Namus Davası ve Töre Saikiyle Kasten Öldürme Suçu

by Avukat Erdal Ersoy
Namus Davası ve Töre Saikiyle Kasten Öldürme Suçu

Türk ceza hukuku mevzuatında namus cinayeti veya namus davası adı altında müstakil bir suç tipi ve namus kavramının sınırları çizilmiş yasal bir tanımı bulunmamaktadır. Toplumsal yaşamda bu isimle anılan fiiller, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında kasten öldürme suçu çerçevesinde ele alınır. 5237 sayılı Kanun'un 81. maddesi gereğince bir insanı kasten öldüren fail hakkında temel ceza olarak müebbet hapis cezasına hükmedilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 81Kaynağı aç
Madde 81- (1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası
ile cezalandırılır.
Nitelikli haller

Töre Saikiyle Kasten Öldürme ve Nitelikli Haller

Kasten öldürme eyleminin töre saikiyle işlenmesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendi uyarınca suçun nitelikli hâli kabul edilir ve faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. Bir öldürme fiilinin töre saikiyle gerçekleştirildiğinin kabul edilebilmesi için belirli koşulların birlikte gerçekleşmesi aranır. Bu doğrultuda mağdurun toplumda genel olarak benimsenmiş bir davranış veya yaşam biçimine aykırı davranması, bu aykırılığın ölümle cezalandırılmasının o toplumda yaşayanlar tarafından beklenen bir tepki olması ve failin toplumun öldürme beklentisinin yönlendirmesiyle sırf aykırı davranışı cezalandırma görevi üstlenerek eylemi işlemesi gerekir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 82Kaynağı aç
Madde 82- (1) Kasten öldürme suçunun;[31]
a) Tasarlayarak,
b) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek,
c) Yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer,
biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle,
d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş,
boşandığı eş veya kardeşe karşı,[32]
e) Çocuğa ya da beden veya ruh
bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
f) (Değişik:12/5/2022-7406/2 md.) Kadına karşı,
g) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini
kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla,[33]
i) (Ek:29/6/2005 – 5377/9 md.)Bir suçu işleyememekten dolayı
duyduğu infialle,
j) Kan gütme saikiyle,
k) Töre saikiyle,
İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile
cezalandırılır.
Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2025/4276, K. 2025/7107Kaynağı aç
1. Ceza Dairesi         2025/4276 E.  ,  2025/7107 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/808 E., 2025/1188 K.
SUÇLAR : Nitelikli kasten öldürme, kasten öldürme, kasten öldürmeye
yardım etme
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi, mahkumiyet
… müdafii, katılanlar vekili, Cumhuriyet savcısı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurularının esastan reddi ile hükümlerin onanması, bozma
Sanık … müdafiinin, kanunî süresi içinde öne sürdükten sonra, sanığın 17.06.2025 tarihinde cezaevinden gönderdiği dilekçesiyle temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanıklar… müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.01.2024 tarihli ve 2021/315 Esas, 2024/28 Karar sayılı kararı ile;
A) Sanıklar … ve …….hakkında; maktule yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 82/1.a-k, 62… . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
B) Sanık … hakkında; maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 82/1.a-k, 39, 62… . maddeleri uyarınca 12… ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
C) Sanık … hakkında; maktule yönelik azmettirmek suretiyle nitelikli kasten öldürme, sanık … hakkında; maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme, suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 223/2.e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine, karar verilmiştir.
2. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararı ile;
A) Sanık … hakkında maktule yönelik azmettirmek suretiyle nitelikli kasten öldürme, sanık … hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme suçlarından İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükümlerine yönelik Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280/1.a maddesi uyarınca esastan reddine,
B) Sanıklar …… ve …….hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürme, sanık … hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme suçlarından İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafiilerinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280/1.g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile;
a) Sanık … hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81, 29, 62… . maddeleri uyarınca 12… ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b) Sanık … hakkında maktule yönelik kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81, 39, 62… . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
c) Sanık … hakkında maktule yönelik kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81, 39, 62… . maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık … Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Vekâlet ücretine,
B. Sanık … Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Suçun işlenmediğine, meşru savunma hükümlerinin uygulanması gerektiğine,
C. Sanık … Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine,
D. Cumhuriyet Savcısının Temyiz Sebepleri
Sanık …'ın 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi delaletiyle cezalandırılması gerektiğine,
E. Katılanlar Vekilinin Temyiz Sebepleri
Beraat eden sanıklar hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğine, suç vasfına, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine, ilişkindir.
III. GEREKÇE
1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar …., ….. ve… tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, meşru savunmaya ilişkin yasal unsurların oluşmadığı, sanıklar ……. ve …….'ın üzerlerine atılı suçları işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediği anlaşıldığından anılan temyiz sebeplerinin incelenmesinde sanık … hakkında verilen hükümdeki düzeltme, sanıklar ….., ………. ve… hakkında kurulan hükümlerdeki bozma nedenleri dışında hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.04.2025 tarihli ve 2025/10-67 Esas, 2025/184 Karar sayılı ilamında detayları açıklandığı üzere ; 5271 sayılı Kanun'un 150/3.maddesi uyarınca yargılama merciinin talebi üzerine Baro tarafından kendisine zorunlu müdafii görevlendirilen ve fakat yargılama sonucunda beraat eden sanık … lehine Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle vekalet ücretine hükmedilmemesi suretiyle oluşan hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.
3. Dosya kapsamına göre; sanıklardan ………'ın annesiyle, sanığın teyzesinin eşi olan eniştesi maktul arasında gönül ilişkisi bulunduğu, bu hususun ortaya çıkması üzerine, maktulün anılan sanığın teyzesiyle ortak ikamet ettiği evi terk ettiği, sanık … ve ailesinin maktulü aramaya başladığı, bu kapsamda teyzesi …'un evine muhtelif zamanlarda ellerinde silahtan sayılan cisimlerle gelerek maktulü sordukları, en sonunda çalıştığı ticari taksinin sahibinin yanına gelip maktulü sormaları üzerine, maktulün bir süre Diyarbakır'dan ayrıldığı, akabinde tekrar Diyarbakır'a dönerek daha önceden çalışmış olduğu ticari takside çalışmaya başladığı, bu durumu bir şekilde öğrenen sanıkların maktulü aramaya devam ettikleri, maktulü bulma konusunda sanık … ve amcasının oğlu olan …ın, bir diğer amcasının oğlu olan sanık …'ten yardım istedikleri, sanık …'in maktulün yerini tespit etmesiyle, sanıklar … ve …ın maktulün bulunduğu yere gelerek, maktulün hakimiyetinde bulunan taksiye bindikleri, belirli bir mesafe katettikten sonra, araç seyir halindeyken, sanık …'ın hamili bulunduğu silah ile maktulün baş bölgesine ateş ederek ölümüne sebebiyet verdiği anlaşılan olayda;
a) Sanıklar …ve …'ın birlikte suç işleme iradesiyle hareket edip, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurdukları anlaşıldığından, sanık …'ın 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi delaletiyle asli fail olarak cezalandırılmasına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde yardım eden olarak cezalandırılması suretiyle eksik ceza tayini,
b) Maktulün çocuklarının beyanlarıyla sabit olduğu üzere, sanık …'ın annesi ve maktul arasındaki ilişkinin ortaya çıktığı Mayıs ayından itibaren, maktule yönelik öldürme iradesini gösterecek nitelikte hareketlerde bulunarak, maktulü aramaya başladığı, bu kapsamda maktulün çalıştığı ticari taksinin sahibine, karısına ve kızlarına çeşitli kereler giderek maktulü sordukları, bu süre zarfında maktulün şehirden ayrılması nedeniyle maktule ulaşamadıkları ve olayın meydana geldiği Ocak ayında maktulün Diyarbakır'da olduğunu öğrenmesi üzerine amca çocukları olan diğer sanıklar ile birlikte maktule yönelik öldürme eylemini gerçekleştirdikleri olayda; sanıklar … ve …ın, …'ın annesi… ile maktulün birlikteliklerini öğrendikleri andan itibaren öldürme kararını verdikleri, karar ile fiilin icrası arasında makul sürenin geçtiği, sebat ve ısrarla maktulü arayarak kararlarından dönmedikleri anlaşılmakla, tasarlayarak kasten öldürme suçunun koşullarının bulunduğu gözetilmeksizin, sanıklar …, …ve… yönünden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde 5237 sayılı Kanun'un 81. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
c) Bir öldürme ya da öldürmeye teşebbüs eyleminin töre saikiyle gerçekleştirildiğinin kabulü için; öncelikle davranışı ya da bulunduğu durum/konum, sanık açısından haksızlık teşkil etmeyen mağdurun toplumda genel olarak benimsenmiş olan bir davranış veya yaşam biçimine aykırı davranmış olmasının, ikinci olarak bu aykırı davranışın "ölümle" cezalandırılması gerektiğinin o toplumda yaşayanlar tarafından beklenen bir tepki olduğunun kabul edilebilmesinin, üçüncü olarak ise öldürme fiilinin fail tarafından toplumun öldürme beklentisinin yönlendirmesiyle sırf aykırı davranışın cezalandırılması görevi üstlenilerek işlenmesinin gerektiği kabul edilmektedir. Bu kıstaslar ve yaşanan olayın ertesi günü, bu defa sanık …'ın en küçük kardeşi …in, kadın sığınma evine yerleşmek üzere İzmir'e giden annesi…'yi bıçakladığının iddia edilmesi hususu da göz önünde bulundurularak yargılamaya konu somut olayda; sanık …'ın babası …'in eşinin kendisini aldatması durumuna çocukları ve yeğenleri kadar tepki göstermediği, hatta bir kısım beyanlardan anlaşılacağı üzere ilk duyum anında barışma yönünde talebinin olduğu, maktul ve sanık …'ın annesinden kaynaklı olan bu haksızlığın doğrudan muhatabının sanık …'ın babası olduğu, maktul ve aralarında gönül ilişkisi bulunan, sanıkların annesi…'nin kendi yaşam ve davranışlarından dolayı, …nin oğullarına karşı bir sorumluluğu olmayıp, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 185/2. maddesine göre sadece eşine karşı sadakat yükümlülüğü bulunduğu, sanıkların, eylemi maktul ve anneleri… ile zina eyleminde bulunması nedeniyle, ailenin namus ve şerefini kurtarmak düşüncesiyle yaptıkları plan ve daha önceden aldıkları suç işleme kararı doğrultusunda maktule yönelik öldürme eylemlerini töre saikiyle gerçekleştirdikleri anlaşıldığından, sanıklar … ve …ın 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 82/1.a-k maddeleri uyarınca, sanık … hakkında haksız tahrik indirimi yapılmaksızın, sanık …'in 5237 sayılı Kanun'un 82/1.a-k, 39 maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde hükümler kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
A. Sanık … Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden
Sanığın temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği ve temyiz davasının istek şartına bağlı olduğu anlaşılmakla, 5271 sayılı Kanun’un 266/1. maddesi gereği temyiz isteminden vazgeçme nedeniyle dava dosyasının, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,
B. Sanık … hakkında verilen beraat hükmü yönünden;
Gerekçe bölümünün (1) numaralı paragrafında açıklanan nedenlerle Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararında katılanlar vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
C. Sanık … hakkında verilen beraat hükmü yönünden;
Gerekçe bölümünün ( 2 ) numaralı paragrafında açıklanan nedenle sanık … müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1. maddesi gereği hüküm fıkrasının mahsus bölümüne; "5320 sayılı Kanun'un 13., ilgili Yönetmelik'in 8 ve 9. maddeleri ile A.A.Ü.T.'nin 14/4. maddesi gereğince, beraat eden ve dava dosyasında müdafi ile temsil edilen sanık … yararına 29.800,00 TL maktu avukatlık ücretinin Hazine'den alınarak sanık …'a verilmesine, bu hükmün, kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanmasına" ibaresinin eklenmesine karar verilmesi suretiyle, Tebliğame’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
D. Sanıklar …, …ve… hakkında verilen mahkumiyet kararları yönünden;
Gerekçe bölümünün (3) numaralı paragrafında açıklanan nedenlerle, sanıklar müdafii, Cumhuriyet Savcısı ve katılanlar vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararının iştirak derecesi yönünden 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, üye … ve üye …'in karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak sanık … müdafiinin tahliye talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2.b maddesi uyarınca Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.10.2025 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
A) OLAY VE İDDİA:
Maktul … ile baldızı… …arasında uzun süredir gönül ilişkisi olduğu; olayla ilgili alınan ifadelerde 2020 yılı Haziran ayında maktulün kızı… …nın telefonunda bulunan ve maktul … ve… …arasında olduğu beyan edilen ses kayıtlarından ilişkilerinin olduğunun anlaşıldığı, hatta ses kayıtlarından… …’in 2001 doğumlu kızı… …’in, …ve maktul …’nın ortak çocukları olduğunu …’nın çocukları …,……ve ….. …nın öğrendikleri, maktulün kızlarının ve eşi … …nın bu durumu öğrendiklerinde… …’e söyledikleri, … …’in aralarındaki ilişkiyi kabul ederek kendilerini affetmelerini istediği, olaydan sonra… …’in çocukları … ve …’in anneleri… ile maktul … arasındaki ilişkiyi öğrendikleri, bunun üzerine sanıkların iştirak halinde maktul …'yı tasarlayarak öldürdüğüne dair Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesinin kararının, töre saikiyle öldürmek suçundan uygulama yapılması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluk kararı;
B) GENEL AÇIKLAMALAR:
TCK 82 K bendi "töre saikiyle" gerekçesi "…ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir."
Kanun yorumlama ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde özellikle ceza hukuku açısından kadim hukuk teorilerinden bugüne kadar belli prensipler vardır. Bu kapsamda roma hukukunda;
"A verbis legis non est recedendum" – Kanunun lafzından uzaklaşılmamalıdır.
"Benignus leges interpretandae sunt, quo voluntas earum conservetur" – Kanunlar amaçlarına uygun olarak yorumlanmalıdır.
Aynı şekilde mecellede;
"Sıfat-ı arızada aslolan ademdir." Kelâmda aslolan mana-yı hakikidir.
"Tasrih mukabelesinde delalete itibar yoktur." Yani bir söz veya fiil açık ise, bu açık mananın dışında farklı bir mana aranmaz, şu denmek istendi veya buradan şu mana çıkar denmez. Açıklık (sarahat) yoksa delalete veya örfe göre hareket edilir.
Benzer şekilde ceza hukuku genel hükümleri yorumlayıcılar doktrin temel prensiplerinden biri olan, "Bir kanun hükmünün yorumlanmasında ilk başvurulacak araç, o hükmün lâfzıdır."(EREM, sh. 101.)312. Bu yorum, kanun hükmünde yer alan kelimelerin anlamının tespiti ve gramer kurallarının uygulanması suretiyle yapılmaktadır. 313(3 TOSUN, sh. 111.)
Ceza hukukunun güvence fonksiyonunu icra edebilmesi açısından, suçta kanunilik ilkesinin benimsenmesi yeterli olmamaktadır. Aynı zamanda, kanunda yer alan suç tanımlarının açık ve seçik olması gerekir. Yani, hangi insan davranışlarının suç oluşturduğunun kanun metninden açık bir şekilde anlaşılabilir olması gerekmektedir. Hangi insan davranışlarının suç teşkil ettiğini belirleyen kanun metinlerinin açık ve herkes tarafından anlaşılabilir bir şekilde ifade edilmesi lazımdır. Bu husus, yeni TCK’nın 2. maddesinde “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanmaz.” şeklinde ifade edilmiştir.
Esasen haksızlık teşkil eden bazı fiillerin suç olarak tanımlanması konusunda ceza kanunlarında boşluklar olabileceği, kaçınılmaz bir gerçektir. Ancak, bu gerçeğe rağmen, kıyas yoluyla suç ihdası kabul edilmemiştir. Somut olayda rahatsız edici sonuçlar ortaya çıkarsa bile, kanunda açıkça suç olarak tanımlanmayan bir fiilden dolayı bir kişiyi cezalandırmamak gerekir. Aksi uygulama, hukuk güvenliğiyle bağdaşmaz. (Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler İzzet ÖZGENÇ)
Konuyla İlgili Kavram ve Açıklama;
''Eski Türkler’de “töre” daha çok devletin kuruluş düzeni ve işleyişi ile ilgili kuralları ifade etmekte ise de, Türkler aile yaşantısı açısından da bu kavramı kullanmışlardır. Bu manada töre “görenek” demektir. Türk Töresi, … da dahil olmak üzere tüm toplumca mutlak suretle uyulması gereken hukuk kuralları toplamıdır. Toplumca töreye bahşedilen değer ve devletlerde de temel ilke olarak devam etmiş ve hükümdarların egemenlik yetkilerinin sınırlanmasında bir dereceye kadar rol oynamıştır. Nitekim, Türk-İslâm devleti hükümdarları, zamanla mutlak hale gelen egemenliklerine rağmen, genelde İslâm Hukuku kurallarına aykırı davranmamayı ilke edinmişler, öte yandan kendi iradeleriyle meydana getirdikleri Örfî Hukuk kurallarına uyulmasını da titizlikle takip etmişlerdir. (Doç. Dr. Aybars PAMİR* Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi)
YARGITAY İÇTİHATLARI
Töre saikiyle uygulama yapılabilmesi için TCK 82/2-k gerekçesinde açıklandığı üzere "…ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." aşağıda belirtilen ceza genel kurulu ve daire kararlarınında istikrarlı bir şekilde açıklandığı gibi somut olay değerlendirilir. Somut olayda salt töre saikiyle işlenmiş olması halinde ancak uygulanır.
Bu kapsamda Ceza Genel Kurulu'nun;
Töre saikiyle öldürme suçu, 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde, kasten öldürme suçunun nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Yasasında yer almayan ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasası ile somut bir norm olarak hukukumuza giren töre saikinin tanımı yasada yapılmamış, bu kavramdan ne anlaşılması gerektiği, toplumsal yapıdaki dinamizm de nazara alınarak uygulama ve öğretiye bırakılmıştır.
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde:
“Saik” kavramı; “sebep, güdü”,
“Töre” kavramı; “bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yasama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet, bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri, adap”,
“Namus” kavramı; “bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet, doğruluk, dürüstlük”,
“Töre cinayeti” kavramı ise; “bazı bölgelerde geleneksel anlayışlara uymama sebebiyle genellikle genç kız veya kadınların ailesinin kararıyla yine aileden biri tarafından öldürülmesi” şeklinde açıklanmaktadır.
Bu tanımlamalardan, töre ve namusun, birbirlerine kısmen benzer ve yakın olmakla birlikte birbirlerinden ayırt edilmesi gereken farklı kavramlar olduğu görülmektedir. Töre belli koşullarda namusu da içine alan bir üst kavram ise de, öncelikle töre ve namus cinayetlerinin aynı kapsamda olmadığı belirtilmelidir. Ait olunan toplulukta geçerli ve herkes tarafından kabul edilen töre gereğince namus cinayeti işlenmesi olanaklı olup bu durumda kasten öldürme fiilinin töre saikiyle işlendiği kabul edilebilir. Ancak bununla birlikte toplumda “namus cinayeti” olarak adlandırılan her kasten öldürme eyleminin töre saikiyle işlenmediği ve bu tür eylemlerin kişilerin kendi namus anlayışının bir sonucu olarak ve töre ile yakından uzaktan ilgisi olmayacak şekilde gerçekleştirildiği de gözden uzak tutulmamalıdır.
Töre saikiyle hareket ederek kasten öldürme suçunu işleyen fail, görev bilinciyle hareket etmekte ve hukuk düzenince uygun görülmeyerek cezalandırılan bu davranışı nedeniyle ait olduğu toplulukta saygınlık ve itibar kazanmakta, hoş görülmekte ve korunmaktadır. Oysa töre saikinden bağımsız olarak kendi namus anlayışının bir sonucu olarak kasten öldürme fiilini gerçekleştiren fail açısından aynı durum sözkonusu olmamaktadır. Nitekim öğretide töre saikiyle işlenen namus cinayetlerine ilişkin olarak; “namus cinayetleriyle kastedilen medeni durumlarından bağımsız olarak kadınların aile namusunu ve şerefini kurtarmak adına, geniş anlamda ve çekirdek aileyle sınırlandırılamayacak bir ailenin üyeleri tarafından öldürülmeleridir” (Dr. Ece GÖZTEPE, Namus Cinayetlerinin Hukuki Boyutu: Yeni TCK’nun Bir Değerlendirmesi, TBB Dergisi, s.59, sh.29, 2005), “Töresel olmayan ama yaygın rastlanan bazı haller konusunda bir açıklık getirmemiş olmakla birlikte, Kanun, feodal toplumun, feodal toplum kalıntısı toplumların töresel bir davranışı olan namus kurtarmak saikiyle insan öldürmeyi suçu ağırlatan neden sayması övülecek, yerinde bir davranış olmuştur… Töre saikiyle öldürmenin kabul edilebilmesi ve cezanın artırılabilmesi için, bizce, öldürme fiili, namus kurtarmak adına, aile meclisinin kararı olarak, kirlendiği düşünülen kadın veya kızın yahut birlikte kirletenin öldürülmesi biçiminde gerçekleşmiş olmalıdır” (Prof. Dr. Zeki Hafıoğulları ve Doç. Dr. Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, sh. 54) şeklinde açıklamalar yapılmaktadır.
Diğer taraftan 5237 sayılı TCY’nın “Suçta ve Cezada Kanunilik Ilkesi” başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrasında; “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz” hükmü getirilmiştir. Maddenin gerekçesinde; “Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Yeni tarihli ceza kanunlarında da kıyas yasağına ilişkin olarak açık hükümlere yer verilmektedir. Örneğin yeni Fransız Ceza Kanununda bu husus ‘ceza kanunları dar yorumlanır’ biçiminde ifade edilmiştir. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu hükümle ceza hukukunda genişletici yorum tümüyle yasaklanmamakta, sadece bu yorum biçiminin kıyasa yol açacak şekilde uygulanmasının
önüne geçilmek istenmektedir” denilmiştir.
Gerek 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının hazırlık çalışmaları, gerekse öğretideki görüşler yasal düzenlemeler ile birlikte değerlendirildiğinde, yasa koyucunun bilinçli bir tercih olarak “töre saiki” kavramına yer verdiği ve “namus saiki” kavramını kullanmadığı, töre saiki ile islenen namus cinayetlerinin bu kapsamda mütalaa edilmesini arzu ettiği, buna karşın toplumda “namus cinayeti” olarak adlandırılan her kasten öldürme fiilini töre saikiyle kasten öldürme içinde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin bir iradesinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Yasa koyucunun öngörmediği bir sekilde namus saiki ile töre saiki kavramlarının özdeşleştirilmesi, yasa maddesinin kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlanmasıdır ki buna 5237 sayılı TCY’nın 2/3. maddesi uyarınca yasal olanak bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında birinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın, kasten öldürme eylemini, nişanlısı olan …’yi telefonla rahatsız ettiğini düşündüğü maktul ile konuşmaya gittiğinde aralarında geçen konuşma sonucunda gerçekleştirdiğine ve töre saikiyle hareket ettiğine ilişkin hiçbir kanıt ve hatta iddia bulunmadığına göre eylemin 5237 sayılı TCY’nın 82/1-k maddesinde düzenlenen töre saikiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü olanaklı değildir. Sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasının gerekip gerekmediğine ilişkin ikinci uyuşmazlık nedenine gelince; Töre saikiyle işlenen suçlarda haksız tahrik özel bir öneme sahip olup madde ile ilgili yasama çalışmalarında; “Maddedeki düzenleme nedeniyle bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen fiiller dolayısıyla fail haksız tahrik indiriminden yararlanamayacaktır. Örneğin cinsel saldırıya maruz kalmış kadına karşı babanın veya erkek kardeşin işlediği öldürme fiilinde, haksız tahrike dayalı olarak ceza indirimi yapılamayacaktır. Maddedeki haksız fiil terimi, bir davranışın hukuk düzenince tasvip edilmediği anlamına gelmektedir. Ancak böyle bir haksız fiili yapan kişiye karşı yönelik fiilin varlığı durumunda maddenin uygulanması söz konusu olabilecektir” şeklinde açıklanmış, maddenin gerekçesinde de; “töre saikiyle öldürme hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilecektir.
Ancak, bu hükmün uygulanabilmesi için, somut olayda haksız tahrikin koşullarının bulunmaması gerekir” denilmiştir. 5237 sayılı TCY’nın 29. maddesinde ise; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde kusurluluğu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, failin haksız bir tahrikin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesini ifade eder. Bu halde fail, haksız bir tahrikin doğurduğu öfke veya elemin tesiri altında, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışardan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Görüldüğü gibi kasten öldürme suçunun töre saikiyle işlenmesi halinde, haksız tahrik hükümleri uygulanmayacak, tahrikin varlığı halinde ise suç niteliği değişecektir. Suçun töre saiki ile işlenmesi halinde uygulanma olanağı bulunmayan haksız tahrik hükümlerinin, sanığın eylemini, töre saikiyle gerçekleştirmediği hususunun Ceza Genel Kurulunca kabulünden sonra uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı yerel mahkemece değerlendirilmelidir''.
Somut Olayın Değerlendirilmesi;
Maktul …'nın 2020 yılında cezaevinden çıktıktan sonra kızı…'ın cep telefonunu kullanmaya başladığı, cep telefonunda bulunan "call recorder" uygulamasının bulunduğu ve maktulün tüm görüşmelerinin kaydedildiği, daha sonra kızının babasının görüşmelerini dinlediğinde …'nın baldızı olan… …ile uzun süreli gönül ilişkisi olduğunu, hatta suç tarihinde 20 yaşında olan… kızı…'in müşterek kızları olduğu, bunun üzerine olayın ortaya çıkmasından sonra maktulenin durumu kabullendiği ancak…'nin çocukları … ve …'in durumu kabullenmeyerek önce maktulün çalıştığı taksi durağına giderek …'i aradıkları ve daha sonra çıkan tartışmanın devamında araca binerek uzaklaştığı taksi durağından uzak bir noktada maktulün öldürüldüğü, mahkeme kabulü olayın oluşu ve daire kabulüne göre olayda kullanılan tek silahın … tarafından kullanıldığı, …ve …'ın maktulün yol üzerinde bulunduğu kavşak içerisinde taksiyi durdurup aracın arkasına bindikleri, buradan ayrılarak başka bir noktada araç seyir halindeyken …'ın silahıyla maktülü öldürme eylemini gerçekleştirdiği bu şekilde sanıklar …, …ve…'in iştirak halinde maktul …'yı öldürmeleri şeklinde gerçekleşen olayda; sanıkların …'nın… ile olan gayri ahlaki ilişkisinin öğrenilmesinden dolayı hatta bu ilişkinin 20 yıl sürdüğü, …nın kızı…'in de bu ilişkiden olan müşterek çocukları olduğuna yönelik öfke ve tahrik ile karar verdikleri, gayri ahlaki davranışın hem … hem de… tarafından gerçekleştirilmiş olması, her iki aile açısından da ayrı ayrı tahrik oluşturduğu, meydana gelen öldürme olayının namus ve ahlakla ilgili gelişen olayların getirdiği tahrik altında gerçekleştiği sabittir.
Yukarıda Ceza Genel Kurulu, töre kavramı ve TCK'nin 82/2-k madde gerekçelerinde açıkca açıklandığı üzere töre saikiyle ceza artırımı yapılabilmesi için somut olayda tahrik içeren herhangi bir unsur olmamalıdır. Mahkeme kabulü ve dairemiz çoğunluk kabülünde de açıkca görüleceği üzere maktul … ile baldızı…'nin yaklaşık 20 yıla yakın gayri ahlaki davranışı üzerine her iki ailenin namuslarına halel geldikleri düşüncesi ile her iki aile içerisinde tahrik oluşturan unsurun var olduğu, öldürme olayının bu tahrik altında gerçekleşmiş olduğu sabittir.
Töre değerlendirilmesinde yukarıda Ceza Genel Kurulu kararında belirtildiği üzere salt töre saikiyle öldürme eylemi gerçekleşmesi gerekir. Türk toplumunda kabul edilen salt töreye ilişkin örnekler; berdel, belli bir konuda karşılıklı ailelerin anlaşıp yeminleşmesi, mistik inançları gereği kutsal sayılan bölgesel bir kısım ihlallere ilişkin örneğin belli bir ağacın kesilmesi, belli bir yerin tarıma kapatılması o bölgenin töresi gereği yasaklanmış olması, beşik kertmesi nedeniyle çocuklukta yapılan nikah ve ahitleşmeye aykırı davranılması gibi salt töre nedeniyle yapılan yasaklar, sınırlamalar ve ahitleşmeler aykırılık nedeniyle yapılan cezalandırmalar töre saikiyle kabul edilmiş sayılmaktadır.
Ceza Genel Kurulunda ve TCK 82 maddesinin gerekçesinde açıklandığı üzere öldürme olayının ayrıca tahrik ile oluşturan bir davranış olmaksızın sadece törede belirtilen sınırlamalara aykırılık nedeniyle uygulandığında ancak uygulanabilir. Madde gerekçesinde belirtilen "…ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." bunun dışında tahrik oluşturan namus gibi eylemler nedeniyle töre saikinin istisnai uygulamasını genişletilmesi kanun koyucunun ve ceza hukukunun genel hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu kapsamda sanıkların tahrik altında maktul …'yı öldürmüş olduğu kabul edilmelidir.
Sonuç:
Yukarıda sayın çoğunluğun kabul ettiği olay içeriğinde belirtildiği üzere …'nın baldızıyla 20 yıla yakın ilişkisinin ortaya çıkması üzerine …'nın eşinin kardeşi ve çocuklarının tarafından duyulan öfke önce …'ya karşı yapılan tepkiler ve devamında …'nın tavır ve davranışlarına duyulan tahrik ile TCK 82/1-a maddesinde belirtilen tasarlayarak öldürme olayı gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından; gerçekleşen öldürme eyleminde sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunun 82/1-k maddesinin gerekçesinde açıklandığı üzere "…ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." yasal düzenlemesine göre töre saiki gerçekleşmediğinden Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesinin hükmün onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan; sayın çoğunluğun, sanıklar …, …ve…'in eyleminin töre saikiyle gerçekleştiğine yönelik çoğunluk kararına katılmıyorum.
K A R Ş I O Y
Sanık …'ın teyzesi … ile maktul …'in evli oldukları, maktul …'in baldızı sanık …'ın da annesi olan… ile ailelerinin haberi olmadığı halde 20 yıl süren cinsel ilişkileri sonucu sanık …'ın kendi kız kardeşi zannettiği…’in … ile annesinin gayrı meşru ilişkilerinden dünyaya gelen çocukları olduğunu öğrendiği, cinsel ilişkilerinin uzun yıllar devam edip en son maktul …'in olaydan yaklaşık 10 ay kadar önce cezaevine girip çıktığı ve tekrar annesi… ile cinsel boyutta ilişkisine devam ettiği bu ilişkinin …'in kızı…'a ait içerisinde ses kayıt programı bulunan telefonu kullanması ve… ile yaptığı gizli telefon görüşmelerinin kaydedilen ses
kayıtlarıyla önce… sonra da tüm aile tarafından yıllar sonra öğrenildiği bu nedenle maktulün eşi …'un evi terk ettiği ancak…'nin eşi, sanık …'ın babası …'in bu olaydan dolayı kimseden şikayetçi olmadığı gibi ortamı yumuşatmaya çalıştığı, sanık …‘ın kendi annesi ile teyzesi kocası olan maktul …'nin 20 yıllık süreçte cinsellik yaşadığı ve kız kardeşi zannettiği ……in de gayrı meşru bu ilişkiden olduğunu ve cinsel ilişkilerinin halen devam ettiğinin ses kayıtlarının yakalanması ve tarafların da itiraf etmeleri şekilde gerçekleşen olaydan dolayı duyduğu hiddet üzerine diğer sanıklarla beraber maktul …'i öldürmeye karar verdikleri ve maktulü töreye aykırı davrandıkları için tasarlayarak öldürdükleri tüm dosya kapsamı ile sabittir.
Dosya kapsamı ve delil durumuna göre sanık …'ın amca çocukları… ve ……… bu suçu hem tasarlayarak hem de töre saikiyle işlemişlerdir ancak sanık …'ın kendi annesi ile teyzesi kocası … arasındaki 20 yıla uzanan ve halen devam ettiği anlaşılan gayrimeşru ilişkilerinin olduğunu kendi öz kardeşi bildiği …….in bu ilişkinin sonucu dünyaya geldiğinin … ve…'nin de kabul ettikleri ses kayıtlarıyla ortaya çıkmasından dolayı sanık …'ın kızgınlık ve elem hissettiğini izah etmeye bile gerek bulunmamaktadır, sanık bu kızgınlığın etkisi ve yine törenin de müşterek etkisiyle maktulü vurmuştur.
TCK 82/1-k maddesinde düzenlenen töre saiki ile adam öldürme suçundan sanığın cezalandırılabilmesi için sanığı bu suçu işlemeye sevk eden yegane neden maktulün töreye aykırı davranışı olmalıdır.
Töreye aykırılık dışında sanığı kasten adam öldürme suçunu işlemeye sevk eden başka bir saik var ise töre saikinin ortadan kalkacağı hususunda Yargıtay 1. Ceza Dairesinin yerleşik ve istikrarlı kararları mevcuttur.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.04.2011 tarih ve 2010/5786 Esas, 2011/1972 Karar sayılı kararı “Sanıkların aynı aşirete mensup olup aynı köyde ikamet ettikleri, 29.01.2008 tarihinde sanık …’in oğlu …'ın resmi nikahlı eşi olan …'ın sanıklar … ve … tarafından kaçırılmaya teşebbüs edilmesi nedeniyle taraflar arasında husumet oluştuğu, bu husumetin giderek derinleştiği, olay gününe kadar tarlalarına gidemeyen …, ……. ve yakınlarının 21.07.2008 günü sabah saatlerinde kendilerine ait minibüsle sanık …’in evinin önündeki yoldan geçerek tarlalarına doğru gittiklerini gören ve başka bir yol olmaması nedeniyle tekrar aynı yoldan araçlarıyla geçeceklerini bilen sanıkların, gerekli hazırlıkları yaparak, değişik yerlere mevzilenmek suretiyle pusu kurdukları, akşama doğru tarladan evlerine dönmek için araçlarıyla yoldan geçtikleri sırada, ateş ederek mağdurları yaraladıkları olayda; eylemlerin, …ye karşı işlenen ve haksız tahrik oluşturan haksız hareketler nedeniyle gerçekleştirildiği, bu durumda töre/namus saikiyle hareket edildiğinin kabul edilemeyeceği anlaşılmakla, sanıklar hakkında TCK'nin 82/1-a, 35, 29… . maddeleri uyarınca hüküm kurulması yerine, tasarlayarak töre saikiyle öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması” bozmayı gerektirmiştir .
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 18.06.2019 tarih ve 2017/2867 Esas, 2019/3167 Karar sayılı kararı; Töre saikiyle öldürme suçunun oluşabilmesi için;
-Fail, mağdurun, töreye aykırı davrandığı düşünce ve inancında olmalı,
-Fail, töre saikiyle ve görev bilinciyle suçu işlemeli,
-Töreye aykırı davranışın “ölümle” cezalandırılması gerektiği toplumda yaşayanların büyük çoğunluğu tarafından beklenmeli,
-Mağdurun eylemi, hukuka, geleneksel davranış kalıplarına uygun olmasa bile fail açısından haksızlık teşkil etmemeli,
-Mağdurun, geniş anlamda failin ailesi, aşireti ya da mensup olduğu grupla ilişkisinin bulunması gerekmektedir. Sanık … yönünden bu eylemin işlenmesinde maruz kaldığı haksız tahrikin de etkisi bulunduğundan (Maktulün öldürülmesinde sadece töre etkili olmayıp haksız tahrikin de etkisi olduğu sabittir) haksız tahrikin töreyi kaldıracağı yönündeki istikrarı kararlar doğrultusunda sanık …'ın Haksız tahrik altında tasarlayarak adam öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken haksız tahrikin olmadığı veya törenin tahriki kaldırdığı kabul edilerek töre saiki ve tasarlama ile adam öldürme suçundan mahkumiyetine dair Dairemizin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2013/2120, K. 2013/5542Kaynağı aç
1. Ceza Dairesi         2013/2120 E.  ,  2013/5542 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Töre saikiyle öldürme, töre saikiyle kızkardeşini öldürme, 6136 sayılı Yasaya aykırılık
HÜKÜM : 1-TCK.nun 82/1-k, 62/1, 53/1 maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası – …'a yönelik eylem nedeniyle-
2-TCK.nun 82/1-d-k, 62/1, 53/1 maddeleri uyarınca
müebbet hapis cezası – …'a yönelik eylem nedeniyle-
3-6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK.nun 62/1, 51/1-2, 54, CMK.nun 231 maddeleri uyarınca 10 ay hapis, 500 TL adli para cezası ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına.
TÜRK MİLLETİ ADINA
1-Temyiz dilekçesinin içeriğine göre temyiz incelemesi, sanık hakkında "töre saikiyle kasten öldürme" suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
2-Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …'ın maktuller … ve …'e karşı eylemlerinin sübutu kabul, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık … müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle,
Oluşa ve dosya kapsamına göre;
Sanığın …'in ağabeyi olduğu, …'in … ile evlenmek istediğini ailesine açıkladığı, ailelerin biraraya gelerek çocuklarının evlenme isteklerini konuştukları, …'in ailesinin dinlerinin farklı olduğunu dile getirerek kendi dini ritüelleri doğrultusunda düğün merasimi yapılması gerekliliğini öne sürdüğü, ailelerin anlaşamaması üzerine … ve …'nın kaçarak gizlice resmi nikah yapmak suretiyle evlendikleri, kısa bir süre sonra evlerine döndükleri, sanığın olayları konuşmak için … ve … ile buluşmak istemesi üzerine olay günü akşam yemeğinde buluştukları, yemek sonrası …'nın kullanımında olan arabada, …'in ön yolcu koltuğunda, sanığın arka koltukta oturarak konuşmaya devam ettikleri, bu sırada sanığın tabanca ile … ve …'yı başlarından vurarak öldürdüğü olayda,
Her ne kadar sanık hakkında "töre saikiyle öldürme" suçundan hüküm kurulmuş ise de;
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü'nde "töre" kelimesinin; "bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, adet, bir topluluktaki ahlaki davranış biçimleri, adap" olarak tanımlandığı, ayrıca "saik" kelimesinin, "sebep, güdü, kasta öngelen ve onu hazırlayan düşünce", "öldürmenin töre saikiyle gerçekleştirilmesinin" ise "öldürmeye yönelik kastın, töre anlayışının etkisi altında şekillenmesi" anlamlarına geldiği, genelde iyi davranış biçimlerini ifade etmek için kullanılan "töre" kavramının zaman zaman "kötü" davranış biçimlerini ifade etmek için de kullanılabildiği, bu anlamda, Türk Ceza Kanunu'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinin konusunu oluşturan "töre"nin, "belli bir davranışı gerçekleştirenin veya belli bir yaşam biçimini tercih edenlerin öldürülmesini gerektiren", "kötü bir töre"yi ifade ettiği, bir davranışın töreden kaynaklandığını söyleyebilmek için, bu davranışın "bir toplulukta genel olarak benimsenmiş, yerleşmiş yaşam biçimlerinden veya değer yargılarından kaynaklanmasının" gerekli olduğu, yasal düzenlemede geçen "saik" kelimesinin, öldürme fiilinin fail tarafından "başka her türlü etkiden uzak olarak sırf toplumda benimsenmiş olan genel bir davranış veya yaşam biçimine aykırı davranılmış olmasını cezalandırmayı görev addedip onun etkisiyle" işlenmesini, başka bir deyişle, "öldürme kastının, kötü törenin etkisiyle oluşması lüzumunu" ifade ettiği, bu durumdaki failin "öldürme eylemini" gerçekleştirirse toplum tarafından "saygınlık" ile ödüllendirileceğini, gerçekleştirmediği takdirde ise "kınanacağını" düşünmesi ve bu eylemi saygınlık kazanmak ya da kınanmamak için işlemesi gerektiği, dolayısıyla "töre saikiyle öldürme"den bahsedilebilmesi için, öncelikle mağdurun "toplumda genel olarak benimsenmiş olan bir davranış veya yaşam biçimine aykırı davranmış olmasının, ikinci olarak bu aykırı davranışın "ölümle" cezalandırılması gerektiğinin o toplumda yaşayanlar tarafından beklenen bir tepki olduğunun kabul edilebilmesinin, üçüncü olarak ise öldürme fiilinin fail tarafından toplumun öldürme beklentisinin yönlendirmesiyle sırf aykırı davranışın cezalandırılması görevi üstlenilerek işlenmesinin" şart olduğu, burada "toplumdan" kastedilenin "tüm ülke" olabileceği gibi "köy, mahalle, geniş aile gibi" küçük bir topluluk da olabileceği, "töre saikiyle öldürme" suçunun oluşması açısından bunlar arasında fark bulunmadığı, "töre" kavramıyla sık sık karıştırılan "namus" kavramının ise "bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet, doğruluk, dürüstlük" olarak tanımlandığı, bu anlamda, töre ile namusun benzer ancak farklı kavramlar oldukları, törenin belli koşullarda namusu da içine alan üst bir kavram olarak ortaya çıkabileceği durumlar var ise de, diğer koşulların bulunmadığı hallerde, sırf kişilerin subjektif namus anlayışından, kıskançlıktan, cinsel arzu ve isteklere karşılık alamamaktan, kınanmaktan, hoşlanmamaktan, tasvip etmemekten, söz geçirememekten kaynaklanan öldürme fiillerinin "töre saikiyle öldürme" olarak nitelendirilemeyeceği, aynı şekilde, toplumun tasvip etmediği veya kınadığı davranışları işleyenlerin ya da yaşam biçimini tercih edenlerin öldürülmesi" biçiminde gerçekleştirilen her fiilin de toplumdaki öldürme beklentisi açıkça ortaya konulmadan", sırf bu nedenle "töre saikiyle öldürme" olarak değerlendirilemeyeceği, buna göre, "töre cinayeti ile namus cinayetinin" aynı kavramlar olduğunun söylenemeyeceği, zira, suçta ve cezada kanunilik prensibi ile ceza hukukundaki kıyas yasağının, "töre saikiyle öldürme" suçunun uygulanma alanını bu şekilde genişletmeye izin vermeyeceği,
Bu açıklamalar ışığında, somut olayda;
Sanığın, kızkardeşi … ile …'nın kaçmalarına ve kendi istediği biçimde evlenme töreni yapmamalarına kızarak; onların öldürülmesi yönünde toplumsal bir beklenti veya baskı bulunmamasına rağmen, sırf kendi subjektif değer yargılarıyla karar vermek suretiyle onları öldürdüğü olayda, töre saikiyle insan öldürme suçunun unsurlarının oluşmadığı halde, sanık hakkında haksız tahrik bulunmaksızın …'yı kasten öldürme suçundan TCK.nun 81, …'i kasten öldürme suçundan ise 82/1-d maddeleri gereğince hüküm kurulması yerine, suç vasfında yanılgıya düşülerek, her iki maktule karşı eylemi nedeniyle yazılı şekilde "töre saikiyle öldürme suçundan TCK.nun 82/1-k ve 82/1-d-k madde/fıkra ve bentleri uyarınca hüküm kurulmuş olması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin duruşmalı incelemedeki temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmekle, resen de temyize tabi bulunan hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak (BOZULMASINA), 07/10/2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
07/10/2013 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı … 'nın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık … müdafiileri avukatlar … ile …'ın yokluklarında 10/10/2013 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.

Töre Saiki ile Bireysel Namus Güdüsü Arasındaki Hukuki Fark

Ceza hukukunda suçta ve cezada kanunilik prensibi ile ceza hukukundaki kıyas yasağı gereğince töre cinayeti ile namus cinayeti aynı kavramlar olarak kabul edilemez ve töre saikinin kapsamı namus saikini içerecek şekilde genişletilemez. Töre belli koşullarda namusu da içine alan üst bir kavram olarak ortaya çıkabilse de, toplumsal öldürme beklentisinin varlığı kanıtlanmadıkça sırf kişilerin sübjektif namus anlayışından, kıskançlıktan, kınanmaktan veya tasvip etmemekten kaynaklanan öldürme fiilleri töre saiki kapsamında nitelendirilemez. Töre cinayetinde failin aile veya topluluğun cezalandırma kararı doğrultusunda hareket etmesi aranırken, namus saiki bireysel güdülerden beslenebilmektedir; her iki saik de faile kendiliğinden haksız tahrik indirimi sağlamamaktadır.

Tasarlama ve Suça İştirak Hükümleri

Öldürme kararı ile fiilin icrası arasında makul bir sürenin geçmesi ve failin sebat ve ısrarla mağduru arayarak kararından dönmemesi hâlinde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca tasarlayarak kasten öldürme suçunun koşulları oluşur. Namus veya töre saikiyle işlenen cinayetlerde failin aile veya aşiret baskısı altında hareket etmiş olması hukuken cezayı hafifleten bir neden sayılmaz. Birlikte suç işleme iradesiyle hareket ederek fiil üzerinde ortak hâkimiyet kuran failler asli fail olarak cezalandırılır; baskı kuran veya planlamaya katılan diğer aile bireyleri de suça iştirak kuralları çerçevesinde azmettiren veya yardım eden sıfatıyla cezalandırılır.

Haksız Tahrik Hükümlerinin Uygulanma Sınırları

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesi kapsamında, haksız bir fiilin doğurduğu hiddet ya da şiddetli elemin tesiri altında suç işleyen fail hakkında ceza indirimine gidilir. Bu kapsamda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 18 yıldan 24 yıla ve müebbet hapis cezası yerine 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası tayin edilirken diğer cezaların dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. Kanunun aradığı haksız tahrik indiriminin uygulanabilmesi için tahrike yol açan haksız bir fiilin mevcudiyeti, failin bu fiille öfke veya şiddetli keder etkisine girmesi, suçun bu ruh hâlinin tepkisi olarak işlenmesi ve eylemin doğrudan mağdurdan kaynaklanması koşulları birlikte aranır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 29Kaynağı aç
Madde 29- (1) Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya
şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası
yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde
verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
Hata
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/346, K. 2022/413Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2021/346 E.  ,  2022/413 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Sanık … hakkında yakın akrabayı töre saikiyle kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın yakın akrabayı kasten öldürme suçundan TCK'nın 82/1-d, 29, 62/1, 53/1, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.03.2015 tarihli ve 30-63 sayılı resen temyize tabi hükmün sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.02.2018 tarih ve 4444-569 sayı ile;
"…
1- Sanığın soruşturma aşamasında alınan ifadelerinde maktul …'nın kendisine yönelik haksız tahrik unsuru içeren herhangi bir söz ve eyleminden bahsetmediği hâlde kovuşturma aşamasında alınan beyanında maktul …'nın kendisinin yüzüne tükürdüğünü, hakaret ettiğini beyan ettiği ancak bu beyanın cezadan kurtulmaya yönelik beyan olduğu ve sanığın kız kardeşi maktul …'nın resmî eşinden bir başkası ile gayrimeşru ilişki yaşamasının sanık abi yönünden haksız tahrik nedeni sayılamayacağı gözetilmeden sanık lehine yerinde görülmeyen gerekçeler ile haksız tahrik indirimi yapılması suretiyle eksik ceza tayini,
2- Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin iptal edilen bölümleri nazara alındığında mahkemenin bu maddeyle yaptığı uygulamanın hukuka aykırı olduğunun anlaşılması," nedenlerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 17.04.2018 tarih ve 60-119 sayı ile, sanığın yakın akrabayı kasten öldürme suçundan TCK'nın 82/1-d, 62/1, 53/1, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye karar verilmiştir.
Resen temyize tabi bu hükmün sanık ve müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.01.2021 tarih, 4131-113 sayı ve oy çokluğuyla;
"Oluşa ve dosya kapsamına göre; maktul …'nın halasının oğlu …ile evli iken maktul … ile gönül ilişkisi yaşadığı, olay tarihinde …'ın bu ilişkiyi öğrenmesi üzerine sanığı arayarak gelmesini söylediği, eve gelen sanığa kız kardeşi maktul … ile maktul …un ilişkisinden bahsettiği, birlikte çektirdikleri fotoğrafları göstererek kız kardeşini evden götürmesini istediği, sanığın kız kardeşi ile birlikte evden çıkarak maktul …un evine gittikleri, sanığın maktul …tan kız kardeşi ile arasındaki ilişkiyi sorduğu, maktul …un alaylı bir şekilde cevap verdiği, sanığın konuşmak istediği ancak …un konuşmak istememesi üzerine silahını çekerek maktul …a ateş ettiği, ardından kız kardeşi maktul …'ya da ateş ederek öldürdüğü olayda; olay sırasında kız kardeşi maktul …'nın resmî eşi dışında bir başkası ile gönül ilişkisi yaşadığını öğrenen sanığın maktule yönelik eylemini, bu ilişkinin kendisinde yarattığı hiddet ve elemin etkisi altında gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında maktul …'ya yönelik haksız tahrik nedeniyle TCK'nın 29. maddesi gereğince asgari hadden indirim yapılması gerektiğinin düşünülmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş,
Daire Üyeleri
"…Sanığın halasının oğlu …ile resmî nikâhlı evli olan kız kardeşinin maktul … ile ilişkisinin olduğunu öğrenmesi üzerine, hem kız kardeşi maktul …’yı hem de maktul …’u öldürdüğü olayda, TCK'nın 29. maddesi gereğince haksız tahrik uygulanması gerektiği gerekçesi ile sayın çoğunluk kararın bozulmasına karar vermiş ise de, maktul …’nın reşit ve …ile evli olduğu, ayrı bir evde yaşadığı, sanık ile kardeşlik bağı dışında bir ilişkisinin olmadığı, …nın sanığa karşı sadakat veya başka bir yükümlülüğünün bulunmadığı, maktulün sadece evli olan eşine karşı sadakat yükümlülüğünün bulunduğu, eşlerin bu yükümlülüğe aykırı davranan diğer eşe yönelik eylemlerinde haksız tahrik indirimi uygulanmasında bir tereddüt bulunmamakla birlikte diğer akrabalardan hangilerine haksız tahrik uygulanabileceği konusunda gerek uygulamada gerekse Dairemiz uygulamalarında görüş birliği sağlanabilmiş değildir. Bizce bunun kapsamının genişletilmesi sınırı belirsiz bir uygulamaya neden olacaktır. Faillerin bazen yöresel bazen de geleneksel duygularla tepki vererek bu tür olayları gerçekleştirebildikleri ancak bu nedenlerin hukuken korunabilmesinin mümkün olmadığı, sanığın kız kardeşinin evlilik dışı ilişki yaşamasının işlenen suç bakımından haksız tahrik oluşturamayacağını ve bu nedenle kararın onanması gerektiğini düşündüğümüzden çoğunluğun görüşüne muhalefet ediyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.03.2021 tarih ve 51375 sayı ile;
“…Maktul …’nın reşit ve …ile evli olduğu, ayrı bir evde yaşadığı, sanık ile kardeşlik bağı dışında bir ilişkisinin olmadığı, …nın sanığa karşı sadakat veya başka bir yükümlülüğünün bulunmadığı, maktulün sadece evli olan eşine karşı sadakat yükümlülüğünün olduğu, bu yükümlülüğe aykırı davranan eşe yönelik diğer eşin eylemlerinde haksız tahrik indirimi uygulanmasında bir tereddüt bulunmamakla birlikte, faillerin bazen yöresel bazen de geleneksel duygularla tepki vererek bu tür olayları gerçekleştirebildikleri nazara alındığında, bunun diğer akrabaları da içine alacak şekilde kapsamının genişletilmesinin hukuken mümkün olmadığı ve aksi yöndeki düşüncenin sınırı belirsiz uygulamalara neden olacağı izahtan varestedir. Dolayısıyla sanığın kız kardeşinin evlilik dışı ilişki yaşamasının işlenen suç bakımından haksız tahrik oluşturamayacağı gibi sanığın kovuşturma aşamasında alınan savunmasının aksine, hazırlık aşamasındaki savunmalarında, kız kardeşi maktul …'nın kendisinin yüzüne tükürüp hakaret ettiğine ilişkin bir anlatımı da bulunmadığından, mahkemece önceki bozmaya uyularak haksız tahrik indirimi yapılmadan kurulan hükmün onanması gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.09.2021 tarih, 7766-12498 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık … hakkında maktul … …’a yönelik kasten öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle; sanık … hakkında 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan verilen mahkûmiyet kararıyla sınırlı olarak yapılmıştır.
Kasten nitelikli öldürme suçunun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda Yargıtay 1. Ceza Dairesi çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında kız kardeşi maktul …'a yönelik eyleminde haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İnsanın dış dünyaya yansıyan davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim …, Yeni Türk Ceza Kanunu'nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, ….225.).
Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, … Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, ….1, ….14.).
Bu düşünceden hareketle 5237 sayılı TCK'nın 29. maddesinde de haksız tahrik;
"Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir" şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, 765 sayılı Kanun'da yer alan "ağır – hafif tahrik" ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.
Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından 4721 sayılı Medeni Kanun’daki bazı maddelere değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
Medeni Kanun’un “Zina” başlıklı 161. maddesi;
“Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”,
Evlilik birliği içerisinde sadakat yükümlülüğünün düzenlediği “haklar ve yükümlülükler” başlıklı 185. maddesi;
“Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine … kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.”
Şeklinde düzenlenmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Maktul …'ın, 2014 yılı Şubat ayında halasının oğlu olan tanık … ile nişanlandıktan sonra 25.09.2014 tarihinde resmî nikâhla evlendiği, maktul …’nın önceden duygusal ilişki içerisinde olduğu inceleme dışı maktul … … ile nişanlı ve evli olduğu dönemde de gerek telefonla gerekse yüz yüze görüşmeye devam ettiği, maktul …’nın inceleme dışı maktul … ile birlikte çektirdiği fotoğrafları cep telefonuna kaydettiği, 12.10.2014 tarihinde maktul …’nın, eşi olan tanık …’tan cep telefonundaki fotoğrafları bilgisayara yüklemesini istediği, tanık …'ın cep telefonundaki fotoğrafları bilgisayara aktarırken maktul … ile inceleme dışı maktul …’un birlikte çektirmiş olduğu samimi fotoğrafları gördüğü, bu sebeple aralarında tartışma başladığı, tanık …'ın maktul …'ya boşanmak istediğini bildirdiği, maktul …'nın istemi üzerine tanık …'ın, kayınbiraderi ve maktul …’nın abisi olan sanık …’i aradığı, … ili, …ilçesinde uzman … olarak görev yapan ve kız kardeşi maktul …’nın düğünü nedeniyle … ilçesinde yıllık izinde bulunan sanık …'in, maktul kız kardeşi …'nın evine geldiği, olaya konu fotoğrafları gördüğü, tanık …'ın maktul …'ya “Ben senin için o kadar fedakarlık yapmış iken sen bana bu o…puluğu niye yaptın” dediği ve sanıktan da maktul …'yı alıp götürmesini istediği, kız kardeşi …'yla birlikte evden ayrılan sanık …'ın, …'nın telefonundan inceleme dışı maktul …un telefon numarasını alarak …u aradığı ancak görüşemediği, sanık …’ın, halasının oğlu olan inceleme dışı sanık …'ı arayarak bir düğüne gideceklerini söyleyip köydeki evinden ruhsatlı tabancasını ve yarım kutu mermiyi alıp … Lisesi civarına getirmesini istediği, bunun üzerine …’in, sanığın babasının evine giderek tabanca ve mermileri alıp getirdiği, sanık …'ın yaptığı araştırma sonrasında inceleme dışı maktul …un … ünvanlı … yerinde çalıştığını tespit ettiği, müteakiben bu … yerine ve … yerinin kapalı olması üzerine … yeri sahibi tanık …'nın evine gittiği, tanık …e inceleme dışı maktul …u sorduğu, tanık …in sanık …'a …un yerini söylemediği, bunun üzerine maktul …'nın, abisi olan sanık …'a daha önce … ile buluştukları evin adresini verdiği, bunun üzerine birlikte …un evine gittikleri, sanık …'ın …tan dışarıya gelmesini istediği, …un kıyafetlerini değiştirerek dışarıya çıktığı, sanığın …tan kız kardeşi … ile aralarındaki ilişkiyi sorduğu, …un alaylı bir şekilde sanığa cevap verdiği, bunun üzerine sanık …'ın …tan araca binmesini istediği, … araca binmeyince sanığın konuşmak amacıyla kız kardeşi maktul …'yı araçtan indirdiği, …un konuşmak istememesi üzerine sanık …'ın silahını çektiği, sanığın silah çektiğini gören …un kaçmaya başladığı, sanık …'ın, inceleme dışı sanık …’in kendisine engel olma çabasından kurtulup …un peşinden koşmaya başladığı, …un kaçarken sanık …'a hitaben “Vereni sinkaf ederler, erkeksen sık lan” dediği, bunun üzerine sanık …’ın elindeki tabancayla …a doğru yaklaşık 15 metre mesafeden hedef alarak ateş ettiği, başına mermi çekirdeği isabet eden …’un yere yığıldığı, sanık …’ın yere yığılan …’un yanına giderek başına bir el daha ateş ettiği, ardından sanık …’ın kız kardeşi …nın yanına doğru koşarak gittiği, bu sırada tabanca seslerini duyan …’in olay yerinden ayrıldığı, sanık …’ın, kız kardeşi maktul …’ya da 3 el ateş ettiği, inceleme dışı maktul …un ateşli silah yaralanmasına bağlı kafatası kemiği kırıkları ile birlikte beyin doku harabiyeti sonucu, maktul …'nın da ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı skapula ve kot kırıkları ile birlikte iç organ ve büyük damar delinmelerinden gelişen iç kanama sonucu öldükleri olayda;
Maktul …’nın yaklaşık 3 yıldır duygusal ilişki içerisinde olduğu inceleme dışı maktul … … ile olan ilişkisini, tanık …ile nişanlı ve evli olduğu süreçte de devam ettirmesinin, evlilik birliği içerisinde sadakat yükümlülüğüne aykırılık oluşturduğundan haksız bir fiil ve dolayısıyla haksız tahrik nedeni olduğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak burada tartışılması gereken husus, maktul …’nın eşine yönelik sadakat yükümlülüğünü ihlal etmesinin, ağabeyi olan sanık … açısından da haksız tahrik nedeni oluşturup oluşturmayacağıdır. TCK’nın 29. maddesinde ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için mağdur veya maktulden kaynaklanan haksız fiilin sanığa yönelmiş olması gerekmektedir. Somut olayda ise, sanık …’ın kız kardeşi maktul …’nın inceleme dışı maktul … ile rızaya dayalı ilişkiye girmesi, sadakat yükümlülüğünün sadece eşler arasında olması nedeniyle maktulden kaynaklanan ve haksız tahrik oluşturan eylemlerin sanık …’a yönelmediği anlaşılmaktadır. Medeni Kanun’un 161/1. maddesinde bir boşanma nedeni sayılan evlilik dışı ilişkinin yine aynı Kanun’un 185/3. maddesinde düzenlenen sadakat yükümlülüğüne aykırılık oluşturacağı sabit olmakla birlikte, ahlaki veya geleneksel açıdan kabul edilemeyecek bu durumun eşler dışındaki diğer aile bireyleri açısından haksızlık teşkil ettiğinin kabulü mümkün bulunmamaktadır. Aksinin kabulü hâlinde namusunun lekelendiği düşüncesine kapılan aile fertlerinden herhangi birinin işlediği her suçta haksız tahrik hükmünün uygulanması sonucuna neden olunacak, haksız tahrikin kaçıncı derecedeki akrabaya kadar uygulanacağının belirli olmaması nedeniyle kapsamı öngörülemeyecek ölçüde genişletilmiş olacaktır. Açıklanan nedenlerle sanık … hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanmamasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkemenin usul ve Yasa'ya uygun bulunan hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluştuğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 13.01.2021 tarihli ve 4131-113 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- … Ağır Ceza Mahkemesinin usul ve Yasa'ya uygun bulunan 17.04.2018 tarihli ve 60-119 sayılı mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.06.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Evlilik birliğinin kurulmasıyla birlikte eşler kanunen birbirlerine sadık kalmakla yükümlüdür. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesi uyarınca eşlerden birinin zina yapması durumunda diğer eşin boşanma davası açma hakkı, sebebi öğrenmesinden itibaren altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer; eylemi affeden tarafın dava hakkı kalmaz. Evlilik birliği sürerken eşin sadakat yükümlülüğünü ağır şekilde ihlal etmesi, aldatılan eş bakımından somut bir haksız fiil oluşturarak 5237 sayılı Kanun'un 29. maddesi kapsamında haksız tahrik değerlendirmesine konu olabilir. Ancak bu indirim namus kavramından ötürü değil, sadakat yükümlülüğünün ihlali şeklindeki haksız fiilden kaynaklanır.

Sadakat yükümlülüğü kanunen yalnızca eşler arasında geçerli olup çocuklara veya ailenin diğer mensuplarına yönelik hukuki bir mükellefiyet doğurmaz. Evlilik dışı ilişki eşler arasında sadakat yükümlülüğünün ihlali sayılsa dahi diğer aile bireyleri açısından haksız fiil teşkil etmez. Dolayısıyla namusunun lekelendiği düşüncesiyle suç işleyen akrabalar lehine haksız tahrik indirimi uygulanamaz; boşanmış eşler veya aralarında sadakat bağı kalmayan taraflar arasındaki ilişkilerde yaşam tarzı haksız fiil sayılamaz. Ailenin şeref ve namusunu kurtarma gayesiyle evvelce plan kurularak icra edilen öldürme eylemleri töre saiki çerçevesinde değerlendirilir.

Soruşturma Usulü ve İnfaz Rejimi

Kasten öldürme fiilleri şikâyete bağlı suçlardan olmayıp cumhuriyet savcılıkları tarafından re'sen soruşturulur ve yargılama Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülür. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilenlerin cezası yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarında infaz edilir ve bu hükümlülerin açık cezaevine ayrılma hakları bulunmaz. 5275 sayılı Kanun'un 25. maddesi uyarınca hükümlü tek kişilik odada barındırılır. Hükümlüye günde bir saat açık havaya çıkma ve spor yapma hakkı tanınır; risk ve güvenlik gerekleri ile iyileştirme ve eğitim çalışmalarındaki gayret ve iyi hâle göre bu süre uzatılabileceği gibi aynı ünitedeki diğer hükümlülerle temasına sınırlı izin verilebilir. Hükümlü eşi, altsoy ve üstsoyu, kardeşleri ve vasisi tarafından belirlenen koşullarda on beş günlük aralıklarla ve günde bir saati geçmemek üzere ziyaret edilebilir.

5275 sayılı CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN m. 25Kaynağı aç
Madde 25- (1) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazı
rejimine ait esaslar aşağıda gösterilmiştir:
a) Hükümlü, tek kişilik odada barındırılır.
b) Hükümlüye, günde bir saat açık havaya çıkma ve spor yapma hakkı
tanınır.
c) Risk ve güvenlik gerekleri ile iyileştirme ve eğitim çalışmalarında
gösterdiği gayret ve iyi hâle göre; hükümlünün, açık havaya çıkma ve spor yapma
süresi uzatılabileceği gibi kendisi ile aynı ünitede kalan hükümlülerle temasta
bulunmasına sınırlı olarak izin verilebilir.
d) Hükümlü, yaşadığı yerin olanak verdiği ve idare kurulunun uygun
göreceği bir sanat veya meslek etkinliğini yürütebilir.
e) Hükümlü, kurum idare kurulunun
uygun gördüğü hâllerde ve onbeş günde bir kez olmak üzere (f) bendinde
gösterilen kişilere, süresi on dakikayı geçmemek üzere telefon edebilir.
f) Hükümlüyü; eşi, altsoy ve üstsoyu,
kardeşleri ve vasisi, belirlenen gün, saat ve koşullar içerisinde onbeş günlük
aralıklarla ve günde bir saati geçmemek üzere ziyaret edebilirler.
g) Hükümlü hiçbir suretle ceza infaz kurumu dışında çalıştırılamaz ve
kendisine izin verilmez.
h) Hükümlü, kurum iç yönetmeliğinde belirtilenlerin dışında herhangi bir
spor ve iyileştirme faaliyetine katılamaz.
ı) Hükümlünün cezasının infazına, hiçbir surette ara verilemez. Hükümlü
hakkında uygulanacak tüm sağlık tedbirleri, tıbbî tetkik ve zorunluluklar hariç
ceza infaz kurumlarında, mümkün olmadığı takdirde tam teşekküllü Devlet ya da
üniversite hastanelerinin tek kişilik ve yüksek güvenlikli mahkûm koğuşlarında
uygulanır.
ALTINCI
BÖLÜM
Hükümlünün
Yükümlülükleri
Cezayı çekme, güvenlik ve iyileştirme programına uyma
Namus cinayeti Türk Ceza Kanunu'nda ayrı bir suç tipi olarak yer alır mı?

Hayır, Türk ceza mevzuatında namus cinayeti veya namus davası adı altında bağımsız bir suç tipi tanımlanmamış olup fiil 5237 sayılı Kanun kapsamında kasten öldürme suçu hükümleriyle cezalandırılır.

Töre saikiyle kasten öldürme suçunun cezası nedir?

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendi uyarınca töre saikiyle kasten öldürme suçunu işleyen faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.

Bir cinayetin töre saikiyle işlendiği nasıl tespit edilir?

Mağdurun toplumda benimsenmiş bir davranış veya yaşam biçimine aykırı davranması, bu durumun ölümle cezalandırılmasının toplumca beklenen bir tepki olması ve failin bu toplumsal öldürme beklentisini görev üstlenerek eylemi gerçekleştirmesi şartlarının birlikte bulunması aranır.

Aile meclisi kararı veya aşiret baskısı cezada indirim sağlar mı?

Hayır, failin aile veya aşiret baskısı altında hareket etmiş olması hukuken hafifletici neden sayılmaz; baskı kuran veya planlamaya katılan aile bireyleri suça iştirak hükümleri gereğince azmettiren veya yardım eden sıfatıyla cezalandırılır.

Evlilik dışı ilişki nedeniyle cinayet işleyen akrabalar haksız tahrik indiriminden yararlanabilir mi?

Hayır, sadakat yükümlülüğü yalnızca eşler arasında geçerli olduğundan, evlilik dışı ilişki diğer aile bireyleri bakımından haksız fiil oluşturmaz ve namus gerekçesiyle hareket eden akrabalar lehine haksız tahrik indirimi uygulanmaz.

Eşin sadakat yükümlülüğünü ihlali haksız tahrik indirimi gerekçesi olabilir mi?

Resmî evlilik birliği devam ederken eşin sadakat yükümlülüğünü ihlal etmesi aldatılan eş yönünden haksız fiil teşkil edebilir; bu durum soyut namus anlayışından değil, kanuni sadakat yükümlülüğünün çiğnenmesinden ötürü haksız tahrik kapsamında değerlendirilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu