Şirketler Topluluğunda Bağlılık Raporu ve Hukuki Rejimi

by Avukat Erdal Ersoy
Şirketler Topluluğunda Bağlılık Raporu ve Hukuki Rejimi

Bir şirketler topluluğunun mevcudiyeti için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 195. maddesinin dördüncü fıkrası ve Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 105. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bir hâkim şirket ile en az iki bağlı şirketin bulunması şarttır. Topluluk ilişkilerinde şeffaflığı sağlamak ve hâkimiyetin bağlı şirket aleyhine kötüye kullanılmasını denetleyebilmek amacıyla Türk Ticaret Kanunu'nun 199. maddesi gereğince bağlı şirketin her faaliyet yılı için bağlılık raporu tanzim etmesi emredilmiştir. Kontrol altında bulunan her bağlı şirket bu raporu düzenlemekle mükellef olup, şirketin kendi bünyesinde iştiraklerinin yer alması bu borcu bertaraf etmeyeceği gibi şirketin anonim şirket vasfı taşıması da mecburi değildir. Bağlı şirketin yönetim organı, faaliyet yılının ilk üç ayı zarfında topluluk içi ilişkileri konu alan bu metni hazırlamak zorundadır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 199Kaynağı aç
MADDE 199- (1) Bağlı şirketin yönetim kurulu, faaliyet yılının ilk üç ayı içinde, şirketin hâkim ve bağlı şirketlerle ilişkileri hakkında bir rapor düzenler. Raporda, şirketin geçmiş faaliyet yılında hâkim şirketle, hâkim şirkete bağlı bir şirketle, hâkim şirketin yönlendirmesiyle onun ya da ona bağlı bir şirketin yararına yaptığı tüm hukuki işlemlerin ve geçmiş faaliyet yılında hâkim şirketin ya da ona bağlı bir şirketin yararına alınan veya alınmasından kaçınılan tüm diğer önlemlerin açıklaması yapılır. Hukuki işlemlerde edimler ve karşı edimler, önlemlerde, önlemin sebebi ve şirket yönünden yarar ve zararları belirtilir. Zarar denkleştirilmişse, bunun faaliyet yılı içinde fiilen nasıl gerçekleştiği veya şirketin sağladığı hangi menfaatlere ilişkin olarak bir istem hakkı tanındığı ayrıca bildirilir. (2) Rapor, doğru ve dürüst hesap verme ilkelerine uygun olmalıdır. (3) Yönetim kurulu raporun sonunda şirketin, hukuki işlemin yapıldığı veya önlemin alındığı veya alınmasından kaçınıldığı anda kendilerince bilinen hâl ve şartlara göre, her bir hukuki işlemde uygun bir karşı edim sağlanıp sağlanmadığını ve alınan veya alınmasından kaçınılan önlemin şirketi zarara uğratıp uğratmadığını açıklar. Şirket zarara uğramışsa, yönetim kurulu ayrıca zararın denkleştirilip denkleştirilmediğini de belirtir. Bu açıklama sadece yıllık faaliyet raporunda yer alır. (4) Hâkim şirketin her yönetim kurulu üyesi, yönetim kurulu başkanından; bağlı şirketlerin finansal ve malvarlığıyla ilgili durumları ile üç aylık hesap sonuçları, hâkim şirketin bağlı şirketlerle, bağlı şirketlerin birbirleriyle, hâkim ve bağlı şirketlerin pay sahipleri ve bunların yakınlarıyla ilişkileri; yaptıkları işlemler ve bunların sonuç ve etkileri hakkında, özenli, gerçeği aynen ve dürüstçe yansıtan hesap verme ilkelerine göre düzenlenmiş bir rapor hazırlattırıp yönetim kuruluna sunmasını ve bunun sonuç kısmının yıllık rapor ile denetleme raporuna eklenmesini isteyebilir. Bağlı şirketler, red için yoruma yer bırakmayacak açıklıkta bir haklı sebebin varlığını ispat edemedikleri takdirde, bu raporun hazırlanması için gerekli olan bilgi ve belgeleri hâkim şirketin bu işle görevlendirilen uzmanlarına vermekle yükümlüdürler. İstemde bulunan yönetim kurulu üyesi, bunu bir üçüncü kişinin yararlanması amacıyla yapmışsa bunun sonuçlarından sorumlu olur. VI – Bağlı şirketler hakkında bilgi alma
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 195Kaynağı aç
MADDE 195- (1) a) Bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketinin, doğrudan veya dolaylı olarak; 1. Oy haklarının çoğunluğuna sahipse veya 2. Şirket sözleşmesi uyarınca, yönetim organında karar alabilecek çoğunluğu oluşturan sayıda üyenin seçimini sağlayabilmek hakkını haizse veya 3. Kendi oy hakları yanında, bir sözleşmeye dayanarak, tek başına veya diğer pay sahipleri ya da ortaklarla birlikte, oy haklarının çoğunluğunu oluşturuyorsa, b) Bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketini, bir sözleşme gereğince veya başka bir yolla hâkimiyeti altında tutabiliyorsa, birinci şirket hâkim, diğeri bağlı şirkettir. Bu şirketlerden en az birinin merkezi Türkiye’de ise, bu Kanundaki şirketler topluluğuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Birinci fıkrada öngörülen hâller dışında, bir ticaret şirketinin başka bir ticaret şirketinin paylarının çoğunluğuna veya onu yönetebilecek kararları alabilecek miktarda paylarına sahip bulunması, birinci şirketin hâkimiyetinin varlığına karinedir. (3) Bir hâkim şirketin, bir veya birkaç bağlı şirket aracılığıyla bir diğer şirkete hâkim olması, dolaylı hâkimiyettir. (4) Hâkim şirkete doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan şirketler, onunla birlikte şirketler topluluğunu oluşturur. Hâkim şirketler ana, bağlı şirketler yavru şirket konumundadır. (5) Şirketler topluluğunun hâkiminin, merkezi veya yerleşim yeri yurt içinde veya dışında bulunan, bir teşebbüs olması hâlinde de, 195 ilâ 209 uncu maddeler ile bu Kanundaki şirketler topluluğuna ilişkin hükümler uygulanır. Hâkim teşebbüs tacir sayılır. Konsolide tablolar hakkındaki hükümler saklıdır. (6) Şirketler topluluğuna ilişkin hükümlerin uygulanmasında “yönetim kurulu” terimi limited şirketlerde müdürleri, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler ile şahıs şirketlerinde yöneticileri, diğer tüzel kişilerde yönetim organını ve gerçek kişilerde gerçek kişinin kendisini ifade eder. II – Pay ve oy oranlarının hesaplanması

Bağlılık Raporunun Tanzim Süresi ve İlkeleri

Bağlılık raporunun tanzimi, geçmiş faaliyet dönemini takip eden faaliyet yılının ilk üç ayı içinde yönetim organınca yerine getirilmesi gereken kanuni bir yükümlülüktür. Türk Ticaret Kanunu'nun 199. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca söz konusu raporun doğru ve dürüst hesap verme prensiplerine uygun şekilde düzenlenmesi zorunludur. Topluluk ilişkisi içerisindeki her bağlı şirketin yönetim kurulu, geçmiş faaliyet yılında topluluk şirketleriyle yürütülen tüm temasları ve bunların şirket malvarlığı üzerindeki neticelerini bu ilke dairesinde rapora aktarır.

Raporda Yer Alacak İşlemler, Önlemler ve Denkleştirme Bilgileri

Bağlılık raporunda, bağlı şirketin geçmiş faaliyet yılında hâkim şirketle veya bu şirkete bağlı diğer şirketlerle akdettiği işlemler ile hâkim şirketin yönlendirmesiyle bu şirketlerin yararına üçüncü kişilerle yaptığı tüm hukuki işlemler etraflıca gösterilmelidir. Rapora konu edilecek işlemler bakımından kanunda herhangi bir tip sınırlaması getirilmemiştir; satım, kira ve hizmet sözleşmelerinin yanı sıra grup içi şirketler lehine teminat verilmesi gibi tasarruflar da bu çerçevededir. Sözleşmesel işlemlerin ötesinde, geçmiş faaliyet yılı içinde hâkim şirket veya buna bağlı bir teşebbüs yararına alınan ya da alınmasından kaçınılan tüm diğer önlemler de raporda açıklanır.

Raporda hukuki işlemler açısından bağlı şirketin taahhüt ettiği edimler ile karşı edimlerin tam ve açık biçimde ortaya konulması gerekir. Alınan ya da kaçınılan tedbirlerde ise uygulanan önlemin gerekçesi ve bu durumun bağlı şirket malvarlığı üzerindeki fayda ve mahzurları irdelenmelidir. Hâkimiyetin işletilmesi sebebiyle bağlı şirket aleyhine bir kayıp teşekkül etmiş ve bu kayıp telafi edilmişse; telafinin faaliyet dönemi zarfında fiilen hangi vasıtalarla gerçekleştirildiği ya da şirkete sağlanan somut menfaatler üzerinden nasıl bir istem hakkı verildiği raporda açıkça belirtilir.

Yönetim Kurulunun Sonuç Beyanı ve Faaliyet Raporu İlişkisi

Türk Ticaret Kanunu'nun 199. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yönetim kurulu raporun nihai kısmında hukuki işlemin gerçekleştirildiği veya önlemin alındığı yahut bundan imtina edildiği andaki şartlara göre şirkete münasip bir karşılık sağlanıp sağlanmadığını ve tasarrufların şirketi zarara uğratıp uğratmadığını değerlendirir. Şirketin kayba uğradığı hallerde bu kaybın denkleştirilip denkleştirilmediği de aynı bölümde gösterilir. Yönetim kurulunun bu değerlendirmesini içeren sonuç kısmı sadece yıllık faaliyet raporunda yayımlanır; bağlılık raporunun tüm içeriği faaliyet raporuna dercedilmez.

Kanun metninde yönetim kurulunun takdirini 'kendilerince bilinen hâl ve şartlara göre' yapacağı kurala bağlanmış olmakla birlikte Türk Ticaret Kanunu'nun 199. maddesinin üçüncü fıkrasına ait madde gerekçesinde, yöneticilerin hukuki sorumluluğunun saptanmasında objektif olarak 'bilinmesi gereken hâl ve şartların' gözetilip gözetilmeyeceği meselesinin içtihat ve öğretiye bırakıldığı ifade edilmiştir.

Hâkim Şirket Bünyesinde Hâkimiyet Raporu İstemi

Hâkim şirket yönünden Türk Ticaret Kanunu'nun 199. maddesinin ilk üç fıkrası kapsamında kendi bağlı şirketleriyle gerçekleştirdiği işlemleri bağlılık raporuna konu etme yükümlülüğü getirilmemiştir. Buna mukabil Türk Ticaret Kanunu'nun 199. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca hâkim şirketin her bir yönetim kurulu üyesi; yönetim kurulu başkanından bağlı ortaklıkların finansal ve malvarlığı durumları, üç aylık hesap sonuçları, grup şirketlerinin birbirleriyle ve ortaklarıyla ilişkileri, yaptıkları işlemler ve sonuçları hakkında özenli ve gerçeği dürüstçe yansıtan bir hâkimiyet raporu hazırlatarak kurula sunmasını ve bunun sonuç kısmının yıllık rapor ile denetleme raporuna eklenmesini talep edebilir.

Bağlı teşebbüsler, itirazlarını haklı kılacak açık bir gerekçe ispatlayamadıkları sürece bu incelemenin yürütülmesi için gereken bilgi ve kayıtları hâkim şirketin yetkilendirdiği uzmanlara tevdi etmekle yükümlüdür. İstemde bulunan yönetim kurulu üyesi bu inceleme talebini üçüncü kişilere menfaat temin etmek kastıyla ileri sürmüşse doğacak hukuki neticelerden bizzat sorumludur.

Denkleştirme Davaları, Yöneticilerin Korunması ve Hâkimin Müdahalesi

Hâkim şirketin hâkimiyetini hukuka aykırı biçimde kullanarak bağlı şirketi zarara sevk etmesi halinde bu zararın giderilmesi esastır. Raporlanan kayıtlar, pay sahiplerinin bilgi alma ve denetim haklarını kullanmasında ve kaybın giderilmemesi nedeniyle ikame edilecek tazminat süreçlerinde temel veri işlevi görür. Türk Ticaret Kanunu'nun 202. maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri uyarınca denkleştirme faaliyet dönemi içinde fiilen yapılmaz veya denk bir istem hakkı süresinde tanınmazsa, bağlı şirketin her pay sahibi şirketin zararının tazminini hâkim şirketten ve kayba sebebiyet veren yönetim kurulu üyelerinden talep edebilir. Alacaklılar ise şirket iflas halinde bulunmasa dahi denkleştirilmeyen zararın bağlı ortaklığa ifasını isteyebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 202Kaynağı aç
MADDE 202- (1) a) Hâkim şirket, hâkimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamaz. Özellikle bağlı şirketi, iş, varlık, fon, personel, alacak ve borç devri gibi hukuki işlemler yapmaya; kârını azaltmaya ya da aktarmaya; malvarlığını ayni veya kişisel nitelikte haklarla sınırlandırmaya; kefalet, garanti ve aval vermek gibi sorumluluklar yüklenmeye; ödemelerde bulunmaya; haklı bir sebep olmaksızın tesislerini yenilememek, yatırımlarını kısıtlamak, durdurmak gibi verimliliğini ya da faaliyetini olumsuz etkileyen kararlar veya önlemler almaya yahut gelişmesini sağlayacak önlemleri almaktan kaçınmaya yöneltemez; meğerki, kayıp, o faaliyet yılı içinde fiilen denkleştirilsin veya kaybın nasıl ve ne zaman denkleştirileceği belirtilmek suretiyle en geç o faaliyet yılı sonuna kadar, bağlı şirkete denk değerde bir istem hakkı tanınsın. b) Denkleştirme, faaliyet yılı içinde fiilen yerine getirilmez veya süresi içinde denk bir istem hakkı tanınmazsa, bağlı şirketin her pay sahibi, hâkim şirketten ve onun, kayba sebep olan, yönetim kurulu üyelerinden, şirketin zararını tazmin etmelerini isteyebilir. Hâkim istem üzerine veya resen somut olayda hakkaniyete uygun düşecekse, tazminat yerine bu maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre, davacı pay sahiplerinin paylarının hâkim şirket tarafından satın alınmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir başka bir çözüme karar verebilir. c) Alacaklılar da, (b) bendi uyarınca, şirket iflas etmemiş olsa bile, şirketin zararının şirkete ödenmesini isteyebilirler. d) Kayba sebebiyet veren işlemin, aynı veya benzer koşullar altında, şirket menfaatlerini dürüstlük kuralına uygun olarak gözeten ve tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket eden, bağımsız bir şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından da yapılabileceği veya yapılmasından kaçınılabileceğinin ispatı hâlinde tazminata hükmedilemez. e) Pay sahiplerinin ve alacaklıların açacağı davaya, kıyas yoluyla 553, 555 ilâ 557, 560 ve 561 inci maddeler uygulanır. Hâkim teşebbüsün merkezinin yurt dışında bulunması hâlinde tazminat davası bağlı şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde açılır. (2) Hâkimiyetin uygulanması ile gerçekleştirilen ve bağlı şirket bakımından açıkça anlaşılabilir haklı bir sebebi bulunmayan, birleşme, bölünme, tür değiştirme, fesih, menkul kıymet çıkarılması ve önemli esas sözleşme değişikliği gibi işlemlerde, genel kurul kararına red oyu verip tutanağa geçirten veya yönetim kurulunun bu ve benzeri konulardaki kararlarına yazılı olarak itiraz eden pay sahipleri; hâkim teşebbüsten, zararlarının tazminini veya paylarının varsa en az borsa değeriyle, böyle bir değer bulunmuyorsa veya borsa değeri hakkaniyete uygun düşmüyorsa, gerçek değerle veya genel kabul gören bir yönteme göre belirlenecek bir değerle satın alınmasını mahkemeden isteyebilirler. Değer belirlenirken mahkeme kararına en yakın tarihteki veriler esas alınır. Tazminat veya payların satın alınmasını istem davası, genel kurul kararının verildiği veya yönetim kurulu kararının ilan edildiği tarihten başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. (3) İkinci fıkrada öngörülen dava açılınca, davacıların muhtemel zararlarını veya payların satın alma değerini karşılayan tutardaki paranın teminat olarak, mahkemece belirlenecek bir bankaya mahkeme adına yatırılmasına karar verilir. Teminat yatırılmadığı sürece genel kurul veya yönetim kurulu kararına ilişkin hiçbir işlem yapılamaz. Bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında öngörülen davaların kötüniyetle açılması hâlinde davalı, uğradığı zararın müteselsilen tazmin edilmesini ve mahkemeye teminat yatırılmasını davacılardan isteyebilir. (4) Birleşme, bölünme ve tür değiştirmede, pay sahiplerine ve ortaklara tanınmış bulunan diğer haklar saklıdır. (5) Bağlı şirketin yöneticileri, bu madde hükümleri dolayısıyla pay sahiplerine ve alacaklılara karşı doğabilecek sorumluluklarının tüm hukuki sonuçlarının, bir sözleşme ile üstlenmesini hâkim teşebbüsten isteyebilir. 2. Tam hâkimiyet hâlinde a) Talimat

Tazminat davasında mahkeme, istem üzerine veya resen somut olayda hakkaniyet gerektiriyorsa tazminata hükmetmek yerine davacı ortakların paylarının hâkim şirketçe devralınmasına ya da duruma uygun düşen kabule şayan başka bir tedbire karar verebilir. Ayrıca Türk Ticaret Kanunu'nun 202. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca işleme konu tasarrufun şirket menfaatlerini dürüstlük kuralı uyarınca gözeten ve tedbirli bir idarecinin özeniyle davranan bağımsız bir şirket yönetimince de yapılabileceği veya bundan kaçınılabileceği kanıtlanırsa tazminat talebi kabul edilmez. Bağlı şirket yöneticileri ise hâkimiyetin kullanılmasından ötürü doğabilecek sorumluluklarının sonuçlarının bir sözleşme tahtında üstlenilmesini hâkim teşebbüsten isteme yetkisine sahiptir.

Şirketler Topluluğunda Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması

Şirketler topluluğu bünyesinde borçlu bulunan şirketin yanında aynı hâkim şirkete bağlı bir kardeş şirketin takibe maruz bırakılabilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluyla mümkündür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2019/149, K. 2022/894 sayılı ilamında ifade edildiği üzere, kardeş şirketler arasında perdenin kaldırılabilmesi için tek bir iktisadi işletmenin faaliyetleri için bağımsız tüzel kişiliklerin ihdas edilmiş olması, şeklen ayrı görünen bu yapıların gerçekte özdeş nitelik taşıması ve sorumluluktan sıyrılmak veya alacaklılardan mal kaçırmak gayesiyle kötü niyetli şekilde kurulmuş bulunması gerekir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/149 E.  ,  2022/894 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. (Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.) yönünden davanın hukukî yarar yokluğundan reddine, davalı …Ş. (Çorum Sağlık A.Ş.) bakımından ise davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı …Ş. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş.'nin nakit ihtiyacı nedeni ile kardeş şirket durumunda bulunan diğer davalı şirketin dava dışı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesini o dönemde hastane ortağı ve çalışanı olan müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borcun kapatılmaması üzerine müvekkili ile dava dışı diğer kefilin vadeli hesapları kapatılmak suretiyle anapara olan 750.000TL'nin (müvekkilinin 375.000TL ödediğini) tahsil edildiğini, haksız yere ödenen bu bedelin faizi ile birlikte ödenmesi için davalılara ihtarname keşide edilmesine rağmen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, krediyi çeken şirket ile kullanan diğer şirketin tüzel kişilikleri farklı olmasına rağmen kardeş şirket olduklarını, aralarında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemi ile asıl borçlular arasında davalı anonim şirket olduğunun ortaya çıkacağını ve her iki şirketin de yaptıkları muvazaalı işlemler nedeniyle doğan borçtan müteselsilen sorumlu bulunduklarını, davalıların alacağın tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve davalıların alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı …Ş. vekili cevap dilekçesinde; kredi borcu için bloke konulan hesabın davacıya ait olmadığını, bu nedenle davacının davada taraf ehliyetinin bulunmadığını, ne müvekkili şirket tarafından bir kredi kullanımının ne de diğer davalı şirket tarafından müvekkili adına alınan bir kredi olmadığını, davacının kredi sözleşmesinin muhatabı olan diğer kredi çekenlerle kendi aralarındaki iç sorunu perdelemek suretiyle haksız ve kötü niyetle dava açıldığını belirterek davanın öncelikle usulden reddini savunmuş; bunun mümkün olmaması hâlinde ise yapılan icra takibinin iptaline ve davacının dava konusu edilen meblağın %20'sinden az olmamak üzerek icra tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6. Davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. yetkili temsilcisi cevap dilekçesinde; yetkilisi olduğu şirket aleyhine başlatılan icra takibine bir itirazları bulunmadığından davacının eldeki davayı açmakta hukukî yararının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2015 tarihli ve 2012/266 E., 2015/2387 K. sayılı kararı ile; kredi sözleşmesinin tarafı Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. olup, kredi borcunun kefil sıfatıyla davacıdan tahsil edildiğinin çekişmesiz olduğu, her iki davalı şirketin yönetim kurulunda dava dışı Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin'in bulundukları, bu kişilerin kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilerinin bulunduğu, ortaklık ve yönetim yapısındaki bu kısmî özdeşliğin organik bağın varlığı için yeterli olacağının Yargıtay ve öğretinin genel kabulünde olduğu, bu hususun davalı şirketlerin organik anlamda mutlak suretle özdeş olduğunu ortaya koymamakla birlikte bu olguya işaret ettiği, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortaklık yapısında gerçekleşen değişiklik sonrasında şirketin ortağı konumuna gelen dava dışı Türker Cengiz'in kredi borcuna ilişkin ödemelerde bulunduğu, ayrıca "Çorum Özel Hastanesi kredi ve leasing borçları" başlıklı ve hazırlayanı Türker Cengiz olan 21.02.2013 tarihli belgede "YKB TL kredisi Özel Medikal Adına" kaydının mevcut olup, uyuşmazlık konusu kredi sözleşmesindeki tutara denk olan 750.000TL miktarın yer aldığı, bu belgenin de kredi konusu tutarın davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanıldığı iddiasını desteklediği, bu tutarın hastanenin işletme borçları arasında algılandığı ve kredi sözleşmelerine ilişkin ödemelerin yapıldığının sabit olduğu dikkate alındığında organik bağın varlığı veya tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren esaslı hâl olan malvarlığının karışması olgusunun somut olayda gerçekleştiği; davalı … Özel Medikal Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin icra takibine karşı bir itirazı olmadığından bu davalı yönünden eldeki davanın açılmasında hukukî bir yararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş. yönünden yapılan itirazın kısmen iptaline, Çorum 4. İcra müdürlüğünün 2012/1395 E. sayılı takip dosyasının 375.000TL asıl alacak, 2.773,97TL işlemiş faiz olmak üzere takip talebindeki faiz miktarları üzerinden devamına, asıl alacak miktarı 375.000TL'nin %40'ı oranındaki icra inkâr tazminatının davalı …Ş. 'den tahsiline, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş. vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2015/14035 E., 2016/5923 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalılardan Çorum Özel Medikal Ltd. Şti'nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olmuş ve kefil olarak ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak iş bu davayı açmıştır. Kefil rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsilini isteyebilir. Somut olayda asıl borçlu Çorum Özel Medikal Ltd. Şti olup, diğer davalı …Ş'nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Davalı olarak gösterilen şirketlerin aralarında organik bağ bulunmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanamayacağı da dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Esasen asıl borçlu şirket, aleyhindeki takibe itiraz etmemiş ve icra takibi onun yönünden kesinleştiğinden asıl borçlu aleyhine açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu yöne ilişkin hüküm temyiz edilmemiştir. Hükmü temyiz eden davalı şirketin ise dava konusu kredi ile ilgisi bulunmadığı ve davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece davalı …Ş hakkındaki davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde karar verildiği doğru görülmediğinden,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/194 E., 2018/179 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalılardan Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic.Ltd. Şti.’nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olduğu ve kefil sıfatıyla ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak açılan, davacı kefilin rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsili için başlatılan icra takibine vâki itirazın iptaline ilişkin eldeki davada; asıl borçlu Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. olup, diğer davalı …Ş.’nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisinin bulunup bulunmadığı, davalı olarak gösterilen şirketler arasında organik bağın mevcut olup olmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu şirkete karşı kefalete dayalı olarak rücu hakkının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 14. Kefalet sözleşmesi, somut olaya uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 483. ilâ 503. maddeleri (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581. ilâ 603. maddeleri) arasında düzenlenmiştir. 15. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Aral, Fahrettin: Borçlar Hukuku -Özel Borç İlişkileri, 7. b., Ankara 2007, s. 437). Daha açık bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine almış olur. 16. Kefalet BK'nın 483. maddesinde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 17. Kefaletin türleri ise BK’nın 486 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 487. maddesi; “Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir” hükmünü içermektedir. 18. Ayrıca, BK'nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır. 6098 sayılı TBK'nın 583/1. maddesi gereğince ise kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. 19. Öte yandan, BK'nın 497. (TBK m. 591) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefil, borçluya ait bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olduğu gibi, kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebileceğini düzenleyen “Alacaklının Haklarına Halefiyet” başlıklı BK'nın 496. (TBK m. 596) maddesi; “Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki hukuki münasebetlerden mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur” hükmünü taşımaktadır. 20. Bu düzenlemeye göre kefil alacaklıya ifada bulunduğu miktarda onun haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla kefalet borcu sona ermekle birlikte kefil alacaklı yerine geçerek borçluyu takip etme imkânı kazanmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu kefili korumak amacıyla alacaklının asıl borç ilişkisinde sahip olduğu haklara halef olmasını ve bu şekilde asıl borçluya rücu edebilmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda kefilin alacaklıya halef olmasının esasını, asıl borçluya rücu hakkı oluşturmaktadır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması, bütün kefalet sözleşmeleri için mevcuttur. Bu doğrultuda müteselsil kefil de alacaklıya yaptığı ifa oranında alacaklının haklarına halef olacaktır. 21. Kefilin alacaklının haklarına halef olması kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kefilin alacaklının haklarına sahip olması kendiliğinden gerçekleşmektedir. Halefiyetin söz konusu olabilmesi için alacaklının rızası gerekmemektedir. 22. Başka bir deyişle; yukarıda belirtilen hükme göre, kefil alacaklıya ifada bulunarak alacaklının haklarına halef olmaktadır. Kefilin alacaklıya yaptığı ifa asıl borcun sona ermesine sebep olmamaktadır. Bu kapsamda kefil de yaptığı ifayı asıl borçludan talep edebilmektedir. Kefilin, asıl borçludan yaptığı ifayı talep edebilmesi ise rücu hakkına dayanmaktadır. 23. Kefilin kefil olma sebebini asıl borçlu ile arasındaki hukukî ilişki oluşturmaktadır. Kefil ve asıl borçlu arasında vekâlet sözleşmesi olması ve kefilin asıl borçlunun vekili olarak hareket etmesi mümkündür. Böyle bir durumda kefil isterse asıl borçlu ile arasındaki iç ilişkiye dayanarak da yaptığı ödemeyi borçluya rücu etme imkânına sahip olacaktır. Bunun gibi aralarındaki iç ilişkinin vekâletsiz iş görme olarak nitelendirilmesi ve kefilin buna dayanarak borçluya rücu etmesi de mümkündür. Bir diğer olasılık olarak iç ilişkinin vekâlet ya da vekâletsiz iş görme olarak kabul edilememesi hâlinde kefil asıl borçludan sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda da talepte bulunabilecektir (Reisoğlu, Seza: Kefilin Rücuu İle İlgili Meseleler, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 1, S. 4, Y. 1962, s. 466). Söz konusu sebeplere dayanarak kefil borçludan talepte bulunabilmekle birlikte kanun koyucu kefil ve asıl borçlu arasında hiçbir ilişki bulunmaması ihtimalini de göz önüne alarak kefile yasal rücu hakkı tanımıştır. Bu kapsamda kefil kanunî halefiyete dayanan rücu hakkına başvurabileceği gibi borçluyla arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakkına da dayanabilecektir (Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s. 270). 24. Nihayet BK'nın 492. (TBK m. 598/1) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. 25. Bu noktada tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). 26. Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. 27. Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir. 28. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş  şirketler  arasında söz konusu olduğundan, ana  şirket  ile kardeş  şirket  ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu  şirketlerin  ekonomik anlamda bağımsız  şirket  vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş  şirketler  arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, E. Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 2008, s. 209). 29. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram  organik  bağ  kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi  organik  bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle  organik  bağ  kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak  organik  bağ  kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle  şirketler  arasında  organik  bağ  tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. 30. Şirketler  ortaklarının akraba olması tek başına  şirketler arasında organik  bağ  olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir. 31. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(19)11-659 E., 2022/82 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 32. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; eldeki dava 27.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olan davacı tarafından kredi borcunun bir kısmının kefil sıfatıyla ödenmesi sonrasında, kredi sözleşmesinin akidi Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yanı sıra, davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanması suretiyle davalı …Ş.’ye rücu hakkının bulunulduğundan bahisle açılan icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davalı …Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. yönünden ise icra takibine bir itirazı bulunmadığından bahisle davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. hakkındaki karar temyiz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. 33. Kredinin kullanıldığı dönemde davalı …Ş.'nin yönetim kurulu; davacı …, Mehmet Erdal Orhanoğlu, Mehmet Sami Abraş, Fatih Mehmet Laçin ve Ahmet Ahlatcı'dan oluşmaktadır. Buna karşılık davalı … Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yönetiminde ise Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin bulunmaktadır. Davalıların yönetiminde ortak şekilde görev alan kişiler, kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilisidir. 34. Yukarıda da açıklandığı üzere, kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerektiği gibi, hukuken iki farklı tüzel kişilik taşıyan bu şirketlerin aslında özdeş olması, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş olması gerekir. Somut olayda bu şartlar gerçekleşmediği gibi, önemle vurgulamak gerekir ki; perdenin aralanması teorisine başvurabilecek kişinin zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi olması gerekir. Dolayısıyla somut olayda, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davacı müteselsil kefil davalı …Ş.’nin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olup, üçüncü kişi olmadığından bu teoriye dayalı olarak rücu isteminde bulunamaz. Davacı üçüncü kişi sıfatına haiz olmayıp, bizatihi iddia ettiği hususları bilebilecek durumda olan kişidir. 35. O hâlde davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabit olduğundan, mahkemece davalı …Ş. hakkındaki davanın reddi gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. 36. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Aynı içtihada göre şirketler arasında organik bağın tespiti, tüzel kişilik perdesinin aralanması için tek başına yeterli kabul edilmemektedir. Şirket hissedarlarının hısım olması ya da şirketlerin aynı iş kolunda faaliyet göstermesi de tek başına organik bağın veya perdenin kaldırılmasının gerekçesi yapılamaz. Perdenin ardındaki süjeden tahsilat sağlanabilmesi için sırf alacaklıyı zarara uğratma ve mal kaçırma kastıyla kötü niyetli muamelelerde bulunulduğu somut verilerle ispatlanmalıdır. Öte yandan perdenin aralanması yoluna yalnızca bu tasarruflardan zarar gören üçüncü kişiler başvurabileceğinden, şirketin ortağı ve yönetim organı üyesi olan kişiler üçüncü kişi vasfını haiz olmadıkları gerekçesiyle bu korumadan yararlanamazlar.

Bağlılık raporu kim tarafından ve ne zamana kadar hazırlanmalıdır?

Hâkim şirketin kontrolü altında yer alan her bağlı şirketin yönetim organı, faaliyet yılının ilk üç ayı içerisinde geçmiş yıldaki topluluk ilişkilerini kapsayan bağlılık raporunu tanzim etmek zorundadır; bağlı şirketin anonim şirket türünde olması aranmaz.

Bağlılık raporunun bütünü faaliyet raporuna eklenir mi?

Bağlılık raporunun tamamı faaliyet raporuna aktarılmaz; yalnızca yönetim organının işlemlerin uygun karşı edim barındırıp barındırmadığına, şirketin zarara uğrayıp uğramadığına ve denkleştirmenin durumuna ilişkin nihai sonuç açıklaması yıllık faaliyet raporuna konulur.

Denkleştirme yapılmadığında hangi hukuki yollara başvurulabilir?

Yıl içinde zararın fiilen denkleştirilmemesi veya denk bir istem hakkı tanınmaması durumunda bağlı şirketin her pay sahibi şirketin zararının tazminini isteyebilir; şirket iflas halinde olmasa bile alacaklılar da bu zararın bağlı şirkete ödenmesini talep edebilir. Hâkim hakkaniyete uygun görürse tazminat yerine payların hâkim şirketçe devralınmasına da hükmedebilir.

Genel kurulda oydan yoksunluk ve donmuş oylar sebebiyle nisap sağlanamazsa ne olur?

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2025/2311, K. 2025/7713 sayılı kararında açıklandığı üzere, donmuş oylar ve oydan yoksunluk sebebiyle kurucu-şekli nitelikteki emredici kurallara aykırı olarak karar nisabı oluşturulamayan genel kurul kararları iptal yaptırımına değil, yokluk tespitine tabidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2311, K. 2025/7713Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2025/2311 E.  ,  2025/7713 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/914 Esas, 2025/179 Karar HÜKÜM : Esastan ret Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak birleşen davada davacılar vekili ile asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 09.12.2025 günü hazır bulunan asıl davada davacılar vekili Av. …, birleşen davada davacılar vekili Av. … ile asıl ve birleşen davada davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA 1.Asıl davada davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin 2019 yılı olağan genel kurul toplantısının 27.03.2020 tarihinde yapıldığını, genel kurulda müvekkilinin ve diğer hissedarların finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konuların ertelenmesini talep ettiğini, bunun üzerine gündemin 2, 3, 4, 5 ve 7. maddelerinin görüşülmesinin ertelenmesine karar verildiğini, ertelenen 2019 yılı olağan genel kurul toplantısının 05.05.2020 tarihinde yapıldığını, davalı şirket yönetim kurulunun faaliyetlerinin hukuka uygun olmadığını ve bu faaliyetleri sonucu hazırlanan bilanço ve kâr-zarar hesaplarının gerçeği yansıtmadığını, 05.05.2020 tarihinde yapılacak ertelenen genel kurul öncesi 13.04.2020 tarihli ihtarnamenin keşide edilerek bilgi talep edildiğini, davalı şirketin yönetim kurulu başkanı … tarafından 29.04.2020 tarihli ihtarnamenin keşide edildiğini, bu ihtarnameler ile bilgi ve belge taleplerinin büyük çoğunluğunun yanıtlanmaktan kaçınıldığını veya genel geçer ifadeler kullanılarak müvekkillerinin taleplerine yeterli açıklıkta cevap verilmediğini, genel kurulda da bu konularda bilgi talep edildiğini, ancak yine net ve ikna edici yanıtlar alınamadığını, içinde açıklanamayan gelir ve harcamalar bulunan bilanço ve kâr – zarar hesaplarının onaylanmasının hukuka aykırı olduğunu ve iptali gerektiğini, şirketin zarara uğratıldığını, taşınmazlarla ilgili projenin bulunmadığını, davalı şirkette oy hakkı donan payların adetinin 396.720.000 olduğunu, … tarafından kullanılan ve oy hakkı düşen donan paylardan doğan oyların düşülmesi gerektiğini, dürüst resim ilkesine aykırı davranıldığını, mevcut yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmaları ile yerine yenilerinin seçimi ve seçilen yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücretin belirlenmesi teklifinin reddi ve gündemin 4. maddesinde alınan yönetim kurulu üyelerinin oy çokluğu ile ibrası kararının iptali gerektiğini, yönetim kurulu başkanı …'ın ibra edilmediğini, diğer iki yönetim kurulu üyesi …Holding A.Ş. ile …Üretim A.Ş.'nin ibra edilmemesi gerekirken yönetim kurulu başkanı …'ın sahip olduğu tüm paylara ilişkin olarak oy kullanma yasağına rağmen oy kullanması neticesinde oy çokluğu ile ibraları konusunda karar verildiğini, bu kararın hukuka aykırı olduğunu, gündemin 6. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigal etmelerine izin verilmesine ilişkin kararın da iptali gerektiğini ileri sürerek 05.05.2020 tarihinde yapılan 2019 yılı olağan genel kurul toplantısında müvekkillerinin tüm itiraz ve muhalefetine rağmen genel kurul tarafından oy çokluğu ile alınan gündemin 3., 4. ve 6. maddelerinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 447. maddesi uyarınca butlanının tespitine, aksi takdirde aynı Kanun'un 445 ve devamı maddeleri gereğince iptaline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Birleşen davada davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin 2019 yılı olağan genel kurulunun azınlık pay sahipleri sıfatı ile müvekkillerinin finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konuların görüşülmesinin ertelenmesi talebinde bulunulması ile denetim şirketinin seçimine ilişkin 6. maddenin haricindeki gündem maddelerinin ertelendiğini, ertelenen genel kurulda TTK'nın 198. maddesine aykırı olarak toplantıya katılım sağlandığını ve oy kullanıldığını, bunun kararların alınmasında etkili olması nedeni ile kararların iptali için tek başına yeterli sebep oluşturduğunu, şirketin 2019 mali yılına ilişkin faaliyet raporunun, denetçi raporunun ve bağlılık raporu ile finansal tabloların kanunun aradığı asgari içeriği yansıtmadığını, şirketin özellikle dava dışı …Holding A.Ş.'den aldığı belirtilen hizmetlerin gerçekten alınıp alınmadığı ve bunların nasıl faturalandırdığı konusundaki belirsizliğin devam ettiğini, yönetim kurulu üyelerinin finansal rapor ve tabloların dürüst resim ilkesine uygun düzenlenmemesinde ısrarcı olduklarını ileri sürerek davalı şirketin 05.05.2020 tarihinde gerçekleştirilen ikinci genel kurul toplantısında alınan 2 sayılı kararın, 3 sayılı kararın, 4 sayılı kararın …'ın ibra edilmemesine ilişkin kısmı hariç kalmak üzere diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine ilişkin kısmının ve 6 sayılı kararın iptal edilmesine karar verilmesini, şirket yönetim kuruluna tedbiren … …, … ve …'nin atanmasına, … …'e aylık net 100.000,00 TL, … ve …'ye ayrı ayrı aylık net 80.000,00'er TL ödenmesi önerisi üzerine bu kararın alınmış sayıldığının ve 4. gündem maddesinin görüşüldüğü sırada azınlık pay sahiplerinden … vekilinin şirket yönetim kuruluna sorumluluk davası açılması ve bu amaçla yönetim kuruluna talimat verilmesi önerisi üzerine bu kararın alınmış sayıldığının tespitine, genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun veya butlanının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Asıl ve birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; öncelikle iptal davasının dinlenebilmesi için varsayılan hukuki yarar kural olarak geçmişe etkili bir şekilde 09.06.2020 tarihinde yapılan genel kurul ile ortadan kalktığından huzurdaki davanın konusuz kaldığını, davacıların dava konusu genel kurula ilişkin karar nisabı hakkındaki iddialarının haksız ve mesnetsiz olduğunu, üstelik çelişkili davranış yasağına muhalefet teşkil ettiğini, Bilge …ile … arasında gerçekleşen pay devri hukuka uygun yapıldığından devredilen payların donmasının söz konusu olmadığını, bu pay devrinden sonra gerçekleşen davalı şirketin 27.03.2020 tarihli genel kurul toplantısına ilişkin düzenlenen hazır bulunanlar listesinin tüm pay sahiplerinin herhangi bir ihtirazı kayıt sürmeden imzalarıyla tamamlanarak tutanak altına alındığını, 2019 yılına ait faaliyet raporunun, denetçi raporunun, bağlılık raporunun ve finansal tabloların Kanun'un aradığı asgari içeriği yansıtmadığı iddialarının mesnetsiz olduğunu, finansal tabloların dürüst resim ilkesine uygun olarak hazırlandığını, davacıların …Holding A.Ş.'den alınan danışmanlık hizmetleri hakkında ileri sürdükleri iddiaların gerçeği yansıtmadığını, topluluk şirketleri arasındaki alacak borç ilişkilerinin tüm açıklığı ile finansal tablolara geçirildiğini, gündemin 2 numaralı maddesi altında yapılan herhangi bir oylama ve alınan bir karar bulunmadığını, davacıların gündemin 3 numaralı maddesi kapsamında alınan bilanço ve kâr/zarar hesaplarının onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı hakkındaki iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacıların yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmaları ile yenilerinin seçimi ve seçilen yönetim kuruluna ücret ödenmesi tekliflerinin reddine ilişkin kararın iptal edilmesi gerektiği yönündeki iddialarının da haksız ve kötüniyetli olduğunu, davacıların gündemin 4 numaralı maddesi kapsamında alınan yönetim kurulu üyelerinin oy çokluğu ile ibrası kararının iptali hakkındaki iddialarının mesnedinin bulunmadığını, davacıların yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılması teklifinin reddine ilişkin kararın iptal edilmesi gerektiği yönündeki iddialarının da haksız ve kötüniyetli olduğunu, davacıların gündemin 6 numaralı maddesi kapsamında yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigal etmelerine müsaade edilmesine ilişkin alınan kararın iptali hakkındaki iddialarının dayanağının bulunmadığını, davacıların dava dilekçesinde ileri sürdüğü asılsız iddia ve ithamlar ile hukuki temelden yoksun taleplerinin iyiniyet ve dürüstlük ilkelerine aykırı olduğunu savunarak davacıların davanın konusuz kalması nedeniyle iş bu davayı ikame etmekte herhangi bir hukuki yararının bulunmaması sebebi ile davanın dava şartı yokluğundan reddine, genel kurulun yetkisinde olan yönetim kurulu seçimi hususuna mahkeme eli ile müdahale ettirilmek niteliğinde olan şirket yönetim kuruluna tedbiren yönetici atanması talebinin bu hususta 09.06.2020 tarihinde yapılan genel kurulda yeniden karar alındığı da göz önünde bulundurularak reddine, yeni yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücretler ile ilgili önerinin oy birliği ile reddedilmesine rağmen alınmış sayılması talebinin bu hususta 09.06.2020 tarihinde yapılan genel kurulda yeniden karar alındığı da göz önünde bulundurarak reddine, mevcut yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılmasına ilişkin yönetim kuruluna talimat verilmesi önerisinin oy birliği ile reddedilmesine rağmen alınmış sayılması talebinin bu hususta 09.06.2020 tarihinde yapılan genel kurulda yeniden karar alındığı da göz önünde bulundurularak reddine, 05.05.2020 tarihli genel kurulda iptali talep edilen maddeler kapsamında alınan kararların, Kanun, esas sözleşme, dürüstlük ve iyiniyet kurallarına uygun olduklarından davaların tümüyle reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin 05.05.2020 tarihinde yapılan 2019 yılı ertelenen olağan genel kurul toplantısında, 2 numaralı gündem maddesi ile yönetim kurulu faaliyet raporlarının okunduğu ve müzakere edildiği, ancak herhangi bir oylama yapılmadığı ve bir karar alınmadığı, 3 numaralı gündem maddesi ile 2019 yılı bilanço, kâr ve zarar hesaplarının okunduğu ve müzakere edildiği, yapılan oylama sonucunda oy çokluğu ile yeni yönetim kurulu seçilmesi teklifinin reddedilmesine karar verildiği ve yapılan oylama sonucunda oy çokluğu ile 2019 yılına ait bilanço, kâr- zarar hesaplarının kabul edildiği, asıl ve birleşen davacılar vekilleri tarafından bu karara muhalefet edildiği ve muhalefet şerhlerinin sunulduğu, 4 numaralı gündem maddesi ile yönetim kurulu üyelerinin ayrı ayrı ibra edilmesine ilişkin yapılan görüşmede oy çokluğu ile yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılması teklifinin reddine karar verildiği ve yönetim kurulu üyesi …'ın ibra edilmemesine, diğer yönetim kurulu üyeleri …Holding A.Ş. ve …Üretim A.Ş.'nin ibra edilmelerine oy çokluğu ile karar verildiği, asıl ve birleşen davacılar vekilleri tarafından bu karara muhalefet edildiği ve muhalefet şerhlerinin sunulduğu, 6 numaralı gündem maddesi ile yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigal etmelerine TTK'nın 3 95… . maddeleri gereğince müsaade edilmesine oy çokluğu ile karar verildiği, asıl ve birleşen davacılar vekilleri tarafından bu karara muhalefet edildiği ve muhalefet şerhlerinin sunulduğu, asıl ve birleşen davacıların bu maddelerde alınan kararların iptaline karar verilmesini talep ettikleri, 08.05.2019 tarihinde …'tan …'a devredilen 396.720.000 paya ilişkin olarak …'ın, 08.05.2019'da payları devralmasının ardından on gün içinde davalı şirkete yazılı bildirim yapması, bildirimi alan davalı şirketin de kayıtlı bulunduğu sicil müdürlüğüne bu bildirimi, bildirimi aldığı tarihten itibaren on gün içinde tescil ve ilan ettirmesi gerektiği, bu bildirim, tescil ve ilanın genel kurulun yapıldığı 05.05.2020 tarihi itibariyle gerçekleşmediği, genel kurul tarihinde esasında donmuş bulunan oy hakları dikkate alınarak toplantı ve karar yeter sayılarının oluşturulduğu, bildirim, tescil ve ilanın genel kuruldan sonra yapıldığı, 1.225.058.668 oydan donmaya konu 396.720.000 oy düşüldüğünde kalan 828.338.668 oyun TTK'nın 418/2 hükmü uyarınca gerekli salt çoğunluğu sağlamaya yetmediği, dava konusu yapılan tüm genel kurul kararlarında karar yeter sayılarının oluşmadığı, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin toplantıya katılıp oy kullandığı, bu aykırılığın genel kurul kararının alınmasında etkili olması halinde iptaline karar verilmesi gerektiği, dava konusu kararların alınmasına temel teşkil eden 1.225.058.668 oydan donmaya konu 396.720.000 oy düşüldüğünde kalan 828.338.668 oyun, gerekli salt çoğunluğu sağlamaya yeterli olmadığı ve dava konusu yapılan genel kurul kararlarında karar yeter sayılarının oluşmadığı, karar yeter sayısının teyidi savunması bakımından 09.06.2020 tarihli olağanüstü genel kurulda sadece yönetim kurulu üyeliklerine … …, …, …'nin seçilmesi önerisinin reddi ile yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açılması önerisinin reddi kararlarının teyit edildiğinin kabul edilebileceği, diğer kararların açıkça teyidinin bulunmadığı, davalı şirketin 7.034.215,97 TL tutarında danışmanlık hizmeti alması ve milyonlarca liralık bir alımın somutlaştırılamaması ve denetlenememesi karşısında finansal tabloların dürüst resim ilkesine göre düzenlenmediği, tam, anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun bir şekilde, şeffaf ve güvenilir olarak, gerçeği dürüst, aynen ve aslına sadık surette yansıtacak şekilde hazırlanmayan finansal tabloların onaylanması kararının iptalinin gerektiği, …'ın payının şirket sermayesinin %42,74'üne tekabül ettiği, bu oylar olmadan ibra kararının alınamayacağı, bu durumun TTK'nın 436/2 hükmüne aykırılık teşkil ettiği ve alınan ibra kararlarının iptali gerektiği, …'ın kendisine TTK'nın 395, 396. maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin kararda TTK'nın 436/1 hükmü uyarınca oydan yoksun olduğu, kararın …'a ilişkin kısmının iptali gerektiği, …'ın diğer yönetim kurulu üyeleri …Holding A.Ş. ve …A.Ş.'de hâkim pay sahibi olması karşısında TTK'nın 436/1 hükmünde düzenlenen “hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri” şartının da gerçekleştiği, yönetim kurulu üyesi olan bu şirketlere TTK'nın 3 95… . maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin kararın tamamının iptali gerektiği, birleşen davada genel kurula öneri olarak getirilen ancak genel kurul tarafından reddedilen yönetim kurulu üyesi seçimi ve yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılmasına ilişkin kararların alındığının tespit edilmesi yönündeki taleplerin, Mahkemenin genel kurul yerine geçer şekilde karar alamaması ilkesi sebepleriyle reddine karar verildiği, birleşen davada iptali talep edilen 2 numaralı gündem maddesine ilişkin oylama yapılmadığı ve bir karar alınmadığı anlaşıldığından bu madde ile ilgili talebin reddine karar verildiği gerekçesiyle asıl davanın kabulü ve birleşen davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 05.05.2020 tarihli genel kurulunda alınan 3, 4 ve 6 numaralı kararların iptaline, birleşen davada, 2 numaralı gündem maddesi ile ilgili iptal talebinin ve Mahkemece genel kurulun yerine geçerek karar alınamayacağından davacıların yeni yönetim kurulu seçilmesine ilişkin ve şirket yönetim kuruluna sorumluluk davası açılmasına ilişkin kararın alınmış sayıldığının tespiti taleplerinin reddine karar verilmiş, hüküm, birleşen davada davacılar vekili ile asıl ve birleşen davada davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece gerekçeli kararda isabetli bir şekilde belirtildiği üzere dava konusu olağan genel kurul toplantısında 2 numaralı maddede, yönetim kurulu faaliyet raporunun okunduğu ve müzakere edildiği, söz konusu maddede yokluk/ butlan/ iptale konu herhangi bir karar alınmadığı, birleşen davada söz konusu maddenin iptaline ilişkin dava açmakta hukuki yarar bulunmadığından, Mahkemenin davalı şirketin genel kurulu yerine geçerek karar alması mümkün olmadığından 3 numaralı maddede yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması ve yerine yenileri seçilerek ücret ödenmesi teklifinin reddine ilişkin kararın alınmış sayılmasına, 4 numaralı maddede yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açılması ve bu amaçla yönetim kuruluna yetki verilmesi kararının alınmış sayılmasına ve genel kurulda alınmayan kararların alınmış sayıldığının tespitine karar verilmesi yasal olarak mümkün olmadığından birleşen davada bu taleplerin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, birleşen davada davacılar vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, davalı şirketin, şirketler topluluğu içerisinde olduğu, … tarafından devralınan %16,53 hisse ile toplam pay oranının %42,74'ye ulaştığı, payın devralınmasından itibaren bildirim ile tescil ve ilan prosedürünün yerine getirilmesi gerekirken söz konusu yükümlülüğün dava konusu genel kurul toplantısından önce değil sonra yerine getirildiği, bu durumda devralınan paylara ilişkin oy hakları dahil diğer hakların donduğu, dava konusu genel kurul toplantısında … tarafından devralınan ve oy hakkı donan paylara ilişkin oy hakkı kullanılarak adı geçen kararların alındığı, … tarafından devir alınan oylar hesaba katılmadığında dahi toplantı yeter sayısının oluştuğu anlaşılmakla toplantı yeter sayısında herhangi bir Kanun'a aykırılık bulunmadığı, karar nisabı yönünden ise devir alınan ve oy hakkı donan paylara ilişkin oy hakkının kullanılmaması halinde oluşan karar yeter sayıları dikkate alındığında kararların alınması için Kanun'da öngörülen yeter sayıların oluşmadığı, bunun yanında TTK'nın 436/2 hükmü uyarınca yönetim kurulu üyeleri birbirlerinin ibrasında oydan yoksun olmalarına rağmen …'ın diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullanması ve kullanılan oylar hesaba katılmadığında ibra kararına ilişkin karar yeter sayısının oluşmayacağı, yine TTK'nın 436/1 hükmü uyarınca yönetim kurulu üyelerine TTK'nın 395. ve 396. maddeleri uyarınca faaliyet izni verilmesine ilişkin kararda …'ın kendisi adına ve hakimiyeti altındaki sermaye şirketleri adına oydan yoksun olmasına rağmen oy kullanması ve kullanılan oylar hesaba katılmadığında anılan kararın alınmayacağı anlaşılmakla bu sebeple de söz konusu kararlara ilişkin karar yeter sayısı oluşmadığı, geçersiz oylar ilave edilerek dahi olsa şeklen, kanunda düzenlenen karar nisabına uygun olarak alınmış bir karar mevcut olduğundan kararın yokluk yaptırımına değil, iptal yaptırımına tabi olduğu kanaatine varıldığı, davalı tarafından söz konusu kararların daha sonradan alınan genel kurul kararı ile teyit edildiği, davacıların dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı ve iyi niyetli olmadıklarına ilişkin savunmalarının sonuca etkisinin bulunmadığı gerekçesiyle birleşen davada davacılar vekili ile asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm, birleşen davada davacılar vekili ile asıl ve birleşen davada davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A.Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, davalı şirketin 05.05.2020 tarihli 2019 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 3 numaralı 2019 yılı şirket bilançosunun onaylanması, yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması ve yerine yenilerinin seçilerek ücret ödenmesi teklifinin reddine ilişkin, 4 numaralı …'ın ibra edilmemesine ilişkin karar dışında diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesi ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açılması ve bu amaçla yönetim kuruluna yetki verilmesi talebinin reddine ilişkin, 6 numaralı yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigal etmelerine müsaade edilmesinin onaylanmasına dair kararların butlanının tespiti, aksi takdirde iptali, birleşen dava ise asıl davada iptali talep edilen genel kurul kararlarının yanında toplantının 2 numaralı maddesinin iptali, 3 numaralı maddede yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması ve yerine yenileri seçilerek ücret ödenmesi teklifinin reddine ilişkin kararın alınmış sayılması, 4 numaralı maddede yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açılması ve bu amaçla yönetim kuruluna yetki verilmesi kararının alınmış sayılması istemlerine ilişkindir. B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından asıl ve birleşen davada davalı vekilinin tüm, birleşen davada davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2."Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, TTK’da düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanunî şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dâhi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, …, 1993, s. 378)." (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.10.2022 tarihli, 2020/11-674 E. ve 2022/1291 K. sayılı kararı). Mahkeme kararlarında da isabetle belirtildiği üzere … tarafından devralınan %16,53 hisse ile toplam pay oranının %42,74'ye ulaştığı, payın devralınmasından itibaren bildirim ile tescil ve ilan prosedürünün yerine getirilmesi gerekirken söz konusu yükümlülüğün dava konusu genel kurul toplantısından önce yerine getirilmediği, genel kuruldan sonra yerine getirildiği, bu durumda devralınan paylara ilişkin oy hakları dahil diğer hakların donduğu, dava konusu genel kurul toplantısında … tarafından devralınan ve oy hakkı donan paylara ilişkin oy hakkı kullanılarak 3, 4 ve 6 numaralı kararların alındığı, … tarafından devir alınan oylar hesaba katılmadığında dahi toplantı yeter sayısının oluştuğu anlaşılmakla toplantı yeter sayısında herhangi bir kanuna aykırılık bulunmadığı, karar nisabı yönünden ise devir alınan ve oy hakkı donan paylara ilişkin oy hakkının kullanılmaması halinde oluşan karar yeter sayıları dikkate alındığında kararların alınması için Kanun'da öngörülen yeter sayıların oluşmadığı, bunun yanında TTK'nın 436/2 hükmü uyarınca yönetim kurulu üyeleri birbirlerinin ibrasında oydan yoksun olmalarına rağmen …'ın diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullanması ve kullanılan oylar hesaba katılmadığında ibra kararına ilişkin karar yeter sayısının oluşmayacağı, yine TTK'nın 436/1 hükmü uyarınca yönetim kurulu üyelerine TTK'nın 395. ve 396. maddeleri uyarınca faaliyet izni verilmesine ilişkin kararda …'ın kendisi adına ve hakimiyeti altındaki sermaye şirketleri adına oydan yoksun olmasına rağmen oy kullanması ve kullanılan oylar hesaba katılmadığında anılan kararın alınmayacağı anlaşılmakla söz konusu kararlara ilişkin karar yeter sayısının oluşmadığı, kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılıktan dolayı 3, 4 ve 6 numaralı kararların yok hükmünde olduğu, İlk Derece Mahkemesince bu kararların yok hükmünde olduklarının tespitine karar verilmesi gerekirken iptaline karar verilmesi ve bu karara yönelen istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davalı vekilinin tüm, birleşen davada davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, birleşen davada davacılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “ve birleşen davanın kısmen kabulü” ibaresinin çıkartılmasına, aynı bentteki “… no.lu kararların iptaline,” ibaresinden sonra gelmek üzere “birleşen davanın kısmen kabulü ile; davalı şirketin 05.05.2020 tarihli genel kurulunda alınan 3, 4 ve 6 no.lu kararların yok hükmünde olduklarının tespitine,” ibaresinin eklenmesi suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin asıl ve birleşen dosya davalısından alınarak asıl ve birleşen birleşen dosya davacılarına verilmesine, temyiz harcı asıl ve birleşen davada davalıdan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde birleşen davada davacılara iadesine, 22.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık birleşen dava kapsamında,TTK m. 201 uyarınca oy hakkı donan payların genel kurul (…) toplantı nisabı ile karar nisabında dikkate alınması halinde, donan oylar çıkarıldığında karar nisabına ulaşılamaması nedeniyle anılan kararın yok hükmün de olduğunun tespitinden sonra, dava dilekçesinde talep edilmesine dayalı olarak donan oylar nisapta dikkate alınmasaydı azlığın gündeme bağlılık ilkesinin istisnaları kapsamında karar alıp almadığının tespitine mahkemece karar verilmesinin … yerine geçmiş olup olamayacağı noktasında toplanmaktadır. Somut olay kapsamında hakların donması TTK m. 201’de düzenlenmiştir. Bu hükme göre, oy hakları donan paylar toplantı ve karar nisabının hesabında dikkate alınmaz. Yasak oylar ile donmuş oylar karar yeter sayısının hesaplanmasında nazarı itibara alınamayacağına göre, karar yeter sayısı oy hakkı bulun paylardan kullanılan oyların çoğunluğudur. Örneğin, ortakların çoğunluğunun oylarının donmuş olduğu bir anonim ortaklıkta yasanın nitelikli çoğunlukla alınmasını öngördüğü pek çok konuda, adi nisabı dahi oluşturmayan bir azınlığın, karar alması mümkün olacaktır. Bu kapsamda, …’a katılanların belirli bir oranının veya azınlığın önerisi üzerine oylama yapılması öngörülebilir (PORAY/TEKİNALP/ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku I, 16. Bası, Vedat Kitapçılık, … 2025, Par. 697e, 697f ve 698). Bu bağlamda belirtmek gerekir ki, genel kurulda oydan yoksun ve donmuş oyların toplantı ve karar nisabına toplantı başkanlığınca dahil edilmesi, oyların yanlış hesaplanması vb. gibi hallerde, başka bir kararın alınması mümkün değilse iptal, yokluk ve butlanın tespiti istemleri ile birlikte ve ona bağlı olarak talep ve dava edilmesi ve mahkemece de bu talep doğrultusunda karar verilmesi mümkün olup böyle bir kararın verilmesi mahkemenin … yerine geçerek karar vermesi anlamına gelmez (MOROĞLU Erdoğan, 6102 sayılı TTK’ya Göre Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 6. Baskı, XII Levha, … 2012, s. 300; Alman Hukukunda bu yönde uygulama olduğu yönünde bkz. MOROĞLU, s. 297). Bu açıklamadan uyuşmazlık kapsamında somut olay değerlendirildiğinde, davalı şirketin olağan genel kurulu gündeminde yönetim kurulu (…) üyelerinin seçimi bulunmamakla birlikte, finansal tabloların görüşülmesi ve oylanması gündemde olduğundan TTK m. 413/3 hükmü uyarınca azlık konumunda olan davacılar, finansal tabloların görüşülüp onanmasına ilişkin gündem maddesi görüşülürken azlık olan davacılar; … üyelerinin görevden alınmasının ve yerlerine yenilerinin seçilmesi ile ücretlerinin belirlenmesinin gündeme alınıp, mevcut … üyelerinin görevden alınmalarını ve yerlerine önerdikleri kişilerin … üyesi olarak seçilmesini talep etmişler, ancak toplantı başkanlığı, katılan donmuş oyları hem toplantı nisabında hem de karar nisabında dikkate almış ve bu nedenle azlığın önerisinin reddine, finansal tabloların ise onaylanmasına …’ca karar verildiği belirtilmiştir. Asıl davada, diğer dava konusu gündem maddeleri ile alınan kararlarla birlikte uyuşmazlık konusu kararında butlanın tespiti, bunun olmaması halinde ise iptali istenmiş, birleşen davada ise, diğer dava konusu … karaların yokluğunun veya butlanının tespiti ile birlikte mevcut … üyelerinin görevden alınmaları,yerlerine önerdikleri yeni kişilerin … üyesi olarak seçilmeleri, … üyelerine ücret verilmesi ile eski … üyeleri hakkında sorumluluk davası açılmasına ilişkin azlığın yapmış olduğu önerinin kabul edildiğinin tespiti istenmiş olup İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise kısmen kabulüne, 3, 4 ve 6 no.lu gündem maddeleri ile alınan kararların iptaline, birleşen davada 2 no.lu gündem maddesi ile ilgili iptal talebinin reddine, mahkemenin … yerine geçip karar alamayacağı gerekçesiyle anılan yöndeki tespit talebinin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince de, tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Ancak uyuşmazlık kapsamında belirtmek gerekir ki, donmuş oylar nisaba dahil edilmediğinde, … üyelerinin görevden alınmaları ve yerlerine yenilerinin seçilmesi, ücretlerinin takdiri ile mevcut … üyeleri hakkında sorumluluk davası açılması önerisini yapan azlık olan davacıların oyları, bu öneriyi reddeden oylardan fazla olup önerinin kabulü ile öneri kapsamındaki kararın alınması için yeterli nisabı sağlamaktadır. Bu durumda Mahkemece yapılması gereken sadece nisabın ve oy sayısının belirlenmesine ilişkin maddi hatanın düzeltilmesine ilişkin olup …’nın yerine geçme olarak değerlendirilemez. Zira mahkemenin tespiti … adına karar vermek değil, sadece gerçekte alınmış bir kararın tespitinden ibarettir. Bu durumda, birleşen davada … üyelerinin görevden alınmaları, yerlerine önerilen kişilerin seçilmeleri ve ücretlerinin takdiri ile mevcut … üyeleri hakkında sorumluluk davası açılmasına ilişkin azlık olan davacıların önerilerinin kabulü doğrultusunda …’ca karar alınmış olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesince birleşen davadaki bu talebin reddine, Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince de davacının bu yöndeki istinaf başvurusunun da esastan reddine karar verilmesinin doğru olmadığı kanaatiyle, Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASI gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun düzelterek ONAMA yönündeki görüşüne katılmamaktayım.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu