Şirket Kuruluşunda Kanuna Karşı Hile ve Sermaye İlkeleri
Anonim şirketlerin kuruluş sürecinde kanuna karşı hile, ayni sermaye taahhüdüne bağlanan emredici kuralların dolaylı sözleşmelerle aşılmasını önlemeye hizmet eden bir denetim mekanizmasıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 356 düzenlemesi, kuruluşta ayni sermaye konulmasına özgülenen yasal güvencelerin ve değer tespit usullerinin bertaraf edilmesini engellemeyi hedefler. Anonim şirket pay sahipleri, tek borç ilkesi gereğince kural olarak sadece taahhüt ettikleri sermaye payları karşılığında şirkete karşı borçlu kabul edilir; kanunda yer alan istisnalar saklı kalmak üzere esas sözleşmeyle pay bedeli ya da payın itibarî değerini aşan prim haricinde ortaklara ek bir ödeme yükümü getirilemez. Bununla birlikte, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 127/1 kapsamında nakdi sermayenin yanı sıra para, devredilebilir işletmeler, fikrî mülkiyet hakları, taşınır ve taşınmazlar gibi nakden değerlendirilebilen pek çok malvarlığı değerinin de sermaye olarak taahhüdü caizdir.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 127Kaynağı aç
Ayni Sermaye Tahsisinin Şartları ve Mahkemece Değerleme Usulü
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 342/1 uyarınca anonim şirketlere; üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz veya tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilmesi ve devri mümkün olan, fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar dahil her türlü malvarlığı unsuru ayni sermaye olarak tahsis edilebilir. Buna mukabil kişisel emek, hizmet edimleri, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacakların anonim ortaklığa sermaye yapılması açıkça yasaklanmıştır. Kuruluşta ayni değerlerin korunması amacıyla sıkı bir yargısal denetim benimsenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 343 gereğince, konulan ayni sermaye ile devralınacak işletme ve ayınlara şirket merkezinin bulunacağı yer asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce değer biçilir. Hazırlanan değerleme raporuna kurucular ve menfaat sahipleri itiraz edebilir; mahkeme tarafından onaylanan bilirkişi kararı kesin nitelik taşır. Kuruluş anındaki bu değerleme denetiminin temel amacı, kurucuların değer tespit kurallarından kaçınarak şirket malvarlığını karşılıksız ve fiili temeli bulunmayan bir saman sermayeye dönüştürmesini önlemektir.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 342Kaynağı aç
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 343Kaynağı aç
Kuruluştan Sonra Devralmalarda İki Yıllık Özel Denetim
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 356/1 hükmü gereğince, şirketin ticaret siciline tescil edildiği tarihten itibaren iki yıl içinde bir işletme veya aynın, sermayenin onda birini aşan bir bedelle devralınması ya da kiralanmasına ilişkin sözleşmeler, genel kurulun onayı ve ticaret siciline tescil gerçekleşmedikçe geçerli sayılmaz. Önceki kanuni çerçeveden farklı olarak mevcut düzenlemede mülkiyet devrinin yanında kira sözleşmeleri de kanuna karşı hile denetiminin kapsamına alınmıştır. Söz konusu iki yıllık sınırlama süresi şirketin tesciliyle başlar. Gerekli onay ve tescil prosedürü tamamlanmadan önce bu sözleşmelerin ifası amacıyla yapılan ödemeler dahil her türlü tasarruf işlemi kendiliğinden geçersizdir.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 356Kaynağı aç
Kuruluş sonrası devralma veya kiralamalarda genel kurul kararının sıhhati bakımından önceden değer tespiti yaptırılması emredilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 356/2 gereği, genel kurul onayından evvel yönetim kurulunun başvurusu üzerine şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesince görevlendirilen bilirkişi tarafından ilgili işletme veya ayınlara değer biçilir ve bu rapor resmî nitelik taşır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 356/3 ve m. 421/3-4 uyarınca genel kurulda sermayenin en az yüzde yetmiş beşini temsil eden pay sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oyu aranır; ilk toplantıda bu nisap sağlanamazsa izleyen toplantılarda da aynı ağırlaştırılmış nisap aranır. Karara bağlanan sözleşme, genel kurul onay kararıyla birlikte tescil ve ilan edilir. Öte yandan, bedeli şirket sermayesinin onda birini aşmayan işlemler ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 356/5 uyarınca şirketin esas işletme konusunu oluşturan veya cebrî icra yoluyla iktisap edilen ayın ve işletmeler bu denetim sürecinden bağışıktır.
Kuruluştaki Kanuna Aykırılıklar ve Fesih Davası
Anonim şirketin kuruluşundaki hukuki sakatlıklarda butlan veya yokluk yaptırımı uygulanamaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 353/1 uyarınca şirketin kurulmasında kanun hükümlerine aykırı hareket edilerek alacaklıların, pay sahiplerinin veya kamunun menfaatleri önemli bir biçimde ihlal edilmiş ya da tehlikeye sokulmuşsa; yönetim kurulu, yetkili Bakanlık, alacaklılar veya pay sahipleri asliye ticaret mahkemesinde şirketin feshini talep edebilir. Mahkeme, davanın açıldığı tarihte gerekli önlemleri alır ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 353/2 uyarınca eksikliklerin tamamlanması ya da kanuna ve esas sözleşmeye aykırılıkların giderilmesi amacıyla süre verebilir.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 353Kaynağı aç
Kuruluş feshi davası özel usul kurallarına tabidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 353/3 uyarınca yargılama acele işlere ilişkin usule göre yürütülür; deliller ile gerekli bilgilerin dava dilekçesine eklenmesi zorunludur. Kural olarak yargılama aşamasında sonradan delil ibraz edilemez veya bilgi getirtilmesi istenemez; fakat durumun haklı kıldığı hallerde mahkeme kesin süre belirleyerek delil sunulmasını ve bilgi teminini kabul edebilir. Fesih davasının, şirketin ticaret siciline tescil ve ilanından itibaren üç aylık hak düşürücü süre içerisinde ikame edilmesi gerekir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 353/5 gereğince, davanın açıldığı ve kesinleşmiş mahkeme kararı bildirimi üzerine resen ve derhâl ticaret siciline tescil olunarak Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanır.
Kurucu ve Yöneticilerin Hukuki Sorumluluğu
Kuruluş ve yönetim aşamalarında görev alan aktörlerin kanuna aykırı işlemleri kişisel sorumluluk sonucunu doğurur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 553/1 gereğince kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları; kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludur. Aynı Kanunun 557/1 maddesi uyarınca, birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olması hâlinde, bunlardan her biri kusuruna ve durumun gereklerine göre zararın şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur. Yetki devrinin söz konusu olduğu hâllerde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 553/2 uyarınca kanuni dayanağa uygun devir yapan organ veya kişiler, devralanların seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu tutulamazlar. Ayrıca Kanunun 553/3 maddesi gereğince hiç kimse kontrolü dışında kalan kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar sebebiyle sorumlu tutulamaz ve bu durum gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 553Kaynağı aç
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 557Kaynağı aç
Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ve Dürüstlük Kuralı
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 47/2 gereğince, hukuka veya ahlaka aykırı bir gayeye tahsis edilmiş kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik kazanamaz. Normların dolanılması suretiyle kanuna karşı hileye girişilmesi veya tüzel kişilik kisvesi altına sığınılarak alacaklıların zarara uğratılması, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2 hükmündeki dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamında hukuk düzenince korunmaz. Alacak haklarının nisbiliği ilkesi uyarınca alacak kural olarak yalnızca hukuki ilişkinin tarafları arasında talep edilebilirse de; tüzel kişiliğin bağımsız malvarlığı ve sınırlı sorumluluk kalkanı hakkın kötüye kullanılmasına vasıta kılındığında tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi gündeme gelir. Bu müessese uygulandığında mahkeme kararıyla kaldırılan husus tüzel kişiliğin kendisi olmayıp tüzel kişilik perdesidir. Muvazaa ve kanuna karşı hile durumlarında ise koşullara göre perdenin kaldırılması teorisine gidilmeksizin de sorumluluğa karar verilebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/94, K. 2020/358Kaynağı aç
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2017/2384, K. 2019/2653Kaynağı aç
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 47Kaynağı aç
Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi malvarlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası niteliğinde olduğundan titizlikle ve son derece dar yorumlanarak uygulanır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2019/149, K. 2022/894) ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (E. 2017/2384, K. 2019/2653; E. 2020/5447, K. 2021/7321) kararlarında açıklandığı üzere; tüzel kişilik arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, hakkın kötüye kullanılmasıyla üçüncü kişilerin zarara sokulduğu ve sorumluluğa hükmedebilmek için başka bir yasal gerekçenin bulunmadığı istisnai durumlarda bu çareye başvurulabilir. Şirket ve ortak malvarlıklarının birbirine karışması ya da yetersiz sermaye gibi durumlarda da devreye girebilen bu teoride, kötü niyetle mal kaçırmaya dönük işlemler mevcutsa şartları varsa tasarrufun iptali veya muvazaa nedeniyle iptal yolları önceliklidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/5447, K. 2021/7321Kaynağı aç
Perdenin kaldırılması uygulamasında şirket borcundan ötürü ortak ve yöneticilere müracaat edilen düz kaldırma, ortak ve yöneticinin borcundan tüzel kişiliğe müracaat edilen ters kaldırma ve kardeş ortaklıklar arasında uygulanan çapraz kaldırma biçimleri öne çıkmaktadır; doktriner tasniflerde borçlunun kendi talebiyle perdeyi aralaması hâli de yer alır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının gerekip gerekmediği, dürüstlük kuralına aykırılık ve kötü niyet olgusu hâkim tarafından değerlendirilmesi gereken hukuki bir nitelendirme olup bilirkişiye devredilemez; bilirkişiler yalnızca teknik hususlarda inceleme yapabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2019/149, K. 2022/894) ilamında vurgulandığı üzere, perdenin aralanması teorisine ancak zarara uğrayan üçüncü kişiler dayanabilir; şirketin ortağı veya yönetim kurulu üyesi olup durumu bilebilecek konumda bulunan kimseler üçüncü kişi sıfatını haiz olmadıklarından bu iddiada bulunamazlar.
Organik Bağ ve Kardeş Şirketlerde Çapraz Sorumluluk
Şirketler arasında organik bağın tespiti, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını ve borcun diğer tüzel kişiliğe teşmil edilmesini gerektirmez. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi (E. 2023/1667, K. 2023/2087), Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (E. 2022/7040, K. 2024/2989; E. 2023/294, K. 2024/3969) ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2019/149, K. 2022/894) kararlarına göre; şirketlerin faaliyet alanlarının, merkez adreslerinin, temsilci veya ortaklarının aynı yahut benzer olması, ortaklar arasında akrabalık bulunması veya kuruluş tarihlerinin aynılığı organik bağın tespitinde delil sayılabilse dahi perdenin aralanması için yeterli görülmemektedir. Gerçek şahısların birden fazla şirkette eş zamanlı ortak ve yönetici olmalarını yasaklayan bir mevzuat hükmü yoktur. Alacağın perdenin arkasındakinden tahsil edilebilmesi için sırf alacaklıyı zarara uğratmak ve mal kaçırmak kastıyla kötü niyetli tasarruflar yapıldığının ve asıl borçlu şirketten alacağın alınamadığının somut delillerle kanıtlanması zorunludur.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/1667, K. 2023/2087Kaynağı aç
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/294, K. 2024/3969Kaynağı aç
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/7040, K. 2024/2989Kaynağı aç
Kardeş şirketler arasında perdenin çapraz aralanabilmesi için; tek bir iktisadi işletmeye ait işleyişin birbirinden bağımsız tüzel kişilikler arkasına dağıtılması, hukuken farklı görünen şirketlerin alacaklılardan mal kaçırmak veya yükümlülükten sıyrılmak gayesiyle kötü niyetle kurulmuş ve esasen özdeş olması gerekir. Üçüncü kişilerde tek ve güçlü bir şirketle iş yapıldığı algısı oluşturularak şirketlerden birinin borca batırılması veya içinin boşaltılıp ticari faaliyetin diğerine kaydırılması dürüstlük kuralına aykırı bir hak suiistimalidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2020/94, K. 2020/358), ortaklık yapıları, unvanları ve faaliyet alanları iç içe geçen, birbirine kefalet veren ve piyasada tek işletme görünümü sunan yapılar yönünden perdenin çapraz kaldırılarak borçtan diğer şirketin de müteselsilen sorumlu tutulması gerektiğine işaret etmiştir.
Anonim şirket kuruluşundaki kanuna aykırılıklar nedeniyle şirketin butlanı istenebilir mi?
Anonim şirketin kuruluşundaki hukuka aykırılıklar sebebiyle şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 353/1 uyarınca kanuna aykırılıkla menfaatlerin önemli ölçüde ihlal edilmesi veya tehlikeye düşürülmesi halinde asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshi talep edilebilir.
TTK m. 356 kapsamındaki devir veya kiralama sözleşmesi hangi nisapla onaylanır?
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 356/3 yollamasıyla aynı Kanunun 421/3-4 maddesi uyarınca genel kurul onayında şirket sermayesinin en az yüzde yetmiş beşini temsil eden payların olumlu oyu aranır. İlk toplantıda sağlanamayan bu nisap izleyen toplantılarda da aynen aranır.
Şirketlerin aynı ortaklara ve adrese sahip olması borçtan diğer şirketi sorumlu tutmaya yeter mi?
Aynı adres, faaliyet alanı veya ortaklık yapısı organik bağın varlığına işaret edebilse de perdenin aralanarak borcun diğer şirkete yöneltilmesi için tek başına yeterli değildir. Alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının ve asıl borçludan tahsilat yapılamadığının somut verilerle ispatı şarttır.
Kuruluş feshi davası hangi süre içinde açılmalıdır?
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 353/4 hükmü uyarınca anonim şirketin kuruluşundaki kanuna aykırılıklara dayanan fesih davasının şirketin tescil ve ilanından itibaren üç aylık hak düşürücü süre içinde açılması zorunludur.
Şirket ortağı veya yöneticisi tüzel kişilik perdesinin aralanmasını isteyebilir mi?
Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine sadece zarara uğrayan üçüncü kişiler dayanabilir. Şirketin ortağı veya yönetim kurulu üyesi olup durumu bilebilecek konumda yer alan kişiler üçüncü kişi sıfatını taşımadıklarından bu teoriyi ileri süremezler.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

