TCK Madde 210: Resmi Belge Hükmünde Belgeler

by Avukat Erdal Ersoy
TCK Madde 210: Resmi Belge Hükmünde Belgeler

Türk Ceza Kanunu'nun 210. maddesi iki ayrı fıkradan oluşmaktadır. Birinci fıkra, belirli ticari ve kişisel belgelerde yapılan sahteciliklerin resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler çerçevesinde değerlendirileceğini düzenler. İkinci fıkra ise kamu görevlisi olmayan sağlık mesleği mensuplarının görevleri gereği gerçeğe aykırı belge düzenlemesi eylemini ayrı bir düzenlemeyle ele alır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 210Kaynağı aç
Madde 210- (1) Özel belgede sahtecilik suçunun konusunun, emre
veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi,
tahvil veya vasiyetname olması halinde, resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin
hükümler uygulanır.
(2) Gerçeğe aykırı belge düzenleyen
tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu, üç
aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belgenin
kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir
sonuç doğurucu nitelik taşıması halinde, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre
cezaya hükmolunur.
Daha az cezayı gerektiren hal

Birinci Fıkra: Resmi Belge Hükmünde Sayılan Belgeler

TCK m. 210/1'e göre özel belgede sahtecilik suçunun konusunun emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname olması hâlinde resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/439, K. 2021/413Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2019/439 E.  ,  2021/413 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 891-339
Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık …'ın, TCK’nın 204/1, 62, 53 ve 51. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve hapis cezasının ertelenmesine ilişkin … 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.05.2014 tarihli ve 891-339 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 29.04.2019 tarih ve 6963-4163 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 19.06.2019 tarih ve 59572 sayı ile;
"…Sanığın savunmasında isimleri geçen ve gerçeğin kuşkuya yer bırakmaksızın tespiti amacıyla mutlaka tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerinin tespiti zorunlu olan tanıklardan … ve …'ın gerek soruşturma gerekse kovuşturma aşamasında beyanlarının alınmamış olduğu, tanık …'ın ise; soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcılığı'nca alınan tarih içermeyen beyanında aynen;
'… bana bir araç satmıştı. Fakat bu aracın devrini bir türlü bana veremedi. Bende kendisine ya aracın devrini ver ya da paramı iade et dedim. Bunun üzerine şuanda bana göstermiş olduğunuz 30.08.2010 ödeme günlü ödeyecek kişilerin … ve … olan 25.07.2010 keşide tarihli 15000 TL'lik senedi iş yerime getirdi. Senedi bana verdiğinde senet tamamiyle doldurulmuş vaziyetteydi. Senedin ön yüzündeki hiçbir yazı ve imza bana ait değildir. Kefil …'i ben tanımıyorum. … …'in kendisinin iş ortağı olduğunu söyledi. Bende güvenerek senedi aldım. Vadesinde ödenmeyince de avukatıma vererek icra takibi başlatıldı…' şeklinde beyanda bulunmuş olduğu ve tanık …'ın soruşturma aşamasında alınan bu beyanı ile sanığın savunması çeliştiği halde; tanık …'ın kovuşturma aşamasında beyanının alınmamış olduğu, sanık … tarafından 13.02.2013 tarihli duruşmada dosyaya ibraz edilmiş olan … 4. Noterliği'nin 06.07.2011 tarih 15367 yevmiye nolu 'İhtarname'sinin tanık …'a okunup gösterilerek bu ihtarnameye karşı tanık …'ın diyeceklerinin tespit edilmesi gerektiği halde bu yönde işlemler yapılmamış olduğu ve ihtarnamenin gerekçeli kararda tartışılmamış olduğu bu nedenlerle; mahkemece deliller toplanmadan, eksik soruşturma ve eksik inceleme sonucu kurulan hükmün yasaya aykırı olduğu anlaşılmıştır.
Kabul ve uygulamaya göre de; Kambiyo senetlerindeki sahteliğin resmi belgede sahtecilik niteliğinde olması için kambiyo senedinin Türk Ticaret Kanununda öngörülen yasal unsurların bulunması gerektiği gözetilerek, sanık … savunmasında; kendisinin suça konu senedin borçlu kısmını imzaladığı sırada bononun tanzim tarihi ve ödeme tarihlerinin boş olduğunu savunduğundan, tanık … ise; bononun kendisine verildiği sırada tamamıyla doldurulmuş vaziyette olduğunu beyan etmiş olduğundan, gerçeğin kuşkuya yer bırakmaksızın tespiti amacıyla; suça konu bononun sanık tarafından imzalandığı anda veya suça konu bononun sanık tarafından verildiği anda, Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen yasal unsurların bulunup bulunmadığının yani tanzim tarihi ve ödeme tarihlerinin yazılı olup olmadığının, suça konu bononun tanzim tarihi ve ödeme tarihlerinin sonradan tanık … tarafından doldurulup doldurulmadığının araştırılması, bu konuda tanıklar … ve …'ın da beyanlarının alınması, gerekirse; suça konu bononun tanzim tarihi ve ödeme tarihlerinin senede sonradan ilave edilip edilmediği konusunda bilirkişi raporu da alınarak yapılacak araştırma sonucunda; suça konu bononun tanzim tarihi ve ödeme tarihlerinin sonradan ilave edilmiş olduğunun anlaşılması halinde; eylemin 'Özel belgede sahtecilik' suçunu oluşturacağı da gözetilerek sanığın hukuki durumunun takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden, bu konuda da araştırma yapılmadan hüküm kurulmuş olması nedeniyle kurulan hükmün yasaya aykırı olduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı; sanık … hakkında eksik araştırma ve yetersiz inceleme sonucu 'Resmi belgede sahtecilik' suçundan dolayı verilmiş olan … 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 12.05.2014 tarih 2012/891 Esas, 2014/339 Karar sayılı mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmesi yerine, Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 29.04.2019 gün ve 2017/6963 Esas, 2019/4163 Karar sayılı ilamı ile; hükmün onanmasına karar verilmiş olması nedeniyle; Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 29.04.2019 gün ve 2017/6963 Esas, 2019/4163 Karar sayılı ilamına yönelik olarak itiraz talebinde bulunulması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 02.07.2019 tarih ve 4436-5842 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun sübutu bakımından eksik araştırma ve incelemeyle hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan …’in, alacaklısı tanık …, borçlusu sanık …, kefili ise kendisi olarak gösterilen, 25.07.2010 düzenleme, 30.08.2010 ödeme tarihli ve 15.000 TL bedelli suça konu bono ile … 3. İcra Müdürlüğünün 2011/4177 esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi yapıldığı, ancak bu bono üzerindeki yazı ve imzaların kendisine ait olmadığı, kimseye borcunun bulunmadığı şeklindeki müracaatıyla sanık hakkındaki soruşturmanın başladığı,
… 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 11.05.2012 tarihli ve 2011/450 esas sayılı yazısı ekinde dosyaya gönderilen 14.04.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; iddianameye konu edilen senet aslı ön yüz alt bölümünde katılan … adına atılı bulunan iki adet kefil imzaları ile katılanın dosya içerisinde bulunan değişik zamanlarda atılmış örnek imzaların karşılaştırmalı olarak incelendiği, inceleme ve mukayese konusu imzalar arasında grafolojik hususiyetler yönünden benzerlik ve irtibatın tespit edilemediği,
Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 28.02.2014 tarihli raporunda; inceleme konusu senette sanık … adına atfen atılı imzalar ile sanığın mukayese imzaları arasında uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların sanığın eli ürünü olduğunun; inceleme konusu senette katılan … adına atfen atılı imzalar ile katılanın mukayese imzaları arasında uygunluk ve benzerlikler saptanmadığından söz konusu imzaların mevcut mukayese imzalarına kıyasla katılanın eli ürünü olmadığının; inceleme konusu senette katılan … adına atfen atılı imzalar, atan şahsın tanı unsurlarını sanık yönünden teşhise yeter oranda yansıtmadığından söz konusu imzaların sanığın eli ürünü olup olmadığı hususunun tespit edilemediğinin belirtildiği,
Yerel Mahkemece 12.05.2014 tarihli oturumda suça konu senet üzerinde yapılan gözlemde; senedin mevzuata uygun olduğu kanaatine varıldığı,
Sanığın, kovuşturma evresinde ibraz ettiği ihtar edeni kendisi, muhatabı … Grup Sigorta Acentelik Hizmetleri Limited Şirketi olarak görünen … 4. Noterliğinden 06.07.2011 düzenlenme tarihli ve 15367 yevmiye numaralı ihtarname içeriğinin; “Tarafınıza vermiş olduğum 30.07.2011 tarihli ve 15.000,00.-TL (Onbeşbintl) bedelli senedimin akdimizin gerçekleşmemesi nedeni ile tarafıma iade edilmesini ihtaren bildiririm.” şeklinde olduğu,
Katılanın, … 5. Asliye Ceza Mahkemesine sunduğu 13.07.2015 tarihli yazı işleri müdürü havaleli dilekçesinde; daha sonra edindiği bilgiler neticesinde sanığın suçsuz olduğunu anladığını ve sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçtiğini belirttiği,
Sanık müdafisinin 22.05.2019 tarihli yazı işleri müdürü havaleli dilekçesi ekinde ibraz ettiği katılan … adına atılmış imza yer alan dilekçede; katılanın duruşmalardan sonra sanıktan 1.500 TL aldığı ve zararlarının karşılandığı ibarelerinin yer aldığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan aşamalarda; ikamet adresinin alt katında mobilya işlettiğini, hakkında şikâyette bulunduğu …’ı iş yerine gelerek mobilya yaptırması nedeniyle tanıdığını, aralarında bunun dışında ticari ilişki bulunmadığını, 08.07.2011 tarihinde … 3. İcra Müdürlüğünün 2011/477 esas sayılı dosyası üzerinden hakkında icra takibi yapıldığını, evine icra memuru geldiğini, 15.000 TL değerindeki senetteki borç nedeniyle hakkında takip yapıldığını öğrendiğini, kimseye böyle bir senet vermediğini, kendisinin kefil gösterilerek senet düzenlendiğini, senetteki hiçbir yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, sanıkla görüştüğünde, borcundan dolayı tehdit edildiği için sigortacı olan birisine senet düzenleyip verdiğini öğrendiğini, kimseye borcu olmadığını, kimseye de yerine imza atması için rıza göstermediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu, maddi zararları bulunduğunu, eşyalarının bir buçuk sene yedieminde kaldığını, yeni eşyalar almak zorunda kaldığını, zararlarının giderilmediğini,
Tanık … soruşturma evresinde; sanığın kendisine bir araç sattığını, fakat bu aracın devrini bir türlü vermediğini, bunun üzerine sanıktan ya aracın devrini vermesini ya da parasını iade etmesini istediğini, akabinde sanığın suça konu senedi iş yerine getirerek verdiğini, verdiğinde senedin tamamen doldurulmuş vaziyette olduğunu, senedin ön yüzünde yer alan hiçbir yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, senette kefil olarak bulunan …’i tanımadığını, sanığın, …’in kendisinin iş ortağı olduğunu söylediğini, sanığa güvenerek senedi teslim aldığını, vadesinde ödenmeyince de avukatına vererek icra takibi başlattığını, daha sonra sanığın birçok kişiyi bu şekilde dolandırdığını öğrendiğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık soruşturma evresinde; inşaat taahhüt işleri aldığında bu işlerde gerekli olan mutfak ve kapı malzemelerini katılan …’e yaptırdığını, aralarında bir ticari ilişki bulunduğunu, katılanı bu vesileyle tanıdığını, tanık …’ı ise katılandan dolayı tanıdığını, katılanın iş yerinin … isimli kişinin üzerine kayıtlı olduğunu, ancak iş yerini katılanın çalıştırdığını, tanık …’ın iş yeri sahibi …’dan bir alacağı olduğunu, ancak bu alacağın neden kaynaklandığını bilmediğini, 2011 yılının Mayıs ayında …’nın kendisini mobilya atölyesine çağırdığını, gittiğinde …’nın tanık …’a borcu olduğunu ve bu borcu yapılacak mobilya işleri karşılığında üstlenmesini istediğini, kendisinin de ancak 15.000 TL’ye kadarını üstlenebileceğini söylediğini, … ve tanık … bir araya gelmek istemediğinden kendisi, katılan … ve tanık …’ın arkadaşı …’ın bir araya geldiklerini, buluşmaya gittiğinde katılan ve …’ın kendi aralarında konuştuklarını ve senedi …’ın düzenlediğini gördüğünü, suça konu senedin de tanzim ve ödeme tarihlerinin boş, diğer kısımların ise doldurulmuş olduğunu, tanık …’ın … ve katılana güvenmemesi nedeniyle özellikle kendisinin borçlu olarak senette gösterilmesini istediğini, bu sebeple … ve …’in yanına geldiğinde o kısmın da doldurulmuş vaziyette olduğunu, sadece isminin karşısına iki adet imza attığını, senette adının sağ tarafında yer alan iki adet imzanın kendisine ait olduğunu, imzayı attıktan sonra da kendisine “Siz gidebilirsiniz, bizim başka işlerimiz var.” dediklerini, sonrasında oradan ayrıldığını, katılanın senede imza atıp atmadığını görmediğini, ancak katılanın senede kefil olarak imza atacağını önceden konuştuklarını, 2011 yılı Temmuz ayında katılanın mobilya işlerini aksatması nedeniyle tanık …’a noterden ihtar çektiğini, katılanın kendisinden ayrıca malzeme parası istemesi üzerine aralarında uyuşmazlık çıktığını, bunun üzerine de mobilya işlerini yapmadıklarını, tanık …’ın beyanlarını kabul etmediğini, tanık … ile hiçbir ticari ilişkisinin olmadığını, kendisinden araç satın almadığını, …’ın iş yerini bu olaylardan sonra yani noterden ihtarname çektikten sonra öğrendiğini, kendisine senet vermek için de katılan … ile birlikte tanık …’ın iş yerine gitmediğini, suçlamaları kabul etmediğini,
Kovuşturma evresinde farklı olarak; senedi katılana verdiğini, verdiğinde sadece 15.000 TL yazdığını, başka bir şey yazmadığını, parayı ödemesine rağmen senedin iade edilmediğini, bu sebeple iadesi için ihtarname düzenlettiğini,
Savunmuştur.
Resmî belgede sahtecilik suçu TCK’nın 204. maddesinde;
“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması gerektiği belirtilmiştir.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, tamamen veya kısmen değiştirilmesi ya da gerçek bir belgeye eklemeler yapılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.
Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmî belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.
Sahte belgenin ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenip belirli bir kişiyi değil birçok kişiyi aldatabilecek nitelikte olması ve aldatma gücünün objektif olarak saptanması gerekir. Bu nedenle örneğin, memurların bilgisizliği ve ihmalleri nedeniyle kandırıcılık yeteneği olmayan belge üzerinde işlem yapmaları belgeye hukuki geçerlilik kazandırmaz. Daha önceden var olan subjektif bir bilgi, belge üzerinde var olan aldatma yeteneğini ortadan kaldırıcı etkiye sahip değildir.
Resmî belgede sahtecilik suçunun unsurları ile alakalı bu genel açıklamalardan sonra bononun hukuki niteliği ve yapısının irdelenmesinde de yarar bulunmaktadır.
Bono; gerek mülga 6762 sayılı, gerekse meri 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda poliçe ve çek ile birlikte üçüncü bir kambiyo senedi türü olarak kabul edilmiştir. Bono, hukuki niteliği itibarıyla bağımsız bir borç ikrarını içeren senettir. Bir senedin "bono" niteliğine haiz olabilmesi için taşıması gereken bazı zorunlu kanuni unsurlar bulunmaktadır.
Buna göre bono;
1- Senet metninde “bono” veya “emre yazılı senet” kelimesini ve senet Türkçe’den başka bir dille yazılmışsa, o dilde bono veya emre yazılı senet karşılığı olarak kullanılan kelimeyi,
2- Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadini,
3- Vadeyi,
4- Ödeme yerini,
5- Kime veya kimin emrine ödenecek ise onun adını,
6- Düzenlenme tarihini ve yerini,
7- Düzenleyenin imzasını, ihtiva etmelidir.
Bu unsurlardan birini taşımayan bir senet bono sayılamayacaktır.
Öte yandan, TCK'nın "Resmî belge hükmünde belgeler" başlıklı 210. maddesinin birinci fıkrası "(1) Özel belgede sahtecilik suçunun konusunun, emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname olması hâlinde, resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklindedir.
Buna göre kambiyo senetlerinden olan bonolarda yapılan sahteciliklerde resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. Burada söz konusu olan, sadece resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin cezanın uygulanması değildir. Resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin bütün olarak uygulanmasıdır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık …'ın, katılan …'i kefil olarak gösterip yerine sahte imza atmak/attırmak suretiyle oluşturduğu, alacaklısı tanık …, borçlusu ise kendisi olan, 25.07.2010 düzenleme, 30.08.2010 ödeme tarihli ve 15.000 TL bedelli suça konu bonoyu tanık …'a vererek kullandığının iddia ve kabul edildiği olayda;
Sanığın soruşturma evresinde; yaptığı inşaat taahhüt işlerinde mutfak ve kapıları yaptırdığı katılan …'nın çalıştırdığı iş yeri sahibi …’nın, 2011 yılının Mayıs ayında kendisini mobilya atölyesine çağırdığını, gittiğinde …’nın tanık …’a borcu olduğunu ve bu borcu yapılacak mobilya işleri karşılığında üstlenmesini istediğini, kendisinin de ancak 15.000 TL kadarını üstlenebileceğini söylediğini, … ve tanık … bir araya gelmek istemediğinden de kendisi, katılan … ve tanık …’ın arkadaşı …’ın bir araya geldiklerini, buluşmaya gittiğinde katılan ve …’ın kendi aralarında konuştuklarını ve senedi …’ın düzenlediğini gördüğünü, suça konu senedin de tanzim ve ödeme tarihlerinin boş, diğer kısımların ise doldurulmuş olduğunu, sadece isminin karşısına iki adet imza attığını, senette adının sağ tarafında yer alan iki adet imzanın kendisine ait olduğunu, imzayı attıktan sonra da kendisine “Siz gidebilirsiniz, bizim başka işlerimiz var.” dediklerini, sonrasında oradan ayrıldığını, katılanın senede imza atıp atmadığını görmediğini, ancak katılanın senede kefil olarak imza atacağını önceden konuştuklarını, tanık … ile hiçbir ticari ilişkisinin olmadığını, kendisinden araç satın almadığını, …’ın iş yerini bu olaylardan sonra yani noterden ihtarname çektikten sonra öğrendiğini, kendisine senet vermek için de katılan … ile birlikte tanık …’ın iş yerine gitmediğini savunmasına rağmen, kovuşturma evresinde farklı olarak; senedi katılana verdiğini, verdiğinde senette sadece 15.000 TL yazdığını, başka bir şey yazmadığını, parayı ödemesine rağmen senedin iade edilmediğini, bu sebeple iadesi için ihtarname düzenlettiğini beyan ederek soruşturma ve kovuşturma evresinde verdiği ifadelerde borcun kendisine ait olup olmadığı hususunda çelişkiye düşmesi, katılanın aşamalarda; ikamet adresinin alt katında mobilya işlettiğini, sanığı, iş yerine gelerek mobilya yaptırması nedeniyle tanıdığını, aralarında bunun dışında ticari ilişki bulunmadığını, 15.000 TL değerindeki senetteki borç nedeniyle 08.07.2011 tarihinde … 3. İcra Müdürlüğünün 2011/477 esas sayılı dosyası üzerinden hakkında icra takibi yapıldığını, evine icra memuru geldiğini, kimseye böyle bir senet vermediğini, kendisinin kefil gösterilerek senet düzenlendiğini, senetteki hiçbir yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, sanıkla görüştüğünde, borcundan dolayı tehdit edildiği için sigortacı olan birisine senet düzenleyip verdiğini öğrendiğini, kimseye borcu olmadığını, kimseye de yerine imza atması için rıza göstermediğini; tanık …'ın da soruşturma evresinde; sanığın kendisine bir araç sattığını, fakat bu aracın devrini bir türlü vermediğini, bunun üzerine sanıktan ya aracın devrini vermesini ya da parasını iade etmesini istediğini, akabinde sanığın suça konu senedi iş yerine getirerek verdiğini, senedin tamamen doldurulmuş vaziyette olduğunu, senedin ön yüzünde yer alan hiçbir yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, senette kefil olarak bulunan …’i tanımadığını, sanığın, …’in kendisinin iş ortağı olduğunu söylediğini, sanığa güvenerek senedi teslim aldığını, vadesinde ödenmeyince de avukatına verip icra takibi başlattığını ifade ederek senedi sanığın kendisine verdiği sırada, senedin tamamen dolu vaziyette olduğunu belirtmesinin yanı sıra, senedin alacaklısı konumundaki tanık … ile kefili konumundaki katılan …'in birbirlerini tanımadıklarının ve aralarında herhangi bir senet alışverişi olmadığının karşılıklı doğrulanması ve ayrıca suça konu bononun, alacaklısı tanık …, düzenleme tarihi 25.07.2010, ödeme tarihi 30.08.2010 olarak düzenlenmiş olmasına rağmen, sanığın, bu bononun iadesi için çektiğini belirtip kovuşturma evresinde Mahkemeye ibraz ettiği ihtar edeni kendisi olarak görünen … 4. Noterliğinden 06.07.2011 düzenlenme tarihli ve 15367 yevmiye numaralı ihtarnamede, suça konu bonodan farklı olarak, muhatabın … Grup Sigorta Acentelik Hizmetleri Limited Şirketi, senet tarihinin ise 30.07.2011 şeklinde yazılması karşısında; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazında belirtilen eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulduğuna ilişkin hususların araştırılması hâlinde dahi sonucun değişmeyeceği, bu suretle sanığa atılı suçun sübutu bakımından herhangi bir eksik araştırma bulunmadığı sonucuna varılmalıdır.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 21.09.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Bu fıkranın uygulanmasıyla söz konusu olan, yalnızca resmi belgede sahtecilik suçuna öngörülen cezanın tatbik edilmesi değildir; resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin bir bütün olarak uygulanmasıdır.

Kambiyo Senetlerinde Sahtecilik ve TTK Unsurları

Emre yazılı kambiyo senetleri arasında yer alan bonolarda yapılan sahteciliklerde resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı, bu uygulamanın da yalnızca ceza miktarıyla sınırlı olmayıp hükümlerin bütünü bakımından geçerli olduğu kabul edilmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2019/439, K. 2021/413 sayılı kararında bu yönde sonuca varılmıştır.

Bununla birlikte, bir kambiyo senedine TCK m. 210/1'in uygulanabilmesi için söz konusu senedin Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen zorunlu unsurların tamamını taşıması gerekir. Bu unsurları taşımayan bir senet, kanun kapsamında kambiyo senedi sayılamayacağından, anılan fıkranın koruma alanına girmesi söz konusu olmaz. Yargıtay 11. Ceza Dairesi E. 2017/5105, K. 2018/77 sayılı kararında da bu husus vurgulanmıştır.

Bir bonoda zorunlu unsurlardan olan tanzim tarihi veya ödeme tarihinin sonradan ilave edildiğinin anlaşılması hâlinde eylemin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturabileceği değerlendirmesi, Yargıtay CGK E. 2019/439, K. 2021/413 sayılı kararında Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı kapsamında ele alınan bir hukuki görüş olarak yer almaktadır. CGK söz konusu itirazı reddetmiş olmakla birlikte bu genel hukuki yaklaşımı geçersiz saymamıştır.

Keşideci imzası dışında herhangi bir yazı bulunmayan boş çek yaprağının hukuki değer taşımadığı ve bu nedenle söz konusu belgede özel belgede sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmadığı, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin E. 2017/5105, K. 2018/77 sayılı kararında hükme bağlanmıştır.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2017/5105, K. 2018/77Kaynağı aç
11. Ceza Dairesi         2017/5105 E.  ,  2018/77 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik(değişen suç vasfına göre özel belgede sahtecilik)
HÜKÜM : Mahkumiyet
I.Sanıklar … ve … hakkında verilen kararlara yönelik sanıkların temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık … tarafından temin edilip, diğer sanık …’a verilen ve olay günü ihbar üzerine yapılan aramada sanık …'ın üzerinde ele geçirilen, Kuveytürk Katılım Bankası A.Ş. … şubesine ait, …. seri numaralı, borçlu … Tekstil Sanayi Tic. Ltd. Şti. adına keşideci imzası atılmış, diğer kısımları boş olan suça konu çekin, katılan …’in evinden çalınan orijinal çek olduğu, belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için, o belgenin hukuki sonuç doğurabilecek ve ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenerek çok sayıda kişiyi aldatabilecek yetenekte olması ve bu konunun objektif olarak saptanması gerektiği, suça konu boş çek yaprağında, keşideci imzası dışında herhangi bir yazı bulunmadığından, hukuki değer taşımadığı cihetle özel belgede sahtecilik suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı, sanıklar … ve …’ın, sanık … ile birlikte hareket ettiği iddia edilen diğer sanık …’ın üzerinde ele geçirilen sahte çeklerden sorumlu tutulamayacakları da gözetilerek atılı suçtan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyetlerine hükmedilmesi,
II.Sanıklar … ve … hakkında verilen kararlara yönelik sanık … müdafii ile sanık …’ın temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık … müdafii ile sanık …’ın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
1-Sanık …’in, sanık …’n üzerinde ele geçirilen çalıntı çeki kendisine verdiğini söylediği diğer sanık …’nin yakalanması amacıyla polislerle işbirliği yapması üzerine sanık …’nin, diğer sanık … ile birlikte suça konu Kuveytürk Katılım Bankası A.Ş.’ye ait, 0156232 ve 0040865 seri numaralı sahte çekleri temin ederek Kırşehir’e geldiği ve suça konu çeklerin …’ın üzerinde yapılan aramada ele geçirildiği olayda; belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdirinin mahkemeye ait olduğu göz önüne alınarak, suça konu Kuveytürk Katılım Bankası A.Ş.’ye ait, 0156232 ve 0040865 seri numaralı çek asılları duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle, özellikleri duruşma tutanağına yazıldıktan sonra iğfal kabiliyetlerinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve denetime olanak sağlayacak şekilde belge asıllarının dosya içinde bulundurulması gerektiği gözetilmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-Kabule göre de;
a-Suça konu 0156232 ve 0040865 seri numaralı çeklerin dosya içerisinde bulunan fotokopilerine göre Türk Ticaret Kanunu uyarınca çekte bulunması gerekli zorunlu unsurları içerdikleri anlaşılmakla, suça konu çek asılları dosya içerisine alınıp, Türk Ticaret Kanunu uyarınca çekte bulunması gerekli zorunlu unsurları içerip içermediklerinin tespit edilmesi, ilgili kambiyo senetlerinin Türk Ticaret Kanununda öngörülen bütün unsurları taşımaları halinde 5237 sayılı TCK’nın 210/1. maddesi uyarınca kambiyo senetlerinde yapılan sahteciliğin resmi belgede yapılmış sayılacağı gözetilmeden sanıklar hakkında özel belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması, yasaya aykırı,
b-5237 sayılı TCK’nın 53 maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafii, sanık …, sanık … ve sanık …’in temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sonuç ceza miktarları bakımından sanıklar … ve …’nin kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 09.01.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi..

Seyahat çeki, TCK m. 210/1'de sayılan belgeler arasında yer almadığı gibi Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen kambiyo senetleri arasında da bulunmamaktadır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi E. 2012/17437, K. 2014/11258 sayılı kararında bu tespit doğrultusunda söz konusu belgede gerçekleştirilen sahtecilik eyleminin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı değerlendirmesi, kararın kabule göre bölümünde yer almaktadır.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2012/17437, K. 2014/11258Kaynağı aç
15. Ceza Dairesi         2012/17437 E.  ,  2014/11258 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 11 – 2010/233530
MAHKEMESİ : Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 12/01/2010
NUMARASI : 2009/200 (E) ve 2010/2 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Katılanın yetkilisi olduğu otelde konaklayan sanığın, yanında getirdiği, bilirkişi incelemesi sonucunda sahte oldukları tespit edilen, aldatma gücüne sahip ve her bir adedi 500 USD değerinde olan 4 adet "A.. E.. Travelers" seyahat çeklerinden iki adedini 24.11.2007 tarihinde, iki adedini de 25.11.2007 tarihinde doldurup imzalamak suretiyle otelin muhasebesinde nakte çevirmek suretiyle resmi belgede sahtecilik ve bankayı araç olarak kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçlarını işlediğinin iddia edildiği somut olayda; sanığın tüm aşamalardaki savunmalarında suçlamaları kabul etmeyerek, internet ortamında tanıştığı ve dünyaca ünlü altın şirketinin yetkilisi olarak kendisini tanıtan A.. A.. isimli şahsın acentalığını yapmak hususunda anlaştıklarını ve bu şahsın acentalığını yaptığı sırada kendisine suça konu A.. E.. Travelers Cheque adına düzenlenmiş seyahat çeklerini gönderdiğini, aralarındaki anlaşmaya göre bu çekleri bozdurduktan sonra %10'luk miktarını komisyon olarak alıp bakiye miktarı Angela isimli şahsa gönderilmek üzere P..O.. H.. isimli başka bir şahsın hesabına havale ettiğini ve buna ilişkin makbuzları ibraz ederek yaptığı savunması karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenebilmesi açısından; öncelikle savunmaya konu belgelerin orjinal olup olmadıklarının ilgili yerlerden sorulması ve ayrıca sanığın bahsettiği acentalık faaliyetine ilişkin herhangi bir işlem yapıp yapmadığının araştırılması, gerektiğinde sanığın savunmasında geçen kişilerin beyanlarının tespiti ile P..O.. H.. isimli şahsa yaptığı 1648 dolarlık havale de gözetilip, hangi sebeple savunmaya itibar edilmediği gösterilecek ve denetime olanak verecek biçimde gerekçeli karar yazılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre,
1-Seyahat çekinin TCK 210. maddede sayılan resmi belge hükmündeki belgeler arasında yer almaması ve TTK'da sayılan kambiyo senetlerinden olmaması karşısında, eylemin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeden, resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması,
2-Dolandırıcılık suçundan hüküm kurulurken, suçtan elde edilen menfaatin belli olması karşısında, tespit olunacak temel gün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenip, gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanunun 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 05.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Boş İmzalı Senedin Tesliminde Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması

TCK m. 210'un gerekçesinde, kambiyo senedi veya emtiayı temsil eden evrakın imzalı ve boş olarak faile teslim edildiği duruma özgü bir ayrıma yer verilmektedir. Bu durumda teslim edilen kağıt, imzalı olmakla birlikte henüz belge niteliği kazanmamış kabul edilir. Fail, boş bırakılan kısmı teslim amacından farklı biçimde doldurursa, eylem resmi belgede sahtecilik hükümleri kapsamında değil, açığa atılan imzanın kötüye kullanılmasına ilişkin yaptırım kapsamında değerlendirilir. Bu ayrım doğrudan kanun metninde değil, madde gerekçesinde yer almaktadır.

Vasiyetname Sahteciliğinde Kapsam

TCK m. 210/1'de yer alan vasiyetname ifadesinin kapsamı, madde gerekçesiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre bu fıkrada kastedilen vasiyetname, noter huzurunda yapılmamış olanlardır; noterin talep üzerine düzenlediği vasiyetname zaten resmi belge niteliğinde olduğundan bu madde kapsamında ayrıca sayılmasına gerek yoktur. Gerekçede, anılan vasiyetnamenin ölen kişinin el yazısıyla oluşturduğu veya beyanı üzerine özel kişilerce saptanan vasiyetname türünü kapsadığı belirtilmektedir. Bu nitelemenin gerekçeye dayandığını ve kanun metninde açıkça yer almadığını belirtmek gerekir.

Sahtecilik Suçunun Genel Koşulu: Aldatıcılık

Belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için suça konu belgenin hukuki sonuç doğurabilecek ve ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenerek çok sayıda kişiyi aldatabilecek nitelikte olması gerekir; bu özelliğin objektif olarak saptanması aranır. Aldatıcılık suçun temel unsuru olup özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge sahte belge olarak kabul edilir. Aldatıcılığın varlığı, belirli bir kişiyi değil pek çok kişiyi yanıltabilme ölçütüyle değerlendirilir. Kandırıcılık yeteneği bulunmayan bir belgede, memurun bilgisizliği veya ihmali nedeniyle işlem yapılmış olması da o belgeye hukuki geçerlilik kazandırmaz.

İkinci Fıkra: Kamu Görevlisi Olmayan Sağlık Mesleği Mensupları

TCK m. 210/2'nin birinci cümlesi, kamu görevlisi olmayan tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensuplarının görevleri gereği gerçeğe aykırı belge düzenlemelerini üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla karşılık görmüştür. Bu kapsamda düzenlenebilecek belgeler maddede tek tek sayılmamıştır; reçete veya sağlık raporu bu fıkra çerçevesinde değerlendirilebilecek belgeler arasında yer alabilir.

TCK m. 210/2'nin ikinci cümlesine göre ise düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması hâlinde artık resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre ceza verilir. Bu koşullardan birinin gerçekleşip gerçekleşmediği, uygulanacak hükmü belirleyen temel ölçüttür.

Yargıtay 21. Ceza Dairesi, E. 2015/9054, K. 2017/772Kaynağı aç
21. Ceza Dairesi         2015/9054 E.  ,  2017/772 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklar …, … ve … müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
5237 sayılı TCK'nun 210/2. maddesinde yer alan "Gerçeğe aykırı belge düzenleyen tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması halinde, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre cezaya hükmolunur." şeklindeki düzenleme ile; kamu görevlisi olmayan sağlık mesleği mensuplarının görevlerinin gereği olarak düzenledikleri belgelerin gerçeğe aykırı olması haline özgü özel bir sahtecilik suçu düzenlenmiştir. Buna göre fıkranın ilk cümlesi uyarınca gerçeğe aykırı belge düzenlenmesi halinde özel belgede sahtecilik suçu ancak düzenlenen bu belge ile TCK'nun 210. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesindeki menfaat veya zarar koşulunun gerçekleşmesi halinde ise resmi belgede sahtecilik suçuna göre cezaya hükmolunacaktır. Anılan fıkrada belirtilen suç faili sağlık mesleği mensubu olmalıdır ve bunların kimler olduğu hususu ise 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde belirlenebilir. Kamu görevlisi olmayan hekim tarafından düzenlenen içeriği sahte raporu kullanan kişinin eylemi ise TCK'nun 207/2. maddesinde düzenlenen sahte özel belgeyi kullanmak suçunu oluşturur. Bu açıklamalar karşısında somut olaya gelince:
Sanık …'ın hafta sonları cumartesi günleri GAP Motorlu Taşıtlar Sürücü kursuna gelerek kursiyerleri muayene ettiğinin ve muayene sonrası gerekli notlarını alarak rapor tanzim etmesi için evrakları doktor olan sanık …'a götürdüğünün, sanık …'ın da hiçbir sürücü adayını muayene etmeden rapor düzenlediğinin, sürücü kursu kurucusu olan sanık … ve kurs müdürü sanık …’ ın sanıklar Mikail ve Cuma ile birlikte hareket ettiklerinin anlaşılması, suça konu raporların içerik itibariyle sahte olduğu ve özel poliklinikte düzenlenen reçete, tahlil ve benzeri belgelerden olması, düzenlenen bu belgelerin kullanılarak kişi veya kişilere haksız bir menfaat sağlanması ve kamu zararını doğurucu nitelik taşıması karşısında sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK'nun 210/2. maddesinin ikinci cümlesi delaletiyle aynı Yasanın 204/1. maddesine uyduğu ve bu madde uyarınca cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde fazla ceza tayini,
Yasaya aykırı, sanıklar …, … ve … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken, 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 21. Ceza Dairesi'nin E. 2015/9054, K. 2017/772 sayılı kararında, kamu görevlisi olmayan hekimin muayene yapmaksızın rapor düzenlemesi ve bu raporların kullanılarak haksız menfaat sağlanması ile kamu zararına yol açılması hâlinde TCK m. 210/2'nin ikinci cümlesi yoluyla TCK m. 204/1'in uygulanması gerektiği vurgulanmıştır.

Fıkrada geçen 'diğer sağlık mesleği mensubu' kavramının sınırları, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde belirlenir.

Sahte Sağlık Belgesini Kullanan Kişinin Durumu

Kamu görevlisi olmayan bir hekim tarafından düzenlenen, içeriği itibarıyla sahte olan raporu kullanan kişinin eylemi, TCK m. 207/2 kapsamında sahte özel belgeyi kullanmak suçunu oluşturur. Bu sonuç, Yargıtay 21. Ceza Dairesi'nin E. 2015/9054, K. 2017/772 sayılı kararında benimsenmiştir.

Resmi Belgede Sahtecilik Hükmünün Ceza Çerçevesi

TCK m. 210/1 veya m. 210/2'nin ikinci cümlesi yoluyla atıfta bulunulan TCK m. 204/1 uyarınca resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek resmi belgeyi aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Görevi gereği resmi belge düzenlemeye yetkili kamu görevlisinin aynı eylemleri gerçekleştirmesi ya da gerçeğe aykırı belge düzenlemesi veya sahte resmi belgeyi kullanması hâlinde ise ceza üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 204Kaynağı aç
Madde 204- (1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek
bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi
belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak
düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren,
gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu
görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar
geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında
artırılır.
Resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek

TCK m. 204/3 uyarınca, suçun konusunu oluşturan resmi belgenin kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Sık Sorulan Sorular

Bono sahteciliği resmi belgede sahtecilik mi sayılır?

Bono, emre yazılı kambiyo senedi niteliğinde olduğundan TCK m. 210/1 kapsamına girer ve bu belgede yapılan sahtecilikte resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler bir bütün olarak uygulanır. Ancak bunun için senedin Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen zorunlu unsurların tamamını taşıması aranmaktadır; bu unsurları içermeyen bir senet bono sayılamayacağından anılan hükümler uygulanamaz.

Seyahat çekinde sahtecilik hangi suçu oluşturur?

Seyahat çeki TCK m. 210/1'de sayılan belgeler arasında yer almamakta ve Türk Ticaret Kanunu kapsamındaki kambiyo senetlerinden de olmamaktadır. Bu nedenle seyahat çekinde gerçekleştirilen sahtecilik eylemi, resmi belgede sahtecilik değil özel belgede sahtecilik suçunu oluşturur.

Kamu görevlisi olmayan bir doktorun sahte rapor düzenlemesi nasıl değerlendirilir?

Kamu görevlisi olmayan sağlık mesleği mensubunun düzenlediği gerçeğe aykırı belge, kişiye haksız bir menfaat sağlamıyor ve kamunun ya da kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşımıyorsa TCK m. 210/2'nin birinci cümlesi uyarınca üç aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Buna karşılık düzenlenen belge bu koşullardan birini taşıyorsa aynı fıkranın ikinci cümlesine göre resmi belgede sahtecilik hükümleri devreye girer.

Boş imzalı senedi farklı dolduran kişi hangi kurala göre yargılanır?

Kambiyo senedi veya emtiayı temsil eden evrak imzalı ve boş olarak teslim edilmişse bu kağıt henüz belge niteliği kazanmamış kabul edilir. Teslim amacından farklı biçimde dolduran fail hakkında resmi belgede sahtecilik değil, açığa atılan imzanın kötüye kullanılmasına ilişkin hüküm uygulanır. Bu kural madde gerekçesinde yer almakta olup kanun metninde ayrıca düzenlenmemiştir.

El yazılı vasiyetname sahteciliği TCK m. 210 kapsamına girer mi?

Girer. TCK m. 210/1'de yer alan vasiyetname ifadesinin, madde gerekçesine göre noter huzurunda yapılmamış vasiyetnameleri kapsadığı belirtilmektedir. Noterin talep üzerine düzenlediği vasiyetname zaten resmi belge niteliğinde olduğundan bu madde kapsamında ayrıca sayılmasına gerek yoktur. Gerekçede kapsam dahilindeki vasiyetnamenin, el yazısıyla yapılmış ya da ölen kişinin beyanı üzerine özel kişilerce saptanmış türden belgeler olduğu ifade edilmektedir.

Sahte sağlık raporunu kullanan kişi hangi suçtan yargılanır?

Kamu görevlisi olmayan bir hekim tarafından düzenlenen içeriği sahte raporu kullanan kişinin eylemi TCK m. 207/2 kapsamında sahte özel belgeyi kullanmak suçunu oluşturur.

Belgede sahtecilik suçunun oluşması için belgenin aldatıcı olması şart mı?

Evet. Belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için suça konu belgenin hukuki sonuç doğurabilecek ve ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenerek çok sayıda kişiyi aldatabilecek nitelikte olması, bu özelliğin de objektif olarak saptanması gerekir. Kandırıcılık yeteneği bulunmayan bir belge üzerinde, memurun bilgisizliği veya ihmali nedeniyle işlem yapılmış olması o belgeye hukuki geçerlilik kazandırmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu