Anonim Şirketlerde Kurumsal Temsilci Atanması Zorunlu mu?

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirketlerde Kurumsal Temsilci Atanması Zorunlu mu?

Anonim Şirketlerde Kurumsal Temsilcilik ve Kanuni Düzenleme

Anonim şirket genel kurullarında kurumsal temsilci atanması zorunlu bir usul değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun kurumsal temsilciliği de içeren 428. maddesi, 15.02.2018 tarihli ve 7099 sayılı Kanun'un 23. maddesi ile yürürlükten kaldırılarak mülga edilmiştir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 428Kaynağı aç
MADDE 428- (Mülga: 15/2/2018-7099/23 md.) c) Tevdi eden temsilcisi

Türk Ticaret Kanunu m. 428 gerekçesine göre kurumsal temsilcilik kurumu; çok sayıda pay sahibine yönelik temsil belgesi toplama örgütlenmesini yürütebilecek kişilerin önerilmesi, bu göreve talip olabilecek kişilerin teşvik edilmesi, pay sahiplerinin şirket yönetiminden tamamen bağımsız hareket edebilmeleri ve şirket bünyesindeki güç boşluğunun doldurulması amacıyla ihdas edilmiştir.

Organ Temsilcisi ve Bağımsız Temsilci Ayrımı

Mülga 428. maddenin birinci fıkrası uyarınca anonim şirketin, kendisiyle herhangi bir şekilde ilişkisi bulunan bir kişiyi genel kurulda pay sahipleri adına oy kullanıp işlem yapması için organ temsilcisi olarak önermesi halinde, şirketten tamamen bağımsız ve tarafsız bir kişiyi de bağımsız temsilci olarak önermesi ve her iki kişiyi esas sözleşme hükümlerine göre ilan ederek internet sitesinde yayımlaması zorunlu tutulmuştur. Kanunun sistematiğinde bağımsız temsilci önerilmesi müessesesi, şirketin organ temsilcisi önermesi şartına bağlanmıştır.

Mülga maddenin gerekçesinde, şirket yönetiminin bağımsız temsilci önerme zorunluluğundan kurtulmak amacıyla organ temsilcisi göstermekten kaçınabileceği, ancak yönetim bu yola başvursa dahi kurumsal temsilcilerin ortaya çıkabileceği ve bildirge zorunluluğunun gündeme gelebileceği açıklanmıştır.

Kurumsal Temsilci Usulünün Kapsamı ve İdari Görüş

Kurumsal temsilci belirleme sürecinin her genel kurulda zorunlu olup olmadığı konusunda iki farklı hukuki yaklaşım bulunmaktadır. Kanunun ilgili fıkrasında yer alan çağırır, istenir ve yayımlar gibi ifadeler ile fıkraya bundan başka ibaresiyle başlanması sebebiyle yönetim kurulunun takdir hakkı bulunmadığı, organ temsilcisi önerilmese dahi tüm anonim ortaklıklar bakımından bu sürecin işletilmesinin zorunlu olduğu ileri sürülmüştür. Buna karşılık Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğünün 8 Şubat 2013 tarihli görüşünde, kurumsal temsilci çağırma yükümlülüğünün tıpkı bağımsız temsilcide olduğu gibi yalnızca organ temsilcisinin önerilmesi halinde söz konusu olacağı belirtilmiştir.

Kurumsal Temsilci İlan Merasimi ve Süreler

Yürürlükten kaldırılan düzenlemeye göre yönetim kurulu, genel kurul toplantı çağrı ilanının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanacağı ve internet sitesinde yer alacağı tarihten en az kırk beş gün önce ilan yapmak ve internet sitesine yönlendirilmiş bir mesaj koymakla yükümlü kılınmıştır. Bu çağrıda pay sahiplerinden, önerdikleri kurumsal temsilcilerin kimlik ve iletişim bilgilerini en çok yedi gün içinde şirkete bildirmeleri ve göreve istekli olanların başvurması istenmekteydi. Yönetim kurulunun bildirilen kurumsal temsilcileri toplantı çağrısında iletişim bilgileriyle birlikte ilan etmesi ve internet sitesinde yayımlaması şart koşulmuş; bu usul işletilmeden kurumsal temsilci sıfatıyla vekâlet toplanması yasaklanmıştır.

Türk Ticaret Kanunu m. 414 uyarınca genel kurul toplantı çağrısının ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılması gerektiğinden, kurumsal temsilci bildirimine dair kırk beş günlük süre de dikkate alındığında, kurumsal temsilci ilanının genel kurul toplantısından yaklaşık altmış gün önce yapılması gerekmekteydi.

Halka Açık Ortaklıklarda Sermaye Piyasası Kanunu İstisnası

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m. 30 hükmü uyarınca, halka açık anonim ortaklık genel kurullarında çağrı yoluyla vekâlet toplanmasına ve vekâleten oy kullanılmasına ilişkin usul ve esaslar Sermaye Piyasası Kurulu tarafından belirlenir. Bu çerçevede Türk Ticaret Kanunu m. 428 hükmünün Sermaye Piyasası Kanunu kapsamındaki halka açık ortaklıklara uygulanmayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır.

Genel Kurul Kararlarının İptali ve Yargı Kararı

Mülga Türk Ticaret Kanunu m. 428 gerekçesinde, kurumsal temsilci atanması merasimine uyulmamasının Türk Ticaret Kanunu m. 445 kapsamında genel kurul kararlarının iptali sebebi teşkil edeceği belirtilmiştir. Kurumsal temsilci ilanı yapılmaması çağrıyı usulsüz hale getirmekle birlikte, Türk Ticaret Kanunu m. 446 f. 1 b. b hükmü uyarınca çağrının usulüne göre yapılmadığını ileri süren pay sahiplerinin, bu aykırılığın genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri sürmeleri ve ispatlamaları kanuni şarttır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 446Kaynağı aç
MADDE 446- (1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, c) Yönetim kurulu, d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri, iptal davası açabilir. H) Butlan

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/199 Esas ve 2019/2205 Karar sayılı ilamına konu uyuşmazlıkta davacı pay sahibi, genel kurul çağrısının Türk Ticaret Kanunu m. 428 hükmünde düzenlenen şekilde ilan edilmediğini ve kurumsal temsilcinin seçilmediğini ileri sürerek genel kurul kararlarının iptalini talep etmiştir. Yargılama neticesinde Bölge Adliye Mahkemesince davanın tüm gündem maddeleri yönünden esastan reddine karar verilmiş ve bu karar Yargıtay tarafından onanmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2018/199, K. 2019/2205Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2018/199 E.  ,  2019/2205 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada … 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 27/10/2016 tarih ve 2014/1204 Esas – 2016/760 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine-kabulüne dair … Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince verilen 20/09/2017 tarih ve 2017/379-2017/545 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin ortağı olduğu davalı şirketin 10.01.2014 tarihinde gerçekleştirilen 2012 yılı olağan genel kurul toplantısında müvekkilinin muhalefetine rağmen alınan tüm kararların kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, genel kurul çağrısının TTK’nın 428. maddesinde düzenlendiği şekilde ilan edilmediğini ve yine anılan maddede düzenlenen kurumsal temsilcinin de seçilmediğini, müvekkilinin bilgi alma hakkının genel kurul toplantısı öncesinde ve sonrasında engellendiğini, müvekkilinin şirket kayıtlarını incelemek için çektiği ihtarlardan bir sonuç alamadığını, davalı şirketin defterlerinin ve bilançoların usulüne uygun tutulmadığını, şirketin finansal tabloları ve faaliyet raporları arasında önemli çelişkiler olduğunu, tamamı yönetim kurulu üyesi olan diğer şirket ortaklarının şirkete borçlandıklarını ve bunun şirketin malvarlığı içinde önemli bir yekun teşkil ettiğini, anılan işlemin müvekkiline kazançtan pay vermemek amacıyla yapıldığını, şirket ortakları üzerine kayıtlı taşınmazın yapılan muvazaalı satış vaadi sözleşmesiyle şirkete satılacakmış gibi gösterilip aynı sözleşmede yer alan satış bedelinin peşin ödenecek kısmının ortaklar hesabına alacak kaydedildiğini, bunun da ortakların şirkete olan borçlarından mahsup edildiğini, daha sonra taşınmazın başka bir üçüncü kişiye satıldığını, hukuka aykırı işlemlerle ortakların şirkete borcunun fiktif olarak azalmış gösterildiğini, ortaklardan alacaklar hesabının 6111 sayılı Kanunun 11/2. maddesi kapsamında yeniden yapılandırılarak gerçeğe aykırı hale getirildiğini, şirket kâr etmesine ve bu nedenle kâr dağıtımı hususunda karar alınması gerekmesine rağmen bunun uzun zamandır yapılmadığını, şirketin yönetim kurulu üyelerinin ibra dahi edilmeden kendilerine huzur hakkı verilmesinin şirketin kar dağıtmadığı bir dönemde dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ve bedelin de fahiş olduğunu ileri sürerek davalı şirketin 10.01.2014 tarihinde gerçekleşen 2012 yılı olağan genel kurul toplantısının 1, 2, 3 ve 4. maddelerinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının bilgi alma hakkının kısıtlanmadığını, kurumsal temsilci belirlenmemesinin sonuca etkili olmadığını, davacının daha önceki genel kurullarda bilançolara olumlu oy verdiğini ve bunlar aleyhine açtığı davaların reddedilerek kesinleştiğini, davacının da şirkete borçlandığını ve diğer borçlanmaların kendisinin yönetim kurulunda olduğu dönemde bilgi ve onayıyla olduğunu, ayrıca şirketin öz varlıklarının ve sermayesinin de korunduğunu, kâr dağıtımının zorunlu bir durum olmayıp genel kurulun takdirinde olduğunu, 2012 yılına kadar kâr dağıtılmaması kararlarında davacının da katılımının olduğunu, yönetim kurulunun TTK’nın 436/2. maddesinde düzenlenen oydan yoksunluk nedeniyle ibra edilemediğini ancak bunun aynı üyelerin yeniden seçilmelerine ve kendilerine huzur hakkı bağlanmasına bir engel teşkil etmeyip kararlaştırılan huzur hakkının şirketin yıllık net karı karşısında uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece; tüm dosya kapsamına göre, şirket bilançosunda kâr görünmesine rağmen genel kurul gündemine bu kârların dağıtımı konusunda madde ilave edilmediği, anonim şirkette önemli bir pay sahipliği hakkı olan kâr payı hakkı konusunda karar verme yetkisinin genel kurula verildiği ve genel kurulun kâr elde edilmesi durumunda zorunlu yedek akçe ve pay sahipleri için ödenmesi zorunlu olan %5 kâr payının ödenmesine karar verdikten sonra kalan tutarın akıbeti hakkında karar vermesi gerektiği, her yıl yapılması gereken olağan genel kurul toplantısının gündem konularının, hem 6762 sayılı eTTK m. 369, hem de olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK m. 409. maddesinde açıkça gösterildiği, buna göre kâr payına ilişkin hususların gündemde bulunması gerektiği, davalı şirketin iptali talep edilen 2012 yılı bilançosunda kâr olmasına rağmen, yönetim kurulunun kanunen kendisine yüklenen görevi ihlal ederek, kâr dağıtımı konusunda gündeme madde koymayarak genel kurulun yetkisini zımnen kullandığı, bu nedenle dava konusu 1 ve 2 no'lu gündem doğrultusunda alınan kararların iptallerinin gerekeceği, 3. maddede ise yönetim kurulu üyeleri ve murakıbın ibralarının oya sunulduğu ancak, ibra kararı verilmediğinden anılan maddenin iptaline gerek bulunmadığı, yönetim kurulu üyeleri ve murakıpın huzur haklarının tespiti ile ilgili 4 no'lu maddenin ise usul ve yasaya, dürüstlük kuralına uygun olup, iptali şartlarının gerçekleşmediği, davacının belirlenen miktarların fahiş olduğuna ilişkin itirazının şirketin net kârı karşısında yerinde olmadığı, ertelenen 26.11.2013 tarihindeki 2012 yılı genel kurul toplantısı ile ilgili ortaklara yapılan duyurunun ekinde şirketin bilanço ve gelir tablolarının yer aldığı, bunun davacıya 01.11.2013 tarihinde gönderildiği, dolayısıyla davacının 2012 yılı bilanço ve kâr- zarar hesabından bilgi sahibi olduğu ve davacının 10.01.2014 tarihli dava konusu genel kurul toplantısında temsilcisi aracılığıyla temsil edildiği anlaşılmakla bu durumun iptal sebebi oluşturmayacağı, iddia olunan taşınmaza dair yapılan işlemde usul ve yasaya aykırı bulunmadığı gibi tüm işlemlerin davacının bilgisi dahilinde olduğu, ortakların şirkete borçlarının bulunduğu iddiasının davacının şirket yönetiminde bulunduğu 31.12.2010 tarihinden önceki evreyi ilgilendirdiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 10.01.2014 tarihli 2012 yılı genel kurul toplantısının 1 ve 2 no'lu maddeleri kapsamında alınan kararların iptaline, 3 ve 4 no'lu maddeler kapsamında alınan kararlar yönünden iptal talebinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. … Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre genel kurulun 4. maddesinde karara bağlanan bedelin huzur hakkı olarak anılmakla birlikte esasında aylık ücret ödemesi niteliğinde olduğu, şirketin 2012 yılı net kârı ile mali yapısı dikkate alındığında bedelin uygun olduğu ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf isteminin yerinde olmadığı; ancak, genel kurulun 1. maddesinde raporların okunması ve müzakeresine yer verilmiş olması karşısında alınan bir karar da olmadığından iptalinin yerinde olmadığı, 2. gündem maddesinin ise bilanço kâr ve zarar hesaplarının okunması, müzakeresi ve oylanmasına ilişkin olup, ilk derece mahkemesince kâr dağıtımına dair karar olmadığından 1 ve 2 no'lu kararların iptaline karar verilmesinin, anılan maddelerde kâr dağıtımına dair bir karar olmaması karşısında hukuki dayanaktan yoksun olduğu, zira TKK’nın 409. maddesine göre genel kurul toplantı gündeminde yer alabilecek hususların sayıldığı, anılan hükümden anlaşılacağı üzere finansal tablolar ve yıllık faaliyet raporlarının müzakeresi ve oylanmasının ayrı; kârın dağıtılması ve dağıtılacak kâr ve kazanç payı oranlarının belirlenmesinin ayrı düzenlendiği, gündemde kâr dağıtımına dair madde bulunup bulunmamasının genel kurulda alınan diğer kararların sıhhatini etkilemeyeceği gibi anılan maddenin her genel kurul toplantısında kâr dağıtımına dair karar alınması gerektiği şeklinde de yorumlanamayacağı, nitekim takip eden ilk genel kurulda kâr dağıtımı hususunun gündeme alındığının da anlaşıldığı, davacının gündeme kâr payı dağıtımına dair madde eklenmesi talebinin de bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüyle ilk derece mahkemesi kararının düzeltilerek yeniden esas hakkında; davanın tüm gündem maddeleri yönünden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, alınmadığı anlaşılan 44,40 temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 25/03/2019 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Anonim şirketlerde kurumsal temsilci atanması zorunlu mudur?

Hayır, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun kurumsal temsilciliği de içeren 428. maddesi 15.02.2018 tarihli ve 7099 sayılı Kanun m. 23 ile mülga edildiğinden kurumsal temsilci atanması zorunlu değildir.

Kurumsal temsilci ilanı yapılmaması genel kurul kararını iptal ettirir mi?

Türk Ticaret Kanunu m. 446 f. 1 b. b gereğince çağrının usulüne göre yapılmadığını ileri süren pay sahiplerinin, bu eksikliğin genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ispatlamaları gerekir.

Halka açık şirketlerde Türk Ticaret Kanunu kurumsal temsilci kuralı uygulanır mı?

Hayır, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m. 30 uyarınca çağrı yoluyla vekâlet toplama usul ve esasları Sermaye Piyasası Kurulunca belirlendiğinden Türk Ticaret Kanunu m. 428 halka açık ortaklıklara uygulanmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu