Tanıkların Mahkemede ve Keşif Mahallinde Dinlenilmesi

by Avukat Erdal Ersoy
Tanıkların Mahkemede ve Keşif Mahallinde Dinlenilmesi

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 259. maddesi uyarınca tanıklar kural olarak davaya bakan mahkemede dinlenir. Kanun bu temel kurala bazı istisnalar tanımaktadır: mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse tanığı olayın gerçekleştiği ya da şeyin bulunduğu yerde dinleyebilir; hasta veya engelli olması nedeniyle mahkemeye gelemeyen tanık bulunduğu yerde dinlenir; mahkemenin yargı çevresi dışında kalan tanığın ise bulunduğu yer mahkemesince dinlenmesine karar verilebilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 259Kaynağı aç
MADDE 259- (1) Tanıklar davaya bakan mahkemede dinlenir. (2) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekliyse, tanığın olayın gerçekleştiği veya şeyin bulunduğu yerde dinlenilmesine karar verebilir. (3) Mahkeme, hasta veya engelli olmasından dolayı gelemeyen tanığı bulunduğu yerde dinler.[27] (4) Mahkemenin yargı çevresi dışında bulunan tanığın, bulunduğu yer mahkemesi tarafından dinlenmesine karar verilebilir. İstinabe yolu ile dinlenilmesine karar verilen tanığın, nerede, hangi gün ve saatte dinleneceği hususu, talepleri hâlinde taraflara tebliğ edilir. Bu durumda, tanığın, hangi hususlardan dolayı dinleneceğini hâkim belirler. Tanığın bilgilendirilmesi

Temel Kural: Davaya Bakan Mahkemede Dinlenme

HMK m. 259/1, tanıkların davaya bakan mahkemede dinleneceğini hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme, hükmü verecek olan hâkimin tanığı bizzat dinlemesi esasını yansıtmaktadır; HMK m. 259'un ilk üç fıkrası bu ilkeyle ilgilidir.

Mahkeme Dışında Dinlenme: Kanundaki İstisnalar

HMK m. 259/2, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görüldüğünde mahkemeye, tanığı olayın gerçekleştiği veya şeyin bulunduğu yerde dinleme yetkisi tanımaktadır. Bu yetki takdire dayalıdır; mahkeme koşulları değerlendirerek yerinde dinlemeye karar verebilir.

HMK m. 259/3 uyarınca hasta veya engelli olması nedeniyle mahkemeye gelemeyen tanık bulunduğu yerde dinlenir; madde bu konuda emredici bir ifade kullanmaktadır. Yargı çevresi dışında bulunan tanık söz konusu olduğunda ise mahkeme, tanığın bulunduğu yer mahkemesince dinlenmesine karar verebilir. Bu istinabe hâlinde davaya bakan hâkim, tanığın hangi hususlardan dolayı dinleneceğini belirler; nerede, hangi gün ve saatte dinleneceği ise talepleri hâlinde taraflara tebliğ edilir (HMK m. 259/4).

Tanığın Çağrılması ve Davetiye Usulü

HMK m. 243/1'e göre tanık kural olarak davetiye ile çağrılır; ancak taraflarca hazır bulundurulan tanık dinlenebilir. Tanık listesi için kesin süre verilip dinlenme günü belirlenmiş ise liste verilmemiş olsa bile taraf o duruşmada tanığını hazır bulundurursa dinlenme gerçekleşir. Davetiyenin duruşma gününden en az bir hafta önce tebliğ edilmiş olması gerekir; acele hâllerde tanığın daha önce gelmesine karar verilebilir (HMK m. 243/2).

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 243Kaynağı aç
MADDE 243- (1) Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir. (2) Davetiyenin duruşma gününden en az bir hafta önce tebliğ edilmiş olması gerekir. Acele hâllerde tanığın daha önce gelmesine karar verilebilir. (3) Tanığı davet, gerektiğinde telefon, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, davete rağmen gelmemeye bağlanan sonuçlar, bu durumda uygulanmaz. Davetiyenin içeriği

Telefon, faks veya elektronik posta yoluyla da davet yapılabilir; ancak bu yollarla yapılan davete rağmen gelmeyen tanık hakkında gelmemeye bağlanan yaptırımlar uygulanmaz (HMK m. 243/3). Tanıklara gönderilecek davetiyede; tanığın adı, soyadı ve adresi, tarafların adları, tanıklık yapılacak konu, hazır bulunulacak yer, gün ve saat, gelmemenin ya da tanıklıktan veya yemin etmekten çekinmenin hukuki ve cezai sonuçları ile ücret ödeneceği bilgisi yer alır (HMK m. 244/1).

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 244Kaynağı aç
MADDE 244- (1) Tanıklara gönderilecek davetiyede; a) Tanığın adı, soyadı ve açık adresi, b) Tarafların ad ve soyadları, c) Tanıklık yapacağı konu, ç) Hazır bulunması gereken yer, gün ve saat, d) Gelmemesinin veya gelmesine rağmen tanıklıktan ya da yemin etmekten çekinmesinin hukuki ve cezai sonuçları, e) Adalet Bakanlığınca hazırlanan tarife gereğince ücret ödeneceği, yazılır. Çağrıya uyma zorunluluğu

Dinlenme Usulü: Ayrı Dinleme, Sözlü Anlatım ve Tutanak

HMK m. 261/1'e göre tanıklar hâkim tarafından ayrı ayrı dinlenir; biri dinlenirken henüz dinlenmemiş olanlar salonda bulunamaz. Toplu mahkemede başkan, hâkimlerin her birinin tanığa doğrudan soru sormasına izin verir (HMK m. 261/4).

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 261Kaynağı aç
MADDE 261- (1) Tanıklar, hâkim tarafından ayrı ayrı dinlenir ve biri dinlenirken henüz dinlenmemiş olanlar salonda bulunamazlar. Tanıklar gerektiğinde yüzleştirilirler. (2) Tanık, bildiğini sözlü olarak açıklar ve sözü kesilmeden dinlenir. Dinlenilme sırasında, tanık, yazılı notlar kullanamaz. Şu kadar ki, tanık tarihleri ve rakamları tespit etmek veya bazı hususları açıklamak ya da hatırlayabilmek için yazılarına bakmak zorunda olduğunu hâkime söylerse, hâkim derhâl yazılarına bakmasına veya belirleyeceği duruşmada yeniden dinlenmesine karar verebilir. (3) Hâkim, tanık sözünü bitirdikten sonra, ifade ettiği hususların açıklanması veya tamamlanması amacıyla başka sorular da sorabilir. (4) Toplu mahkemede başkan, hâkimlerden her birinin tanığa doğrudan doğruya soru sormasına izin verir. (5) Tanığın sözleri tutanağa yazılarak önünde okunur ve tutanağın altı kendisine imza ettirilir. Yasak davranışlar

Tanık bildiğini sözlü olarak açıklar ve sözü kesilmeden dinlenir. Dinlenme sırasında yazılı not kullanamaz; ancak tarih ve rakamları saptamak ya da bazı hususları açıklamak için yazılarına bakmak zorunda olduğunu hâkime bildirirse, hâkim derhâl yazılarına bakmasına ya da belirleyeceği duruşmada yeniden dinlenmesine karar verebilir (HMK m. 261/2). Tanığın sözleri tutanağa yazılarak önünde okunur ve tutanağın altı kendisine imzalatılır (HMK m. 261/5).

Taşınmaz Uyuşmazlıklarında Keşif Mahallinde Dinlenme

Taşınmazla ilgili uyuşmazlıklarda HMK m. 259/2 çerçevesinde tanıkların keşif sırasında taşınmaz başında dinlenmesi gerekip gerekmediği, somut dava koşulları gözetilerek değerlendirilmektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/6170, K. 2018/14552 sayılı kararında taşınmaz başında keşif yapılmadan ve taraf tanıklarının beyanları alınmadan kurulan hükmü eksik inceleme sayarak bozmuştur. Aynı dairenin E. 2020/1175, K. 2021/5118 sayılı kararı ise bozma sonrası yapılan keşifte davalı tanıklarının dinlenmediğini ve tanık beyanları arasındaki çelişkinin giderilmeden sonuca gidildiğini saptayarak yeniden bozma kararı vermiştir; bu kararda taraf tanıklarının usulüne uygun tebligat ile çağrılarak HMK m. 259 ve m. 290/2 gereğince keşif yerinde dinlenmesi gerektiği de belirtilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/6170, K. 2018/14552Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/6170 E.  ,  2018/14552 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı taraf, kayden maliki bulunduğu 225 parsel sayılı taşınmaza, davalı tarafın, ağaçları kesmek ve ağaç dikmek suretiyle müdahalede bulunduğunu, bu müdahalenin Hekimhan Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/12 D.İş sayılı dosyası ile tespit edildiğini açıklayarak, davalının müdahalesinin önlenmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı taraf, dava konusu taşınmaza herhangi bir müdahalesinin bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; “Dosya kapsamı belgeler ile, davalının dava konusu taşınmaza müdahalesinin tespit edildiği” gerekçesi ile, “Davanın kabulü ile, davalının 225 parsel sayılı taşınmaza yapmış olduğu müdahalenin men'ine” karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Dava, tapulu taşınmaza el atmanın önlenmesi isteğine ilişkindir. Mahkemece; her ne kadar, dosya kapsamı belgeler ile, davalının dava konusu taşınmaza müdahalesinin tespit edildiği gerekçesi ile, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki; davacı taraf, kayden maliki bulunduğu 225 parsel sayılı taşınmaza, davalı tarafın iki yerinden, ağaçları kesmek ve ağaç dikmek suretiyle müdahalede bulunduğunu iddia etmiş, dava dilekçesinde diğer deliller ile birlikte, keşif ve tanık deliline dayanmış, tanıklarının isimlerini bildirmiş, davalı taraf da, dava konusu taşınmaza herhangi bir müdahalesinin bulunmadığını beyanla, cevap dilekçesinde, diğer delilleri ile birlikte keşif ve tanık deliline dayanmış, tanıklarının isimlerini bildirmiştir. Mahkemece; davaya konu taşınmaz başında keşif yapılmamış, tanık dinlenmemiş, davacı tarafın delil olarak dayandığı Hekimhan Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/12 D.İş sayılı dosyasına ibraz edilen bilirkişi raporu esas alınarak hüküm tesis edilmiştir. Mahkemenin, taraf iddialarının değerlendirilmesi açısından taşınmaz başında keşif icrası ile taraf tanıklarının beyanlarını almadan hüküm tesis etmesi doğru olmadığı gibi, dosya arasında bulunan ve hükme esas alınan, … Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/12 D.İş sayılı dosyasına ibraz edilen bilirkişi raporunun incelenmesinden, rapor içeriğinde, davalının, davacının taşınmazına yönelik, hüküm vermeye yeterli, açık, net ve anlaşılır bir müdahale tespitinin de yer almadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, Mahkemece, çekişmeli taşınmaz başında fen ve ziraat bilirkişileri ve taraf tanıkları huzuruyla keşif yapılması, tarafların göstermiş oldukları tanıkların 6100 sayılı HMK'nun 259. maddesi uyarınca taşınmaz başında dinlenilerek, davalı tarafın müdahalesinin bulunup bulunmadığının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, bilirkişilerden uygulamayı yansıtan, infazı sağlamaya yeterli, krokili rapor alınması ve oluşacak duruma göre hüküm kurulması gerekir iken, eksik inceleme ve araştırma ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 27.6.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2020/1175, K. 2021/5118Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2020/1175 E.  ,  2021/5118 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım, Eski Hale Getirme Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacılar vekili, 879 parsel sayılı taşınmazda hisse sahibi olduklarını, gayrimenkul hissedarlarının tamamının belirlenen ve bilinen sınırlar içerisinde kendilerine düşen mevcut yeri kullandıklarını, gayrimenkul hissedarlarının kendilerine ait yerlerini kullanırken arazi üzerinde bulunan yollarda yazılı olmayan sözlü bir yararlanma anlaşması yaptıklarını, davalı tarafın 2009 ve 2011 yıllarında farklı hissedarlardan hisse satın aldığını, alınan hisselere tekabül eden yerde fiili olarak yol bulunduğunu bilmesine rağmen bu yer üzerine yeni ağaç dikerek mevcut yolu kabul etmediğini, yoldan geçişi engellediğini belirterek davalının kadim yola elatmasının önlenmesine, yolun eski hale getirilmesine, mevcut yapı ve diğerlerinin kal'ine, kal'in eski hale getirme masraflarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, (önceki kararda) davanın kabulüne, davacılara ait 879 nolu parseldeki ve 15.02.2013 tarihli fen bilirkişileri raporunda kırmızı renkle çizilen öncesinde yol olarak kullanılan ve davacı tarafça yol olarak terk edilmesi istenilen 1.230 m²'lik kısma davalının vaki müdahalesinin önlenmesine, fen bilirkişilerinin krokisinde kırmızı renk ile belirtilen kısımda bulunan muhdesatların kal’ine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Dairenin 17.10.2018 tarihli ve 2018/7586 Esas, 2018/17444 Karar sayılı ilamında belirtilen “…. mahkemece, davalıya tanıklarının isim ve adreslerini bildirmesi için süre ve imkan tanınması, bildirmesi halinde, mahallinde yeniden keşif icra edilerek, davacılar ve davalı tanıklarının beyanlarının keşif mahallinde alınması, toplanacak delillere göre, davaya konu edilen taşınmaz yönünden, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının, her paydaşın payına özgülenen bir kısım bulunup bulunmadığının belirlenmesi, yolun da fiili kullanıma dahil edilip edilmediğinin saptanması, var ise, yol olarak özgülenen alana bir müdahale olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşmamış olması halinde, uyuşmazlığın TMK'nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi, bu çerçevede, davacıların taşınmazda kullandığı ya da kullanabileceği bir yer olup olmadığının açıkça saptanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, özetlenen ilkelere uygun düşmeyecek biçimde yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.” gerekçeleriyle bozulmuştur. Mahkemesince, bozmaya uyma kararı verilerek, yeniden yapılan yargılama neticesinde, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi, kal ve eski hale getirme isteğine ilişkindir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden davaya konu edilen taşınmazın davacılar, davalı ve üçüncü kişiler adına paylı mülkiyet üzere kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda, her ne kadar Mahkemece, bozmaya uyularak karar verilmiş ise de, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirildiğini söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, bozma sonrası yapılan keşifte davalı tanıkları dinlenmediği gibi tanık beyanları arasındaki çelişkininde giderilmeden sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. O halde, mahkemece yapılacak iş, yerinde yeniden keşif yapılarak taraf tanıklarının (usulüne uygun tebligat ile çağrılarak) HMK'nin 259 ve 290/2. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, ilk bozma ilamında ayrıntılı olarak belirtilen ilkeler ışığında, öncelikle dava konusu taşınmaz üzerinde davaya konu edilen taşınmaz yönünden, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının, her paydaşın payına özgülenen bir kısım bulunup bulunmadığının belirlenmesi, yolun da fiili kullanıma dahil edilip edilmediğinin ve davalının satın alması öncesi de yol olarak benimsenip benimsenmediğinin saptanması, var ise, yol olarak özgülenen alana bir müdahale olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşmamış olması halinde, uyuşmazlığın TMK'nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi, bu çerçevede, davacıların taşınmazda kullandığı ya da kullanabileceği bir yer olup olmadığının açıkça saptanması, izah edilen hususların taraf tanıklarından ayrıntılı bir şekilde sorulması, (bu şekli ile niza konusu yolun davalının satın alma öncesi ve sonrası durumunun tereddüte mahal bırakılmayacak biçimde tespit edilmesi,) bozma öncesi ve bozma sonrası tanık beyanları arasında çelişki bulunduğundan 6100 sayılı HMK'nin 261/1 maddesi uyarınca çelişkinin yüzleştirmek suretiyle giderilmeye çalışılması, beyanlar arasındaki çelişkinin giderilememesi durumunda hangi taraf tanığının beyanının üstün tutulduğunun karar gerekçesinde gösterilmesi, tüm taraf tanık beyanlarının birlikte tartışılıp değerlendirilmesi ve ondan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde dosya kapsamına uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2016/7665, K. 2017/112 sayılı kararında mera ve taşınmaza elatmanın önlenmesine ilişkin uyuşmazlıkta HMK m. 259/2 gereğince tanık ve yerel bilirkişilerin taşınmaz başında dinlenmesi gerektiğini belirterek eksik inceleme nedeniyle bozma kararı vermiştir. Kadastro ve tapu tescil davalarında ise yerel bilirkişi ve tanıklara tutanakların edinme sebepleri ile nitelik bölümlerinin okunarak bilgilerine başvurulması gerektiği, toplanacak diğer delillerle birlikte değerlendirme yapılması gerektiği Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/21832, K. 2017/1309 sayılı kararında vurgulanmıştır.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2016/7665, K. 2017/112Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2016/7665 E.  ,  2017/112 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı köy vekili tarafından, davalı köy aleyhine 07.04.2011 gününde verilen dilekçe ile mera parseline elatmanın önlenmesi ve özel siciline intifa hakkının davacı köye ait olduğunun şerh edilmesi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 22.12.2015 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı … Köyü Tüzel Kişiliği vekili tarafından duruşmasız olarak temyizi davacı ….vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 10.01.2017 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av. … geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafın sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: KA R A R Davacı köy tüzel kişiliği vekili, 07/04/2011 tarihli dilekçesi ile 14.02.1936 tarihli vergi kaydı ve kadimden beri davacı köyün kullanımında olan mera niteliğindeki 140 ada, 604 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağına davalı … Köyü halkının kullanma hakkı olduğunun yazıldığını ileri sürerek davalı köyün müdahalesinin men'ine, özel siciline intifa hakkının davacı köye ait olduğunun şerh edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … Köyü vekili öncelikle 140 ada 604 parsel sayılı meranın Posof İlçesi sınırları içerinde kaldığını, idari sınır kayıtları uygulanarak yetkisizlik kararı verilmesini; ayrıca, kadastro tutanağında davacı köy muhtarı ve tespit bilirkişilerinin ortak beyanları ile davalı köyün kadim kullanımında olduğunun tespit edildiğini, davacının ibraz ettiği vergi kaydının doğu ve kuzey sınırlarının tespit edilemediğini, ayrıca, yararlanma durumu bulunmayan tarafsız bilirkişilerin dinlenmesi gerektiğini, davanın reddini savunmuştur. ./.. 2016/7665-2017/112 -2- Mahkemece 2011/56 Esas sayılı dosyadan tefrik ile gelen davada taşınmazın … 140 ada 620 no'lu parselin sınırları içinde kaldığı, … 6.6.2012 havale tarihli cevabi yazısı doğrultusunda mahkemenin yetkili olduğu, 21.07.2015 tarihinde yapılan keşif sonucu taşınmazdan yararlanma ilişkisi bulunan yerel bilirkişilerin beyanları da gözetilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmü taraf vekilleri ayrı ayrı temyiz etmişlerdir. Mera, bir veya birden fazla köy veya kasaba halkına bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera, yaylak ve kışlaklar özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz (4342 sayılı Mera Kanunu m.3,4). 31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder. Meraya elatmanın önlenmesi davası, kadim yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle Hazine tarafından açılabilir. Aynı şekilde, bir yerin mera olduğu iddiasıyla köy veya belediye tüzel kişiliğinin ya da Hazinenin tapu iptali ve sınırlandırma istemiyle dava açmasına olanak vardır. Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir. ./.. 2016/7665-2017/112 -3- Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir. Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; Dava kadim yararlanma hakkına dayanarak açılan 140 ada 604 parselin ifrazı sonucu 140 ada 620 parsele dönüşen meraya el atmanın önlenmesi ve özel siciline intifa hakkının davacı köte ait olduğunun şerh edilmesi isteğine ilişkindir. 1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davalı köy tüzel kişiliği vekilinin taşınmazın bulunduğu yer yönünden yetki itirazına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Davalı köy tüzel kişiliği vekilinin diğer temyiz itirazları ve davacı köy tüzel kişiliği vekilinin temyiz itirazlarına gelince; yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Öncelikle ifrazen oluşan 140 Ada 620 parsel numaralı taşınmazın tapu kaydı getirtilmelidir. Dava konusu ve ifraz öncesi 140 ada 604 parsel sayılı mera cinsli taşınmazın 03.06.2006 tarihli kadastro tutanağının edinme sebebindeki açıklamaya göre senetsizden (Mera Komisyonunca/Kadastro Komisyonunca) sınırlandırılmasının yapıldığı belirtilmiştir. 4342 sayılı Mera Kanununun 4/2 maddesi gereğince mera komisyonlarının çalışmaya başlamadığı yerlerde kadim yararlanma iddiasının dinlenmesi mümkün ise de mera komisyonunun çalışmaya başladığı alanlarda yasadan kaynaklanan idari bir tasarrufla yapılan tahsise karşı kadimlik iddiasına dayanılamaz. Tahsise mera komisyonları yetkilidir. Bu nedenle öncelikle mera komisyonunun çalışmaya başlayıp başlamadığı araştırılmalıdır. Mera komisyonu çalışması yok ise davanın kadim yararlanma ilkesine göre çözümlenmesi gerekir. Bu tür davalarda öncelikle taraf köylerin kuruluş tarihleri İçişleri Bakanlığından sorularak kadim ya da muhdes olup olmadığı tespit edildikten sonra dava konusu taşınmazı iyi bilen olabildiğince yaşlı ve davada menfaati bulunmayan taraf köyler dışında yerel bilirkişiler belirlenmeli, ./.. 2016/7665-2017/112 -4- bu kişilerin ve taraf tanıklarının huzuru ile yeniden keşif yapılıp 6100 Sayılı HMK'nın 259/2 maddesi gereğince taşınmaz başında dinlenmeli, beyanlar arasındaki çelişki HMK.nın 261/1 maddesi gereğince yüzleştirme sureti ile giderilmeye çalışılmalı, davacının dayandığı 14.02.1936 tarihli vergi kaydı ve dayanak kayıtların sınırları tespit edilerek keşfi izlemeye ve infaza yeterli olacak şekilde keşif krokisinde işaretlenmelidir. Yerel bilirkişilerin ve tanıkların sözleri toplanacak diğer delillerle birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ve araştırmayla karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı köy vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca davalı köy vekilinin ve davacı köy vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 1.480 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/21832, K. 2017/1309Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2016/21832 E.  ,  2017/1309 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece,davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen karar, temyiz incelemesi sonucunda Dairemizce bozulmuş bozma kararı üzerine Mahkemece direnme kararı verilmiş olup hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı vekili, dava dilekçesinde Hazine adına tespit ve tescil edilen 171 ada 131 ve 149 sayılı parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazların taşlık, kayalık ve çamlık niteliğiyle Hazine adına tespit ve tescil edildiklerini, kazanmayı sağlayan zilyetlik ile edinilecek yerlerden olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya koşullarının davacı yararına gerçekleştiği gerekçesi ile her iki parsel bakımından davanın kabulüne karar verilmiş, davalı Hazine vekilinin hükmü temyiz etmesi üzerine, anılan karar Dairemizin 10.04.2012 gün ve 2011/6452 Esas 2012/2696 Karar sayılı ilamı bozulmuş, Mahkemece gerekçede veya hüküm bölümünde bozma ilamına direnildiğinden bahsedilmemiş olup, bir kısım bozma sebepleri doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması sonucunda davanın 171 ada 149 parsel yönünden reddine, 171 ada 131 parsel yönünden kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 6100 sayılı HMK'nun 6763 sayılı Kanun'un 43. maddesi ile Değişik 373. maddesinin 5. bendi hükmüne göre, Dairemizce yeniden yapılan inceleme sonucunda; az yukarıda açıklandığı üzere, Mahkemece gerekçede veya hüküm bölümünde bozma ilamına direnildiğinden bahsedilmemiş olup, bir kısım bozma sebepleri doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması sonucunda davanın 171 ada 149 parsel yönünden reddine, 171 ada 131 parsel yönünden kabulüne karar verilmiştir. Bu haliyle, Mahkemece verilen karar yeni hüküm niteliğinde olup, direnme olarak değerlendirilmemiş, temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir. Toplanan delilller ve tüm dosya kapsamından; mahkemece yazılı şekilde karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki; keşifte uygulandığı açıklanan 1959 tarihli hava fotoğrafı çok eski tarihli olup sonuca ulaşmak açısından olaya ışık tutmamaktadır. 1992 tarihli hava fotoğrafı ise, süre açısından yetersizdir. Bu nedenle bu hava fotoğraflarının incelenmesi sonucu verilen raporlara değer verme olanağı bulunmamaktadır. Daire ve Yargıtay uygulaması uyarınca tespitlerin yapıldığı 24.10.1991 tarihinden geriye doğru en az yirmi yıl öncesine ait ( 1960-1971 yılları arası ) iki ayrı zamanda çekilmiş stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması, 1960-1971 yılları arasında çekilmiş ölçekli stereoskopik hava fotoğraflarının olmaması halinde gönderen kurumca bunun gerekçesinin gösterilmesinin istenmesi, stereoskopik hava fotoğraflarının jeodezi ve fotoğrametri uzmanı üç mühendisden oluşan bilirkişi kurulu tarafından keşifte uygulanması, hava fotoğraflarının stereoskopik alet ile üç boyutlu olarak incelemeye tabi tutulması, çekildikleri tarihlere göre taşınmazların kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadıkları, imar ve ihyalarının tamamlanıp tamamlanmadığı, kadastro tespitlerinin yapıldığı sırada üzerinde çamlık ve çalılıkların bulunması gözetilerek imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlandığının açıklığa kavuşturulması, bu konuda uzman bilirkişilerden gerekçeli, denetime açık, tutanaktaki niteliklerde gözetilerek karşılaştırmalı rapor sunulmasının istenmesi, taşınmazların niteliklerinin hiçbir duruksamaya yer verilmeyecek biçimde belirlenmesi gerekmektedir. Bundan ayrı, dava konusu taşınmazlar çamlık, taşlık ve çalılık nitelikleri ile tespit edildiklerine göre 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi uyarınca diğer kazanma koşulları yanında imar ve ihya koşullarınında araştırılıp belirlenmesi gerekir. Bu nedenle, yerel bilirkişi ve tanıkların HUMK.nun 258, 259. (HMK.m.243, 244, 259 ve 290/2) maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeni ile keşif yerinde dinlenilmeleri, davacının taşınmazların imar ve ihyasına hangi tarihte başladığı, imar ve ihyayı ne şekilde yaptığı, hangi biçimde emek ve para sarf ettiği, tutanaklarda çamlık, taşlık ve çalılık yazılı bulunduğu 1991 yılında yapılan tespitlerde bu nitelikleriyle belirlendikleri, imar ve ihyalarının henüz tamamlanmadığı gözetilerek, yerel bilirkişi ve tanıklara tutanakların edinme sebepleri ile nitelik bölümleri okunarak bilgilerine başvurulması, imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlandığının olaylara dayalı olarak kesin bir biçimde saptanması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. TMK.nun 713/1. maddesi gereğince açılan tescil davaları kamu düzeni ağırlıklı davalar olup bir bakıma kendiliğinden araştırma ve inceleme prensibine tabidirler. Bu hususun gözönünde tutulması gerekir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görülen davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkemenin yeni hüküm niteliğindeki kararının 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi ve 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 07.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

El atmanın önlenmesi davalarında da taraf tanıklarının HMK m. 259 uyarınca taşınmaz başında dinlenmesi, davalı tarafın müdahalesinin duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmesi için gerekli görülmektedir; keşif ve tanık dinlemesi yapılmaksızın kurulan hüküm bu davalarda da usule aykırı bulunmaktadır.

Keşifte Tanık Dinlenme Usulü ve Tutanak

HMK m. 290/2, mahkemeye keşif sırasında tanık ve bilirkişi dinleme yetkisi tanımaktadır. Keşif sırasında yapılan tüm işlemler ve beyanları kapsayan bir tutanak düzenlenir; tutanağa hâkimin keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemleri de yazılır, plan, çizim ve fotoğraf gibi belgeler eklenir. Mahkeme, bir olayın nasıl gerçekleşmiş olabileceğini saptamak amacıyla temsili uygulama da yaptırabilir (HMK m. 290/3). Yargıtay kararları, taşınmaz başında dinlenecek tanıkların usulüne uygun tebligat ile çağrılması ve uyuşmazlık konusu hususların ayrıntılı biçimde sorulması gerektiğini ortaya koymaktadır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 290Kaynağı aç
MADDE 290- (1) Keşfin yeri, kapsamı ve zamanı mahkeme tarafından tespit edilir. Keşif, taraflar hazır iseler huzurlarında, aksi takdirde yokluklarında yapılır.[33] (2) Mahkeme keşif sırasında tanık ve bilirkişi dinleyebilir. Keşif sırasında, yapılan tüm işlemler ve beyanları içeren bir tutanak düzenlenir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/25 md.) Tutanağa, hâkimin keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemleri de yazılır. Plan, çizim, fotoğraf gibi belgeler de tutanağa eklenir. (3) Mahkeme, bir olayın nasıl geçmiş olabileceğini tespit için temsili uygulama da yaptırabilir. Keşfe katlanma zorunluluğu

Tanık Beyanları Arasında Çelişki ve Yüzleştirme

HMK m. 261/1 uyarınca tanıklar gerektiğinde yüzleştirilebilir. Yargıtay, bozma kararlarında tanık beyanları arasında çelişki bulunduğu hâllerde yüzleştirme yoluyla bu çelişkinin giderilmeye çalışılması gerektiğini; giderilemediği takdirde hangi taraf tanığının beyanının üstün tutulduğunun karar gerekçesinde gösterilmesini beklediğini ortaya koymuştur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E. 2020/1175, K. 2021/5118 sayılı kararında bu usule uyulmadan, tüm taraf tanık beyanları birlikte tartışılmadan sonuca gidilmesini bozma sebebi olarak değerlendirmiştir.

Ses ve Görüntü Nakli Yoluyla Tanık Dinlenilmesi

HMK m. 149/2 uyarınca mahkeme, resen veya taraflardan birinin talebi üzerine tanığın, bilirkişinin ya da uzmanın aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulunduğu yerden dinlenilmesine karar verebilir. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerde ise mahkeme bu yola resen başvurabilir (HMK m. 149/3). Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte belirlenir (HMK m. 149/5).

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 149Kaynağı aç
MADDE 149- (Başlığı ile Birlikte Değişik:22/7/2020-7251/17 md.) (1) Mahkeme, taraflardan birinin talebi üzerine talep eden tarafın veya vekilinin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına ve usul işlemleri yapabilmelerine karar verebilir. (2) Mahkeme resen veya taraflardan birinin talebi üzerine; tanığın, bilirkişinin veya uzmanın aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine karar verebilir. (3) Mahkeme, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerde ilgililerin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine resen karar verebilir. (4) Mahkeme, fiilî engel veya güvenlik sebebiyle duruşmanın il sınırları içinde başka bir yerde yapılmasına, yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi adalet komisyonunun uygun görüşünü alarak karar verebilir. (5) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte belirlenir. Tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması

Sık Sorulan Sorular

Tanık mutlaka mahkemede mi dinlenir?

Kural bu olmakla birlikte HMK m. 259 birkaç farklı durum öngörmektedir: mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse tanığı olayın gerçekleştiği veya şeyin bulunduğu yerde dinleyebilir; hasta ya da engelli olan tanık ise bulunduğu yerde dinlenir. Yargı çevresi dışında kalan tanık için bulunduğu yer mahkemesinin dinleme yapması da mümkündür. Taşınmaz davalarında ise Yargıtay, somut davalarda keşif mahallinde dinlenmenin gerekliliğini ortaya koymuştur.

Taşınmaz davalarında tanıklar nerede dinlenir?

HMK m. 259/2, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görüldüğünde mahkemeye tanığı olayın gerçekleştiği veya şeyin bulunduğu yerde dinleme yetkisi tanımaktadır. Yargıtay, taşınmazla ilgili çeşitli uyuşmazlıklarda bu hüküm kapsamında keşif sırasında taşınmaz başında dinlenmenin sağlanması gerektiğini bozma kararlarında belirtmiştir. Keşif mahallinde dinlenme için tanıkların usulüne uygun tebligat ile çağrılması gerekmektedir.

Tanık davetiyesiz dinlenebilir mi?

Evet. HMK m. 243/1 uyarınca taraflarca hazır bulundurulan tanık davetiye gönderilmeksizin dinlenebilir. Tanık listesi için kesin süre verilip dinlenme günü belirlenmiş ise liste verilmemiş olsa bile taraf tanığını o duruşmada hazır bulundurursa dinlenme gerçekleşir.

Telefon veya e-posta ile çağrılan tanık gelmezse ne olur?

HMK m. 243/3 uyarınca telefon, faks veya elektronik posta yoluyla yapılan davete rağmen gelmeyen tanık hakkında gelmemeye bağlanan yaptırımlar uygulanmaz.

Tanık beyanları arasında çelişki varsa mahkeme ne yapmalıdır?

HMK m. 261/1 gerektiğinde yüzleştirme yapılabileceğini düzenlemektedir. Yargıtay, beyanlar arasında çelişki bulunduğunda yüzleştirme yoluna başvurulmasını, çelişkinin giderilememesi hâlinde ise hangi tarafın tanık beyanının üstün tutulduğunun karar gerekçesinde açıklanmasını bozma kararlarında ortaya koymuştur.

Tanık duruşmada not kullanabilir mi?

Kural olarak kullanamaz. HMK m. 261/2'ye göre tanık bildiğini sözlü olarak açıklar ve dinlenme sırasında yazılı not kullanamaz. Ancak tarih ve rakamları saptamak ya da bazı hususları hatırlamak için yazılarına bakmak zorunda olduğunu hâkime bildirirse, hâkim derhâl yazılarına bakmasına ya da belirleyeceği duruşmada yeniden dinlenmesine karar verebilir.

Tanık ses ve görüntü nakli yoluyla dinlenebilir mi?

Evet. HMK m. 149/2 uyarınca mahkeme, resen veya taraflardan birinin talebi üzerine tanığın ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulunduğu yerden dinlenilmesine karar verebilir. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerde bu yola mahkeme resen de başvurabilir.

Hasta veya engelli tanık için mahkeme ne yapar?

HMK m. 259/3'e göre hasta veya engelli olması nedeniyle mahkemeye gelemeyen tanık bulunduğu yerde dinlenir; madde bu konuda emredici bir ifade kullanmaktadır.

İstinabe yoluyla dinleme nedir, taraflara ne tebliğ edilir?

Mahkemenin yargı çevresi dışında bulunan tanığın, bulunduğu yer mahkemesince dinlenmesine karar verilmesi hâlinde davaya bakan hâkim, tanığın hangi hususlardan dolayı dinleneceğini belirler. Tanığın nerede, hangi gün ve saatte dinleneceği talepleri hâlinde taraflara tebliğ edilir (HMK m. 259/4).

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu