Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama

by Avukat Erdal Ersoy
Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama

Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 282. maddesinde düzenlenir. Birinci fıkraya göre, kanuni alt sınırı altı ay veya bunun üzerinde hapis olan bir suçtan gelen malvarlığı değerlerini yurt dışına çıkaran kişi cezalandırılır. Aynı ceza, bu değerlerin gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru yolla kazanıldığı kanaatini oluşturmak için onları çeşitli işlemlere tabi tutan kişi hakkında da uygulanır. Hapis cezası üç yıl ile yedi yıl arasındadır ve yirmibin güne kadar adli para cezası ayrıca öngörülür. Aklamanın oluşabilmesi için öncül suç gerekir; buna rağmen aklama, kaynaklık eden suçtan bağımsız ve ayrı bir suçtur.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 282Kaynağı aç
Madde 282- (1) (Değişik: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Alt sınırı
altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı
değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek
veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla,
çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin
güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) (Ek: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Birinci
fıkradaki suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, bu suçun konusunu oluşturan
malvarlığı değerini, bu özelliğini bilerek satın alan, kabul eden, bulunduran
veya kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Bu suçun, kamu görevlisi tarafından veya belli bir meslek sahibi kişi
tarafından bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi halinde, verilecek hapis
cezası yarı oranında artırılır.
(4) Bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti
çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.
(5) Bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü
güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(6) Bu suç nedeniyle kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı
değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara
haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu maddede
tanımlanan suç nedeniyle cezaya hükmolunmaz.
Suçluyu kayırma
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2023/7721, K. 2024/12804Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2023/7721 E.  ,  2024/12804 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama
A. Şikâyetçiler Hazine ve Maliye Bakanlığı İle Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vekillerinin Temyizleri Yönünden
Sanıklara yüklenen suçların niteliği itibariyle suçtan doğrudan zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmayan Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının bu suçlar yönünden davaya katılmalarına ilişkin verilen karar hukuki değerden yoksun olup, hükümleri temyiz yetkisi vermeyeceğinden, şikâyetçiler vekillerinin temyiz istemlerinin 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. O Yer Cumhuriyet Savcısının Temyizi Yönünden
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanunun 310. maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanıklar … (…) ve … hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme ile suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, sanıklar …, …, … (…), …, …, …, …, … ve …hakkında ise suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçlarından açılan kamu davaları neticesinde yapılan yargılama sonucunda, İstanbul (Kapatılan) 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (5271 sayılı Kanun'un 250. maddesi ile görevli) 20.06.2012 tarihli 2006/313 (E) ve 2012/105 (K) sayılı kararı ile sanıkların mahkumiyetlerine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 17.12.2014 tarihli 2014/4036 (E) ve 2014/12444 (K) sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, sanıklar … ve … (…) müdafilerinin 15.01.2015 ve 16.01.2015 tarihlerinde kararın sonucunu etkileyecek esaslı iddiaların tartışılmamasından dolayı gerekçeli karar hakkının ihlal edilmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundukları anlaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonucu verilen 12.06.2018 tarih ve 2015/964 başvuru numaralı kararda; adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği belirtilerek, gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin İstanbul (Kapatılan) 12. Ağır Ceza Mahkemesi yerine bakan Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Sanıklar … (…) ve … müdafilerinin Mahkemeye verdikleri 04.07.2018 tarihli yargılamanın yenilenmesi talebini içerir dilekçeleri ve Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve başvuru numarası yazılı kararı üzerine Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.07.2018 tarihli 2006/16 (E) ve 2012/519 (K) sayılı ek kararıyla, kesinleşen hükümler yönünden yargılamanın yenilenmesi talebinin 5271 sayılı Kanun'un 318/1-2. maddeleri gereğince kabule değer olduğuna, Anayasa Mahkemesi kararının, hakkında mahkumiyet hükümleri verilen ve Yargıtay incelemesi sonucunda onanarak kesinleşen diğer sanıklara sirayet ettirilmek suretiyle; Mahkemece duruşma açılarak yeniden yapılan yargılama sonucunda yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin 19.03.2021 tarihli ek kararıyla, sanıkların yüklenen suçlardan 5271 sayılı Kanun'un 223/2.a. maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği anlaşılmıştır.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
O yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemi; suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan mahkumiyet kararı verilebilmesi için gelir elde edildiği iddia olunan bütün öncül suçların kovuşturulmasının yapılması ve yargılamaların kesin hükümle sonuçlanmış olması gibi bir koşul aranamayacağına, somut olayda kara para aklama suçunda öncül suçların herbirinin sübutu ve her bir suçtan ne kadar gelir elde edildiğinin ispatı değil, sadece suç işlemek için örgüt kurma suçunun işlenmiş olduğunun tespitinin yeterli olacağına, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun kendisine kaynaklık eden öncül suçtan bağımsız ve ayrı bir suç olup, öncül suç dışında tamamen ayrı hukuki yararları koruduğu nazara alındığında, öncül suçun işlendiği tarihte 4208 sayılı Kanun'un veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 282. maddesinin yürürlükte olup olmamasının hukuken bir önem taşımayacağına, bir malvarlığı değerinin kaynağının yasa maddesinde belirlenen suç olması, o parayı "karapara ya da suç geliri” saymak için gerekli ve yeterli olacağına, bunun ekonomiye sokulmaya çalışılması çeşitli işlemlere tabi tutulması (öncül suç hangi tarihte işlenmiş olursa olsun) karapara aklama suçunu oluşturacağına, karapara aklama veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun maddi unsurunu oluşturan “dönüştürme” hareketinin gerçekleştirildiği tarihin suç tarihi olacağına, somut olayda da dönüştürme hareketlerinin iddianame ile dava açılıncaya kadar teselsül ederek devam ettiğine, sanıklar hakkında atılı bulunan suçlardan cezalandırılmalarına yetecek sübuta ulaşıldığına ve yargılamanın yenilenmesi kararından önce yapılan yargılamada sanıkların mahkumiyetlerine karar verilerek Yargıtay tarafından onandığının anlaşıldığına, bu kararın onaylanmasına karar verilip önceki karar gibi sanıkların cezalandırılmaları gerekirken yazılı şekilde 5271 sayılı Kanun'un 223/2.a maddesi uyarınca suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraatlerine karar verilmesinin usul ve Kanun'a aykırı olduğuna yöneliktir.
III. GEREKÇE
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesinde, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde hüküm yer almaktadır.
5271 sayılı Kanun’un 34/1. maddesi, 230. maddesi ve 1412 sayılı Kanun’un 308/7. maddesi uyarınca mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde açık ve gerekçeli olması, Yargıtay’ın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçe bölümünde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi ve ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiillerinin ve bunların nitelendirilmesinin belirtilmesi, deliller ile sonuç arasında bağ kurulması gerekmektedir.
5237 sayılı Kanun’un 282. maddesinde suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun tanımı;“(1) (Değişik: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi cezalandırılır." şeklindedir.
5237 sayılı Kanun’un 282. maddesinin gerekçesi ise: “Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerine meşruiyet görüntüsü verilerek iktisadi sisteme sokulmasının, bu yolla suç işlemenin menfaat elde etme açısından cazip bir yol olarak görülmesinin önüne geçilmesi amaçlanarak, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin yurt dışına çıkarılması veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek ve meşru yolla elde edildiği hususunda kanaat oluşturmak amacıyla işlemlere tabi tutulması…” suç sayılmıştır. Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçunun oluştuğundan bahsedebilmek için “öncül suç” gerekmekle birlikte, ilgili suç kendisine kaynaklık eden öncül suçtan bağımsız ve ayrı bir suçtur.
Suç tarihinde yürürlükte olan 4208 sayılı Kanunda kara para aklama suçunun tanımı ise; “Karapara Aklama Suçu: Türk Ceza Kanununun 296. maddesinde belirtilen haller haricinde, bu maddenin (a) bendinde sayılan fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen karaparanın elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen karaparanın başkalarınca iktisap edilmesi, bulundurulması, elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması veya karaparanın tespitini engellemeye yönelik fiiller…” şeklinde yapılmıştır.
Tüm bu açıklamalar ışığında, incelemeye konu somut olayda, tüm sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya üye olma suçu ile ayrıca sanıklar … ve … hakkında suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerinin Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onanmasına müteakip, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği kararı neticesinde yeniden yapılan yargılamada sanıklar hakkında atılı suçlardan beraat kararı verilmiş ise de, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.06.2012 tarihli 2006/313 (E) ve 2012/105 (K) sayılı dosyası kapsamı itibarıyla; sanıkların savunmaları, mağdurların beyanları, tanıkların anlatımları, tape kayıtları, bir kısım sanıkların aralarındaki cezaevi mektupları, fiziki ve teknik takipler, CD çözüm ve iletişimin tespitine dair karar ve tutanaklar, TEFAŞ, SSK yazıları, şirketlerin hisse devir ve temlik senetleri, para transferlerine ilişkin tespit raporu, ticaret sicil gazetesi küpürleri, Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu, Gelir İdaresi Başkanlığı Gelirler Kontrolörleri Daire Başkanlığı, Bankalar Yeminli Murakıpları, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Tasarruf Mevduatı ve Sigorta Fonu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Masak tarafından hazırlanan inceleme ve araştırma raporları, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Tapu Sicil Müdürlüğünün cevabi yazıları, iddianamede bahsi geçen şirketlere ait hesap dökümlerini gösteren çizelgeler, hesap ekstreleri, bilanço ve gelir tabloları, araç envanterleri, bilimsel mütalaalar, yeminli mali müşavir raporları, kayyum atanmasına ilişkin kararlar, mali durum bilgileri, dosya kapsamındaki kişilere ait hesap hareket belgeleri ile kredi sözleşme suretleri, tedbir şerhleri, vergi teknik raporu, ticaret sicil belgeleri ve kayyum raporları dikkate alınarak yapılan incelemede;
Bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararda, dosyadaki tüm delillerin ve ileri sürülen iddiaların incelenerek atılı suçlarla bağlantısının ortaya konulmasının, hangi delile dayanılarak hangi suçtan hüküm kurulduğunun açıkça gösterilmesinin adil yargılanma hakkı kapsamında olduğuna vurgu yapılmış, bu delillerin değerlendirilerek sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi hususundaki takdir hakkı ve yetkisi yargılamayı yapan Mahkemeye bırakılmıştır.
A.Sanıklar Hakkında Suç işlemek Amacıyla Örgüt kurma, Yönetme ve Kurulan Örgüte Üye Olma Suçundan Kurulan Beraat Hükümleri Yönünden
Temyize konu Yerel Mahkemenin gerekçe içeriği ve Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından hükümler onanmış, sanıklar … ve … tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru ile hak ihlali kararı verilmiş, bunun üzerine Mahkemece yargılamanın yenilenmesi kararı ile Anayasa Mahkemesinin kararına yanlış anlam yüklenerek ve hüküm fıkrasının (C) bendinde suç ayrımı yapılmadığı gerekçesine dayanılarak sanıklar hakkında beraat hükümleri kurulmuş ise de: İstanbul (Kapatılan) 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen mahkumiyet kararında suçun sübutuna ilişkin yeterli gerekçenin gösterildiği, ihlal kararının içeriğinde olay ve olgulara, hukuki ilkelere, ilgili kanunlara ve bu suça ilişkin emsal kararlara atıfta bulunularak yalnızca suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçuna yönelik ihlal kararı verildiği, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma suçuna yönelik herhangi bir ihlal kararı bulunmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkında yeniden yargılama kararı ile atılı suçtan beraat hükümleri kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
B.Sanıklar … ve … Hakkında Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden
Her ne kadar sanıklar hakkında suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile beraat kararları verilmişse de, dosya içeriğinde bulanan belge ve bilgiler itibarıyla yapılan incelemede, öncül suç oluşturabilecek eylemlere ilişkin değerlendirmelerin denetime olanak sağlayacak şekilde araştırılıp tartışılmasının gerekliliği karşısında, bu kapsamda sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan dava açılıp mahkumiyet hükümleri kurulduğu ancak temyiz üzerine Yargıtay tarafından zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiği, yine sanık … hakkında Vergi Usul Kanunu'na aykırılıktan, sanık … hakkında ise resmi belgede sahtecilik suçlarından yapılan yargılamaların neticesinde zamanaşımı nedeniyle düşme hükümlerinin verildiği gözetildiğinde, bu suçlara ilişkin nispi muhakeme usulüne uygun bir değerlendirme yapılıp soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki deliller irdelenerek suç tarihlerinin de net olarak tespit edilmeye çalışılması ile suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçu açısından öncül suç teşkil edip etmediklerine ilişkin illiyet bağının tartışılmadığı, sanık …'nun ticari ilişki içerisinde olduğu … isimli şahsın 28.11.1995 tarihinde öldürülmesi olayı ile ilgili mahkumiyet hükmünün bulunduğu ve bu şahsın ölümünden sonra ticari senetleri elinde bulunduran … isimli kişiye yönelik, ölüm olayından yaklaşık 7-8 ay sonra başlayıp net olarak tespit edilemeyen bir tarihe kadar senetleri ele geçirmek amacıyla yağma suçunun işlendiğine ilişkin sanık … hakkında yargılama yapıldığı ve mahkumiyet kararı verildiği göz önüne alındığında, bu dosyanın da incelenerek suç tarihinin net olarak tespiti ile öncül suç açısından delillerin değerlendirilmesi gerekliliğine uygun hareket edilmediği, anılan eylemler ve kararlarla ilgili sadece mükerrir dava bulunduğuna ilişkin ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ilamına yönelik açıklama yapılmakla yetinildiği anlaşılmıştır. Tüm bu açıklamalar ışığında, Anayasa Mahkemesince, ihlal kararının gerekçesinde yer alan, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçuna esas alınan öncül suçların işlenip işlenmediğine, bu hususlarda soruşturma/kovuşturma işlemi yapılıp yapılmadığına, kayıt dışı para ile suçtan kaynaklanan gelirin ayrımının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespitine ilişkin somut bulguların gerekçe içeriğinden anlaşılamadığına dair hususlarda da gerekli araştırma ve tartışmanın yapılarak tüm eksiklikler giderildikten sonra delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde beraat hükümleri kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
17.10.2024 tarihinde karar verildi.
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Konu, seçenekli fiiller ve temel ceza

Birinci fıkradaki eşik, somut olayda sonunda verilen cezaya değil, öncül suç için kanunda gösterilen hapis cezasının alt sınırına bağlanır. Bu sınırın altı aydan az olmaması gerekir. Madde, yurt dışına çıkarma ile gizleme veya meşru gösterme amacına yönelik işlemleri aynı yaptırıma bağlar. İki davranış biçiminden birinin gerçekleşmesi, hapis aralığını veya adli para cezasının üst sınırını değiştirmez.

Birinci fıkradaki suça iştirak etmeyen kişi de, malvarlığı değerinin aklama suçunun konusu olduğunu bilerek onu satın alır, kabul eder, bulundurur veya kullanırsa cezalandırılır. Yaptırım iki yıldan beş yıla kadar hapistir. Bilme unsuru, değerin bu suçun konusu olması özelliğine yöneliktir. Satın alma, kabul, bulundurma ve kullanma maddede ayrı ayrı sayılır.

Cezayı artıran haller ve tüzel kişi

Suçu kamu görevlisinin işlemesi, verilecek hapis cezasını yarı oranında artırır. Aynı artırım, belli bir meslek sahibinin suçu mesleğini icra ederken işlemesi halinde uygulanır. Artırımın konusu hapis cezasıdır. Suçun, suç işlemek için oluşturulmuş bir örgütün faaliyeti içinde işlenmesi ayrı nitelikli haldir ve bu halde verilecek ceza bir kat artırılır. İki halin şartları birbirinin yerine geçmez.

Bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

Kovuşturmadan önceki cezasızlık

Kovuşturma başlamadan önce suç konusu değerlerin ele geçirilmesini sağlayan kişi hakkında, 282. maddede tanımlanan suç nedeniyle cezaya hükmolunmaz. Aynı sonuç, değerlerin bulunduğu yeri yetkili makamlara bildirerek ele geçirilmelerini kolaylaştıran kişi için geçerlidir. Sonuç indirim değil, cezaya hükmedilmemesidir. Zaman yönünden şart, kovuşturmanın henüz başlamamış olmasıdır.

Öncül suç ve aklamanın ayrılığı

Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2023/7721 esas ve 2024/12804 karar sayılı kararında, aklamadan söz edilebilmesi için öncül suçun gerekli olduğu kabul edilmiştir. Karar, aklamayı bu öncül suçtan ayrı ve bağımsız bir suç sayar. Karar, öncül suç hakkında mahkûmiyetin kesinleşmesinin zorunlu olup olmadığı konusunda bir kural kurmaz.

İki sanık yönünden kurulan aklama beraatlerinde Daire, unsurların oluşmadığı gerekçesini yeterli görmemiştir. Öncül suç oluşturabilecek eylemler, bunlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma dosyaları, suç tarihleri ve illiyet bağı denetime elverişli biçimde tartışılmamıştır. Dolandırıcılık, Vergi Usul Kanunu'na aykırılık ve resmî belgede sahtecilik yargılamalarının zamanaşımı nedeniyle düşmeyle sonuçlandığı, yağma yargılamasında ise mahkûmiyet bulunduğu kararda anlatılır. Daire, bu sonuçların öncül suç sayılıp sayılmayacağını kendiliğinden çözmemiş; ayrıca değerlendirilmelerini gerekli görmüştür.

Daire, aklamaya dayanak gösterilen öncül suçların işlenip işlenmediğinin, bu konuda soruşturma veya kovuşturma bulunup bulunmadığının ve kayıt dışı para ile suçtan elde edilen gelirin ayrımına ilişkin somut bulguların tartışılmadan beraat kurulmasını hukuka aykırı bulmuştur. Karar, kayıt dışı parayı suç geliri kabul eden veya reddeden kesin bir ölçüt de getirmez. Bozmanın gerekçesi mahkûmiyet kurulmasının gerekli görülmesi değil, eksik inceleme ve yetersiz gerekçedir.

Örgüt suçuyla bağlantı

Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin birinci fıkrası, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuran veya yöneten kişileri cezalandırır. Örgütün yapısı, üye sayısı, araç ve gereçleri amaç suçları işlemeye elverişli olmalıdır. Bu şartla ceza beş yıldan on yıla kadar hapistir. Örgütün varlığı için en az üç üye aranır. Örgüte üye olanların cezası iki yıldan beş yıla kadar hapistir. Örgüt silahlıysa, önceki fıkralara göre verilecek ceza yarısı oranında artırılır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 220Kaynağı aç
Madde 220- (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt
kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç
ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, iki yıldan beş
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek
ceza yarısı oranında artırılır.
(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu
suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.
(5) (Ek cümle:24/12/2025-7571/20 md.) Örgütün
faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması
halinde, örgüt yöneticilerine yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza
yarısından bir katına kadar artırılır. Örgüt yöneticileri, örgütün
faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak
cezalandırılır.
(6) (Değişik:2/3/2024-7499/10 md.) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesinin
5/11/2024 Tarihli ve E.:2024/81, K.:2024/189 Sayılı Kararı ile)
(7) (Değişik: 2/7/2012 – 6352/85 md.)
Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek
ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt
üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine
kadar indirilebilir.
(8) Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru
gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde
propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı
oranında artırılır.[91]
Etkin pişmanlık

Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenirse, bu suçlardan dolayı ayrıca cezaya hükmolunur. Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır. Aklamanın suç işlemek için teşkil edilmiş örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi ise 282. maddenin dördüncü fıkrası uyarınca verilecek cezanın bir kat artırılmasını gerektirir.

Örgütün faaliyeti içinde işlenen suçlarda çocuklar araç olarak kullanılırsa, örgüt yöneticilerine yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır. Hiyerarşik yapıya dahil olmadığı halde örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi örgüt üyesi gibi cezalandırılır. Yardımın niteliğine göre üyelik cezası üçte birine kadar indirilebilir. Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren, öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden propaganda bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Suç basın ve yayın yoluyla işlenirse ceza yarı oranında artırılır.

Dava zamanaşımı

Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine göre, kanunda başka türlü yazılmış haller dışında, beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yılın geçmesi kamu davasını düşürür. Süre belirlenirken dosyadaki mevcut delillere göre daha ağır cezayı gerektiren nitelikli haller de dikkate alınır. Hesapta suçun kanunda gösterilen cezasının üst sınırı esas alınır. Bu nedenle 282. maddedeki temel ceza aralığı, kamu görevlisi veya meslek icrası nedeniyle yarı oran artırım ile örgüt faaliyeti nedeniyle bir kat artırım gözetilmeden her dosyanın zamanaşımını belirlemez.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 66Kaynağı aç
Madde 66- (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında
kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda
yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda
onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını
gerektiren suçlarda sekiz yıl,
geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını
doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup
da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin
geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller
itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun
kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları
gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/8
md.) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece
bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı
süresi yeni baştan işlemeye başlar.
(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs
halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda
kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara
karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından
işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye
başlar.
(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış
müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların
yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.
Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi

Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş fakat onbeş yaşını doldurmamış kişilerde sürelerin yarısı, onbeş yaşını doldurmuş fakat onsekiz yaşını doldurmamış kişilerde üçte ikisi geçtiğinde kamu davası düşer. Zamanaşımı tamamlanmış suçta işlendiği günden, teşebbüste son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçta kesintinin gerçekleştiği günden ve zincirleme suçta son suçun işlendiği günden başlar. Çocuklara karşı üstsoy veya çocuk üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kişiler tarafından işlenen suçlarda ise zamanaşımı, çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden işlemeye başlar.

Beraat hükümlerinin bozulması

Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 19.03.2021 tarihli ek kararıyla sanıkların yüklenen suçlardan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ayrı ayrı beraatine karar vermiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma suçlarına ilişkin beraatleri hukuka aykırı bulmuştur. Gerekçe, ihlal kararının yalnız aklama suçuna yönelik olması ve örgüt suçları hakkında ihlal kararı bulunmamasıdır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, yüklenen suçlardan doğrudan zarar görmedikleri için katılma hakkına sahip kabul edilmemiştir. Katılmalarına dair karar hukuki değerden yoksun sayılmış ve vekillerinin temyiz istemi oy birliğiyle reddedilmiştir. Ret, bu şikâyetçilerin temyiziyle sınırlıdır.

O yer Cumhuriyet savcısının temyizinde Daire, hükümlerin temyiz edilebilir olduğunu, savcının temyiz hak ve yetkisinin bulunduğunu, istemin süresinde yapıldığını ve reddini gerektiren bir durum bulunmadığını ön incelemede saptamıştır. Kararın denetlenebilecek açıklıkta gerekçeli olması; iddia ve savunmanın, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin gösterilmesi ve deliller ile sonuç arasında bağ kurulması gerekir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, yerel mahkeme hükümlerini Cumhuriyet savcısının temyizi üzerine oy birliğiyle bozmuştur. Bozma, tebliğname görüşüne aykırıdır. Aklama yönünden neden eksik araştırma ve yetersiz gerekçe, örgüt suçları yönünden ise ihlal kararının kapsamı dışında yeniden yargılama yapılmasıdır.

Sık sorulan sorular

Aklama suçunun temel cezası nedir?

Hapis cezası üç yıldan yedi yıla kadardır ve yirmibin güne kadar adli para cezası da verilir. Fiil, alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis gerektiren suçtan gelen değerlerin yurt dışına çıkarılması ya da gayrimeşru kaynağın gizlenmesi veya meşru gösterilmesi amacıyla işlemlere tabi tutulmasıdır.

Suça katılmadan değeri bilerek bulundurmak suç mudur?

Evet. Birinci fıkradaki suça iştirak etmeden, değerin bu özelliğini bilerek onu satın alan, kabul eden, bulunduran veya kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

Kamu görevlisi ve örgüt faaliyeti cezayı nasıl değiştirir?

Kamu görevlisi veya mesleğini icra eden belli bir meslek sahibi suçu işlerse hapis cezası yarı oranında artırılır. Suç işlemek için teşkil edilmiş örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenirse verilecek ceza bir kat artırılır.

Değerlerin yerini bildirmek cezayı kaldırır mı?

Kovuşturma başlamadan önce değerlerin ele geçmesini sağlayan veya yerini yetkili makama bildirerek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu suç nedeniyle cezaya hükmolunmaz. Bu bir indirim değildir.

Aklama öncül suçun içinde mi kalır?

Hayır. Öncül suç gereklidir, fakat aklama bu suçtan bağımsız ve ayrı bir suçtur. Öncül mahkûmiyetin kesinleşmesinin şart olup olmadığı bu açıklamayla çözülmez.

Beraat neden bozulmuştur?

Aklama beraatleri, öncül eylemler, soruşturma ve kovuşturma, tarihler, illiyet bağı ile kayıt dışı para ve suç gelirinin ayrımı denetime elverişli tartışılmadığı için bozulmuştur. Örgüt suçlarındaki beraatler, ihlalin yalnız aklamaya yönelik olması nedeniyle hukuka aykırı bulunmuştur.

Zamanaşımı her dosyada onbeş yıl mıdır?

Hayır. Onbeş yıl, beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis gerektiren suçlara ilişkin süredir. Nitelikli haller ve kanuni üst sınır dikkate alınır. Çocuklar için yarı veya üçte iki oranı, belirli suçlarda ise onsekiz yaşın bitimine bağlı ayrı başlangıç uygulanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu