İcbar Ne Demek? Kamu Görevlisinin Cezai Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
İcbar Ne Demek? Kamu Görevlisinin Cezai Sorumluluğu

İcbar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 250. maddesinin birinci fıkrasında kamu görevlisine özgü bir irtikap biçimi olarak düzenlenir. Görevinden gelen nüfuzu kötüye kullanan kamu görevlisi, bir kişiyi kendisi ya da bir başkası için yarar sağlamaya veya buna ilişkin vaatte bulunmaya zorlarsa beş yıldan on yıla kadar hapisle cezalandırılır. Aynı fıkranın devamında, kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışı karşısında kişinin haklı işinin gereği gibi, hiç ya da en azından zamanında görülmeyeceği kaygısıyla kendini zorunlu hissederek menfaat vermesi de icbar kabulü için aranan durum olarak gösterilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 250Kaynağı aç
Madde 250- (1) (Değişik: 2/7/2012-6352/86 md.) Görevinin
sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar
sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu
görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu
görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin
gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini
mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin
etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir.
(2) Görevinin sağladığı güveni kötüye
kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya
başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi
ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
(3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak
işlenmiş olması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) (Ek: 2/7/2012-6352/86 md.) İrtikap edilen menfaatin değeri ve
mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre
verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.
Denetim görevinin ihmali

Kanundaki icbar tipi

Birinci fıkranın uygulanabilmesi için failin kamu görevlisi olması ve zorlamanın, görevin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması yoluyla gerçekleşmesi gerekir. Elde edilmek istenen yarar failin kendisine yönelmiş olabileceği gibi bir başkasına da yönelmiş olabilir. Yararın fiilen alınması ile yalnızca bu yönde vaatte bulunulması, fıkrada aynı davranışın iki görünümü olarak birlikte ele alınır.

Fıkranın ikinci cümlesi, icbarın kabul edileceği hâli ayrıca sınırlar. Kamu görevlisinin tutum ve davranışının haksız olması, kişinin haklı bir işinin düzgün biçimde, hiç ya da hiç değilse vaktinde yapılmayacağı endişesini taşıması ve bu nedenle kendini mecbur hissederek menfaat vermesi birlikte bulunmalıdır. Menfaat kamu görevlisine verilebileceği gibi onun yönlendireceği kişiye de verilebilir. Bu kabul, fıkrada sayılan koşulların dışındaki her baskıya kendiliğinden uygulanmaz.

İkna ve hileli davranıştan ayrım

Maddenin ikinci fıkrası, icbardan ayrı bir davranış biçimini düzenler. Burada kamu görevlisi, görevinin verdiği güveni kötüye kullanır ve hileli davranışlarıyla bir kişiyi, kendisine veya başkasına yarar sağlanması ya da bu yönde vaatte bulunulması konusunda ikna eder. Bu suç için öngörülen ceza üç yıldan beş yıla kadar hapistir. İkinci fıkradaki tip, nüfuz kullanılarak yapılan zorlama değil; güvenin kötüye kullanılması, hile ve ikna üzerine kuruludur.

Üçüncü fıkra, cezanın bir yıldan üç yıla kadar hapis olacağını yalnızca ikinci fıkradaki suçun kişinin hatasından yararlanılarak işlenmesi hâline bağlar. Bu hüküm birinci fıkradaki icbarın ceza aralığını değiştirmez.

Cezanın indirilebilmesi

Türk Ceza Kanunu’nun 250. maddesinin dördüncü fıkrası, sağlanan menfaatin büyüklüğü ile zarar görenin mali durumunun birlikte değerlendirilmesini öngörür. Bu değerlendirme sonunda yukarıdaki fıkralara göre belirlenecek ceza, yarı oranına kadar azaltılabilir. Metin azaltmayı zorunlu bir sonuç olarak kurmaz; azaltılıp azaltılmayacağı ve ölçüsü anılan iki husus gözetilerek belirlenir.

Sözleşmede korkutmanın sonucu

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 37. maddesine göre taraflardan biri, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucunda sözleşme yapmışsa o sözleşmeyle bağlı olmaz. Hüküm bağlayıcı olmama sonucunu korkutma sonucu kurulan sözleşmeye bağlar.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 37Kaynağı aç
MADDE 37- Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin
korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.
Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya
bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan,
hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.
2. Koşulları

Korkutmayı yapan kişi sözleşmenin karşı tarafı değil de üçüncü kişi ise ve karşı taraf bunu bilmiyorsa ya da bilmesi beklenebilecek durumda değilse farklı bir sonuç doğabilir. Sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan kişi, hakkaniyet gerektiriyorsa karşı tarafa tazminat öder. Tazminat hakkaniyet şartına bağlıdır; maddede bir tutar veya hesap yöntemi gösterilmez.

Bir yıllık bildirim ve tazminat hakkı

Türk Borçlar Kanunu’nun 39. maddesi, korkutularak sözleşme yapan kişiye bir yıllık süre tanır. Kişi, korkutmanın etkisinin kalktığı andan itibaren bu süre içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmez veya verdiğini geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır. Aynı fıkradaki bir yıllık süre yanılma ve aldatmayı da kapsar; korkutmada sürenin başlangıcı, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 39Kaynağı aç
MADDE 39- Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma
sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da
korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme
ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi
onamış sayılır.
Aldatma
veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış
sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
H. Temsil
I. Yetkili temsil
1. Genel olarak
a. Temsilin hükmü

Aldatma veya korkutma yüzünden bağlayıcılığı bulunmayan sözleşmenin sonradan onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Hüküm bu hakkın korunacağını belirtir; tazminatın kapsamını veya miktarını belirlemez.

Sık sorulan sorular

İcbar suçu hangi cezayı gerektirir?

Kamu görevlisi, görevinden gelen nüfuzu kötüye kullanarak bir kişiyi kendisine veya başkasına yarar sağlamaya ya da böyle bir vaatte bulunmaya zorlarsa beş yıldan on yıla kadar hapisle cezalandırılır.

İcbar ile ikna aynı suç mudur?

Hayır. İcbar, nüfuz kötüye kullanılarak yapılan zorlamadır ve beş yıldan on yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Güvenin kötüye kullanıldığı hileli davranışlarla ikna ayrı bir tiptir; cezası üç yıldan beş yıla, kişinin hatasından yararlanılmışsa bir yıldan üç yıla kadar hapistir.

İrtikap cezasında indirim zorunlu mudur?

Hayır. Sağlanan menfaatin değeri ve zarar görenin ekonomik durumu dikkate alınarak yukarıdaki fıkralardaki ceza yarı oranına kadar indirilebilir; indirim zorunlu değildir.

Korkutularak yapılan sözleşmeyle bağlı olunur mu?

Karşı tarafın veya üçüncü kişinin korkutması sonucu yapılan sözleşmeyle bağlı olunmaz. Korkutmanın etkisi kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde bağlı olunmadığı bildirilmez veya verilen geri istenmezse sözleşme onanmış sayılır.

Üçüncü kişinin korkutması tazminat doğurur mu?

Korkutan üçüncü kişi ise ve karşı taraf bunu bilmiyor ya da bilecek durumda değilse, bağlı kalmak istemeyen kişi ancak hakkaniyet gerektiriyorsa karşı tarafa tazminat öder. Sözleşmenin onanmış sayılması da korkutmadan doğan tazminat hakkını kaldırmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu