Yalan Tanıklık Suçu: TCK m. 272 Kapsamı ve Cezası

by Avukat Erdal Ersoy
Yalan Tanıklık Suçu: TCK m. 272 Kapsamı ve Cezası

Yalan Tanıklık Suçu Nedir?

Yalan tanıklık, tanık sıfatıyla dinlenen bir kişinin maddi olay hakkında bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunması, yalan söylemesi, gerçeği inkâr etmesi ya da bilgisini az veya çok saklamasıdır. Bu eylem 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 272. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Suçun oluşabilmesi için kastın varlığı zorunludur; tanığın doğru sandığı ancak nesnel olarak gerçek dışı çıkan açıklamalar yalan tanıklık sayılmaz. Yanılma, ihmal ya da bilmeyerek söylenen sözlerde suçun manevi unsuru oluşmaz.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/177, K. 2018/205Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2015/177 E.  ,  2018/205 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 9. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Günü : 04.01.2012
Sayısı : 854-6
Yalan tanıklık suçundan sanık …'un TCK'nun 272/2 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.01.2012 gün ve 854-6 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 24.09.2014 gün ve 17456-9624 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.11.2014 gün ve 63736 sayı ile;
"Uyuşmazlığın konusu, sanık … hakkında yalan tanıklık suçundan verilen mahkûmiyet kararında sanığın suçunu ikrar etmesi ve gerçeği söylemesi durumunda sanık hakkında TCK 274/1. maddesinde yazılı etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesine ilişkindir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Etkin pişmanlık başlıklı,
Madde 274- '(1) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden veya hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.
(2) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir.
(3) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir' hükmünü içermektedir.
Kanun koyucu TCK 272. maddesinde yazılı yalan tanıklık suçunda, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması için gerçeğin söylenmesi ve failin suçunu itiraf etmesi ya da gerçeğe dönmesi olarak tanımlanmaktadır.
TCK 274. maddesinde etkin pişmanlığın, hangi yargılama aşamasında yapılacağı konusunda tam bir açıklık bulunmamaktadır. Bir başka anlatımla, yalan tanıklıktan dönme ya da failin suçunu itiraf etmesi, failin yargılandığı yalan tanıklık suçunda yapılan yargılama sırasında mı yoksa, aleyhine tanıklık yapılan kişinin yargılandığı davada mı yapılacağı konusunda tam bir açıklık bulunmamaktadır.
Sanığın gerçeği söylemesinin, suçunu itiraf etmesinin aleyhinde yalan tanıklıkta bulunduğu dava dosyası içinde yapması zorunlu değildir.
TCK 274. madde metninde, etkin pişmanlığın aleyhine yalan tanıklığın yapıldığı dava dosyası içinde yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Etkin pişmanlık hükümleri, aleyhine tanıklık yaptığı kişi hakkında ceza mahkûmiyetine ilişkin hüküm kesinleştikten sonra suçtan dönme ya da suçunu itiraf etme durumunda TCK 274. maddesinde yazılı etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmayacağı kabul edilmektedir.
Bu açıklamalar çerçevesinde, yalan tanıklığın yapıldığı yargılama bittikten sonra ve hüküm kesinleşinceye kadar faile suçunu itiraf edebilme olanağı tanınmaktadır.
Failin gerçeği açıklaması özgür iradesine dayanmalı, açıklamalar tutarlı olmalıdır. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması için, failin hangi sözlerinin yalan tanıklık fiilini oluşturduğu ve hangi sözlerinin gerçeğe dönme olarak kabul edildiği karar yerinde açıkça gösterilmelidir.
Maddi olayda, sanık …'un Hatay E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükmen tutuklu olduğu sırada, D16 koğuşunun bahçesinde bulunan hükümlü ….'ın, D15 koğuşunun bahçesinde bulunan hükümlü Yılmaz Karabulut'u yaraladığı, bu olaya ilişkin olarak sanık …'un 22.06.2011 tarihinde Cumhuriyet savcısına vermiş olduğu ifadesinde, müşteki Yılmaz Karabulut ile aynı koğuşta kaldıklarını ve D16 koğuşunun bahçesi ile D15 koğuşunun bahçesi arasında küçük bir delik olduğunu ve sanık Süleyman'ın delikten akrabası olan Yılmaz Karabulut'u çağırdığını ve müşteki Yılmaz'ın bahçe duvarındaki delikten baktığı sırada, sanığın, müşteki Yılmaz Karabulut'a elinde bulunan ve gemi maketi yapımında kullanılan ince çubuk şeklinde çıtayı, duvarda bulunan delikten müştekinin gözüne batırdığı ve olayı gördüğünü beyan ettiği, daha sonra sanık …. hakkında açılan kamu davası ve Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesinde 06.12.2011 tarihinde yapılan duruşmada yemini ve yalan tanıklık hususu da hatırlatılarak alınan ifadesinde, olayı görmediğini beyan ederek yalan tanıklıklıkta bulunduğu,
Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesince, sanık … hakkında yalan tanıklıkta bulunmak suçundan suç duyurusunda bulunulduğu ve bu suçla ilgili yürütülen soruşturmada, 13.12.2011 tarihinde sanık …'un vermiş olduğu ifadesinde sanık …'in, 4-5 ay önce cezaevinde kavga olayı olduğunu, buna ilişkin bilgi ve görgüsünü Cumhuriyet savcısına anlattığını, ancak mahkemede sanık Süleyman'dan korktuğu için ifade vermek istemediğini, olayı görmediğini söylediğini beyan ettiği ve suçunu bu şekilde itiraf ettiği ikrarıyla suçtan rücu ettiğinin dosya kapsamından anlaşıldığı,
Sanık ….'ın müşteki Yılmaz Karabulut'a yönelik yaralama suçunda açılan kamu davasının 30.12.2011 tarihinde karara çıktığı ve sanık hakkında yalan tanıklık suçundan yürütülen soruşturma sonucunda sanık …'un 13.12.2011 tarihinde yaralama suçu henüz karara çıkmadan Cumhuriyet savcısına vermiş olduğu ifadesinde, sanığın yalan tanıklık suçunu itiraf ederek suçtan rücu ettiğinin anlaşılması karşısında, yalan tanıklık suçunun sanığı … hakkında TCK 274/1. maddesince uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden sanık hakkında hükümlülük kararı verilmesi hukuka aykırı niteliktedir.
Yalan tanıklık suçunun sanığı …'un, suçtan dönmeye yönelik ikrarını, yalan tanıklık suçunu işlediği yaralama dosyasında yerine getirmesi gerekmemektedir. Sanığın suçunu itiraf etmesi ve rücudan dönmesine yönelik irade açıklamasının yaralama suçuna ilişkin yargılama sırasında yapılması konusunda TCK 274/1. maddesinde açık bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bu itibarla, yalan tanıklık suçunun sanığı … hakkında suçunu itiraf ettiği ve suçundan rücü ettiği, sanığın, suçu cezaevinde bulunduğu sırada yaralama suçunun sanığı ….'ın kendisini adliye nezarethanesinde tehdit etmesi ve bu durumdan korkarak sanık Süleyman aleyhine tanıklık yapmadığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında TCK 274/1. maddesinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılmamasının usul ve yasaya aykırı görüldüğü" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.01.2015 gün ve 8088-218 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK'nun 274. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Hatay E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan hükümlü olarak bulunan sanık …'un, Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Yılmaz Karabulut'un adı geçen ceza infaz kurumunda saldırıya uğradığı iddiasıyla ilgili yürütülen soruşturmada 22.06.2011 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda; "Ceza infaz kurumunda D15 koğuşunda kalırım. Olay günü koğuşumuzun havalandırma bahçesinde çamaşır asıyordum. Koğuş havalandırma bahçemizin duvarında D16 koğuşunun havalandırma bahçesine bakan küçük bir delik vardı. Çamaşırları asarken D16 koğuşunda kalan ve daha önceden tanıdığım …. '15' diye bağırdı. Ben de delikten baktım. Bana kim olduğumu sordu. Ben de Engin olduğumu söyleyince Süleyman, 'Yılmaz Karabulut'u çağır' dedi. Ben de Yılmaz Karabulut'a seslendim. Yılmaz Karabulut delikten baktığı esnada birden geriye doğru fırladı. Baktığımda gözünden kan akıyordu. 'Ne oldu' diye sorduğumda 'karşıdan çöp soktular' dedi. Benim bildiğim kadarıyla Yılmaz'ı Süleyman çağırdı, çöpü de o soktu" şeklinde beyanda bulunduğu,
Aynı olayla ilgili kovuşturma aşamasında alınan 06.12.2011 tarihli ifadesinde ise; "Olayı görmedim, tanıklık yapmak istemiyorum" şeklinde beyanda bulunduğu, savcılıktaki ifadesi hatırlatılarak çelişki üzerine tekrar sorulduğunda; "Ben, Cumhuriyet savcısına öyle şeyler söylemedim, savcı bey, benim okumama izin vermeden bir şeyler imzalattı" dediği,
Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesince, sanık …'un tanık olarak ifadesinin alındığı 06.12.2011 tarihli oturumda …. lehine yalan tanıklık yaptığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunulması üzerine başlatılan soruşturma sonucunda hakkında yalan tanıklık suçundan kamu davası açıldığı,
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla yapılan sorgulamaya göre; …. hakkında Yılmaz Karabulut'u silahla basit bir tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek şekilde kasten yaraladığı iddiasıyla kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesince 30.12.2011 gün ve 488-926 sayı ile; ….'ın, gemi maketi yapımında kullanılan ince çubuk şeklindeki çıtayı duvarda bulunan delikten Yılmaz Karabulut'un gözüne batırdığı kabul edilerek kasten yaralama suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, hükmün …. tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 13.03.2014 gün ve 21580-10706 sayı ile onanmak suretiyle kesinleştiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık … incelemeye konu davada; kasten yaralama suçunun sanığı olan ….'ı mahkemede görüp korktuğu için duruşmada farklı beyanda bulunduğunu savunmuştur.
5237 sayılı TCK’nun "Adliyeye karşı suçlar" bölümünde düzenlenen “Yalan tanıklık” başlıklı 272. maddesi, suç ve karar tarihi itibarıyla;
“(1) Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin göz altına alınması veya tutuklanması hâlinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
(6) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; süreli hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunur.
(7) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(8) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde iken, Anayasa Mahkemesinin 14.01.2015 tarihli ve 116-4 sayılı kararıyla anılan maddenin altıncı fıkrasında yer alan “süreli hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına” ibaresi iptal edilmiş, söz konusu karar Resmi Gazetede yayımlandığı 29.04.2015 tarihinden başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmiştir.
Birinci fıkraya göre, hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapılması, bu suçun temel şekli olarak düzenlenmiş olup suçun temel şekli açısından tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurulun yemin vermeye yetkisinin olmaması gerekir.
İkinci fıkra uyarınca, yalan tanıklık suçunun mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde işlenmesi, failin suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmasını gerektirmektedir.
Üçüncü fıkrada, kanuni tanımında üst sınırı üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapılması, daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli bir hâl olarak düzenlenmiştir.
Maddenin dört ila sekizinci fıkralarında da yalan tanıklık sonucu meydana gelen neticelere göre fail hakkındaki cezanın ne surette tertip edileceği belirtilmiştir.
Tanıklık; bir olayın tanığı olmuş ya da öyle olduğu varsayılan bir kimsenin beş duyusu ile öğrendiği bilgileri tanık dinlemeye yetkili makam önünde anlatmasıdır. Tanık, tanıklığının konusunu oluşturan hususlar hakkında bildiklerini veya gördüklerini tam olarak açıklamakla yükümlüdür.
Yalan tanıklık suçuyla, yargılamanın doğru olmayan beyanlarla gerçeğe aykırı bir şekilde yönlendirilmesinin önüne geçilerek adaletin tecellisi sağlanmak suretiyle yargılamanın taraflarının haklarının zarar görmesinin engellenmesi amaçlanmaktadır. Yalan tanıklık suçunun maddi unsurunu oluşturan hareket, failin gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapması ve yalan söylemesidir. Gerçeğe aykırı tanıklık yapmak, maddi olay hakkında bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunmak, yalan söylemek, gerçeği inkâr etmek ya da sorulan sorularda bilgisini az veya çok saklamaktır. Yemin suçun unsuru olmamakla birlikte, tanıklığın yemin ettirerek tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde yapılması, suçun daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hâlini oluşturmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 272. maddesinin gerekçesinde de suçun maddi unsuru; "Suçun maddî unsuru yalan söylemek veya tanıklığın konusunu oluşturan hususlar hakkındaki bilgiyi, bilerek, kısmen veya tamamen saklamaktır. Yalan söylemek deyimi, tabiî olarak gerçeği inkar etmeyi de kapsamaktadır" şeklinde açıklanmıştır.
Yalan tanıklık suçundan bahsedebilmek için failin hem tanıklık yaptığının hem de tanıklığı sırasında söylediklerinin gerçeğe aykırı olduğunun belirlenmesi gerekmektedir.
Tanığın gerçeğe aykırı her beyanı yalan tanıklık suçunu oluşturmayacaktır. Bu nedenle tanığın doğru sandığı açıklamaların objektif olarak gerçek dışı olması bu suçun oluşması için yeterli değildir. Tanığın bilinçli olarak gerçekten ayrılması gerekmektedir. Bu itibarla tanık, beyanında samimi olduğu ve algıladığı olayı tamamen algılayış biçimi içinde açıkladıysa yalan beyanda bulunmuş sayılmamalıdır. Zira yalan gerçeğin kasten değiştirilmesi olup yanılma ve ihmal ederek veya bilmeyerek söylenen sözlerde, yalan tanıklık suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Başka bir anlatımla tanığın beyanları arasında çelişki bulunması tek başına yalan tanıklık suçunun oluştuğunun kabulü için yeterli değildir. Suçun tüm unsurlarının özellikle de gerçeğe aykırı tanıklığın bilinerek ve istenerek yapıldığının şüpheye yer verilmeyecek şekilde ispatlanması gerekmektedir.
Uyuşmazlık konusunu oluşturan ve yalan tanıklık suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin düzenlendiği TCK’nun "Etkin pişmanlık" başlıklı 274. maddesi;
“(1) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden veya hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.
(2) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir.
(3) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir” şeklinde düzenlenmiştir.
Kanun koyucu TCK'nun 274. maddesinde etkin pişmanlık olarak; yalan tanıklık suçunun tamamlanmasından sonra “gerçeğin söylenmesini” aramıştır. Doktrin ve uygulamada bu tür etkin pişmanlığa “gerçeğe dönme” de denilmekte olup yalan tanıklık suçu failinin, yalan tanıklığa konu beyanın doğru olmadığını kabul ederek gerçeği açıklaması aranmaktadır. Failin, hangi aşamalardaki açıklamalarının yalan tanıklık eylemini oluşturduğu ve hangi açıklamalarının ise gerçeğe dönme sayıldığının kararda gösterilmesi gerekmektedir. Nitekim anılan maddede yalan tanıklığın, aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında hak yoksunluğuna veya kısıtlılığına sebebiyet verip vermediği kriterleri gözetilerek etkin pişmanlığın gösterildiği zamana göre, bir başka deyişle yalan tanıklığın icra edildiği uyuşmazlıkla ilgili yargısal süreç esas alınarak farklı düzenlemeler öngörülmüştür (Osman Yaşar Osman, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Cilt VI, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010, s. 7959-7960).
TCK'nun 274. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye göre, yalan tanıklık yapan fail, aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden (göz altı, tutuklama gibi) veya hükümden önce gerçeği söylediğinde cezadan muaf tutulacaktır.
Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, yalan tanıklık yapan kişi, aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeği söylediğinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir. Söz konusu düzenlemeyle, failin, aleyhine tanıklık yaptığı kişi hakkında bir hak kısıtlaması veya yoksunluğuna ilişkin karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeği söylemesi, mutlak bir indirim sebebi olarak öngörülmeyerek bu konuda hâkime takdir yetkisi tanınmıştır.
Anılan maddenin üçüncü fıkrasına göre ise, yalan tanıklık yapan kişinin ceza indiriminden yararlanabilmesi için, aleyhine tanıklık yaptığı kişi hakkında mahkûmiyet kararının verilmiş olması ve bu mahkûmiyet kararının kesinleşmesinden önce yalan tanıklık yapan kişinin gerçeği söylemesi gerekmektedir. Bu fıkranın uygulanmasında da, ikinci fıkrada olduğu gibi verilecek cezada indirim yapılması hususunda hâkime takdir hakkı tanınmıştır. Bu nedenle, aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesinden önce, gerçeğin söylenmesi mutlak bir cezada indirim nedeni değildir (M. Emin Artuk-A. Gökcen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2013, s.1185-1186).
Bu aşamada, yalan tanıklığın, hakkında tanıklıkta bulunulan kişinin lehine olması ve sonradan aleyhine olacak şekilde gerçeğin söylenmesi hâlinde, TCK'nun 274. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.
Doktrinde yer alan baskın görüşlerde madde metninin lafzına bağlı kalınmış ve yalnızca aleyhine yalan tanıklık yapılan kişi hakkında, yargılamanın belli evrelerinde gerçeğin söylenmesi durumunda, maddede öngörülen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabileceği belirtilmiştir (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, Ankara, 2014, s. 7830; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 5. Baskı, Seçkin Hukuk, s. 1057-1058; M. Emin Artuk-A. Gökcen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2013, s. 1185-1186; Zeki Hafızoğulları, Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Millete ve Devlete Karşı Suçlar, 1. Baskı, US-A Yayıncılık, Ankara, 2016, s. 166-167; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 5. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2009, s. 7959-7963; Yener Ünver, TCK'da Düzenlenen Adliyeye Karşı Suçlar, 4. Baskı, Seçkin Hukuk, Ankara, 2016, s. 221-224).
Nitekim Anayasa Mahkemesi de 28.12.2017 tarihli ve 176-173 sayılı kararında; TCK’nun 274. maddesinin ilk üç fıkrasının da lehe tanıklık yapılması hâlinde uygulanacak kurallar olmadığını, dolayısıyla her üç fıkrada yer alan "Aleyhine tanıklık yapılan" ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, mahkemenin yetkisizliği nedeniyle başvurunun reddine hükmetmiştir.
Bu açıklamaların sonucu olarak; maddede yer alan her üç fıkranın da aleyhe tanıklık yapılması nedeniyle ortaya çıkan hak kısıtlaması, hak yoksunluğu, hüküm veya mahkûmiyet kararı nedeniyle hakkında aleyhe yalan tanıklık yapılan kişinin zarar görmesi hâllerine ilişkin olması, bu bağlamda kanun koyucunun, aleyhe yalan tanıklık yapılması nedeniyle doğabilecek zararların önlenmesine veya doğan zararların azaltılmasına yönelik pişmanlık sergilenerek maddi gerçeğe ulaşılmasını amaçlaması ve maddenin yoruma olanak tanımayacak açıklıktaki lafzına göre etkin pişmanlık hükümlerinin sadece aleyhe tanıklık yapan kişi hakkında öngörülmesi birlikte değerlendirildiğinde; sadece aleyhe tanıklık yapılması durumu için öngörülen TCK'nun 274. maddesinin, lehe tanıklık yapılması hâlinde uygulanmasının mümkün olmadığının kabulü gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde Hatay E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan hükümlü olarak bulunan sanık …'un, aynı ceza infaz kurumunda kalan Yılmaz Karabulut'un saldırıya uğradığı iddiasıyla ilgili yürütülen soruşturma sırasında Cumhuriyet savcısı huzurunda tanık olarak verdiği ifadede "Yılmaz'ı Süleyman'ın çağırdığını, Yılmaz'ın gözüne çöpü de onun soktuğunu" söyleyip aleyhe tanıklıkta bulunduğu hâlde, bu olayla ilgili açılan kamu davasında tanık olarak ifadesi alındığında, önceki ifadesinden farklı şekilde, "olayı görmediğini" beyan ederek lehe tanıklıkta bulunduğu ve bu ikinci ifadesinden dolayı kendisi hakkında yalan tanıklık suçundan suç duyurusunda bulunulması üzerine başlatılan soruşturmada alınan ifadesinde de, kovuşturmada tanık olarak verdiği lehe ifadenin, kasten yaralama suçunun sanığından korkmasından kaynaklandığını beyan ederek kasten yaralama suçunun sanığı …. hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmadan önce gerçeği söylediği olayda; sanığın kasten yaralama suçunun sanığı …. hakkındaki yargılamada verdiği ve yalan tanıklık suçuna konu olan ifadesinde lehe tanıklıkta bulunduğu, buna karşın etkin pişmanlığa ilişkin TCK'nun 274. maddesinin uygulanabilmesi için aleyhe yalan tanıklık yapılması nedeniyle doğabilecek zararların önlenmesine veya doğan zararların azaltılmasına yönelik gerçeğin söylenmesinin zorunlu olduğu, dolayısıyla söz konusu maddenin yalnızca aleyhe yalan tanıklık yapan fail hakkında uygulanabileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde; …. lehine yalan tanıklık yapan sanık … hakkında TCK'nun 274. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; "itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline iade edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.04.2018 tarihinde yapılan ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 08.05.2018 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Suçun varlığı için aleyhine tanıklık yapılan kişinin cezalandırılmış olması şart değildir. Hakkında yalan tanıklık yapılan kişi beraat etmiş olsa bile yalan tanıklık yapan kişiden şikâyetçi olunabilir.

TCK m. 272 Kapsamındaki Ceza Aralıkları

Kanun, yalan tanıklığı işlendiği ortama ve yol açtığı sonuca göre farklı ceza aralıklarına bağlamıştır. Temel hâlde, hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı tanıklık yapana dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir (TCK m. 272/1). Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı tanıklık yapılması hâlinde ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis olarak belirlenmiştir (TCK m. 272/2).

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 272Kaynağı aç
Madde 272- (1) Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir
soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe
aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası
verilir.
(2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen
yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir
yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya
kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla
kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma
ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden
dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar
verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı
oranında artırılır.
(5) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya
tutuklanması halinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı
veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan
tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin
hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
(6) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis
veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar
hapis cezasına; (…)[105]
hükmolunur.
(7) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının
infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(8) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adlî
veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan
yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Şahsi cezasızlık veya cezanın azaltılmasını gerektiren sebepler
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/187, K. 2018/206Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2015/187 E.  ,  2018/206 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 9. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Günü : 09.05.2012
Sayısı : 121-211
Yalan tanıklık suçundan sanık …'nın TCK'nun 272/2, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Elmalı Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.05.2012 gün ve 121-211 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 23.09.2014 gün ve 13894-9518 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 19.11.2014 gün ve 194947 sayı ile;
"Sanık Elmalı Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/228 Esas sayılı dosyasında 07.11.2011 tarihli duruşmada yalan tanıklıkta bulunmuş, mahkemenin aynı tarihli suç duyurusu üzerine hakkında yalan tanıklıktan yapılan soruşturma kapsamında 20.11.2012 tarihinde gerçeğe rücu etmiştir. Tanıklık yaptığı dosya 16.05.2012 tarihinde karara bağlanmakla, sanığın TCK'nun 274/1. maddesi kapsamında gerçeği söyleyerek etkin pişmanlıkta bulunduğu sabittir. Kaldı ki Dairenizin 05.02.2014 tarih 2013/17098 – 2014/1159 sayılı kararı da bu yöndedir.
Bu durumda sanığın etkin pişmanlıkta bulunduğunun kabulü ile yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 20.01.2015 gün ve 8239-220 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıklar … ve … hakkında yalan tanıklık suçuna azmettirmeden verilen beraat kararları temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında yalan tanıklık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK'nun 274. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık …'nın, Elmalı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından inceleme dışı sanık … hakkında tefecilik suçundan yürütülen soruşturmada 07.04.2010 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda; "…'i tanırım, kendisi köylüm olur. Yaklaşık üç, dört ay önce kendisinden köy içinde arsa satın aldım. 13.000 TL tutarındaki borcumun, 7.000 TL'sini ödediğim için 6.000 TL miktarında borcum kalmıştı. Ben … ile borcumu ödemek için görüştüğümde, bana daha önce … isimli kişiden faizle 1.000 TL borç para aldığını, ödeyemediğini, daha sonra …'a vermiş olduğu boş senedin … tarafından 1.500 TL olarak doldurulup icraya konulduğunu ve hâlen kendisinden 1.000 TL para istediğini söyledi. Ben de Üsref'e olan borcumu ödeyecektim, ancak Üsref, bu parayı …'a vereceğini, fakat …'un kendisine verdiği borç paradan daha fazla faiz istediğini, yardımcı olmamı söyledi. Ben de …'u tanıdığım için ikisini anlaştırmak istedim. Yaklaşık bir ay önce adliyenin önünde buluştuk. … 1.500 TL'lik senedi icraya koymuş. Ben, …'a '…'in, 1.500 TL'lik borcunu ben ödeyeyim, senetleri bize ver' dedim. Ancak kabul etmedi ve ayrıca …'ten 1.000 TL'lik daha boş senet aldı. Üsref'in imzaladığını gördüm, ancak seneti doldurmuş olup olmadığını göremedim. Muhtemelen icrayı durdurmak için tekrar Üsref'den senet aldı, bu şekilde anlaşamadık, ben de parayı ödemedim ve oradan ayrıldım. Başkalarından duyduğuma göre …'dan faizle borç para alan kişiler varmış" şeklinde beyanda bulunduğu,
Aynı olayla ilgili kovuşturma aşamasında alınan 07.12.2011 tarihli ifadesinde ise; "Ben …'i tanırım, kendisi ile aramızda tarla alışverişi oldu, bu sırada Üsref, … ile bir alışverişinin olduğundan bahsetmişti. Sanırım tarla almış, ben faiz duymadım. …, bana …'un kendisinden faizle borç para istediğini söylemedi. Benim burada …'e borcum vardır. İkisini anlaştırmak istedim ayrıntısını bilmiyorum. Benim bilgim ve görgüm bunlardan ibarettir" şeklinde beyanda bulunduğu, savcılıktaki ifadesi hatırlatılarak çelişki üzerine tekrar sorulduğunda; "Üsref, bana …'un borcundan daha fazla faiz istediğini söylemedi, adliye önünde senet alışverişi oldu, ancak neden olduğunu bilmiyorum" dediği,
Elmalı Asliye Ceza Mahkemesince, sanık …'nın tanık olarak ifadesinin alındığı 07.12.2011 tarihli oturumda inceleme dışı sanık … lehine yalan tanıklık yaptığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunulması üzerine başlatılan soruşturma sonucunda hakkında yalan tanıklık suçundan kamu davası açıldığı,
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla yapılan sorgulamaya göre; inceleme dışı sanık … hakkında tefecilik suçundan açılan kamu davasının görüldüğü Elmalı Asliye Ceza Mahkemesince 16.05.2012 gün ve 228-222 sayı ile; inceleme dışı sanık …'un, aralarında inceleme dışı sanık …'in de bulunduğu birden fazla kişiye kazanç elde etmek amacıyla ödünç para vermek suretiyle tefecilik suçunu işlediği kabul olunarak verilen mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, itiraz merciince itirazın reddine karar verilmek suretiyle kesinleştiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık … inceleme konusu davada; inceleme dışı sanık … hakkında tefecilik suçundan yürütülen soruşturmada verdiği savcılık ifadesinin doğru olduğunu, duruşmaya gelmeden önce inceleme dışı sanıklar … ve …'in kendisine "Mahkemede böyle bir şey yok, duymadım de, kapat" demeleri nedeniyle duruşmada farklı beyanda bulunduğunu savunmuştur.
5237 sayılı TCK’nun "Adliyeye karşı suçlar" bölümünde düzenlenen “Yalan tanıklık” başlıklı 272. maddesi, suç ve karar tarihi itibarıyla;
“(1) Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin göz altına alınması veya tutuklanması hâlinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
(6) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; süreli hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunur.
(7) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(8) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde iken, Anayasa Mahkemesinin 14.01.2015 tarihli ve 116-4 sayılı kararıyla anılan maddenin altıncı fıkrasında yer alan “süreli hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına” ibaresi iptal edilmiş, söz konusu karar Resmi Gazetede yayımlandığı 29.04.2015 tarihinden başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmiştir.
Birinci fıkraya göre, hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapılması, bu suçun temel şekli olarak düzenlenmiş olup suçun temel şekli açısından tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurulun yemin vermeye yetkisinin olmaması gerekir.
İkinci fıkra uyarınca, yalan tanıklık suçunun mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde işlenmesi, failin suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmasını gerektirmektedir.
Üçüncü fıkrada, kanuni tanımında üst sınırı üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapılması, daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli bir hâl olarak düzenlenmiştir.
Maddenin dört ila sekizinci fıkralarında da yalan tanıklık sonucu meydana gelen neticelere göre fail hakkındaki cezanın ne surette tertip edileceği belirtilmiştir.
Tanıklık; bir olayın tanığı olmuş ya da öyle olduğu varsayılan bir kimsenin beş duyusu ile öğrendiği bilgileri tanık dinlemeye yetkili makam önünde anlatmasıdır. Tanık, tanıklığının konusunu oluşturan hususlar hakkında bildiklerini veya gördüklerini tam olarak açıklamakla yükümlüdür.
Yalan tanıklık suçuyla, yargılamanın doğru olmayan beyanlarla gerçeğe aykırı bir şekilde yönlendirilmesinin önüne geçilerek adaletin tecellisi sağlanmak suretiyle yargılamanın taraflarının haklarının zarar görmesinin engellenmesi amaçlanmaktadır. Yalan tanıklık suçunun maddi unsurunu oluşturan hareket, failin gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapması ve yalan söylemesidir. Gerçeğe aykırı tanıklık yapmak, maddi olay hakkında bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunmak, yalan söylemek, gerçeği inkâr etmek ya da sorulan sorularda bilgisini az veya çok saklamaktır. Yemin suçun unsuru olmamakla birlikte, tanıklığın yemin ettirerek tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde yapılması, suçun daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hâlini oluşturmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 272. maddesinin gerekçesinde de suçun maddi unsuru; "Suçun maddî unsuru yalan söylemek veya tanıklığın konusunu oluşturan hususlar hakkındaki bilgiyi, bilerek, kısmen veya tamamen saklamaktır. Yalan söylemek deyimi, tabiî olarak gerçeği inkar etmeyi de kapsamaktadır" şeklinde açıklanmıştır.
Yalan tanıklık suçundan bahsedebilmek için failin hem tanıklık yaptığının hem de tanıklığı sırasında söylediklerinin gerçeğe aykırı olduğunun belirlenmesi gerekmektedir.
Tanığın gerçeğe aykırı her beyanı yalan tanıklık suçunu oluşturmayacaktır. Bu nedenle tanığın doğru sandığı açıklamaların objektif olarak gerçek dışı olması bu suçun oluşması için yeterli değildir. Tanığın bilinçli olarak gerçekten ayrılması gerekmektedir. Bu itibarla tanık, beyanında samimi olduğu ve algıladığı olayı tamamen algılayış biçimi içinde açıkladıysa yalan beyanda bulunmuş sayılmamalıdır. Zira yalan gerçeğin kasten değiştirilmesi olup yanılma ve ihmal ederek veya bilmeyerek söylenen sözlerde, yalan tanıklık suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Başka bir anlatımla tanığın beyanları arasında çelişki bulunması tek başına yalan tanıklık suçunun oluştuğunun kabulü için yeterli değildir. Suçun tüm unsurlarının özellikle de gerçeğe aykırı tanıklığın bilinerek ve istenerek yapıldığının şüpheye yer verilmeyecek şekilde ispatlanması gerekmektedir.
Uyuşmazlık konusunu oluşturan ve yalan tanıklık suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin düzenlendiği TCK’nun "Etkin pişmanlık" başlıklı 274. maddesi;
“(1) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden veya hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.
(2) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir.
(3) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir” şeklinde düzenlenmiştir.
Kanun koyucu TCK'nun 274. maddesinde etkin pişmanlık olarak; yalan tanıklık suçunun tamamlanmasından sonra “gerçeğin söylenmesini” aramıştır. Doktrin ve uygulamada bu tür etkin pişmanlığa “gerçeğe dönme” de denilmekte olup yalan tanıklık suçu failinin, yalan tanıklığa konu beyanın doğru olmadığını kabul ederek gerçeği açıklaması aranmaktadır. Failin, hangi aşamalardaki açıklamalarının yalan tanıklık eylemini oluşturduğu ve hangi açıklamalarının ise gerçeğe dönme sayıldığının kararda gösterilmesi gerekmektedir. Nitekim anılan maddede yalan tanıklığın, aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında hak yoksunluğuna veya kısıtlılığına sebebiyet verip vermediği kriterleri gözetilerek etkin pişmanlığın gösterildiği zamana göre, bir başka deyişle yalan tanıklığın icra edildiği uyuşmazlıkla ilgili yargısal süreç esas alınarak farklı düzenlemeler öngörülmüştür (Osman Yaşar Osman, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Cilt VI, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010, s. 7959-7960).
TCK'nun 274. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye göre, yalan tanıklık yapan fail, aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden (göz altı, tutuklama gibi) veya hükümden önce gerçeği söylediğinde cezadan muaf tutulacaktır.
Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, yalan tanıklık yapan kişi, aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeği söylediğinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir. Söz konusu düzenlemeyle, failin, aleyhine tanıklık yaptığı kişi hakkında bir hak kısıtlaması veya yoksunluğuna ilişkin karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeği söylemesi, mutlak bir indirim sebebi olarak öngörülmeyerek, bu konuda hâkime takdir yetkisi tanınmıştır.
Anılan maddenin üçüncü fıkrasına göre ise, yalan tanıklık yapan kişinin ceza indiriminden yararlanabilmesi için, aleyhine tanıklık yaptığı kişi hakkında mahkûmiyet kararının verilmiş olması ve bu mahkûmiyet kararının kesinleşmesinden önce yalan tanıklık yapan kişinin gerçeği söylemesi gerekmektedir. Bu fıkranın uygulanmasında da, ikinci fıkrada olduğu gibi verilecek cezada indirim yapılması hususunda hâkime takdir hakkı tanınmıştır. Bu nedenle, aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesinden önce, gerçeğin söylenmesi mutlak bir cezada indirim nedeni değildir (M. Emin Artuk-A. Gökcen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2013, s.1185-1186).
Bu aşamada, yalan tanıklığın, hakkında tanıklıkta bulunulan kişinin lehine olması ve sonradan aleyhine olacak şekilde gerçeğin söylenmesi hâlinde, TCK'nun 274. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.
Doktrinde yer alan baskın görüşlerde madde metninin lafzına bağlı kalınmış ve yalnızca aleyhine yalan tanıklık yapılan kişi hakkında, yargılamanın belli evrelerinde gerçeğin söylenmesi durumunda, maddede öngörülen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabileceği belirtilmiştir (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, Ankara, 2014, s. 7830; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 5. Baskı, Seçkin Hukuk, s. 1057-1058; M. Emin Artuk-A. Gökcen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2013, s. 1185-1186; Zeki Hafızoğulları, Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Millete ve Devlete Karşı Suçlar, 1. Baskı, US-A Yayıncılık, Ankara, 2016, s. 166-167; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 5. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2009, s. 7959-7963; Yener Ünver, TCK'da Düzenlenen Adliyeye Karşı Suçlar, 4. Baskı, Seçkin Hukuk, Ankara, 2016, s. 221-224).
Nitekim Anayasa Mahkemesi de 28.12.2017 tarihli ve 176-173 sayılı kararında; TCK’nun 274. maddesinin ilk üç fıkrasının da lehe tanıklık yapılması hâlinde uygulanacak kurallar olmadığını, dolayısıyla her üç fıkrada yer alan "Aleyhine tanıklık yapılan" ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, mahkemenin yetkisizliği nedeniyle başvurunun reddine hükmetmiştir.
Bu açıklamaların sonucu olarak; maddede yer alan her üç fıkranın da aleyhe tanıklık yapılması nedeniyle ortaya çıkan hak kısıtlaması, hak yoksunluğu, hüküm veya mahkûmiyet kararı nedeniyle hakkında aleyhe yalan tanıklık yapılan kişinin zarar görmesi hâllerine ilişkin olması, bu bağlamda kanun koyucunun, aleyhe yalan tanıklık yapılması nedeniyle doğabilecek zararların önlenmesine veya doğan zararların azaltılmasına yönelik pişmanlık sergilenerek maddi gerçeğe ulaşılmasını amaçlaması ve maddenin yoruma olanak tanımayacak açıklıktaki lafzına göre etkin pişmanlık hükümlerinin sadece aleyhe tanıklık yapan kişi hakkında öngörülmesi birlikte değerlendirildiğinde; sadece aleyhe tanıklık yapılması durumu için öngörülen TCK'nun 274. maddesinin, lehe tanıklık yapılması hâlinde uygulanmasının mümkün olmadığının kabulü gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık …'nın, inceleme dışı sanık … hakkında aralarında inceleme dışı sanık …'in de bulunduğu birden fazla kişiye kazanç elde etmek amacıyla ödünç para vermek suretiyle tefecilik suçunu işlediği iddiasıyla ilgili yürütülen soruşturma sırasında Cumhuriyet savcısı huzurunda tanık olarak verdiği ifadede, "…'in kendisine, …'dan faizle 1.000 TL borç aldığını, ancak bu borç ödenmeyince …'un, …'den aldığı boş bir senetin üzerine 1.500 TL yazarak icra takibi başlattığını anlatması üzerine, Üsref’e bir tarla alışverişi nedeniyle borçlu olduğundan söz konusu senetle ilgili olarak Ali’ye 'bu borcu ben ödeyeyim, senetleri bize ver' dediğini, ancak Ali’nin kabul etmeyip Üsref’den 1.000 TL'lik boş senet daha aldığını" söyleyip aleyhe tanıklıkta bulunduğu hâlde, bu olayla ilgili açılan kamu davasında tanık olarak ifadesi alındığında, önceki ifadesinden farklı şekilde, "…'in, …'un kendisinden faizle borç para istediğini söylemediğini, bu iki şahsı anlaştırmak istediğini, olayın ayrıntısını bilmediğini" beyan ederek lehe tanıklıkta bulunduğu ve bu ikinci ifadesinden dolayı kendisi hakkında yalan tanıklık suçundan suç duyurusunda bulunulması üzerine başlatılan soruşturmada alınan ifadesinde de, kovuşturmada tanık olarak verdiği lehe ifadenin, inceleme dışı sanıkların kendisini duruşmadan önce yönlendirmelerinden kaynaklandığını beyan ettiği olayda; sanığın inceleme dışı sanık … hakkındaki yargılamada verdiği ve yalan tanıklık suçuna konu olan ifadesinde lehe tanıklıkta bulunduğu, buna karşın etkin pişmanlığa ilişkin TCK'nun 274. maddesinin uygulanabilmesi için aleyhe yalan tanıklık yapılması nedeniyle doğabilecek zararların önlenmesine veya doğan zararların azaltılmasına yönelik gerçeğin söylenmesinin zorunlu olduğu, dolayısıyla söz konusu maddenin yalnızca aleyhe yalan tanıklık yapan fail hakkında uygulanabileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde; inceleme dışı sanık … lehine yalan tanıklık yapan sanık … hakkında TCK'nun 274. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; "itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline iade edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.04.2018 tarihinde yapılan ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 08.05.2018 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Yalan tanıklığın, üst sınırı üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında gerçekleşmesi durumunda iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur (TCK m. 272/3). Bu fıkradaki üç yıllık eşik, yalan tanıklığa konu suçun ilgili maddesindeki üst sınıra göre değerlendirilir.

Yemin ve Mahkeme Huzurunun Suç Tipindeki Yeri

Yemin, yalan tanıklık suçunun zorunlu bir unsuru değildir; ancak yeminli ortamda gerçekleşen yalan tanıklık, suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlini oluşturur (TCK m. 272/2). Mahkeme huzurundaki yalan tanıklıklarda ise mahkemenin yemin teklif edip etmemiş olması sonucu değiştirmez; tanıklığın mahkeme huzurunda yapılmış olması bu nitelikli hâl için yeterli görülmektedir. Buna karşın, yemin vermeye yetkili bir kurul önünde tanıklık edilmişse nitelikli hâlin uygulanabilmesi için tanığın gerçekten yeminli biçimde dinlenmiş olması aranır; yeminsiz dinlenmede suçun temel hâli oluşur.

Ağırlaştırıcı Hâller: Koruma Tedbiri, Gözaltı, Tutuklama ve İnfaz

TCK m. 272/4 uyarınca, aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında gözaltı ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmış ve bu kişi yüklenen fiili işlemediğinden dolayı beraat etmiş ya da hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmişse, temel fıkralara göre belirlenecek ceza yarı oranında artırılır. Bu artırım için hem koruma tedbiri uygulanmış olması hem de beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması hâlinde ise sonuç farklılaşır: Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmişse, yalan tanıklık yapan kişi ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur (TCK m. 272/5). Aleyhine tanıklık yapılan kişinin mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış olması ise TCK m. 272/7 uyarınca altıncı fıkraya göre belirlenecek cezanın ayrıca yarısı kadar artırılmasını gerektirmektedir.

Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa yalan tanıklık yapan kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır (TCK m. 272/8). Bu fıkranın uygulanabilmesi için yaptırımın fiilen uygulanmaya başlanmasının mı yoksa kararın verilmesinin mi esas alınacağı tartışmalıdır.

Suçun Manevi Unsuru ve İspat

Yalan tanıklık suçunun oluşması için tanığın gerçeği bilerek ve isteyerek saptırması şarttır. Tanığın beyanları arasında çelişki bulunması tek başına bu suçun varlığını kanıtlamaz; gerçeğe aykırı tanıklığın bilinçli ve iradi biçimde yapıldığı, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edilmelidir. Tanık, beyanında samimi olduğu ve algıladığı olayı tamamen algılayış biçimi içinde aktardıysa yalan beyanda bulunmuş sayılmamalıdır.

İştirak: Müşterek Faillik ve Azmettirme

Yalan tanıklık suçu failin tek başına işleyebildiği bir suç tipidir; bu nedenle müşterek faillik bu suçta gerçekleşemez. Buna karşın bir kişinin yalan tanıklığa azmettirilmesi yoluyla suça iştirak mümkündür.

Aynı Davada Birden Fazla Yalan Tanıklık

Aynı vakaya ilişkin bir soruşturma veya davada, farklı makamlar önünde ya da aynı makam önünde farklı tarihlerde yapılan yalan tanıklıklar hukuki anlamda tek fiil oluşturur ve tek suç teşkil eder.

Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı

Yalan tanıklık suçunda görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Bununla birlikte, altıncı fıkranın uygulandığı durumlarda aleyhine tanıklık yapılan kişiye ilişkin mahkûmiyet kararının niteliğine göre görevli mahkemenin ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir. Dava zamanaşımı süresi sekiz yıl olarak belirtilmektedir; ancak farklı fıkralardaki üst sınırlar farklı olduğundan ağırlaştırıcı hâllerde uygulanacak zamanaşımının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Etkin Pişmanlık: TCK m. 274

TCK m. 274, yalan tanıklık yapan kişinin gerçeği belirli aşamalarda açıklaması hâlinde uygulanacak ceza indirimlerini ve cezasızlık nedenlerini düzenlemektedir. Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlaması veya yoksunluğu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden ya da hükümden önce gerçeğin söylenmesi hâlinde faile ceza verilmez (TCK m. 274/1). Bu aşamada gerçeği söyleyen kişi tam bir cezasızlıktan yararlanır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 274Kaynağı aç
Madde 274- (1) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir
hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden
veya hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.
(2) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu
sonuçlayacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeğin
söylenmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı
indirilebilir.
(3) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararı
kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısından
üçte birine kadarı indirilebilir.
Yalan yere yemin

Hak kısıtlayıcı karar verildikten sonra ancak hükümden önce gerçeğin söylenmesi hâlinde verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir; bu indirim hâkimin takdirine bırakılmıştır, otomatik değildir (TCK m. 274/2). Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi durumunda ise verilecek cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir; bu da zorunlu bir indirim nedeni olmayıp hâkim takdirindedir (TCK m. 274/3).

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, TCK m. 274'teki etkin pişmanlık hükümlerinin yalnızca aleyhe yalan tanıklık yapılması durumunda uygulanabileceğine hükmetmiştir; lehe tanıklık yapan fail bu hükümden yararlanamaz. Bu karar oyçokluğuyla verilmiş olup dört üye karşı oy kullanmıştır.

Etkin pişmanlığın geçerli sayılabilmesi için failin, yalan tanıklığa konu beyanın doğru olmadığını kabul ederek gerçeği özgür iradesiyle ve tutarlı biçimde açıklaması gerekir. Hangi aşamalardaki açıklamaların yalan tanıklık eylemini oluşturduğunun ve hangilerinin gerçeğe dönme sayıldığının mahkeme kararında gösterilmesi zorunludur.

Bilirkişi ve Tercümanın Gerçeğe Aykırı Beyanı: TCK m. 276

Yalan tanıklık suçuyla bağlantılı bir düzenleme olarak TCK m. 276, bilirkişi ve tercümanların gerçeğe aykırı davranışlarını ayrıca suç saymıştır. Yargı mercileri ya da suçtan dolayı kanunen soruşturma yapma veya yemin altında tanık dinleme yetkisine sahip kişi ya da kurul tarafından görevlendirilen bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaada bulunması hâlinde üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur (TCK m. 276/1). Aynı kişi veya kurullar tarafından görevlendirilen tercümanın ifade veya belgeleri gerçeğe aykırı olarak tercüme etmesi hâlinde de birinci fıkra hükmü uygulanır (TCK m. 276/2).

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 276Kaynağı aç
Madde 276- (1) Yargı mercileri veya suçtan dolayı kanunen
soruşturma yapmak veya yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip bulunan kişi
veya kurul tarafından görevlendirilen bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaada
bulunması halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[106]
(2) Birinci fıkrada belirtilen kişi
veya kurullar tarafından görevlendirilen tercümanın ifade veya belgeleri
gerçeğe aykırı olarak tercüme etmesi halinde, birinci fıkra hükmü uygulanır.
Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs[107]

Hukuk Davalarında Yalan Yere Yemin: TCK m. 275

TCK m. 275, yalan tanıklık suçundan ayrı olarak hukuk davası taraflarına özgü bir düzenleme içermektedir. Hukuk davalarında yalan yere yemin eden davacı veya davalıya bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Bu suçta da etkin pişmanlık öngörülmüştür: Dava hakkında hüküm verilmeden önce gerçeğin söylenmesi hâlinde cezaya hükmolunmaz; hükmün icraya konulmasından veya kesinleşmesinden önce gerçeğin söylenmesi hâlinde ise verilecek cezanın yarısı indirilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 275Kaynağı aç
Madde 275- (1) Hukuk davalarında yalan yere yemin eden davacı veya
davalıya bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Dava hakkında hüküm verilmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde,
cezaya hükmolunmaz.
(3) Hükmün icraya konulmasından veya kesinleşmesinden önce gerçeğin
söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilir.
Gerçeğe aykırı bilirkişilik veya tercümanlık

Tanıklıktan Çekinme Hakkı

CMK m. 45 uyarınca şüpheli veya sanığın nişanlısı, eşi (evlilik bağı kalmasa bile), üstsoy veya altsoy kan hısımları, üçüncü derece dâhil kan hısımları, ikinci derece dâhil kayın hısımları ile aralarında evlatlık ilişkisi bulunanlar tanıklıktan çekinebilir. Bu kişilere tanıklıktan önce çekinme haklarının bildirilmesi zorunludur; dinlenme sırasında da her zaman bu hakkı kullanabilirler. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle çekinmenin önemini anlayamayanlar, kanuni temsilcilerinin rızasıyla tanık olarak dinlenebilir; kanuni temsilcinin şüpheli veya sanık olması hâlinde bu kişiler adına çekinme kararı veremez.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 45Kaynağı aç
Madde 45 – (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir:
a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı.
b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi.
c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy
veya altsoyu.
d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil
kayın hısımları.
e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar.
(2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle
tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî
temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci
şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez.
(3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce
tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman
tanıklıktan çekinebilirler.
Meslek ve sürekli uğraşıları sebebiyle tanıklıktan çekinme
Yalan tanıklık suçunda hangi mahkeme görevlidir?

Yalan tanıklık suçu asliye ceza mahkemesinin görevi kapsamındadır. Altıncı fıkranın uygulandığı durumlarda ise aleyhine tanıklık yapılan kişiye ilişkin mahkûmiyet kararının niteliği, görevli mahkemenin tespitini etkileyebilir.

Yalan tanıklık yapıldığını ispat etmek için ne gerekir?

Suçun tüm unsurlarının, özellikle de gerçeğe aykırı tanıklığın bilinçli ve iradi olarak yapıldığının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ispat edilmesi gerekir. Tanığın beyanları arasında çelişki bulunması tek başına yeterli değildir.

Etkin pişmanlık yalan tanıklıkta nasıl uygulanır?

Hak kısıtlayıcı karar verilmeden ya da hükümden önce gerçeği söyleyen fail ceza almaz (TCK m. 274/1). Karar verildikten sonra ancak hükümden önce gerçeği söylemesi hâlinde cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir; mahkûmiyet kesinleşmeden önce söylenmesi hâlinde ise cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir. Son iki hâlde indirim zorunlu değildir, hâkim takdirindedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun oyçokluğuyla verdiği karara göre bu düzenleme yalnızca aleyhine yalan tanıklık yapılması durumunda uygulanabilir; lehe tanıklık yapan kişi bu hükümden yararlanamaz.

Yalan tanıklıkta gözaltı ve tutuklama mümkün müdür?

CMK m. 100/4 uyarınca, vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere, hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez. TCK m. 272'nin temel hâlinde üst sınır bir yıl olduğundan bu fıkra kapsamındaki yalan tanıklıkta tutuklama mümkün değildir. İkinci fıkrasındaki nitelikli hâlde ise üst sınır üç yıla yükselmekte olup bu durumda CMK m. 100'deki genel tutuklama koşullarının varlığı ayrıca değerlendirilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 100Kaynağı aç
Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut
delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık
hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya
güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.[13]
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini
uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde
bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda somut
delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama
nedeni var sayılabilir:[14]
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;[15]
1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),
2. (Ek:6/12/2019-7196/58 md.)[16]
Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80)
3. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
4.(Ek: 6/12/2006 – 5560/17 md.) Kasten yaralama (madde 86, fıkra
3, bent b, e ve f) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),[17]
5. İşkence (madde 94, 95)
6. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
7. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
8.(Ek: 6/12/2006 – 5560/17 md.) Hırsızlık
(madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),
9. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
10. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
(iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
11. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
12. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309,
310, 311, 312, 313, 314, 315),
b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer
Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin
(3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda
tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin
dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
g) (Ek: 27/3/2015-6638/14 md.) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinde sayılan suçlar.
h) (Ek: 27/3/2015-6638/14 md.) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen
suçlar.
i) (Ek:12/5/2022-7406/9 md.) Kadına karşı işlenen kasten yaralama
suçu.
j) (Ek:12/5/2022-7406/9 md.) Sağlık kurum ve kuruluşlarında görev
yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen
kasten yaralama suçu.
k) (Ek:10/10/2024-7528/35 md.) Millî Eğitim Bakanlığına bağlı
resmî eğitim kurumlarında yönetici, öğretmen, usta öğretici, yabancı uyruklu
öğrencilerin eğitimine yönelik Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen
projelerde öğretici/öğretmen veya rehber danışman; özel öğretim kurumlarında
yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğretici olarak görev yapanlar ile
Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî eğitim kurumları ve özel öğretim
kurumlarında ders ücreti karşılığı ders okutanlara ve diğer kamu kurum ve
kuruluşlarında görev yapan öğretmenlere karşı görevleri sırasında veya
görevleri sebebiyle işlenen kasten yaralama suçu.
(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını
gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç
olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda
tutuklama kararı verilemez.[18]
Tutuklama kararı
Aynı davada birden fazla kez yalan tanıklık yapılırsa kaç suç oluşur?

Aynı vakaya ilişkin bir soruşturma veya davada, farklı makamlar önünde ya da aynı makam önünde farklı tarihlerde yapılan yalan tanıklıklar hukuki anlamda tek fiil sayılır ve tek suç teşkil eder.

Bilirkişi ve tercümanın gerçeğe aykırı beyanı hangi suçu oluşturur?

Yargı mercileri ya da suçtan dolayı kanunen soruşturma yapma veya yemin altında tanık dinleme yetkisine sahip kişi ya da kurul tarafından görevlendirilen bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaada bulunması ya da aynı makamlar tarafından görevlendirilen tercümanın gerçeğe aykırı tercüme yapması TCK m. 276 kapsamında değerlendirilir ve her iki hâlde de üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu