Taksirle Öldürme Suçunun Yasal Çerçevesi ve Temel Cezası
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin birinci fıkrasına göre taksirle işlenen fiiller yalnızca kanunun açıkça belirttiği hâllerde yaptırıma bağlanabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında taksir; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun yasal tanımında yer alan neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 85Kaynağı aç
yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla
kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden
olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[35]
İKİNCİ
BÖLÜM
Vücut
Dokunulmazlığına Karşı Suçlar
Kasten yaralama[36][37]
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 22Kaynağı aç
hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir
davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek
gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi
istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır;
bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna
göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi
kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı
belirlenir.
(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin
kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz
kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir
halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
Netice sebebiyle ağırlaşmış suç
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/218, K. 2016/256Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 26.11.2013
Sayısı : 214-229
Temyiz Edenler : Sanık müdafii, katılanlar vekili
Kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan sanık …’in eyleminin taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı TCK’nun 23 ve 86/2. maddeleri delaletiyle 85/1, 62, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin, Bolu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.05.2011 gün ve 220-88 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 12. Ceza Dairesince 17.06.2013 gün ve 29739-16416 sayı ile;
"5237 sayılı TCK’nun 23. maddesinde, kastı aşan suçlarda veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda cezalandırılabilmek için failin meydana gelen sonuç açısından en azından taksirle hareket etmesi gerektiği belirtilmiş, madde gerekçesinde de, hükmün konuluş amacının, objektif sorumluluk anlayışının terk etmek olduğu, bu tür sorumluluğun, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan 'versari in re ilicita' yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olduğu, çağdaş ceza hukukunun bu anlayışı çoktan terk ettiği, düzenlemeyle meydana gelen ağır netice açısından sorumluluk için neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu olunması gerektiği belirtilmiştir.
Kanunun 87/4. maddesinde ise, kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesi halinde failin nasıl cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak maddedeki atfın 86. maddenin 1. ve 3. fıkralarına yapılmış olması nedeniyle, bu hükmün aynı maddenin 2. fıkrasında kalan yaralanma eylemleri açısında uygulanması mümkün değildir.
Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte yaralanma sonucunda mağdurun ölmesi halinde, 5237 sayılı TCK’nun 23 ve 87/4. maddelerinin uygulanması imkânı bulunmadığından, failin sorumluluğunun genel hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Meydana gelen sonuç, (ölüm) öngörülebilir ise ve fail bu sonucu öngörmeksizin hareket etmişse, 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesi uyarınca taksirle öldürme suçunu düzenleyen 85. maddesi uyarınca, öngörülebilir sonuç fail tarafından da öngörülmüş ancak istenmemiş ise fail bilinçli taksirle öldürme suçundan Kanunun 85 ve 22/3. maddeleri uyarınca, fail öngördüğü sonucu kabullenerek fiilini icra etmiş ise bu kez de, olası kastla öldürme suçundan sorumlu tutulmalıdır.
Failin ölüm sonucunu öngörmesi mümkün olmakla birlikte, gerekli özeni göstermeyerek ölüme neden olması halinde faili taksirle öldürmekten sorumlu tutmak mümkün ise de, ölüm sonucunun meydana gelmesinin öngörülmesi mümkün değilse failin taksirle öldürmeden sorumlu tutulması mümkün değildir.
Neticenin öngörülebilir olmaması halinde, faili meydana gelen ağır sonuçtan sorumlu tutmak, yeniden objektif sorumluluğun kabulü anlamına gelecektir ki, böyle bir kabul kusur sorumluluğunu benimseyen ceza kanununun sistematiğine de aykırıdır.
Yapılan açıklamalar ışığında; sanığın ölenle tartıştığı sırada elindeki tornavida ile ölenin baş kısmına vurduğu, ölenin sol kaşında derin 1,5-2 cm boyutlarında, basit tıbbi müdahale ile giderilebilir kesi oluşacak şekilde yaralandığı, olay sırasında fenalaşıp yere yığıldığı, strese bağlı kalp hastalığının aktif hale gelmesi nedeniyle hastanede yaklaşık 1 ay sonra öldüğü olayda; sanığın eyleminin TCK'nun 87/4 maddesinde düzenlenen suça temas ettiği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş,
Daire Üyesi G. Yalvaç, "…Sanığın ölenle tartışıp, elindeki tornavida ile başında hafif sıyrık oluşturacak şekilde yaralanması sonucu, kendisinde mevcut kalp rahatsızlığının aktif hale gelmesi nedeniyle tedavi gördüğü hastanede kronik kalp damar rahatsızlığına bağlı olarak ölmesinde, sanığın TCK'nun 87/4. maddesinden sorumlu tutulması suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırıdır, diğer yönden ölenin fenalaşması üzerine sanığın herhangi bir eylemi saptanamadığından, fiil taksirle öldürme kapsamında da değerlendirilemez, yukarıda anlatıldığı şekilde meydana gelen olayda, sanığın TCK'nun 86/2, 86/3-e maddesi ile cezalandırılması gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Yerel mahkeme ise 26.11.2013 gün ve 214-229 sayı ile;
"5237 sayılı TCK’nun 86. maddesinin 3. fıkrasının başlı başına bir ceza öngörmeyip sadece maddenin 1 ve 2. fıkra kapsamındaki kasten yaralama suçlarının ağırlaştırıcı nedeni olması, 5237 sayılı TCK’nun 87/4. maddesinin uygulanabilmesi için 86/1. maddesi kapsamında bir yaralanmanın aranması, madde metninde TCK’nun 86/2. maddesine yapılmış bir atfın söz konusu olmaması nazara alındığında, sanığın ticari alışverişte bulunduğu maktule kalp rahatsızlığı olduğunu bilmeksizin olay günü basit derecede etkili eylemde bulunduğu, inzimam eden olayın stresi ve eforu sonucunda gelişen kalp yetmezliği sonucu ölümün meydana geldiği olayda, ölüm sonucunu istememekle birlikte öngördüğü anlaşıldığından 5237 sayılı TCK’nun 23, 86/2-3.e maddeleri delaletiyle 85/1 maddesi uyarınca taksirle ölüme neden olma suçundan dolayı hüküm kurulması gerekmektedir" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.04.2014 gün ve 26418 sayılı "onama" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme taksirle ölüme neden olmak suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Suçun sübutuna ve olayın oluşuna ilişkin bir tartışma bulunmayan olayda; Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Müteahhitlik yapan sanık … ile inşaat malzemeleri ticareti yapan … arasında borç ilişkisi olduğu, sanık ve …'nun 20.04.2010 günü saat 14.20 sıralarında Bolu İl Merkezi Sümer Mahallesi, Mudurnu Kavşağında bulunan sanığın yaptığı inşaatın önünde tesadüfen karşılaştıkları, tanıkların beyanlarına göre sanığın …'nu durdurup “Sen neden karımın yanında benden para istiyorsun, ben dolandırıcı mıyım, utanmıyor musun, şerefsiz” biçiminden sözler söyleyerek üzerine yürüdüğü, …'nun geri geri kaçmaya çalıştığı sırada sanığın yumruk atıp sonrasında pantolonunun sağ arka cebinden çıkardığı kontrol kalemi ile ölenin kafasına vurduğu, …'nun aniden fenalaşarak bahçe duvarının yanına doğru geçip oturmaya çalıştığı sırada yere yığıldığı, çevreden gelen şahısların ve sanığın müdahale etmeye çalıştıkları, ambulans ile olay yerinden hastaneye kaldırılan …'nun 25.05.2010 tarihinde öldüğü,
Adli Tıp Kurumu Bolu Şube Müdürlüğünce düzenlenen raporda; ölende 20.04.2010 tarihinde maruz kaldığı kontrol kalemi ile kasten yaralama olayı sırasında oluşan sol kaşın üzerindeki derin, yaklaşık 1,5-2 cm boyutlarında, kenarları düzgün, kanamalı lezyonun; kafatasında kırığa, kafa içi değişime, herhangi bir iç organ veya büyük damar lezyonuna neden olmadığı dikkate alındığında; basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte bulunduğu ve doğrudan öldürücü nitelikte olmadığı, otopsi bulgularına göre kişide kronik kalp-damar hastalığının mevcut olduğu, olay anına kadar aktif ve hareketli olan …'nun olay sırasında yaralanmasını müteakip olay yerinde geçirdiği akut myokard infarktüsü nedeniyle kısa sürede fenalaştığı, kaldırıldığı hastaneye kalp ve solunumu durmuş vaziyette kabul edildiği, burada uygulanan canlandırma işlemini takiben kalp atımlarının geri döndüğü, ancak solunum cihazına bağlı olarak ve hipoksik beyin (dolaşım ve solunumun durması sırasında beynin oksijensiz kalması sonucunda gelişen ağır beyin hasarı) tablosu ile hastanede tedaviye alındığı, ilerleyen dönemde birkaç kez daha duran kalbinin müdahale ile çalıştırıldığı, tedavisi sırasında genel durumunda herhangi bir düzelme görülmeyerek 25.05.2010 tarihinde öldüğünün belirtildiği,
Adli Tıp Kurumu Ankara Morg İhtisas Dairesinde yapılan otopsi işleminde; ölenin sol dış kaş kenarında hafif çöküklük gösteren 1×0.1 cm'lik nedbe alanı, boynun ön alt bölümünde üzeri sütüre, kenarları sarı yeşil enfekte görünümde 1 cm'lik trakeostomi kesi, burun sırt kısmında üstte üzeri hafif kabuklu 0.3×0.1 cm'lik sıyrık olduğu, kişinin kesin ölüm nedeninin ve ölüm ile karıştığı kavga arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının İstanbul Adli Tıp İhtisas Kurulundan sorulması gerektiğinin bildirildiği,
İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda ise; olayın gelişimi, tıbbi belgelerde kayıtlı veriler ile otopside saptanan bulgular birlikte değerlendirildiğinde, kendisinde kronik kalp damar hastalığı bulunan kişinin ölümünün olayın efor ve stresi ile kendisinde mevcut kalp damar hastalığının aktif hale geçmesi sonucu meydana gelmiş olduğu, 20.04.2010 tarihinde meydana gelen olay sonrası fenalaşarak kaldırıldığı hastanede iyileşmeden öldüğü dikkate alındığında olay ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu, kişide olay sonrası sol kaş üzerinde yaklaşık 1,5-2 cm boyutlarında kenarları düzgün kanamalı olarak tanımlanan lezyonun, kişinin yaşamını tehdit eder bir durum olmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte bulunduğunun belirtildiği,
Olay yerini gösterir Özel Yağmur Yüksek Öğrenim Kız Öğrenci Yurdunun güvenlik kamera görüntülerinin incelemesinde; yurt bahçesinin yan tarafında sanık ile …'nun 20.05.2010 günü saat 14.23.43'te görünmeye başladıkları, …'nun geri geri kaçmaya çalıştığı esnada sanığın üzerine yürüdüğü, 14.23.44'te sanığın sağ yumruğu ile …'nun sol tarafına yumruk attığı, 14.23.47'te sanığın pantolonunun sağ arka cebinden net olarak görülmeyen bir cisim çıkardığı ve 14.23.50'te bu cismi …'nun kafasının sol tarafına doğru sallayarak vurduğu, 14.24.04'te tarafların ayakta yüz yüze konuşmaya başladıkları, 14.25.08'de …'nun sanık ile ayakta konuştuğu esnada aniden fenalaşarak sarsıntı geçirdiği ve bahçe duvarının yanına geçerek oturmaya çalıştığı, 14.25.23'de …'nun fenalaşarak yere yığıldığı, bu esnada sanığın da yanında bulunduğu, çevreden gelen vatandaşların …'na müdahale etmeye çalıştığı, gelen sağlık ekipleri ile …'nun hastaneye sevk edildiğinin tespit edildiği,
Sanığın aşamalarda; … ile tartıştıklarını kabul ettiği ancak iteklemediğini ve ona vurmadığını, tartışma sırasında …’nun aniden fenalaştığını, düşmemesi için kendisini tutup yere yatırdığını, hemen ambulansı aradığını, …’nda kalp rahatsızlığı olduğunu bilmediğini savunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
04.11.2004 tarih ve 5252 sayılı Kanununun 12. maddesi ile, 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 452. maddesi;
"Katil kastiyle olmıyan darp ve cerh veya bir müessir fiilden telefi nefis husule gelmiş olursa fail, 448 inci maddede beyan olunan ahvalde sekiz, 449 uncu maddede yazılı ahvalde on ve 450 nci maddede muharrer ahvalde on beş seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapse mahkum olur.
Eğer telefi nefis failin fiilinden evvel mevcut olup da failce bilinmiyen ahvalin birleşmesi veyahut failin idaresinden hariç ve gayrimelhuz esbabın inzimamı ile vukua gelirse, 448 inci maddede beyan olunan ahvalde beş seneden, 449 uncu maddede muharrer ahvalde yedi seneden ve 450 nci maddede yazılı ahvalde fail on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır" hükmünü içermekte iken benzeri bir düzenlemeye, objektif sorumluluk esasının terk edilmesi nedeniyle 5237 sayılı TCK'da yer verilmemiştir.
Suçu, “yasada tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her koşulda sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla “kusursuz sorumluluk” terkedilmiş olmaktadır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. bası, s.166 vd.) 765 sayılı TCK’daki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’da haksızlığın birer gerçekleştirilme şekli olarak kast–taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK’nun “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi “(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi halinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.
Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel istismar suçunda mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulması, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. (Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 3. Bası, s. 415 vd.; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökçen, A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, c.I, s.495 vd.)
5237 sayılı TCK’nun 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nun 87. maddenin 4. fıkrası; “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklindedir. Maddede, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nun 86. maddesinin 1 veya 3. fıkraları kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak koşuluyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir. Madde metnindeki anlatımın açıklığı karşısında, TCK'nun 86/2. maddesinde düzenlenen basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralanma sonucu ölümün meydana gelmesi hali 87/4. fıkrası kapsamında değerlendirilemeyecektir.
Bu aşamada uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından taksir ve unsurları üzerinde de durmak gerekecektir.
5237 sayılı TCK'nun 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanan taksir haksızlığın gerçekleştirilme biçimlerinden birisidir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3.bası, s.248 vd.) Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.05.2008 gün ve 51-117; 25.03.2008 gün ve 43-62; 11.03.2008 gün ve 275-49; 01.02.2005 gün ve 213-3; 23.03.2004 gün ve 12-68; 09.10.2001 gün ve 181-204; 21.10.1997 gün ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da vurgulandığı gibi, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Neticenin iradi olmaması,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Neticenin öngörülebilir olmasına karşın fail tarafından öngörülememesi, şeklinde kabul edilmektedir.
Bütün suçlarda olduğu gibi taksirli suçlarda da, hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının varlığı cezalandırmanın koşuludur. Taksirli suçlarda nedensellik bağının varlığının kabulü için, failin hareketinden bağımsız bir etkenin sonuca tek başına neden olmaması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde;
Sanığın, olay günü tartıştığı ölene yumruk atıp cebinden çıkardığı kontrol kalemi ile sol kaşının üstüne doğru vurup basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek biçimde onu yaraladığı, kendisinde kronik kalp damar hastalığı mevcut bulunan …’nun bu olayın meydana getirdiği efor ve stresin tesiri ile fenalaşıp hastaneye kaldırıldığı, gelişen kalp durması ve beynin oksijensiz kalması sonucu olaydan otuz beş gün sonra hastanede vefat ettiği olayda, sanığın eyleminin TCK'nun 86/2. maddesi kapsamında kalan kasten yaralama olduğunda kuşku bulunmamakta olup bu nedenle de eyleminin TCK’nun 87/4. maddesine uyduğunu kabule kanunen imkan bulunmamaktadır.
Sanık öldürme kastı ile hareket etmemiş, ancak kendisinden on dokuz yaş büyük olan 61 yaşındaki öleni itekleyerek baş bölgesine yumruk atıp, kontrol kalemi ile şiddetli biçimde vurarak yaralamak suretiyle kalp krizi geçirebileceğini öngörmüş, fakat neticeyi yani ölümü arzulamamıştır. Bu nedenle sanığın eyleminin taksirle ölüme neden olmak suçunu oluşturduğunu kabul eden yerel mahkeme direnme hükmünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme gerekçesinin isabetli olduğuna ve hükmün esasının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 26.11.2013 gün ve 214-229 sayılı hükmündeki direnme gerekçelerinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
2- Dosyanın, hükmün esasının incelenmesi için Yargıtay 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.05.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/1254, K. 2018/354Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 40-424
Sanık … hakkında kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesince sanığın eyleminin taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 23 ve 86/2. maddeleri delaletiyle 85/1, 29 ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.09.2007 tarihli ve 105-275 sayılı hükmün, sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 17.10.2012 tarih ve 7196-22236 sayı ile;
"Olay günü sanığın iş arkadaşı olan ölen … ile tartıştığı sırada, ölene vurması üzerine kalp hastası olan …'nin kısa süre sonra fenalaşıp, yaşadığı üzüntü nedeniyle geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybettiği olayda, Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunun 16.07.2008 tarihli raporunda, meydana gelen olay ile ölüm arasında illiyet bağının bulunduğunun belirtildiği, 5237 sayılı TCK'nın 86/1 ve 87/4. maddesinde kasten yaralama sonucunda, ölümün meydana gelmesi hâlinde sanığın cezalandırılacağının belirtilmiş olması karşısında, sanığın 5237 sayılı TCK'nın 86/1 ve 87/4. maddesi gereğince cezalandırılması gerekirken, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiş,
Daire Üyesi M. Albayrak;
"…Dairemizin 23.2.2012 tarih ve 2011/15869 Esas ve 2012/5011 sayılı kararında belirtildiği gibi '5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde, kastı aşan suçlarda veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda cezalandırılabilmek için failin meydana gelen sonuç açısından en azından taksirle hareket etmesi gerektiği belirtilmiş, madde gerekçesinde de, hükmün konuluş amacının, objektif sorumluluk anlayışını terk etmek olduğu, bu tür sorumluluğun, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan 'versari in re ilicita' yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olduğu, çağdaş ceza hukukunun bu anlayışı çoktan terk ettiği, düzenlemeyle meydana gelen ağır netice açısından sorumluluk için neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu olunması gerektiği belirtilmiştir.
Kanun'un 87/4. maddesinde ise, kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesi hâlinde failin nasıl cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak maddedeki atfın 86. maddenin 1. ve 3. fıkralarına yapılmış olması nedeniyle, bu hükmün aynı maddenin 2. fıkrasında kalan yaralanma eylemleri açısından uygulanması mümkün değildir.
Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte yaralanma sonucunda mağdurun ölmesi hâlinde, 5237 sayılı TCK’nın 23 ve 87/4. maddelerinin uygulanması imkânı bulunmadığından, failin sorumluluğunun genel hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Meydana gelen sonuç, (ölüm) öngörülebilir ise ve fail bu sonucu öngörmeksizin hareket etmişse, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesi uyarınca taksirle öldürme suçunu düzenleyen 85. maddesi uyarınca, öngörülebilir sonuç fail tarafından da öngörülmüş ancak istenmemiş ise fail bilinçli taksirle öldürme suçundan Kanun'un 85 ve 22/3. maddeleri uyarınca, fail öngördüğü sonucu kabullenerek fiilini icra etmiş ise bu kez de, olası kastla öldürme suçundan sorumlu tutulmalıdır.
Failin ölüm sonucunu öngörmesi mümkün olmakla birlikte, gerekli özeni göstermeyerek ölüme neden olması hâlinde faili taksirle öldürmekten sorumlu tutmak mümkün ise de, ölüm sonucunun meydana gelmesinin öngörülmesi mümkün değilse failin taksirle öldürmeden sorumlu tutulması mümkün değildir.
Neticenin öngörülebilir olmaması hâlinde, faili meydana gelen ağır sonuçtan sorumlu tutmak, yeniden objektif sorumluluğun kabulü anlamına gelecektir ki, böyle bir kabul kusur sorumluluğunu benimseyen ceza kanununun sistematiğine de aykırıdır.'
Bu olayımızda da sanığın basit tıbbi müdahalelik yaralaması sonrası Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca, ölümün travmanın eforu ve stresiyle kendinde mevcut kalp damar hastalığının aktif hâle geçmesine bağlı solunum dolaşım durmasından ileri geldiği, olay ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu, ancak saptanan travmatik değişimlerin başlı başına ölümü tevlit eder nitelikte olmadıkları ve mevcut yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu belirtilmesi karşısında sanığın taksirle öldürme suçundan cezalandırılması gerekmektedir. Çünkü; TCK’nın 22/2. maddesi taksiri, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmaktadır.
Bilimsel görüşlere baktığımızda da dikkat ve özen yükümlülüğü ile ilgili şu açıklamaları görmekteyiz.
'Dikkat ve özen yükümlülüğünden, Kanun veya müşterek tecrübenin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve ihtimam vazifesini ihmal eden ve zararlı neticeye sebep olan fert sorumludur. Taksir zorunlu ve gerekli özenin gösterilmemesi sebebiyle öngörülmesi mümkün olan neticenin öngörülmemesidir.
Taksirin cezalandırılmasının sebebi, failin neticeyi öngörmesi mümkün iken, özen vazifesine aykırı olarak, bu neticeyi öngörmemiş olması esasına dayanır. Failin öngörülebilir bir neticeyi öngörmesi gerekirken bunu yapmaması, toplumun kendisini kınamasının sebebidir.'
Dosyamıza konu olayda sanığın basit tıbbi müdahalelik bir yaralaması sonucunda mağdur ölmüştür. Bu olayda yukarıda açıkladığımız gibi sanığı TCK’nun 87/4.maddesi gereğince sorumlu tutmak mümkün değildir. Ancak oluşan bu netice öngörülebilir bir neticedir. Dolayısıyla sanık hakkında TCK’nın 23 ve 86/2. maddelerini nazara almadan aynı Kanun'un 85/1.maddesi gereğince taksirle öldürme suçundan cezalandırılmalıdır. Mahkemenin TCK’nın 23 ve 86/2. maddeleri delaletiyle aynı Kanun'un 85/1. maddesiyle hüküm kurması sonuca etkili olmayan uygulama olduğundan kararın onanması gerekir.
Sonuç olarak somut olayda günlük hayat tecrübelerine göre bu netice öngörülebilir bir neticedir. Öngörülebilen bu netice bakımından dikkat ve özen yükümlülüğüne uymayan sanık bakımından taksirle öldürme suçunun oluştuğu kanaatinde olduğumuz için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece 12.12.2013 tarih ve 40-424 sayı ile; sanığın kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan TCK'nın 86/1. maddesi delaletiyle 87/4, 29/1, 62/1, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 17.06.2015 tarih, 2252-11034 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiş,
Daire Başkanı A. Doğan ve Daire Üyesi M. Albayrak genel olarak Özel Dairenin ilk bozma kararında kullanılan karşı oyda belirtilen düşünceyle ve ek olarak;
"…Kanun'un 87/4. maddesinde ise, kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesi hâlinde failin nasıl cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak maddedeki atfın 86. maddenin 1. ve 3. fıkralarına yapılmış olması nedeniyle, bu hükmün aynı maddenin 2. fıkrasında kalan yaralanma eylemleri açısından uygulanması mümkün olmadığı gibi 2. fıkra kapsamındaki yaralanmaların 3. fıkradaki artırım nedenleri bulunsa da uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
…
Bunun yanında basit tıbbi müdahalelik bir yaralama suçunun işlenmesi sonucunda faili taksirle öldürme suçundan sorumlu tutmak adaletli olmayabileceği gibi TCK’nun 3. maddesinde düzenlenen 'Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.' hükmü de ihlal edilmiş olabilir. Bundan dolayı üçlü bir ayrıma gidilerek sorumluluk belirlenirse adil bir sonuca varılabilir. Buna göre:
a- Kasten yaralama suçunu başlatanın fail olmadığı hâllerde kişi bir nevi savunma refleksi ile karşısındakinin saldırısını defetmek için muhatabın vücuduna acı verme kastıyla hareket ettiği durumlarda, basit tıbbi müdahalelik bir yaralama sonrası ölüm meydana gelmişse faili sadece kastından yani basit tıbbi müdahalelik yaralamadan (TCK, m.86/2) sorumlu tutmak gerekir.
b- Kasten yaralama suçunu başlatanın fail olması hâlinde ise; failin amacı başkasının vücuduna sadece basit tıbbi müdahalelik bir yaralamada bulunma olsa bile modern zamanın oluşturduğu hayat ortamında, insanların bu gibi basit etkiler sonrası öldükleri artık her insan tarafından öngörülebildiğinden faili basit taksirle öldürme suçundan (TCK, m.85/1) sorumlu tutmak gerekir.
c- Kasten yaralama suçu fail veya ölen tarafından başlatılsa bile failin ölendeki ölüm sonucunu doğurabilecek rahatsızlığı-hastalığı bilmesi hâlinde bu durumda faili dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu oluşan ölümden, bilinçli taksirle öldürme (TCK, m.85/1, 22/3) suçundan sorumlu tutmak gerekir.
…
Sonuç olarak somut olayda günlük hayat tecrübelerine göre bu netice öngörülebilir bir neticedir. Sanık kasten yaralama eylemini ilk olarak başlatan kişidir. Öngörülebilen ölüm neticesi bakımından dikkat ve özen yükümlülüğüne uymadığından taksirle öldürme suçunun oluştuğu kanaatinde olduğumuz için sayın çoğunluğun neticesi sebebiyle ağırlaşan yaralama sonucu oluşan ölümden hüküm kuran mahalli mahkeme hükmünü onama yönündeki görüşlerine katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 30.09.2015 tarih ve 48187 sayı ile;
“…Dosya kapsamı ve oluşa göre; aynı işyerinde çalışan sanık ve maktul arasında çıkan tartışma sırasında, sanığın arkadaşı olan ölene basit tıbbi müdahale ile iyileşebilir şekilde yumrukla vurması sonucu, sanık tarafından önceden bilinmeyen kalp-damar hastalığının aktif hâle gelmesi sonucunda öldüğü, sanığın kasten yaralama eylemini başlatan kişi olduğu ve eylem sonucunda ölüm olayının meydana gelebileceğinin öngörülebilir olduğu, buna göre gerekli dikkat ve özeni göstermeyen sanığın eyleminin TCK 85/1 maddesinde karşılığını bulan taksirle ölüme neden olmak suçunu oluşturduğu" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 04.11.2015 tarih ve 14055-16850 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire çoğunluğu arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın suçunun nitelendirilmesine ilişkin ise de, yapılan müzakere esnasında, bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerinin de talebinin olması nedeniyle Ceza Genel Kurulu Başkanı tarafından uyuşmazlık, sanığın suçunun TCK'nın 87. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamındaki kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturup oluşturmadığı, suçun TCK'nın 87. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında kalmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde, TCK'nın 86. maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki kasten yaralama suçunun mu yoksa TCK'nın 85. maddesi kapsamındaki taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunun mu oluşacağı şeklinde yeniden belirlenmiş olup uyuşmazlık konuları bu doğrultuda değerlendirilmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
26.11.2006 tarihli olay yeri inceleme raporunda; aynı gün saat 08.30 sıralarında Etiler, Nispetiye Caddesinde faaliyet gösteren …. isimli iş yerinde bir şahsın iş yeri çalışanı olan diğer bir şahısla tartışıp kavga ettikten sonra fenalaşarak hastaneye kaldırıldığının, akabinde öldüğünün bildirilmesi üzerine bahse konu iş yerine gelindiği, iş yerinin müstakil, bahçeli, iki katlı bir binada faaliyet gösteren, arka kısmında unlu mamuller üretilen bir fırın olduğu, zemin katta kafe olarak kullanılan bir bölümün, yine unlu mamullerin satışının yapıldığı ayrı bir bölüm ile üst katta idari kısmın bulunduğu, iş yerinin şoför olarak çalışanları … ile …'ın iş konusunda tartışıp kavga ettiklerini, diğer çalışanların kavgayı ayırmasından sonra herkesin işinin başına döndüğünü, yaklaşık 5-6 dakika sonra kavga eden şahıslardan birinin ekmeklerle uğraşırken fenalaşarak yere yığıldığını, sonrasında çalışanlar tarafından …Cerrahi ve Tanı Merkezine götürüldüğünü beyan ettikleri, iş yerinde olayla ilgili olabilecek herhangi bir emare ve delile rastlanmadığı yönünde açıklamalara yer verildiği,
…Cerrahi ve Tanı Merkezi tarafından düzenlenen 26.11.2006 tarihli raporda; sanık … tarafından getirilen hastanın saat 07.15'te görüldüğünde pupiller fix dilate olduğu, kalp atımı ve solunum olmadığı, TA alınamadığı, CPR'a başlandığı, yanıt alınamayınca CPR'ın saat 08.25'te sonlandırıldığı, CPR'da hastanın entübe edilip damar yolunun açıldığı, adrenalin, atropin Na bikarbonat, İV enjeksiyon yapılıp defibrilasyon uygulandığı yönünde açıklamaların olduğu,
26.11.2006 tarihli ölü muayene tutanağına göre; göğüs ön sternum kemiğinin üst kısmında 7×1,5 cm'lik, ksifoid üzerinde 2×1, 2×0,5 ve 0,5 cm'lik muhtemel elektrikli şok cihazı temasına bağlı yanıklı yara alanları ile ağızda, alt dudak sağ iç kısmında 0,5×0,5 cm'lik doku defektli kanamalı yara, sağ üst ve sağ alt köpek dişlerinde kanama, sağ el 2 ve 3. parmaklar arasında 1×0,5 cm'lik, sol el başparmak sırtında 1×0,5 cm'lik yaraların mevcut olduğu,
Adli Tıp Kurumu Kimya İhtisas Dairesince düzenlenen 20.12.2006 tarihli rapora göre; ölenin iç organlarında yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda aranan maddelerin bulunmadığı, kanında alkol tespit edilmediği, kanında ve mesane yıkama suyunda uyutucu-uyuşturucu maddelere rastlanmadığı,
15.02.2007 tarihli histopatolojik tetkik raporuna göre; kişinin ölümünün kalp-damar hastalığı sonucu meydana gelmiş olduğu,
Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince 26.11.2006 tarihinde yapılan otopsiye istinaden aynı yer tarafından düzenlenen 26.02.2007 tarihli otopsi raporunda; ölenin 163 cm boyunda, 61 kg ağırlığında olduğu, sağ el 1. parmak proksimal falanks dorsal bölgede 0,5×0,2 cm'lik, sağ el 2 ve 3. parmaklar arasında 1×0,2 cm'lik sıyrıklı ekimoz, göğüste defibrilatör kaşık izleri, sağ dirsek iç büklümde etrafı ekimozlu iğne izleri, saçlı deri altında sol frontal bölgede 2 cm çapında ekimoz, sol koroner arterde inen ve dönen dalda orta ve ileri derecede daraltıcı vasıfta, sağ koroner arterde orta derecede daraltıcı vasıfta aterom plakları, miyokart kesitlerinde sol ventrikül ön duvarda 6×3 cm'lik ve interventriküler septumda 2×1 cm'lik sedefi renk değişimi (nedbe alanı) ve çevrelerinde taze kanama alanları (taze miyokart enfarktüsü zemini), sol 2-6 kotlarda midklavikuler hatta, sol 2-7 kotlarda parasternal hatta, sağ 2-6 kotlarda midklavikuler hatta etrafı ekimozlu kırık görüldüğü bilgilerine yer verilerek otopsi sonucuna göre kişinin vücudunda ölüme müessir travmatik değişim bulunmadığı, otopside tespit edilen kot kırıklarının lokalizasyonları ve özellikleri dikkate alındığında, ölüm sonrası yeniden canlandırma işlemleri esnasında husullerinin mümkün olduğu, otopsisinde kalp ağırlığında ve kalp duvar kalınlıklarında artma, sol koroner arterlerde orta-ileri derecede daraltıcı vasıfta aterom plakları ve miyokart kesitlerinde nedbe alanı saptanan, histopatolojik tetkikinde miyokartta nedbe ve fibrozis tespit edilen kişinin ölümünün kalp damar hastalığı sonucu meydana gelmiş olduğu yönünde kanaat bildirildiği,
Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunca düzenlenen 16.07.2007 tarihli rapora göre; otopsideki makroskopik ve mikroskopik bulgulara göre kişide kronik kalp-damar hastalığı bulunduğu ve ölümün mevcut kalp-damar hastalığının olayın efor ve stresiyle aktif hâle geçmesine bağlı solunum-dolaşım durmasından kaynaklandığı, olay ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu ancak ölü muayene tutanağı ile otopside tarif edilen yüzeyel travmatik değişimlerin kişinin yaşamını tehlikeye sokacak nitelikte olmadıkları, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif oldukları,
İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 21.05.2013 tarihli raporuna göre; 26.11.2006 tarihli ölü muayene tutanağında belirtilen göğüs ön sternum kemiğinin üst kısmındaki 7×1,5 cm'lik, ksifoid üzerindeki 2×1, 2×0,5 ve 0,5 cm'lik şok cihazının temasına bağlı yanıklı yara izleri ile ağızda, alt dudak sağ iç kısmında bulunan 0,5×0,5 cm'lik doku defektli kanamalı yaranın, sağ üst ve sağ alt köpek dişlerindeki kanamanın, sağ el 2 ve 3. parmaklar arasındaki 1×0,5 cmlik, sol el başparmak sırtındaki 1×0,5 cm'lik yaraların kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte oldukları,
Sanık … hakkında Şişli Eftal Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından 26.11.2006 tarihinde saat 09.40'ta düzenlenen rapora göre; sanıkta darp ve cebir izine rastlanmadığı,
Ölen …'nin 17.01.1956 doğumlu, sanık …'ın ise 17.10.1978 doğumlu olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Katılanlar …, … ve … mahkemede; ölenin bildikleri herhangi bir hastalığı olmadığını, ara sıra evde alkol aldığını ancak dışarıda içmediğini, olayı görmediklerini,
Tanık … kollukta; …Mahallesi, Nispetiye Caddesinde faaliyet gösteren …. isimli iş yerinde fırıncı olarak çalıştığını, 26.11.2006 tarihinde, saat 06.40 sıralarında tanık … ile birlikte çalıştıkları esnada kasiyer bölümünde ölen … ile sanık …'ın birbirlerine bağırdıklarını duyduğunu, kasiyerlik yapan tanık … Çaylan'ın bağırması üzerine …. ile birlikte kasanın yanına gittiklerini, ölen …'ın yerden kalkmaya çalıştığını, ….'in sanık …'i tutarak fırından dışarı çıkardığını, kendisinin de….'ı tuttuğunu, ortalığın yatıştığını, herkesin işine döndüğünü, yaklaşık 10 dakika sonra 06.50 sıralarında Yasemin'in tekrar bağırdığını, …. ile birlikte kasanın yanına vardıklarında….'ı yerde yatmış vaziyette gördüğünü,….'ın bu esnada nefes aldığını, sanık …'in de kasanın yanında olduğunu, ….'le birlikte ölen …'ı kucaklayıp hastaneye götürmek üzere servis aracına bindirdiklerini, aracı sanık …'in kullandığını, sonrasında işlerine döndüklerini,
Savcılıkta ek olarak; ölen … ile sanık … arasında hemen her gün iş yüzünden tartışma olduğunu,….'ın Ersin'in işini zamanında yapmamasından dolayı servise geç kaldığından yakındığını, tartışmalarından sonra da el ele kol kola gezdiklerini, aralarında ciddi bir kavga olmadığını, olay günü Ersin'in gece çalıştığını, saat 06.30 sıralarında gelen….'ın servis arabasına ekmek taşıdığını, Ersin'in de ekmekleri kestiğini, her zamanki gibi Ersin ile…. arasında tartışma başladığını, birbirlerine bağırdıklarını ancak ne söylediklerini anlamadığını, Yasemin'in bağırması üzerine koştuklarında…. ile Ersin'in kavga ettiklerini gördüğünü, her ikisini ayırdıklarında….'da herhangi bir yara bere görmediğini, kavganın başlangıcını ve sanık ile ölenin birbirlerine vurduklarını görmediğini, kavganın sebebinin Ersin'in işini geciktirmesi olduğunu,
Mahkemede ek olarak; ölen ile sanık arasındaki kavganın tanıklar Yusuf Aydemir ve Mustafa Balıkçı tarafından aralandığını,
Tanık … kollukta; olay günü saat 06.40 sıralarında kasiyer Yasemin'in bağırması üzerine kasanın yanına vardığında aynı iş yerinde şoför olarak çalışan … ile …'ın birbirleri ile tartıştıklarını ve kavga ettiklerini, Ersin'in….'ın üzerinde olduğunu ve birbirleriyle kenetlenmiş vaziyette boğuştuklarını ancak yumruk vurup vurmadıklarını görmediğini, Ersin'i kolundan tutup fırından dışarı çıkardığını, kavganın yatıştığını ve herkesin işine döndüğünü, saat 06.50 sıralarında Yasemin'in tekrar bağırması üzerine gittiğinde….'ın pasta bölümü ile ekmek bölümü arasında yerde yattığını, bu esnada Ersin'in orada olmayıp dışarıda bulunan servis aracına ekmek poşetlerini taşıdığını, hemen….'ı kucaklarına alarak servis arabasına bindirdiklerini, bu esnada….'ın yaşadığını, sanık …'in kullandığı servis aracı ile….'ın hastaneye kaldırıldığını,
Savcılıkta ek olarak; kasiyer Yasemin'in bağırması üzerine gittiğinde garson Mustafa Balıkçı'nın yere düşen….'ı kaldırdığını,….'da yara bere görmediğini, aradan 8 dakika geçtikten sonra Yasemin'in tekrar çığlık atması üzerine vardığında yere yığılmış vaziyette yan yatan….'ın çenesinin kilitlendiğini, vücudunun kasıldığını, çenesini zorla açtığını, zorlukla nefes alan….'a sanık …'in suni teneffüs yaptırmaya çalıştığını, durumu ağırlaşınca hastaneye götürdüklerini,…. ile Ersin arasında öncesinde basit tartışmalardan başka kavgalarına şahit olmadığını,
Mahkemede ek olarak; ölen ile sanık arasındaki kavga aralandığında her ikisinde de darp izi olmadığını,
Tanık … Çaylan kollukta; olay günü saat 06.40 sıralarında iş yerine geldiğini, iş yerinde servis şoförü olarak çalışan ölen …'ın o esnada iş yerine gelen sanık …'e kesmesi gereken ekmeklerin olduğunu ve servisin gecikeceğini söyleyerek acele etmesini istediğini, Ersin'in "yapma ya, ne yapayım" gibi sözler söylediğini, sanık …'in ölen …'ı ittirerek üst kata çıkan merdivenlere doğru sıkıştırdığını ve yüzüne yumruk atmaya başladığını, her ikisinin merdivenlerin üzerine yığıldıklarını, bağırması üzerine fırın bölümünde çalışan …'in gelerek Ersin ile….'ı ayırdığını, ….'in Ersin'i iş yerinin dışına çıkardığını, Ersin'in tekrar içeri girerek küfürlü sözler söylediğini, olayın biraz yatıştığını, Ersin ile….'ın ayrı yerlerde ekmek kesmeye devam ettiklerini, beş dakika kadar sonra….'ı ekmek kasalarının yanında yerde yatarken gördüğünü, bağırarak çalışanlara haber verdiğini, ….'in….'ın başını su ile yıkadığını, bu sırada….'ın nefes aldığını, sanık …'in iş yerinin arabasıyla….'ı hastaneye götürdüğünü, yaklaşık 20-25 dakika sonra ölüm haberini aldıklarını,
Savcılıkta ek olarak;….'ın Ersin'den acele etmesini istediğinde Ersin'in laubali bir şekilde "yapıyorum yahu" şeklinde cevap verip elini sağa sola hareket ettirdiğini,….'ın Ersin'e kendisini idare etmekten usandığını, sürekli açıklarını kapattığını söylemesi üzerine Ersin'in "A…koyacağım böyle işin, asıl çalışmayan kaytaran sensin" dediğini, tartışmanın büyüdüğünü ve birbirlerine sövdüklerini ancak ilk kimin sövdüğünü hatırlamadığını, tartışma sırasında Ersin'in….'ın yüzüne bir yumruk vurduğunu ardından basamağa yığılan….'a çalışanlar gelene kadar birkaç yumruk daha vurduğunu, sakinleşmeyen Ersin'i kollarından tutup uzaklaştırdıklarını,….'ı da yerden kaldırdıklarını ancak Ersin'in hâlâ….'a saldırıp vurmaya çalıştığını fakat diğerlerinin tutması nedeniyle vuramadığını, görünüşte….'ın herhangi bir şeyi olmadığını ancak alın damarlarının kabardığını gördüğünü, herkes işinin başına döndükten sonra paketleri servis aracına taşımaya devam eden….'ı yerde görünce yardım istediğini, işçileri Mustafa'nın su getirdiğini,….'ın çenesinin kilitlendiğini, çalışanların göğsüne masaj yapıp yüzünü yıkadıklarını ancak bu sırada….'ın kendinde olmadığını, Ersin'in de gelerek suni teneffüs yaptırmaya çalıştığını,…. ile Ersin arasında iş haricinde bir problem olduğuna şahit olmadığını, iş yerindeki tartışmaların da kısa süreli olduğunu,
Mahkemede farklı olarak; ölen ile sanık arasındaki olayın yatışmasından 20 dakika sonra ölenin yere düşerek bayıldığı haberi geldiğini, önceki ifadesi okunup kısmi çelişki görülerek sorulması üzerine; şimdiki ifadesinde ısrar ettiğini, daha önceki ifadesinde geçen "A…koyacağım böyle işin çalışıyorum işte" şeklindeki sözleri ise işittiğini,
Tanık Yusuf Aydemir mahkemede; aynı iş yerinde çalıştığını, sanıkla ölen arasındaki tartışmanın ciddi bir tartışma olmadığını, bir ara baktığında sanığın ölene iki kez yumrukla vurduğunu gördüğünü, ölen ile sanığın birbirlerine karşı küfrettiklerini duymadığını, kavga aralandıktan sonra herkesin işinin başına geçtiğini, 20 dakika kadar sonra ölenin yere düştüğü haberinin geldiğini, sanık dâhil herkesin ölenin yardımına koştuğunu ve öleni hastaneye kaldırdıklarını,
Tanık Mustafa Balıkçı mahkemede; aynı iş yerinde garson olarak çalıştığını, üst katta bulunduğu sırada sesler gelmesi üzerine aşağıya indiğinde sanığın ölene yumruk attığını gördüğünü, kavgayı ayırdıklarını, herkesin işinin başına geçtiğini, aradan 15-20 dakika geçtikten sonra ikinci bir çığlık sesi geldiğini, aşağıya indiğinde öleni yerde gördüğünü, diğerlerinin de ölene yardım etmeye çalıştıklarını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık kollukta; lise mezunu olduğunu, ekmek üretimi yapılan iş yerinde şoför olarak çalıştığını, olay günü kendisinden önce iş yerine gelen …'nin saat 06.35 sıralarında servise geç kalacağından bahisle ekmekleri kesmemesinden dolayı kendisine "Ananı avradını s…babanın a…k…" şeklinde küfrettiğini, elindeki ekmeklerle yüzüne doğru vurmaya başladığını, bunun üzerine….'ı iteklediğini, aralarında itiş kakış olduğunu ancak….'a vurmadığını, gürültüye … ile …'in gelerek kendilerini ayırdıklarını, ….'in kendisinin kolundan tutarak iş yerinin salon kısmına götürdüğünü, olay yatıştıktan 10 dakika sonra Yasemin'in bağırması üzerine içeriye girdiğinde….'ı kurabiye vitrininin yanında yerde yatarken gördüğünü, …. ile Şemsettin'in….'ı kucaklayıp kendisinin servis aracına bindirdiklerini, bu esnada….'ın yaşadığını,….'ı Özel …Semt Polikliniğine götürdüğünü, yaklaşık 15-20 dakika sonra….'ın öldüğünü duyduğunu, herhangi bir kusurunun olmadığını,
Savcılıkta; 25.11.2006 tarihinde saat 23.30 sıralarında rahatsızlığına rağmen iş yerine gelerek çalışmaya devam ettiğini ve servise çıktığını, 26.11.2006 günü saat 06.45 sıralarında çalıştığı iş yerine geldiğini, kendisinden 5-10 dakika önce iş yerine gelen….'ın servis edeceği ekmeklerin kesilmemiş olduğunu,….'ın kendisinden ekmekleri hazırlamasını istemesi üzerine ekmekleri kesmeye başladığını, ekmekleri kestiği sırada….'ın gelip yüzüne bir yumruk vurduğunu, bu esnada….'ın elinde ekmek olduğunu ve ekmekle birlikte yüzüne vurduğunu,….'ın ısrarla üzerine gelmeye devam etmesi nedeniyle hafifçe omzuna vurarak….'ı geriye ittiğini, arkasındaki merdivenlere takılan….'ın yere düştüğünü, kavga etmeden gelip kendilerini ayırdıklarını, işinin başına dönüp ekmekleri kestiği sırada….'ın da ekmek paketlerini servis aracına taşıdığını, aradan 5-10 dakika geçtikten sonra Yasemin'in bağırması üzerine baktığında….'ı yerde yatarken gördüğünü, nefes almakta zorlanan….'ın yumruklarının sıkılı olduğunu ve çenesinin de kilitlendiğini, suni teneffüs yaptırmak istediğini ancak ağzı içki koktuğu için bunu yapamadığını,….'ı alıp hastaneye götürdüklerini, ölene yumruk vurmadığını, öleni aşırı öfkelendirecek, üzecek veya ölmesine neden olabilecek bir davranışının olmadığını,
Mahkemede; ekmekleri kesmesi için ölenden yardım istediğini, ölenin işinin yoğun olduğundan bahisle yardım etmeyeceğini söyleyip kendisine küfrettiğini, daha sonra kendisine vurması nedeniyle öleni iteklediğini, ölenin kendisine tekrar vurması üzerine kendisinin de ölene gayriihtiyari vurduğunu, itişip kakışma sırasında ölenin yere düşmediğini, daha sonra orada bulunan kişilerin kendilerini ayırdığını, işlerine devam ettiklerini, 20 dakika sonra Yasemin'in bağırdığını duyduğunu, gittiğinde ölenin yerde yattığını, ….'in ölenin kalp krizi geçirdiğini söylemesi üzerine önce masaj yaptığını daha sonra öleni hastaneye kaldırdıklarını,
Savunmuştur.
Uyuşmazlık konularında isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK’nın;
“Taksirle Öldürme” başlıklı 85. maddesinin birinci fıkrası;“Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”,
"Kasten yaralama" başlıklı 86. maddesi;
"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.
(3) Kasten yaralama suçunun;
a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Silâhla,
İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır",
“Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” başlıklı 87. maddesinin dördüncü fıkrası ise;
“Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hâllerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hâllerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur”,
Şeklinde hükümler içermektedir.
Konuya ilişkin TCK'nın 87. maddesinin gerekçesinde ise; “Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, ‘Genel Hükümler Kitabı’nda yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir” açıklamasına yer verilmiştir.
765 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla “kusursuz sorumluluk” terk edilmiş olmaktadır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161.)
765 sayılı TCK’daki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’da haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi;
“(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir.
Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.
Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 5. Bası, İstanbul 2015, s.286 vd.; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, c.3, s.2484 vd.)
5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen ve kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmesi hâlini yaptırıma bağlayan TCK’nın 87. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanma şartlarının belirlenebilmesi için öncelikle TCK'nın 86 ve 88. maddeleri ile 87. maddesinin 4. fıkrasının ilk düzenleniş hâllerine, ardından da anılan hükümlerde yapılan değişikliklere bakmakta yarar bulunmaktadır.
İlk olarak 12.10.2004 tarihli ve 25611 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5237 sayılı TCK'nın "Kasten yaralama" başlıklı 86. maddesi;
"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama suçunun;
a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Silahla,
İşlenmesi halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde iki fıkra olarak,
"Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" başlıklı 87. maddesinin dördüncü fıkrası;
"(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, ikinci fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.",
"Daha az cezayı gerektiren haller" başlıklı 88. maddesi ise;
"(1) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur." şeklinde düzenlenmiş olup görüldüğü üzere 87. maddenin dördüncü fıkrasında, 86. maddenin birinci ve ikinci fıkralarına giren hâller sonucu ölümün meydana gelmesi durumu fıkra kapsamında değerlendirilirken kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlini düzenleyen 88. maddenin birinci fıkrasına giren hâller sonucu ölümün meydana gelmesi hâli ise bu fıkra kapsamında değerlendirilmemiştir.
31.03.2005 tarihli ve 25772 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5328 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle TCK'nın 86. maddesine "(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur." fıkrası ikinci fıkra olarak eklenmiş, maddenin ikinci fıkrasındaki "iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." ibaresi "şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır." şeklinde değiştirilerek fıkra numaraları buna göre teselsül ettirilmiş ve maddenin ikinci fıkrasındaki düzenleme üçüncü fıkra hâline getirilmiştir. 5328 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle TCK'nın 87. maddesinin dördüncü fıkrasındaki "ikinci" ibaresi "üçüncü" şeklinde, aynı Kanun'un 6. maddesiyle de TCK'nın 88. maddesinin başlığı "Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi" şeklinde değiştirilirken 86. maddede yapılan düzenleme ile uyum içinde olacak şekilde maddenin birinci fıkrası metinden çıkarılmış ikinci fıkrası da birinci fıkra olarak teselsül ettirilmiştir. Yapılan bu değişikliklerin neticesi itibarıyla 5237 sayılı TCK'nın 86. maddesine ikinci fıkra olarak "kişi üzerindeki etkisi basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olan" yaralama fiilleri için maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiillerinden daha hafif ceza yaptırımı içeren bir düzenleme getirilmiştir. Maddenin ikinci fıkrası ise hiç bir değişiklik yapılmadan üçüncü fıkra olarak düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK'nın 86. maddesi ile 87. maddesinin dördüncü fıkrasının ilk düzenleniş şekilleri gözetildiğinde kanun koyucu, TCK'nın 87. maddesinin dördüncü fıkrasındaki düzenleme ile TCK'nın 86. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilleri sonucu meydana gelecek ölüm neticesini sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis cezası olarak, 86. maddenin ikinci fıkrasının (değişiklikten sonra üçüncü fıkra) ihlal edilmesi hâlinde meydana gelecek ölüm neticesini ise daha ağır şekilde on iki yıldan on altı yıla kadar hapis cezası olarak yaptırıma bağlamıştır. Burada gözden kaçırılmaması gereken husus kasten yaralama sonucunda meydana gelecek ölümde, maddenin 86. maddenin ikinci fıkrasına (değişiklikten sonra üçüncü fıkra) giren bir hâlin söz konusu olabilmesi için ortada zorunlu olarak maddenin birinci fıkrası kapsamındaki bir kasten yaralama fiilinin varlığının gerekliliğidir. Diğer bir deyişle 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki kasten yaralama suçunun üst soya, alt soya, eşe veya kardeşe karşı, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da silahla işlenmesi hâlinde 86. maddenin ikinci fıkrası (değişiklikten sonra üçüncü fıkra) gündeme gelecek dolayısıyla böyle bir fiil sonucu ölüm neticesi meydana gelmiş ise fail hakkında 87. maddenin dördüncü fıkrasının ikinci kısmında yer alan on iki yıldan on altı yıla kadar hapis cezası şeklindeki daha ağır yaptırım söz konusu olabilecektir.
Değişikliklerden sonra, TCK'nın 87. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "yukarıdaki maddenin…üçüncü fıkrasına giren hâllerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" şeklindeki anlatım nedeniyle TCK'nın 86. maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olan kasten yaralama fiilinin işlenmesi sırasında aynı maddenin üçüncü fıkrasının da ihlal edilmesi ve fiil sonucu ölüm neticesinin meydana gelmesi ihtimalinde TCK'nın 87. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanmasının gerektiği yönünde bir düşünce akla gelebilecek ise de, yukarıdaki açıklamalar da dikkate alındığında kanun koyucunun amacının bu olmadığı aşikârdır. Değişikliklerden önce, TCK'nın 86. maddesinde yalnızca kasten yaralama suçunun temel şekline yer verilmesi, kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlini düzenleyen 88. maddenin birinci fıkrasının kasten yaralama sonucu ölümü düzenleyen 87. maddenin dördüncü fıkrası kapsamında değerlendirilmemesi ve 5328 sayılı Kanun'la da 87. maddenin dördüncü fıkrasının uygulanma koşullarında da herhangi bir değişikliğe gidilmemesi karşısında, kanun koyucunun, TCK'nın 86. maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki kasten yaralama fiillerinin maddenin üçüncü fıkrası da ihlal edilmek suretiyle işlenmesi hâlini 87. maddenin dördüncü fıkrası ile hem de fıkranın ikinci kısmında düzenlenmiş olan daha ağır bir cezai yaptırıma tabi tutmayı amaçladığı söylenemez. Sonuç olarak TCK'nın 87. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanabilmesi bakımından ayırıcı ölçüt yaralanmanın ağırlığı olup ölüm neticesini meydana getiren yaralanmanın TCK'nın 86. maddesinin birinci fıkrası kapsamında bir yaralanma olması gerekmektedir. Bu nedenle TCK'nın 86. maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki kişi üzerindeki etkisi basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olan kasten yaralama fiilinin işlenmesi sırasında aynı maddenin üçüncü fıkrasının da ihlal edilmesi ve fiil sonucu ölüm neticesinin meydana gelmesi ihtimalinde TCK'nın 87. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
Öğretide de "…vücut üzerindeki etkisi basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikteki bir yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, bu fiil 87. maddenin 4. fıkrası bakımından tipik bir fiil değildir. Buna göre, her şeyden önce, kasten yaralama sonucunda meydana gelen ölüm neticesinin faile isnat edilebilmesi için kasten yaralamanın belli bir ağırlığa ulaşması gerekmektedir. Böylece kanun koyucu hafif nitelikteki yaralama fiilinin tek başına ölüm neticesini meydana getirebilecek tehlikeyi içermediğini kabul etmiş olmaktadır. Diğer bir ifadeyle, 86. maddenin 2. fıkrası kapsamında kalan yaralama tek başına ölüm neticesinin faile yüklenebilmesi bakımından yeterli değildir." (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 4. Bası, Ankara 2017, s.193.); "…kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde ölüm neticesinin meydana gelmiş olması durumunda m. 87/son'un uygulanması mümkün olmayacaktır" (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 12. Bası, Ankara 2017, s.219.); "Bu nitelikli hâlin düzenlendiği TCK'nın 87/4. maddesinde, faile verilecek ceza belirlenirken 'yukarıdaki maddenin birinci ve üçüncü fıkralarına' yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralanması ve/veya bu şekilde yaralamanın üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya silahla gerçekleştirilmesi durumunda anılan nitelikli hâl uygulanacaktır. Bu önermenin aksi düşüncesinden çıkan sonuç, TCK'nın 86/2. maddesinde düzenlenen basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda, bu nitelikli hâl uygulanamayacaktır." (Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s.3060-3061.) şeklinde görüşler mevcuttur.
Sonuç olarak, TCK'nın 87. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanabilmesi için;
a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,
b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci fıkrası kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki kasten yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi,
c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,
d- Failin meydana gelen ölüm neticesi bakımından en azından taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Bu aşamada taksir ve unsurları üzerinde de durulmalıdır.
5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için birtakım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirmekte, fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılmaktadır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirli suçlarda aranması gereken hususlar;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Uyuşmazlığa konu olay özelinde, beşinci bentte yer alan neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması şartı üzerinde ayrıntılı olarak durmakta fayda vardır.
Taksirle gerçekleştirilen bazı eylemlerin suç olarak tanımlanıp cezai yaptırıma bağlanmasıyla, insanların gittikçe yoğunlaşan ve karmaşık hâle gelen toplum hayatı içinde daha dikkatli davranmalarının temin edilmesi amaçlanmaktadır. Kanun ve ortak hayat tecrübesinin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve özen görevini ihlal eden ve bu hareketiyle öngörülebilir zararlı neticeye sebep olan kişinin taksirle işlenen suçlara ilişkin cezai sorumluluğu benimsenmiş, fakat taksirden söz edebilmek için de kanuni tarife uygun fiilin işlenebileceğinin öngörülme imkânının mevcut olması aranmıştır.
Bilindiği üzere, failin iradesi kasten işlenen suçlarda neticeye, taksirli suçlarda ise harekete yöneliktir. Gerek kanun tarafından konulan, gerekse ortak deneyimler ürünü olan kurallara iradi olarak riayetsizlik suretiyle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranıldığı takdirde, bir takım zararlı neticelerin doğabileceği öngörülebiliyorsa taksir söz konusu olacaktır. Yapılan hareketin neticesi ortak tecrübeye göre öngörülemiyorsa ve hukuken de böyle bir yükümlülük getirilmemişse, taksirli hareketten söz edilemeyecek, "kaza" ya da "tesadüf" olarak adlandırılan bu hâl nedeniyle cezai sorumluluk gündeme gelmeyecektir.
Diğer bir anlatımla; taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Öğretide, sonucun öngörülebilirliğinin, failin içinde bulunduğu sosyal çevre, mensup olduğu meslek, eğitim durumu, ortak tecrübe, bilgi düzeyi ve failin kişisel özellikleri dikkate alınarak saptanması gerektiği, öngörülebilir sonucun, fiilen meydana gelen sonuç olmayıp failin yaptığı iradi hareketin neden olabileceği benzer sonuçlar olduğu, fiilen oluşan sonucun sadece genel olarak öngörülebilir olması taksirin varlığı için yeterli olup sonucun bütün inceliklerinin öngörülmesine gerek bulunmadığı yönünde görüşler ileri sürülmüştür. (Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, 8. Bası, İstanbul, 2012, s. 358 vd.; Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, İstanbul, 2013, s. 277; Mahmut Koca – İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, 6. Bası, Ankara, 2013, s.219.)
Bu açıklamalar ışığında, uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
1- Sanığın suçunun TCK'nın 87. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamındaki kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturup oluşturmadığı;
Sanık … ile ölen …'nin fırın olarak faaliyet gösteren aynı iş yerinde çalıştıkları, servis şoförü olan ölenin olay tarihinde saat 06.40 sıralarında müşterilere dağıtılacak ekmeklerin servisine geç kalacağını söyleyerek sanıktan ekmekleri kesmesi hususunda acele etmesini istediği, sanığın laubali bir şekilde cevap verip elini sağa sola sallaması nedeniyle büyüyen tartışmada sanık ile ölenin karşılıklı olarak birbirlerine hakaret ettikleri, sanığın da yüz bölgesine yumrukla vurmak suretiyle öleni basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olarak yaraladığı, yaklaşık 10 dakika sonra fenalaşarak hastaneye kaldırılan ölenin hastanede yapılan tıbbi müdahaleye cevap vermeyerek kendisinde mevcut kronik kalp-damar hastalığının olayın meydana getirdiği efor ve stresin etkisiyle aktif hâle geçmesine bağlı olarak solunum-dolaşım durmasından vefat ettiği olayda; sanığın yumrukla vurma eylemine bağlı olarak ölende meydana gelen yaralanmanın TCK'nın 86. maddesinin birinci fıkrası veya birinci ve üçüncü fıkraları kapsamında olmayıp TCK'nın 86. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kalan bir yaralanma olması nedeniyle sanığın eyleminin TCK'nın 87/4. maddesi kapsamındaki kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturmadığı kabul edilmelidir.
2- Suçun TCK'nın 87. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında kalmadığı sonucuna ulaşılmakla, TCK'nın 86. maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki kasten yaralama suçunun mu yoksa TCK'nın 85. maddesi kapsamındaki taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunun mu oluşacağı;
(1) numaralı uyuşmazlık konusunda açıklandığı şekilde gerçekleşen olayda; her ne kadar sanığın fiilinin kişi üzerindeki etkisi basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif ise de, yüz bölgesine yumruk atılması şeklindeki bir fiilin ölüm neticesini doğurmaya elverişli bir hareket olmasından ve sanığın eylemi ile ölüm neticesi arasında nedensellik bağı bulunmasından dolayı sanığın eyleminin TCK'nın 86. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kasten yaralama suçu kapsamında değerlendirilemeyeceği ancak öldürme fiilinin taksirle de işlenebilen bir suç olması, sanığın olay tarihinde tartıştığı ölene yumrukla vurması şeklindeki hareketinin iradi bir hareket olması, ölüm neticesini istediğine dair bir tespitin yapılamaması ve hareketi ile ölüm sonucu arasında nedensellik bağının bulunması hususları ile birlikte lise mezunu ve olay tarihi itibarıyla 28 yaşında olan sanığın yaşam tecrübesi ve eğitim düzeyi gözetilip ortak tecrübeler de dikkate alındığında, 50 yaşındaki bir kişinin yüzüne yumrukla vurulması neticesinde ölüm sonucunun meydana gelebileceğinin öngörülebilir olduğu, sanığın ise öngörülebilir neticeyi öngörememesi nedeniyle eyleminin TCK'nın 85. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık yönünden kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, sanığın eyleminin taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Somut olayda ilk haksız davranışın sanıktan geldiği, sanığın başlangıçtaki haksız davranışlarına gösterilen tepkide de aşırılık ve açık bir oransızlık bulunmadığı, bu nedenle sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının mevcut olmadığı sonucuna ulaşıldığından haksız tahrik hükmünün uygulanma imkânının olmadığı açık olduğundan taksirli suçlarda haksız tahrik hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının ayrıca tartışılmasına gerek görülmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık yönünden KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 17.06.2015 tarihli ve 2252-11034 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.12.2013 tarihli ve 40-424 sayılı hükmünün, sanığın eyleminin taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.09.2018 tarihinde yapılan müzakerede birinci ve ikinci uyuşmazlıklar yönünden oy birliğiyle karar verildi.
Taksirli eylemin birden çok kişinin yaşamını yitirmesine sebep olması yahut tek bir ölümün yanında en az bir kişinin bedensel olarak yaralanmasına yol açması hâlinde, Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca faile verilecek hapis cezasının alt sınırı iki yıl, üst sınırı ise on beş yıldır.
Taksirin Unsurları, Öngörülebilirlik ve Nedensellik Bağı
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/218 E., 2016/256 K. ve 2015/1254 E., 2018/354 K. sayılı kararlarında yerleşik olarak vurgulandığı üzere, taksirli suçların oluşabilmesi için fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, hareketin iradi bulunması, neticenin istenmemesi, hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması ve neticenin öngörülebilir olmasına karşın öngörülememiş olması şartlarının bir arada gerçekleşmesi gerekir. Taksirli suçlarda failin iradesi neticeye değil, harekete yöneliktir. Yapılan hareketin meydana getirdiği sonuç genel hayat tecrübesine göre öngörülemiyorsa kaza veya tesadüf hali gündeme gelir ve cezai sorumluluk doğmaz.
Öngörülebilirlik değerlendirmesi yapılırken failin sosyal çevresi, mesleği, eğitim düzeyi, ortak hayat tecrübesi ve kişisel yetenekleri dikkate alınır. Sonucun tüm ayrıntılarıyla değil, genel niteliği itibarıyla öngörülebilir olması taksir sorumluluğu için yeterlidir. Ayrıca hareket ile meydana gelen ölüm arasında nedensellik bağının kurulabilmesi için failin eyleminden bağımsız harici bir etkenin neticeye tek başına yol açmamış olması şarttır. Ölüm neticesinin öngörülmesi objektif olarak mümkün değilse fail taksirle öldürmeden sorumlu tutulamaz; zira aksi bir yaklaşım ceza hukukunda terk edilmiş bulunan kusursuz ve objektif sorumluluğun kabulü anlamına gelir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2019/6333, K. 2020/3679Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Karar Tarihi : 30/09/2015
Suç : Taksirle Öldürme
Hüküm : Sanıklar hakkında ayrı ayrı; TCK'nın 85/1, 50/4-1.a, 52/2-4, 53/6. maddelerine göre mahkumiyet
Taksirle öldürme suçundan sanıkların mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık … müdafii ve sanık … tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
… İnşaat Taah. Akaryakıt Turz. Tic Limited Şirketinin sahibi ve yetkilisi olan sanık …'un, Elmadağ Belediyesine ait kültür sanat merkezi binası yapım işini ihale usulü ile aldığı ve inşaata başlandığı, sanık …'nin de yapılmakta olan bu inşaatın şantiye şefi olarak görev yaptığı, aynı inşaatta işçi olarak çalışan müteveffa …'un olay günü inşaatın 3. katında bulunan ve yaklaşık 2 metre yüksekliğindeki asansör odasına şap atmak için yukarı çıkarak çalışmaya başladığı, daha sonra müteveffanın teras zemine inmek isterken, yaklaşık 14 metre yüksekten zemine düşerek vefat etmesi ile sonuçlanan ve mahkemece sanıkların asli kusurlu olduklarının kabul ve tespit edildiği olayda;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık … müdafii ve sanık …'nin eksik incelemeye, kusur tespitine, illiyet bağının olmadığına, tayin edilen cezaya, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı TCK'nın 53/6. maddesinde, belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebileceğinin düzenlendiği, madde uyarınca bir mesleğin icrasının yasaklanabilmesi için o mesleğin ruhsatnameye bağlı olarak yürütülmesi gerektiği dikkate alındığında, dosya içeriğine göre inşaat işleri ile uğraştığı tespit edilen sanıkların, icra ettiği mesleğin ruhsatnameye bağlı olarak yürütülen bir meslek olmadığı nazara alınmadan, çalışma hürriyetini kısıtlayacak şekilde soyut ifadelerle 6 ay süre ile meslek ve sanatlarını icralarından yasaklanmalarına karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, hükümlerin bu nedenle 320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; sanıklar hakkında TCK'nın 53/6 uygulanmasına ilişkin paragrafın hükümden çıkarılması suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 17.06.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Bilinçli Taksir ve Olası Kast Ayrımı
Failin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin gerçekleşmesi durumunda Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca bilinçli taksir oluşur. Bilinçli taksir hâlinde taksirli suça ilişkin tayin edilecek temel ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Buna karşılık Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen olası kastta, kişi suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili kabullenerek işler. Olası kast durumunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunurken diğer suç tiplerinde temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 21Kaynağı aç
suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini
öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis
cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla
kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden
yarısına kadar indirilir.
Taksir
Kusurun Belirlenmesi ve Şahsi Cezasızlık Sebepleri
Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları uyarınca taksirle işlenen suçlardan dolayı verilecek ceza münhasıran failin kusur durumuna göre belirlenir. Birden fazla kişinin taksirle suç işlemesi hâlinde iştirak söz konusu olmayıp her fail yalnızca kendi kusurundan sorumlu tutulur ve her failin cezası bağımsız olarak tayin edilir.
Taksirli fiil neticesinde meydana gelen ölümün failin bizzat kendi kişisel ve ailevi durumu bakımından bir ceza verilmesini gereksiz kılacak ölçüde ağır mağduriyetine yol açması hâlinde, Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca faile ceza verilmez. Eylemin bilinçli taksirle işlenmesi durumunda ise aynı fıkra gereğince verilecek cezada yarıdan altıda bire kadar indirim yapılabilir.
Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama ile Taksirle Öldürme Ayrımı
Türk Ceza Kanunu'nun 23. maddesi uyarınca bir fiilin kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin doğumuna sebebiyet vermesi hâlinde failin bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş bulunması zorunludur. Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, Türk Ceza Kanunu'nun 87. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca yaralamanın temel şekline giren hâllerde on yıldan on dört yıla kadar, nitelikli hâllerine giren durumlarda ise on dört yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Ancak bu hükmün uygulanabilmesi, mağdurun Türk Ceza Kanunu'nun 86. maddesinin birinci fıkrası veya üçüncü fıkrası kapsamında yaralanmış olmasına bağlıdır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 23Kaynağı aç
neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu
tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.
İKİNCİ
BÖLÜM
Ceza
Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler
Kanunun hükmü ve amirin emri
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 87Kaynağı aç
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Konuşmasında sürekli zorluğa,
c) Yüzünde sabit ize,
d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre
belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya
giren hallerde dört
yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde
altı yıldan az olamaz.[41]
(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata
girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye
göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya
giren hallerde altı yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde dokuz yıldan az olamaz.41
(3) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/4 md.) Kasten yaralamanın vücutta
kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre
belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre,
yarısına kadar artırılır.
(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin
birinci fıkrasına giren hallerde on yıldan ondört yıla
kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise ondört yıldan
onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[42][43]
Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi[44]
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/218 E., 2016/256 K. ve 2015/1254 E., 2018/354 K. sayılı kararlarında belirtildiği üzere; kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisi Türk Ceza Kanunu'nun 86. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif ise, ölüm neticesi gerçekleşse dahi Türk Ceza Kanunu'nun 87. maddesinin dördüncü fıkrası uygulanamaz. Örneğin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte yüz bölgesine vurulan bir darbenin mağdurun mevcut kronik kalp rahatsızlığını tetikleyerek ölümüne yol açtığı hallerde; failin kastı yalnızca basit yaralamaya yönelikse ve ölüm sonucu yaşam tecrübesine göre öngörülebilir olmasına rağmen fail tarafından öngörülememişse eylem Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin birinci fıkrası uyarınca taksirle öldürme suçunu oluşturur. Fail bu neticeyi öngörmüş ancak istememişse bilinçli taksirle öldürme, neticeyi göze alarak kabullenmişse olası kast hükümleri tatbik edilir.
Güvenlik Tedbirleri, Beraat Hükmü ve Kanunların Zaman Bakımından Uygulanması
Trafik kurallarının yahut icra edilen uzmanlık alanının gerektirdiği özen borcuna aykırı davranılarak taksirli bir suç işlenip mahkûmiyet kararı verildiğinde, Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca üç aydan üç yıla kadar süreyle ilgili mesleğin icrası yasaklanabilir ya da sürücü belgesi geri alınabilir. Bahse konu tedbirler mahkeme hükmünün kesinleşmesiyle geçerlilik kazanmakla birlikte öngörülen yasak süresi ancak hapis veya adli para cezasının tamamen infaz edilmesinin ardından işlemeye başlar. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2019/6333 E., 2020/3679 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere, mesleki icra yasağının uygulanabilmesi yürütülen faaliyetin resmi bir ruhsatnameye bağlı olmasına tabidir; ruhsat şartı bulunmayan inşaat işleri gibi alanlarda çalışma hürriyetini sınırlandıracak şekilde bu güvenlik tedbirine hükmedilemez.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 53Kaynağı aç
cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;[13]
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu
kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye,
köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca
verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden (…)13,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette
bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket,
kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi
olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun
iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek
erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının
infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası
ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya
da koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve
kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm
olduğu hapis cezası ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak
cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen hükümlü hakkında birinci fıkranın
(e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar
verilebilir.[14]
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada
onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü
uygulanmaz.[15]
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye
kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet
halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın
yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına
karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle
işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet halinde,
hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin
kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya
konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından
itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya
da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık
dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç
yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya
da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma
hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından
itibaren işlemeye başlar.
Eşya müsaderesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2019/6377 E., 2020/3569 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere, taksirle ölüme yol açma iddiasıyla yargılanan sanığın eylemin gerçekleşmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığının saptanması durumunda, beraat kararı delil yetersizliğini düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca değil; yüklenen suç açısından failin taksirinin bulunmaması nedeniyle aynı fıkranın (c) bendi gereğince verilmelidir.
Eylemin gerçekleştirildiği tarihteki mevzuat ile sonradan yürürlüğe konulan yasal düzenlemelerin farklı hükümler içermesi durumunda, Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesinin ikinci fıkrasındaki ilke gereği failin yararına olan kanun maddeleri tatbik edilir ve infaz süreci de bu lehe hükümler çerçevesinde yürütülür.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 7Kaynağı aç
sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri
uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir
fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri
uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve
kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.
(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe
giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve
infaz olunur.
(3) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/2
md.) Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili
olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.
(4) Geçici veya süreli kanunların, yürürlükte bulundukları süre içinde
işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam edilir.
Yer bakımından uygulama
Taksirle bir insanın ölümüne neden olmanın cezası nedir?
Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin birinci fıkrasına göre, taksirle bir insanın ölümüne sebep olan fail iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Birden fazla kişinin ölümü veya yaralanması halinde ceza nasıl belirlenir?
Taksirli fiilin birden fazla insanın ölümüne veya bir ya da birden fazla kişinin ölümüyle birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına yol açması durumunda, Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası uygulanır.
Bilinçli taksirle ölüme sebep olunursa ceza ne kadar artar?
Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen sonucun meydana gelmesi durumunda bilinçli taksir söz konusu olur ve Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca temel ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
Kusursuz bulunan sanık hakkında beraat kararı hangi gerekçeyle verilir?
Failin kazanın meydana gelmesinde hiçbir kusurunun bulunmadığı hallerde beraat kararı delil yetersizliğinden değil, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca taksirin bulunmaması gerekçesiyle verilir.
Sürücü belgesinin geri alınması veya meslek icrasının yasaklanması süresi ne zaman işlemeye başlar?
Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca meslek icrasının yasaklanması veya sürücü belgesinin geri alınması tedbirleri hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve belirlenen yasaklama süresi cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

