Sermaye Şirketlerinde Haklı Nedenle Fesih Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Sermaye Şirketlerinde Haklı Nedenle Fesih Davası

Sermaye şirketlerinde haklı nedenle fesih davası; ortaklar arasında devamı çekilmez hâle gelen uyuşmazlıklar, mevzuata veya şirket sözleşmesine aykırılıklar ve ortaklık amacının fiilen ortadan kalkması durumunda başvurulan istisnai bir yargısal yoldur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu sistematiğinde bu dava türü, anonim şirketler için 531. maddede, limited şirketler için ise 636. maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu döneminde anonim şirketlerin haklı sebeple feshine imkân veren bir düzenleme bulunmamaktayken, söz konusu imkân 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanun ile getirilmiştir. Şirketin feshini talep eden ortakların istemi, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde ileri sürülür.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/8247, K. 2022/1130Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/8247 E.  ,  2022/1130 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 17.07.2020 tarih ve 2017/69 E. – 2020/493 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı … San. ve Tic. Ltd. Şti. kayyımı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı … ile birlikte davalı şirketlerin %50 hisseli ortağı bulunduğunu, 2009 yılının 6. ayından itibaren diğer ortak …'in davalı şirketler ile ilgilenmeyi tamamen terk ettiğini, davalı limited şirketlerdeki idari yetkilerini oğlu …'e bıraktığını, …'in 1 numaralı davalı şirket adına habersiz ve izinsiz bir şekilde 80.000,00 USD kredi kullandığını, şirkete ait taşınmazı sattığını ancak bedelini şirket kasasına koymadığını, şirketlerin zarar etmeye başladığını, aynı alanda faaliyet gösteren başka şirketlerle … ve oğlu …'in ilginç ve gizli ilişkilerinin müvekkilinin güvenin daha da sarstığını, karşılıklı olarak açtıkları davalar ve devam eden soruşturmalar bulunduğunu, bu haliyle şirketlerin devamının katlanılmaz olduğunu ileri sürerek davalılar … …. Ltd. Şti. ve Alpine Çelik…. Ltd. Şti.'nin feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili; davacının iddialarını kabul etmediklerini, davacının sermaye payının karşılığını alarak şirketten ayrılması mümkünken şirketin feshini isteyemeyeceğini, davacının aynı iştigal konusunda faaliyet gösteren başka bir şirketi olduğunu ve davalı şirketleri feshettirerek pazardaki tüm müşterileri kendi şirketine çekmeyi amaçladığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece uyulan bozma ilamı, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; … Çelik … Ltd. Şti.’nin feshine ilişkin kararın kesinleştiği, davalı şirket ortaklarından …’in yargılama esnasında vefat ettiği, mirasçılarının, şirkete hisselerini tescil ettirmedikleri, …’in müdür olması sebebiyle ölümüyle şirketin organsız kaldığı, faaliyetinin olmadığı, hatta mirasçılarından …’in bu sebeple yönetim kayyımı atanması talebinde bulunduğu, şirketin sicil kayıtlarına bakıldığında son tescilin 2010 yılında yapıldığı, son on yıldır şirkette hiç bir karar alınmadığı, tescil yapılmadığı, şirketin gayri faal olduğu, şirketin amacını gerçekleştirme imkanı kalmadığı, ortakların bir araya gelme imkan ve ihtimallerinin kalmadığı, … mirasçılarının şirket hissedarı olarak şirketi ayağa kaldırma, ticari faaliyete devam etme gibi bir niyet ve girişimlerinin olmadığı, bu durumda fesih kararından başka bir çözüm olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, İstanbul Ticaret sicili Müdürülüğü'nde 141493 no ile sicile kayıtlı … San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin TTK'nın 636/3 md. uyarınca fesih ve tasfiyesine, temsil kayyımı olarak atanan mali müşavir …’nin kararın kesinleşmesi ile tasfiye memuru olarak atanmasına karar verilmiştir. Kararı, davalı … San. ve Tic. Ltd. Şti. kayyımı temyiz etmiştir. Dava, 6102 sayılı TTK'nın 636/2. maddesine göre açılmış Limited Şirketin haklı nedenlerle feshi istemine ilişkindir. Mahkemece şirketin feshine dair verilen ilk karar Dairemizin 2015/14106 Esas 2016/4145 Karar sayılı bozma ilamında da gösterildiği üzere 6103 sayılı Kanun'un 3. maddesi gereği 6102 sayılı TTK'nın 636/3. maddesinin somut olayda uygulanma kabiliyeti bulunduğu feshin son çare olduğu, davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya uygun düşebilecek diğer bir çözüme hükmedilebileceği belirtilerek bozulmuş ve mahkemece bozma ilamına uyulmuştur. Mahkemece buna rağmen, davacı tarafın fesih talebinin uygun görülmemesi halinde kendisinin çıkarılmasına karar verilmesine ilişkin beyanları bulunmasına, ihbar olunan müteveffa ortak mirasçısı …’in de şirketin feshi yerine davacı ortağın ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin talebi olmasına rağmen, hiçbir delil de gösterilmeden yeni ortaklık yapısına göre ortakların bir araya gelemeyeceğinden bahisle yeniden şirketin feshine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı … San. Tic. Ltd. Şti. kayyımının temyiz istemlerinin kabulü ile kararın davalı … San. Tic. Ltd. Şti. lehine BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı … San. ve Tic. Ltd. Şti.'ye iadesine, 15/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 531Kaynağı aç
MADDE 531- (1) Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir. II – Hükümleri 1. Tescil ve ilan
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 636Kaynağı aç
MADDE 636- (1) Limited şirket aşağıdaki hâllerde sona erer: a) Şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle. b) Genel kurul kararı ile. c) İflasın açılması ile. d) Kanunda öngörülen diğer sona erme hâllerinde. (2) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir. (3) Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. (4) Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. (5) Sona ermenin sonuçlarına anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanır. B) Tescil ve ilan
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/4504, K. 2015/12980Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/4504 E.  ,  2015/12980 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :…… ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 17/02/2015 NUMARASI : 2012/450-2015/96 Taraflar arasında görülen davada ….. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17.02.2015 tarih ve 2012/450-2015/96 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03.11.2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av. İ.. B.., davacı S.. Ü.. ve asli müdahil S.. B.. vekilleri Av. T.. Ü.. ile Av. S.. Ç.., davalı vekili Av. A.. K… dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili S.. Ü..'nün %11,5 hisse oranıyla aile şirketi olan davalı şirketin ortağı olduğunu, davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı sebeplerle fesih koşullarının oluştuğunu, davalı şirketin haklı gerekçeye dayanmaksızın geçmiş yıllara ait kar dağıtımı yapmadığını, müvekkilinin müktesep hak niteliğinde olan kar payı alma hakkının engellendiğini, davalı şirketin 5 adet otel ve 1 gece kulübü bulunduğunu, yüksek kazanç elde ettiği halde sembolik miktarda kar payı dağıttığını, müvekkilinin muhalefetine rağmen 2010 yılı kar payının tamamının yedek akçe olarak ayrılması yolunda karar alındığını, Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/15 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda 2008 yılı sonunda geçmiş yıl karlarının 22.950.495,09TL olduğunun tespit edildiğini, yıllar itibari ile dağıtılmayan kar miktarının çok yüksek olduğunu, genel kurul öncesinde ve toplantı sırasında şirket faaliyetleri ve mali durumu hakkında müvekkilimiz bilgilendirilmediğinden 2010 yılına ait genel kurul toplantısında alınan kararların iptali ve özel denetçi atanması talebiyle Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/865 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, şirketin kira gelirlerinin bölgedeki emsal işletmelere göre çok düşük düzeyde kaldığının bilirkişi raporlarıyla sabit olduğunu, müvekkilince açılan davalarda şirket bilançosunda görülen kayıtların gerçeği yansıtmadı ve karın düşük gösterildiğinin anlaşıldığını, müvekkilinin bilgi alma ve inceleme hakkının sürekli engellendiğini, müvekkili ile şirketin diğer ortakları olan kardeşleri arasındaki ilişkilerin tamamen bozulduğunu, bu durumun aile şirketi olan davalı şirketin işleyişine de yansıdığını, müvekkili aleyhine eşitliğe aykırı işlemler yapıldığını ileri sürerek, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin feshine, tedbiren kayyım atanmasına, şirketin malvarlığının koruma altına alınmasını temin amacıyla dava tarihi itibariyle şirketin borçlandırılmasına yol açabilecek her türlü işlemin önlenmesi amacıyla tedbir uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yargılama aşamasında 24/10/2012 havale tarihli dilekçesi ile şirket ortaklarından S.. B.. vekili asli müdahale talebinde bulunmuş ve müvekkilinin ortaklık haklarının ihlal edildiğini, davacının davasına katıldıklarını, davalı şirketin TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir. Davalı vekili, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinin somut olaya uygulanamayacağını, dava için haklı sebep bulunmadığını, davacının haklı sebep olarak dayandığı olay ve davaları davacının kendisinin yarattığını, davacının kötüniyetli hareket ettiğini, amacının şirkete ve kardeşlerine zarar vermek olduğunu, davacıya şirketle ilgili bilgi verilmediği hususunun gerçek dışı olduğunu, davacının çekmiş olduğu bütün ihtarnamelere cevap verildiğini, davalı şirket kayıtlarının TTK hükümleri çerçevesinde tüm ortakların incelemesine açık olduğunu savunarak, davanın reddini istemiş, müdahil S.. B.. yönünden de haklı sebepler bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin 5 kişilik bir aile şirketi olduğu, davacı Sevgi'nin 5790/38600, S.. B..'ın 5790/38600 hissesinin bulunduğu, dava tarihi 12/07/2012 olup davanın 6102 sayılı TTK hükümlerine tabi olduğu, 6103 Sayılı Kanunun 3. maddesi hükmüne göre TTK'nın 531. maddesinin dava konusu olaya uygulanabileceği, taraflar arasında 6762 sayılı TTK döneminde doğan ve etkileri ile birlikte devam eden olaylar bulunduğu, kardeş olan ortakların aile bağlarının koptuğu, birbirlerine karşı kişisel husumet besledikleri, olayların 2009 yılı ve sonrasından başlayarak geldiği, öncesinde taraflar arasında bir sorun olmadığı, ancak 2009 yılı sonrasında başlayan ve bugüne kadar gelen sorunlar nedeniyle davacı ve müdahil davacının dışlandığı, davalı şirketin diğer ortaklarca sahiplenildiği, şirket ve şirkete ait otel imkanlarının diğer ortaklarca kullanıldığı, davacı ve müdahil davacının bu imkanlardan mahrum bırakıldığı, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/10 D.iş sayılı dosyasında da bu hususun belgelendiği, davacı ve müdahil davacının genel kurul toplantılarına çağrılıp oy hakkının kullandırılması dışında şirkette bir etki ve yetkilerinin bulunmadığı, 5 ortaklı aile şirketinde bu şekilde ayrımcı tavırların MK 2. maddesine aykırı olup TTK'nın 531. maddesinde düzenlenen haklı neden oluşturduğu, davacı, asli müdahil ve davalı şirketin diğer ortakları arasında ailevi ve kişisel ilişkilerin son derece bozuk olduğunun Manavgat Adliyesi'nde bulunan tüm dava dosyalarında kayıtlı olduğu, tarafların birbirlerine karşı sürekli davalar açtığı, davacı ve asli müdahil davacının şirkette kalmasının şirket ortakları açısından çekilmez bir hal aldığı, bu durumun şirketi de yıpratacağı, davalı şirket tarafından dağıtılması gereken kar paylarının yeterli düzeyde dağıtılmadığı, yönetim kurulunun ortaklar arasında eşit işlem ilkesine aykırı davrandığı, davacının şirketten alması gereken bilgilerin genel kurul toplantıları dışında yeterli düzeyde verilmediği, bilgi edinilmesi hususunun da davalara konu edildiği, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/108 Esas – 2013/251 Karar sayılı ilamı ile inceleme yapılmasına karar verildiği, bu incelemenin de taraflar arasındaki sorunlar nedeniyle Jandarma ve İcra marifeti ile yerine getirildiği, tüm bu nedenlerle işbu davada haklı nedenlerle fesih koşullarının davanın açıldığı tarihte dahi gerçekleştiği sabit ise de hukuki mütalalar ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi içtihatlarında belirtildiği üzere tasfiye kararı yerine daha uygun çözüm yollarının bulunması gerektiği, davalı şirketin özvarlığının ve davacıların hisselerinin değerinin tespiti için bilirkişi raporları alındığı, bilirkişiler tarafından ibraz edilen raporlarda belirtilen Side Beldesi 666 ada 2, 3 ve 10 parsel sayılı taşınmazların üst hakkı olduğu, 666 ada 1 ve 9 parsel sayılı taşınmazların ise mülkiyet sahibi bulunduğu, bu taşınmazların değerinin bir olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşıldığından mahkemece resen 2 ve 3 nolu parsellerin 1 ve 9 nolu parselden %50,10 numaralı parselin ise %40 daha değersiz olduğu, bu farkın 10 nolu parsellin denize sıfır olmasından kaynaklanması sebebiyle hesaplama yapılarak bu eksikliğin giderildiği, 2 ve 3 numaralı parselin m² birim fiyatı 1.850,00 TL, 10 numaralı parselin m² birim fiyatı 2.220,00 TL olarak tespit edilmiş olup 3 numaralı parsel için üst hakkı kurulan 2370 m² için hesaplama yapıldığı, buna göre davacı ve asli müdahil davacının ayrı ayrı %15 hisselerinin karşılığının 93.283.609,62 TL olarak tespit edildiği, Yargıtay kararlarında ve hukuki görüşlerde şirketin tasfiye edilmeden daha uygun çözüm yolları bulunması işaret edildiğinden 18/12/2014 tarihli celsede davalı şirket yönetim kurulu başkanı “nakdi olarak davacı ve asli müdahil davacının hissesini ödeme güçlerinin olmadığını” belirttiğinden en uygun çözüm yolunun davacı ve asli müdahil davacının hisselerine denk gelen taşınmazların hesaplanarak kendilerine verilmesi ve buna karşılık olarak şirket hisselerinin iptali gerektiği kanaatiyle davacı tarafın şirketin feshi yönündeki talebinin reddine, davacı ve müdahil davacının iddiaları subuta erdiğinden dava konusu şirket nezdindeki hisselerine karşılık toplam alacakları ayrı ayrı 93.283.609,62 TL olarak tespit edildiğinden; davacı S.. Ü.. için hissesine karşılık; Antalya Manavgat Çolaklı Mahallesi 723 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ve üzerindeki Defne Dream otel işletmesi ve müştemilatının, Side Selimiye Mahallesi 108 ada 6 ve 7 parsel, 109 ada 1 parsel, 110 ada 1 parsel ve 113 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar, 211 ada 1 ve 3 parsel ile bu parseller üzerinde bulunan 1. Parsel üzerindeki 1 ila 15 numaralı bağımsız bölümler ve 3 parsel üzerindeki 2,6,7 ve 8 numaralı bağımsız bölümlerin hisselerine karşılık kendilerine verilmesine ve tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline, davacı S.. Ü..'ye ayrıca 2.224.044,62 TL'nin bugünden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte kendisine verilmek üzere davalıdan tahsiline, müdahil davacı S.. B..'a Antalya Manavgat Kısalar Köyü 101 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ve üzerindeki Kumul Otel işletmesi ile müştemilatının ve Side Selimiye Mahallesi 157 ada 13,14,15,16,17 ve 18 parseller ile üzerindeki bina ve bağımsız bölümleri ve Sorgun Mahallesi 2227 ada 4 parsel sayılı taşınmazın hissesine karşılık kendisine verilmesine ve davalı şirket adına olan tapularının iptali ile müdahil davacı adına tesciline, müdahil davacıya ayrıca 2.272.571,12 TL'nin bugünden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte verilmek üzere davalıdan tahsiline, davacı tarafın davalı şirkete yönetim kayyımı atanması yönündeki talebinin reddine, davacı ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen taşınmazlar ile ilgili tapu kaydına şerh düşülmesi için kararın bir örneğinin tedbiren tapu müdürlüğüne gönderilmesine, davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D… D… ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesine, karar kesinleştiğinde davacı ve asli müdahil davacıya verilen ortaklık pay bedelleri nedeniyle ortaklık haklarının sonlandırılarak hisselerinin iptaline karar verilmiştir. Davacı S.. Ü.. vekili 02.03.2015 tarihli tavzih dilekçesi ile hüküm fıkrasının 7 nolu bendinin tavzihini talep etmiştir. Mahkemece, 24.02.2015 tarihli tavzih kararı ile "ilamının 7. bendinin "Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.. D… ve Kumul Otel İşletmelerinin adına yapılan iş ve işlemleri yerinde görüp denetlemesi, olağan işler konusunda davalı şirket yönetimi ile işbirliği içerisinde işleri yapıp sonuçlandırması, mutat alışverişler konusunda davacı tarafın alım-satım yapabilmesi, tarafların anlaşamamaları halinde veya davacıların yönetimle ilgili tasarrufları haksız yere kısıtlandığında şirkete atanan danışman kayyımlarının onayının alınması, olağan işler kapsamında olarak, otele ait elektrik, su, belediye, vergi, yiyecek, içecek, personel ücreti, mutat bakım-onarım gibi işlerin davacılar tarafından yerine getirilebilmesine, ihtiyaç duyulan alanlarda personel istihdamı konusunda davalı şirket yönetiminden talepte bulunabilmesine, istifa eden çalışanların yerine davacıların kendilerinin belirleyeceği kişilerin işe alabilmesine" şeklinde tavzihine karar verilmiştir. Kararı ve 24.03.2015 tarihli tavzih kararını, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararına ilişkin aşağıdaki (2) ve (3) numaralı bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeplerle feshi istemine ilişkindir. 6762 sayılı TTK'nın 549/1.b.4. maddesi ile 551/2. maddesi hükmünde öngörülen şartların gerçekleşmesi ve haklı nedenlerin bulunması halinde limited şirketler bakımından şirketin feshi, ortağın şirketten çıkması veya çıkarılmasının istenebileceği kabul edilmişken, anonim şirketler bakımından haklı nedenlerle anonim şirketin feshine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamakta idi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü ile anonim şirketler bakımında da haklı sebeplerle şirketin feshine olanak tanıyan düzenleme getirilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir" hükmünü havidir. Anılan hüküm uyarınca sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir. Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce taktir edilecektir. Somut uyuşmalıkta yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı S.. Ü.. vekili dava dilekçesinde davalı şirketin feshine haklı neden olarak, kar dağıtılmaması veya yetersiz kar dağıtımı, bilgi alma ve inceleme hakkının ihlali, davalı şirkete ait olup davacı S.. Ü..'nün ortağı bulunduğu dava dışı Ü.. Ticaret Turizm Ltd. Şti.'nin kiracı ve işletmecisi olduğu iki adet dükkanın haklı neden yokken salt bu dükkanları müşterilerden gizlemek ve davacı S.. Ü..'nün ortağı olduğu şirketin ticari faaliyetini olumsuz yönde etkileyip zarara uğratmak için önüne duvar örülmesi, davalı şirket bünyesinde bulunan otel, villa vb. tesislerden diğer ortaklar ve onların yakınları yararlanmakta iken davacı S.. Ü.., çocukları ve torunlarının yararlandırılmaması, pay sahipleri arasında eşitlik ilkesine aykırı uygulamalar yapılması, manevi baskı ve tehdit nedeniyle şirket ortakları arasında güven sarsıcı olaylar yaşanması, davacı S.. Ü..'nün bilgisizliği ve tecrübesizliğinden faydalanılarak eşinin ani ölümünden sonra derin acı ve üzüntü yaşıdığı dönemde “ibraname” başlıklı belge imzalatılmak suretiyle davacı S.. Ü..'nün borçlu duruma sokulması olgularına dayanmıştır. Her ticaret şirketi gibi anonim şirketin nihai amacı da kar elde etmek ve bunu dağıtmak olup anonim şirketin kar elde etme ve dağıtma nihai amacından doğan pay sahibinin kar payı hakkı da bir vazgeçilmez haktır. Bu çerçevede anonim şirketin pay sahiplerine dağıtılabilecek karı bulunuyorken iyiniyet kurallarına aykırı olacak şekilde uzunca bir süre dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması halinde pay sahibi bu hakkını mahkeme aracılığıyla talep edebilecektir. Davacı S.. Ü..'de davalı şirketin genel kurullarında kar dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması yönünde alınan kararların iptali yönünde davalar açmıştır. 2009 yılına ait genel kurulda alınan yetersiz kar dağıtımı kararının iptali için Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/865 Esas 2011/609 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava reddedilmiş, karar Dairemizce onanmıştır. 2010 yılına ait genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının iptali için Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/513 Esas 2012/38 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava reddedilmiş, Dairemizce onanmıştır. 2011 yılına ait genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının iptali için Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/ 5 Esas 2013/652 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava kısmen kabul edilmiş, karar Dairemizce dava açma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi bakımından bozulmuştur. Yine davacı S.. Ü..'nün kendisinden irade fesadı suretiyle alındığını iddia ettiği ibraname başlıklı 22.05.2009 tarihli belgenin geçersizliğine dayanarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/ 415 Esas 2011/529 Karar sayılı dosyasında açtığı davada, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Dairemizin 2012/1139 Esas 2012/1139 Karar sayılı kararı ile “söz konusu ibranamedeki imzanın davacı S.. Ü..'ye ait olduğu, tanzim tarihinde yürürlükte bulunan BK'nın ilgili hükümleri uyarınca da irade fesadı sayılabilecek hallerin ispatlanamadığı, belgenin geçerli olduğu” gerekçesiyle bozulmuştur. Davacı S.. Ü.. bilgi alma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de bir defaya mahsus olmak üzere yasal şikayet hakkını kullanarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/108 Esas 2013/251 Karar sayılı ilamı uyarınca şirket kayıtları üzerinde inceleme yapmıştır. Davalı şirkete ait olup davacı S.. Ü..'nün ortağı bulunduğu dava dışı Ü.. Ticaret Turizm Ltd. Şti.'nin kiracı ve işletmecisi olduğu iki adet dükkanın önüne haklı neden yokken salt bu dükkanları müşterilerden gizlemek ve davacı S.. Ü..'nün ortağı olduğu şirketin ticari faaliyetini olumsuz yönde etkileyip zarara uğratmak amacıyla dükkanların önüne duvar örüldüğünü iddia ederek Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/8 D.İş sayılı dosyası ile tespit yapılıp Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/244 Esas 2013/153 Karar sayılı dosyasında davalı şirketin müdahalesinin menine karar verildiğini ileri sürmüş ise de anılan davanın tarafı davacı S.. Ü.. olmayıp Ünlü Ticaret Turizm Ltd. Şti. olması nedeniyle söz konusu davanın davacı S.. Ü..'nün ortağı olduğu davalı şirketin feshi davasında haklı sebep olarak değerlendirilemeyecektir. Davalı şirket davacı S.. Ü.., S.. B.., M… Ş.., H.. S.. Ş.. ve A.. Ş.. kardeşlerden oluşan 5 kişilik bir aile şirketi olmakla birlikte bir sermaye şirketidir. Bu nedenle de davacının aile bireyleri arasındaki manevi bağların koptuğuna dair gerekçesi de davalı anonim şirketin feshi için haklı neden olarak görülemeyecektir. Bu itibarla mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacı S.. Ü..'nün dayandığı nedenlerin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı neden olarak kabul edilemeyeceği nazara alınmadan yanılgılı değerlendirme ile davalı şirketin feshi için haklı neden olduğunun kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. Aynı şekilde müdahil davacı S.. B.. vekili de davacı S.. Ü..'nün dayandığı nedenler dışında diğer şirket ortağı ve yöneticisi konumundaki kardeşleri tarafından kendisi ve çocuklarının tehdit edilip hakarete uğradığını, kendisi ve çocuklarının şirkete ait tesislere alınmadığını, şirkete ait olmakla birlikte uzun zamandan beri kullandığı villanın zorla boşaltılıp eşyalarına zarar verildiğini iddia etmiş ise de davacı S.. B..'ın anılan konularda Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandığı, bilgi alma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açtığı davaların redle sonuçlandığı nazara alındığında müdahil davacı S.. B.. yönünden de davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshini gerektiren haklı nedenlerin oluşmadığına karar vermek gerekirken mahkemece, müdahil davacı S.. B.. yönünden de davalı şirketin feshi için haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Ayrıca mahkemece hüküm fıkrasının 7. bendinde “Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.. D… ve Kumul Otel işletmelerinin “tedbiren” davacılara verilmesine” karar verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın onuncu kısmı "Geçici Hukuki Korumalar" başlığı altında ihtiyati tedbir müessesini düzenlemiştir. Aynı Yasa'nın “ihtiyati tedbirin şartları” başlıklı 389. maddesinin birinci fıkrasında "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" hükmü düzenlendikten sonra 391. maddesinde ihtiyati tedbir kararının hem maddi hem şekli içereceği düzenlenmiştir. Buna göre Yargıtay uygulamalarında (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 01.06.2012 tarih, 2012/12474E. 2012/14232K. Sayılı ilamı) kabul edildiği ve HMK'nun 391. maddesi gerekçesinde açıklandığı üzere “dava sonunda elde edilecek faydayı sağlayacak şekilde”, başka bir deyişle “davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde” ihtiyati tedbir kararı verilmesi doğru değildir. Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmalık bakımından yukarıda açıklandığı üzere 6102 sayılı Yasa'nın 531. maddesinde öngörülen haklı sebeplerin varlığının kanıtlamamış olmasıda nazara alınmak suretiyle şirketin malvarlığını bölecek ve HMK'nın öngördüğü geçici hukuki koruma kriterini aşacak şekilde davalı şirkete ait D.. D.. ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesi doğru görülmemiş, kararın açıklanan bu nedenle de davalı şirket yararına bozulması gerekmiştir. 3- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin, mahkemece fesih yerine uygulanan alternatif çözüme ve vergi yükümlülüklerine dair sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. 4- Davalı vekilinin 24.03.2015 tarihli tavzih kararı ile ilgili temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, davacı S.. Ü.. vekilince 02.03.205 tarihli dilekçe ile mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararının hüküm fıkrasının “Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.. D.. ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesine” şeklindeki 7. bendinin tavzihen düzeltilmesi talebi üzerine mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile anılan hükmün yazılı şekilde tavzihine karar verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın 305. maddesinde “Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez” hükmü düzenlenmiştir. Mahkemece, anılan hüküm nazara alınmadan hüküm fıkrasının 7. bendindeki tedbir kararını davalı şirket aleyhine değiştiren-genişleten tavzih kararı verilmesinin anılan yasal düzenleme uyarınca mümkün görülmemesine göre davalı şirket vekilinin tavzih kararına karşı ileri sürdüğü temyiz itizralarının kabulü ile 24.03.2015 tarihli tavzih kararının da davalı şirket yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 5- Davalı vekilinin mahkemece verilen 16.06.2015 tarihli tedbirin infazının sağlanması ve kayyım yetkilendirilmesine dair kararı ile ilgili temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, anılan karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olup, bu temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedildiği belirlenemediği gibi temyiz harcının yatırıldığına dair makbuza da dosya içerisinde rastlanmamıştır. Temyiz dilekçesinin verilme usulü HMK’nun 365. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt ettirilip, temyiz harcının da yatırılmış olması gerekmektedir. Temyiz isteminde bulunan davalı vekili tarafından bu işlemler yapılmaksızın verilmiş temyiz dilekçesinin incelenme kabiliyeti bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararına ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin mahkemece fesih yerine uygulanan alternatif çözüme ve vergi yükümlülüklerine dair sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, (4) numaralı bette açıklanan nedenlerle davalı vekilinin 24.03.2015 tarihli tavzih kararı ile ilgili temyiz itirazlarının kabulü ile tavzih kararının davalı şirket yararına BOZULMASINA, (5) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı şirket vekilinin mahkemece verilen 16.06.2015 tarihli tedbirin infazının sağlanması ve kayyım yetkilendirilmesine dair karara yönelik temyiz itirazlarının reddine, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacı ve asli müdahilden alınarak davalıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 03.12.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, 6102 sayılı Yasa'nın 531. maddesi uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeple feshine ilişkin olup, dava 6102 sayılı Yasa'nın 01/07/2012 tarihinde girmesinden sonra 12/07/2012 tarihinde açılmıştır. Davacıların ileri sürdükleri fesih sebeplerinin tamamının Yasa'nın yürürlük tarihinden önce gerçekleştiği uyuşmazlık konusu değildir. 6103 sayılı TTK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 2/1. maddesinin a-b-c bentlerine göre eski kanun zamanında gerçekleşen hukuki olaylara eski kanun, yeni kanun zamanında gerçekleşen olaylar ise yeni kanuna göre değerlendirelecektir. Dolayısıyla kanunların geriye etkili olarak uygulanmaması kuralı bu maddede bir kez daha ifade edilmiştir. Kural bu olmakla birlikte anonim şirketin haklı nedenle feshinin eski TTK'da düzenlenmeyip ilk defa yeni TTK'da düzenlenmiş olması nedeniyle Yürürlük Yasa'sının 3. maddesi gözetildiğinde eski TTK zamanında meydana gelen sebeplere dayanarak anonim şirketin feshinin mümkün olup olmadığının somut davada değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasa'nın 3. maddesine göre, eski kanun zamanında kurulan ancak yeni kanun zamanında da varlığını devam ettiren hukuki ilişkiler bakımından eğer hukuki ilişkinin içeriği taraf iradelerinden bağımsız olarak kanun tarafında düzenlenmişse bu hukuki ilişkinin yeni kanunun yürürlüğe girmesinden sonra meydana getireceği hukuki sonuçlar yeni kanuna göre değerlendirelecektir. İçeriği taraf iradeleriyle serbestçe belirlenmiş hukuki ilişkilere (örneğin sözleşme) ise yeni kanun değil, hukuki ilişkinin kurulduğu tarihteki yasa uygulanacaktır. Ancak tarafların iradelerinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere yeni kanunun uygulanacak olması ancak yeni kanunun yürürlüğe girdiği dönemden sonra meydana gelen hukuki olay ve işlemler için söz konusu olacaktır. Yoksa eski yasa zamanında gerçekleşen ve tamamlanan olaylara yeni yasanın uygulanması söz konusu değildir. Buna Yasa'nın 2. maddesi engeldir. Somut davada, davalı şirket eski yasa zamanında kurulmuş olmasına ve o tarihte anonim şirketin haklı nedenle feshi yasada yer almamasına rağmen yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Yürürlük Yasası'nın 3. maddesi gereğince davalı şirketin de haklı nedenle feshi talep edilebilecek ise de haklı nedenle fesih sebeplerinin Yürürlük Yasası 2. maddesi gereğince yeni yasanın yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşmesi veya en azından eski yasa zamanında gerçekleşen sebebin yeni yasa döneminde de devam ediyor olması gerekir. Söz konusu olay eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmışsa anonim şirketin feshinin tamamlanan olaya dayalı olarak talep edilmesine 3. madde cevaz vermemektedir. Somut davada maddi vakıalar eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmış olup bu maddi vakıaların yarattığı olumsuz sonuçlar yeni yasa döneminde ve dava tarihinde hissedilse dahi bu durum şirketin feshi için yeterli olmadığından yasanın yürürlüğe girmesinden 10 gün sonra açılan işbu davanın bu nedenle reddedilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun kararına katılmıyorum. KARŞIOY 1- Dava, 6102 S. TTK’nın 531.maddesi uyarınca açılan haklı sebeple anonim şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. 2- Dairemiz çoğunluk görüşünde de ifade olunduğu üzere, “haklı sebeple anonim ortaklığın fesih ve tasfiyesini talep etme” hakkı 6762 S. TTK’da öngörülmeyen ve 6102 S. TTK’nın 531.maddesi uyarınca sermayenin enaz %10’u, HAAO da ise enaz %5’ine sahip azlık hisse sahiplerine tanınan yeni bir hak türüdür. 3- Somut olayda, davalı şirketin 5 kardeş arasında müşterek hisseli bir aile şirketi vasfında anonim ortaklık olduğu, kardeşler arasında yüksek montanlı bir çok davanın bulunduğu, tek amacı kâr etmek olar şirketin kâr paylarının dağıtılmaması sebebiyle ortaklar arasında sorunlar çıktığı, keza şirkete ve şirket hissedarına kayyım tayini, şirket tesislerinin ortak kullanımı, bilgi alma hakkının kullandırılmaması, şirketin bazı varlığının diğer ortaklardan gizlenmesi vs. sebeplerle de sorunlar çıktığı, birbirlerine çok ağır suçlamalar yönelttikleri, söz konusu sorunların davacıya atfi kabil bir kusurdan meydana geldiğinin de kanıtlanamadığı, anılan nedenlerle şirketin fesih ve tasfiyesi sebebinin gerçekleştiği, ancak mahkemece fesih yerine başka önlemler (şirketin bölünmesi, hisse bedelinin ödenerek dava açan ortağın çıkarılması vs.) de alınabileceği, böylesi bir çözüm tarzının tüm hissedarların yararına olduğu, yerel mahkemenin şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiyesi koşullarının gerçekleştiğinin tespitine ilişkin kararı bu yönü itibariyle doğru olduğu halde, Dairemiz çoğunluğunca anılan sebeplerin fesih için haklı sebep teşkil etmediğine yönelik (2) no’lu bentteki değerlendirmesine katılmıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/13148, K. 2014/16463Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2013/13148 E.  ,  2014/16463 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANTALYA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 07/06/2013 NUMARASI : 2010/482-2013/269 Taraflar arasında görülen davada Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07/06/2013 tarih ve 2010/482-2013/269 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 24/10/2014 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. O. Ö. ile davalı vekili Av. M. G. ve davalı şirket temsilcisi M.. F.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olup 23.06.2010 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan yönetim kurulunun ibrasına dair kararın TTK'nın 374. madde hükmüne aykırı alındığını, yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarında oy kullandıklarını, yönetim kurulu üyelerinden M.. F.. ve Ç.F.’nun babaları olan N.F.’nun ibra kararında oy kullandığını, yöneticilerin şirket defter ve kayıtlarını usulüne uygun tutmadığını, şirketin malvarlığını kendi çıkarları doğrultusunda tükettiklerini, sorumluluk davası açılması yönündeki taleplerinin genel kurulda reddedildiğini, kötüniyetli olarak sermaye artırımına gidilip müvekkillerinin sahte belgelerle sermaye taahhüdü borcu altına sokulduğunu, bilançonun gerçeği yansıtmadığını, şirket kasasının eksi bakiye verdiğini, bu hususların denetçi raporuna yansımadığını, denetçinin görevini gereği gibi yapmadığını, şirket ortakları arasında pek çok dava bulunduğunu, şirketin amacını gerçekleştiremez hale geldiğini ileri sürerek, davalı şirketin 23.06.2010 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan yönetim kurulunun ve denetçinin ibrası, bilançonun onaylanması, anasözleşmenin 33. maddesi uyarınca gündemde yer alan şirketin fesih ve tasfiyesi isteminin reddine dair kararların iptali ile TTK'nın 434. maddesi uyarınca şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacıların öncelikle teminat yatırmaları gerektiğini, alınan kararların anasözleşme ve yasada öngörülen nisaplara uyularak alındığını, Nazım Fettahoğlu’nun yönetim kurulu üyesi olmadığını, şirket bilançosunun gerçeği yansıtmadığı iddiasının yerinde olmadığını, fesih ve tasfiye koşulları oluşmayıp şirketin ticari faaliyetine devam ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı uyarınca davacıların 168.762 red oyuna karşılık 199.232 oyla yönetim kurulunun ibrasına karar verildiği, davacılar haricinde kalan tüm hissedarların yönetimin ibrası yönünde oy kullandığı, ibra yönünde oy kullanan yönetim kurulu üyelerinin hisse sayısının 7832, N. F.'nun hisse sayısının 191.400, Nazım Fettahoğlu ile yönetim kurulu üyelerinin hisse sayısının toplamının 199.232 olduğu, TTK'nın 374. maddesi gereği yönetim kurulu üyelerinin sahip olduğu 7832 oyun yasak kapsamında olduğu, TTK'nın 353. maddesinde denetçilerin vazifeleri düzenlenmiş olup, davalı şirketin 2005-2006-2008-2009 yılı defterlerinin kapanış tasdiklerinin olmadığı, 07.10.2009 tarihinde şirket kasasının 11.489,47 TL eksi bakiye verdiği, kasada olmayan paranın harcanmasının kayıtlarda görülmesine rağmen denetçi tarafından bu konuda düzenlenmiş bir belge bulunmadığı, şirket kasasının denetçi tarafından denetlendiğine dair de bir belge olmadığı, denetçinin ibrasına yönelik kararın iptali gerektiği, bilançonun gerçeği yansıtmadığının bilirkişi raporu ile anlaşıldığı, davalı şirketin sermaye yetersizliğinden kaynaklanan finansman sıkıntısı olduğu, dönem dönem sermaye artırımı yapıldığı, şirketin TTK'nın 327. maddesi gereğince yıllık faaliyet raporu ile ayrıntılı bilançoyu şirket ortaklarına göndermemesi nedeniyle şirket ortaklarının hesaplar üzerinde yeterli inceleme yapamadığı, denetçinin görevini tam olarak yerine getirmediği, kasada belirli dönemlerde nakit para varmış gibi gösterildiği, şirket muhasebe kayıtlarındaki usulsüzlüklerin şirketin geleceğini olumsuz etkilediği, genel kurulda alınan ibra kararlarının dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil ettiği, taraflar arasında onbeşe yakın dava bulunduğu, bu davalar nedeniyle şirketin çalışamaz durumda olduğu, şirketin sadece bir gayrimenkulünün kaldığı, bu taşınmazın satışının da gündeme alındığı, şirketin tek mal varlığı ve iştigal konusu olan otelin satılması halinde şirketin devamı ve amacının gerçekleşmesinin imkansız hale geleceği gerekçesiyle davanın kabulü ile 23.06.2010 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 3, 5 ve 8 nolu kararların iptaline, TTK’nın 434/2 maddesi dikkate alındığında amacını gerçekleştiremez durumda olduğu anlaşıldığından şirketin fesih ve tasfiyesine, şirkete tasfiye memuru olarak mali müşavir Süleyman Çavuşlar'ın atanmasına karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, anonim şirket genel kurul kararlarının iptali ve TTK’nın 434/2. maddesi uyarınca davalı şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. TTK’nın 374. maddesinde oy hakkının kullanılamayacağı iki hal “m…” başlığı altına öngörülmüştür. Anılan hükme göre, pay sahiplerinden hiç biri, kendisi veya karı ve kocası yahut usul ve füru ile şirket arasındaki şahsi bir işe veya davaya konu olan müzakarelerde oy kullanamayacağı gibi, şirket işlerinin görülmesine her hangi bir suretle katılmış olanlar yönetim kurulu üyelerinin ibrasına dair kararlarda oy kullanamazlar. Karar yeter sayısının belirlenmesinde TTK’nın 374. maddesi uyarınca kullanılması mümkün olmayan oylar hesaba katılmaz. Nisap, yasak dışında kalan kullanılabilir oy sayısına göre belirlenir. Bir ibra oylamasında oy hakkından yoksun olan kişilerin oy kullanmış olması, tek başına kararın geçersizliğini gerektiren bir sebep teşkil etmez. Diğer bir deyişle kararın geçersiz kılınması için TTK’nın 374. maddesine aykırı olarak kullanılan oyların kararın sonucunu etkilemiş olması gerekir. Mevcut oy dağılımı içinde yoksun oyların kullanılmış olması sonuca etkili değilse ibra kararı geçerliliğini muhafaza eder (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 2009, 11. Basım, syf.357,358). Somut olaya gelindiğinde TTK’nın 374. maddesinin birinci fıkrasındaki yoksunluk halinin gerçekleşmesi için gündem maddesinin, pay sahibi veya eşi veya usul ve füru ile şirket arasındaki şahsi bir işe yahut davaya dair olması gerekir. Dairemizin yerleşik içtihatlarında da kabul edildiği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 19.07.2007 tarih, 2206/2171 E. 2007/10775 K. sayılı ilamı) yönetim kurulu üyelerinin ibrasının “şahsi bir iş “olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığından, anılan yasa hükmünün babanın (yönetim kurulu üyeleri M. ve Ç.’ın babası N.F.’nun) yönetim kurulu üyelerinin ibrası konusunda oy hakkından yoksunluk hali olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Yine anılan yasa hükmü uyarınca yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarında oy kullanması mümkün değil ise de yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarında oy kullanması yukarıda açıklandığı üzere tek başına kararın geçersizliği sonucunu doğurmaz. Kararın geçersiz kılınması için TTK’nın 374. maddesine aykırı olarak kullanılan oyların kararın sonucunu etkilemiş olması gerekir. Bu itibarla mahkemece, anılan hususlar naraza alınmadan, yazılı şekilde ibraya ilişkin kararın iptaline karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Davacılar vekili dava dilekçesinde, TTK’nın 434/2. fıkrasına dayalı olarak şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini de talep etmiştir. Dava dilekçesinde ileri sürülen iddia ve açıklamalara bakıldığında davacıların fesih sebebi olarak ele aldığı olaylar şirket yöneticilerinin şirketi idaredeki yolsuz tutumuna ve buna bağlı olarak şirket kayıtlarının gerçeği yansıtmadığına bağlanmakta ve bu sebeplere dayanılarak TTK’nın 434/2. maddesi uyarınca davalı şirketin feshine karar verilmesi istenilmektedir. Mahkemece, davacıların dava dilekçesinde dayandıkları feshe gerekçe olaylar ve sebepler sayıldıktan sonra, şirketin sadece bir gayrimenkulünün kaldığı, bu gayrimenkulün (otelin) de satışının genel kurul gündemine alındığı, şirketin tek mal varlığı ve iştigal konusu olan otelin satılması halinde şirketin devamı ve amacının gerçekleşmesinin imkansız hale geleceği gerekçesiyle TTK'nın 434/2 maddesi hükmü uyarınca davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmiştir. Ancak mahkemece, mali müşavir bilirkişiden alınan 30.05.2011 tarihli raporda ve hükme esas alınan 18.07.2012 havale tarihli raporda davalı şirketin defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmadığı, bilançonun gerçeği yansıtmadığı, gelirlerinde yıllara göre azalma olduğu bildirilmesine rağmen özsermayesini kaybettiği yönünde bir tespit bulunmamaktadır. Davacıların fesih isteği dava dilekçesi içeriğine göre aslında muhik sebeplere dayalı olup 6762 sayılı TTK’nın 434. maddesinde haklı sebeplere istinaden anonim şirketlerin feshine yer verilmemiştir. TTK’nın 434/2. maddesinde sözü edilen şirket maksadının husulünün imkansızlığına dayanan fesih sebebi idarecilerin idareye taalluk eden ihmal ve kusurları dışında, işletme konusu işin bünyesinden doğan imkansızlıklara taalluk etmekte olup, idarecilerin ihmal ve kusurlarından dolayı ayrıca hükümler sevk olunmuştur. Bu itibarla mahkemece, anılan hususlar nazara alınmadan, davalı şirketin sahip olduğu otel de henüz satılmadığı halde “otelin satılması ihtimali” gerekçe yapılarak davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınıp, davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 24/10/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Davacı Sıfatı ve Dava Açma Eşikleri

Anonim şirketler ile limited şirketler arasında haklı nedenle fesih davası açma hakkı bakımından temel bir ayrım bulunmaktadır. Anonim şirketlerde bu hak münferit her pay sahibine değil, azınlığa tanınmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 531. maddesi uyarınca halka kapalı anonim şirketlerde sermayenin en az onda birini, halka açık anonim şirketlerde ise en az yirmide birini temsil eden pay sahipleri fesih davası açabilir. Bu yasal nisabın tek bir pay sahibinde bulunması zorunlu olmayıp, birden fazla pay sahibi bir araya gelerek de dava açabilir.

Limited şirketlerde ise kanun koyucu azınlık eşiği aramamıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 636. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, sermaye payının büyüklüğüne veya oranına bakılmaksızın her ortak haklı sebeplerin varlığı hâlinde mahkemeden şirketin feshini talep etme yetkisine sahiptir. Bu doğrultuda limited şirket ortakları, sahip oldukları pay oranına bağlı olmaksızın fesih davasında davacı sıfatını haizdir.

Davalı Sıfatı ve Husumetin Yöneltileceği Taraf

Sermaye şirketlerinin haklı nedenle feshine ilişkin davalarda husumetin kime yöneltileceği usul kurallarına bağlanmıştır. Fesih davasında husumet çoğunluk pay sahiplerine veya yöneticilere değil, tüzel kişiliği haiz olan şirkete yöneltilir. Limited şirketin haklı nedenle feshi ve tasfiyesi davalarında husumetin şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup, ortaklara husumet yöneltilemez. Şirket ortakları aleyhine açılan davalar husumet yokluğu sebebiyle reddedilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/2103, K. 2016/8790Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/2103 E.  ,  2016/8790 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ . Taraflar arasında görülen davada …. …. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02/07/2015 tarih ve 2014/…-2015/370 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette %75 hisse sahibi ortak ve müdür olduğunu, diğer davalının ise davalı şirkette %… hisse sahibi ortak olduğunu, şirketin kırtasiyecilik alanında faaliyet gösterdiğini, şirketin mali bilançolarında karlılık oranının her geçen sene azaldığını, davalı şirketin dava tarihi itibariyle herhangi bir amme borcu veya şahıs borcu bulunmadığını, şirketin mali durumunun her geçen gün kötüye gittiğini, şirketin borç ödemeden aciz durumuna düşmemesi için ortaklar genel kurulu kararıyla şirketin tasfiyesi için genel kurul çağrısı yapıldığını, davalının daha önceki genel kurula katılmadığı gibi bu genel kurula da katılmayarak şirketin tasfiyesine engel olduğunu, davalıyla müvekkili arasındaki anlaşmazlıklardan dolayı şirketin devamı ve amacının gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını beyanla, davalı şirketin haklı nedenle feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı …, davaya cevap vermemiştir. Kayyım … ……., davaya bir diyeceği bulunmadığını beyan etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirkette sermaye kaybının gerçekleşmiş olduğu, zararların artarak devam ettiği, davalı şirketin TTK m. 376/…’e göre öz sermayesini, sermaye ve kanuni yedeklerin yarısını veya daha fazlasını karşılayamayacak durumda kaldığı, ayrıca genel kurulun toplanma olasılığının imkansız hale gelmesi nedeniyle şirketin fesih talebinin uygun olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı şirketin feshine ve tasfiyesine, tasfiye memuru olarak mevcut kayyumun atanmasına karar verilmiştir. Kararı, davalı … vekili temyiz etmiştir. …- Dava, haklı nedenle limited şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. Ancak, haklı nedenle limited şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin davanın ortaklık tüzel kişiliğine karşı açılması gerekli ve yeterli olup, şirket ortağına da husumet yöneltilmesi doğru değildir. Bu durum karşısında, davalı … hakkındaki davanın husumet nedeniyle ret edilmesi gerekirken, yazılı şekilde bu davalı hakkında da davanın kabulü yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. …- Bozma sebep ve şekline göre davalı … vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (…) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı … yararına BOZULMASINA, (…) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, …/…/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. .
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/17528, K. 2015/12310Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/17528 E.  ,  2015/12310 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 02/04/2014 tarih ve 2011/710-2014/101 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 17/11/2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av…. davalı … ve … vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili ile davalı gerçek kişilerin davalı şirketin ortakları olduğunu, davacının 2010 yılı başından itibaren şirket yönetiminin dışında bırakıldığını, hatta içeriye girmesine dahi izin verilmediğini, şirketlerin varlıklarının azaltıldığını, borçlarının ise arttığını, şirketlerin kötü yönetildiğini ve zarara uğratıldığını, müvekkili ile diğer ortaklar arasında 2010 yılından beri ciddi anlaşmazlıklar baş gösterdiğini, bir çok ceza davasının açıldığını, şirketlerin kuruluş gayesini gerçekleştirme imkânının kalmadığını, davalı ortakların şirketlerin elde ettiği gelirleri şahsi hesaplarına aktardığını, grup şirketlerin dayanağı tespit edilemeyen işlemler ile borçlandırıldığını, müvekkilinin denetim hakkının elinden alındığını, tüm bu hususların şirketin haklı nedenle feshi nedeni olarak öngörüldüğünü ileri sürerek, davalı şirketin haklı nedenle feshini, tasfiye memuru atanmasını, yönetim zafiyeti nedeniyle şirkete kayyım atanmasını, davalı şirket ortaklarının şahsi hesaplarına aktarmış oldukları paralardan şimdilik kaydıyla 10.000 TL'nın iadesine veya tasfiye payından düşülmesini talep ve dava etmiştir. Davalı …, … vekili, feshi istenen şirketin aktif bir şekilde çalıştığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı …, hissesini devrettiğinden davalı şirket ile ilgisinin kalmadığını savunmuştur. Davalılar … ve … vekilleri, davanın usulden ve esastan reddine istemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, dava tarihi itibarıyla davalı şirketin müdürlerinin görev süreleri ile temsil ve ilzam yetkilerinin devam ettiği, davalı şirketin dört ortaklı olduğu, şirketin faal halde bulunduğu, güçlü bir mali yapıya sahip olduğu, feshi için bir sebep bulunmadığı, davacının aktarılan paralar yüzünden şirketin zarara uğratıldığına ilişkin iddiasının ispatlanamadığı davalı şirketin fesih ve tasfiyesi için gerekli haklı sebeplerin tespit edilemediği, fesih ve tasfiye davasının şirkete açılması gerektiği gerekçesiyle davalı … hakkındaki dava atiye bırakıldığından açılmamış sayılmasına, davalılar …, …, … hakkında açılan davanın husumet yokluğundan usulden, davalı şirket aleyhine açılan davanın esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, fesih ve tasfiye istemine ilişkin davanın feshi istenilen şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesinin gerekmesine göre davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Dava, davalı şirketin haklı nedenle feshi, tasfiye memuru atanması, yönetim zafiyeti nedeniyle şirkete kayyım atanması ve ortaklardan tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda feshi için haklı neden oluşmadığı sonucuna varılarak davalılardan şirket yönünden de davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, dava sebebinin dayandığı TTK'nın 549/4. maddesinde haklı sebep kavramı yasada açıkça tanımlanmamış ise de, her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak ileri sürülen nedenlerin haklı sebep teşkil edip etmeyeceği hususunun irdelenmesi gerekir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkan kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, ortağın bakiye sermaye borcunu ödemekte temerrüdü gibi sebepler TTK'nın 549/4. maddesinde yer alan haklı sebeplere örnek olarak sayılabilir. Somut olayda davacı ile davalı ortaklardan özelikle … arasında bir kısmı mahkumiyetle sonuçlanmış çok sayıda adli olayın yaşandığı, bu bağlamda davacıya karşı fiziksel şiddet boyutuna varan eyleminde mahkeme kararı ile sabit olması karşısında kabulün aksine davalı şirketin feshi için haklı nedenin oluştuğunun kabulü zorunludur. Ancak, karar tarihinde yürürlükte olan 6102 Türk Ticaret Kanunu'nun 636/3. maddesine göre, haklı sebeple limited şirketin feshi istendiğinde, mahkeme, istem yerine, davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. 6102 sayılı Kanun'un Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında 6103 sayılı yasanın 3. maddesine göre TTK'nın yürürlüğe girmesinden önceki olaylara da uygulanır. Bu durumda mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davalı şirketin feshi için haklı nedenin oluştuğu ilke olarak kabul edilmek ve 6102 sayılı yasanın 636/3. maddesi hükmü tartışılmak ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken yanlış ilkeden hareketle eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 19/11/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 6103 sayılı TTK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 2/1 maddesinin a-b-c bentlerine göre eski kanun zamanında gerçekleşen hukuki olaylar eski kanuna yeni kanun zamanında gerçekleşen olaylar ise yeni kanuna göre değerlendirilecektir. Limited Şirket'in muhik sebeplerden dolayı feshi 6762 sayılı Yasa'nın 549/4 maddesinde yer almıştır. 6102 sayılı Yasa'nın 636/3 maddesinde de haklı sebeplerin varlığı halinde her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği ancak, mahkemenin fesih yerine davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği düzenlenmiştir. Somut olayda dava, 10.08.2011 tarihinde 6762 sayılı Yasa'nın 549/4 maddesine dayalı olarak açılmış ve mahkemece de bu maddeye hasren inceleme yapılmıştır. Mahkemenin kabulunun aksine davalı şirketin muhik sebeplerden dolayı feshi koşulları oluşmakla bu yönden mahkeme kararının bozulması gerektiğine katılmakla birlikte 6762 sayılı Yasa zamanında gerçekleşen olaylar nedeniyle 6103 sayılı Yasa'nın 3 maddesi gerekçe gösterilip 6102 sayılı Yasa'nın 636/3 maddesinin tartışılarak karar verilmesi gerektiği yönündeki bozma gerekçesine katılmıyorum. Zira gerek 6762 sayılı TTK'da gereksede 6102 sayılı TTK'da haklı nedenle şirketin feshi ve ortaklıktan çıkma-çıkarılmanın yer alması, nedeniyle tarafların iradelerinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişki bulunmadığı gibi (örneğin, Anonim Şirketin haklı nedenle feshi) 3. maddenin uygulanabileceğinin kabulü halinde dahi olayların yeni yasa döneminde gerçekleşmesinin gerekmesi nedeniyle sayın çoğunluğun bu yöndeki görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/5009, K. 2023/721Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/5009 E.  ,  2023/721 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan ret Taraflar arasındaki şirketin feshi, şirket ortaklığından çıkma ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 07.02.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı … ve … vekili Avukat … ile davalı şirket vekili Avukat … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin %25 oranında hissedarı olan müvekkilinin üzerine düşen sermayeyi ödediği gibi yurtdışında elde ettiği tüm birikimi de şirkete harcadığını, üçüncü kişilere olan borçları ödediğini, bunlar için yakınlarından maddi destek aldığını, 10.06.2014 tarihli sözleşme kapsamında 570.711,15 Avusturalya doları havale edildiğini, bu paradan davalı şirket için davalı müdür …’e 206.471,15 Avusturalya doları gönderdiğini, şirketin idare ve temsil yetkisinin kullanılmasında basiretsizlik ve ağır ihmal bulunduğunu, ortaklık faaliyetinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na (6102 sayılı Kanun) uygun yürütülmediğini, mali kayıtların düzgün tutulmadığını, davacıya şirketle ilgili bilgilerin verilmediğini, müvekkilinin şirketten dışlanıp ortaklık hakkından yoksun bırakılmaya başlandığını, ortaklar arasında husumet ve uyumsuzluğun süreklileştiğini, şirketin sürekli zarar ettiğini ileri sürerek davalı şirketin haklı nedenle feshini, bu talebin kabul görmemesi hâlinde müvekkilinin ortaklıktan çıkarılmasına izin verilmesini, şimdilik 300.000,00 TL’nin noter ihtar tarihi olan 15.12.2017 tarihinden itibaren, 2.224,50 TL tespit gideri, 289,75 TL ihtar giderinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini, davacının ortaklık ayrılma payının tespiti ile şirket malvarlığından ödenmesini, son üç yıllık reel kârın tespiti ile hissesi oranında müvekkiline ödenmesini talep etmiştir. 2.Davacı vekili 14.01.2021 tarihli dilekçesi ile davalı şirketin öz kaynakları içindeki payı için 520.768,38 TL'den talep edilen 150.000,00 TL düşüldükten sonra 370.768,38 TL ve şirket kayıtlarında görülen şirketin ortaklara olan borcu için 721.380,60 TL'den talep edilen 150.000,00 TL düşüldükten sonra 571.380,60 TL olmak üzere toplamda 942.148,98 TL artırdıklarını belirtip artırılan miktara 15.12.2017 tarihinden itibaren avans faizi işletilmesini, Mahkemenin aksi kanaatte olması hâlinde artırılan miktarlar üzerinden ıslah edilmesini, bu alacak yönünden 15.12.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; şirket için tüm paraların başarılı bir iş adamı olan müvekkili …tarafından gönderildiğini, davacının müvekkillerine borç verdiğine dair bir belgenin sunulmadığını, kuruluşta belli bir işi bulunmayan davacının iddia ettiği parayı gönderemeyeceğini, şirketin sürekli zarar ettiği ve faaliyetini durdurduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının bilgi edinme hususunda bir talepte bulunmadığını, defterlerin yasaya uygun tutulduğunu, diğer iki ortağın şirketin devamını istediğini savunarak fesih talebinin reddini, şirket özvarlığının tespiti ile davacının çıkmasına karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının şirketin haklı nedenle feshine ilişkin iddialarını ispatlayamadığı, şirketin feshini gerektirecek haklı bir sebep bulunmasının tespiti hâlinde, fesih yerine davacı ortağın ortaklıktan çıkarılmasına karar verilebileceği, şirketin feshini gerektirir durumu ispatlayamayan davacının şirket ortaklığından çıkmayı da isteyemeyeceği, fesih davalarının şirkete yöneltilebileceği, ortaklara husumet düşmeyeceği, kısa hükümde ortaklar yönünden davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmesi sehven unutulduğundan davalı ortaklar yönünden maktu vekâlet ücretine hükmedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel Mahkeme kararının usul ve esas yönünden hatalı olduğunu, davanın yanlış yorumlandığını, davalıların en azından müvekkilinin şirketten çıkmasını kabul ettiklerini, yasada haklı nedenler açıkça belirtilmemiş ise de, ortaklık anlayışını ortadan kaldıran, bireysel çıkarlara yönelik ortaklar arasında kişisel ve grupsal çıkarların ön plana çıktığını, ortaklık amacının gerçekleşmesi olanağının bulunmadığı durumların varlığı hâlinde, haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü gerektiğini, limited şirketler ortaklık yapısı itibariyle diğer şirket türlerinden bazı önemli noktalarda ayrıldığını, davalılardan Yücel’in müvekkilini takipsizlikle sonuçlanan savcılığa şikayetinin dahi anlaşmazlığı gösterdiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi raporlarında şirketin bilerek zarara uğratıldığına ve şirketin zarar içerisinde olduğuna dair tespit yapılmadığı gibi şirketin zararda olmadığının da belirlendiği, feshi gerektirecek haklı bir sebep bulunması hâlinde, fesih yerine davacı ortağın ortaklıktan çıkarılmasına karar verilebileceği, şirketin feshini gerektirir durumu ispatlayamayan davacının şirket ortaklığından çıkma talebinin de reddine karar verildiği yönündeki Mahkeme kararının ve gerekçelerinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; şirketin idare ve temsil yetkisinin kullanılmasında basiretsizlik ve ağır ihmallerin bulunmasının, şirketin ortaklık faaliyetinin 6102 sayılı Kanun'a uygun yürütülmemesinin, ticari defterlerin ve mali kayıtların düzgün şekilde şirket müdürü ve muhasebesi tarafından tutulmamasının, davacıya işlemler ve borçlanmalar hakkında bilgi verilmemesinin, şirket ortaklarının şirkete verdiği borcu alamamalarının, genel kurulun dahi yapılmamasının, kayıtların Ankara’da tutulmasının, müdürün Ankara’da ikamet etmesinin, çiftliğin Çorum’da olmasının, besi ve süt çiftliğinin uzaktan idare edilememesinin, ortaklar arasındaki anlaşmazlığın had safhada olmasının, ortaklar arasında uyumsuzluk ve husumetin süreklileşmesinin sebebi olduğunu, şirket faaliyetlerinin durma noktasına geldiğinin göz önüne alınmadığını, şirketin her yıl sürekli zarar ettiğini, en azından kar marjının düşmesi nedeniyle müvekkilinin hiçbir alacağını alamadığını, davacının dışlanıp şirkete alınmadığının en önemli ispatının davalıların da müvekkilinin şirketten çıkmasını kabul etmeleri olduğunu, terditli talepte bulunduklarını, şirketin kâr marjının sürekli düştüğünü, davalılardan … ’in müvekkilini kişilik haklarına ve onuruna yönelik sebeplerle savcılığa şikayetinin takipsizlikle sonuçlandığını, bu hususun anlaşmazlığı gösterdiğini, müvekkilinin şirkete alınmadığını, şirket müdürünün aktarması gerektiği hâlde bir kısım paraları şirkete aktarmadığını, gerekçesini de izah etmediğini, genel kurulların yapılmadığını, taleplerinin terditli olduğunu, davanın yanlış yorumlandığını, şirketin her geçen gün kötüye gittiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı şirketin haklı nedenle fesih şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının şirketten ayrılma payını da alarak çıkıp çıkamayacağı noktalarında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6102 sayılı Kanun'un 636 ve 638 inci maddeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 308 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Dava, davalı şirketin haklı nedenle feshi ve fesih talebinin kabul edilmemesi hâlinde şirketten çıkma istemine ilişkindir. 2.Davacı dava dilekçesinde açıkça, fesih için haklı nedenlerin oluştuğunu ileri sürerek davalı şirketin feshini istemiş, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde şirket ortaklığından çıkmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacının terditli ikinci istemi 6102 sayılı Kanun'un 638 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen çıkma talebi niteliğindedir. Davalı şirket de cevap dilekçesinde fesih istemine karşı çıkmakla birlikte davacının ortaklıktan çıkarılmasına ve şirket özvarlığının tespit edilerek davacıya yasalara uygun bir ayrılma akçesi verilmesine karar verilmesini istemiştir. 3.6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında haklı sebeplerin varlığında, her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği, mahkemenin istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca Mahkemenin ortağın çıkmasına karar verilebilmesi için öncelikle şirketin feshi için haklı nedenlerin ispatlanması gerektiği yönündeki gerekçesi yerindeyse de 638 inci maddenin ikinci fıkrası kapsamındaki çıkma istemi yönünden taraflar serbestçe tasarrufta bulunabilirler. Davalı şirket de cevap dilekçesinde çıkma istemini kabul ettiğinden davacının 6102 sayılı Kanun'un 638 inci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında açmış olduğu şirket ortaklığından çıkma davasının 6100 sayılı Kanun'un 308 inci maddesi gereğince kabul nedeniyle kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/3781, K. 2023/7724Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/3781 E.  ,  2023/7724 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/109 Esas, 2022/299 Karar DAVALILAR : 1…. 2…. 3.Anfem Mühendislik Yazılım İnşaat Turizm Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekilleri Avukat … DAVA TARİHİ : İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2013/531 E., 2019/938 K. Taraflar arasındaki limited şirketin fesih ve tasfiyesi-kâr payı alacağının tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin diğer davalılar ile birlikte davalı şirketin ortağı olduğunu, müvekkili ile eşi arasında boşanma davası bulunduğunu, müvekkilinin eşinin davalı şirketteki hisseleri kendisine iade etmesi için müvekkilini tehdit ettiğini, şirketin müdürü olan davalı …'ün müvekkilinin dava dışı eşinin arkadaşı olduğunu, müvekkilinin ortak olduğu halde bugüne kadar hiç kar payı almadığı gibi sürekli olarak şirketin borçlu olduğunun bildirildiğini, davalı şirketin borçlu olması ve sürekli zarar etmesinin mümkün olmadığını, şirketin faaliyet konusu ile ilgili yaptığı iş nedeniyle yüksek miktarda kâr ettiğini, sermaye artırımına gidilmediği halde hiç kâr payı ödenmediğini ileri sürerek davalı şirketin feshine karar verilmesini, şimdilik 10.000,00 TL kâr payının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının şirkete hiçbir katkısının bulunmadığını, feshi istenen şirketin davacının eşinin de katılacağı inancıyla toplam 3 mühendisin ortak bir amacı gerçekleştirme, ürün geliştirip üretip satma amacıyla kurulduğunu, şirketin %70 hissesine sahip olan müvekkili … kişilerin iradelerinin şirketin devamına yönelik olduğunu, davacının talebinin çıkma isteği olarak görülüp, payının … değerinin hesaplanması gerektiğini, şirketin bütün finansmanının müvekkili …'ten borçlanma yoluyla yapıldığını, davacının iddia ettiği gibi bir kâr payı bulunmadığını, davacının hisseleri devralmasından bu yana şirketin zarar ettiğini bildirerek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile limited şirketlerde kârın dağıtımı için bilançonun çıkarılması ve kesinleşmiş olması zorunlu olduğundan ortaklar kurulunda kâr payı dağıtımına yönelik bir karar alınması gerektiği, somut olayda ortaklar kurulu tarafından alınmış bir kâr payı dağıtım kararının bulunmadığı, davacı tarafından da genel kurullarda bu yönde talepte bulunduğu ve talebin reddedildiğine ilişkin bir delil de ibraz edilmediği, davalı şirketin davacı dışındaki diğer iki ortağının limited şirketin devamı yönündeki arzuları şirketin kazanç elde eder durumu karşısında şirketin feshi yönünde haklı sebeplerin oluşmadığı, bu durumda da 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen alternatif çözüm olarak davacının ortaklıktan çıkarılmasına da karar verilemeyeceği, şirketin feshi istemli davanın şirket aleyhine açılacağı gerekçesiyle davalılar … ve … hakkındaki davanın husumetten, davalı şirket hakkında açılan davanın esastan reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %30 ortağı olduğunu, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda şirketin kâr elde etme trendi yakaladığı sonucuna ulaşıldığını, raporda 2011 yılı öncesinde ve sonrasında dağıtılmamış net kâr bulunduğunun tespit edildiğini, … süre dağıtılmayan kârın şirketin feshi için haklı neden oluşturduğunu, bilirkişi tarafından düzenlenen ek raporda … rapordaki tespitlerin aksine şirket müdürü …'ün davalı şirketten alacağının şirketin aktif toplamını yuttuğunu, sahte ve uyduruk borçlanma yapıldığını, şirketin … mal varlığının tespit edilmesi gerektiğini, stoklardaki malın hurda mal olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığını, kurumlar vergisi beyannamesinin esas alınamayacağını, şirketin tüm malvarlığının yanında şirketin piyasa değerinin de değerlendirilmesi gerektiğini, bilirkişilerin görevlerini anlamadığını, karar defterini ibraz etmeyen, kaybolduğunu bildiren davalı ortakların kötü niyetli olduğunu, … olmayan borçlanmaların mahsubuyla davacının … payının komik derecede düşük hesaplandığını, davalı şirket müdürünün gerçeği gizlediğini, bilirkişi raporunun itirazlarını karşılamadığını, raporun hüküm kurmaya yeterli olmadığını, yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya yetkili temsilci olan davalı ortaklar hakkında husumetten ret kararı verilemeyeceğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirket ortağı olan davalı … kişilerin iradesi şirketin devamına yönelik olduğu, dava dilekçesinde haklı sebep olarak ileri sürülen husus şirket müdürü olan davalı …'ün boşanma davası devam eden ve kendisini şirketteki hisselerini kendisine devretmesi için tehdit ettiğini ileri sürdüğü eşinin arkadaşı olması ve … süredir şirketin kâr payı dağıtmaması olduğu, salt şirket müdürünün davacının eşinin arkadaşı olması limited şirketin feshi için haklı sebep oluşturmayacağı, davacı, davalı şirkette azlık hak sahibi konumunda olduğu ve şirketin kuruluşundan bu yana yaklaşık %30'un üzerinde paya sahibi olduğu, davacının kâr dağıtılmayan bu süreç içerisinde ortaklar genel kurulunda kâr payının dağıtılmasını talep etme ve bu talebin reddine karar verilmesi halinde de bu karara karşı iptal davası açması mümkün iken, bu yola başvurmadan … süre bekleyerek ve ihtilaf çıkarmadan davalı şirketin … süredir kâr payı dağıtmadığının haklı sebep olarak ileri sürülemeyeceği, davalı şirket tarafından kâr payı dağıtımına yönelik alınan herhangi bir karar bulunmadığı, davacının genel kurulda kâr payı dağıtılmasını talep ettiği ve bu talebinin genel kurul tarafından reddedildiğine ilişkin bir delil de ibraz etmediği, mahkemece limited şirketin feshine yönelik haklı sebeplerin oluşmadığı, bu nedenle alternatif çözüm yollarına da başvurulamayacağından davalı şirket hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi isabetli olduğu, öte yandan limited şirketin fesih ve tasfiyesi şirket ortaklarına karşı açılamayacağı, mahkemece şirket ortaklarına yönelik açılan davanın husumetten reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen nedenleri ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, limited şirketin fesih ve tasfiyesi, kar payı alacağının tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 … maddeleri. 2. 6102 sayılı Kanun) 608,616 ve 636 ncı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 … maddesinde yer … sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 … maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bununla birlikte iki ortaklı limited şirketlerde husumete dair özellikli durumlar ortaya çıkabilmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/3917 Esas ve 2024/5954 Karar sayılı ilamına yansıyan uyuşmazlıkta, şirketin iki ortaklı olması ve her iki ortağın da davada taraf olarak yer alması durumunda, şirket tüzel kişiliğinin ayrıca davalı olarak gösterilmemiş olması sonuca etkili görülmemiş ve davada pasif husumetin sağlandığı kabul edilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/3917, K. 2024/5954Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/3917 E.  ,  2024/5954 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1161 Esas, 2023/925 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Sinop 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2018/138 E., 2022/92 K. Taraflar arasındaki limited şirketin feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 03.09.2024 günü tebliğata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların BTA Beyaz İnş. Taah. Turizm San. İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.'nin %50 hisseli ortağı olduğunu ve davalının şirket müdürlüğünü yürüttüğünü, şirket ortakları arasında güvensizlik oluştuğunu, müvekkilinin şirketin mali durumu ile ilgili olarak bilgi almak üzere gönderdiği 29.01.2018, 04.04.2018 ve 28.04.2018 tarihli ihtarnamelere yeterli cevap verilmediğini, sadece bilançonun gönderilmesiyle yetinildiğini, bilançoya göre de teknik olarak şirketin iflas etmiş olduğunun görüldüğünü, 2016 yılı kurumlar vergisi beyannamesinden şirketin özkaynaklar toplamının eksi 90,016,01 TL'ye düşmüş, şirketin sermayesini yitirmiş olduğunun görüldüğünü, ihtarname ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 376 ncı maddesinin işletilmesinin talep edildiğini, davalının şirketin taşınmazlarını değerinin altında bedelle satmaya devam ettiğinin öğrenildiğini, şirketin yıllık olarak yapılması gereken ortaklar kurulu toplantılarının yapılmaması, hesap ve bilgi verilmemesi, şirketin 2016 yılı bilançosuna göre teknik olarak iflas etmiş olması, 2017 yılı bilançosunun ve detay mizanının isteğe rağmen verilmemesi, Şirketin amacını gerçekleştirmesine yönelik proje alanının piyasa değerinin yarısına satılması, şirket müdürünce yasaya ve davacı ortağın menfaatine aykırı şekilde fiilen tasfiyeye başlanmış olması nedeniyle haklı sebeplerin oluştuğunu ileri sürerek şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın şirkete yöneltilmesi gerektiğinden müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacının fesih sebebi olarak ileri sürdüğü sebeplerin gerçeği yansıtmadığını, genel kurul toplantılarının yapıldığını, 25.07.2016 tarihli ortaklar kurul toplantısında 5 yıllık süreçteki faaliyetlerin onaylandığını, müvekkilinin tekrar müdür seçildiğini, davacı yurt dışında yaşadığı için e-posta yoluyla sürekli bilgi verildiğini, talep ettiği bilgi ve belgelerin davacıya verildiğini, şirketin iflas ettiği iddiasının doğru olmadığını, faaliyetini sürdürdüğünü, fesih sebepleri konusunda ispat yükünün davacı üzerinde bulunduğunu, feshin son çare olduğunu, alternatif çözümlerin düşünülmesi gerektiğini savunarak davanın reddini isteniştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu şirket iki ortaklı olup her iki ortağın davada taraf olması nedeniyle şirket tüzel kişiliğinin davalı olarak gösterilmemesinin sonuca etkili olmadığı, davada pasif husumetin sağlandığı, davacı tarafça muhtelif zamanlarda çekilen ihtarnameler ile şirketin faaliyetleri ile ilgili bilgi istenildiği halde davacıya bilgi verilmediği, şirketin zarar edip etmediğinin tespiti için yapılan keşif sonucu alınan raporda Şirketin 2014-2015-2016 ve 2017 yıllarında kayıtlı sermayesinin tamamen yitirdiği, öz sermayesinden de eksilmeler olduğu, 2018 yılında öz kaynaklarda daire satışının etkisi ile bir miktar artış olduğu, 2019 yılında ise öz kaynaklarda yeniden eksilme meydana geldiği, şirkete ait taşınmazların bir kısmının piyasa değerlerin altında satılarak şirketin zarara uğratıldığı, 2018 ve 2019 yıllarına ait kebir ve yevmiye defterlerinin süre verilmesine rağmen dosyaya sunulmadığı, bu nedenle dosyada mevcut olan bilgi ve belgeler ile rapor alındığı, mevcut hali ile şirketin zarar etmeye devam ettiği, mevcut taşınmazların … olduğu, şirketin devam eden bina inşaatının bulunmadığı, faaliyetini devam ettirdiği takdirde zarar etmeye devam edeceği, davalının, davacı ortağa bilgi verme yükümlülüğünü ihmal ettiği, davacı ortak ve davalı arasında … problemi oluştuğu, şirket ortakları arasında şirketin menfaati için birlikte hareket etme olgusunun gerçekleşmesinin mümkün olmadığının anlaşıldığı, şirketin 2018 ve 2019 ticari defterleri ibraz edilmediğinden şirketin faal mi gayrı faal mi olduğunun anlaşılamadığı, fesih dışında, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesi ve davacı ortağın şirketten çıkarılması çözümünün ise davalının şirketin mali durumunu gösterir ticari defter ve kayıtların bir kısmını ibraz etmesi ile alınan raporda şirketin zarar etmekte olduğu, öz kaynaklarında azalmaların başladığı, davacı ortağın çıkma payı hesaplanamadığı, davacı tarafça da bu çözüm kabul edilmediği için davacının ortaklıktan çıkması yerine şirketin feshine karar verilmesinin adil olacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, davacının fesih sebebi olarak ileri sürdüğü hususların gerçeği yansıtmadığını, genel kurul toplantılarının gerçekleştirildiğini, 25.07.2016 tarihli ortaklar kurul toplantısında 5 yıllık süreçteki faaliyetlerin onaylandığını, müvekkilinin tekrar müdür seçildiğini, davacı yurt dışında yaşadığı için e-posta yoluyla sürekli görüşüldüğünü, şirketin kullandığı kredilerden davacının da imzası bulunduğunu, tüm ticari kararların iki ortağın değerlendirmesi ile alındığını, davacı yurt dışında yaşadığı için genel kurul çağrılarına uymadığını, Şirket inşaat şirketi olup davacının ihtiyacı olduğunu söylemesi nedeniyle şirket mülkleri teminat olarak gösterilerek çekilen kredilerin davacıya verildiğini, davacı tarafça Rusya'daki inşaatlarda sorun çıktığı belirtilerek kredilerin yükümlüğünün müvekkili üzerine bırakıldığını, Türkiye'deki inşaatları tamamlayabilmek için kredi çekilmesi gerektiği söylendiğinde de davacının Türkiye'ye gelmeye ve kredi çekmeye yanaşmadığını, müvekkilini zor duruma soktuğunu, Şirketin batık durumda olmadığını, Şirket merkezi Sinop'ta olup şehrin imar planı iptal edildiği için 2 yılı aşkın süredir imalat yapılamamasına rağmen batık durumda olmadığını, şirketin devam eden ticari kredisi bulunmadığını, feshin son çare olduğunu, diğer yollar başvurulmadan şirketin feshinin talep edilemeyeceğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava konusu şirketin haklı nedenle feshi şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Haklı Sebep Oluşturan Haller ve Yargı Standartları

Türk Ticaret Kanunu'nda sermaye şirketlerinin feshini gerektiren haklı sebepler sınırlı sayıda sayılmamıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/4504 Esas ve 2015/12980 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, haklı nedenler kanunda tanımlanmadığı için somut olayın özelliğine göre mahkemece takdir edilir. Hâkim hem haklı sebebin tespitinde hem de çözümler konusunda geniş takdir yetkisine sahiptir. Kanun gerekçeleri ve emsal kararlar kapsamında; genel kurulun uzun süre ve kanuna aykırı biçimde toplantıya çağrılmaması, şirketin uzun süre organsız kalması, şirketin devamlı olarak zarar etmesi ve ortaklık gayesinin gerçekleşmesine imkân kalmaması haklı fesih sebeplerine örnek oluşturur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/7130, K. 2013/22320Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2012/7130 E.  ,  2013/22320 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Erzurum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08/03/2012 tarih ve 2011/224-2012/125 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi dahili davalılar …, … ve … vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 06/12/2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan dahili davalılar …, …, … vekili Av…. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin Erpaş Marketçilik Ltd. firması ortağı…'ın mirasçıları olduklarını, şirketin kurulduğu günden beri faaliyeti bulunmadığını, müdürün görev süresi dolmasına rağmen yeniden seçilmediğini, şirkete ait tek malvarlığı olan arsanın diğer ortaklar tarafından satılmak istendiğini ileri sürerek, şirketin feshini talep ve dava etmiştir. Dahili davalılar …, …, … vekili, fesih şartlarının oluşmadığını, şirketin uzun süre faaliyette bulunduğunu, 6102 Sayılı TTK'nun 636/3. maddesi uyarınca haklı sebep varsa davacıların ortaklıktan çıkarılması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Dahili davalı … vekili, duruşmada davayı kabul ettiklerini belirtmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, şirketin 2-3 yıldır faaliyette bulunmadığı, 2007 yılından beri şirket yetkilisinin olmadığı, 6762 Sayılı TTK'nun 549/4. maddesinde belirtilen haklı sebeplerin meydana geldiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, şirketin feshine, tasfiye memuru atanmasına karar verilmiştir. Kararı, Dahili davalılar …, …, … vekili temyiz etmiştir. Dava, limited şirketin feshi istemine ilişkin olup, limited şirketlerin infisah sebeplerini düzenleyen 6762 Sayılı TTK'nın 549/4. maddesinde haklı sebeplerden dolayı mahkeme kararıyla da şirketin fesih olunabileceği hüküm altına alınmış ancak, haklı neden kavramı tanımlanmamıştır. Öyleyse her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak iddiaların haklı sebep teşkil edip etmeyeceklerinin irdelenmesi gerekecektir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkan kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, ortağın bakiye sermaye borcunu ödemekte temerrüdü gibi sebepler, anılan maddede yer alan haklı sebeplere örnek olarak sayılabilir. Somut olayda, davacı taraf şirketin kurulduğu günden beri faaliyetinin olmadığını, süresi dolduğu halde organların seçiminin yapılmadığını ileri sürmüş, hükme esas alınan bilirkişi raporunda şirketin 31.12.2009 tarihinden itibaren gayri faal olduğu, batık durumda bulunmadığı, şirketin müdürünün görev süresinin dolmasına rağmen yeni seçim yapılmadığı belirtilmiş, mahkemece şirketin 2-3 yıldır faal olmadığı, 2007 yılından beri şirket yetkilisinin bulunmadığı, haklı sebeplerin oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, şirketin feshine karar verilmiştir. Oysa, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli olmadığı gibi, hükme esas alınan rapordaki bilirkişide şirketler konusunda uzman değildir. Bu itibarla, mahkemece dava konusunda uzman bilirkişiden rapor alınarak, şirketin feshi için haklı nedenlerin mevcut olup olmadığı incelenerek, eğer haklı sebebin var olduğu sonucuna varılırsa, 6103 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 3. maddesi uyarınca uyuşmazlığa uygulanması gereken 6102 Sayılı TTK'nun 636/3. maddesindeki "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir" hükmü uyarınca davacıların taleplerinin değerlendirilerek neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı …, …, … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın anılan taraflar yaranına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak dahili davalılar …, … ve …'e verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden dahili davalılar …, … ve …'e iadesine, 06/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/7419, K. 2024/1381Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/7419 E.  ,  2024/1381 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/883 Esas, 2022/1310 Karar DAVA TARİHİ : HÜKÜM : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Çankırı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2016/152 E., 2022/162 K. Taraflar arasındaki ortaklıktan çıkmaya izin verilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 20.02.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat … ile davalı vekili Avukat … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin %25 hissesi ile ortağı olduğunu, şirketin diğer hissedarlarının %50,38 hisse ile Çankırı Özel İl İdaresi, %5,54 Çankırı Belediyesi, %0,37 hisse ile Hektaş …A.Ş., %6,18 hisse ile … …A.Ş., %12,53 hissesinin 1.170 gerçek ve tüzel kişiye ait olduğunu, davalı şirketin iştigal konusunun tuz üretim ve dağıtım işi olmasına rağmen yıllardır hiçbir faaliyette bulunmadığını, atıl bir halde kâr etmeksizin kağıt üzerinde ortakları ve şirketin zararına olacak şekilde kötü bir yönetim ile idare edildiğini, davalı şirketin sahip olduğu rafine tuz fabrikasının kiraya verildiğini, bu kira geliri dışında başka gelir bulunmadığını, şirketin amacının gerçekleştirmekten çok uzak olduğunu, ayrıca uzun yıllardır kâr dağıtımı yapılmadığını, pay sahiplerinin kâr payı alım hakkının ihlal edildiğini, davalı şirketin yönetim kurulu üyelerince kötü yönetimi neticesinde müvekkilinin ekonomik menfaatlerinin zarara uğradığını, sistematik olarak sermayesinin azaldığını, verimliliğinin düştüğünü ve şirket öz kaynaklarının işlevsiz hale gelme sonucunu doğurduğunu, davalı şirketin ticari faaliyetini sürdürmek için herhangi bir kadrosunun da bulunmadığını, sadece kira geliri toplayan ve huzur hakkı alan kağıt üzerinde bir şirket olduğunu, hakim ortakların azınlık pay sahiplerinin yönetime katılma, bilgi alma ve denetleme yetkilerini engellediklerini, bu nedenlerle haklı nedenlerle şirketin feshine veya müvekkiline ait hisselerin karar tarihine en yakın gerçek değeri tespit edilerek ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 27.11.2012 yılında şirkete %25 hisse ile ortak olduğunu, şirketin elde ettiği kârın 2013 yılına kadar dağıtıldığını, 07.03.2016 tarihli genel kurulda son 3 yılın kârının dağıtılmaması yönünde karar alındığını, davacının bu karara herhangi bir itirazı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin uzun yıllardır şirkete ait tek gayrimenkulü kiraya verdiği, şirketin tek faaliyetinin gayrimenkulü kiraya vermek olduğu, şirketin başkaca bir faaliyeti olmadığı ve kiradan başka gelir elde etmediği, şirketin amacınına uygun faaliyette bulunmadığı, en son 2013 yılında hissedarlara kâr payı dağıtıldığı, daha sonra 2016 tarihinde yapılan genel kurulda pay dağıtılmamasına elde edilen kârın yatırım için kullanılmasına karar verildiği halde herhangi bir yatırım yapılmadığı, dava devam ederken tekrar uzun süreli bir kira sözleşmesinin imzalandığı, bu şekilde şirketin yine uzun yıllar boyunca kira dışında gelir elde edemeyeceğinin anlaşıldığı, davalı şirkette davacı ile diğer pay sahipleri arasında kalıcı hukuksal ve ticari sorunların bulunduğu, ancak bu durumun davalı şirketin feshi ve tasfiyesi açısından yeterli olmadığı, feshin son çare olması ilkesi gereğince davalı şirketin kendisinin, kalan pay sahiplerinin, iştiraklerinin ve alacaklılarının da menfaatlerinin bulunmadığı, davalının, davacı pay sahibinin şirketten çıkarılması halinde de ticari faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olduğu gerekçesi ile davalı şirketin fesih talebinin reddine, ancak davacının şirketten çıkma talebinde yukarıda açıklanan nedenlerle haklı olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile; davacının, davalı şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesine, davacının fesih talebinin reddine, 9.959.700,89 TL çıkma bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; çıkma bedelinin düşük olduğunu, çıkma bedeli olarak belirlenen alacağın faizi ile ilgili olarak bir hüküm kurulmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirket ana sözleşmesinde kiralama işinin de sayıldığını, kira gelirinin şirket için iyi bir gelir kaynağı olduğunu, fabrikanın kapasitesinin müstecir firma eliyle arttırıldığını, bu durumun da önemli bir faktör olan istihdamın da arttırılacağının bir göstergesi olduğunu, günümüz mevcut şartları ve işsizliğin yoğun olduğu bu süreç göz önüne alındığında, istihdamın önemli bir unsur olduğunu, Çankırı ilinde istihdamı sağlayan tuz fabrikasında halen yaklaşık 141 kişinin çalıştığını, davacının iddia ettiğinin aksine, şirketin kuruluş gayesinin gerçekleşmesinde hukuki ve ekonomik imkânsızlık diye bir hususun iddia edilen şekil ve boyutta olmadığı gibi ortaklar arasında huzursuzluk ve geçimsizlik kavramı ve suçlamasının da gerçekleri yansıtmadığını, kâr payının yıldan yıla düşmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, zira kira tutarının her yıl devletçe kiralara yansıtılan oranda artırıldığını, halen kiracı olan firmanın kirasını zamanında ödediğini, şirketin zarar etmesinin söz konusu olmadığını, kararın gerekçesinin tüm yönleriyle yetersiz olduğunu, ayrıca Mahkemece çıkma bedelinin tespitinin yapılması gerektiğini, bu bedelin "….davalıdan alınarak davacıya verilmesi.." şeklinde hüküm kurulmasının yasalara aykırı olduğunu, anonim ortaklıklarda Mahkeme tarafından ortağın ortaklıktan çıkmasına izin verilmesi gibi bir durumun mümkün olmadığını, davacının fesih talebinin reddine dair hüküm kurulduğunu, buna rağmen taraflarına vekalet ücret takdir edilmediğini, kararın bu yönüyle de hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirkette %25 hissesi bulunduğu, davalı şirketin sahip olduğu tesisleri uzun yıllar kendisi işlettikten sonra faaliyet amaçları arasında kiraya vermek de bulunduğundan tesislerin kiraya verildiği, kiraya verilen şirket tarafından tesislerin işletildiği, kira bedelinin süresinde ödendiği, kâr paylarının dağıtıldığı, davalı şirketin zarar ettiği ve şirketin atıl olduğu yönündeki davacı iddiasının da yerinde olmadığı, 2013 yılı genel kurulunda kira sözleşmesinin uzatılması ve kiracı tarafından esaslı bir şekilde yatırım yapılmasına yönelik imzalanacak yeni protokolün görüşüldüğü, davacının da görüşülen bu protokole karşı çıkmayarak onayladığı, ayrıca davalı şirketin 07.03.2016 tarihli genel kurulunda alınan kararların içerisinde geçmiş yıllar kârının dağıtılmamasına yönelik gündem maddesinin de görüşüldüğü, genel kurulda alınan bütün kararların oy birliği ile alındığı, davacı tarafından azınlık haklarının ihlal edildiği, pay sahiplerinin yönetime katılma ve bilgi alma ve denetleme hak ve yetkilerinin engellendiği iddia edilmiş ise de, davacının, davalı şirkete ortak olduğu 2012 yılından en son yapılan 2016 yılındaki genel kurul dahil toplantılarda alınan kararlarda çoğunlukla birlikte hareket ettiği, davacının iddialarını ispat edemediği gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince davanın reddine gerekçe olarak gösterilen hususların davalı tarafça gerek cevap gerekse istinaf dilekçesinde savunulmadığı, davalı şirket tarafından tesisin hiçbir zaman işletilmediğini, sürekli kiraya verildiğini, kira bedelinin oldukça düşük olduğunu, davalı şirketin en son 2013 yılında kâr dağıttığı, bu bedelin de oldukça düşük olduğu, şirketin tek geliri olan kira gelirinden şirket giderleri ve huzur hakkı çıkarıldığında on yılda bir dağıtılacak kâr payı karşılığı bu ortaklığın sürdürülmesinin müvekkilinden beklenemeyeceğini, kiracı firmaya taşınmazın ihale usulü satışının çok daha mantıklı ve kârlı bir hamle olacağını, gayrimenkul kiraya verilirken, süre uzatılırken ortaklara bilgi verilmediğini, kira süresinin uzatılmasına ilişkin karara yönelik açtıkları davada davalının verdiği cevap dilekçesinde müvekkilinin şirketi işletecek gücünün ve alt yapısının bulunmadığını açıkça belirttiğini, şirketin amacını gerçekleştirmekten uzak olduğunu, şirketin ana sözleşmesinde ''kiralamak'' yazıyor olmasının, aynı firmaya kırk yıllığına düşük bedelle kiralama yapılması anlamına gelmediğini, kira işleminin tapuya şerh edilmesinin uzun yıllar bu kira ilişkisinin sürdürülmesinde ısrarcı olunduğu anlamına geldiğini, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, tanık beyanlarının da müvekkilinin iddialarını doğruladığını, 2016 yılındaki kâr dağıtılmamasına ilişkin karara, kârın dağıtılmayarak yatırım yapılacağı belirtildiği için itiraz edilmediğini, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalinin haklı neden olduğunu, bu kararın müvekkilinin mülkiyet hakkının ihlali olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, anonim şirketin feshi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ( 6102 sayılı Kanun) 531 nci madde 3. Değerlendirme 1. Türk Hukukuna, mehaz İsviçre Borçlar Kanunundan esinle, ilk defa 6102 sayılı Kanun ile giren “anonim şirketlerin haklı sebeple feshi” kurumunda, “haklı sebep” kavramından neyin anlaşılması gerektiğinin ortaya konulması gerekir. İsviçre öğretisinde, çok önemli ve esaslı sebeplerin varlığı (wichtige Gründe) haklı sebep olarak kabul edilmiştir (H.Pulaşlı, Şirketler Hukuku, 7.Bası, s.616, yönleşi: Forstmaster/Mayor-Hayoz/Nobel, 55/59 N.). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 531 inci maddesi gerekçesinde, İsviçre öğretisine atıfla; genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli olarak azalması haklı sebepler arasında sayılmıştır. Haklı sebeplere; genel kurulun uzun süredir toplantıya çağrılmamış olması, şirketin uzun süredir organsız kalması, şirket yönetiminin sistematik şekilde şirket menfaatleri ya da azınlık menfaatlerini ihlal edici tavır ve davranışlar içerisinde bulunması, haklı gerekçesi olmadığı halde uzun süredir kâr yapı dağıtılmaması veya göstermelik olarak düşük oranda dağıtılması, buna karşılık şirket yöneticilerine huzur hakkı adı altında örtülü kazanç aktarımı, hakim ortak yöneticilerin şirket imkanlarından kendileri yararlanıp azınlık pay sahiplerini yararlandırmamaları gibi sebeplerin eklenmesi gerekir. 2. Esasen, anonim şirketin haklı sebeple feshi daha çok, çoğunluğun şirketteki hakim pozisyonunu istismarına yönelik olarak azınlık haklarını korumak için getirilmiş bir hukuki çare ise de; şirketin yaşatılmasında ortakların dışında, üçüncü kişilerin (şirket çalışanları, şirketle iş yapan tacirler, kamu) de menfaati olduğundan aslolan şirketin yaşatılması olup, azınlık pay sahiplerinin hakları alternatif çözüm yöntemleri ile (gerçek pay bedelinin ödenip şirketten çıkartılması, şirketin bölünmesi vs.) korunabiliyorsa fesih yerine bu çözüm yolları denenmelidir. 3. Somut olayda; davalı şirketin en son 2013 yılında kâr payı dağıttığı, her ne kadar daha sonraki tarihlerde alınan kâr payı dağıtmama kararına davacı da onay vermiş ise de kararda belirtilen ''yatırım yapılması'' şartının da gerçekleşmediği veya buna ilişkin çalışma yapıldığına dair bir savunmada da bulunulmadığı, şirketin ana sözleşmede gösterilen alanlarda ticari faaliyette bulunmadığı, şirketin tek gelir kaleminin sembolik kira gelirinden oluştuğu, kira bedelinin piyasa rayici nazara alındığında oldukça düşük kaldığı, elde edilen gelirin ise ancak şirket masraflarını karşılayacak düzeyde olduğu, tek amacı kâr dağıtmak olan şirketin, çoğunluk pay sahiplerinden oluşan mevcut yöneticilerin kararları sebebiyle kira geliri elde etme gayesi dışında bir amacının kalmadığı, uzun süreli kira sözleşmesinin tapuya şerh edilmiş olması sebebi davacının hissesini bir başkasına devretmesinin de -durumun 3. kişiler nezdinde yaratacağı caydırıcılık nazara alındığında- pek mümkün olmadığı veya hissenin hak ettiği bedelden daha düşük bir bedelle satılması durumunun söz konusu olacağı hususları nazara alındığında, işbu davada şirketin feshi koşullarının oluştuğu ve ancak 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi gereğince Mahkemece, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebileceğinden davacının şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi gerekirken, davacının Anayasa'da güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline sebep olacak şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (M) KARŞI OY Dava, TTK'nın 531. maddesine dayalı anonim şirketin feshi istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi davayı kabul etmiş ancak şirketin feshi koşulları oluşmadığından davacının anonim şirketten çıkarılmasına ve payının verilmesine hükmetmiştir. Kararı davalı istinaf etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılmış Bölge Adliye Mahkemesince esas hakkında yeniden hüküm kurulmuş şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinde "haklı sebeplerin varlığında sermayenin en az 1/10 ve halka açık şirketlerde 1/20 temsil eden payların sahipleri şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme fesih yerine davacı pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilirler." şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Haklı nedenler kanunda tanımlanmadığı için her olayın özelliğine göre Mahkemelerce değerlendirilecektir. Haklı neden pay sahibinin hakkını sürekli ve ciddi bir şekilde ihlal eden durumlar, şirketin ortak amacının gerçekleşmesinin imkanının kalmadığı hallerde kabul edilmelidir. Diğer taraftan haklı nedenlerle fesih davasının açılabilmesi için davacı ortağın kendi iş ve eylemleriyle haklı sebebe katkısının bulunmaması gerekmektedir. Bu konuda Dairemizin yerleşik içtihatları bulunmaktadır. (2017/3460 Esas-2019/2407 Karar) Davacının, davalı şirkette %25 hissesinin bulunduğu davalı şirketin sahibi olduğu tesislerin uzun yıllar kendisi işlettikten sonra faaliyet konuları arasında olduğu için kiraya verdiği, kiraya verilen şirket tarafından tesislerin işletildiği kira bedelinin davalı şirkete süresinde ödendiği, önceki yılların kâr paylarının dağıtıldığı şirketin zarar etmediği ve şirketin atıl durumda olmadığı, 2013 yılı genel kurulunda kira sözleşmesinin uzatıldığı davacının da görüşülen genel kurulda karşı oy kullanmadığı ayrıca şirketin 2016 tarihli genel kurul kararında alınan geçmiş yıllara ilişkin kâr payının dağıtılmamasına yönelik gündem maddesinin de görüşüldüğü genel kurulda alınan kararların oy birliğiyle alındığı davacının azınlık hakkının ihlal edildiği bilgi belge alma denetleme hakkının ihlal edildiğine dair dosya kapsamında bir delil bulunmadığı, davacının 2012 yılından 2016 yılındaki genel kurul toplantısı dahil tüm toplantılarda çoğunlukla birlikte hareket ettiği TTK'nın 531. maddesi kapsamında haklı nedenle feshi ispatlayacak bir delil bulunmadığı anlaşılmaktadır. Tüm bu nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin kararının onanması gerekirken yazılı gerekçelerle bozulması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne karşıyım.

Ortaklık haklarının sürekli ihlali ve güven ilişkisinin sarsılması da fesih iddialarında değerlendirilir. Azlık hakları ile bilgi alma ve inceleme haklarının devamlı engellenmesi, ortaklar arasında ortaklığın sürdürülmesini çekilmez kılan anlaşmazlıklar ve ortağın bakiye sermaye borcunu ödemede temerrüde düşmesi haklı sebep teşkil edebilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/17528 Esas ve 2015/12310 Karar sayılı ilamında, şirket ortakları arasında fiziksel şiddet boyutuna varan adli olayların yaşanmış olması haklı nedenin oluşumu için yeterli görülmüştür. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/3166 Esas ve 2025/3401 Karar sayılı ilamında ise limited şirketin işletme amacının gerçekleşmesi için zorunlu olan güven ilişkisinin ortakların bir arada bulunmasını beklenemez kılacak derecede zedelenmesi haklı sebep olarak değerlendirilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/3166, K. 2025/3401Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/3166 E.  ,  2025/3401 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2019/172 Esas, 2024/91 Karar HÜKÜM : Ortaklıktan çıkarma ve tasfiye payı verilmesi İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar, Yargıtayca duruşma istemli olarak … vekili, davalı Şirket vekili, … vekili ve … vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 13.05.2025 günü hazır bulunan asıl ve birleşen davada davacı, birleşen davada davacılar … vekili Avukat …, davacı … vekili Avukat …, birleşen dosyalarda davalı … vekili Avukat …, asıl ve birleşen davalarda davalı … Petrol Nak. Oto. Ltd. Şti. vekili Avukat … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. ASIL VE DAVALAR 1.Asıl ve birleşen 2012/382 E. sayılı dava dosyalarında davacılar vekili dava dilekçelerinde; davalı şirketin 1992 yılında müvekkili …, babası … ve kardeşi … tarafından kurulduğunu, daha sonra davacı …, müvekkillerinin oğlu … ve …'in eşi …'nin de şirkete ortak olduklarını, 1992 yılından itibaren şirketi tek yetkili müdür olarak müvekkili …'nun yönettiğini, 18.01.2012 tarihinde …-… ve … dışındaki ortakların aralarında toplantı yaparak 20 yılı aşkın süredir şirketi başarıyla yöneten …'nun temsil yetkisini kaldırdıklarını, şirketten uzaklaştırdıklarını, müvekkillerinin şirkete girişlerinin engellendiğini, defter ve belgeleri inceleme imkanlarının yok edildiğini, tarafların karşılıklı olarak Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyularında bulunduklarını, karşılıklı birçok dava açtıklarını, şirketin kayyımlar eliyle yürütüldüğünü, şirket ortaklarının birlikte çalışma, kazanç, paylaşım ve ortak iradesini kaybettiğini, şirketin zarar ettiğini ve hızla küçüldüğünü, şirket bilgilerinin müvekkillerinden gizlendiğini, şirkete ait benzin istasyonu … bayiliğinin ortaklar arası çekişme nedeniyle iskan ruhsatı alınamadığından protokole rağmen tapuya şerh işleminin gerçekleştirilemediğini, davalı … ve M….'nun bankalar nezdinde girişimleri sonucu bankaların şirkete verilen kredilerini dondurduğunu, şirkete ait arsa üzerine AVM projesinin anılan davalılarca engellendiğini, şirketin kira borçlarının idareye el koyan ortaklarca ödenmediğini, şirket emlak vergilerinin, KDV'lerinin usulüne uygun şekilde yatırılmadığını ve takip edilmediğini, şirketin alacaklarında azalma, borçlarında artış olduğunu, şirketin iyi yönetilemediğini ileri sürerek davalı şirketin haklı nedenle feshine, fesih kararı ile birlikte tasfiye memuru atanmasına, şirketin tasfiyesine, haklı nedenle şirketin feshi talebinin kabul edilmemesi halinde kişisel ağır kusurlarıyla ortaklığı zora sokan ortaklar M…. ile M….'nun ortaklıktan çıkarılmasına ve paylarının tasfiyesine karar verilmesini talep etmiş, davacı … vekili 23.06.2015 tarihli dilekçesi ile tarafların 26.02.2015 tarihli sulh protokolü ve aynı tarihli ek protokol ile anlaşma sağladığını, protokolün dava konusunda uzlaşması/anlaşması mahiyetinde olduğunu, davanın ıslahı gerekmediğini, ancak Mahkemece protokol içeriğinin ıslah ile nazara alınabileceği düşünülürse davayı 26.02.2015 tarihli sulh protokolü ve ek protokol kapsamında ıslah ettiğini, protokolün icrasını teminen şirkete ait taşınmazların satışı taleplerine izin verilmesini, şirkete yönetim kayyımı atanmasını, davanın protokol kapsamında devam ettirilerek protokolün icrasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.Birleşen Bolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/409 E. sayılı dosyasında davacılar vekili dava dilekçesinde; tarafların … Ltd. Şti.'nin ortakları olduğunu, şirket ortağı …'nun hisselerini Ölünceye Kadar Bakma sözleşmesi ile oğlu davacı …'na temlik ettiğini, diğer oğlu …'nun bu sözleşmenin iptali için dava açtığını, hissenin halen tescili yapılamadığını, şirketin 1992 yılından kuruluşundan 2012 yılına kadar davalı …'nun müdürlük görevini üstlendiğini, usulsüz işlemleri nedeniyle 2012 yılında genel toplantısında temsil yetkisinin daraltıldığını, bundan sonra davalı …'nun şirketin fesih ve tasfiyesi davası açtığını, anılan dava devam ederken tarafların kişisel ve şirket mallarının paylaşımı konusunda protokol düzenlediklerini, protokolun davalı …'nun taşınmazların şahsına devrinde ısrarcı olması ve sair nedenlerle protokolün uygulanamadığını, Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesince haricen imzalanan protokol uyarınca şirketin fesih ve tasfiyesine karar verdiğini, anılan kararın Yargıtay tarafından sulh protokolünün geçersizliği, mahkeme önünde yapılmaması, devri öngörülen taşınmazların resmi şekilde yapılmadığı ve Türk Ticaret Kanunu'ndaki düzenlemelere uymadığı gerekçesi ile bozulduğunu, davalı … tarafından şirket ve şirket ortakları aleyhine bir çok dava açıldığını, bu süreçte şirkete denetim ve yönetim kayyımları atandığını, şirketin tüm malvarlığına tedbir konulduğunu, tedbirler ve davalar nedeniyle şirketin ana iştigal konusu petrol ticareti ve benzinlik işletmelerinin sona erdiğini, tedbirler nakliye araçlarının yenilenemediğini, demirbaşların eskidiğini, şirkete ait daire ve dükkanların satılamayıp atıl kaldığını, mevcut personelin 50 işçiden, 7 işçiye düştüğünü, şirketin kira ve faiz geliri dışında ticari faaliyetinin kalmadığını ileri sürerek … Ltd. Şti.'nin feshi ile tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Asıl ve birleşen 2012/382 E. sayılı dava dosyalarında davalılar vekili cevap dilekçelerinde; şirketin feshi için haklı sebebin varlığını davacıların ispatlaması gerektiğini, şirketin ve ortakların içinde bulunduğu olumsuzluklara kendi davranışı ile neden olan davacıların dava açma hakkının bulunmadığını, şirketin kâr ettiğini, şirketin feshini gerektiren haklı nedenlerin mevcut olmadığını savunarak asıl ve birleşen davanın reddini, davacı ortakların şirketteki payının ödenerek ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesini istemiştir. 2.Birleşen Bolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/409 E. sayılı dosyasında davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerince açılan fesih davası nedeniyle davanın usulden ve derdestlikten reddi gerektiğini, müvekkili M. …'nun müdürlük görevinden alınmasından sonra davalı …'in şirketi kötü idare ettiğini, şirketin akaryakıt işine son verdiğini, aynı konuda şirket kurarak haksız rekabette bulunduğunu, şirketin EPDK lisanslarını iptal ettirip kendi şirketlerine devrettiğini, sulh protokolünün uygulanmaması sebebinin davalı taraf olduğunu, davacı tarafın çözüm olarak bölünmeyi dayattığını, müvekkillerinin önerilerinin dinlenmediğini, tarafların sulh protokolünde şirketin tasfiyesini kararlaştırmadıklarını, şirketteki hissedarlığın tasfiyesini, verilecek taşınmazlar karşılığında müvekkili …'nun hisselerinin davacı …'e verilmesinin kararlaştırıldığını, şirketin aktif kalacağını ve tüm hisselerin …'in olacağını savunarak davanın reddini istemiş, karşı dava dilekçesinde taraflar arasında düzenlenen protokolün icrası ile şirkette müvekkillerine ait toplam 45,1 hissenin protokol uyarınca sayılan taşınmazların müvekkiline devrine müteakip davalı …'na devrine, taraflar arsındaki 26.02.2015 tarihli protokolün gerçekleşmiş rızai ifa sebebiyle tapu devirlerine ilişkin şekle aykırılığın düzeldiği ve geçerli sayılacağına, bu nedenle protokolde müvekkillerinin 45,1 hisse bedeline karşılık davalı şirketin sayılan taşınmazlarının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 716. maddesi uyarınca iptali ile müvekkili adına tesciline, mülkiyeti şirkete ait araçların protokol gereğince müvekkili …'a devrine karar verilmesini talep etmiştir. III.MAHKEME KARARI Mahkemece bozma ilamına uyularak davalı şirket ortakları arasında uzun süreden beri anlaşmazlıkların yaşandığı, bu anlaşmazlıkların çeşitli davaların konusu olduğu, ortaklar arasındaki güven ilişkisi, kendilerinden bu ortaklığın sürdürülmesinin beklenmesinin dürüstlük kuralı gereğince mümkün olmayacak şekilde ortadan kalktığı, ortakların da ortaklık ilişkisini sona erdirme yönündeki iradelerini ortaklık mallarının paylaştırılmasına yönelik sulh anlaşmasıyla gösterdiği, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 636/3 hükmü uyarınca şirketin feshi için haklı neden şartının bulunduğu, limited şirketin işletme amacının gerçekleştirilebilmesi için ortaklar arasında güven ilişkisinin varlığının, şirketin devamı için zorunlu olması ve şirketin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli olan güven ilişkisinin zedelenmesi durumunda ortakların aynı şirket çatısı altında bir arada bulunmalarının beklenemeyeceği dikkate alındığında bu durumun şirketin feshi için haklı sebep olarak değerlendirilmesinin gerekeceği, ancak şirketin halihazırda faal bir şirket olduğu, şirketin devamlılığı ve feshin son çare olması ilkeleri karşısında fesih yerine 6102 sayılı TTK'nın 636/3 hükmü uyarınca duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedilebileceği, somut olayda en uygun çözümün ortaklardan birine çıkma hakkının kullandırılması gerektiği, davacı …'nun ıslah dilekçesi ile tasfiye talebinden vazgeçtiği ve şirketin yaşatılmasını öngören protokole göre karar verilmesini talep ettiği, birleşen dosyada davacı …'nun ise işbu dosya ile birleşen davası ile şirketin tasfiyesini talep ettiği ve protokolde kendisiyle ailesinin imzasına müteakip bir kısım kazanımları elde ettikten sonra sulh protokolünün uygulanmasını kabul etmeyip sulhen kabul ettiği hususu bu kez kabul etmeyerek şirket müdürlüğü yetkilerine dayanarak ihtilafı sonlandırmaması ve protokole aykırı olarak şirketin tasfiyesi talebinde bulunan taraf olması nedeniyle birleşen dosyanın davacıları … ve eşi …'nun hisse bedelinin ödenerek ortaklıktan çıkarılması gereken taraf olduğunun anlaşıldığı, şirketin aktif kira gelirleri, mal varlığı, gayrimenkulleri ve banka mevduatı bulunduğu, 6102 sayılı TTK'nın 376. maddesine göre borca batık durumda olmadığı, davalı-birleşen dava davacılarının paylarının gerçek değerini ödeyecek özkaynağa sahip olduğu, birleşen dosyanın davacıları … ve …'nun payının gerçek değeri ödenerek …'nun kendi hissesine isabet eden ayrılma akçesine, muris-şirket ortağı M….'nun hissesine isabet eden ayrılma akçesi üzerinden kendisinin yasal miras payı olan 1/2 tutarı da eklenmek suretiyle şirketten çıkarılmasının 6102 sayılı TTK'nın 636/3 hükmü kapsamında “duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüm” olduğu sonucuna varıldığı, hükme esas alınan 02.01.2024 tarihli bilirkişi ek raporunda şirket ortaklarının ayrılma akçelerinin şirkete ait rapor tanzim sürecinde en güncel tarihli veriler kullanılarak hesaplandığı, 02.01.2024 tarihli bilirkişi heyeti ek ve kök raporlarında, bir kısım taraf vekilleri beyanında en uygun çözümün sulh protokolü içeriği olduğu belirtilmiş ise de Yargıtay bozma ilamı içeriği de nazara alınarak bu görüşe itibar edilmediği, şirket ortaklarından muris …'nun şirketteki hissesinin 26.03.2014 tarihli noterde düzenleme şeklinde ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile oğlu …'na devrinin iptali talepli açılan 2017/150 E. sayılı dosyada işlemin muvazaalı olduğunun kabulü ile işbu dava dosyası ile aynı tarihte karara çıkarak henüz kesinleşmediği ve bu haliyle tarafların murisi …'nun hissesinin kime kalacağı hususunun beklenmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de bir an için muvazaalı olmadığı kabul edilse dahi limited şirket hisse devri yönünden ölünceye kadar bakım sözleşmesinin geçerliliği bulunmadığı, dolayısıyla murisin payına düşen ayrılma akçesinin her bir mirasçısına miras hisseleri olan 1/2 oranında intikal etme durumunun değişmediği, 6102 sayılı TTK'nın 595/1 hükmü uyarınca, limited şirket hisse devrine dair sözleşmenin yazılı şekilde yapılması ve imzaların noterce onanmasının geçerlilik şartı olduğu, 6102 sayılı TTK'nın 595/2 hükmü uyarınca, şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse (somut olayda şirket sözleşmesinde aksinin öngörülmediği) esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayının gerektiği, devrin bu onayla geçerli olacağı, somut olayda, genel kurulun onayının bulunmadığı, davacı tarafın dayanak olarak ileri sürdüğü 6102 sayılı TTK'nın 596. maddesinde "Esas sermaye payının, miras, eşler arasındaki mal rejimine ilişkin hükümler veya icra yoluyla geçmesi hâllerinde, tüm haklar ve borçlar, genel kurulun onayına gerek olmaksızın, esas sermaye payını iktisap eden kişiye geçer" şeklinde düzenlemeye yer verilmiş ise de davaya konu olan ve davacıya hisse devrini öngören 26.03.2014 tarihli düzenleme şeklinde ölünceye kadar bakma sözleşmesindeki hükümlerin "miras hakkını ve hukukunu ilgilendiren miras hukuku nitelikli ölüme bağlı tasarruf olmadığı, borçlar hukuku nitelikli sağlararası bir tasarruf" olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla 6102 sayılı TTK'nın 596. maddesinde belirtilen usule değil, anılan Kanun'un 595. maddesinde öngörülen prosedüre tabi olduğu; ancak somut olayda bu prosedürün işletilmediği ve genel kurulun onayının bulunmadığı, dolayısıyla şirket hisse devrinin de geçerli olmadığı kanaatine varıldığı, her ne kadar davacı tarafça, şirketin diğer ortağı tarafından şirket hisse devrine konu ölünceye kadar bakma akdinin muvazaa nedeni ile iptaline dair dava açıldığı ve genel kurulun toplanamayacağı, karar alınamayacağı da ileri sürülmüş ise de sağlararası hisse devrini öngören ölünceye kadar bakım akdi yapıldıktan sonra murisin hayatta bulunduğu yaklaşık 3 yıllık süre zarfında 6102 sayılı TTK'nın 595. maddesinde öngörülen prosedür gereği genel kurul toplanarak karar alınması süreci işletilebilecekken bu usulün işletilmediği, murisin ölümünden sonra limited şirketlerde genel kurulu toplantıya çağırma usulünün de kanunda belirtildiği şekilde uygulanmadığı, şirket hisse devrinin 6102 sayılı TTK'nın 595. maddesinde belirtildiği şekilde tamamlanmaması dolayısıyla geçerli olmadığı sonucuna varıldığından …'nun kendi payına düşen ayrılma akçesi ile murisi …'nun hissesine isabet eden ayrılma akçesinin kendisinin yasal miras payı olan 1/2'si oranında ayrılma akçesinin toplamı kadar lehine ayrılma akçesine hükmedildiği gerekçesiyle asıl dava, birleşen davalar ve karşı dava yönünden; 6102 sayılı TTK'nın 636/3 hükmü gereğince davalı şirketin fesih ve tasfiyesi yerine şirket ortağı …'nun ve …'nun, davalı … Petrol Nakliyat Otomotiv Turizm İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. ortaklığından çıkartılmasına, …'nun 131.258.812,465 TL çıkma payının kararın kesinleşmesi ile beraber ve …'nun 263.043,71 TL çıkma payının kararın kesinleşmesi ile beraber davalı …… Ltd. Şti.'nden tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı-davalı … vekili, davalı şirket vekili, birleşen davada davacı … vekili ve davalı-birleşen davada davacı … vekilince temyiz edilmiştir. IV. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl ve birleşen-karşı davalar, limited şirketin haklı nedenlerle feshi ve tasfiyesi, tasfiye memuru atanması, haklı nedenle şirket feshinin kabul edilmemesi halinde ortaklıktan çıkarma ve payların tasfiyesi istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı-davalı … vekili, davalı şirket vekili, birleşen davada davacı … vekili ve davalı-birleşen davada davacı … vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. V. SONUÇ: Davacı-davalı … vekili, davalı şirket vekili, birleşen davada davacı … vekili ve davalı-birleşen davada davacı … vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin … ile …'ndan alınarak … Pet. Nak. Oto. Tur. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile …'na, 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin de … Pet. Nak. Oto. Tur. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile …'ndan alınarak … ile …'na verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine, 15.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Şirket yönetiminin azınlık aleyhine yürüttüğü işlemler de fesih sebebi oluşturabilir. Şirket yönetiminin azınlık menfaatlerini sistematik olarak ihlal etmesi, yöneticilere huzur hakkı adı altında örtülü kazanç aktarılması, hâkim ortakların şirket olanaklarını azınlığı dışlayacak şekilde kullanması ve şirket gayrimenkullerinin piyasa değerinin altında satılarak şirketin zarara uğratılması fesih isteminde öne sürülebilir. Buna karşılık ortağın paydaşı bulunduğu başka bir tüzel kişilik ile davalı şirket arasındaki hukuki uyuşmazlıklar fesih davasında haklı sebep sayılamaz. Ayrıca bir taşınmazın satışı genel kurul gündemine alınmış olsa dahi, taşınmaz fiilen satılmadan yalnızca satılma ihtimaline dayanılarak şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilemez.

Kâr dağıtımı süreçleri de ortaklar arasındaki fesih iddialarında önemli bir yer tutar. Ticaret şirketlerinin nihai amacı kâr elde etmek ve bunu dağıtmak olduğundan, kâr payı hakkı vazgeçilmez bir haktır. Dağıtılabilir kâr varken dürüstlük kuralına aykırı biçimde uzun süre kâr dağıtılmaması veya yetersiz dağıtılması pay sahiplerine mahkeme aracılığıyla bu hakkı talep etme imkânı tanır. Bununla birlikte limited şirketlerde kâr payının dağıtımı için bilançonun çıkarılması ve kesinleşmiş olması, ayrıca genel kurulda bu yönde bir karar alınması gerekir; genel kurulda talepte bulunulup reddedildiğine dair delil sunulmadan uzun süre beklenmesi fesih için haklı sebep oluşturmaz.

Feshin Son Çare Olması İlkesi ve Alternatif Çözümler

Sermaye şirketlerinde haklı nedenle fesih davalarına hâkim olan temel ilke feshin son çare olmasıdır (ultima ratio). Şirketin yaşatılmasında ortakların dışında şirket çalışanları, alacaklılar, şirketle iş yapan üçüncü kişiler ve kamunun menfaati bulunduğundan aslolan şirketin varlığını sürdürmesidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/7419 Esas ve 2024/1381 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, azınlık hakları alternatif çözümlerle korunabiliyorsa fesih yerine bu yöntemler tercih edilmelidir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 531. ve 636. maddeleri gereğince mahkeme, haklı sebeplerin varlığını tespit etse dahi şirketin feshine karar vermek zorunda değildir. Mahkeme fesih istemi yerine; davacı pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenerek şirketten çıkarılmalarına, şirketin bölünmesine veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/8247 Esas ve 2022/1130 Karar sayılı ilamında, iki ortaklı limited şirkette her iki tarafın da davacı ortağın ortaklıktan çıkarılmasını talep etmesine rağmen mahkemece şirketin feshine karar verilmesi, feshin son çare olması ilkesine aykırı bulunarak bozulmuştur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/3669, K. 2014/10238Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/3669 E.  ,  2014/10238 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Eskişehir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/12/2013 tarih ve 2013/144-2013/182 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava 6100 sayılı Kanun'un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK'nın 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin % 20'şer oranda ortağı olduğunu, şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketin amacını gerçekleştirme dorultusunda faaliyetlerde bulunmadıklarını, basiretli davranmayıp şirketi ihmali ve kasti davranışlarıyla zarara uğrattıklarını, bu nedenle şirket ortakları arasında 2006 yılından beri süregelen davaların bulunduğunu, şirket yöneticilerinin şirkete ait soğuk hava deposunu, soğan deposu işletme binasını, kültür mantarı yetiştirmede kullanılan bina ve eklentilerini ve bu taşınmazlar üzerindeki araçları sattığını, şirketin amacını gerçekleştirmede kullanılan tüm tesis ve techizatların satılması nedeniyle artık amacın gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını, şirket yöneticilerin şirketin diğer taşınmazlarını da elden çıkarma ihtimalinin bulunduğunu ileri sürerek TTK'nın 161-162. maddeleri gereğince temsil yetkisi olan yöneticilerin yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlandırılmasına, şirket işlerinin kayyım eliyle yürütülmesine, TTK'nın 434. maddesi gereğince şirketin infisahı ve tasfiyesine, tasfiye işleri için tasfiye memuru atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, 28.6.2013 havale tarihli ıslah dilekçesiyle; dava tarihinden sonra yürürlüğe giren 6102 sayılı yasanın 531. maddesinde anonim şirketlerin haklı nedenle feshine ilişkin hüküm getirildiğini, davalı şirketin kötü yönetimi, amacın gerçekleşmesini ortadan kaldırır şekilde varlıklarının devredilmesi, şirket yöneticilerince amaç haricinde faaliyetlerde bulunup şirketin zarara uğratılması, 2006 yılından beri şirketin herhangi bir faaliyet göstermeyip zarar etmesi nedenleriyle şirketin haklı nedenlerle feshine karar verilmesini, bunun kabul edilmemesi halinde müvekkillerine pay bedelllerinin ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkmalarına izin verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, şirket yöneticilerinin eylemlerinden kaynaklı olarak TTK'nın 434. maddesi gereğince şirketin feshi ve tasfiyesinin istenilemeyeceğini, şirketin kötü yönetilmesi ve zarara uğratılmasına dair iddiaların yersiz olduğunu, şirketin maddi durumunun iyi olduğunu, mevcut varlıklarla şirket amacının gerçekleştirilmesinin mümkün olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu şirketin aile şirketi niteliğinde olduğu, 2006 yılından beri gelir getirici faaliyette bulunmadığı, şirket ortaklarının şirketin yönetimi ve varlığını devam ettirmesine dair hususlarda anlaşamadıkları, bu husustaki ihtilafların ortaklar ve şirket arasında pek çok davaya sebebiyet verdiği, şirketin amacının gerçekleşitirilmesine yönelik varlıkların elden çıkartıldığı, dava tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükümleri uyarınca davacıların şirketin feshini talep etme hakları yok ise de dava sırasında yürülüğe giren Türk Ticaret Kanununun 531. maddesi uyarınca haklı nedenlerin varlığı halinde anonim şirketin feshinin istenilebileceği, fesih talebine konu olayların yargılama öncesi ve yargılama sırasında da mevcut olduğu, her ne kadar fesih ve tasfiyenin son çare olarak ele alanması gerekirse de ortaklar arasındaki ihtilaflar nedeniyle davacıların şirketten ayrılmalarına karar verilmesinin şirketin devamı yönünden uygun olmayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmiştir. Kararı, davacı … Demir, Davacı … vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, temyiz eden davalı … Soğuk Hava Tesisleri San. ve Tic.A.Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davacı … vekili ve davacı … Demir'in temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Davacılar 28.6.2013 tarihli ıslah dilekçesiyle davalarını ıslah edip 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenlerle feshine veya davacı ortakların, pay bedellerinin karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerleri ödenmek suretiyle şirket ortaklığından çıkarılmalarına karar verilmesi istemişlerdir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 3. maddesi hükmüne göre, tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Bu doğrultuda 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinin dava konusu olaya uygulabilir olduğu tartışmasızdır. Anılan madde uyarınca haklı sebeplerin varlığı halinde şirket sermayesinin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahiplerinin, haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceği, mahkemece, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, pay bedellerinin karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenmesi suretiyle davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme de karar verebileceği öngörülmüştür. Şirketler hukuku bakımından şirketin devamlılığının sağlanılması esas olup; düzenleme uyarınca, ekonomik değer taşıyan şirketin feshi yerine şirketi ayakta tutacak diğer çözüm yollarının hakimce değerlendirilmesi zorunlu kılınmıştır. Dava konusu şirketin ana sözleşmesinde yer alan faaliyet amaçlarını gerçekleştirmeye yarar bir kısım taşınmazlarını elinden çıkardığı, 2006 yılından beri gayri faal durumda olduğu, ortaklar arasında yaşanan ihtilaflar nedeniyle davaların süregeldiği ve bu itibarla davada haklı nedenlerle fesih koşullarının gerçekleştiği sabit ise de; dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporları ve belgelerden aile şirketi vasfındaki davalı şirketin halen elinde bulundurduğu malvarlıklarıyla şirket anasözleşmesinde yer alan amaçları rahatlıkla gerçekleştirebilecek durumda olduğu, davacı ortakların ortaklıktan ayrılması halinde şirket anasözleşmesinde yapılacak değişiklikle şirketin amaçlarının değiştirilebileceği, esasen davacı ortakların da ortaklıktan çıkmayı isteyip sadece ödenecek pay bedeli hususunda diğer ortaklarla anlaşamadıkları hususu gözetildiğinde şirketin, haklı nedenle feshi yerine davacı ortakların pay bedellerinin taraflarlarına ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesinin somut olaya uygun olacağı gözetilmeksizin yazılı gerekçeyle bu yöndeki talebin reddi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden davalı … Soğuk Hava Tesisleri San. ve Tic.A.Ş vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden davacı … vekili ve davacı … Demir'in temyiz itirazlarının kabulü ile kararın temyiz eden davacılar yararına bozulmasına, temyiz harcı davalıdan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davacı … Demir ve …'a iadesine, 02/06/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 6102 sayılı TTK ile eTTK'nun zaman yönünden uygulanma alanları, 6103 sayılı Uygulama Kanun'un 2. maddesinde belirlenmiştir. 6103 s. Kanun m. 2/a gereğince, TTK'nun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır. 6103 s. Kanun m. 2/b gereğince TTK'nun yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşmiş hukuki fiiller, bağlayıcılıkları ve hukuki sonuçları itibariyle, bu tarihten sonra dahi, gerçekleştikleri tarihte yürürlükte bulunan kanuna tabidir. 6103 s. Kanun m. 2/c gereğince, TTK'nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara TTK hükümleri uygulanır. 6103 sayılı Kanun'nu öngördüğü bu kurallar gereğince, anonim ortaklığın haklı sebeple feshi davasının, ancak TTK'nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen hukuki olgulara dayalı olarak açılması mümkün olabilecektir. eTTK döneminde meydana gelen hukuki olay ve işlemlerden dolayı haklı sebeple fesih davası açılabilmesi, ancak bu olay ve işlemlerin, 6102 sayılı TTK yürürlüğe girdikten sonra da devam etmesi halinde sözkonusu olabilir (Şahin, A.: Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, sh. 49.vd.). Somut olayda, dava 01/03/2011 tarihinde açılmış, davanın devamı sırasında 6102 sayılı TTK'nun yürürlüğe girmesi üzerine, davacılar davalarını islah ile somut olaya TTK. m. 531. uygulanmasını istemiş ise de öncelikle yukarıda açıklanan nedelerle bu davadan TTK madde 531'in uygulanma olanağı yoktur. 6102 sayılı TTK'nın yürürlük tarihi olan 01/07/2012'den önceki olaylara uygulanma olanağı, tarafların iradesinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişkilerde sözkonusu olmaktadır (6103 s. Uygulama Kanunu m. 3/1). Anonim ortaklıklar bakımından haklı sebeple feshe ilişkin eTTK'da hüküm bulunmadığı, ancak esas sözleşmenin ortaklığın haklı sebeplerle fesih edilebileceği yönündeki hükümlerinin eTTK madde 434/b. 6 gereğince geçerli olduğu görüşünü Yargıtay'ın bu kabulü karşısında, haklı sebeple feshi düzenliyen TTK m. 531 hükümleri karşısında tarafların iradesinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişki olarak değerlendirilemez. Başka bir anatımla şirket esas sözleşmesi ile haklı sebeple fesih ve sonuçlarının düzenlenmesi mümkündür. Bu durum karşısında TTK'nun 531 maddesini, 6103 s. Uygulama Kanunu m. 3/1 kapsamında değerlendirme ve somut olaya uygulama olanağı yoktur. Tüm bu nedenlerle, davada eTTK'ya göre değerlendirme yapılarak davanın reddine karar verilmesi gerekir. Bu nedenlerle somut olaya TTK madde 531 uygulanması doğru olmamıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/10730, K. 2016/9482Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/10730 E.  ,  2016/9482 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada …. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 26/11/2014 tarih ve 2014/188-2014/424 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı şirket yetkilisi … tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin % 50 ortağı olduğunu, kalan % 50 payın da …'e ait olduğunu ve her ikisinin de şirketi ayrı ayrı tek başına temsil ve imza yetkisine sahip müdürleri olduklarını, davalı şirketin İzmir'in çeşitli bölgelerinde kat karşılığı inşaat sözleşmeleriyle iş yaptığını, başarılı ve güven duyulan bir şirket olduğunu, ancak …'in imza yetkisini kötüye kullanarak şirket adına tescili gereken taşınmazların bir kısmını kendi adına tescil ettirdiğini, bu konuda tapu iptal ve tescil davası açtıklarını, yine …'in şirket aracını kendisinin kurduğu diğer bir şirkete devrettiğini, şirketin malvarlığını azaltıcı eylemlerde bulunduğunu ileri sürerek davalı şirketin haklı nedenle feshine, şirketi temsile yetkili …'in temsil yetkisinin TTK'nun 630/2.maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket yetkilisi …; … Yapı Otomotiv Petrol Gıda Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti'yi kendisinin kurduğunu, şirket adına kayıtlı olan aracın rehinli olması ve üzerine haciz gelmemesi için kurmuş olduğu bu şirkete devrettiğini, davalı şirket ve bir kısım arsa sahipleri arasında düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmelerini kendi kurduğu şirkete noterde devrettirdiğini, ancak ruhsat alınamadığı için yapılan bu sözleşmelerin geçersiz olduğunu, bir kısım taşınmazları kendi adına tescil ettirdiği gibi davacının da aynı şekilde kendi adına taşınmazlar geçirdiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının diğer ortak … aleyhine ortaklıktan çıkartılması istemiyle dava açtığı ancak ortaklar kurulu kararı olmadığı gerekçesiyle bu davanın reddedildiği, yine davacının … aleyhine şirket taşınmazlarını kendi adına tescil ettirdiği gerekçesiyle tapu iptal davası açtığı ve davanın derdest olduğu, şirket tarafından da davacı aleyhine aynı iddialarla tapu iptal ve tescil davası açıldığı, yine davadışı üçüncü kişilerce davacı aleyhine kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak tapu kaydının iptali istemli dava açıldığı, bu haliyle davalı şirketin ortakları arasında güven ilişkisinin kalmadığı, devam eden anlaşmazlıklar nedeni ile davalı şirketin haklı nedenle feshi ve tasfiyesine ilişkin şartların oluştuğu, davacının rızasının olmamasına, ortakların hisse oranlarına, ortaklık arasındaki ihtilafın niteliğine ve ağırlığına göre, fesih ve tasfiye yerine ayrılma payı bedeli karşılığında davacının ortaklıktan çıkmasına müsaade edilmesi yolunun uygun görülmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile …'nin fesih ve tasfiyesine karar verilmiştir. Kararı, davalı şirket yetkilisi … temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı şirket yetkilisi …'in aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Dava, 6102 sayılı TTK 636/3. maddesine dayalı açılmış haklı nedenle şirketin feshi ve tasfiyesi istemine ilişkindir. Mahkemece, şirket ortakları arasında anlaşmazlıkların devam ettiği, güven ilişkisinin kalmadığı, şirketin haklı nedenle feshi için gerekli şartların oluştuğu kanaatine varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Limited şirketin sona ermesi ve sonuçları başlığı ile TTK 636. maddesinde yer alan düzenlemeye göre; Limited şirket, şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle, genel kurul kararı ile iflasın açılması ve kanunda öngörülen diğer hallerde sona erer. Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir. Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. … davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. Davalı şirketin diğer ortağı ve yetkilisi olan …, şirketin halen faal ve imzaladığı kat karşılığı inşaat sözleşmeleri olduğunu, üçüncü kişilere karşı üstlendiği edimleri bulunduğunu, ticari faaliyetlerine devam ettiğini ve üzerine kayıtlı çok sayıda taşınmaz malvarlığı olduğunu, bu haliyle şirketi ayakta tutmak gerektiğini savunduğuna göre; mahkemece davalı şirketin diğer ortağı ve yetkilisi olan …'in beyanları dikkate alınarak şirketin üstlendiği ve halen devam eden kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin bulunup bulunmadığı, şirketin faal durumda olup olmadığı araştırılmaksızın ve TTK 636/3. maddesi gereği "… davasında mahkeme tarafından duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme” hükmedilebileceği gözetilerek şirketin feshi yerine başka bir çözüm yolu olup olmadığı da araştırılmaksızın eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile davanın kabulü ile şirketin feshine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı şirket yetkilisinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Mahkemenin fesih yerine ortağın çıkarılmasına karar verebilmesi için öncelikle şirketin feshi yönündeki haklı nedenlerin ispatlanması gerekir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/5009 Esas ve 2023/721 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, fesih sebepleri kanıtlanmadığı takdirde alternatif çözüm olarak davacının ortaklıktan çıkarılmasına karar verilemez. Alternatif yolların uyuşmazlığı çözmeye elverişli olmadığı durumlarda ise şirketin feshine hükmedilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/464 Esas ve 2021/7146 Karar sayılı ilamında, aile şirketi niteliğindeki limited şirkette ortaklar arasında giderilemeyen derin anlaşmazlıklar bulunması, şirketin asli faaliyetini yürütmeyip tek gelirinin fabrikanın büyük ortak tarafından kendi şirketine düşük bedelle kiralanmasından ibaret olması, kâr payı dağıtılmaması ve ağır kusurlu ortağın aynı alanda faaliyet gösteren başka şirketinin bulunması karşısında, şirketin feshine ve tasfiyesine karar verilmesi hukuka uygun bulunmuştur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/464, K. 2021/7146Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/464 E.  ,  2021/7146 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : GAZİANTEP BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11.HUKUK DAİRESİ ASIL VE BİRLEŞEN DAVALARDA DAVACI-BİRLEŞEN 2013/95 ESAS BİRLEŞEN DAVALAR : 1-ADANA 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2013/95 ESAS 2- ADANA 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2014/311 ESAS TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06.03.2017 tarih ve 2014/1397 E- 2017/348 K. sayılı kararın asıl davada davalı şirket ve birleşen Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/95 esas sayılı davada davacı … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 03.10.2019 tarih ve 2018/1054 E- 2019/1125 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi asıl davada davalı şirket ve birleşen Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/95 esas sayılı davada davacı … vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 14.12.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı birleşen davada davalı vekili Av. … ile davalı birleşen davada davacılar vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Asıl davada davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin % 30 hissesine sahip ortağı olduğunu, şirketin diğer ortaklarının % 68,5 hisseye sahip ağabeyi … ile % 1,5 hisseye sahip babası Hakkı Dağsuyu olduğunu, … ve … kardeşlerin davalı firmadaki ortaklıkları dışında kendileri ve eşleri adına kurulmuş başka şirket ortaklıklarının da olduğunu, davalı şirketin 2001 yılından beri gayri faal olduğunu ve herhangi bir mal varlığının bulunmadığını, yaklaşık 3.000.000,00 TL değerinde büyük bir taşınmazının (fabrika binası) bulunduğunu, …’nun şirketi kendi menfaatlari için kullandığını, taşınmazı da kendi şirketine düşük bedellerle kiraladığını, ortaklığa devam etmek istemedikleri için 09/01/2009 tarihinde yaptıkları sözleşme ile müvekkilinin ve eşinin her 3 şirketteki hisselerinin tamamının …'na devredilmesinin taahhüt edildiğini, ancak karşı tarafın taahhütlerini yerine getirmediğini, ortaklar arasındaki güvenin sarsılsığı, şirketin feshi için haklı nedenlerinin fazlası ile bulunduğunu ileri sürerek davalı şirketin haklı nedenlerle feshi ile tasfiyesine, ortakların ve müdürün temsil yetkisi kaldırılarak tedbiren kayyum atanmasına, şirket adına kayıtlı tek taşınmazın ve şirkete ait diğer tüm malvarlığının devrinin tedbiren önlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket davaya cevap vermemiştir. Davalı şirketin ortaklarından … vekili, davalının yanında müdahale talebinde bulunarak, şirketin % 68,5 oranındaki hissesine sahip olan müvekkilinin ana sözleşmeye göre tek başına karar alma yetkisine sahip olduğunu, davacı ile müvekkili arasında açılmış çok sayıda dava bulunduğunu, ancak şirketin feshini gerektiren bir durum olmadığını ileri sürerek, davanın reddini istemiştir. Birleşen Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/95 Esas, 2013/230 Karar sayılı dosyasında; davacı … vekili; davalı …'nun hissesinin gerçek değerinin ödenmesi suretiyle davacı … adına devredilerek ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı … vekili, ortaklıktan çıkarılma davasının şirket tarafından açılabileceğini, bu konuda genel kurulda karar alınması gerektiğini, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı Hakkı Dağsuyu'nun mirasçılarından… vekili, şirketin yıllardır faal olmadığını, …'nun şirketi faal gibi göstermeye çalıştığını, kendi menfaatlerini ön planda tuttuğunu, şirketin fabrika binasını menfaatleri için kullanmaya çalıştığını, tüm ortaklar arasında husumet bulunduğunu belirterek şirketin feshine karar verilmesini istemiştir. Birleşen Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/311 esas 2014/130 karar sayılı dosyasında; davacı vekili, 2014/1 sayılı Genel kurul kararı ile şirketin 6.000,00 TL olan sermayesinin 10.000,00 TL'ye çıkarıldığını, sermayenin arttırılmasının … dışında kimseye bir faydasının olmadığını, toplantı nisabına uyulmadığını ileri sürerek 11/04/2014 tarihli 2014/1 sayılı ortaklar kurulu kararının iptaline, bu kararın icrasının tedbiren durdurulmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili davanın reddini karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; şirket ortakları arasında çok sayıda dava ve soruşturma dosyasının olduğu, ortaklar arasında güven ilişkisinin kalmadığı, davalı şirketin sahip olduğu ve üzerinde bulunan fabrikanın davalı firma tarafından kullanılmadığı, 2009 yılında …' nun büyük ortağı olduğu Beta Transformatör Ltd. Şti. ile kira sözleşmesi yapıldığı, davalı Etap Ltd. Şti'nin 1999 yılından itibaren ticari faaliyetinin ve üretiminin bulunmadığı, bilançosunda görülen gelirlerinin kira gelirlerinden ibaret olduğu, giderlerinin ise şirketin varlığından kaynaklanan giderler olduğu, Vergi Dairesi tarafından 2009 yılında resen terk işlemi uygulandığı, 2009 yılında davacı … ve eşinin şirketlerdeki hisselerinin devredilerek şirketlerden çıkmaları için bir sözleşme yapıldığı, ancak bunun karşılığında davacılara devredilmesi gereken taşınmazların devredilmediği, bu sözleşmenin ifa edilmediği, bu yönde açılan davanın, sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle reddine karar verildiği, onay kayyumunun 2017 yılında verdiği raporunda şirketin faaliyetine devam ettiği belirtilmiş ise de mevcut delillere göre bunun dava tarihinden çok sonra feshi engellemek amacıyla yapılan bir girişim olarak değerlendirilebileceği, şirketin feshi yerine ortaklıktan çıkarma seçeneğinin makul bir çözüm olmayacağı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, Birleşen Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/95 Esas, 2013/230 Karar sayılı dosyasında; TTK 'nın 640/3 fıkrasında bir ortağın şirket ortaklığından çıkarılmasına dair dava açma hakkının şirkete tanındığı, dolayısıyla davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle birleşen davanın reddine, birleşen Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/311 Esas 2014/130 Karar sayılı dosyasında; sermayenin verilen süre içinde arttırılmamasından dolayı şirketin münfesih sayılması gerektiği, ancak şirket hakkında yürüyen davaların bulunduğu, söz konusu davalar nedeniyle şirketin ihyasının gerekeceği, arttırılan sermayenin … tarafından karşılandığı, …'nun payının azalmadığı, önceki hisse durumunun korunduğu, sermaye artışının onun da yararına olduğu gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davalı şirket ve birleşen Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/95 Esas sayılı dosyasında davacı … vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince; asıl davada davalı şirket, Birleşen Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/95 Esas sayılı davada davacı … vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, asıl davada davalı şirket, birleşen Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/95 Esas sayılı davada davacı … vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde ilk derece mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, asıl davada davalı şirketin şahıs odaklı aile şirketi (kapalı şirket) niteliğinde olması, kardeş ortaklar arasında uzun yıllardır giderilemeyen uyuşmazlıkların bulunması, şirketin tek taşınmazı fabrika binasının büyük hissedar tarafından kendi şirketine çok ucuz bir bedel karşılığı kiralanması, şirketin asli faaliyetini yürütmeyip tek gelirinin bu kira geliri olması, uzun yıllardır kâr payı dağıtılmaması ve dava açıldıktan sonra yapılan göstermelik faaliyetinde dava sonucuna etkisinin bulunmamasına, fesihte ağır kusurlu büyük hissedarın aynı alanda zaten faaliyet yürüttüğü başka bir şirketin bulunması nedeniyle fesih yerine şirketin devamını sağlayacak alternatif bir yönteme karar verilmesine gerek bulunmamasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından bölge adliye mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl davada davalı şirket ve birleşen Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/95 esas sayılı davada davacı … vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen davada davalı … ve asıl davada davalı şirketten alınıp, davacı …'na verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl davada davalı şirket ve birleşen Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/95 esas sayılı davada davacı …'ndan ayrı ayrı alınmasına, 15/12/2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 6102 sayılı TTK'nın 636/3 maddesi ile her ortağa limited şirketin feshi davasını açabilme imkanı tanınmış ise de bu maddenin amacı kaideten haklı sebeplerin varlığı halinde ortaklığı mahkeme kararı ile feshetmek yerine mahkemenin karara bağlayacağı uygulanabilir çözümlerle ortaklıktaki rahatsızlığı belirleyip çare bularak ortaklığın devamını sağlamaktır. TTK'nın 636/3 maddesi, ikincil niteliktedir. Yani, hakimin verebileceği en son karar ortaklığın feshi kararı olmalıdır. Davacının talebi ne olursa olsun diğer çözümler duruma uygun düşmediği takdirde ancak son aşamada feshe karar verilmedir. Mahkeme öncelikle duruma uygun düşen, kabul edilebilir bir çözüm bulunup bulunmadığını araştırmalı bulunmadığına kanaat getirdiğinde son çare olarak feshe karar vermelidir. Bunun sebebi de feshin çoğu kez olumsuz sonuçlar doğurması, bir istihdam merkezinin kolayca dağıtılmamasıdır. Dairemiz kararları da bu yöndedir. (11. HD 2016/14541 E. 2018/6990 K. 2015/14221 e. 2017/3922 K.) Somut olayda, feshi istenen şirketin % 30 payı …'na % 68,5 payı …'na ve % 1,5 payı ise Hakkı Dağsuyu'na ait iken ölümüyle mirasçılarına kalmıştır. Etap Elektrik Limited Şirketi'nin bir fabrikası vardır ve fabrika 2009 yılında kiraya verilmiştir. Ancak tarafların ve eşlerinin ortak oldukları davalı şirket dışında 2 şirket daha mevcut olup fabrika bu şirketlerden birine kiralanmıştır. Şirketin 6.000 TL olan sermayesi 2014 yılında 10.000 TL'ye çıkarılmıştır. Kayyumun bu dosyada verdiği rapora göre şirket faaliyetini devam ettirmektedir. Büyük ortak … da şirketin feshedilmemesini ve gerektiği takdirde % 30 pay ile ortak olan davacının payı ödenerek çıkarılmasını talep etmektedir. Bu durumda mahkemece dava boyunca da şirketin faaliyetine devam ettiği, sermaye arttırımı yaptığı, fesihte taraflar yönünden de bir yarar bulunmadığı 2009 yılında da davacının hisselerini büyük ortağa devretmesi yönünde sözleşme yapıldığı, ancak taahütlerin yerine getirilmediği ve büyük ortağın şirketin feshine karar verilmemesini talep ettiği gözetilerek kabul edilebilir çözüm olarak davacının şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi gerekirken şirketin feshine karar verilmesinin doğru olmadığı kanaatiyle sayın çoğunluğun onama gerekçesine katılmıyoruz.

Gerçek Pay Değerinin Hesaplanması ve Çıkarma Usulü

Fesih istemi yerine davacı ortağın şirketten çıkarılmasına karar verildiğinde, davacıya payının gerçek değerinin ödenmesi gerekir. 6102 sayılı Kanun'un 531. maddesinde bu değer 'karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değer' olarak düzenlenmiştir. Ayrılma akçesi en güncel veriler üzerinden hesaplanır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/2255 Esas ve 2015/8166 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere, gerçek pay değerinin belirlenmesinde yalnızca şirketin aktif malvarlığı değil, pasif borçları da dikkate alınarak mali bilanço çıkarılmalı ve bu kapsamda net pay bedeline hükmedilmelidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/2255, K. 2015/8166Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/2255 E.  ,  2015/8166 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ADIYAMAN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 15/10/2014 NUMARASI : 2012/552-2014/1030 Taraflar arasında görülen davada Adıyaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15/10/2014 tarih ve 2012/552-2014/1030 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı Şirket vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı, davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketin metruk halde bekleyen otel inşaatına malzeme sağlaması karşılığı %30, inşaatı tamamlaması için %10 hisse teklif edildiğini, otel bitip hizmete açıldığı halde %10 oranındaki hisse devredilmediği gibi müvekkilinin yönetim kurulu üyeliğinden çıkartıldığını, şirketin 3 yıldır denetçisinin bulunmadığını, genel kurul toplantıları yapılamadığından yönetim kurulunun da bulunmadığını, şirket bilonçolarının gerçeği yansıtmadığını, yönetim kurulunun 12 yıldır ibra edilmediğini, ortaklık haklarını kullanmasına izin verilmediğini, kâr payı ödenmediğini ileri sürerek, organ eksikliği nedeniyle şirkete kayyum atanmasını, geçmiş yıllara ait bilançoların ibrasını müteakip gelir haklarının ödenmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında %30 hisse karşılığının ödenmesi şartı ile şirket ortaklığının sonlandırılmasını istemiştir. Davalı şirket vekili, derdestlik itirazında bulunmuş, davanın reddini istemiştir. Davalı A. K. Ö., davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 6102 sayılı TTK'nın 638/2. maddesinin "Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir…" hükmünü, 641/1. maddesinin ise "Ortak şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini istem hakkını haizdir." hükmünü içerdiğini, taraflar arasında uzun süreden beri devam eden bir anlaşmazlığın bulunduğu, davacının ortaklıktan çıkma talebinin yerinde görüldüğü, davacının davalı şirket bünyesindeki pay oranı ve bu payın değerinin bilirkişilerce tespit edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, davacının hissesine düşen 1.942.500,15 TL'nin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, davacının şirket ortaklığının iptaline karar verilmiştir. Kararı, davalı şirket vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, anonim şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. Mahkemece 6102 sayılı TTK'nın 638/2 ve 641/1. maddelerine dayalı olarak ortaklıktan çıkmasına izin verilerek davanın kabulü yönünde hüküm kurulmuş ise de esasen anılan madde hükmü limited şirket ortaklığından çıkmaya izne ilişkin olup, 6102 sayılı TTK'da somut uyuşmazlıkta olduğu şekilde kural olarak anonim şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesine ilişkin bir düzenlenme bulunmadığı gibi limited şirketlere ilişkin olarak bahsi geçen hükümlerin anonim şirketler bakımından uygulanma imkanı da bulunmadığından mahkemenin karar gerekçesindeki hukuki nitelemesi isabetli bulunmamaktadır. Ancak, işbu davada davacı dava dilekçesinde izah ettiği iddialara dayalı olarak haklı sebepler bulunduğundan bahisle davalı anonim şirketin feshine karar verilmesini istemiş, dava aşamasında mahkeme huzurunda alınan beyanında da %30 şirket payına karşılık gelen gerçek pay değerinin ödenmesi suretiyle şirketten çıkarılmasını talep etmiştir. Bu durumda, davacı talebinin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. TTK'nın anılan maddesinde haklı sebeplerin bulunması ve şirketin feshine karar verilmesinin talep edilmesi halinde mahkemenin fesih yerine davacı pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilebileceği düzenlendiğinden, mahkemenin haklı sebebin varlığını gözeterek neticeten çıkma payının belirlenmesine ilişkin görüşünde açıklanan hukuki nitelik itibariyle sonucu bakımından bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki, çıkma payının hesaplanmasında yukarıda bahsedildiği gibi payın karar tarihine en yakın gerçek değerinin belirlenmesi gereklidir. Mahkemece, davalı şirketin mal varlığının güncellenmesi suretiyle belirlenen aktifleri üzerinden davacının %30 payına karşılık gelen bedele hükmedilmiş ise de, gerçek pay değerinin belirlenmesinde davalı şirketin pasiflerinin de dikkate alınması suretiyle mali bilançonun ve bu kapsamda gerçek pay bedelinin bulunması ve bu bedele hükmedilmesi gerekirken, bu hususlarda yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davalı şirket yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2- Kabule göre de, dava maktu harç yatırılarak açılmış olup, davacının çıkma payı talebi üzerine harç tamamlattırılmadan davacının bu yöndeki talebinin kabulüne karar verilmesi de doğru olmamış, kararın bu yönden de bozulmasını gerektirmiştir. 3- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı şirket yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı Şirket'e iadesine, 11/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargılama sürecinde gerçek pay değerinin tespit edilememesi davanın sonucunu etkileyebilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/3917 Esas ve 2024/5954 Karar sayılı ilamına konu olan olayda, şirketin mali durumunu gösteren ticari defter ve kayıtların tam olarak ibraz edilmemesi yüzünden davacı ortağın çıkma payı hesaplanamamış ve davacı da bu çözümü kabul etmemiştir. Bu doğrultuda alternatif çözüm uygulanamadığından şirketin feshine karar verilmesi adil bir çözüm olarak değerlendirilmiştir.

Haklı Sebeple Çıkma, Pay Devri ve İhtiyati Tedbir Sınırları

Limited şirketlerde fesih davasının yanında ortağın haklı sebeple şirketten çıkması da kanunda düzenlenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 638. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi talebiyle dava açabilir. Limited şirket esas sermaye payının devri kural olarak yazılı şekle, noter onayı şartına ve şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse genel kurul onayına bağlıdır. Şirket hissesinin ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile devri sağlararası bir tasarruf olduğundan genel kurul onayı prosedürüne tabidir. Şirket sözleşmesi devri yasaklamışsa veya genel kurul onay vermeyi reddetmişse, ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkı saklı kalır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 638Kaynağı aç
MADDE 638- (1) Şirket sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir. (2) Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir. II – Çıkmaya katılma
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 595Kaynağı aç
MADDE 595- (1) Esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır. Ayrıca devir sözleşmesinde, ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri; rekabet yasağı ağırlaştırılmış veya tüm ortakları kapsayacak biçimde genişletilmiş ise, bu husus, önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım hakları ile sözleşme cezasına ilişkin koşullara da belirtilir. (2) Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayı şarttır. Devir bu onayla geçerli olur. (3) Şirket sözleşmesinde başka türlü düzenlenmemişse, ortaklar genel kurulu sebep göstermeksizin onayı reddedebilir. (4) Şirket sözleşmesiyle sermaye payının devri yasaklanabilir. (5) Şirket sözleşmesi devri yasaklamış veya genel kurul onay vermeyi reddetmişse, ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkı saklı kalır. (6) Şirket sözleşmesinde ek ödeme veya yan edim yükümlülükleri öngörüldüğü takdirde, devralanın ödeme gücü şüpheli görüldüğü için ondan istenen teminat verilmemişse, genel kurul şirket sözleşmesinde hüküm bulunmasa bile, onayı reddedebilir. (7) Başvurudan itibaren üç ay içinde genel kurul reddetmediği takdirde onayı vermiş sayılır. 2. Miras, eşler arasındaki mal rejimi ve icra

Fesih veya çıkma davası açıldığında mahkemece geçici koruma önlemleri alınabilir. 6102 sayılı Kanun'un 636. maddesinin dördüncü fıkrası ile 638. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir; bu kapsamda davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarının dondurulmasına veya durumunun teminat altına alınmasına karar verilebilir. Fesih talebinin yanında terditli olarak TTK m. 638/2 uyarınca çıkma istenmiş ve davalı şirket cevap dilekçesinde çıkma istemini kabul etmişse, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca kabul sebebiyle çıkmaya karar verilmelidir.

Fesih ve ortaklık davalarında verilecek geçici hukuki koruma tedbirlerinin kanuni sınırları bulunmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389. ve 391. maddeleri uyarınca, dava sonunda elde edilecek faydayı peşinen sağlayacak veya davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemez. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/4504 Esas ve 2015/12980 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, şirketin malvarlığını fiilen bölecek ve geçici koruma kriterini aşacak şekilde işletmelerin tedbiren davacılara verilmesi hukuka aykırıdır. Ayrıca hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305. maddesi gereğince tavzih yoluyla sınırlandırılamaz, genişletilemez veya değiştirilemez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/20, K. 2017/1091Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/20 E.  ,  2017/1091 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mah.Sıfatıyla) Taraflar arasındaki ''şirketin feshi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesince (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) davanın kısmen kabulüne dair verilen 17.02.2015 gün ve 2012/450 E 2015/96 K sayılı kararın incelenmesi davalı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03.12.2015 gün ve 2015/4504 E., 2015/12980 K sayılı kararı ile; "…Davacı vekili, müvekkili …'nün %11,5 hisse oranıyla aile şirketi olan davalı şirketin ortağı olduğunu, davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı sebeplerle fesih koşullarının oluştuğunu, davalı şirketin haklı gerekçeye dayanmaksızın geçmiş yıllara ait kar dağıtımı yapmadığını, müvekkilinin müktesep hak niteliğinde olan kar payı alma hakkının engellendiğini, davalı şirketin 5 adet otel ve 1 gece kulübü bulunduğunu, yüksek kazanç elde ettiği halde sembolik miktarda kar payı dağıttığını, müvekkilinin muhalefetine rağmen 2010 yılı kar payının tamamının yedek akçe olarak ayrılması yolunda karar alındığını, Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/15 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda 2008 yılı sonunda geçmiş yıl karlarının 22.950.495,09TL olduğunun tespit edildiğini, yıllar itibari ile dağıtılmayan kar miktarının çok yüksek olduğunu, genel kurul öncesinde ve toplantı sırasında şirket faaliyetleri ve mali durumu hakkında müvekkilimiz bilgilendirilmediğinden 2010 yılına ait genel kurul toplantısında alınan kararların iptali ve özel denetçi atanması talebiyle Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/865 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, şirketin kira gelirlerinin bölgedeki emsal işletmelere göre çok düşük düzeyde kaldığının bilirkişi raporlarıyla sabit olduğunu, müvekkilince açılan davalarda şirket bilançosunda görülen kayıtların gerçeği yansıtmadı ve karın düşük gösterildiğinin anlaşıldığını, müvekkilinin bilgi alma ve inceleme hakkının sürekli engellendiğini, müvekkili ile şirketin diğer ortakları olan kardeşleri arasındaki ilişkilerin tamamen bozulduğunu, bu durumun aile şirketi olan davalı şirketin işleyişine de yansıdığını, müvekkili aleyhine eşitliğe aykırı işlemler yapıldığını ileri sürerek, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin feshine, tedbiren kayyım atanmasına, şirketin malvarlığının koruma altına alınmasını temin amacıyla dava tarihi itibariyle şirketin borçlandırılmasına yol açabilecek her türlü işlemin önlenmesi amacıyla tedbir uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yargılama aşamasında 24/10/2012 havale tarihli dilekçesi ile şirket ortaklarından … vekili asli müdahale talebinde bulunmuş ve müvekkilinin ortaklık haklarının ihlal edildiğini, davacının davasına katıldıklarını, davalı şirketin TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir. Davalı vekili, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinin somut olaya uygulanamayacağını, dava için haklı sebep bulunmadığını, davacının haklı sebep olarak dayandığı olay ve davaları davacının kendisinin yarattığını, davacının kötüniyetli hareket ettiğini, amacının şirkete ve kardeşlerine zarar vermek olduğunu, davacıya şirketle ilgili bilgi verilmediği hususunun gerçek dışı olduğunu, davacının çekmiş olduğu bütün ihtarnamelere cevap verildiğini, davalı şirket kayıtlarının TTK hükümleri çerçevesinde tüm ortakların incelemesine açık olduğunu savunarak, davanın reddini istemiş, müdahil … yönünden de haklı sebepler bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin 5 kişilik bir aile şirketi olduğu, davacı …'nin 5790/38600, …'ın 5790/38600 hissesinin bulunduğu, dava tarihi 12/07/2012 olup davanın 6102 sayılı TTK hükümlerine tabi olduğu, 6103 Sayılı Kanunun 3. maddesi hükmüne göre TTK'nın 531. maddesinin dava konusu olaya uygulanabileceği, taraflar arasında 6762 sayılı TTK döneminde doğan ve etkileri ile birlikte devam eden olaylar bulunduğu, kardeş olan ortakların aile bağlarının koptuğu, birbirlerine karşı kişisel husumet besledikleri, olayların 2009 yılı ve sonrasından başlayarak geldiği, öncesinde taraflar arasında bir sorun olmadığı, ancak 2009 yılı sonrasında başlayan ve bugüne kadar gelen sorunlar nedeniyle davacı ve müdahil davacının dışlandığı, davalı şirketin diğer ortaklarca sahiplenildiği, şirket ve şirkete ait otel imkanlarının diğer ortaklarca kullanıldığı, davacı ve müdahil davacının bu imkanlardan mahrum bırakıldığı, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/10 D.iş sayılı dosyasında da bu hususun belgelendiği, davacı ve müdahil davacının genel kurul toplantılarına çağrılıp oy hakkının kullandırılması dışında şirkette bir etki ve yetkilerinin bulunmadığı, 5 ortaklı aile şirketinde bu şekilde ayrımcı tavırların MK 2. maddesine aykırı olup TTK'nın 531. maddesinde düzenlenen haklı neden oluşturduğu, davacı, asli müdahil ve davalı şirketin diğer ortakları arasında ailevi ve kişisel ilişkilerin son derece bozuk olduğunun Manavgat Adliyesi'nde bulunan tüm dava dosyalarında kayıtlı olduğu, tarafların birbirlerine karşı sürekli davalar açtığı, davacı ve asli müdahil davacının şirkette kalmasının şirket ortakları açısından çekilmez bir hal aldığı, bu durumun şirketi de yıpratacağı, davalı şirket tarafından dağıtılması gereken kar paylarının yeterli düzeyde dağıtılmadığı, yönetim kurulunun ortaklar arasında eşit işlem ilkesine aykırı davrandığı, davacının şirketten alması gereken bilgilerin genel kurul toplantıları dışında yeterli düzeyde verilmediği, bilgi edinilmesi hususunun da davalara konu edildiği, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/108 Esas – 2013/251 Karar sayılı ilamı ile inceleme yapılmasına karar verildiği, bu incelemenin de taraflar arasındaki sorunlar nedeniyle Jandarma ve İcra marifeti ile yerine getirildiği, tüm bu nedenlerle işbu davada haklı nedenlerle fesih koşullarının davanın açıldığı tarihte dahi gerçekleştiği sabit ise de hukuki mütalalar ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi içtihatlarında belirtildiği üzere tasfiye kararı yerine daha uygun çözüm yollarının bulunması gerektiği, davalı şirketin özvarlığının ve davacıların hisselerinin değerinin tespiti için bilirkişi raporları alındığı, bilirkişiler tarafından ibraz edilen raporlarda belirtilen Side Beldesi 666 ada 2, 3 ve 10 parsel sayılı taşınmazların üst hakkı olduğu, 666 ada 1 ve 9 parsel sayılı taşınmazların ise mülkiyet sahibi bulunduğu, bu taşınmazların değerinin bir olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşıldığından mahkemece resen 2 ve 3 nolu parsellerin 1 ve 9 nolu parselden %50,10 numaralı parselin ise %40 daha değersiz olduğu, bu farkın 10 nolu parsellin denize sıfır olmasından kaynaklanması sebebiyle hesaplama yapılarak bu eksikliğin giderildiği, 2 ve 3 numaralı parselin m² birim fiyatı 1.850,00 TL, 10 numaralı parselin m² birim fiyatı 2.220,00 TL olarak tespit edilmiş olup 3 numaralı parsel için üst hakkı kurulan 2370 m² için hesaplama yapıldığı, buna göre davacı ve asli müdahil davacının ayrı ayrı %15 hisselerinin karşılığının 93.283.609,62 TL olarak tespit edildiği, Yargıtay kararlarında ve hukuki görüşlerde şirketin tasfiye edilmeden daha uygun çözüm yolları bulunması işaret edildiğinden 18/12/2014 tarihli celsede davalı şirket yönetim kurulu başkanı “nakdi olarak davacı ve asli müdahil davacının hissesini ödeme güçlerinin olmadığını” belirttiğinden en uygun çözüm yolunun davacı ve asli müdahil davacının hisselerine denk gelen taşınmazların hesaplanarak kendilerine verilmesi ve buna karşılık olarak şirket hisselerinin iptali gerektiği kanaatiyle davacı tarafın şirketin feshi yönündeki talebinin reddine, davacı ve müdahil davacının iddiaları subuta erdiğinden dava konusu şirket nezdindeki hisselerine karşılık toplam alacakları ayrı ayrı 93.283.609,62 TL olarak tespit edildiğinden; davacı … için hissesine karşılık; Antalya Manavgat Çolaklı Mahallesi 723 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ve üzerindeki Defne Dream otel işletmesi ve müştemilatının, Side Selimiye Mahallesi 108 ada 6 ve 7 parsel, 109 ada 1 parsel, 110 ada 1 parsel ve 113 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar, 211 ada 1 ve 3 parsel ile bu parseller üzerinde bulunan 1. Parsel üzerindeki 1 ila 15 numaralı bağımsız bölümler ve 3 parsel üzerindeki 2,6,7 ve 8 numaralı bağımsız bölümlerin hisselerine karşılık kendilerine verilmesine ve tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline, davacı …'ye ayrıca 2.224.044,62 TL'nin bugünden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte kendisine verilmek üzere davalıdan tahsiline, müdahil davacı …'a Antalya Manavgat Kısalar Köyü 101 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ve üzerindeki Kumul Otel işletmesi ile müştemilatının ve Side Selimiye Mahallesi 157 ada 13,14,15,16,17 ve 18 parseller ile üzerindeki bina ve bağımsız bölümleri ve Sorgun Mahallesi 2227 ada 4 parsel sayılı taşınmazın hissesine karşılık kendisine verilmesine ve davalı şirket adına olan tapularının iptali ile müdahil davacı adına tesciline, müdahil davacıya ayrıca 2.272.571,12 TL'nin bugünden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte verilmek üzere davalıdan tahsiline, davacı tarafın davalı şirkete yönetim kayyımı atanması yönündeki talebinin reddine, davacı ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen taşınmazlar ile ilgili tapu kaydına şerh düşülmesi için kararın bir örneğinin tedbiren tapu müdürlüğüne gönderilmesine, davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen Defne Dream ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesine, karar kesinleştiğinde davacı ve asli müdahil davacıya verilen ortaklık pay bedelleri nedeniyle ortaklık haklarının sonlandırılarak hisselerinin iptaline karar verilmiştir. Davacı … vekili 02.03.2015 tarihli tavzih dilekçesi ile hüküm fıkrasının 7 nolu bendinin tavzihini talep etmiştir. Mahkemece, 24.02.2015 tarihli tavzih kararı ile "ilamının 7. bendinin "Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen Defne Dream ve Kumul Otel İşletmelerinin adına yapılan iş ve işlemleri yerinde görüp denetlemesi, olağan işler konusunda davalı şirket yönetimi ile işbirliği içerisinde işleri yapıp sonuçlandırması, mutat alışverişler konusunda davacı tarafın alım-satım yapabilmesi, tarafların anlaşamamaları halinde veya davacıların yönetimle ilgili tasarrufları haksız yere kısıtlandığında şirkete atanan danışman kayyımlarının onayının alınması, olağan işler kapsamında olarak, otele ait elektrik, su, belediye, vergi, yiyecek, içecek, personel ücreti, mutat bakım-onarım gibi işlerin davacılar tarafından yerine getirilebilmesine, ihtiyaç duyulan alanlarda personel istihdamı konusunda davalı şirket yönetiminden talepte bulunabilmesine, istifa eden çalışanların yerine davacıların kendilerinin belirleyeceği kişilerin işe alabilmesine" şeklinde tavzihine karar verilmiştir. Kararı ve 24.03.2015 tarihli tavzih kararını, davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararına ilişkin aşağıdaki (2) ve (3) numaralı bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeplerle feshi istemine ilişkindir. 6762 sayılı TTK'nın 549/1.b.4. maddesi ile 551/2. maddesi hükmünde öngörülen şartların gerçekleşmesi ve haklı nedenlerin bulunması halinde limited şirketler bakımından şirketin feshi, ortağın şirketten çıkması veya çıkarılmasının istenebileceği kabul edilmişken, anonim şirketler bakımından haklı nedenlerle anonim şirketin feshine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamakta idi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü ile anonim şirketler bakımında da haklı sebeplerle şirketin feshine olanak tanıyan düzenleme getirilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir" hükmünü havidir. Anılan hüküm uyarınca sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir. Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce taktir edilecektir. Somut uyuşmalıkta yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı … vekili dava dilekçesinde davalı şirketin feshine haklı neden olarak, kar dağıtılmaması veya yetersiz kar dağıtımı, bilgi alma ve inceleme hakkının ihlali, davalı şirkete ait olup davacı …'nün ortağı bulunduğu dava dışı Ünlü Ticaret Turizm Ltd. Şti.'nin kiracı ve işletmecisi olduğu iki adet dükkanın haklı neden yokken salt bu dükkanları müşterilerden gizlemek ve davacı …'nün ortağı olduğu şirketin ticari faaliyetini olumsuz yönde etkileyip zarara uğratmak için önüne duvar örülmesi, davalı şirket bünyesinde bulunan otel, villa vb. tesislerden diğer ortaklar ve onların yakınları yararlanmakta iken davacı …, çocukları ve torunlarının yararlandırılmaması, pay sahipleri arasında eşitlik ilkesine aykırı uygulamalar yapılması, manevi baskı ve tehdit nedeniyle şirket ortakları arasında güven sarsıcı olaylar yaşanması, davacı …'nün bilgisizliği ve tecrübesizliğinden faydalanılarak eşinin ani ölümünden sonra derin acı ve üzüntü yaşıdığı dönemde “ibraname” başlıklı belge imzalatılmak suretiyle davacı …'nün borçlu duruma sokulması olgularına dayanmıştır. Her ticaret şirketi gibi anonim şirketin nihai amacı da kar elde etmek ve bunu dağıtmak olup anonim şirketin kar elde etme ve dağıtma nihai amacından doğan pay sahibinin kar payı hakkı da bir vazgeçilmez haktır. Bu çerçevede anonim şirketin pay sahiplerine dağıtılabilecek karı bulunuyorken iyiniyet kurallarına aykırı olacak şekilde uzunca bir süre dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması halinde pay sahibi bu hakkını mahkeme aracılığıyla talep edebilecektir. Davacı …'de davalı şirketin genel kurullarında kar dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması yönünde alınan kararların iptali yönünde davalar açmıştır. 2009 yılına ait genel kurulda alınan yetersiz kar dağıtımı kararının iptali için Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/865 Esas 2011/609 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava reddedilmiş, karar Dairemizce onanmıştır. 2010 yılına ait genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının iptali için Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/513 Esas 2012/38 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava reddedilmiş, Dairemizce onanmıştır. 2011 yılına ait genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının iptali için Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/5 Esas 2013/652 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava kısmen kabul edilmiş, karar Dairemizce dava açma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi bakımından bozulmuştur. Yine davacı …'nün kendisinden irade fesadı suretiyle alındığını iddia ettiği ibraname başlıklı 22.05.2009 tarihli belgenin geçersizliğine dayanarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/ 415 Esas 2011/529 Karar sayılı dosyasında açtığı davada, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Dairemizin 2012/1139 Esas 2012/1139 Karar sayılı kararı ile “söz konusu ibranamedeki imzanın davacı …'ye ait olduğu, tanzim tarihinde yürürlükte bulunan BK'nın ilgili hükümleri uyarınca da irade fesadı sayılabilecek hallerin ispatlanamadığı, belgenin geçerli olduğu” gerekçesiyle bozulmuştur. Davacı … bilgi alma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de bir defaya mahsus olmak üzere yasal şikayet hakkını kullanarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/108 Esas 2013/251 Karar sayılı ilamı uyarınca şirket kayıtları üzerinde inceleme yapmıştır. Davalı şirkete ait olup davacı …'nün ortağı bulunduğu dava dışı Ünlü Ticaret Turizm Ltd. Şti.'nin kiracı ve işletmecisi olduğu iki adet dükkanın önüne haklı neden yokken salt bu dükkanları müşterilerden gizlemek ve davacı …'nün ortağı olduğu şirketin ticari faaliyetini olumsuz yönde etkileyip zarara uğratmak amacıyla dükkanların önüne duvar örüldüğünü iddia ederek Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/8 D.İş sayılı dosyası ile tespit yapılıp Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/244 Esas 2013/153 Karar sayılı dosyasında davalı şirketin müdahalesinin menine karar verildiğini ileri sürmüş ise de anılan davanın tarafı davacı … olmayıp Ünlü Ticaret Turizm Ltd. Şti. olması nedeniyle söz konusu davanın davacı …'nün ortağı olduğu davalı şirketin feshi davasında haklı sebep olarak değerlendirilemeyecektir. Davalı şirket davacı …, …, Mehmet Şen, Hasan Saim Şen ve Ahmet Şen kardeşlerden oluşan 5 kişilik bir aile şirketi olmakla birlikte bir sermaye şirketidir. Bu nedenle de davacının aile bireyleri arasındaki manevi bağların koptuğuna dair gerekçesi de davalı anonim şirketin feshi için haklı neden olarak görülemeyecektir. Bu itibarla mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacı …'nün dayandığı nedenlerin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı neden olarak kabul edilemeyeceği nazara alınmadan yanılgılı değerlendirme ile davalı şirketin feshi için haklı neden olduğunun kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. Aynı şekilde müdahil davacı … vekili de davacı …'nün dayandığı nedenler dışında diğer şirket ortağı ve yöneticisi konumundaki kardeşleri tarafından kendisi ve çocuklarının tehdit edilip hakarete uğradığını, kendisi ve çocuklarının şirkete ait tesislere alınmadığını, şirkete ait olmakla birlikte uzun zamandan beri kullandığı villanın zorla boşaltılıp eşyalarına zarar verildiğini iddia etmiş ise de davacı …'ın anılan konularda Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandığı, bilgi alma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açtığı davaların redle sonuçlandığı nazara alındığında müdahil davacı … yönünden de davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshini gerektiren haklı nedenlerin oluşmadığına karar vermek gerekirken mahkemece, müdahil davacı … yönünden de davalı şirketin feshi için haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Ayrıca mahkemece hüküm fıkrasının 7. bendinde “Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen Defne Dream ve Kumul Otel işletmelerinin “tedbiren” davacılara verilmesine” karar verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın onuncu kısmı "Geçici Hukuki Korumalar" başlığı altında ihtiyati tedbir müessesini düzenlemiştir. Aynı Yasa'nın “ihtiyati tedbirin şartları” başlıklı 389. maddesinin birinci fıkrasında "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" hükmü düzenlendikten sonra 391. maddesinde ihtiyati tedbir kararının hem maddi hem şekli içereceği düzenlenmiştir. Buna göre Yargıtay uygulamalarında (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 01.06.2012 tarih, 2012/12474E. 2012/14232K. Sayılı ilamı) kabul edildiği ve HMK'nun 391. maddesi gerekçesinde açıklandığı üzere “dava sonunda elde edilecek faydayı sağlayacak şekilde”, başka bir deyişle “davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde” ihtiyati tedbir kararı verilmesi doğru değildir. Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmalık bakımından yukarıda açıklandığı üzere 6102 sayılı Yasa'nın 531. maddesinde öngörülen haklı sebeplerin varlığının kanıtlamamış olmasıda nazara alınmak suretiyle şirketin malvarlığını bölecek ve HMK'nın öngördüğü geçici hukuki koruma kriterini aşacak şekilde davalı şirkete ait Defne Dream ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesi doğru görülmemiş, kararın açıklanan bu nedenle de davalı şirket yararına bozulması gerekmiştir. 3-Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin, mahkemece fesih yerine uygulanan alternatif çözüme ve vergi yükümlülüklerine dair sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. 4-Davalı vekilinin 24.03.2015 tarihli tavzih kararı ile ilgili temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, davacı … vekilince 02.03.205 tarihli dilekçe ile mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararının hüküm fıkrasının “Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen Defne Dream ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesine” şeklindeki 7. bendinin tavzihen düzeltilmesi talebi üzerine mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile anılan hükmün yazılı şekilde tavzihine karar verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın 305. maddesinde “Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez” hükmü düzenlenmiştir. Mahkemece, anılan hüküm nazara alınmadan hüküm fıkrasının 7. bendindeki tedbir kararını davalı şirket aleyhine değiştiren-genişleten tavzih kararı verilmesinin anılan yasal düzenleme uyarınca mümkün görülmemesine göre davalı şirket vekilinin tavzih kararına karşı ileri sürdüğü temyiz itizralarının kabulü ile 24.03.2015 tarihli tavzih kararının da davalı şirket yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 5-Davalı vekilinin mahkemece verilen 16.06.2015 tarihli tedbirin infazının sağlanması ve kayyım yetkilendirilmesine dair kararı ile ilgili temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, anılan karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olup, bu temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedildiği belirlenemediği gibi temyiz harcının yatırıldığına dair makbuza da dosya içerisinde rastlanmamıştır. Temyiz dilekçesinin verilme usulü HMK’nun 365. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt ettirilip, temyiz harcının da yatırılmış olması gerekmektedir. Temyiz isteminde bulunan davalı vekili tarafından bu işlemler yapılmaksızın verilmiş temyiz dilekçesinin incelenme kabiliyeti bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir…" gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeplerle feshi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar; Özel Dairece yukarıda yazılı nedenlerle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını davalı vekili temyize getirmiştir. Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında işin esasına geçilmeden önce, davacı … vekilinin 10.05.2016 havale tarihli temyize cevap dilekçesinde yer verdiği “…Bu hususu anlamak için çok örnek verilebilecektir ama burada sadece bir örnek her şeyi açıklamaya ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin artık vicdanları sızlatan ve müvekkillerin aklına her türlü kötü senaryoyu getiren kararlarına örnek olmak için yeterli olacaktır… Adaletsizliğin bile artık bir sınırı olmalıdır ama Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bu sınırı da aşmıştır. Bu örnekten anlaşılacağı üzere artık buna bir dur demek gerekmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesini de arkasına alan davalıların durdurulması gerekmektedir… Bu nasıl bir tezattır? Bunu bir hakim, bir hukukçu daha önemlisi orta seviyede zekaya sahip bir insan bunu nasıl açıklayabilir?… Eğer sizde buna dur diyemiyorsanız, bundan sonra da hiç kimse diyemeyecektir… Aslında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ben zaten bu kararı bozacaktım, ne kanıt gelirse gelsin önemli değil demektedir… Bu hususta Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin tek amacı davalı tarafa geçit vermek olduğu için ‘bu davada taraf Ünlü Turizm ve Tic. Ltd. Şti.’dir bu sebeple … için bir haklı sebep oluşturmaz diyebilmiştir’. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin, bu şirketlerin sahipleri için olduğunu ve şirketlerin değil sahiplerinin duyguları olduğunu ve her şirketin sahiplerine gelir getirmek ve onların mutluluğu ve huzuru ve daha iyi bir yaşam için kurulduğunu anlaması gerekmektedir. Aslında 11. Hukuk Dairesi de bunu bilmektedir ve fakat davalı tarafın lehine karar vermek için bu hususları da görmezden gelmektedir…” ifadelerinin HMK’nın 32. (HUMK’nın 78/2.) maddesinde belirtilen uygunsuz (münasebetsiz) nitelikte olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp tartışılmıştır. Yapılan görüşmeler neticesinde, davacı … vekilinin temyize cevap dilekçesinde sarf ettiği bu sözlerin Özel Daireyi isnat altında bırakacak biçimde savunma sınırlarını aşan ve HMK’nın 32. (HUMK’nın 78/2.) maddesinde belirtilen uygunsuz (münasebetsiz) ifadeler olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle davacı … vekili tarafından verilen temyize cevap dilekçesi yönünden HMK’nın 32. (HUMK’nın 78/2.) maddesi gereğince işlem yapılması için dosyanın mahkemesine geri çevrilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Davacı … vekili tarafından verilen 10.05.2016 havale tarihli temyize cevap dilekçesinin HMK’nın 32. (HUMK’nın 78/2.) maddesi gereğince yeniden düzenlenmesi için dosyanın yerel mahkemeye GERİ ÇEVRİLMESİNE, 07.06.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.

Organ Eksikliği ve Tasfiye Usulü

Sermaye şirketlerinde fesih, ortaklar arasındaki uyuşmazlıkların yanı sıra organ yokluğundan da kaynaklanabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 636. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca zorunlu organlardan birinin uzun süredir bulunmaması veya genel kurulun toplanamaması hâlinde ortaklar ya da şirket alacaklıları feshin tespitini isteyebilir. Bu başvuruda asliye ticaret mahkemesi yöneticileri dinleyerek mevzuata uygunluğun sağlanması amacıyla şirkete mehil tanır; verilen sürede eksiklik giderilmediği takdirde şirketin feshine hükmedilir. Fesih kararı sonrasında tasfiye sürecine geçilir. 6102 sayılı Kanun'un 636. maddesinin beşinci fıkrası ile 643. maddesinin birinci fıkrası uyarınca limited şirketin sona ermesinin sonuçları, tasfiye prosedürü ve organların yetki sınırları bakımından anonim şirket hükümleri tatbik olunur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 643Kaynağı aç
MADDE 643- (1) Tasfiye usulü ile tasfiyede şirket organlarının yetkileri hakkında anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanır: E) Uygulanacak hükümler
Anonim şirketlerde haklı nedenle fesih davasını kimler açabilir?

Anonim şirketlerde haklı nedenle fesih davası azınlık pay sahiplerine tanınmış olup, kapalı şirketlerde sermayenin en az yüzde onunu, halka açık şirketlerde ise yüzde beşini temsil eden pay sahipleri birleşerek veya tek bir ortak bu payı karşılıyorsa dava açabilir.

Limited şirketlerde haklı nedenle fesih davası kime karşı açılır?

Fesih davası tüzel kişiliği haiz şirkete yöneltilir; şirket ortaklarına husumet düşmez ve ortaklar aleyhine açılan dava husumet yokluğu sebebiyle reddedilir.

Mahkeme haklı sebep tespit ettiğinde doğrudan fesih kararı vermek zorunda mıdır?

Feshin son çare olması ilkesi gereğince mahkeme şirketin feshine hükmetmek yerine davacı pay sahibinin payının gerçek değerini ödeyerek ortaklıktan çıkarılmasına, şirketin bölünmesine veya duruma uygun düşen diğer bir çözüme karar verebilir.

Ortaklıktan çıkarma kararı verildiğinde pay bedeli nasıl belirlenir?

Pay bedeli olarak karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değer esas alınır; hesaplamada yalnız şirketin aktifleri değil, borç ve pasifleri de dikkate alınarak güncel bilanço verilerine göre değer takdiri yapılır.

Fesih davası sürerken şirket mallarının paylaşılmasına ilişkin tedbir verilebilir mi?

Davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde veya şirketin malvarlığını fiilen bölecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu