Şubeler ve İrtibat Bürolarının Hukuki Statüsü

by Avukat Erdal Ersoy
Şubeler ve İrtibat Bürolarının Hukuki Statüsü

Ticari İşletmelerde Şube Kavramı ve Hukuki Nitelikleri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu metninde şube kavramı için açık bir tanım verilmemiştir. Buna karşılık 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun 9. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca şube; bir merkeze bağlı bulunmakla birlikte kendi sermayesi ve muhasebesi ayrılmış olan ya da sermayesi ve muhasebesi merkezde tutulsa dahi bağımsız şekilde ticari muamele gerçekleştiren birimlerdir. Bir yerin şube niteliği taşıması merkeze tabi olma, dış ilişkilerde bağımsız hareket edebilme, merkezden farklı bir coğrafi mekânda yer alma ve müstakil muhasebe tutma unsurlarına dayanır. Şubenin yürüttüğü muamelelerin merkezin faaliyetleriyle aynı veya benzer nitelik taşıması beklenir; bununla birlikte şube piyasada kendi başına ticari muamele yapar. 5174 sayılı Kanun'un 9. maddesi doğrultusunda şubelerin açıldıkları yerdeki ticaret odasına kaydettirilmeleri yasal bir zorunluluktur.

5174 sayılı TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ İLE ODALAR VE BORSALAR KANUNU m. 9Kaynağı aç
Madde 9- Ticaret siciline kayıtlı tacirler ve 5 inci maddeye göre sanayici ve deniz taciri sıfatını haiz tüm gerçek ve tüzel kişiler ile bunların şubeleri ve fabrikaları, bulundukları yerdeki odaya kaydolmak zorundadırlar. Meslek gruplarına göre yapılacak üye kayıtları, elektronik ortamda Bakanlık ve Birlik bünyesinde düzenlenen ortak veri tabanında güncel olarak tutulur. Bir merkeze bağlı olduğu halde, ister merkezin bulunduğu odanın, ister başka odanın çalışma alanı içinde olan müstakil sermayesi ve müstakil muhasebesi bulunan ve/veya muhasebesi merkezde tutulduğu ve müstakil sermayesi bulunmadığı halde kendi başına sınaî faaliyet ve ticarî muamele yapan yerler ve satış mağazaları bu Kanunun uygulanması bakımından şube sayılır. Sanayi odası kurulan illerde sanayiciler, sanayi odasına kaydolmakla ticaret odasına kaydolma yükümlülüğünü de yerine getirmiş olurlar. Sanayi işletmesi sahiplerinin, sınaî nitelikli işlerinin gereği olarak meşgul oldukları ticaret işleri bunların sanayici vasfını ortadan kaldırmaz; bunlar isterlerse ticaret odasına da kaydolabilirler. Sanayiciler, kendi sanayi ürünlerini satmak üzere birden fazla satış yeri açtıkları takdirde, fazlası için satış yerlerinin bulunduğu ticaret ve sanayi veya ticaret odasına da kaydolmak zorunda oldukları gibi; kendi sanayi ürünlerinin satışı dışında başka ticarî işlerle uğraştıkları takdirde, ticaret ve sanayi veya ticaret odasına da kaydolmakla yükümlüdürler. Sermayesinin tamamı Devlete ve özel idarelere veya belediyelere veya bunların ortaklığına ait olan iktisadî müesseselerle bunların şubeleri, özel kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya sözleşme ile kurulmuş olup, Devletin ve özel idarelerin veya belediyenin iştiraki bulunan tüzel kişiliği haiz müesseseler veya bunların şubeleri ve fabrikaları, bulundukları ildeki odalara kaydolmak zorundadırlar.[1] Ticaret siciline kayıtlı gerçek ve tüzel kişilerden 5 inci maddede belirtilen deniz tacirleri ile beşinci fıkra hükmünde belirtilenlerden deniz ticaretiyle uğraşanlar, bulundukları ildeki deniz ticaret odasına kaydolmak zorundadırlar. Bu kapsamda sayılanlar, deniz ticaret odasına kaydolmakla diğer odalara kaydolma yükümlülüğünü de yerine getirmiş sayılırlar. Ancak, bu kapsamdakiler, deniz ticaret odasına kaydolmasını gerektiren faaliyetler dışında başka işlerle de uğraştığı takdirde, ayrıca ilgili odaya da kaydolmak zorundadır. Odalara kaydı zorunlu olan gerçek ve tüzel kişilerle bunların şubeleri, kamu kurumu niteliğindeki başka meslek kuruluşlarına, birlik ve teşekküllere üye olmaya ve aidat ödemeye mecbur tutulamaz. Bu maddede düzenlenen kayıt zorunluluğunu bir ay içinde yerine getirmeyenler, odalar tarafından re’sen kaydedilir ve durum kendilerine tebliğ edilir. Değişikliklerin bildirilmesi

Şubelerin Tescil Usulü, Ticaret Unvanı ve İşletme Devri

Merkezi Türkiye sınırları içinde yer alan ticari işletmelerin şubeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 40. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca bulundukları yerin ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Ticaret unvanına ve imza örneklerinin verilmesine ilişkin yasal kurallar şubeler için de bağlayıcıdır. Merkezin sicil kaydına işlenen hususlar, aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça şubenin tescilli olduğu yer siciline de aktarılır ve şube sicil müdürlüğünün bu işlemler yönünden ayrı bir inceleme yapma zorunluluğu yoktur. Şube açılışında sicil müdürlüğüne ibraz edilecek evraklar işletme merkezinin yurt içinde veya yurt dışında bulunmasına bağlı olarak farklılaşır; ancak anonim şirket ya da limited şirket gibi işletme türleri talep edilen evrak düzeninde bir değişiklik oluşturmaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 40Kaynağı aç
MADDE 40- (1) Her tacir, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren onbeş gün içinde, ticari işletmesini ve seçtiği ticaret unvanını, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirir. (2) (Değişik:28/1/2021-7263/22 md.) Gerçek kişi tacir ile tüzel kişi tacir adına imzaya yetkili olanların imzaları, kamu kurum ve kuruluşlarınca veri tabanlarında tutulan imza verilerinden elektronik ortamda temin edilerek merkezi ortak veri tabanındaki sicil dosyasına kaydedilir. Kamu kurum ve kuruluşlarının veri tabanlarında imza kaydının bulunmaması halinde, imzaya yetkili kişilerin imza beyanlarının ticaret sicili müdürlüğüne verilmesinin usul ve esasları ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Ticaret Bakanlığınca çıkarılacak tebliğ ile belirlenir. (3) Merkezi Türkiye’de bulunan ticari işletmelerin şubeleri de bulundukları yerin ticaret siciline tescil ve ilan olunur. Ticaret unvanına ve imza örneklerine ilişkin birinci ve ikinci fıkra hükümleri bu işletmelere de uygulanır. Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça merkezin bağlı olduğu sicile geçirilen kayıtlar şubenin bağlı bulunduğu sicile de tescil olunur. Ancak, bu hususta şubenin bulunduğu yer sicil müdürlüğünün ayrı bir inceleme zorunluluğu yoktur. (4) Merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri, kendi ülkelerinin kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur. Bu şubeler için yerleşim yeri Türkiye’de bulunan tam yetkili bir ticari mümessil atanır. Ticari işletmenin birden çok şubesi varsa, ilk şubenin tescilinden sonra açılacak şubeler yerli ticari işletmelerin şubeleri gibi tescil olunur. II – Ticaret unvanının şekli 1. Gerçek kişiler

Ticaret unvanı kullanımında 6102 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca her şube, merkezin ticaret unvanını şube ibaresini ekleyerek kullanmak zorundadır. Merkezi Türkiye dışında bulunan ticari teşebbüslerin şubeleri ise unvanda merkezin yerleşim yerini, şubenin bulunduğu şehri ve şube niteliğini açıkça belirtmekle yükümlüdür. Ticari işletmenin bütün halinde el değiştirmesi durumunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 202. maddesi ile 6102 sayılı Kanun'un 11. maddesi gereğince şubeler kural olarak devir kapsamına dahil olur; ancak devir sözleşmesinde şubenin devir harici tutulması hukuken mümkündür.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 48Kaynağı aç
MADDE 48- (1) Her şube, kendi merkezinin ticaret unvanını, şube olduğunu belirterek kullanmak zorundadır. Bu unvana şube ile ilgili ekler yapılabilir. (2) 41 ve 45 inci maddeler şubenin ticaret unvanı hakkında da uygulanır. (3) Merkezi yabancı ülkede bulunan bir işletmenin Türkiye’deki şubesinin ticaret unvanında, merkezin ve şubenin bulunduğu yerlerin ve şube olduğunun gösterilmesi şarttır. 6. Ticaret unvanının devri
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 11Kaynağı aç
MADDE 11- (1) Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. (2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir.[9] (3) Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir. B) Tacir I – Gerçek kişiler 1. Genel olarak

Yabancı Şirketlerin Türkiye'deki Şubeleri ve Yerleşim Yeri Statüsü

Merkezi yurt dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri, kendi milli hukuklarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerli ticari işletmeler gibi tescil edilir. 6102 sayılı Kanun'un 40. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca bu şubeler için Türkiye'de ikamet eden tam yetkili bir ticari mümessil görevlendirilmesi zorunludur. İlk şubenin tescil edilmesinin ardından açılabilecek müteakip şubeler ise yerli ticari işletmelerin şubelerine uygulanan usulle sicile kaydedilir. Yabancı şirketlerin Türkiye'de kendi nam ve hesaplarına ticari faaliyet yürütebilmeleri şube veya acente açarak ticaret siciline tescil yaptırmaları şartına bağlıdır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/16217, K. 2015/2385Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/16217 E.  ,  2015/2385 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada (Kapatılan) Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 28/11/2013 tarih ve 2013/366-2013/307 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, bir klass şirketi olan müvekkilinin davalıya verdiği güvenlik denetimi, ISM hizmeti, plan tetkiki, sörvey hizmetleri ve masraflara ilişkin faturalar ödenmeyince icra takipleri başlattığını, davalının takiplere itiraz ettiğini ileri sürerek takiplere vaki itirazların iptalini ve icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, takiplere dayanak bir kısım faturaların doğrudan …. tarafından, bir kısmının ise …. adına…. Şubesi tarafından düzenlendiği, yine bir adet takibin merkez adına …. Şubesi'nce, bir kısmının ise doğrudan … Şubesi'nce yapıldığı, davanın ise merkez adına … Şubesi tarafından açıldığı, takip alacaklısı doğrudan şube gösterilen takiplerin, şubenin yaptığı işlemlerden dolayı hak ve borçların merkeze ait olmasına göre geçersiz olduğu, merkez adına yapılan takipte ise faturaların merkez tarafından düzenlendiği, davacı şubenin merkez adına dava açabileceğini teyit eden delil sunmadığı gerekçesi ile aktif dava ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, verilen sörvey hizmeti uyarınca düzenlenen faturaların ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Verilen hizmet uyarınca düzenlenen faturaların bir kısmının … Şubesi tarafından, bir kısmının da merkez firma tarafından düzenlendiği, yapılan bir kısım icra takiplerinde ….-… Şubesi'nin, bir kısmında ise ….. … Şubesi'nin alacaklı gösterildiği, davanın ise ….. adına …. … Şubesi tarafından açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, yukarıda belirtilen gerekçe ile aktif dava ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 30 Teşrinisani 1330 tarihli Muvakkat Kanun’un 1. maddesi uyarınca, yabancı anonim şirketlerin Türkiye’de faaliyette (icrayı muamelede) bulunabilmeleri için şube veya acente açmaları gereklidir. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 2/a maddesinde, Türkiye’de doğrudan yatırım yapan ve yabancı ülkelerin kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiler, yabancı yatırımcı olarak, aynı Kanun’un 2/b maddesinde ise, yabancı yatırımcı tarafından yeni şirket kurmak veya şube açmak, menkul kıymet borsaları dışında hisse edinmek veya menkul kıymet borsalarından en az %10 hisse oranı ya da aynı oranda oy hakkı sağlayan edinimler yoluyla mevcut bir şirkete ortak olmak, doğrudan yabancı yatırım olarak tanımlanmıştır. Anılan Yasa’nın 3/h maddesinde ise, Hazine Müsteşarlığı’nın yabancı ülke kanunlarına göre kurulmuş şirketlere, “Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla” irtibat bürosu açma izni vermeye yetkili olduğu belirtilmiştir. Bu hükümlerin birlikte yorumlanmasından ortaya çıkan sonuç, yabancı anonim şirketlerin Türkiye’de kendi nam ve hesabına ticari faaliyette bulunabilmeleri için şube veya acente açıp ticaret siciline tescil ettirmelerinin zorunlu olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde belirtilen işyeri kavramından da, yabancı şirketin Türkiye’deki şubesi veya acentesinin anlaşılması gerektiği, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceğidir. Ayrıca, davacı vekili tarafından tercümesi ibraz edilen vekaletnamede … Şirketi'nin T.C. vatandaşı …'yı "Türkiye'de her türlü mahkeme veya divanda … Şirketi'ni temsil etmek, gerektiğinde hakkında dava açmak, vekaletnameyi verene tebliğ edilen ilk celpnameleri ve her türlü ihbarı almak, davalar açmak ve bunları takip etmek, iflas ve konkordato muamelelerinde bulunmak, tasdik, düzeltme veya geri çekme yetkisi de dahil olmak üzere her türlü görev süresi veya muameleyi imza etmek, her türlü yasal yolları kullanmak, her türlü mahkeme veya divanda bu yolları takip etmek, vekillere vekaletname vermek, ödeme, transfer veya teslimatı alabilmek ve icbar edebilmek amacıyla her ne şekil ve surette olursa olsun her türlü dava ve sair yasal işlemleri başlatmak, yürütmek ve takip etmek" gibi işlemler için vekil tayin ettiği, 15.12.2008 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde … Merkezi …. … Şubesi'nin bu ticaret ünvanıyla tescilinin ve ….'nın da şirket adına yapılacak işlerden doğacak davalarda davalı, davacı ve üçüncü şahıs sıfatıyla şubenin vekilliğine atanmış olduğu hususunun ilan edildiğini, … tarafından davacı şubeyi temsilen davacı vekiline verilen vekaletname uyarınca işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler, merkez şirketin verdiği vekaletname ve şubenin Ticaret Sicilindeki tescil şekli tartışılmaksızın, ayrıca davacı şubenin ticaret ünvanının merkez şirketin unvanını da içeriyor olması gözetildiğinde bu hususun takiplerin ve davanın merkez şirkete izafeten açılmış olup olmadığı, gerçek kişiye verilen vekaletnamenin acentelik hükümlerinin uygulanmasını gerektirip gerektirmediği hususları değerlendirilmeksizin yazılı şekilde husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 23.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/2110, K. 2012/3915Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2012/2110 E.  ,  2012/3915 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 31.05.2011 tarih ve 2011/11-2011/247 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 17.01.2012 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. … ve Av. … ile davalı vekili Av…. , Av. … ve Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, taraflar arasında davalının sahip olduğu Afyon Çimento San. A.Ş., Set Holding A.Ş. ve Set Beton A.Ş. hisselerinin müvekkiline satışına ilişkin 26.03.2008 tarihli bir sözleşme imzalandığını, anlaşma uyarınca ( 50.000,000 ) Euro ön ödeme tutarının davalıya ödendiğini, taraflar arasında görüşmeler devam ederken davalı tarafından 31.10.2008 tarihinde basın açıklaması yapılarak 21.10.2008 tarihi itibariyle sözleşmeyi feshettiklerinin bildirildiğini, davalı tarafından başlatılan tahkim sürecinde müvekkilinin itirazları yeterince incelenmeden, anlaşmanın geçerli ve davalının da geçerli feshine bağlı olarak ön ödeme tutarını elinde tutmaya hakkının olduğuna ve hakem kararının geçici olarak infaz edilebileceğine karar verildiğini, hakem kararının dava dilekçesinde bildirilen nedenlerle iptalinin gerektiğini ileri sürerek, 07.12.2010 tarihli hakem heyeti kararının iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, işbölümü ve yetki itirazında bulunarak, dosyanın İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi gerektiğini, davacının hisse devir sözleşmesinde hakem kararına karşı iptal davası açmaktan feragat ettiğini, davanın esas yönünden de haksız olduğunu savunmuş ve hakem kararının icra edilebilirliği belgesinin verilmesini istemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davada temel ilişki ticari olmakla birlikte hakem kararının iptali davalarının ticari dava niteliğinde olmadığı, bu tür davalarda temel ilişkinin çözümüne girilemeyeceği ve yapılacak işin denetimden ibaret olduğu, MTK.'nun 3. maddesinde Asliye Hukuk mahkemelerinin görevli bulunduğu belirtildiğinden davalının işbölümü itirazının yerinde olmadığı, yetkili mahkemenin de aynı kanun maddesinde '' davalının yerleşim yeri veya olağan oturma yeri ya da işyerinin bulunduğu yer veya bunlar yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemeleri'' olarak belirtildiği, somut uyuşmazlıkta davalı şirketin yabancı şirket olup ticaret sicilinde kaydının bulunmadığı, ancak Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerinin Kadıköy yargı alanı içinde bulunduğu, bu durumda mahkemenin yetkili olduğu, MTK.'nun 15/2. maddesi uyarınca sözleşmede yer alan ifadelerin veya ICC Tüzüğü'ndeki maddelerin feragat anlaşması olarak nitelendirilemeyeceğinden somut olayda da davacının iptal davası hakkından feragat ettiğinin kabul edilemeyeceği, dava konusu hakem kararında ICC Tahkim Odası'nca nihai karar verilmesine dair sürenin 31.10.2010 tarihine kadar uzatıldığının belirtildiği, dolayısıyla 07.12.2010 tarihli hakem kararının süresinde verilmediği, hakem kararında kararın geçici icrasına karar verildiği, Türk Hukuku'nda kararların geçici icrasının bulunmadığı, ayrıca iptal davası açılması hakkından feragat edildiğinin değerlendirildiği, bu iki halin hem kamu düzenine aykırılık hem de yetki aşımı olduğu, hakem kararında davacının uyarlama yoluyla sözleşmeye müdahale edilmesi talebinin hakem kararında değerlendirilmemesinin de bir iptal nedeni sayıldığı, MTK.'nun 15/2-b maddesi uyarınca hakem kararının iptaline karar verilmesi durumunda icra edilebilirlik belgesinin verilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, 07.12.2010 tarihli hakem kararının iptaline, davalının icra edilebilirlik talebinin reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, Milletlerarası Tahkim Kanunu’na dayalı 07.12.2010 tarihli hakem kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Davalı vekilince süresinde sunulan cevap dilekçesi ile diğer savunmalarının yanı sıra işbölümü ve yetki ilk itirazlarında bulunulmuş, mahkemece davalı şirketin yabancı olup ticaret sicilinde kaydının bulunmadığı, ancak Kadıköy yargı alanı içinde faaliyet gösterdiğinden Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca mahkemelerinin yetkili bulunduğu, ayrıca temel ilişki ticari nitelikte olmakla beraber hakem kararının iptali davalarının ticari dava niteliğinde olmadığı, zira bu tür davalarda temel ilişkinin çözümüne girilemeyeceği ve yapılacak işin denetimden ibaret olduğu, kaldı ki Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde asliye hukuk mahkemelerinin görevli bulunduğunun belirtildiği gerekçesiyle, davalının işbölümü ve yetki itirazlarının reddine karar verilmiştir. Milletlerarası hakem kararının iptali davaları, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15. maddesinde belirtilen işlerden olduğundan yetkili mahkeme, anılan Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasına göre belirlenecektir. Buna göre davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyeri varsa iptal davası için o yer mahkemesi, bunlardan hiçbirisi yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi yetkilidir. O halde somut uyuşmazlık yönünden de yetkili mahkemeyi belirlemek için öncelikle davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyerinin bulunup bulunmadığının incelenmesi gereklidir. TMK.’nun 51. maddesine göre tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir. Davalı … (CF) Fransa Kanunları uyarınca kurulmuş ve merkezi Fransa’da bulunan bir anonim şirkettir. Dolayısıyla davalının TMK.’nun 51. maddesi anlamında Türkiye’de bir yerleşim yeri yoktur. Bu noktada ayrıca 30 Teşrinisani 1330 tarihli Ecnebi Anonim ve Sermayesi Eshama Münkasim Şirketlerle Ecnebi Sigorta Şirketleri Hakkında Kanunu Muvakkat hükümlerinin incelenmesi gereklidir. Zira anılan Kanun’un 10. maddesi uyarınca, yabancı bir anonim şirketin Türkiye’de şubesinin veya acentesinin bulunduğu yer, o yabancı anonim şirketin kanuni ikametgahı (yerleşim yeri) sayılmaktadır. İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün mahkemeye sunulan cevabi yazılarından da anlaşıldığı üzere, davalı CF.’nin İstanbul Ticaret Sicili'nde bir kaydı bulunmamaktadır. Bu durumda davalının anılan Kanunu Muvakkat hükümleri anlamında da Türkiye’de bir yerleşim yeri yoktur. Olağan oturma yeri kavramı ise TMK.’nun 1. Kitabı’nda gerçek kişiler için tanımlanmış (20.m.), tüzel kişiler başlığını taşıyan 2. Kısmı’nda (47-117.m.) oturma yeri kavramına yer verilmemiştir. O halde oturma yeri kavramı sadece gerçek kişilere özgü bir kavram olup, bir tüzel kişinin olağan oturma yerinden söz edilemez. Bu durumda geriye işyeri kavramının ne anlama geldiğinin tespiti kalmaktadır. 1330 tarihli Muvakkat Kanun’un 1. maddesi uyarınca, yabancı anonim şirketlerin Türkiye’de faaliyette (icrayı muamelede) bulunabilmeleri için şube veya acente açmaları gereklidir. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 2/a maddesinde, Türkiye’de doğrudan yatırım yapan ve yabancı ülkelerin kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiler, yabancı yatırımcı olarak, aynı Kanun’un 2/b maddesinde ise, yabancı yatırımcı tarafından yeni şirket kurmak veya şube açmak, menkul kıymet borsaları dışında hisse edinmek veya menkul kıymet borsalarından en az %10 hisse oranı ya da aynı oranda oy hakkı sağlayan edinimler yoluyla mevcut bir şirkete ortak olmak, doğrudan yabancı yatırım olarak tanımlanmıştır. Anılan Yasa’nın 3/h maddesinde ise, Hazine Müsteşarlığı’nın yabancı ülke kanunlarına göre kurulmuş şirketlere, “Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla” irtibat bürosu açma izni vermeye yetkili olduğu belirtilmiştir. Bu hükümlerin birlikte yorumlanmasından ortaya çıkan sonuç, yabancı anonim şirketlerin Türkiye’de kendi nam ve hesabına ticari faaliyette bulunabilmeleri için şube veya acente açıp ticaret siciline tescil ettirmelerinin zorunlu olduğu, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesinde belirtilen işyeri kavramından da, yabancı şirketin Türkiye’deki şubesi veya acentesinin anlaşılması gerektiği, Türkiye’de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceğidir. Yukarıda da belirtildiği üzere, davalının Türkiye’de tescilli bir şube veya acente kaydı bulunmamaktadır. Hatta Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 17.05.2011 tarihli yazısında, davalının 5510 SK.’na tabi tescil edilmiş bir işyeri dosyasının bulunmadığı da bildirilmiştir. İşçilerin korunması amacıyla işyeri kavramının daha geniş biçimde tanımlandığı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri uyarınca, her işverenin işyerini SGK.’na bildirmesi gereklidir. Davalı CF.’nin Türkiye’de bir işyerinin ve işveren kaydının olmadığı bu yazıdan da anlaşılmaktadır. Davacı vekilince davalı CF.’nin Türkiye’de işyeri bulunduğunun ispatı amacıyla, davalının internet sitesinden alınan bir sayfa örneği dosyaya sunulmuştur. Mahkemeyi davalının Kadıköy yargı alanı içinde faaliyet gösterdiği sonucuna götüren delil de budur. Ancak “CF Türkiye’de” başlıklı bu ilanda, davalı CF Grubu’nun 1989 yılında Türk iştiraki olan Set Çimento aracılığıyla çimento sektörüne girdiği bildirilmiş ve Set Şirketler Grubu’na ait fabrikaların adresleri belirtilmiştir. Bu ilanın davalının Türkiye’de işyerinin bulunduğu anlamına gelmeyeceği açıktır. Zira TMK.’nun 47. maddesinde tüzel kişilik, başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi veya belli bir amaca özgülenmiş bağımsız mal toplulukları olarak tanımlanmış, 48 ve 49. maddelerinde de hak ve fiil ehliyetine sahip oldukları belirtilmiştir. Buna göre bir tüzel kişi, onu oluşturan gerçek ve tüzel kişilerden bağımsız olarak hak ve fiil ehliyetine sahiptir. Dolayısıyla yabancı bir anonim şirketin, Türkiye’de yeni bir şirket kurması veya mevcut bir şirkete ortak olması halinde yapacağı ticari işlemler, kendisi adına ve hesabına değil, Türkiye’de kurulan veya ortak olunan şirket adına ve hesabına yapılmış olacaktır. Yine aynı nedenle Türkiye’deki şirketin faaliyeti ve adresi, yabancı şirketin faaliyeti ve adresi sayılamaz. Sonuç olarak davalının Türkiye’de işyeri de bulunmamaktadır ve dava konusu hakem kararının iptali davasında yetkili mahkeme, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi olup, Kadıköy Mahkemesi yetkili değildir. Dolayısıyla mahkemenin aksi yöndeki kabulü doğru olmamıştır. 2- Davalı vekilinin işbölümü ilk itirazının incelenmesine gelince; Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15/A-1. maddesi uyarınca iptal davası, yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılır. TTK.’nun 5/2. maddesi uyarınca bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. Bu iki mahkeme arasında işbölümü ilişkisi mevcut olup, asliye hukuk mahkemesi yanında ayrı bir ticaret mahkemesi olan yerlerde görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir (Prof.Dr. Turgut Kalpsüz, Türkiye'de Milletlerarası Tahkim, Genişletilmiş İkinci Bası, s:148). Dolayısıyla somut uyuşmazlık yönünden de görevli mahkeme, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’dir. Bu durum karşısında mahkemece, dosyanın yetkili ve görevli İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenmesine girişilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenlerle davalı yararına bozulması gerekmiştir. 3- Yukarıda açıklanan bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

30 Teşrinisani 1330 tarihli Kanunu Muvakkat'ın 10. maddesi uyarınca yabancı bir anonim şirketin Türkiye'de açtığı şube veya acentesinin bulunduğu yer, söz konusu şirketin kanuni yerleşim yeri sayılır. Buna karşılık Türk Medeni Kanunu'nda yer alan olağan oturma yeri düzenlemesi yalnızca gerçek kişilere özgü olup tüzel kişilerin olağan oturma yerinden söz edilemez.

İrtibat Bürolarının Hukuki Rejimi ve Faaliyet Sınırları

4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'nun 3. maddesinin (h) bendi gereğince yabancı ülke mevzuatına tabi şirketler, Türkiye'de ticari faaliyette bulunmamak şartıyla irtibat bürosu kurabilirler. İrtibat büroları gelir getirici ticari faaliyet yürütemez; ana şirkete bağlı olarak pazar araştırması, planlama, haberleşme, bilgi aktarımı, temsil ve ağırlama ile Türkiye'deki tedarikçilerin denetim ve kalite standartlarını takip etme gibi işlevleri üstlenir. Kazanç sağlayıcı işlem yapma yetkileri bulunmadığından bütün büro harcamaları yurt dışındaki ana şirket tarafından karşılanır. Ticari faaliyette bulunmama mecburiyetleri sebebiyle irtibat büroları tahkim mevzuatı kapsamında işyeri niteliği taşımaz.

4875 sayılı DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR KANUNU m. 3Kaynağı aç
Madde 3 – a) Yatırım serbestisi ve millî muamele Uluslararası anlaşmalar ve özel kanun hükümleri tarafından aksi öngörülmedikçe; 1- Yabancı yatırımcılar tarafından Türkiye'de doğrudan yabancı yatırım yapılması serbesttir. 2- Yabancı yatırımcılar yerli yatırımcılarla eşit muameleye tabidirler. b) Kamulaştırma ve devletleştirme Doğrudan yabancı yatırımlar, yürürlükteki mevzuat gereğince; kamu yararı gerektirmedikçe ve karşılıkları ödenmedikçe kamulaştırılamaz veya devletleştirilemez. c) Transferler Yabancı yatırımcıların Türkiye'deki faaliyet ve işlemlerinden doğan net kâr, temettü, satış, tasfiye ve tazminat bedelleri, lisans, yönetim ve benzeri anlaşmalar karşılığında ödenecek meblağlar ile dış kredi ana para ve faiz ödemeleri, bankalar veya özel finans kurumları aracılığıyla yurt dışına serbestçe transfer edilebilir. d) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 11/3/2008 tarihli ve E.: 2003/71, K.: 2008/79 sayılı Kararı ile.) e) Uyuşmazlıkların çözümü Özel hukuka tabi olan yatırım sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü ile yabancı yatırımcıların idare ile yaptıkları kamu hizmeti imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden kaynaklanan yatırım uyuşmazlıklarının çözümlenmesi için; görevli ve yetkili mahkemelerin yanı sıra, ilgili mevzuatta yer alan koşulların oluşması ve tarafların anlaşması kaydıyla, milli veya milletlerarası tahkim ya da diğer uyuşmazlık çözüm yollarına başvurulabilinir. f) Nakit dışı sermayenin değer tespiti Nakit dışındaki sermayenin değer tespiti, Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılır. Yabancı ülkelerde kurulu bulunan şirketlerin menkul kıymetlerinin yatırım aracı olarak kullanılması halinde, menşe ülke mevzuatına göre değer tespitine yetkili makamların veya menşe ülke mahkemelerince tespit edilecek bilirkişilerin ya da uluslararası değerlendirme kuruluşlarının değerlendirmeleri esas alınır. g) Yabancı personel istihdamı Bu Kanun kapsamında kurulan şirket, şube ve kuruluşlarda istihdam edilecek yabancı uyruklu personele, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çalışma izni verilir. (Mülga ikinci cümle: 28/7/2016-6735/27 md.) (Mülga üçüncü-dördüncü cümle: 28/7/2016-6735/27 md.) h) İrtibat büroları Müsteşarlık, yabancı ülke kanunlarına göre kurulmuş şirketlere, Türkiye'de ticarî faaliyette bulunmamak kaydıyla irtibat bürosu açma izni vermeye yetkilidir. Politika belirleme ve bilgi isteme

İrtibat bürosu faaliyetleri için idari makamlarca azami üçer yıllık sürelerle izin verilir; sürenin tamamlanmasından önce uzatma başvurusunda bulunulması gerekir. Kuruluş sürecinde başvuru formu, yapılacak işlerin sınırlarını ve kesinlikle ticari faaliyet icra edilmeyeceğini taahhüt eden imzalı beyanname, yabancı şirketin faaliyet belgesi, bilanço veya faaliyet raporu ile temsil yetkisine ilişkin vekaletname belgeleri sunulur.

Yargılama Usulü, Mahkeme Yetkisi ve Temsil Ehliyeti

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 14. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bir şubenin işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Merkeze karşı açılacak davalar bakımından getirilen bu yetki kuralı münhasıran şubenin gerçekleştirdiği işlemlerle sınırlıdır. Temsil ilişkisi bakımından Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2015/27705 Esas ve 2015/28589 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, kendi işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda banka şubeleri bankayı davada temsile yetkilidir ve açılan davalar taraf ehliyeti yokluğundan usulden reddedilemez.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 14Kaynağı aç
MADDE 14- (1) Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. (2) Özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Sigorta sözleşmelerinden doğan davalarda yetki
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2015/27705, K. 2015/28589Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2015/27705 E.  ,  2015/28589 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla) TARİHİ : 20/01/2015 NUMARASI : 2014/348-2015/7 Taraflar arasındaki ipoteğin fekki davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalı banka şubesinden konut kredisi kullandığını, kredi borcunu ödemesine ve davalı Banka tarafından ibra edilmesine rağmen, taşınmaz üzerine konulan ipoteğin kaldırılmadığını ileri sürerek, ipoteğin fekkine karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davalı banka şubesinin taraf ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. HMK'nun 14/1. maddesinde, bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğu düzenlenmiştir. Aynı Yasa’nın 52. maddesine göre tüzel kişiler yetkili organları tarafından temsil edilirler. 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun tanımlar başlıklı 3. maddesinde şube, elektronik işlem cihazlarından ibaret birimler hariç olmak üzere, bankaların bağımlı bir parçasını oluşturan ve bu kuruluşların faaliyetlerinin tamamını veya bir kısmını kendi başına yapan, sabit ya da seyyar bürolar gibi her türlü işyerleri olarak tanımlanmıştır. Banka şubeleri, banka adına kuruluş faaliyetlerinin tamamını veya bir kısmını kendi başına yapan birimler olup, şubenin yapmış olduğu işlemlerden doğan davalarda şubenin bulunduğu yer mahkemeleri de yetkilidir. Bankayı tüm faaliyetlerinde temsile yetkili olan şubelerin davada taraf ehliyetine sahip olmadığını kabul etmek, yukarıda belirtilen kanun maddelerinin amacına aykırı düşmektedir. Dosya kapsamından davaya konu konut kredisinin davalı banka şubesince verildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle davalı banka şubesinin kendi işlemlerinden dolayı açılan davada bankayı temsile yetkili olduğunun kabulü ile işin esası incelenerek, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, davanın usulden reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 6.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Çalışılan irtibat bürosunun dava açılmasından önce faaliyetine son verilerek kapatılmış olması durumunda, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2015/12171 Esas ve 2015/11371 Karar sayılı kararı doğrultusunda, dava tarihindeki şirket merkez adresinin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkili hale gelir.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2015/12171, K. 2015/11371Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2015/12171 E.  ,  2015/11371 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Bakırköy 13. İş Mahkemesi TARİHİ : 09/06/2015 NUMARASI : 2015/64-2015/261 DAVACI : O.. S.. DAVALI : H.. Gazetecilik ve Matbaacılık A. Ş. Taraflar arasındaki işçilik alacağı istemine ilişkin davada İstanbul Anadolu 4. İş ile Bakırköy 13. İş Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 18 Temmuz 1995 tarihinde davalı H.. Gazatecilik A.Ş. adlî iş yerinde çalışmaya başladığını, Kadıköy bölge muhabirliği yapmakta iken iş akdinin 31/05/2011 tarihinde sonlandırıldığını, davalının dava konusu izin alacağını eksik hesapladığını belirterek, eksik ödenen izin alacağı ücretinin tahsiline, Anadolu 24. İş Mahkemesinde açılan 2014/201 Esas sayılı birleştirilen dava dosyasında ise fazla mesai, hafta tatili, genel tatil, ikramiye, %5 fazla mesai alacağı, %5 hafta sonu tatil alacağı, %5 genel tatil alacağı, eksik kıdem tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İstanbul Anadolu 4. İş Mahkemesince, davalı şirketin ikametgahının Bağcılar ilçesinde olup Bakırköy yargı sınırlarına tabi olduğu, İstanbul Ticaret Odasının cevabî yazısında davalı gazetenin şubesinin bulunmamadığının anlaşıldığı, gazetenin 18/04/2005 – 27/11/2006 tarihli yönetim kurulu kararlarında Kadıköy'de faaliyet gösteren büroların kapatılmasına karar verildiği, irtibat bürolarının çalışılan yer olarak değerlendirilemeyeceği, buna göre Kadıköy'de yapılan faaliyetlerin işin yapıldığı yer olarak görülemeyeceği anlaşılmakla dava tarihi itibariyle yetkili mahkemenin Bakırköy İş Mahkemeleri olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. Bakırköy 13. İş Mahkemesince ise, işyeri sayılabilecek bir yerin kapatılmış olmasının o yer mahkemesinin yetkisini kaldırmayacağı, iş yerinin davacının dava konusu çalışma döneminde faal olması yeterli olup, sonradan kapatılmış olması işyerinin bulunduğu yer mahkemesinin yetkisini kaldırmayacağı gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 5. maddesinde iş uyuşmazlıklarında yer itibari ile yetkili iş mahkemelerini belirlemiştir. Buna göre, “İş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medenî Kanunu gereğince ikametgâhı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmaz.” İş mahkemelerinde yetki kuralı, Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanununun yetki kurallarına uygun olup buna ek olarak işin yapıldığı yer, yani işyeri mahkemelerini de yetkili kılmaktadır. İş mahkemesine açılan dava, dava tarihinde davalının ikametgâhının bulunduğu veya işçinin işini yaptığı yerdeki iş mahkemesi veya iş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır. İş mahkemesinin yetkisi kamu düzeni ile ilgili olduğundan davalı tarafça süresinde yapılmasa da hâkim tarafından kendiliğinden bu husus göz önünde bulundurmalıdır. Bir başka anlatımla hâkim, davanın her aşamasında yetki itirazını dikkate alabileceği gibi, kendisi de re'sen yetkisizlik kararı verebilir. Somut olayda, davacının çalıştığı H.. Gazetesi Kadıköy İrtibat Bürosunun dava tarihinden önce kapatıldığı, dava tarihi itibariyle davalı Hürriyet Gazatecilik A. Ş. merkez adresinin "B../İSTANBUL" olduğu olduğu anlaşılmakla davanın Bakırköy İş Mahkemleri tarafından görülüp çözümlenmesi gerekir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince Bakırköy 13. İş Mahkemesi Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 18/11/2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İş Güvencesi Hükümlerinin Şube Çalışanlarına Uygulanması

İş güvencesinden yararlanabilmek için 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesinde aranan en az otuz işçi ölçütünde, fesih bildiriminin işçiye ulaştığı tarih esas alınır. Bu hesaplamada belirli veya belirsiz süreli, tam ya da kısmi zamanlı, sürekli yahut mevsimlik sözleşmeyle çalışan tüm işçiler hesaba dahil edilir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2015/34705 Esas ve 2016/3452 Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere, çok uluslu faaliyet gösteren ve Türkiye'de şube veya acentesi yer alan şirketlerde, aynı işkolundaki yurt dışı şubelerde çalışan işçiler de otuz işçi sayısının tespitinde göz önünde tutulur.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2015/34705, K. 2016/3452Kaynağı aç
7. Hukuk Dairesi         2015/34705 E.  ,  2016/3452 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü :İşe iade YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı vekili, ziraat mühendisi olan davacının davalı şirkette 04.05.2012-25.11.2014 tarihleri arası organik tarım kontrolörü olarak çalıştığını, 24.11.2014 tarihinde eğitim yapılacağı bahanesi ile …'e çağırılıp performansının düşük olduğu gerekçesiyle iş akdinin İsviçre'den feshedildiği söylenerek kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin belgeler sunulduğunu, feshin yazılı yapılmadığını belirterek feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, işe iade davasının belirsiz süreli iş akdi ile çalışıp en az altı aylık kıdemi olan işçiler tarafından en az 30 işçi çalıştıran işverenlere karşı açılabileceğini, davalı şirkette fesih tarihinde çalışan sayısının yedi olduğunu, bu durumun iş güvenliği yükümlerinin davalı işveren aleyhine uygulanamayacağı anlamına geleceğini, dava şartının olmadığını, bu sebeple davanın reddi gerektiğini, müvekkili şirketin tüzel kişiliği olmayan bir irtibat bürosu ya da şubesi olmadığını, kendi tüzel kişiliği olan TTK'ya tabi bir limited şirketi olduğunu, aynı zamanda bir Türk şirketi vasfının bulunduğunu, müvekkili şirketin İsviçredeki ortaklarının eldeki işe iade davasına konu ve taraf haline getirmelerinin yersiz olduğunu, iş güvenliği kapsamında olmayan işyerlerlerinde işçinin işine son verilirken geçerli bir sebebe dayanma veya işçinin savunmasını alma zorunluluğu olmadığını, davacının tüm yasal haklarının ödendiğini, işe iade şartlarının mevcut olmadığını belirterek, savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, şirketin Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulan tüzel kişiliğe haiz bir şirket olduğu, davalı şirketin yurtdışındaki … A.G.'nin irtibat bürosu veya şubesi olduğuna dair kayıt bulunmadığı, şirketlerin ve şahısların aynı amaca yönelik olarak değişik ülkelerde yasal mevzuatları elverdiği ölçüde şirketler kurabileceği, şirketi temsile yetkili şahısların yurtdışında bulunan şirket tarafından atanmadığı, şirket ortakları tarafından belirlendiği, davacının da yurt dışında bulunan şirket tarafından atanmadığı, davacının iş sözleşmesini davalı şirket ile imzalanmış olduğu ve davacı tarafından ibraz edilen belgelerde Türkiye'deki kontrollerin davalı şirket tarafından ve davalı şirket adına yapıldığı, davacının da işlemleri davalı şirket adına gerçekleştirdiği, banka kayıtlarının incelenmesinde davalı şirket tarafından kontrolü yapılan şirketlerin kontrol ücretlerinin davalı şirket hesabına yatırıldığı, davalı şirket ile yurtdışındaki şirket arasında ortaklar yönünden organik bağ bulunsa bile davalı şirketin … deki şirketin Türkiye'deki şubesi olmayıp,davalı şirketin merkezi yurt dışında olan yabancı bir şirketle ticari ilişkisi veya ortakları yönünden organik bağ içinde bulunmasının davalı şirketin Türkiye'de Türk Kanunlarına göre kurulmuş ayrı bir şirket olması gerçeğini değiştirmeyeceği karşısında yurt dışındaki işçi sayısının davalı şirkette çalışan işçi sayısına dahil edilmesi mümkün olmadığından ve buna bağlı olarak davacının işyerinde çalışan işçi sayısı yönünden iş güvencesi hükümlerine tabi olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında fesih tarihi itibariyle işverence otuz veya daha fazla işçi çalıştırılıp çalıştırılmadığı ve dolayısıyla davacının işgüvencesi kapsamında kalıp kalmadığı uyuşmazlık konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18.maddesidir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18.maddesinin birinci fıkrasına göre iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak için otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerinde çalışmak gerekir. Aynı maddenin dördüncü fıkrasına göre işverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan sayısı bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. İşçi sayısına ilişkin bu hüküm nispi emredici olduğundan, daha az işçi sayısını öngören sözleşme hükümleri geçerli kabul edilmektedir. Otuz işçi sayısının belirlenmesinde fesih bildiriminin işçiye ulaştığı tarih itibariyle belirli-belirsiz süreli, tam-kısmi süreli, daimi-mevsimlik sözleşmelerle çalışan tüm işçiler dikkate alınır. Kanun koyucu tarafından yurtdışında aynı iş kolundaki işyerlerinde çalışan işçilerin dikkate alınmayacağı yönünde açık bir düzenleme yapılmadığı gibi aynı iş kolundaki işyerlerinin sadece ülke sınırları çerçevesinde değerlendirileceğine ilişkin bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Uluslararası çalışan ve birçok ülkede işyeri açan bir kuruluşun açtığı işyerini bulunduğu ülke mevzuatına göre kurması ve bu şubenin ayrı bir tüzel kişilik alması, aynı iş kolunda birçok işyeri olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu nedenle uluslararası çalışan ve Türkiye'de şubesi ya da acentesi bulunan şirketler bakımından Türkiye'deki işyerinde çalışan işçi sayısının 30'dan az olduğu gerekçesi ile o işyerlerinde çalışan işçilerin iş güvencesinden yoksun bırakılması yasanın gerekçesine ve ölçülülük ilkesine uygun olmayacaktır. Somut olayda, davalı şirketin uluslararası alanda faaliyet gösteren ve Türkiye'de şubesi bulunan bir şirket olduğu, Türkiye’de 7, dünya genelinde ise binlerce çalışanı olduğu hususları taraflar arasında ihtilaflı olmayıp ihtilaf, yurt dışındaki şubelerde çalışan işçilerin de işçi sayısı ve iş güvencesi hükümleri bakımından dikkate alınıp alınmayacağı noktasındadır. Yukarıda belirtilen ilkeler ve benzer olaylarda Dairemiz ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararlar gözetildiğinde, davalı işyeri bakımından fesih tarihinde 30 işçi şartının oluştuğunun kabulü ile esasa girildiğinde davacıya kıdem ve ihbar tazminatının ödenerek iş akdinin feshedildiğinin tartışmasız olduğu ancak feshin İş kanunu 19. maddesine göre yazılı olmadığı ve sebepleri açık ve kesin bildirilmediğinden fesih konusunda yasadaki usule uyulmadığı anlaşıldığından, feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile 30 işçinin belirlenmesinde salt Türkiye’de çalışan işçi sayısının nazara alınmasının gerektiği gerekçesiyle davanın reddi isabetli olmamıştır. Yukarıda açıklanan sebeplerle 4857 sayılı Kanun'un 20/3 maddesi gereğince mahkemece verilen kararın bozularak ortadan kaldırılması ve Dairemizce aşağıda yazılı hükmün kurulması gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile; 1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının İŞE İADESİNE, 3. Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının kıdemi, fesih nedeni dikkate alınarak takdiren davacının 4 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE, 4. Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin GEREKTİĞİNE, 5. Alınması gereken 29,20 TL harçtan peşin yatırılan 25,20 TL harcın tenzili ile bakiye 4,00 TL harç giderinin davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına, 6. Davacının yapmış olduğu 167.90 TL'dan ibaret olan yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 7. Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 1.800,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8. Dosyada bulunan kullanılmayan gider ve delil avanslarının ilgilisine iadesine, 9. Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.02.2016 tarihinde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.
4857 sayılı İŞ KANUNU m. 18Kaynağı aç
Madde 18 – Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/2 md.) Yer altı işlerinde çalışan işçilerde kıdem şartı aranmaz. Altı aylık kıdem hesabında bu Kanunun 66 ncı maddesindeki süreler dikkate alınır. Özellikle aşağıdaki hususlar fesih için geçerli bir sebep oluşturmaz: a) Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlere katılmak. b) İşyeri sendika temsilciliği yapmak. c) Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını takip veya yükümlülüklerini yerine getirmek için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak.[6] d) Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenler. e) 74 üncü maddede öngörülen ve kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek. f) Hastalık veya kaza nedeniyle 25 inci maddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme süresinde işe geçici devamsızlık. İşçinin altı aylık kıdemi, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesap edilir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri hakkında bu madde, 19 ve 21 inci maddeler ile 25 inci maddenin son fıkrası uygulanmaz. Sözleşmenin feshinde usul

4857 sayılı Kanun'un 19. maddesi gereğince iş sözleşmesinin feshinin işveren tarafından yazılı olarak gerçekleştirilmemesi ve fesih gerekçesinin açık ve kesin biçimde işçiye bildirilmemesi feshin geçersizliği ve işe iade sonucunu doğurur.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 19Kaynağı aç
Madde 19 – İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralı bendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır. Fesih bildirimine itiraz ve usulü
Şube ile irtibat bürosu arasındaki temel hukuki fark nedir?

Şube, merkeze bağlı olmakla beraber kendi adına piyasada bağımsız ticari işlemler yürütebilir ve gelir doğurucu faaliyetlerde bulunabilir; irtibat bürosunun ise Türkiye'de her türlü ticari faaliyette bulunması yasaktır ve tüm giderleri yurt dışındaki ana şirket tarafından karşılanır.

Yabancı bir şirketin Türkiye'de şube açması halinde ticari mümessil atanması şart mıdır?

Evet, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 40. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca merkezi Türkiye dışında bulunan işletmelerin şubeleri için yerleşim yeri Türkiye'de yer alan tam yetkili bir ticari mümessil atanması zorunludur.

Şubenin taraf olduğu işlemlerde dava nerede açılır?

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 14. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda o şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.

Kapatılan bir irtibat bürosunda çalışan işçinin açacağı davada yetkili mahkeme neresidir?

İrtibat bürosu dava tarihinden önce kapatılmışsa, uyuşmazlığın çözümünde dava tarihi itibarıyla davalı şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu