Sınır Ötesi Şirketlerle Mal Kaçırma ve Hukuki Sorumluluk

by Avukat Erdal Ersoy
Sınır Ötesi Şirketlerle Mal Kaçırma ve Hukuki Sorumluluk

Yabancı Şirketlerin Ehliyeti ve Uygulanacak Hukuk Kuralları

Borçluların alacaklıların takibinden kurtulmak amacıyla sınır ötesinde şirket yapıları tesis etmesi veya malvarlığını yabancı tüzel kişilere aktarması borçtan kurtulmayı temin etmez. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, tüzel kişilerin veya kişi ya da mal topluluklarının hak ve fiil ehliyetleri kural olarak statülerindeki idare merkezi hukukuna tabidir. Buna karşılık, ilgili tüzel yapının fiilî idare merkezinin Türkiye'de bulunması hâlinde ehliyet hususuna Türk hukuku uygulanabilir. Aynı maddenin beşinci fıkrası uyarınca, statüsü bulunmayan tüzel kişiler ile tüzel kişiliği bulunmayan kişi veya mal topluluklarının ehliyeti ise fiilî idare merkezi hukukuna tabidir. Görünürdeki idare merkezi yurt dışında gösterilse dahi fiilî idare merkezinin Türkiye sınırları içinde yer alması Türk hukukunun uygulanmasına zemin hazırlar.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 9Kaynağı aç
MADDE 9 – (1) Hak ve fiil ehliyeti ilgilinin millî hukukuna tâbidir. (2) Millî hukukuna göre ehliyetsiz olan bir kişi, işlemin yapıldığı ülke hukukuna göre ehil ise yaptığı hukukî işlemle bağlıdır. Aile ve miras hukuku ile başka bir ülkedeki taşınmazlar üzerindeki aynî haklara ilişkin işlemler bu hükmün dışındadır. (3) Kişinin millî hukukuna göre kazandığı erginlik, vatandaşlığının değişmesi ile sona ermez. (4) Tüzel kişilerin veya kişi veya mal topluluklarının hak ve fiil ehliyetleri, statülerindeki idare merkezi hukukuna tâbidir. Ancak fiilî idare merkezinin Türkiye'de olması hâlinde Türk hukuku uygulanabilir. (5) Statüsü bulunmayan tüzel kişiler ile tüzel kişiliği bulunmayan kişi veya mal topluluklarının ehliyeti, fiilî idare merkezi hukukuna tâbidir. Vesâyet, kısıtlılık ve kayyımlık

Bir tüzel kişinin alacaklılardan mal kaçırma maksadıyla kurulmuş olması, kuruluş ülkesinin tabi olduğu hukuka uygun biçimde tüzel kişilik kazanmış olması hâlinde bu yapıyı kendiliğinden kesin hükümsüz kılmaz. Şirketin usulünce vücut bulmuş tüzel kişiliği varlığını sürdürse de bu durum borçlunun hukuki sorumluluğunun bertaraf edildiği anlamına gelmez.

Muvazaa ve Emredici Hükümlere Aykırılık Sebebiyle Butlan

Sınır ötesi şirketler üzerinden alacaklıları aldatmak gayesiyle yapılan işlemlerde görünürdeki beyanlara değil, tarafların gerçek niyetine itibar edilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19'uncu maddesi hükmü gereğince, sözleşmenin türü ile içeriğinin saptanmasında ve yorumunda, tarafların yanlışlıkla yahut gerçek maksatlarını perdelemek için seçtikleri tabirlere bakılmaksızın ortak ve gerçek iradeleri esas alınır. Dolayısıyla salt borcu gizlemek amacıyla kağıt üzerinde kurulan sözleşmeler muvazaa denetimine tabi tutulur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 19Kaynağı aç
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. E. Genel işlem koşulları I. Genel olarak

Borçlunun mal kaçırma kastıyla gerçekleştirdiği hukuki işlemler kanunun emredici sınırlarına çarpar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27'nci maddesi uyarınca; kanunun emredici kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırılık taşıyan yahut konusu başlangıçtan itibaren imkânsız olan sözleşmeler kesin hükümsüzlük yaptırımıyla maluldür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 27Kaynağı aç
MADDE 27- Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur. III. Aşırı yararlanma

Tasarrufun İptali Davası ve Zarar Verme Kastına Dayalı Şartlar

Alacaklılar, borçlunun yurt dışındaki şirketlere veya bu şirketler aracılığıyla üçüncü şahıslara intikal ettirdiği malvarlığı tasarruflarına karşı iptal davası açabilir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277'nci maddesi doğrultusunda iptal davasının gayesi, Kanun'un 278, 279 ve 280'inci maddelerinde düzenlenen tasarrufi işlemlerin butlanına hükmettirmektir. Söz konusu dava, elinde geçici yahut kesin aciz vesikası bulunan her alacaklı tarafından açılabileceği gibi iflas idaresi veya kanunun cevaz verdiği hallerde bizzat alacaklılar eliyle ikame edilebilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 277Kaynağı aç
Madde 277 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İptal davasından maksat 278, 279 ve 280 inci maddelerde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. Bu davayı aşağıdaki şahıslar açabilirler: 1 – Elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı, 2 – İflas idaresi yahut 245 inci maddede ve 255 inci maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hallerde alacaklıların kendileri. İvazsız tasarrufların butlanı:

Mevcudu borçlarını karşılamaya yetmeyen bir borçlunun alacaklılarını zarara sokma kastıyla gerçekleştirdiği tasarruflar, karşı tarafın borçlunun mali tablosunu ve zarar verme kastını bildiği veya bilmesini icap ettiren açık emarelerin yer aldığı hallerde iptale tabidir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 280'inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu hükme dayanılarak tasarrufun iptaline karar verilebilmesi için ilgili tasarrufun vuku bulduğu tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz yahut iflas yoluyla takip başlatılmış bulunması yasal zorunluluktur.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 280Kaynağı aç
Madde 280 – (Değişik: 18/2/1965-538/115 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/66 md.) Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir. Şu kadar ki, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır. (Mülga ikinci fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) (Değişik: 9/11/1988-3494/55 md.) Üçüncü şahıs, borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun birinci fıkrada beyan olunan durumunu bildiği farz olunur. Bunun hilafını üçüncü şahıs, ancak 279  uncu maddenin son fıkrasına göre isbat edebilir. Ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kasdını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kasdiyle hareket ettiği kabul olunur. Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebilir. İptal davalarında yargılama usulü:

Kanun koyucu, alacaklıya zarar verme kastının bilinmesi hususunda belirli şahıslar yönünden yasal karineler öngörmüştür. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 280'inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları gereğince; borçlunun eşi, altsoyu ve üstsoyu ile üçüncü derece dahil kan ve kayın hısımları, evlatlığı veya evlat edineni borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bilmiş sayılır. Benzer şekilde, bir ticari işletmeyi veya ticari malları devralan üçüncü kişinin de bu durumu bildiği kabul edilir. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca üçüncü kişi, borçlunun durumunu bildiğine yönelik bu kanuni karinenin aksini ancak Kanun'un 279'uncu maddesinin son fıkrasında yer alan esaslar dairesinde ispat edebilir.

Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ve Meşru Ticari İlişkiler

Tüzel kişilik perdesinin çapraz biçimde aralanmasında, şirketlerin aynı kişilerce idare edilmesi ya da benzer ortaklık yapısına sahip bulunması sorumluluğun teşmili için kâfi görülmez. Perdenin aralanabilmesi adına alacaklıdan mal kaçırma ve alacaklıya zarar verme kastıyla kötü niyetli muameleler gerçekleştirildiğinin somut verilerle ortaya konulması aranır.

Yabancı bir şirketin alacaklıdan mal kaçırma sürecine alet edilmesi, bu yapının iyi niyetli üçüncü kişilerle gerçekleştirdiği meşru ticari ilişkileri geçersiz kılmaz. Şirketin bağımsız bir ticari faaliyet çerçevesinde iyi niyetli şahıslarla piyasa şartlarına uygun olarak akdettiği sözleşmeler hukuken korunur. Şirketin piyasa rayicine uygun olarak müşteriye mal teslim etmesi, personel çalıştırması, tedarikçilerden hizmet temin etmesi veya emsal bedelle taşınmaz iktisap etmesi sırf ortaklarından birinin borçlu olması nedeniyle geçersiz sayılmaz.

Gerçek Faydalanıcı Tespiti ve Sınır Ötesi Takip Sınırları

Mali Suçları Araştırma Kurulu tarafından yürütülen denetim mekanizmaları çerçevesinde tüzel kişilerin gerçek faydalanıcısının açığa çıkarılması zorunlu kılınmıştır. Ortaklık zincirinde yüzde 25'i aşan pay sahipliği tek başına yeterli görülmediğinde, tüzel kişiliği nihai olarak kontrolü altında bulunduran gerçek kişinin belirlenmesi esastır.

Türkiye mahkemeleri nezdinde mal kaçırma olgusu tespit edilerek lehe bir karar elde edilmiş olsa dahi, yabancı ülkede yer alan şirket payları, gayrimenkuller veya banka hesapları üzerinde Türk mahkemesi kararı doğrudan icra edilemez. Malvarlığının yer aldığı yabancı devlet sınırlarında tanıma ve tenfiz prosedürlerinin tamamlanması yahut yerel icra ve ihtiyati tedbir usullerinin tatbik edilmesi zorunludur.

Mal Kaçırma Fiilinin Cezai Boyutu

Borçlunun mevcudunu alacaklı zararına eksiltmesi ceza yaptırımına bağlanmıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 331'inci maddesi kapsamında; haciz yoluyla takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki sene zarfında borçlunun alacaklısını zarara uğratmak maksadıyla mallarını mülkiyetinden çıkarması, telef etmesi, değerden düşürmesi, gizlemesi, muvazaalı tasarruflarla başkasına intikal ettirmesi veya gerçek dışı borç ikrarıyla mevcudunu suni şekilde eksiltmesi cezalandırılır. Borçlu aleyhine aciz belgesi alınması yahut alacaklının alacağını tahsil edemediğini ispatlaması hâlinde borçluya şikâyet üzerine altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası verilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 331Kaynağı aç
Madde 331- (Değişik: 31/5/2005-5358/1 md.) Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde, altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İflas takibinden veya doğrudan doğruya iflas hallerinde iflas talebinden önce birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu fiiller başka bir suç oluştursa dahi bu hükümler uygulanır. Konkordato mühleti veya iflasın ertelenmesi talebinden önceki iki yıl içinde ya da konkordato mühleti talebi veya iflasın ertelenmesi süresinden sonra birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu hükümler uygulanır. Taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin rehin alacaklısına zarar vermek kastı ile taşınmaz dışına çıkarılması halinde, eklentinin zilyedi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu suçlar alacaklının şikâyeti üzerine takip olunur. Aczine kendi fiiliyle sebebiyet veren veya vaziyetinin fenalığını bilerek ağırlaştıran borçlunun cezası:

Malvarlığını azaltmaya yönelik hileli tasarrufların iflas sürecini etkilemesi durumunda ceza sorumluluğu ağırlaşır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 161'inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli işlemlerde bulunan kişi hakkında bu tasarruflardan önce yahut sonra iflas kararı verilmiş olması hâlinde, fail üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 161Kaynağı aç
Madde 161- (1) Malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflarda bulunan kişi, bu hileli tasarruflardan önce veya sonra iflasa karar verilmiş olması halinde, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Hileli iflasın varlığı için; a) Alacaklıların alacaklarının teminatı mahiyetinde olan malların kaçırılması, gizlenmesi veya değerinin azalmasına neden olunması, b) Malvarlığını kaçırmaya yönelik tasarruflarının ortaya çıkmasını önlemek için ticari defter, kayıt veya belgelerin gizlenmesi veya yok edilmesi, c) Gerçekte bir alacak ve borç ilişkisi olmadığı halde, sanki böyle bir ilişki mevcutmuş gibi, borçların artmasına neden olacak şekilde belge düzenlenmesi, d) Gerçeğe aykırı muhasebe kayıtlarıyla veya sahte bilanço tanzimiyle aktifin olduğundan az gösterilmesi, gerekir. Taksirli iflas
Mal kaçırma amacıyla yabancı ülkede kurulan şirket kendiliğinden geçersiz sayılır mı?

Yabancı şirket alacaklıdan mal kaçırma gayesiyle kurulmuş bulunsa dahi, kendi kuruluş ülkesinin hukukuna göre usulünce tüzel kişilik iktisap etmişse bu durum şirketi kendiliğinden kesin hükümsüz kılmaz.

Zarar verme kastıyla yapılan tasarruflarda iptal davası açma süresi nedir?

Borçlunun alacaklılara zarar verme kastıyla gerçekleştirdiği tasarrufların iptal edilebilmesi için, ilgili işlemin vuku bulduğu tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takibe girişilmiş olması gerekir.

Borçlunun yakın hısımları borçlunun zarar verme kastını bilmediklerini ileri sürebilir mi?

Eş, altsoy, üstsoy ve üçüncü derece dâhil hısımların borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği kanunen farz olunur; üçüncü kişiler bu karinenin aksini ancak İcra ve İflas Kanunu'nun 279'uncu maddesinin son fıkrasındaki koşullarla ispatlayabilir.

Türkiye mahkemesi kararıyla yabancı ülkedeki şirket malvarlığına doğrudan el konulabilir mi?

Türkiye mahkemelerinden alınan kararlar yabancı ülkedeki malvarlığı üzerinde doğrudan icra kabiliyetine sahip değildir; malvarlığının bulunduğu ülkede tanıma, tenfiz veya yerel takip usullerinin işletilmesi gerekmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu