Taksirle İnsan Öldürme Suçu ve Cezası

by Avukat Erdal Ersoy
Taksirle İnsan Öldürme Suçu ve Cezası

Taksirle insan öldürme suçu, kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı kusurlu bir davranışı neticesinde, hukuken öngörülebilir nitelikteki bir ölüm sonucunu öngöremeyerek bir kimsenin hayatına son vermesiyle oluşur. Bilinçli taksir durumunda ise fail, gerçekleştirdiği kusurlu davranışla bir insanın yaşamını yitirebileceğini somut olarak öngörmesine karşın, şansına ya da kişisel becerilerine güvenerek fiilini devam ettirir. Gerek basit taksirde gerekse bilinçli taksirde failin meydana gelen ölüm sonucunu kesinlikle arzu etmemesi şarttır; şayet netice bilinerek ve istenerek gerçekleştirilmişse fiil taksirle öldürme kapsamında değil, kasten öldürme suçu kapsamında değerlendirilir.

Taksirli sorumluluk rejiminde objektif veya kusursuz sorumluluk kabul edilmemekte, ceza hukukunun temelini teşkil eden kusur sorumluluğu ilkesi uygulanmaktadır. Faile yaptırım uygulanırken olayın meydana gelişindeki kişisel kusur derecesi esas alınır ve fail yalnızca kendi kusuru nispetinde cezalandırılır. Ölümle neticelenen fiilin birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiği durumlarda da failler arasında müşterek bir ceza genellemesine gidilmez; sorumluluk her bir failin kendi eylemine ve kusur payına göre ayrı ayrı belirlenir.

Taksirle İnsan Öldürme Suçunun Cezası ve Nitelikli Hâlleri

Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, taksirle bir insanın ölümüne yol açan fail hakkında iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası uygulanır. Kanunun aynı maddesinin ikinci fıkrasına göre; fiilin birden çok insanın ölümüne ya da en az bir kişinin ölümüyle birlikte bir veya daha fazla kişinin yaralanmasına yol açması durumunda ceza artırılarak iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası olarak tayin edilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 85Kaynağı aç
Madde 85- (1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki
yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla
kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden
olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[35]
İKİNCİ
BÖLÜM
Vücut
Dokunulmazlığına Karşı Suçlar
Kasten yaralama[36][37]

Eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirilmesi, kanun koyucu tarafından cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren özel bir hâl olarak düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen sonucun gerçekleştiği bilinçli taksir hâllerinde, taksirli suça ilişkin belirlenen ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 22Kaynağı aç
Madde 22- (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği
hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir
davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek
gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi
istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır;
bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna
göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi
kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı
belirlenir.
(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin
kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz
kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir
halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
Netice sebebiyle ağırlaşmış suç

Taksirli suçlarda hâkim temel cezayı tayin ederken Türk Ceza Kanunu'nun 61. maddesinin birinci fıkrası ile 22. maddesinin dördüncü fıkrasında gösterilen yasal kriterleri dikkate alır. Bu kapsamda failin kusurunun derecesi, ortaya çıkan zararın ağırlığı, eylemin işleniş biçimi ile işlendiği yer ve zaman özellikleri birlikte değerlendirilir. Belirlenecek temel cezanın, Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen orantılılık ilkesi gereğince, fiilin ağırlığıyla dengeli ve hakkaniyete uygun biçimde alt ve üst sınırlar arasında takdir edilmesi zorunludur.

Meydana gelen neticenin doğmasında mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması, bu davranış nedensellik bağını kesmediği sürece failin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz ve taksirin niteliğini değiştirmez. Türk Ceza Kanunu'nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle bir ceza indirimi öngörülmediğinden, bu durum temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınır.

Bilinçli Taksir ile Olası Kast Ayrımı ve Uygulama Kriterleri

Bilinçli taksiri olası kasttan ayıran temel ölçüt kabullenme olgusudur. Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, failin kanuni tanımdaki unsurların ve muhtemel neticenin gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak fiilini sürdürmesi ve neticeyi kabullenmesi olası kastı oluşturur. Buna karşılık bilinçli taksirde fail, muhtemel neticeyi öngörmekle birlikte bunu kesinlikle istememekte; kişisel tecrübesine, sürüş yeteneğine ya da şansına güvenip önlemler de alarak neticenin vuku bulmayacağına inanmaktadır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 21Kaynağı aç
Madde 21- (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast,
suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini
öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis
cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla
kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden
yarısına kadar indirilir.
Taksir

Trafik ortamında somut olayın koşulları, ihlalin niteliği ve tehlikenin öngörülebilirliği failin bilinçli taksirle hareket ettiğini ortaya koyabilir. Örneğin, hız limitinin 50 km/saat olarak belirlendiği yol çalışması alanındaki kavşağa 95 km/saat gibi belirgin biçimde aşırı bir hızla girilerek ölümlü kazaya neden olunması bilinçli taksir kapsamındadır. Benzer biçimde sollama yasağı levhası ve düz şerit çizgisine uyulmayarak önündeki aracın sollanması neticesinde kazaya yol açılması yahut buzlu yol kesiminde zorunlu kış lastiği ve zincir olmaksızın seyrederken hızın yol şartlarına uyarlanmaması sonucu banketteki yayaya çarpılması hâllerinde de eylemin bilinçli taksirle işlendiği kabul edilerek Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca cezada artırım uygulanır.

Ateşli silahların taşınması ve kullanımı esnasında meydana gelen ölüm olaylarında da failin iradesi ve olayın cereyan biçimi sorumluluğun sınırını çizer. Kendi yaşamına son vermek amacıyla silahı göğsüne dayayan kimsenin elinden silah alınırken ateş alması vakasında, öldürme kastına dair somut delil bulunmadığında şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği fiil taksirle öldürme kapsamında kalır. İçerisinde fişek bulunan ve horozu çekili vaziyetteki bir tüfeğin engebeli patika yolda taşınması sırasında tetiğe temasla ateş alması bilinçli taksir sayılırken; dolu bir tüfeğin küçük yaştaki çocuğun elinde görülmesi üzerine ani korku, panik ve psikolojik şartlar altında çocuktan alınmak istenirken ateş alması durumunda ise failin ruh hâli gözetilerek bilinçli taksir koşullarının oluşmadığı kabul edilir.

Şahsi Cezasızlık, Cezada İndirim ve Güvenlik Tedbirleri

Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin altıncı fıkrasına göre; taksirli hareket neticesinde meydana gelen sonuç, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından bir cezanın tayinini gereksiz kılacak derecede ağır bir mağduriyete yol açmışsa faile ceza verilmez. Ancak fiilin bilinçli taksirle işlenmesi durumunda bu düzenleme tam bir şahsi cezasızlık sebebi teşkil etmez; mahkemece takdir edilecek cezada yarıdan altıda bire kadar indirim yapılması imkânı gündeme gelir.

Şahsi cezasızlık veya cezada indirim düzenlemesinin tatbik edilebilmesi için eylemin doğurduğu ağır mağduriyetin münhasıran failin şahsı ve ailesi üzerinde gerçekleşmiş olması zorunludur. Taksirli eylem neticesinde failin aile fertleri dışında üçüncü kişilerin de ölmesi veya yaralanması hâlinde, Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin altıncı fıkrası uygulanamaz. Kanunun 85. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında birden fazla neticenin doğduğu olaylarda, taksirli öldürme ve yaralama sonuçları birbirinden bölünerek yalnızca failin yakını bakımından cezasızlık veya indirim hükmünün yürütülmesi mümkün değildir.

Belli bir meslek, sanat veya trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıkla işlenen taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet hâlinde, Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca fail hakkında üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak kaydıyla sürücü belgesinin geri alınmasına ya da meslek ve sanat icrasının yasaklanmasına hükmedilebilir. Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrası doğrultusunda bu güvenlik tedbirinin süresi fiilin ağırlığıyla orantılı, adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun olarak takdir edilir.

Taksirle öldürme fiilinden dolayı hükmolunan hapis cezasının iki yıl veya altında kalması ve ölümden doğan maddi zararların tamamen telafi edilmesi kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir; bilinçli taksir durumunda ise ceza miktarı nedeniyle bu kararın verilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte Türk Ceza Kanunu'nun 50. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince, taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezaları uzun süreli olsa dahi yasal koşulların varlığı hâlinde adli para cezasına çevrilebilir; ancak kanun koyucu bilinçli taksirle işlenen fiiller bakımından bu imkânı açıkça yasaklamıştır.

Soruşturma Usulü, Dava Zamanaşımı ve Mahkemenin Görevi

Taksirle insan öldürme suçu takibi şikâyete tabi suçlardan değildir. Cumhuriyet savcılığı olayın gerçekleştiğini öğrenir öğrenmez soruşturmayı kendiliğinden yürütür ve kamu davası açar. Suçun dava zamanaşımı süresi Türk Ceza Kanunu düzenlemelerine göre 15 yıldır.

Taksirli veya bilinçli taksirli fiil neticesinde yalnızca tek bir kişinin ölümü meydana gelmişse, Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin birinci fıkrasındaki üst sınır dikkate alınarak yargılama görevi asliye ceza mahkemesine aittir. Buna karşılık taksirli fiil sebebiyle birden fazla kişi vefat etmişse veya en az bir kişinin ölümüyle birlikte en az bir kişinin yaralanması gerçekleşmişse, Kanun'un 85. maddesinin ikinci fıkrasındaki ceza üst sınırı ve 5235 sayılı Kanun'un 12. maddesindeki genel görev kuralları uyarınca yargılama ağır ceza mahkemesinde görülür. Ölüm ve yaralanmanın birlikte gerçekleştiği olayda yaralanan şahısların soruşturma aşamasında şikâyetlerinden vazgeçmeleri ve geriye tek ölüm neticesinin kalması hâlinde ise görevli mahkeme yeniden asliye ceza mahkemesi olarak tayin edilir. 5235 sayılı Kanun'un 12. maddesi kapsamında yüksek yargı mercilerinin, askerî yargı alanının veya çocuk mahkemelerinin görev alanına ilişkin saklı tutulan yasal hükümler bu genel kuralların istisnasını teşkil eder.

5235 sayılı ADLÎ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ İLE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA KANUN m. 12Kaynağı aç
Madde 12- (Değişik: 21/2/2014 – 6526/2 md.)
Kanunların ayrıca görevli kıldığı
hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp
(m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), (…)[9] hileli iflâs (m. 161)
suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci
Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve
12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren
suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet
hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve
işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın
yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler, askerî mahkemelerin görevlerine
ilişkin hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır.
Diğer ceza mahkemelerinin görevleri
Taksirle insan öldürme suçunda şikâyetten vazgeçilirse dosya kapanır mı?

Taksirle insan öldürme suçu resen kovuşturulan suçlardan olduğundan, şikâyetten vazgeçilmesi kamu davasını düşürmez ve yargılama resen sürdürülür.

Bilinçli taksirle ölüme sebep olunduğunda hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir mi?

Bilinçli taksirle işlenen fiillerde hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi Türk Ceza Kanunu'nun 50. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince mümkün değildir.

Taksirle ölüme yol açma suçunda ağır ceza mahkemesi ne zaman görevlidir?

Taksirli fiil neticesinde birden fazla kişinin ölmesi veya en az bir ölüm ile birlikte en az bir kişinin yaralanması hâlinde yargılama ağır ceza mahkemesince yürütülür.

Ölen kişinin de kusurlu olması failin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?

Ölenin kusuru fiil ile netice arasındaki illiyet bağını tamamen kesmediği sürece failin sorumluluğunu kaldırmaz; bu durum temel ceza belirlenirken hâkim tarafından gözetilir.

Aile bireyinin taksirle ölümüne sebep olan kişiye ceza verilir mi?

Meydana gelen netice münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından bir cezayı gereksiz kılacak derecede ağır mağduriyetine yol açmışsa basit taksirde ceza verilmez; bilinçli taksirde ise cezada indirim yapılır.

Kazada failin yakınıyla birlikte üçüncü bir kişi de zarar görürse şahsi cezasızlık uygulanır mı?

Olayda failin ailesi dışından üçüncü bir kişinin de ölmesi veya yaralanması durumunda netice bölünemeyeceğinden şahsi cezasızlık veya indirim hükmü uygulanamaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu