Sermaye Şirketlerinde Alacağın Sermaye Olarak Konulması

by Avukat Erdal Ersoy
Sermaye Şirketlerinde Alacağın Sermaye Olarak Konulması

Alacağın Sermaye Olarak Konulabilmesinin Yasal Çerçevesi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 127 uyarınca, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça ticaret şirketlerine para ve alacak dahil olmak üzere devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü malvarlığı unsuru sermaye olarak taahhüt edilebilir. Ancak sermaye şirketleri bakımından kanunun getirdiği özel şartlar ve sınırlamalar saklıdır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 127Kaynağı aç
MADDE 127- (1) Kanunda aksine hüküm olmadıkça ticaret şirketlerine sermaye olarak; a) Para, alacak, kıymetli evrak ve sermaye şirketlerine ait paylar, b) Fikrî mülkiyet hakları, c) Taşınırlar ve her çeşit taşınmaz, d) Taşınır ve taşınmazların faydalanma ve kullanma hakları, e) Kişisel emek, f) Ticari itibar, g) Ticari işletmeler, h) Haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler, i) Maden ruhsatnameleri ve bunun gibi ekonomik değeri olan diğer haklar, j) Devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değer, konabilir. (2) Kanunun 307 nci maddesinin ikinci, 342 nci maddesinin birinci ve 581 inci maddesinin birinci fıkra hükümleri saklıdır. II – Hükmü 1. Genel olarak

Ticaret şirketlerine ayni sermaye olarak getirilecek malvarlığı değerlerinin üzerinde sınırlı ayni hak, haciz veya tedbir bulunmaması, bu unsurların nakden değerlenebilmesi ve devrolunabilmesi şarttır. Takyidat taşıyan veya devri mümkün olmayan hakların şirket sermayesine dahil edilmesi kanunen mümkün değildir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 342Kaynağı aç
MADDE 342- (1) Üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen, fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar da dâhil, malvarlığı unsurları ayni sermaye olarak konulabilir. Hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacaklar sermaye olamaz. (2) 128 inci madde hükmü saklıdır. 2. Değer biçme
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 581Kaynağı aç
MADDE 581- (1) Üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz veya tedbir bulunmayan; nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen, fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar ve adlar da dâhil, malvarlığı unsurları ayni sermaye olarak konulabilir. Hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacaklar sermaye olamaz. (2) 127 nci madde hükmü saklıdır. III – Mal bedelleri ve kurucu menfaatleri

Anonim şirketlerde 6102 sayılı Kanun m. 342/1 ve limited şirketlerde m. 581 uyarınca; üzerinde sınırlı ayni hak, haciz ve tedbir bulunan ayınlar, nakdi olarak değerlenemeyen veya devrolunamayan haklar ile hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacaklar sermaye olamaz. Bu doğrultuda pay sahibinin üçüncü bir kişiden veya bizzat şirketten olan alacağını sermaye şirketine ayni sermaye olarak koyabilmesi için alacağın muaccel bulunması ve üzerinde hiçbir hukuki kısıtlama yer almaması emredici bir kuraldır.

Sermaye Artırımında Alacağın Mahsubu ve Tescil Usulü

Anonim şirketlerde 6102 sayılı Kanun m. 459/3 uyarınca ayni sermaye konulmasında 342 ve 343 üncü maddeler kıyas yoluyla uygulanır. Artırılan sermayeyi temsil eden payların tamamının esas sözleşmede veya iştirak taahhütnamelerinde kayıtsız, şartsız ve yazılı olarak taahhüt edilmesi zorunludur. Limited şirketlerde ise m. 590/1 gereğince esas sermayenin artırılması sürecinde şirketin kuruluşu hakkındaki hükümlere ve özellikle sermayenin ayın olarak konulmasına ilişkin kurallara uyulması şarttır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 590Kaynağı aç
MADDE 590- (1) Şirketin kuruluşu hakkındaki hükümlere ve özellikle sermayenin ayın olarak konması ve bir işletme ile ayınların devralınmasına dair kurallara uymak şartıyla esas sermaye artırılabilir. 2. Rüçhan hakkı
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 459Kaynağı aç
MADDE 459- (1) Artırılan sermayeyi temsil eden payların tamamı ya değişik esas sözleşmede ya da iştirak taahhütnamelerinde taahhüt edilir. (2) İştirak taahhüdü, yeni pay almaya ilişkin 461 inci madde çerçevesinde, kayıtsız, şartsız ve yazılı olarak yapılır. İştirak taahhütnamesi, taahhütnamenin verilmesine sebep olan sermaye artırımı belirtilerek; taahhüt edilen payların sayılarını, itibarî değerlerini, cinslerini, gruplarını, peşin ödenen tutarı, taahhütle bağlı olunulan süreyi ve varsa çıkarma primi ile taahhüt sahibinin imzasını içerir. (3) Bu tür sermaye artırımında nakdî sermaye taahhüdüne 341 inci, ayni sermaye konulmasına 342 ve 343 üncü, bedellerin ödenmesine 344 ve 345 inci, halka arz edilecek paylara 346 ncı, ihraç edilecek paylara 347 nci madde kıyas yoluyla uygulanır. 2. Kayıtlı sermaye sisteminde

Pay sahibinin bir şirketten olan alacağını bağımsız başka bir şirketin kuruluşunda ya da sermaye artırımında ayni sermaye olarak taahhüt etmesi durumunda, alacağın varlığı ve değerinin belirlenmesi için 6102 sayılı Kanun m. 343 gereğince şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişiler tarafından hazırlanan değerleme raporunun tescil için ibrazı gerekir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 343Kaynağı aç
MADDE 343- (1) Konulan ayni sermaye ile kuruluş sırasında devralınacak işletmelere ve ayınlara, şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce değer biçilir. Değerleme raporunda, uygulanan değerleme yönteminin somut olayın özellikleri bakımından herkes için en adil ve uygun seçim olduğu; sermaye olarak konulan alacakların gerçekliğinin, geçerliğinin ve 342 nci maddeye uygunluğunun belirlendiği, tahsil edilebilirlikleri ile tam değerleri; ayni olarak konulan her varlık karşılığında tahsis edilmesi gereken pay miktarı ile Türk Lirası karşılığı, tatmin edici gerekçelerle ve hesap verme ilkesinin icaplarına göre açıklanır. Bu rapora kurucular (…)[47] ve menfaat sahipleri itiraz edebilir. Mahkemenin onayladığı bilirkişi kararı kesindir. VII – Pay bedellerinin ödenmesi 1. Nakdî sermaye

Pay sahibinin şirketten olan alacağını bizzat pay sahibi olduğu şirketin sermaye artırımında sermaye borcuna mahsup etmesi hâlinde, kanuni kural mahkemece atanan bilirkişilerce değer tespiti yapılması olmakla birlikte, uygulamada yeminli mali müşavir, serbest muhasebeci mali müşavir veya denetçi raporu da tescil evrakı olarak sunulabilmektedir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1156 Esas ve 2024/8859 Karar sayılı ilamına konu somut uyuşmazlıkta, limited şirkette ortağın şirketten olan nakdi borç niteliğindeki alacağını sermaye artırım borcuna mahsup etmesinde bu alacağın mevcudiyetinin, geçerliliğinin ve tasarruf edilebilirliğinin yeminli mali müşavir raporu ile tespit edilmiş bulunması ve sermaye artırımının finansal gereklilik taşıması hâlinde tescil işlemi hukuka uygun değerlendirilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1156, K. 2024/8859Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/1156 E.  ,  2024/8859 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/2002 Esas,2023/1885 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/1005 E.,2020/276 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin dava dışı … ve … ile birlikte davalı şirketin hissedarı olduklarını, müvekkillerinin azınlık pay sahibi, dava dışı ortakların ise çoğunluk pay sahibi olduğunu, dava dışı … ve …'ün münferit imza ile şirketi aynı zamanda temsil yetkilerinin bulunduğunu, uzun yıllardan beri de bu yetkiyi ellerinde tuttuklarını, davacı olan azınlık pay sahiplerinin ortaklıktan doğan haklarının şirket yöneticileri tarafından engellendiğini, çoğunlukla haklarının suiistimal edildiğini, davalı şirketin 19.06.2017 tarihinde olağan üstü genel kurul toplantısı yapıldığını, bu hissedarların toplantıda sermaye artırımı kararı aldırdıklarını, söz konusu bu toplantının 3. maddesinde yer alan sermaye artırım kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, iptali gerektiğini, zira davacıların sermaye artırımı ile ilgili bilgi edinme haklarının sürekli olarak engellendiğini ve sermaye artırım kararı ile ilgili olarak hiç bir suretle tutarlı ve yeterli bilgi verilmediğini, bu hususun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, müvekkillerinin sürekli olarak şirketin işleyişi ile ilgili bilgileri talep ettiklerini, fakat şirket müdürleri olan … ve …'ün bu talepleri yanıtsız bıraktığını, şirketin Ticaret Sicil Gazetesine bakmalarının yeterli olacağını söyleyerek geçiştirdiklerini, söz konusu sermaye artırım kararının gerekçesinin de açıkça ortaya konmadığını, genel kurulda sermaye artırımının gerekçesi olarak sarf edilen sözlerin ise, hiç bir hukuki dayanak ve hiç bir mali veri gibi somut ve doyurucu bilgiye dayanmadığını, sadece genel tabirler ile ülkemizin içinde bulunduğu hal ve sektörün içinde bulunduğu koşullardan bahisle yeni yatırımlara yönelebilmek ve şirketin rekabet gücünün mevcudun üzerine çıkarabilmek için sermayenin 8.240.300,00 TL'den 18.793.850,00 TL'ye çıkarılmasına karar verildiğini, söz konusu kararın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 445.maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırı biçimde alındığını, objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, yalnızca müvekkillerinin şirketteki pay oranlarını düşürmek amacıyla gerçekleştirildiğini ileri sürerek 19.06.2017 tarihili olağan üstü genel kurul kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde;davacıların müvekkili şirket ve şirket yöneticileri aleyhine her fırsat ve nedenle dava açmayı alışkanlık haline getirdiklerini, 2014 yılı olağan genel kurul toplantısı aleyhine de aynı maddi gerekçelere dayanarak iptal davası açtıklarını, davanın reddedildiğini, iptali istenen ve 19.06.2017 tarihli olağan üstü genel kurul toplantısında alınan sermaye artırımı ile ilgili kararın yasaya ve dürüstlük kuralına aykırı olarak alındığı ve buna temel olarak da şirketin iş ve işleyişine ilişkin inceleme bilgi alma ve yönetime katılma haklarının sürekli olarak engellendiği olgusuna dayandırılmasına rağmen bu iddiaların doğru olmadığını, davacıların müvekkili şirketin karar alma mekanizmalarına mümkün olduğu kadar dahil edildiklerini, davalı şirket ve yetkililerine saldırı niteliğinde olmayan her türlü haklı makul samimi ve iyi niyetli tüm taleplerinin karşılandığını, 2014 ve 2015 yıllarına ait olağan ve dava konusu olağan üstü genel kurul toplantı tutanaklarının da okunması halinde davacıların iddiaların doğru olmadığının açıkça anlaşıldığını, iptali istenen sermaye artırımı kararının gerek mali gerek teknik gerekse hukuki ve usul yöntem yönünden uygun bir karar olduğunu, sermaye artırımının mali danışmanların katılımı, denetimi ve uygunluk raporu eşliğinde alınan bir karar olduğunu, şirket için gerekli bulunduğunu, bu karar alınmadan önce müvekkili şirketin mali yapısı ve sermaye ihtiyacının bulunup bulunmadığı hususunda … Denettim ve Mali Müşavirlik A.Ş.'den rapor alındığını, bu raporda müvekkili şirketin toplam borçlar/pasif toplamı oranının genel kabul olan %50 oranından çok daha yüksek bir düzeyde %81 çıktığını, kısa vadeli borç oranının genel kabul olan %33,3 oranından çok daha yüksek bir düzeyde %45 çıktığını, öz kaynak / toplam pasif oranının genel kabul olan %50 oranından çok daha düşük bir düzeyde %18 çıktığını, bu durumda şirketin öz kaynaklarını güçlendirmek bakımından kar dağıtımlarını engellemek, yeni ortak almak, öz varlığı pozitif durumdaki bir başka şirketle birleşmek gibi tedbirler alınması gerektiğinin bu raporla ortaya konduğunu, toplantıda sermaye arttırımına ilişkin soruların da samimi şekilde cevaplandığını, savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların, davalı şirketin paydaşları olduğu, azınlık hisse sahipleri olduğu, davanın genel kurul kararından itibaren 3 aylık hak düşürücü süre içinde açıldığı, 19.06.2017 tarihli olağan üstü genel kurul toplantısına şahsen ve vekaleten katıldıkları, sermaye artırımına ilişkin 3 nolu karara muhalefet edip, bu muhalefetlerini tutanağa geçirttikleri, hükme esas alınan 27.01.2020 tarihli bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere; bilgi alma ve inceleme hakkı pay sahibinin vazgeçilmez nitelikteki haklarından olduğu; ancak bilgi alma hakkının kullandırılmaması sebebiyle alınan bir genel kurul kararının iptal edilebilmesi için, verilmeyen bilgi ile alınan karar arasında illiyet bağı olması gerektiği, somut olayda davacı pay sahiplerinden bilgi saklanmasının, pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarının ihlal edilir nitelikte olduğu sonucuna varılmasının mümkün olduğu; fakat pay sahiplerinin bilgi alma haklarının ihlal edilmesi sebebiyle 6102 sayılı Kanun'da ön görülen yollara başvurmadan doğrudan genel kurul kararı iptali davası açmasında hukuki menfaati bulunmadığı gibi pay sahipleri tarafından bu durumda dahi saklanan bilgiler öğrenilmiş olsaydı farklı karar verecek olduklarının diğer bir ifadeyle alınan karar ve bilgi alma hakkının kullandırılması arasında illiyet bağının bulunduğunun ortaya konması gerektiği; davacıların şirketin ekonomik yapısı hakkında bilgi sahibi olmaları halinde bu karara muhalif olmayabilecekleri ancak bunun sonuca etkili olmadığı zira her nasılsa karara muhalif oldukları, sırf bilgi alma ve inceleme hakkının yeteri kadar sağlanamaması halinin tek başına iptal sebebi olamayacağı, şirketin ticari defter ve mali tablolarının incelenmesi sonunda; bilirkişi raporundaki açık hesaplamalardan da anlaşılacağı üzere şirketin sermaye artırımına uzun vadede gelişimi yönünden ihtiyaç duyduğu, kanuni yönden sermaye artırımı için zorunluluk bulunmasa da, şirketin gelişimi yönünden sermaye artırımının gerekli olduğu; iptale konu sermaye artırımı kararının 6102 sayılı Kanun'un 621. maddeye uygun olarak karar nisabı yönünden yerinde olduğu; sermaye artırımı kararının dosyada müfrez yeminli mali müşavir raporu doğrultusunda finansal bir zorunluluktan meydana geldiğinin tespit edildiği; Yargıtay kararları uyarınca ortakların sermaye artırımına gitmesinin; işletmecilik ve finansal yönden bir zorunluluk teşkil ettiği durumlarda yapılan sermaye artırımının, dürüstlük kuralına aykırı olarak nitelendirilemeyeceği; bilgi alma hakkının kullandırılmaması sebebiyle alınan genel kurul kararlarının iptal edilebilmesi için verilmeyen bilgi ile alınan karar arasında illiyet bağı olması gerektiği ve söz konusu alınan kararın yeteri bilgi verilmemekten kaynaklanması gerektiği; böyle bir durumun söz konusu olmadığı; bilgi alamadığını iddia eden davacılarımızın zaten karara olumlu oy vermedikleri nazara alınarak, davacıların sermaye artırımına ilişkin doyurucu bir gerekçe konulmadığına ilişkin iddiaların ise tek başına kararın geçersizliği sonucunu doğurmayacağı, temelinde (ve mahkemece yapılan finansal durumun incelenmesinde) sermaye artışına şirketin ihtiyaçlı olduğu nazara alınarak ve bilirkişi raporu ile birlikte mahkemece bu kanaate varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre, davalı şirketin borca batık olmadığı, bu anlamda bir sermaye arttırımı gerekmediği, ancak finansman oranı ve kaldıraç oranına göre şirketin uzun vadede inkişafı yönünden sermaye arttırımına ihtiyaç duyulduğu, davalı şirketin sermaye arttırımının ortaklardan … ve …'ün şirketten olan alacaklarından mahsup edilmesi suretiyle gerçekleştirildiği, davacılarca sermaye taahhüdünde bulunulmaması sebebiyle davacılara düşen payların da bu iki ortak tarafından taahhüt edildiği, sermaye arttırımında ortağın, ortaklıktan olan alacağını sermaye olarak yerine getirmesi durumunda bu alacağın varlığı, geçerliliği ve tasarruf olunabilirliğinin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu ile kanıtlanması gerektiği, dosyadaki 01.02.2017 tarihli Yeminli Mali Müşavir raporunda hissedarlar … ve …'ün şirketten olan alacaklarının mevcudiyetinin tespit edildiği, somut olayda sermaye arttırımı prosedürüne uyulduğu, bilirkişi raporunda değinilen 01.02.2017 tarihli Yeminli Mali Müşavirlik raporunun sermayenin ödenip ödenmediği ve ortak alacaklarının tespitine ilişkin olarak düzenlendiği, adı geçen ortaklar … ve …'ün adına tahakkuk ettirilen ancak fiilen ödemesi yapılmayan aylık ücretlerin, adı geçen ortaklar tarafından finanse edilmiş bazı personel ücret ödemelerinin, şirket için gerek duyulan ihtiyaç maddelerinin bedellerinin ortaklarca yapılan kısımlarının ortakların şirkete nakit olarak verdikleri tutarların doğruluğunu çürütecek bir bilgi ve belge bulunmadığı, şirketin ortakları nakdi olan borçlarını içermesi sebebiyle sermayeye eklenmesinde yasal sakınca bulunmadığının belirtildiği, uzun vadede davalı şirketin finansman oranı ve kaldıraç oranına göre uzun vadede inkişafı yönünden sermaye arttırımına ihtiyaç duyulduğu, davalı şirketin sermaye arttırım kararı öncesinde aldığı yeminli mali müşavir raporunun da bilirkişi heyetince incelendiği ve şirket ortaklarının şirketten olan alacaklarının sermaye artırımında sermaye borcunun yerine getirilmesinde kullanılmasında bir sakınca bulunmadığı yönündeki tespitleri nazara alındığında, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılığın görülmediği gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, limited şirket olağanüstü genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 622/1 ile 445 ve 446. maddeleri. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 10.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Bilirkişi Değerlemesi, Raporun Kapsamı ve İtiraz Usulü

6102 sayılı Kanun m. 343/1 hükmüne göre sermaye olarak getirilen paradan başka değerlere şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce değer biçilir. Raporda; uygulanan yöntemin somut olayın niteliği bakımından adil ve uygun olduğu, alacağın gerçekliği, geçerliği, 342 nci maddeye uygunluğu, tahsil edilebilirliği ve tam değeri ayrıntılı ve gerekçeli olarak gösterilmelidir.

Bilirkişiler tarafından tanzim edilen değerleme raporunda ayni sermaye karşılığında tahsis edilmesi gereken pay miktarı ile Türk Lirası karşılığı, tatmin edici gerekçelerle ve hesap verme ilkesi doğrultusunda açıklanmalıdır. Bu rapora karşı kurucular ve menfaat sahipleri mahkeme nezdinde itirazda bulunabilir; itirazlar neticesinde mahkemece onaylanan bilirkişi kararı kesindir.

6102 sayılı Kanun m. 128/2 gereğince, şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede bilirkişi tarafından belirlenen değerleriyle yer alan taşınmazlar tapuya şerh verildiği, fikrî mülkiyet hakları ile diğer değerler varsa özel sicillerine kaydedildiği ve taşınırlar güvenilir bir kişiye tevdi edildiği takdirde ayni sermaye kabul olunur. Özel sicile yapılan tescil ve kayıt işlemi üçüncü kişilerin iyiniyetini ortadan kaldırır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 128Kaynağı aç
MADDE 128- (1) Her ortak, usulüne göre düzenlenmiş ve imza edilmiş şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçludur. (2) Şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede bilirkişi tarafından belirlenen değerleriyle yer alan taşınmazlar tapuya şerh verildiği, fikrî mülkiyet hakları ile diğer değerler, varsa özel sicillerine, bu hüküm uyarınca kaydedildikleri ve taşınırlar güvenilir bir kişiye tevdi edildikleri takdirde ayni sermaye kabul olunur. Özel sicile yapılan kayıt iyiniyeti kaldırır. (3) Sermaye olarak taşınmaz mülkiyeti veya taşınmaz üzerinde var olan veya kurulacak olan ayni bir hakkın konulması borcunu içeren şirket sözleşmesi hükümleri, resmî şekil aranmaksızın geçerlidir. (4) Paradan başka ekonomik bir değer veya bir taşınırın sermaye olarak konulmasının borçlanılması hâlinde şirket, tüzel kişilik kazandığı andan itibaren bunlar üzerinde malik sıfatıyla doğrudan tasarruf edebilir. (5) Taşınmaz mülkiyetinin veya diğer ayni bir hakkın sermaye olarak konulması hâlinde, şirketin bunlar üzerinde tasarruf edebilmesi için tapu siciline tescil gereklidir. (6) Mülkiyet ve diğer ayni hakların tapu siciline tescili istemi ile diğer sicillere yapılacak tescillerle ilgili bildirimler, ticaret sicili müdürü tarafından, ilgili sicile resen ve hemen yapılır. Şirketin tek taraflı istemde bulunabilme hakkı saklıdır. (7) Şirket, her ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmesini isteyebileceği ve dava edebileceği gibi, yerine getirmede gecikme sebebiyle uğradığı zararın tazminini de isteyebilir. Tazminat istemi için ihtar şarttır. Şahıs şirketlerinde bu davayı ortaklar da açabilir. (8) Ortaklarca, sermaye olarak konulması taahhüt edilen hakların korunması için, kurucular tarafından ortaklar aleyhine ihtiyati tedbir istenebilir. Tedbir üzerine açılacak davalar için, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda öngörülen süre ancak şirketin tescil ve ilanı tarihinden itibaren işlemeye başlar. 2. Temerrüt faizi

Sermaye Borcundan Kurtulma, Tahsil Süresi ve Temerrüt Faizi

6102 sayılı Kanun m. 130/1 uyarınca, sermaye olarak şirkete alacaklarını devretmiş olan ortak, bu alacaklar şirket tarafından fiilen tahsil edilmiş olmadıkça sermaye koyma borcundan kurtulamaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 130Kaynağı aç
MADDE 130- (1) Sermaye olarak şirkete alacaklarını devretmiş olan bir ortak, alacaklar şirketçe tahsil edilmiş olmadıkça sermaye koyma borcundan kurtulmaz. (2) Alacak, vadesi gelmemiş ise aksi kararlaştırılmış olmadıkça, vade gününden, muaccel ise şirket sözleşmesi veya esas sözleşme tarihinden itibaren bir ay içinde şirketçe tahsil edilmelidir. (3) Her ne sebeple olursa olsun, bu süre içinde tahsil edilemediği takdirde, gecikmeden dolayı şirketin tazminat hakkına halel gelmemek şartıyla, ortak, sürenin bitiminden itibaren geçecek günlerin temerrüt faizini de öder. (4) Alacak kısmen tahsil edilmişse, yukarıdaki hükümler tahsil edilmemiş olan kısım hakkında geçerlidir. 4. Karineler

6102 sayılı Kanun m. 130/2 gereğince, devredilen alacak muaccel ise şirket sözleşmesi veya esas sözleşme tarihinden itibaren bir ay içinde şirketçe tahsil edilmelidir. Hükümde vadesi gelmemiş alacaklar için vade gününden itibaren bir aylık tahsil süresi öngörülmüş olsa da anonim ve limited şirketler yönünden Kanunun 342/1 ve 581 inci maddelerindeki vadesi gelmemiş alacak yasağı saklıdır.

Devredilen alacak kanuni bir aylık süre içinde tahsil edilemediği takdirde, gecikmeden dolayı şirketin tazminat talep hakkı saklı kalmak kaydıyla ortak, sürenin sona erdiği tarihten itibaren işleyecek temerrüt faizini ödemekle yükümlüdür. Alacağın kısmen tahsil edilmiş olması durumunda; sermaye borcunun sona ermemesi, şirketin tazminat hakkı ve temerrüt faizi yükümlülüğü tahsil edilmemiş olan bakiye kısım hakkında aynen geçerliliğini sürdürür.

Hangi alacaklar sermaye şirketlerine ayni sermaye olarak konulamaz?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 342/1 ve m. 581 uyarınca vadesi gelmemiş alacaklar ile üzerinde haciz, ihtiyati tedbir veya rehin gibi sınırlı ayni haklar bulunan alacaklar anonim ve limited şirketlere sermaye olarak konulamaz.

Alacağın sermaye olarak değerlemesi hangi mahkemeden istenir?

6102 sayılı Kanun m. 343 uyarınca sermaye olarak getirilen nakit dışındaki değerlerin tespiti, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden istenir ve değerleme bu mahkemece atanan bilirkişilerce yapılır.

Bilirkişinin belirlediği ayni sermaye değerleme raporuna itiraz edilebilir mi?

6102 sayılı Kanun m. 343 gereğince hazırlanan bilirkişi değerleme raporuna kurucular ve menfaat sahipleri itiraz edebilir; itiraz üzerine mahkemenin onayladığı bilirkişi kararı kesindir.

Devredilen alacak süresinde tahsil edilemezse ortağın sorumluluğu nedir?

6102 sayılı Kanun m. 130 uyarınca alacak şirketçe fiilen tahsil edilmedikçe ortak sermaye koyma borcundan kurtulamaz; kanuni bir aylık sürenin dolmasından itibaren temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup şirketin gecikmeden doğan tazminat hakkı saklıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu