Şirket Bölünmelerinde Malvarlığının Geçişi ve Hukuki Rejim

by Avukat Erdal Ersoy
Şirket Bölünmelerinde Malvarlığının Geçişi ve Hukuki Rejim

Şirket Bölünmesinin Hukuki Niteliği ve Türleri

Türk Ticaret Kanunu'nun 159. maddesi uyarınca şirket bölünmesi, tam bölünme ve kısmi bölünme olmak üzere iki temel türde gerçekleşir. 6102 sayılı Kanun'un 160. maddesi uyarınca sermaye şirketleri ve kooperatifler, sermaye şirketlerine ve kooperatiflere bölünebilirler; geçerli olmayan bölünmelerin ise tür değiştirme yoluyla aşılması mümkündür. Tam bölünmede şirketin bütün malvarlığı bölümlere ayrılarak mevcut veya yeni kurulacak şirketlere devrolunur. Devreden şirketin pay sahipleri devralan şirketlerin paylarını ve haklarını iktisap ederken, tam bölünen şirket tasfiyesiz olarak sona erer ve unvanı ticaret sicilinden silinir. Kısmi bölünmede ise şirketin malvarlığının bir veya birden fazla bölümü diğer şirketlere aktarılır; devreden şirket elinde kalan malvarlığı unsurlarıyla tüzel kişiliğini koruyarak varlığını sürdürür. Kısmi bölünmede devredilen malvarlığı karşılığında şirket ortakları devre konu payları iktisap edebileceği gibi, bizzat bölünen şirketin kendisi de payları elde ederek yavru şirketini oluşturabilir. Bölünen malvarlığının mevcut bir ortaklığa devredilmesi devralma yoluyla bölünme, bölünme kapsamında ihdas edilen yeni bir şirkete aktarılması ise yeni kuruluş yoluyla bölünme teşkil eder.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 159Kaynağı aç
MADDE 159- (1) Bir şirket tam veya kısmi bölünebilir. a) Tam bölünmede, şirketin tüm malvarlığı bölümlere ayrılır ve diğer şirketlere devrolunur. Bölünen şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını ve haklarını iktisap ederler. Tam bölünüp devrolunan şirket sona erer ve unvanı ticaret sicilinden silinir. b) Kısmi bölünmede, bir şirketin malvarlığının bir veya birden fazla bölümü diğer şirketlere devrolunur. Bölünen şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını ve haklarını iktisap ederler veya bölünen şirket, devredilen malvarlığı bölümlerinin karşılığında devralan şirketlerdeki payları ve hakları elde ederek yavru şirketini oluşturur. b) Geçerli bölünmeler
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/60, K. 2025/588Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2024/60 E.  ,  2025/588 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/861 E., 2023/908 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.12.2022 tarihli ve 2021/3116 Esas, 2022/8583 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulüyle İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına ve davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin 500.000,00 TL değerindeki %5 hissesinin sahibi olduğunu, davalı şirket ortaklarından … A.Ş. Tarafından davalı şirket hakkında Bakırköy 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/347 Esas sayılı davası ile kayyım atanmasına ve olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesine dair karar alındığını, atanan kayyımın 17.12.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının yapılmasını sağladığını, 07.12.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların iptali için şirket ortaklarından … İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti’nin (Kapatılan) Bakırköy 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/469 Esas sayılı dosyası ile açtığı davanın reddedildiğini, anılan olağanüstü genel kurul kararlarının tescil talebinin de Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından reddedildiğini, bunun üzerine davalı şirketin İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1124 Esas sayılı dosyası ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü aleyhine itiraz davası açtığını, dava devam ederken … İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından davalı şirket aleyhine Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/253 Esas sayılı dosyası ile bölünme sözleşmesinin uygulanması, olmadığı takdirde şirketin feshi talepli dava açıldığını, mahkemenin 17.08.2014 tarihinde ihtiyati tedbir kapsamında İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1124 Esas sayılı davası sonuçlanıncaya kadar yönetim, sonrasında denetim kayyımı atanmasına karar verdiğini, (Kapatılan) Bakırköy 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/469 Esas sayılı davanın reddedildiğini, Yargıtayın kararı bozduğunu ve yargılamanın (Kapatılan) Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/80 Esas üzerinden devam ettiğini, (Kapatılan) Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/253 Esas sayılı dosyasında davalı şirketin feshine karar verildiğini ve kararın temyiz incelemesinin devam ettiğini, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1124 Esas sayılı dosyasında kayyımın kasıtlı eylem/eylemsizlikleri neticesinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, belirttikleri davaların yargılamaları devam etmekteyken kayyımın şirket genel kurulunu, bölünme sözleşmesinin görüşülmesi gündemi ile 08.12.2014 tarihinde toplanmak üzere olağanüstü toplantıya davet ettiğini, toplantının nisap sağlanamadığından 22.12.2014 tarihine ertelendiğini, bu toplantının da 16.01.2015 tarihine ertelendiğini, ancak yapılamadığını, durum bu aşamadayken şirketin büyük iki hissedarının, her nasılsa kendi aralarında ve kayyımla anlaştıklarını, bu anlaşma çerçevesinde kayyımın şirket genel kurulunu bölünme planının görüşülmesi ve karar alınması gündemli olarak olağanüstü toplantıya davet ettiğini ve ihbarname gönderdiğini, kayyıma ve davalı şirkete ihtarname gönderildiğini ancak hiçbir netice alınamadığını, davalı şirketin olağanüstü genel kurulunun 11.04.2016 tarihinde toplandığını ve bir kısım kararlar alındığını, kararların tamamına muhalefet edildiğini, kararların yoklukla malûl, kanun, esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, olağanüstü genel kurul toplantısının bildirilen ve ilan edilen zamanda yapılmadığını, bakanlık temsilcisinin toplantı saati geçtikten sonra toplantı mahalline geldiğini, itirazlarına rağmen toplantıyı açtığını, toplantı başlangıcında toplantı ile ilgili noter onaylı bir karar olmadığının anlaşıldığını, bunun üzerine hâkim ortakların o sırada kayyıma hitaben toplantı talep ettiklerine dair yazı hazırlayarak bakanlık temsilcisine verdiklerini, gündemin 3. maddesine göre tam bölünme hâlinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 159/1-a maddesi gereğince şirketin tüzel kişiliği ve bu suretle mahkeme tarafından atanan yönetim/denetim kayyımının da görevinin kendiliğinden sona ereceğini, bu durum karşısında tam bölünmenin yönetim kayyımlığının ve dolayısıyla mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına yönelik olduğunu, tam bölünme gündemli olağanüstü genel kurul daveti yapmaya mahkeme tarafından atanan yönetim kayyımının yetkili olmadığını, bölünme planının hukuka, malî kayıtlara ve usule uygun olup olmadığının toplantı öncesi makul sürede denetlenemediğini, bölünmenin, dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, müvekkiline hisse devreden şirketlerin yönetim yetkisini kötüye kullandıklarını, şirketin malî kayıtlarında usulsüzlük yaptıklarını, kendi adlarına gerçekte olmayan alacaklar oluşturarak ortaklar cari hesabına kaydettirdiklerini, bölünme konusunda anlaşan ve eldeki dava konusu kararları alan şirket ortaklarının, şirketi yönettikleri dönemde davalı şirketin sattığı, bedelini tahsil ettiği taşınmazları alıcılara fatura etmediklerini, bu defa bölünme sureti ile şirketin sattığı taşınmazları kendi üzerlerine geçirdiklerini, şirket mal varlığını alacaklılar aleyhine kaçırdıklarını, bölünme sonucu oluşturulan şirketlerde müvekkiline hisse verilmesinin öngörülmediğini, müvekkilinin davalı şirketteki hissesinin yok edildiğini, ayrılma akçesi gösterilmediğini ileri sürerek davalı şirketin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı (1) numaralı … İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde husumetin münfesih … Dünyası A.Ş'ye yöneltildiğini, … Dünyası A.Ş'nin tüzel kişiliğinin son bulmasının sebebinin 11.04.2016 tarihli genel kurul kararı ile gerçekleşen tam bölünme olduğunu, anılan şirketin bölünmesi neticesinde üç yeni şirketin oluştuğunu, huzurdaki dava açısından müvekkilinin halefiyetinin sadece bölünen şirketin aktif ve pasif mal varlığı ile sınırlı olduğunu, davanın, iptali istenen şirkete ve genel kurula katılan ortaklara karşı açılması gerektiğini, tasfiye işleminden sonra bir şirkete dava açılmasının hukuken mümkün olmadığını, davanın öncelikle husumet yokluğundan reddini talep ettiklerini, bölünme kararının anlaşmazlığı sonlandırmayı amaçlayan, kararların payların neredeyse tamamına sahip ortakların teklifi, tüm ortakların ve dava dışı üçüncü kişilerin menfaatine olacak şekilde alındığını, davacının genel kurul toplantısında hazır bulunduğunu, toplantı gündeminden, tarihinden ve yerinden bilgi sahibi olan davacının bilgi alma ve inceleme hakkının engellendiğine yönelik soyut iddiasının da davacı tarafça ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı (2) numaralı … İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde davalı olarak … Dünyası İnş. Turz. San. ve Tic. A.Ş.'nin tüzel kişiliğini kaybettiğini, bu nedenle davanın pasif husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, müvekkili şirketin ise davacının dava konusu ettiği genel kurul kararının alındığı tarihte henüz tüzel kişilik dahi kazanmadığını, kayyımın yetkili olmadığı, usulsüz işlemler yaptığı ve davalı şirketi zarara uğrattığı iddialarının genel kurul kararının iptali davasının konusunu oluşturmadığını, davacının bilgi alma hakkının ve inceleme hakkının kullandırılmadığı iddiasının doğru olmadığını, davacı bölünme kararının oylaması sırasında muhalefet şerhi vermediğinden davanın dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddinin gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 3. Davalı (3) numaralı Autopia Yönetim Hizmetleri İnş. San. ve Ticaret A.Ş. vekili; duruşmadaki beyanında davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 07.03.2019 tarihli ve 2016/644 Esas, 2019/283 Karar sayılı kararı ile; davacının iptale ilişkin olarak ileri sürdüğü iki nokta bulunduğu, bunlardan birincisinin şirkete atanan yönetim kayyımının bölünme ile ilgili yetki ve görevinin bulunmaması, ikincisinin ise bölünmeye ilişkin belgelerin talep edildiği hâlde kendilerine iletilmemiş olması olduğu, bölünen … Dünyası A.Ş'ye Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 07.08.2014 tarihinde İstanbul 24. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/114 Esas sayılı dosyası sonuçlanıncaya kadar yönetim ve sonrasında denetim kayyımı olarak …'ın atandığı, atama kararında kayyımın yetkisi borçlandırma işlemleri dışında acil ve malî konularla sınırlandırılmış olup, şirketin bölünmesine ilişkin işlemlerin bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin tartışılması gerektiği, kayyım tarafından böyle bir plan hazırlanması görev kapsamında kabul edildiği takdirde kayyım atanmasının diğer organların yetkilerini ortadan kaldırmayacağından bu planın genel kurulda onaylanmasında herhangi bir hukuka aykırılık olmayacağı, ayrıca anılan bölünme kararı bakımından 6102 sayılı TTK’nın 173. maddesinin yollamada bulunduğu 151. maddesinde anılan nisaplara uyulduğunun anlaşıldığı, davacının ikinci iptal sebebine ilişkin olarak 6102 sayılı TTK’nın 171. maddesinde bir takım düzenlemeler öngörüldüğü, buna göre bölünmeye katılan şirketlerden her birinin, genel kurulun kararından iki ay önce merkezlerinde, halka açık anonim şirketlerin ayrıca Sermaye Piyasası Kurulunun uygun gördüğü yerlerde, bölünme sözleşmesini veya bölünme planını, bölünme raporunu, son üç yılın finansal tabloları ile faaliyet raporlarını ve varsa ara bilançoları, bölünmeye katılan şirketlerin ortaklarının incelemesine sunacağı, bölünme planı hazırlanmasının dava dışı kayyımın görev ve yetkisi dahilinde olmadığı sonucuna varılması veya bölünmeye ilişkin belgelerin talep edildiği hâlde bir örneğinin kendisine ibraz edilmemiş olduğunun tespit edilmesi durumunda da … Dünyası A.Ş. yeni kuruluş yoluyla bölünmüş olup bölünme tescil edildikten sonra tescilin onarıcı etkisi gereği yeni kurulan şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemeyeceğini (6102 sayılı TTK md. 353/1), yeni kurulan şirketin feshi davasının da, ancak yeni kurulan şirketin tescil ve ilanından itibaren üç aylık hak düşürücü süre içerisinde karar verilebileceği (6102 sayılı TTK md. 353/4), bu durumda davalı … Dünyası A.Ş’nin bölünme kararının tescilinden sonra açılmış olan iptal davası veya yokluğun tespiti talebine dayalı olarak yeni kurulan şirketlerin 6102 sayılı TTK’nın 353/1. maddesi gereğince butlanına veya yokluğuna karar verilemeyeceği, her iki kararın da geçmişe etkili olarak sonuç doğuracağı dikkate alındığında bu yönde verilecek karar neticesinde bölünme işleminin iptali veya yok hükmünde olduğunun kabul edileceği, bölünen şirketin ihyası ve yeni kurulan şirketlerin ise fesih ve terkininin gerekeceği, böyle bir sonucun hukuk ve işlem güvenliğinin sarsılmasına neden olacağı ve kanuni düzenlemeye aykırılık teşkil edeceği, yine yeni kurulan şirketlerin feshi için bu şirketlerin tescil ve ilanından sonra kanunda öngörülen üç aylık hak düşürücü süre de geçirilmiş olduğundan yeni kurulan davalı şirketlerin feshinin de artık mümkün olmadığı, son olarak 6102 sayılı TTK’nın 192/3. maddesinde "Bölünme ve tür değiştirmeye ilişkin işlemlerde herhangi bir eksikliğin varlığı hâlinde, mahkeme taraflara bunun giderilmesi için süre verir. Hukuki sakatlık, verilen süre içinde giderilemiyorsa veya giderilememiş ise mahkeme kararı iptal eder ve gerekli önlemleri alır" hükmünü içerdiği, ancak eldeki davada bölünme işleminin 2016 yılında gerçekleştiği dikkate alındığında eksiklik olarak kabul edilen hususların giderilmesi konusunda süre verilmesinin bir çözüm olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 28.01.2021 tarihli ve 2019/1201 Esas, 2021/78 Karar sayılı kararı ile; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde terkin olduğu, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığı, dava dilekçesinde davalı olarak "… Gayrimenkul Yatırım Pazarlama A.Ş.", davacılar olarak "… Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş."nin gösterildiği, bilahare davacı vekilince ibraz edilen 12.07.2016 tarihli dilekçe ile dava dilekçesinin başlığında davacı …Ş.'yi sehven davalı, davalı … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.'yi de sehven davacı olarak gösterdiklerini, dava dilekçesinin başlığını 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 183. maddesine istinaden "DAVACI:… Gayrimenkul Yatırım Pazarlama A.Ş., DAVALI: … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş." şeklinde düzelttiklerini beyan ettiği, mahkemenin 19.01.2017 tarihli ön inceleme hazırlık tutanağı ara kararı ile "Tam bölünme yoluyla sicilden terkin edilen davalı şirket yerine kurulan şirketlere dava dilekçesi ve eklerinin tebliğine" karar verilerek, dava dilekçesinin gerekçeli karar başlığında isimleri yazılı şirketler adına davalı olarak tebliğ edildiği, davalı tarafça husumet itirazında bulunulduğu, HMK'nın 124. maddesi uyarınca, ancak karşı tarafın açık rızası varsa veya maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan bir talebin bulunması hâlinde karşı tarafın rızası aranmaksızın taraf değişikliğinin yapılabileceği, dosya kapsamında davalı taraf değişikliği yapılması hususunda davacı tarafça yapılmış herhangi bir talep bulunmadığı, mahkemece talep olmaksızın dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş. yerine karar başlığında isimleri yazılı şirketlerin taraf değişikliği sonucunu doğuracak şekilde davaya dahil edilerek yargılama yapılıp karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, 6102 sayılı TTK’nın 159. maddesinin 1. fıkrasının, “Bir şirket tam veya kısmi bölünebilir. a) Tam bölünmede, şirketin tüm malvarlığı bölümlere ayrılır ve diğer şirketlere devrolunur. Bölünen şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını ve haklarını iktisap ederler. Tam bölünüp devrolunan şirket sona erer ve unvanı ticaret sicilinden silinir" düzenlemesini içerdiği, tüzel kişiliğin son bulması ile artık eski tüzel kişinin taraf ehliyetinin son bulacağı, HMK'nın 114/1-d maddesinde açıkça dava ve taraf ehliyetinin dava şartı olduğu düzenlendiği, mahkemece resen taraf değişikliği yapılması usule aykırı olduğu gibi, davacı şirketin … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin ortağı olup iptalini talep ettiği genel kurul toplantısına da katıldığı nazara alındığında davanın terkin edilen şirkete yöneltilmesinin maddi bir hatadan kaynaklandığının da kabul edilemeyeceği, açıklanan nedenlerle mahkemece dava tarihi itibarı ile tüzel kişiliği ortadan kalktığından davalı taraf ehliyetine haiz olmayan … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin aleyhine açılan davanın taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın HMK’nın 114/d maddesi uyarınca taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…Dava, davacının pay sahibi olduğu şirketin bölünme kararının iptali ve yokluğunun tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi’nce yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, iş bu kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın HMK’nın 114/d maddesinde yazılı taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir. Davacı dava dilekçesinde, … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’yi davalı olarak göstermiş, bu şirketin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini istemiştir. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen bu şirketin, tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde terkin olduğu, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan somut durum karşısında eldeki davada, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespiti ve iptali talep edilmiş olduğu gözetilerek davacıya, somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ni ihya ettirmesi için süre verilip ihya ettirilmesi halinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesi’nce davanın usulden reddi doğru görülmediğinden temyize konu kararın bozulması gerekmiştir,…”gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; 6102 sayılı TTK'nın 179/3. maddesinde belirtildiği gibi devreden şirketin tescil ile infisah ettiğini, tescilin de genel kurul toplantısından sonra olduğunu, 6102 sayılı TTK'nın 179/1. maddesinde bölünmenin yönetim organınca talep edileceğinin belirtildiğini, buna göre sırf genel kurul toplantısına katıldığından bahisle davacının bölünmenin tescil edildiğinden haberdar olduğunun kabul edilemeyeceğini, devralan şirketlerin külli halefiyet gereğince önceki bölünen şirketten kaynaklanan tüm hukuki ihtilaflar yönünden pasif husumet ehliyetine sahip olduklarını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespiti ve iptali talep edilen olduğu eldeki davada, mahkemece davacıya somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi ihya ettirmesi için süre verilip ihya ettirilmesi hâlinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 124. maddesi. 2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 159 ilâ 193. maddeleri, 445 vd. maddeleri ile 547. maddesi. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. Bölünme; bir ortaklık hukuku kurumu olarak şirketlerde yapısal değişiklik türlerinden biri olup kelime anlamıyla en yalın biçimde; bir bütünün en az iki parçaya ayrılması şeklinde ifade edilebilecektir. Bölünme; halefiyet sonucunu doğuran, bir başka ifadeyle bölünen şirketin bölünen kısmını devralan şirketi, aynı zamanda bölünen şirketin halefi hâline getiren bir yapısal değişiklik türüdür. Terminolojik açıdan halefiyet kavramı bir kimsenin yerini almayı, onun yerine geçmeyi ifade etmektedir (Haluk Nami Nomer, Halefiyet ile Rücu Arasındaki İlişki, Özellikle Sosyal Sigortalar ile Özel Sigortaların Rücu Hakları Bakımından Halefiyetin Rolü, İHFM C. L,V S. 3, 1997, s. 243). 3. Bölünme; şirketin çeşitli gereksinimlerine dayanan küçülme yahut iktisadi ve hukuki varlığını sona erdirme hedefini gerçekleştirmek üzere başvurabileceği bir yapısal değişiklik türüdür. Bu hedefleri, şirketin kısa, orta ve uzun vadede belirlediği amaçları çerçevesinde farklılık gösterebilecektir. Hukuken bölünmesi caiz olan şirket; örneğin öz iştigal alanlarından uzaklaşmış olması ve bu alanlara dönüş ihtiyacı sebebiyle şirketin aktif faaliyetleri içerisinden bir kısmını ayırarak kalan faaliyetler ile ticari hayatına devam edecek biçimde kısmen bölünebileceği gibi ticari faaliyetlerine tümüyle son verme ihtiyacından kaynaklı olarak iki veya daha fazla parçaya ayrılarak tüzel kişiliği son bulacak biçimde bölünebilecektir. 4. Anonim şirketlerde bölünme, şirketin mal varlığı ile yükümlülüklerinin bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilmesi olarak tanımlanabilir. Başka bir anlatımla şirketin mal varlığının ve yükümlülüklerinin tümünün yahut bir kısmının bölünen şirketten ayrılarak kül hâline mevcut yahut yeni kurulacak bir şirkete yahut şirketlere tasfiyesiz olarak devredilip karşılığında devralan şirketteki payların ve hakların bölünen (devreden) şirketin ortaklarının yahut bölünen şirketin bizzat kendisinin devralması, şirket bölünmesini ifade etmektedir (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, İstanbul 2009, s. 143; Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, Ankara 2022, C. I, s. 331, 332). 5. Bu işlem sırasında şirketin bölünen mal varlığı ile yükümlülükleri, tasfiyesiz olarak devralan şirkete intikal ederek karşılığında devreden şirketin ortakları yahut bizzat devreden şirketin kendisi, devralan şirketlerde ortaklık ve diğer hakları tek işlemle ve kendiliğinden kazanırlar. Bu anlamda bölünmeye konu mal varlığına bağlı bütün hak ve yükümlülükler devralan şirkete geçmekle bu geçiş, tek bir işlem ile kendiliğinden gerçekleşir (Pulaşlı, s. 333). 6. Anonim şirketlerde bölünme, tam bölünme ve kısmî bölünme olarak iki şekilde gerçekleşir. Tam bölünmede şirketin mal varlığı bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilir, devreden şirket ortakları devralan şirketlerde paylar ve haklar elde ederler. Tam bölünme suretiyle devreden/bölünen şirket ise tasfiyesiz olarak sona ererek ünvanı ticaret sicilinden terkin edilir (6102 sayılı Kanun md. 159/1-a; 179/3). Devralan şirketler hâlihazırda mevcut olan şirketler olabileceği gibi yeni kurulan şirketler de olabilir. Bu şekilde devreden şirketin payları itfa olunarak bu şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını/haklarını iktisap ederek bölünmeyle sona eren şirketteki hakları ikame edilir (Ferna İpekel Kayalı, Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt I, Ankara 2023, s. 374). 7. Kısmî bölünmede ise şirketin mal varlığının bir veya birden fazla kısmı mevcut yahut yeni kurulmuş şirketlere devredilerek devreden şirket varlığı muhafaza edilir. Devreden şirketin ortakları, devralan şirket yahut şirketlerin pay ve haklarını iktisap edebileceği gibi devreden şirket de devredilen mal varlığı karşılığında devralan şirketlerdeki pay ve hakları elde ederek yavru şirketini oluşturabilir. Tam bölünmeden farklı olarak kısmen bölünen şirket mal varlığının sadece bir bölümünü kendisinden ayırarak bu kısmı bir ortaklığa devretmekle yetinebilir (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2015, s. 726; 727, İpekel Kayalı, s. 377). 8. Kısmî bölünmede de bölünen mal varlığı mevcut bir şirkete devredilebileceği gibi devralan şirket yeni bir şirket de olabilir. Bu kapsamda öğretide de, şirketin bölünen mal varlığının hâlihazırda mevcut olan bir ortaklığa devredilerek gerçekleştirilen kısmî bölünme “devralma yoluyla bölünme”, ayrılan mal varlığının bölünme çerçevesinde yeni kurulacak bir şirkete devredilerek gerçekleştirilen bölünme ise “yeni kuruluş yoluyla bölünme” olarak adlandırılmaktadır (Pulaşlı, s. 336, 337). 9. Anonim şirket bölünmelerindeki başka bir ayrım ise oranların korunduğu (simetrik) bölünme ile oranların korunmadığı (asimetrik) bölünmedir. Bu ayrım, bölünen şirket ortaklarının bölünme işleri sırasındaki payları ile ortaklık haklarının ne şekilde korunacağında ve devralan şirketteki hakların ne şekilde devreden şirket ortaklarına tahsis edileceğinde önem arz eden bir ayrımdır. Bu anlamda simetrik bölünmede; devreden şirket ortaklarına devralan şirkette, devreden şirketteki mevcut payına uygun oranda pay tahsisi söz konusu iken asimetrik bölünmede ise bölünmeye katılan bazı veya tüm şirketlerde, devreden şirketteki mevcut paylarının oranına göre değişik oranlarda şirket payları tahsisi söz konusu olur. 10. Bu noktada bölünme kararının iptalini isteme hakkına ilişkin iptal davasının özelliklerine değinmek gerekir. Kanun koyucu tarafından, 6102 sayılı TTK’da özel düzenleme olan 192. madde ile bölünmeye katılan şirketlerin pay sahiplerine doğrudan bölünme kararının iptalini isteme hakkı tanınmıştır. Bölünme kararının iptali isteminde bulunacak olan pay sahibi, elbette pay sahibi olduğu şirketin genel kurulunca onaylanan bölünme kararının iptalini isteyebilecektir. Ancak herhangi bir pay sahibinin bu hakkına dayanarak iptal isteminde bulunabilmesi için ön koşul, bölünme kararına olumlu oy vermemiş olması ve bunu tutanağa geçirmiş olmasıdır. Bu iki zorunlu koşulu gerçekleştirmeyen pay sahiplerinin iptal istemlerinde esas incelemeye girilemeyeceği açıktır. 11. Anonim şirket genel kurul kararlarının iptaline ilişkin genel düzenleme olan hüküm 6102 sayılı TTK’nın 445. maddesidir. Bu hükme göre kanuna veya esas sözleşmeye, ayrıca özellikle dürüstlük kuralına aykırı olarak alınan genel kurul kararlarının iptali istenebilmektedir. Bu yönü ile hükmün, genel iptal davasına ilişkin düzenlendiği açıktır. Ancak 6102 sayılı TTK’nın 192. maddesi, yapısal değişiklikler yönünden özel iptal davasının düzenlendiği bir hükümdür. 6102 sayılı TTK’nın 192. maddesinde yer alan özel iptal davasında, genel kurul tarafından alınan bölünme kararının “kanuna aykırı” olması koşulu aranmamaktadır. Alınan bölünme kararı Türk Ticaret Kanunu'na uygun olmakla birlikte bölünmeye ilişkin bir kısım hüküm ihlâl edilmiş olabilecektir. Özel iptal davasına göre yalnızca bu ihlâllerden kaynaklı olarak da bölünme kararı iptal edilebilecektir. Aynı şekilde genel iptal davasında “etki kuralı” uygulanmaktayken özel iptal davasında bu kural uygulanmayacaktır. 6102 sayılı TTK’nın 1 34… . maddelerinin ihlâli hâlinde asıl olan özel iptal davasına başvurulmasıdır. Ancak özel iptal davası imkânına rağmen, bu hükümlerin ihlâli hâlinde genel iptal davasına başvurulması önünde bir engel de bulunmamaktadır. Kanun koyucunun bölünme kararına karşı açılacak iptal davasını, 6102 sayılı TTK’nın 445. maddesinin dışında, özel bir hüküm ile düzenleyerek pay sahiplerini bu hususta genel hükme ve dolayısıyla “genel kurul kararının kanuna veya esas sözleşmeye, ayrıca özellikle dürüstlük kuralına aykırı olarak alınmış olması koşuluna” mecbur bırakmamış olması; pay sahiplerinin iddia olunan menfaat zedelenmelerine yahut bölünme usulsüzlüklerine karşı hızlı sonuç almalarını sağlayıcı niteliktedir. 12. Türk Ticaret Kanunu'nun 192. maddesinde yer bulan bu özel iptal davasının konusu bölünme kararıdır. Ancak iptal davasının hangi sebeplere dayanılarak açılacağı hususunda hükümde: “134 ilâ 190 ıncı maddelerin ihlali hâlinde” ifadesi kullanılmıştır. Buna göre iptal davasında ileri sürülebilecek yegâne sebepler, 6102 sayılı TTK’nın 134-190 maddeleri arasında düzenlenen hususlara aykırı biçimde veya noksanlar ile bölünme kararı verildiği yönündeki iddialar olabilecektir. Dolayısıyla bu hükümlerde düzenlenmeyen bir hususa dayanılarak, bu özel iptal davasının açılması mümkün değildir. 13. Bölünme kararına karşı iptal davası açmak üzere hak düşürücü süre tayin eden kanun koyucu, bu süreyi iki ay ile sınırlamıştır. 6102 sayılı TTK'nın 192/1’e göre: “İlanın gerekmediği hâllerde süre tescil tarihinden başlar” Bölünme kararının ilanı gerekmediğinden; bu iki aylık hak düşürücü süre bölünme kararının tescil edildiği tarihten itibaren başlayacaktır. Hak düşürücü süre ay olarak belirlendiğinden; tescilden sonra takip eden ikinci ay içinde tescilin yapıldığı güne karşılık gelen gün, iptal davası açmak üzere son gündür. 14. Bölünme kararına karşı açılacak özel iptal davasının davacısı, bölünme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş olan pay sahipleridir. Davalısı ise tam bölünme hâlinde tam bölünen şirket kendiliğinden sona erip ticaret sicilinden silineceğinden devralan veya yeni kurulan şirket/şirketlere karşı dava açılacaktır (Şafak Narbay, Buğra Kesici, Ticaret Ortaklıklarında Yapısal Değişiklik Kararına Karşı Öngörülen İptal Davası Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, C.1, S.2, Y. 2015, s. 121) . Kısmî bölünmede ise bölünen şirket sona ermeyeceğinden devralan şirket veya şirketler ile birlikte bölünen şirket de davalı olabilecektir. Bir başka deyişle kısmi bölünmenin tarafı olan ve ayakta kalmış tüm şirketler davalı olacaktır. 15. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; bölünmeye dair olağanüstü genel kurul kararının iptaline ilişkin eldeki davada İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın HMK’nın 114/d maddesine göre taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir. Bu karar Özel Dairece davacı şirkete somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi ihya ettirmesi için süre verilip, ihya ettirilmesi hâlinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. 16. Davacı vekili dava dilekçesinde, … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi davalı olarak göstermiş, bu şirketin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini istemiştir. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen bu şirketin tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde terkin olduğu, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. 17. Önemle vurgulamak gerekir ki; TTK'nın 547. maddesinde öngörülen “ek tasfiye” müessesesi; şirketin sicilden terkin edilmesine rağmen hâlen alınması zorunlu olan bir takım ek tedbirlere ihtiyaç duyulması, dağıtım dışı kalmış aktifler, mevcut bir dava ya da takipte taraf sıfatının devam etmesi vs. gibi arızî hâller için öngörülmüş bir düzenleme olup, eldeki davaya uygulanamaz. 18. Öte yandan; HMK'nın 124. maddesi ile davalardaki iradi taraf değişikliği hüküm altına almış olup buna göre diğer kanunlarda yer alan özel hükümler saklı kalmak kaydıyla ve karşı tarafın açık rızası ile davada taraf değişikliği mümkündür. Ancak maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilebileceği gibi dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığı durumlarda, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Eldeki davada bu hükmün uygulamasının şartlarını değerlendirmeye gerek bulunmamaktadır. Zira; yukarıda açıklandığı üzere bölünme kararına karşı açılacak özel iptal davasının (6102 sayılı TTK md. 192) veya genel iptal davasının (6102 sayılı TTK md. 445) davalısı tam bölünme hâlinde tam bölünen şirket kendiliğinden sona erip ticaret sicilinden silineceğinden (6102 sayılı Kanun md. 159/1-a; 179/3) devralan veya yeni kurulan şirket/ şirketler olup, devralan şirket veya şirketler külli halefiyet gereğince önceki şirketten kaynaklanan tüm hukuki ihtilaflar yönünden de pasif husumet ehliyetine sahip olmakla, somut olayda ek tasfiyeye (6102 sayılı TTK md. 547) gerek kalmadığı gibi HMK'nın 124. maddesinin şartlarının da değerlendirilmesine gerek yoktur. 19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespiti ve iptali talep edilmiş olduğu gözetilerek davacıya, somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi ihya ettirmesi için süre verilip, ihya ettirilmesi hâlinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 20. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 01.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. "K A RŞ I O Y" Hukuk Genel Kurulu (HGK) önüne gelen uyuşmazlık; tam bölünme yoluyla infisah eden bir şirkete ilişkin olarak, bölünme kararının alındığı olağanüstü genel kurul toplantısının iptali istemli davada şirketin ihya ettirilmesinin gerekip gerekemediğine ilişkindir. Somut olayda … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (… Dünyası A.Ş.) isimli şirketin 11.04.2016 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararlar sonucunda, şirketin tam bölünmeyle infisahı söz konusudur. Bu bölünme sonucunda; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen üç yeni şirket (… İnşaat Sanayi ve Ticaret. A.Ş., … Yönetim Hizmetleri İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., … İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.) teşekkül etmiştir. … Dünyası A.Ş. isimli şirketin ortağı olan davacı …Ş. ise bu bölünmenin kararlaştırıldığı 11.04.2016 tarihli genel kurul toplantısının hukuka aykırı şekilde gerçekleştiğini, genel kurulda alınan kararların da hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek bu kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini talep etmektedir. İlk Derece Mahkemesince, ön inceleme hazırlık tutanağı ara kararı ile "tam bölünme yoluyla sicilden terkin edilen davalı şirket yerine kurulan şirketlere dava dilekçesi ve eklerinin tebliğine" karar verilerek taraf teşkilinin tamamlandığı görülmektedir. Mahkeme yargılama sonucunda davanın (esas bakımından) reddine karar vermiş; hüküm davacı tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince -İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak- taraf ehliyeti dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası A.Ş'nin dava tarihi itibarıyla tüzel kişiliğinin ortadan kalktığına vurgu yapılmıştır. Mahkeme ayrıca İlk Derece Mahkemesinin taraf değişikliği anlamına gelen ara kararının ve işleminin de hukuka aykırı olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Anılan hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 11. Hukuk Dairesince bozulmuştur. Daire, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası …nin tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiğine, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının bu tarihte terkin olduğuna, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığına dikkat çekerek, sicil kaydı terkin edilen davalı … Dünyası A.Ş'yi bu davaya münhasır olarak ihya ettirmesi için davacıya süre verilmesi gerektiğini oy çokluğuyla kabul etmiştir. Karara ilişkin muhalefet şerhinde ise Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 547. maddesi kapsamında şirketin ihyasına karar verilmesinin somut olayda mümkün bulunmadığı görüşüne yer verilmiştir. Muhalefet şerhinde ayrıca devralan şirketler külli halefiyet gereğince önceki şirketten kaynaklanan tüm hukuki ihtilaflar yönünden de pasif husumet ehliyetine sahip olduğundan ek tasfiyeye gerek kalmadığı, yine belirli bir amaçla sınırlı olsa bile şirketin yeniden tescilinin bölünme kararını kısmen de olsa kadük hâle getireceği değerlendirmesinde bulunulmuş; sonuç olarak Bölge Adliye Mahkemesi kararının açıklanan bu gerekçelerle bozulması gerektiği düşüncesi dile getirilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilâmı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararı verilmiş; Hukuk Genel Kurulunun Sayın Çoğunluğunca, Daire kararındaki muhalefet şerhinde açıklanan görüşler esas alınarak direnme kararının değişik gerekçeyle bozulmasına hükmedilmiştir. Sayın Çoğunluğun bu görüş ve değerlendirmelerine aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerle katılmamız mümkün olmamıştır: TTK'nın 159. maddesinde şirketlerin tam veya kısmi olarak bölünebileceği ifade edildikten sonra "Tam bölünmede, şirketin tüm malvarlığı bölümlere ayrılır ve diğer şirketlere devrolunur. Bölünen şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını ve haklarını iktisap ederler. Tam bölünüp devrolunan şirket sona erer ve unvanı ticaret sicilinden silinir." hükmüne yer verilmiştir. Buna göre anonim şirketlerde bölünme, şirketin mal varlığı ile yükümlülüklerinin bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilmesi olarak tanımlanabilir. Bu işlem sırasında şirketin bölünen mal varlığı ile yükümlülükleri, tasfiyesiz olarak devralan şirkete intikal ederek karşılığında devreden şirketin ortakları yahut bizzat devreden şirketin kendisi, devralan şirketlerde ortaklık ve diğer hakları tek işlemle ve kendiliğinden kazanırlar. Bu anlamda bölünmeye konu mal varlığına bağlı bütün hak ve yükümlülükler devralan şirkete geçmekle bu geçiş, tek bir işlem ile kendiliğinden gerçekleşir (HGK'nın 31.05.2023 tarihli ve E.2021/11-418, K.2023/547 sayılı kararı). Buradaki bölünme türlerinden biri olan tam bölünmede; şirketin mal varlığı bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilir, devreden şirket ortakları devralan şirketlerde paylar ve haklar elde ederler. Tam bölünme suretiyle devreden/bölünen şirket ise tasfiyesiz olarak sona ererek unvanı ticaret sicilinden terkin edilir. Devralan şirketler hâli hazırda mevcut olan şirketler olabileceği gibi yeni kurulan şirketler de olabilir. Bu şekilde devreden şirketin payları itfa olunarak bu şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını/haklarını iktisap ederek bölünmeyle sona eren şirketteki hakları ikâme edilir (HGK'nın 31.05.2023 tarihli ve E.2021/11-418, K.2023/547 sayılı kararı). Eldeki davaya konu olan … Dünyası …nin 11.04.2016 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararlarla tam bölünme şeklinde bölündüğü, bu bölünme sonucunda dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen üç yeni şirketin teşekkül ettiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Öte yandan TTK'nın 179. maddesinin (3) numaralı fıkrasında "Tam bölünme hâlinde devreden şirket ticaret siciline tescil ile birlikte infisah eder." düzenlemesi bulunmaktadır. Bu çerçevede … Dünyası …nin 11.04.2016 tarihli genel kurul kararıyla birlikte tam bölünmesi sonrasında bu durumun 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, şirketin sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde tasfiyesiz infisah nedeniyle terkin olduğu da doysa kapsamıyla sabittir. Somut olayda davacı; tam bölünme suretiyle tasfiyesiz infisah olan ve ortağı olduğu … Dünyası A.Ş. isimli şirketin tam bölünmesine ilişkin kararların alındığı genel kurulunun ve söz konusu kararların iptalini talep etmektedir. Bir başka anlatımla davacı, ortağı olduğu şirketin hukuka aykırı olarak bölündüğü ve ticaret sicilinden terkin edildiği iddiasındadır. Bu kapsamda eldeki davada dile getirilen uyuşmazlığın bir anonim şirketin varlığını sona erdirecek şekilde (tam) bölünmesi ve varlıklarının başka şirketlere intikaliyle ilgili olduğu, dolayısıyla da burada infisah eden ve teşekkül eden tüzel kişilerin varlığıyla ilgili bir takım hukuka aykırılıkların öne sürüldüğü görülmektedir. Tam bölünme hâlinde devralan şirketlerin bölünen şirketin hak ve borçlarından sorumlu olmaları, bölünme kararının alındığı genel kurul kararının iptali istemiyle açılan eldeki dava bakımından bir önem taşımamaktadır. Bu durum ancak bölünen şirketin hak, alacak veya borçlarının uyuşmazlık konusu olduğu davalar bakımından devralan şirketlerin tam bölünme suretiyle infisah eden şirketin yerine geçmelerine imkân tanımaktadır. Oysaki eldeki davada uyuşmazlık, dava konusu bölünen ve devralan şirketlerin bizatihi varlığına ilişkin hukuki süreç hakkındadır. Bu tür bir durumda infisah eden şirketin bu uyuşmazlık bakımından yeniden ihyası hukuki bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte TTK'da tam bölünme suretiyle infisah eden şirketlere ilişkin olarak bölünme sürecinin dava konusu edildiği uyuşmazlıklar bakımından şirketin nasıl ihya edileceği konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu bağlamda TTK'nın 547. maddesinde düzenlenen "Ek tasfiye"ye ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanmasının mümkün olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Bir ticaret şirketi infisah veya fesih hâlinde sona erer. İnfisah, kanunda veya esas sözleşmede öngörülen sebeplerden birinin gerçekleşmesi ile ayrıca bir karar alınmasına veya ihbarda bulunulmasına gerek olmaksızın şirketin kendiliğinden sona ermesini ifade ederken; fesih ise kanun veya esas sözleşmede yer alan sebeplerden birine dayanarak bu yetkiye sahip olanlar tarafından şirketin karar şeklinde somutlaşan irade ile sona erdirilmesidir (HGK'nın 10.07.2024 tarihli ve 2024/11-420Esas, 2024/382 Karar sayılı kararı). Esasında bir anonim şirketin sona ermesiyle hukuki varlığının tamamen ortadan kalkmasını ifade eden tüzel kişiliğinin sona ermesi birbirinden tamamen farklı durumlardır. Sona ererek tasfiye hâline gelen ve tasfiye işlemleri eksiksiz bir şekilde tamamlanan şirketin tüzel kişiliğinin sona erebilmesi için ayrıca ticaret sicilinden de silinmesi gerekmektedir. Diğer bir anlatımla anonim şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinden bahsedebilmemiz için hem tasfiye işlemlerinin eksiksiz olarak tamamlanması hem de hukuk güvenliğinin sağlanması açısından ticaret sicilinden silinmesi ve bu iki durumun birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bununla birlikte anonim şirkete ait alacağın veya borcun varlığı ya da mal varlığı ile ilgili olmasa da taraf sıfatını gerektiren ve devam eden hukuki ilişkilerinin söz konusu olduğu hâllerde ticaret sicilinden silinme şirketin gerçekten ve kesin olarak ortadan kalkmış olması sonucunu doğurmaz; bu hukuki ilişkilerin sonlandırılabilmesi için şirketin tüzel kişiliğinin devamının sağlanması gerekir (HGK'nın 10.07.2024 tarihli ve 2024/11-420 Esas, 2024/382 Karar sayılı kararı). Bu çerçevede TTK'nın 547. maddesiyle ek tasfiye özellikle düzenlenmiş; anonim şirketin tasfiye işlemleri tamamlanıp ticaret sicilinden terkin edilmesinden sonra tasfiyenin eksiksiz bir şekilde gerçekleştirilmediğinin ve dolayısıyla ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğunun anlaşılması hâlinde son tasfiye memurları,  yönetim kurulu  üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret  mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri; mahkemece istemin yerinde olduğuna kanaat getirilirse, şirketin ek tasfiye için yeniden tesciline karar verileceği ve bu işlemlerin yapmaları için son tasfiye memurlarını veya yeni bir veya birkaç kişiyi tasfiye memuru olarak atayarak tescil ve ilan ettirileceği belirtilmiştir. Anılan yasal düzenleme, tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu hâllere ilişkindir. Bu bağlamda eldeki davada tam bölünme yoluyla infisah eden bir şirkete ilişkin olarak, bölünme kararının alındığı olağanüstü genel kurul toplantısına ilişkin bir uyuşmazlık söz konusudur. Bir başka anlatımla dava konusu … Dünyası A.Ş. tasfiyesiz şekilde infisah etmiştir. Bu durumda TTK'nın 547. maddesindeki ihya koşullarının somut olayda bulunduğu söylenemez. Buna karşılık tasfiyesiz olarak infisah eden şirketlerin ihyasıyla ilgili olarak izlenecek usulün belirlenmesinde TTK'nın 547. maddesinde yer alan hükümlerden yararlanması mümkündür. Bir başka deyişle anılan kanun hükmündeki düzenlemelerden hareketle eldeki davada taraf teşkilini sağlamak bakımından şirketin yeniden ihyası ile ticaret siciline tescilinin önünde yasal bir engel bulunmamaktadır. Bu çerçevede Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilâmında da açıklandığı üzere davacı tarafa … Dünyası A.Ş'yi ihya etmesi için imkân sağlanması en doğru çözüm olarak öne çıkmaktadır. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesi direnme kararının Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilâmı doğrultusunda ve yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 160Kaynağı aç
MADDE 160- (1) Sermaye şirketleri ve kooperatifler sermaye şirketlerine ve kooperatiflere bölünebilirler. c) Şirket paylarının ve haklarının korunması

Malvarlığının Kısmi Külli Halefiyet İlkeleriyle İntikali

Bölünme sürecinde malvarlığının geçişi münferit devir kurallarına değil, Türk Ticaret Kanunu'nun 159. maddesinin gerekçesinde kabul edilen kısmi külli halefiyet esaslarına tabidir. Şirket bölünmesinde borçların ve malvarlığının geçişine ilişkin Türk Ticaret Kanunu hükümleri, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine nazaran özel kanun niteliği taşır ve öncelikle uygulanır (Yargıtay HGK, E. 2019/116, K. 2022/231). 6102 sayılı Kanun'un 179/4 maddesi uyarınca bölünme işlemi ticaret siciline tescil ile geçerlilik kazanır; tescil anında envanterde kayıtlı olan bütün aktif ve pasif kalemler devralan şirketlere intikal eder (Yargıtay 11. HD, E. 2025/2233, K. 2025/7072). Bölünmeye konu malvarlığı ve bu malvarlığına bağlı bütün hak ile yükümlülükler devralan şirkete tasfiyesiz olarak, tek bir işlemle ve kanun gereği kendiliğinden geçer (Yargıtay HGK, E. 2024/60, K. 2025/588).

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2233, K. 2025/7072Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2025/2233 E.  ,  2025/7072 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI :2022/2207 Esas, 2023/2195 Karar HÜKÜM :Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ :Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI :2021/440 E., 2022/490 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı … İnş. San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti. ile davalı arasında imzalanan sözleşme uyarınca davaya konu taşınmaz üzerinde 49 yıl süreli, bağımsız ve sürekli nitelikte ve dava dışı şirket lehine irtifak hakkı tesis edildiğini, sözleşme kapsamında irtifak bedeli, damga vergisi ödenerek arsa üzerinde bulunan ve yıkılan muhtesat bedeli için dava dışı … İnş. San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti. ile davalı arasında imzalanan sözleşme uyarınca; başka bir taşınmaz üzerinde 49 yıl süreli, bağımsız ve sürekli nitelikte ve dava dışı şirket lehine irtifak hakkı tesis edildiğini, sözleşme kapsamında irtifak bedeli, damga vergisi ödenerek arsa üzerinde bulunan ve yıkılan muhtesat bedeline karşılık sözleşmenin özel hükümlerinin 1. maddesi uyarınca davalı lehine 2.873.841,58 TL bedelli teminat mektubu verildiğini, tapuda dava dışı … İnşaat şirketi lehine irtifak hakkı tesis edildiğini, daha sonrasında sözleşmenin tarafı olan dava dışı şirketinin bölünme yoluna giderek bölünme işleminin ticaret siciline tescil ve ilan edildiğini ve bu bölünme sonucunda müvekkil şirketin doğduğunu, bölünme çerçevesinde irtifak hakkı tesis edilen taşınmaza ilişkin hakların müvekkil şirket üzerinde bırakıldığını, buna dayalı olarak müvekkil şirket lehine tapuda irtifak hakkı tesis edildiğini, müvekkilince davalı idareye başvurulduğunu, davalı tarafından bölünme yoluyla irtifak hakkının müvekkilinin üzerine geçmesi işleminin sözleşmenin devri niteliğinde olduğu gerekçesiyle 2018 yılı irtifak hakkı bedeli 16.340,92 TL, damga vergisi, 3.697.190,68 TL teminat bedelinin talep edildiğini, irtifak hakkı bedelinde ihtilaf bulunmamakla birlikte damga vergisi ve teminat bedeline ilişkin talebinin yersiz olduğunu, zira bölünme yoluyla oluşan yeni şirketin sözleşmenin tarafı olan dava dışı şirketin halefi olduğunu, bu nedenle sözleşme devri olduğu yönündeki değerlendirmede isabet bulunmadığını, müvekkilinden bu kapsamda ek yükümlülükler istenemeyeceğini, müvekkilini irtifak hakkı sözleşmesinin tarafı olarak tanınması hususunda oluşan muarazanın giderilmesi zarureti doğduğunu ileri sürerek müvekkilinin dava dışı şirket ile davalı arasında imzalanan sözleşmenin tarafı olarak kabulüyle ek yükümlülük yüklenilmeksizin sözleşmenin ifasını ve bu husustaki muarazanın giderilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini, aksinin kabulü halinde ise davaya asliye ticaret mahkemesi tarafından bakılacağını, davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süreler sonrasında açıldığını, dava konusu irtifak hakkı devrinin dayanağı işlemlerin sözleşmenin devri niteliği taşıdığını, bu nedenle davacının, müvekkiliyle dava dışı şirket arasında imzalanan sözleşmenin tarafı sayılamayacağını, yapılan işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirket ile dava dışı … İnşaat Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti. arasında geçerli bölünme söz konusu olup bölünme kapsamında ayni hakların 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 179/4 hükmü uyarınca, kısmi bölünmenin ticaret siciline tesciliyle birlikte kendiliğinden devralan davacı şirkete geçtiği, dava dışı … İnş. San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.'den bölünme yolu ile oluşan davacı şirketin, davalı … ile dava dışı … İnş. San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. arasındaki İrtifa Hakkı Sözleşmesinin bölünme nedeni ile doğrudan tarafı olması sebebi ile ek bir yükümlülük yüklenmeksizin söz konusu sözleşme hak ve yükümlülüklerinden yararlanması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile dava dışı … İnş. San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.'den bölünme yolu ile oluşan davacı şirketin, davalı … ile dava dışı … İnş. San. ve Dış Tic. Ltd. Şti. arasındaki İrtifa Hakkı Sözleşmesinin bölünme nedeni ile doğrudan tarafı olması sebebi ile ek bir yükümlülük yüklenmeksizin söz konusu sözleşme hak ve yükümlülüklerinden yararlanmasına, taraflar arasındaki muarazanın bu şekilde giderilmesine karar verilmiş, karar, davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bölünme sözleşmesinin bölünmeye katılan şirketlerden birinin mal varlığının tamamını veya bir kısmını devreden şirket olarak ticaret siciline bölünmenin kaydından itibaren, devralan şirkete devretmeyi taahhüt ettiği, devralan şirketin ise bu taahhüdü kabul ettiği iki taraflı borç yükleyen bir sözleşme olduğu, bu haliyle bölünme kapsamındaki ayni hakların devralana geçişi TTK'nın 179/4. hükmü uyarınca, bölünmenin ticaret siciline tesciliyle birlikte kendiliğinden olacağı, ancak bu hususun sadece bölünen ve devralan şirket bakımından geçerli olduğu, her ne kadar bölünen şirketin üçüncü kişilerle yapmış olduğu sözleşmelerin akıbetinin ne olacağına ilişkin TTK'da açık bir düzenleme bulunmamakta ise de yukarıda bahsi geçen kanun ve taraflar arasındaki sözleşme hükümleri gözetildiğinde şirket bölünmesine ilişkin işlemin üçüncü kişiler yönünden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 2 05… . maddeleri kapsamında değerlendirilmesinin hukuka uygun olacağı sonucuna varıldığı, zira tek taraflı olarak yapılan bölünme işlemi sonrasında sözleşmenin karşı tarafının, devralan şirket ile mevcut hukuki ilişkiyi devam ettirip ettirmeyeceği, devam ettirmesi halinde ilişkinin hangi şartlarda devam edeceği konusunda hak ve yetkisinin bulunması gerektiği, aksinin kabulü durumunda sözleşmenin karşı tarafının (somut olayda davalının) hak ve menfaatlerinin korunmasına imkan kalmayacağı, bu durumun davalının tarafı ve dahli olmadığı bölünme işlemi yüzünden zarara uğramasına sebebiyet verebileceği, aynı zamanda kötü niyetli akitlerce sözleşmenin devrine ilişkin yasakların etrafından dolanılmasının yolu açılacağı, davalının gerek sözleşmenin 15. maddesi, gerekse yukarıda açıklanan kanun hükümleri çerçevesinde bölünme işlemini bir nevi sözleşmenin devri sayarak buna uygun şekilde işlem tesis etmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, dava dışı şirketin bölünmesiyle oluşan davacı şirketin, dava dışı şirket ile davalı arasında imzalanan sözleşmenin halefiyet yoluyla tarafı olup olmadığının, sözleşme devri bulunup bulunmadığının tespiti ile bu kapsamda davalıdan ek yükümlülükler talep edilip edilemeyeceği hususundaki muarazanın giderilmesi istemine ilişkindir. B.Değerlendirme ve Gerekçe Dava dışı şirket ile davalı arasında imzalanan irtifak hakkı sözleşmesinin 15. maddesinde irtifak hakkı devri düzenlenmiş olmakla bu düzenlemeye göre irtifak hakkının devir yasağından söz edilemez. Kaldı ki 6102 sayılı TTK'nın 179/4 hükmünde, bölünmenin ticaret siciline tescille geçerlilik kazanacağı ve tescil ile tescil anında envanterde yer alan bütün aktifler ve pasifler ile devralan şirketlere geçeceği düzenlenmiştir. Davacı şirket sözleşmenin tarafı olan dava dışı şirketin bölünmesi ile kurulmuş, ticaret siciline tescil edilmiş ve bölünme Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilmiştir. O halde bölünme yoluyla külli halefiyet kapsamında irtifak hakkının da davacıya geçtiği dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'un 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/116, K. 2022/231Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/116 E.  ,  2022/231 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; davalı şirketin müvekkiliyle aralarındaki elektrik aboneliği sözleşmesi çerçevesinde Mart 2005-Nisan 2013 tarihleri arasında elektrik tüketim faturası düzenlediğini, söz konusu faturalara kayıp-kaçak bedeli adı altında borç yansıtılarak bu bedellerin müvekkilinden tahsil edildiğini, söz konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu, hiçbir yasal dayanağı bulunmadığını, başkaları tarafından kullanılan kaçak elektriğin faturalarını düzenli ödeyen ve kaçak elektrik kullanmayan kişilere yüklenemeyeceğini, bazı faturalarda bu meblağın açıkça yazılmaksızın borca yansıtıldığını, gerçek miktarın ancak bilirkişi incelemesi vasıtasıyla belirlenebileceğini ve haksız tahsil edilen tüm meblağın müvekkiline iadesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000TL’nin davalından tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) 27.09.2012 tarihli, 28424 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4019 sayılı Kurul Kararı uyarınca elektrik dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin 01.01.2013 tarihinden itibaren ayrı tüzel kişilikler altında yürütülmesine dair düzenleme yapıldığını, bu çerçevede 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) kısmî bölünmeye ilişkin esaslara göre külli halefiyet ilkesi kapsamında bölünme işlemlerinin gerçekleştiğini, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun “Dağıtım Faaliyeti” başlıklı 9/2. maddesine göre elektriğin satışının müvekkili tarafından sağlanmadığını, bu işi bölünmeye ilişkin esaslar çerçevesinde kurulan perakende satış şirketleri tarafından yürütüldüğünü, dağıtım şirketindeki perakende faaliyetine ilişkin her türlü hak, alacak ve borcun … Elektrik Perakende Satış Anonim Şirketine (…) geçtiğini, kısmî bölünmenin 03.07.2013 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandığını, TTK’nın 179/4. maddesine göre tescil anında envanterde yer alan bütün aktif ve pasiflerin devralan şirkete geçtiğini, kısmî bölünme ilanının “Amaç” başlıklı 3. maddesine göre müvekkili şirketin malvarlığının bir bölümünün (İlan, m. 3/a) , bunun yanında abonelerle yapılan perakende satış sözleşmelerinin ve bu sözleşmeler kapsamında doğan tüm hak ve borçların kül hâlinde …’a devredileceği (3/b), hangi şirket tarafından yahut hangi şirkete karşı açıldığına bakılmaksızın bölünmenin gerçekleştiği tarihe kadar açılmış yahut açılacak dağıtım faaliyetiyle ilgili tüm dava ve icra dosyalarından doğan hak ve borçların müvekkili …’a, perakende satış faaliyetiyle ilgili olanların ise …’a ait olacağının (3/e) belirlendiğini, bu nedenle alacak-borç yükümlülüğünün …’a ait olduğunu, TTK’nın 176. maddesine göre davadaki talep haklı görülecek olursa dâhi bölünme planıyla kendisine borç tahsis edilen (birinci derece sorumluluğu bulunan) şirketin ödeme yükümlülüğü altında bulunduğu, bu şirkete yasal başvuru yapılmaksızın ikincil sorumlu şirketlerden talepte bulunulamayacağını, davanın konusunu oluşturan fatura bedellerini tahsil eden şirket kendisi olmadığından müvekkilinin bedellerin iadesinden sorumlu tutulamayacağını, tüm bunların yanı sıra davaya konu kayıp kaçak bedeli uygulamasının kanuna uygun olduğunu ve EPDK kararı iptal edilmeksizin iadesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.02.2016 tarihli, 2015/439 E., 2016/70 K. sayılı kararı ile; …’nin 01.01.2013 tarihinden itibaren … Elektrik Parekende Satış A.Ş. ve … Elektrik Dağıtım A.Ş. olarak bölündüğü; bölünme sözleşmesinin 3. maddesi kapsamında, hangi şirket tarafından ya da hangi şirkete karşı açıldığına bakılmaksızın, bölünmenin gerçekleştiği tarihe kadar lehe/aleyhe açılmış/açılacak ve parekende satış faaliyeti ile ilgili olanlardan doğan hak ve alacaklar ile borç ve yükümlülüklerin …’a ait olacağı; aynı ilkenin bölünmenin gerçekleştiği tarihten (kısmi bölünme onayına ilişkin kararın tescil edildiği tarih) sonra leh/aleyhe açılacak dava icra dosyaları içinde geçerli olacağı; bu kapsamda, şirketlerin bölünme işlemlerinin yerine getirildiği ve tescil edildiği; TTK nın 179-(4). maddesi dikkate alındığında; tescil anında envanterde yer alan parekende satışa ilişkin bütün aktif ve pasiflerin …’a geçtiği; davalı …’ın TTK’nın 176. maddesi kapsamında bölünme sözleşmesine göre kendisine borç tahsis edilen şirket olan …’ın birinci derecede sorumlu bulunduğu; bu şirket alacaklıların alacaklarını ifa etmezse bölünmeye katılan diğer şirket olan davalının ikinci derecede sorumluluğunun doğacağı; ikinci derecede sorumlu bulunan şirketin ilk sırada takip edilebilmesi için kanunun öngördüğü istisnai durumların somut olayda mevcut olmadığı, buna göre birinci derecede sorumlu …’a karşı dava açıp, takip yapmadan …’a karşı bu davanın açılmasının erken açılan dava niteliğinde bulunduğu gerekçesiyle TTK’nın 176. maddesi kapsamında ikincil sorumluluğu doğduğu takdirde, davacının ileride dava açma hakkı saklı kalmak üzere davalı hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 08.02.2017 tarihli ve 2016/11060 E., 2017/967 K. sayılı kararı ile; “…Davada uyuşmazlık; davacı şirketin davaya konu alacağı nedeniyle davalı şirketin sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Türk Ticaret Kanununun176.maddesine göre; ''(1) Bölünme sözleşmesi veya bölünme planıyla kendisine borç tahsis edilen şirket, bu suretle birinci derecede sorumlu bulunan şirket, alacaklıların alacaklarını ifa etmezse, bölünmeye katılan diğer şirketler, ikinci derecede sorumlu şirketler, müteselsilen sorumlu olurlar. (2) İkinci derecede sorumlu olan şirketlerin takip edilebilmeleri için, alacağın teminat altına alınmamış ve birinci derecede sorumlu şirketin; a) İflas etmiş, b) Konkordato süresi almış, c) Aleyhinde yapılan bir icra takibinde kesin aciz vesikası alınmasının şartları doğmuş, d) Merkezi yurt dışına taşınmış ve artık Türkiye’de takip edilemez duruma gelmiş veya e) Yurt dışındaki merkezinin yeri değiştirilmiş ve bu sebeple hukuken takibi önemli derecede güçleşmiş, olması gerekir.'' Türk Borçlar Kanununun 203.maddesine göre ise; bir işletme, başka bir işletme ile aktif ve pasiflerin karşılıklı olarak devralınması ya da birinin diğerine katılması yoluyla birleştirilirse, her iki işletmenin alacaklıları, bir malvarlığının devralınmasından doğan haklara sahip olup, bütün alacaklarını yeni işletmeden alabilirler. Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumunun 27.09.2012 tarih 28424 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 12.09.2012 tarihli 4019 sayılı kurul kararı ile Elektrik Piyasası Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükmü çerçevesinde, dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin dağıtım şirketleri tarafından 01/01/2013 tarihinden itibaren ayrı tüzel kişilikler altında yürütülmesine ilişkin hazırlanan, “Dağıtım Ve Perakende Satış Faaliyetlerinin Hukuki Ayrıştırılmasına İlişkin Usul Ve Esaslar”ın kabul edilerek, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin 01/01/2013 tarihinden itibaren ayrı tüzel kişilikler altında yürütülmesine karar verilmiştir. Somut olayda da yukarıdaki karar çerçevesinde ; … de 01.01.2013 tarihli bölünme sözleşmesi ile … Elektrik Parekende Satış A.Ş ve davalı … Elektrik Dağıtım A.Ş olarak ikiye bölünmüştür. Ancak; 01.01.2013 tarihli bölünme sözleşmesi ile davaya konu abonelik sözleşmesinden kaynaklanan borç ve alacakların aidiyetine ilişkin hükümler TBK'nın 203.maddesine göre davacı bakımından hüküm doğurmaz. Davacı ile abonelik sözleşmesi imzalayan davalı şirketin bölünme sözleşmesi imzaladıktan sonra davacı abonenin, abonelikten doğan hak ve alacaklarının hangi şirkette kaldığını takip etme gibi bir yükümlülüğü olamayacağı gibi davalı şirketin davacı abone bakımından tedarikçi sıfatı ile de sorumluluğu devam ettiğinden dava tarihi itibariyle bu davada taraf sıfatı bulunmaktadır. (Keza; bölünme sözleşmesi iç ilişkiyi ilgilendirir.) Davalının davacı ile yaptığı abone sözleşmesinin tarafı olarak akdi sorumluluğu, bölünme sözleşmesi ile ortadan kalkmaz, davalının tedarikçi (dağıtıcı) sıfatından kaynaklanan sorumluluğu devam etmektedir. Kaldı ki; somut olayda talep 01.01.2013 tarihinden önceki döneme aittir. Davalının bölünmeden önceki borçtan sorumluluğu BK nın 203. maddesine göre devam eder. Bunun yanında; TBK m.196- BK m. 174'e göre; borcun nakli ancak alacaklının muvafakati ile olur. Bölünme sözleşmesinin borcun nakli mahiyetinde olduğu kabul edilse bile alacaklının muvafakati ile borcun nakli olabilir. Davalı şirketin, tedarikçi sıfatından dolayı davacıdan tahsil edilen kayıp- kaçak bedelinin iadesi talebi bakımından davalının somut olayda pasif husumet ehliyeti bulunduğu göz ardı edilerek yukarıdaki gerekçe ve yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu durumda mahkemece karar tarihi sonrasında 17.06.2016 tarih 29745 sayılı R.G. de yayımlanarak yürürlüğe giren ancak bu yasa değişikliği öncesinde açılan ve halen devam eden davalarda da uygulanması gereken hükümlerden 6719 Sayılı Kanunla değişik 6446 Sayılı Kanunun 17.,18.,19., maddeleri ile geçici 19 ila 20. maddelerine göre inceleme yapılarak tartışılıp değerlendirildikten sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekmektedir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Mahkemenin 26.09.2017 tarihli ve 2017/672 E., 2017/833 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe yanında, somut olayda TBK’daki borcun nakline ilişkin düzenlemelerin işlerlik kazanmayacağı, şirket bölünmesine ilişkin olarak TTK ile düzenlenmiş özel hüküm niteliğindeki kuralların öncelikle uygulanması gerektiği belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasındaki elektrik aboneliği sözleşmesi çerçevesinde davalı … tarafından kesilen faturalarda kayıp kaçak bedeli adı altında haksız şekilde tahsilat yapıldığı iddiasıyla açılan eldeki davada, …’ın pasif husumetinin (sıfatının) bulunup bulunmadığı, davalı şirketin perakende satış işlemleri yönünden 03.07.2013 tarihinde ilan edilen sözleşme ile bölünmüş olması nedeniyle talebin öncelikle TTK’nın 176. maddesi çerçevesinde bölünme sonrası oluşan …’a yöneltilmesi gerektiği ve davanın … yönünden bu aşama tamamlanmadan açılmakla erken açılmış dava niteliğinde olduğu yönündeki ret kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle genel kanun-özel kanun ilişkisine değinilmesi faydalı olacaktır. 13. Normlar hiyerarşisi, hukuk normlarının derece ve kuvvetini belirlemekte ve bir hukuk düzeninde var olan normların çokluğu anlamına gelmektedir. 14. Hukuk normları hiyerarşisinde aynı hususla ilgili farklı düzenlemeler içeren eşit hiyerarşik statüyü paylaşan normların var olması hâlinde mevcut olaya uygulanacak hukuk normları “genel kanun – özel kanun” ilişkileri göz önünde bulundurularak tespit edilmelidir. Bu bağlamda, içerdiği konular açısından her olaya veya herkese uygulanması mümkün olan kanunlar “genel kanun”, buna karşılık belirli olaylara veya belli durumlara uygulanan kanunlar ise “özel kanun” olarak tasnif edilmektedir (Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-3129 E., 2021/1041 K. sayılı kararı). 15. “Yasaların çatışması” olarak da adlandırılan bu gibi durumlarda sonraki norm, öncekinin yerini alır (lex pasterior deraget priori); özel kanun, genel kanundan önce gelir (lex specialis per generalem non deregatur); açık anlamlı norm, kapalı anlamlı normdan önce gelir biçiminde kabul edilen temel ilkelerden yararlanılmalıdır (Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2019 tarihli ve 2015/10- 536 E., 2019/388 K. sayılı kararı). 16. Bu bağlamda Türk Ticaret Kanunu’nun Türk Borçlar Kanunu’na göre özel düzenleme niteliğinde olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. 17. Gelinen aşamada davacının davaya konu sözleşme ilişkisinin … ile kurulduğu, şirket bölünmesinin kendileri tarafından bilinmesinin beklenemeyeceği savunması üzerinde durulması ve açılan davanın tarafının gösterilmesinde yanılma hâlinin tartışılması gerekir. 18. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 119/1-b maddesi gereği dava dilekçesinde davacı, talebinin muhattabı olan kişiyi yani hasmını, davalıyı açıkça gösterir ve davanın açılmasıyla tarafları da belirlenmiş olur. 19. Kural olarak da her dava, dava dilekçesinde gösterilen taraflar arasında devam eder. Fakat bazı hâllerde dava devam ederken taraflarda değişiklik olabilir. Bu değişiklik kanundan dolayı yahut kendiliğinden veya taraflardan birinin iradesiyle doğabilir (Kuru, Baki:Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C:1, s. 1202). 20. Taraf değişikliği, açılmış ve görülmekte olan bir davada, davanın taraflarından birinin davadan ayrılması ve onun yerini “üçüncü kişinin” almasıdır (Gross, B./Zuber, R.; Berner Kommentar, Schweizerische Zivilprozessordnung, Bern 2012, s. 894-atıf yapan; Akkaya, Tolga: Medeni usul Hukukunda İradi Taraf Değişikliği, Dokuz Eylül Üniversitesi, C.16, s. 897). Daha geniş anlamıyla taraf değişikliği, bu değişimin yanında davaya mevcut tarafların yanı sıra yeni kişilerin eklenmesiyle de gerçekleşebilir. 21. Bu kurum, usul ekonomisi ilkesine, yargılamanın basitleştirilmesi ve dava içinden yeni davalar doğmaksızın uyuşmazlıkların bir an önce çözümlenmesine hizmet eder. Bilhassa taraf sıfatında yanılgı sonucu yanlış kişi veya kişilerin taraf olarak gösterilmesi hâlinde daha da önem taşır. 22. Gelinen noktada “taraf sıfatında yanılgı”nın ne olduğunun ortaya konulması için öncelikle sıfat (husumet) kavramının kısaca açıklanması yerinde olacaktır. 23. Kelime anlamı “bir şahıs veya şeyin hâli” olan sıfat (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, s. 977), dava konusu sübjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkidir (Kuru, s.1157). Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler, şeklen o davanın tarafları ise de mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verebilmesi için bu kişilerin gerçekten o davada davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine; davalı sıfatı ise, bir sübjektif hakkın kendisinden davalı olarak istenebileceği, o hakka uymakla yükümlü olan kişiye aittir. Gerek davacı gerekse davalı sıfatı tamamen maddi hukuka göre belirlendiğinden sıfat konusu usul hukuku sorunu değildir ve bu sebepledir ki sıfat yokluğundan verilecek bir karar yine işin esasına yönelik bir karardır. 24. 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) iradi taraf değişikliğine ilişkin yasal düzenleme olmadığından uygulamada teşmil yoluyla hasım değiştirilmesi mümkün görülmemiş, davacının davayı yanlış (davalı sıfatı olmayan) kişiye karşı açmış yani hasımda yanılmış olması durumunda, davalı gösterdiği bu kişiyi değiştirerek davaya gerçekten davalı sıfatına sahip kişiye karşı davaya devam edilmesini isteyemeyeceği kabul edilmiştir. 25. Mülga Kanun döneminde uygulama kural olarak bu şekilde olmakla birlikte, hasımda yanılmayla temsilcide yanılma birbirine karıştırılmamalıdır. 26. Temsilcide yanılma daha çok, kabul edilebilir bir yanılgı sebebiyle doğan iradi taraf değişikliği ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu yanılgı, mevzuattaki ve kurumlar arasındaki karmaşık görev ve sorumluluk dağılımından (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 tarihli, 2011/9-718 E., 2012/36 K. sayılı; 18.01.2017 tarihli, 2015/22-703 E., 2017/17K. sayılı kararları), devleti temsil eden tüzel kişiliğin belirlenmesindeki karşılıklık veya güçlükten (HGK’nın 24.06.2021 tarihli, 2018/(22)9-154 E., 2021/844 K. sayılı, 13.10.1993 tarihli, 1993/20-424 E., 10993/570 K. sayılı kararları), tüzel kişi yerine o tüzel kişiliği temsil eden kişinin muhatap sanılmasından (HGK’nın 06.02.2020 tarihli, 2010/20-1124 E., 2020/90 K. sayılı kararı) gerçekte taraf sıfatına sahip olan kişi ile taraf olarak gösterilen kişi arasındaki iç ilişkinin yahut tüzel kişilikler veya ticarî işletmeler arasındaki devir ilişkisinin bilinmemesinden kaynaklanabilir. 27. Temsilcide yanılma hasımda yanılma anlamına gelmez ve hukukî yaptırımı da hasımda yanılmada olduğu gibi davanın reddi kadar ağır bir sonuç doğurmaz. 28. Bu uygulamanın sebebi, hukukumuzda esas olan şeklî taraf teorisinin çok katı uygulanmasının bazı durumlarda teorinin özünü zedeleyen, amacı dışında sonuçlar doğurarak usul ekonomisi ilkesine de aykırı şekilde gereksiz birtakım yargılamalara yol açan sonuçlar doğurmasıdır. Davada taraflar gösterilirken bazen maddî hata sebebiyle bir yanılgı ortaya çıkabileceği gibi, davacı üzerine düşen tüm özeni göstermesine rağmen dava açacağı kişiyi doğru tespit edememiş olabilir. Bu nedenledir ki, temsilcide yanılma olarak nitelenen durumlar haklı bir yanılma kabul edilerek diğer tarafın rızası aranmadan yargılamanın gerçek muhataba karşı yürütülmesi uygulaması benimsenmiştir. Aynı şekilde, yanılma, diğer tarafın davranış ya da işlemlerinden veya hukukî ilişkinin karmaşık niteliğinden de kaynaklanabilir. 29. Nitekim kanun koyucu bu hususu yasal bir düzenlemeye kavuşturmak amacıyla 6100 sayılı Kanun’un 124. maddesiyle “Tarafta iradi değişilik” konusunu düzenlemiştir. Anılan düzenleme; “(1) Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. (2) Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır. (3) Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. (4) Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder” şeklindedir. 30. Buna göre bir davada taraf değişikliği ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür (HMK, m. 124/1). Ancak kanun koyucu bu konuda yasalarda yer alan özel hükümleri saklı tutarak (HMK, m. 124/2) hâkimin izni ile taraf değişikliği yapılabilecek hâllere de yer vermiştir. Maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edileceği gibi, tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması durumunda da hâkimin izniyle taraf değişikliği yapılabilecektir (HMK, m. 124/3,4). 31. Gerek davacı gerekse davalı taraf yönünden söz konusu olabilecek iradi taraf değişikliğinin amacı, gereksiz yere dava açılmasını önlemek ve taraf değişikliği yapılmasından önceki yargılama sonuçlarından yararlanılmasını sağlamak suretiyle usul ekonomisini gerçekleştirmektir (Taş Korkmaz/Hülya: Medenî Usul Hukukunda İradi Taraf Değişikliği, Ankara 2014, s. 169-170). 32. İradi taraf değişikliği için gereken şeklî koşullar; taraf değişikliğinin kabul edilebilir (caiz) olmasının bir dava şartı sayılması, taraf değişikliğini isteyen tarafın buna ilişkin talepte bulunması, karşı tarafın rızası veya kanunda belirtilen hâllerde mahkemenin izni şeklinde sıralanabilir. 33. Kabul edilebilir bir yanılgı olarak değerlendirilen hâller, temelinde, dürüstlük kuralına uygun bir iradeyle yanlıştan, hatadan dönme mahiyeti taşıdığından bu gibi durumlarda HMK’nın 124. maddesinin 3 ve 4. fıkralarında aranan şartlar aslında aynı anda gerçekleşmiş olur. 34. Kanun koyucu konuyu yasal düzenlemeye kavuştururken iradi taraf değişikliğinin koşulu olarak ‘irade’yi yani talebi aramış ise de, taraf gösterilmesinde kabul edilebilir bir hatanın mevcudiyeti gibi bazı hâllerde hâkimin, temsilcide hata yapan ve fakat HMK’nın 124. maddesi anlamında talebi bulunmayan tarafa yukarıda ayrıntılarıyla değinilen temsilcide yanılma kurumu çerçevesinde imkân tanıması gerekir. Bu kabul, hem Kanun’un düzenleme amacına uygun olacak hem de temsilcide yanılma şeklinde tezahür eden hatanın sonradan düzeltilmesiyle usul ekonomisi ilkesine de hizmet edecektir. 35. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davaya konu alacak isteminin temelini oluşturan hukukî ilişkinin yani abonelik sözleşmesinin davalı … ile imzalandığı, 23.03.2005-05.12.2012 tarihleri arasında ilişkin faturaların da bu şirket tarafından kesilerek tahakkuk edildiği konusunda çekişme bulunmamaktadır. 36. Ne var ki Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun 12.09.2012 tarihli, 4019 sayılı Kurul Kararıyla; 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu uyarınca dağıtım lisansı sahibi tüzel kişilerin dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin 01.01.2013 tarihinden itibaren ayrı tüzel kişilikler altında yürütülmesine karar verilmiştir. Söz konusu Karar’ın 5. ve 8. maddesinde bölünmenin 6102 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde tamamlanacağı belirtilmiş; bu kapsamda … şirketinin kısmi bölünme suretiyle perakende satış faaliyetleri yönünden …’a devredildiği, külli halefiyet ilkesi kapsamında abonelik sözleşmelerinin de … tarafından devralındığı, hangi şirket tarafından ya da hangi şirkete karşı açıldığına bakılmaksızın bölünmenin gerçekleştiği tarihe kadar açılmış veya açılacak davalardan dağıtım faaliyetine ilişkin olanlarla ilgili tüm hak, borç ve yükümlülüklerin …’a, perakende satış faaliyetiyle ilgli olanların ise …’a ait olacağı ilan edilmiştir (Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi, 03.07.2013 tarihli, 8355 sayılı ilanında yer alan “Bölünme Sözleşmesi”, m.3). 37. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Kararı ve Bölünme Sözleşmesinde de atıf yapıldığı üzere şirket bölünmesinin söz konusu olması durumunda gerek Mahkeme gerekse Özel Daire kararında ayrıntılı olarak bahsi geçen TTK’nın 159 ve devam maddelerinde yer alan düzenlemelerin esas alınması gerekir. Bu düzenlemenin TBK hükümlerine göre özel hüküm niteliğinde olduğu taraflar arasındaki uyuşmazlıkta öncelikle uygulanacağı açıktır. 38. Türk Ticaret Kanunu’nun 176. maddesi gereğince bölünmeyle birlikte borcu ödemekle yükümlü olan şirket bu borçtan birinci derecede sorumludur. Çünkü, bölünmede aktif/pasif gruplaştırmasında borç ona intikal etmiştir. Kural olarak birinci derecede sorumlu şirkete başvurmadan diğer (ikinci derecede) sorumlu şirketlere başvurulamaz. Somut olayda maddenin ikinci fıkrasında yer alan istisnai koşullar da bulunmamaktadır. Bölünme ticaret siciline tescille geçerlilik kazanır. Tescil ile tescil anında envanterde yer alan bütün aktifler ve pasifler devralan şirketlere geçer (TTK, m. 179/4). Bu nedenle davanın TTK hükümleri çerçesinde öncelikle …’a açılması gerektiği ve …’a karşı açılmasının erken açılan dava niteliğinde bulunduğu yönündeki direnme gerekçesi haklı ve yerindedir. 39. Bununla birlikte; yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere davalı … ile dava dışı … arasındaki bölünme ve devralma sürecinin davacı tarafından bilinmemesi makul bir yanılgıdır ve bu yanılgının hasımda yanılgı ya da eksiklik olmayıp temsilcide hata niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. 40. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesinde aranan taraf iradesinin varlığı koşulu somut olayda mevcut olmadığından bu hükmün işlerlik kazanamayacağı açık ise de, gerek teori ve gerekse kararlık kazanmış olan yargısal uygulamaya göre Mahkemece yapılması gereken iş, verilecek bir ara kararla durumun belirtilmesi ve davanın doğru hasma yöneltilmesi için davacıya imkân sağlanmasıdır. Nitekim benzer bir uyuşmazlıkta Hukuk Genel Kurulunun 03.03.2010 tarihli, 2010/4-115 E., 2010/129 K. sayılı kararıyla aynı neticeye varılmıştır. 41. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde, somut olayda talep olmadığı için HMK’nın 124. maddesi uygulanamayacağı gibi temsilcide yanılmadan da bahsedilemeyeceği zira davacının iradesinin bizatihi akidi olan ve faturaları da düzenleyen kişiye karşı dava açmak yönünde olduğu, yargılama sırasında verilen dilekçelerle bunun açıkça ifade edildiği, bu nedenle TTK hükümleri çerçevesinde verilen usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 42. Diğer taraftan direnmeye ilişkin gerekçeli kararın başlık kısmında dava tarihinin 18.03.2015 olması gerekirken 13.06.2017 olarak gösterilmesi, mahallinde her zaman giderilebilir bir maddi hata teşkil ettiğinden bozma nedeni yapılmamıştır. 43. Hâl böyle olunca, direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.03.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 179Kaynağı aç
MADDE 179- (1) Bölünme onaylanınca, yönetim organı bölünmenin tescilini ister. (2) Kısmi bölünme sebebiyle devreden şirketin sermayesinin azaltılması gerekiyorsa buna ilişkin esas sözleşme değişikliği de tescil ettirilir. (3) Tam bölünme hâlinde devreden şirket ticaret siciline tescil ile birlikte infisah eder. (4) Bölünme ticaret siciline tescille geçerlilik kazanır. Tescil ile tescil anında envanterde yer alan bütün aktifler ve pasifler devralan şirketlere geçer. IV – Tür değiştirme 1. Genel hükümler a) İlke

Bölünme sözleşmesi veya planı düzenlenirken bünyeden çıkarılacak her bir malvarlığı unsurunun büyüklüğünün ve değerinin Türk Lirası cinsinden açıkça belirlenmesi ve listelenmesi zorunludur. Bölünmeye tahsis edilen malvarlığı grubunda hem aktif hem de pasif unsurların bir arada bulunması kanuni bir gerekliliktir; yalnızca borçlardan ibaret pasif devri hukuken caiz değildir, ancak devredilen aktif ile pasifin birbirine denk olması şartı aranmaz. Tescille birlikte hüküm ifade eden tek işlem kuralı çerçevesinde, bölünmeye dahil olan ve devreden şirkete bağlanmış sözleşmeler kanun gereği kendiliğinden devralan şirkete geçer. Bununla birlikte, niteliği gereği devri kabil olmayan, kişiye sıkı surette bağlı bulunan veya açık devir yasağına tabi olan sözleşmelerin bu otomatik geçişe tabi olup olmayacağı hususu doktrinde tartışmalıdır.

Ortaklık Paylarının Korunması ve Sermaye İşlemleri

Bölünmede şirket paylarının ve haklarının korunmasında Türk Ticaret Kanunu'nun 140. maddesine yapılan atıf uyarınca şirket paylarının devamlılığı ilkesi uygulanır. Bölünen şirketin pay sahiplerinin hakları, malvarlığı değeri ve oy hakkı dağılımı gibi ölçütler gözetilerek yeni yapı içinde karşılanır. Simetrik bölünmede şirket pay sahiplerine devreden şirketteki mevcut paylarına denk oranda pay verilirken, asimetrik bölünmede ortaklara mevcut pay oranlarından farklı oranlarda pay tahsis edilmesi mümkündür (Yargıtay HGK, E. 2024/60, K. 2025/588). Kısmi bölünme neticesinde devreden şirketin sermayesini azaltması icap ettiğinde, Türk Ticaret Kanunu'nun 162. maddesi gereğince Kanun'un 473 ve 474. maddeleri tatbik edilmez; böylelikle yönetim kurulu raporu aranmaksızın ve alacaklılara çağrı yapılmaksızın sermaye azaltımı gerçekleştirilebilir. Aynı biçimde, devralan şirketin bölünme sebebiyle yapacağı sermaye artırımında da Türk Ticaret Kanunu'nun 163/2 maddesi uyarınca ayni sermaye konulmasına ilişkin yasal kurallar uygulanmaz.

Tahsis Edilmemiş Değerler ve Borç Sorumluluğu

Bölünme sözleşmesinde veya planında açıkça tahsis edilmemiş malvarlığı konularının akıbeti Türk Ticaret Kanunu'nun 168. maddesiyle düzenlenmiştir. Tam bölünmede tahsisi yapılmamış malvarlığı unsurları üzerinde, devralan şirketler kendilerine intikal eden net aktif oranında paylı mülkiyet hakkı iktisap eder; kısmi bölünmede ise tahsis dışı kalan değerler devreden şirketin mülkiyetinde kalır. Bu ilke alacaklar ve maddi olmayan malvarlığı hakları hakkında da kıyasen tatbik edilir. Tam bölünmede herhangi bir şirkete özgülenmemiş borçlardan bölünmeye katılan şirketler müteselsilen sorumlu tutulur (TTK m. 168/3). Sözleşme veya planla kendisine borç tahsis edilen şirket ise Türk Ticaret Kanunu'nun 176. maddesi uyarınca bu borçtan birinci derecede sorumludur; alacaklıların alacakları ifa edilmedikçe bölünmeye katılan diğer şirketler ikinci derecede müteselsilen sorumlu olur (TTK m. 176/1; Yargıtay HGK, E. 2019/116, K. 2022/231). İkinci derecede sorumlu şirketlerin takip edilebilmesi için, alacağın teminata bağlanmamış olması ve birinci derecede sorumlu şirketin iflas etmesi, konkordato süresi alması, hakkında yapılan takipte kesin aciz vesikası şartlarının doğması ya da merkezini yurt dışına taşıyarak takibinin imkânsız veya önemli ölçüde güç hale gelmesi şarttır (TTK m. 176/2; Yargıtay HGK, E. 2019/116, K. 2022/231).

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 176Kaynağı aç
MADDE 176- (1) Bölünme sözleşmesi veya bölünme planıyla kendisine borç tahsis edilen şirket, bu suretle birinci derecede sorumlu bulunan şirket, alacaklıların alacaklarını ifa etmezse, bölünmeye katılan diğer şirketler, ikinci derecede sorumlu şirketler, müteselsilen sorumlu olurlar. (2) İkinci derecede sorumlu olan şirketlerin takip edilebilmeleri için, alacağın teminat altına alınmamış ve birinci derecede sorumlu şirketin; a) İflas etmiş, b) Konkordato süresi almış, c) Aleyhinde yapılan bir icra takibinde kesin aciz vesikası alınmasının şartları doğmuş, d) Merkezi yurt dışına taşınmış ve artık Türkiye’de takip edilemez duruma gelmiş veya e) Yurt dışındaki merkezinin yeri değiştirilmiş ve bu sebeple hukuken takibi önemli derecede güçleşmiş, olması gerekir. bb) Ortakların kişisel sorumluluğu

İş İlişkilerinin Devri ve İşçi Alacaklarının Teminatı

Tam veya kısmi bölünmede işçilerle akdedilen hizmet sözleşmeleri, Türk Ticaret Kanunu'nun 178/1 maddesi uyarınca işçi itiraz etmediği sürece devir tarihine kadar doğan bütün hak ve borçlarla birlikte devralana geçer. İşçinin sözleşmenin intikaline itiraz etmesi durumunda, hizmet sözleşmesi kanuni işten çıkarma süresinin bitimiyle sona erer; işçi ve devralan işveren bu süre hitamına kadar sözleşmeyi ifa etmekle yükümlüdür. İşveren, aksine bir düzenleme bulunmadıkça veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça hizmet sözleşmesinden doğan haklarını üçüncü şahıslara devredemez. Türk Ticaret Kanunu'nun 178/3 maddesi uyarınca eski işveren ile devralan işveren, bölünmeden evvel muaccel olan alacaklar ile sözleşmenin olağan süresinde veya itiraz sebebiyle sona ereceği tarihe kadar geçecek sürede muaccel kılınacak işçi alacaklarından müteselsilen sorumludur. Ayrıca devreden şirketin bölünmeden önce borçlardan sorumlu bulunan ortakları, intikal gününe kadar muaccel olan ve hizmet sözleşmesinin normal veya itiraz sebebiyle sona ermesine kadar doğacak borçlardan müteselsilen sorumlu kalmaya devam ederler; işçiler muaccel olan ve kanunda gösterilen çerçevede muaccel hale gelecek alacaklarının teminat altına alınmasını talep edebilirler.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 178Kaynağı aç
MADDE 178- (1) Tam veya kısmi bölünmede, işçilerle yapılan hizmet sözleşmeleri, işçi itiraz etmediği takdirde, devir gününe kadar bu sözleşmeden doğan bütün hak ve borçlarla devralana geçer. (2) İşçi itiraz ederse, hizmet sözleşmesi kanuni işten çıkarma süresinin sonunda sona erer; devralan ve işçi o tarihe kadar sözleşmeyi yerine getirmekle yükümlüdür. (3) Eski işveren ile devralan, işçinin bölünmeden evvel muaccel olmuş alacakları ile hizmet sözleşmesinin normal olarak sona ereceği veya işçinin itirazı sebebiyle sona erdiği tarihe kadar geçen sürede muaccel olacak alacaklarından müteselsilen sorumludur. (4) Aksi kararlaştırılmadıkça veya hâlin gereğinden anlaşılmadıkça, işveren hizmet sözleşmesinden doğan hakları üçüncü bir kişiye devredemez. (5) İşçiler muaccel olan ve birinci fıkrada öngörüldüğü şekilde muaccel olacak alacaklarının teminat altına alınmasını isteyebilirler. (6) Devreden şirketin bölünmeden önce şirket borçlarından dolayı sorumlu olan ortakları, hizmet sözleşmesinden doğan ve intikal gününe kadar muaccel olan borçlarla, hizmet sözleşmesi normal olarak sona ermiş olsaydı muaccel hâle gelecek olan veya işçinin itirazı sebebiyle hizmet sözleşmesinin sona erdiği ana kadar doğacak olan borçlardan müteselsilen sorumlu olmakta devam ederler. 7. Ticaret siciline tescil ve geçerlilik

Bölünme Kararının İptali ve Pasif Husumet

Türk Ticaret Kanunu'nun 192. maddesi uyarınca bölünme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirtmiş olan pay sahipleri ya da kararın yönetim organınca verilmesi hâlinde ortaklar, kanun hükümlerinin ihlali gerekçesiyle iptal davası açabilirler (Yargıtay HGK, E. 2024/60, K. 2025/588). Bu dava için öngörülen süre iki aylık hak düşürücü süre olup, ilanın gerekmediği hâllerde süre tescil tarihinden itibaren işlemeye başlar (TTK m. 192/1). Tam bölünme neticesinde devreden şirket tescil işlemiyle birlikte infisah edip ticaret sicilinden silindiğinden (TTK m. 179/3), iptal davasında pasif husumet külli halefiyet gereğince devralan veya yeni kurulan şirketlere yöneltilir (Yargıtay HGK, E. 2024/60, K. 2025/588). Kısmi bölünmede ise devreden şirket varlığını koruduğundan, açılacak davada devralan şirketlerle birlikte bölünen şirket de davalı konumunda yer alır. Tasfiyesiz sona erme söz konusu olduğundan, Türk Ticaret Kanunu'nun 547. maddesindeki ek tasfiye müessesesi tam bölünmede uygulanma alanı bulmaz. İşlemlerde herhangi bir eksiklik bulunması hâlinde mahkeme taraflara eksikliğin giderilmesi için süre verir; eksiklik giderilemezse mahkemece karar iptal edilir ve gerekli önlemler alınır (TTK m. 192/3).

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 192Kaynağı aç
MADDE 192- (1) 134 ilâ 190 ıncı maddelerin ihlali hâlinde, birleşme, bölünme ve tür değiştirme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş bulunan birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin ortakları; bu kararın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde iptal davası açabilirler. İlanın gerekmediği hâllerde süre tescil tarihinden başlar. (2) Kararın bir yönetim organı tarafından verilmesi hâlinde de bu dava açılabilir. (3) Birleşme, bölünme ve tür değiştirmeye ilişkin işlemlerde herhangi bir eksikliğin varlığı hâlinde, mahkeme taraflara bunun giderilmesi için süre verir. Hukuki sakatlık, verilen süre içinde giderilemiyorsa veya giderilememişse mahkeme kararı iptal eder ve gerekli önlemleri alır. 3. Sorumluluk
Şirket bölünmesinde malvarlığı devralan şirkete ne zaman intikal eder?

Malvarlığı unsurları, bölünmenin ticaret siciline tescil edildiği anda kısmi külli halefiyet kuralları çerçevesinde tek bir işlemle ve kendiliğinden devralan şirkete geçer (TTK m. 179/4; Yargıtay 11. HD, E. 2025/2233, K. 2025/7072; Yargıtay HGK, E. 2024/60, K. 2025/588).

Bölünme planında tahsis edilmemiş malvarlığı ve borçlar nasıl paylaştırılır?

Tahsis dışı kalan malvarlığı tam bölünmede net aktif payları oranında paylı mülkiyete tabi olur, kısmi bölünmede ise devreden şirkette kalır; tam bölünmede tahsis edilmeyen borçlardan şirketler müteselsilen sorumludur (TTK m. 168).

Bölünme sonrası borçlardan ikinci derecede sorumlu şirketlere ne zaman başvurulur?

İkinci derecede sorumlu şirketlerin takibi için alacağın teminatsız olması ve birinci derece sorumlu şirketin iflası, konkordato alması, kesin aciz vesikası şartlarının doğması veya merkezini yurt dışına taşıması zorunludur (TTK m. 176/2; Yargıtay HGK, E. 2019/116, K. 2022/231).

Bölünme halinde işçilerin hizmet sözleşmeleri ve alacakları nasıl korunur?

Hizmet sözleşmeleri işçi itiraz etmedikçe bütün hak ve borçlarla devralana geçer; eski ve yeni işveren bölünme öncesi ve bildirim süresi sonuna kadar doğan alacaklardan müteselsilen sorumlu olup işçiler teminat talep edebilir (TTK m. 178).

Bölünme kararının iptali davası hangi sürede ve kime karşı açılır?

Bölünme kararının iptali davası tescilden itibaren iki aylık hak düşürücü süre içinde açılır; tam bölünmede husumet devralan şirketlere, kısmi bölünmede ise devralan şirketlerle birlikte bölünen şirkete yöneltilir (TTK m. 192; Yargıtay HGK, E. 2024/60, K. 2025/588).

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu