlü raporda ise; sanığın olay sırasında 0,24 promil alkollü olduğu, ocsipital bölgede 2×1 cm. cildi raddi yara, frontal bölgede ve burun sırtında ekimotik sıyrıklar bulunduğu, yaralanmanın hayatını tehlikeye sokmadığı ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu açıklamalarının yer aldığı,
Ankara Kriminal Polis Laboratuarınca düzenlenen 17.04.2008 günlü ekspertiz raporunda; maktulün olay sırasında üzerinde bulunan montunun sağ göğüs bölgesinde bulunan delik etrafındaki atış artıklarının dağılım yoğunluğuna göre atışın yakın atış mesafesinden yapıldığının belirtildiği,
Sanığın olaydan birkaç saat sonra 05.30'da olayın meydana geldiği yere gelerek burada bulunan kolluk görevlilerine suçta kullandığı silahı vererek teslim olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Tanık K.. S.. aşamalarda özetle; olay günü arkadaşları Özkan, Hasan ve Yasin ile gece saat 03.00-03.30 sıralarında Peyami Safa Parkı'nda oturduklarını, parkın yanından geçen yolda bir taksinin durduğunu fark ettiğini, oturdukları yer ile aracın durduğu yer arasında duvar olduğunu, gelen seslerden Ömer ve Recep’in sesini tanıdığını, anladığı kadarıyla Recep’in “tamam dayı sonra veririz”, taksi şoförünün de “olmaz hep böyle yapıyorsunuz” dediğini duyduğunu, bu arada karşılıklı olarak ağza alınmayacak şekilde birbirlerine küfürler ettiklerini, sesin geldiği tarafa gittiğinde taksi şoförünün Recep ve Ömer’in kafasına silahın kabzesi ile vurduğunu gördüğünü, Recep'in o an biraz uzaklaştığını, Ömer’in içerisinde bira şişeleri bulunan torbayı taksiciye doğru salladığını, torbanın taksiciye isabet ettiğini, taksicinin o an Ömer’e doğru ateş etmesi üzerine Ömer'in yana kaçtığını, taksicinin Recep’in üstüne doğru gelmesi üzerine Recep'in elindeki bıçağı açtığını, taksicinin bunun üzerine Recep'e doğru da bir el ateş ettiğini, ateş ettiği sırada aralarında 2 metre mesafe bulunduğunu, Recep'in biraz uzaklaştıktan sonra yere düştüğünü, taksi şoförünün de aracına doğru yöneldiğini, bu arada Ömer'in olay yerinde bulunan inşaattan aldığı tahtayı taksicinin aracına doğru fırlatarak aracın camını kırdığını, taksi şoförünün Ömer’e doğru bir el daha ateş ederek olay yerinden uzaklaştığını belirtmiş,
Tanık Ö.. B.. aşamalarda özetle; olay günü gece saat 04.00 sıralarında oturdukları parkın üst köşesinde bulunan bekçi kulübesinin üstündeki yolda şahısların birbirlerine bağırdıklarını duyduğunu, yukarı doğru çıktığında bir ticari taksinin yanında yüzünü tam olarak göremediği ve teşhis edemeyeceği 50-60 yaşlarında yaşlı bir şahıs, 14-15 yaşlarında bir bayan ve mahalleden tanıdığı Ö.. Y.. ile R.. A.. isimli şahısların birbirleri ile tartıştıklarını gördüğünü, şahısların birbirlerini iteklediklerini, şahısları ayırmak için yanlarına gittiğinde Recep ve Ömer isimli mahalleden arkadaşlarının “sen karışma” diyerek kendisini yanlarından uzaklaştırdığını, bunun üzerine oradan ayrılarak arkadaşı K.. S..'ın yanına gittiğini, olay yerine doğru gelmekte olan arkadaşlarına Ömer ve Recep'in taksi şoförü ile tartıştıklarını söylediğini, tekrar şahıslara yaklaştıklarında Ömer'in içinde şişe olduğunu tahmin ettiği torba ile taksi şoförünün kafasına vurduğunu, bunun üzerine taksi şoförünün de belinden tabanca çıkarıp ağzına mermi vermeden Ömer ve Recep'in kafasına kabzesi ile vurduğunu, daha sonra Recep'in cebinden bıçak çıkarttığını, aralarında arbede olduğunu, Recep'in taksi şoförüne bıçak bulunan eli ile yumruk attığını ve bıçağın yere düştüğünü, taksi şoförünün Ömer'e doğru bir el ateş ettiğini, ancak isabet edip etmediğini görmediğini, daha sonra taksi şoförünün Recep'e doğru döndüğünü ve yine tartışmaya başladıklarını, “neden böyle yapıyorsunuz” diyerek bir el de Recep'e doğru ateş ettiğini ve "kuru sıkı zannetmiştiniz değil mi" dediğini, ikisinin arasındaki mesafenin yaklaşık 2 metre olduğunu, Recep'in ateş etme sırasında elinde bıçak olup olmadığını görmediğini ifade etmiş,
Olayın başlangıcıyla ilgili olarak diğer tanıklarla benzer anlatımlarda bulunan tanık Y.. K.. aşamalarda özetle; taksi şoförünün Ömer ve Recep isimli şahıslara tokat attığını, sonrasında tabancanın kabzesi ile şahısların kafasına vurduğunu, arkadaşı Hasan'ın taksi şoförüne “abi işine git” diyerek olayı ayırmaya çalıştığını, bu sırada Ömer'in elinde bulunan siyah poşetle taksi şoförünün kafasına vurduğunu, bunun üzerine taksi şoförünün bir el yere, bir el de havaya doğru ateş ettiğini, olay yerinde bulunan Özge isimli bayanın taksi şoförüne; “amca bizi kurusıkı tabanca ile mi korkutacaksın” diye bağırdığını, Ömer'in ise "yaralandım" diye bağırdığını, daha sonra Recep'in cebinden açılır kapanır sustalı bir bıçak çıkarıp taksicinin üzerine doğru sallayarak yürüdüğünü, taksi şoförünün geri geri yaklaşık olarak 5-6 adım attığını ve Recep'e yaklaşmamasını, yaklaşması halinde vuracağını 3-4 kez söylediğini, Recep'in ise “vur lan delikanlı isen” diye bağırarak taksicinin üzerine yürüdüğünü ve elindeki bıçağı sallamaya devam ettiğini, bunun üzerine taksi şoförünün tabanca ile bir el daha ateş ettiğini, Recep'in vuruldum diyerek geriye döndüğünü, taksi şoförünün aracına binerek olay yerinden uzaklaştığını söylemiş,
Tanık Özge Baran aşamalarda özetle; olay günü arkadaşları olan Ömer ve Recep ile birlikte lisenin bahçesinde oturup bira içtiklerini, biraları bitince bira almak için çevrede bulunan büfelere baktıklarını, ancak büfeler kapalı olduğu için Akdere Dereboyunda bulunan taksi durağından taksi çağırdıklarını, taksi gelince taksiye bindiklerini, Ömer'in taksiciye taksimetresini açmamasını söylediğini, taksicinin de kabul ederek taksimetreyi açmadığını, taksiciye Çamlık bölgesinde bulunan tekel büfesinden bira alacaklarını söylediklerini, burada açık büfe bulamayınca Cebeci semtine gittiklerini, burada bir büfeden Ömer ve Recep'in bira alıp geldiklerini, taksiyle Peyami Safa Sokağında bulunan parkın yanına geldiklerini, taksi içerisinde taksi şoförü ile herhangi bir konuşmaya şahit olmadığını, Ömer'in elinde bulunan bozuk paraları Recep'e uzatarak üzerini tamamlamasını ve taksiciye vermesini söylediğini, Recep'in de taksiciye parayı uzattığını, taksi şoförünün paranın 2-3 Lira eksik olduğunu söylemesi üzerine taksiciye “abi ben yarın taksi durağına paranı getiririm” dediğini, Ömer ve Recep'in de paranın üstünü sonra veririz dediklerini, ancak taksi şoförünün küfür etmeye başladığını, ikaz etmelerine rağmen küfür etmeye devam ettiğini, taksiden inince şoförün üzerlerine yürüdüğünü ve belinden tabanca çıkardığını, silahın kabzesi ile Ömer'in kafasına vurduğunu, Ömer'in kafasını tutarak yere doğru eğildiğini, taksi şoförünün daha sonra 1-2 el havaya ateş ettiğini, tabancanın kabzesi ile Recep'e de vurduğunu, Recep ile taksi şoförüne ateş etmemesini söyleyip elinden tabancayı almak istedikleri sırada şoförün iteklemesi sonucu yere düştüğünü, Recep ve taksi şoförü arasında itişmenin devam ettiğini, Recep'in şahsın yanından ayrıldığı sırada bir el daha tabanca patlama sesi duyduğunu, bu sırada Recep'in yere düştüğünü ve göğsünden kan geldiğini, aracına binen taksi şoförünün ise hızla olay yerinden uzaklaştığını, olay sırasında Recep ve Ömer'in elinde herhangi bir bıçak görmediğini dile getirmiş,
Hakkında yağma suçundan beraat kararı verilen ve inceleme dışı olan sanık Ö.. Y.. aşamalarda özetle; olay gecesi arkadaşları Özge ve Recep ile birlikte bir okulun bahçesinde bira içtiklerini, biraları bitince bira almak için taksi çağırdıklarını, gelen taksinin şoförünün önceden tanıdığı, bekçi dayı diye hitap ettiği kişi olduğunu ve zaman zaman mahalle veya oto gazcıda karşılaşıp muhabbet ettiklerini, taksi şoförüne bira almak için Çamlık'a gideceklerini söyleyip 10 Lira paralarının olduğunu, bu kadar vereceklerini ve taksimetreyi açmamasını istediklerini, taksicinin de kabul ettiğini, Çamlık'ta Recep ile birlikte büfeden bira aldıklarını, daha sonra olayın gerçekleşmiş olduğu Peyami Safa Mahallesinde bulunan Peyami Safa Parkına geldiklerini, cebinde bulunan 3 Lira bozuk parayı şoförün yanında bulunan koltuğun üzerine attığını, Recep’e paranın üzerini tamamlamasını söylediğini, onun da tamam dediğini, ön tarafta bulunan ve içerisinde biralar olan poşeti alarak Özge ile arabanın bagaj tarafına doğru geldiklerini, bu sırada Recep ile taksi şoförünün tartıştığını duyduğunu, Recep'in taksi şoförüne “dayı 3 Lira eksiğimiz kaldı, sonra tamamlarız ne olacak”, Özge'nin de “abi kalan parayı sonra veririz” dediklerini, ancak taksi şoförünün bir anda yanına gelerek belinden çıkarttığı tabanca ile ateş ettiğini, kafasında bir acı hissederek yakında bulunan inşaata kendini attığını, sonrasında taksi şoförünün silahını Recep’e doğrulttuğunu gördüğünü, o anda Recep ile taksi şoförü arasında 1,5-2 metre mesafe olduğunu, Recep'in panikleyerek eli ile taksi şoförünün silah tutan eline doğru alttan vurduğunu, bunun üzerine taksi şoförünün silah tutan elinin aşağıya indiğini, o anda bir el silah sesi duyduğunu, silah sesi duyduğu sırada taksi şoförünün silahı Recep’e doğru yöneltmiş olduğunu, inşaat içerisinde bulunan bir odun parçasını alarak taksiye doğru fırlattığını, taksi şoförünün aracına binerek olay yerinden kaçtığını, yol kenarında asfalt üzerinde hareketsiz bir şekilde yatmakta olan Recep’in yanına gittiğini, olay anında ve daha öncesinde Recep veya Özge'nin elinde bıçak görmediğini, kendisinin de hiçbir zaman bıçak taşımadığını, olay esnasında taksiciye karşı bıçakla veya bıçaksız şekilde bir tehditlerinin olmadığını, kendisinden zorla para talep etmediklerini, tartışmanın sebebinin taksi ücretinin tamamını ödeyememeleri olduğunu beyan etmiş,
Olayın gerçekleştiği Peyami Safa Parkına gelinceye kadarki aşamaları tanık Özge ve inceleme dışı olan sanık Ömer'in beyanlarına benzer şekilde anlatan sanık Erol aşamalarda özetle; Peyami Safa Parkının yanında aracı ile durduğunda arkada oturan Ömer'in araçtan indiğini ve aracın sağ ön kapısının yanına gelerek durduğunu, arkada oturan Özge'nin de araçtan indiğini, yanında oturmakta olan Recep'in ise elini sağ cebine atarak bir anda sustalıya benzer bir bıçak çıkarıp kendisine doğrultarak “cebindeki bütün paraları sökül” dediğini, Ömer'in taksiye bindikten sonra “dayı biz sana münasip bir şey atarız” diyerek taksi metreyi açtırmamasına rağmen, para vermeyip bir de zorla para istemeleri üzerine “sizin bana para vermeniz gerekirken benden para mı istiyorsunuz” dediğini ve kendini durmakta olan araçtan aşağıya attığını, Recep ve Ömer'in yanına gelerek üzerine çullandıklarını, Recep'in elindeki bıçağı kendisine doğru sallaması üzerine “gidin buradan başıma bela olmayın” şeklinde bağırarak araçtan 5-6 adım geriye doğru gittiğini, üstüne gelmeye devam etmeleri üzerine taşıma ruhsatlı silahını çekmek için elini beline attığını, bu sırada eline sarılan Ömer'den elini kurtararak kaçmalarını sağlamak amacı ile havaya doğru ateş ettiğini, Ömer'in büfeden aldıkları ve içerisinde bira şişeleri bulunan poşet ile kafasına vurması üzerine şahıslara “oğlum gidin buradan benim başıma bela olmayın, elimde silah var, sizden para da istemiyorum, bırakın yakamı gidin buradan” diye birkaç kez yüksek sesle bağırdığını, Ömer'in olay yerinden uzaklaşmasına rağmen Recep'in tabancayı tuttuğu eline sarıldığını ve elinde bulunan bıçakla saldırmaya devam ettiğini, park içerisinde bulunan ve tanımadığı 5-6 kişilik bir erkek grubun bulundukları yere doğru geldiğini gördüğünü, bu sırada elinde bulunan tabancanın isteği dışında olayın tesiriyle patladığını, bunun üzerine aracına binerek hemen olay yerinden uzaklaştığını, daha sonra tekrar olay yerine gelerek burada bulunan kolluk görevlilerine silahını vererek teslim olduğunu, emekli bekçi olduğunu ve maaşı yetmediği için geceleri taksi şoförlüğü yaptığını, daha önceleri duymuş ve yaşamış olduğu gasp ve cinayet olayları nedeniyle silahını yanında bulundurduğunu, şahısların taksi parasını vermeyip, kendisine saldırmaları üzerine isteği dışında olayın meydana geldiğini, Ömer isimli kişi her ne kadar kendisini tanıdığını söylemiş ise de şahısların hiç birisini tanımadığını, olaydan dolayı üzgün ve suçsuz olduğunu savunmuştur.
Meşru savunma, gerek 765 sayılı Kanunun 49/2. maddesinde, gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 25. maddesinde bir "hukuka uygunluk nedeni" olarak düzenlenmiştir. Meşru savunmanın şartlarına ilişkin olarak 765 ve 5237 sayılı Kanunlar arasındaki en önemli fark, "meşru savunma yoluyla korunan hakkın niteliğine" ilişkindir. Bunun dışındaki şartlar açısından her iki düzenleme ile yerleşik uygulamalar arasında ciddi bir fark bulunmamaktadır.
765 sayılı TCK'nun 49/2. maddesindeki düzenleme; "Gerek kendisinin, gerek başkasının nefsine veya ırzına vuku bulan haksız bir taarruzu filhal def’i zaruretinin bâis olduğu mecburiyetle işlenilen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde olup, anılan düzenleme ile meşru savunmanın, kişinin kendisinin veya başkasının sadece nefsine veya ırzına yönelik saldırılarda söz konusu olabileceği hüküm altına alınmıştır. Uygulamada en geniş yorumla maddenin "diğer kişilik haklarına yönelik saldırılarda" dahi uygulanabileceği kabul edilmiş ise de, mal varlığına yönelik saldırıları önlemek maksadıyla işlenen fiiller bu kapsamda değerlendirilmemiştir.
Buna karşılık, 5237 sayılı TCK'nun 25/1. maddesinde; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde daha geniş bir hükme yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru müdafaanın kabulü için saldırının "korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür.
Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 sayılı TCK’nun 49/2 ve 5237 sayılı TCK’nun 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkanının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir.
Sınırın aşılmasını 765 sayılı TCK’na göre oldukça farklı şekilde düzenleyen 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinde; "(1)Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
( 2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" denilmektedir. Kanun maddesi ve gerekçedeki anlatımın aksine öğretide kabul edilen görüşe göre, "Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması" ibaresini "Hukuka uygunluk hallerinde sınırın aşılması" olarak anlamak gerekir. (İ…….Ö……., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. bası, Ankara, 2013, s. 413-425; E….. Ş…….,Yeni TCK Yorumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2006, C.1, s.74-77; M……. K……, Yeni TCK’nda Hukuka Uygunluk Nedenleri, Ceza Hukuku Dergisi, S.1, Ekim 2006, s.111 vd.; S……… B….. Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2. bası, s.615 vd.; H…… M…….-A…… K……, TCK Genel Hükümleri, Ankara, 2008, C.1, s. 692 vd.) Nitekim 5271 sayılı CMK’nun hüküm çeşitlerini düzenleyen 223. maddesinin sistematiği de bu anlayışı desteklemektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda dört hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiş olup, bunlar; meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, "sınırın aşılması" bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp, TCK’nun 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde "beraat" kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nun 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek "ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilecektir.
TCK’nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3-Savunmaya ilişkin şartlardan "ölçülülük ya da orantılılık" şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, "heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru müdafaada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 05.10.2010 gün ve 175-182 ile 31.03.2009 gün ve 201-81 sayılı kararlarda da aynı hususlara vurgu yapılmıştır.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Olay günü gece saatlarinde maktul ve arkadaşları olan Özge ile Ömer'in birlikte bira içtikleri, biralarının bitmesi üzerine etrafta bira alabilecekleri açık bir dükkan bulunmaması nedeniyle açık bir dükkan bulmak amacıyla taksi çağırdıkları, ticari taksi şoförlüğü yapan sanığın aracı ile gelerek onları aracına aldığı, Ömer'in 10 Lira paralarının olduğunu ve ancak bu kadar para verebileceklerini söylediği, sanığın da taksimetreyi açmadan istedikleri yerlere götürdüğü, burada bira alan maktul ve arkadaşlarının sanıktan kendilerini Peyami Safa Parkına bırakmalarını istemesi üzerine sanığın istedikleri parka bıraktığı, taksiden inen maktul ve arkadaşlarının başlangıçta vermeyi kabul ettikleri 10 Liralık taksi ücretini eksik vermek istedikleri, sanığın bunu kabul etmemesi nedeniyle aralarında tartışma çıktığı, tartışmanın devamında sanık ile maktul ve arkadaşı Ömer arasında arbede yaşandığı, sanığın kendisini korumak amacıyla yanında taşıdığı ruhsatlı silahı ile havaya ve Ömer'e doğru ateş ettiği, maktulün üzerinde taşıdığı açılır kapanır bıçakla sanığa saldırması üzerine sanığın geri geri giderek üzerine gelmemesi için maktulü uyardığı, maktulün elindeki bıçakla sanığın üzerine doğru gitmeye devam etmesi sonucu sanığın bu kez maktule doğru yakın mesafeden bir el ateş ederek ölümüne neden olduğu sabittir.
Taksi ücretini eksik vermek isteyen maktul ve arkadaşlarının, bunu kabul etmeyen sanığın vücut bütünlüğüne yönelik olarak saldırıda bulunmaları karşısında, kendisini savunma hakkı doğan sanığın, Ömer'e karşı yaptığı gibi kendisine bıçakla saldıran maktule yönelik olarak da vücuduna hedef almaksızın maktulün bulunduğu yöne doğru ateş ederek saldırıyı bertaraf etmesi mümkün iken, yakın mesafeden ateş ederek maktulü göğsünden vurarak öldürmesi eyleminde, saldırı ve savunmaya ilişkin diğer şartların bulunduğunda şüphe bulunmamakta ise de, "gerçekleştirilen savunmanın, maruz kalınan tecavüzü bertaraf edecek ölçüde olması" yani "saldırı ile savunma arasında oran bulunması" şartı gerçekleşmediğinden meşru savunmanın şartlarının oluştuğundan sözedilemez. Bir başka anlatımla, savunma ile saldırı arasındaki denge savunma lehine tartışmasız biçimde bozulmuş, dolayısıyla da ölçülülük ya da orantılılık ilkesi ihlal edilmiştir.
Savunmanın, meşru savunma şartlarında başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilemeyecek olmasına göre bu durumda, 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinde düzenlenen “sınırın aşılması”nın söz konusu olup olamayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanığın, mağdurun göğüs bölgesine doğru tabanca ile ateş ettiği ve sınırın kastla aşıldığı sabit olduğuna göre, maddenin 1. fıkrasının olayda uygulanma şartlarının bulunmadığı açıktır.
Kanun koyucu tarafından sadece meşru savunmaya ilişkin olarak kabul edilen ve anılan maddenin 2. fıkrasında düzenlenen mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelen nedenlerle sınırın aşılmasının olayda uygulanmasının söz konusu olup olamayacağına gelince; ticari taksi şoförlerine yönelik olarak özellikle geceleri gerçekleştirilen yağma ve öldürme olaylarının sanığın üzerinde olumsuz bir psikolojik etki oluşturmuş olması, olay tarihi itibariyle 61 yaşında olan sanığın yirmili yaşlarda bulunan maktul ve arkadaşlarının kendisine zarar vereceklerinden korkmuş bulunması, olay sırasında parkta olup tarafları ayırmak için gelen ve maktulün mahalleden arkadaşları olan tanıkların da maktul ve arkadaşları ile birlikte kendisine saldıracaklarını düşünmesi göz önüne alındığında, meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aşıldığının kabulü zorunludur. Sanığın, maruz kaldığı saldırının etkisiyle içine düştüğü psikolojik hal nedeniyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması, bunun sonucunda da meşru savunma sınırını aşması hayatın olağan akışında beklenebilecek bir durum olup, somut olayda TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartları gerçekleşmiştir.
Bu itibarla, sanığın olayda meşru savunma sınırını mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş ile aştığını kabul ederek 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar veren yerel mahkeme ile bu kararı onayan Özel Daire görüşünde bir isabetsizlik olmayıp, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı ve dört Genel Kurul Üyesi; "Somut olayda meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş ile aşılması şartlarının bulunmadığı, sanığın olay yerini terk etme imkanı varken terk etmeyip, maktül ve arkadaşlarıyla tartışmaya devam ettiği, maktül yaralandıktan sonra arabasına binen sanığın bir elde aracından ateş ettiği, dolayısıyla sanığın haksız tahrik altında kasten öldürmeden sorumlu olması gerektiği" düşüncesiyle itirazın kabulü yönünde karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.05.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/303, K. 2022/148Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2017/303 E.  ,  2022/148 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 3. Ceza Dairesi
Sanık … hakkında katılan …'i kanun hükmünü icra ederken kast olmaksızın sınırın aşılması suretiyle silahla yaralama suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, TCK'nın 27/2 ve CMK'nın 223/2-c maddesine göre sanığa ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin … 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.12.2012 tarihli ve 1383-2943 sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 3. Ceza Dairesince 26.02.2015 tarih ve 26755-7413 sayı ile;
"…Katılan ve arkadaşı tanık … …'in, katılanın kendisine ait olduğunu söylediği araca yakıt aldıkları, katılana, yakıtı veren tanık …'in, katılan ve yanındaki arkadaşının yakıtı aldıktan sonra, ücret talep etmesi üzerine araçtan inerek polis olduklarını söyleyip, para vermedikleri iddiası ile polis merkezini arayarak ihbarda bulunduğu, sanığın da içerisinde bulunduğu polis ekibinin yapılan anons üzerine sivil ekip otoları ile aracı aramaya başladıkları, katılan ve tanık … …'in içerisinde bulunduğu aracı tespit ettikleri ve dur ihtarında bulundukları, katılanın polis memurlarını tanıması üzerine aracını hızlı sürmeye başladığı ve sanığın içerisinde bulunduğu araca çarpıp kaçtığı sırada, sanığın tabancası ile dört-beş el ateş ettiği, katılanın vücuduna isabet eden üç mermi çekirdeği sonucu hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı olayda, katılanın aracı ile kaçmak dışında herhangi bir fiili saldırısı olmadığı, sarhoş durumda olan katılanın aracı ile kaçtığı sırada, sanığın içerisinde bulunduğu sivil ekip otosuna bilerek çarptığına ilişkin delilin bulunmadığı gibi sanık polis memurunun korku, kaygı ve paniğe kapılmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığı ve katılana isabet eden mermi çekirdeklerinin giriş yerleri gözetildiğinde, sanığın aracın tekerine doğru ateş etmediği sonucuna varılması karşısında, sanığın eyleminin meşru müdafaa kapsamında değerlendirilemeyeceği, eylemin tahrik altında hayatı tehlike geçirecek şekilde yaralama suçunu oluşturduğu nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiş,
Daire Başkanı E. Gökçen ve Daire Üyesi O. Atalay;
"…Olay günü gecesi saat 23.00 sıralarında mağdur katılan …'in kendi kullandığı 34 YH 0465 plaka sayılı otoya mağdur … …'i de alarak şehir içerisinde oto ile dolaşmaya başladıkları ve bir yandan da bira içtikleri, dolaşma sonucunda otonun gazının bitmek üzere olduğunu gören katılan …'in Güzeller Mah. …Caddesi üzerinde bulunan … Alpa isimli benzin istasyonuna girdiği, … …'in otoda oturduğu, …'in ise otodan aşağıya inerek petrolde çalışan tanık …'e kendisinin polis olduğunu, geldikleri otonun çalınarak terk edildiğini, otoyu Emniyet Müdürlüğü önüne götürmelerinin gerektiğini, ancak otonun gazının bittiğini, yarım saat sonra ödemek üzere otoya 20.00 TL'lik oto gazı koymasını istediği, …'in sözüne inanan tanık …'in otoya 20.00 TL'lik oto gazı koyduğu, yarım saat sonra şüphelinin parayı getirmediğini görünce dolandırıldığını anlayarak 155 Polis İmdat hattını arayarak durumu anlattığı ve otonun plakasını verdiği, bunun üzerine emniyet haber merkezinden sanık polis …'ın görevli bulunduğu… kod no'lu ekibe anons edilerek olayın araştırılmasının istendiği, şoförlüğünü polis memuru…'in yaptığı emniyete ait 41 L 2192 sayılı plakalı oto ile sanık polis …'ın da bulunduğu hâlde emniyet haber merkezinin bildirdiği 34 YH 0465 plaka no'lu otoyu aramaya başladıkları, gece saat 02.00 sıralarında katılan …'in kullandığı otoyu yolun karşısından gelirken gördükleri, DUR ihtarı ve selektör yapmalarına rağmen otonun durmayarak kaçması üzerine ekip otosunu döndürerek katılan …'in kullandığı otoyu takibe başladıkları, arabanın arkasından yeniden selektör yapıp dur ihtarına devam ettikleri, ancak kaçan aracın durmadığı, polis otosunun mağdur katılanın aracını durdurmak için önüne geçtiğinde mağdur katılan …'in aracını hızlı bir şekilde sanık polis memuru …'ın bulunduğu polis aracının üzerine sürdüğü, polis otosuna yandan sürtünmek suretiyle çarptığı ve polis aracının sağ ön camının kırıldığı, bu esnada sanık polis memuru …'ın içinde bulunduğu otodan araba içerisinde bulunan şüphelileri durdurmak için ateş etmesi sonucunda katılan …'in yaralandığı olayda; gecenin geç bir vaktinde kimliği belirsiz olan mağdur katılanın kullandığı otomobilin yapılan selektörlere ve dur ikazlarına rağmen durmaması ve polis otosunun üzerine hızla aracı sürmesi, çarpması ve kısmen sürüklemesi üzerine, korku ve telaşa kapılan sanık polis memuru …'ın otomobili durdurmak için silahla birden fazla ateş etmesi olayında, sanık polis memuru ile katılan arasında önceden bir husumetin olmaması, şüpheli aracın dur ikazına rağmen kaçması, araçta bulunan kişilerin silahlı olabilecekleri de dikkate alınarak sanık polis memurunun içinde bulunduğu korku, panik ve telaşla ateş ederek katılanı yaralaması olayında, TCK'nın 27/2. maddesinde belirtilen meşru savunmada sınırın aşılması durumunun söz konusu olduğu, meşru savunmada sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi hâlinde faile ceza verilemeyeceği, dosyanın yapılan incelemesinde dinlenen sanık, katılan ve tanıkların beyanları, katılana ait raporlar, olaya ait olay yerini gösteren CD ve fotoğraflar dikkate alındığında, mahkemenin kabulünde hukuka aykırılık bulunmadığı nedenle, onama kararı verilmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluk görüşüne muhalifiz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
… 1. Asliye Ceza Mahkemesi ise 20.05.2015 tarih ve 433-625 sayı ile;
"…Olay günü gecesi saat 23.00 sıralarında mağdur katılan …'in kullandığı 34 YH 0465 plakalı araçla mağdur … …'i de alarak şehir içerisinde dolaşmaya başladıkları, bir yandan da araç içerisinde bira içtikleri, otomobilin gazının bitmek üzere olması üzerine benzin istasyonundan 20 TL'lik otogazı aldıkları, tanık …'in de ifade ettiği gibi 20 TL'yi o anda tanık …'e ödemedikleri, polis olduklarını beyan ettikleri, ancak paranın gelmemesi üzerine tanık … kendisinin dolandırıldığını düşünerek olayı emniyet müdürlüğüne ihbar ettiği ve otonun plakasını bildirdiği, emniyet müdürlüğü haber merkezine ulaşan ihbar üzerine sanık polis memuru …'ın da görevli olduğu … kod no'lu ekibe anons edilerek olayın araştırılması istendiği, sürücülüğünü polis memuru…'in yaptığı 41 L 2192 plakalı oto ile polis memuru … Altuntaşın da bulunduğu hâlde sanığın kullandığı ve ihbarda belirtilen plakalı aracı aramaya başladıkları, gece saat 02.00 sıralarında katılan …'in kullandığı otomobili karşıdan gelirken görmeleri üzerine dur ihbarı ile selektör yapmalarına rağmen katılanın kullandığı otonun durmayarak kaçtığı, sanık … Altuntaşın da içinde bulunduğu polis ekibi otosunun katılanın kullandığı otoyu takibe başladığı, otonun arkasından selektör yaparak dur ihtarına devam ettikleri, ancak katılanın kullandığı aracın durmadığı, polis ekip otosunun mağdur katılanın aracını durdurmak için önüne geçtiğinden mağdur katılan … Örenin aracını hızlı bir şekilde polis ekip otosunun üzerine doğru sürdüğü ve polis otosuna yandan sürtünmek suretiyle çarptığı, polis aracının sağ ön camının kırıldığı bu esnada sanık polis memuru …'ın içinde bulunduğu otodan içerisinde bulunan şüpheli konumunda olan kişileri durdurmak için ateş etmesi sonucu katılan …'in olayda yaralandığı, gecenin geç bir vaktinde kimliği belirsiz olan mağdur katılanın kullandığı otomobilin yapılan selektörlere ve dur ikazlarına rağmen durmaması ve polis otosu üzerine aracı hızla sürmesi ve çarpması, kısmen sürüklemesi üzerine korku ve telaşa kapılan polis memuru …'ın otomobili durdurmak için birden fazla ateş etmesi olayında polis memuru ile katılan arasında önceye dayalı bir husumetin olmaması, şüpheli aracın dur ikazına rağmen kaçması, araçta bulunan kişilerin şüpheli kişiler oldukları ve silahlı olabilecekleri de dikkate alınarak sanık polis memurunun içinde bulunduğu korku, panik ve telaşla ateş ederek katılanı yaralaması olayında TCK 'nın 27/2 maddesinde belirtilen meşru savunmada sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyacan korku ve telaştan ileri gelmesi hâlinde faile ceza verilemeyeceği dikkate alınarak mahkememizin 26.12.2012 gün ve 2012/1383 esas, 2012/2943 karar sayılı ilamında ısrar edilmesine," şeklindeki gerekçeyle bozma nedenine direnerek önceki hüküm gibi TCK'nın 27/2 ve CMK'nın 223/2-c maddesine göre sanığa ceza verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.09.2015 tarihli ve 241621 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 729-1862 sayı ile 6763 sayılı Kanun'un 38 .maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. Madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 3. Ceza Dairesince 09.02.2017 tarih, 478-1152 sayı ve oy çokluğuyla direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 27. maddesinin 2. fıkrası hükmünün uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının, belirlenmesine ilişkin olup Ceza Genel Kurulu Başkanınca sanığın eyleminde TCK'nın 27. maddesinin 1. fıkrası hükmünün uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bir numaralı uyuşmazlık konusuyla birlikte bu hususun da değerlendirilmesi gerekmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
04.02.2007 tarihinde saat 01.30'ta düzenlenen tutanakta; aynı tarihte saat 01.30 sıralarında Haber Merkezi'nin Güzeller Mahallesi, …Caddesi üzerinde bulunan … Petrol İstasyonundan içerisinde iki şahıs olan 34 YH 0465 plaka sayılı aracın yakıt aldıktan sonra parasını ödemeden kaçtığını ve kendilerini polis olarak tanıttıklarını anons etmesi üzerine, olay yeri olan … Petrol İstasyonuna … kod no'lu ekibin intikal ettiği, … isimli pompacı olarak görev yapan şahısla görüşüldüğü, aracın kaçış istikameti doğrultusunda yapılan araştırmalar neticesinde bahse konu araca …Caddesi üzerinde rastlanıldığı, ekiplerin dur ihtarına uymayarak kaçmaya devam ettiği, kovalamaca sonucunda araç ve içerisindeki şahısların alındığı, aracın üzerindeki plaka ve şasi sorgusundan aynı araca çıktığı, ancak aracın 124B36544338257 no'lu motor sorgusunda 34 DKE 75 plaka sayılı 1987 model bordo renkli hâlen trafikte görünen aracı çıktığının tespit edildiği, farklı bir aracın motor numarası çıkan araç çekici marifetiyle adli tahkikata esas olmak üzere muhafaza altına alındığı ve müdüriyet otoparkına çekildiğinin belirtildiği,
04.02.2007 tarihinde saat 02.25'te düzenlenen tutanakta; aynı tarihte saat 02.10 sıralarında Fatih Devlet Hastanesi Acil Polikliniğine ateşli silah yaralanması suretiyle gelen katılanın hayati tehlike kaydı ile … Koşuyolu Hastanesine sevk edildiği, bu nedenle ifadesinin alınmadığının belirtildiği,
04.02.2007 tarihli teşhis tutanağında; aynı tarihte Haber Merkezi'nin 34 YH 0465 plaka sayılı aracın Güzeller Mahallesi, …Caddesi üzerinde bulunan … Petrol İstasyonundan yakıt alarak parasını ödemeden kaçtığının bildirilmesi üzerine 72164 kod no'lu ekip olarak bahse konu aracı Güzeller Mahallesi üzerinde araştırırken … kod no'lu asayiş ekibinin aracı İnönü Mahallesi'nde olduğunu ve şahıslardan birinin yaralı olarak Fatih Devlet Hastanesine kaldırıldığını bildirilmesi üzerine teşhis amacıyla olayın geçtiği yer olan petrol istasyonunda pompacı olarak görev yapan … isimli şahıs ekip otosuna davet edilerek Fatih Devlet Hastanesi acil bölümüne intikal edildiği, burada yaralı olarak bulunan katılan gösterilerek bu şahıs olup olmadığı sorulduğunda tanık, "Petrole gelerek kendilerinin polis olduğunu ve para vermeden kaçan şahıslardan birinin bu şahıs olduğunu," kesin ve net olarak teşhis ettiği, aynı olayla ilgili yaralı olarak yakalanan … … tedavisi yapıldıktan sonra Asayiş Büro Amirliğine getirildiği, tanık …'ın olay anında araç içerisinde bulunan ikinci şahıs olarak kesin ve net teşhis ettiğinin ifade edildiği,
04.02.2007 tarihli olay yeri inceleme raporunda; aynı tarihte saat 01.35 sıralarında Haber Merkezi'nin İnönü Mahallesi, 1957 Sokak üzeri Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu karşısında… kod no'lu ekibin dur ihtarına uymayan 34 YH 0465 plakalı …marka otonun… kod no'lu ekibe çarpması sonucu kazaya sebebiyet verdiği, şahısların ekip tarafından silahla etkisiz hâle getirildiğinin bildirilmesi üzerine ivedi olarak 72 83 ve 72 84 kod no'lu ekiplerin olay yerine intikal ettiği, 112 ekiplerinin olay yerinden bir erkek şahsı hastaneye kaldırdığının görüldüğü, olayın Fevzi Çakmak İlköğretim Okulunun yanında 1957 Sokak üzerinde olduğu, olay yerinde… kod no'lu ekibin kullanmış olduğu 41 L 2192 plakalı gri renkli Renault Clio marka otonun 34 YH 0465 plakalı gri renkli …marka oto ile yönleri aynı istikamete bakar vaziyette sürtünme sonucu kaza yaptıkları, 34 YH 0465 plakalı aracın yoldan kaldırıma çıkmış olduğu, 41 L 2192 plakalı… kod no'lu ekip otosunun da bu otonun ön kısmına gelecek şekilde otoya yaslanmış olduğunun görüldüğü, 72 66 kod no'lu ekibe ait otonun sağ yan tarafının ve ön tamponun hasarlı olduğu, sağ ön camının kırık olduğu, katılanın olay esnasında kullanmış olduğu otonun sol ön kapısının hasarlı ve camının kırık olduğu, ön camının tamamen kırılmış olduğu, sol arka kapının açık ve kapının sol ön koltuğa iple bağlı olduğu, kırılan cam parçalarının yere ve oto içerisinde dağılmış olduğu, otonun içerisinin ve dış kısmının tozlu ve kirli olduğu, otonun sağ ön koltuk üzerinde bir adet çocuk battaniyesi olduğu, ön konsol ve sağ ön koltuk önü zeminde 2 adet ağzı açık Efes Pilsen bira şişesi olduğu, otonun kontağının, teybinin üzerinde ve çalışır vaziyette olduğu, arka bagaj kontrol edildiğinde 1 adet markası olmayan oto teybi ile Kamasonic marka boş teyp kutusu olduğu, otonun konsolu üzerinde bulunan sigara küllüğünde 4 adet sigara izmariti olduğu, sağ arka koltuk ön kısmı zeminde 1 adet sigara izmariti olduğu, torpido gözü içerisinde 34 YH 0463 ve 34 YH 0465 plakalı araçlara alınan LPG yakıtının fişlerinin olduğu, sokak üzerinde yapılan incelemede, 34 YH 0465 plakalı oto etrafında yerde 1 adet 1 numara ile delillendirilen 9 mm MKE yapımı kovanın aracı 230 cm mesafede olduğu, 2 numara ile delillendirilen kırmızı lekenin 1 no'lu delile 270 cm mesafede olduğu, 3 numara ile delillendirilen mermi çekirdeğinin 2 numaralı delille 110 cm mesafede olduğunun görüldüğü, olay yerinin görünür hâliyle fotoğraf ve kamera çekimi yapıldığı, polis memurlarının ve … …'in el svaplarının alındığının belirtildiği,
04.02.2007 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından otolar üzerinde yapılan keşif ve inceleme tutanağında; 34 YH 0465 plakala sayılı otonun incelenmesinde, otonun …marka bronz renkli oto olduğu, ön sol far camının kenarının kopuk olduğu, ön camının ve sol ön kapı camının tamamen dökülmüş olduğu, cam parçalarının oto içerisinde olduğu, sol ön çamurluğunun ön lastik hizasından başlamak üzere sol kapının sonuna kadar devam eden çarpmadan muhtelif içeriye çökme, boya çiziklerinin bulunduğu, başkaca hasarının olmadığı, otonun hiçbir yerine kurşun çekirdeğinin isabet etmediği, 41 L 2192 pakala sayılı ekip otosunun incelenmesinde, sağ ön farın yerinde olmadığı, ön tamponun yerinden çıkmış olduğu, sağ ön far kısmından başlamak üzere sağ arka kapının tahminen 30 cm kadar ilerisine devam edecek şekilde kapının içeriye çöktüğü, boyalarının çizilmiş olduğu, sağ ön kapı camının tamamen kırılmış olduğu, her iki otonun hasar vaziyetine göre, polis ekibi otosunun hırsızlara ait otonun sağından hareket hâlinde olduğu veya bu otonun sağından giderek otonun önüne kırdığı veya polis otosunun 34 YH 0465 plaka sayılı otonun önünde durduğu sırada bu otonun hareket ederek polis otosunun sol kenarından sürter vaziyette çarptığı kanaatine varıldığının belirtildiği,
… Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğünün 03.02.2007 tarihli görev listesinin incelenmesinde; sanık ve tanık…'in 03.02.2007 tarihinde saat 19.00 ila 08.00 arasındaki zaman diliminde 3.grup olarak… kod no ile hırsızlık, yan kesicilik, dolandırıcılık ekibi olarak görev yaptıkları,
… Valiliği İl Polis Disiplin Kurulunun 08.06.2007 tarih ve 110-95 sayılı kararı ile sanık hakkında silahıyla dikkatsizlik, tedbirsizlik veya ihmal sonucu yaralamaya sebebiyet vermek iddiasından dolayı hakkında soruşturma yapılan polis memuru …'a isnat edilen suçlamaların sübuta ermediği anlaşıldığından hakkında "Ceza tayinine mahal olmadığına" karar verildiği,
14.02.2007 tarihli ekspertiz raporunda; olay yerinde ele geçen 9 mm çaplı Parabellum tipi bir (1) adet kovan ve bir (1) adet mermi çekirdeğinin; "P8002" numaralı, 9 mm çaplı Parabellum tipi fişek atar, Çek Cumhuriyeti yapısı, Ceska marka, 75B model, yarı otomatik tabancadan atılmış olduklarının tespit edildiğinin belirtildiği,
Katılan hakkında … Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen 27.11.2007 tarih ve 184 sayılı raporda; katılanın 477093 no'lu dosyasında belirtilen göğüs ve batın boşluğuna nafiz akciğer, mide, ince ve kalın barsak yaralanmasına neden olan ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasının; kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olduğu, basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği, kişide skapulada (kürek kemiğinde) meydana gelen parçalı kırığın hayat fonksiyonlarını orta (3) derecede etkileyecek nitelikte olduğunun belirtildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan … Savcılıkta; 34 YH 0465 plakalı otoyla arkadaşı tanık … ile dolaştıklarını, aynı mahalleden marketten 10-15 bira aldıklarını, araba ile boş araziye gittiklerini, biraları içmeye başladıklarını, biralar bittikten sonra tekrar arabaya bindiklerini, biraz daha dolaştıklarını, aracın gazının bitmek üzere olması sebebiyle benzinciye girerek araca gaz koydurmak istediğini, arabasına 20 TL'lik gaz koydurduğunu, gaz koyma işlemi bittikten sonra gaz koyan elemana "Benim şimdi param yok, arabanın plakasını yaz, fatura da kes, paranı yarın getirip vereyim." dediğini, onun da kabul ettiğini, tekrar arabanın direksiyonuna geçtiğini, şehrin içinde tekrar gezmeye başladıklarını, duyduğuna göre pompacının kendisi benzinlikten ayrıldıktan sonra görevli polise telefon ederek gaz alıp parasını ödemeden kaçtığını ve kendisini de polis olarak tanıttığı bahisle şikâyetçi olduğunu, tanık … ile gece saat 01.00 veya 02.00 sıralarında İnönü Mahallesi civarında dolaştıklarını, kullandığı arabanın solundan kendi kullandığı otoyu 1 veya 2 metre geçtikten sonra şoför mahallinde ön sağ tarafında oturan şahsın elindeki silahı kendisine doğru doğrulttuğunu, otoyu kullananın daha önceden de tanıdığı için polis olduğunu anladığını, önde sağ tarafta oturan polisin tabancayı kendi kullandığı otoya doğrultunca, "Ateş etmeyin." diye bağırdığını, otosunu sağa çekerek durdurduğunu, durur durmaz polisin arabasına ve kendine doğru 5-6 el ateş ettiğini, yaralandığını, otosuyla kaçmaya başladığını, yaralanmasının etkisiyle de polis otosunun sağ tarafından kendi kullandığı arabayı sürter vaziyette çarptığını, bu sırada tekrar durmuş mu veya arabası stop mu etmiş onu bilmediğini, bu sırada arabanın sağ kapısından dışarıya çıktığını, polislerin arkasından kendisinin durması için ihtar atışı yaptıklarını ve durması için ikazda bulunduklarını duymadığını, ancak yanında oturan tanık …'nin polislerin selektör yaktıklarını, dur ihtarında bulunduklarını duyduğunu, kendisine de söylediğini, ancak bunları duymadığını, çünkü çok sarhoş olduğunu, otoya gaz alırken polis memuru olduğunu söylemediğini, kullandığı otonun ön ve ön sol kapı camlarının polis memurunun ateş etmesi sonucunda isabet eden mermilerden dolayı döküldüğünü, polis otosunun camının nasıl döküldüğünü bilmediğini, polis memurunun etmiş olduğu ateşlerden bir tanesini sol kolunun ön yüzünden, 3 tanesinin de karnından girerek vücudunda kaldığını, polisin gelip arabasının önüne geçmesi üzerine arabasını sağa çekerek durduğunu,
Mahkemede; önceki ifadelerini tekrar ettiğini, yaralanma dolasıyla çalışamayacak durumda olduğunu, iki kez ameliyat olduğunu, borçlandığını, sanığın kendisine herhangi bir tazminat ödemediğini,
Bozmadan sonra Mahkemede; "Dosyaya sunduğum ceza infaz kurumu kanalı ile gönderdiğim 24.04.2015 tarihli Yargıtay bozma ilamlarına karşı beyanları içeren dilekçemi aynen tekrar ederim. O dilekçemde ayrıntılı şekilde beyan ettiğim gibi sanık beni öldürmek için direk ateş etmiş ve bir şarjörü boşaltmıştır. Burada kesinlikle kasti olarak beni hedef alarak bir ateş etme söz konusudur. Yargıtay bozma ilamına uyularak bozma ilamı doğrultusunda sanığın cezalandırılmasını ve adaletin yerini bulmasını talep ederim. Önceki ifademde belirttiğim gibi ben sanığın içinde bulunduğu polis otosuna kasten vurmadım. Ben yaralandıktan sonra benim kullandığım araç polis otosuna çarpmıştır. Bu hususunda kayda geçilmesini talep ederim.",
Tanık … Kollukta; … isimli … yerinde gece vardiyasında pompacı olarak çalıştığını, 04.02.2007 tarihinde saat 00.45 sıralarında gri renkli …marka içerisinde 2 şahıs bulunan bir aracın pompaya yaklaştığını, şoför mahallinde oturan şahsın kendisine "… İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliğinde görevli polis memuruyuz. Ben senin müdürlerini tanırım. Altımızdaki araç çalıntı, 20 TL'lik otogaz alacaklarını, parasını yarım saat sonra getireceklerini," söylediklerini, şahısların sözlerine itimat ederek herhangi bir kimlik sormadan araçlarına 20 TL'lik gaz doldurduğunu, her ihtimale karşı aracın plakasını aldığını, saat 01.30 sıralarında şahıs parayı getirmeyince 155 Polis İmdat Hattını arayarak durumu anlattığını, beş dakika sonra sivil bir polis ekibinin geldiğini, ekibe olayı olduğu gibi anlattığını, aynı tarihte polislerin kendisini ifade vermek üzere şubeye davet ettiklerini, gazın parasını ödemeyen şahısların yaralı olarak yakalandıklarını öğrendiğini, hastanede gördüğü yaralı şahsın aracı kullanan ve kendisini polis olarak tanıtan kişi olduğunu, ismini karakolda öğrendiği … …'in de şoförün yanında oturan şahıs olduğunu,
Mahkemede; müşterilerin geldiğini, "Biz polisiz, 20 TL'lik gaz ver." dediklerini, gazı doldurduğunu, kendilerinden gazın ücretini talep ettiğini, kendisine "Biz polisiz." diye tekrarladıklarını, 2 kişi olduklarını, para isteyince arabadan inerek üzerine yürüdüklerini, tekrar arabaya binip gittiklerini, 15-20 dakika sonra 155 Polis İmdat Hattını aradığını, ekibin geldiğini, olayı anlattığını, sonrasını bilmediğini, yarım saat sonra polis ekibinin tekrar geldiğini, kendisini teşhis için SSK Hastanesine götürdüklerini, orada 2 kişi olduğunu, adamları teşhis ettiğini, oradan da Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğünü, ifadesini verdiğini,
Tanık… Kollukta; pompacının vermiş olduğu bilgiler doğrultusunda şüphelileri aramaya başladıklarını, saat 02.00 sıralarında pompacının vermiş olduğu eşkal bilgilerine uyan şahısları ve aracı 1957 Sokak girişinde gördüklerini, otoyu takip ederek yanlarına geldiklerini, otonun camlarının açık olduğunu, yüksek sesle bağırarak polis olduklarını, durmalarını söylediklerini, aracın içerisindeki şahısların kendilerinin dur ihtarını dikkate almayarak araçlarını hızla sürmeye başladıklarını, aracı takiple havaya 2 el uyarı ateşi açtıklarını, aracın yanına tekrar yaklaşıp yine aracın durmasını ihtar ettiklerini bu sırada aracın durduğunu, duran araç içerisindeki şahıslara araçtan inmelerini söylediklerini, kısa bir süre sonra aracın tekrar hareket ederek hızla ekip otosunun üzerine geldiğini, hızla üzerlerine gelen otonun ekip otosunun sağ kapısına çarpıp araçla birlikte kendilerini sürüklemeye başladıklarını, bunun üzerine sanığın önce uyarı amaçlı havaya birkaç el ateş ettiğini, şahısların üzerlerine doğru araçlarını sürmeleri ve kendilerini sürüklemeye başlaması nedeniyle sanığın aracın lastiklerini hedef alarak birkaç el daha ateş ettiğini, aracın ekip otosunu 50 metre sürüklediğini,
Savcılıkta; arabanın durması için birkaç defa selektör yaptığını, otonun durmadığını, hızlanarak otoyla yan yana geldiklerini, sağ tarafında oturan sanığın camı indirdiğini, şahısların araçlarının camının açık olduğunu, arkadaşı sanığın polis olduklarını, durmaları gerektiğini şahıslara söylediğini, buna rağmen şahısların arabasını sürmeye devam ettiklerini, sanığın durmaları için havaya iki el ateş ettiğini, bunun üzerine aracın durduğunu, kendisinin de kullandığı ekip otosu ile arabanın 5 metre kadar önüne geçip çapraz bir vaziyette durduğunu, otodan inmek üzere olan şahsın hızlı bir şekilde hareket ederek kendi otosunun sol ön yanıyla ekip otosunun sağ arka kapının ortalarından başlamak üzere sürter vaziyette ekip otosuna çarptığını, otonun bir müddet sürüklendiğini, şahısların kullandığı otonun ön camıyla sol ön kapı camının döküldüğünü, oto üzerlerine doğru hareket ederken sanığın bir el yere doğru ateş ettiğini, otonun kendi otolarını sürtmeye ve kendilerini sürüklemeye başlaması ile tabancayla 4-5 el ateş ettiğini hatırladığını, atışların ne şekilde yapıldığını o anın heyecanı ile hatırlamadığını, silahın namlusunun aşağıya doğru olduğunu, bu sırada otonun durduğunu, sağ ön koltukta olan şahsın aşağıya atladığını, arkaya doğru kaçmaya çalıştığını, yine şoför mahallinde oturan şahsın da kaçmaya çalıştığını, kendisinin ayağı yaralanan şahsı yakaladığını, şoförü sanığın yakaladığını, şahısların yaralı olduklarını görünce ambulans çağırdıklarını, sanığın bu şahıslara ateş etme niyetinin olmadığını, ancak son dönemde hırsızların üzerinde sürekli tabanca olduğunu, sık sık da polis memurları ile çatışmaya girdiklerini, bu şahıslar da durmayıp arabalarına çarpıp sürükledikleri ve arkasından da ateş eder düşüncesiyle rastgele ateş edildiğini, otonun çarpması ve sürüklemesi esnasında şahısların otosunun sol ön kapı camı, ekip otosunun da ön sağ kapı camının döküldüğünü, sanığın atışının şahıslara ait otonun dökülen ön sol kapı camından oto içerisine girmiş olabileceğini, mermi çekirdeklerinin katılanın vücudunda kaldığından çıkış deliği meydana gelmemiş olabileceğini,
İstinabe olunan Mahkemede; suç tarihinde sanıkla birlikte görev yaptıklarını, saat 23.00 sıralarında 155'ten anons geldiğini, anons üzerine belirtilen petrol istasyonuna gittiklerini, tanık …'in durumu kendilerine anlattığını, bunun üzerine şahısları aramaya başladıklarını, gece saat 02.00 sıralarında katılanın kullandığı araçla karşılaştıklarını, aracı takip etmeye başladıklarını, defalarca dur ihtarı yaptıktan sonra katılanın durduğunu, aracın durması üzerine ekip otosunu katılanın aracının önüne kırdığını, tam araçtan inmek üzere iken katılanın kullandığı araçla aniden hızlanarak üzerlerine doğru geldiğini, ekip otosunun sağ tarafından çarpmak suretiyle ekip otosunu sürüklemeye başladığını, yanında bulunan beraber çalıştıkları sanığın şahısların aracı ısrarla üzerlerine sürmesi üzerine zati silahıyla 4-5 el ateş etmeye başladığını, ateş etmesi sonucunda aracın durduğunu, sanık ateş ettiğinde katılanın aracının hareket hâlinde olduğunu ve kendilerini sürüklediğini, kendilerine zarar verdiğini, sanığın canlarını korumak için ateş ettiğini, herhangi bir kasıtlarının olmadığını,
Tanık … … Kollukta; benzin istasyonundan çıktıktan sonra 2 adet bira aldıklarını, bunları içtiklerini, 20 dakika kadar sonra araçlarının yanına yaklaşan otonun içindeki şahsın bağırarak polis olduklarını söylediğini, her ikisinin de duyduklarını, bunun üzerine katılan …'e "Duralım." dediğini, kendilerini durduran otodan inen bir şahıslardan bir tanesinin elinde telsiz ve silah olduğu hâlde aracından indiğini, kendilerine tekrar, "Polis olduğunu ve araçtan inmelerini," söylediğini, Çetin'e "İnelim." dediğini, katılanın biraz düşünür gibi yaptığını, sonra aniden polis memurunun ve otosunun üzerine doğru aracı hızla sürdüğünü, polis otosuna çarptığını, bu sırada silah sesleri geldiğini, kendisini araçtan attığını, daha sonra bacağından yaralandığını anladığını, polislerin kendilerini yakaladıklarını, yaralı olduklarını anlayınca hemen hasateneye götürüp tedavilerini yaptırdıklarını, kimseden şikâyetçi olmadığını,
Mahkemede; olay tarihinde arkadaşı olan katılanın kendisine aracı ile misafir olarak geldiğini, aracın kendisine ait olduğunu söylediğini, daha sonra araçla dolaşmaya başladıklarını, aracın gazı bittiğinde kendisinin araçta oturduğunu, katılanın benzin istasyonuna gittiğini, gazı aldığını, ancak iddianamede bahsedildiği şekilde polis olduğunu söylerek gaz aldığını duymadığını, çünkü araçta oturduğunu, kendisinin bir tane bira aldığını, katılanın alkollü olduğunu, daha sonra araçla gezerken polisin geldiğini, "Polis" diye seslendiğini, katılana "Dur" demesine rağmen gaza basıp kaçmaya başladığını, polis aracının peşlerinden geldiğini, yan yana gittiklerini, camı açıp durmalarını söylediklerini, buna rağmen katılanın gaza bastığını, o arada diğer polis aracına sürttüğünü, sağ taraf toprak olduğu için kaçamadıklarını, polis aracının kendilerini sıkıştırdığını, silah sesi duyduğunu, katılana isabet eden merminin ondan çıkıp kendi bacağına saplandığını, araçlarının hareket hâlinde olduğunu, katılanın kolundan giren merminin kolundan girip çıktığını ve kendi bacağına isabet ettiğini, kısmi çelişki nedeniyle sorulduğunda, Cumhuriyet savcılığında verdiği ifadesinin doğru olduğunu, ekip otosu ile kendi arabaları yan yana geldiğinde polislerin kendilerine durmalarını söylediğini, buna rağmen katılanın kaçmaya devam ettiğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık … müdafisiz Kollukta; Asayiş Büro Amirliğinde polis memuru olarak çalıştığını, 03.02.2007 tarihinde 18.30 ile 08.00 saatleri arasında 04.02.2007 tarihinde saat 01.30'da Haber Merkezinin görevli bulundukları… kod no'lu ekip olarak kendilerini … benzin istasyonuna yönlendirdiğini, ekip olarak benzin istayonuna geldiklerinde pompacı olarak çalışan tanık …'ın kendilerine, "Gece saat 01.00 sıralarında otogaz verdiği içinde iki şahıs olan plakasının da 34 YH 0463 olduğu …marka bir otonun kendisinden 20 TL'lik LPG aldığını, içindeki şahısların biz … Emniyeti Asayiş Şubesinde polisiz, araçda çalıntı arabayı merkeze götürüyoruz, paranı yarım saat sonra getiririz." diyerek para vermeden acele ile istasyondan ayrıldıklarını, bu şahısların polis olamayacağını düşündüğü için 155'i arayarak ihbar ettiğini söylediğini, ekip olarak pompacının vermiş olduğu bilgiler doğrultusunda arama çalışmalarına başladıklarını, saat 02.00 sıralarında bahse konu araç markasına uyan içindeki iki şahsın benzinlik görevlisinin vermiş olduğu eşkale ve plakaya yakın olan…. plakalı …marka aracı…. Mahallesi, 1957 Sokak girişinde sokağa girdiğini görmeleri üzerine otonun arkasından takip ederek otonun yanına geldiklerini, otonun camlarının açık olduğunu, bu sırada "Polis" olduklarını yüksek sesle bağırarak aracın durmasını istediklerini, araç içerisindeki şahısların dur ihtarlarını dikkate almayarak aracı hızla sürmeye başladıklarını, bu sırada söz konusu aracı takiple havaya iki el uyarı ateşi yaptıklarını, aracın yanına tekrar yaklaşarak dur ihtarı yaptıklarını, bu sırada aracın durduğunu, araç içerisindeki şahıslara "Araçtan inmelerini," söylediklerini, kısa bir süre sonra araç tekrar hareket ederek kendilerinin bulunduğu ekip otosunun üzerine doğru hızlı bir şekilde geldiği sırada kendisinin ekip otosunun dışında olduğunu, aracın hızlı bir şekilde geldiğini görünce tekrar ekip otosuna bindiğini, üzerlerine hızlı bir şekilde gelen otonun ekip otosunun aracının sağ kapısına çarptığını, çarpmayla ekip otosunu sürüklemeye başladığını, aracı kullanan şahsın bu hareketini defetmek ve kendilerini korumak amacıyla üzerine zimmetli zati demirbaş silahı ile aracın lastiklerini hedef alarak birkaç el ateş ettiğini, aracın kendilerini 50 metre sürüklediğini, aracın durduğunu, içerisinde bulunan şahısların araçlarının sağ kapısını açarak araçtan inip kaçmaya başladıklarını, şahısları yakaladıklarında ateş etmesinden dolayı yaralı olduklarını gördüğünü, daha sonra ilgili yerlere haber vererek hastaneye sevk ettiklerini, ekip otosunu polis memuru…'in kullandığını, kendisinin ateş ettiğini, şahısların taraflarına yaptıkları fiili saldırı, üzerlerinde silah olabileceği şüphesi ve araç ile ekip otosuna kasıtlı olarak çarpmasından dolayı savunma amaçlı silah kullandığını, silahı kullanırken şahısların aracının lastiklerini hedef aldığını, ancak şahısların araçları ile çarpmaları sonucu kendilerine denk gelmiş olabileceğini, katılanın kullanmış olduğu aracın motor numarası sorgusundan otonun ….plakalı 1987 model bordo renkli … marka otoya çıktığını tespit ettiklerini, ayrıca otonun torpido gözü içerisinde biri ….. biri de ….. plakalı otoya kesilmiş olan akaryakıt fişi elde ettiklerini, bu fişlerden 04.02.2007 tarih ve 00.58 saat itibarıyla kesilmiş olan fişte yazılı …. sayılı plakanın şahıslar tarafından benzin alınırken pompacıya vermiş oldukları plaka olduğunu tespit ettiklerini,
Savcılıkta; …. plakadan sorguladıklarında otonun …marka olmayıp, Skoda marka olduğunun çıktığını, fakat pompacının kendilerine …marka araç olduğunu söylediğini, olay yerinden ayrıldıklarını, mıntıkalarına döndüklerini, yarım saat sonra tarif edilen otonun karşılarından geldiğini gördüklerini, içerisindeki iki şahsın da eşkale uyduğunu, ancak plakasının …..olduğunu, arabanın çalıntı olabileceğini de düşünerek araba yanlarından geçtikten sonra arkasından geriye döndüklerini, aracın durması için birkaç defa selektör yaktıklarını, otonun durmadığını, bunun üzerine hızlanarak otonun sol tarafına yanaşarak kendisinin camı indirdiğini, elindeki telsizi ve polis kimliğini göstererek şahıslara durmasını söylediğini, buna rağmen şahısların durmadan arabalarını sürmeye devam ettiklerini, bunun üzerine havaya iki el uyarı ateşi yaptığını, şahısların durduğunu, kendilerinin de ekip otosu ile duran otunun 5 metre kadar ilerisine geçip çapraz vaziyette otonun önüne durduklarını, otodan inmelerini söylediklerini, tam kendileri inecekken otoyu kullanan şahsın hızlı bir şekilde hareket ettiğini, otonun sol yanıyla ekip otosunun sağ arka kapının ortalarından başlamak üzere sürter vaziyette ekip otosuna çarptığını, otonun bir müddet sürüklendiğini, bu esnada şahısların içerisinde bulunan otonun ön camı ile ön sol kapı camları ile ekip otosunun sağ ön kapı camının döküldüğünü, oto ekip otosuna doğru hareket ederken lastiğe doğru bir el ateş ettiğini, isabet etmediğini, buna rağmen otonun kendi otolarına çarpıp sürüklemeye başlayınca bu durumu önlemek için ve ayrıca bu şahıslarda silah olup, silahla kendilerine ateş edeceğini düşünerek olayın da heyecanıyla birkaç el ateş ettiğini, çünkü son zamanlarda hırsızların genellikle üzerlerinde silah bulundurduklarını ve polisle çatışmaya girdiklerini, ayrıca şahısların kendilerine polis süsü verdiği için üzerlerinde silah olabileceğini düşündüğünü, bu nedenle pek hedef gözetmeksizin birden çok ateş ettiğini, silahın ağzının daha çok yere doğru olduğunu, şahısların kullandığı otoyla ekip otosuna çarpması ve sürüklemesi anında hem kendisinin oturmakta bulunduğu otonun ön sağ kapı camının döküldüğünü, hem de diğer şahısların otolarının ön sol kapı yani şoför mahalli camının döküldüğünü, ateş ettiği sırada mermilerin dökülen camdan içeriye girmiş olabileceğini,
Mahkemede; olay günü ekipte görevli olarak bulunduğunu, benzin istasyonuna giden şüphelilerin polis olduklarını beyan ederek 20 TL tutarında benzin aldıklarını, bindikleri arabanın çalıntı araba olduğunu, emniyete götürdüklerini, parayı daha sonra ödeyeceklerini söylediklerini, kullandıkları aracın plakasını yanlış verdiklerini, pompacının şüphelenip 155'e haber verdiğini, asayiş ekibi olarak kendilerine bildirildiğinden yakın çevrede araştırmaya başladıklarını, arabayı tespit ettiklerini, selektör ve sirenle uyardıklarını, önünü kesip durdurduklarını, "Polis, aşağıya in." dediklerini, ekip arabasının sağ kapısını açıp aşağıya indiğini, ihtaren, "Polis aşağıya inin." dediğini, dur ihtarına rağmen katılanın aracı hareket ettirip üzerine sürdüğünü, can havliyle ekip arabasına binip kapısını kapattığını, kapatması ile birlikte katılanın kendi arabasıyla ekip otosunun sağ kapısına çarptığını, 50 metre kadar ekip otosunu sürüklediğini, çarpmanın etkisiyle ekip otosunun ön camı ve sağ ön kapı camının kırıldığını, katılanın kullandığı aracı durdurmak için silah kullanmak zorunda kaldığını, önce lastiklerine ateş ettiğini, sürüklendikleri sırada durdurmak amacıyla sürekli ateş ettiğini, kaç el olduğunu bilmediğini, saldırı olduğunu, PVK Hakkında Kanun'un 16. maddesi gereğince yaptığı bir eylem olduğunu,
Bozmadan sonra Mahkemede; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bozma ilamındaki gerekçeye katılmadığını, bu kararın dosyanın yeterince incelenmeden verilmiş olduğunu düşündüğünü, mahkemenin önceki kararında ısrar etmesi ve beraat kararı verilmesini talep ettiğini,
Savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunun sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için kanun hükmünü yerine getirme, meşru savunma ve sınırın aşılması konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
TCK'nın 24. maddesinin 1. fıkrasında; "Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez" denilmektedir.
Burada esas olarak görevi yerine getirme düzenlenmiştir. Çünkü kanun hükmünü yerine getiren kimse gerçekte görevini ifa etmektedir. Bu görev kaynağını doğrudan doğruya kanundan alıyorsa kanun hükmünü yerine getirmeden, eğer görevli ve yetkili amirin hukuka uygun emrinin yerine getirilmesi söz konusu ise amirin emrini ifadan bahsedilir.
TCK'nın 24. maddesinin 1. fıkrasında, hak ve yetkiden değil bir "kanun hükmü"nden söz edildiğine dikkat edilmelidir. Bilindiği gibi bir kanun hükmüyle diğer hususların yanında bir yetki veya hak düzenlenmiş olabilir. Bu şekliyle kanun hükmünü yerine getirme geniş kapsamlı bir kavramdır. Kişiye, herhangi bir konuda hak veya yetki veren bir kanun hükmünün usulüne uygun tarzda icra edilmesi durumunda, hukuka aykırılık söz konusu olmaz. Örneğin; Göreviyle bağlantılı olarak öğrendiği bir suçu yetkili makamlara bildiren kamu görevlisinin (m.279), şikâyete bağlı suçlarda şikâyet hakkını kullanan müştekinin (m.73), sanığın savunmasını yapan müdafiin veya faile ceza veren hâkimin, usulüne uygun olarak bu işleri yapmasından dolayı cezalandırılması mümkün değildir. Aynı şekilde kolluk kuvvetlerinin görevleri sırasında şartları dâhilinde silah kullanma yetkisine başvurmaları halinde de, fiil hukuka uygun kabul edilir. Ceza Muhakemesi Kanunundaki koruma tedbirlerinin usulüne uygun olarak icra edilmesi durumunda da bu hukuka uygunluk sebebi söz konusu olur.
Kanunun, belli durumdaki kişilere muayyen bir davranışta bulunabilmeleri konusunda doğrudan doğruya yetki vermesine kanun hükmünü icra denir. Örneğin, CMK suçüstü hallerinde (m.90) herkese, faili yakalama yetkisi tanımıştır. Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak gerçekleştirilen bu özgürlüğü kısıtlamanın hukuka uygunluk sebebini oluşturabilmesi, failin suçüstü durumunda bulunması, kaçacağından korkulması ya da kimliğinin hemen tespitinin mümkün olmaması, suç şikâyete bağlı ve yakalama şikâyetten önce gerçekleşmiş ise, şikâyet hakkı olanlara durumun bildirilmesi üzerine onların bu haklarını kullanmaları şartlarına bağlıdır.
Kanunun belirli şekilde hareket etme görevini yalnızca belirli kişi veya kamu görevlilerine yüklediği durumlarda ancak bu kişi veya görevlilerin fiileri bakımından hukuka uygunluk sebebi söz konusu olacaktır.
Görüldüğü üzere CMK'nın 90. maddesinin tanıdığı yetkiyi kullanarak, kişi hürriyetini sınırlayan kimse, TCK m. 109'daki hürriyeti kısıtlama suçunu işlemiş olmaz. Çünkü TCK'nın yasakladığı fiile CMK, belli şartlarda izin vermiştir. Kanun koyucunun hem fiilin yapılmasına müsaade etmesi, hem de onu işleyeni cezalandırması mümkün değildir.
Konuyla ilgili diğer bir örnek de İcra ve İflas Kanunu'ndan verilebilir. Bu kanundan …yetkisini kullanan icra memurunun, haciz işlemleri için başkasının konutuna hak sahibinin rızası olmadan girmesi, konut dokunulmazlığını ihlal fiilinden sorumlu tutulmasını gerektirmez. İcra memuru, kanunun kendisine verdiği yetkiyi kullanmıştır. Buna karşılık kanun, icra memuru sıfatını taşımayan bir kimseye yetki vermediğinden başkasının aynı amaçla konuta girmesi konut dokunulmazlığını ihlal suçunu oluşturur (m. 116)
Fıkra metninde kullanılan "kanun hükmü" ibaresinden "kanun kuralı" anlaşılmalıdır. Bu kanun hükmüne, TCK'nda (örneğin, m. 279) tesadüf edilebileceği gibi diğer kanunlarda da rastlanabilir (CMK m. 90). Yetkili makamlarca usulüne uygun tarzda yürürlüğe konulan tüzükler ve yönetmelikler söz konusu olduğunda da konu TCK'nın 26. maddesinin 1. Fıkrası çerçevesinde değerlendirilmelidir.
"Kanun" terimini esas itibarıyla Türk kanunlarını ifade etmekle birlikte, yabancı kanunların Türkiye'de uygulanmasına müsaade edildiği hallerde (örneğin, TCK m. 19), "yabancı kanun hükmüne riayet" hukuka uygunluk nedeni olarak nazara alınmalıdır.
Kanun hükmünün yerine getirilmesinde, kanunun çizdiği sınırın aşılmaması gerekir. Aksi takdirde hukuka aykırılık yeniden ortaya çıkar ve faile şartları mevcutsa sınırın aşılmasına ilişkin TCK'nın 27. maddesi doğrultusunda ceza verilir. Örneğin, herkesin yakalama yapabildiğin hallerde faili yakalayanların, ona halin icap ettirdiği, hukukun cevaz verdiği sınırı aşmak suretiyle cebir kullanmaları. (Prof. Dr. M. Emin Artuk, Prof. Dr. … Gökcen, Yrd. Doç. Dr. M. Emin Alşahin, Yrd. Doç. Dr. Kerim Çakır, … Yayınevi, 11. Baskı, …, 2017, …. 410, 411, 413, 414)
Meşru savunma, 5237 sayılı TCK'nın birinci kitabının, ikinci kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı ikinci bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında;
"Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının "korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür.
Öğretide; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, … Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, …, 2006, …. 364.); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, …, 2014, …. 307.); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (… Yaşar-… Tahsin Gökcan-… Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, … Yayınevi, 2. Bası, …, 2014, …. 697.) şeklinde, 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eşzamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.
Gerek öğretide, gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK'nın 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir.
Sınırın aşılması, 5237 sayılı TCK’nın 27. maddesinde;
"(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" şeklinde düzenlenmiştir.
Her ne kadar madde metninde "ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması" ibaresine yer verilmişse de, bundan maksat, "hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılması"dır. Bilindiği gibi "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler" başlığı altında "hukuka uygunluk sebepleri" ile "kusurluluğu etkileyen sebepler" birlikte düzenlenmiştir. Kusurluluğu etkileyen hallerin söz konusu olduğu durumlarda (haksız tahrik, zaruret hali gibi) kişinin işlediği fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneği etkilenmekte ancak kişi, kasten hareket etmektedir. Bu bakımdan bir olayda örneğin, hem zaruret halinden hem taksirden bahsedilmez.
Hukuka uygunluk sebebinde sınırın aşılması hâlinde ise, somut olayda bir hukuka uygunluk sebebi mevcuttur, ama hukuka uygunluk sınırı aşılmıştır. Böyle hallerde sınırı aşan fiil, hukuka aykırı olur.
Sınırın aşılması kasten ya da taksirle olabilir. Eğer kişi sınırı kasten aşmışsa, artık hukuka uygunluk sebebinin varlığı önemli değildir. Kişi kasten işlediği suçtan sorumlu olur.
Hukuka uygunluk sebebi taksirle de aşılmış olabilir. Yukarıda da açıkladığımız gibi kanun hükmü gereği görevini ifa etmekte olan zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlileri, zor kullanma yetkilerini taksirli bir biçimde aşar ve ölüm meydana gelirse TCK'nın 27. maddesinin 1. fıkrası hükmü uygulama alanı bulur ve sınırı aşan kimse taksirle öldürmeden 27. maddenin 1. fıkrası uyarınca sorumlu tutulur.
Meşru müdafaada sınır kasten aşıldığında, örneğin, meşru savunmada bulunan kişi vaki saldırıyı defetmek için saldırganı öldürmenin şart olmadığını bile bile ve sırf tecavüze uğramış olması fırsatından yararlanarak saldırganı öldürdüğü takdirde hukuka aykırılığın kalkmayacağı ve failin bu maddedeki herhangi bir ceza indiriminden yararlanamayacağı şüphesizdir.
Yukarıda verilen örnekte fail, maruz kaldığı saldırı dolayısıyla ve içinde bulunduğu durum itibarıyla esasta gerekli olandan fazla bir savunmada bulunmuş olabilir. Sınırın aşılmasındaki bu taksir kendisinin cezalandırılmasına yol açabilirse de, bunun için işlenen suçun taksirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen bir fiil olması zorunludur. Demek oluyor ki, bu gibi hâllerde işlenen suçun niteliğine bakılacak ve sadece kasten işlendiği takdirde cezalandırılabilen bir suç söz konusu ise faile ceza verilmeyecek buna karşılık, suç taksirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen fiillerden birini oluşturduğunda, maddede öngörülen biçimde cezadan indirim yapılarak faile taksirle suçtan dolayı ceza verilecektir. ( Prof. Dr. … Gökcen- Yrd. Doç. Dr. … Balcı, Kasten Öldürme Suçları, … Yayınevi, 2013, …, 2013, …. 70, 71.)
Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, "sınırın aşılması" bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nın 27.maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden biridir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde "beraat" kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek "ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilecektir.
TCK’nın 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
5237 sayılı TCK’nın 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3- Savunmaya ilişkin şartlardan "ölçülülük ya da orantılılık" şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, "heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
Öte yandan, uyuşmazlığın çözümü için polisin hangi hâllerde silah kullanma yetkisinin bulunduğunun da üzerinde durulmalıdır.
2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nun “Zor ve Silah Kullanma” başlıklı 16. maddesi;
"(1) Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
(2) Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
(3) İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
(4) Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.
(5) Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
(6) Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.
(7) Polis;
a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında,
b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde,
c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,
d) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yarlayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde, (Bu bent 27.03.2015 tarihli ve 6638 sayılı Kanun'la, fıkra metnine eklenmiştir.)
silah kullanmaya yetkilidir.
(8) Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde ‘dur’ çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.
(9) Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir” şeklinde düzenlenmiştir.
5681 sayılı Kanun'a değişik 16. maddenin Kanun teklifindeki gerekçesinde;
"…Yedinci fıkrada üç temel durumda polis silah kullanma yetkisinin olduğu belirtilmektedir. Bunlardan ilki meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında silah kullanma; ikincisi bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde silah kullanma; üçüncüsü ise yakalanması gereken kişinin yakalanması amacıyla ve yakalanmasını sağlayacak ölçüde silah kullanmasıdır.
Silah kullanılacak hallerden üçüncüsü olarak gösterilen durumla ilgili olarak sekizinci fıkrada ayrıca bir sınırlamaya gidilmiş; bu durumlarda öncelikle 'dur' çağrısının yapılması, buna rağmen kişinin kaçması halinde uyarı amacıyla silahla ateş edilebilmesi, bu uyarı atışına rağmen hala kaçmakta ısrar etmesi ve kaçması dolasıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde, yakalanmasının sağlanması amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilmesi öngörülmüştür…" açıklanmasına yer verilmiştir.
Silah kullanma ile ilgili değinilen hususlar özetlenecek olursa, bu konudaki temel ilkeler şunlardır:
– Yaşama hakkı tehlikeye girmedikçe (meşru müdafaa ve zorda kalma hali) başkasının yaşam hakkı tehlikeye sokulmamalıdır,
– Silah öldürmek kastıyla kullanılmamalıdır,
– Başka surette saldırıyı ya da direnişi def etme veya kaçan kişiyi yakalama imkanı yoksa sağlığa en az zarar verecek şekilde silah kullanılmalıdır,
– Kaçan kişiler bakımından, anılan kişiler açıkça ve ısrarla ikaz edilmedikçe silah kullanılmamalıdır,
– Mutlaka her olayda ölçülü (orantılılık) olunmalıdır. (M. B.Eryılmaz / A. Bozlak, TBB Dergisi, Sayı 83, 2009, sayfa 247)
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık … Altındaş ve tanık…'in polis memuru oldukları, 03.02.2007 tarihinde saat 19.00 ila 08.00 arasında 3. grup olarak … kod no ile 41 L 2192 plakalı gri renkli Clio marka sivil ekip otosunda asayiş ekibi olarak görev yaptıkları, olay günü gece saat 23.00 sıralarında katılan …'in kendi kullandığı araca tanık … …'i de alarak şehir içerisinde dolaşmaya başladıkları, bir taraftan da araç içerisinde bira içtikleri, dolaşırken aracın gazının bitmek üzere olduğunu gören katılan …'in saat 00.30 sıralarında….. Mahallesi, …Caddesi üzerinde bulunan … isimli benzin istasyonuna girdiği, tanık …'nin araçta kaldığı, katılanın ise araçtan inerek petrolde pompacı olarak çalışan tanık …'e, kendisinin polis olduğunu, geldikleri aracın çalınarak terk edildiğini, aracı Emniyet Müdürlüğü önüne götürmeleri gerektiğini, ancak aracın gazının bittiğini, yarım saat sonra ödemek üzere 20 TL'lik otogaz koymasını istediği, katılanın sözüne inanan tanık …'ın araca 20 TL'lik otogaz koyduğu, yarım saat sonra katılanın parayı getirmemesi üzerine dolandırıldığını anlayarak 155 Polis İmdat hattını arayarak ihbarda bulunduğu ve aracın plakasını verdiği, bunun üzerine Emniyet Haber Merkezi'nden sanık polis memurunun görevli bulunduğu … kod no'lu ekibe anons edilerek olayın araştırılmasının istendiği, şoförlüğünü polis memuru tanık…'in yaptığı emniyete ait …. plaka sayılı araç ile polis merkezinin bildirdiği…. plaka sayılı aracı aramaya başladıkları, gece saat 02.00 sıralarında aracın İnönü Mahallesi, 1957 Sokak üzerinde yolun karşısından gelirken gördükleri, dur ihtarı ve selektör yapmalarına rağmen aracın durmayarak kaçması üzerine ekip aracını döndürerek katılanın kullandığı aracı takibe başladıkları, aracın arkasından yeniden selektör yapıp dur ihtarına devam ettikleri, ancak aracın durmadığı, polis aracının katılanın kullandığı aracın önüne durmak amacıyla önüne geçtiğinde katılanın aracı hızlı bir şekilde sanık polis memuru …'ın içinde bulunduğu ekip aracının üzerine sürdüğü, polis aracına yandan sürtünmek süretiyle çarptığı, polis aracını sürüklediği, çarpmanın etkisiyle polis aracının sağ ön camının kırıldığı, bu esnada sanık …'ın içinde bulunduğu araçtan katılan ve tanık …'nin içerisinde bulunduğu aracı durdurmak amacıyla tabancayla 4-5 el ateş etmesi sonucu katılanın vücuduna isabet eden üç mermi çekirdeği sonucu hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı, katılanın kullandığı aracın motor numarası üzerinden yapılan sorgulamada başka bir araca ait olduğunun tespit edildiği olayda;
Oluşa göre, gece saat 02.00 sıralarında katılanın takibini gerektiren eyleminin kısa süre önce gerçekleştirilen CMK.nın 90/3 md. gereğince yakalama müzekkeresi düzenlenebilecek dolandırıcılık suçu olduğu, katılanın sanık ve tanık polis memurlarının ısrarlı uyarı ve takibe rağmen kullandığı araçla polis aracına yandan çarparak ve sürüklemek suretiyle kaçmaya çalıştığı, sanık ve tanığın aksi ispatlanamayan anlatımlarına göre olay tarihlerinde hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarının faillerinin polisle silahlı çatışmaya girdiklerinin bilindiği ortamda; sanık polis memurunun son çare olarak katılanın aracını durdurmak amacıyla ateş etmesi yasaya uygun ise de katılanın yaşamsal tehlike oluşturacak vücut bölgesini hedef alıp birden çok ateş ederek gerekli olandan fazla bir savunmada bulunmak suretiyle kanun hükmünün yerine getirilmesinde kanunun çizdiği sınırı aştığı olayın oluşuna göre kasten hareket ettiği sonucuna varılamaycağının anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin TCK'nın 27/1. maddesine uyduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin sanığın eyleminde TCK'nın 27/2. maddesi uygulama koşullarının oluştuğuna ilişkin direnme gerekçesinin sanığın eyleminde TCK'nın 27/1. maddesinin uygulanma koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …, … ve
"Direnme üzerine incelenen dosyada genel kurulun çoğunluk görüşüne muhalefetimiz katılan …’in sanık polis memuru … tarafından silahla ateş edilmek suretiyle kasten yaralandığı olayda, sanık lehine 5237 sayılı TCK’nın 27/1. maddesindeki ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması ya da 27/2. maddesindeki meşru savunmada sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi koşullarının oluşmadığı yönündeki düşüncemize dayanmaktadır.
İncelenen dosya kapsamına göre;
Suç tarihinde katılan … ile arkadaşı tanık … …’in, katılanın yönetimindeki … plakalı otomobille birlikte alkol alarak dolaştıkları, bir süre sonra aracın deposundaki LPG’nin azaldığını görünce tanık …’in pompa görevlisi olarak çalıştığı akaryakıt istasyonuna girdikleri, kendisini polis olarak tanıtan katılanın bir bahaneyle parasını yarım saat sonra sonra ödemek üzere araca otogaz aldığı ve yanındaki arkadaşıyla birlikte oradan ayrıldığı, ancak katılanın söz vermesine rağmen parayı getirmemesi nedeniyle dolandırıldığını düşünen tanık …’ın 155 polis imdat hattını arayarak ihbarda bulunduğu ve araç plakasını görevlilere verdiği, polis haber merkezinin anonsu üzerine… kod nolu ekipteki görevlilerden polis memuru sanık … ile yanındaki mesai arkadaşı polis memuru…’in emniyete ait …. plakalı sivil araçla sorumluluk alanlarında katılan ve tanığın bulundukları aracı aramaya başladıkları, nitekim gece 02.00 sıralarında karşılaştıkları otomobili takibe aldıkları, dur ihtarında bulunmalarına rağmen katılan ve tanığın bulundukları otomobilin durmadığı ve hızını artırdığı, süregelen kovalamaca sırasında yan yana gelen, direksiyonlarını birbirleri üzerine kırmalarından kaynaklanan şekilde birbirlerine sürten ve çarpan araçların sonunda birbirine bitişik ve aynı yöne bakar şekilde durdukları, bu aşamada araçta bulunduğu konum itibariyle ön yolcu koltuğunda ve şoförün sağında oturan sanık …’ın görevi gereği üzerinde taşıdığı tabancasıyla doğrudan katılanı hedef alarak 4 el ateş ettiği, bu atışlardan üçünün katılana isabetiyle göğüs ve batın boşluğuna nafiz, akciğer, mide, ince ve kalın bağırsakta ateşli silah mermi çekirdeği yaralanması oluşturacak şekilde yaralanan katılanın yaşamsal tehlike geçirdiği, skapula (kürek kemiği) üzerindeki parçalı kırığın hayat fonksiyonlarına (3) orta derecede etkili olduğu anlaşılmaktadır.
Dosyadaki bulgu ve tespitler özetle şu şekildedir;
-… İlçe Emniyet Müdürlüğü olay yeri inceleme büro amirliğinin 04.02.2007 tarihli ve saat 07.30’de düzenlenen olay yeri inceleme raporunda …. kod nolu ekibin kullandığı .plakalı gri renkli Clio marka otonun …. plakalı gri renkli …marka oto ile aynı istikamete bakar vaziyette sürtünme sonucu kaza yaptıkları,…. plakalı otonun kaldırıma çıkmış olduğu,,,,, plakalı otonun ise bu aracın ön kısmına gelecek şekilde bu otoya yaslanmış olduğu ifade edilmiştir. (olay yeri basit krokisinde de aynı tespitlerin çizim hali yer almaktadır)
-Aynı tutanakta, .. plakalı otomobilin ön sol kapısının hasarlı olduğu, camının kırık olduğu, ön camın ise tamamen kırık olduğu belirtilmiş, oto etrafında yerde araca 230 cm mesafede 9 mm. çapında kovan ve biraz ileride yerde bir mermi çekirdeğinin bulunduğu tespit edilmiştir.
-Sanık polis memuru … ile araç şoförü polis memuru… tarafından düzenlenen aynı tarihli ve 04.30 saatli tutanakta ise katılanın kullandığı …. plakalı aracın dur ihtarına uymayarak kaçmaya devam etmesi üzerine yaşanan kovalamacada ilgili araç ve şahısların alındığı hususuna yer verilmiş, ancak polis memurlarının can güvenliğine yönelen herhangi bir saldırıdan söz edilmemiştir.
…. plakalı araç içinde veya dışında, olay mahallinde, katılan … ile olay esnasında aynı araçta bulunan tanık … … üzerinde ateşli silaha, kesici-delici nitelikte bir alete rastlanmamıştır.
-… Cumhuriyet Başsavcılığının 04.02.2007 tarihli otolar üzerinde yapılan keşif ve inceleme tutanağında…. plakalı otomobilin ön camının ve sol ön kapı camının tamamen dökülmüş olduğu, sol ön çamurluğun ön lastik hizasından başlayarak sol kapının sonuna kadar devam eden çarpmadan mütevellit içeriye çökme ve boya çiziklerinin bulunduğu, başkaca hasar bulunmadığı, aracın hiçbir noktasına kurşun çekirdeğinin isabet etmediği,…. plakalı araçta ise sağ ön farın yerinde olmadığı, ön tamponun yerinden çıktığı, sağ ön far kısmından başlayarak sağ arka kapının tahminen 30 cm. ilerisine devam edecek şekilde kapının içeriye çöktüğü, sağ ön kapı camının tamamen kırılmış olduğu hususlarına yer verilmiştir.
-… plakalı araçta bulunan tanık … …’in … Cumhuriyet Başsavcılığında müşteki-şüpheli sıfatıyla verdiği 04.02.2007 tarihli ifadesinde, polis arabasının arkadan geldiğini, sol taraflarına yanaştığını ve durmalarını istediğini, kendisinin…’e durmasını söylediğini ancak…’in gaza basıp hızlandığını, bunun üzerine polis arabasının hızlanarak önlerine geçtiğini ve kendi önlerine doğru kırdığını, bu sırada kendi arabalarının polis arabasının sağ tarafına çarptığını ve durduğunu, arabanın başka yere kaçma durumunun olmadığını zira yolun bittiğini beyan ettiği anlaşılmıştır.
– Tanık polis memuru…, 05.02.2007 tarihinde … Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesinde, … plakalı araca durması için birkaç kez selektör yaptığını ancak durmadığını, hızlanarak otoyla yanyana geldiklerini, sağ tarafında oturan polis memuru arkadaşının camı indirdiğini, polis olduklarını ve telsizini göstererek durmalarını söylediğini, buna rağmen durmayınca sanık arkadaşı …’ın durmaları için havaya iki el ateş ettiğini, bunun üzerine aracın durduğunu, kendisinin de 5 metre ileri giderek çapraz şekilde aracı durdurduğunu, arkadaşı …’ın tam kapıdan inmek üzere olduğu anda katılanın hızlı şekilde aracı hareket ettirdiğini, kendi otosunun sol ön yanıyla araçlarının sağ arka kapısına sürter vaziyette çarptığını ve arabalarının bir müddet sürüklendiğini, oto üzerlerine doğru hareket ederken sanık polis memuru …’ın yere doğru bir el ateş ettiğini, yine oto kendi arabalarına sürtmeye başlayınca tabancasıyla 4-5 el ateş ettiğini hatırladığını ancak silahın namlusunun paralel olmadığını, daha çok aşağıya doğru olduğunu belirtmiştir.
-Sanık … ile tanık polis memuru… olay günü ve saatinde… kod nolu ekip olarak 3. grup kapsamında saat 19.00-08.00 saatleri arasında görevlidirler.
-12.02.2007 günlü telsiz muharebesi analiz tutanağında… kod nolu ekibin haber merkeziyle yaptığı telsiz görüşmesinde “kaza yaptık, aracımıza çarptılar, silah kullandık, …aracı üzerimize sürdüler” ifadelerini kullandığı anlaşılmaktadır.
-… Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 27.11.2007 tarihli kesin raporunda, “…göğüs ve batın boşluğuna nafiz, akciğer, mide, ince ve kalın bağırsakta ateşli silah mermi çekirdeği yaralanması oluşturacak şekilde yaralanan katılanın yaşamsal tehlike geçirdiği, basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyeceği, skapula (kürek kemiği) üzerindeki parçalı kırığın hayat fonksiyonlarına (3) orta derecede etkili olduğunun” belirtildiği anlaşılmaktadır.
Bu tespitlere göre, konunun daha isabetli değerlendirilmesi bakımından TCK’nın ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler arasında 27. maddesinde “sınırın aşılması” başlığıyla yapılan düzenlemeyi ele almak gerekecektir. İlgili maddenin 1. fıkrasında, kamu adına zor kullanma yetkisine sahip kolluk görevlilerinin, TCK’nın 25. maddesindeki meşru savunma koşullarının bulunduğu noktada gerek kendisini, gerekse üçüncü şahısları savunurken ya da zor kullanma yetkisini kullanırken kast olmaksızın sınırı aşması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise, meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmişse faile ceza verilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Yargıtayımız çeşitli kararlarında hukuka uygunluk hallerinde sınırın aşılmasını “savunmanın yasal savunma koşullarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle yasal savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda uygulanabilecek bir kavram olarak tanımlamıştır. Muhtelif kararlarında Yargıtay, sınırın aşılmasını “savunmanın meşru müdafaa koşullarında başladığı, fakat ölçülülük ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru müdafaanın kabul edilmediği hallerde” kabul ettiği anlaşılmaktadır. İşte bu ölçülülük ilkesinin kast olmaksızın taksirle aşıldığı hallerde 27/1. maddenin, mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelen nedenlerle aşıldığı hallerde 27/2. maddenin uygulanması gündeme gelecektir.
Sınırın aşılması kavramının, meşru savunma koşullarından bağımsız değerlendirilmesi olanaklı olmadığından TCK’nın 25/1. maddesindeki meşru savunma hukuka uygunluk nedeni üzerinde de durulması gerekecektir. Meşru savunma, 5237 sayılı TCK'nın 25. maddesinin 1. fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının "korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür. Öğretide; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, … Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, …, 2006, …. 364.); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, …, 2014, …. 307.); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (… Yaşar-… Tahsin Gökcan-… Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, … Yayınevi, 2. Bası, …, 2014, …. 697.) şeklinde, 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir. Gerek öğretide, gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK'nın 25. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. 1- Saldırıya ilişkin şartlar: a) Bir saldırı bulunmalıdır. b) Bu saldırı haksız olmalıdır. c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur. d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır. 2- Savunmaya ilişkin şartlar: a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır. b) Savunma saldırana karşı olmalıdır. c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır. Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda ise "sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir.
İç mevzuatta kolluk kuvvetlerinin zor ve silah kullanma yetkisinin sınırları PVSK (md.16) ve Jandarma Teşkilat ve Görevleri Kanunu (md.11) başta olmak üzere farklı hukuki metinlerde düzenlenmiştir. Konumuzla ilgisi yönünden, polis mevzuatına bakıldığında yakalama amaçlı zor ve silah kullanma yetkisinin sınırlarının direnmenin mahiyeti ve derecesiyle ilgili olduğu kadar, isnat edilen suç konusu fiille de bağlantılı olduğu kabul edilmelidir. Kaçmakta olan şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silah kullanma yetkisi PVSK’nın 16/7-c maddesinde düzenlenmiştir. Yasadaki düzenleme orantılılık ilkesiyle birlikte değerlendirildiğinde, eğer şüphelinin direnme şekli meşru savunmanın daha üstün bir zor kullanma derecesini gerektiren şartlarını oluşturmuyorsa, yakalanmayı sağlamak için ve sağlayacak ölçüde silah kullanmanın üst sınırı, yaralama amaçlı silah kullanma olmalıdır. Ayrıca, zor kullanma yetkisi kullanılırken korunmak istenen hak ile ihlal edilen hak arasında bir denge olmalıdır. Bu bağlamda, kişinin etkisiz hale getirilmesi veya yakalanması sonucu elde edilecek fayda ile silah kullanarak şüpheliye verilecek zarar karşılaştırılmalıdır.
Anayasamızın 90/5. maddesinde “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmüne yer verilmesi karşısında hükümlerini kabul ederek taraf olduğumuz en temel hukuksal metinlerden olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin konuya ilişkin bağlayıcı hükümleri de bu konudan bağımsız düşünülemez.
AİHS’nin 1. maddesi uyarınca herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Sözleşmenin 2/1. maddesinin ilk cümlesi, devleti yalnızca kasten ve yasa dışı yoldan ölüme sebebiyet vermekten kaçınmakla değil, aynı zamanda iç hukuk düzeninde kendi yargısına tabi kişilerin yaşam haklarının korunması için gerekli önlemleri almakla yükümlü kılmaktadır. Sözleşmede güvenlik güçlerinin hangi hallerde öldürücü güç kullanmasının meşru sayılacağı açıkça gösterilmiştir. Buna göre, bir kimsenin kanun dışı şiddete karşı korunması, kanuna uygun olarak tutuklama yapılması veya kanuna uygun olarak tutuklu bulunan kişinin kaçmasının önlenmesi, ayaklanma veya isyanın kanuna uygun olarak bastırılması hallerinde kolluk kuvvetlerinin yaşam hakkına yönelik eylemleri meşru kabul edilmiştir. Güç kullanma yetkisi bakımından kabul edilen ilkeler ise yasallık, gereklilik/mutlak zorunluluk ve orantılılık olarak sayılmaktadır. AİHM kararları incelendiğinde, kolluk kuvvetlerinin yaptığı operasyonlarda ölümcül güç kullanımının istenmeyen ölüm ihtimalini mümkün olan en alt seviyede tutacak şekilde planlanması ve icra edilmesi gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Bu bağlamda, zor ve silah kullanma yetkisine sahip olanların sınırı aşmaları durumunda sorumlu olacakları da kuşkusuzdur.
1990 yılında Havana’da toplanan sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansında kanun adamlarının zor ve silah kullanmalarına dair temel prensipler belirlenmiştir. Buna göre, kanun adamları kendilerinin ve başkalarının öldürülmelerine veya ağır bir biçimde yaralanmalarına yönelik yakın bir tehlikeye karşı müdafaa halleri ile yaşama karşı ağır bir tehdit içeren ağır nitelikteki özel suçların işlenmesini önlemek, bu tür tehlike gösteren veya emirlere direnen bir kimseyi yakalamak veya böyle bir kimsenin kaçmasını önlemek amacı dışında ve bu amaçları gerçekleştirmek için daha hafif yöntemler yetersiz kalmadıkça başkalarına karşı silah kullanamazlar. Her halukarda, sadece yaşamı korumak için kesinlikle kaçınılmaz olduğu zaman öldürmeye yönelik silah kullanılabilir.
Tüm bu açıklamalar, yukarıda özetlenen oluş ve kanıtlarla birlikte değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde dolandırıcılık suçunu işledikleri iddiasıyla haklarında kolluğa ihbarda bulunulan katılan … ile arkadaşı tanık …’nin durumun bildirildiği sivil polis ekibinde görevli sanık … ve tanık… tarafından takibe alındığı, adı geçen görevlilerin dur ihtarına rağmen araçlarını durdurmayan ve kaçmayı tercih eden katılan … ve tanık … ile polis ekibinin aracı arasındaki kovalamacanın zaman zaman önlü arkalı, zaman zaman da yan yana ve araçların birbirine çarpacak şekilde temasta bulunmasıyla devam ettiği, araçları sevk ve idare eden şoförlerin direksiyonlarını birbirleri üzerine kırmalarından kaynaklanan şekilde birbirlerine sürten ve çarpan araçların sonunda birbirine bitişik ve aynı yöne bakar şekilde durdukları, bu aşamada araçta bulunduğu konum itibariyle ön yolcu koltuğunda ve şoförün sağında oturan sanık …’ın görevi gereği üzerinde taşıdığı tabancasıyla doğrudan katılanı hedef alarak 4 el ateş ettiği, bu atışlardan üçünün katılana isabetiyle göğüs ve batın boşluğuna nafiz, akciğer, mide, ince ve kalın bağırsakta ateşli silah mermi çekirdeği yaralanması oluşturacak şekilde yaralanan katılanın yaşamsal tehlike geçirdiği, skapula (kürek kemiği) üzerindeki parçalı kırığın hayat fonksiyonlarına (3) orta derecede etkili olduğu, katılanın veya olay tanığı olan arkadaşı …’nin olay sırasında silahsız oldukları, her iki otomobilin çarpışma ve durma açıları ile hasar gören yerleri gözetildiğinde, özellikle sanık polis memuru …’ın dile getirdiği katılan … ve tanık …’nin bulunduğu aracın kendilerine zarar vermek veya başka bir amaçla üzerlerine sürüldüğüne ilişkin savunmaların itibar edilebilir yanının bulunmadığı, öte yandan bir kimsenin kanun dışı şiddete karşı korunması, kanuna uygun olarak tutuklama yapılması veya kanuna uygun olarak tutuklu bulunan kişinin kaçmasının önlenmesi, ayaklanma veya isyanın kanuna uygun olarak bastırılması koşullarının gerçekleşmediği olayda, suç işlediği şüphesiyle takip edilen katılanın kaçmasını önlemek amacıyla öncelikle sözlü/anonslu uyarıda bulunmak, sonrasında uyarı atışı yapmak, gerektiği takdirde takip edilen aracın tekerlerini hedef alarak yavaşlatmayı veya durdurmayı sağlamak, son aşamada ise ölüm sonucunu doğurmayacak vücut bölgeleri seçilerek silah kullanmak gibi daha makul yöntemleri kademeli olarak artan şekilde kullanmak yerine doğrudan katılanın vücudunun hayati önem taşıyan bölgeleri hedef alınarak ağır şekilde yaralanmasına neden olunan olayda, TCK’nın 27/1. maddesindeki zor kullanma yetkisinin kullanılması sırasında sınırın kast olmaksızın aşılmasından bahsedilemeyeceği, zira sanığın yaşam hakkına veya vücut dokunulmazlığına yönelik somut bir tehdit yöneltmeyen ve silah taşımayan katılana doğrudan kast altında üç isabet kaydederek eylemini gerçekleştirdiği, diğer yandan somut olayın özellikleri dikkate alındığında TCK’nın 27/2. maddesi uyarınca sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri geldiğine ilişkin bir tespitin de yapılamadığı, katılanın etkisiz hale getirilmesi veya yakalanması sonucu elde edilecek fayda ile silah kullanarak verilen zarar karşılaştırıldığında açık bir ölçüsüzlük ve dengesizlik bulunduğu, tüm bu hususlar karşısında sanık polis memurunun eyleminin gerçekleşen takip ve kovalama esnasında katılandan kaynaklanıp kendilerine yönelen davranışların yarattığı tesir altında haksız tahrikle kasten yaralama suçunu oluşturduğu görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun TCK’nın 27. maddesindeki sınırın aşılması koşullarının bulunduğuna ilişkin görüşüne katılmıyoruz."
düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurul Üyesi; sanığın eylemi haksız tahrik altında hayati tehlike geçirecek şekilde yaralama suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.05.2015 tarihli ve 433-625 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın eyleminde TCK'nın 27/1. maddesi koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 15.02.2022 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 03.03.2022 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Meşru savunmanın kabulü için saldırıya ilişkin dört şart birlikte aranır: bir saldırı bulunmalı, bu saldırı haksız olmalı, meşru savunmayla korunabilecek bir hakka yönelik olmalı ve saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır. Bunlara ek olarak savunmaya ilişkin üç şart da gerçekleşmelidir: savunma zorunlu olmalı (başka imkân bulunmamalı), saldırana karşı yönelmeli ve saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır. Savunmada zorunluluk bulunup bulunmadığı her olayın özelliğine göre saptanmalıdır; meşru savunmada sanığa kaçma mükellefiyeti yüklenemez.

Saldırının varlığı geniş biçimde anlaşılmalıdır: başlayacağı muhakkak olan ve başladığında savunmayı olanaksız ya da güç kılacak bir saldırı başlamış, tekrarından korkulan bir saldırı da henüz sona ermemiş sayılır. Failin kendi eylemiyle çatışma ortamı yarattığı durumlarda ise meşru savunma hakkı doğmaz.

Sınırın aşılması, savunmanın meşru savunma koşullarının bulunduğu sırada başladığı ancak orantılılık ilkesinin ihlal edildiği durumlarda söz konusu olabilir. TCK m. 27/1 uyarınca, sınır kast olmaksızın aşılmış ve fiil taksirle de cezalandırılabiliyorsa taksirli suç için öngörülen cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. Bu fıkradaki düzenlemeden kastedilen hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılmasıdır; kusurluluğu etkileyen haller bu fıkra kapsamında değerlendirilemez. Sınırın kasten aşılması hâlinde ise fail kasten işlediği suçtan sorumlu tutulur.

TCK m. 27/2 uyarınca meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmişse faile ceza verilmez. Bu hükmün uygulanabilmesi için dört şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir: meşru savunmayla korunabilecek bir hakkın bulunması, saldırıya ilişkin koşulların var olması, orantılılık şartının savunma lehine ihlal edilmesi ve sınır aşımının mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaştan kaynaklanması. Sınırın öfke gibi nedenlerle aşılması bu fıkra kapsamında değerlendirilemez; bu hâlde ancak haksız tahrik hükümleri gündeme gelebilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2017/303 E., 2022/148 K. sayılı kararında; polis memurunun kaçan şüpheliyi durdurmak amacıyla ateş etmesinin yasal olduğunu, ancak hayati tehlike oluşturacak vücut bölgesini hedef alarak birden çok ateş etmesinin gerekli olandan fazla savunmaya yol açtığını ve olayın oluşuna göre kastla hareket ettiği sonucuna varılamayacağını değerlendirerek eylemin TCK m. 27/1 kapsamında olduğuna hükmetmiştir. Bu karar oy çokluğuyla verilmiş; beş üye farklı bir nitelendirme benimseyerek karşı oy kullanmıştır.

Nitelikli Haller: Töre Saiki, Kan Gütme ve Canavarca His

TCK m. 82'de düzenlenen nitelikli hâllerde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmektedir. Töre saikiyle öldürme TCK m. 82/1-k'da, kan gütme saikiyle öldürme ise m. 82/1-j'de yer almaktadır. Töre, namus kavramını da içine alan bir üst kavram olmakla birlikte töre ve namus öldürmeleri hukuken birbirinden ayrı tutulmalıdır.

TCK m. 82/1-k kapsamında töre saikiyle öldürmenin kabulü için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: mağdurun toplumda benimsenen bir davranış ya da yaşam biçimine aykırı davranmış olması, bu aykırı davranışın o toplumda ölümle cezalandırılmasının beklenen bir tepki olarak kabul görmesi ve failin bu cezalandırma görevini üstlenerek toplumun yönlendirmesiyle hareket etmesi. Töre saikiyle hareket eden fail, kendisine yüklenen görev bilinciyle hareket eder ve ait olduğu toplulukta bu davranışı nedeniyle saygınlık kazanır; salt kendi namus anlayışından hareket eden fail için aynı durum söz konusu değildir.

Töre saikiyle işlenen suçta haksız tahrikin de aynı anda varlığı hâlinde töre saikinin ortadan kalkıp kalkmayacağı meselesi uygulamada tartışmalı olmaya devam etmektedir. Bir yargılama çevresinde haksız tahrik altında işlenen suçta töre saikinin bulunmadığı yaklaşımı benimsenirken, başka bir yargılamada töre nitelikli hâlinin uygulandığı ve tahrik indiriminin reddedildiği görülmüştür. Bu iki yaklaşım aynı hukuki soruya farklı sonuçlar ürettiğinden, herhangi birini tek ve bağlayıcı kural olarak aktarmak mümkün değildir.

Töre saiki yönünden azmettirme iddiasında öncelikle asıl failin eylemi töre saikiyle mi işlediği belirlenmelidir; asıl fiilin töre saikiyle işlenmediği sonucuna ulaşılırsa azmettirenlerin töre saikiyle öldürmeye azmettirdikleri kabul edilemez.

Kan gütme saiki (TCK m. 82/1-j) için ilk olayın doğurduğu elem ve infialin geçmesinden sonra suçun işlenmesi zorunludur. Bunun yanı sıra önceki olayın ölümle sonuçlanmış olması, failin öç alma duygusu ve görev bilinciyle hareket etmesi ve iki olay arasında çok kısa olmayan bir süre geçmesi gerekmektedir; ilk öldürülen ile ikinci suçun faili arasında kan hısımlığı şartı aranmaz. Maktulün ilk olayla bağlantılı olarak silahla tehdit suçundan mahkûmiyetinin bulunduğu somut olayda bu nitelikli hâlin koşullarının oluşmadığı belirtilmiştir.

Canavarca hisle ya da eziyet çektirerek öldürme nitelikli hâlinin uygulanabilmesi için öldürme kastının yanında işkence ya da eziyet çektirme kastını içeren, ölümü meydana getirmek bakımından zorunlu olmayan ve ölümden önce gerçekleştirilen vahşice hareketlerin her türlü şüpheden uzak kesin kanıtla ispatlanması gerekir. Bu ispat sağlanamadığında eylem bu nitelikli hâl kapsamında değerlendirilemez.

İhmali Davranışla Öldürme: TCK m. 83

TCK m. 83/1 uyarınca, yükümlü olunan belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemek nedeniyle ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmek için yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. Bu eşdeğerlik TCK m. 83/2 kapsamında iki hâlde kabul edilir: kişinin ya kanuni düzenleme ya da sözleşmeden kaynaklanan icrai davranış yükümlülüğü bulunmalı ya da önceki davranışıyla başkaları için tehlikeli durum yaratmış olmalıdır. İhmali davranışla öldürmede uygulanacak temel ceza TCK m. 83/3 çerçevesinde belirlenir; ağırlaştırılmış müebbet yerine yirmi yıldan yirmi beş yıla, müebbet yerine on beş yıldan yirmi yıla, diğer hâllerde on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmedilebilir ya da cezada indirim yapılmayabilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 83Kaynağı aç
Madde 83- (1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı
gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu
tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin
icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.
(2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;
a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden
veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,
b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili
olarak tehlikeli bir durum oluşturması,
gerekir.
(3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında,
temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan
yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar,
diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği
gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.
İntihara yönlendirme[34]

Sıkça Sorulan Sorular

TCK m. 81 uyarınca kasten öldürme suçunun cezası nedir?

TCK m. 81/1 uyarınca bir insanı kasten öldüren kişi müebbet hapis cezasıyla cezalandırılır. Nitelikli hâller TCK m. 82'de ayrıca düzenlenmiş olup bu hâllerde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmektedir.

Öldürme kastı ile yaralama kastı nasıl ayrılır?

Kastın tespitinde tek bir kriter değil; kullanılan aletin öldürmeye elverişliliği, hedef alınan vücut bölgesi, darbe ya da atış sayısı ve şiddeti, atış mesafesi, taraflar arasındaki önceki husumet ve failin eylemine kendiliğinden son verip vermediği gibi ölçütler bir bütün olarak değerlendirilir. Kast failin iç dünyasına ait bir unsur olduğundan olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası dış davranışlar belirleyicidir.

Haksız tahrik indirimi kasten öldürme cezasını nasıl etkiler?

TCK m. 29/1 uyarınca müebbet hapis cezasını gerektiren hâllerde haksız tahrik varsa ceza on iki yıldan on sekiz yıla, ağırlaştırılmış müebbet gerektiren hâllerde on sekiz yıldan yirmi dört yıla kadar belirlenir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. İndirim oranı her olayda mağdurdan gelen haksız fiilin niteliği ve boyutu dikkate alınarak belirlenir.

Kasten öldürmeye teşebbüste ceza ne olur?

TCK m. 35/2 uyarınca meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on dört yıldan yirmi bir yıla, müebbet hapis cezası yerine on yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.

Meşru savunma kasten öldürme suçunda cezayı ortadan kaldırır mı?

TCK m. 25/1 koşullarının tamamının bir arada gerçekleşmesi, yani saldırının varlığı, haksızlığı, korunmaya değer bir hakka yönelik olması, savunmayla eş zamanlılığı ve orantılılık şartının sağlanması hâlinde faile ceza verilmez. Savunmada zorunluluk bulunup bulunmadığı her olayın özelliğine göre saptanır. Sınırın aşılması hâlinde ise TCK m. 27/1 ya da m. 27/2 uygulanabilir; hangi fıkranın uygulanacağı sınır aşımının kastla mı yoksa mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaşla mı gerçekleştiğine bağlıdır.

Azmettiren ile asli fail aynı cezayı mı alır?

TCK m. 38/1 uyarınca azmettiren, işlenen suçun cezasıyla cezalandırılır. Üstsoy–altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılarak azmettirme söz konusuysa bu ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Azmettirenin sorumluluğunun faile bağlılık kuralı çerçevesinde mi yoksa kendi kastı esas alınarak mı belirleneceği ise uygulamada farklı görüşlerin bulunduğu bir tartışma konusudur; bağlılık kuralını esas alan çoğunluk ile bu yaklaşımı eleştiren karşı oy, aynı kararın içinde yer almaktadır.

Töre saikiyle öldürme ile namus saikiyle öldürme aynı mı?

Hayır. Töre, namus kavramını da içine alan bir üst kavram olmakla birlikte ikisi hukuken birbirinden ayrı tutulmalıdır. Töre saikiyle hareket eden fail, ait olduğu topluluktan beklenen bir görevi üstlendiği bilinciyle hareket eder ve toplulukta saygınlık kazanır. Salt kendi namus anlayışından hareket ederek öldüren fail için bu koşul gerçekleşmiş sayılmaz.

Birden fazla kişinin katıldığı öldürme olayında herkes aynı biçimde sorumlu tutulur mu?

Hayır. Her sanığın kastı ve iştirak iradesi ayrı ayrı belirlenmek zorundadır. Suçun kanuni tanımındaki fiili birlikte gerçekleştiren kişiler TCK m. 37/1 uyarınca fail olarak sorumludur; ortak iştirak iradesi kesin delillerle ispatlanamazsa şüpheden sanık yararlanır ilkesi uygulanır. Yardım etme; icrayı kolaylaştırma, suç işleme kararını kuvvetlendirme ya da araç sağlama gibi biçimlerde gerçekleşebilir.

Olası kast ile bilinçli taksir kasten öldürme suçunda nasıl ayrılır?

Olası kastta fail suçun unsurlarının gerçekleşeceğini öngörmesine karşın fiili işlemeyi sürdürür ve bu neticeyi kabullenir. Bilinçli taksirde ise netice öngörülmüş olmakla birlikte fail bu neticeyi istemez. Bu ayrım, failin somut tutum ve davranışlarından hareketle her olayda ayrıca değerlendirilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu