Tapulu bir taşınmazın sit alanı ilan edilmesi, malike inşaat yapma, tarım faaliyeti yürütme ya da mevcut yapıyı yenileme gibi tasarruf imkânlarını kısıtlayabilir. Bu kısıtlamanın tazminata mı yoksa idari bir sınırlamaya mı yol açacağı, sit ilanının fiili el atma sayılıp sayılmayacağına ve hangi yargı yolunun izleneceğine bağlıdır. Yargı kararları, sit ilanının tek başına kamulaştırmasız el atma oluşturmadığı yönünde ağırlıklı bir yaklaşım benimsemektedir; ancak görevli yargı yolu meselesi farklı kararlar arasında farklı biçimlerde ele alınmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/5-1826, K. 2013/1298Kaynağı aç
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2017/9532, K. 2018/3620Kaynağı aç
Sit Alanı Nedir ve Mülkiyet Hakkını Nasıl Etkiler?
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 3. maddesi, sit alanını; tarih öncesinden günümüze uzanan medeniyetlerin sosyal, ekonomik ve mimari özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntılarını, kültür varlıklarının yoğun bulunduğu alanları ve korunması gerekli tabiat özellikleri ile alanları kapsayan bir kavram olarak tanımlar. Sit ilan ve tescil kararları, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun tek taraflı idari tasarrufu ile gerçekleştirilmekte; sit sınırları ve dereceleri de yine aynı yolla değiştirilebilmektedir.
Danıştay 6. Daire, E. 2019/10200, K. 2020/10782Kaynağı aç
Anayasa'nın 35. maddesi mülkiyet hakkının yalnızca kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceğini öngörmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/5-1826, K. 2013/1298 sayılı kararında sit alanı ilanının Anayasa'nın 35. maddesi ve 2863 sayılı Kanun'dan kaynaklanan bir durum olduğunu; bu nedenle idarenin mülkiyet hakkını ortadan kaldıran bir işlem niteliği taşımadığını oyçokluğuyla saptamıştır. Aynı kararda çoğunluk, somut olayda kamulaştırmasız el atma olgusunun gerçekleşmediğini ve adli yargı mercilerinin görevli olduğunu benimsemiş; azınlık ise 6487 sayılı Kanun m. 21 ile değiştirilen 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun Geçici 6. maddesinin 10. fıkrası uyarınca öncelikle görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu iki görüş görevli yargı yolu bakımından çelişmekte olup çoğunluk görüşünün bağlayıcı hüküm niteliği taşıdığı, azınlık karşı oyunun ise bağlayıcı olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.
2863 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca özel kişilerin mülkiyetindeki taşınmazların bizzat kendisi değil, bu taşınmazlardaki korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları Devlet malı sayılmaktadır. Kanun'un 11. maddesinin ikinci fıkrası ise sit alanı maliklerinin mülkiyet haklarının doğal gereği olan ve Kanun hükümlerine aykırı bulunmayan bütün yetkileri kullanmaya devam edebileceklerini düzenlemektedir. Dolayısıyla sit ilanı, maliki tasarruf yetkisinden büsbütün yoksun bırakmak yerine mevzuattan kaynaklanan belirli kısıtlamalara tabi kılmaktadır.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2023/1769, K. 2023/6547Kaynağı aç
Sit İlanının Kamulaştırmasız El Atma Oluşturup Oluşturmadığı
Kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmazın zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Salt sit ilanlarında ve imar kısıtlamalarında taşınmazın zilyetliği malikte kalmaya devam etmekte; yalnızca malikin tasarruf yetkisi mevzuattan kaynaklanan kısıtlamalara maruz kalmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/5-1826, K. 2013/1298 sayılı kararında bu gerekçeyle sit alanı ilanı ve imar kısıtlamalarının kamulaştırmasız el atma olgusunun varlığını kabule elverişli olmadığını oyçokluğuyla saptamış; 2863 sayılı Kanun'un 5. maddesi gereğince sit ilanının mülkiyet hakkını ortadan kaldıran bir işlem niteliği taşımadığının altını çizmiştir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi de 2863 sayılı Kanun'un 5. ve 11. maddeleri çerçevesinde sit ilanının mülkiyeti ortadan kaldırmayan bir kısıtlama olduğunu belirtmiş; idarenin davacıların taşınmazını fiilen kullanmalarını engelleyen bir müdahalesinin ve taşınmazın kamu hizmetine ya da kamunun ortak kullanımına ayrıldığına dair bir tespitin bulunmadığı somut olayda kamulaştırmasız el atma olgusunun varlığını kabule elverişli bir durum olmadığına hükmetmiştir.
Görevli Yargı Yolu: Adli mi, İdari mi?
Sit ilanına dayalı tazminat davalarında görevli yargı yolu meselesi, farklı kararlar arasında farklı biçimlerde ele alınmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/5-1826, K. 2013/1298 sayılı kararında çoğunlukça somut olayda kamulaştırmasız el atma olgusunun gerçekleşmediği ve adli yargı mercilerinin görevli olduğu benimsenmiştir. Bu görüş, HGK'nın bağlayıcı çoğunluk kararıdır; azınlık ise 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun Geçici 6. maddesinin 10. fıkrası uyarınca görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini savunmuş olmakla birlikte bu görüş çoğunluk kararının yerini almamaktadır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi ise E. 2017/9532, K. 2018/3620 sayılı kararında sit alanı ilanıyla birlikte taşınmazın imar planından çıkarılması, koruma amaçlı imar planı yapılmaması ve taşınmazın kamulaştırılmaması işlemlerinin idari eylem niteliği taşıdığından bu işlemlerden kaynaklanan tazminat taleplerinin idari yargıda görülmesi gerektiğine hükmederek adli yargıda açılan davayı usulden reddetmiştir.
6487 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle 2942 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 6. maddenin 10. fıkrası, imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle ya da ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar bakımından önce 3194 sayılı İmar Kanunu'ndaki idari başvuru ve işlemlerin tamamlanmasını, ardından idari yargıda dava açılmasını öngörmektedir. Bu hüküm, karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır. Bu hükmün sit ilanına dayalı kısıtlamalarda nasıl uygulanacağı ise somut olayın koşullarına göre belirlenmesi gereken bir meseledir; HGK'nın E. 2012/5-1826, K. 2013/1298 sayılı kararında çoğunluk bu hükmün uygulanmasına gerek görmeksizin adli yargıyı görevli kabul etmiştir.
2942 sayılı KAMULAŞTIRMA KANUNU m. geçici 6Kaynağı aç
Yargı yolu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-b maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin bir dava şartıdır; mahkeme davanın her aşamasında bunu kendiliğinden gözetir ve bu konuda kazanılmış haktan söz edilemez.
Sit Kararına İtiraz: İptal Davası
Sit alanı ilanının hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa Koruma Kurulu kararlarına karşı idare mahkemesinde iptal davası açılabilir. Bu davada mahkeme; işlemin yasal dayanağını, plan bütünlüğünü ve bilimsel raporları değerlendirir. Sit ilanı ve tescil kararları 2863 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde gerçekleştirildiğinden iptal talebi de aynı hukuki çerçevede incelenir. İptal davası için geçerli dava açma süreleri ve idari başvuruya ilişkin koşullar bu kaynakta ayrıntılı biçimde yer almamaktadır.
Danıştay 6. Daire, E. 2019/10200, K. 2020/10782 sayılı kararında doğal sit statüsüne itiraz veya sit derecesinin değiştirilmesi istemini içeren davalarda yalnızca mimarlardan oluşan bilirkişi kurulunun yeterli olmadığı sonucuna varmıştır. Söz konusu kararda taşınmazın 1. derece doğal sit tanımına uygun özellik gösterip göstermediğinin somut biçimde ortaya konulabilmesi için orman mühendisi, ziraat mühendisi, peyzaj mimarı, ornitolog ve biyolog gibi uzmanlardan oluşan çok disiplinli bir bilirkişi kurulu oluşturulması gerektiği belirtilmiştir. Bu tespit doğal sit alanı statüsüne ilişkin somut bir uyuşmazlıktan kaynaklanmakta olup arkeolojik ve tarihi sit davalarında bilirkişi kurulunun nasıl oluşturulacağı bu karardan çıkarılamamaktadır.
Aynı kararda, doğal sit alanlarına ilişkin iş, işlem ve kararlar bakımından 648 sayılı KHK ile 2863 sayılı Kanun'a eklenen Ek 4. maddenin 1. fıkrası uyarınca taşınır tabiat varlıkları hariç olmak üzere yetkili bakanlığın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak belirlendiği ve davalarda sit statüsünün bu mevzuat çerçevesinde yeniden değerlendirilip değerlendirilmediğinin araştırılması gerektiği de vurgulanmıştır. Bakanlık adının ve teşkilat yapısının sonraki mevzuat değişiklikleriyle güncellenmiş olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Sit alanlarının derecelendirilmesinde belirgin farklar söz konusudur. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 728 sayılı İlke Kararı çerçevesinde I. Derece Doğal Sit, bilimsel muhafaza açısından evrensel değer taşıyan, ender bulunan ve korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak alanlar olarak tanımlanmaktadır. II. Derece Doğal Sit ise doğal yapının korunması ve geliştirilmesi yanında kamu yararı gözetilerek kullanıma açılabilen alanları kapsamaktadır. Sit derecesi, koruma kısıtlamasının kapsamını ve iptal davasında somut tespite konu edilecek ölçütleri belirlemesi bakımından önemli bir unsurdur.
Fiili El Atma Varsa Kamulaştırma Kanunu Geçici 6. Madde
Sit ilanının ötesinde idarenin taşınmaza fiilen el koyduğu, yani taşınmazın zilyetliğini devraldığı ve kamu hizmetine tahsis ettiği durumlarda 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun Geçici 6. maddesi ayrıca değerlendirilmesi gereken bir hukuki çerçeve sunmaktadır. Bu madde; kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış ya da hiç yapılmamış olmasına karşın 9 Ekim 1956 ile 4 Kasım 1983 tarihleri arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara malikin rızası olmaksızın fiilen el konulması hallerini kapsamaktadır. Bu tarih aralığı dışındaki el koymaların hangi usule tabi olduğu bu maddede düzenlenmemiş olup ayrı bir hukuki değerlendirme gerektirmektedir. Salt sit ilanı ve imar kısıtlamalarında zilyetlik malikte kalmaya devam ettiğinden bu kısıtlamalar fiili el atma olgusunun varlığını kabule elverişli değildir.
Geçici 6. madde kapsamında tazminat talep edilebilmesi için öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması zorunlu bir dava şartıdır; uzlaşma aşaması tamamlanmadan dava açılamaz. Uzlaşma görüşmeleri, hukuki veya fiili engel bulunmadığı takdirde davete icabet tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılır. Bu süreçte düzenlenen tutanak ve görüşme belgeleri açılacak davalarda taraflar aleyhine delil olarak kullanılamaz. Bu şartın salt sit ilanına dayalı kısıtlama davalarında uygulanıp uygulanmayacağı ise HGK çoğunluk ve azınlık görüşleri arasındaki ayrılık nedeniyle somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmesi gereken bir meseledir.
Uzlaşma; trampa, sınırlı ayni hak tanınması ya da başka bir yerde imar hakkı kullandırılması yoluyla; bu yolların mümkün olmaması halinde ise nakdi bedel üzerinden gerçekleştirilebilir. İdare, mahkeme kararı gereğince nakdi ödeme yerine trampa ve benzeri diğer uzlaşma yollarını da teklif edebilir.
Uzlaşılamadığı takdirde uzlaşmazlık tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren üç ay içinde malik ya da idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir. Bu üç aylık sürenin hak düşürücü nitelik taşıyıp taşımadığı mevzuat metninde açıkça belirtilmemiştir. Bedel tespiti davasında mahkeme, taşınmazın dava tarihindeki değerini 2942 sayılı Kanun'un 15. maddesi uyarınca bilirkişi incelemesiyle tespit ederek taşınmazın idare adına tesciline veya terkinine hükmeder. Tescile ya da terkine ilişkin bu hüküm kesindir; tarafların hükmedilen bedel konusunda temyiz hakları saklıdır.
Geçici 6. madde kapsamında tazminat davası süre yönünden reddedilmiş olanlar da bu maddenin bedele ilişkin hükümlerinden yararlanabilir. Buna karşılık daha önce tazminat almaya hak kazananlar ile süre dışındaki nedenlerle davası reddedilenler bu hüküm kapsamı dışındadır. Yürürlükten önce tazminat davası açmış olanlar ise yürürlük tarihinden itibaren üç ay içinde idareye ve mahkemeye başvurarak uzlaşma yoluna gitmek istediklerini bildirebilir; bu bildirim üzerine uzlaşma görüşmeleri sonuçlanana kadar dava bekletilir, uzlaşılamaması halinde davaya devam edilir.
Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır. Kararı kesinleşen davalar bakımından ise yalnızca ödeme usulüne ilişkin sekizinci fıkra hükümleri uygulanır. Öte yandan Geçici m. 6 uyarınca ödenecek bedelin tahsili amacıyla idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez.
Kamulaştırmasız El Atmada Temel İlkeler
Kamulaştırmasız el atma hukukunun temel ilkeleri, 16 Mayıs 1956 tarihli İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararlarıyla belirlenmiştir. Yargıtay İBBGK, E. 1956/1, K. 1956/6 sayılı karara göre usulüne uygun kamulaştırma yapılmaksızın taşınmazı kamu hizmetine tahsis edilen malik, el atan kamu tüzel kişisine karşı el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi mülkiyet hakkının devrine razı olarak dava tarihi itibarıyla taşınmazının bedelini de talep edebilir. Yargıtay İBBGK, E. 1954/1, K. 1956/7 sayılı karara göre ise bedel davalarında zamanaşımı işlemez. Her iki kural da fiilen el atılan taşınmazlara özgüdür; salt sit ilanı veya imar kısıtlamalarından doğan davalara doğrudan uygulanıp uygulanmayacağı somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2023/6614, K. 2024/114Kaynağı aç
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2023/10509, K. 2024/5962Kaynağı aç
Kamulaştırmasız el atma davalarında taşınmazın değeri dava tarihi esas alınarak belirlenir; arsa niteliğindeki taşınmazlara 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca emsalin üstün ve eksik yönleri karşılaştırılarak bedel biçilir. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan davalarda dava tarihi itibarıyla fiilen el atan ve o tarihte hukuken mevcut olan idarenin pasif husumet ehliyetine sahip olduğu, dava tarihinden sonra tüzel kişilik kazanan idarelerin ise sorumluluğunun ancak taşınmazı fiilen devraldıkları tarihten itibaren başlayacağı yargı kararlarında hükme bağlanmıştır.
Sık Sorulan Sorular
Sit alanı ilan edilen taşınmazım için devletten tazminat alabilir miyim?
Salt sit alanı ilanı, başlı başına kamulaştırmasız el atma sonucu doğurmamaktadır. İdarenin taşınmazınıza fiilen el koyması, yani zilyetliği devralarak taşınmazı kamu hizmetine tahsis etmesi halinde tazminat hakkı doğabilir. Salt sit ilanı ve imar kısıtlamalarında ise zilyet malikte kalmaya devam ettiğinden bu hukuki sonuç kendiliğinden gerçekleşmez. Sit ilanına bağlı kısıtlamalardan kaynaklanan tazminat taleplerinin hangi yargı yolunda ve nasıl ileri sürüleceği ise somut olayın koşullarına göre belirlenecek olup bu mesele farklı yargı kararlarında farklı biçimlerde ele alınmıştır.
Sit alanı kararına karşı dava açabilir miyim?
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun sit tescil veya derece değişikliği kararlarına karşı idare mahkemesinde iptal davası açılabilir. Mahkeme bu davada işlemin yasal dayanağını, plan bütünlüğünü ve bilimsel raporları değerlendirir. Doğal sit davalarında Danıştay 6. Daire, E. 2019/10200, K. 2020/10782 sayılı kararında orman mühendisi, ziraat mühendisi, peyzaj mimarı ve biyolog gibi farklı uzmanlık alanlarını bir araya getiren çok disiplinli bir bilirkişi heyeti oluşturulması gerektiği sonucuna varmıştır.
Kamulaştırmasız el atma davası açmadan önce idareye başvurmak zorunlu mu?
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun Geçici 6. maddesi kapsamında fiili el atmaya dayalı bir tazminat talebinde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması zorunlu bir dava şartıdır. Uzlaşma görüşmeleri, hukuki veya fiili engel bulunmadığı takdirde davete icabet tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılmalıdır. Uzlaşılamadığı takdirde tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren üç ay içinde bedel tespiti davası açılabilir. Bu şartın salt sit ilanına dayalı kısıtlama davalarında uygulanıp uygulanmayacağı ise HGK çoğunluk ve azınlık görüşleri arasındaki ayrılık nedeniyle somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmesi gereken bir meseledir.
Sit alanındaki taşınmazımda hangi faaliyetler kısıtlanır?
Kısıtlamanın kapsamı sit türüne ve koruma derecesine göre farklılaşmaktadır. I. Derece Doğal Sit alanlarında korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında taşınmazın aynen korunması esastır. II. Derece Doğal Sit alanlarında ise kamu yararı gözetilerek belirli kullanımlara izin verilebilmektedir. 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ikinci fıkrası, sit alanı maliklerinin Kanun hükümlerine aykırı olmayan tüm mülkiyet yetkilerini kullanmaya devam edebileceklerini açıkça düzenlemektedir.
Paylı mülkiyette hissedarlardan biri tek başına dava açabilir mi?
Taşınmazı fiilen kullanan malik veya hissedarlar tazminat davası açabilmekte; ortak maliklerin paylarına ilişkin bireysel başvuru hakkı da tanınmaktadır. Paylı mülkiyette dava ehliyeti koşulları ve zorunlu dava arkadaşlığı meseleleri her somut olay bağlamında ayrıca değerlendirilmelidir. Ayrıca dava açıldıktan sonra taşınmazın davacı tarafından devredilmesi halinde, devralan kişi görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden devam eder.
Uzlaşma görüşmeleri sonucunda hangi ödeme seçenekleri sunulabilir?
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun Geçici 6. maddesi uyarınca uzlaşma; idareye ait taşınmazın trampası, idareye ait taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak tanınması veya imar mevzuatı çerçevesinde başka bir yerde imar hakkı kullandırılması suretiyle ya da bu yolların mümkün olmaması halinde nakdi bedel üzerinden gerçekleştirilebilir. Uzlaşma tutanağı ve görüşmelere ilişkin belgeler, ileride açılacak davalarda taraflar aleyhine delil olarak kullanılamaz.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

