Satış Görünümlü Bağışta Mirasçıların Tapu Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Satış Görünümlü Bağışta Mirasçıların Tapu Davası

Miras bırakan, tapuda kayıtlı taşınmazını devretmek isterken mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği taşınmazda iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi biçiminde açıklayabilir. Görünürdeki işlem tarafların gerçek iradesiyle örtüşmüyorsa ilke olarak hukuki sonuç doğurmaz. Mirasçılar, satış görünen işlemin bağış olduğunun ortaya konulması amacıyla tapu iptali ve tescil davası açabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/388, K. 2024/97Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2022/388 E.  ,  2024/97 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/40 E., 2021/76 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 08.07.2020 tarihli ve 2016/8233 Esas, 2020/3626 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Geçici Madde 3” hükmüne göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacılar vekilinin duruşma isteminin reddine oy birliğiyle karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin, babaları …’nın 07.11.1984 tarihinde ölümünden sonra yetim büyüdüklerini ve mirastan pay almaları istenmediği için davalılar tarafından sürekli dışlandıklarını, miras bırakan babaanneleri …'nın 31.01.2010 tarihinde öldüğünü, 20.08.2001 tarihinde 9 ve 630 parsel sayılı taşınmazlarını davalı kızı …’e, 678 parsel sayılı taşınmazını ise diğer davalı kızı …’ya ölünceye kadar bakma akdiyle, 617 parsel sayılı taşınmazdaki hissesini ise 23.09.2009 tarihinde bağış akdiyle davalı kızlarına devrettiğini, miras bırakanın işlem tarihlerinde fiil ehliyetine haiz olmadığı gibi temliklerin de mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, miras bırakanın ölümü ile tek bir taşınmazının kaldığını, bu taşınmazda da davalıların hisseleri bulunduğundan müvekkillerine toplam 776 metrekare düştüğünü ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile müvekkillerinin miras payları oranında adlarına tesciline, olmazsa tenkis ile saklı payları oranında tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini, ölünceye bakma akdinin yükümlülüklerini yerine getirdiklerini, temlikin muvazaalı olmadığını, bağış yoluyla yapılan temliklerde ise muvazaa iddiasının dinlenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.03.2016 tarihli ve 2012/41 Esas, 2016/72 Karar sayılı kararı ile; Adli Tıp Grup Başkanlığından alınan bilirkişi raporunda miras bırakanın işlem tarihlerinde fiil ehliyetine haiz olduğunun mütalaa edildiği, ölünceye kadar bakma akdinin 28.08.2001 tarihinde, bağış akdinin 23.10.2009 tarihinde yapıldığı, murisin ölünceye kadar bakma akdinin yapılması üzerinden uzunca bir süre geçtikten sonra 31.01.2010 tarihinde öldüğü, sağlığında bakım ediminin yerine getirilmediği iddiasıyla dava açmadığı, davalıların murise baktıkları ve bakım edimini yerine getirdiklerinin dosya kapsamıyla sabit olduğu, dolayısıyla 678, 9, 630 parsel sayılı taşınmazların temlikinin bakılmak amacıyla gerçekleştirildiği, 617 parsel sayılı taşınmazın ise murisin ölümünden önceki bir yıl içinde bağışlandığı, dolayısıyla tenkise tabi olduğu, davalıların tercih haklarını tazminat ödemekten yana kullanıp taşınmazın kendilerinde kalmalsını istedikleri, hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davalıların ödemesi gereken toplam tazminattan davacıların miras payına düşen kısım dikkate alınarak davacılara verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 678, 9, 630 parsel sayılı taşınmazlar yönünden tapu iptali ve tescil ile tenkis davasının reddine, 617 parsel sayılı taşınmaz yönünden tenkis isteminin kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 08.07.2020 tarihli ve 2016/8233 Esas, 2020/3626 Karar sayılı kararı ile; "…Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1926 doğumlu mirasbırakan …’nın 31.01.2010 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak kendisinden önce ölen oğlu …’ın çocukları davacılar…, … ve …ile davalı kızları …’yi bıraktığı, mirasbırakanın maliki olduğu 9 ve 630 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını davalı kızı …’e, 678 parsel sayılı taşınmazdaki payını ise diğer davalı kızı …’ye 28.08.2001 tarihinde ölünceye kadar bakma akdi ile temlik ettiği, dava konusu 617 parsel sayılı taşınmazdaki mirasbırakana ait payların ise mirasbırakana vekaleten torunu Tahsin (davalı …’in oğlu) tarafından davalılara bağış yoluyla devredildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) m. 611. maddesine göre ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir. (818 s. Borçlar Kanununun (BK) m. 511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (TBK m. 614 (BK) m. 514)). Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (TBK m. 19 (BK m. 18)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur. Mirasbırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir. Somut olaya gelince, mirasbırakanın maliki olduğu üç parça taşınmazdaki payların ölünceye kadar bakma akdi ile, bir parça taşınmazdaki payın ise bağış akdi ile davalı kızlarına devredildiği, mirasbırakanın geride paydaşı olduğu bir parça taşınmazının kaldığı, mirasbırakanın bakım ihtiyacını daha az sayıda taşınmazlardaki paylarını vererek karşılaması mümkün iken makul nispetten fazla taşınmazını temlik ettiği, mirasbırakanın ölümünden kısa bir süre önce verdiği vekaletname ile bir taşınmazının da aynı davalılara bağış yoluyla devredildiği, devredilen taşınmazların toplam değerlerinin, geride kalan taşınmazının değerine olan oranı gözetildiğinde makul sınırın aşıldığı sonucuna varılmaktadır. Öte yandan, tanık beyanlarında, mirasbırakanın, kendisinden önce ölen oğlu …’ın eşi, davacıların annesi olan … ile beşeri ilişkilerinin iyi olmadığı, davacıların annnelerinin yanında kaldıkları ve onunla birlikte hareket ettikleri hususlarının belirtildiği görülmektedir. Bu durumda; yukarıda belirlenen olgular değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde mirasbırakanın yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu kabul edilmelidir. Hâl böyle olunca, 9, 630 ve 678 parsel sayılı taşınmazlar yönünden, muvazaa iddiasının ispatlandığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir…" gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. Direnme Kararı 9. Bolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.04.2021 tarihli ve 2021/40 Esas, 2021/76 Karar sayılı kararı ile; önceki gerekçe genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda miras bırakanın 9, 630 ve 678 parsel sayılı taşınmazlar yönünden 2001 yılında davalı kızlarına ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle yaptığı temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının davacı tarafça ispat edilip edilemediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir. 13. Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 819). 14. Muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir. 15. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar. 16. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır. 17. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve muris muvazaası olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır. 18. Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay içtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararı oluşturmaktadır. 19. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir. 20. 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, miras bırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir. 21. Muris muvazaasında, miras bırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, miras bırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda "tam muvazaa" özelliği de taşınmaktadır. 22. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ise 6098 sayılı Kanun'un 611 inci (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 511 inci) maddesinde düzenlenmiş ve bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere ölünceye kadar bakma sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Diğer bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür. Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek zorundadır. 23. Diğer yandan ölünceye kadar bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. 24. Ne var ki, muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık anlatımla, 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere bu muvazaa türünde miras bırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır. Bu nedenle bu tür uyuşmazlıkların çözümünde bakım borçlusuna yapılan temlikin gerçek yönünün, başka bir anlatımla miras bırakanın gerçek irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması önemlidir. Bunun için de miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul nedeninin bulunup bulunmadığı, bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkileri, murisin yaşı, sağlık durumu, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. 25. Muris muvazaasına dayalı bir davanın kabul ile sonuçlanabilmesi için miras bırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır. 26. Bu tür davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek TMK’nın 6 ncı maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü ve gerekse HMK’nın 190/1 inci maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü uyarınca, miras bırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır. 27. Dava açan mirasçılar, miras bırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, miras bırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukuki yararlarının bulunduğu açıktır. 28. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; 1926 doğumlu miras bırakan … 31.01.2010 tarihinde ölmüş, geriye mirasçı olarak kendisinden önce 1984 yılında ölen oğlu …’ın çocukları davacılar …, … ve … ile davalı kızları … ve … kalmıştır. 29. Celp edilen kayıtlardan miras bırakanın maliki olduğu 9 ve 630 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını davalı kızı …'e, 678 parsel sayılı taşınmazdaki payını ise diğer davalı kızı …'ya 28.08.2001 tarihinde ölünceye kadar bakma akdi ile temlik ettiği, dava konusu 617 parsel sayılı taşınmazda miras bırakana ait payların ise miras bırakana vekâleten davalı …'in oğlu Tahsin tarafından davalılara 2009 yılında bağış yoluyla devredildiği, terekede paydaşı olduğu 628 parsel sayılı taşınmazının kaldığı sabittir. 30. Dosya kapsamı ve dinlenen tanık beyanlarından, miras bırakanın 1999 depreminde evinin yıkılması üzerine kendisinden önce ölen oğlu …’ın eşinin yanında bir süre kalmak istediği ancak …'in kabul etmediği, onu kovduğu, dolayısıyla davacıların annesi olan … ile beşeri ilişkilerinin iyi olmadığı, davacıların da annnelerinin yanında kaldıkları ve onunla birlikte hareket ettikleri hususlarının belirtildiği anlaşılmaktadır. Miras bırakanın 2001 yılında maliki olduğu üç parça taşınmazdaki payların ölünceye kadar bakma akdi ile, 2009 yılında ise bir parça taşınmazdaki payının ise bağış akdi ile davalı kızlarına devredildiği, miras bırakanın geride paydaşı olduğu bir parça taşınmazının kaldığı anlaşılmakta olup miras bırakanın bakım ihtiyacını daha az sayıda taşınmaz paylarını vererek karşılaması mümkün iken makul sayılabilecek nispetten çok daha fazla taşınmazını temlik ettiği, ölümünden kısa bir süre önce verdiği vekâletname ile bir taşınmazının da aynı davalılara bağış yoluyla devredildiği, devredilen taşınmazların toplam değerlerinin, geride kalan taşınmazının değerine olan oranı gözetildiğinde makul sınırın aşıldığı, tüm bu olgular karşısında miras bırakanın temliklerdeki irade ve amacının mirasçılarından mal kaçırmak olduğunun davacı tarafça ispat edildiği sonucuna varılmıştır. 31. Muvazaa iddiası ispatlandığından mahkemece, dava konusu 9, 630 ve 678 parsel sayılı taşınmazlar yönünden tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, mahkemece hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 32. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; miras bırakanın kendisine yakınlarının bakmasını istemesi ve bunun için de mal varlığının önemli bir kısmını devretmesinin olağan olduğu, murisin ölmeden üç ay önce hasta iken vekâleten yaptığı bağışlama akdi ile ölünceye kadar bakma akdinin yapılış tarihleri göz önüne alınarak murisin mal kaçırma kastı ile hareket etmediğinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 33. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/2210, K. 2015/11455Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2014/2210 E.  ,  2015/11455 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : SEFERİHİSAR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/10/2013 NUMARASI : 2012/181-2013/250 Taraflar arasında görülen tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 07.10.2015 Çarşamba günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı Z.. O.. ve vekili Avukat T. A. ile temyiz edilenler vekili Avukat A. Ö. geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı bedel isteğine ilişkindir. Davacı, mirasbırakan F. Ş. 'ün mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla … parsel sayılı taşınmazı kardeşi …'dan yeğeni davalı …'a temlik ettiğini, taşınmazın ondan dava dışı Ş. Y…'ya, ondan da, E. Ö. 'e satış suretiyle temlik edildiğini, ilk satışın bedelsiz olduğunu ileri sürerek, taşınmazın dava tarihindeki değerinden miras payına isabet eden şimdilik 10.000,00 TL bedelin tahsili talebiyle eldeki davayı açmış, yargılama sırasında talebini bilirkişinin tespit ettiği değere göre 122.882,66 TL olarak artırmış ve harcını tamamlamıştır. Davalı, kendisini murisin büyüttüğünü, çocuğu gibi sevdiğini, 2008 yılında muris hastalanınca bir çok kez Almanya'dan gelip tedavisine maddi ve manevi destek olduğunu, murisin de karşılıksız yardımı kabul etmeyerek dava konusu yeri almasını isteyince bedelini ödeyerek taşınmazı satın aldığını, muvazaanın söz konusu olmadığını, satışların gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, yargılama sırasında temlikin minnet duygusu ile yapıldığını bildirmiştir. Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın davalıya, ondan da dava dışı kişilere satış suretiyle temlik edildiğini, dosya kapsamı ile davalının murise hastalığı döneminde para gönderdiği, maddi yardımda bulunduğu, satış bedelinin para dışında hizmet şeklinde de ödenebileceği, taşınmazın temlikini murisin davalıya minnet duygusu ile yaptığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; murisin çekişme konusu … parsel sayılı taşınmazı 02.12.2009 tarihli akitle yeğeni davalı S. 'a, onun da 08.10.2010 tarihli akitle dava dışı Ş. Y. 'na, onun da 20.01.2012 tarihli akitle E. Ö.'e satış suretiyle temlik ettikleri anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK.) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK:) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; muris F. Ş. 'ün 1955 doğumlu, bekar ve çocuksuz olduğu, davalının murisin kardeşi Z. 'dan yeğeni olduğu, evli ve Almanya'da yaşadığı, murisin davalıyı kendi çocuğu gibi gördüğü, murise 27.10.2009 tarihinde Özel İzmir Hastanesi'nde “rektun CA ve akciğer batın içine yaygın metastaslı” kanser teşhisi konulduğu, murisin bundan sonra 2 ay içinde dava konusu taşınmazı kızı gibi gördüğü davalıya satış suretiyle devrettiği, davalının ise taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını savunduğu, daha sonra ise murisin bakımı ile ilgilendiği için temlikin minnet duygusu ile yapıldığının bildirildiği, mahkemece de son savunmaya itibar edilerek sonuca gidildiği görülmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, 1086 sayılı HUMK'un 202/2.maddesinde, “müddeialeyh cevap layihasını hasmına tebliğ ettirdikten sonra onun muvafakati olmaksızın müdafaa sebeplerini tevsi veya tebdil edemez.” düzenlemesine yer verilmiş, yine, 6100 sayılı HMK.nin 141. maddesi'nde de, “ taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler……..Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez veya değiştirilemez” hükmü getirilmiştir. Diğer taraftan; satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir. (Hukuk Genel Kurulu'nun 29.4.2009 günlü 2009/1-130 sayılı kararı). Esasen, yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 1.4.1974 günlü, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Başka bir ifade ile murisin iradesi önem taşır. Öte yandan; aynı davacının aynı murisin yaptığı temlikle ilgili olarak aynı davalı ve annesi Z.. A.. aleyhine aynı hukuksal nedene dayalı Urla Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/246 Esas sayılı dosyası ile açtığı dava bulunduğu, o davada da … ve … parsel sayılı taşınmazların davalılara satış suretiyle temlikinin minnet duygusu ile yapıldığı kabul edilerek davanın 19.12.2013 tarihinde 2013/640 karar ile reddine karar verildiği, davacının temyizi üzerine Dairenin 2014/6709 esasında temyiz incelemesinin yapılmakta olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda değinilen somut olgular, açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde; mirasbırakanın satışa ihtiyacı bulunmadığı, Urla'da kendi evinde yaşadığı, tanık beyanları ile sağlık harcamalarını kendisinin karşıladığı, satış bedelinin düşük olduğu, dosya kapsamı ve Dairece temyiz incelemesi yapılan diğer dava dosyası kapsamından, murisin kanser olduğunu öğrendikten sonra tüm mal varlığını, çok sevdiği davalı ve onun annesi kız kardeşi Z.'ya aktardığı, dava konusu taşınmazın temliki bakımından da gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırma olduğu, davalının savunmasını genişletmesine davacının muvafakat etmediği gibi, semen yerine geçebilecek, minnet duygusunu gerektiren bir bakımın yapıldığının da ispat edilemediği sonucuna varılmaktadır. Hâl böyle olunca; davacının harcını ikmal ettiği oranda bedel isteği bakımından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir. Kabule göre de, davacının dava konusu ettiği ve miras payına göre harcını ikmal ettiği dava değeri üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken satış tarihi değeri üzerinden çekişmeye konu edilen miras payı da dikkate alınmadan yüksek avukatlık parasına karar verilmesi de doğru değildir. Davacının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 31.12.2014 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.100.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, 07.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Görünürdeki satış ve gizli bağış

Muvazaada görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradesine uymaz ve ilke olarak sonuç doğurmaz. Taşınmaz devrinde gizli bağışın öngörülen şekil koşullarını taşımaması da geçersizlik incelemesinin parçasıdır. Miras hakkı çiğnenen mirasçılar, resmi sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğinin tespitini ve bu sözleşmeye dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilir.

Dava açabilecek mirasçılar

Saklı pay sahibi olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen mirasçılar görünürdeki satışın muvazaalı olduğunu ve gizli bağışın şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilir. Dava açan mirasçılar, miras bırakan ile kendisine devir yapılan kişi arasındaki sözleşmenin tarafı değildir; üçüncü kişi konumundadır.

Mal kaçırma amacı ve ispat yükü

Bu incelemenin uygulanabilmesi, miras bırakanın mirasçılardan mal kaçırma amacının bulunmasına bağlıdır. Bu amaç yoksa aynı çerçeve uygulanamaz. Temlikteki gerçek irade ve amacın mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu kanıtlama yükü, bunu ileri süren davacıya aittir.

Gerçek iradenin belirlenmesi

Gerçek irade belirlenirken miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul nedeninin bulunup bulunmadığı, bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkileri, miras bırakanın yaşı, sağlık durumu ve temlik edilen malın tüm mameleke oranı değerlendirilir. Ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimler, olayların olağan akışı, devralanın alım gücü, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark ve taraflarla miras bırakan arasındaki beşeri ilişkiler de birlikte gözetilir.

Tanık beyanları, tarafların ekonomik durumu, kararlaştırılan bedelin ödenip ödenmediği ve miras bırakanın davranışları da bu araştırmada önem taşır. Bu unsurlar her olayda aynı sonuca götüren zorunlu bir liste değildir; gerçek amacın belirlenmesine yarayan olgular olarak değerlendirilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2015/5824 E., 2018/1066 K. sayılı kararında, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve terditli tenkis isteminde miras bırakana ait başka malvarlığının, mal satma ihtiyacının, taşınmaz üzerindeki haciz ve ipotekleri kimin kaldırdığının ve gerçek iradeye ilişkin tanık beyanlarının yeterince araştırılmaması bozma nedeni kabul edilmiştir. Bu sonuç, anılan davadaki eksik araştırmaya ilişkindir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/5824, K. 2018/1066Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/5824 E.  ,  2018/1066 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 21.02.2018 Çarşamba günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili vekili Avukat … geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakanları … … 39 parsel sayılı 74.800 m2 tarla vasıflı taşınmazdaki 23/24 payını oğlu …’e 24/03/1994 tarihinde satış göstermek sureti ile temlik ettiğini, …’in de söz konusu taşınmazı davalı …’e 13.10.1999 tarihinde satış sureti ile devrettiğini, yapılan işlemlerin bedelsiz ve muvazaalı olarak, mirasçılardan mal kaçırma amacı ile yapıldığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile payları oranında adlarına tesciline, olmadığı takdirde tenkisine karar verilmesini istemişler,davacılardan …, yargılamanın devamı sırasında sunduğu 13.12.2013 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini bildirmiştir. Davalı, dava konusu taşınmazı 17 yıl önce kayınpederinden bedelini ödeyerek satın aldığını kayınpederi … de murisin icra dairelerine borçlarını ödeyerek kalan bedelide elden vererek taşınmazı satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacı … tarafından açılan davanın feragat nedeni ile diğer davacıların açtığı tapu iptal tescil davasının ispatlanamadığı gerekçesi ile terditli olarak açılan tenkis davasının da hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeni ile reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakan 1917 doğumlu …’ın 10.12.1997 tarihinde öldüğü, geriye davacı çocukları …, …, …,…, …, …, …, …, …, … ile dava dışı çocukları …, …, … ve 1998 yılında vefat eden oğlu …’in eşi … ile çocukları … … ile …’nin kaldıkları, davalının murisin oğlu …’in gelini olduğu, çekişme konusu 39 parsel sayılı 74.800 m2 tarla vasıflı taşınmazın 23/24 hissesi muris adına kayıtlı iken, 24.03.1994 tarihinde satış ile oğlu …’e temlik edildiği, … tarafından da 13.10.1999 tarihinde davalı …’e satış gösterilerek devredildiği, dava konusu taşınmazın devrine ilişkin resmi senette taşınmaz üzerinde 7 farlı icra dosyasından haciz ve 5 ayrı ipotek bulunduğu, davalı delilleri arasında bildirilen haciz dosyaları ile ilgili olarak yazılan müzekkere cevaplarında dosyaların imha edildiğinin bildirildiği, davacılardan …’in 13.12.2103 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiği 17.12.2013 tarihli dilekçesinde de dava dışı … aldığı 1.500.TL karşılığında davadan feragat ettiğini beyan ettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; mahkemece hükme yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme imkanı yoktur. Şöyle ki; özellikle mirasbırakana ait başka malvarlığı bulunup bulunmadığı, mal satmaya ihtiyacının olup olmadığı, dava konusu taşınmaz üzerindeki haciz ve ipoteklerin kim tarafından kaldırıldığının araştırılıp değerlendirilmediği, çiftçilikle uğraşan murisin taşınmaza konan haciz ve ipotek borçlarının tespiti ile taşınmazın satış tarihindeki değeri mukayese edilerek taşınmazın satılmasını gerektirecek durumun olup olmadığının irdelenmesi gerektiği gibi davacı tarafından bildirilen ve mahkemece dinlenen tanıkların dava konusu olayla ilgili olarak beyanlarının yeterli olmadığı, yeniden mirasbırakanın gerçek iradesinin tespiti için dinlenmeleri gerektiği anlaşılmaktadır. O halde, yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, toplanacak delillerin toplanan delillerle birlikte değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yetinilerek karar verilmiş olması doğru değildir. Davacıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.02.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. -KARŞI OY- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil olmazsa tenkis istemine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakanları …'ın paydaşı olduğu 39 parsel sayılı taşınmazdaki 23/24 payını 24.03.1994 tarihinde dava dışı oğlu … … devrettiğini, temlikin mirasttan mal kaçırma amaçlı bedelsiz ve muvazaalı olduğunu, … de … mirasçılarının hak talebini önlemek amacıyla 23/24 payı 13.10.1999 tarihinde gelini … temlik ettiğini, davalının iyiniyetli sayılamayacağını ileri sürerek, miras payları oranında tapunun iptaliyla adlarına tescilini istemişlerdir. Davalı, bedelini ödeyerek kayınpederinden pay satın aldığını, iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacı …'in davası ferağat nedeniyle, diğer davacıların tapu iptal ve tescil davası kanıtlanamadığı, tenkis davası ise hak düşürücü sürede açılmadı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Dava konusu 39 parsel sayılı taşınmazın 23/24 payı taraflar mirasbırakanı … adına kayıtlı iken 24.03.1994 tarihli resmi senetle 45.000.000TL bedelle …'a satıldığı ayni resmi senetle dava dışı …'in de 6 parsel sayılı taşınmazını …'a sattığı, …'ın da 39 parsel sayılı taşınmazda ki 23/24 payını 13.10.1999 tarihinde gelini davalı …'a sattığı saptanmıştır. Davacıların, mirasbırakan tarafından yapılan ilk temlikin bedelsiz ve muvazaalı olduğu iddiasına karşılık, davalı, ilk el kayınpederi … mirasbırakan İbrahim'in borclarını ödemesi nedeniyle temlikin yapıldığını savunarak tapu kayıtları ve icra dosyalarına delil olarak dayanmıştır. İlk temlikin yapıldığı 24.03.1994 tarihli resmi senedin incelenmesinde, 39 parsel sayılı taşınmaz pay satışının 45.000.000TL bedelle yapıldığı, senedin şerhler kısmında … . İcra Müdürlüğünün 1989/565, … .İcra Müdürlüğünün 1989/1364, … . İcra Müdürlüğünün 1988/379, … . İcra Müdürlüğünün 1991/26, … . İcra Müdürlüğünün 1990/3365, … . İcra Müdürlüğünün 1990/1314, … . İcra Müdürlüğünün 1991/26 takip sayılı dosyalarından haciz şerhi bulunduğu, rehinler kısmında ise … Bankası lehine, 25.000.000TL, 13.000.000TL, 20.000.000TL, 39.000.000TL, 11.000.00TL bedelli 5 adet ipotek şerhi bulunduğu, güncel tapu kaydında haciz ve ipotek şerhlerinin kayıtlardan silindiği tespit edilmiştir. Öte yandan, … . İcra Müdürlüğünün 1990/ 3365 Takip sayılı icra dosyasında alacaklı vekilince, 26.01.1994 tarihinde 6 ve 39 parsel sayılı taşınmazlardaki haczin paraya çevrilmesini talep edildiği, aynı günlü kararla avas yatırıldığında satış işlemlerinin yapılmasına karar verildiği, 22.03.1994 tarihinde 6 parselde yeniden kıymet takdiri yapılmasının talep edildiği, 25.03.1994 tarihinde de alacaklı vekilinin, takipten feragat etttiklerini belirterek, satışın düşürülmesi ve haczin fekkini talep ettiğini, ibraz edilen belgelerden anlaşılmaktadır. Yine, "Belgedir" başlıklı, 04.04.1995 tarihli Av. … imzalı yazıda, " … . İcra Müdürlüğünün 1990/3365 takip sayılı dosyada takipten ve alacaktan feragat beyanında bulunularak dosyanın işlemden kaldırıldığı, borçlu … borcu 90.000.000TL'nin oğlu … tarafından ödendiğine dair belgenin düzenlendiği" belirtilmektedir. Somut olayda, mirasbırakan …'ın 39 parsel sayılı taşınmazdaki pay devrini yaptığı 24.03.1994 tarihinde, mirasbırakana ait pay üzerinde 7 adet haciz şerhi ve 5 adet ipotek şerhinin bulunduğu, … . İcra Müdürlüğünün 1990/3365 takip sayılı dosyasında, alacaklı vekilinin 26.01.1994 tarihinde satış talebinde bulunması üzerine satış kararının verildiği, taşınmazın üzerindeki haciz ve ipoteklerkle birlikte 24.03.1994 tarihinde …'a 45.000.000TL bedelle satıldığı, 25.03.1994 tarihinde icra dosya alacaklı vekilinin alacak ve takipten feragat etmesi üzerine haciz fek edilerek satışın düşürüldüğü, 04.04.1994 tarihli belgeye göre de 90.000.000TL icra dosya borcunun … tarafından ödendiği, güncel tapu kaydına göre pay üzerindelki tüm haciz ve ipoteklerin kalkmış olduğu, doğal olarak ipotek ve hacizli borçların tapu maliki tarafından ödendiğinin kabulünün gerekeceği, bu olgular ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde mirasbırakan … İcra dosyasından satılacak olan taşınmazını icra dosya borcunu ödeyen oğlu … bedeli karşılığında sattığı, ilk temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve bedelsiz olduğu davacılar tarafından kanıtlanamadığından, üçüncü kişi olan davalının kötüniyetinin araştırılmasına gerek bulunmadığı, gibi mirasbırakanın 10.12.1997 tarihinde öldüğü eldeki davanın 30.09.2011 tarihinde açıldığı tenkis iddiası yönünden de davanın süresinde açılmadığı anlaşılmaktadır. Belirtilen nedenlerle, yerel mahkemenin davanın reddine ilşikin kararının onanması görüşünde olduğumuzdan, Daire çoğunluğun kararın bozulması yönündeki kararına katılamıyoruz.

Ölünceye kadar bakma karşılığı temlik

Ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yapılan temlikin geçerliliği için, sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinimin sözleşmeden sonra doğması veya alacaklının ölümüne kadar çok kısa sürmesi de sözleşmenin geçerliliğine etkili olmaz. Buna rağmen miras bırakanın mirasçıyı miras hakkından yoksun bırakma amacı varsa muvazaa araştırması ayrıca yapılır; bakım sözleşmesi biçimindeki görünüş bu amacı kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Bedelin para dışında kararlaştırılması

Satış bedelinin mutlaka para olması gerekmez; belirli bir hizmet veya emek de bedel olabilir. Miras bırakan gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazda iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak açıklamış ve amacı mirasçıyı miras hakkından yoksun bırakmaksa muvazaa incelemesi yapılır.

Savunmanın sonradan değiştirilmesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2014/2210 E., 2015/11455 K. sayılı kararında, ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra savunmanın genişletilemeyeceği veya değiştirilemeyeceği kuralı, sonradan ileri sürülen minnet savunması bakımından uygulanmıştır. Kararda davacının muvafakatinin bulunmadığı ve bakımın ispat edilmediği de belirtilmiştir. Kural Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 141 ve önceki usuldeki Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m. 202/2 bağlantısıyla ele alınmıştır.

Muvazaanın ispatlandığı bir bozma kararı

Hukuk Genel Kurulunun 2022/388 E., 2024/97 K. sayılı kararında, dava konusu 9, 630 ve 678 parsel sayılı taşınmazlar yönünden muvazaa iddiası ispatlandığından tapu iptali ve tescil isteminin kabulü gerekirken direnilmesi hatalı görülmüş ve direnme kararı bozulmuştur. Bu hüküm anılan parseller hakkındadır; her satış görünümlü devrin muvazaalı olduğu sonucu çıkarılmaz.

Saklı payı olmayan mirasçı dava açabilir mi?

Miras hakkı çiğnenmişse açabilir. Saklı pay sahibi olsun olmasın mirasçı, görünürdeki satışın muvazaalı olduğunu ve gizli bağışın şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptalini isteyebilir.

Muris muvazaasında ispat yükü kimdedir?

Gerçek amacın mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu kanıtlamak, bunu ileri süren davacıya düşer. Davacı mirasçı sözleşmenin tarafı olmadığından üçüncü kişi konumundadır ve iddiasını tanık dahil her türlü delille kanıtlayabilir.

Bakım gereksinimi sözleşmeyi nasıl etkiler?

Sözleşmenin düzenlendiği tarihte özel bakım gereksinimi bulunması zorunlu değildir. Gereksinimin sonradan doğması veya çok kısa sürmesi geçerliliğe etkili olmaz. Mirasçılardan mal kaçırma amacı varsa bu açıklama muvazaa araştırmasını ortadan kaldırmaz.

Satış bedeli yalnızca para olmak zorunda mıdır?

Hayır. Bedelin mutlaka para olması gerekmez; belirli bir hizmet veya emek de bedel olabilir. Miras bırakanın gerçek iradesi mirasçıyı miras hakkından yoksun bırakmaksa işlemin bu biçimde gösterilmesi ayrıca incelenir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu