Belirli Senaryolar Kapsamında Finansal Destek Yasağı

by Avukat Erdal Ersoy
Belirli Senaryolar Kapsamında Finansal Destek Yasağı

Finansal destek yasağı, bir anonim şirketin kendi paylarının devralınmasını kolaylaştırmak amacıyla üçüncü kişilere mali imkan sağlamasını engelleyen kanuni bir sınırlamadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 380. maddesinin birinci fıkrasına göre, payların iktisabı gayesiyle şirketin başka bir şahısla gerçekleştirdiği ve konusu avans, ödünç ya da teminat niteliği taşıyan hukuki muameleler batıl kabul edilir. Bu düzenleme, şirketin kendi paylarını edinmesine yönelik kanuni sınırlamaların dolaylı yollardan aşılmasını önleme amacına hizmet eder. Kanun koyucu bu yolla şirket malvarlığının pay ediniminde kullanılmasını engelleyerek, devir işlemine katılmayan diğer ortakların haklarını ve şirket alacaklılarının menfaatlerini korumayı hedefler.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 380Kaynağı aç
MADDE 380- (1) Paylarının iktisap edilmesi amacıyla, şirketin başka bir kişiyle yaptığı, konusu avans, ödünç veya teminat verilmesi olan hukuki işlemler batıldır. Bu butlan hükmü, kredi ve finans kurumlarının işletme konuları içine giren işlemlere ve şirketin veya onun bağlı şirketlerinin çalışanlarına, şirketin paylarını iktisap edebilmeleri için, avans, ödünç ve teminat verilmesine ilişkin hukuki işlemlere uygulanmaz. Ancak, bu istisnai işlemler, şirketin, kanuna ve esas sözleşmesine göre ayırmak zorunda bulunduğu yedek akçeleri azaltıyor veya 519 uncu maddede düzenlenen yedek akçelerin harcanmalarına ilişkin kuralları ihlal ediyor ve şirketin 520 nci maddede öngörülen yedek akçeyi ayırmasına imkân bırakmıyorsa, geçersizdir. (2) Ayrıca, şirket ile üçüncü kişi arasında yapılmış bulunan ve bu kişiye, şirketin kendi paylarını; şirketin, şirkete bağlı bir şirketin veya şirketin paylarının çoğunluğuna sahip olduğu şirketin hesabına alma hakkı tanıyan ya da böyle bir yükümlülük öngören bir düzenleme, eğer bu payları şirket alsaydı işlem 379 uncu maddeye aykırı kabul edilecek idiyse batıldır. c) Yakın ve ciddi bir kaybın önlenmesi

Yasağın Unsurları ve Kapsama Giren İşlemler

Hukuk öğretisinde finansal yardım yasağının doğabilmesi için üç unsurun bir arada gerçekleşmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu unsurlar; bir pay iktisabının bulunması, şirketin sağladığı bir mali yardım işleminin varlığı ve bu yardımın alıcının pay iktisabı amacıyla yapılmış olmasıdır. Türk Ticaret Kanunu'nun 380. maddesinde bu işlemler arasında belirli bir kronolojik sıra veya ek bir unsur öngörülmemiş olup, mali destek ile iktisap arasında amaçsal bir bağın bulunması yeterli görülmüştür.

Türk Ticaret Kanunu'nun 380. maddesinin gerekçesinde, yasağın amacına uygun olarak avans, ödünç veya teminat verilmesi ifadesinin geniş yorumlanması gerektiği ve bu tür işlemlerin bütün biçimlerini kapsadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kanundaki işlem türleri sınırlı sayıda sayılmamış, örnekleyici nitelikte kabul edilmiştir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/3545 Esas ve 2023/7435 Karar sayılı ilamına konu uyuşmazlıkta, şirket çeklerinin ortaklık paylarının iktisabı amacıyla kullanılması da Türk Ticaret Kanunu'nun 380. maddesindeki yasağın kapsamında değerlendirilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/3545, K. 2023/7435Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/3545 E.  ,  2023/7435 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/782 Esas, 2022/255 Karar ve Müzik Yapımcılık San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili … HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/1347 E.,2020/38 K. Taraflar arasındaki şirket ortaklığından haklı nedenlerle çıkarma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, 2010 yılında kurulan müvekkili şirkete 15.07.2014 tarihinde 180.000,00 TL bedel ödeyerek %40 oranında pay sahibi olduğunu, ancak şirketin faaliyet konuları ile ilgili işlerde herhangi bir katkısı bulunmadığı gibi bu konuda yapılan çağrılara da karşılık vermediğini, bundan dolayı şirketin iş ve işlemlerin gecikmesine, ortaklar genel kurulunca alınması gereken kararların sürüncemede kalmasına sebebiyet verdiğini, diğer şirket ortaklarının şirketin kuruluş aşamasında yüklü miktarda sermaye koyduklarını ve bu nedenle kâr elde etme amacı güttüklerini, fakat davalı ortağın sorumsuz ve kötü niyetli davranışlarıyla bu amacı baltalamaya çalıştığını, davalının hisselerini 500.000,00 TL bedelli çek karşılığında devretme yönünde anlaşmaya varmalarına rağmen hisse devrini gerçekleştirmediğini, bunun üzerine şirket temsilcisi … tarafından davalının şirketteki tüm yetkilerden azledildiğini, davalının, kendi ortağı olduğu şirkete ait çeki banka takas sistemine ibraz ederek davacının itibarını zedelemeye çalıştığını, davalıya çek vasıtası ile yapılan ödemenin şirket hisse devir bedeli olduğunu, müvekkil şirketin hâlihazırda devam eden projelerinin, diğer şirket ortaklarının hususi hesaplarından müvekkili şirket hesabına aktardığı paralar ile yürütüldüğünü, davalı dışındaki şirket ortakları tarafından şirket hesabına 1.450.000,00 TL para aktarıldığını, %40 hissesine düşen 580.000,00 TL'nin şirket hesaplarına aktarılması için Mersin 2. Noterliğinin 27.10.2015 tarihli ihtarnamesinin keşide edilmesine rağmen davalı yanca şirkete herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek, davalı …'ün 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 640 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ortaklıktan çıkarmaya ilişkin genel kurul kararının müvekkiline tebliğ edilmediğini, taraflar arasında herhangi bir hisse devri anlaşması yapılmadığını, davacı tarafından düzenlenen azilnamenin hisse devrine yönelik olarak yapılmadığını, müvekkiline verilen 500.000,00 TL bedelli çekin hisse devir bedeli olarak verilmediğini, davalının, değişik zamanlarda elden ve banka kanalıyla davacı şirkete şirket faaliyetlerinin yürütülebilmesi için toplam 1.286.620,00 TL verdiğini, yapılan bu ödemenin de bu borcun kısmi karşılığı olduğunu, davalı tarafından davacı şirkete şirketin zarar görmemesi amacıyla verilen nakit para yanında bir aracın da devredildiğini, müvekkilinin şirkete aktarmış olduğu 1.286.620,00 TL tutarındaki alacağın yalnızca 70.000,00 TL'sini geri alabildiğini, dava dilekçesinde belirtilen 500.000,00 TL'lik çekin borç ödemesi olarak müvekkiline verildiğini, davalının kardeşi … adına verilen 600.000,00 TL bedelli çekin ise …'nin, daha önceden şirketçe yapılacak iki daireyi satın alma bedeli olarak ödediği 689.000,00 TL'nin iadesi amacıyla verildiğini, bu hususun davacı tarafın müvekkiline göndermiş olduğu ihtarnamede de açıkta belirtildiğini, davalının şirket faaliyetleri ile bizzat ilgilendiğini, birçok yere ödeme yaptığını, şirketin mali yapısının bozulmasına sebebiyet verecek işlemlerde bulunulması nedeni ile müvekkili tarafından ihtarname keşide edildiğini, şirket yetkilisi …'ün şirkete ait taşınmazları haricen sattığını ve ticari kayıtlara bu hususların işlenmediğini, şirketin diğer ortaklarının şirkete 1.450.000,00 TL para aktardığı yönündeki iddianın doğru olmadığını, toplantı çağrılarının müvekkiline usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğini, müvekkilinin şirket yetkilisi …'ün tehditleri nedeniyle toplantılara katılamadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; şirket ana sözleşmesinde ortakların şirketten çıkarılacağı sebeplerin neler olacağı yönünde bir düzenlemenin bulunmadığı, sözleşmede yer almasa dahi haklı bir sebebin ortaya çıkması durumunda şirketin ortaklıktan çıkarma davası açabileceği, ortaklıktan çıkarmada haklı sebeplerin nelerden ibaret olduğunun kanunda belirtilmediği, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 551 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına bakıldığında ortaklıktan çıkarmadaki haklı sebeplerin; kişinin ortağı olduğu limited şirketin iştigal konusu ile aynı işi yapması ve şirkete karşı rekabet yasağına aykırı davranması, ortağın şirket işleri ile ilgilenmemesi, şirketi zor durumda bırakması, şirket işlerinin görüşülmesi amacıyla yapılan davetlere icabet etmemesi, ortağın davranışlarının şirket faaliyetlerine sekte vuracak ve karşılıklı güveni ortadan kaldıracak nitelikte olması, şirket mallarını kendisinin fiilen çalıştığı şirkete aktarması, diğer ortakların imzalarını taklit ederek sermaye artırımına gitmesi gibi nedenlerden ibaret olduğu, davacı şirketin davalı tarafa hisse devir bedeli karşılığı para verdiği yönündeki iddianın şirket kayıtlarına ortaktan alacak olarak yansıtılması gerektiği, ancak şirket kayıtlarında böyle bir alacağın görünmediği, devir sözleşmesinin varlığına ilişkin davacı tarafça tanık beyanları dışında herhangi bir delil sunulmadığı, davacı şirketin 6102 sayılı Kanun’un 612 nci maddesine göre kendisine ait şirket hissesinin yüzde onunu alabileceği, davalının ise şirket hisselerinin yüzde kırkının sahibi olduğu, davacı şirketin kendi hissesini almak için yeterli öz varlığa sahip olmadığı, davacı şirketin sermaye tamamlanmasına ihtiyaç duyduğu, bu hususun ise kanunun 380 inci maddesinde finansal destek yasağı kapsamında olacağı, davalıya yapılan ödemelerin davalı tarafından şirket borçları için yapılan ödemelerin geri ödemesi olduğunun kanaatine varıldığı, davalının şirket ortaklığından çıkarılmasını gerektirecek haklı nedenlerin bulunmadığı ve ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının şirkette herhangi bir faaliyette bulunmadığını, basiretli ve bilinçli bir tacir gibi davranmayarak şirketi zarara uğrattığını, şirket faaliyetleri konularında şirketi zor durumda bırakması sebebiyle ortakların bir araya geldiklerini, taraflar arasında yapılan mutabakat çerçevesinde davalı ortağın ortaklıktan ayrılması karşılığında kendisine 500.000,00 TL bedelli çek ile ödeme yapıldığını, ayrıca kardeşi … adına keşide edilen 600.000,00 TL bedelli çekin de davalıya teslim edildiğini, yapılan bu anlaşma kapsamında davacı şirketi temsile yetkili olan … tarafından davalı tarafın şirketteki tüm yetkilerden azledildiğine ilişkin azilname düzenlendiğini ve davalı tarafın bu azilnameye ilişkin herhangi bir itirazda bulunmayarak şirket hissesini devretme yönünde zımnen kabul beyanında bulunduğunu, davalı ortağın şirkete ait çeki bankaya ibraz ederek şirketin var olan itibarını zedelemeye çalıştığını, buradaki amacın çekin karşılıksız çıkması durumunda arkasının yazılarak şirketin zor durumda bırakılmasını sağlamak olduğunu, müvekkili şirketin devam eden projelerini ayakta tutan maddi desteğin diğer şirket ortakları tarafından verildiğini, yargılama aşamasında belirttiği hususların ortaklıktan çıkarmak için haklı nedenler olduğunu beyan ederek, kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının şirket ortaklığının çıkarlarını zedeleyecek şekilde sadakat yükümlülüğüne aykırı hareketlerde bulunduğuna ilişkin somut ve inandırıcı bir delilin dosyaya sunulmadığı, davalı yanın ihtarnameye rağmen sermaye koyma borcunu ifa etmediği iddia edilmiş ise de limited şirket ortağının sermaye koyma borcunu ödememesi nedeniyle temerrüde düşmesi halinde 6102 sayılı Kanun’un 483 üncü maddesi hükmüne göre hareket edilerek ortaklar kurulu kararı alınıp davalıya sermaye koyma borcunu yerine getirme hususunda ihtar yapılması, ihtara rağmen borcun yerine getirilmemesi halinde ilgili maddede düzenlenen hükümlerin uygulanması, bu nedenle davalının sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi nedeniyle 6102 sayılı Kanun’un 640 ıncı maddesi hükmü uygulanarak şirket ortaklığından çıkarılmasının mümkün olmadığının kabul edilmesinin gerektiği, davalı tarafa hisse devir bedeli olarak verildiği iddia edilen çeklerin davacı şirketin kayıt ve bilançolarında alacak olarak kaydedilmemiş olması, davacı şirket yetkilisi …'ün şirket adına keşide ettiği 26.08.2015 tarihli ihtarnamede, … adına keşide edilen çekin daire satış bedelinin iadesine ilişkin olduğunu açıkça belirtmiş olması, şirket çeklerinin pay iktisabı için kullanılmasının 6102 sayılı Kanun’un 380 inci maddesindeki yasak kapsamında olması birlikte değerlendirildiğinde, davalı tarafın ortaklıktan çıkarılmasına yönelik haklı sebeplerin ispat edilemediği kabul edilerek davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dosyada mevcut ihtarnameler incelendiğinde taraflar arasındaki güven ilişkisinin kaybolduğunu, davalının basiretli tacirin davranışına uygun olmayan iş ve işlemleri nedeni ile şirketin itibar kaybettiğini, … adına düzenlenen çeklerin ayrılma akçesi olarak davalıya verdiğini, davalının azilnameye rağmen şirket aleyhine iş ve işlemlere devam ettiğini, şirketin iş ve işleyişini sekteye uğrattığını, tanınmış, saygın ve güvenilir olan davacı şirketi üçüncü kişiler nezdinde karalamaya yönelik işlemler yaptığını, davacı tarafından sermaye çıkış bedelinin ödenmesine ve azilnamenin tarafına tebliğ edilmesine rağmen müvekkilinin kendi malvarlığı üzerinden yürüttüğü inşaat projesindeki arsa sahiplerine, hali hazırda davacı müvekkil şirketin hissedarı ve ortağı olduğunu bildirerek hukuka, iyiniyete ve dürüstlük kurallarına aykırı olarak birtakım belgeler talep ettiğini, böylelikle muhataplarının güven duygusunu zedelediğini, şirket işlerinde herhangi faaliyette bulunmadığını, bilirkişi raporlarının eksik inceleme sonucu oluşturulduğunu, istinaf dilekçesinde belirtilen sebep ve gerekçelerle hükmün bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, haklı nedenlerle şirket ortaklığından çıkarma istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Şirketin Kendi Paylarını İktisap Şartları ve Dolaylı İktisap Yasağı

Finansal destek yasağının temel dayanağını oluşturan Türk Ticaret Kanunu'nun 379. maddesi, şirketin kendi paylarını ivazlı iktisap veya rehin olarak kabul etmesini belirli sınırlar içinde tutmuştur. Bir şirket kendi paylarını, esas veya çıkarılmış sermayesinin onda birini aşan veya aşacak miktarda ivazlı edinemez ve rehin alamaz. Bu kural, üçüncü bir kişinin kendi adına fakat şirket hesabına hareket ederek iktisap veya rehin kabul ettiği durumları da kapsar. Aynı sınırlama, ana şirketin paylarının yavru şirket tarafından iktisap edilmesi halinde de uygulanır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 379Kaynağı aç
MADDE 379- (1) Bir şirket kendi paylarını, esas veya çıkarılmış sermayesinin onda birini aşan veya bir işlem sonunda aşacak olan miktarda, ivazlı olarak iktisap ve rehin olarak kabul edemez. Bu hüküm, bir üçüncü kişinin kendi adına, ancak şirket hesabına iktisap ya da rehin olarak kabul ettiği paylar için de geçerlidir. (2) Payların birinci fıkra hükmüne göre iktisap veya rehin olarak kabul edilebilmesi için, genel kurulun yönetim kurulunu yetkilendirmesi şarttır. En çok beş yıl için geçerli olacak bu yetkide, iktisap veya rehin olarak kabul edilecek payların itibarî değer sayıları belirtilerek toplam itibarî değerleriyle söz konusu edilecek paylara ödenebilecek bedelin alt ve üst sınırı gösterilir. Her izin talebinde yönetim kurulu kanuni şartların gerçekleştiğini belirtir. (3) Birinci ve ikinci fıkralardaki şartlara ek olarak, iktisap edilecek payların bedelleri düşüldükten sonra, kalan şirket net aktifi, en az esas veya çıkarılmış sermaye ile kanun ve esas sözleşme uyarınca dağıtılmasına izin verilmeyen yedek akçelerin toplamı kadar olmalıdır. (4) Yukarıdaki hükümler uyarınca, sadece, bedellerinin tümü ödenmiş bulunan paylar iktisap edilebilir. (5) Yukarıdaki fıkralarda yer alan hükümler, ana şirketin paylarının yavru şirket tarafından iktisabı hâlinde de uygulanır. Pay senetleri borsada işlem gören şirketler hakkında, Sermaye Piyasası Kurulu şeffaflık ilkeleri ile fiyata ilişkin kurallar yönünden gerekli düzenlemeleri yapar. b) Kanuna karşı hile

Payların iktisap veya rehin alınabilmesi için genel kurulun yönetim kurulunu en çok beş yıl için yetkilendirmesi zorunludur. Yetki kararında alınacak payların itibari değerleri, sayıları ile alt ve üst bedel sınırları yer almalıdır. Ayrıca iktisap bedelleri indirildikten sonra kalan şirket net aktifinin, sermaye ile dağıtımı yasak yedek akçelerin toplamı kadar olması ve iktisap edilecek payların bedelinin tamamen ödenmiş bulunması gerekir.

Türk Ticaret Kanunu'nun 380. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, şirket ile üçüncü kişi arasında yapılan ve bu kişiye şirketin kendi paylarını şirket, bağlı şirket veya çoğunluk payına sahip olunan şirket hesabına alma hakkı ya da borcu getiren düzenlemeler de denetime tabidir. Şayet bu payları şirketin bizzat kendisi iktisap etseydi işlem Türk Ticaret Kanunu'nun 379. maddesine aykırı sayılacak idiyse, yapılan sözleşme batıldır.

Finansal Destek Yasağının İstisnaları ve Sınırları

Türk Ticaret Kanunu'nun 380. maddesinin birinci fıkrasında butlan yaptırımının uygulanmayacağı iki istisnai durum öngörülmüştür. Kredi ve finans kurumlarının mutat işletme konularına dahil işlemler ile şirket veya bağlı şirket çalışanlarının pay iktisap edebilmesi amacıyla sağlanan avans, ödünç ve teminatlar yasağın haricinde tutulmuştur.

Kanunda tanınan bu istisnalar da mutlak bir serbesti getirmez. Kredi kurumlarının işlemleri veya çalışanlara yönelik finansman kolaylıkları şirketin ayırmak zorunda olduğu kanuni ve sözleşmesel yedek akçeleri azaltıyorsa, Türk Ticaret Kanunu'nun 519. maddesindeki harcama esaslarına aykırılık oluşturuyorsa ya da 520. maddede düzenlenen yedek akçenin ayrılmasını imkansız kılıyorsa geçersizlik yaptırımıyla karşılaşır.

Yeniden Yapılanma ve Şirket Birleşmesi Senaryoları

Aşağı yönlü şirket birleşmelerinde, alıcı ile hedef şirket pay devrinin ardından hedef şirket bünyesinde birleşebilmektedir. Birleşme sonucunda pay edinim finansmanına ait borçlar külli halefiyet gereği hedef şirkete intikal etmekte ve hedef şirketin malvarlığı dolaylı olarak kendi ediniminin karşılanmasında yer almaktadır. Bu yöntemin Türk Ticaret Kanunu'nun 380. maddesi kapsamında yasaklanıp yasaklanmadığı ve birleşme kararının sıhhati öğretide farklı görüşlere konu olmaktadır.

Yukarı yönlü birleşmelerde ise hedef şirketin tüzel kişiliği sona erdiğinden ve hiçbir aşamada finansman borçlusu haline gelmediğinden hareketle bu işlemlerin yasak kapsamına girmediğini savunan görüşler mevcuttur. Bunun karşısında, finansman yükümlülüklerinin fiilen hedef şirketin malvarlığı ile karşılandığı gerekçesiyle söz konusu birleşmenin geçersiz sayılması gerektiğini ileri süren görüşler de öğretide yer bulmaktadır.

Payların iktisabının ardından hedef şirketin mutat şirket faaliyetleri çerçevesinde kâr dağıtması ve alıcının finansman borçlarını bu temettü geliriyle kapatması durumunda ise doktrinde ağırlıklı kabul gören yaklaşım, anılan işlemin finansal destek yasağı çerçevesinde değerlendirilmemesi gerektiğidir.

Finansal destek yasağına aykırılığın hukuki yaptırımı nedir?

Pay iktisabı amacıyla üçüncü kişilerle yapılan avans, ödünç veya teminat sağlama niteliğindeki işlemler Türk Ticaret Kanunu'nun 380. maddesi gereğince batıldır.

Çalışanlara sağlanan pay iktisabı destekleri her durumda geçerli midir?

Çalışanlara yönelik finansal destekler istisna kapsamında olsa da şirketin yedek akçelerini azaltması veya kanuni yedek akçe kurallarını ihlal etmesi halinde geçersiz sayılır.

Finansal destek yasağında işlemler arası zaman sıralaması aranır mı?

Kanun işlemler arasında kronolojik bir sıra aramamış, finansal destek ile pay iktisabı arasında amaçsal bağ bulunmasını yeterli saymıştır.

Hedef şirketin kâr dağıtımı ile borç ödenmesi yasak mıdır?

Hedef şirketin usulüne uygun kâr dağıtımı yapması ve borçların bu kâr payından ödenmesi, hukuk öğretisindeki ağırlıklı kabule göre finansal destek yasağı kapsamında sayılmamaktadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu