Sağ Kalan Eşin Miras Payı, Saklı Payı ve Mal Rejimi Tasfiyesi

by Avukat Erdal Ersoy
Sağ Kalan Eşin Miras Payı, Saklı Payı ve Mal Rejimi Tasfiyesi

Mirasbırakanın vefatı durumunda sağ kalan eş, evlilik birliğinden kaynaklanan mal rejiminin tasfiyesini isteme hakkına sahip bir alacaklı ve aynı zamanda tereke üzerinde yasal miras hakkı bulunan bir mirasçıdır. Miras taksimine geçilmeden önce eşler arasındaki mal rejiminin tasfiye edilmesi kanuni bir öncelik taşır ve mal rejiminin tasfiyesine ilişkin dava, miras taksimi davası bakımından bekletici mesele yapılır. Terekeye dahil mal varlığı üzerinden öncelikle tasfiyeden doğan borçlar karşılanır, ardından kalan net tereke miktarı üzerinden mirasçıların payları belirlenir. Mirasın açılmasıyla birlikte sağ kalan eş dahil olmak üzere tüm mirasçılar, tereke üzerinde elbirliğiyle mülkiyet sahibi olur ve terekeye ait haklar üzerinde yapılacak tüm tasarruflarda ortak hareket etmeleri gerekir.

Sağ Kalan Eşin Zümrelere Göre Yasal Miras Payı Oranları

Türk Medeni Kanunu'nun 499. maddesi gereğince sağ kalan eşin tereke üzerindeki yasal payı, kendisiyle birlikte mirasçı olan zümrenin derecesine göre farklılaşır. Eşin, mirasbırakanın çocukları veya torunlarından oluşan altsoyu ile birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payı terekenin dörtte biridir (1/4). Terekenin geriye kalan dörtte üçlük (3/4) bölümü ise birinci zümreye mensup altsoy mirasçıları arasında paylaştırılır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 499Kaynağı aç
Madde 499- Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana aşağıdaki oranlarda mirasçı olur: 1. Mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri, 2. Mirasbırakanın ana ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa, mirasın yarısı, 3. Mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte üçü, bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe kalır. C. Evlâtlık

Mirasbırakanın altsoyunun bulunmadığı ihtimallerde sağ kalan eş, ikinci zümre olan mirasbırakanın ana ve babası ile onların altsoyuyla birlikte mirasçı konumuna gelir. Türk Medeni Kanunu'nun 499. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bu durumda eşin payı mirasın yarısıdır (1/2); kalan yarı ise ikinci zümre mirasçılarına intikal eder. İkinci zümrede de hiçbir mirasçı bulunmadığı takdirde eş, mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ile onların çocuklarından oluşan üçüncü zümreyle mirasçı olur ve terekenin dörtte üçünü (3/4) alır. Sayılan bu zümrelerde hiçbir mirasçının mevcut olmaması durumunda ise mirasın tamamı sağ kalan eşe tahsis edilir.

Sağ Kalan Eşin ve Zümrelerin Saklı Pay Oranları

Mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünün sınırını oluşturan saklı paylar, Türk Medeni Kanunu'nun 506. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan düzenleme uyarınca mirasbırakanın altsoyunun saklı payı, yasal miras payının yarısıdır. Mirasbırakanın ana ve babasından her biri için öngörülen saklı pay ise kendi yasal miras paylarının dörtte biridir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 506Kaynağı aç
Madde 506- Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir: 1. Altsoy için yasal miras payının yarısı, 2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri, 3. (Mülga: 4/5/2007-5650/2 md.) 4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü. III. Tasarruf edilebilir kısmın hesabı 1. Borçların indirilmesi

Sağ kalan eşin saklı payı, terekeyi paylaştığı mirasçı grubuna göre kanunen belirlenir. Türk Medeni Kanunu'nun 506. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca sağ kalan eş; mirasbırakanın altsoyu ya da ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olduğunda yasal miras payının tamamı oranında saklı paya sahiptir. Eşin diğer hâllerde mirasçı olması durumunda ise saklı payı, yasal miras payının dörtte üçü olarak uygulanır.

Mal Rejiminin Tasfiyesi ve Katılma Alacağının Tereke Borcu Niteliği

Eşler arasında 1 Ocak 2002 tarihinden önce edinilmiş mallar bakımından mal ayrılığı rejimi, bu tarihten sonra edinilen mallar için ise yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Türk Medeni Kanunu'nun 236. maddesinin birinci fıkrası uyarınca edinilmiş mallara katılma rejiminde her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur ve alacaklar karşılıklı olarak takas edilir. Eşlerden birinin zina eylemi veya cana kastı sebebiyle evliliğin boşanmayla sonuçlanması durumunda hâkim, kusurlu tarafın artık değerdeki pay oranını hakkaniyet ölçüsünde indirebilir veya tamamen kaldırabilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 236Kaynağı aç
Madde 236- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. 2. Sözleşmeye göre a. Genel olarak

Evliliğin ölümle son bulması hâlinde sağ kalan eşin katılma payı, katkı payı ve değer artış payı gibi tasfiye alacakları birer tereke borcu kabul edilir. Mirası reddetmemiş veya mirasçılıktan çıkarılmamış olan diğer mirasçılar, bu borçlardan ötürü sağ kalan eşe karşı müteselsil sorumluluk taşır. Söz konusu tasfiye alacakları tereke mevcudundan düşüldükten sonra kalan net tereke üzerinden miras payları dağıtılır. Bununla birlikte mirasbırakanın başka hiçbir yasal mirasçısının bulunmaması ve sağ kalan eşin tek başına mirasçı olması hâlinde, alacaklı ve borçlu sıfatları aynı kişide birleştiğinden mal rejimine dayalı alacak hakkı sona erer.

Aile Konutu ve Ev Eşyasına İlişkin Haklar

Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi amacıyla mal rejiminin tasfiyesi kapsamında Türk Medeni Kanunu'nun 240. maddesine dayanarak ölen eşine ait ve birlikte yaşadıkları konut üzerinde, katılma alacağına mahsup edilmek ve yetmediği takdirde bedel eklenmek koşuluyla intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesindeki farklı düzenlemeler saklıdır. Eş aynı şartlar dairesinde ev eşyası üzerinde kendisine mülkiyet hakkı verilmesini de talep edebilir. Haklı sebeplerin bulunması durumunda ise sağ kalan eşin veya diğer yasal mirasçıların istemiyle konut üzerinde intifa ya da oturma hakkı yerine mülkiyet hakkı tesis edilebilir. Mirasbırakanın meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı faaliyeti sürdürmesi için gerekli olan bölümlerde eş bu hakları kullanamaz; ayrıca tarımsal taşınmazlara ilişkin özel miras hükümleri saklı tutulmuştur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 240Kaynağı aç
Madde 240- Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır. Sağ kalan eş, aynı koşullar altında ev eşyası üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir. Sağ kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır. 3. Üçüncü kişilere karşı dava

Eşin konut ve eşyaya yönelik talebi miras hukukundan da kaynaklanabilir. Türk Medeni Kanunu'nun 652. maddesi gereğince tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut yer alıyorsa, sağ kalan eş bunlar üzerinde miras payına mahsuben kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. Paylaşımda haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya diğer yasal mirasçılardan birinin talebiyle mülkiyet yerine oturma ya da intifa hakkı verilmesine hükmedilebilir. Mirasbırakanın meslek ve sanatını icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı mesleği icra etmesi için zorunlu olan alanlarda eş bu mahsup imkanından yararlanamaz ve tarımsal taşınmaz kuralları saklıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 652Kaynağı aç
Madde 652- Eşlerden birinin ölümü hâlinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya mirasbırakanın diğer yasal mirasçılarından birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar verilebilir. Mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek ve sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde, sağ kalan eş bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır. E. Özellikleri olan eşya I. Bütünlük oluşturan veya aile belgeleri ile özel anı değeri olan eşya

Boşanma Sürecinde Ölüm ve Evliliğin Mutlak Butlanının Mirasçılığa Etkisi

Türk Medeni Kanunu'nun 181. maddesinin birinci fıkrası gereğince boşanan eşler birbirlerinin yasal mirasçısı olamayacağı gibi, boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça kaybederler. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca, boşanma davası devam ederken eşlerden birinin vefat etmesi durumunda, ölen eşin mirasçılarından birinin davayı sürdürerek diğer eşin kusurunu kanıtlaması hâlinde de bu sonuç geçerli olur; sağ kalan eş yasal mirasçı olamayacağı gibi önceki ölüme bağlı tasarruflardan doğan haklarını da yitirir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 181Kaynağı aç
Madde 181- Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler. (Değişik ikinci fıkra: 31/3/2011-6217/19 md.) Boşanma davası devam ederken, ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. VIII. Çocuklar bakımından ana ve babanın hakları 1. Hâkimin takdir yetkisi

Evliliğin geçerliliğini sakatlayan hâller Türk Medeni Kanunu'nun 145. maddesinde mutlak butlan sebepleri olarak düzenlenmiştir. Eşlerden birinin evlenme anında evli bulunması, sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olması, evlenmeye engel derecede akıl hastalığı taşıması veya eşler arasında evlenmeye kanunen engel hısımlığın yer alması durumunda evlilik mutlak butlanla batıldır. Bu dava kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen açılabileceği gibi ilgisi bulunan herkesçe de ikame edilebilir. Ancak ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmesi hâllerinde davayı yalnız bu durumdaki eş açabilir; önceki evlilik sona ermiş ve ikinci evlilikteki diğer eş iyiniyetli ise butlana hükmedilemez.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 145Kaynağı aç
Madde 145- Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır: 1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması, 2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması, 3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması, 4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması. II. Dava açma görevi ve hakkı
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 146Kaynağı aç
Madde 146- Mutlak butlan davası, Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen açılır. Bu dava, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir. III. Dava hakkının sınırlanması veya kalkması
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 147Kaynağı aç
Madde 147- Sona ermiş bir evliliğin mutlak butlanı Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen dava edilemez; fakat her ilgili, mutlak butlanın karar altına alınmasını isteyebilir. Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Evliyken yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliği mutlak butlan kararı verilmeden önce sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetli ise, bu evlenmenin butlanına karar verilemez. B. Nisbî butlan I. Eşlerin dava hakkı 1. Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk

Evliliğin vefat sebebiyle sona erdiği durumlarda Cumhuriyet savcısı mutlak butlan davasını kendiliğinden açamaz; buna karşılık hukuki menfaati bulunan her ilgili butlanın mahkemece karar altına alınmasını talep edebilir. İlgililerce butlan davası açılmadığı müddetçe kanunun koruduğu iyiniyet karinesi geçerlidir ve eş evlenme anında iyiniyetli kabul edilir. Türk Medeni Kanunu'nun 159. maddesi gereğince evlenmenin butlanını bizzat dava etme hakkı mirasçılara geçmemekle birlikte, mirasçılar murisin sağlığında açtığı davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme anında iyiniyetli olmadığı tespit edilen sağ kalan eş yasal mirasçı olamaz ve ölüme bağlı tasarruflarla edindiği menfaatleri yitirir. Nitekim Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2012/4874 Esas ve 2012/7155 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, ölen eşin mirasçılarının butlanın iptalini istemekte doğrudan menfaatleri bulunmakta olup evlenme tarihinde murisin fiil ehliyetinden yoksun olduğunu bilen ve bu sebeple iyiniyetli sayılamayan sağ kalan eşin yasal mirasçılığı sona erdirilerek mirasçılık belgesi iptal edilir. Mirasçılık belgesinin iptali davalarında sağ kalan eşin evlenme sırasındaki iyiniyetinin sulh hukuk mahkemesince incelenip karara bağlanması zorunludur.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2012/4874, K. 2012/7155Kaynağı aç
7. Hukuk Dairesi         2012/4874 E.  ,  2012/7155 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava, mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesi istemine ilişkindir. İddia, savunma, toplanıp değerlendirilen deliller ve tüm dosya kapsamına göre davalı ile muris arasındaki evliliğin ölüm ile sona erdiği, murisin diğer mirasçılarından … tarafından, muris ile davalı arasındaki evliliğin iptali için murisin ölüm gününden sonra açılan dava sonucunda mutlak butlan nedeniyle evliliğin iptaline karar verildiği, eldeki davada aynı davacı tarafından evliliğin mutlak butlanla iptal edilmesi karşısında eşin mirasçı olamayacağı öne sürülerek Kadıköy 3. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen 07.04.2005 tarih 2005/411-359 esas ve karar sayılı mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesini talep ettiği görülmektedir. Mahkemece davalı eş …'nun mirasçı olamayacağının kabulüne dair önceki günlü ilamın Dairemizce, davacı ile murisin evliliğinin ölüm ile sonuçlandığı, butlan davasının sonucunun mirasçılık belgesi verilmesi yönüyle etkili olamayacağından davanın reddi gerektiği gerekçesi ile bozulduğu, yerel mahkemece de bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmesi üzerine davacı tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır. Dairemiz 24.03.2011 tarihli 2010/6988 esas 2011/1809 karar sayılı bozma ilamında işaret edilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.10.1994 tarih ve 1993/2 ve 756 esas ve 1994/638 karar sayılı ilamının 743 Sayılı Medeni Kanunun yürürlükte bulunduğu döneme ait olduğu, eldeki davada ise muris …'nun 12.03.2005 olan ölüm gününde yürürlükte bulunan 4271 Sayılı Medeni Kanunun uygulanması gerektiği kuşkusuzdur. Bir başka anlatımla murisin ölüm gününün 743 Sayılı Medeni Kanunun yürürlükte bulunduğu dönemde olduğu değerlendirilerek Dairemizce verilen bozma ilamının madddi yanılgıya dayalı olarak verildiği anlaşılmaktadır. Oysa ki; miras bırakanın ölüm gününde yürürlükte bulunan 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 146 ve 147. maddelerinde öngörüldüğü üzere mutlak butlan davasının ilgili olan herkes tarafından açılabileceğinin belirtilmesi karşısında 159. maddesinde öngörülen dava hakkının mirasçılara geçmeyeceği hükmünün, ilgililer yönünden uygulanmasının mümkün olmadığı, bir başka anlatımla mutlak butlanla evlilik birliğinin iptalini istemekte ölen eşin mirasçılarının doğrudan menfaatinin bulunduğunun kabulü gerekir. Aynı Kanunun 159. maddenin 2. cümlesinde "Dava sonucunda evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş yasal mirasçı olamayacağı gibi daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder" hükmü getirilmiştir.(HGK. 2011-7-695 esas 2011/673 karar 02.11.2011 tarihli ilamı) Hal böyle olunca; muris ile sağ kalan davalı eş … arasındaki evliliğin murisin ölüm gününden sonra, murisin alzheimer hastası olması nedeniyle evlilik tarihinde fiil ehliyetine sahip bulunmadığı yönünde verilen Adli Tıp raporu gerekçe gösterilerek mutlak butlanla iptal edilmesi karşısında belirlenmesi gereken sağ kalan davalı eşin iyiniyetli olup olmadığıdır. Muris ile evlenmeden önce murisin yanında 5 yıl boyunca yatılı yardımcısı olarak çalışan davalının, evlilik tarihinde 91 yaşında olan murisin alzheimer hastası olduğunu bilmemesi hayatın olağan akışına aykırı olup, iyiniyetli olmadığının kabulü gerekir. O halde, mahkemece sağ kalan davalı eşin iyiniyetli olmadığı, murisin mirasçısı olamayacağı kabul edilerek önceki günlü mirasçılık belgesinin iptali ile muris …'nun davalı eş … dışındaki diğer mirasçıları ve payları belirlenerek yeniden mirasçılık belgesinin verilmesi gerekirken maddi yanılgıya dayalı olarak verilen Dairemiz 24.03.2011 tarihli 2010/6988 esas 2011/1809 karar sayılı bozma ilamına uyularak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı …'nun temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde ilgilisine iadesine, 17.10.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 159Kaynağı aç
Madde 159- Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak, mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder. F. Yetki ve yargılama usulü

Mirastan Feragat Sözleşmesi ve Mirasçılık Belgesi Talebi

Türk Medeni Kanunu'nun 528. maddesi uyarınca mirasbırakan, mirasçısı ile karşılıklı (ivazlı) veya karşılıksız (ivazsız) mirastan feragat sözleşmesi akdedebilir; feragat eden kimse mirasçılık sıfatını kaybeder. Karşılık sağlanarak yapılan feragat, sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça feragat edenin altsoyu bakımından da hukuki sonuç doğurur. Türk Medeni Kanunu'nun 529. maddesine göre mirastan feragat sözleşmesi belirli bir kişi lehine yapılmış olup bu kişinin herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde feragat hükümden düşer. Sözleşme belirli bir kişi lehine yapılmamışsa en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde feragat yine hükümden düşer.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 528Kaynağı aç
Madde 528 – Mirasbırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir. Feragat eden, mirasçılık sıfatını kaybeder. Bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur. 2. Hükümden düşmesi
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 529Kaynağı aç
Madde 529- Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmış olup bu kişinin herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat hükümden düşer. Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat yine hükümden düşer. 3. Tereke alacaklılarının hakları

Mirasbırakanın eşinin herhangi bir karşılık almaksızın ivazsız olarak mirastan feragat etmesi durumunda, feragat edenin altsoyu mirasçılık sıfatını kaybetmez. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2019/2152 Esas ve 2019/7969 Karar sayılı ilamına göre ivazsız feragatten yalnızca feragat edenin altsoyu yararlanır; Türk Medeni Kanunu'nun 28. ve 582. maddeleri çerçevesinde feragat anında ana rahminde bulunan cenin de sağ doğmak koşuluyla bu paydan hak kazanır, ölü doğan çocuk ise mirasçı olamaz. Bununla birlikte eşin zümre mirasçısı olmaması sebebiyle kök içi halefiyet kuralının eşe teşmil edilemeyeceği ve feragat edilen hissenin murisin diğer altsoylarına paylaştırılması gerektiği yönünde farklı hukuki yaklaşımlar da ileri sürülmektedir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2019/2152, K. 2019/7969Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2019/2152 E.  ,  2019/7969 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesi davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 18.02.2019 gün ve 2016/15951 Esas ve 2019/1359 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Davacılar …, …, … vekili ve mirasçı … vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili, muris …’a ait Beykoz Sulh Hukuk Mahkemesi 2008/1896-2008/1690 E. K. sayılı mirasçılık belgesinde murisin ikinci eşi davalı …’a mirasçı olarak pay dağıtıldığı, oysa davalı 2. eş …’ın Ankara 4. Noterliği 17.10.1984 tarih ve … yevmiye numaralı mirastan feragat sözleşmesi imzaladığını ve muris …’ın mirasçısı olmadığından bahisle Beykoz Sulh Hukuk Mahkemesi 2008/1896-2008/1690 E. K. sayılı mirasçılık belgesinin iptalini istemiştir. Asli Müdahil mirasçı … vekili, davalı olan annesi …’ın ivazsız olarak mirastan feragat ettiğini, MK 475. maddesi gereğince annesi …’ın miras payının altsoyu olduğundan kendisine geçeceğinden bahisle davaya müdahale talebinde bulunmuştur. Mahkemece, ilk olarak davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün davalı … vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2009/5603 Esas 2010/903 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davalı …’ın mirastan feragat ettiği tarihte altsoyu …’ın hayatta olmadığı, sözleşmedeki irade beyanının hayatta olan diğer mirasçılar yönünde gerçekleştiği anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalı … vekili ve asli müdahil … vekili temyiz etmiş, Dairemizce aşağıda yazılı gerekçe ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. Dairemiz tarafından verilen karara karşı karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. 4721 sayılı Medeni Kanununun 28. maddesinde “Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.”, 582. maddesinde ise “Cenin, sağ doğmak koşuluyla mirasçı olur. Ölü doğan çocuk mirasçı olamaz.” hükümleri düzenlenmiştir. Mirastan feragat sözleşmesi, TMK. 528/I hükmüne göre, mirasbırakan ile muhtemel yasal mirasçısı arasında, ileride doğacak miras payından tamamen veya kısmen ivazlı veya ivazsız olarak vazgeçmesine ilişkin bir miras sözleşmesi türüdür. Mirastan feragat sözleşmesinin hükümleri özellikle feragat eden mirasçı bakımından önemlidir. Çünkü, feragat sözleşmesi yapmakla feragat eden kimse, mirasa ilişkin beklenen (muntazar) bir haktan yoksun olur, mirasçı sıfatını kazanamaz. Bu husus Medeni Kanunumuzun 528/II’de «Feragat eden, mirasçılık sıfatını kaybeder» şeklinde ifade edilmiştir. Medeni Kanunumuzun 528. maddesinin üçuücü fıkrasına göre “bir karşılık sağlanarak mirastan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur.” Bu düzenlemenin karşıt anlamına göre, feragatin ivazsız olması durumunda, feragat eden mirasçının altsoyu, mirasçılık sıfatını kaybetmez. Feragat eden artık mirasçı olamayacağına göre, onun feragatinden kimler yararlanacaktır? İvazsız feragatte, feragat edenin altsoyları mirasçı olmaya devam edeceğinden, ivazsız feragatte sadece feragatten edenin altsoyu yararlanır. Somut olayda, davalı …, muris eşi …'ın mirasından Ankara 4. Noterliği 17.10.1984 tarih ve 35014 yevmiye numaralı mirastan feragat sözleşmesi ile ivazsız olarak feragat etmiştir. Asli müdahil …’ın ise doğum tarihinin 18.12.1984 olduğu, mirastan feragat sözleşmesinin yapıldığı tarih olan 17.10.1984’te ise cenin olduğu ve sağ doğmakla mirasçılık sıfatını kazandığı anlaşılmaktır. O halde mahkemece, davalı …’ın mirastan feragatinin ivazsız olarak yapıldığı ve asli müdahil mirasçı …’ın sözleşmenin yapıldığı tarihten 2 ay sonra sağ doğmakla, ivazsız yapılan feragatten feragat edeninin altsoyu olarak yararlanacağı değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken, yanılgılı olarak davalı …’ın mirastan feragat ettiği tarihte, altsoyu …’ın hayatta olmadığı, sözleşmedeki irade beyanının hayatta olan diğer mirasçılar yönünde gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. Mirasçılık belgesi, maddi bir olayın varlığını ikrar ve kişiler arasındaki irs (soy) ilişkisini tespit eder. Mirastan ıskat ve mahrumiyet sebepleri ya da mirasın reddi veya mirastan feragat sözleşmesi hallerinin bulunması mirasçılık belgesi istemeye engel olmadığı gibi ıskat, mahrumiyet, ret ve feragatin hukuki sonuçları terekenin bölüştürülmesi sırasında gözetilmesi gerektiğinden "sadece terekeye dahil mal ve haklar yönünden mirasçılık sıfatını kaybettiği ve payın kime kalacağını belirleyen" sözlerin hüküm sonucuna eklenmesi suretiyle miras paylarını gösterir biçimde hüküm kurulması gerekmektedir. Buna göre mahkemenin kabule dair kararında, murisin eşi …'ın mirası Ankara 4. Noterliği 17.10.1984 tarih ve 35014 yevmiye numaralı sözleşmesi ile murise ait mirastan feragat ettiği, tereke mevcudu yönünden mirasçılık sıfatını kaybettiği ve paylaşma sırasında …'a ait payın kime kalacağının hükümde gösterilmemiş olması da, eleştiriye konu edilmiştir. Mahkemece verilen karar, Dairemizce yasal ve hukuki dayanakları gösterilmek suretiyle bozulmuş olup, karar düzeltme istemi HUMK’nun 440. maddesindeki nedenlerden hiçbirisine dayanmamaktadır. Bu nedenle yerinde olmayan istemin reddine karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçelerle, HUMK’nun 440. maddesinde gösterilen nedenlerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE, aynı yasanın 442/son ve 4421 sayılı Kanunun 2 ve 4/b-1 maddeleri delaletiyle takdiren 370,00TL para cezasının düzeltme isteyenden tahsiline, ret harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına 28.11.2019 tarihinde oy çokluğuyla ile karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) KARŞI OY Dava konusu olayda; muris … ile eşi … arasında, Ankara 4. Noterliğinin 17/10/1984 tarihli, … yevmiye No’lu mirastan feragat sözleşmesi yapılmış ve mirastan feragat sözleşmesi içeriğine göre …, eşi …’un mirasından karşılık almadan “diğer mirasçılar” lehine feragat etmiştir. Feragat sözleşmesinin yapıldığı tarihte …’ın müstakbel mirasçıları olarak, ilk eşinden olma çocukları …, …, …, … ve … ile evliliğinden olan cenin halindeki … bulunmaktadır. Feragat sözleşmesinin iptali yönünde dava açılmış ise de dava reddedildiğinden feragat sözleşmesi geçerli haldedir. Sözleşmeye göre feragat, diğer mirasçılar lehine yapılmış ise de belirli bir kişi veya kişilerin isimleri zikredilmediği için “belirli bir kişi lehine yapılmadığı” konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Muris …, 01/12/2008 tarihinde evli olarak ölmüştür. 4721 sayılı Kanunun 599. maddesi uyarınca mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar. Kanunun 528. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca feragat eden, mirasçılık sıfatını kaybedeceğinden, eş …’nün mirasçılık sıfatı bulunmamaktadır. Anılan kanun hükümleri uyarınca, ölüm tarihi itibarıyla muris … ’un çocukları; …, …, …, … ve … altsoy mirasçısı olarak bulunmaktadır. Mirasçıların kim olduklarının tespitinde bir uyuşmazlık bulunmamakta ise de sorun mirasçıların pay oranlarında kendisini göstermektedir. Bu sorunun çözümüyle ilgili kanun hükümleri ve doktrin görüşleri aşağıdaki şekildedir. I- A)Türk Medeni Kanununun: 1- Mirastan feragat sözleşmesini ve kapsamını düzenleyen 528. maddesinde; mirasbırakanla, bir mirasçısının mirastan feragat sözleşmesi yapabileceği ve bu sözleşmenin feragat edene bir karşılık sağlanmak suretiyle veya karşılık sağlanmadan yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Maddenin ikinci fıkrasına göre, feragat eden mirasçılık sıfatını kaybeder. Maddenin üçüncü fıkrasının mefhumu muhalifinden, karşılık almadan feragat eden kişinin altsoyu hakkında, bu feragat sözleşmesi hüküm doğurmayacaktır. 2- Mirastan feragat sözleşmesinin hükümden düşmesini düzenleyen 529. maddesinde; a. Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılır ve bu kişi herhangi bir sebeple mirasçı olamaz ise feragatın hükümden düşeceği, b. Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılacağı ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragatın yine hükümden düşeceği belirtilmiştir. B) 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisinin, “Feragatın hükümsüzlüğü” kenar başlıklı 476. maddesinde; “Mukavelede feragat eden, kimse yerine nasp edilen mirasçının her hangi bir sebeple mirasçılığı zail olursa; feragat keenlemyekün olur. Şahıs tayin etmeksizin alelıtlak diğer mirasçılar lehine yapılan feragat ancak en yakın asıl müşterekin füruuna hamlolunup daha uzak mirasçılara asla şamil olmaz.” hükmü yer almaktaydı. II-A)Yrd. Doç. Dr. Hakan ALBAŞ, Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi Dergisi C. 9, Özel Sayı, 2007 tarihli, 535 ila 552. sayfalarında yer alan “Mirastan Feragat Sözleşmesi ve Hükümlerine İlişkin Bazı Sorunlar” konulu makalesinin “B. MEDENİ KANUNUN 529. MADDESİNİN İKİNCİ FIKRASINDA YER ALAN “EN YAKIN ORTAK KOKUN ALTSOYU” İFADESİNİN NASIL ANLAŞILMASI GEREKTİĞİ” alt başlıklı bölümünde, gerek mirastan feragat sözleşmesinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisinin, gerekse ölüm olayının gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun bu konuyla ilgili hükümleri hakkında aynen, “[Medeni Kanunumuzun 529. maddesinin ikinci fıkrasında “Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat yine hükümden düşer.” şeklinde bir düzenleme yer almaktadır. Bu düzenlemenin lafziyle uygulanması bir takım problemlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu düzenlemedeki “ortak kök” ifadesinin zümre başı olarak anlaşılması gerekir. Önceki Medeni Kanunun bu hükme karşılık gelen 476. maddesindeki düzenleme “…Şahıs tayin etmeksizin alelıtlak diğer mirasçılar lehine yapılan feragat ancak en yakın asli müşterekin furuuna hamlolunup daha uzak mirasçılara asla şamil olmaz.” şeklinde idi. Önceki düzenlemedeki “en yakın asli müşterekin altsoyu” ifadesi, en yakın zümre başının altsoyu yani feragat edenle aynı zümredeki mirasçılar olarak anlaşılmaktaydı. İsviçre’de de Kaynak Kanunda bu hükme karşılık gelen ZGB Art 496’da yer alan “Stamm” kelimesinin “zümre” anlamında kullanıldığı kabul edilmektedir. …,… “Stamm” kelimesinin Türkçe’ye çevrilirken “zümre” olarak değil de “kök” olarak çevrilmesinin çeviri yanlışlığının yanı sıra hüküm değişikliğine de sebep olduğunu ifade etmektedir. Kanunun lafzı esas alınacak olursa, mirasçının feragatinden onunla aynı zümrede olan mirasçılar yararlanamayacak yalnızca aynı kökteki mirasçılar yararlanacaktır. Oysa, bu düzenlemenin amacı, feragatten feragat eden mirasçı ile aynı zümrede olan mirasçıların yararlanmasıdır. Bu sebeple, kanunda örtülü bir boşluğun bulunduğunun kabulü ile Medeni Kanunun 1. maddesinden yararlanarak kök başının zümre başı olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Bu durumda, mirasbırakanın eşi ve birinci zümre mirasçılarının mevcut olduğunu düşünürsek, mirasbırakanın altsoyundan bir mirasçısının feragat etmiş olması durumunda, feragat belli bir kişi lehine yapılmamışsa, feragatten yararlanacak kişiler, Kanunda “en yakın ortak kökün altsoyundan bahsedildiğine göre” feragat etmemiş olan diğer altsoy mirasçılar olacaktır. Altsoyda hiçbir mirasçının bulunmaması durumunda, feragat sözleşmesi hükümden düşer ve feragat eden mirasçı, eş ile birlikte mirasçı olur. … ’na göre, feragat eden mirasçı, bir zümrenin tek mirasçısı ise, bu düzenleme uygulanamaz. Bundan başka bu düzenleme, her çeşit feragat sözleşmesine uygulanabilecek nitelikte değildir. Feragat eden mirasçının, mirasbırakana soybağı ile bağlı mirasçılardan olması durumunda hükmün uygulanması bir sorun teşkil etmez. Ancak bu düzenleme, mirasbırakanın eşinin belli bir kişi belirtmeksizin mirastan feragat ettiği hallerde, feragatin kimin lehine yapılmış sayılacağı sorusuna cevap verememektedir? Zira bu hükümde düzenlendiği gibi eşin diğer mirasçılarla ortak bir kökten veya zümreden gelmesi söz konusu değildir. Bu sebeple eşin mirastan feragat etmesi durumunda bu düzenlemenin, “eş mirastan feragat etmemiş olsaydı kimlerle mirasçı olacak idiyse, feragat o kişiler lehine yapılmış sayılır.” seklinde anlaşılması amaca en uygun yorum olacağı düşüncesini taşımaktayız.]” değerlendirmesinde bulunmaktadır. B) Yasal mirasçıların yani mirasbırakanın kan hısımlarının ve evlatlığı ile onun alt soyunun mirasçılık sıfatları ve miras payları, zümre sistemine hakim olan ilkeler çerçevesinde belirlenir. MK 499’da sağ kalan eş de yasal mirasçı olarak gösterilmiştir ancak eş, zümre mirasçısı olmadığı gibi, zümre sistemine hakim olan ilkelerin eşin mirasçılığı hakkında geçerli olması da söz konusu değildir. Bunun en önemli sonucu, zümrede halefiyet ilkesinin, eşin mirasçılığı bakımından işlemeyecek oluşudur. Dikkat edilirse, kan hısımlarının her biri için MK 495-497 kurallarında ayrı ayrı tekrar edilen halefiyet kuralına, eşin yasal mirasçılığını düzenleyen MK 499’da yer verilmemiştir. Zira MK 499’da tanınan miras hakkı sadece eşe tanınmış olup, eşin herhangi bir sebeple mirasçı olamaması halinde, eşin yerine halefiyet yoluyla alt soyunun geçmesi söz konusu değildir (Serozan/Engin, Miras Hukuku, Beyazıt 2014, 4.Baskı, s.197). III-A) 4721 sayılı Kanunun “Hukukun uygulanması ve kaynakları” kenar başlıklı 1. maddesi uyarınca, uyuşmazlığın çözümüyle ilgili maddenin yorumlanması hâkimin yetkisi ve görevleri kapsamındadır. 4721 sayılı Kanunun 529. madde hükmünde, feragat sözleşmesinin belli bir kişi lehine yapılmaması halinde, feragat edenin altsoyu lehine yapılmış sayılacağı belirtilmemiş; hükümde farklı bir ifade kullanılarak “en yakın ortak kökün altsoyu” lehine yapılmış sayılacağı belirtilmiştir. 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisinin 476. maddesinde; şahıs tayin etmeksizin alelıtlak diğer mirasçılar lehine yapılan feragatın, ancak en yakın asıl müşterekin füruuna hamlolunup daha uzak mirasçılara asla şamil olmayacağına hükmolunmuştur. Bu hükümde de feragatın, feragat edenin altsoyu lehine yapılmış sayılacağı belirtilmemiştir. Kanun koyucu, mirastan feragat sözleşmesinin belli bir kişi lehine yapılmaması halinde, lehdarın feragat edenin altsoyu olacağını öngörmüş olsaydı, bu hususu madde hükmünde çok basit bir şekilde ifade ederek, “feragat edenin altsoyu lehine yapılmış sayılır” ibaresine yer vermesi beklenirdi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 26.05.2008 tarihli ve 2007/7543 Esas, 2008/7317 Karar sayılı bozma ilamında, kocasının mirasından karşılık almaksızın feragat eden sağ kalan eşin önceki eşten olma çocuklarının ve bunların altsoyunun, ölen kocanın mirasçısı olamayacaklarını belirtmiştir. Belli bir kişi lehine yapılmayan ivazsız feragatın, feragat edenin altsoyu lehine yapılmış sayılacağına ilişkin değerlendirme kanunun sözüne ve ruhuna uygun değildir. Her iki kanun hükmünde yer alan, “en yakın asıl müşterekin füruuna” ve “en yakın ortak kökün altsoyu” ibareleri böyle bir değerlendirmeye izin vermemektedir. Öte yandan, bu değerlendirme doğal olarak, mirastan feragat eden sağ eşin, muris eşinden olma müşterek çocukları yanında, önceki eşinden olma çocukları veya torunları lehine de sonuç doğuracağından Yargıtayın istikrarlı içtihatlarına da aykırılık oluşturmaktadır. B) Dava konusu olaya gelince, gerek mirastan feragat sözleşmesinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisinin, gerekse ölüm olayının gerçekleştiği 4721 Kanunun bahsi geçen hükümlerinde; karşılık alınmaksın yapılan mirastan feragat sözleşmesinin, feragat edenin altsoyu lehine yapılmış sayılacağı açıkça ifade edilmiş değildir. Doktrinde madde hükmü eleştirilirken, hükümdeki ifadelerin hatalı olduğuna ve özellikle eşin mirastan feragat etmesi durumunda yetersiz olduğuna dikkat çekilmiştir. 528. maddenin ikinci fıkrası uyarınca, feragat eden, mirasçılık sıfatını kaybeder; üçüncü fıkrası uyarınca mirastan feragat, karşılık almadan feragat eden kişinin mirasçısı hakkında sonuç doğurmaz. Bu hükmün uygulanmasıyla ilgili ihtimallere bakılacak olursa: 1- Mirastan feragat eden kişi murisin altsoyu ise, feragat edenin altsoyu bu feragatten etkilenmez. Murisin ölümü anında, feragat eden önceden ölmüş gibi işlem yapılarak onun altsoyu kök içinde halefiyet yoluyla mirasçı olur. 2- Feragat eden kişi murisin eşi ise; yukarıda açıklandığı üzere, eşin herhangi bir sebeple mirasçı olamaması halinde, olayımızda mirastan feragat etmesi nedeniyle eşin yerine halefiyet yoluyla alt soyunun geçmesi söz konusu olamayacaktır. Sayın …’ın makalesinde de belirttiği gibi, eşin mirastan tam feragat etmesi nedeniyle mirasçı olamayacağı durumda, eşe düşen miras payının kime veya kimlere kalacağı konusunda açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Mesele, mevcut miras hükümleri çerçevesinde çözüleceğinden ve feragat eden eşin miras payı kanun gereği kök içinde halefiyet yoluyla altsoyuna geçemeyeceği için, murisin ölümü tarihinde murise kimler mirasçı ise bu kişiler arasında taksim edilmelidir. Yerel mahkemenin kararına gerekçe yaptığı bilirkişi raporunda, mirastan feragat eden …’nün şahıs tayin etmeksizin diğer mirasçılar lehine ivazsız olarak mirastan feragat ettiği isabetli olarak tespit edilmiş ve miras bırakan …'ın mirasçıları ile miras paylarının belirlenmesinde mirastan diğer mirasçılar lehine feragat eden …'a miras payı intikal ettirilmeden, en yakın aslı müşterekin muris … olduğu kabul edilerek, altsoyuna mirası taksim edilmiştir. C) Yerel mahkeme, …'ın mirasını 5 pay kabul ederek; …, …, …, … ve …’a 1’er pay vermek suretiyle kararını 14/04/2016 tarihinde vermiştir. Bu kararın temyizi üzerine, Dairemizin 18/2/2019 tarihli bozma kararında; “davalı …’ın mirastan feragatinin ivazsız olarak yapıldığı ve asli müdahil mirasçı …’ın sözleşmenin yapıldığı tarihten 2 ay sonra sağ doğmakla, ivazsız yapılan feragatten feragat edeninin altsoyu olarak yararlanacağı değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken, yanılgılı olarak davalı …’ın mirastan feragat ettiği tarihte, altsoyu …’ın hayatta olmadığı, sözleşmedeki irade beyanının hayatta olan diğer mirasçılar yönünde gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.”, gerekçesine yer verilmiştir. Sonuç olarak; mirastan feragat sözleşmesinde, lehine feragat edilen kişilerin isimleri belirtilmemesine rağmen, yerel mahkeme kararının gerekçesinin son cümlesinde, feragat sözleşmesinin belirli kişiler lehine yapıldığına yönelik hatalı bir tespit ve değerlendirme yapılmıştır. Ayrıca, sözleşmenin yapıldığı tarihte “…'ın hayatta olması gerektiği anlaşılmakla” ibaresine yer verilmesi nedeniyle, hükmün sonucuyla çelişen bu ifade …’nın mirasçı kabul edilmediği algısını oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin karar düzeltme talebinin kabulüyle, yerel mahkeme kararının gerekçesindeki hatalı bu ifadeler düzeltilerek, hükmün onanması görüşünü taşıdığımızdan, yerel mahkeme kararının bozulması yönündeki, sayın çoğunluğun kararına ve karar düzeltme talebinin reddi görüşüne katılamıyoruz.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 582Kaynağı aç
Madde 582- Cenin, sağ doğmak koşuluyla mirasçı olur. Ölü doğan çocuk mirasçı olamaz. 4. İleride doğacak çocuk
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 28Kaynağı aç
Madde 28- Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder. II. Sağ olmanın ve ölümün ispatı 1. İspat yükü

Mirastan feragat sözleşmesinin varlığı, mirasın reddedilmesi, mirastan ıskat veya mirasçılıktan mahrumiyet hâlleri ilgililerin mirasçılık belgesi talep etmesine engel teşkil etmez. Mirasçılık belgesi irs ilişkisini ve maddi olguyu saptadığından, bu durumların tereke taksimine ilişkin hukuki neticeleri gözetilerek hüküm fıkrasına ilgilinin sadece terekeye ait haklar bakımından sıfatını kaybettiği ve hissenin kime geçeceğini gösteren ibareler yazılarak belge düzenlenir.

Sağ kalan eşin çocuklarla birlikte mirasçı olması durumunda miras payı ve saklı payı nedir?

Sağ kalan eş, mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olduğunda yasal miras payı terekenin 1/4'üdür. Türk Medeni Kanunu'nun 506. maddesi uyarınca bu zümreyle mirasçılıkta eşin saklı payı yasal miras payının tamamı olduğundan saklı pay oranı da terekenin 1/4'ü olarak korunur.

Mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacaklar miras paylaşımından önce mi ödenir?

Evet, sağ kalan eşin katılma, değer artış ve katkı payı alacakları tereke borcu kabul edilir ve miras taksiminden önce tereke mevcudundan karşılanır. Bu sebeple mal rejiminin tasfiyesi davası miras taksimi davasında bekletici mesele yapılır.

Sağ kalan eş aile konutunun kendisine bırakılmasını hangi yollarla isteyebilir?

Sağ kalan eş, Türk Medeni Kanunu'nun 240. maddesine dayanarak katılma alacağına mahsuben konut üzerinde intifa veya oturma hakkı; haklı sebeplerin varlığında ise mülkiyet isteyebilir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu'nun 652. maddesi kapsamında miras payına mahsuben aile konutu ve ev eşyasının mülkiyetinin kendisine verilmesini talep edebilir.

Boşanma davası sürerken eşlerden biri vefat ederse sağ kalan eş mirasçı olabilir mi?

Boşanma davası sürerken ölüm gerçekleşirse ölen eşin mirasçıları davayı sürdürebilir. Mirasçılar sağ kalan eşin kusurlu olduğunu kanıtlarlarsa sağ kalan eş yasal mirasçı olamaz ve boşanmadan önce yapılan ölüme bağlı tasarruflardan sağlanan hakları aksi tasarruftan anlaşılmadıkça kaybeder.

Sağ kalan eş tek başına mirasçı kaldığında mal rejimi alacağını talep edebilir mi?

Hayır, başka hiçbir mirasçının bulunmaması sebebiyle mirasın tamamı sağ kalan eşe intikal ettiğinde borçlu ve alacaklı sıfatları tek kişide birleştiğinden mal rejiminden doğan tasfiye alacağı kendiliğinden sona erer.

Eşin karşılıksız olarak mirastan feragat etmesi çocuklarının mirasçılığını engeller mi?

Hayır, eşin bir karşılık almaksızın yaptığı ivazsız feragat sözleşmesinde altsoyu mirasçılık sıfatını kaybetmez. Sağ doğmak koşuluyla ana rahmindeki cenin de bu feragatten yararlanarak mirasçı olur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu