APP Plaka ve Resmî Belgede Sahtecilik Suçu (TCK 204)

by Avukat Erdal Ersoy
APP Plaka ve Resmî Belgede Sahtecilik Suçu (TCK 204)

Araç Plakalarının Resmî Belge Niteliği ve TCK m. 204 Düzenlemesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçu, kamu güvenini koruma altına almaktadır. Sahteciliğin belgedeki bilgilerin bir kısmına ya da tamamına yönelik olması suçun oluşumu bakımından farksızdır. Ceza hukukunda belgenin varlığından söz edebilmek adına metnin yazılı kâğıt üzerinde bulunması zorunlu tutulmamış; hukuki bir hüküm ifade eden, bir hakkın doğumuna veya bir olayın kanıtlanmasına elverişli nitelik taşıyan levha ve metal araç plakaları da resmî belge vasfında kabul edilmiştir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2011/13529 Esas, 2013/7288 Karar ve 2012/4028 Esas, 2013/11439 Karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere, metal levha üzerine işlenen araç tescil plakaları resmî belge niteliğindedir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2021/2725, K. 2023/9410Kaynağı aç
11. Ceza Dairesi         2021/2725 E.  ,  2023/9410 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/918 E., 2015/866 K.
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Samandağ Asliye Ceza Mahkemesi'nin,14.12.2015 tarihli ve 2015/918 Esas, 2015/866 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları, 62 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz isteği; sanığın atılı suçu işlemesinde bir menfaati bulunmadığına, mahkemenin şüpheden sanık yararlanır ilkesinin tersine hareketle şüpheye dayalı mahkumiyet kurduğuna ilişkindir..
III. OLAY VE OLGULAR
1. Kolluk görevlilerinin şüphe üzerine davaya konu motosiklette yaptıkları incelemede şasi ve motor numaralarının okunmayacak şekilde kazınmış olduğu, motosiklette takılı bulunan… plakanın yapılan sorgusunda plakanın sanık adına kayıtlı Kuba marka motosiklete kayıtlı olduğu ve motosikletin 03.06.2011 tarihinde sanık tarafından hurdaya ayrıldığı tespit edilmiştir.
2. Sanık suça konu motosikleti yaklaşık olarak 6 ay önce ismini bilmediği 25-30 yaşlarında bir şahıstan plakasız ve ruhsatsız olarak aldığını, daha önce hurdaya ayırmış olduğu… plakayı motosiklete taktığını ve bu şeklide kullandığını, motosikletin şasi ve motor numaralarının kazıntı olduğunu bilmediğini, motosiklet üzerinde herhangi bir silinti ve kazıntı yapmadığını beyan etmiştir.
3. Temyiz dışı sanık …'ın; suça konu 31 Y 1662 plaka sayılı motosikletin kendisine ait olduğunu, motosikleti 04.04.2014 tarihinde hurdaya ayırdığını ve tanımadığı, hurdacılık yapan birine sattığını, motosiklet üzerinde herhangi bir silinti ve kazıntı yapmadığını, sanık …'na satmadığını beyan etmiştir.
4. Soruşturma aşamasında aldırılan bilirkişi raporunda; motor bloğunun sol tarafında, motor numarası bulunması gereken bölgenin fiziksel olarak yapılan incelemesinde motor numarasının kazınarak okunamaz hale getirildiği; oturağın alt tarafında şasi numarası bulunması gereken bölgenin fiziksel olarak yapılan incelemesinde şasi numarasına ait karakterlerin kazınarak yok edildiği belirtilmiştir.
5. Sanık … hakkında açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunu işlemiş olduğu anlaşılmakla temyize konu hüküm kurulmuştur.
IV. GEREKÇE
Suça konu motosikletin Samandağ Trafik Tescil Şube Müdürlüğü tarafından 21.04.2014 tarihinde hurdaya ayrıldığı ve trafik siciline kayıtlı olmadığının tespiti karşısında; sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 208 inci maddesinde düzenlenen özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçunu oluşturduğu gözetilmeden 204 üncü maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması,
2. Kabule göre de; 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin üçüncü fıkrasındaki hükmün, ancak resmi belgenin "kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge" niteliğinde olması halinde uygulanabileceği, suça konu motor ve şasi numaralarına ilişkin levhanın 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında sayılan “sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge”lerden sayılmayacağı gözetilmeden, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanması suretiyle fazla ceza tayini hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Samandağ Asliye Ceza Mahkemesinin,14.12.2015 tarihli ve 2015/918 Esas, 2015/866 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Üye Sadık Baydındır'ın sanığın eyleminin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 21 ve 23 üncü maddelerinde düzenlenen idari yaptırım gerektiren kabahat eylemi oluşturduğuna dair değişik gerekçesi ile oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
05.12.2023 tarihinde karar verildi.
(Değişik Gerekçe)
Yazı İşl.Md.Y. – F.U.
D E Ğ İ Ş İ K G E R E K Ç E
Sayın çoğunluk ile aramızda ki görüş ayrılığı "hurdaya ayrılmış motosikleti bir şekilde ele geçirdikten sonra motor şase numarasını kazıyıp yine başka bir motosiklete ait gerçek plakayı takıp Tescil Belgesi ve Tescil Plakası almadan trafiğe çıkartıp karayolunda kullanma" eyleminin özel belgeyi bozma suçunu mu yoksa Karayolları Trafik Kanununun 21-23 maddelerinde düzenlenen ve idari yaptırım gerektiren kabahat eylemini mi oluşturduğuna ilişkindir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için belgede sahtecilik suçu, resmi yada özel belgeyi bozma suçu ila 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 21 ve 23 maddesi hükümleri üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
I- Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup, belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgenin değiştirilmesi ve kullanılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır
Resmi belgede sahtecilik suçu neticesi harekete bitişik ve seçimlik hareketli bir suç olarak TCK'nin 204/1 maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Sahtecilik suçunun maddi konusu olan belge ise “ hukuki bir hüküm ifade eden, üzerinde bir hakkın doğumuna, bir olayın kanıtlanmasına yarayan yazıların bulunduğu, bez, kağıt, levha ve plaka gibi nesneler olarak tanımlanmaktadır." (11.CD-08.02.2016-2014/11543-2012/1233)
Sahtecilik suçlarında failin eylemini tamamlayamadığı durumlarda belgenin aldatma niteliği bulunmayacağı ve hukuki bir sonuç doğmayacağından teşebbüs hükümlerinin uygulanma olanağı bulunmaz. Resmi belgede sahtecilik suçu belgenin düzenlenmesi ile tamamlandığından (kullanma koşuluda aranmaz) suça kalkışma olanağı yoktur. Özel belgede sahtecilik suçu ise sahte özel belgenin kullanılması ile oluşacağından özel belgede sahtecilik suçu da teşebbüse elverişli değildir.
"Resmi belgede sahtecilik suçlarının niteliği gereği neticesi harekete bitişik suçlardan olması nedeniyle teşebbüse elverişli olmadığı, suçun belgenin düzenlenmesi, değiştirilmesi veya kullanılması ile oluşacağı" ( 11.CD-04.04.2018-2017/14684-2018/3031)
Öte yandan başka bir araca ait gerçek plakanın bir başka araca takılması halinde failin 5237 sayılı TCK’nin 204/1 maddesine göre cezalandırılacağı 08.03.2016 tarihinde kanunlaşmış olan 676 sayılı 03.10.2016 tarihli KHK ile kabul edilmiş ise de bu düzenlemenin suç tarihi itibarı ile sanık hakkında uygulanma olanağının bulunmadığının anlaşıldığı,
II- Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçu 5237 sayılı TCK’nin 205. maddesinde; “Gerçek bir resmi belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır”, Özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçu ise 208.Maddesinde; "Gerçek bir özel belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Suçun konusu, hukuken geçerli yani gerçek bir resmi yada özel belge olup gerçek belge, bir olayı kanıtlama gücü bulunan hukuki sonuç doğurmaya elverişli olan belgedir.
Suçu oluşturan seçimlik hareketler, gerçek bir belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemektir.
Belgeyi bozmak; belgenin içeriğindeki bilgilerin anlaşılamaz, kullanılamaz hâle getirilmesi suretiyle belgeden faydalanma imkânının ortadan kaldırılması, başka bir deyişle belgenin delil değerini bozan davranışlarda bulunulmasıdır.
Resmi ya da özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçlarında failin amacı, belgenin kanıt olarak kullanılmasını önlemektir. Fail belgeyi tahrif ederek, değiştirerek kendisi kullanmayı amaçlıyor ise unsurlarının bulunması halinde resmi ya da özel belgede sahtecilik suçu oluşacaktır.
Nitekim bu husus Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Dairemiz içtihatlarında;
" şikâyetçinin artık nüfus cüzdanını kullanma imkânının bulunmadığı inancıyla kendi kimliğini gizlemek amacıyla bu cüzdanı tahrif eden sanığın, şikâyetçinin nüfus cüzdanından faydalanma olanağını ortadan kaldırma iradesi ile hareket etmediği, bu nedenle sözü edilen suçun unsurlarının da oluşmadığı kabul edilmelidir." (CGK-14.11.2017-2017/866-2017/466)
"Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçu ile ilgili olarak sanığın, aracın plakasını değiştirmek için çalışmalar yaptığının iddia olunması, alınan bilirkişi raporundan şasi numarasının başka araçtan kesildikten sonra kaynakla monte edildiğinin ancak “Kahverengi araca sonradan kaynakla monte edilen şasi numarasının bulunduğu bölümün etrafındaki kaynak izlerinin taşlanarak üzerine macun çekilmesi suretiyle gözükmez hale gelmesini müteakip aracın gövde rengine boyanması neticesinde yapılacak bu değişikliğin iğfal kabiliyetini haiz olacağı” kanaatine varıldığının açıklanması karşısında; sanığın kastının gerçek bir resmi belgeyi bozmak olmayıp, şasi değişikliği suretiyle belgenin içindeki gerçeği değiştirmek olduğu ve herhangi bir hakkın kullanılmasının engellenmemesi nedeniyle de TCK'nin 205. maddesindeki suçun unsurlarının oluşmadığı, 5237 sayılı TCK'nin 204/1. maddesindeki resmi belgede sahtecilik suçunun oluşması için belgenin sahte olarak düzenlenmesi, başkasını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte olarak düzenlenen belgenin kullanılması eylemlerinden birisinin gerçekleştirilmesinin yanı sıra sahte belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması da gerekeceğinden; sanığın suça konu araçlar üzerindeki motor ve şasi numaralarının silinmesi şeklindeki eyleminde, suçun konusunu oluşturan motor ve şasinin mevcut hali ile hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir hale gelmediği, yüklenen eylemin resmi belgede sahtecilik suçunun hazırlık hareketleri niteliğinde kabul edilebileceği, bu itibarla yasada tanımını bulan seçimlik hareketlerin herhangi birisinin somut olayda gerçekleşmediği cihetle, unsurları itibariyle oluşmayan suçtan sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi" (11.CD-05.11.2015-2013/21965- 2015/30594) şeklinde yansıdığı,
III- 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu:
Madde 21: "Tescil edilen araçlar, "Tescil Belgesi" ve "Tescil Plakası" alınmadan karayollarına çıkarılamaz. Ancak, ilk tescili yapılan araçlar için düzenlenen tescile ilişkin geçici belgelerin geçerlilik süresi içinde, tescil belgesi alma zorunluluğu aranmaz.
Birinci fıkra hükmüne uymayan sürücüler 1.002 Türk lirası idari para cezası ile cezalandırılırlar.
Birinci fıkra hükmüne aykırılığı tespit edilen araçlar eksiklikleri giderilinceye kadar trafikten menedilir.
Tescil belgesi geçersiz duruma gelince sürekli olarak, üzerinde eksik veya yanlış bilgi bulunması halinde geçici olarak trafik zabıtasınca geri alınır.
Hurdaya çıkarılmış araçların karayolunda sürülmesi yasaktır. Bu araçların karayolunda sürüldüğünün tespiti hâlinde sürücüsüne 2.018 Türk lirası idari para cezası verilir ve bu araçlar trafikten menedilir. Ayrıca mülki amir tarafından el konulur ve aracın mülkiyeti kamuya geçer."
Madde 23/2:"Araç tescil belgesini araçta bulundurmayan veya tescil plakasını monte edilmesi gereken yerin dışında farklı bir yere takan sürücülere 92 Türk Lirası idari para cezası verilir. Araç bilgileri doğrulanıncaya ve plaka uygun yere takılıncaya kadar araç trafikten men edilir." şeklinde ki düzenlemeler dikkate alındığında;
Tescil belgesiz ve tescil plakasız araç kullanma, hurdaya çıkarılmış araçların karayolunda sürülmesi ve tescil plakasını monte edilmesi gereken yerin dışında farklı bir yere takma eylemlerinin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca idari yaptırıma tabi olduğu, bu şekilde kullanılan araçların trafikten men edileceği ve mülki amir tarafından el konulacağı anlaşılmaktadır.
Ancak hurdaya çıkarılmış araçların karayolunda sürülmesi eylemi ile ilgili düzenlemenin 18.10.2018 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeni ile bu hükmün suç tarihi itibari ile sanık hakkında uygulanamayacağının anlaşıldığı,
IV-Somut olay ve değerlendirme:
Olay tarihinde sanık …'nın kullandığı… plaka takılı şase ve motor numaralarının okunmayacak şekilde kazınmış olduğu anlaşılan suça konu motorsiklet üzerinde yapılan kriminal incelemede "motosikletin orjinal motor numarasının "ML150FM.*0.L2142.*" simge ve harf numaraları okunduğu, şase numaralarının okunmasının mümkün olmadığı, kazımanın derin olması nedeni ile nokta (.) ile gösterilen karakterlerin okunması mümkün olmadığı, oturağının alt tarafında şasi numarası bulunması gereken bölgenin fiziksel olarak yapılan incelenmesinde, şasi numarasına ait karakterlerin kazınarak yok edildiğinin görüldüğü, kimyasal olarak yapılan inceleme sonucunda ise kazımının derin olması nedeni ile şasi numarasının tespitinin mümkün olmadığı, motosikletin motor numarasının okunan rakamlarından yapılan sorgusunda, motosikletin … adına kayıtlı 31 Y 1662 plaka sayılı kırmızı renkli Mondial marka, şase No: NMUKHGZF791032027, motor no: ML150FMG09L21426 numaralı 2010 model motosiklet olduğu, motosikletin 04/04/2014 tarihinde hurdaya ayrıldığı, sanık …'nın ise temyiz dışı sanık … tarafından hurdaya ayrılan bu motosikleti bir şekilde ele geçirdikten sonra motor ve şasi numarasını kazıdıktan sonra daha önce kendisinin hurdaya ayırdığı başka bir motosiklete ait gerçek 31 Y 3772 plakayı takıp Tescil Belgesi ve Tescil Plakası almadan trafiğe çıkartıp karayollarında kullanmaya başladığı anlaşılan somut olayda;
Hurdaya ayrılan motosiklet üzerindeki motor ve şasi numaralarının silinmesi şeklinde gerçekleşen eylemde suçun konusunu oluşturan motor ve şasinin mevcut hali ile hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir belge haline gelmediğinden sahtecilik suçunun unsurları itibarı ile oluşmayacağı, (ki bu konuda çoğunluk ile aynı düşüncedeyiz)
Hurdaya ayrılan motosikletin motor şasi numarasını sildikten sonra üzerine başka bir motosiklete ait gerçek plakayı takıp kullanmayı amaçlayan sanığın belge üzerinde hak sahibi olan kişinin belgeden faydalanma olanağını kaldırma ve yine belgenin kanıt değerini ortadan kaldırma iradesi ile hareket etmediği gibi hurdaya ayrılan motosikletin motor şasi numarasının bir olayı kanıtlama gücü bulunan hukuki sonuç doğurmaya elverişli ve hukuken geçerli olan gerçek bir resmi yada özel belge olmadığı, bu nedenle 5237 sayılı TCK'nin 205 ve 208 maddesinde düzenlenen resmi yada özel belgeyi bozma, yok etme ve gizleme suçunun konusunu oluşturmayacağı anlaşıldığından somut olayda özel belgeyi bozma, yok etme ve gizleme suçunun unsurlarının oluşmayacağı,
Sanığa isnat edilen;
Tescil belgesiz ve Tescil Plakasız motosiklet kullanma eyleminin suç tarihi itibari ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 21/1 maddesi uyarınca idari yaptırıma tabi kabahat eylemini oluşturduğu,
Başka bir motosiklete ait gerçek plakanın bir başka motosiklete takılması eyleminin ise suç tarihi itibarı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 23/2 maddesi uyarınca idari yaptırımına tabi kabahat eylemini oluşturacağı anlaşıldığından,
Resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün bozulması düşüncesi ile sayın çoğunluğun eylemin özel belgeyi bozma, yok etme ve gizleme suçunu oluşturduğuna ilişkin bozma gerekçesine katılmıyorum. 05.12.2023
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2011/13529, K. 2013/7288Kaynağı aç
11. Ceza Dairesi         2011/13529 E.  ,  2013/7288 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Teknik bilirkişi tarafından düzenlenen dosyada mevcut raporda, suça konu motorlu trafik belgesi, motorlu tescil belgesi ve plakaların tümden sahte düzenlendiğinin, üzerlerinde basılı bulunan soğuk mühür izlerinin orijinal belgelerde basılı bulunan mühür izlerine göre farklılık gösterdiğinin, sahteciliğin ilk bakışta kolaylıkla dikkat çekmeyecek olup aldatma yeteneğinin bulunduğunun belirtilmesine, bu raporla olayın gelişimini gözönüne alarak belgelerin aldatma kabiliyetine sahip olduğu hususundaki mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden 1 nolu, sanık …'in aracı elinde bulundurma sebebini ispatlayamaması nedeniyle beraat eden sanık …'in cezaevinde olup olmadığının tespitinin sonuca etkili görülmediği cihetle tebliğnamedeki 2 nolu bozma düşüncelerine iştirak edilmemiştir.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
1-Genel olarak belge, taşınabilen bir şey üzerine yazılıp da hukuki hüküm ifade eden, bir olayı kanıtlamaya yarayan yazıların bulunduğu bez, kağıt, levha ve plaka gibi nesnedir. 5237 sayılı TCK'nun 204. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, belgenin varlığının kabulü için yazılı kağıdın bulunmasının zorunlu olmadığı, bir metal levha üzerine yazı yazılması halinde de diğer unsurların varlığı durumunda, belgeden söz edilebileceği, bu bakımdan araç plakalarının da resmi belge olarak kabulü gerekeceğinin vurgulanması karşısında, sahte plaka oluşturulması ve bu plakanın bilerek kullanılması fiillerinin 5237 sayılı TCK'nun 204/1. maddesine uyan suçu oluşturduğu ve aynı araca ilişkin olup aynı zamanda ele geçirilen sahte trafik tescil belgeleri ve araç plakasını aynı anda kullanması fiilinin savunmanın aksine bir delil de bulunmaması halinde bir bütün olarak tek bir resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı, sanığın güttüğü amaç ve saik, suç konusunun önemi, kastın yoğunluğu ve sahte belge çeşitliliğinin temel cezanın alt sınırın üzerinde belirlenmesinde dikkate alınabileceği gözetilmeden, suçun zincirleme şekilde işlendiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Adli emanetin 2006/2628 nosunda kayıtlı bulunan sahte araç plakalarının da dosyada delil olarak saklanması yerine, 5237 sayılı TCK.nun 54. maddesi gereğince müsaderesine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 06.05.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2012/4028, K. 2013/11439Kaynağı aç
11. Ceza Dairesi         2012/4028 E.  ,  2013/11439 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, mühürde sahtecilik, sahte vekaletname düzenlemek, dolandırıcılık
HÜKÜM : Bütün suçlardan mahkumiyet
Resmi evrakta sahtecilik suçlarının konusunu oluşturan belgenin, taşınabilen bir şey üzerine yazılıp da hukuki hüküm ifade eden bir olayı kanıtlamaya yarayan yazı olduğu, 5237 sayılı TCK’nun 204. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, belgenin varlığının kabulü için yazılı kağıdın bulunmasının zorunlu olmadığı, bir metal levha üzerine yazı yazılması halinde de diğer unsurların varlığı durumunda, belgeden söz edilebileceği, bu bakımdan araç plakalarının da resmi belge olarak kabulü gerekeceği cihetle; somut olayda sanığın, …'a ait ve 23.08.2005 tarihinde çalınan … plakalı aracın motor ve şasi numaraları ile plakasını değiştirerek trafikte müşteki … adına kayıtlı ve müştekice …'ye daha önce satışı yapılmış … plakalı aracın motor ve şasi numaraları, plaka ve motorlu araç tescil ve trafik belgesinin aynısını sahte düzenleyerek 29.08.2005 tarihli satış sözleşmesi ile oto galeri sahibi müşteki …'a 27.000 TL 'ye haricen sattığının, müşteki …'ten satış bedelinin geri kalanını almak için 31 Ağustos 2005 tarihinde ise Kadıköy 2. Noterliğinde müşteki … sahte kimliğini kullanan ve kimliği tespit edilemeyen bayan şüpheli ile birlikte giderek 15567 yevmiye numaralı … plakalı aracın satışına ilişkin suça konu sahte vekaletnameyi düzenletip müştekiye teslim ederek satış bedelinin geri kalanını da aldığının kabul olunması karşısında; satış işleminde kamu kurumlarının maddi varlıkları olan belgelerin kullanılması nedeniyle sanığın eylemlerinin 5237 sayılı TCK.nun 158/1-d maddesindeki “kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık” ve TCK'nun 204/1-3, 43/1. 53 maddelerinde öngörülen tek bir “zincirleme biçimde sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli resmi belgede sahtecilik” suçlarını oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılanmaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması,
Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebeplerden dolayı, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca kısmen istem gibi BOZULMASINA, sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına 08.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/419, K. 2019/677Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2019/419 E.  ,  2019/677 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 122-219
Sanıklar … ve … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanıkların, TCK'nın 37/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 158/1-f-son, 52/2 ve 53/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 4 yıl hapis ve 50.000 TL adli para ve yine anılan Kanun'un 204/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin Bergama Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.12.2013 tarihli ve 122-219 sayılı hükümlerin sanıklar müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 21.02.2019 tarih ve 26442-1157 sayı ile;
"…5237 sayılı TCK'nın 158/1-son maddesine göre adli para cezası tayin edilirken, suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç, gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanun'un 52. maddesi uyarınca 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usule aykırı ise de sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni olarak gösterilmemiştir" eleştirisiyle, onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 09.05.2019 tarih ve 42311 sayı ile;
"…Dosya kapsamında dört sanık hakkında, alışveriş sırasında sahte üretilmiş iki adet çek kullanılması nedeni ile banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından kamu davası açılmıştır.
Soruşturma ve kovuşturma sırasında, sanık …'ın sahte çekleri veren şahıs olarak teşhis edildiği, olay sırasında Bergama ilçesinde bulunduğu ve sanık … açısından da sahte çeklerde el yazısı bulunduğu, dolandırma amaçlı katılan şirketi arayan şahıs olduğuna dair deliller elde edilmiştir. Dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanıklar … ve … hakkındaki mahkûmiyet kararlarının isabetli olduğu anlaşılmıştır.
Sanıklar … ve … hakkında ise soruşturma ve kovuşturma sırasında somut delil elde edilmemiş olup, diğer sanıklarla akraba oluşları ve kısa bir süre sonra birlikte benzer suç işlemiş olmaları, diğer sanık … ile birlikte katılan firmada bir süre çalışmaları nazara alınarak mahkûmiyet kararı verilmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde ise sanıklar … ve … hakkında her iki suç açısından mahkûmiyete yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı ve bu sanıkların beraatlarına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan, mahalli mahkeme hükmünün, sanıklar … ve … yönünden onanmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunduğundan, onama kararının her iki suç açısından, sanıklar … ve … yönünden kaldırılarak, bu sanıklar açısından bozulması gerektiği," görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.
5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 17.07.2019 tarih ve 4652-7852 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıklar … ve … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar … ve … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanıklara atılı nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarının sabit olup olmadığının,
Ayrıca,
2- Atılı suçların sabit olduğu sonucuna ulaşılması hâlinde;
a) Nitelikli dolandırıcılık suçlarından Yerel Mahkemece hapis cezalarının yanında 1000 gün adli para cezaları tayin olunduktan sonra suçtan elde edilen menfaat miktarı gözetilerek doğrudan 50.000 TL adli para cezalarına hükmedilmesinin Özel Dairece eleştiri konusu mu yoksa bozma nedeni mi yapılması gerektiğinin,
b) Sanıkların farklı tarihlerde işledikleri iddia edilen benzer nitelikteki dolandırıcılık ve sahtecilik eylemleri nedeniyle haklarında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Bergama Cumhuriyet Başsavcılığınca; sanıklar … ve … ile inceleme dışı sanık …'ın katılan … A.Ş'nin İzmir bölge müdürlüğünde çalışırlarken şirket malını çaldıkları için işten çıkartıldıktan 15 gün sonra önceden yaptıkları plan doğrultusunda katılan şirkette pazarlamacı olarak çalışan tanık …'yi telefonla arayıp 30.000 TL tutarında eşarp siparişi vererek malın Bergama'ya teslim edilmesini istedikleri, tanık …'in bölge müdürü ile görüştüğü ve müdürün "Malı götür çekleri al, bizi ara, çeklerin karşılığı varsa malı teslim et" demesi üzerine 28.09.2009 tarihinde 27.500 TL tutarındaki eşarbı katılan şirket aracına yükleyerek Bergama ilçesine doğru yola çıktığı, telefonda kendisini "…" olarak tanıtan inceleme dışı sanık …'nin bir işinin çıktığını, malı ağabeyi…'nın alacağını söylediği, ardından kendisini "…" olarak tanıtan inceleme dışı sanık …'ın, ilçe merkezinde pazar kurulu olduğunu söyleyerek ilçe girişindeki Park Bergama Alışveriş Merkezinde buluşmak istediği, tanık …'in inceleme dışı sanık …'in verdiği katılan … adına olan ve Türk Ekonomi Bankasına ait bulunan 12.500 TL tutarındaki iki adet çekin bilgilerini bölge müdürüne ilettiği, mesai saatinin dolması nedeniyle bankadan çekin karşılığının sorgulanamadığı, sadece çekte adı yazılı olan katılan …'ya ait çek hesabı bulunduğunu öğrenmeleri üzerine 27.500 TL tutarındaki malın inceleme dışı sanık …'e teslim edildiği, ertesi gün mesai saati içerisinde bankadan çeklerin sahte olduğunun öğrenildiği, katılan şirketin işleyişini ve satış usullerini bilen sanıklar ile inceleme dışı sanıkların özellikle mesai saati bitimini bekleyerek çeklerin karşılığının olmadığının öğrenilmesini engelledikleri, iletişimin tespiti bilgilerine göre inceleme dışı sanık …'in olay günü Bergama'da olduğu ve oğlu olan inceleme dışı sanık … ile sürekli olarak konuştuğu; sanıklar ile inceleme dışı sanıkların bu olaydan bir hafta sonra 05.10.2009 tarihinde Burdur iline gittikleri, aynı yöntemi kullanıp bu sefer katılan şirketin Konya bölge müdürlüğünü telefonla arayarak 30.000 TL tutarında mal almak istedikleri, inceleme dışı sanık …'nin kendisini "… …" olarak tanıttığı, Konya bölge müdürlüğü çalışanlarının Bergama'da gerçekleşen olaydan haberleri olduğu için İzmir bölge müdürlüğüne bilgi verdikleri ve İzmir bölge müdürlüğü çalışanı tanık … …'in katılan şirket yetkililerince Burdur'a gönderildiği, tanık …'in Konya bölge müdürlüğü görevlileri ile telefonda konuşan kişinin sesinin daha önce Bergama'da yaşanan olayda kendisini "…" olarak tanıtan kişinin sesine benzediğini söylemesi üzerine durumu polise bildirdikleri, polisin buluşma yerinde gerekli önlemleri aldığı ve telefonda kendisini "… …" olarak tanıtan inceleme dışı sanık …'yi almak istediği mal karşılığında çek verdiği sırada yakaladığı, çevrede yapılan aramada bir tır dorsesinin içine saklanmış vaziyette sanıklar… ve…'ın da yakalandıkları; Bergama ve Burdur'da gerçekleşen iki ayrı suçun işleniş şekli ve failleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde işten çıkarılan sanıkların, intikam almak için önceden çalıştıkları katılan şirketin ticari faaliyetlerinin işleyiş şeklini bilmenin verdiği kolaylıkla fikir ve irade birliği içinde iştirak halinde nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarını işledikleri iddiasıyla haklarında kamu davası açıldığı,
Menemen İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından düzenlenen 29.09.2009 tarihli tutanağa göre; haber merkezine ilçedeki Türk Ekonomi Bankasında sahte çek olayı olduğunun bildirilmesi üzerine bankaya gidildiği, tanıklar … ve …'in aynı bankanın Adana Şubesine ait olup katılan … ismi ile imzalanan, 6957874 numaralı, 31.12.2009 ve 30.01.2010 ödeme tarihli, 12.500 TL tutarında iki adet çeki ibraz ettiklerinin ve bankada katılan … adına herhangi bir hesabın bulunmadığının banka görevlilerince beyan edilmesi üzerine çeklerin rıza ile muhafaza altına alındığı,
Türk Ekonomi Bankası Adana Şubesinin 11.08.2010 tarihli ve 548 sayılı yazısına göre; katılan …'nın 23.06.2009 tarihinde 6957857-6957866 numaraları arasındaki 10 yapraklı çek karnesini teslim aldığı,
Türk Ekonomi Bankası Adana Şubesinin 14.12.2010 tarihli ve 2775 sayılı yazısına göre; şube nezdinde 28460168566 şeklinde bir hesap numarasının bulunmadığı, suça konu çeklerin sağ alt köşesinde yazan 42092 numaralı hesabın şube müşterilerinden katılan …'ya ait olduğu, 6957873 ve 6957874 numaralı çek hesabı sahibinin ise bir başka şube müşterisi olan Sadun Oktav isimli şahıs olduğu, çeklerle ilgili herhangi bir bildirim bulunmadığı,
İzmir Polis Kriminal Laboratuvarınca düzenlenen 13.10.2009 tarihli ve 3418 sayılı ekspertiz raporuna göre; çeklerin renkli fotokopi veya bilgisayar ortamında renkli yazıcı yardımıyla tamamen sahte olarak elde edildikleri, ilk bakışta dikkati çekmeyeceği cihetle aldatma kabiliyetini haiz oldukları,
Aydın Jandarma Kriminal Laboratuvarınca düzenlenen 08.05.2012 tarihli ve 172833 sayılı ekspertiz raporuna göre; suça konu çeklerin baskı tekniği, kullanılan kâğıt ve mürekkep kalitesi, filigran ve hologram görüntü, U.V. ışığa hassasiyet, desenlerin yapısı gibi özellikler yönünden orijinal Türk Ekonomi Bankası çeklerinden farklılıklar gösterdiği, belirtilen tespitler doğrultusunda çeklerin tamamen sahte olarak tanzim edildiği, çeklerin sahteliğinin, ilgililer açısından tespit edilebilir olmasına rağmen sade vatandaşların dikkatini çekmeyecek nitelikte olduğu değerlendirildiğinden söz konusu çeklerin mevcut hâliyle sade vatandaşlar açısından aldatma kabiliyetini haiz olduğu, ancak ilgililer açısından aldatma kabiliyetini haiz olmadığı, çekler üzerinde bulunan yazılar ile katılan …, sanıklar … ve … ile inceleme dışı sanık …'ın mevcut mukayese yazıları arasında kaligrafik bir uygunluk tespit edilemediği, çekler üzerinde "…" adına atfen atılı bulunan imzaların katılan … eli ürünü olmadığı, farklı bir şahıs tarafından uydurma suretiyle atıldığı, çekler üzerinde bulunan yazılar ile imzaların inceleme dışı sanık … eli ürünü olmasının kuvvetle muhtemel olduğu,
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinin 25.06.2013 tarihli ve 4501 sayılı raporuna göre; çeklerdeki imzaların katılan … eli ürünü olmadığı, sanıklar… ve… ile inceleme dışı sanıklar… ve …'in eli ürünü olup olmadığı hususunun tespit edilemediği, çeklerdeki yazıların ise inceleme dışı sanık …'nin eli ürünü olduğu,
… Eşarpları Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin 23.12.2011 tarihli yazısına göre; 28.09.2009 tarihinde Bergama'da teslim edilen mallara (eşarplara) ilişkin fatura ile bu faturaya karşılık sevk irsaliyesinden başka herhangi bir belge bulunmadığı, İzmir bölge müdürlüğünde çalışan görevlilerin yapmış oldukları bir hata sonucu sevk irsaliyesinin şirket aracı adına düzenlendiği ve teslim alan bölümünü araç sahibinin imzaladığı,
… Eşarpları Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş'nce düzenlenen 28.09.2009 tarihli ve 037187 sayılı sevk irsaliyesine göre; "Muhtelif müşterilere satılmak üzere" açıklaması ile toplam 8545 adet eşarbın … plakalı araca yüklendiği,
… Eşarpları Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş'nce düzenlenen 29.09.2009 tarihli ve 027546 sayılı faturaya göre; toplam 3503 adet eşarbın KDV dahil 19.707,84 TL karşılığında katılan … adına "TC No: …….66, Adnan Menderes Bulvarı, Bakırcılar …, Bergama" açıklaması ile teslim edildiği,
Soruşturma evresinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının 28.12.2010 tarihli ve 453921 sayılı yazısı ekinde gönderilen HTS kayıtlarına göre; inceleme dışı sanık …'in 507 364 .. .. numaralı telefonu ile İzmir/Bergama baz istasyonu vasıtasıyla inceleme dışı sanık …'nin kullandığı 537 922 .. .. numaralı telefon ile saat 16.48, 17.15 ve 18.19'te üç defa görüşme yaptığı,
Kovuşturma evresinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının 09.08.2011 tarihli ve 304487 sayılı yazısı ekinde gönderilen ve sanıkların kullandıkları GSM hatlarına ait olan HTS kayıtlarına göre; olay günü inceleme dışı sanık …'nin 537 922 .. .. numaralı telefonu ile İzmir/Bergama baz istasyonu vasıtasıyla sanık …'ın kullandığı 531 553 .. .. numaralı telefon ile saat 13.24'te bir defa, 507 200 .. .. numaralı telefon ile ise saat 16.30 ve 16.34'te iki defa görüşme yaptığı, bu görüşmelerde sanık …'ın telefonlarının İzmir/Konak ve İzmir/Eski İzmir baz istasyonlarını kullandığı; sanık …'in 507 238 .. .. numaralı telefonu ile İzmir/Bergama baz istasyonu vasıtasıyla sanık …'ın kullandığı 531 553 .. .. numaralı telefon ile saat 19.04 ve 19.06'da iki defa, 507 200 .. .. numaralı telefon ile ise saat 12.08, 13.59 ve 16.26'da üç defa görüşme yaptığı, bu görüşmelerde sanık …'ın telefonlarının İzmir/Konak ve İzmir/Eski İzmir baz istasyonlarını kullandığı; sanık …'in 507 238 .. .. numaralı telefonu ile İzmir/Bergama baz istasyonu vasıtasıyla katılan … ve Ticaret A.Ş. adına kayıtlı ve tanık …'in kullanımında olan 541 541 .. .. numaralı telefon ile saat 16.06'da bir defa görüşme yaptığı, bu görüşmenin 17 dakika 25 saniye sürdüğü,
Kovuşturma evresinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının 06.05.2013 tarihli ve 239772 sayılı yazısı ekinde gönderilen HTS kayıtlarına göre; sanık …'in kullanımında olan 541 209 .. .. numaralı telefon hattına tanık …'in kullanımında olan 507 754 .. .. numaralı telefondan 07.07.2011 tarihinde iki adet, 19.09.2011 tarihinde iki adet mesaj gönderildiği,
Asılları adli emanette, fotokopileri ise dosya içerisinde bulunan Türk Ekonomi Bankası Adana Şubesince verilmiş suça konu çeklerin incelenmesinde; 6957873 numaralı çekin 30.01.2010 keşide tarihli ve 12.500 TL bedelli; 6957874 numaralı çekin ise 31.12.2009 keşide tarihli ve 12.500 TL bedelli olduğu, hamiline düzenlenmiş olan her iki çekin hesap sahibinin katılan … olduğu,
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden sanık …'ın hükümlülük bilgilerinin incelenmesinde; sanığın atılı suçlardan hükümlü olarak 08.04.2019 tarihinde İzmir Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda cezasının infazına başlandığı,
Bergama Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesine anlatımı yapılan ve 05.10.2009 tarihinde Burdur'da gerçekleştirilen olaya ilişkin olarak Burdur Cumhuriyet Başsavcılığının 19.11.2009 tarihli ve 1836-130 sayılı iddianamesi ile sanıklar… ve… ile inceleme dışı sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Burdur Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.03.2011 tarihli ve 285-53 sayılı kararın itiraz edilmeksizin 23.06.2011 tarihinde kesinleştiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan …; 2009 yılı Ocak ayı içerisinde Adana'da… Gıda isimli bir iş yeri açtığını ve Temmuz ayı içerisinde Türk Ekonomi Bankasından 10 adet çek aldığını, çekleri kendisinin kullanmadığını, amcası olan…nin istemesi üzerine hepsini imzalayarak amcasına verdiğini, daha sonra amcasının İzmir ilinde çekleri çaldırdığını söylemesi üzerine kalan iki adet çeki bankaya verip diğer çeklerin çalındığını bildirdiğini, kendisinin Bergama ilçesine gitmediğini, sanıkları tanımadığını, sanıklar ile alış veriş yapmadığını ve sanıklara çek vermediğini, çek fotokopisinde bulunan imzanın kendisine ait olmadığını, çekler çalındıktan sonra bir şebeke tarafından sahteleri yapılarak piyasaya sürüldüğünü öğrendiğini,
Şikâyetçi …; olay tarihinde katılan şirketin İzmir bölge müdürlüğü yöneticisi olduğunu, sanıklar… ve…'ın çalışanları olduğunu, yapmış olduğu denetimler sonucunda sanık …'in katılan şirkete ait çok sayıda eşarbı izinsiz olarak evinde bulundurduğunu ve sanık …'in oğlu olan sanık …'ın da bu eşarpların alınmasına iştirak ettiğini, her ikisinin katılan şirkete ait bir çok çeki sahte olarak düzenleyip farklı şubelerden eşarp almaya çalıştıklarını ve bu şekilde 27.500 TL tutarında eşarp aldıklarını anladığını,
Tanık …; katılan şirkette pazarlamacı olarak çalıştığını, aynı iş yerinde birlikte çalıştığı sanıklar… ve… ile inceleme dışı sanık …'yi tanıdığını, adı geçenlerin katılan şirkete ait malları çaldıklarının fark edilmesi üzerine işten ayrılmalarından 15 gün sonra 25.09.2009 tarihinde şirket hattından arayan ve kendisini "…" olarak tanıtan bir şahsın ürün satın almak istediğini, yaklaşık yarım saat ürün fiyatı ile ilgili görüşme yaptıklarını, ürünlerin acil olduğunu ve Pazartesi günü yani 28.09.2009 tarihinde teslim edilmesi gerektiğini söylediğini, katılan şirketin bölge müdürü olan şikâyetçi …'ın "Malı götür, senet veya çekleri al, ondan sonra bizi ara, çeklerin karşılığını sordurduktan sonra malı teslim edersin" dediğini, bunun üzerine 28.09.2009 tarihinde katılan şirkete ait bir minibüs ile yola çıktığını, Bergama'ya gidince … isimli şahsı aradığını, şahsın bir işinin çıktığını ve malları ağabeyi…'nın alacağını söylediğini, kendisini… olarak tanıtan şahıs ile Park Bergama Alışveriş Merkezinde buluştuklarını, … isimli şahsın "İlçe merkezinde pazar kurulu olduğu için oraya giremeyiz" dediğini ve Türk Ekonomi Bankasına ait, katılan … adına olan 12.500 TL tutarındaki iki adet çeki verdiğini, katılan şirketi arayarak çeklerin numaralarını bildirip onay aldığını, 25.000 TL tutarındaki malı teslim edip kalan kısmını aynı hafta içerisinde getireceğini söylediğini, ertesi gün çekleri katılan şirket muhasebecisi olan tanık …'e verdiğini, yapılan kontrolde çeklerin sahte olduğunun anlaşıldığını, şikâyetçi… …'ın "Git malları kurtar" dediğini, Bergama'da malı teslim ettiği şahsın verdiği adrese gitmek üzere tanık … ile birlikte yola çıktıklarını, Menemen'de bankaya gidip çeklerin gerçekten sahte olup olmadığını öğrenmek istediklerini, kısa bir süre sonra bankaya polisin geldiğini, bu arada … isimli şahsı telefonla aradığını, malların geri kalanını tamamladıklarını ve nereye getirilmesini istediğini sorduğunu, şahsın eşinin doğum yaptığını ve müsait olmadığını söylediğini, iki gün sonra da telefonunun kapandığını, … isimli şahıs ile kendisine çekleri veren şahsın açık kimlik bilgilerini bilmediğini, çekleri veren şahsın adresini Adnan Menderes Bulvarı, Bakırcılar (Bakırçay) … Bergama olarak verdiğini, pazarcı olduğunu ve semt pazarlarına çıktığını söylediğini; bu olaydan 15 gün sonra Konya'da aynı şekilde mal siparişi verildiğini öğrenmeleri üzerine tanık …'in Burdur'a gönderildiğini, inceleme dışı sanık … ile sanıklar… ve…'ın yakalanıp tutuklanmaları üzerine inceleme dışı sanık …'nin babası ve sanık …'in de kardeşi olan inceleme dışı sanık …'in katılan şirketin yöneticileri ile Gaziemir Kipa'da konu ile ilgili görüşmek amacıyla buluştuğunda kendisinin de teşhis için gittiğini, Bergama'da kendisinden mal alıp karşılığında sahte çek veren şahsın inceleme dışı sanık … olduğunu teşhis ettiğini; Bergama'daki olayda kendisini telefonla ilk arayıp konuşan ve kendisini … olarak tanıtan şahsın inceleme dışı sanık … olduğunu, şirkette çalıştığı için sesini tanık …'in tanıdığını, zira Bergama'daki olaydan sonra bir kaç gün daha telefonla görüşmeye devam ettiklerini, bir defasında hoparlörü açtığını ve konuşmayı tanık …'in de duyduğunu,
Tanık …; katılan şirkette muhasebeci olarak çalıştığını, 29.09.2009 tarihinde tanık …'in "Ben mal sattım al bu çekler" diyerek iki adet çek verdiğini, çekleri şikâyetçi… …'a götürdüğünü, şikâyetçinin çeklerle ilgili araştırma yaptığını ve "Çekler sahte, gidin malları geri alın" dediğini, tanık … ile birlikte Bergama'ya doğru yola çıktıklarını, Menemen ilçesinde bankaya uğrayıp çeklerin gerçekten sahte olup olmadığını öğrenmek istediklerini, çekleri görevlilere verdiklerini, kısa bir süre sonra polisin geldiğini, tanık …'in malları verdiği şahısların açık kimlik ve adreslerini bilmediğini, 03.10.2009 tarihinde şikâyetçi… …'ın "Sizin sahte çek ile dolandırılma olayına benzer bir olay Konya bölge müdürlüğünde de gerçekleşebilir" diyerek Konya iline gitmesini istediğini, 05.10.2009 tarihinde Konya iline gittiğini, katılan şirketin Konya bölge müdürlüğü çalışanı olan tanık … ile buluştuğunu, tanık… ile telefonda görüşüp kendisini… … olarak tanıtan ve mal almak isteyen şahsın sesi ile İzmir'de telefonla görüştüğü ve kendisini … olarak tanıtan şahsın sesinin aynı olduğunu anlaması üzerine konu ile ilgili bilgi vermek ve yardım talep etmek için Burdur'da polis karakoluna gittiklerini, polisin tanık…'i buluşma yeri olan akaryakıt istasyonuna gönderdiğini, kendisinin de polisler ile birlikte gittiğini, buluşma yerinde tanık…'e çek verdikten hemen sonra polis tarafından yakalanan şahsın katılan şirkette pazarlamacı olarak çalışırken işten ayrılan inceleme dışı sanık … olduğunu, o sırada sanıklar… ve…'ın akaryakıt istasyonunda bulunan bir kamyon kasasının arkasında saklandıklarını görerek polise gösterdiğini; kovuşturma evresinde 28.02.2012 tarihli talimat duruşmasında ek olarak, tanık …'in verdiği çekleri eline alınca sahte olduğunu anladığını, zira kağıdın niteliği itibarıyla gerçek çeke benzemediğini, bunun üzerine tanık …'e "Sen bu çeklerin sahte olduğunu anlamadın mı" dediğini, tanık …'in "Adamların parası çoktu, bana hesap cüzdanlarını gösterdiler, ben de inandım" dediğini; kovuşturma evresinde mahkemeye sunduğu 16.05.2013 havale tarihli dilekçesinde ek olarak, tanık … ile Bergama'ya araştırma yapmaya gittiklerinde tanık …'in ilçe girişinde boş bir arsanın önünde durup malları burada verdiğini söylediğini, kendisinin de "Böyle bir satışı nasıl yaparsın, yer yok, dükkan yok, şahıs yok" dediğini, "Ben de kuşkulandım ancak onay gelince malı teslim ettim" dediğini, araştırıp sorduklarında malı teslim alan şahsın verdiği adreslerin meçhul olduğunu,
Tanık …; katılan şirketin Konya bölge müdürlüğünde çalıştığını, telefonla arayan ve kendisini "Halil …" olarak tanıtan bir şahsın Gölhisar ilçesinde yeni bir mağaza açtığını, ayrıca üç ayrı pazarda eşarp satacağını, alacağı mal karşılığında yeğeni olan… … tarafından çek verileceğini söyleyip 30.000 TL tutarında eşarp istediğini, o tarihlerde Bergama'da meydana gelen olayı duydukları için durumu ilettiği şikâyetçi… …'ın sanıklar… ve…'ın böyle bir iş yaptıklarını ve dikkatli olunması gerektiğini söylediğini ve tanık …'i yanlarına gönderdiğini, Burdur'da sanıklar… ve… ile kendisine çek veren inceleme dışı sanık …'yi polisin suç üstü hâlinde yakaladığını,
İnceleme dışı sanık …; sanıklardan…'in amcası, Murat'ın da onun oğlu olduğunu, aynı mahallede ikamet ettiklerini, ancak herhangi bir ticari ilişkilerinin bulunmadığını, sanıklar… ve…'ın seyyar olarak eşarp sattıklarını ve sabit bir iş adreslerinin olmadığını, çalıştığı katılan şirkette tanık … ile iki buçuk ay kadar önce bir defa görüştüğünü, tanık …'i ise tanımadığını, amcası sanık … ve kuzeni sanık … ile birlikte eşarp satmak amacıyla 05.10.2009 tarihinde sabah saat 07.00 sıralarında önce Burdur iline sonra da Gölhisar ilçesine gittiklerini, sanık …'in önceden görüştüğü… … isimli bir şahıs ile buluştuklarını, bu şahsın iş yerini yeni açtığını, boya ve elektrik işlerinin halen devam ettiğini söylediğini, bir kahvehanede bir müddet oturduktan sonra bu şahsa 30.000 TL tutarında eşarp verip karşılığında İşbankasına ait bir çek aldıklarını, sanık …'in bankaya sorarak çeki aldığını, daha sonra malları bittiği için sanık …'in telefonda kendisini… … olarak tanıtarak katılan şirketten eşarp almak istediğini, kendilerine de katılan şirketten ayrıldığı için kendisini gerçek ismi ile tanıtsa mal vermeyeceklerini söylediğini, aynı gün saat 14.30 sıralarında Burdur'daki bir akaryakıt istasyonuna gittiklerini, kullandığı aracın plakasının İzmir iline ait olması nedeniyle dikkat çekmemek için boş bir arazideki tır dorsesinin plakasını sanık … ile söküp aracın arka plakalığına taktıklarını, sanık …'in "Biz görünmeyelim, bu şahıslar bizim eski iş arkadaşlarımız, bizi görürlerse mal vermezler, eşarpları sen al" dediğini, kendisinin telefon ile bir kez görüştüğü tanık… ile buluştuğunu, tanık…'in "İşimiz acele, çekimizi alalım malımızı verip gidelim" dediğini, bunun üzerine… … isimli şahıstan aldıkları çeki verdiğini, bu sırada polislerin kendisini yakaladığını, daha sonra aynı akaryakıt istasyonunda bulunan sanıklar… ve…'ın da yakalandığını, çekin sahte olduğunu bilmediğini; 2009 yılı Eylül ayı içerisinde kendisini "…" olarak tanıtıp sanıklar ile birlikte aldıkları mal karşılığında sahte çek verdikleri iddialarının hiç birini kabul etmediğini; kovuşturma evresinde mahkemeye sunduğu 18.10.2011 havale tarihli savunma dilekçesinde ek olarak, katılan şirkette 2008 yılı Mayıs ayı ile 2009 yılı Ocak ayı arasında pazarlamacı olarak çalıştığını, işe girerken vermiş olduğu teminat senedini işten ayrılırken geri istediğini ancak alamadığını, şikâyetçi… …'ın kendisini tanıştırmış olduğu katılan …'ya işten ayrıldıktan sonra küçük ev aletleri sattığını, şikâyetçi… …'ın aracı olması üzerine katılan şirkete verip teminat senedini geri almak amacıyla katılan …'dan çek istediğini, kargo ile gönderilen çeklerin yazılıp imzalanmamış olduğunu, bankadan sorduğunda katılan …'nın müşterileri olduğunu ve çek kullandığını öğrendiğini, şikâyetçi… …'ın da bilgisi dahilinde çekleri imzalayıp katılan şirkete verdiğini, teminat senedini de geri aldığını, daha sonra amcası olan sanık …'in katılan şirket ile arasının açılması nedeniyle kendisinin de tehdit edildiğini, kendisinin Bergama'da iş yeri bulunmadığını,
İnceleme dışı sanık …; daha önce katılan şirkette kardeşi, oğlu ve yeğeninin çalışması nedeniyle katılan şirkete gidip geldiği için tanık …'i tanıdığını, ufak ev aletleri toptancılığını yaptığını, bu nedenle Türkiye'nin her tarafını dolaştığını, Bergama'ya da devamlı olarak gittiğini, suç tarihinde nerede ve hangi otelde kaldığını bilmediğini, suçlamaları kabul etmediğini, olayla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, sahte çek vermediğini, 25.000 TL tutarındaki alış veriş ile ilgisi olmadığını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık …; babası olan sanık … ile birlikte eşarp alım satım işi yaptığını, sabit bir iş adresleri olmadığını, katılan şirkette satış görevlisi olarak çalışırken yaklaşık bir ay önce kendi isteği ile işten ayrıldığını, tanıklar … ve …'i eski iş arkadaşları olduğu için tanıdığını, 05.10.2009 tarihinde Gölhisar'da… … isimli şahsa sattıkları eşarp karşılığında 30.000 TL tutarındaki çek aldıklarını, bu çek ile yeniden eşarp almak istediklerini, babasına ve kendisine katılan şirketin mal vermeyeceğini düşünerek alış verişi inceleme dışı sanık …'nin yapmasını kararlaştırdıklarını, aracın plakasının İzmir iline ait olması nedeniyle inceleme dışı sanık …'nin bir tır dorsesinin plakasını söküp kendi araçlarına taktığını, katılan şirketin çalışanına çeki veren inceleme dışı sanık …'nin polislerce yakalandığını, daha sonra sanık … ile kendisinin de yakalandığını, çekin sahte olduğunu yakalandıktan sonra öğrendiğini; 2009 yılı Eylül ayı içerisinde inceleme dışı sanık …'nin kendisini "…" olarak tanıtıp birlikte aldıkları mal karşılığında sahte çek verilmesi olayından herhangi bir bilgisinin olmadığını,
Sanık …; yaklaşık 3 yıldır eşarp alım satımı ile uğraştığını, son bir aydır seyyar olarak bu işi yaptığını, daha önce katılan şirketin satış görevlisi olarak çalışırken bir ay önce kendi isteği ile işten ayrıldığını, oğlu olan sanık …'ın da kendisi ile birlikte işten ayrıldığını, tanık …'i tanıdığını, beş gün kadar önce Burdur ili Gölhisar ilçesinde esnaflık yaptığını söyleyen… … isimli bir şahsın kendisini arayarak eşarp almak istediğini, fiyatları sorduğunu ve 30.000 TL tutarında eşarp alacağını söylediğini, bir çek fotokopisini posta ile gönderdiğini, bir gün sonra tekrar arayınca hem tanışmak hem de ticaret yapmak için Gölhisar'a gitmeye karar verdiğini, sanık … ve inceleme dışı sanık … ile birlikte Gölhisar'a gittiğinde önce çek fotokopisini bankadan teyit ettiğini, banka görevlisinin çekin doğru olduğunu ve… …'a ait olduğunu söylediğini, sonra… …'ın tarif ettiği dükkana gittiklerini, dükkanın boş olduğunu, bir kahvehanede malları verip çeki aldığını, daha sonra katılan şirketin Konya bölge müdürlüğünü arayıp mal almak istediğini, aracın plakasından dolayı mal vermeyeceklerini düşündüklerini, eşarpları aldıktan sonra yerine takmak kaydıyla oğlu ve yeğeninin bir tır dorsesinin plakasını sökme teklifini kabul ettiğini, buluşma yeri olan Burdur'daki akaryakıt istasyonunda Konya bölge müdürlüğü çalışanlarının inceleme dışı sanık … ile buluştuklarını, kendisi ile sanık …'ın tanınma ihtimali nedeniyle ayrı durduklarını, bir süre sonra polisin inceleme dışı sanık …'yi yakaladığını, daha sonra polislerin doğrudan yanlarına gelerek kendisi ile sanık …'ı da yakaladığını, Halil …'tan aldığı çekin sahte olduğunu yakalandıktan sonra öğrendiğini; 2009 yılı Eylül ayı içerisinde inceleme dışı sanık …'nin kendisini "…" olarak tanıtıp birlikte aldıkları mal karşılığında sahte çek verdikleri iddialarını kabul etmediğini, Bergama'daki çeklerle herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, Bergama'da herhangi bir işi olmadığını, sadece buradaki müşterilerine mal götürdüğünü; soruşturma evresinde 09.11.2009 tarihli ifadesinde ve kovuşturma evresinde 25.11.2011 tarihli duruşmada ek olarak, 15.000 TL prim alacağının verilmemesi nedeniyle katılan şirketten 05.08.2009 tarihinde fiili olarak ayrıldığını ve katılan şirketin 500.000 TL civarında vergi kaçırdığına ilişkin elinde belgeler olduğunu söylediğini, bunun üzerine kendisini tehdit etmeye başladıklarını, Burdur'da yakalanmadan bir hafta kadar önce katılan şirketin pazarlama müdürü…'in kendisini telefonla arayarak "Selim gel işinin başına dön ve yanına aldığın satış fişlerini bize geri getir" dediğini, elindeki belgeler nedeniyle katılan şirkete 2.000.000 TL civarında bir ceza geleceğini ve belgeleri vermeyeceğini söylemesi üzerine "Burası Türkiye, iki sahte şahit ve imza ile insanı ipe götürürler akıllı ol aslanım" dediğini, 05.10.2009 tarihinde ihtarname ile de işine son verildiğini, bu olaydan sonra Burdur'da tutuklandıklarını, tutuklandıktan sonra ağabeyi olan inceleme dışı sanık …'in cep telefonuna katılan şirketten mesaj geldiğini, bu mesajda anlaşma istediklerini bildiren ifadeler kullandıklarını; kovuşturma evresinde mahkemeye sunduğu 05.01.2013 havale tarihli savunma dilekçesinde ek olarak; tanık …'in 2011 yılı yaz aylarında kendisiyle buluştuğunda Bergama'da malları teslim ettiği kişinin inceleme dışı sanık … olmadığını, daha önceden hiç görmediği biri olduğunu ve şikâyetçi… …'ın baskısı ile malı teslim ettiğini söyleyerek maddi sıkıntısı nedeniyle kendisinden 5.000 TL istediğini, ancak parası olmadığı için vermediğini, ileride parası olursa 300-500 TL vereceğini söylediğini, tanık …'in 07.07.2011 tarihinde İşbankası ile Yapı ve Kredi bankası hesap numaralarını göndererek "İkisine de yatırabilirsin abi", 05.10.2011 tarihinde "Bu akşama kadar 500 TL gönder, bu saatten sonra ben de kendime yakışanı yapıyorum", 05.11.2011 tarihinde ise "10 gün geçti, 500 TL'yi hâla göndermedin, ben benden tutamayacağın söz vermeni istemedim. Atla deve değil bunlar, bu akşama kadar 500 TL göndermezsen bu dakikadan sonra herkesin yaptığı kendi şerefine" şeklinde telefon mesajları gönderdiğini,
Savunmuşlardır.
Sanıklara atılı nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarının sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarının unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
Dolandırıcılık suçu 5237 sayılı TCK'nın 157. maddesinde; "Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir." şeklinde düzenlenmiş, 158. maddesinde ise suçun nitelikli hâlleri sayılmıştır.
Mal varlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,
3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır.
Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer mal varlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece mal varlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.
5237 sayılı TCK'nın 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş olmasına göre, her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Kanun koyucu anılan maddede hilenin tanımını yapmayarak suçun maddi konusunun hareket kısmını oluşturan hileli davranışların nelerden ibaret olduğunu belirtmemiş, bilinçli olarak bu hususu öğreti ve uygulamaya bırakmıştır.
"Hile", Türk Dili Kurumu sözlüğünde; "Birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika" (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s. 891) şeklinde, uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; "Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez." biçiminde tanımlanmıştır.
Öğretide de hile ile ilgili olarak; "Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir." (Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, s. 453), "Hile, oyun, aldatma, düzen demektir. Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu her davranış hiledir." (Nur Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar, İstanbul 2011, Beta Yayınevi, 2. Baskı, Cilt I, s. 456) biçiminde tanımlara yer verilmiştir.
Yerleşmiş uygulamalar ve öğretideki baskın görüşlere göre ortaya konulan ilkeler göz önünde bulundurulduğunda; hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, hataya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkânlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.
Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: "Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir." (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2012, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, s. 650), "Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır." (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 6. Baskı, s. 343), "Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir." (Nur Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 2011, Beta Yayınevi, 2. Baskı, Cilt I, s. 462).
Esasen, hangi davranışların hileli olup olmadığı konusunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, bu konuda olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.
Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren "Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle" dolandırıcılık suçu ise; suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK'nın 158/1-f maddesinde; "(1) Dolandırıcılık suçunun; …f- Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, işlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.", son cümlesi ise "Ancak, … (f), … bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz." şeklinde iken, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile birinci fıkrada yer alan "iki yıldan yeri yıla" ibaresi "üç yıldan on yıla", son cümledeki "üç yıldan" ibaresi ise "dört yıldan" şeklinde değiştirilmiştir.
Resmî belgede sahtecilik suçu ise TCK'nın 204. maddesinde; "(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Suçun konusu resmî belge olup, resmî belgede bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlenen yazıyı ifade etmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında resmî belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır. Birinci seçimlik hareket, resmî belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmî belge esasında mevcut olmadığı halde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir. İkinci seçimlik hareket gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan resmî belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Birinci ve ikinci seçimlik hareketle bağlantılı olarak belirtmek gerekir ki; sahteciliğin, belge üzerindeki bilgilerin bir kısmına veya tamamına ilişkin olmasının, suçun oluşması açısından bir önemi bulunmamaktadır. Üçüncü seçimlik hareket ise, sahte resmî belgeyi kullanmaktır. Kullanılan sahte belgenin kişinin kendisi veya başkası tarafından düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur. Kullanma mütemadi suç şeklinde de gerçekleşebilir.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesinin yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olması gerekir. Kamu görevlisinin gerçeğe aykırı olarak bir olayı kendi huzurunda gerçekleşmiş veya bir beyanı kendi huzurunda yapılmış gibi göstererek belge düzenlemesi hâlinde, bu fıkra hükmünde tanımlanan suç oluşmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması hükme bağlanmıştır.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamu güveni olup, belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek, söz konusu eylemler suç olarak düzenlenmiş ve yaptırım altına alınmıştır.
Sahtelikten söz edebilmek için, düzenlenen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tâbi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte (nesnel) bulunup bulunmadığının ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığının şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekir.
Öte yandan, ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan "in dubio pro reo" yani "kuşkudan sanık yararlanır" ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirme biçimi konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında bir numaralı uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Katılan … A.Ş'nin İzmir bölge müdürlüğünde pazarlamacı olarak çalışan tanık …'i telefonla arayıp kendisini … olarak tanıtan bir şahsın Bergama'da teslim edilmek üzere eşarp satın almak istediğini söylemesi üzerine katılan şirket müdürü şikâyetçi… …'ın bilgisi dahilinde tanık …'in eşarpları teslim etmek üzere olay günü Bergama'ya gittiği ve … isimli şahsı telefonla aradığı, şahsın bir işi çıktığını söyleyip malları ağabeyi …'nin teslim alacağını söylediği, tanık … ile iletişime geçen ve isminin… olduğunu söyleyen bir şahsın ilçe merkezinde pazar kurulu olduğu için Park Bergama Alışveriş Merkezinde buluşmayı istediği, burada tanık …'ten teslim aldığı mallara karşılık toplam 25.000 TL tutarında iki adet çek verdiği, tanık …'in katılan şirket müdürüne çek bilgilerini gönderip onay aldıktan sonra malları teslim ederek geri döndüğü ve ertesi gün çekleri katılan şirket muhasebecisi tanık …'e verdiği, bankadan yapılan araştırmada çeklerin sahte olduklarının anlaşıldığı, bu olaydan bir hafta sonra katılan şirketin Konya bölge müdürlüğünü arayan ve kendisini… … olarak tanıtan bir şahsın Burdur'da teslim edilmek üzere eşarp satın almak istediğini ve alacağı mal karşılığında yeğeni olan… … tarafından çek verileceğini söylemesi üzerine Bergama'daki olaydan bilgisi olan şirket çalışanlarının kuşkulanıp durumu İzmir bölge müdürlüğüne bildirdikleri, İzmir'den Konya'ya geçen tanık …'in Konya bölge müdürlüğü çalışanları ile birlikte Burdur'a gittiği ve buluşma yerinin belirlenmesi için yapılan telefon görüşmesinde… olduğunu söyleyen şahsın sesinin Bergama'daki olayda kendisini … olarak tanıtan şahsın sesi ile aynı olduğunu tespit ettiği, buluşma öncesinde yaşanan bu olayların polise bildirilmesi üzerine alış veriş sırasında çeki veren… isimli şahsın polis tarafından yakalandığı, bu şahsın gerçekte inceleme dışı sanık … olduğunun anlaşıldığı, sanıklar… ve…'in de olay yerinden uzaklaşmak istedikleri sırada yakalandıkları olayda;
28.09.2009 tarihinde Bergama'da teslimi yapılan malların siparişine ilişkin telefon görüşmesini inceleme dışı sanık …'nin yaptığının ve malları da inceleme dışı sanık …'in teslim aldığının tanıklar … ve …'in beyanları ile sabit olması, kovuşturma evresinde dosyaya getirilen ancak Yerel Mahkemece kararda değerlendirilmeye tabi tutulmayan arama ve aranmaya yönelik iletişimin tespiti ve baz istasyonu bilgilerine ilişkin HTS kayıtlarına göre sanık …'in olay günü olan 28.09.2009 tarihinde Bergama'da bulunduğu ve tanık … ile 17 dakika 25 saniye süreyle görüşme yaptığı anlaşılmış ise de; bu görüşmenin sanık …'in katılan şirketten fiilen ayrılmış olduğu ancak işten henüz çıkarılmadığı bir dönemde yapılması, aynı telefon numarası ile daha önce 16.09.2009 tarihinde de katılan şirket telefonuna mesaj göndermesi ve 21 dakika 2 saniye süreyle görüşme yapmış olması, ayrıca yine olaydan önce 11.09.2009, 14.09.2009 ve 17.09.2009 tarihlerinde de tanık … ile birden fazla telefon görüşmelerinin bulunması, aynı iş yerinde birlikte çalıştığı ve kendisini tanıyan tanıklar … ile …'in bu görüşmelere ve telefon numarasına ilişkin bir beyanlarının bulunmaması nedenleriyle olay günü yapılan görüşmenin işle ilgili olmasının ihtimal dahilinde bulunması, aynı HTS kayıtlarında sanık …'in sanık … ile, sanık …'ın da inceleme dışı sanık … ile görüşmeleri mevcut ise de adı geçenlerin birbirleri ile akraba olmaları ve suç tarihi öncesinde de birbirleriyle görüşmelerinin mevcut olması nedenleriyle olay günü yapılan görüşmelerin hayatın olağan akışına aykırı olmaması ve sanıklar… ve…'ın atılı suçlamaları kabul etmemeleri karşısında, Yerel Mahkemenin, sanıkların fikir ve eylem iş birliği içerisinde hareket ederek aralarındaki iş bölümü gereği her bir sanığın üzerine düşen vazifeyi icra ettikleri ve ürünleri birlikte teslim aldıkları gerekçesiyle sanıklar… ve…'ın, inceleme dışı sanıklar… ve …ile birlikte atılı suçları işlediklerine ilişkin kabulünün varsayımdan ibaret olduğunun, suçla ilgili olup olmadığı şüpheli olduğu gibi içeriği de belirsiz olan iletişimin tespiti kayıtları dışında sanıklar… ve…'in 28.09.2009 tarihinde Bergama'da inceleme dışı sanıklar… ve …ile birlikte atılı suçları işlediklerine ilişkin savunmalarının aksine, mahkûmiyetlerini gerektirir her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Ulaşılan bu sonuç dolayısıyla, diğer uyuşmazlık konuları değerlendirilmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 21.02.2019 tarihli ve 26442-1157 sayılı onama kararının sanıklar … ve … yönünden KALDIRILMASINA,
3- Bergama Ağır Ceza Mahkemesinin 23.12.2013 tarihli ve 122-219 sayılı sanıklar … ve … hakkındaki nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerinin, sanıklar … ve …'ın beraati yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Yerel Mahkeme hükümlerinin Özel Dairece onanması üzerine sanıklar … ve … hakkındaki hükümlerin kesinleştirilerek infaz için Cumhuriyet savcılığına gönderilmesi nedeniyle, bozma nedeni göz önüne alınarak sanıklar … ve …'ın cezalarının İNFAZLARININ DURUDURULMASINA, cezasının infazına başlanmış olan sanık …'ın SALIVERİLMESİNE, başka bir suçtan tutuklu ya da hükümlü olmadığı takdirde derhâl salıverilmesi için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 28.11.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

5237 sayılı Kanun'un 204. maddesinin birinci fıkrası; gerçeğe aykırı bir resmî belgenin sahte olarak üretilmesini, mevcut ve gerçek bir resmî belgenin aldatma kabiliyeti doğuracak biçimde değiştirilmesini ya da sahte olduğu bilinen resmî belgenin kullanılmasını yaptırıma bağlamaktadır. Seçimlik hareketli bir yapıya sahip olan bu fiilleri gerçekleştiren kimseler hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Suç konusu sahte belgenin fail tarafından bizzat basılmış olması ile başkası tarafından üretilen sahte belgenin araç üzerinde bilerek kullanılması ceza sorumluluğu açısından eşdeğerdir. Sahte belgenin araçta takılı bulundurularak trafikte yer alınması eylemi mütemadi suç niteliğinde de gerçekleşebilmektedir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 204Kaynağı aç
Madde 204- (1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek
bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi
belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak
düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren,
gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu
görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar
geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında
artırılır.
Resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek

Standart Dışı APP Plaka Kullanımının Hukuki Boyutu

Araç sahiplerince estetik kaygılarla tercih edilen, yazı karakterleri kalınlaştırılmış, kabartmalı veya üç boyutlu görünüm verilmiş Amerikan Pres Plaka (APP plaka) kullanımlarında adli sorumluluğun tespiti için plakanın niteliği ve tescil uyumu incelenmektedir. Plakanın gerçek araca ait olması, tescil kaydıyla birebir örtüşmesi ve aldatma kastı taşımaması durumunda eylem kural olarak Karayolları Trafik Kanunu kapsamındaki idari kuralların ihlali düzeyinde kalmaktadır.

Diğer taraftan, kullanılan plakanın yetkili basım kuruluşu tarafından tahsis edilmemiş olması ya da bütünüyle sahte olarak üretilmesi durumunda idari tedbirlerin yanında adli ceza süreci devreye girmektedir. Bir plakanın teknik şartlara aykırı bulunması ile sahtelik taşıması hâlinde, idari para cezası ve men yaptırımları ile 5237 sayılı TCK m. 204 kapsamındaki adli soruşturma birbirini dışlamaksızın eş zamanlı olarak yürütülebilmektedir. Nitekim 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 23. maddesinin beşinci fıkrası; basım işlemini gerçekleştiren yetkili kuruluş tarafından verilmemiş, tescil kaydı bulunmayan veya sahte plakaları takan ya da kullanan kişilerin Türk Ceza Kanunu'nun 204. maddesi hükmüne göre cezalandırılacağını düzenlemiştir.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 23Kaynağı aç
Madde 23 – (Değişik:
3/10/2016-KHK-676/20 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/18 md.)
Araç tescil belgesi ve tescil plakasının,
araç üzerinde uygun durumda bulundurulması zorunludur.
Araç tescil belgesini araçta bulundurmayan
veya tescil plakasını monte edilmesi gereken yerin dışında farklı bir yere takan
sürücülere 92 Türk Lirası idari para cezası verilir. Araç bilgileri doğrulanıncaya
ve plaka uygun yere takılıncaya kadar araç trafikten men edilir.
(Değişik üçüncü fıkra:12/2/2026-7574/4
md.) Yönetmelikte belirtilen
nitelik veya ölçülere aykırı plaka takan, öngörülen sayıda plaka takmayan
sürücülere 4.000 Türk lirası idari para cezası verilir. Bu araçlar plakaları
uygun duruma getirilene kadar trafikten menedilir. Tescil plakasının farklı
okunmasına veya okunamamasına bilerek neden olacak şekilde plakasında değişiklik yapan sürücülere
140.000 Türk lirası idari para cezası verilir ve araç otuz gün süre ile
trafikten menedilir. Son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru
bir yıl içinde iki veya daha fazla tescil plakasının farklı okunmasına veya
okunamamasına bilerek
neden olacak şekilde plakasında değişiklik yapan sürücülere her seferinde 280.000 Türk
lirası idari para cezası verilir ve araç altmış gün süre ile trafikten
menedilir.
(Değişik dördüncü fıkra:12/2/2026-7574/4
md.) Tescilli aracı plakasız kullanan sürücülere 46.000 Türk lirası
idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri otuz gün süreyle geri alınır ve
araç otuz gün süre ile trafikten menedilir. Son ihlalin gerçekleştiği tarihten
geriye doğru bir yıl içinde iki veya daha fazla birinci cümlenin ihlal edilmesi
halinde sürücülere her seferinde 140.000 Türk lirası idari para cezası
uygulanarak sürücü belgeleri altmış gün süreyle geri alınır ve araç altmış gün
süre ile trafikten menedilir.
(Değişik beşinci fıkra:12/2/2026-7574/4
md.) Başka
bir araca ait tescil plakasını/geçici tescil plakasını, plaka basım işlemini
gerçekleştiren kuruluş tarafından verilmemiş plakayı, tescil kaydı bulunmayan
plakayı veya sahte plakayı takan veya kullananlara 140.000 Türk lirası idari
para cezası uygulanarak sürücü belgeleri otuz gün süreyle geri alınır ve araç
otuz gün süre ile trafikten menedilir. Son ihlalin gerçekleştiği tarihten
geriye doğru bir yıl içinde iki veya daha fazla birinci cümlenin ihlal edilmesi
halinde her seferinde 280.000 Türk lirası idari para cezası uygulanarak sürücü
belgeleri altmış gün süreyle geri alınır ve araç altmış gün süre ile trafikten
menedilir. Ayrıca bu kişiler Türk Ceza Kanununun 204 üncü maddesi hükmüne göre
cezalandırılır.
(Ek fıkra:12/2/2026-7574/4 md.) Bu madde kapsamında menedilen
araçların men süresi sonunda, tescil plakaları uygun duruma getirilmeden araç
teslim edilmez.
(Ek fıkra:12/2/2026-7574/4 md.) İşleteni veya sahibi,
sürücüsünün kendisi olup olmadığına bakmaksızın araç tescil belgesi ve tescil
plakalarının, araç üzerinde uygun durumda bulundurulması ve aracın bu maddede
belirtilen hususlara uygun olarak kullanılması konusunda gerekli tedbirleri
almak ve denetimini yapmakla yükümlüdür.
(Ek fıkra:12/2/2026-7574/4 md.) Sürücü belgesi geri alma
işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır. Bu
madde kapsamında geri alınan sürücü belgelerinin iade edilebilmesi için bu
Kanun kapsamında verilen idari para cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması
şarttır.
Araç muayene raporu:[25]

Aldatma Yeteneği ve Soğuk Mühür Ölçütü

Resmî belgede sahtecilik suçunun vücut bulması için düzenlenen veya üzerinde değişiklik yapılan belgenin nesnel anlamda kişileri aldatabilecek nitelikte bulunması gerekmektedir. Aldatıcılık özelliği suçun kurucu ve vazgeçilmez unsurudur. Yapılan sahteliğin beş duyu organıyla ilk bakışta kolayca fark edilebilmesi durumunda hukuken sahtecilik suçu teşekkül etmez; belgenin sahteliğinin ancak özel bir teknik inceleme sonucunda anlaşılabiliyor olması aranır.

Tescil plakalarının resmî belge gücünü kazanabilmesi, mevzuat uyarınca plaka basımını gerçekleştiren yetkili kuruluşun soğuk mührünü taşımasına bağlıdır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 30. maddesinde yapılan değişiklik doğrultusunda tescil plakalarında basım işlemini gerçekleştiren kuruluşun mührü zorunlu kılınmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/143 Esas, 2020/108 Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere, plakanın kurucu unsuru olan Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu mührünü taşımayan plakaların aldatma kabiliyeti ve hukuki netice doğurma gücü bulunmamaktadır. Yetkili kuruluşun soğuk mühür izini taşımayan ve sahteliği ilk bakışta açıkça anlaşılabilen plakaların araçta kullanılması durumunda, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2024/2288 Esas, 2024/5630 Karar ve 2017/4997 Esas, 2018/393 Karar sayılı ilamları gereğince TCK m. 204/1 suçunun unsurları oluşmayacağından beraat kararı verilmesi gerekmektedir. Sahtecilik suçunun unsurları bulunmadığında üzerinde mühür izi olmayan plakayı kullanmak 2918 sayılı Kanun kapsamında idari yaptırımı gerektirir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2024/2288, K. 2024/5630Kaynağı aç
11. Ceza Dairesi         2024/2288 E.  ,  2024/5630 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2020/71 E., 2020/420 K.
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
KARAR : Mahkûmiyet
KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN: Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması
İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.12.2020 tarihli ve 2020/71 Esas, 2020/420 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca neticeten 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ilişkin hükmün, istinaf edilmeksizin 18.02.2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 13.02.2024 tarihli ve 2023/31556 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 08.03.2024 tarihli ve KYB-2024/20741 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 08.03.2024 tarihli ve KYB-2024/20741 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
"Dosya kapsamına göre, sanığın olay tarihi olan 30/10/2013 günü yapılan kontrolde gerçekte 34 TKF 67 plakalı olan aracına 34 PSU 01 sayılı plakayı takarak kullandığından bahisle yapılan yargılama sonucunda mahkumiyetine karar verilmiş ise de; İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarının 30/10/2013 tarih ve İZ-2013/1634 sayılı ekspertiz raporunda suça konu sahte bir adet plakada basılı bulunması gereken Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonuna ve Trafiğe ait soğuk mühür izlerinin bulunmadığının tespit edilmesi, mahkemece suça konu plaka üzerinde bulunması gerekli zorunlu unsurlarının bulunup bulunmadığı ve aldatma kabiliyetini haiz olup olmadığı yönünde plaka üzerinde herhangi bir incelemede bulunulmaması ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 18/07/1997 tarihli ve 23053 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 30. maddesine göre; tescil plakalarında, işlemi yapan tescil kuruluşu ile plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluşun mühürlerinin bulunmasının, anılan maddede 09/09/2011 gün ve 28049 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin 3. maddesiyle yapılan değişiklikle de bu tarihten itibaren yalnızca tescil kuruluşunun mührünün bulunmasının zorunlu olduğunun hüküm altına alınması, bu şekilde suça konu plakanın resmi belge niteliğini kazanabilmesi için üzerinde işlemi yapan tescil kuruluşu ile plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluşun mühürlerinin varlığının zorunlu olduğunun anlaşılması karşısında, sanığın olay tarihinde üzerinde mühür izi bulunmayan plakayı kullanmaktan ibaret eyleminin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanun'un 21. maddesi uyarınca idari yaptırıma tabi olduğu gözetilmeden, unsurları bulunmayan resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir."
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
1. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendinin;
“Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.” Şeklinde düzenlendiği belirlenmiştir.
2. 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrasında; "Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." hükmü yer almaktadır. Bu düzenlemeye göre, resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli olarak işlenebilen bir suçtur. Resmi belgede sahtecilik suçunda birinci seçimlik hareket, resmi belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmi belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir. İkinci seçimlik hareket, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, mevcut olan resmi belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Üçüncü seçimlik hareket ise sahte olarak düzenlenen ya da değiştirilen bu resmi belgeyi kullanmaktır.
3. Benzer bir olaya ilişkin olarak Yargıtay 11. Ceza Dairesinin, 07.11.2023 tarihli ve 2020/4004 Esas, 2023/8043 Karar sayılı ilamında; ", suç tarihinden önce yürürlükte bulunan 18.07.1997 tarihli ve 23053 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 30 uncu maddesine göre; tescil plakalarında, işlemi yapan tescil kuruluşu ile plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluşun mühürlerinin bulunmasının, anılan maddede 09.09.2011 tarihli ve 28049 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'in 3 üncü maddesiyle yapılan değişiklikle de bu tarihten itibaren yalnızca plaka basım işini gerçekleştiren kuruluşun mührünün bulunmasının zorunlu olduğu suç tarihi itibarıyla plaka basım işini gerçekleştiren (TŞOF) ait soğuk mühür izlerinin olmadığının rapor ve mahkeme gözlemi ile belirlenmesi, mevcut haliyle yapılan sahteciliğin ilk bakışta fark edilebilir olması nedeniyle aldatıcılık niteliğinin bulunmaması karşısında unsurları oluşmayan suçtan sanığın beraati yerine, mahkumiyet hükmü kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur…" denilmektedir.
4. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya içeriğine göre; olay tarihinde sanığın sevk ve idaresinde bulunan aracı, 34 T.. .. sayılı sahte plakayla kullanmak suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia ve kabul olunduğu olayda; suç tarihinden önce yürürlükte bulunan 18.07.1997 tarihli ve 23053 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 30 uncu maddesine göre; tescil plakalarında, işlemi yapan tescil kuruluşu ile plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluşun mühürlerinin bulunmasının, anılan maddede 09.09.2011 tarihli ve 28049 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin 3 üncü maddesiyle yapılan değişiklikle de bu tarihten itibaren yalnızca plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluşun mührünün bulunmasının zorunlu olduğu cihetle; İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün 11.11.2013 tarihli uzmanlık raporunda suça konu sahte plakada soğuk mühür izi bulunmadığının tespit edilmesi ve dosya içerisinde aslı bulunan plaka üzerinde Heyetimizce yapılan gözlemde de, herhangi bir mühür izinin olmadığının, bu haliyle aldatıcılık niteliğinin bulunmadığının belirlenmesi karşısında, somut olayda 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmayacağı anlaşılmıştır.
5. Sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla mahkûmiyet hükmü kurulması Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmekle, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.12.2020 tarihli ve 2020/71 Esas, 2020/420 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
3. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca bozma nedeni sanığın cezasının kaldırılmasını gerektirdiğinden ve yüklenen suçun unsurları itibarıyla oluşmadığı anlaşıldığından; sanığın, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca BERAATİNE,
4. Sanık hakkındaki İNFAZIN DURDURULMASINA, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse derhal TAHLİYESİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
29.04.2024 tarihinde karar verildi.
Yargıtay 21. Ceza Dairesi, E. 2016/8850, K. 2016/7278Kaynağı aç
21. Ceza Dairesi         2016/8850 E.  ,  2016/7278 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Sanık …’ın, 06 AY 2022 plaka sayılı aracın arka kısmına orijinal, ön kısmına ise sahte … sayılı plakaları takmak suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında; Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen ekspertiz raporunda, aracın arka tarafında takılı bulunan plakanın orijinal olduğunun, diğerinin ise, üzerinde Emniyet Genel müdürlüğü ile … Federasyonuna ait mühür izleri ve güvenlik unsurlarının bulunmadığından sahte olduğunun tespit edilmiş olması, Mahkemenin gözleminde plakalardan biri üzerinde soğuk mühür izi bulunmadığının belirtilmesi karşısında, suç tarihinde yürürlükte bulunan 18.07.1997 tarih ve 23053 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 30. maddesine göre; tescil plakalarında, işlemi yapan tescil kuruluşu ile plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluşun mühürlerinin bulunmasının, anılan maddede 09.09.2011 gün ve 28049 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin 3. maddesiyle yapılan değişiklikle de bu tarihten itibaren yalnızca tescil kuruluşunun mührünün bulunmasının zorunlu olduğunun hüküm altına alındığı cihetle; 19.07.2010 olan suç tarihine göre suça konu plakanın resmi belge niteliğini kazanabilmesi için üzerinde iki ayrı mührün varlığının zorunlu olduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK'nun 204/1. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmadığı, sanığın, başka araca ait gerçek bir plakayı kullanmaktan ibaret eyleminin 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasasının 21. maddesine uygun bulunduğu gözetilmeden, unsurları bulunmayan sahtecilik suçundan mahkumiyetine hükmolunması,
Yasaya aykırı olup, sanığın ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak sanığın lehine bulunan ve eylemine uyan 2918 sayılı Yasanın 21. maddesinde öngörülen idari para cezasının miktarına göre 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 20/2-c maddesinde yazılı soruşturma zamanaşımının, eylemin gerçekleştiği 19.07.2010 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından
yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta CMUK'nun 322 ve Kabahatler Kanunu'nun 24. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan Kabahatler Kanunu'nun 20/1. maddesi uyarınca sanık hakkında İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 29.11.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/143, K. 2020/108Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2018/143 E.  ,  2020/108 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 303-374
Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık …'ın TCK'nın 204/1, 62, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Kadıköy (Kapatılan) 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 29.11.2012 tarihli ve 1019-1200 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 21.05.2014 tarih ve 11700-9883 sayı ile;
"…Sahtecilik suçlarında aldatıcılık özelliğini belirleme yetkisinin hakime ait olduğu cihetle, suça konu plakalar getirtilerek duruşmada incelenip özellikleri tutanağa yazıldıktan ve denetime olanak verecek şekilde dosyaya konulduktan sonra iğfal kabiliyeti bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılıp karar yerinde tartışılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 11.09.2014 tarih ve 285-393 sayı ile; sanığın resmî belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 204/1, 62, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiş, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 18.05.2017 tarih ve 3030-3845 sayı ile;
"Sanık hakkında, sahte plaka kullandığı iddiasıyla açılan kamu davasında; aslı dosya içerisinde bulunan suça konu plakalarda, suç tarihinde yürürlükte olan mevzuata göre bulunması zorunlu Türkiye Şoförler Odası Federasyonuna ait mühür izinin bulunmadığının belirlenmesi karşısında suça konu plaka henüz resmi belge niteliğini kazanmadığından suça konu belgenin aldatıcı niteliği olmadığı ve hukuki sonuç doğurmayacağı cihetle; 5237 sayılı TCK'nın 204/1. maddesi kapsamında resmi belgede sahtecilik suçunun unsurları itibariyle oluşmayacağı, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkumiyet hükmü kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 06.07.2017 tarih ve 303-374 sayı ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.01.2018 tarihli ve 51357 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 01.03.2018 tarih ve 72-1837 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
16.06.2012 tarihli tutanağa göre; E-5 karayolu Kozyatağı CarrefourSa önünden Kadıköy istikametine doğru seyir hâlinde bulunan Güven Timleri Şube Müdürlüğü C Bölgesi Büro Amirliği görevlilerince, 16.06.2012 tarihinde saat 12.00 sıralarında 34 TJS 05 plakalı ticari taksiyi kullanan sanığın, araç kullanımı sırasında yalpalaması nedeniyle hâl ve hareketlerinden şüphelenildiği, sanığa polis oldukları belirtilmek suretiyle dur ihtarında bulunulduğu, CarrefourSa önü yan yol otobüs duraklarının arka tarafında sanığın, kullandığı araçtan inerek kaçmaya başladığı, bir müddet sonra görevlilerce yakalandığı, sanığın terk ettiği 34 TJS 05 sayılı plaka takılı araç motor şasi numarasından sorgulandığında, aracın gerçek plakasının 34 SZJ 81 olduğu, Doğancılar Polis Merkezi Amirliğinin 2012/3955 ceraim numaralı dosyasından çalıntı kaydı bulunduğunun belirlendiği, aracın üzerinde takılı bulunan 34 TJS 05 sayılı plaka kontrol edildiğinde mühürsüz olduğu,
İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından düzenlenen 20.06.2012 tarihli bilirkişi raporunda özetle; plaka levhalarının üzerinde “TR” ibareli ve ay yıldızlı gizli görüntüler ile güvenlik şeritlerinin bulunmadığı, sahte olarak meydana getirildikleri, tescil plakalarının resmîyet kazanması için gerekli olan tescil işlem birimine (Emniyet Genel Müdürlüğü) ve/veya plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluşa (Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu) ait basılı bulunması gereken soğuk mühür izlerinin bulunmadığı tespitlerine yer verildiği, aynı raporda; soğuk mühür izleri bulunmayan plakaların, görüş şartlarının elverişsiz olduğu hâllerde aldatma kabiliyetini haiz olacağı kanaatine varıldığı bilgilerinin yer aldığı,
Yerel Mahkemece, suça konu plakalar 29.11.2012 tarihli oturuma getirtilerek incelenmiş ancak yapılan inceleme doğrultusunda belgelerin iğfal kabiliyetini haiz olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmaksızın sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece 21.05.2014 tarih ve 11700-9883 sayı ile “Sahtecilik suçlarında aldatıcılık özelliğini belirleme yetkisinin hakime ait olduğu cihetle, suça konu plakalar getirtilerek duruşmada incelenip özellikleri tutanağa yazıldıktan ve denetime olanak verecek şekilde dosyaya konulduktan sonra iğfal kabiliyeti bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılıp karar yerinde tartışılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği” isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece plakalar 11.09.2014 tarihli oturuma getirtilip incelendikten sonra, duruşma tutanağına Mahkeme gözleminin; “Üzerinde damga ve mühür izi bulunmadığı görüldü.” şeklinde aktarıldığı, bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda da Yerel Mahkemece sanık hakkında aynı suçtan yeniden mahkûmiyet hükmü kurulduğu,
Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece 18.05.2017 tarih ve 3030-3845 sayı ile “…aslı dosya içerisinde bulunan suça konu plakalarda, suç tarihinde yürürlükte olan mevzuata göre bulunması zorunlu Türkiye Şoförler Odası Federasyonuna ait mühür izinin bulunmadığının belirlenmesi karşısında suça konu plaka henüz resmi belge niteliğini kazanmadığından belgenin aldatıcı niteliği olmadığı ve hukuki sonuç doğurmayacağı cihetle; 5237 sayılı TCK'nın 204/1. maddesi kapsamında resmi belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla oluşmayacağı, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkumiyet hükmü kurulması…” isabetsizliğinden bozulduğu,
Bozma üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkeme ise plaka üzerindeki mührün sadece yakından ve dikkatle bakıldığı taktirde görülebileceği, Kanun’un, plaka ve üzerindeki harf, rakam boyutlarını özellikle görülebilecek şekilde belirlediği, bu nedenlerle davaya konu edilen plakaların TCK'nın 204/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu şeklindeki gerekçe ile önceki kararında direndiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık aşamalarda; daha önce taksi şoförlüğü yaptığını, geçimini sağlamak için kiralayarak sarı renkle kaplattığı aracı taksi olarak kullanmaya başladığını, internetten sipariş ettiği suça konu mühürsüz plakaları da araca taktığını, üzerine atılı suçu bu hâliyle kabul ettiğini savunmuştur.
Resmî belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde;
“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması gerektiği belirtilmiştir.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, tamamen veya kısmen değiştirilmesi ya da gerçek bir belgeye eklemeler yapılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.
Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmî belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.
Sahte belgenin ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenip belirli bir kişiyi değil birçok kişiyi aldatabilecek nitelikte olması ve aldatma gücünün objektif olarak saptanması gerekir. Bu nedenle örneğin, memurların bilgisizliği ve ihmalleri nedeniyle kandırıcılık yeteneği olmayan belge üzerinde işlem yapmaları belgeye hukuki geçerlilik kazandırmaz. Daha önceden var olan subjektif bir bilgi, belge üzerinde var olan aldatma yeteneğini ortadan kaldırıcı etkiye sahip değildir.
Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 tarihli ve 232-250 sayılı kararında da, aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği belirtilmiştir. Bu noktada sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup hâkim olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir.
Görüldüğü gibi, mahkemece, suçun konusunu oluşturan belge aslı getirtilerek resmî belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğelerin incelenmesi, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığının saptanması, duraksama hâlinde ise mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne başvurulmasında zorunluluk vardır.
Gelinen bu aşamada, trafikte kullanılan araçlara takılan plakaların basımı ve üzerinde mühür bulunmasının gerekli olup olmadığına ilişkin mevzuat hakkında bilgi verilmesinde fayda bulunmaktadır.
Karayolları Trafik Kanunu’nun “Kağıtların ve plakaların basım ve dağıtımı ile ilgili gelirden pay ayrılması” başlıklı 131. maddesinin 2. fıkrası; “Basılı kağıtlar ile plakalar Türkiye Şöförler ve Otomobilciler Federasyonunca bastırılır ve maliyetleri nazari itibara alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ve Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonunca birlikte tespit edilecek bedel mukabilinde il merkezlerinde veya kuruluşu bulunan ilçelerde,adı geçen Federasyonca İçişleri Bakanlığının tespit edeceği esaslara göre verilir.”,
Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin bu Kanun hükmü doğrultusunda hazırlınan “Basılı Kağıt ve Tescil Plakalarının Basım ve Dağıtımı” başlıklı 176. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin 3. alt bendi ise “Basılı kağıtların ve tescil plakalarının basımı ve dağıtımı Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu tarafından yapılır.” şeklinde düzenlenerek plakaların basım işleminin Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu tarafından yapılacağı açıkça belirtilmiştir.
Öte yandan aynı Yönetmelik’in suç tarihinde yürürlükte bulunan “Tescil İşlemleri Müşterek Hükümler” başlıklı 30. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi; “Tescil plakalarında, plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluşun mührü bulunur. Tescile yetkili kuruluşlar ile Emniyet Genel Müdürlüğünce yetkilendirilen kurum veya kuruluşlar tarafından düzenlenen plaka basım talep belgesi (Ek-45) yazılı veya elektronik ortamda ibraz edilmeden plaka basımı yapılmaz. Plaka basım talep belgesi veya buna ilişkin elektronik bildirim plakayı basan kuruluş tarafından en az üç yıl süre ile muhafaza edilir.” şeklinde düzenlenmiş olup plakalarda, plaka basım işlemini gerçekleştiren Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu mührünün bulunacağı kaleme alınmıştır. Böylece plakalardaki mühür plakanın bir unsuru olarak belirlenmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın, internetten sipariş ederek temin ettiği 34 TJS 05 sayılı plakayı, araç kiralama şirketinden kiraladığı araca takıp kullandığı sırada güvenlik güçleri tarafından yakalandığı olayda;
İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 20.06.2012 tarihli bilirkişi raporunda; plaka levhalarının üzerinde “TR” ibareli ve ay yıldızlı gizli görüntüler ile güvenlik şeritlerinin olmadığı, sahte olarak meydana getirildikleri, tescil plakalarında basılı bulunması gereken soğuk mühür izlerinin bulunmadığı tespitlerine yer verilip soğuk mühür izleri bulunmayan plakaların, görüş şartlarının elverişsiz olduğu hâllerde aldatma kabiliyetini haiz olacağı kanaatine varılmış ve Yerel Mahkemece plakalar üzerinde yapılan incelemede de plakalarda mühür izinin olmadığının belirlenmesine rağmen bu hususun iğfal kabiliyetini etkilemeyeceğinden bahisle sanığın mahkûmiyetine karar verilmiş ise de Karayolları Trafik Kanunu’nun 131. Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin ise 176. maddeleri uyarınca plaka basım işlemini Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonunun gerçekleştirdiği, yine anılan Yönetmelik’in suç tarihinde yürürlükte bulunan 30. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde de “Tescil plakalarında, plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluşun mührü bulunur.” hükmünün yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda anılan düzenlemelere göre plakaların unsuru niteliğinde olan ve üzerinde bulunması gereken Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu mührünün, dosya içerisinde bulunan plaka asılları üzerinde yer almadığı, mevcut hâliyle suça konu plakaların aldatma yeteneğinin bulunmadığı ve hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte olmadığı anlaşıldığından, sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul Anadolu 22. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.07.2017 tarihli ve 303-374 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.02.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2017/4997, K. 2018/393Kaynağı aç
11. Ceza Dairesi         2017/4997 E.  ,  2018/393 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
UYAP'taki bilgilere göre, gerekçeli kararın tebliğ edildiği 20.01.2014 tarihinde sanığın cezaevinde hükümlü olduğunun anlaşılması karşısında, yapılan tebligatın usulsüz olduğu anlaşılmış ve sanığın temyizi süresinde kabul edilmiştir.
19.07.2010 tarihli Kriminal raporunda, plakalar üzerinde soğuk mühür bulunmadığının tespit edilmesi, 22.06.2010 tarihli kolluk tutanağında da suça konu plakaların mühürsüz olduklarının tespit edilmesi karşısında, resmi belgede sahtecilik suçunun aldatıcılık niteliğinin bulunması nedeniyle, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Buna karşın, plaka üzerine yetkili kuruluşun soğuk mühür izi taklit edilerek basılmışsa ve bu mühür izi aslına nazaran birtakım ayrımlar barındırsa dahi ilk bakışta kolaylıkla anlaşılamayacak bir benzerlikte ise belgenin aldatma kabiliyetine sahip olduğu kabul edilir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2011/13529 Esas, 2013/7288 Karar sayılı içtihadında açıklandığı üzere, sahteliğin kolaylıkla fark edilemediği durumlarda TCK m. 204/1 kapsamında cezai sorumluluk doğmaktadır. Belgelerde aldatma yeteneğinin mevcut olup olmadığını takdir etme yetkisi münhasıran hâkime aittir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2021/11223 Esas, 2024/414 Karar ve Ceza Genel Kurulu'nun 2018/143 Esas, 2020/108 Karar sayılı kararları doğrultusunda, dava konusu plakanın duruşmaya celbedilerek fiziki özelliklerinin incelenmesi, tutanağa geçirilmesi ve aldatma kabiliyetinin gerekçeli kararda yöntemince tartışılması kanuni bir zorunluluktur.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2021/11223, K. 2024/414Kaynağı aç
2. Ceza Dairesi         2021/11223 E.  ,  2024/414 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
EK KARAR TARİHİ :
SAYISI : 2015/647 E., 2016/533 K.
SUÇLAR : Hırsızlık, resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, temyiz isteminin reddi
TEMYİZ EDENLER : Sanık …, sanıklar …, … ve … müdafileri
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, ek kararın onanması
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
A. Sanık … hakkında verilen ek karara yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Temyiz isteminin reddine dair 07.12.2016 gün ve 2015/647 Esas, 2016/533 Karar sayılı ek kararda bir isabetsizlik görülmediğinden, bu karara yönelik temyiz itirazlarının reddiyle, temyiz isteminin reddine dair ek kararın istem gibi ONANMASINA,
B. Sanık … hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükmün temyiz isteminin incelenmesinde;
Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hâkimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,
C. Sanıklar … ve … hakkında hırsızlık, resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarından; sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarından kurulan hükümlerin temyiz istemlerinin incelenmesinde;
1.Sanık … hakkında kurulan hükümler yönünden; UYAP ortamından alınan nüfus kayıt örneğine göre, sanık …'in karar tarihinden sonra 21.10.2023 tarihinde öldüğü anlaşılmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 64/1. ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/8. maddeleri uyarınca, ölüm nedeniyle hakkında düşme kararı verilip verilmeyeceğinin yerel mahkemece değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
2.Sanık … hakkında hırsızlık suçundan kurulan hüküm yönünden; 5271 sayılı Kanun'un 196/2. maddesinde yer alan “Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir.” şeklindeki düzenleme uyarınca, 5237 sayılı Kanun'un 142/2-h maddesinde düzenlenen hırsızlık suçuna ilişkin cezanın alt sınırının 5 yıl olması karşısında, sanığın istinabe suretiyle başka mahkeme tarafından sorguya çekilemeyeceği gözetilmeden savunma hakkı kısıtlanarak yargılamaya devamla, mahkûmiyetine karar verilmesi,
3. Sanıklar … ve …'in, katılana ait kamyonu çaldıktan sonra kamyona sanık …'a ait aracın 33 … .. sayılı plakasının orjinalini ön tarafına, sahtesini ise arka tarafına takmak ve 33 … .. plaka sayılı araca ait şase ve motor blokunu, katılana ait araca monte etmek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediklerinin iddia ve kabul olunduğu olayda; belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdirinin mahkemeye ait olması nedeniyle, suça konu belgeler duruşmaya getirtilerek incelenmek suretiyle özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, denetime olanak verecek şekilde dosya içerisine konulması, aldatma yeteneğine sahip olup olmadığının gerekçeli kararda tartışılması gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve değerlendirme sonucunda sanıklar hakkında mahkûmiyet hükümleri kurulması,
4.5237 sayılı Kanun'un 206. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunun oluşabilmesi için, yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması gerekmektedir. Resmi bir belgenin düzenlenmesi sırasında beyanda bulunacak kişinin gerçeği söyleme zorunluluğu vardır. Kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunluysa ve bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenirse, kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin beyanını içeren belge, ispat aracı olarak kullanılamayacağından, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır. Bununla birlikte suçun oluşması için kişinin beyanda bulunması yeterli olmayıp bu beyan üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; kolluk görevlileri tarafından katılanın çalınan kamyonunun araştırılması sırasında sanık …'nin ikâmet bahçesinde gördükleri kamyonun belgelerinin istenmesi üzerine sanık …'nin sanık … adına olan ve plakasını çalıntı kamyona taktıkları 33 … .. plaka sayılı araca ait Motorlu Araç Trafik Belgesi ve Araç Tescil Belgesi'ni kolluk görevlilerine verdiği, yapılan kontrollerde görevlilerce durumun fark edildiğinin anlaşılması karşısında, unsurları oluşmayan suçtan sanıkların beraatleri yerine, yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … ile sanıklar …, … müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 11.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başka Araca Ait Plaka Kullanımı ve Yargılama Usulü

Başka bir araca ait gerçek plakanın bir araca monte edilerek kullanılması durumunda, 2918 sayılı Kanun'un 23. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca failler hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 204. maddesi hükümleri uyarınca ceza tayin edilir. Nitekim 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile başka araca ait gerçek plakanın takılması fiilinin TCK m. 204/1 kapsamında cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2013/15039 Esas, 2015/29607 Karar sayılı kararında da başka araca ait bilgileri taşıyan sahte plakanın montajı ve kullanımı resmî belgede sahtecilik suçunun sübutu olarak kabul edilmiştir. Yargıtay 21. Ceza Dairesi'nin 2016/8850 Esas, 2016/7278 Karar ve 11. Ceza Dairesi'nin 2019/1262 Esas, 2021/3484 Karar sayılı kararlarında başka araca ait veya hurdaya ayrılmış aracın gerçek plakasının kullanılması fiillerinde sahtecilik mahkûmiyetleri bozulmuş ise de bu değerlendirmeler yasa değişikliği öncesi suç tarihlerine dayanmaktadır.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2013/15039, K. 2015/29607Kaynağı aç
15. Ceza Dairesi         2013/15039 E.  ,  2015/29607 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, başkasının kimlik bilgilerini kullanma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK'nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
5237 sayılı TCK'nın 158/1-i bendinde ise serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş,193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyeti “sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı Kanunun 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Anılan Kanunun 37. maddesinin 4. bendinde ise, “gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden doğan kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı” belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Sanık Y.. M..'ın, suçta kullanmak amacıyla Ankara İli …. İlçesi'nde bulunan ve kayıt maliki olan …..'ın yanına giderek ona ait ….. plakalı Mercedes marka kamyonunu 3 ay süre ile kiralamak istediğini beyan ettiği, tarafların anlaştıkları, sözleşme imzaladıkları, söz konusu sözleşme yapılırken sanık Yüksel'in kendi ismini F.. S.. olarak tanıttığı ve sözleşmeye ek olarak bu isme ait sahte ehliyet fotokopisi verdiği, bilahare sanık ……'in benzer özelliklere sahip araç aradığı ve aynı özelliklere sahip (renk, model, marka) İ.. T.. adına kayıtlı …… plaka sayılı kamyon olduğunu internet ortamından öğrendiği ve sahte şekilde düzenlediği …….sayılı plakaları hazırlayarak ….. plakalı araca monte ettiği, böylece sanık …..'in gerçek kimliğinin açığa çıkmasını önleyici her türlü önlemi aldığı,müşteki H.. S..'ın Adana'da nakliyecilik yaptığı ve Marsa Yağ Fabrikası'na ait margarinlerin nakliyesi için aracılık yaptığı, 19/02/2008 tarihinde müşteki Hıdır'a ait iş yerine gelen ve kendisini S.. A.. olarak tanıtan sanık Y.. M..'ın, müştekiye yük aradığını söylediği, sanık ile müştekinin yanında çalışan tanık Bekir'in muhatap olduğu, tanık Bekir'in, getirilen ………. plaka sayılı kamyon ve sanık ……'in fotoğraflarını birlikte çektiği, yük almak için …………. plaka sayılı kamyon ile gelen ve kendisini S.. A.. olarak tanıtan sanığın, S.. A..'in ismi ile düzenlenmiş, ancak kendi fotoğrafı yapıştırılı ehliyet, yine aynı şekilde S.. A..'in bilgileri ile düzenlenen yine kendi fotoğrafı yapıştırılmış mesleki yeterlilik belgesini müşteki Hıdır'a gösterdiği, müştekinin, kontrol yaptıktan sonra Tokat İli'ne götürülmek üzere yaklaşık 32.419,31 TL'lik margarini sanığa teslim ettiği, ancak sanık ……'in söz konusu margarin yükünü teslim yerine götürmeyerek bilinmeyen bir yere götürdüğü ve satıp menfaat temin ettiği ve bu şekilde nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, başkasının kimlik bilgilerini kullanma ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarını işlediğine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın, kamu kurumu olan Trafik Tescil Şube Müdürlüğü’nün maddi varlığı olan sürücü belgesi, araç ruhsatını ve plakayı kullanmış olması şeklinde gerçekleşen olayda, TCK'nın 158/1-d maddesinde öngörülen “Kamu kurumunun vasıta olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” suçunun oluşmasına rağmen, başka bir şirket adına nakliye işini üstlenen ve kendisine ait bir taşıma şirketi bulunmayan, bu nedenle kanunda belirtilen anlamda serbest meslek sahibi olmayan sanık hakkında mahkemece 158/1-i maddesinde belirtilen "Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle dolandırıcılık" suçunun oluştuğu kabulü ile uygulama yapılması sonuca etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Sanığın, plaka ve kimlik bilgilerini kullanması nedeniyle müşteki S.. A..'in soruşturma sırasında 06.05.2008 tarihinde kolluk tarafından şüpheli olarak ifadesinin alındığı, aynı şekilde müşteki İ.. T..in de 22.04.2008 tarinde kolluk tarafından şüpheli olarak ifadesinin alındığı ve her iki müşteki hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2008/48180 soruşturma; 2008/24793 karar ve 13.10.2008 tarihli takipsizlik kararı verildiğinin anlaşılması, ayrıca tanık ……'in, İ.. T.. adına kayıtlı 67 NU 517 sayılı sahte plaka takılmış kamyon ve sanık ……'in fotoğraflarını birlikte çektiği, bu fotoğrafın dosya kapsamında mevcut olduğu ve resmi belgede sahtecilik suçunun bu şekilde sübut bulması karşısında tebliğnamedeki 2 numaralı bozma isteyen düşüncelere iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 07.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sahte plaka kullanımı davalarında, aynı araca ilişkin sahte plaka ile sahte tescil belgesinin eş zamanlı olarak ele geçirilmesi ve kullanılması fiili zincirleme suçu oluşturmamakta, bir bütün halinde tek bir resmî belgede sahtecilik suçunu meydana getirmektedir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2009/21298 Esas, 2012/16751 Karar sayılı ilamına göre mahkemece TCK m. 43/1 uyarınca artırım uygulanamaz; sahte belge çeşitliliği ve kastın yoğunluğu temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak takdirinde değerlendirilir. Hüküm altına alınan sahte araç plakalarının dosyada delil olarak tutulması usulsüz olup TCK m. 54 gereğince müsaderesi zorunludur. Çalınan araçların motor, şasi ve plaka bilgileri değiştirilerek sahte tescil ve vekâletnamelerle satılması eylemlerinde nitelikli dolandırıcılık ve zincirleme sahtecilik değerlendirmesini yapma görevi Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2012/4028 Esas, 2013/11439 Karar sayılı ilamı gereğince Ağır Ceza Mahkemesine aittir. Trafik sicilinden terkin edilmiş ve hurdaya ayrılmış bir aracın motor ve şasi numarasının kazınması ise Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/2725 Esas, 2023/9410 Karar sayılı ilamı doğrultusunda TCK m. 208'deki özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçunu oluşturur; bu levhalar TCK m. 204/3 kapsamındaki sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden sayılmaz.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2009/21298, K. 2012/16751Kaynağı aç
11. Ceza Dairesi         2009/21298 E.  ,  2012/16751 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Zincirleme olarak sahte resmi belge kullanmak
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
1-Resmi evrakta sahtecilik suçlarının konusunu oluşturan belgenin, taşınabilen bir şey üzerine yazılıp da hukuki hüküm ifade eden bir olayı kanıtlamaya yarayan yazı olduğu, 5237 sayılı TCK’nun 204. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, belgenin varlığının kabulü için yazılı kağıdın bulunmasının zorunlu olmadığı, bir metal levha üzerine yazı yazılması halinde de diğer unsurların varlığı durumunda, belgeden söz edilebileceği, bu bakımdan araç plakalarının da resmi belge olarak kabulü gerekeceğinin vurgulanması karşısında, sahte plaka oluşturulması ve bu plakanın bilerek kullanılması fiillerinin 5237 sayılı TCK’nun 204/1. maddesine uyan suçu oluşturduğu ve aynı araca ilişkin olup aynı zamanda ele geçirilen sahte trafik tescil belgesi ve araç plakasını kullanması fiilinin sanığın savunmasının aksine bir delil de bulunmaması halinde bir bütün olarak tek bir resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı, sanığın güttüğü amaç ve saik, suç konusunun önemi, kastın yoğunluğu ve sahte belge çeşitliliği dikkate alınarak temel cezanın alt sınırdan uzaklaşarak tayin ve tespitinin gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de,
2-Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04.10.2011 gün ve 115/197 sayılı kararında açıklandığı üzere, 5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesinde “değişik zamanlarda” denilmesi karşısında, sanığın, aynı araç için 34 ZH 329 sayılı sahte plaka ve motorlu araç trafik tescil belgesini kullanmaktan ibaret eylemi nedeniyle, belgelerin farklı tarihlerde yapıldığına dair kesin delil bulunmayıp fiilin aynı anda işlendiğinin kabul edilmesinin gerekmesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı gözetilmeden ve belgede sahtecilik suçu nedeniyle kurulan hükümde anılan maddenin koşullarının ne surette oluştuğu açıklanıp gösterilmeden yazılı şekilde teselsül eden resmi belgede sahtecilik suçundan ceza tayini,
Yasaya aykırı,
3-Hükümden sonra, 08.02.2008 gün ve 26781 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.nun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkraları gereğince sanık hakkında “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının" takdir ve değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkın gözetilmesine 08.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu Kapsamındaki İdari Yaptırımlar

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 23. maddesi, tescil plakalarının araç üzerinde mevzuata uygun şekilde bulundurulmasını şart koşmuştur. Araç tescil belgesini araçta bulundurmayan veya plakayı montaj yeri dışında farklı bir noktaya takan sürücülere idari para cezası uygulanmakta; araç bilgileri doğrulanıp plaka usulüne uygun yere monte edilene kadar araç trafikten menedilmektedir. Yönetmelikte belirlenen nitelik veya ölçülere aykırı plaka takan ya da zorunlu sayıda plaka bulundurmayan sürücülere idari para cezası verilerek araçlar plakaları uygun duruma getirilinceye kadar trafikten menedilmektedir.

Tescil plakasının farklı okunmasına veya okunamamasına bilerek sebebiyet verecek şekilde plakasında değişiklik yapan sürücülere idari para cezası verilir ve araç otuz gün süre ile trafikten menedilir. Bu ihlalin son eylemden geriye doğru bir yıl içinde iki veya daha fazla gerçekleşmesi hâlinde idari para cezası uygulanarak araç her seferinde altmış gün trafikten menedilmektedir. Tescilli aracı plakasız kullanan sürücülere ise idari para cezası verilmekte, sürücü belgeleri otuz gün süreyle geri alınmakta ve araç otuz gün trafikten menedilmektedir; bu fiilin bir yıl içinde tekrarında idari para cezası, altmış gün sürücü belgesinin geri alınması ve altmış gün men yaptırımı tatbik edilmektedir.

Başka bir araca ait tescil plakasını, basım işlemini gerçekleştiren kuruluş tarafından verilmemiş plakayı, tescil kaydı bulunmayan veya sahte plakayı takan ya da kullananlara idari para cezası verilerek sürücü belgeleri otuz gün süreyle geri alınmakta ve araç otuz gün süreyle trafikten menedilmektedir. Son ihlalin gerçekleştiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde bu fiilin iki veya daha fazla tekrarlanması durumunda her seferinde idari para cezası verilerek sürücü belgeleri altmış gün süreyle geri alınmakta ve araç altmış gün menedilmektedir; ayrıca ilgililer hakkında TCK m. 204 hükümleri uygulanmaktadır. Araç işleteni veya sahibi, sürücünün kendisi olup olmadığına bakılmaksızın plakaların uygun durumda bulundurulmasını ve denetimini sağlamakla yükümlüdür.

2918 sayılı Kanun'un 23. maddesi kapsamında geri alınan sürücü belgelerinin ilgilisine iade edilebilmesi için anılan madde kapsamında uygulanan idari para cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması kanuni bir zorunluluktur. Ayrıca bu madde kapsamında trafikten menedilen araçlar, men süresi tamamlansa dahi tescil plakaları mevzuata uygun duruma getirilmeden ilgilisine teslim edilmez.

APP plaka kullanmak tek başına resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturur mu?

Tescil kaydıyla uyumlu olan ve yalnızca estetik gayeyle yazı karakteri kalınlaştırılmış APP plakalar aldatma kastı bulunmadığı takdirde kural olarak sahtecilik suçunu oluşturmaz; ancak 2918 sayılı Kanun m. 23/5 uyarınca basım kuruluşu tarafından verilmeyen veya sahte nitelik taşıyan plakaların kullanımı idari yaptırımların yanında TCK m. 204 kapsamında adli sorumluluk doğurur.

Plakada soğuk mühür izi bulunmaması ceza davasını nasıl etkiler?

Tescil plakasının resmî belge niteliği kazanabilmesi için yetkili kuruluş olan Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu mührünü taşıması şarttır; soğuk mührün bulunmadığı ve sahteliğin ilk bakışta anlaşılabildiği hâllerde aldatma yeteneği gerçekleşmediğinden sanığın beraatine karar verilmesi gerekir.

Sahte plaka davasında mahkemenin plakayı bizzat incelemesi zorunlu mudur?

Evet, sahtecilik davalarında aldatma kabiliyetinin bulunup bulunmadığını belirleme yetkisi hâkime aittir; suça konu plaka duruşmaya celbedilip fiziki nitelikleri tutanağa kaydedilmeden ve iğfal yeteneği tartışılmadan mahkûmiyet hükmü verilemez.

Hurdaya ayrılmış bir aracın motor veya şasi numarasının kazınması TCK 204 sayılır mı?

Trafik kaydı silinmiş ve hurdaya ayrılmış bir aracın motor ve şasi numarasının kazınması resmî belgede sahtecilik suçunu değil, TCK m. 208'de düzenlenen özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçunu oluşturur; bu levhalar TCK m. 204/3 kapsamındaki sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge sayılmaz.

Aynı araçta sahte plaka ve sahte ruhsat bulunduğunda kaç ceza verilir?

Aynı araca ilişkin sahte plaka ile sahte motorlu araç tescil belgesinin eş zamanlı olarak kullanılması zincirleme suçu oluşturmayıp bir bütün halinde tek bir resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturur; ancak belge çeşitliliği temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde dikkate alınır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu