Bozmadan Sonra Islah Yasağı ve İstisnai Durumlar

by Avukat Erdal Ersoy
Bozmadan Sonra Islah Yasağı ve İstisnai Durumlar

Medeni Usul Hukukunda Islah Kurumu ve Kapsamı

Islah, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının temel bir istisnası niteliğindedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 176. maddesi çerçevesinde davanın taraflarından her biri, yargılama usulüne ilişkin işlemlerini bir defaya özgü olmak üzere kısmen yahut tamamen düzeltebilir. Bu işlem mahkemeye yöneltilen tek yanlı ve açık bir irade beyanıyla gerçekleştirildiğinden, yasal koşullar sağlandığında karşı tarafın onayına veya mahkemenin kabul kararına tabi değildir. Davacı bu usul yoluyla dava sebebini teşkil eden maddi vakıaları genişletme hakkına sahiptir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/10100, K. 2015/14303Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2015/10100 E.  ,  2015/14303 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BESNİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 27/03/2014 NUMARASI : 2013/134-2014/104 Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, dava dilekçesinde; davalı kurum tarafından, sulama tesisi abonesi davacıya, 3.662,21 TL elektrik faturası düzenlendiğini; fatura incelendiğinde k/k bedeli, perakende satış bedeli, satış hizmetleri bedeli, sayaç okuma bedeli ve iletim bedeli adı altında bir çok kalemin düzenlendiğini; belirtilen kalemler için elektrik tüketim bedeline hükmedilmesinin mümkün olmadığını, kaçak tüketim bedelinden doğan zararın davacının faturasına eklenmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek; faturaların iptaliyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, talep edilen 1.000,00 TL kısım için davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, 26/09/2013 havale tarihli ıslah dilekçesi ile; davalı kurum tarafından elektrik tüketim bedeli olarak davacıya 37.445,41 TL fatura gönderildiğini, söz konusu faturaya itiraz ettiklerini; sulama saatinin sökülmesiyle yapılan inceleme neticesinde hata olmadığı anlaşılarak 38.434,05 TL icra takibi başlatıldığını; davalı kurum ile görüşme neticesinde sözlü olarak tüketim bedelinin 10.400,00 TL olarak bildirildiğini; 2008 yılından sonra iki adet sulama tesisinden birinin iptal edildiğini, tüketimin azaldığını, geçmiş tüketim bedellerinin yüksek olduğunu ileri sürerek; fatura borcunun 10.400,00 TL olduğundan geriye kalan 27.045,41 TL bedelden borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, cevap dilekçesinde; davanın idari yargıda ve EPDK aleyhine açılması gerektiğini, davacının elektrik borçlarını ödememeyi alışkanlık haline getirdiğini, davacı tarafından ihtirazı kayıt konmadan ödenen bedeller yönünden talep hakkının bulunmayacağı, elektrik şirketlerinin uygulayacağı tarifelerin EPDK tarafından belirlendiğini, dağıtım şirketleri tarafından uygulandığını, davalı şirket tarafından tahsil edilen bedellerin mevzuat kapsamında olduğunu bildirerek; davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davacıya ait tarımsal sulama elektrik aboneliği için tanzim edilen faturaların EPDK'nın düzenlemiş olduğu tarifelere göre tanzim edildiği, bunun dışında herhangi bir bedeli faturaya yansıtılmadığı, EPDK tarafından düzenlenen tarifelerin idari işlem oldukları, idari işlemlerin iptal edilinceye kadar yürürlükte bulunacağı ve tarifelerin iptal edildiğine ilişkin delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Somut olayda; dava dilekçesi ile elektrik faturalarındaki kayıp kaçak bedeli, perakende satış bedeli, satış hizmetleri bedeli, sayaç okuma bedeli ve iletim bedeli sebep gösterilerek borçlu bulunmadığının tespiti istenirken, ıslah dilekçesi ile tüketim bedellerinin yüksek olduğu belirtilerek borçlu bulunmadığının tespiti istenmiş, mahkemece ıslah dilekçesi dikkate alınmayarak hüküm kurulmuştur. HMK'nun 176. (HUMK'nun 83) maddesine göre; taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini, kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Bu çerçevede davacı dava sebebini (vakıaları) ıslah ile genişletmesi mümkündür. Islah, bir tarafın tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile yapılması mümkün olup, karşı tarafın veya mahkemenin kabulüne bağlı değildir. O halde, mahkemece usulüne uygun olarak yapılmış ve masrafları yatırılmış, ıslah istemine itibar edilerek, istek kalemlerine göre bir inceleme ve değerlendirme yapılarak hüküm tesisi gerekirken, yazılı şekilde sadece dava dilekçesi kapsamında değerlendirme yapılarak davanın reddine ilişkin hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2019/2612, K. 2019/10045Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2019/2612 E.  ,  2019/10045 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Asıl ve birleşen dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, bozma üzerine ilamında belirttiği gerekçelerle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Asıl ve birleşen davalar, 22.11.2005 tarihinde meydana iş kazası sonucu kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirler nedeniyle oluşan sosyal sigorta yardımlarının asıl ve birleşen dava davalılarından rücuan tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 9., 10., 26. maddeleridir. Aşağıdaki bentlerde belirtilen maddi ve hukuki açıklamalardan anlaşılacağı üzere mahkemece bozma gerekleri yerine getirilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiştir. 1-6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 74. (818 sayılı Borçlar Kanunu 53.) maddesi hükmü gereğince, hukuk hakimi kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlıdır. Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle, hukuk hakiminin, ceza hakiminin fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağı saptayan maddi vakıa konusundaki kabulü ve ceza mahkemesinin kabul ettiği olayın gerçekleşme şekli diğer bir deyişle maddi vakıanın kabulü konusunda kesinleşmiş olan bir mahkumiyet veya maddi vakıa tespiti yapan beraat hükmüyle bağlı olacağı hem ilmi (Prof. Dr. Kemal Gözler, “Res Judicata’nın Türkçesi Üzerine”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 56, Sayı 2, 2007, s.45-61 ) hem de kökleşmiş kazai içtihatlarla benimsenmiş bulunmaktadır Borçlar Kanununun 53. maddesi hükmüne göre, kusurun takdiri ve zarar miktarının tayini hususunda hukuk hakimi ceza mahkemesi kararı ile bağlı değil ise de ceza mahkemesinde saptanan maddi olgularla bağlı olduğundan, mahkumiyetin kesinleşmesi halinde mahkum olanlara az da olsa bir miktar kusur verilmesi gerekmektedir. İnceleme konusu dosyada; mahkemece; 3. kişi konumundaki davalı … hakkında yapılan ceza yargılaması sonucunda kesinleşen mahkumiyetinin olduğu gözetilerek atfı kabil kusur verilmesi gerektiği gözetilerek, olayın gerçekleştiği iş kolunda iş güvenliği bakımından uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetinden iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerekeceği, buna göre davada kusurlu olan tarafların kusur oran ve durumlarını ayrıştırarak, net şekilde ortaya koyan, oluşa uygun ve mevcut raporlar arasındaki çelişkileri giderebilecek nitelikte kusur raporu alınarak, elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. 2-506 sayılı Kanunun 87. maddesi hükmüne göre aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir. Asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle, işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir. İşin belirli bir bölümünde değil de, tamamının bir bütün halinde, ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise, asıl işverenden istenilen işin, asıl iş, ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır. Asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı sorumluluğun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması ya da anahtar teslim iş olduğu ibaresinin konulmuş olması; bu sözleşmenin tarafı olmayan Kurumu bağlamaz. İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, madde anlamında bir alt işverenlik, dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek, ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı), asıl işveren olmayacağından, alt – asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır. Burada önemli olan yön “devir” olgusudur. Devirden amaçlanan, yapılmakta olan işin, bölüm ve eklentilerinden tamamen bağımsız bir sonuç elde etmeye yönelik, işi alana bağımsız bir işveren kimliği kazandıracak bir işin devridir. Diğer iş yerlerinde sigortalı çalıştırması nedeniyle “işveren” sıfatına sahip olan kişi, devredilen iş dolayısıyla işverenlik sıfatına sahip olmadığı için asıl işveren olarak sorumlu tutulamayacaktır. Aynı şekilde, işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte sigortalı çalıştırmayıp, tek başına işi yürüten kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Bu kimsenin diğer bir takım iş yerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi ise bulunmamaktadır. Alınan iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi veya yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Diğer bir anlatımla, bir işverene ait iş yerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda “aracıdan” söz edilebilecektir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi durumunda aracıdan söz etme olanağı kalmayacak ve ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. İncelemeye konu dosyada, mahkemece, davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Yasanın 9. ve 10. maddeleri ve 506 sayılı Yasanın 87. maddesi kapsamında, bir araştırma ve değerlendirme yapmaksızın hüküm verilmiştir. 3- 506 sayılı Yasa'nın 92. maddesi, “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve gelirlerden yüksek olanın tümü, eksik olanın da yarısı bağlanır. Bu aylık ve gelirler eşitse, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanan gelirin tümü, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından bağlanan aylığın da yarısı verilir.” düzenlemesini içermektedir. Kurumun, sigortalıya bağladığı ilk peşin sermaye değerli gelirden fazlasını isteme hakkı bulunmadığı gibi; bağlanan gelirin kesildiği veya kesilmesi gereğinin, yargılama sürecinde ortaya çıktığı durumlarda; Kurumun ödemediği veya ödemeyecek olduğu gelir kesimini rücuan isteyemeyeceği yönü de, tazmine yönelik davada gözetilmesi gereken genel ilkeler arasında bulunmaktadır. Dava konusu edilen gelirlerin, 506 sayılı Yasa'nın 92. maddesi (5510 sayılı Yasa’nın 54. madde) uyarınca indirildiğinin anlaşılması halinde; davalının tazminle sorumlu olduğu ilk peşin sermaye değerli gelir miktarının; gelirin başladığı tarih itibariyle 506 sayılı Yasa'nın 92. maddesi (5510 sayılı Yasa’nın 54. madde) uyarınca indirilmiş hâli üzerinden hesaplanan ilk peşin sermaye değerli gelir miktarına, indirme tarihine kadar yapılan fiili ödeme miktarının yarısı da eklenmesi suretiyle belirlenmelidir. Mahkemece; dava konusu edilen gelirlerin, 506 sayılı Kanunun 92. maddesi (5510 sayılı Yasa’nın 54. madde) uyarınca yarıya indirilmiş olup olmadığı belirlenerek yarıya indirildiğinin belirlenmesi halinde gelirin başlangıç tarihi itibariyle 506 sayılı Yasa'nın 92. madde (5510 sayılı Yasa’nın 54. madde) uygulaması gözetilerek belirlenmiş (yukarıda anlatılan şekilde hesaplanmış) miktarını gösterir ilk peşin sermaye değeri Kurumdan sorulmalı, davalının tazminle sorumlu olduğu ilk peşin sermaye değerli gelir miktarı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmeli ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmelidir. 4- Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinin (2). fıkrasında, “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir”, hükmü öngörülmüştür. Hükümlerin çelişkiden uzak ve infaza elverişli olması kamu düzeniyle ilgili olup, hükmü temyiz etmeyen yönünden sonuç doğurması gerekeceği de gözetilerek, gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gerekir. Belirtilen açıklama ışığında mahkemece, asıl dava ile 20.06.2014tarihinde, 28.08.2018 tarihinde açılan birleşen davalar hakkında infaza elverişli olacak şekilde hüküm kurulması gerekirken, hangi dava hakkında olduğu belirtilmeksizin "Birleşen dava yönünden davanın reddine" şeklinde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 5- Yargıtay Hukuk Genel Kurulun 16.03.2005 tarihli 2005/13-97 Esas, 2005/150 Karar sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere; bilindiği gibi, ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 176. ve ardından gelen maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiş; 176. maddede, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 177. maddede, ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Sonraki hükümler, ıslahın şekline ve sonuçlarına ilişkin düzenlemeleri içermektedir. Yeri gelmişken, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 177. maddesindeki kuralın ve o çerçevede tahkikat kavramının irdelenmesinde yarar vardır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 147. ve izleyen maddeleri hükümlerine göre, tahkikat evresi, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafları duruşmaya çağırmasıyla başlar; tarafların veya vekillerinin duruşmada dinlenmelerinden sonra, gerektiğinde çekişmeli hususlar hakkında tarafların delillerinin toplanmasıyla ve bunların incelenmesiyle sona erer. Tahkikat evresinin ardından, sözlü yargılamanın da (Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 186 ve devamı) tamamlanmasından sonra, davanın hüküm verilecek derecede aydınlanmış olması halinde hüküm verilir ve tefhim edilir. Buna göre, tahkikat kavramı, layihalarla yeterince aydınlanmamış olan bir davada, tarafların duruşmaya çağrılmalarıyla başlayıp, çekişmeli yönlere ilişkin taraf delillerinin toplanmasıyla biten ve uygulamada, davaların tamamına yakın bölümünde gerçekleşen bir evreyi ifade etmektedir. Vurgulanmalıdır ki; tahkikat evresi, bozmanın içerik ve kapsamına göre, bazı hallerde bozmadan sonra da gerçekleşebilir. Ancak, 177. maddedeki " Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir." ifadesinden, Kanunun, tahkikat ve hüküm arasında düzenlediği sözlü yargılama evresinde ıslaha izin vermediği sonucu çıkarılabilmektedir. 04.02.1948 gün ve 1948-3 esas, 1944-10 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı da şu iki temel saptamayı içerdiği görülmektedir: 1-Islah, iyiniyetli tarafın, davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur. 2-Ne var ki, taraflardan birine davanın herhangi bir aşamasında ıslah olanağı tanınması, davaların sonu alınamayacak şekilde uzamasına neden olmak gibi bir sakıncayı da içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 177. maddesinde, ıslahın yalnızca tahkikat bitinceye ve hüküm verilinceye kadar yapılabileceği öngörüldüğüne ve temyiz faslında da, bozmadan sonra dahi ıslahın olanaklı bulunduğuna dair açık veya örtülü bir hüküm yer almadığına göre, Kanunun bu olanağı bir devre ve zaman ile sınırlandırdığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla, 177. maddenin soyut iznine bakılarak, bu istisnai yolun bozmadan sonraki aşamalara da yaygınlaştırılması, bozmaya uyulmasıyla kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi, davanın tamamen ıslah edildiği hallerde, işin sonuçlandırılmasını da güçleştirir. O halde, ıslahla ilgili kuralların, yargılamanın sadeliği, basitliği ve çabukluğunu amaçlayan diğer usul hukuku ilkeleriyle bağdaşacak şekilde yorumlanması; bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılması zorunludur. Bu saptamalar, somut uyuşmazlığı ilgilendiren yönleriyle basite indirgendiğinde, anılan İçtihadı Birleştirme Kararında bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılırken, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yukarıda irdelenen 177. maddesindeki kural yanında, bozmaya uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hakların ihlali endişesinin de etken olduğu görülmektedir. Bu endişenin nedeni şudur: Bir davada verilen hükme yönelik bozma ilamı doğaldır ki, bozmanın kapsam ve gerekçelerine bağlı olarak değişebilmekle birlikte genellikle, tarafların hak ve borçlarının hukuksal dayanak, nitelik, miktar ve kapsamları gibi yönlerden, davanın ondan sonraki seyrini belirler; mahkemece bozmaya uyulması halinde, uyma sonrasında hangi işlemlerin ve araştırmaların yapılması gerektiğini ortaya koyar. Dolayısıyla, mahkemenin bozmaya uyması, davanın artık bozmada gösterilen yön, kapsam ve sınırlar çerçevesinde sonuçlandırılacağı anlamını taşır. O nedenle de, uyma kararı, bozma kendisinin yararına olan taraf bakımından usuli kazanılmış hak oluşturur ve mahkeme uyduğu bozma kararının gereklerini yerine getirmekle yükümlü hale gelir. Davanın, bu şekilde, uyulan bozmanın öngördüğü yön ve içeriğe bürünmesinden sonra, salt Kanunun tanıdığı yetkiye dayanılarak, taraflardan birinin ıslah yoluna gitmesi, her davanın kendine özgü yapısı içerisinde, bozmayla diğer taraf yararına oluşan usuli kazanılmış hakkın ortadan kalkması ya da sınırlanması, zayıflaması sonucuna yol açabilir. Açıktır ki, söz konusu sakıncaların doğabilmesi için, her şeyden önce, ortada, hakkında tahkikat yapılmış, hükme bağlanmış ve kurulan hüküm Yargıtay tarafından hukuka uygunluk yönünden denetlenerek bozulmuş istem/istemler bulunmalıdır. Önemle belirtilmelidir ki; İçtihadı Birleştirme Kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı ve sonuçlarıyla bağlayıcı nitelik taşırlar. Yukarıdaki açıklamaların somut olay bakımından ortaya koyduğu sonuç şudur: İçtihadı Birleştirme kararıyla kabul edilen, bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı yönündeki kural, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 177. maddesi hükmüyle birlikte değerlendirildiğinde, bir davadaki istem/istemler hakkında mahkemece tahkikat (tarafların duruşmaya çağırılmaları, çekişmeli yönlere ilişkin delillerin toplanması, toplanan delillerin değerlendirilmesi) yapılarak, bunların ortaya koyduğu sonuç çerçevesinde bir hükmün kurulduğu ve Yargıtay'ın ilgili Dairesinin de, kurulan bu hükmü, herhangi bir nedenle usul ve yasaya aykırı görerek bozduğu hallerle sınırlı bir içeriktedir. Yapılan açıklamalar çerçevesinde; eldeki davada, Dairemizin 14.11.2013 tarihli bozma kararı öncesinde tahkikatın sonuçlandığı gözetildiğinde, 21.09.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile arttırılan talep miktarı ve 14.11.2013 tarihli bozma ilamındaki miktara ilişkin hususlar nazara alınmaksızın karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. O hâlde, davacı Kurum vekili ve davalı … vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı …'a iadesine, 18.12.2019 gününde oybirliği ile karar verildi.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/8832, K. 2016/10624Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2016/8832 E.  ,  2016/10624 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 26/03/2012 gününde verilen dilekçe ile maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 17/11/2015 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız fiil nedeni ile oluşan idare zararının tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemenin 21/02/2013 tarih ve 2012/249 esas – 2013/243 sayılı kararı, dairemizin 10/12/2014 tarih ve 2014/2993 esas – 2014/16901 karar sayılı ilamı ile bozulmuş olup; bozmaya uyulduktan sonra yapılan yargılama sırasında, 06/10/2015 tarihli dilekçe ile tazminat istemi ıslah edilmiştir. Mahkemece, dava ve ıslah dilekçeleri ile talep edilen maddi tazminat isteminin ödetilmesine karar verilmiştir. Islah, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnası olup, HUMK'un 83 ve devamı maddelerinde, 6100 sayılı HMK'nın 176 ve devamı maddelerinde düzenleme altına alınmıştır. Her iki kanunda da ıslahın tahkikatın bitimine kadar yapılması gerektiği öngörülmüş olup, 04/02/1948 tarih ve 1944/10 – 1948/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile de bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı kabul edilmiştir. Şu durumda eldeki davada bozma kararından sonra yapılan ıslah ile arttırılan maddi tazminat isteminin kabulü yasal düzenlemeye ve İçtihadı Birleştirme Kararına aykırıdır. Karar, açıklanan nedenle yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın, yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 01/11/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/13452, K. 2018/2500Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2016/13452 E.  ,  2018/2500 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (AİLE) MAHKEMESİ Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı … idaresi; … nolu bölmede 24/06/2003 günü orman yangını çıkardığı tespit edilen … hakkında … Asliye Ceza Mahkemesi’ne kamu davası açıldığını, söz konusu yangın nedeniyle orman idaresinin 3.249.650.000 TL (Eski Türk Lirası) ağaçlandırma ve yangın söndürme masrafları olmak üzere zararları olduğunu, sanık …’nın suç tarihinde reşit olmadığından, sebep olduğu zararın tazmininden velisi davalı …’nın sorumlu olduğunu belirterek, zararlarının 24/06/2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tazminini talep ve dava etmiştir. Davalı; davaya cevap vermemiş, duruşmalarda davanın reddini dilemiştir. Mahkemece; davanın kabulü ile, 3249,65 TL maddi tazminatın zarar tarihi olan 24/06/2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm, davalının temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 07/02/2012 tarih 2010/13691 Esas, 2012/1552 Karar sayılı ilamı ile davacı, davalının reşit olmayan oğlu …'nın orman yangınına neden olduğunu belirterek oluşan zarardan davalı baba …'nın Medeni Yasa'nın 369. maddesi gereğince ev başkanı sıfatıyla sorumlu tutulmasını istemiş olduğuna göre; dava konusu olayda Medeni Yasa'nın İkinci Kitabı içerisinde yer alan 369. maddenin uygulanması gerektiğinden eldeki davaya aile mahkemesinde bakılması gerektiğinden bahisle mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir gerekçeleri ile bozulmuştur. Mahkemece; bozma ilamına uyularak ayrı bir aile mahkemesi olmaması sebebiyle aile mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonucunda, bilirkişinin düzenlediği rapor uyarınca davacı tarafın talebini usulüne uygun olarak 7.279,25 TL olarak ıslah ettiği anlaşılmakla, davanın kabulü ile, 7.279,25 TL maddi tazminatın haksız fiil tarihi olan 24/06/2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, … haksız eyleminden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre; davalının sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Bilindiği üzere ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. HMK'nın 176.maddesinde (HUMK.83.maddesi) ıslah; "Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir." olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanunun müteakip 177.maddesinde (HUMK.84.maddesi) ise, ıslahın tahkikat bitinceye kadar yapılabileceği öngörülmüş olduğundan ve temyiz faslında da, bozmadan sonra dahi ıslahın olanaklı bulunduğuna dair açık veya örtülü bir hüküm yer almadığından, Kanunun bu olanağı bir devre ve zaman ile sınırlandırdığı kabul edilme ve bu nedenle bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılması zorunludur. Nitekim 04.02.1948 gün ve 1948-3 Esas, 1944-10 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; dava açıldıktan sonra mevzuunda, sebebinde ve delillerde ve sair hususlarda usule müteallik olmak üzere yapılmış olan yanlışlıkları bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmek ve eksiklikleri de tamamlamak imkanını veren ve mahkeme kararına lüzum olmadan tarafların sözlü ve yazılı beyanlarıyla yapılabilen 'ıslah'ın; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 84. maddesinin açık hükmü dairesinde tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabileceği Yargıtay'ca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanmanın mümkün olamayacağı açıklanmıştır. Yine; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E.-2016/1 K.sayılı ilamı ile "Her ne sebeple verilirse verilsin, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 gün ve 1948-3 Esas, 1944-10 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının değiştirilmesine gerek olmadığına" karar verilmiştir. Dosyanın incelenmesinde; bozma sonrası yapılan yargılama sırasında davacı vekili 28.01.2013 tarihli dilekçesi ile talebini arttırdığını bildirerek davasını ıslah etmiş, mahkemece davacının ıslah talebi doğrultusunda hüküm kurulmuştur. O halde mahkemece, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı hususu göz önüne alınarak karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu bozmadan sonra yapılan ıslaha göre hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görülmüş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenlerle davalı tarafın sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bendde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 15.03.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Islahın Usulü ve Kanuni Süre Sınırı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 177. maddesi uyarınca ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. Islah sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 177Kaynağı aç
MADDE 177- (1) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/18 md.) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz. (3) Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir. Islah sebebiyle ortaya çıkan yargılama giderleri ve karşı tarafın zararının ödenmesi

İçtihadı Birleştirme Kararları ve Bozma Sonrası Islah Yasağı

Yargıtay Kanunu'nun 45/5. maddesi uyarınca içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, Dairelerini ve Adliye Mahkemelerini bağlar. Bu kararlar konularıyla sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı ve sonuçlarıyla bağlayıcı nitelik taşır. Kanunun açık hükmü, kazanılmış haklar, ıslahla amaçlanan sadelik ve çabukluk esası ile temyiz aşamasında bozmadan sonra ıslahın olanaklı olduğuna dair bir hüküm bulunmaması karşısında, her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına ve bu yöndeki içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesine gerek olmadığına karar verilmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/1745, K. 2018/1584Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2017/1745 E.  ,  2018/1584 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, intibakın yanlış yapıldığının tespiti ile ilave tediye alacağı, Akdi ilave tediye farkı alacağı, yasal ilave tediye farkı alacağı ve ücret farkı alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili;müvekkilinin 2001 yılına kadar geçici işçi statüsünde çalıştığını, 2001 yılında …. Köy Hizmetleri Müdürlüğünde daimi kadrolu işçi statüsünde tüm hak ve alacakları ile birlikte geçirilmesi sırasında yapılan intibakın yanlış olduğunun tespiti ile derece ve kademelerinin tespitine, yıpranma prim farkı, yasal ilave tediye farkı ve akdi ilave tediye farkı olmak üzere şimdilik 300,00 TL alacağın, alacağın doğumundan itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, öncelikle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesini istediklerini, Toplu İş Sözleşmesinin yürürlük tarihinden önce emekli olan ve bu nedenle 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 19. maddesinin 6. Fıkrası uyarınca sendika üyeliği sona eren işçilerin, intibak düzenlemesinden yararlanamayacaklarının hukuken açık olduğunu, Toplu İş Sözleşmesinin yürürlük tarihinden sonra emekli olanların da idarelerince intibak işlemlerinin yapılarak gerekli ödemeleri yaptıklarını, savunarak davanın reddini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece bozma ilamına uyularak bilirkişiden rapor alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Bozma kararına uyularak yapılan yargılama sırasında davacı vekili talep arttırımına yönelik olarak davasını ıslah etmiş ve Mahkemece ıslaha değer verilmiştir. Bozmadan sonra ıslah yapılıp, yapılamayacağı hususunda Yargıtay Hukuk Daireleri arasındaki içtihat uyuşmazlığının giderilmesi amacı ile içtihatların birleştirilmesi gündeme gelmiş, konu Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunda değerlendirilmiş ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu' nun 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı kararı ile “ Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın  değiştirilmesine gerek olmadığına” karar verilmiştir. Yargıtay Kanunu' nun 45/5. maddesi “ İçtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, Dairelerine ve Adliye Mahkemelerini bağlayacağı “ hükmünü içermektedir. Yargıtay Kanunu' nun 45/5. maddesi karşısında Dairemizce “ Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu' nun bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına ilişkin 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı kararına uygun karar verilmesi gerekmiştir. Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece davacı vekilinin bozmadan sonra yaptığı ıslaha değer verilmesi HMK.nun 177/1. maddesinin “Islah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir” hükmü ile “ Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın  değiştirilmesine gerek olmadığına ilişkin 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı YİBK” karşısında isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine 05.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Usuli Kazanılmış Hak ve Bozma Sonrasına İlişkin Yargı Kararları

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2019/2612 E., 2019/10045 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere, mahkemenin üst mahkeme bozmasına uyması halinde uyuşmazlığın artık bozma çerçevesinde çizilen sınırlar dahilinde sonuçlandırılması zorunludur. Bozmaya uyulması, lehine bozma kararı verilen taraf yönünden usuli kazanılmış hak doğurur ve mahkeme bu çerçeveye bağlı kalır. Bozma sonrasında ıslaha gidilmesi diğer tarafın edindiği usuli kazanılmış hakkı zedeleme tehlikesi taşır. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2016/13452 E., 2018/2500 K. sayılı kararında da bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı ilkesi gözetilmeden yapılan ıslaha göre hüküm tesisi hukuka aykırı bulunmuştur. İçtihadın netleşmesinden önceki dönemde Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2014/20695 E., 2015/7229 K. sayılı kararında ise tahkikatın araştırma yapılarak devam etmesi halinde ıslahın kabul edilebileceği, buna karşılık araştırma gerektirmeyen kesin bozmalarda kabul edilemeyeceği yönünde dönemsel bir ayrıma gidilmiştir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2014/20695, K. 2015/7229Kaynağı aç
7. Hukuk Dairesi         2014/20695 E.  ,  2015/7229 K. "İçtihat Metni" Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi Sıfatıyla) Dava Türü : Alacak Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı vekili, davalı vakfın başkanının baskısıyla istifa dilekçesi verdiğini, istifanın geçerli olmadığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı ya da geçerli neden olmaksızın feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğinin tespitine, işe iadesine, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretine ve diğer haklara karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, iş sözleşmesinin davacı işçinin istifa etmesi nedeniyle sonlandığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, davacının istifa dilekçesini herhangi bir zora ve baskıya dayanmaksızın verdiğini, istifa dilekçesi ile davacı ve davalı arasındaki iş sözleşmesinin son bulduğu gerekçesiyle işe iade ve işçi alacakları taleplerinin ayrı ayrı reddine dair verilen karar davacı ve davalı vakfın temyizi üzerine Dairemizce, "….Mahkemece kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin ve diğer işçilik alacaklarına ilişkin dava tefrik edilmeden yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, kaldı ki dosya kapsamından davacı tarafından usulüne uygun bir şekilde işçilik alacakları talebi olmadığı halde mahkemece bu yönde de esastan karar verilmesi de isabetsizdir. ….'' gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulmuş, yapılan yargılama sonunda dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 176 ve devamı maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiş olup, 176. maddede, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 177/1 maddede ise ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 177. maddesindeki kuralın ve bu kapsamda tahkikat kavramının irdelenmesinde yarar vardır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 147 ve izleyen maddeleri hükümlerine göre, tahkikat evresi, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafları duruşmaya çağırmasıyla başlar; tarafların veya vekillerinin duruşmada dinlenmelerinden sonra, gerektiğinde çekişmeli hususlar hakkında tarafların delillerinin toplanmasıyla ve bunların incelenmesiyle sona erer. Tahkikat evresinin ardından, sözlü yargılamanın da (Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 186 ve devamı) tamamlanmasından sonra, davanın hüküm verilecek derecede aydınlanmış olması halinde hüküm verilir ve tefhim edilir. Buna göre, tahkikat kavramı, layihalarla yeterince aydınlanmamış olan bir davada, tarafların duruşmaya çağrılmalarıyla başlayıp, çekişmeli yönlere ilişkin taraf delillerinin toplanmasıyla biten ve uygulamada, davaların tamamına yakın bölümünde gerçekleşen bir evreyi ifade etmektedir. Vurgulanmalıdır ki; tahkikat evresi, bozmanın içerik ve kapsamına göre, bazı hallerde bozmadan sonra da gerçekleşebilir. Ancak, 177. maddedeki " Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. " ifadesinden, Kanunun, tahkikat ve hüküm arasında düzenlediği sözlü yargılama evresinde ıslaha izin vermediği sonucu çıkarılabilmektedir. Kısaca ister usule ilişkin ve isterse esasa yönelik bozma kararı verilsin bozmadan sonra araştırma yapılarak tahkikat devam ediyor ise bozmadan sonra ıslah mümkün kabul edilmelidir. Ancak esasa ilişkin bozma kesin ve araştırma yapılmasını gerektirmeyen, kısaca tahkikat yapılmasını gerektirmiyor ise bozmadan sonra ıslah kabul edilmemelidir. Dosya içeriğine göre davacı Dairemizce kararın bozulmasından sonra 23.01.2014 tarihin de verdiği ve 29.01.2014 tarihinde harçlandırdığı ıslah dilekçesi ile toplam 26.001 TL kıdem ve ihbar tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiş ve işe iade talebinden vazgeçtiğini belirtmiştir. Mahkemece davacının bu beyanı üzerine, işe iade davası tefrik edilmiş, dosya kıdem ve ihbar tazminatının hesaplanması için bilirkişiye gönderilerek rapor aldırılmış ise de; karar aşamasında bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Ancak, Dairemizin daha önceki bozma kararı usule ilişkin olup bozma içeriğine göre bozmadan sonra araştırma yapılmış ve tahkikat devam etmiştir. Tahkikat devam ettiğine göre davacı tarafın ıslah işleminin kabulü gerekirken Mahkemece "bozmadan sonra ıslah mümkün değildir" gerekçesi ile davacının ıslah talebinin reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. Yapılacak iş, işe iade istemli davanın tümüyle ıslah edilerek alacak davasına dönüştürüldüğü gözetilerek işin esasına girilerek bir karar vermektir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 16.04.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 177/2 Kapsamındaki Yasal İstisna

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 177. maddesine 7251 sayılı Kanun ile eklenen ikinci fıkra uyarınca; Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.

Bozma kararından sonra ıslah yapılabilir mi?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 177. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar ıslah yapılabilir; ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.

Islah için karşı tarafın ya da mahkemenin onayı zorunlu mudur?

Islah tek taraflı ve açık bir usul iradesi beyanı olduğundan, yasal unsurlar sağlandığında geçerliliği karşı tarafın rızasına veya hâkimin onayına bağlı değildir.

Dava sebebi ıslah ile sonradan genişletilebilir mi?

İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının bir istisnası olan ıslah yolu ile davacının dava sebebini teşkil eden somut vakıaları genişletmesi hukuken mümkündür.

İçtihadı birleştirme kararları ilk derece mahkemelerini bağlar mı?

Yargıtay Kanunu'nun 45/5. maddesi uyarınca içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki uyuşmazlıklarda Yargıtay organlarının yanı sıra adliye mahkemeleri yönünden de bağlayıcı nitelik taşır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu