Sevgilinin Telefonunu Karıştırmak Suç Teşkil Eder Mi?

by Avukat Erdal Ersoy
Sevgilinin Telefonunu Karıştırmak Suç Teşkil Eder Mi?

Duygusal birliktelik yaşanan eş veya sevgilinin rızası olmaksızın cep telefonunun incelenmesi Türk Ceza Kanunu kapsamında ceza sorumluluğu doğurabilen hukuka aykırı bir davranıştır. Taraflar arasındaki ilişkinin varlığı, derecesi veya duyulan merak, diğer tarafın cihazında yer alan özel alanına, iletilerine ve iletişim geçmişine izinsiz müdahale etme yetkisi vermez.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2018/8152, K. 2019/4886Kaynağı aç
12. Ceza Dairesi         2018/8152 E.  ,  2019/4886 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Haberleşmenin gizliliğini ihlal, hakaret, tehdit, kişilerin huzur ve sükununu bozma, kasten yaralama
Hüküm : CMK’nın 223/2-a-e maddeleri gereğince beraat
Haberleşmenin gizliliğini ihlal, hakaret, tehdit, kişilerin huzur ve sükununu bozma ve kasten yaralama suçlarından sanığın beraatine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1-Hakaret, tehdit, kişilerin huzur ve sükununu bozma ve kasten yaralama suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde:
Yapılan yargılama sonunda, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu ve sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin sanığın cezalandırılması gerektiğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA,
2-Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince:
Yapılan yargılamaya incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Belirli veya belirlenebilir iki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmemeleri gerektiği yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, gizliliği sağlamaya özen gösterip, elverişli araçlar (internet, telefon, telsiz, faks, mektup, telgraf, kağıt vb.) ve ortak semboller (söz, yazı, işaret vb.) aracılığıyla paylaştıkları bilgi, düşünce, duygu ve tutumlarının; özel hayata ilişkin olsun ya da olmasın, başka kişi veya kişiler tarafından, özel bir çaba gösterilerek, doğrudan veya dolaylı şekilde (zarfı açılmadan ışığa tutulan mektupta olduğu gibi), okunmak veya dinlenmek suretiyle öğrenilmesi eylemi TCK'nın 132/1-1. madde, fıkra ve cümlesinde; anlaşılabilir olsun ya da olmasın, başkalarının haberleşme içeriklerinin kaydı, yani; yazı, ses, görüntü, özel işaretler gibi ortak sembollerin, başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; ses veya görüntünün, manyetik bant üzerine, yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, kopyasının alınması, elektronik iletinin taşınabilir belleğe veya CD'ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi eylemi TCK'nın 132/1-2. madde, fıkra ve cümlesinde haberleşmenin gizliliğini ihlal başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır. Bu madde kapsamında yer verilmeyen kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini kaydetmesi eyleminin, koşulları bulunduğu takdirde, aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabilir. Haberleşme içeriklerinin, haberleşmenin muhatabı olan diğer kişi tarafından, belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilme imkanı bulunan aleni bir ortamda, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması eylemi TCK'nın 132/3. madde ve fıkrasında tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında düzenlenmiştir.
Belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü kişisel verinin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi, TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasında “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır.
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 esas, 2014/331 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; TCK'nın 135 ve 136. maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi fiilleri TCK'nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur. Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir. Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir.
TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasının, “Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.” şeklindeki gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, kişisel verilerin, “verildiği”, “yayıldığı” veya “ele geçirildiği”nin kabul edilebilmesi için, kişisel verilerin kaydedilmiş halde bulunması, kaydedilmiş haliyle başkalarına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi gerekir.
Bu noktada belirtmek gerekir ki, kişisel verilerin, üzerinde yazılı olduğu belgenin bulunduğu yerden alınması ya da kaydedilmiş haliyle başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, taşınabilir belleğe veya CD'ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi, böylece istenildiğinde tekrar kullanılabilmesi olanağını sağlayan her türlü faaliyet, kişisel verileri “ele geçirme” kapsamında değerlendirilebileceği gibi, kişisel verilerin kaydedilmeden önce öğrenilmesi, kişisel verilere salt duyu organları aracılığıyla vakıf olunması da aynı kapsamda değerlendirilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına ve ikrar içeren savunmaya göre; katılan ile bir dönem duygusal birliktelik yaşayan sanığın, katılanın hazırlandığı sırada katılanın rızası dışında cep telefonunu alarak arama kayıtlarına baktığı iddiasına konu olayda; TCK'nın 132/1. madde ve fıkrasındaki suçun konusunun, haberleşme içeriği olup söz konusu suçun, belirli kişiler arasındaki haberleşme içeriğinin hukuka aykırı biçimde öğrenilmesiyle oluşacağı, haberleşmenin gizliliğinden söz edebilmek için, kişiler arasında haberleşme olarak isimlendirilebilecek bir iletişimin olması, en az iki kişi arasında bir haberleşme vasıtası olması (telefon, mektup, e-posta vb.) ve tarafların bu haberleşmeyi gizlilik önlemlerini alarak yapması gerektiği, katılanın, kim ile, ne zaman, hangi sıklıkla, hangi süreyle görüştüğüne ilişkin bilgiler kişisel veri kapsamında olup haberleşme olarak nitelendirilemeyeceği anlaşıldığından, katılana ait kişisel veri kapsamındaki arama kayıtlarına katılanın rızası dışında bakarak içeriğine vakıf olan sanık hakkında TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasındaki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, delillerin takdirinde ve hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan beraat hükmü kurulması,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 10.04.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALAFET ŞERHİ:
Belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü kişisel verinin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi, TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasında “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır.
TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasının, “Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.” şeklindeki gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, kişisel verilerin, “verildiği”, “yayıldığı” veya “ele geçirildiği”nin kabul edilebilmesi için, kişisel verilerin kaydedilmiş halde bulunması, kaydedilmiş haliyle başkalarına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi gerekir.
Bu noktada belirtmek gerekir ki, kişisel verilerin, üzerinde yazılı olduğu belgenin bulunduğu yerden alınması ya da kaydedilmiş haliyle başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, taşınabilir belleğe veya CD'ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi, böylece istenildiğinde tekrar kullanılabilmesi olanağını sağlayan her türlü faaliyet, kişisel verileri “ele geçirme” kapsamında değerlendirilebilir ise de, kişisel verilerin kaydedilmeden önce öğrenilmesi, hafızada tutulan kişisel verilerin başkalarına açıklanması, kişisel verilere salt duyu organları aracılığıyla vakıf olunması, ancak TCK'nın 134/1. madde ve fıkrasının 1. cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebileceği, nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 20.10.2014 tarihli 2014/4022 esas, 2014/20289 karar, 02.12.2013 tarihli, 2012/33924 esas, 2013/27456 karar, 27.11.2017 tarihli, 2017/405 esas, 2017/9460 karar sayılı kararlarının ve istikrar kazanan uygulamasının da bu yönde olduğu, sanığın verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan değil, özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyoruz.

Telefon Arama Kayıtlarına Bakılması ve Kişisel Verileri Ele Geçirme Suçu

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 136. maddesinin birinci fıkrasında kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde başkasına verilmesi, yayılması yahut ele geçirilmesi fiillerine iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası bağlanmıştır. Bireyi belirli veya belirlenebilir kılan, onu toplum içindeki diğer fertlerden ayrıştıran her çeşit malumat kişisel veri sayılmaktadır. Toplum tarafından halihazırda bilinen veya erişilmesi güç olmayan veriler de kanun karşısında bu korumadan yararlanır; ancak failin cezalandırılabilmesi için hukuka aykırı davrandığının bilincinde olması ya da bunu bilebilecek konumda bulunması şarttır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 136Kaynağı aç
Madde 136- (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir
başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır.[62]
(2) (Ek:17/10/2019-7188/17 md.) Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi
Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan
beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır.
Nitelikli haller

Verilerin fiziki bir belgeye veya dijital bir ortama kopyalanarak sabitlenmesi ele geçirme suçunu oluşturduğu gibi, herhangi bir harici ortama aktarılmadan salt duyu organları vasıtasıyla içeriğin öğrenilmesi de ele geçirme kavramı içerisinde kabul edilmektedir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2018/8152 Esas ve 2019/4886 Karar sayılı ilamına konu olayda, duygusal birliktelik yaşadığı kişinin rızasını almaksızın cep telefonunu eline alarak arama kayıtlarını inceleyen failin fiili ele alınmıştır. Kararda, haberleşmenin içeriği niteliğinde olmayan ancak kişinin kimlerle ve hangi zaman diliminde görüştüğünü ortaya koyan arama kayıtlarının kişisel veri vasfı taşıdığı, bu kayıtlara izinsiz vakıf olunmasının Türk Ceza Kanunu'nun 136/1. maddesinde düzenlenen suçu teşkil ettiği hüküm altına alınmıştır.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu Bakımından Değerlendirme Farkı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 134. maddesinin birinci fıkrası, bireylerin özel yaşam alanının gizliliğine aykırı davranılması halinde bir yıldan üç yıla kadar hapis yaptırımı tayin etmekte; ihlalin ses ya da görüntü kaydı yoluyla icrası durumunda ise cezanın bir kat artırılmasını düzenlemektedir. Akıllı cihazlardaki arama dökümü gibi bilgilere harici bir kopyalama yapılmadan sadece ekrandan incelenerek vakıf olunması eyleminin Türk Ceza Kanunu'nun 136/1. maddesindeki kişisel verileri ele geçirme suçuna mı yoksa 134/1. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçuna mı vücut vereceği hususunda farklı hukuki değerlendirmeler yer almaktadır. Yargı kararlarındaki ağırlıklı yaklaşım bu fiili kişisel verilerin ele geçirilmesi olarak nitelendirirken; harici bir ortama kaydedilmeksizin sırf duyu organlarıyla bilgi edinilmesinin Kanun'un 134/1. maddesi kapsamındaki suçu oluşturacağını savunan hukuki görüş de bulunmaktadır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 134Kaynağı aç
Madde 134- (1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden
kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin
görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek
ceza bir kat artırılır.[59]
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/81 md.) Kişilerin özel hayatına
ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan
beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın
ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.
Kişisel verilerin kaydedilmesi

Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Suçunun Sınırları

Türk Ceza Kanunu'nun 132. maddesinin birinci fıkrasına göre kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmakta; ihlalin haberleşme içeriklerinin kaydı yoluyla gerçekleşmesi halinde ceza bir kat artırılmaktadır. Belirli kişilerin aralarında gizlilik iradesiyle paylaştıkları bilgi, duygu veya düşüncelerin özel bir çaba gösterilerek gizlice okunması veya dinlenmesi haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu meydana getirir. Buna karşılık, haberleşmenin içeriğini yansıtmayan ve yalnızca kiminle ne zaman görüşüldüğünü gösteren arama geçmişi bu suç tipinin konusunu oluşturmaz.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 132Kaynağı aç
Madde 132- (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal
eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu
gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse,
verilecek ceza bir kat artırılır.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa
eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası
olmaksızın hukuka aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 2/7/2012-6352/79 md.) İfşa
edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya
hükmolunur.
(4) (Mülga: 2/7/2012-6352/79 md.)
Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması[58]

Kişinin bizzat kendisinin tarafı olduğu bir haberleşmeyi kayda alması Türk Ceza Kanunu'nun 132. maddesi kapsamında yer almayıp koşulların varlığı halinde Kanun'un 134. maddesinde öngörülen özel hayatın gizliliğini ihlal suçuna zemin hazırlayabilir. Ancak haberleşmenin muhatabı olan kişinin bu iletişim içeriklerini ilgilinin rızası dışında herkesin erişebileceği aleni ortamlarda yayması ve üçüncü şahıslara ifşa etmesi Türk Ceza Kanunu'nun 132. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu oluşturur.

Sevgilinin telefonundaki arama dökümüne gizlice bakmak suç mudur?

Evet, kişinin rızası olmaksızın cep telefonundaki arama kayıtlarının görülmesi, görüşülen kişilere ve zamana ait bilgiler kişisel veri sayıldığından Türk Ceza Kanunu'nun 136/1. maddesindeki kişisel verileri ele geçirme suçunu oluşturabilir.

Verileri kaydetmeden sadece ekrandan okumak ele geçirme sayılır mı?

Yargı kararlarındaki ağırlıklı kabule göre kişisel verilerin harici bir belleğe kaydedilmeksizin salt duyu organlarıyla öğrenilmesi ele geçirme kapsamında değerlendirilmektedir; ancak bu fiilin özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu teşkil ettiğini savunan hukuki değerlendirme de mevcuttur.

Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun cezası ne kadardır?

Türk Ceza Kanunu'nun 132/1. maddesi uyarınca kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden fail bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; haberleşme içeriklerinin kaydedilmesi halinde ceza bir kat artırılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu