Bıçak Taşımanın Hukuki Niteliği ve Temel Kriterler
Bıçak taşımanın suç teşkil edip etmediği, taşınan kesici aletin üretim amacına, mekanik özelliklerine ve somut olaydaki taşıma gerekçesine göre değerlendirilir. 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 4. maddesi gereğince salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere üretilmiş aletlerin yapımı yasaklanmıştır. Bu yasak kapsamındaki bıçak ve aletlerin kanuna aykırı biçimde taşınması veya bulundurulması ise Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis ve adli para cezası yaptırımına bağlanmıştır.
6136 sayılı ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUN m. 4Kaynağı aç
2249/5 md.)
Ülke içinde kama, hançer, saldırma,
şişli baston, sustalı çakı, pala,kılıç, kasatura, süngü, sivri uçlu ve oluklu
bıçaklar, topuz, topuzlu kamçı, boğma teli veya zinciri, muşta ile salt saldırı
ve savunmada kullanılmak üzere özel nitelikteki benzeri aletlerin yapımı yasaktır.
Bunlardan bir sanat veya mesleğin
icrası için kullanılması zorunlu bulunanların yapımına İçişleri Bakanlığınca
yapılacak bir yönetmelikte belirlenen kurallara göre izin verilir.
(Değişik fıkralar: 23/6/1981 – 2478/2
md.):
Yalnız sporda kullanılan yivli
ateşsiz silahlar ve mermileri ile yivsiz tüfekler ve mermilerinin, ev
gereçlerinden olan veya tababet, sanayi, tarım, spor için kullanılan aletlerle
bir meslek veya sanatın icrası için gerekli bıçak, şiş, raspa ve benzerlerinin
kullanılması bu Kanun hükümlerine tabi değildir.
Avda veya sporda kullanılan her nevi
ateşli yivli silahlar bu Kanunun 7 nci maddesine göre ruhsata tabidir.
6136 sayılı ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUN m. 15Kaynağı aç
15 – (Değişik: 12/6/1979 – 2249/10 md.)
(Değişik
birinci fıkra: 23/1/2008-5728/158 md.) Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak 4 üncü maddede yazılı olan
bıçak veya diğer aletleri veya benzerlerini satanlar, satmaya aracılık edenler,
satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında altı aydan bir yıla kadar
hapis ve yirmibeş günden az olmamak üzere adlî para cezasına hükmolunur.
Bu
madde kapsamına giren bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı veya
nitelik bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkraya göre hükmolunacak
cezalar yarıdan bir katına kadar artırılır.
Bu
Kanunun 4 üncü maddesine göre yapımına izin verilen bıçakları veya diğer
aletleri veya benzerlerini kullanma amacı dışında satanlar, satmaya aracılık
edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında birinci
fıkradaki; o bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı ve nitelik
bakımından vahim olması halinde de ikinci fıkradaki cezalar hükmolunur.
(Ek fıkra: 23/1/2008-5728/158 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yazılı olan yivli
ve yivsiz silahlarla bıçak ve diğer aletleri, hal ve şartlara göre sırf
saldırıda kullanmak amacıyla taşıyanlar, üç aya kadar hapis veya adlî para
cezası ile cezalandırılır.
Kanun düzenlemesinde kesici aletlerin yasak nitelikte sayılması bakımından santimetre cinsinden belirlenmiş bir namlu veya tam boy uzunluğu ölçütü yer almamaktadır. Bir bıçağın yasak kapsamında bulunup bulunmadığı incelenirken santimetre hesabı yerine aletin imalat amacı, mekanik tertibatı ve saldırı niteliği esas alınır.
Yapımı, Taşınması ve Bulundurulması Yasaklanan Kesici Aletler
6136 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasında kama, kılıç, hançer, saldırma, pala, kasatura, süngü, şişli baston, sustalı çakı, sivri uçlu ve oluklu bıçaklar ile muşta, topuz ve boğma teli gibi salt saldırı veya savunmaya özgü aletlerin imali yasaklanmıştır. Anılan Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrası gereğince, yasak kapsamındaki bu aletlerin mevzuata aykırı biçimde ticareti, devri, taşınması veya bulundurulması fiilleri altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile en az yirmibeş günlük adli para cezasına tabidir. Özel bir izin bulunmadığı sürece bu tür kesici ve delici aletlerin konutta bulundurulması da cezai sorumluluk doğurur.
Mesleki, Sanatsal ve Günlük Kullanım Kapsamındaki Kesici Aletler
6136 sayılı Kanun'un 4. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca; ev gereçlerinden sayılan veya tababet, sanayi, tarım ve spor alanlarında kullanılan aletlerle bir meslek veya sanatın icrası için zorunlu olan bıçak, şiş, raspa ve benzerlerinin kullanılması kanun hükümlerine tabi değildir. Bu çerçevede aşçıların mesleki bıçak setlerini, marangozların alet çantalarındaki gereçleri veya tarımsal faaliyette bulunan kişilerin orak ya da tırpan gibi araçları meşru amaç doğrultusunda bulundurması yasak kapsamında görülmez.
Kanun'un 4. maddesinin ikinci fıkrasına göre bir meslek veya sanatın icrası için zorunlu olan yasak kapsamındaki aletlerin yapımına İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelik kurallarına göre izin verilebilir. Ancak Kanun'un 15. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, bu şekilde yapımına izin verilen aletleri kullanma amacı dışında satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında da altı aydan bir yıla kadar hapis ve yirmibeş günden az olmamak üzere adlî para cezası uygulanır.
Savunma Amacıyla Kesici Alet Taşıma ve Meşru Müdafaa
Kendini koruma veya olası bir tehlikeye karşı önlem alma düşüncesi, 6136 sayılı Kanun'un yasakladığı bir kesici aleti taşıma eylemini hukuka uygun hale getirmez. Henüz gerçekleşen ya da gerçekleşmesi kesin olan haksız bir saldırı bulunmadığı halde sırf ileride doğabilecek tehlikelere tedbir amacıyla yasaklı aletlerin taşınması meşru müdafaa hükümlerinden yararlanma hakkı vermez ve suçun oluşumunu engellemez.
Yasal Bıçakların Sırf Saldırı Amacıyla Taşınması
Taşınması ve bulundurulması kural olarak serbest olan ev, meslek, sanat, tarım veya spora özgü kesici aletlerin somut hal ve şartlara göre sırf saldırıda kullanılmak amacıyla taşınması, 6136 sayılı Kanun'un 15. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca üç aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2022/602 Esas ve 2024/3227 Karar sayılı kararında, 6136 sayılı Kanun'un 15. maddesinin dördüncü fıkrasındaki suçun bir tehlike suçu olduğu kabul edilmiştir. Bu karara göre, taşınması yasak olmayan bir bıçağın tehdit veya kasten yaralama suçunda fiilen kullanılması durumunda, sırf saldırı kastıyla taşıma suçu oluşmaz ve fail hakkında ayrıca 15. maddenin dördüncü fıkrasından mahkûmiyet kurulamaz.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2022/602, K. 2024/3227Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2021/358 Esas, 2021/486 Karar
SUÇ : 6136 sayılı Kanun'a aykırılık
İNCELEME KONUSU
KARAR : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Konya 12. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.06.2021 tarihli ve 2021/358 Esas, 2021/486 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan, 6136 sayılı Kanun'un 15 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca 500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kesin nitelikteki hükmün, 08.06.2021 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 22.12.2021 tarihli ve 2021/20910 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 21.01.2022 tarihli ve KYB-2021/161111 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 21.01.2022 tarihli ve KYB-2021/161111 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
“6136 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasında "Ülke içinde kama, hançer, saldırma, şişli baston, sustalı çakı, pala, kılıç, kasatura, süngü, sivri uçlu ve oluklu bıçaklar, topuz, topuzlu kamçı, boğma teli veya zinciri, muşta ile salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel nitelikteki benzeri aletlerin yapımı yasaktır." ve aynı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasında "Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak 4 üncü maddede yazılı olan bıçak veya diğer aletleri veya benzerlerini satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis ve yirmibeş günden az olmamak üzere adlî para cezasına hükmolunur.
" yer alan düzenlemeler nazara alındığında,
Somut olayda, 05/10/2016 tarihli olay yeri tutanağına göre, kolluk kuvvetlerince sanığın elinde bulunan bıçakla yerde yatan müştekinin yanında beklediğinin görülmesi üzerine, özellikleri tespit edilen bıçağın muhafaza altına alınması sonrasında, sanıktan temin edilen ve elkoyma kararının onanmasını müteakip adli emanete alınan, sap kısmı 12 cm, kesici kısmı 10 cm olup, açılır kapanır sabitleştirme aparatı bulunan sustalı bıçakla ilgili susta kilidi ve mandalının sağlam ve çalışır durumda olup olmadığı, namlusunun sapına sabitlenip sabitlenmediğine ilişkin kriminal inceleme yaptırılarak sonucuna göre, suçun vasfı ile sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında,
2- Kabule göre de,
Konya 12. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmiş ise de, 6136 sayılı Kanun’un 15/son maddesinde "Bu Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yazılı olan yivli ve yivsiz silahlarla bıçak ve diğer aletleri, hal ve şartlara göre sırf saldırıda kullanmak amacıyla taşıyanlar, üç aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklinde tanımlanan suçun tehlike suçu olması karşısında, suça konu bıçağın, kasten yaralama suçunda kullanıldığının Konya 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 08/06/2021 tarihli ve 2021/358 esas, 2021/486 sayılı kararıyla sabit olduğu anlaşılmakla, kasten yaralama suçunda aynı bıçağın kullanılması nedeniyle "sırf saldırıda kullanmak amacıyla taşıma" unsurunun somut olayda oluşmadığı cihetle, sanığın ayrıca 6136 sayılı Kanun'un 15/son maddesi uyarınca cezalandırılamayacağı gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.”
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
1. 6136 sayılı Kanun'un dördüncü maddesinin birinci fıkrası; "Ülke içinde kama, hançer, saldırma, şişli baston, sustalı çakı, pala, kılıç, kasatura, süngü, sivri uçlu ve oluklu bıçaklar, topuz, topuzlu kamçı, boğma teli veya zinciri, muşta ile salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel nitelikteki benzeri aletlerin yapımı yasaktır." Aynı Kanun'un 15 inci maddesinin dördüncü fıkrası; "Bu Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yazılı olan yivli ve yivsiz silahlarla bıçak ve diğer aletleri, hal ve şartlara göre sırf saldırıda kullanmak amacıyla taşıyanlar, üç aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır."
Şeklinde düzenlenmiştir.
2. İnceleme konusu olay, hükümlü … ile müşteki …arasında çıkan tartışma sonucu hükümlü …'in yanında taşıdığı silahtan sayılan bıçak ile müştekiyi yaralamasına ve tehdit etmesine ilişkin olduğu tespit olunmuştur.
3. Hükümlüden ele geçirilen silahın sap kısmı 12 cm kesici kısmı 10 cm olan, mevcut açılır kapanır sabitleştirme aparatı bulunan sustalı tabir edilen bıçaklardan olduğuna ilişkin dosya kapsamında tutanak mevcut olduğu anlaşılmıştır. Ancak, Adli Tıp Kurumu ya da kriminal labaratuvardan alınacak rapor ile bıçağın susta tertibatının bulunup bulunmadığı ve bıçağın namlusunun otomatik olarak açılmasını temin eden susta mandalı ile açılan namlunun sapa sabitlenmesini sağlayan susta kilidinin sağlam ve işler durumda olup olmadığı, 6136 sayılı Kanun'un dördüncü maddesi uyarınca yasak bıçaklardan bulunup bulunmadığı kesin biçimde saptanıp sonucuna göre hükümlünün 6136 sayılı Kanun'un 15 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılıp cezalandırılamayacağının tartışılması gerektiği gözetilmeden, yazılı biçimde eksik incelemeyle hüküm kurulması,
4. 6136 sayılı Kanun'un 15 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca tanımlanan suçun tehlike suçu olması ve “taşınması ve bulundurulması yasak olmayan bıçak ve diğer aletlerin bir suçta kullanılmaksızın sırf saldırı amacıyla taşınması halinde oluşacağının” belirtilmesi karşısında, suçta kullanılan bıçağın anılan Kanun'un dördüncü maddesi kapsamında yasak niteliği haiz bıçaklardan olmadığının uzmanlık raporuyla tespit olunması halinde, suça konu bıçağın tehdit ve yaralama suçunda kullanıldığı ve hükümlünün yaralama ve tehdit suçlarından mahkum olduğu hususları nazara alınarak "sırf saldırıda kullanmak amacıyla taşıma" unsurunun oluşmayacağı bu nedenle sanığın ayrıca 6136 sayılı Kanun'un 15 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca cezalandırılamayacağının gözetilmemesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Konya 12. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.06.2021 tarihli ve 2021/358 Esas, 2021/486 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.04.2024 tarihinde karar verildi.
…
Kesici Aletlerde Kriminal İnceleme ve Delillerin Takdiri
Bir aletin 6136 sayılı Kanun'un 4. maddesi kapsamında yasak nitelikte bulunup bulunmadığı teknik incelemeyi gerektirir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2022/602 Esas ve 2024/3227 Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere, sustalı çakı iddiasına konu bir alette susta tertibatının yer alıp almadığı, susta mandalı ile açılan namlunun sapa sabitlenmesini sağlayan kilidin sağlam ve işler durumda bulunup bulunmadığı Adli Tıp Kurumu veya kriminal laboratuvardan alınacak raporla kesin olarak saptanmalıdır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2018/10087 Esas ve 2019/7294 Karar sayılı kararında; incelenen sustalı çakının mevcut durumu itibarıyla 6136 sayılı Kanun'a göre yasak niteliğe sahip olmadığının kriminal raporda belirtilmesine karşın, mevcut arızanın basit aletli bir müdahale ile giderilerek aletin otomatik açılır ve kilitlenir hale getirilebileceğinin tespit edilmesi karşısında ilk derece mahkemesinin kurduğu mahkûmiyet hükmünde isabetsizlik görülmemiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2018/10087, K. 2019/7294Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun suçundan sanık …'nın, anılan Kanun’un 15/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62 ve 52. maddeleri gereğince 5 ay hapis ve 400,00 Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair Kayseri 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.03.2018 tarihli ve 2017/957 esas, 2018/302 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre, 15.11.2017 tarihli uzmanlık raporunda, "Davaya konu sustalı çakının mevcut durum itibariyle 6136 sayılı Yasaya göre yasak niteliğe sahip bıçaklardan değildir. Ancak uygun bir susta yayının temin edilip basit aletli müdahale ile yerine takılmasını müteakip namlusunu otomatik olarak açılır duruma gelmesi ve açılan namlusunun sapına sabitlenmesi halinde bahse konu bıçak 6136 sayılı Yasaya göre yasak niteliğini kazanır." şeklinde belirtilmiş olması karşısında, somut olayda sanığın üzerinde ele geçirilen sustalı çakıya herhangi bir müdahale yapılmadığı anlaşıldığından, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 14.09.2018 gün ve 2018-9608 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.09.2018 gün ve KYB/2018-75628 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Dosya kapsamına göre, Kayseri Kriminal Polis Laboratuvarının 15.11.2017 tarihli ekspertiz raporunda; ele geçirilen sustalı çakıdaki mevcut arızanın basit aletli müdahale ile giderilmesi halinde yasak vasfını kazanacağının belirtilmesi karşısında, mahkemenin mahkumiyet kararına yönelik kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmediğinden;
Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın Adalet Bakanlığı'na gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 21.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Kesici aletin kanunen yasak sayılan vasıfta olup olmadığı hususu teknik uzmanlık alanı olsa da Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/708 Esas ve 2016/225 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, dosyaya sunulan bilirkişi raporları mahkemenin delilleri serbestçe takdir yetkisini kısıtlamaz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/708, K. 2016/225Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Sulh Ceza
6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan sanığın, aynı kanunun 15/1, TCK'nun 62/1, 50/1, 52/2 ve 52/4. maddeleri gereğince gün karşılığı adli para cezasından çevrilen 400 TL ve hapis cezasından çevrilen 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve müsadereye ilişkin, Kocaeli 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 17.04.2013 gün ve 146 – 334 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.04.2014 gün ve 2391-10889 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 30.06.2014 gün ve 189772 sayı ile;
"Sanıkta ele geçirilen bıçağın yasanın dördüncü maddesinde tanımlanan nitelikleri taşıyıp taşımadığı belirtilmeden namlu sabitleme kilidi bulunması nedeniyle polis memuru ve Adli Tıp Kurumunca sustalı çakı benzeri olarak nitelendirilmiştir.
6136 sayılı yasanın dördüncü maddesinde belirtilen özellikleri taşımamakla birlikte namlu sabitleme kilidi bulunan bıçaklar, av bıçağı olarak izne tâbi imal ve ithal edilebilmekte piyasada alınıp satılmakta, kişilerin üzerlerinde ya da araçlarında taşınıp ev ve işyerinde de bulundurulabilmektedir. Salt namlu sabitleme kilidini taşıması nedeniyle bıçağa yasak niteliği tanımak yasanın düzenleniş şekli ve amacına aykırıdır. Suça konu bıçağın yasak nitelikte olup olmadığı hususunda kuşku oluşmuştur.
Ceza yargılamasının amacı, herhangi bir şüpheye mahal vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Gerçeğe ulaşmada mantık yolunun izlenmesi gerekmektedir. Gerçek; akla uygun, realist, olayın bütünü veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır. Birtakım varsayımlara dayanılarak sonuca ulaşılması ceza yargılamasının amacına aykırıdır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Adli Tıp Kurumu raporu ve bilirkişi beyanlarında sanıkta ele geçirilen bıçağın namlu sabitleme kilidi olup, yasak kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmesine karşın, 6136 sayılı yasanın dördüncü maddesinde tanımlanan özelliklere sahip bulunduğu yönünde kuşku oluştuğundan, emniyet veyahut jandarma kriminal laboratuarlarından alınacak raporla suça konu bıçağın niteliği kesin biçimde saptanıp, belirtilen madde kapsamında kalmadığının anlaşılması durumunda, dosya kapsamına göre salt saldırıda kullanılmak amacıyla taşındığı anlaşılmakla, aynı maddenin dördüncü fıkrasının gözetilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden karar verilmesi yasaya aykırı olduğu halde, yerel mahkeme hükmünün onanmasının isabetsiz bulunduğu" görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat ederek, Özel Daire onama kararının kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün bozulması isteminde bulunmuştur.
CMK'nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 21.10.2014 gün ve 21761-22982 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça konu olan bıçak hakkında yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık … hakkında silahla kasten yaralamaya teşebbüs suçundan asliye ceza mahkemesine kamu davası açıldığı,
Asliye ceza mahkemesi tarafından, silahla kasten yaralama suçuna ilişkin yargılama aşamasında bu suçta kullanılan bıçağın duruşmada polis memuru bilirkişiye incelettirildiği ve Adli Tıp Kurumundan da rapor alındığı,
Polis memuru bilirkişinin; suça konu bıçağın namlusunun onbuçuk, sap kısmının ise onikibuçuk santimetre uzunluğunda olup, ucu sivri, tek tarafı keskin, arkası künt, açıldığında arka kısmından kilitlenebilen, sustalı özelliği bulunmayan bıçak olduğunu, suçta kullanılması durumunda silahtan sayılacağını, kilit tertibatı nedeniyle açıldığında tekrar kapanmadığı için kanun gereği yasak kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini bildirdiği,
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Balistik Şubesince düzenlenen raporda; suça konu bıçağın metal yapıda olup, üzeri kahverengi sert plastik kabzalı ve sivri uçlu bulunduğu, namlu uzunluğunun onbuçuk, namlusunun en geniş yerinin bir virgül üç santimetre olduğu, bir kenarı keskin, namlusunun bir yüzünde 'columbıa company' diğer yüzünde 'mauser' ibaresi yazılı olduğu, kabzasının sırt kısmında namlu sabitleme kilidi, kabza sırt kısmında elle açılan namluyu kabza ucunda sabitlemeye yarayan ve 'emniyet yayı' olarak kabul edilen kullanmaya elverişli susta kilidi denilen namlu sabitleme kilidi bulunduğu, kesici ve delici namluya sahip olduğu, yasak kapsamına giren bıçak ve diğer aletlerle benzerleri ile sanat ve mesleğin icrası için kullanılması zorunlu bulunanların yapımı, kullanımı ve nakline ilişkin yönetmeliğin genel hükümlerinin dördüncü maddesindeki bıçaklar ile ateşli silahlar ve bıçaklarla ilgili kanunun dördüncü maddesinde belirtilen kama, hançer, saldırma, sustalı çakı, kılıç, kasatura, süngü, pala, oluklu ve sivri uçlu bıçak ile benzerlerini ifade ettiği, kabza sırt kısmında kullanılmaya elverişli susta kilidi denilen namlu sabitleme kilidi bulunan suça konu bıçağın, tip ve niteliği bakımından sustalı çakı benzeri olarak mütalaa edildiği, yasak kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, ancak vahim nitelikte bulunmadığı bilgilerine yer verildiği,
Asliye ceza mahkemesince yapılan yargılama neticesinde sanığın kasten yaralamaya teşebbüs suçundan mahkûmiyetine ve suçta kullanılan bıçağın yasak niteliği haiz bulunması nedeniyle hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği,
Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sanık hakkında yasak niteliği haiz bıçağı bulundurmak suçundan kamu davası açıldığı,
Sanığın, suça konu bıçağın taşınmasının yasak olduğunu bilmediğini savunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi bakımından, yasak niteliği haiz bıçakları bulundurmak suçu üzerinde kısaca durulması gerekmektedir.
6136 sayılı Ateşli Silahlar Ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanunun 1. maddesi; "Ateşli silahlarla mermilerinin ve bıçaklarla salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak yapılmış bulunan diğer aletlerin memlekete sokulması, yapılması, satılması, satın alınması, taşınması veya bulundurulması bu kanun hükümlerine tâbidir."
4. maddesi; "Ülke içinde kama, hançer, saldırma, şişli baston, sustalı çakı, pala, kılıç kasatura, süngü, sivri uçlu ve oluklu bıçaklar, topuz, topuzlu kamçı, boğma teli veya zinciri, muşta ile salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel nitelikteki benzeri aletlerin yapımı yasaktır.
Bunlardan bir sanat veya mesleğin icrası için kullanılması zorunlu bulunanların yapımına içişleri bakanlığınca yapılacak yönetmelikte belirlenen kurallara göre izin verilir.
Yalnız sporda kullanılan yivli ateşsiz silahlar ve mermileri ile yivsiz tüfekler ve mermilerinin, ev gereçlerinden olan veya tababet, sanayi, tarım, spor için kullanılan aletlerle bir meslek veya sanatın icrası için gerekli bıçak, şiş, raspa ve benzerlerinin kullanılması bu kanun hükümlerine tâbi değildir.
Avda veya sporda kullanılan her nevi ateşli yivli silahlar bu kanunun yedinci maddesine göre ruhsata tâbidir."
15. maddesi; "Bu kanun hükümlerine aykırı olarak dördüncü maddede yazılı olan bıçak veya diğer aletleri veya benzerlerini satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis ve yirmibeş günden az olmamak üzere adli para cezasına hükmolunur.
Bu madde kapsamına giren bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkraya göre hükmolunacak cezalar yarıdan bir katına kadar artırılır.
Bu kanunun dördüncü maddesine göre yapımına izin verilen bıçakları veya diğer aletleri veya benzerlerini kullanma amacı dışında satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında birinci fıkradaki, bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı ve nitelik bakımından vahim olması halinde ikinci fıkradaki cezalar hükmolunur.
Bu kanunun dördüncü maddesinin üçüncü fıkrasında yazılı olan yivli ve yivsiz silahlarla bıçak ve diğer aletleri, hal ve şartlara göre sırf saldırıda kullanmak amacıyla taşıyanlar, üç aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır."
Şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, kama, hançer, saldırma, şişli baston, sustalı çakı, pala, kılıç, süngü, kasatura, sivri uçlu ve oluklu bıçak, topuz, topuzlu kamçı, boğma teli veya zinciri, muşta ile salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel nitelikteki benzeri aletlerin bulundurulması ve taşınması yasaktır.
Bu aşamada ceza yargılamasında bilirkişilik müessesesi üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanununun "Bilirkişinin Atanması" başlıklı 63. maddesinde;
"1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına resen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemez.
2) Bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek sayısının birden çok olarak saptanması, hâkim veya mahkemeye aittir. Birden çok bilirkişi atanmasına ilişkin istemler reddedildiğinde de aynı biçimde karar verilir.
3) Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı da bu maddede gösterilen yetkileri kullanabilir" biçimindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanununa Göre İl Adlî Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmeliğin üçüncü maddesinde de bilirkişi; "çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde oy ve görüşünü sözlü ya da yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya tüzel kişi" biçiminde tanımlanmıştır. Bu tanımdan hareketle denilebilir ki, sahip bulunduğu uzmanlık bilgisiyle mahkemeye bir ispat sorununda yardımcı olup, raporu delil değil, ancak delil değerlendirmesi aracı olan bilirkişiye müracaat edilmesinin amacı, çözümü uzmanlığı ya da özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde görüş alınmasıdır. Bununla birlikte ceza yargılamasında bilirkişi kendiliğinden bir rol üstlenemez. Bir sorunun ne zaman uzmanlığı ya da özel veya teknik bir bilgiyi gerektirip gerektirmediğine de bilirkişi görevlendirmekle yetkili olan savcı veya hâkim karar verecektir.
Bu düzenlemeler uyarınca hâkim, çözümü ancak özel veya teknik bir bilgi gerektiren hallerde bilirkişi dinleyebilir veya rapor isteyebilir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümü mümkün bulunan konularda ise bilirkişiye başvuramayacaktır. Kanun koyucunun uzmanlığa, özel veyahut teknik bir bilgiye ihtiyaç bulunduğunu baştan kabul ettiği "akıl hastalığı, parada sahtecilik, moleküler genetik inceleme" gibi hususlar dışında hâkimin bilirkişi raporu alma zorunluluğu bulunmadığı gibi, bilirkişi raporları da mahkemeyi bağlayıcı nitelikte değildir.
Herhangi bir eşyanın, taşınması veya bulundurulmasını kanunun yasak saydığı aletler kapsamında bulunup bulunmadığı hususunun "uzmanlık gerektiren özel ve teknik bir konu" olduğu açık ise de, bu konuda düzenlenen bilirkişi raporunun mahkemelerin delilleri serbestçe takdir yetkisini elinden almayacağı bilinmektedir.
Nitekim bu husus, adli işlerde bilirkişi olarak görevlendirilen Adli Tıp Kurumunun kuruluş ve çalışma usullerinin düzenlendiği 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun 23/C–3. maddesinde; "Adli Tıp Genel Kurulu kararları nihai olmakla beraber mahkemelerin delilleri serbestçe takdir hususundaki yetkilerini kısıtlamaz" şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Adli Tıp Kurumu Kanununun "Fizik İhtisas Dairesinin Görevleri" başlığını taşıyan 21. maddesi; "Mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen silah, mermi, yazı (grafolojik – daktiloskopik), fotograf, resim, imza, imza niteliğini taşıyan parmak izleri ile radyolojik, radyoizotop, klimatolojik, diğer fiziksel materyal ve olaylarla ilgili olarak incelemeler yaparak sonucunu bir raporla tespit etmek" şeklinde düzenlenmiş,
Aynı kanunun 15. maddesinde;
"Adli Tıp Genel Kurulu;
a) Adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri,
b) Adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri,
c) Adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri,
d) Adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri,
e) Adli tıp ihtisas kurulları ile adli tıp ihtisas dairelerinin ve adli tıp şube müdürlüklerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri,
f) Adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri,
Konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceler ve kesin karara bağlar." denilmiştir.
Bu hükümden de anlaşılacağı üzere, adli işlerde resmi bilirkişi olarak görevlendirilen Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesi tarafından tanzim olunup, mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca muhtevası itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmayan, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan hallerde ya da adli tıp ihtisas kurullarının rapor ve görüşleri veya adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri ya da adli tıp ihtisas kurulları ile adli tıp ihtisas daireleri ve adli tıp şube müdürlüklerinin veyahut da adli tıp ihtisas kurulları ile adli tıp kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının verdikleri rapor ve görüşler arasında çelişki ortaya çıkması durumunda genel kuruldan rapor ve görüş alınacak, Adli Tıp Genel Kurulu, konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla toplanıp sorunu inceleyerek kesin bir karara bağlayacaktır.
Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında silahla kasten yaralamaya teşebbüs suçundan kamu davası açıldığı, asliye ceza mahkemesince yargılama aşamasında suça konu bıçağın bilirkişiye incelettirildiği, duruşma tutanağında, bilirkişi listesinde adı yazılı olup, polis noktasında görevli bulunduğu belirtilen, ancak uzmanlığı konusunda herhangi bir açıklamaya yer verilmeyen polis memuru bilirkişinin, söz konusu bıçağın yasak kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdiği, Adli Tıp Kurumundan alınan raporda ise sanıkta ele geçirilen ve namlu sabitleme sistemi olan bıçağın sustalı çakı benzeri olarak mütalaa edildiği, yasak kapsamda bulunduğuna ilişkin açık bir tespit yapılmadan, yasak kapsamında değerlendirilmesinin uygun olacağının ifade edildiği, bu durum karşısında suça konu olan bıçağın taşınması veya bulundurulmasının suç teşkil edip etmeyeceği hususunda tereddüt oluştuğu ve bu şartlar altında sanığın yasak niteliği haiz bıçak taşımak suçundan mahkûmiyetine karar verilmesinin mümkün olmadığı, bu durum karşısında suça konu bıçağın yasak kapsamda bulunup bulunmadığına ilişkin tereddütlerin giderilmesi amacıyla polis ya da jandarma kriminal laboratuvarı veya başka bir kurum ya da bilirkişiden rapor alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekmektedir.
Bu itibarla, itirazın kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme mahkûmiyet hükmünün, sanığın suçta kullandığı bıçağın taşınması ve bulundurulmasının suç teşkil edip etmediği hususunda polis ya da jandarma kriminal dairesinden veyahut başka bir kurum ya da bilirkişiden rapor alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk Görüşüne Katılmayan Dokuz Genel Kurul Üyesi; "suça konu bıçağın yasak kapsamda olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı, bu nedenle itirazın reddi gerektiği" düşüncesiyle karşıoy kullanmıştır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 29.04.2014 gün ve 2391-10889 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Kocaeli 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 17.04.2013 gün ve 146-334 sayılı hükmünün, sanığın suçta kullandığı bıçağın taşınmasının ve bulundurulmasının suç teşkil edip etmediği hususunda polis ya da jandarma kriminal dairesinden veya başka bir kurum ya da bilirkişiden yeni bir rapor alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.05.2016 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Yaptırımlar, Vahimlik Hali ve İdari Para Cezası
6136 sayılı Kanun'un 4. maddesinde sayılan aletleri kanuna aykırı taşıyan veya bulunduranlar hakkında 15. maddenin birinci fıkrası uyarınca altı aydan bir yıla kadar hapis ve yirmibeş günden az olmamak üzere adlî para cezası uygulanır. Kanun'un 15. maddesinin ikinci fıkrasına göre, bu aletlerin sayı veya nitelik bakımından vahim olması durumunda hükmolunacak cezalar yarıdan bir katına kadar artırılır.
6136 sayılı Kanun kapsamına girmeyen kesici aletler yönünden kamu güvenliği mülahazasıyla valilik kararlarına istinaden Kabahatler Kanunu çerçevesinde idari para cezası uygulanabilmektedir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesinin birinci fıkrası yetkili mercilerce kamu düzeni, kamu güvenliği veya adli nedenlerle verilen hukuka uygun emirlere aykırı davranılması halinde idari para cezası yaptırımı getirmektedir. Bununla beraber aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca bu idari yaptırımın tatbiki ancak ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması şartına bağlıdır.
5326 sayılı KABAHATLER KANUNU m. 32Kaynağı aç
işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması
amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası
idarî para cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir.
(2) Bu madde, ancak ilgili
kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde uygulanabilir.
(3) 1.3.1926 tarihli ve 765
sayılı Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesine diğer kanunlarda yapılan yollamalar,
bu maddeye yapılmış sayılır.
Dilencilik
Her türlü bıçağı taşımak suç sayılır mı?
Ev gereçlerinden sayılan, tarım, sanayi, sağlık veya meslek ve sanat icrasında kullanılan bıçakların bulunması ve kullanılması 6136 sayılı Kanun kapsamı dışındadır; ancak bu aletlerin somut hal ve şartlara göre sırf saldırı kastıyla taşınması halinde üç aya kadar hapis veya adli para cezası uygulanır.
Bıçakların yasak sayılmasında santimetre cinsinden bir boy ölçütü var mıdır?
Kanunda bıçaklar için santimetreye dayalı namlu veya sap uzunluğu ölçütü yer almaz; aletin taşıma veya bulundurma yasağı kapsamında olup olmadığı üretim amacına ve mekanik niteliklerine göre belirlenir.
Kendini savunma veya koruma gerekçesiyle yasaklı bıçak taşınabilir mi?
Kendini koruma veya tedbir alma gerekçesi yasaklı bir aleti taşımayı hukuka uygun kılmaz ve henüz gerçekleşen haksız bir saldırı yokken bu aletleri taşımak meşru müdafaa kapsamında kabul edilmez.
Yapımına izin verilen mesleki bıçaklar her yerde serbestçe taşınabilir mi?
Meslek veya sanat icrası için yapımına izin verilen bıçak ve aletlerin kullanım amacı dışında taşınması veya bulundurulması cezai yaptırıma tabidir.
Mekanizması bozuk olan sustalı çakı hakkında nasıl karar verilir?
Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2018/10087 Esas ve 2019/7294 Karar sayılı ilamında, ele geçirilen sustalı çakının mevcut arızasının basit bir müdahale ile giderilerek aletin otomatik açılır ve kilitlenir vasfı kazanacağının raporda belirlenmesi karşısında verilen mahkûmiyet kararı isabetsiz görülmemiştir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

