Şirket Kuruluşlarında Kanuna Karşı Hile ve Hukuki Boyutu

by Avukat Erdal Ersoy
Şirket Kuruluşlarında Kanuna Karşı Hile ve Hukuki Boyutu

Şirket Kuruluşunda Kanuna Karşı Hile ve Sermaye İlkeleri

Anonim şirketlerin kuruluş sürecinde kanuna karşı hile, ayni sermaye taahhüdüne bağlanan emredici kuralların dolaylı sözleşmelerle aşılmasını önlemeye hizmet eden bir denetim mekanizmasıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 356 düzenlemesi, kuruluşta ayni sermaye konulmasına özgülenen yasal güvencelerin ve değer tespit usullerinin bertaraf edilmesini engellemeyi hedefler. Anonim şirket pay sahipleri, tek borç ilkesi gereğince kural olarak sadece taahhüt ettikleri sermaye payları karşılığında şirkete karşı borçlu kabul edilir; kanunda yer alan istisnalar saklı kalmak üzere esas sözleşmeyle pay bedeli ya da payın itibarî değerini aşan prim haricinde ortaklara ek bir ödeme yükümü getirilemez. Bununla birlikte, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 127/1 kapsamında nakdi sermayenin yanı sıra para, devredilebilir işletmeler, fikrî mülkiyet hakları, taşınır ve taşınmazlar gibi nakden değerlendirilebilen pek çok malvarlığı değerinin de sermaye olarak taahhüdü caizdir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 127Kaynağı aç
MADDE 127- (1) Kanunda aksine hüküm olmadıkça ticaret şirketlerine sermaye olarak; a) Para, alacak, kıymetli evrak ve sermaye şirketlerine ait paylar, b) Fikrî mülkiyet hakları, c) Taşınırlar ve her çeşit taşınmaz, d) Taşınır ve taşınmazların faydalanma ve kullanma hakları, e) Kişisel emek, f) Ticari itibar, g) Ticari işletmeler, h) Haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler, i) Maden ruhsatnameleri ve bunun gibi ekonomik değeri olan diğer haklar, j) Devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değer, konabilir. (2) Kanunun 307 nci maddesinin ikinci, 342 nci maddesinin birinci ve 581 inci maddesinin birinci fıkra hükümleri saklıdır. II – Hükmü 1. Genel olarak

Ayni Sermaye Tahsisinin Şartları ve Mahkemece Değerleme Usulü

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 342/1 uyarınca anonim şirketlere; üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz veya tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilmesi ve devri mümkün olan, fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar dahil her türlü malvarlığı unsuru ayni sermaye olarak tahsis edilebilir. Buna mukabil kişisel emek, hizmet edimleri, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacakların anonim ortaklığa sermaye yapılması açıkça yasaklanmıştır. Kuruluşta ayni değerlerin korunması amacıyla sıkı bir yargısal denetim benimsenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 343 gereğince, konulan ayni sermaye ile devralınacak işletme ve ayınlara şirket merkezinin bulunacağı yer asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce değer biçilir. Hazırlanan değerleme raporuna kurucular ve menfaat sahipleri itiraz edebilir; mahkeme tarafından onaylanan bilirkişi kararı kesin nitelik taşır. Kuruluş anındaki bu değerleme denetiminin temel amacı, kurucuların değer tespit kurallarından kaçınarak şirket malvarlığını karşılıksız ve fiili temeli bulunmayan bir saman sermayeye dönüştürmesini önlemektir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 342Kaynağı aç
MADDE 342- (1) Üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen, fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar da dâhil, malvarlığı unsurları ayni sermaye olarak konulabilir. Hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacaklar sermaye olamaz. (2) 128 inci madde hükmü saklıdır. 2. Değer biçme
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 343Kaynağı aç
MADDE 343- (1) Konulan ayni sermaye ile kuruluş sırasında devralınacak işletmelere ve ayınlara, şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce değer biçilir. Değerleme raporunda, uygulanan değerleme yönteminin somut olayın özellikleri bakımından herkes için en adil ve uygun seçim olduğu; sermaye olarak konulan alacakların gerçekliğinin, geçerliğinin ve 342 nci maddeye uygunluğunun belirlendiği, tahsil edilebilirlikleri ile tam değerleri; ayni olarak konulan her varlık karşılığında tahsis edilmesi gereken pay miktarı ile Türk Lirası karşılığı, tatmin edici gerekçelerle ve hesap verme ilkesinin icaplarına göre açıklanır. Bu rapora kurucular (…)[47] ve menfaat sahipleri itiraz edebilir. Mahkemenin onayladığı bilirkişi kararı kesindir. VII – Pay bedellerinin ödenmesi 1. Nakdî sermaye

Kuruluştan Sonra Devralmalarda İki Yıllık Özel Denetim

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 356/1 hükmü gereğince, şirketin ticaret siciline tescil edildiği tarihten itibaren iki yıl içinde bir işletme veya aynın, sermayenin onda birini aşan bir bedelle devralınması ya da kiralanmasına ilişkin sözleşmeler, genel kurulun onayı ve ticaret siciline tescil gerçekleşmedikçe geçerli sayılmaz. Önceki kanuni çerçeveden farklı olarak mevcut düzenlemede mülkiyet devrinin yanında kira sözleşmeleri de kanuna karşı hile denetiminin kapsamına alınmıştır. Söz konusu iki yıllık sınırlama süresi şirketin tesciliyle başlar. Gerekli onay ve tescil prosedürü tamamlanmadan önce bu sözleşmelerin ifası amacıyla yapılan ödemeler dahil her türlü tasarruf işlemi kendiliğinden geçersizdir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 356Kaynağı aç
MADDE 356- (1) Şirketin tescilinden itibaren iki yıl içinde bir işletme veya aynın, sermayenin onda birini aşan bir bedel karşılığında devralınmasına veya kiralanmasına ilişkin sözleşmeler, genel kurulca onaylanıp ticaret siciline tescil edilmedikçe geçerli olmaz. Bu sözleşmelerin onaylanmasından ve tescilinden önce, bunların ifası amacıyla yapılmış olan ödemeler dâhil, her türlü tasarruf geçersizdir. (2) Genel kurul kararını vermeden önce, yönetim kurulunun istemi üzerine şirketin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesince atanacak bilirkişi, şirket tarafından devralınacak ya da kiralanacak işletme ve ayınlara değer biçer. Rapor resmî nitelik taşır. (3) Toplantı ve karar nisabına 421 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır. (4) Sözleşme genel kurulun onay kararıyla birlikte tescil ve ilan olunur. (5) Şirketin işletme konusunu oluşturan veya cebrî icra yoluyla iktisap edilen ayın ve işletmeler hakkında bu madde hükmü uygulanmaz. D) Temel ilkeler I – Eşit işlem ilkesi

Kuruluş sonrası devralma veya kiralamalarda genel kurul kararının sıhhati bakımından önceden değer tespiti yaptırılması emredilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 356/2 gereği, genel kurul onayından evvel yönetim kurulunun başvurusu üzerine şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesince görevlendirilen bilirkişi tarafından ilgili işletme veya ayınlara değer biçilir ve bu rapor resmî nitelik taşır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 356/3 ve m. 421/3-4 uyarınca genel kurulda sermayenin en az yüzde yetmiş beşini temsil eden pay sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oyu aranır; ilk toplantıda bu nisap sağlanamazsa izleyen toplantılarda da aynı ağırlaştırılmış nisap aranır. Karara bağlanan sözleşme, genel kurul onay kararıyla birlikte tescil ve ilan edilir. Öte yandan, bedeli şirket sermayesinin onda birini aşmayan işlemler ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 356/5 uyarınca şirketin esas işletme konusunu oluşturan veya cebrî icra yoluyla iktisap edilen ayın ve işletmeler bu denetim sürecinden bağışıktır.

Kuruluştaki Kanuna Aykırılıklar ve Fesih Davası

Anonim şirketin kuruluşundaki hukuki sakatlıklarda butlan veya yokluk yaptırımı uygulanamaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 353/1 uyarınca şirketin kurulmasında kanun hükümlerine aykırı hareket edilerek alacaklıların, pay sahiplerinin veya kamunun menfaatleri önemli bir biçimde ihlal edilmiş ya da tehlikeye sokulmuşsa; yönetim kurulu, yetkili Bakanlık, alacaklılar veya pay sahipleri asliye ticaret mahkemesinde şirketin feshini talep edebilir. Mahkeme, davanın açıldığı tarihte gerekli önlemleri alır ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 353/2 uyarınca eksikliklerin tamamlanması ya da kanuna ve esas sözleşmeye aykırılıkların giderilmesi amacıyla süre verebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 353Kaynağı aç
MADDE 353- (1) Anonim şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemez. Ancak, şirketin kurulmasında kanun hükümlerine aykırı hareket edilmek suretiyle, alacaklıların, pay sahiplerinin veya kamunun menfaatleri önemli bir şekilde tehlikeye düşürülmüş veya ihlal edilmiş olursa, yönetim kurulunun, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, ilgili alacaklının veya pay sahibinin istemi üzerine şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince şirketin feshine karar verilir. Mahkeme davanın açıldığı tarihte gerekli önlemleri alır. (2) Eksikliklerin giderilebilmesi, esas sözleşmeye veya kanuna aykırı hususların düzeltilebilmesi için mahkeme süre verebilir. (3) Dava dilekçesine deliller ile gerekli bütün bilgiler eklenir. Yargılama aşamasında delil sunulamayacağı gibi bir davanın beklenilmesi ve bilgi getirtmesi de mahkemeden istenemez. Ancak, somut olayın haklı göstermesi hâlinde, mahkeme, kesin süreye bağlayarak, davacının delil sunma ve bilgi getirtme istemini kabul edebilir. Dava, acele işlere ilişkin usule tâbîdir. (4) Davanın, şirketin tescil ve ilanından itibaren üç aylık hak düşürücü süre içinde açılması şarttır. (5) Davanın açıldığı ve kesinleşmiş olan mahkeme kararı, mahkemenin bildirimi üzerine, derhâl ve resen ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan olunur. Ayrıca, yönetim kurulu, tescil ve ilanı yapılan hususu, (…)[49] internet sitesine koyar. XV – Şirketin tescili ve ilanı

Kuruluş feshi davası özel usul kurallarına tabidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 353/3 uyarınca yargılama acele işlere ilişkin usule göre yürütülür; deliller ile gerekli bilgilerin dava dilekçesine eklenmesi zorunludur. Kural olarak yargılama aşamasında sonradan delil ibraz edilemez veya bilgi getirtilmesi istenemez; fakat durumun haklı kıldığı hallerde mahkeme kesin süre belirleyerek delil sunulmasını ve bilgi teminini kabul edebilir. Fesih davasının, şirketin ticaret siciline tescil ve ilanından itibaren üç aylık hak düşürücü süre içerisinde ikame edilmesi gerekir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 353/5 gereğince, davanın açıldığı ve kesinleşmiş mahkeme kararı bildirimi üzerine resen ve derhâl ticaret siciline tescil olunarak Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanır.

Kurucu ve Yöneticilerin Hukuki Sorumluluğu

Kuruluş ve yönetim aşamalarında görev alan aktörlerin kanuna aykırı işlemleri kişisel sorumluluk sonucunu doğurur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 553/1 gereğince kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları; kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludur. Aynı Kanunun 557/1 maddesi uyarınca, birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olması hâlinde, bunlardan her biri kusuruna ve durumun gereklerine göre zararın şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur. Yetki devrinin söz konusu olduğu hâllerde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 553/2 uyarınca kanuni dayanağa uygun devir yapan organ veya kişiler, devralanların seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu tutulamazlar. Ayrıca Kanunun 553/3 maddesi gereğince hiç kimse kontrolü dışında kalan kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar sebebiyle sorumlu tutulamaz ve bu durum gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 553Kaynağı aç
MADDE 553- (1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, (…)[75] hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.[76] (2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. (3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. VI – Denetçinin sorumluluğu[77]
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 557Kaynağı aç
MADDE 557- (1) Birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur. (2) Davacı birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için birlikte dava edebilir ve hâkimin aynı davada her bir davalının tazminat borcunu belirlemesini isteyebilir. (3) Birden çok sorumlu arasındaki başvuru, durumun bütün gerekleri dikkate alınarak hâkim tarafından belirlenir. IV – İbra 1. İbranın etkisi

Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ve Dürüstlük Kuralı

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 47/2 gereğince, hukuka veya ahlaka aykırı bir gayeye tahsis edilmiş kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik kazanamaz. Normların dolanılması suretiyle kanuna karşı hileye girişilmesi veya tüzel kişilik kisvesi altına sığınılarak alacaklıların zarara uğratılması, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2 hükmündeki dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamında hukuk düzenince korunmaz. Alacak haklarının nisbiliği ilkesi uyarınca alacak kural olarak yalnızca hukuki ilişkinin tarafları arasında talep edilebilirse de; tüzel kişiliğin bağımsız malvarlığı ve sınırlı sorumluluk kalkanı hakkın kötüye kullanılmasına vasıta kılındığında tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi gündeme gelir. Bu müessese uygulandığında mahkeme kararıyla kaldırılan husus tüzel kişiliğin kendisi olmayıp tüzel kişilik perdesidir. Muvazaa ve kanuna karşı hile durumlarında ise koşullara göre perdenin kaldırılması teorisine gidilmeksizin de sorumluluğa karar verilebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/94, K. 2020/358Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2020/94 E.  ,  2020/358 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 11.01.2010 harç tarihli dava dilekçesinde; davalılardan SC Dış Ticaret Ltd. Şti. ile imzalanan 22.01.2009 tarihli satış sözleşmesine istinaden sözleşmeye konu malların teslim edilip, mal karşılığı düzenlenen iki adet faturanın kargo aracılığıyla gönderilerek kesinleştirildiğini, satış sözleşmesinin 6. maddesi uyarınca SC Dış Ticaret Ltd. Şti.’den teminat alındığını, ancak adı geçen şirketin bu teminatı ifadan acze düştüğünü, dosyaya sunulan akreditif temlikine ilişkin belgelerden akreditif tahtında herhangi bir tarafın sahip olduğu bir güvence ve ödeme garantisinin bulunmadığını, SC Dış Ticaret Ltd. Şti.’nin 541.667 USD ve 153.301.77 USD ödeme dışında herhangi bir ödeme yapmadığını, SC Dış Ticaret Ltd. Şti. ile yapılan toplantı ile bunun 13.10.2009 tarihinde tutanağa bağlanıp, SC Dış Ticaret Ltd. Şti.’nin borç miktarını ikrar ettiğini, SC Dış Ticaret Ltd. Şti. aleyhine Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2009/674 E. sayılı dosyasında açılan davanın derdest olduğunu, Ankara 32. İcra Dairesinin 2009/17070 E. sayılı dosyası üzerinden yapılan takibe SC Dış Ticaret Ltd. Şti.’nin itiraz etmediğini ve takibin kesinleştiğini, davalı şirketlerin tüzel kişilik perdelerinin çapraz olarak kaldırılmasının tüm koşullarının oluştuğunu, zira davalı şirketlerin unvanlarının ve faaliyet alanlarının aynı olup, her iki şirket ortaklarından… ve…’ın evli olduklarını, SC Dış Ticaret Ltd. Şti.’nin adresinde yapılan haciz esnasında bilgisayarda SC Endüstri Tesisleri Elektro Mekn. İml. Montaj ve Sanayi Ticaret A.Ş.’ye ait antetin kullanıldığı, yine icra takibi nedeniyle Antalya Limanında bulunan “MV Arbalist” gemisine yüklenen çimentoların haczi sonrasında SC… A.Ş.’nin istihkak iddiasında bulunduğu, Antalya 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/1244 E. sayılı dosyasında SC… A.Ş. ile SC… Ltd. Şti. arasında hukuki ve fiili bağlantı olduğu hususunda hüküm tesis edildiğini, sözü edilen çimentoların sevk irsaliyeleri ve kantar fişlerinde “SC Ltd. Şti.” ibaresinin çizilerek “SC A.Ş.” olarak düzeltildiğinin mahkemece tespit edildiğini, yapılan haciz sonrasında SC Export (Ltd.) olarak web sayfasında SC…A.Ş.’ye ait bilgilerin kaldırıldığını, borçlu SC… Ltd. Şti.’nin, SC…A.Ş. tüzel kişiliği adı altında mal kaçırma girişimleri olduğunu ileri sürerek tüzel kişilik perdelerinin kaldırılması suretiyle, SC Dış Ticaret Ltd. Şti.’nin ikrar ile sabit olan borcundan diğer davalı … Endüstri Tesisleri Elektro. Mekn. İml. Montaj ve San. ve Tic. A.Ş.’ninde aynen sorumlu olduğunun tespitine, dava konusu 2.454.565.13 USD alacağın fatura tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte SC End. Tesisleri Elektro. Mekn. İml. Montaj San.ve Tic. A.Ş.’den tahsilini talep etmiş iken ıslah dilekçesiyle dava konusu alacağın faizi ile birlikte SC Dış Ticaret Ltd. Şti. ve SC End. Tesisleri Elektro. Mekn. İml. Montaj ve San. Tic. A.Ş.’den müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Dava dilekçesi usulüne uygun olarak taraflara tebliğ edilmiştir. 5.1. Davalı … Endüstri Tesisleri Elektro. Mekn. İml. Montaj ve San. ve Tic. A.Ş. vekili 13.04.2010 havale tarihli cevap dilekçesinde; müvekkilinin, davacı ile diğer davalı … Tic. Ltd. Şti. arasındaki 22.01.2009 tarihli satış sözleşmesinin tarafı olmadığını, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, diğer davalı … Ltd. Şti.’nin, davacıdan ihraç kaydı ile satın aldığı malların yurtdışındaki alıcı firmalardan kaynaklanan tahsilat gecikmesi nedeniyle davacıya diğer davalı tarafından 695.000 USD ödeme yapıldığını, davalı … Ltd. Şti. ile davacının 13.10.2009 tarihinde bir araya gelerek 2.017.500.00 USD karşılığında borcun 31.12.2009 tarihinde ödenmesi kaydıyla borcun tasfiyesine karar verildiğini, davalı şirketlerin tamamen farklı tüzel kişilikler olduğunu, şirketlerin faaliyet alanlarının farklı olup, iki şirket arasında organik bir bağ bulunmadığını, davacı iddialarının asılsız olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 5.2. Davalı … Tic. Ltd. Şti. vekili 13.04.2010 havale tarihli cevap dilekçesinde; davacı yanın müvekkili şirket aleyhine Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/674 E. sayılı dosyasıyla alacak davası açtığını, davanın derdest olup, iş bu dava ile konularının aynı olduğunu, ayrıca müvekkili aleyhine icra takibi yaptığını, itiraz üzerine takibin durduğunu, davacının müvekkili şirket ile sözleşme imzaladığını, müvekkili şirketin borçlarından diğer davalı şirketin sorumluluğuna gidilecek dayanakların mevcut olmadığını, davacının tüzel kişilik perdesinin aralamasına ilişkin iddiasının yeterli olmadığını, her iki şirketin faaliyet alanlarının farklı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.12.2013 tarihli ve 2010/500 E., 2013/647 K. sayılı kararı ile; özellikle benimsenen bilirkişi kurulu raporuna göre davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını gerektirir koşullar bulunmadığı, davalılardan SC End. Tes. A.Ş. ile davalı şirket arasında herhangi bir akdi ilişki bulunmadığı gibi, ıslah dilekçesinde talep edilen alacağın bu şirketten tahsilini gerektirir haklı bir neden ortaya konulmadığı, davalı … Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davada ıslah dilekçesi ile talep edilen 2.454.565.13 USD alacak ile ilgili mevcut davanın açıldığı tarih itibariyle mahkemenin 2009/674 E. sayılı dosyasında aynı taraflar arasında ve yine aynı sözleşme ilişkisine dayalı olarak bir alacak davası mevcut olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-ı maddesi uyarınca anılan dava, mevcut dava için derdestlik oluşturmakla mevcut ikinci davanın bu davalı şirket yönünden dava şartı yokluğundan reddinin gerektiği gerekçesiyle SC End. Tes. Elekt. Mak. İml. Mont. San. A.Ş. aleyhine açılan davanın esastan, diğer davalı … Tic. Ltd. Şti. hakkındaki davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 19. Hukuk Dairesince 24.03.2015 tarihli ve 2014/7187 E., 2015/4144 K. sayılı kararı ile; davalılardan SC Dış Tic. Ltd. Şti. ile ilgili temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş, davalı … Endüstri Tesisleri Elektro …İml.Mon.ve San.veTic A.Ş. hakkındaki temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede ise; “…Görüldüğü gibi her iki bilirkişi raporunda da davalı şirketlerin aralarındaki organik bağ, yönetsel özdeşlik, dışa karşı yaratılan algı nedeniyle tek bir ekonomik ünite olarak değerlendirilmesi gerektiği konusunda birlik mevcuttur. Raporlar arasındaki farklılık, maddi vaka olarak tespit edilen hususların hukuki değerlendirilmesi noktasındadır. Hukuki değerlendirme ise, hâkimin görevine giren bir husustur… Maddi vakaların tespiti yönünden birbirini doğrulayan bilirkişi raporlarında yer alan veriler birlikte değerlendirildiğinde, somut olayda davalı şirketlerin farklı tüzel kişiliklere sahip olduğu yolundaki savunmaların hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, TMK’nın 2.maddesinde öngörüldüğü gibi yasaca korunamayacağı ve olayda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisini uygulama koşullarının gerçekleşmiş olması nedeniyle davalı … Ltd. Şti.’nin, davacıya olan borcundan dolayı diğer davalı … A.Ş’.nin de müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.10.2016 tarihli ve 2016/287 E., 2016/478 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilave olarak tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi açıklandıktan sonra yargılama sırasında alınan uzman bilirkişi heyetinin raporunda da tespit edildiği gibi davalı … Limited Şirketinin borcundan kurtulmak amacıyla hileye başvurduğunun ve hakkını kötüye kullandığının somut olarak ispatlanamadığı, yapılan satışın büyük hacimli bir ticaret satışı olduğunu, satış sözleşmesinin taraflarının tacir olduğu bu nedenle basiretli tacir gibi davranmaları gerektiği, dava dosyasındaki davalı şirketlerin hâkim ortakları olan… …ile…'ın ihraç edilen çimento bedelini şahsi mal varlıklarına aktardıklarına ilişkin dosyada sunulan herhangi bir delilin bulunmadığı, şirket tüzel kişiliğinin arkasına saklanarak ayrılık ilkesinin sağladığı güvenceden yararlandıkları, haklarını kötüye kullandıklarına dair yeterli delil bulunmadığı gibi SC Dış Ticaret Limited Şirketinin tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak SC Anonim Şirketi müteselsil sorumluluğunu gerektirecek koşulların oluşmadığı ayrıca SC Limited Şirketinin tüzel kişilik perdesinin kaldırılması durumunda başvurulacak kişilerin… …ile… olduğu, bu durumda sadece bu kişilerin mal varlıklarında ve diğer şirket SC Anonim Şirketindeki pay ve hisselerinden alacak tahsili için dava açmanın söz konusu olabileceği, SC Anonim Şirketinin tüzel kişiliğinin kaldırılması hâlinde… …ve… dışındaki ortakların ve alacaklıların haklarının ihlal edileceği belirtilerek karşı oyda belirtilen gerekçelerle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması koşullarının somut olay bakımından gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; direnme adı altında verilen kararın gerekçesinde önceki gerekçeye ilave olarak Özel Daire bozma kararında yer alan karşı oy gerekçesine de yer verilmiş olması ve bu hususun açık temyiz nedeni yapılmış olması karşısında kararın yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı husus ön sorun olarak tartışılmış, yapılan görüşmelerde; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozma kararından esinlenerek, yeni bir delil toplamadan, önceki deliller çerçevesinde karar verilmesi gerektiği; gerekçenin önceki karara göre genişletilebilirse de değiştirilemeyeceği, mahkemece bozma kararını karşılamak adına gerekçe genişletildiğinden ön sorun bulunmadığı hususu oy birliğiyle kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir. IV. GEREKÇE 13. Dava, alacağın varlığının tespiti ve tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması suretiyle tahsili istemine ilişkindir. 14. Genel anlamıyla borç; bir kişinin, diğerine karşı bir edimi yerine getirme, bir şey verme, bir şey yapma veya yapmama yükümlülüğü altına sokan hukuki bağ anlamına gelmektedir. Borçlunun sorumluluğu ilkesi gereğince; bir edimi yerine getirmekle yükümlü olan borçlu borcunu ifa etmediği takdirde, alacaklı, Devlet zoruyla alacağını veya alacağının yerine geçecek olan bir miktar parayı elde edebilecektir. Borç ilişkisi ise daha geniş bir anlam olan; taraflar arasındaki çeşitli borçların kaynağını oluşturan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir (Oğuzman, M.K./Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2018, s. 3 vd.; Reisoğlu, S: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2004, s. 33 vd.; Eren, F: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2018, s. 21vd.). 15. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “dürüst davranma” başlıklı 2. maddesine göre; herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Aynı Kanun’un “iyiniyet” başlığını taşıyan 3. maddesinde; Kanun’un iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, aslolanın iyiniyetin varlığı olduğu belirtilmiş; ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyiniyet iddiasında bulunamayacağı da açıkça vurgulanmıştır. TMK’nın 5. maddesinde ise; TMK ve Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) genel nitelikli hükümlerinin, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağı kuralı getirilmiştir. 16. Borçlar hukuku ile ticaret hukuku ve TMK arasındaki ilişki uyuşmazlığın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 1. maddesinde düzenlenmiştir. Aynı kural, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) “ticari hükümler” başlıklı 1. maddesinde de daha sade bir dil kullanılarak yer almıştır: Madde aynen; “(1) Türk Ticaret Kanunu, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu Kanundaki hükümlerle, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin diğer kanunlarda yazılı özel hükümler, ticari hükümlerdir. (2) Mahkeme, hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde, ticari örf ve âdete, bu da yoksa genel hükümlere göre karar verir.” şeklindedir. 17. Hukukumuzda kişiler; gerçek kişiler ve tüzel kişiler olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur. Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Amacı hukuka veya ahlâka aykırı olan kişi ve mal toplulukları ise tüzel kişilik kazanamaz (TMK m. 47). Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler (TMK m. 48) ve kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar (TMK m 49). 18. Türk hukuku ticaret ortaklıklarında sınırlı sayı ilkesini kabul etmiştir. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe haiz olup kanuni istisnalar haricinde TMK’nın 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler (6762 sayılı TTK m. 137, 6102 sayılı TTK m. 125). Ticaret ortaklıkları tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere ortaklık malvarlığının sahibi, aktif ve pasif malvarlığına sahip olan kişi tüzel kişidir (Poroy, R/ Tekinalp, Ü/Çamoğlu, E: Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul, 2019, s.105). 19. Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokar ve kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar (TMKm. 50). 20. TMK’nın 50. maddesinde kullanılan organ kavramının özel hukuk tüzel kişileri için ne şekilde uygulanacağı ise yine 6762 sayılı TTK’nın 1/2 ve 138. maddelerinde (6102 sayılı TTK’nın 1 ve 126. maddeleri) hüküm altına alınmıştır. 6762 sayılı TTK’daki 138. maddenin dili güncelleştirilerek alınan 6102 sayılı TTK’nın 126. maddesinde“Her şirket türüne özgü hükümler saklı kalmak şartıyla, Türk Medenî Kanununun tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ile bu Kısımda hüküm bulunmayan hususlarda Türk Borçlar Kanununun adi şirkete dair hükümleri her şirket türünün niteliğine uygun olduğu oranda, ticaret şirketleri hakkında da uygulanır.” kuralına yer verilmiştir. 21. O hâlde tüzel kişiliğin söz konusu olabilmesi için, oluşturulacak kişiliğin kendine özgü bir malvarlığı olmalı ve bu malvarlığı bir amaç içinde ve bağımsız olarak ortaya konmalıdır. Onu oluşturan ve koyan üyelerin, ortaklarının malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel prensibe “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” prensibi denilmektedir [Antalya, G: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s.143 vd.)]. Ayrılık ilkesi gereği tüzel kişilik; tüzel kişiliği meydana getirenler ile üçüncü kişiler arasına sanki bir perde olarak çekilmektedir. Üçüncü kişiler muhatap oldukları tüzel kişilik bir perde olarak kullanıldığında, perdenin arkasındaki üye ya da ortaklara ulaşamamaktadır [Ulusoy, E.: Şirketler ve Bankacılık Hukukunda Kapsama Alma ve Sorumlu Kılma Amacıyla Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 352 vd). Ancak tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık prensibinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan gerçek kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenilmesi dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumda tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alanlar gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır [Sağlam, İ: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanmasına Genel Bir BakışTüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu ( Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 154 vd.)]. 22. Eş söyleyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ve sermaye şirketlerinde ortakların sınırlı sorumlu olması gibi sonuçlar, ancak TMK 2. madde çerçevesinde kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. "İyiniyet kurallarına riayet edilmemesi, tüzel kişiliğin kötüye kullanılması (abus de la personnalite morale) hâllerinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması veya delinmesi (liftingpiercing of theveil) veya yok sayılması (disregard of thecorporateent-tiy) ve tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir. Özel hukuk alanında çok geniş bir uygulaması olan tüzel kişiliğin yok sayılması, bu topluluklara yasalarla kişilik tanımanın amaçlarıyla ters düşen uygulamalar dolayısıyla ortaya çıkmıştır (Battal, A.:Bir Alan Araştırması Işığında Sermaye Şirketlerinin Sorumluluğu Konusundaki Hukuki Bilgi Eksikliğinin Olumsuz Sonuçları Ve Perdenin Kaldırılması Teorisi Yardımıyla Giderilmesi, Yargıtay Dergisi, Ekim 1998, C24, s 659 vd.). 23. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik dikkate alınmadan, mevcut kişiliğin arkasına saklanan kimsenin borçtan sorumlu tutulması veya çiğnediği yasağın sonuçlarına katlanmasıdır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasından, tüzel kişinin kişiliğine ve mal varlığına ilişkin ayrılık ilkesinin uygulanmaması ve onun hukuki bağımsızlığının bir nevi dikkate alınmayıp onun bertaraf edilmesini anlayabiliriz. Bu kavram hukukumuzda ve yabancı hukuklarda düzenlenmemiş olup; mahkemeler hukuku (caselaw) ve öğreti ile özellikle de bankacılık sektörü ve sermaye piyasasındaki yolsuzlukların önlenmesi gayesiyle ortaya çıkmıştır. Türk Hukukuna ise ilk defa 1963 yılında giren tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi öğretide kimi zaman tülün kaldırılması, tüzel kişilik perdesinin aralanması, örtünün delinmesi ya da ışıldak gibi değişik terimlerle ifade edilmiştir (Antalya –s. 152; Poroy/ Tekinalp/Çamoğlu-s.106; Çamoğlu, E.: Ticaret Ortaklıkları Bakımından Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C.32, S.2, Haziran 2016; Memiş, T./ Öztek, S: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması (Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 197 vd.) Akıncı, Ş: Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Yeni Şirkete Müracaat İmkânı Bakımından; Muvazaa, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ile Organik Bağ Kavramlarının Elverişliliği ve Yargıtay Uygulamaları, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.27, S.3, 2019, s.652 vd.; Yüksel, K.: Şirketler Hukukunda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Örtünün Aralanması, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı), İstanbul,2008,263 vd. ). 24. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kuralı yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Kanun, Çek Kanunu, Grev ve Lokavt Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda ise bazen perdenin kaldırılması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir. 25. Yargıtay içtihatlarında benimsenerek öğretide de vurgulandığı gibi; malvarlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu kurala ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir kural olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Aksi hâlde tüzel kişilere tanınmış olan mal ayrılığı güvencesinin zedenlemesi durumuyla karşı karşıya kalınılabilir. Belirtmekte yarar vardır ki, mahkeme kararıyla kaldırılmasına hükmedilen şey tüzel kişilik değil, tüzel kişiliğin perdesidir (Akıncı, s. 661; Çamoğlu, s. 12; Antalya, s.152; Tekinalp, G./Tekinalp, Ü.: Perdeyi Kaldırma Teorisi, Reha Poroy’a Armağan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1995, s.395 vd.; Poroy/ Tekinalp/ Çamoğlu s. 107 vd.). 26. Tüzel kişi ile ortaklarının faaliyet alanlarının ve malvarlıklarının iç içe geçmesi birbirine karışması, bir şirketin ticari defterlerinin ya da ticari sır kabul edilen belgelerinin diğer şirkete ait iş yerinde bulunması, ikisinde de aynı ticari defterlerin kullanılması ve ortak hesap yapılması (tek merkezden idare edilmesi), ortaklığın faaliyet konusunu sürdürebilmesi için yeterli sermayesi bulunmadığı hâlde alacaklıları ya da üçüncü kişileri zarara uğratmak niyetiyle bilinçli olarak faaliyet göstermeye devam edilmesi, şirket ortaklarının kendi kişisel malvarlıkları ile şirketin malvarlığı özdeş-tekmiş gibi hareket etmeleri, şirketlerin ya da ortağın üçüncü kişileri aldatacak şekilde kendi kişilikleri ile tüzel kişiliğin aynı olduğu izlenimini vermeleri, bu kapsamda birbirlerinin tanıtımlarını yapmaları, aynı tüzel kişilikmiş gibi anlaşılacak benzer isimleri ve logoları kullanmaları, yani dışarıya karşı tek bir tüzel kişilikmiş gibi intiba yaratmaları, şirketlerin aynı konuda faaliyet göstermeleri ve (tek başına bu hususa dayanılmamak koşuluyla) hâkim ortaklarının ya da yöneticilerinin aynı kişiler olması, tüzel kişilik kavramının arkasına sığınılacak şekilde art niyetli davranışlarla zararlandırıcı faaliyetlerde bulunulması, işlemlerin diğer tarafınca sözleşmelerin kiminle yapıldığı dahi anlaşılamayacak şekilde karışıklığa yol açılması, şirketin kendi çıkarları gözetilmeksizin yürütülmesi veya yalnızca ve bilinçli olarak açıkça hâkim ortak korunacak şekilde diğerleri zarara uğrayacak şekilde işlemler yapılması hâlleri gösterilebilir. 27. Öğretide tüzel kişilik perdesinin; düz perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, ters yönden perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, borçlunun perdenin kaldırılmasını talep etmesi, çapraz olarak perdeyi kaldırma olarak tabir edilen dört farklı biçimde ortaya çıkabileceği belirtilmiştir. İlkinde doğrudan perde kaldırılarak arkadaki kişi ya da ana ortaklık sorumlu tutulmaktadır. İkincisinde ise; ana ortaklığın borcu ya da yükümlülüğü için yavru ortağın ya da pay sahibinin sorumlu tutulması anlaşılmaktadır. Öğretide şüphe ile yaklaşılması gerektiği belirtilen üçüncü türde ise borçlu ya da yükümlü kişi perdenin arkasına sığınmak yerine bizzat kendisi perdenin kaldırılmasını talep etmektedir. Somut uyuşmazlığımız bakımından tartışılması gereken dördüncü hâlde ise sadece ana ve yavru ortaklık değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş ortaklıklar arasında perdenin çapraz olarak kaldırılması durumu söz konusu olmaktadır (Tekinalp/Tekinalp, s.399). 28. Tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmiş idi. Tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, esas (ana) şirket ile bağlı şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin kaldırılması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş iseler de bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek/Memiş, s:209). 29. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinde çoğu zaman perdenin tarafları arasındaki güçlü organik bağa ve yapılan muvazaalı işlemlere rastlanılmaktadır. Bu kavramlar bazen aynı olayda karşımıza çıkabilir; ancak sadece birinin oluşması diğerini engellemeyecektir. Bir hukuki işlemin her iki tarafının da irade ile beyanı arasında bilerek uygunsuzluk yaratması durumu muvazaanın şartları her olayda gerçekleşmeyebilir. Sorumluluğun genişletilebilmesi için yine içtihatlarla geliştirilmiş olan organik bağ kavramının da tartışılması gerekmektedir. Zira, organik bağ kavramı da kaynağı TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağından almaktadır. Organik bağ, iki tüzel kişi (veya bunların ortakları arasındaki ilişki) olarak nitelendirilebilir. Organik bağ, perdenin saklanmasına göre daha geniş bir anlamı ifade eder; bu bağın varlığı tanıkla bile ispat edilebilir. Organik bağ, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını sağlayacak güçte değildir. Şirketlerin kuruluş tarihlerinin aynı olması, hissedarların aynı soyadını taşımaları organik bağın varlığını göstermez. Şirketlerin aynı kişi tarafından yönetilmesi, aynı ortaklara sahip olması ya da benzer iş kolunda faaliyet göstermeleri somut olayın niteliğine göre başka delillerle desteklendiğinde organik bağın varlığı için yeterli ise de; bu husus tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Organik bağ şirketlerin adreslerinin, faaliyet alanlarının, ortaklarının veya temsilcilerinin aynı olmasından ve aradaki hukuki ilişkiden tespit edilebilir. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Örneğin; üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. 30. Öğretide yer alan görüşler ve Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları yukarıdaki şekilde olmakla birlikte konunun aydınlanması için dosya kapsamında yer alan ve esasen her iki bilirkişi raporunda aynı şekilde özetlenen maddi vakıaların yeniden gözden geçirilmesinde fayda bulunmaktadır: 30.1. Davacı şirket ile davalı … Ltd. Şti. arasındaki 22.01.2009 tarihli ihraç kaydıyla çimento satışına ilişkin sözleşme düzenlendiği, davacıya kısmi ödemede bulunulduğu, ithalatçı tarafından kendi lehine düzenlenen akreditif haklarının davacıya temlik edildiği, akreditif uyarınca temlik eden SC Ltd. Şti.’ye ödeme yapılması durumunda alacak tutarının davacı şirketin Akbank Antalya Şubesi Ticari hesabına gönderileceğinin bildirildiği, ihbar bankası tarafından davacı şirkete hitaben yazılan yazıda, "…İnceleme sırasında akreditifin 47A alanına ilişkin uyumsuzluklar tespit edildiği, bu hususların SC Dış Tic. Ltd. Şti.'ne 03.03.2009 tarihinde bildirildiği, bir yüklemenin akreditifin kendilerine devrinden önce gerçekleştirildiği, 02.03.2009 tarihinde ibraz edilen vesaike ilişkin yüklemenin Amir Bankanın değişikliğinin beklenmeden yapıldığı…" gerekçeleriyle 02.03.2009 tarihli vesaik ve daha sonra ibraz edilecek vesaikin akreditif koruyuculuğu altında olmadığının bildirildiği, tarafların 13.10.2009 tarihinde borç miktarına yönelik anlaşma yaptıkları, kayıtlara göre, davacının bu satıştan kaynaklanan alacağını tam olarak tahsil edemediği anlaşılmaktadır. SC A.Ş. ile SC Ltd. Şti.’nin aslında tek tüzel kişilik olduğu iddia edilmiştir. 30.2. Her iki şirketin unvanının asıl unsurunun (SC) olduğu, ticaret sicil kayıtlarına göre iki şirketin hâkim ortakları (Nurgün ve…) aynı olup bu kişilerin evli oldukları, hâkim ortakların yönetim kurulu başkan ve başkan yardımcısı oldukları ve SC…AŞ’nin temsil ve ilzam yetkilisinin…, SC …Ltd. Şti.’nin temsil ve ilzam yetkilisinin… …olduğu, davalı şirketlerin faaliyet alanlarının büyük oranda kesiştiği, hatta dosya kapsamında bulunan 25.11.2009 tarihli SC Export (LTD) olarak yayınlanan Web sayfasında, SC..AŞ’ye yönelik bilgilere ve referanslara yer verildiği ticaret sicili kayıtlarından ve internet çıktılarından görülmüştür. Sitenin “Hakkımızda” başlıklı bölümünde "SC A Ş. Yönetim Kurulu üyelerimiz tarafından 1996 yılında Ankara'da kurulmuştur." ibarelerine yer verilerek faaliyet alanları gösterilmiş ve akabinde "SCExport birikmiş tecrübesi ve profesyonel ekip desteği ile SC A Ş.'ye uluslararası alanda iş geliştirme misyonunu üstlenmiştir.", "SC Export'un misyonunun Türkiye'deki malların ihracatıyla sınırlı olmadığı, ithalat, ihracat, uluslararası ticaret, hedef pazarlarda dağıtım kanallarının yapılandırılması, ortak girişimlerde yer alma…" gibi ibarelere yer verilmiştir. 30.3. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.10.2009 tarihli ve 2009/674 E. sayılı dosyasında alacaklı Göltaş… A.Ş. tarafından borçlu SC…Ltd. aleyhine alınan ihtiyati haciz kararı sonrası alacaklı vekilinin talebi üzerine (ihtiyati haciz kararı ve ihracat beyannamesi de eklenmek suretiyle) alacaklı vekili tarafından gösterilecek tüm adreslerinden, ayrıca 09070100 EX 012660 beyanname numarası ile MV ARBALIST adlı gemi içinde bulunan menkul malların borç kadarını ihtiyaten haczine ayrıca geminin limanda haciz işlemleri bitene kadar bekletilmesine karar verilmiştir. İhracat beyannamesi SC A.Ş. adına düzenlenmiştir. Antalya 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/1244 E. sayılı dosyasında davacı … A.Ş.’nin söz konusu malların kendisine ait olduğu, borçlu şirketle ilgisi bulunmadığı, yapılan haciz isteminin haksız olduğundan bahisle yapmış olduğu şikayet mahkemece; borçlu şirket adına vekâlet veren Nurgül Çalbıyık’ın aynı zamanda davacı şirket yönetim kurulu üyesi olduğu ve davacı şirket ile borçlu şirket arasında fiili ve organik bağ bulunduğu belirtilerek reddedilmiştir. Davacı A.Ş. tarafından açılan istihkak davaları haczin kaldırılması sonucu konusuz kalmıştır. 30.4. Davacı Göltaş… A.Ş.; dava dışı çimento şirketince SC Ltd’ye sevkiyatı yapılan çimento mallarının SC…A.Ş.’ye yapılmış gibi gösterildiğini iddia ederek sevk irsaliyeleri ve kantar fişlerinin tespitini talep etmiş; Bucak Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/333 D.İş. Dosyasında alınan tespit raporuna göre birçok sevk irsaliyesi ve kantar fişinin üzerinde bulunan SC LTD ibarelerinin üzerinin tükenmez kalemle çizildiği ve SC A.Ş. olarak değiştirildiği belirlenmiştir. 30.5. Bankalardan gelen yazı cevaplarında SC…A.Ş.’nin kullandığı 23.07.2007 tarihli genel kredi sözleşmesinde, müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla…’ın imzasının bulunduğu, SC …AŞ tarafından kullanılan 22.08.2008 tarihli krediye ilişkin ödeme planında SC Ltd. Şti’nin kaşe ve imzasının bulunduğu, genel kredi sözleşmesinin ise, SC A.Ş. ile müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla… ve… …tarafından imzalandığı görülmüştür. Yine Akbank T.A.Ş.’nin yazısında Global Alliance isimli firmadan SC Ltd. Şti. hesabına gönderilen 629.335 USD’nin… …tarafından çekildiği, gerek bu hesap gerekse SC Ltd. Şti’nin başka hesaplarından SC A.Ş.’nin hesabına 2009 yılında bir para aktarımının yapılmadığı belirtilmiştir. Davacı şirket ile aralarında protokole bağlanmış bir borç bulunmasına rağmen davacıya ödeme yapılmadığı anlaşılmıştır. 30.6. Davacı şirkete protokole bağlanan bir borç bulunduğu sabittir. Her iki raporda da; şirketlerin yönetim kurulu başkan ve başkan yardımcısı olan hâkim ortaklarının aynı olduğu, evli olan bu ortaklardan birinin limited şirkette diğerinin ise anonim şirkette, şirketleri temsil ve ilzama yetkili oldukları, her iki şirketin faaliyet alanının büyük oranda (özellikle çimento konusunda) kesiştiği, şirketlerin internet sitesinde birbirlerinin tanıtımına yer vererek birbirlerine referans oldukları, ancak sonradan bu bilgilerin çıkartıldığı, üçüncü kişiler nezdinde sanki tek bir şirketle işlem yapılıyor algısı yaratıldığı, Antalya 1. İcra Mahkemesinin 2009/1244 sayılı dosyasında da davalı şirketler arasında güçlü bir organik ve fiili bağlantının bulunduğunun saptandığı, Bucak Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/333 D. işler sayılı dosyası üzerinden yapılan tespitte de her iki şirket arasındaki organik bağ, iktisadi bütünlük ve yönetsel özdeşliğin tespit edildiği, şirketin birbirlerinin kredi borçlarına kefil oldukları, malvarlıklarının özdeşleştiği, yurtdışından gönderilen 629.335 USD’nin davalı şirketlerden SC Ltd. Şti. yetkilisi… …tarafından çekildiği, davacı şirket ile aralarında protokole bağlanmış bir borç bulunmasına rağmen davacıya ödeme yapılmadığı tespit edilmiştir. 30.7. Her iki bilirkişi raporunda davalı şirketlerin arasındaki güçlü organik bağ, yönetsel özdeşlik, dışa karşı yaratılan algı nedeniyle tek bir ekonomik ünite olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bir davada maddi olayı anlatmak taraflara ait ise de anlatılan olaylara ilişkin hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hâkimin görevidir. 6100 sayılı Kanun’un 266. maddesine göre; mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir; ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemezler. Bu hükme paralel olarak; 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin iki ve üçüncü fıkralarında "(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi ve tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz."; 03.08.2017 tarihinde yürürlüğe giren Bilirkişilik Yönetmeliği'nin 5. maddesinin iki ve üçüncü fıkraları ise, "(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz." şeklinde düzenlemeler getirilmiştir. Yerel mahkemece benimsenen bilirkişi raporuna dayanılarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına gerek olmadığı belirtilmiştir. Maddi olgu ve teknik incelemeler bakımından her iki rapor arasında bir çelişki bulunmamaktadır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının gerekip gerekmediği, dürüstlük kuralına aykırı davranılıp davranılmadığı ve kötüniyet olgusu hukuki nitelendirmedir. Ancak hâkim tarafından değerlendirilebilir. Bilirkişilerce yalnızca teknik hususlarda inceleme yapılabileceği, bilirkişinin hukuki değerlendirme yapmasının yasak olduğu gibi hâkimin hukuki nitelendirme yapma görevini bilirkişiye devredemeyeceği, böyle bir intibanın oluşmasına dahi izin veremeyeceği hususu tartışmasızdır. 31. Somut olay bakımından birbirini doğrulayan bilirkişi raporları ve yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması koşullarının oluştuğu, artık hukuki bakımdan mevcut olan duruma göre değil de fiili duruma göre karar vermek gerektiği, davalı şirketlerin farklı tüzel kişiliklere sahip olduğu yolundaki savunmaların hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, TMK’nın 2. maddesinde öngörüldüğü gibi yasaca korunamayacağı, davalı … LTD. ŞTİ. nin, davacıya olan borcundan dolayı diğer davalı … A.Ş. nin de müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır. 32. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 33. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 06.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2017/2384, K. 2019/2653Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2017/2384 E.  ,  2019/2653 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06/10/2016 tarih ve 2014/756 E. – 2016/651 K. sayılı kararın asıl davada davacı birleşen davada davalı banka vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabul – reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 01/03/2017 tarih ve 2017/46-2017/67 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl davada davalı birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Ür. İhr. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 26.02.2019 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili Av. …, asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilleri Av. … ve Av… dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Asıl davada davacı vekili, müvekkili tarafından, dava dışı Derby Lastik Fabrikası A.Ş.’ne 11.08.1997 tarihli kredi sözleşmesine istinaden kredi kullandırıldığını ve davalı Tekmar Mermer Madencilik San. Dış Tic. A.Ş.'nin bu sözleşmeyi müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığını, kredi ödenmeyince hesap kat edilerek 14/01/2000 tarihli ihtar ile 3.343.695.61 TL’nın ödenmesinin istenildiğini, davalı Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş’ne 27.06.1997 tarihli sözleşmeye istinaden kredi kullandırıldığını, krediborcu ödenmeyince hesap kat edilerek 29.05.2000 tarihli ihtarname ile 3.498.270.61 TL’nın ödenmesinin istenildiğini, kredi borçlusu Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş.'nin 28.02.1996 tarihinde kurulduğunu, yönetim kurulu üyelerinin…,…,… Yönetim Kurulu Başkanı ve yetkilisinin …olduğunu, diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.'nin ise 25.01.2000 tarihinde kurulduğunu, Yönetim Kurulu üyelerinin …, …,…,…, Yönetim Kurulu Başkanı ve yetkilisinin de …olduğunu, bankaca yasal takip işlemlerine başlanmadan kısa bir süre önce yönetim kurulu üyeleri ile yetkili kişileri aynı kimselerce temsil ve ilzam edilen davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin müvekkili banka kredi borçlusu firmanın devamı olduğunu, onun portföy, iş ve çevresinden açıkça yararlanmak ve borçlulardan kurtulmak amacı ile salt başka bir isim ve tüzel kişilik altında hareket ederek, borçların tasfiyesini imkansız kılma gayretinde olduğunu, nam-ı müstear kendi isminin arkasında sakladığı kişiyi gizleyen bir perde olduğunu, perdeyi kaldırma teorisi olarak adlandırılan teoride "sözleşmeden ya da kanundan doğan her türlü yükümlülükler ile borçlardan ve kaynağı ne olursa olsun sorumluluklardan kurtulmak için tüzel kişiliğin ve ayrılık ilkesinin bir araç olarak kullanılmasına izin verilmemesi" olarak ifade edildiğini, Maden İşletmeleri firmasının kuruluşunun 25.01.2000 olmakla birlikte, bu tarihten önce yapılan iş ve eylemleri sahiplenmek suretiyle kendi portföyü ve geçmişi içinde gösterdiğini, müvekkilince İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan 2004/633 E. ve 2006/325 K. sayılı ilamıyla Tekmar Madencilik San, ve Dış Tic. A.Ş. tarafından Tekmar Mermer ve Maden işletmeleri Ürünleri İhr. ve Tic. A.Ş.'ye yapılan taşınmaz satışına ait tasarrufun müvekkili lehine iptaline karar verildiğini, karar gerekçesinde şirket adreslerinin aynı olduğu ve takip borçlusu şirketlerin kontrolünde ilişkili şirketler olduğunun belirtildiğini, borçlu Madencilik firması yetkilisi ve davalı Maden İşletmeleri adına yetkili olan …17.04.2006 tarihli dilekçesi ile yaptığı müracaatında, borçlu Madencilik firmasının borçlarının belirli bir takvim çerçevesinde yapılandırılarak, vadeye bağlanmak suretiyle tasfiye edilmesini, eminatların nakde çevrilmesine devam edilmesini, Madencilik firmasının asaleten ve kefaleten borçlarının tasfiye süresindeki teminatını teşkil etmek üzere davalılardan Maden İşletmeleri firmasının borca kefil olacağını belirttiğini, ancak daha sonra firmaların organsız kaldığını belirttiği, bunun üzerine madencilik firmasının asaleten ve kefaleten borçlan için alınan tasfiye kararının bildirildiği ve takiben Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş. protokol borcuna istinaden yatan izahatıyla 02.10.2006 da 30.000.-USD, 03.10.2006 da 250.000.-USD ve 03.10.2006 da 345.000.-USD. olmak üzere; toplam 625.000.-USD yatırıldığını ve Madencilik firmasının asalet ve kefalet borçlarına istinaden blokeye alındığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 4.706.000.-TL’nın faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekilleri, davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davacı vekili, müvekkili Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş.'nin davalı bankanın Şişli Şubesi’ndeki hesabına “Tekmar Mermer Madencilik ve Sanayi Dış Tic. A.Ş.'nin protokol konusu borcuna istinaden” açıklaması ile yatırdığı 625.000 USD'nin ihtara rağmen ödenmemesi üzerine başlatılan takibe davalı bankanın haksız yere itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve %40'ından az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince, tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı, asıl davada davacı-birleşen davada davalı banka vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. İstinaf Mahkemesince, her iki firmanın geri planda aynı kişiler tarafından temsil ve idare edildiği ancak resmiyette farklı tüzel kişilik altında faaliyette bulunulduğu, her iki davalı şirket arasında organik bağ bulunduğunun sabit olduğu, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş.'nin diğer davalının, davacı bankadan gerek asaleten gerekse kefaleten almış olduğu kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu olduğu, davacının davalı Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş.'den olan tüm alacakların farklı takiplere konu edildiği ve yapılan takipler sonucu açılan davaların neticelendirildiği, dava tarihi itibariyle alacağın tamamı için yürütülen takiplerin nizasız şekilde devam ettiği, davacının ayrıca bu davalıdan alacak talep etmesinin haklı ve yasal nedeni bulunmadığı gibi hukuki yararı da bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin asıl ve birleşen dosya yönünden istinaf isteminin kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 06/10/2016 tarih 2014/756 Esas 2016/651 sayılı kararının kaldırılmasına, asıl davada davalı kredi borçlusu Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Ticaret A.Ş. hakkındaki davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden reddine, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş. hakkındaki davanın kabulü ile tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla 4.706.000,00 TL'nın faizi ve faizin % 5'i oranında gider vergisi ile birlikte bu davalıdan tahsiline, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat Tic. A.Ş. vekili temyiz etmiştir. 1-Asıl dava, davacı banka ile dava dışı Derby Lastik Fabrikası A. Ş. ile imzalanan ve davalı Tekmar Mermer Madencilik San. Dış Tic. A.Ş.nin müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığı 11.08.1997 tarihli kredi sözleşmesinden ve davacı banka ile davalı Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş. arasında imzalanan 27.06.1997 tarihli sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın davalı Tekmar Mermer Madencilik San. Dış Tic. A.Ş.’den ve perdenin aralanması teorisi kapsamında diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşl. Ür. İhr. ve Tic. A.Ş.'den müştereken ve müteselsilen tahsili istemine ilişkindir. Birleşen dava ise itirazın iptali istemine ilişkindir. Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden bir tanesi alacak haklarının nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Kural olarak borç ilişkinin dışında bir başka gerçek ya da tüzel kişiye karşı borç ilişkisinden doğan alacak hakkı ileri sürülemez. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunu yaratmaktadır. Tüzel kişi ile ortakları arasında malvarlığı ile sorumluluk ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için Kıta Avrupası ve Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin amacı, hakkaniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir. Tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı yönelinemeyecektir. Ancak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilecektir. Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarının ve malvarlığının birbirine karışması halinde, yetersiz sermaye durumunda, aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında koşulların varlığı halinde ve çok istisnai hallerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği de kabul edilmektedir. “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” ana kuralın istisnası olarak ancak belirli ve sınırlı durumlarda “sakınılarak” uygulanması gereken bir yoldur. Somut uyuşmazlık bakımından asıl davada davacı …. vekili, dava konusu genel Kredi Sözleşmelerinden birinin tarafı ve dava dışı Derby Lastik Fabrikası A.Ş. ile imzalanan kredi sözleşmesinin kefili olan Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış. Tic. A.Ş. ile diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş arasında organik bağ bulunduğunu, şirket ortakları ve yöneticilerin aynı şahıslar olduğunu, bankanın alacağının tahsil edilmesini engellemek üzere Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim Tic. A.Ş'nin kurulduğunu, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin müvekkili bankanın kredi borçlusu olan firmanın devamı olduğunu, onun portföy, iş ve çevresinden açıkça yararlanmak ve borçlulardan kurtulmak amacı ile salt başka bir isim ve tüzel kişilik altında hareket ederek, borçların tasfiyesini imkansız kılma gayretinde olduğunu, müvekkili banka tarafından açılan tasarrufun iptali davasında da taşınmaz satışına ait tasarrufun müvekkili lehine iptaline karar verildiğini, şirket adreslerinin aynı olduğu, Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin borçlu Madencilik firmasının borçlarının yapılandırılması ve tasfiyesi için kefil olmayı taahhüt ettiğini ileri sürerek, perdeyi kaldırma teorisi uyarınca Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş.’nin müşterek borçluluğunun kabulüne karar verilmesini talep etmiş ise de yukarıda ifade edildiği üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesinin sınırlı sorumluluk ilkesinden kötüniyetle yararlanmak isteyen şirket ortaklarına yönelmeyi sağlayan bir teori olduğu davacı bankanın işbu davada davalı Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş.’nin ortaklarına karşı böyle bir talepte bulunmadığı, adres ayniyetlerinin organik bağın varlığı için yeterli olmayacağı, şirketlerin unvan benzerliği ve ortaklık yapısının doğrudan doğruya perdenin kaldırılması teorisinin uygulanmasını sağlamayacağı, kaldı ki davalı şirketlerin ortaklık yapısı ve yönetim kurulu yapısının kuruluş aşamasında farklı olduğu, yönetim kurulundaki benzerliklerin şirketin yönetim kurulu üyelerinden Ali Avni Balkaner’in hakim ortak olduğu dava dışı banka ve dava dışı şirketlerin TMSF’ye devrinden sonra ve 2006 yılında TMSF ile davalılar arasında yapılan protokol çerçevesinde oluştuğu, davalının tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak mal kaçırma ya da alacağın tahsilini imkansız hale getirme yönünde eylemde bulunduğu iddia edilmiş ise de ortada asıl borçluyu gizleyen bir perde (örtü) bulunmadığı, asıl borçlu Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş. yanında yeni kurulan Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin de borcun tasfiyesine yönelik iradesini ortaya koyup kefil olmayı kabul ettiği, kötü niyetle ve mal kaçırma gayesi ile mevcudu eksiltmeye yönelik tasarruflarla ilgili olarak yasal şartların varlığı halinde tasarrufun iptali, muvazaa nedeniyle işlemin iptali gibi hukuki sürecin işletilmesinin mümkün olduğu ve davacı bankanın da zaten bazı taşınmazlar için tasarrufun iptali davası açtığı, yukarıda ifade edildiği üzere “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi”nin belirli ve sınırlı durumlarda sakınılarak kullanılması gereken bir yol olduğu ve somut uyuşmalık bakımından perdenin aralanması koşullarının oluşmadığı nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat Tic. A.Ş. vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, takdir olunan 2.037,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl davada davacı-birleşen davada davalı ….'den alınarak asıl davada davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Ür. İhr. ve Tic. A.Ş'ye verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden asıl davada davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş.'ye iadesine, 04/04/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2017/46-67 sayı ve 01.03.2017 tarihli kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı şirketlerin geri planda aynı kişiler tarafından temsil ve idare edildiği ancak resmiyette farklı tüzel kişilik altında bulunulduğu ve böylece davalı şirketler arasında organik bağın varlığının sabit olmasına göre mümeyyiz davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kararın bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyız. (Dairenin 2016/9387 Esas, 2018/2071 Karar sayı ve 19.03.2018 günlü ilamı)
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 47Kaynağı aç
Madde 47- Başlıbaşına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Amacı hukuka veya ahlâka aykırı olan kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik kazanamaz. B. Hak ehliyeti

Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi malvarlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası niteliğinde olduğundan titizlikle ve son derece dar yorumlanarak uygulanır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2019/149, K. 2022/894) ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (E. 2017/2384, K. 2019/2653; E. 2020/5447, K. 2021/7321) kararlarında açıklandığı üzere; tüzel kişilik arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, hakkın kötüye kullanılmasıyla üçüncü kişilerin zarara sokulduğu ve sorumluluğa hükmedebilmek için başka bir yasal gerekçenin bulunmadığı istisnai durumlarda bu çareye başvurulabilir. Şirket ve ortak malvarlıklarının birbirine karışması ya da yetersiz sermaye gibi durumlarda da devreye girebilen bu teoride, kötü niyetle mal kaçırmaya dönük işlemler mevcutsa şartları varsa tasarrufun iptali veya muvazaa nedeniyle iptal yolları önceliklidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/149 E.  ,  2022/894 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. (Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.) yönünden davanın hukukî yarar yokluğundan reddine, davalı …Ş. (Çorum Sağlık A.Ş.) bakımından ise davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı …Ş. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş.'nin nakit ihtiyacı nedeni ile kardeş şirket durumunda bulunan diğer davalı şirketin dava dışı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesini o dönemde hastane ortağı ve çalışanı olan müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borcun kapatılmaması üzerine müvekkili ile dava dışı diğer kefilin vadeli hesapları kapatılmak suretiyle anapara olan 750.000TL'nin (müvekkilinin 375.000TL ödediğini) tahsil edildiğini, haksız yere ödenen bu bedelin faizi ile birlikte ödenmesi için davalılara ihtarname keşide edilmesine rağmen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, krediyi çeken şirket ile kullanan diğer şirketin tüzel kişilikleri farklı olmasına rağmen kardeş şirket olduklarını, aralarında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemi ile asıl borçlular arasında davalı anonim şirket olduğunun ortaya çıkacağını ve her iki şirketin de yaptıkları muvazaalı işlemler nedeniyle doğan borçtan müteselsilen sorumlu bulunduklarını, davalıların alacağın tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve davalıların alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı …Ş. vekili cevap dilekçesinde; kredi borcu için bloke konulan hesabın davacıya ait olmadığını, bu nedenle davacının davada taraf ehliyetinin bulunmadığını, ne müvekkili şirket tarafından bir kredi kullanımının ne de diğer davalı şirket tarafından müvekkili adına alınan bir kredi olmadığını, davacının kredi sözleşmesinin muhatabı olan diğer kredi çekenlerle kendi aralarındaki iç sorunu perdelemek suretiyle haksız ve kötü niyetle dava açıldığını belirterek davanın öncelikle usulden reddini savunmuş; bunun mümkün olmaması hâlinde ise yapılan icra takibinin iptaline ve davacının dava konusu edilen meblağın %20'sinden az olmamak üzerek icra tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6. Davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. yetkili temsilcisi cevap dilekçesinde; yetkilisi olduğu şirket aleyhine başlatılan icra takibine bir itirazları bulunmadığından davacının eldeki davayı açmakta hukukî yararının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2015 tarihli ve 2012/266 E., 2015/2387 K. sayılı kararı ile; kredi sözleşmesinin tarafı Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. olup, kredi borcunun kefil sıfatıyla davacıdan tahsil edildiğinin çekişmesiz olduğu, her iki davalı şirketin yönetim kurulunda dava dışı Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin'in bulundukları, bu kişilerin kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilerinin bulunduğu, ortaklık ve yönetim yapısındaki bu kısmî özdeşliğin organik bağın varlığı için yeterli olacağının Yargıtay ve öğretinin genel kabulünde olduğu, bu hususun davalı şirketlerin organik anlamda mutlak suretle özdeş olduğunu ortaya koymamakla birlikte bu olguya işaret ettiği, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortaklık yapısında gerçekleşen değişiklik sonrasında şirketin ortağı konumuna gelen dava dışı Türker Cengiz'in kredi borcuna ilişkin ödemelerde bulunduğu, ayrıca "Çorum Özel Hastanesi kredi ve leasing borçları" başlıklı ve hazırlayanı Türker Cengiz olan 21.02.2013 tarihli belgede "YKB TL kredisi Özel Medikal Adına" kaydının mevcut olup, uyuşmazlık konusu kredi sözleşmesindeki tutara denk olan 750.000TL miktarın yer aldığı, bu belgenin de kredi konusu tutarın davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanıldığı iddiasını desteklediği, bu tutarın hastanenin işletme borçları arasında algılandığı ve kredi sözleşmelerine ilişkin ödemelerin yapıldığının sabit olduğu dikkate alındığında organik bağın varlığı veya tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren esaslı hâl olan malvarlığının karışması olgusunun somut olayda gerçekleştiği; davalı … Özel Medikal Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin icra takibine karşı bir itirazı olmadığından bu davalı yönünden eldeki davanın açılmasında hukukî bir yararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş. yönünden yapılan itirazın kısmen iptaline, Çorum 4. İcra müdürlüğünün 2012/1395 E. sayılı takip dosyasının 375.000TL asıl alacak, 2.773,97TL işlemiş faiz olmak üzere takip talebindeki faiz miktarları üzerinden devamına, asıl alacak miktarı 375.000TL'nin %40'ı oranındaki icra inkâr tazminatının davalı …Ş. 'den tahsiline, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş. vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2015/14035 E., 2016/5923 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalılardan Çorum Özel Medikal Ltd. Şti'nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olmuş ve kefil olarak ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak iş bu davayı açmıştır. Kefil rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsilini isteyebilir. Somut olayda asıl borçlu Çorum Özel Medikal Ltd. Şti olup, diğer davalı …Ş'nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Davalı olarak gösterilen şirketlerin aralarında organik bağ bulunmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanamayacağı da dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Esasen asıl borçlu şirket, aleyhindeki takibe itiraz etmemiş ve icra takibi onun yönünden kesinleştiğinden asıl borçlu aleyhine açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu yöne ilişkin hüküm temyiz edilmemiştir. Hükmü temyiz eden davalı şirketin ise dava konusu kredi ile ilgisi bulunmadığı ve davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece davalı …Ş hakkındaki davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde karar verildiği doğru görülmediğinden,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/194 E., 2018/179 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalılardan Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic.Ltd. Şti.’nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olduğu ve kefil sıfatıyla ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak açılan, davacı kefilin rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsili için başlatılan icra takibine vâki itirazın iptaline ilişkin eldeki davada; asıl borçlu Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. olup, diğer davalı …Ş.’nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisinin bulunup bulunmadığı, davalı olarak gösterilen şirketler arasında organik bağın mevcut olup olmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu şirkete karşı kefalete dayalı olarak rücu hakkının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 14. Kefalet sözleşmesi, somut olaya uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 483. ilâ 503. maddeleri (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581. ilâ 603. maddeleri) arasında düzenlenmiştir. 15. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Aral, Fahrettin: Borçlar Hukuku -Özel Borç İlişkileri, 7. b., Ankara 2007, s. 437). Daha açık bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine almış olur. 16. Kefalet BK'nın 483. maddesinde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 17. Kefaletin türleri ise BK’nın 486 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 487. maddesi; “Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir” hükmünü içermektedir. 18. Ayrıca, BK'nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır. 6098 sayılı TBK'nın 583/1. maddesi gereğince ise kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. 19. Öte yandan, BK'nın 497. (TBK m. 591) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefil, borçluya ait bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olduğu gibi, kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebileceğini düzenleyen “Alacaklının Haklarına Halefiyet” başlıklı BK'nın 496. (TBK m. 596) maddesi; “Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki hukuki münasebetlerden mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur” hükmünü taşımaktadır. 20. Bu düzenlemeye göre kefil alacaklıya ifada bulunduğu miktarda onun haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla kefalet borcu sona ermekle birlikte kefil alacaklı yerine geçerek borçluyu takip etme imkânı kazanmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu kefili korumak amacıyla alacaklının asıl borç ilişkisinde sahip olduğu haklara halef olmasını ve bu şekilde asıl borçluya rücu edebilmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda kefilin alacaklıya halef olmasının esasını, asıl borçluya rücu hakkı oluşturmaktadır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması, bütün kefalet sözleşmeleri için mevcuttur. Bu doğrultuda müteselsil kefil de alacaklıya yaptığı ifa oranında alacaklının haklarına halef olacaktır. 21. Kefilin alacaklının haklarına halef olması kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kefilin alacaklının haklarına sahip olması kendiliğinden gerçekleşmektedir. Halefiyetin söz konusu olabilmesi için alacaklının rızası gerekmemektedir. 22. Başka bir deyişle; yukarıda belirtilen hükme göre, kefil alacaklıya ifada bulunarak alacaklının haklarına halef olmaktadır. Kefilin alacaklıya yaptığı ifa asıl borcun sona ermesine sebep olmamaktadır. Bu kapsamda kefil de yaptığı ifayı asıl borçludan talep edebilmektedir. Kefilin, asıl borçludan yaptığı ifayı talep edebilmesi ise rücu hakkına dayanmaktadır. 23. Kefilin kefil olma sebebini asıl borçlu ile arasındaki hukukî ilişki oluşturmaktadır. Kefil ve asıl borçlu arasında vekâlet sözleşmesi olması ve kefilin asıl borçlunun vekili olarak hareket etmesi mümkündür. Böyle bir durumda kefil isterse asıl borçlu ile arasındaki iç ilişkiye dayanarak da yaptığı ödemeyi borçluya rücu etme imkânına sahip olacaktır. Bunun gibi aralarındaki iç ilişkinin vekâletsiz iş görme olarak nitelendirilmesi ve kefilin buna dayanarak borçluya rücu etmesi de mümkündür. Bir diğer olasılık olarak iç ilişkinin vekâlet ya da vekâletsiz iş görme olarak kabul edilememesi hâlinde kefil asıl borçludan sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda da talepte bulunabilecektir (Reisoğlu, Seza: Kefilin Rücuu İle İlgili Meseleler, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 1, S. 4, Y. 1962, s. 466). Söz konusu sebeplere dayanarak kefil borçludan talepte bulunabilmekle birlikte kanun koyucu kefil ve asıl borçlu arasında hiçbir ilişki bulunmaması ihtimalini de göz önüne alarak kefile yasal rücu hakkı tanımıştır. Bu kapsamda kefil kanunî halefiyete dayanan rücu hakkına başvurabileceği gibi borçluyla arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakkına da dayanabilecektir (Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s. 270). 24. Nihayet BK'nın 492. (TBK m. 598/1) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. 25. Bu noktada tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). 26. Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. 27. Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir. 28. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş  şirketler  arasında söz konusu olduğundan, ana  şirket  ile kardeş  şirket  ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu  şirketlerin  ekonomik anlamda bağımsız  şirket  vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş  şirketler  arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, E. Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 2008, s. 209). 29. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram  organik  bağ  kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi  organik  bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle  organik  bağ  kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak  organik  bağ  kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle  şirketler  arasında  organik  bağ  tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. 30. Şirketler  ortaklarının akraba olması tek başına  şirketler arasında organik  bağ  olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir. 31. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(19)11-659 E., 2022/82 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 32. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; eldeki dava 27.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olan davacı tarafından kredi borcunun bir kısmının kefil sıfatıyla ödenmesi sonrasında, kredi sözleşmesinin akidi Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yanı sıra, davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanması suretiyle davalı …Ş.’ye rücu hakkının bulunulduğundan bahisle açılan icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davalı …Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. yönünden ise icra takibine bir itirazı bulunmadığından bahisle davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. hakkındaki karar temyiz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. 33. Kredinin kullanıldığı dönemde davalı …Ş.'nin yönetim kurulu; davacı …, Mehmet Erdal Orhanoğlu, Mehmet Sami Abraş, Fatih Mehmet Laçin ve Ahmet Ahlatcı'dan oluşmaktadır. Buna karşılık davalı … Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yönetiminde ise Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin bulunmaktadır. Davalıların yönetiminde ortak şekilde görev alan kişiler, kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilisidir. 34. Yukarıda da açıklandığı üzere, kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerektiği gibi, hukuken iki farklı tüzel kişilik taşıyan bu şirketlerin aslında özdeş olması, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş olması gerekir. Somut olayda bu şartlar gerçekleşmediği gibi, önemle vurgulamak gerekir ki; perdenin aralanması teorisine başvurabilecek kişinin zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi olması gerekir. Dolayısıyla somut olayda, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davacı müteselsil kefil davalı …Ş.’nin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olup, üçüncü kişi olmadığından bu teoriye dayalı olarak rücu isteminde bulunamaz. Davacı üçüncü kişi sıfatına haiz olmayıp, bizatihi iddia ettiği hususları bilebilecek durumda olan kişidir. 35. O hâlde davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabit olduğundan, mahkemece davalı …Ş. hakkındaki davanın reddi gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. 36. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/5447, K. 2021/7321Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/5447 E.  ,  2021/7321 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 04.10.2018 tarih ve 2015/249 E- 2018/601 K. sayılı kararın davalı SHS Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 19.02.2020 tarih ve 2019/781 E- 2020/267 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı SHS Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, davacı …V. ile davalılardan A-C Meridyen Eml. İnş. Turizm. İth. İhr. San ve Tic. Ltd. Şti arasında Antalya Kepez'de kurulmakta olan Kaynak Sitesinden 2 adet daire satın alınması için 31/10/2007 ve 18/04/2008 tarihli gayrimenkul alım sözleşmelerinin imzalandığını, davalı A-C Meridyen … Ltd. Şti.'nin taşınmazları sözleşmede belirtilen günde teslim etmediğini, sözleşmede davalı şirketin getiri garantisi taahhüdünde bulunduğunu, 8 nolu bölümün 128.000,00 TL bedelle satılabildiğini, garanti taahhütnamesine göre davacının 63.093,50 TL zararının olduğunu, davacının geç teslim nedeniyle kira gelirinden mahrum kaldığını, taşınmazların tamamlanmadan satıldığını, davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğunu ileri sürerek, dairelerin tam teslim edilmemesinden dolayı yönetime ödenen 10.870,58 TL, yoksun kalınan kira bedeli olarak 19.440,00 TL, getiri garantisi taahhütnamesi gereğince 63.093,50 TL olmak üzere toplam 93.404,08 TL'nin değişen oranlarda işyecek temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı SHS Gayrimenkul … Ltd. Şti. vekili, dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirketin 31/10/2007 tarihli sözleşmenin tarafı olmadığını ve imzasının bulunmadığını, sözleşmenin muhatabının AC Meridyen Tic. Ltd. Şti. olduğunu, sıfat yokluğundan davanın reddinin gerektiğini, davacı şirketin sahibi olan … Van Tetering'in davaya konu edilen daireler, sözleşmeler, hak ve borçları ile ilgisinin bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı A-C Meridyen Emlak İnşaat Turizm İth. İhr. San. Ve Tic. Ltd. Şti davaya cevap vermemiştir. İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 31/10/2007 ve 18/04/2008 tarihli sözleşmelerin düzenlendiği, 31/10/2007 tarihli sözleşmede projenin ve teknik şartların yerine getirilmesinde sorumluluğun satıcı ve inşaatçı, inşaat projesi ve Türk Standartlarına göre istenilen teknik şartları yerine getirmekle beraber ve ayrı ayrı sorumlu olduğu, A/1 bloğundaki 6 numaralı dairenin 01/11/2008 tarihinde teslimi hususunda, 18/04/2008 tarihinde imzalanan sözleşme ile B/1 bloğundaki 10 numaralı dairenin 01/11/2008 tarihinde teslimi hususunda anlaşıldığı, sözleşmenin taraflar arasında imzalandığı, talep edilen kira bedeline ilişkin olarak yapılan keşif sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu ile davacı tarafın B blok 5 numaralı daire ve B blok 8 numaralı daire için kira bedeli talep edebileceği, B blok 8 numaralı dairenin satış fiyatı sebebi ile davacının uğradığı kaybın olduğu, eksikliklerin giderilmesi için davacının harcama yaptığının anlaşıldığı, davacının B blok 5 numarlı daire için 8.120,00 TL, B blok 8 numaralı daire için 8.120,00 TL kira talep edebileği, B blok 8 numaralı dairenin garantili satış fiyati sebebi ile davacının uğradığı kaybın 63.093,51 TL olduğu, iki taşınmazın tamamlanamadığı ve eksikliklerin giderilmesi için davacının 10.878,58 TL harcama yaptığı gerekçesiyle davanın kısmnen kabul ile 90.212,09 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmiştir. Karar, davalı SHS Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 31/10/2007 ve 18/04/2008 tarihli gayrimenkul satım sözleşmeleri incelendiğinde; taraflar arasındaki ilişkinin taşınmaz satımına ilişkin olduğu, taşınmaz satımından kaynaklanan davaların 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı, Hollanda uyruklu iki gerçek kişinin aynı sebeplerle açtığı davada mahkemece davalı şirketler arasında organik bağ olduğuna ve her iki şirketinde davacılara karşı sorumlu olduğuna hükmedildiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 2012/1237 Esas sayılı dava dosyasında davacılar farklı kişiler ise de, davalılar eldeki davada davalı olan şirketler olduğu, Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin kararı bu dava dosyası yönünden kesin hüküm teşkil etmese de, güçlü delil teşkil ettiği, İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda da davalı şirketler arasında organik bağ olduğu bildirildiği gerekçesiyle davalı SHS Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık Turizm İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalı SHS Gayrimenkul… Ltd. Şti.vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde davalı SHS Gayrimenkul.. Ltd. Şti. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Dava, alacağın temliki niteliğinde olan sözleşmeler ile satın alındığı iddia edilen taşınmazlardaki eksik işler, yoksun kalınan gelir ve sözleşmede kararlaştırılan garanti bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, sözleşmelerin tarafı AC Meridyen Emlak İnşaat Turizm İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti. ile AB Wagenborgen Beheer B.V. limited şirketi olup, satıcı AC Meridyen Emlak İnşaat Turizm İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti. ile birlikte sözleşmelerde taraf olmayan SHS Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık Turizm İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine davanın açıldığı, mahkemece Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 06/05/2014 tarih 2012/1237 Esas- 2014/195 Karar sayılı kararına dayanılarak davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğu, bu iki şirketin birbirinin devamı niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de davalı SHS Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık Turizm İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davacılardan Bronsinvestments Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin dayanılan sözleşmelerin tarafı olmadığı ve dolayısıyla aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı hususu değerlendirilmeksizin karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 3- Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden biri sözleşmelerin ve borç ilişkilerinin nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi, ortaklardan ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunun sonucudur. Diğer bir ifadeyle tüzel kişilerin ve ortakların mal varlığı ve sorumlulukları birbirinden ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda, alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için hukuk sistemlerinde hakkaniyet gereği “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınılarak durumu kötüye kullanan ortakları şirket borçlarından şahsen sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir. Borç yükümlüsü olarak bir tüzel kişilik bulunmakta iken, şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı borçtan dolayı yönelinemez. Ancak, tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle, gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilmektedir. Uygulama ve doktrinde, tüzel kişi ile ortaklarının ya da birden fazla tüzel kişi şirketin birbirinden ayrı olan çalışma alanlarının ve malvarlıklarının birbirine karışması halinde ve ayrıca borçlu şirketin sermayesinin yetersiz kalması durumunda, yani istisnai hallerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği kabul edilmektedir. Belirtmek gerekirse bu teoriye ihtiyatlı yaklaşılmalı, zira teori ile kurallara istisna getirildiğinde mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. (ÇAMOĞLU, Ersin , ‘’ Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması’’, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C.32, .S.2, BATIDER, 2016, s.11-15 ) Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması üç şekilde görülebilmektedir. İlki tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması, bu hal şirket borcundan dolayı şirket yönetici ve ortaklarına gidilme olanağı sağlamaktadır. İkincisi tüzel kişilik perdesinin ters kaldırılması, bu hal şirket yönetici veya ortağının borcundan dolayı şirket tüzel kişiliğine gidilmesini sağlamaktadır. Üçüncüsü ise tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması olup, bu hal ise hakim şirketler topluluğunda söz konusu olabilmektedir. İkinci konu ise, Güven Teorisidir. Güven kavramı; temelinde, dürüstlük, samimiyet kavramlarını barındıran hukuki, ekonomik, sosyal ve kültürel bir kavramdır. Hukuk, uyuşmazlıkların çözümünü zaman zaman kaynağını dürüstlük kuralından alan taraflar arasındaki güven ilişkisinde bulmaktadır. Güven teorisi, tarafların menfaatleri arasında denge kurmayı amaçlar ve kaynağını dürüstlük kuralından alır. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Temeli Alman Borçlar Kanunu’na dayanan bu teorinin, borçlar hukuku mevzuatımızda düzenlemesi bulunmamakla birlikte, gerek Türk hukukunda gerekse İsviçre hukukunda kendisine uygulama yeri bulan bu teori bir kimsenin kendi yarattığı dış görünüşün meydana getirdiği sonuçlara kendisinin katlanmasının gerekliliği, aksi yönde bir düşüncenin iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğinin kabulüne dayanır. Bu kapsamda yorum sırasında güven teorisinin uygulanması TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesinin gereğidir. Kanunun getirdiği güvenin korunmasına ilişkin hükümler yanında, tarafların sözlü veya yazılı davranışları bu güven ortamını sağlayabilir. Sağlanan güvenin, güven sorumluluğu kapsamında, hukuken korunması gerekir. Güven sorumluluğunda taraflar birbirlerinden bekledikleri güveni boşa çıkarmamalıdır. Bu itibarla güven teorisi hukuki güven, istikrar ve hakkaniyet düşüncesini esas alır. Hukukun bir amacı da kişilerin gerek birbirleriyle gerekse devletle olan ilişkilerinde güven ve sürekliliği sağlamaktır. Yasa'ya aykırı sakat bir işlemin uzun bir süre sonra geri alınması adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve istikrar ilkelerine dolayısıyla hukuka aykırı olur. Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti kişiye haksızlık yapmamak ve kendisinin yararlandığı bir süreden kişiyi de yararlandırmak zorundadır. (HGK, T. 06.10.2020, S:2016/(21)10-1602 E, 2020/711 K) Somut olayda; eksik işlerden kaynaklı talep edilen alacağa ilişkin olarak davacı …V. ile davalı AC Meridyen Emlak İnşaat Turizm İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında akdedilen sözleşmelerin taşınmaz satımına ilişkin olması nedeniyle eksik işlerin açık ayıp olarak değerlendirilmesi gerektiği hususu ile taşınmaz satımına ilişkin TBK’nun m. 244/3 hükmünde belirtilen süre gözetilip değerlendirilmeden talep edilen bu alacağa hükmedilmesi doğru olmayıp bu yönden kararın bozulması gerekmiştir. Mahkemece güçlü delil olarak belirtilip gerekçeye esas alınan Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 06/05/2014 tarih 2012-1237/195 sayılı kararından anlaşıldığına göre, tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluna gidilmediği, davalı AC Meridyen Emlak İnşaat Turizm İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin yapmış olduğu broşürlerde hem kendi ünvanına hem de diğer davalı SHS Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık Turizm İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin ünvanına yer verdiği, bu nedenle davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, bununda tüketici hukuku kapsamında verilen güven esas alınarak sözleşmenin tarafı olmayan davalı SHS Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık Turizm İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin sorumluluğuna da gidilmiştir. Tüketici Mahkemesi bu kararını tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisine dayanarak değil, belirtilen şekilde oluşturulan güveni esas alarak verdiği anlaşılmaktadır. Zira, iki ayrı tüzel kişiliği olan şirketlerden uyuşmazlığa konu sözleşmelerin tarafı olmayan davalı SHS Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık Turizm İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin sorumlu tutabilmesi için yukarıda açıklanan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması hallerinden hiç birisine uymadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece yapılması gereken davacı alıcıya sözleşmelerin tarafı olan davalı AC Meridyen Emlak İnşaat Turizm İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti. ile diğer davalı şirketin birlikte güven verip vermediğinin belirlenip sonucuna göre bir karar vermekten ibaret olduğu halde tarafların hukuki durum ve sorumluluklarının yanılgılı değerlendirilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı SHS Gayrimenkul.. Ltd. Şti. vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle de davalı SHS Gayrimenkul.. Ltd. Şti vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı SHS Gayrimenkul… Ltd. Şti.'ne iadesine, 22/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Perdenin kaldırılması uygulamasında şirket borcundan ötürü ortak ve yöneticilere müracaat edilen düz kaldırma, ortak ve yöneticinin borcundan tüzel kişiliğe müracaat edilen ters kaldırma ve kardeş ortaklıklar arasında uygulanan çapraz kaldırma biçimleri öne çıkmaktadır; doktriner tasniflerde borçlunun kendi talebiyle perdeyi aralaması hâli de yer alır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının gerekip gerekmediği, dürüstlük kuralına aykırılık ve kötü niyet olgusu hâkim tarafından değerlendirilmesi gereken hukuki bir nitelendirme olup bilirkişiye devredilemez; bilirkişiler yalnızca teknik hususlarda inceleme yapabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2019/149, K. 2022/894) ilamında vurgulandığı üzere, perdenin aralanması teorisine ancak zarara uğrayan üçüncü kişiler dayanabilir; şirketin ortağı veya yönetim kurulu üyesi olup durumu bilebilecek konumda bulunan kimseler üçüncü kişi sıfatını haiz olmadıklarından bu iddiada bulunamazlar.

Organik Bağ ve Kardeş Şirketlerde Çapraz Sorumluluk

Şirketler arasında organik bağın tespiti, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını ve borcun diğer tüzel kişiliğe teşmil edilmesini gerektirmez. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi (E. 2023/1667, K. 2023/2087), Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (E. 2022/7040, K. 2024/2989; E. 2023/294, K. 2024/3969) ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2019/149, K. 2022/894) kararlarına göre; şirketlerin faaliyet alanlarının, merkez adreslerinin, temsilci veya ortaklarının aynı yahut benzer olması, ortaklar arasında akrabalık bulunması veya kuruluş tarihlerinin aynılığı organik bağın tespitinde delil sayılabilse dahi perdenin aralanması için yeterli görülmemektedir. Gerçek şahısların birden fazla şirkette eş zamanlı ortak ve yönetici olmalarını yasaklayan bir mevzuat hükmü yoktur. Alacağın perdenin arkasındakinden tahsil edilebilmesi için sırf alacaklıyı zarara uğratmak ve mal kaçırmak kastıyla kötü niyetli tasarruflar yapıldığının ve asıl borçlu şirketten alacağın alınamadığının somut delillerle kanıtlanması zorunludur.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/1667, K. 2023/2087Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2023/1667 E.  ,  2023/2087 K. "İçtihat Metni" … MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2004 E., 2023/159 K. … … HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/988 E., 2022/962 K. Taraflar arasındaki iflas ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararın birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili asıl dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 24.11.2015 tarihinde “Elektrik Alım-Satım Anlaşması ”imzalandığını, bu sözleşme uyarınca davalıya yapılan elektirik satışı karşılığı e-faturalar düzenlenerek gönderildiğini, ancak borcun ödenmediğini, başlatılan takibe haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın kaldırılması ile davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep etmştir. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde özetle, davalı şirketler ile asıl davada davalı şirket arasında bağ olduğunu, şirket ortaklarının tüm faaliyetleri tek bir şirket ile yapabilecek iken her bir iş ile ilgili farklı bir şirket kurarak bu şirketin borç ve alacağını diğer şirketlerin sorumluluğundan kurtarmaya çalıştıklarını, tüm bu şirket ortaklarının tüzel kişilik perdesini kullanarak alacaklılarının alacaklarının tahsiline engel olmak niyeti ile hareket ettiklerini ileri sürerek tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldıralarak dava konusu icra takiplerinden kaynaklanan alacaklardan davalıların sorumlu tutulmasını talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Bir kısım davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davalılar … Enerji San. A.Ş. ve … Enerji Tic. A.Ş. ile ilgili olarak; bu şirketlerin davalı … ile bir ilgisinin olmadığını, … Danışmanlık ile ilgili olarak; dava dilekçesinde belirtildiği üzere adi ortaklık söz konusu olmadığını, Proje İth. İhr. İle ilgili olarak; davalı şirketin ortaklık yapısı içinde bu şekilde bir şirketin söz konusu olmadığını, … Tekstil ile ilgili olarak; söz konusu şirket adresinin Şişli-İstanbul olduğunu, bu nedenle yetkili mahkemenin İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, … Enerji ve Sivas Enerjisi ile ilgili olarak; davalı … ile söz konusu şirketlerin ortaklarının aynı açılan davada tüzel kişilik perdesinin kaldırılması koşullarının varlığı için yeterli olmadığını, … Enerjisi, … Enerji, … Güneş Enerjisi, … Enerji, … Enerji, … Enerji ile ilgili olarak; söz konusu şirketlerin yatırım yapması mümkün olmadığı için tasfiye haline girdiklerini, … Enerji ile ilgili olarak; işbu şirketin sermayesinin 50.000,00 TL olup tamamının ödendiğini, herhangi bir yatırımı ve malvarlığının söz konusu olmadığını, … Enerji ve … Enerji ile ilgili olarak; söz konusu şirketlerin rehinli olduğunu, yurtdışında bulunan bir şirkete rehin edildiklerini, bu şirketler yönünden açılan davanın bu şirkete ihbarının gerekeceğini, … Enerji ile ilgili olarak; bu şirketin yatırımının Finans Bankası tarafından karşılanmış olması nedeniyle şirket hisselerinin ve şirketin yatırımına ait yatırım alacaklarının tamamının rehin edildiğini, .. Enerjisi ile ilgili olarak; bu şirketin ticaret sicil kaydının kapatıldığını, davalı şirketin sadece ayni ortaklık yapısı olan … A.Ş.'ye enerji satışı yaptığını, diğer şirketlere herhangi bir satışının söz konusu olmadığını, bu satışın söz konusu borcun oranının hileli bir satışın varlığı için söz konusu olamayacağını savunarak davanın usul ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava yönünden takibe konu faturanın her iki tarafın defter kayıtlarına olduğu ve cari hesap alacağının taraf defterlerinde birbirini doğruladığı gerekçesi ile asıl davanın kabulüne karar verilmiş, birleşen dava yönünden ise; alacaklıların alacaklarını semeresiz bırakmak amacıyla dava dışı borçlu şirketin malvarlığının usulsüz işlemler ile davalı şirketlere aktarılmış olduğuna, davalı şirketlerin tüzel kişiliğinin hukuken kötüye kullanılması amacıyla kurulmuş olduğuna, yani mezkur şirketlerin kuruluşunun hile veya bir kanun veya sözleşme hükmünü yahut bir mahkeme kararını dolanmak kastı taşıdığına ilişkin somut bir delil olmadığı, davacı ile davalı … A.Ş. arasında ticari ihtilafın başlangıcı olarak kabul edilebilecek (davacı yanca kısmen tahsil edilen fatura tarihi olan) 31.08.2016 tarihinden sonra davalı … A.Ş. ile diğer davalılar arasında nakit akışının davalı … A.Ş. lehine olduğu ve … A.Ş.'nin net aktifinde azalma oluşturacak nitelikte diğer davalı tüzel kişilere nakit aktarımının görülemediği, asıl borçlu şirkettin borcundan dolayı davalıların sorumlu tutulabilmesi için gerekli şartların oluşmadığı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirir bir durum söz konusu olmadığı gerekçesi ile birleşen davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; şirketlerin aynı hissedarlardan oluşan aile tipi şirketler olduğu, şirketlerin faaliyet konularının aynı olduğu, davalı ortakların tüm şirketlerde kurucu ortak ve yönetici olarak görev yaptığı, şirket adreslerinin aynı olduğu ve aynı yerden yönetildiği, davaya sunmuş oldukları taraf şirketler arası mail üzerinden yapılan yazışmalardan görüleceği üzere davalı şirketlerin birbirlerinin yerine geçerek müvekkili açısından tek şirket gibi hareket ettiği, yine taraf şirketler arası yapılan görüşmelerde gerek diğer şirketlerin gerekse ortakların malvarlıklarının … şirketinin borcuna yönelik teminat olarak gösterildiği (Malvarlıklarının birbirine karışması), bilirkişi raporunda da sabit olduğu üzere davalı … A.Ş.’nin ortaklardan alacaklar hesaplarına bakıldığında, 2017 yılı başında ortaklardan alacağın yaklaşık 870 bin TL civarında olmasına karşın, 2017 yılı sonunda bu alacağın 27,3 milyon TL yükseldiği, bu yükselişin yurt dışı alacaklarının virmanından kaynaklandığı, buna rağmen … şirketine olan borçların ödenmediği ve bu sebeple müvekkili şirket ve diğer 3. kişilerin alacağının tahsilinin imkansız kılındığı, bilirkişi raporuyla sabit olduğu üzere davalı Mape ve … Şirketlerinin defterlerini sunmamış olmaları sebebiyle defter ibrazından kaçınmış olduğu, dosyaya sunmuş oldukları ve taraflarınca tespit edilen davalı ortakların yurt dışı şirketlerinn olduğu ve davalı şirketlerin ve ortaklarının birlikte hareket ettiğine ilişkin basına verdikleri demeçler olduğu, … şirketinin diğer davalı şirket ve ortaklardan alacağı bulunmasına rağmen tahsil etmemesi sebebiyle müvekkili şirket ve diğer 3. kişilerin alacağının tahsilinin imkansız kılındığı ve diğer şirketlerin aktifinde azaltma yaratmadığı, diğer davalı … Şirketinin şirket ortaklarının bir olması ve çalışmalarını tek elden yürütmesinden kaynaklı olarak, gerçekte hiçbir fatura veya başkaca bir alacak olmamasına rağmen İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün 2018/24309 Esas sayılı dosyası ile … şirketinin alacaklı olduğu kurum ve hakedişleri bilmesi avantajından yararlanarak … şirketinin alacağına, alacak haczi koyarak müvekkili şirketin alacağının tahsiline engel olduğu, bir şirketin alacağını aynı ortak ve temsilcilerin diğer şirket ortak ve temsilcisi olarak imzaladığı hususları dikkate alındığında davanın kabulü için gerekli şartların oluştuğunu, "… şirketinin diğer şirketlere nakit aktarımın olmaması" gerekçesinin de doğru olmadığını, resmi usulde olmasa bile … şirketin malvarlığının hesaplarda ve demirbaş kayıtlarında olması gerekirken şirketin yapılan hacizlerden de açıkça anlaşılacağı üzere hiç bir malvarlığı bulunmadığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ihtilaf 31.08.2016 tarihli faturadan kaynaklansa da ticari ilişkinin 31.12.2016 tarihine kadar devam ettiği, ancak davalı … Enerji San. ve Tic. A.Ş. ile diğer davalılar arasındaki ticari ilişkinin ise 2012 yılından beri süregeldiği, bu ticari ilişki kapsamında davalının, diğer davalılara 10.473.103,15 TL tutarında adat, kira ve satış faturası düzenlediği, yine verdiği senetlere karşılık daha fazla senet aldığı, 2016-2018 yılları arasında da davalı … Enerji San. ve Tic. A.Ş.'nin banka kredi borcunun azalmış olduğu, ayrıca davalı … Enerji San. ve Tic. A.Ş.’nin ortaklar …’dan 647.699,20 TL ve …’dan 564.744,60 TL olmak üzere toplam 1.212.443,80 TL alacaklı olduğu hususları dikkate alındığında davalı … Enerji San. ve Tic. A.Ş.’nin, diğer davalılara tek yönlü bir para çıkış işleminin bulunmadığı, ihtilaf konusu faturadan sonra da diğer davalılar ile aralarındaki nakit akışının davalı … Enerji San. ve Tic. A.Ş.'nin lehine olduğu gibi net aktifinde azalma oluşturacak nitelikte bir nakit aktarımının da bulunmadığı, davalıların yukarıda incelenen kuruluş tarihleri, faaliyet adresleri ve konuları, mevcut ve eski yönetim kurulu üye ve yetkilileri dikkate alındığında kısmen yada tamamen benzerlikler görüldüğü, şirketler arasındaki organik bağ, şirketlerin adreslerinin, faaliyet alanlarının, ortaklarının, temsilcilerinin aynı veya benzer olmasından somut olayın özelliğine göre diğer delillerle desteklendiğinde tespit edilebilir ise de organik bağın varlığının tespiti, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı, tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasında yer alanlardan istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının yani başka bir deyişle TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine aykırı davranıldığının da somut verilerle ispatlanması gerektiği gerekçesi ile davacının istinaf talebinin reddine V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürülen hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, birleşen davada davalılar arasındaki tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması ve asıl davadaki alacaktan birleşen davadaki davalıların da sorumlu olması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup birleşen davada davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Birleşen dava yönünden alınması gereken harç peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/294, K. 2024/3969Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/294 E.  ,  2024/3969 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/92 Esas, 2022/1356 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/610 E., 2020/578 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; banka ile davalı … A.Ş. arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını, dava dışı Eko … A.Ş.'nin sözleşmede müteselsil kefil olduğunu, borcun zamanında ödenmemesi üzerine alacağın tahsili için başlatılan icra takibine borçluların itiraz ettiklerini, bankanın alacağını tahsil edemediğini, dava dışı başka bir banka tarafından davalı … A.Ş. ile dava dışı kefil Eko şirketi hakkında iflas yolu ile başlatılan takibe itiraz edilmesi üzerine iflas davası açıldığını, davanın derdest olduğunu, davalı … şirketinin inşaat piyasasında bilinen … markasını davalı Prekomoz şirketine alacaklılarından mal kaçırmak için devrettiğini, tasarrufun iptali için açılan davanın derdest olduğunu, … şirketinin kurucu ortaklarından … ve davalı …'ın kardeş olduklarını, anılan şahısların başka ortaklarında katılımı ile başka firma adları altında da ticari hayatlarına devam ettikleri davalı Prekomoz şirketinin tek kurucu ortağı olan …'ın …'ın kızı olduğunu, şirketin kuruluşundan kısa süre sonra bu şahsın hisselerini ve şirketi temsil yetkisini amcası olan …'a devrettiğini, açıklanan akrabalık ilişkileri dikkate alındığında davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması gerektiğini, davalı gerçek kişilerin davalı şirket ortakları olduklarını iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500.000,00 TL'nin temerrüt faizi ve BSMV'si ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında derdest dava bulunduğunu, müvekkilleri arasında marka satış ve devrine ilişkin bir tasarruf işlemi olmadığını, markanın müvekkili … A.Ş. adına tescil ve korumasının devam ettiğini, müvekkili Prekomoz A.Ş.'nin de aynı markayı aynı nice sınıfları için tescil ettirmesine muvafakat edildiğini, müvekkili … A.Ş.'nin mal varlığında bir azalmaya yol açmaya muvafakat işlemi nedeniyle davacının zarara uğratılmasının mümkün olmadığını, perdenin aralanması teorisine dayanılarak ortaklara gidilemeyeceğini, iki ayrı şirketin ortakları arasında akrabalık ilişkisi olmasının organik bağın varlığı için yeterli olmadığını, organik bağ teorisinin tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinden farklı bir kuram olduğunu, alacaklının şirket ortağına gidebilmesine izin vermeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yapılan yargılama, toplanan deliler ve tüm dosya kapsamına göre, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için hileye başvurma, dürüstlük kuralına aykırı davranma, hakkın açıkça kötüye kullanıldığının somut olarak ispatı gerektiği, olayda "…" markasının davalı … … A.Ş. tarafından davalı Prekomoz … A.Ş.'ye satış ve devrinin söz konusu olmadığı, davalı … A.Ş.'de tescilinin devam ettiği, marka üzerinde sınırlı bir süre kullanım hakkı verildiği, bu hususun davalı … A.Ş.'nin mal varlığında bir azalmaya yol açtığı, davalı Prekomoz A.Ş.'nin mal varlığında artışa sebep olduğunun kanıtlanamadığı, davacıdan mal kaçırılması durumunun ispatlanamadığı, ticari kayıtlar itibariyle de marka devri yoluyla davalı … şirketinin devamı niteliğinde davalı Prekomoz şirketinin işler yaptığının tespit edilemediği, tüzel kişilik perdesinin aralanarak borçtan borçlu şirket dışında davalı Prekomoz şirketinin ve ortakların sorumlu tutulmasına ilişkin kanaat oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı … A.Ş.'nin kurucu ortaklarından … ve …'ın kardeş olduklarını, davalı Prekomoz A.Ş.'nin ise …'ın tek ortaklığıyla davalı … A.Ş.'nin faaliyet alanlarında çalışmak üzere kurulduğunu, şirket ortağının …'ın kızı olduğunu, davalı Prekomoz A.Ş.'nin kuruluşundan kısa bir süre sonra …'ın hisselerini ve şirketi temsil yetkisini amcası …'a devrettiğini, akrabalık ilişkileri dikkate alındığında davalı şirketler arasında organik bağın açıkça görüleceğini, organik bağın temelinin tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi, hakkın kötüye kullanılması yasağı ve dürüstlük kuralı ilkesi olduğunu, davalı şirketler arasında organik bağın bulunduğunun şirket yöneticisi ve ortakları arasındaki akrabalık ilişkileriyle açıkça ortaya konulduğunu, şirketler arasındaki tüzel kişilik perdesinin de bu nedenle aralanarak yakın akrabaların birlikte kurduğu iki şirket adı altında ticari faaliyetlerinin sürdürdüğü açık olduğundan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gereği yönetim kurulu üyelerinin şirketin borçlarından da sorumlu olduklarının kabul edilmesi gerektiğini, eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, gerekçede kanıtlanamadığı belirtilen hususların uzman bilirkişi tarafından incelenmesi gerektiğini, davanın marka devrinin ortaya çıkardığı zararın tazmini davası olmayıp, marka devride göz önünde bulundurularak taraflarınca ve bilirkişi tarafından tespit edilen diğer faktörler bir arada değerlendirilip, tüzel kişilik perdesinin aralanması, ortakların bu perde ardında ticari faaliyetlerini sürdürmesi sebebiyle tüzel kişi üzerinden girdikleri borçlarını ödemesi, borçtan sorumlu olduğunun kabulü davası olduğunu, inşaat piyasasında yıllardır davalı … A.Ş. tarafından kullanılan ve tanınan "…" markasının davalı Prekomoz A.Ş. adındaki başka bir firma tarafından kullanılması için muvafakat verilmesinin başlı başına alacaklılar için zarar doğuran bir işlem olduğunu, bu işlemin neden olduğu başka bir zararın tespitine gerek bulunmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkeme davacının tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için hileye başvurma, dürüstlük kuralına aykırı davranma, hakkın açıkça kötüye kullanıldığını somut olarak ispatlayamadığı, davacıdan mal kaçırıldığına ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, ticari kayıtlar itibarıyla da davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen nedenleri ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı şirketler arasında organik bağ bulunup bulunmadığı, tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesinin uygulanıp uygulanamayacağı, davacının davalı … A.Ş.'den olan ve genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağını davalılardan talep edip edemeyeceği, talep edebilecek ise miktarı hususlarında toplanmaktadır. Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tüzel kişilik perdesi aralanarak tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/7040, K. 2024/2989Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/7040 E.  ,  2024/2989 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1460 Esas, 2022/1033 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 12.Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/598 E., 2020/457 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı … İnş.Tic. A.Ş'nin başkaca bir kredi ilişkisi nedeniyle kefili olduğu … İnş. San. A.Ş üzerindeki alacağın kat edilmesi sebebiyle söz konusu alacağın tahsilinin riskli hal aldığını, borçlulara ihtarnamenin keşide edildiğini, borcun muaccel hale gelmesi sebebiyle de Ankara 28.İcra Müdürlüğünün 2016/20416 sayılı dosyasında 4.652.459.17-TL alacak için takip talebinde bulunulduğunu, davalılarca borcun tamamına itiraz edildiğini, Arap Türk Bankası A.Ş. tarafından … İnş. A.Ş. ve … İnş.Tic. A.Ş. aleyhine iflas yoluyla takip yapıldığını, Ankara 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/482 E. sayılı dosyasında iflas davası açıldığını, … İnş.Tic.A.Ş.’nin kefaleten borçlu olduğunu, ancak 31.03.2017 günlü Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlanan ilana göre bölünen şirket ve devralan şirket olarak … İnş.Tic. A.Ş. ve yönetim kurulu başkanı olarak …’ın göründüğünü, diğer davalıların … İnş.Tic. A.Ş. ortağı olduklarını, hisselerini bölünme yoluyla devrederek … İnş. Tic.A.Ş.'nin kurucu ortağı olduklarını, her iki şirket adresinin "Turan Güneş Bulvarı . …/Ankara" olduğunu, … İnş.Tic.A.Ş. sermayesinin muvazaalı olarak 50.000,00 TL gösterildiğini, her iki firmanın yönetim kurulu başkanının … olduğunu, diğer ortakların da akraba olduklarını, tüzel kişilikler arasında organik bağ olduğunu ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik banka alacağı olan 500.000,00 TL'nin işleyecek %33.80 temerrüt faizi ve %5 gider vergisi ile davalılardan müştereken tahsiline karar verilmesi talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı … vekili cevap dilekçesinde; açılan davayı kabul etmediklerini, müvekkilinin … İnş.Tic.A.Ş.'nin sadece ortağı olduğunu, yönetim kurulu üyesi olmadığını, bu nedenle aleyhlerine açılan davanın haksız olduğunu, davacı bankanın diğer alacağı varsa bunu … İnş.Tic.A.Ş. tüzel kişiliğinden talep ve dava edebileceğini, ayrıca … İnş.Tic.A.Ş. tarafından daha önce alınan bölünme kararının sadece kayıt üzerinde kaldığını, … İnş.Tic.A.Ş.'ne herhangi bir iş makine veya ekipman verilmediğini, bu nedenle haksız açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2. Diğer davalılar vekili cevap dilekçesinde; açılan davayı kabul etmediklerini, davacının alacağı için Ankara 28.İcra Müdürlüğünün 2016/20416 sayılı dosyasında icra takibi yapıldığını, daha sonra Ankara 9.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/909 E. sayılı dosyasında … İnş.Tic.A.Ş ve … İnş.Tic.A.Ş. aleyhine itirazın iptali davası açıldığını, bu nedenle … İnş.Tic.A.Ş aleyhine açılan davanın mükerrer olduğunu, bölünme esnasında alacaklıların zarara uğratılmadığının bağımsız denetçi raporuyla tespit edildiğini, buna rağmen bölünme işleminin ticaret sicilinde tescil edilmeyerek fiilen yapılmadığını savunarak haksız açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı … İnş.Tic.A.Ş.'nin bölünme yoluna girdiği, … İnş.Tic.A.Ş.'nin 20.10.2016 tarihli Ticaret Sicil gazetesinde yapılan tescil ve ilan ile kurulduğu, … İnş.Tic.A.Ş.'nin 31.03.2017- 07.04.2017- 14.04.2017 tarihlerinde bölünme ilanlarını yaptığı, Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarından henüz bölünme işleminin tamamlanmadığının anlaşıldığı, ilanların alacaklılara yönelik olup alacaklarının teminata bağlanmasını isteyebileceklerinin bildirildiği, davacının, bölünme işleminin başlıbaşına alacaklıları zarara uğratmaya yönelik işlem olduğunu bildirerek, ortakları, yöneticileri ve şirket merkezi aynı olan şirketler arasında organik bağ bulunduğundan tüzel kişilik perdesinin aralanmasını, gerçek kişi ortakların da tüzel kişilerle birlikte sorumlu tutularak … İnş.Tic.A.Ş.'nin borçlarından sorumlu tutulmasını istediği, davalı … İnş.Tic. A.Ş. yönünden aynı alacağa yönelik olarak Ankara 9.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/909 E. sayılı dosyasında açılmış dava bulunması ve bu dosyada karar verilip kesinleştiği dikkate alınarak kesin hüküm nedeniyle davanın usulden reddi gerektiği, diğer davalılar … İnş.Tic.A.Ş., …, …, …, … ve … yönünden tüzel kişilik perdesinin aralanması talep edilmekte ise de, tüzel kişilik perdesinin aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin davacı tarafça somut verilerle ispatlanamadığı, kaldı ki davalı … şirketine bölünme işleminin tamamlanamadığı ve dahi bölünme işleminin alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik muvazaalı işlemler olarak görülmesinin tek başına mümkün olmadığı gerekçesiyle davacının … İnş.Tic.A.Ş. yönünden açtığı davanın kesin hüküm nedeniyle usulden reddine, davacının davalılar … İnş.Tic.A.Ş., …, …, …, … ve … yönünden açtığı davanın yerinde bulunmadığından reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 31.03.2017 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde; kredi borçlusu … İnş.Tic.A.Ş.'nin yönetim kurulu kararıyla bölünen şirket ve devir alan şirket olarak davalılardan …'ın yönetim kurulu başkanı olduğu ve diğer davalı … İnş.Tic.A.Ş.'nin ifade edildiği bir bölünme ilanının yayınlandığını, müvekkili banka tarafından hesabın 15.07.2016 tarihinde kat edildiği düşünüldüğünde … İnş.Tic.A.Ş.'nin adresinde … İnş.Tic.A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve ortakları tarafından 20.10.2016 tarihinde … İnş.Tic.A.Ş.'nin kuruluşu ile alacaklılardan mal kaçırma, … İnş.Tic.A.Ş. hakkında devam eden yasal takip işlemlerinin oluşturduğu baskı ve engellerden etkilenmeden ticari faaliyetlerine devam etmenin amaçlandığını, ayrıca yeni kurulan … İnş.Tic.A.Ş.'nin faaliyet alanının borçlu … İnş.Tic.A.Ş.'nin ticari faaliyeti ile aynı olduğunu, … İnş.Tic.A.Ş.'nin 50.000,00 TL gibi yetersiz bir sermaye ile kurulmuş olmasının da muvazaalı işlem yapıldığının göstergesi olduğunu, her iki şirketin de yönetim kurulu başkanının … olduğunu, ortaklarının akraba olduğu gözetildiğinde her iki şirket arasında organik bağın açıkça görüldüğünü, davalıların hileli yollarla perde altına gizlenmek suretiyle müvekkili bankadan ve diğer alacaklılardan mal kaçırmaya çalıştıklarının sabit olduğunu, her iki şirketin ortaklarının yöneticilerinin firma adreslerinin aynı olmasının davalı firmalar arasında organik bağı ispatladığını, ayrıca dava dilekçelerinde davalılar arasındaki ilişkilerin tespiti için bilirkişi incelemesi istendiğini, ancak talepleri doğrultusunda inceleme yapılamadığını, 22.05.2022 tarihli bilirkişi raporunda davalı … İnş.Tic.A.Ş.'nin ticari defter ve kayıtları olmadığından incelenemediğinin belirtildiğini, bilirkişi tarafından davalı vekilinin beyanına itibar ettiğini, ticari defterin bilirkişi incelemesinde ibraz edilmediği hususunun göz ardı edildiğini, ayrıca davalı şirketler arasındaki bölünmenin tamamlanmamış olmasının davanın reddi gerekçesi olmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı … İnş.Tic.A.Ş. yönünden aynı alacağa yönelik olarak Ankara 9.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/909 E. sayılı dosyasında açılan itirazın iptali davasında davalı borçlunun itirazının iptaline karar verilmiş olup, verilen karar kesinleşmiş olmakla davalı … İnş.Tic.A.Ş. yönünden açılan davanın kesin hüküm nedeniyle usulden reddine yönelik kararın usul ve yasaya uygun olduğu, davalı gerçek kişilerin davalı olan her iki şirketin ortağı ve yöneticisi olmalarına engel bir durum bulunmadığı, ayrıca tüzel kişilik perdesinin aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin davacı tarafça somut verilerle ispatlanamadığı gibi davalı … İnş.Tic.A.Ş.'nin bölünme işleminin de tamamlanamadığı, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesince verilen karar usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dilekçelerindeki beyanlarla, davalıların hileli yollarla ve perde arkasına gizlenmek suretiyle davacı bankadan ve diğer alacaklılarından mal kaçırmayı amaçladığı sabit olduğundan "Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi" göz önünde bulundurularak açmış oldukları işbu davada; davalılar arasındaki ilişkilerin tespiti için bilirkişi incelemesi istenmişse de ,davalı şirketler ve dava tarihine kadar ki davalı şirket yöneticilerinin, ortaklarının malvarlıkları, şirketlerin yaptıkları işler, elde edilen kazançlar, harcamalara ilişkin faturalar, davalı şirketlerin özkaynaklarının, özkaynaklarının harcamalara ve yapılan işlere göre yeterli olup olmadığının mahkemece araştırılmadığını, tarafların ticari defterlerinde inceleme yapılamadığı için ‘…tüzel kişi ile ortakların malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi…’ hususlarının ispatının mümkün olmadığını, 22.05.2022 tarihli bilirkişi raporunda davalı … İnş.Tic.A.Ş.'nin ticari defter ve kayıtları olmadığından incelenemediğinin belirtildiğini, bilirkişi tarafından davalı vekilinin beyanına itibar ettiğini, ticari defterin bilirkişi incelemesinde ibraz edilmediği hususunun göz ardı edildiğini, davalı … İnş. ve Tic. A.Ş. yönünden, aynı alacağa yönelik olarak 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/909 E. sayılı dosyasında açılan ve kesinleşen itirazın iptali davası nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, işbu davanın ise tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi esas alınarak ve tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla açılmış bir alacak davası olduğunu, dolayısıyla her iki dava da aynı alacağın tahsili için açılmışsa da farklı hukuki sebeplere dayandıklarını, bu durumda kesin hüküm nedeniyle davanın reddinin mesnetsiz olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, banka kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kardeş şirketler arasında perdenin çapraz aralanabilmesi için; tek bir iktisadi işletmeye ait işleyişin birbirinden bağımsız tüzel kişilikler arkasına dağıtılması, hukuken farklı görünen şirketlerin alacaklılardan mal kaçırmak veya yükümlülükten sıyrılmak gayesiyle kötü niyetle kurulmuş ve esasen özdeş olması gerekir. Üçüncü kişilerde tek ve güçlü bir şirketle iş yapıldığı algısı oluşturularak şirketlerden birinin borca batırılması veya içinin boşaltılıp ticari faaliyetin diğerine kaydırılması dürüstlük kuralına aykırı bir hak suiistimalidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2020/94, K. 2020/358), ortaklık yapıları, unvanları ve faaliyet alanları iç içe geçen, birbirine kefalet veren ve piyasada tek işletme görünümü sunan yapılar yönünden perdenin çapraz kaldırılarak borçtan diğer şirketin de müteselsilen sorumlu tutulması gerektiğine işaret etmiştir.

Anonim şirket kuruluşundaki kanuna aykırılıklar nedeniyle şirketin butlanı istenebilir mi?

Anonim şirketin kuruluşundaki hukuka aykırılıklar sebebiyle şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 353/1 uyarınca kanuna aykırılıkla menfaatlerin önemli ölçüde ihlal edilmesi veya tehlikeye düşürülmesi halinde asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshi talep edilebilir.

TTK m. 356 kapsamındaki devir veya kiralama sözleşmesi hangi nisapla onaylanır?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 356/3 yollamasıyla aynı Kanunun 421/3-4 maddesi uyarınca genel kurul onayında şirket sermayesinin en az yüzde yetmiş beşini temsil eden payların olumlu oyu aranır. İlk toplantıda sağlanamayan bu nisap izleyen toplantılarda da aynen aranır.

Şirketlerin aynı ortaklara ve adrese sahip olması borçtan diğer şirketi sorumlu tutmaya yeter mi?

Aynı adres, faaliyet alanı veya ortaklık yapısı organik bağın varlığına işaret edebilse de perdenin aralanarak borcun diğer şirkete yöneltilmesi için tek başına yeterli değildir. Alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının ve asıl borçludan tahsilat yapılamadığının somut verilerle ispatı şarttır.

Kuruluş feshi davası hangi süre içinde açılmalıdır?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 353/4 hükmü uyarınca anonim şirketin kuruluşundaki kanuna aykırılıklara dayanan fesih davasının şirketin tescil ve ilanından itibaren üç aylık hak düşürücü süre içinde açılması zorunludur.

Şirket ortağı veya yöneticisi tüzel kişilik perdesinin aralanmasını isteyebilir mi?

Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine sadece zarara uğrayan üçüncü kişiler dayanabilir. Şirketin ortağı veya yönetim kurulu üyesi olup durumu bilebilecek konumda yer alan kişiler üçüncü kişi sıfatını taşımadıklarından bu teoriyi ileri süremezler.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu