Anonim Şirketin Haklı Sebeple Feshi ve Çıkma Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirketin Haklı Sebeple Feshi ve Çıkma Davası

Anonim şirketin haklı sebeple feshi, şirket işleyişinde ortaklık ilişkisini çekilmez kılan esaslı uyuşmazlıklar ve kanuna aykırılıklar ortaya çıktığında, kanunda öngörülen azlık pay sahiplerine tanınan olağanüstü bir dava hakkıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 531 uyarınca, haklı sebeplerin varlığı hâlinde sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde en az yirmide birini temsil eden pay sahipleri mahkemeden şirketin feshini talep edebilir. Bu dava hakkı tek bir paya sahip ortaklara tanınmamış bir azlık hakkı niteliğinde olup, aranan yasal nisap tek bir ortağa ait paylarla karşılanabileceği gibi birden fazla pay sahibinin birlikte hareket etmesiyle de sağlanabilir. 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu döneminde anonim şirketler için haklı sebeple fesih ve ortaklıktan çıkma imkânı bulunmazken, bu hukuki yol ilk kez 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 531 ile hukuk sistemimize kazandırılmıştır. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 3 uyarınca, tarafların iradelerinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen bu hukuki ilişkilere, şirketler kanunun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar dahi Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Ayrıca yürürlük öncesinde başlayıp sonrasında devam eden veya bağlantılı olan durumlar da haklı sebep değerlendirmesinde ileri sürülebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 531Kaynağı aç
MADDE 531- (1) Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir. II – Hükümleri 1. Tescil ve ilan
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/4504, K. 2015/12980Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/4504 E.  ,  2015/12980 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :…… ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 17/02/2015 NUMARASI : 2012/450-2015/96 Taraflar arasında görülen davada ….. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17.02.2015 tarih ve 2012/450-2015/96 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03.11.2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av. İ.. B.., davacı S.. Ü.. ve asli müdahil S.. B.. vekilleri Av. T.. Ü.. ile Av. S.. Ç.., davalı vekili Av. A.. K… dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili S.. Ü..'nün %11,5 hisse oranıyla aile şirketi olan davalı şirketin ortağı olduğunu, davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı sebeplerle fesih koşullarının oluştuğunu, davalı şirketin haklı gerekçeye dayanmaksızın geçmiş yıllara ait kar dağıtımı yapmadığını, müvekkilinin müktesep hak niteliğinde olan kar payı alma hakkının engellendiğini, davalı şirketin 5 adet otel ve 1 gece kulübü bulunduğunu, yüksek kazanç elde ettiği halde sembolik miktarda kar payı dağıttığını, müvekkilinin muhalefetine rağmen 2010 yılı kar payının tamamının yedek akçe olarak ayrılması yolunda karar alındığını, Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/15 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda 2008 yılı sonunda geçmiş yıl karlarının 22.950.495,09TL olduğunun tespit edildiğini, yıllar itibari ile dağıtılmayan kar miktarının çok yüksek olduğunu, genel kurul öncesinde ve toplantı sırasında şirket faaliyetleri ve mali durumu hakkında müvekkilimiz bilgilendirilmediğinden 2010 yılına ait genel kurul toplantısında alınan kararların iptali ve özel denetçi atanması talebiyle Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/865 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, şirketin kira gelirlerinin bölgedeki emsal işletmelere göre çok düşük düzeyde kaldığının bilirkişi raporlarıyla sabit olduğunu, müvekkilince açılan davalarda şirket bilançosunda görülen kayıtların gerçeği yansıtmadı ve karın düşük gösterildiğinin anlaşıldığını, müvekkilinin bilgi alma ve inceleme hakkının sürekli engellendiğini, müvekkili ile şirketin diğer ortakları olan kardeşleri arasındaki ilişkilerin tamamen bozulduğunu, bu durumun aile şirketi olan davalı şirketin işleyişine de yansıdığını, müvekkili aleyhine eşitliğe aykırı işlemler yapıldığını ileri sürerek, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin feshine, tedbiren kayyım atanmasına, şirketin malvarlığının koruma altına alınmasını temin amacıyla dava tarihi itibariyle şirketin borçlandırılmasına yol açabilecek her türlü işlemin önlenmesi amacıyla tedbir uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yargılama aşamasında 24/10/2012 havale tarihli dilekçesi ile şirket ortaklarından S.. B.. vekili asli müdahale talebinde bulunmuş ve müvekkilinin ortaklık haklarının ihlal edildiğini, davacının davasına katıldıklarını, davalı şirketin TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir. Davalı vekili, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinin somut olaya uygulanamayacağını, dava için haklı sebep bulunmadığını, davacının haklı sebep olarak dayandığı olay ve davaları davacının kendisinin yarattığını, davacının kötüniyetli hareket ettiğini, amacının şirkete ve kardeşlerine zarar vermek olduğunu, davacıya şirketle ilgili bilgi verilmediği hususunun gerçek dışı olduğunu, davacının çekmiş olduğu bütün ihtarnamelere cevap verildiğini, davalı şirket kayıtlarının TTK hükümleri çerçevesinde tüm ortakların incelemesine açık olduğunu savunarak, davanın reddini istemiş, müdahil S.. B.. yönünden de haklı sebepler bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin 5 kişilik bir aile şirketi olduğu, davacı Sevgi'nin 5790/38600, S.. B..'ın 5790/38600 hissesinin bulunduğu, dava tarihi 12/07/2012 olup davanın 6102 sayılı TTK hükümlerine tabi olduğu, 6103 Sayılı Kanunun 3. maddesi hükmüne göre TTK'nın 531. maddesinin dava konusu olaya uygulanabileceği, taraflar arasında 6762 sayılı TTK döneminde doğan ve etkileri ile birlikte devam eden olaylar bulunduğu, kardeş olan ortakların aile bağlarının koptuğu, birbirlerine karşı kişisel husumet besledikleri, olayların 2009 yılı ve sonrasından başlayarak geldiği, öncesinde taraflar arasında bir sorun olmadığı, ancak 2009 yılı sonrasında başlayan ve bugüne kadar gelen sorunlar nedeniyle davacı ve müdahil davacının dışlandığı, davalı şirketin diğer ortaklarca sahiplenildiği, şirket ve şirkete ait otel imkanlarının diğer ortaklarca kullanıldığı, davacı ve müdahil davacının bu imkanlardan mahrum bırakıldığı, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/10 D.iş sayılı dosyasında da bu hususun belgelendiği, davacı ve müdahil davacının genel kurul toplantılarına çağrılıp oy hakkının kullandırılması dışında şirkette bir etki ve yetkilerinin bulunmadığı, 5 ortaklı aile şirketinde bu şekilde ayrımcı tavırların MK 2. maddesine aykırı olup TTK'nın 531. maddesinde düzenlenen haklı neden oluşturduğu, davacı, asli müdahil ve davalı şirketin diğer ortakları arasında ailevi ve kişisel ilişkilerin son derece bozuk olduğunun Manavgat Adliyesi'nde bulunan tüm dava dosyalarında kayıtlı olduğu, tarafların birbirlerine karşı sürekli davalar açtığı, davacı ve asli müdahil davacının şirkette kalmasının şirket ortakları açısından çekilmez bir hal aldığı, bu durumun şirketi de yıpratacağı, davalı şirket tarafından dağıtılması gereken kar paylarının yeterli düzeyde dağıtılmadığı, yönetim kurulunun ortaklar arasında eşit işlem ilkesine aykırı davrandığı, davacının şirketten alması gereken bilgilerin genel kurul toplantıları dışında yeterli düzeyde verilmediği, bilgi edinilmesi hususunun da davalara konu edildiği, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/108 Esas – 2013/251 Karar sayılı ilamı ile inceleme yapılmasına karar verildiği, bu incelemenin de taraflar arasındaki sorunlar nedeniyle Jandarma ve İcra marifeti ile yerine getirildiği, tüm bu nedenlerle işbu davada haklı nedenlerle fesih koşullarının davanın açıldığı tarihte dahi gerçekleştiği sabit ise de hukuki mütalalar ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi içtihatlarında belirtildiği üzere tasfiye kararı yerine daha uygun çözüm yollarının bulunması gerektiği, davalı şirketin özvarlığının ve davacıların hisselerinin değerinin tespiti için bilirkişi raporları alındığı, bilirkişiler tarafından ibraz edilen raporlarda belirtilen Side Beldesi 666 ada 2, 3 ve 10 parsel sayılı taşınmazların üst hakkı olduğu, 666 ada 1 ve 9 parsel sayılı taşınmazların ise mülkiyet sahibi bulunduğu, bu taşınmazların değerinin bir olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşıldığından mahkemece resen 2 ve 3 nolu parsellerin 1 ve 9 nolu parselden %50,10 numaralı parselin ise %40 daha değersiz olduğu, bu farkın 10 nolu parsellin denize sıfır olmasından kaynaklanması sebebiyle hesaplama yapılarak bu eksikliğin giderildiği, 2 ve 3 numaralı parselin m² birim fiyatı 1.850,00 TL, 10 numaralı parselin m² birim fiyatı 2.220,00 TL olarak tespit edilmiş olup 3 numaralı parsel için üst hakkı kurulan 2370 m² için hesaplama yapıldığı, buna göre davacı ve asli müdahil davacının ayrı ayrı %15 hisselerinin karşılığının 93.283.609,62 TL olarak tespit edildiği, Yargıtay kararlarında ve hukuki görüşlerde şirketin tasfiye edilmeden daha uygun çözüm yolları bulunması işaret edildiğinden 18/12/2014 tarihli celsede davalı şirket yönetim kurulu başkanı “nakdi olarak davacı ve asli müdahil davacının hissesini ödeme güçlerinin olmadığını” belirttiğinden en uygun çözüm yolunun davacı ve asli müdahil davacının hisselerine denk gelen taşınmazların hesaplanarak kendilerine verilmesi ve buna karşılık olarak şirket hisselerinin iptali gerektiği kanaatiyle davacı tarafın şirketin feshi yönündeki talebinin reddine, davacı ve müdahil davacının iddiaları subuta erdiğinden dava konusu şirket nezdindeki hisselerine karşılık toplam alacakları ayrı ayrı 93.283.609,62 TL olarak tespit edildiğinden; davacı S.. Ü.. için hissesine karşılık; Antalya Manavgat Çolaklı Mahallesi 723 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ve üzerindeki Defne Dream otel işletmesi ve müştemilatının, Side Selimiye Mahallesi 108 ada 6 ve 7 parsel, 109 ada 1 parsel, 110 ada 1 parsel ve 113 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar, 211 ada 1 ve 3 parsel ile bu parseller üzerinde bulunan 1. Parsel üzerindeki 1 ila 15 numaralı bağımsız bölümler ve 3 parsel üzerindeki 2,6,7 ve 8 numaralı bağımsız bölümlerin hisselerine karşılık kendilerine verilmesine ve tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline, davacı S.. Ü..'ye ayrıca 2.224.044,62 TL'nin bugünden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte kendisine verilmek üzere davalıdan tahsiline, müdahil davacı S.. B..'a Antalya Manavgat Kısalar Köyü 101 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ve üzerindeki Kumul Otel işletmesi ile müştemilatının ve Side Selimiye Mahallesi 157 ada 13,14,15,16,17 ve 18 parseller ile üzerindeki bina ve bağımsız bölümleri ve Sorgun Mahallesi 2227 ada 4 parsel sayılı taşınmazın hissesine karşılık kendisine verilmesine ve davalı şirket adına olan tapularının iptali ile müdahil davacı adına tesciline, müdahil davacıya ayrıca 2.272.571,12 TL'nin bugünden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte verilmek üzere davalıdan tahsiline, davacı tarafın davalı şirkete yönetim kayyımı atanması yönündeki talebinin reddine, davacı ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen taşınmazlar ile ilgili tapu kaydına şerh düşülmesi için kararın bir örneğinin tedbiren tapu müdürlüğüne gönderilmesine, davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D… D… ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesine, karar kesinleştiğinde davacı ve asli müdahil davacıya verilen ortaklık pay bedelleri nedeniyle ortaklık haklarının sonlandırılarak hisselerinin iptaline karar verilmiştir. Davacı S.. Ü.. vekili 02.03.2015 tarihli tavzih dilekçesi ile hüküm fıkrasının 7 nolu bendinin tavzihini talep etmiştir. Mahkemece, 24.02.2015 tarihli tavzih kararı ile "ilamının 7. bendinin "Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.. D… ve Kumul Otel İşletmelerinin adına yapılan iş ve işlemleri yerinde görüp denetlemesi, olağan işler konusunda davalı şirket yönetimi ile işbirliği içerisinde işleri yapıp sonuçlandırması, mutat alışverişler konusunda davacı tarafın alım-satım yapabilmesi, tarafların anlaşamamaları halinde veya davacıların yönetimle ilgili tasarrufları haksız yere kısıtlandığında şirkete atanan danışman kayyımlarının onayının alınması, olağan işler kapsamında olarak, otele ait elektrik, su, belediye, vergi, yiyecek, içecek, personel ücreti, mutat bakım-onarım gibi işlerin davacılar tarafından yerine getirilebilmesine, ihtiyaç duyulan alanlarda personel istihdamı konusunda davalı şirket yönetiminden talepte bulunabilmesine, istifa eden çalışanların yerine davacıların kendilerinin belirleyeceği kişilerin işe alabilmesine" şeklinde tavzihine karar verilmiştir. Kararı ve 24.03.2015 tarihli tavzih kararını, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararına ilişkin aşağıdaki (2) ve (3) numaralı bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeplerle feshi istemine ilişkindir. 6762 sayılı TTK'nın 549/1.b.4. maddesi ile 551/2. maddesi hükmünde öngörülen şartların gerçekleşmesi ve haklı nedenlerin bulunması halinde limited şirketler bakımından şirketin feshi, ortağın şirketten çıkması veya çıkarılmasının istenebileceği kabul edilmişken, anonim şirketler bakımından haklı nedenlerle anonim şirketin feshine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamakta idi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü ile anonim şirketler bakımında da haklı sebeplerle şirketin feshine olanak tanıyan düzenleme getirilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir" hükmünü havidir. Anılan hüküm uyarınca sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir. Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce taktir edilecektir. Somut uyuşmalıkta yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı S.. Ü.. vekili dava dilekçesinde davalı şirketin feshine haklı neden olarak, kar dağıtılmaması veya yetersiz kar dağıtımı, bilgi alma ve inceleme hakkının ihlali, davalı şirkete ait olup davacı S.. Ü..'nün ortağı bulunduğu dava dışı Ü.. Ticaret Turizm Ltd. Şti.'nin kiracı ve işletmecisi olduğu iki adet dükkanın haklı neden yokken salt bu dükkanları müşterilerden gizlemek ve davacı S.. Ü..'nün ortağı olduğu şirketin ticari faaliyetini olumsuz yönde etkileyip zarara uğratmak için önüne duvar örülmesi, davalı şirket bünyesinde bulunan otel, villa vb. tesislerden diğer ortaklar ve onların yakınları yararlanmakta iken davacı S.. Ü.., çocukları ve torunlarının yararlandırılmaması, pay sahipleri arasında eşitlik ilkesine aykırı uygulamalar yapılması, manevi baskı ve tehdit nedeniyle şirket ortakları arasında güven sarsıcı olaylar yaşanması, davacı S.. Ü..'nün bilgisizliği ve tecrübesizliğinden faydalanılarak eşinin ani ölümünden sonra derin acı ve üzüntü yaşıdığı dönemde “ibraname” başlıklı belge imzalatılmak suretiyle davacı S.. Ü..'nün borçlu duruma sokulması olgularına dayanmıştır. Her ticaret şirketi gibi anonim şirketin nihai amacı da kar elde etmek ve bunu dağıtmak olup anonim şirketin kar elde etme ve dağıtma nihai amacından doğan pay sahibinin kar payı hakkı da bir vazgeçilmez haktır. Bu çerçevede anonim şirketin pay sahiplerine dağıtılabilecek karı bulunuyorken iyiniyet kurallarına aykırı olacak şekilde uzunca bir süre dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması halinde pay sahibi bu hakkını mahkeme aracılığıyla talep edebilecektir. Davacı S.. Ü..'de davalı şirketin genel kurullarında kar dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması yönünde alınan kararların iptali yönünde davalar açmıştır. 2009 yılına ait genel kurulda alınan yetersiz kar dağıtımı kararının iptali için Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/865 Esas 2011/609 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava reddedilmiş, karar Dairemizce onanmıştır. 2010 yılına ait genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının iptali için Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/513 Esas 2012/38 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava reddedilmiş, Dairemizce onanmıştır. 2011 yılına ait genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının iptali için Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/ 5 Esas 2013/652 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava kısmen kabul edilmiş, karar Dairemizce dava açma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi bakımından bozulmuştur. Yine davacı S.. Ü..'nün kendisinden irade fesadı suretiyle alındığını iddia ettiği ibraname başlıklı 22.05.2009 tarihli belgenin geçersizliğine dayanarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/ 415 Esas 2011/529 Karar sayılı dosyasında açtığı davada, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Dairemizin 2012/1139 Esas 2012/1139 Karar sayılı kararı ile “söz konusu ibranamedeki imzanın davacı S.. Ü..'ye ait olduğu, tanzim tarihinde yürürlükte bulunan BK'nın ilgili hükümleri uyarınca da irade fesadı sayılabilecek hallerin ispatlanamadığı, belgenin geçerli olduğu” gerekçesiyle bozulmuştur. Davacı S.. Ü.. bilgi alma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de bir defaya mahsus olmak üzere yasal şikayet hakkını kullanarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/108 Esas 2013/251 Karar sayılı ilamı uyarınca şirket kayıtları üzerinde inceleme yapmıştır. Davalı şirkete ait olup davacı S.. Ü..'nün ortağı bulunduğu dava dışı Ü.. Ticaret Turizm Ltd. Şti.'nin kiracı ve işletmecisi olduğu iki adet dükkanın önüne haklı neden yokken salt bu dükkanları müşterilerden gizlemek ve davacı S.. Ü..'nün ortağı olduğu şirketin ticari faaliyetini olumsuz yönde etkileyip zarara uğratmak amacıyla dükkanların önüne duvar örüldüğünü iddia ederek Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/8 D.İş sayılı dosyası ile tespit yapılıp Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/244 Esas 2013/153 Karar sayılı dosyasında davalı şirketin müdahalesinin menine karar verildiğini ileri sürmüş ise de anılan davanın tarafı davacı S.. Ü.. olmayıp Ünlü Ticaret Turizm Ltd. Şti. olması nedeniyle söz konusu davanın davacı S.. Ü..'nün ortağı olduğu davalı şirketin feshi davasında haklı sebep olarak değerlendirilemeyecektir. Davalı şirket davacı S.. Ü.., S.. B.., M… Ş.., H.. S.. Ş.. ve A.. Ş.. kardeşlerden oluşan 5 kişilik bir aile şirketi olmakla birlikte bir sermaye şirketidir. Bu nedenle de davacının aile bireyleri arasındaki manevi bağların koptuğuna dair gerekçesi de davalı anonim şirketin feshi için haklı neden olarak görülemeyecektir. Bu itibarla mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacı S.. Ü..'nün dayandığı nedenlerin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı neden olarak kabul edilemeyeceği nazara alınmadan yanılgılı değerlendirme ile davalı şirketin feshi için haklı neden olduğunun kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. Aynı şekilde müdahil davacı S.. B.. vekili de davacı S.. Ü..'nün dayandığı nedenler dışında diğer şirket ortağı ve yöneticisi konumundaki kardeşleri tarafından kendisi ve çocuklarının tehdit edilip hakarete uğradığını, kendisi ve çocuklarının şirkete ait tesislere alınmadığını, şirkete ait olmakla birlikte uzun zamandan beri kullandığı villanın zorla boşaltılıp eşyalarına zarar verildiğini iddia etmiş ise de davacı S.. B..'ın anılan konularda Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandığı, bilgi alma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açtığı davaların redle sonuçlandığı nazara alındığında müdahil davacı S.. B.. yönünden de davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshini gerektiren haklı nedenlerin oluşmadığına karar vermek gerekirken mahkemece, müdahil davacı S.. B.. yönünden de davalı şirketin feshi için haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Ayrıca mahkemece hüküm fıkrasının 7. bendinde “Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.. D… ve Kumul Otel işletmelerinin “tedbiren” davacılara verilmesine” karar verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın onuncu kısmı "Geçici Hukuki Korumalar" başlığı altında ihtiyati tedbir müessesini düzenlemiştir. Aynı Yasa'nın “ihtiyati tedbirin şartları” başlıklı 389. maddesinin birinci fıkrasında "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" hükmü düzenlendikten sonra 391. maddesinde ihtiyati tedbir kararının hem maddi hem şekli içereceği düzenlenmiştir. Buna göre Yargıtay uygulamalarında (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 01.06.2012 tarih, 2012/12474E. 2012/14232K. Sayılı ilamı) kabul edildiği ve HMK'nun 391. maddesi gerekçesinde açıklandığı üzere “dava sonunda elde edilecek faydayı sağlayacak şekilde”, başka bir deyişle “davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde” ihtiyati tedbir kararı verilmesi doğru değildir. Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmalık bakımından yukarıda açıklandığı üzere 6102 sayılı Yasa'nın 531. maddesinde öngörülen haklı sebeplerin varlığının kanıtlamamış olmasıda nazara alınmak suretiyle şirketin malvarlığını bölecek ve HMK'nın öngördüğü geçici hukuki koruma kriterini aşacak şekilde davalı şirkete ait D.. D.. ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesi doğru görülmemiş, kararın açıklanan bu nedenle de davalı şirket yararına bozulması gerekmiştir. 3- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin, mahkemece fesih yerine uygulanan alternatif çözüme ve vergi yükümlülüklerine dair sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. 4- Davalı vekilinin 24.03.2015 tarihli tavzih kararı ile ilgili temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, davacı S.. Ü.. vekilince 02.03.205 tarihli dilekçe ile mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararının hüküm fıkrasının “Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.. D.. ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesine” şeklindeki 7. bendinin tavzihen düzeltilmesi talebi üzerine mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile anılan hükmün yazılı şekilde tavzihine karar verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın 305. maddesinde “Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez” hükmü düzenlenmiştir. Mahkemece, anılan hüküm nazara alınmadan hüküm fıkrasının 7. bendindeki tedbir kararını davalı şirket aleyhine değiştiren-genişleten tavzih kararı verilmesinin anılan yasal düzenleme uyarınca mümkün görülmemesine göre davalı şirket vekilinin tavzih kararına karşı ileri sürdüğü temyiz itizralarının kabulü ile 24.03.2015 tarihli tavzih kararının da davalı şirket yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 5- Davalı vekilinin mahkemece verilen 16.06.2015 tarihli tedbirin infazının sağlanması ve kayyım yetkilendirilmesine dair kararı ile ilgili temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, anılan karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olup, bu temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedildiği belirlenemediği gibi temyiz harcının yatırıldığına dair makbuza da dosya içerisinde rastlanmamıştır. Temyiz dilekçesinin verilme usulü HMK’nun 365. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt ettirilip, temyiz harcının da yatırılmış olması gerekmektedir. Temyiz isteminde bulunan davalı vekili tarafından bu işlemler yapılmaksızın verilmiş temyiz dilekçesinin incelenme kabiliyeti bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararına ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin mahkemece fesih yerine uygulanan alternatif çözüme ve vergi yükümlülüklerine dair sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, (4) numaralı bette açıklanan nedenlerle davalı vekilinin 24.03.2015 tarihli tavzih kararı ile ilgili temyiz itirazlarının kabulü ile tavzih kararının davalı şirket yararına BOZULMASINA, (5) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı şirket vekilinin mahkemece verilen 16.06.2015 tarihli tedbirin infazının sağlanması ve kayyım yetkilendirilmesine dair karara yönelik temyiz itirazlarının reddine, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacı ve asli müdahilden alınarak davalıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 03.12.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, 6102 sayılı Yasa'nın 531. maddesi uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeple feshine ilişkin olup, dava 6102 sayılı Yasa'nın 01/07/2012 tarihinde girmesinden sonra 12/07/2012 tarihinde açılmıştır. Davacıların ileri sürdükleri fesih sebeplerinin tamamının Yasa'nın yürürlük tarihinden önce gerçekleştiği uyuşmazlık konusu değildir. 6103 sayılı TTK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 2/1. maddesinin a-b-c bentlerine göre eski kanun zamanında gerçekleşen hukuki olaylara eski kanun, yeni kanun zamanında gerçekleşen olaylar ise yeni kanuna göre değerlendirelecektir. Dolayısıyla kanunların geriye etkili olarak uygulanmaması kuralı bu maddede bir kez daha ifade edilmiştir. Kural bu olmakla birlikte anonim şirketin haklı nedenle feshinin eski TTK'da düzenlenmeyip ilk defa yeni TTK'da düzenlenmiş olması nedeniyle Yürürlük Yasa'sının 3. maddesi gözetildiğinde eski TTK zamanında meydana gelen sebeplere dayanarak anonim şirketin feshinin mümkün olup olmadığının somut davada değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasa'nın 3. maddesine göre, eski kanun zamanında kurulan ancak yeni kanun zamanında da varlığını devam ettiren hukuki ilişkiler bakımından eğer hukuki ilişkinin içeriği taraf iradelerinden bağımsız olarak kanun tarafında düzenlenmişse bu hukuki ilişkinin yeni kanunun yürürlüğe girmesinden sonra meydana getireceği hukuki sonuçlar yeni kanuna göre değerlendirelecektir. İçeriği taraf iradeleriyle serbestçe belirlenmiş hukuki ilişkilere (örneğin sözleşme) ise yeni kanun değil, hukuki ilişkinin kurulduğu tarihteki yasa uygulanacaktır. Ancak tarafların iradelerinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere yeni kanunun uygulanacak olması ancak yeni kanunun yürürlüğe girdiği dönemden sonra meydana gelen hukuki olay ve işlemler için söz konusu olacaktır. Yoksa eski yasa zamanında gerçekleşen ve tamamlanan olaylara yeni yasanın uygulanması söz konusu değildir. Buna Yasa'nın 2. maddesi engeldir. Somut davada, davalı şirket eski yasa zamanında kurulmuş olmasına ve o tarihte anonim şirketin haklı nedenle feshi yasada yer almamasına rağmen yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Yürürlük Yasası'nın 3. maddesi gereğince davalı şirketin de haklı nedenle feshi talep edilebilecek ise de haklı nedenle fesih sebeplerinin Yürürlük Yasası 2. maddesi gereğince yeni yasanın yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşmesi veya en azından eski yasa zamanında gerçekleşen sebebin yeni yasa döneminde de devam ediyor olması gerekir. Söz konusu olay eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmışsa anonim şirketin feshinin tamamlanan olaya dayalı olarak talep edilmesine 3. madde cevaz vermemektedir. Somut davada maddi vakıalar eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmış olup bu maddi vakıaların yarattığı olumsuz sonuçlar yeni yasa döneminde ve dava tarihinde hissedilse dahi bu durum şirketin feshi için yeterli olmadığından yasanın yürürlüğe girmesinden 10 gün sonra açılan işbu davanın bu nedenle reddedilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun kararına katılmıyorum. KARŞIOY 1- Dava, 6102 S. TTK’nın 531.maddesi uyarınca açılan haklı sebeple anonim şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. 2- Dairemiz çoğunluk görüşünde de ifade olunduğu üzere, “haklı sebeple anonim ortaklığın fesih ve tasfiyesini talep etme” hakkı 6762 S. TTK’da öngörülmeyen ve 6102 S. TTK’nın 531.maddesi uyarınca sermayenin enaz %10’u, HAAO da ise enaz %5’ine sahip azlık hisse sahiplerine tanınan yeni bir hak türüdür. 3- Somut olayda, davalı şirketin 5 kardeş arasında müşterek hisseli bir aile şirketi vasfında anonim ortaklık olduğu, kardeşler arasında yüksek montanlı bir çok davanın bulunduğu, tek amacı kâr etmek olar şirketin kâr paylarının dağıtılmaması sebebiyle ortaklar arasında sorunlar çıktığı, keza şirkete ve şirket hissedarına kayyım tayini, şirket tesislerinin ortak kullanımı, bilgi alma hakkının kullandırılmaması, şirketin bazı varlığının diğer ortaklardan gizlenmesi vs. sebeplerle de sorunlar çıktığı, birbirlerine çok ağır suçlamalar yönelttikleri, söz konusu sorunların davacıya atfi kabil bir kusurdan meydana geldiğinin de kanıtlanamadığı, anılan nedenlerle şirketin fesih ve tasfiyesi sebebinin gerçekleştiği, ancak mahkemece fesih yerine başka önlemler (şirketin bölünmesi, hisse bedelinin ödenerek dava açan ortağın çıkarılması vs.) de alınabileceği, böylesi bir çözüm tarzının tüm hissedarların yararına olduğu, yerel mahkemenin şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiyesi koşullarının gerçekleştiğinin tespitine ilişkin kararı bu yönü itibariyle doğru olduğu halde, Dairemiz çoğunluğunca anılan sebeplerin fesih için haklı sebep teşkil etmediğine yönelik (2) no’lu bentteki değerlendirmesine katılmıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/3669, K. 2014/10238Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/3669 E.  ,  2014/10238 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Eskişehir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/12/2013 tarih ve 2013/144-2013/182 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava 6100 sayılı Kanun'un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK'nın 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin % 20'şer oranda ortağı olduğunu, şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketin amacını gerçekleştirme dorultusunda faaliyetlerde bulunmadıklarını, basiretli davranmayıp şirketi ihmali ve kasti davranışlarıyla zarara uğrattıklarını, bu nedenle şirket ortakları arasında 2006 yılından beri süregelen davaların bulunduğunu, şirket yöneticilerinin şirkete ait soğuk hava deposunu, soğan deposu işletme binasını, kültür mantarı yetiştirmede kullanılan bina ve eklentilerini ve bu taşınmazlar üzerindeki araçları sattığını, şirketin amacını gerçekleştirmede kullanılan tüm tesis ve techizatların satılması nedeniyle artık amacın gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını, şirket yöneticilerin şirketin diğer taşınmazlarını da elden çıkarma ihtimalinin bulunduğunu ileri sürerek TTK'nın 161-162. maddeleri gereğince temsil yetkisi olan yöneticilerin yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlandırılmasına, şirket işlerinin kayyım eliyle yürütülmesine, TTK'nın 434. maddesi gereğince şirketin infisahı ve tasfiyesine, tasfiye işleri için tasfiye memuru atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, 28.6.2013 havale tarihli ıslah dilekçesiyle; dava tarihinden sonra yürürlüğe giren 6102 sayılı yasanın 531. maddesinde anonim şirketlerin haklı nedenle feshine ilişkin hüküm getirildiğini, davalı şirketin kötü yönetimi, amacın gerçekleşmesini ortadan kaldırır şekilde varlıklarının devredilmesi, şirket yöneticilerince amaç haricinde faaliyetlerde bulunup şirketin zarara uğratılması, 2006 yılından beri şirketin herhangi bir faaliyet göstermeyip zarar etmesi nedenleriyle şirketin haklı nedenlerle feshine karar verilmesini, bunun kabul edilmemesi halinde müvekkillerine pay bedelllerinin ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkmalarına izin verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, şirket yöneticilerinin eylemlerinden kaynaklı olarak TTK'nın 434. maddesi gereğince şirketin feshi ve tasfiyesinin istenilemeyeceğini, şirketin kötü yönetilmesi ve zarara uğratılmasına dair iddiaların yersiz olduğunu, şirketin maddi durumunun iyi olduğunu, mevcut varlıklarla şirket amacının gerçekleştirilmesinin mümkün olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu şirketin aile şirketi niteliğinde olduğu, 2006 yılından beri gelir getirici faaliyette bulunmadığı, şirket ortaklarının şirketin yönetimi ve varlığını devam ettirmesine dair hususlarda anlaşamadıkları, bu husustaki ihtilafların ortaklar ve şirket arasında pek çok davaya sebebiyet verdiği, şirketin amacının gerçekleşitirilmesine yönelik varlıkların elden çıkartıldığı, dava tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükümleri uyarınca davacıların şirketin feshini talep etme hakları yok ise de dava sırasında yürülüğe giren Türk Ticaret Kanununun 531. maddesi uyarınca haklı nedenlerin varlığı halinde anonim şirketin feshinin istenilebileceği, fesih talebine konu olayların yargılama öncesi ve yargılama sırasında da mevcut olduğu, her ne kadar fesih ve tasfiyenin son çare olarak ele alanması gerekirse de ortaklar arasındaki ihtilaflar nedeniyle davacıların şirketten ayrılmalarına karar verilmesinin şirketin devamı yönünden uygun olmayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmiştir. Kararı, davacı … Demir, Davacı … vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, temyiz eden davalı … Soğuk Hava Tesisleri San. ve Tic.A.Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davacı … vekili ve davacı … Demir'in temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Davacılar 28.6.2013 tarihli ıslah dilekçesiyle davalarını ıslah edip 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenlerle feshine veya davacı ortakların, pay bedellerinin karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerleri ödenmek suretiyle şirket ortaklığından çıkarılmalarına karar verilmesi istemişlerdir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 3. maddesi hükmüne göre, tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Bu doğrultuda 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinin dava konusu olaya uygulabilir olduğu tartışmasızdır. Anılan madde uyarınca haklı sebeplerin varlığı halinde şirket sermayesinin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahiplerinin, haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceği, mahkemece, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, pay bedellerinin karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenmesi suretiyle davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme de karar verebileceği öngörülmüştür. Şirketler hukuku bakımından şirketin devamlılığının sağlanılması esas olup; düzenleme uyarınca, ekonomik değer taşıyan şirketin feshi yerine şirketi ayakta tutacak diğer çözüm yollarının hakimce değerlendirilmesi zorunlu kılınmıştır. Dava konusu şirketin ana sözleşmesinde yer alan faaliyet amaçlarını gerçekleştirmeye yarar bir kısım taşınmazlarını elinden çıkardığı, 2006 yılından beri gayri faal durumda olduğu, ortaklar arasında yaşanan ihtilaflar nedeniyle davaların süregeldiği ve bu itibarla davada haklı nedenlerle fesih koşullarının gerçekleştiği sabit ise de; dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporları ve belgelerden aile şirketi vasfındaki davalı şirketin halen elinde bulundurduğu malvarlıklarıyla şirket anasözleşmesinde yer alan amaçları rahatlıkla gerçekleştirebilecek durumda olduğu, davacı ortakların ortaklıktan ayrılması halinde şirket anasözleşmesinde yapılacak değişiklikle şirketin amaçlarının değiştirilebileceği, esasen davacı ortakların da ortaklıktan çıkmayı isteyip sadece ödenecek pay bedeli hususunda diğer ortaklarla anlaşamadıkları hususu gözetildiğinde şirketin, haklı nedenle feshi yerine davacı ortakların pay bedellerinin taraflarlarına ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesinin somut olaya uygun olacağı gözetilmeksizin yazılı gerekçeyle bu yöndeki talebin reddi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden davalı … Soğuk Hava Tesisleri San. ve Tic.A.Ş vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden davacı … vekili ve davacı … Demir'in temyiz itirazlarının kabulü ile kararın temyiz eden davacılar yararına bozulmasına, temyiz harcı davalıdan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davacı … Demir ve …'a iadesine, 02/06/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 6102 sayılı TTK ile eTTK'nun zaman yönünden uygulanma alanları, 6103 sayılı Uygulama Kanun'un 2. maddesinde belirlenmiştir. 6103 s. Kanun m. 2/a gereğince, TTK'nun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır. 6103 s. Kanun m. 2/b gereğince TTK'nun yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşmiş hukuki fiiller, bağlayıcılıkları ve hukuki sonuçları itibariyle, bu tarihten sonra dahi, gerçekleştikleri tarihte yürürlükte bulunan kanuna tabidir. 6103 s. Kanun m. 2/c gereğince, TTK'nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara TTK hükümleri uygulanır. 6103 sayılı Kanun'nu öngördüğü bu kurallar gereğince, anonim ortaklığın haklı sebeple feshi davasının, ancak TTK'nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen hukuki olgulara dayalı olarak açılması mümkün olabilecektir. eTTK döneminde meydana gelen hukuki olay ve işlemlerden dolayı haklı sebeple fesih davası açılabilmesi, ancak bu olay ve işlemlerin, 6102 sayılı TTK yürürlüğe girdikten sonra da devam etmesi halinde sözkonusu olabilir (Şahin, A.: Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, sh. 49.vd.). Somut olayda, dava 01/03/2011 tarihinde açılmış, davanın devamı sırasında 6102 sayılı TTK'nun yürürlüğe girmesi üzerine, davacılar davalarını islah ile somut olaya TTK. m. 531. uygulanmasını istemiş ise de öncelikle yukarıda açıklanan nedelerle bu davadan TTK madde 531'in uygulanma olanağı yoktur. 6102 sayılı TTK'nın yürürlük tarihi olan 01/07/2012'den önceki olaylara uygulanma olanağı, tarafların iradesinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişkilerde sözkonusu olmaktadır (6103 s. Uygulama Kanunu m. 3/1). Anonim ortaklıklar bakımından haklı sebeple feshe ilişkin eTTK'da hüküm bulunmadığı, ancak esas sözleşmenin ortaklığın haklı sebeplerle fesih edilebileceği yönündeki hükümlerinin eTTK madde 434/b. 6 gereğince geçerli olduğu görüşünü Yargıtay'ın bu kabulü karşısında, haklı sebeple feshi düzenliyen TTK m. 531 hükümleri karşısında tarafların iradesinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişki olarak değerlendirilemez. Başka bir anatımla şirket esas sözleşmesi ile haklı sebeple fesih ve sonuçlarının düzenlenmesi mümkündür. Bu durum karşısında TTK'nun 531 maddesini, 6103 s. Uygulama Kanunu m. 3/1 kapsamında değerlendirme ve somut olaya uygulama olanağı yoktur. Tüm bu nedenlerle, davada eTTK'ya göre değerlendirme yapılarak davanın reddine karar verilmesi gerekir. Bu nedenlerle somut olaya TTK madde 531 uygulanması doğru olmamıştır.

Haklı Sebep Teşkil Eden Haller ve Yargısal Ölçütler

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 531 hükmünde ve gerekçesinde haklı sebepler sayma yoluyla tanımlanmamış veya sınırlandırılmamıştır. Kanun koyucu kavramın niteliklerinin tespitini ve somut olaya göre belirlenmesini yargı kararlarına ve öğretiye bırakmıştır. Bu çerçevede her uyuşmazlık kendi somut koşulları içinde mahkemece takdir edilir. Şirkette çoğunluk gücünün azlığın haklarını ihlal edecek şekilde kötüye kullanılması, pay sahiplerinin mali haklarının zedelenmesi ve bilgi alma ile inceleme haklarının sistematik biçimde engellenmesi haklı sebep teşkil edebilecek temel durumlar arasında kabul edilir.

Buna karşılık genel kurulların düzenli olarak toplandığı, şirket organlarının mevcut olduğu, yasal defter ve kayıtların usulünce tutulduğu, ticari faaliyetin fiilen sürdüğü ve çoğunluğu elinde bulunduran ortakların kötü niyetli tutumlarının ispatlanamadığı durumlarda haklı sebeple fesih şartları oluşmaz. Benzer şekilde, yönetim kurulu üyelerine ödenecek maaş veya huzur hakkı miktarının takdiri kural olarak genel kurula ait olup şirketin elde ettiği gelir hacmiyle orantılı olan ödemeler şirketin feshine haklı gerekçe oluşturmaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/211, K. 2016/8872Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/211 E.  ,  2016/8872 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ . Taraflar arasında görülen davada … … …. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/07/2015 tarih ve 2014/969-2015/673 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen …/…/2016 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkillerinin murisi …. …..un 2005 yılında vefaatı üzerine davalı şirkette %….75 oranında paya sahip olduklarını, müvekkillerinin murisleri zamanında şirketin inşaat faaliyetlerine devam etmekte iken ölümünden sonra şirketin faaliyetlerinin son bulduğunu, mal varlığında hiçbir değişiklik olmadığını, şirketin kira geliri toplamak dışında bir faaliyeti bulunmadığını, …-…… Mahallesi'nde bulunan 207 adet dükkanın kirasının da rayice uygun olup olmadığının müvekkillerince bilinmediğini, …..Mahallesi'nde bulunan … adet villanın uzun yıllardır metruk halde çürümeye terk edildiğini, yönetim kurulunun yaptığı tek işin kira geliri toplamak olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin yüksek ücretler aldıklarını, şirket defterlerini usulüne uygun tutmadıklarını, müvekkillerinin gıyabında aleyhlerine kararlar alındığını, ortakların biraraya gelip karar alamadıklarını, şirketin mali durumu konusunda müvekkillerine bilgi verilmediğini, ortaklık amacının gerçekleşme olanağı kalmadığını, şirketin devamının azınlıkta kalan müvekkilleri bakımından bir yararı bulunmadığını, TTK'nın 531. maddesi hükmüne göre haklı nedenlerin gerçekleştiğini ileri sürerek, haklı nedenle davalı şirketin fesih ve tasfiyesine, tasfiye memuru atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin faaliyetlerine devam ettiğini, 2008 yılında….. …..si mükellefleri arasında vergi rekortmenleri listesine girdiğini, ekonomik krize rağmen kar dağıtmayı her yıl sürdürdüğünü, davacıların da kar payı aldığını, yeni yatırım yapmak için kaynakların müsait olmadığını, sermayenin de yükseltilmesi gerektiğini, yönetim kurulu üyelerinin yüksek ücretler almadığını, davacılara genel kurul toplantılarında bilgi verildiğini, genel kurul toplantılarının usulüne uygun yapıldığını, ….'nın sanayi bölgesi haline gelmesi ve deprem kuşağında yer alması nedeniyle vilların satışının olumsuz etkilendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. . Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin ticari faaliyetlerine devam ettiği, yeni inşaat işi yapmadığı ancak kiraya verdiği gayrimenkullerinden kira geliri elde ederek faaliyette bulunduğu, dava tarihi olan 2013 Ocak ayından önceki yıl davalı şirketin ….432.438,52 TL gelir elde ettiği, giderler düşüldükten sonra şirketin brüt karlılığının %77 olduğu, genel kurul toplantılarının yapıldığı, organlarının mevcut olduğu ve defter kayıtlarının tutulduğu, şirketin faaliyetinin olmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığı, çoğunluk hissesini ve yönetim kurulu üyeliğini elinde bulunduran ortakların kötü niyetli tutum ve davranışlarda bulunduğu ve ortaklık anlayışının ortadan kalktığının tespit edilemediği, yönetim kurulu üyelerinin ne kadar maaş alacağının genel kurulun takdirinde olduğu, davalı şirketin her yönetim kurulu üyesi için aylık ….000,00 TL maaş miktarının şirketin elde ettiği gelir hacmi nazara alındığında fahiş olarak değerlendirilemeyeceği, davalı şirketin fesih ve tasfiyesi için gerekli yasal şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan ….350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 01,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenlerden alınmasına, …/…/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. …-Dava, anonim şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. …-Davacı vekili, müvekkillerinin şirkette %…,75 oranında hissedar oldukları, şirketin çok miktarda gayrimenkulünün bulunduğu, 2005 yılından bu yana davalı şirketin hiçbir faaliyette bulunmadığı, sadece 207 adet dükkanın kirasının toplandığı, kiraların rayice uygun olup olmadığını bilmedikleri, … adet villanın atıl şekilde bekletildiği, toplanan kiraların yarısının sermaye olarak ayrıldığı ve kalan yarısının da davalı şirket yönetim kurulu üyelerine yüksek maaş olarak dağıtıldığı, şirketin bireysel çıkarlara yöneldiği, ortaklık amacından uzaklaştığı, defter ve kayıtların doğru tutulmadığı, şirket genel kurulunun toplanmadığı, şirketin kar ve zararları hakkında bilgi alamadıkları gerekçesiyle TTK 531 m. uyarınca fesih ve tasfiye talebinde bulunmaktadır. …-Davalı şirket vekili, şirketin hala kar ettiği, şirket genel kurul toplantılarına davete rağmen davacıların katılmadığı, davacılardan bilgi saklanmadığı, villaların uygun bedel teklifi gelmemesi sebebiyle satılmadığı, yeterli sermaye olmaması sebebiyle yeni yatırım yapmadıkları, davacıların kötüniyetle fesih ve tasfiye istediklerini ileri sürerek davanın reddini talep etmektedir. …-Anonim şirketlerin haklı sebeple tasfiyesi 6102 S. TTK’nın 531.maddesiyle Türk hukukuna girmiş olup, şirketin enaz …/… hissedarına haklı sebeple şirketin fesih ve tasfiyesini talep edebilme imkanı getirilmiştir. Davacıların toplamda …/…’dan fazla pay sahibi olduğu ve bu davayı açabilme ehliyetine sahip oldukları kuşkusuzdur. TTK 531’in gerekçesinde de belirtildiği üzere, haklı sebep kavramanın ne olduğu belirtilmemiş ve bunu belirleme görevi yargı ve öğretiye bırakılmıştır. Öğretide temel fesih sebepleri arasında, genel kurula çağrıda usulsüzlük, azlık haklarının ihlali, bilgi alma ve inceleme hakkının ihlali, sürekli zarar, dağıtılan kar payının düzenli olarak azalması olayları sayılmıştır. …-Fesih ve tasfiyesi istenen şirket bir aile şirketi olup, sermayeden çok şahıs odaklı bir şirket olması nedeniyle şirketin işleyişi yanında, aynen limitet şirketlerde olduğu gibi ortaklar arasındaki münasebetler, güven duygusu ve huzursuzluk hali de fesih ve tasfiye sebebi olarak görülmelidir. Fesih ve tasfiyesi istenen şirketin 1978 yılında kurulduğu, hisselerin 1983 yılında ….. (halen en büyük hissedar) ve…….(muris) tarafından %50’er oranda satın alınarak şirket yönetiminin bu kişilere geçtiği, şirketin ana faaliyetinin gayrimenkul yapım ve satımı olduğu, yıllarca çok büyük gayrimenkul yatırımları yapmak (yap-sat) suretiyle Kadıköy’de vergi rekortmenliği dahi elde ettiği, ancak davacıların murisi ….’nin vefatından sonra şirketin yatırımlarının gittikçe azaldığı ve son yıllarda tamamen durduğu, hali hazırda sadece 207 adet işyerinin kiralanması ve kiraların toplanması faaliyetiyle sınırlı tutulduğu, mevcut koşullarda şirketin yeni yatırım yapma niyet ve amacı da taşımadığı anlaşılmaktadır. …-Mahkemece bilirkişiden rapor alınmış ise de, rapor ve ek raporda, şirket aktiflerinin miktarı, aktiflerin ne şekilde değerlendirildiği, ticari defter ve kayıtların usulüne uygun tutulup tutulmadığı, ortakların genel kurul toplantılarına çağrıların usulüne uygun olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadığı, bilanço ve faaliyet raporlarının dahi değerlendirilmediği, ayrıca raporda; toplanan yıllık kira miktarından sadece o yılın vergileri düşülmek suretiyle şirketin karlılık durumunun (%77) değerlendirilmesinin temel muhasebe kurallarıyla da bağdaşmadığı, karlılık durumunun öncelikle şirketin toplam aktiflerinin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği açık olmasına rağmen, mahkemece son derece yetersiz ve hükme elverişle olmayan bu rapor esas alınarak karar oluşturulduğu görülmektedir. …-Mahkemece ayrıca, ortaklar ve şirket arasında çok sayıda ihtarlaşma ve devam eden çok sayıda dava olduğu ileri sürülmesine rağmen, bu durumun ortaklar arasında güven duygusunun zedelenmesine yol açıp açmayacağı yönünden de bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır. Taraflarca şirket kayıtlarına dayanıldığına göre, bilirkişi tarafından, şirket ortakları arasında ve en azından şirketin taraf olduğu davaların ve ihtarlaşmaların incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekirdi. …-Keza, şirkete ait olan ve yıllarca önce bitirilmiş ve halen metruk olduğu ileri sürülen … adet villanın yıllarca satılmadan bekletilmesi hususunun da, şirket karlılığının azalmasına yol açıp açmadığı ve yönetim zafiyeti olup olmadığı açısından mahkemece bir değerlendirme yapılmamıştır. Kötü yönetim İsviçre Fed. Mah. tarafından da anonim şirketin feshi için haklı sebep olarak kabul edilmiştir (05.03.2010 T. ve ATF 4A_475/2009, yöneliş ….., A.O.Haklı Sebeple Feshi, s.215). …-Gayrimenkul yapım ve satım işinden, sadece kira toplayan bir şirket haline dönüşen ve ortakları arasında güven duygusu zedelenen, topladığı kira gelirinin önemli bir kısmını masraflara ve şirket giderlerine ayıran, böylelikle azınlık hakları zedelenen davalı şirketin devamında hukuki bir yarar bulunmadığından fesih ve tasfiyesine veya bunun yerine geçmek üzere şirketin bölünmesine veya davacı ortakların gerçek pay değerleri ödenmek suretiyle çıkmalarına karar vermek gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayalı yerel mahkeme kararını onayan Dairemiz çoğunluğunun görüşlerine katılmıyorum.

Aile Şirketleri ve Kişisel Sebeplerin Değerlendirilmesi

Anonim şirketlerin temel niteliği bir sermaye şirketi olmalarıdır. Bu niteliğin bir sonucu olarak, şirket ortaklarının tamamı kardeşlerden oluşan bir aile şirketi olsa dahi ortaklar veya aile bireyleri arasındaki manevi bağların kopmuş olması şirketin feshine haklı neden oluşturmaz. Öte yandan payları çok sayıda ortağa dağılmamış kapalı anonim şirketlerde pay sahipleri arasındaki kişisel ilişkilerin şirket işleyişindeki etkisi değerlendirilirken, kişisel nedenlerin olayın özelliklerine göre diğer haklı sebeplerle birlikte ya da istisnai olarak fesih veya davacıların ortaklıktan çıkarılması değerlendirmesinde dikkate alınabileceği yaklaşımı da bulunmaktadır. Bununla birlikte davacı pay sahibinin tarafı olduğu dava dışı başka bir tüzel kişiliğin kiracılık veya el atmanın önlenmesi gibi uyuşmazlıkları, anonim şirketin haklı sebeple feshi davasında haklı neden olarak kabul edilmez.

Kâr Payı Dağıtımı ve Pay Sahibinin Hakları

Anonim şirketlerin nihai amacı kâr elde etmek ve bu kârı pay sahiplerine dağıtmaktır. Bu amaç doğrultusunda pay sahibinin kâr payı hakkı vazgeçilmez temel haklar arasında yer alır. Şirketin dağıtılabilecek net dönem kârı bulunmasına rağmen, dürüstlük kuralına aykırı şekilde uzun süre boyunca kâr dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması hâlinde pay sahibi bu hakkını dava yoluyla ileri sürebilir. Ancak şirketin halen faal olduğu, malvarlığıyla amacını gerçekleştirebildiği, genel kurul kararlarına karşı süresinde bir iptal davası açılmadığı ve kâr payına ilişkin taleplerin bir sorumluluk davası kapsamında denetlenebileceği durumlarda, fesih veya çıkarma taleplerinin reddi gündeme gelmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/5994, K. 2015/13820Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/5994 E.  ,  2015/13820 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : G TARİHİ : 29/12/2014 NUMARASI : 2014/674-2014/898 Taraflar arasında görülen davada … 1. Averilen 29/12/2014 tarih ve 2014/674-2014/898 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirkette % 45, gerçek kişi davalıların ise % 55 oranında hisse sahibi olduklarını, şirketin yüksek karlılığa rağmen müvekkillerine kar payı dağıtılmadığını, sair hakları ile ilgili bilgi de verilmediğini, 2010 yılı genel kuruluna katılmamalarına rağmen imzalarının şüpheli şekilde tamamlandığını, şirket yönetimini elinde bulunduran davalıların usulsüz işlemleri sebebiyle malvarlıklarının ciddi oranda arttığını, ortaklar arasında giderilemeyecek ölçüde güvensizlik ve anlaşmazlık oluştuğunu ileri sürerek, haklı sebeple şirketin feshine veya davacı müvekkillerinin paylarının karşılığının, karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip, davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili, şirket yönünden husumetten, diğer davalılar yönünden ise haklı sebebin oluşmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, şirketin devamlılığının esas olduğu, davalı şirketin malvarlığıyla şirket ana sözleşmesinde yer alan amaçları rahatlıkla gerçekleştirebilecek durumda ve halen faal olduğu, şirket aktifinin zarar açıklanan 2010 senesinde bile enflasyon oranlarının çok üzerinde arttığı, yönetici ve diğer ortakların şirket mallarını kendi aralarında tasfiye ettiklerine dair bir delil bulunmadığı, davacıların, 2010 senesinde yapılan genel kurul toplantısına ilişkin yakınmaları hakkında işbu davanın açıldığı tarihe kadar ve halen açılmış bir iptal davası olmadığı, kar payına ilişkin iddiaların ise bir sorumluluk davasında etraflıca denetlenebileceği, ortaklar arasında güvensizlik oluştuğuna ilişkin iddianın ciddi bulunmadığı, davalı şirketin tasfiyesini veya davacıların ortaklıktan çıkarılmasını gerektiren haklı bir sebep olmadığı gerekçesi ile şirket hakkındaki davanın esastan, diğer davalılar hakkındaki davanın ise husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 23/12/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, 6102 sayılı Yasa'nın 531. maddesi uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeple feshine ilişkin olup, dava 6102 sayılı Yasa'nın 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 15.11.2012 tarihinde açılmıştır. Davacıların ileri sürdükleri fesih sebeplerinin tamamının Yasa'nın yürürlük tarihinden önce gerçekleştiği uyuşmazlık konusu değildir. 6103 sayılı TTK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 2/1. maddesinin a-b-c bentlerine göre eski kanun zamanında gerçekleşen hukuki olaylara eski kanun, yeni kanun zamanında gerçekleşen olaylar ise yeni kanuna göre değerlendirilecektir. Dolayısıyla kanunların geriye etkili olarak uygulanmaması kuralı bu maddede bir kez daha ifade edilmiştir. Kural bu olmakla birlikte anonim şirketin haklı nedenle feshinin eski TTK'da düzenlenmeyip ilk defa yeni TTK'da düzenlenmiş olması nedeniyle Yürürlük Yasa'sının 3. maddesi gözetildiğinde eski TTK zamanında meydana gelen sebeplere dayanarak anonim şirketin feshinin mümkün olup olmadığının somut davada değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasa'nın 3. maddesine göre, eski kanun zamanında kurulan ancak yeni kanun zamanında da varlığını devam ettiren hukuki ilişkiler bakımından eğer hukuki ilişkinin içeriği taraf iradelerinden bağımsız olarak kanun tarafında düzenlenmişse bu hukuki ilişkinin yeni kanunun yürürlüğe girmesinden sonra meydana getireceği hukuki sonuçlar yeni kanuna göre değerlendirilecektir. İçeriği taraf iradeleriyle serbestçe belirlenmiş hukuki ilişkilere (örneğin sözleşme) ise yeni kanun değil, hukuki ilişkinin kurulduğu tarihteki yasa uygulanacaktır. Ancak tarafların iradelerinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere yeni kanunun uygulanacak olması ancak yeni kanunun yürürlüğe girdiği dönemden sonra meydana gelen hukuki olay ve işlemler için söz konusu olacaktır. Yoksa eski yasa zamanında gerçekleşen ve tamamlanan olaylara yeni yasanın uygulanması söz konusu değildir. Buna Yasa'nın 2. maddesi engeldir. Somut davada, davalı şirket eski yasa zamanında kurulmuş olmasına ve o tarihte anonim şirketin haklı nedenle feshi yasada yer almamasına rağmen yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Yürürlük Yasası'nın 3. maddesi gereğince davalı şirketin de haklı nedenle feshi talep edilebilecek ise de haklı nedenle fesih sebeplerinin Yürürlük Yasası 2. maddesi gereğince yeni yasanın yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşmesi veya en azından eski yasa zamanında gerçekleşen sebebin yeni yasa döneminde de devam ediyor olması gerekir. Söz konusu olay eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmışsa anonim şirketin feshinin tamamlanan olaya dayalı olarak talep edilmesine 3. madde cevaz vermemektedir. Somut davada maddi vakıalar eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmış olup bu maddi vakıaların yarattığı olumsuz sonuçlar yeni yasa döneminde ve dava tarihinde hissedilse dahi bu durum şirketin feshi için yeterli olmayıp mahkemenin bu sebepleri incelemek suretiyle verdiği kararın gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanması gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun mahkeme gerekçesini besimsemek suretiyle verdiği onama kararına katılmıyorum. KARŞI OY 6102 sayılı TTK ile TTK'nın zaman yönünden uygulanma alanları, 6103 sayılı Uygulama Kanun'un 2. maddesinde belirlenmiştir. 6103 sayılı Kanun m. 2/a gereğince, TTK'nın yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır. 6103 sayılı Kanun m. 2/b gereğince TTK'nın yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşmiş hukuki fiiller, bağlayıcılıkları ve hukuki sonuçları itibariyle, bu tarihten sonra dahi, gerçekleştikleri tarihte yürürlükte bulunan kanuna tabidir. 6103 sayılı Kanun m. 2/c gereğince, TTK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara TTK hükümleri uygulanır. 6103 sayılı Kanun'un öngördüğü bu kurallar gereğince, anonim ortaklığın haklı sebeple feshi davasının, ancak TTK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen hukuki olgulara dayalı olarak açılması mümkün olabilecektir. eTTK döneminde meydana gelen hukuki olay ve işlemlerden dolayı haklı sebeple fesih davası açılabilmesi, ancak bu olay ve işlemlerin, 6102 sayılı TTK yürürlüğe girdikten sonra da devam etmesi halinde sözkonusu olabilir. (Şahin, A: Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, sh. 49. vd.) Somut olayda, dava 15/11/2012 tarihinde açılmış ve 6102 sayılı TTK'nın yürürlük tarihinden önceki nedenlere dayanılmıştr. Öncelikle yukarıda açıklanan nedenlerle bu davadan TTK madde 531'in uygulanma olanağı yoktur. 6102 sayılı TTK'nın yürürlük tarihi olan 01/07/2012'den önceki olaylara uygulanma olanağı, tarafların iradesinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişkilerde sözkonusu olmaktadır. (6103 s. Uygulama Kanunu m. 3/1) Anonim ortaklıklar bakımından haklı sebeple feshe ilişkin eTTK'da hüküm bulunmadığı, ancak esas sözleşmenin ortaklığın haklı sebeplerle fesih edilebileceği yönündeki hükümlerinin eTTK madde 434/b. 6 gereğince geçerli olduğu görüşünü Yargıtay'ın bu kabulü karşısında, haklı sebeple feshi düzenleyen TTK m. 531 hükümleri karşısında tarafların iradesinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişki olarak değerlendirilemez. Başka bir anlatımla şirket esas sözleşmesi ile haklı sebeple fesih ve sonuçlarının düzenlenmesi mümkündür. Bu durum karşısında TTK'nın 531 maddesini, 6103 s. Uygulama Kanunu m. 3/1 kapsamında değerlendirme ve somut olaya uygulama olanağı yoktur. Tüm bu nedenlerle, davada eTTK'ya göre değerlendirme yapılarak davanın reddine karar verilmesi gerekir. Bu nedenlerle somut olaya TTK madde 531 uygulanması doğru olmamıştır.

Feshe Alternatif Çözümler ve Şirketin Devamlılığı İlkesi

Şirketler hukukunda şirketin tüzel kişiliğinin ve ekonomik değerinin korunarak devamlılığının sağlanması esastır. Bu ilke gereğince 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 531 uyarınca mahkeme, haklı sebeplerin varlığını tespit etse dahi şirketin feshine karar vermek zorunda olmayıp ekonomik değer taşıyan şirketin feshi yerine şirketi ayakta tutacak alternatif çözümleri değerlendirmekle yükümlüdür. Mahkeme, fesih yerine davacı pay sahiplerine karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenerek şirketten çıkarılmalarına karar verebileceği gibi duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme de hükmedebilir.

Mahkemenin takdir edebileceği kabul edilebilir alternatif çözümler arasında kâr dağıtma zorunluluğu getirilmesi, sermaye azaltımı yoluyla kısmi tasfiye yapılması veya şirketin bölünerek yalnızca davacının pay sahibi olacağı ve gerçek pay değerine denk yeni bir şirketin kurulması değerlendirilebilir. Nitekim fesih şartları oluşsa bile, elindeki malvarlığıyla sözleşmesel amacını sürdürebilecek durumda olan ve tarafların sadece ödenecek pay bedelinde anlaşmazlığa düştükleri şirketlerde, fesih yerine pay bedellerinin ödenerek davacıların ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesi gerekmektedir.

Yargılama Usulü, İhtiyati Tedbir ve Kararın Sonuçları

Anonim şirketin haklı sebeple feshi davasında husumet şirket tüzel kişiliğine yöneltilir; şirket dışındaki şahıslara veya yöneticilere karşı dava açılması hâlinde bu kişiler yönünden dava husumet yokluğundan reddedilir. Davada görevli ve yetkili mahkeme ise şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesidir.

Dava sürecinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 389 uyarınca mevcut durumda meydana gelebilecek değişmeler nedeniyle hakkın elde edilmesinin zorlaşması veya ciddi bir zararın doğması tehlikesine karşı uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir talep edilebilir. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 391 gerekçesi doğrultusunda, davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder nitelikte veya geçici hukuki koruma sınırlarını aşarak şirket malvarlığını bölecek şekilde işletmelerin tedbiren davacılara devredilmesi mümkün değildir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 389Kaynağı aç
MADDE 389- (1) Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. (2) Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır. İhtiyati tedbir talebi

Yargılama sonucunda verilen hükmün yeterince açık olmaması veya icrasında tereddüt bulunması hâlinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 305 uyarınca tavzih istenebilir; ancak hüküm fıkrasıyla taraflara tanınan haklar ve borçlar tavzih yoluyla sınırlandırılamaz, genişletilemez veya değiştirilemez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 532 gereğince ise şirketin sona ermesi iflastan ve mahkeme kararından başka bir sebepten ileri gelmişse yönetim kurulunca ticaret siciline tescil ve ilan ettirilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 532Kaynağı aç
MADDE 532- (1) Sona erme, iflastan ve mahkeme kararından başka bir sebepten ileri gelmişse, yönetim kurulunca ticaret siciline tescil ve ilan ettirilir. 2. Sonuçlar
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 305Kaynağı aç
MADDE 305- (1) Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. (2) Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. Hükmün tamamlanması
Anonim şirketin haklı sebeple feshi davasını kimler açabilir?

Sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde ise en az yirmide birini temsil eden pay sahipleri bu davayı açabilir; azlık pay nisabı tek bir ortağa ait olabileceği gibi birden fazla ortağın birlikte dava açmasıyla da sağlanabilir.

Dava hangi mahkemede ve kime karşı açılır?

Dava, şirket tüzel kişiliğine karşı şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde açılır.

Mahkeme fesih yerine davacı ortağın şirketten çıkarılmasına karar verebilir mi?

Mahkeme, şirketin feshine hükmetmek yerine davacı pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun diğer kabul edilebilir çözümlere karar verebilir.

Ortaklar arasındaki geçimsizlik anonim şirketin feshine neden olur mu?

Anonim şirket bir sermaye şirketi olduğundan, aile bireyleri arasındaki manevi bağların kopması veya salt kişisel uyuşmazlıklar fesih için haklı neden sayılmaz; ancak kapalı anonim şirketlerde şirket işleyişine etki eden durumlar somut olayın özelliklerine göre diğer haklı nedenlerle birlikte değerlendirilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu