Yabancı Şirketlerin Ehliyeti ve Uygulanacak Hukuk Kuralları
Borçluların alacaklıların takibinden kurtulmak amacıyla sınır ötesinde şirket yapıları tesis etmesi veya malvarlığını yabancı tüzel kişilere aktarması borçtan kurtulmayı temin etmez. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, tüzel kişilerin veya kişi ya da mal topluluklarının hak ve fiil ehliyetleri kural olarak statülerindeki idare merkezi hukukuna tabidir. Buna karşılık, ilgili tüzel yapının fiilî idare merkezinin Türkiye'de bulunması hâlinde ehliyet hususuna Türk hukuku uygulanabilir. Aynı maddenin beşinci fıkrası uyarınca, statüsü bulunmayan tüzel kişiler ile tüzel kişiliği bulunmayan kişi veya mal topluluklarının ehliyeti ise fiilî idare merkezi hukukuna tabidir. Görünürdeki idare merkezi yurt dışında gösterilse dahi fiilî idare merkezinin Türkiye sınırları içinde yer alması Türk hukukunun uygulanmasına zemin hazırlar.
5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 9Kaynağı aç
Bir tüzel kişinin alacaklılardan mal kaçırma maksadıyla kurulmuş olması, kuruluş ülkesinin tabi olduğu hukuka uygun biçimde tüzel kişilik kazanmış olması hâlinde bu yapıyı kendiliğinden kesin hükümsüz kılmaz. Şirketin usulünce vücut bulmuş tüzel kişiliği varlığını sürdürse de bu durum borçlunun hukuki sorumluluğunun bertaraf edildiği anlamına gelmez.
Muvazaa ve Emredici Hükümlere Aykırılık Sebebiyle Butlan
Sınır ötesi şirketler üzerinden alacaklıları aldatmak gayesiyle yapılan işlemlerde görünürdeki beyanlara değil, tarafların gerçek niyetine itibar edilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19'uncu maddesi hükmü gereğince, sözleşmenin türü ile içeriğinin saptanmasında ve yorumunda, tarafların yanlışlıkla yahut gerçek maksatlarını perdelemek için seçtikleri tabirlere bakılmaksızın ortak ve gerçek iradeleri esas alınır. Dolayısıyla salt borcu gizlemek amacıyla kağıt üzerinde kurulan sözleşmeler muvazaa denetimine tabi tutulur.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 19Kaynağı aç
Borçlunun mal kaçırma kastıyla gerçekleştirdiği hukuki işlemler kanunun emredici sınırlarına çarpar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27'nci maddesi uyarınca; kanunun emredici kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırılık taşıyan yahut konusu başlangıçtan itibaren imkânsız olan sözleşmeler kesin hükümsüzlük yaptırımıyla maluldür.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 27Kaynağı aç
Tasarrufun İptali Davası ve Zarar Verme Kastına Dayalı Şartlar
Alacaklılar, borçlunun yurt dışındaki şirketlere veya bu şirketler aracılığıyla üçüncü şahıslara intikal ettirdiği malvarlığı tasarruflarına karşı iptal davası açabilir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277'nci maddesi doğrultusunda iptal davasının gayesi, Kanun'un 278, 279 ve 280'inci maddelerinde düzenlenen tasarrufi işlemlerin butlanına hükmettirmektir. Söz konusu dava, elinde geçici yahut kesin aciz vesikası bulunan her alacaklı tarafından açılabileceği gibi iflas idaresi veya kanunun cevaz verdiği hallerde bizzat alacaklılar eliyle ikame edilebilir.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 277Kaynağı aç
Mevcudu borçlarını karşılamaya yetmeyen bir borçlunun alacaklılarını zarara sokma kastıyla gerçekleştirdiği tasarruflar, karşı tarafın borçlunun mali tablosunu ve zarar verme kastını bildiği veya bilmesini icap ettiren açık emarelerin yer aldığı hallerde iptale tabidir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 280'inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu hükme dayanılarak tasarrufun iptaline karar verilebilmesi için ilgili tasarrufun vuku bulduğu tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz yahut iflas yoluyla takip başlatılmış bulunması yasal zorunluluktur.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 280Kaynağı aç
Kanun koyucu, alacaklıya zarar verme kastının bilinmesi hususunda belirli şahıslar yönünden yasal karineler öngörmüştür. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 280'inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları gereğince; borçlunun eşi, altsoyu ve üstsoyu ile üçüncü derece dahil kan ve kayın hısımları, evlatlığı veya evlat edineni borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bilmiş sayılır. Benzer şekilde, bir ticari işletmeyi veya ticari malları devralan üçüncü kişinin de bu durumu bildiği kabul edilir. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca üçüncü kişi, borçlunun durumunu bildiğine yönelik bu kanuni karinenin aksini ancak Kanun'un 279'uncu maddesinin son fıkrasında yer alan esaslar dairesinde ispat edebilir.
Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ve Meşru Ticari İlişkiler
Tüzel kişilik perdesinin çapraz biçimde aralanmasında, şirketlerin aynı kişilerce idare edilmesi ya da benzer ortaklık yapısına sahip bulunması sorumluluğun teşmili için kâfi görülmez. Perdenin aralanabilmesi adına alacaklıdan mal kaçırma ve alacaklıya zarar verme kastıyla kötü niyetli muameleler gerçekleştirildiğinin somut verilerle ortaya konulması aranır.
Yabancı bir şirketin alacaklıdan mal kaçırma sürecine alet edilmesi, bu yapının iyi niyetli üçüncü kişilerle gerçekleştirdiği meşru ticari ilişkileri geçersiz kılmaz. Şirketin bağımsız bir ticari faaliyet çerçevesinde iyi niyetli şahıslarla piyasa şartlarına uygun olarak akdettiği sözleşmeler hukuken korunur. Şirketin piyasa rayicine uygun olarak müşteriye mal teslim etmesi, personel çalıştırması, tedarikçilerden hizmet temin etmesi veya emsal bedelle taşınmaz iktisap etmesi sırf ortaklarından birinin borçlu olması nedeniyle geçersiz sayılmaz.
Gerçek Faydalanıcı Tespiti ve Sınır Ötesi Takip Sınırları
Mali Suçları Araştırma Kurulu tarafından yürütülen denetim mekanizmaları çerçevesinde tüzel kişilerin gerçek faydalanıcısının açığa çıkarılması zorunlu kılınmıştır. Ortaklık zincirinde yüzde 25'i aşan pay sahipliği tek başına yeterli görülmediğinde, tüzel kişiliği nihai olarak kontrolü altında bulunduran gerçek kişinin belirlenmesi esastır.
Türkiye mahkemeleri nezdinde mal kaçırma olgusu tespit edilerek lehe bir karar elde edilmiş olsa dahi, yabancı ülkede yer alan şirket payları, gayrimenkuller veya banka hesapları üzerinde Türk mahkemesi kararı doğrudan icra edilemez. Malvarlığının yer aldığı yabancı devlet sınırlarında tanıma ve tenfiz prosedürlerinin tamamlanması yahut yerel icra ve ihtiyati tedbir usullerinin tatbik edilmesi zorunludur.
Mal Kaçırma Fiilinin Cezai Boyutu
Borçlunun mevcudunu alacaklı zararına eksiltmesi ceza yaptırımına bağlanmıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 331'inci maddesi kapsamında; haciz yoluyla takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki sene zarfında borçlunun alacaklısını zarara uğratmak maksadıyla mallarını mülkiyetinden çıkarması, telef etmesi, değerden düşürmesi, gizlemesi, muvazaalı tasarruflarla başkasına intikal ettirmesi veya gerçek dışı borç ikrarıyla mevcudunu suni şekilde eksiltmesi cezalandırılır. Borçlu aleyhine aciz belgesi alınması yahut alacaklının alacağını tahsil edemediğini ispatlaması hâlinde borçluya şikâyet üzerine altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası verilir.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 331Kaynağı aç
Malvarlığını azaltmaya yönelik hileli tasarrufların iflas sürecini etkilemesi durumunda ceza sorumluluğu ağırlaşır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 161'inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli işlemlerde bulunan kişi hakkında bu tasarruflardan önce yahut sonra iflas kararı verilmiş olması hâlinde, fail üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 161Kaynağı aç
Mal kaçırma amacıyla yabancı ülkede kurulan şirket kendiliğinden geçersiz sayılır mı?
Yabancı şirket alacaklıdan mal kaçırma gayesiyle kurulmuş bulunsa dahi, kendi kuruluş ülkesinin hukukuna göre usulünce tüzel kişilik iktisap etmişse bu durum şirketi kendiliğinden kesin hükümsüz kılmaz.
Zarar verme kastıyla yapılan tasarruflarda iptal davası açma süresi nedir?
Borçlunun alacaklılara zarar verme kastıyla gerçekleştirdiği tasarrufların iptal edilebilmesi için, ilgili işlemin vuku bulduğu tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takibe girişilmiş olması gerekir.
Borçlunun yakın hısımları borçlunun zarar verme kastını bilmediklerini ileri sürebilir mi?
Eş, altsoy, üstsoy ve üçüncü derece dâhil hısımların borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği kanunen farz olunur; üçüncü kişiler bu karinenin aksini ancak İcra ve İflas Kanunu'nun 279'uncu maddesinin son fıkrasındaki koşullarla ispatlayabilir.
Türkiye mahkemesi kararıyla yabancı ülkedeki şirket malvarlığına doğrudan el konulabilir mi?
Türkiye mahkemelerinden alınan kararlar yabancı ülkedeki malvarlığı üzerinde doğrudan icra kabiliyetine sahip değildir; malvarlığının bulunduğu ülkede tanıma, tenfiz veya yerel takip usullerinin işletilmesi gerekmektedir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

