Rüşvet suçu, görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması amacıyla kamu görevlisine veya göstereceği bir başkasına menfaat sağlanması konusunda tarafların serbest iradeleriyle anlaşmaya varmasıyla oluşur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca suçun tamamlanması için menfaatin fiilen temin edilmiş olması zorunlu olmayıp rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2018/9041 Esas ve 2023/12686 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere rüşvet anlaşmasının en geç işin yapılmasından önce veya yapılması anında kurulmuş olması gerekir. Kamu görevlisinin rüşvet talebinin kabul edilmemesi veya kamu görevlisine yöneltilen menfaat teklif ya da vaadinin kabul görmemesi durumunda ise Kanun faile verilecek cezada yarı oranında indirim öngörmektedir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 252Kaynağı aç
(1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için,
doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir
başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
(2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için,
doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye
menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile
cezalandırılır.
(3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi
cezaya hükmolunur.
(4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi
tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda
teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul
edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre
verilecek ceza yarı oranında indirilir.
(5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet
anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi,
kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak
cezalandırılır.
(6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak
kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden
yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek
fail olarak cezalandırılır.
(7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan
kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir
olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(8) Bu madde hükümleri;
a) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları,
b) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler,
c) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşlarının bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar,
d) Kamu yararına çalışan dernekler,
e) Kooperatifler,
f) Halka açık anonim şirketler,
adına hareket eden kişilere, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp
taşımadıklarına bakılmaksızın, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya
yapılmaması amacıyla doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif
veya vaat edilmesi; bu kişiler tarafından talep veya kabul edilmesi; bunlara
aracılık edilmesi; bu ilişki dolayısıyla bir başkasına menfaat temin edilmesi
halinde de uygulanır.
(9) Bu madde hükümleri;
a) Yabancı bir devlette seçilmiş veya atanmış olan kamu görevlilerine,
b) Uluslararası veya uluslarüstü mahkemelerde ya da yabancı devlet
mahkemelerinde görev yapan hâkimlere, jüri üyelerine veya diğer görevlilere,
c) Uluslararası veya uluslarüstü parlamento üyelerine,
d) Kamu kurumu ya da kamu işletmeleri de dahil olmak üzere, yabancı bir
ülke için kamusal bir faaliyet yürüten kişilere,
e) Bir hukuki uyuşmazlığın çözümü amacıyla başvurulan tahkim usulü
çerçevesinde görevlendirilen vatandaş veya yabancı hakemlere,
f) Uluslararası bir anlaşmaya dayalı
olarak kurulan uluslararası veya uluslarüstüörgütlerin görevlilerine veya
temsilcilerine,
görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması ya da
uluslararası ticari işlemler nedeniyle bir işin veya haksız bir yararın elde
edilmesi yahut muhafazası amacıyla; doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat
temin, teklif veya vaat edilmesi ya da bunlar tarafından talep veya kabul
edilmesi halinde de uygulanır.
(10) Dokuzuncu fıkra kapsamına giren rüşvet suçunun yurt dışında yabancı
tarafından işlenmekle birlikte;
a) Türkiye’nin,
b) Türkiye’deki bir kamu kurumunun,
c) Türk kanunlarına göre kurulmuş bir özel hukuk tüzel kişisinin,
d) Türk vatandaşının,
tarafı olduğu bir uyuşmazlık ya da bu kurum veya kişilerle ilgili bir
işlemin yapılması veya yapılmaması için işlenmesi halinde, rüşvet veren, teklif
veya vaat eden; rüşvet alan, talep eden, teklif veya vaadini kabul eden;
bunlara aracılık eden; rüşvet ilişkisi dolayısıyla kendisine menfaat temin
edilen kişiler hakkında, Türkiye’de bulundukları takdirde, resen soruşturma ve
kovuşturma yapılır.
Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2018/9041, K. 2023/12686Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
HÜKÜM : Sanıklardan İsmail hakkında atılı suçlardan beraat, … hakkında …'a yönelik zincirleme rüşvet alma suçundan açılan kamu davasında eyleminin rüşvet alma suçunu oluşturduğu kabulüyle, diğer eylemleri yönünden ise atılı suçlardan mahkumiyet, … hakkında …'e yönelik zincirleme rüşvet verme suçundan açılan kamu davasında eyleminin rüşvet verme suçunu oluşturduğu kabulüyle, diğer eylemi yönünden ise atılı suçtan mahkumiyet, diğer sanıklar hakkında atılı suçlardan mahkumiyet
EK KARAR : Temyiz talebinin reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, düzeltilerek onama
Mahalli mahkemece verilen hükümler ve 05.05.2017 tarihli ek karar temyiz edilmekle dosya incelendi;
Bir kısım sanıklar müdafiilerinin sonuç cezaların ayrı ayrı miktarları itibarıyla koşulları bulunmayan duruşmalı inceleme istemlerinin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı CMUK'un 318. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE, incelemenin başvurularının kapsamına göre; rüşvet alma suçlarından kurulan beraat hükümlerinin gerekçesine yönelik temyiz isteği bulunmayan sanık … müdafiinin vekalet ücretine hasren, suçtan zarar gören … vekilinin temyiz isteminin reddine ilişkin 05.05.2017 tarihli ek Karara, sanık … müdafiilerinin müvekkili hakkında yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama ve rüşvet alma (6 kez) suçlarından, sanık … müdafiinin müvekkili hakkında rüşvet alma (3 kez) ve zincirleme rüşvet alma (4 kez) suçlarından, sanık … müdafiinin müvekkili hakkında resmi belgede sahtecilik ve mühür bozma suçlarından, sanık … müdafiinin müvekkili hakkında rüşvet verme (1 kez) ve zincirleme rüşvet verme (1 kez) suçlarından, sanık … müdafiinin müvekkili hakkında rüşvet verme (2 kez) suçlarından, sanıklar ……,…ve … müdafiilerinin müvekkilleri hakkında rüşvet verme suçlarından, sanıklar … ve … müdafiilerinin müvekkilleri, sanık …'in kendisi hakkında zincirleme rüşvet verme suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Sanık … hakkında … İlçe Tarım Müdürlüğünde görevli gıda kontrolörleri … ve …'e tevzi edilmiş evrakı alarak işlemleri kendisinin yapmasını istemesi suretiyle görevi kötüye kullanmaya azmettirme ve sanık … hakkında …'dan rüşvet aldığı iddia edilerek açılan kamu davalarıyla ilgili mahallinde her zaman bir karar verilmesi mümkün görülmüştür.
Suçtan zarar gören … vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Suçtan zarar gören vekilinin 24.04.2017 tarihinde tebliğ olunan hükümleri CMUK'un 310. maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra 04.05.2017 havale tarihli dilekçe ile temyiz etmiş olduğu anlaşılmakla, gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen temyiz isteminin reddine dair 05.05.2017 tarihli ek Karar usul ve yasaya uygun olduğundan suçtan zarar gören vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle ek Kararın ONANMASINA,
Sanık … hakkında rüşvet alma (3 kez) suçlarından verilen beraat hükümlerine yönelik vekalet ücretine hasren yapılan temyiz isteminin incelemesinde;
Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddesinde yer alan "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir" biçimindeki düzenleme nazara alınarak, kendisini vekille temsil ettiren ve beraatine karar verilen sanık lehine vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun'un 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına "Kendisini vekille temsil ettiren sanık … için karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen 3.000,00 TL'nin Hazineden alınarak adı geçen sanığa verilmesine," ibaresinin eklenmesi suretiyle hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Sanıklardan … hakkında yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama, Kadir hakkında mühür bozma, … hakkında ise mühür bozma ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Sanık …'in, … Gıda isimli firmanın muhasebecisi olan temyiz dışı sanık …'e yönelik eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi de dikkate alındığında suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan aynı Yasa'nın 255. maddesinde düzenlenen "yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama" suçuna temas ettiği, anılan maddede öngörülen ceza ile …'in üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçu için 5237 sayılı TCK'nın 204/1. maddesi ve sanıklar … ile Kadir'e yüklenen mühür bozma suçları için 5237 sayılı TCK'nın 203/1. maddesinde öngörülen cezaların üst sınırlarına göre bahse konu suçların aynı Kanun'un 66/1-e maddesinde yazılı 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresine tabi oldukları, zamanaşımını kesen son işlem olan 13.05.2014 tarihli mahkumiyet hükümleri ile inceleme günü arasında bu sürenin gerçekleştiği anlaşıldığından anılan hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanıklar hakkında açılan kamu davalarının aynı Kanun'un 322/1 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca zamanaşımı sebebiyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,
Sanık … hakkında …………….'den zincirleme şekilde rüşvet alma, ……….'den ise rüşvet alma; … hakkında … ve …'a rüşvet verme; … hakkında …'e rüşvet verme, …'a zincirleme rüşvet verme; …, … ve … hakkında …'a zincirleme şekilde rüşvet verme; sanıklar Zeki, …, …, … hakkında …'e rüşvet verme;…ve … hakkında …'a rüşvet verme suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde ise;
1. Manisa İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerince … İlçe Tarım Müdürlüğünde kontrolör (inspektör) ve tekniker olarak görev yapan bazı kişilerce yurt dışına (özellikle Rusya ülkesine) ihraç edilecek yaş üzüm, domates ve benzeri tarım ürünlerinde ilaç kalıntısı olup olmadığının belirlenmesi için numune alımlarının menfaat karşılığı usulsüz olarak yapıldığı bilgisini almaları üzerine soruşturmanın başlatıldığı, ihracat işlemlerinin gıda işletmelerinin anlaşmalı oldukları gümrük komisyon şirketleri tarafından yerine getirildiği, gümrük komisyon şirketleri çalıştıkları gıda işletmelerinin ihraç edilecek ürünleri olduğunda ürün bilgisi, miktarı, paketleme şekli ve ihraç edileceği ülkeyi gösteren beyanname ile birlikte "Bitki Sağlık Sertifikası" ve "Gıda Güvenlik Sertifikası" düzenlenmesi talebini içeren dilekçeyi İlçe Tarım Müdürlüğüne verdikleri, İlçe Tarım Müdürünce görevlendirilen gıda denetçisi ve kontrolörlerden oluşan ekip tarafından ürünün hazır edildiği işletme içindeki depoya gidilerek Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliğine dayanılarak çıkartılmış bulunan 02.12.2006 tarihli Gıda Maddelerinde Pestisit Kalıntılarının Resmi Kontrolü İçin Numune Alma Metotları Tebliğinde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde ihraç edileceği bildirilen ürünlerin miktarlarının, cinslerinin kontrol edildiği, ürünlerin miktarı, cinsi, kalitesi ve ambalajının beyanname ile uyumlu olup olmadığının tespit edilmesinin akabinde kalıntı analizi için ürünlerden numune alınarak numunelerin bulunduğu poşetler mühürledikten sonra kalıntı analizi yapan laboratuvarlara gönderilmek üzere İlçe Tarım Müdürlüğüne verildiği, İlçe Tarım Müdürlüğünde bu işle görevlendirilen memur tarafından teslim alınan numunelerin laboratuvarların iş yoğunluğuna göre ilçede veya başka bir ilde bulunan laboratuvara teslim edildiği, yapılan analizler sonucunda kalıntı miktarı ürünün ihraç edileceği ülkenin belirlediği miktarın altında olduğu tespit edildiğinde; ürünler eğer Rusya Federasyonuna ihraç edilecek ise "Bitki Sağlık Sertifikası" ile "Gıda Güvenlik Sertifikası", başka bir ülkeye ihraç edilecekse sadece "Gıda Güvenlik Sertifikası" düzenlendiği, bu aşamadan sonra gıda işletmeleri veya bu işletmelerin gümrük işlemlerini gerçekleştiren gümrük firmalarınca Dış Ticarette Standardizasyon Denetmenleri … Grup Başkanlığına beyanname verildiği, beyanname üzerine gümrük denetmeni tarafından ürünlerin incelenerek beyannamede belirtilen özellikleri taşıdığının tespiti halinde ihracat kontrol belgesinin düzenlendiği ve bu belgelerin düzenlenmesinin akabinde ürünlerin ihracat işlemlerinin tamamlandığı, yaş sebze ve meyvenin büyük miktarının ihraç edildiği Rusya Federasyonu tarafından ithal edilen tüm bitkisel ürünlerin pestisit tahlillerinin yapılmadığı, market, manav gibi son satış noktalarından sondaj usûlüyle numuneler alınarak belirlenen miktarın üzerinde pestisit ve nitrat kalıntısı bulunduğu takdirde ihracatı gerçekleştiren ülkeye "Federal Bitki Karantina ve Veterinerlik Servisi" tarafından bildirimde bulunulduğu, bu şekilde analiz raporlarında belirtilen pestisit miktarlarından daha yüksek oranda pestisit kalıntısı bulunan ürünlerin Rusya Federasyonuna ihraç edildiğine dair Tarım ve Orman Bakanlığına bildirimlerde bulunulduğu, suç tarihlerinde sanıklardan …'in … İlçe Tarım Müdürlüğünde görevli tekniker olup ihracatla ilgili Form-1 isimli belgelerin tanzim edilmesi ve imzalanması, gıda kontrolörlerince alınan ihracat numunelerinin laboratuvarlara gönderilmesi ve analiz sonuçlarının teslim alındığına dair üst yazıların tanzim edilmesinde görevlendirildiği, …'ın Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı Batı Anadolu Bölge Müdürlüğü … Grup Başkanlığında görevli denetim memuru olup ihraç edilecek ürünlerin beyannameye uygunluğunun denetlenmesi ve ihracat kontrol belgesinin düzenlenmesi hususlarında görevli olduğu, diğer sanıkların ise gıda işletmeleri veya bu işletmelerin gümrük işlemlerini takip eden gümrük firmalarının yetkilileri veya çalışanları olup kamu görevlisi olan sanıklar … ve …'ın, diğer sanıklardan, görevleriyle alakalı işleri yapmaları ya da yapmamaları için aralarındaki anlaşmaya istinaden menfaat temin ettikleri iddiasıyla açılan kamu davalarında sanıkların yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmişse de;
Rüşvet suçunun oluşabilmesi için bir rüşvet anlaşmasının bulunması, anlaşmanın da işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nın 6352 sayılı Kanun değişikliği öncesinde rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde “Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlanmasının veya kişilerin bu şekildeki iş için kamu görevlisine çıkar temin etmelerinin Kanun'un ilk halinde rüşvet tanımından çıkarıldığı, bu durumda diğer koşulların varlığı halinde suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 257 nci maddesinin mülga üçüncü fıkrasında düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunun oluştuğu kabul edilmelidir.
Öte yandan;
5271 sayılı CMK'nın 148/4. maddesi "Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz" şeklinde düzenlenmiştir.
Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 17.06.2021 tarihli ve 2021/5-43 Esas, 2021/287 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; 5271 sayılı CMK'nın 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat aynı Kanun'un 135. maddesinde sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda bu delilin kullanılabileceğinin kabul edilmiş olması, tedbirin uygulanması sonucu elde edilen delillerin 135. maddede sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla aynı soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olan suçlar yönüyle kullanılabileceği kabul edilebilir ise de; suç tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK'nın "Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138/2. maddesinin "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135/6. maddesinde sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir" şeklindeki düzenlemeye uygun şekilde hareket edilmesinin zorunlu olduğu, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için, bu delilin elde edildiğine ilişkin derhal savcılığa bilgi verilmesi gerektiği, suç tarihi itibarıyla 5271 sayılı Kanun'un 135 inci maddesi kapsamında bulunmayan suçlara ilişkin dinleme kayıtlarının aynı Kanun'un 138 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince bu suçların delili olarak kullanılamayacağı, ceza muhakemesinde temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kurallar ihlal edilerek toplanan delillerin hukuka aykırı sayılması, kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının kapsam ve çerçevesi belirlenirken, gerek pozitif hukuk metinlerine gerekse kişilerin temel hak ve hürriyetlerine ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığının gözetilmesi ve aykırılığın varlığı durumunda "hukuka aykırılığın mevcudiyetinin" kabul edilmesi gerektiği, tesadüfi delil elde edildikten sonra dinlemenin bitirilmesi beklenerek veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfi deliller de elde edildikten sonra bilgilendirilme yapıldığı takdirde de tesadüfi delillerin hukuka uygun olduğundan bahsedilemeyeceği,
Bu açıklamalar ışığında somut olaylar irdelendiğinde;
Rüşvet suçuna konu menfaatlerin suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun'un 252 nci maddesinin üçüncü fıkrası anlamında kamu görevlisi kişiye görevinin gereklerine aykırı olan bir işi yapması veya yapmaması için verilip verilmediği hususunun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve buna bağlı olarak suçların unsurlarının oluşup oluşmadığı, oluşmuşsa suçların niteliğinin tayini bakımından,
Her bir somut olay yönünden, kamu görevlisi olan sanıklar … ve …'ın, hangi firmanın, hangi tarihli ve hangi parti ile seri numaralı ürünleri için ne şekilde menfaat temin ettikleri, menfaat anlaşmalarının ihracat işlemleri öncesi veya sırasında mı yoksa sonrasında mı yapıldığı, ihracatların hangi ülkeye gerçekleştirildiği, ihracat yapılan ülkenin Rusya dışında bir ülke olması durumunda o ülkeye ilişkin ihracat prosedürünün ne şekilde olduğunun araştırılması, bu kapsamda Rusya Federasyonu tarafından olması gereken miktarın üzerinde pestisit ve nitrat kalıntısı tespit edildiğinden bahisle Tarım ve Orman Bakanlığına yapılan bildirimlerle varsa diğer ülkelerden yapılan benzer bildirimlere konu olan ürünlerin dava konusu olan somut olaylara ilişkin ürünler olup olmadıkları, ilişkinse hangi olaydaki parti ve seri numaralı ürünlere ilişkin olduklarının tespit edilerek gerektiğinde dava konusu olaylara dair yapılan geri bildirimlerle alakalı olarak Tarım ve Orman Bakanlığınca kamu görevlileriyle, gıda işletmeleri ve firmalara 5179 veya 5996 sayılı Kanunlar uyarınca idari yaptırım uygulanıp uygulanmadığının tetkik edilmesi, mevcut olması durumunda idari yaptırım tutanakları ve dayanak belgelerinin temin edilmesi,
Sanık …'in, … İlçe Tarım Müdürlüğüne gelen numunelerin laboratuvarlara gönderilmesi hususunda görevli olmadığını belirtmesi, Tarım İlçe Müdürü olan tanık Rıza Gülmez'in 22.12.2010 tarihli beyanında, …'in numunelerin laboratuvarlara gönderilmesi aşamasında yetkisinin olmadığı ancak dağıtımda görevli mühendislere iş yükünü azaltmak amacıyla yardımcı olduğuna ilişkin ifadesi, sanık …'in görevi konusunda Tarım Müdürlüğünün 24.05.2009 tarihli, Manisa İl Tarım Müdürlüğünün 20.07.2010 tarihli yazıları ve … Genel Müdür Yardımcısı, Tarım İl ve İlçe Müdürlerince imzalı 11.08.2010 tarihli yazı içerikleri de nazara alınarak sanık …'in suç tarihlerinde numunelerin laboratuvarlara gönderilmesi hususunda görevli olup olmadığı, görevliyse hangi tarihler arasında görevli olduğunun tereddüde yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesi,
5271 sayılı CMK'nın 135. maddesi uyarınca telekomünikasyon yoluyla yaptıkları iletişimlerinin tespit edilmesine, dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine dair haklarında herhangi bir karar bulunmayan …, …, … ve … dışındaki sanıkların, adı geçen sanıklarla aralarındaki konuşma ve mesaj içeriklerinin Cumhuriyet savcısına derhal bildirilmemesi ve ilk tespitin hemen akabinde aynı Kanun maddesi uyarınca bir karar da alınmaması nedeniyle aynı Kanun'un 138/2. maddesi kapsamında tesadüfen elde edilen delil mahiyetinde olduğu, buna göre …, …, … ve … dışındaki sanıklar hakkında CMK'nın 135/6-a maddesindeki katalog suçlar arasında sayılan rüşvet suçunun işlendiği yönündeki tesadüfi görüşme kayıtlarının Cumhuriyet başsavcılığına bildirilip bildirilmediği, bildirilmiş ise bildirilme şekli ve zamanı araştırılıp ilgili evrak asıllarının adli emanete aldırılması ile onaylı bir suretinin de dosya içerisine konularak kanıt değerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi keza bir kısım sanıkların kollukta müdafi olmadan alınan savunmalarının Mahkeme huzurunda doğrulanmaması nedeniyle CMK'nın 148/4. maddesi uyarınca hükme esas alınamayacağı nazara alınarak, hukuka aykırı nitelikteki deliller dışlanarak ve sanıklarla müdafiilerinin savunmalarını da irdeler şekilde mevcut delillerin değerlendirilmesi sonrasında,
Görev gereklerine aykırı hareket edilmesi için herhangi bir iş ve işlem nedeniyle menfaat temin edilip edilmediği ya da rüşvet anlaşmasına varılıp varılmadığı, rüşvet sonucu istenilen belirli eylemlerin kamu görevlisi sanıkların görevlerinin ifası kapsamında bulunup bulunmadığı belirlenerek her bir sanığın hukuki durumunun, iddianamede gösterilen delillerin ne şekilde kabul edildiği veya reddedildiği hususlarına da yer verilerek, karar yerinde denetime imkan verecek biçimde gerekçelerinin ortaya konulması ayrıca nitelikli rüşvet suçunun unsurlarının oluşmadığı tespit edildiği takdirde suç tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'nın 257/3. maddesinde düzenlenen "görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama ve bu suça azmettirme" suçu üzerinde durulup, sonucuna göre bir hükme varılması gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde hükümler kurulması,
2. Sanık …'nın hükümden sonra 09.04.2022 tarihinde öldüğü UYAP sisteminden temin edilen nüfus kaydından anlaşıldığından, bu husus mahallinde araştırılarak sonucuna göre 5237 sayılı TCK'nın 64 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca bir karar verilmesi lüzumu,
Kabule göre de;
3. Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 26.04.2016 tarihli ve 2014/118 Esas, 2016/208 sayılı Kararında da benzer şekilde belirtildiği üzere, rüşvet suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun topluma karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenmiş olması karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin suçun mağduru değil, zarar göreni olacağı nazara alınarak, sanıklar …, … ve … hakkında 5237 sayılı Kanun'un 252 nci maddesi uyarınca tek hüküm kurulup zincirleme suç nedeniyle aynı Kanun'un 43 üncü maddesi uygulanmak suretiyle artırım yapılarak ceza belirlenmesi yerine, sanıklardan … hakkında 6 kez rüşvet alma, … hakkında 4 kez zincirleme şekilde rüşvet alma ve 3 kez rüşvet alma, … hakkında ise 1 kez zincirleme rüşvet verme ve 1 kez rüşvet verme suçlarından cezalandırılmaları suretiyle fazla ceza tayinleri,
Kanuna aykırı, sanıklar …………………… müdafileri ile sanık …'in temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sanık … hakkında sair yönleri incelenmeyen hükümlerin, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA 27.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Rüşvet Suçunun Failleri ve İştirak Hükümleri
Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin ilk iki fıkrası gereğince, görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için doğrudan veya aracılar vasıtasıyla kamu görevlisine ya da göstereceği kişiye menfaat sağlayan kişi ile bu menfaati temin eden kamu görevlisi hakkında dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası uygulanır. Kanun sisteminde rüşvet alma fiili kamu görevlisine özgü bir nitelik taşırken, menfaati temin eden sivil şahıs rüşvet veren sıfatıyla fail olarak cezalandırılır; sürece katılan diğer şahıslar ise somut olayın özelliklerine göre azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilir.
Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının kurulması ya da menfaatin temini hususlarında aracılık eden şahıslar, kamu görevlisi sıfatı taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin 5. fıkrası uyarınca müşterek fail olarak cezalandırılır. Aynı maddenin 6. fıkrası gereğince, rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya menfaati kabul eden tüzel kişi yetkilisi de kamu görevlisi sıfatına bakılmaksızın müşterek fail kabul edilir.
Menfaatin Niteliği ve Görev Alanı Sınırı
Rüşvet suçunun vücut bulabilmesi için kamu görevlisine temin edilen veya vaat edilen menfaatin maddi ve iktisadi bir değer taşıması aranmaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2022/1266 Esas ve 2024/9641 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere, cinsel yarar ekonomik bir menfaat niteliğinde bulunmadığından rüşvet suçunun konusunu oluşturamaz.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2022/1266, K. 2024/9641Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2009/410 Esas, 2013/136 Karar
SUÇLAR : Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, rüşvet alma ve rüşvet verme, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, gerçeğe aykırı bilirkişilik
HÜKÜMLER : Hatay-İskenderun Devlet Hastanesi Ek Bina İkmal İnşaatı Yapım İhalesine ilişkin iddia yönünden (7. olay) sanıklardan … hakkında zincirleme rüşvet verme, … hakkında zincirleme rüşvet alma, 22.01.2009 tarihli Hatay-Hassa Musa Göğebakan, Saçıkara ve Horzum Göçebeleri 90 Adet Konut İnşaatı İhalesine ilişkin iddia yönünden (8. olay) sanık … hakkında ihaleye fesat karıştırmaya teşebbüs suçlarından mahkumiyet, diğer isnatlar yönünden atılı suçlardan tüm sanıklar hakkında beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin reddi, onama, bozma
EK TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin reddi, onama, bozma
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Katılan … suçtan zarar gören vekillerinin temyiz dilekçelerinin başlıklarında tüm sanıkların isimlerine yer verilmiş ise de gerek dilekçelerinin içeriklerinde gerekse başlıklarında suç ismi olarak sanıklara isnat edilen suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, rüşvet alma, rüşvet verme ile ihaleye fesat karıştırma suçlarına yer verildiği ve sadece beraat hükümlerine değinildiği, bu nedenle anılan suçlardan verilen beraat hükümlerini temyiz ettikleri, tebliğnamede katılan … suçtan zarar gören vekillerinin temyiz istemleri yönüyle hakkında görüş bildirilen diğer hükümlere ilişkin bir temyiz istemi bulunmadığı, keza sanıklar …, …, …, …, … ve … hakkında görevi kötüye kullanma suçundan suç duyurusunda bulunulması kararlarının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 223. maddesi gereğince davayı esastan sonuçlandıran hüküm mahiyetinde olmadığından temyizinin mümkün olmadığı, diğer taraftan … ve … müdafiilerinin 09.05.2013 tarihinde yüzlerine karşı usulüne uygun olarak tefhim edilen hükümleri 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 310. maddesinde belirlenen bir haftalık yasal süre geçtikten sonra verdikleri 01.08.2013 ve 14.08.2013 havale tarihli dilekçeler ile vekalet ücretine hasren temyiz ettikleri, ayrıca Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli, 2015/5-95, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma … vermeyeceği, Hazinenin suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, rüşvet verme ile taşra teşkilatı tarafından gerçekleştirilen ihalelere yönelik isnatlar dışında kalan Dörtyol Altınçağ Belediyesi Parke Taşı Döşeme İhalesi (1. Olay), İskenderun İlçe …Hizmet Binası Yapım İşi (4. Olay) ve Sosyal Hizmetler Suça Meyilli Çocuk ve Gençlerin Sürekli Eğitimi Faaliyeti ve Çok Amaçlı Toplum Merkezi Binası Yapım İhalesine (6. olay) dair ihaleye fesat karıştırma ve İçişleri Bakanlığının suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet verme ve Hatay İl Özel İdaresi tarafından gerçekleştirilen İskenderun İlçe …Hizmet Binası Yapım İhalesine (4. olay) dair isnat dışında kalan diğer olaylara ilişkin rüşvet alma suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 237. maddesine göre doğrudan zarar görmediklerinden bu suçlardan açılan kamu davalarına katılma haklarının olmadığı, Mahkemece Hazine hakkında usulsüz olarak verilen katılma kararının da hükümleri temyiz … vermeyeceği anlaşılmakla, anılan suçlar yönünden vekilleri aracılığıyla yapmış oldukları temyiz istemlerinin, yine sanıklar …, …, …, …, … ve … müdafiilerinin adı geçen sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan suç duyurusunda bulunulması kararlarına yönelik temyiz istemlerinin ve sanıklar … ile … müdafiilerinin süresinden sonra vaki vekalet ücretine yönelik temyiz istemlerinin 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (5320 sayılı Kanun) 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 317. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE, 5271 sayılı Kanun'un 260/1. maddesine göre rüşvet alma ve iddianamede 2-3-5-7-8 ve 9. olay olarak anlatılan isnatlara ilişkin ihaleye fesat karıştırma suçlarından katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile iddianamede 4. olay olarak anlatılan isnada ilişkin rüşvet alma suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan İçişleri Bakanlığının kanun yoluna başvurma haklarının bulunması ve hükümlerin vekilleri tarafından 7417 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 05.07.2022 tarihinden önce temyiz edilmesi ile usul hükümlerinin derhal uygulanacağı hususları karşısında, 3628 sayılı Yasa'nın 7417 sayılı Kanun'un 40. maddesiyle değişik 18/2. madde ve fıkra hükmü gereğince adı geçen Bakanlıkların belirtilen olaylara ilişkin değinilen suçlar yönüyle başvuru tarihlerinde müdahil sıfatını kazandıklarına ayrıca sanık … müdafiinin 13.05.2013 tarihli süre tutum dilekçesiyle hükmü temyiz ettiğini bildirdikten sonra 24.06.2013 tarihli dilekçeyle temyizden feragat ettiği ve adına düzenlenen vekaletnamede temyizden feragat yetkisinin tanındığı gözetilerek, başvurularının kapsamına göre incelemenin; katılanlardan Hazine vekilinin rüşvet alma, rüşvet verme ve ihaleye fesat karıştırma, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı vekilinin rüşvet alma ve Altınçağ Belediyesi Parke Taşı Döşeme İhalesi (1. Olay), İskenderun İlçe …Hizmet Binası Yapım İşi (4. Olay) ve Sosyal Hizmetler Suça Meyilli Çocuk ve Gençlerin Sürekli Eğitimi Faaliyeti ve Çok Amaçlı Toplum Merkezi Binası Yapım İhalesine (6. olay) dair isnatlar dışında kalan diğer olaylara ilişkin ihaleye fesat karıştırma, … vekilinin İskenderun İlçe …Hizmet Binası Yapım İhalesine (4. olay) dair rüşvet alma suçlarından verilen beraat hükümlerine, sanıklar … ve … müdafiilerinin adı geçenler hakkında, sanık …'ın ise hakkında verilen mahkumiyet hükümlerine ve sanıklar …, …, …, …, … ve … müdafiilerinin vekalet ücretine hasren vaki temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
İddianamede 7. olay olarak anlatılan Hatay-İskenderun Devlet Hastanesi Ek Bina İkmal İnşaatı Yapım İhalesine ilişkin sanık …'ın üzerine atılı edimin ifasına fesat karıştırma, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve resmi belgeyi yok etme ile …'nın üzerine atılı değinilen suçlarla birlikte ihaleye fesat karıştırma suçlarından açılan kamu davalarına ilişkin kararın gerekçe kısmında; dosya kapsamında soyut iddiadan başka bir delilin tespit edilemediği kabulüyle beraat kararları verildiği belirtilmesine karşın kısa kararda hüküm kurulmadığı anlaşıldığından bu suçlar yönünden sanıklar hakkında mahallinde her zaman hüküm kurulması mümkün görülmüştür.
1-Sanıklardan … ve … hakkında edimin ifasına fesat karıştırma ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ile … hakkında gerçeğe aykırı bilirkişilik suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik sanıklar müdafiilerinin vekalet ücretine hasren vaki temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Beraat eden ve kendisini vekil marifetiyle temsil ettiren sanık yararına vekalet ücretine hükmedilebilmesi için dosya kapsamındaki yüklenen tüm suçlardan beraat etmesi gerektiği, sanıklar hakkında rüşvet alma suçundan açılan kamu davalarının Dairemizin bu ilamı ile gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiş olması karşısında, aynı dosyada yargılandıkları diğer suçlar nedeniyle beraat ettiklerinden bahisle lehlerine vekalet ücreti takdir edilemeyeceği nazara alındığında;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen sanıklar … , … ve … müdafiilerinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2-Sanıklardan …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … (1951 doğumlu), … (1976 doğumlu), …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve … hakkında ihaleye fesat karıştırma ve bu suça yardım etme, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve … hakkında rüşvet alma, …, …, …, … (1951 doğumlu), … (1976 doğumlu), …, …, …, …, …, …, …, …, … ve … hakkında rüşvet verme ve bu suça yardım etme suçlarından kurulan beraat ve … hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazları ile sanıklar …, …, … ve … müdafiilerinin adı geçenler hakkında değinilen suçlardan kurulan beraat hükümlerine yönelik vekalet ücretine hasren vaki temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Dava konusu ihaleler nedeniyle kurum zararı oluştuğuna ilişkin bir iddia veya tespit bulunmaması, iptal edilen ihaleler yönüyle yeniden ihale yapılması için izlenmesi gerekli işlemlere bağlı olarak yapılacak giderlerin zarar kapsamına dahil olmayıp işin görülmesi için idarece yapılan doğal masraflar kapsamında bulunması, yapılan ihalelerin tamamının belirlenen yaklaşık maliyetin altında geçerli en uygun teklifi verenler üzerine bırakıldığı gibi ihaleye katılanlar arasında özellikle fiyatı etkilemek için anlaşma yapıldığına dair isnatlar yönünden anlaşmanın tarafı olduğu belirtilen isteklilerin ihale üzerine bırakılan firmalardan daha uygun bir teklif verecekleri yönünde dosya kapsamında somut bilgi ve belge de olmaması, ihale sürecinde gizli kalması gerekli yaklaşık maliyetin katılımcı firma veya firmalara bildirildiğine dair isnatlar yönünden ihale evrakı ile yapılan karşılaştırmada ise bu ihalelerin yaklaşık maliyetin bildirildiği iddia olunan firmalar dışında başka firmalar üzerine bırakılıp tekliflerin de daha uygun olması bütün olarak dikkate alındığında, suça konu ihaleler nedeniyle kurum zararı oluşmadığı, bu haliyle sanık … hakkında iddianamede 8. olay olarak anlatılan ve adı geçenin mahkumiyetine karar verilen ihale yönünden zarar oluşmadığına ilişkin mahkeme kabulünde de bir isabetsizlik bulunmadığı,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun), 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde "Rüşvet, bir kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır." denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlanmasının veya kişilerin bu şekildeki iş için kamu görevlisine çıkar temin etmelerinin rüşvet tanımından çıkarıldığı, eylemin, görevin gereklerine aykırı olarak bir işin yapılması veya yapılmaması için menfaat temin edilmesi durumunda rüşvet, kamu görevlisinin yapması gereken bir işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlanması durumunda ise 6352 sayılı Yasa'dan önceki haliyle 5237 sayılı Kanun'un 257/3. maddesinde düzenlenen "görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama" suçunu oluşturacağı, kamu görevlisi olmayan diğer kişilerin ise özgü suç niteliğindeki bu görevi kötüye kullanma suçuna aynı Kanun'un 40/2. maddesi uyarınca azmettiren veya yardım eden sıfatıyla iştirak edecekleri nazara alındığında, rüşvet anlaşmasına konu edilen ihaleye fesat karıştırma suçuna ilişkin zamanaşımı süresinin gerçekleştiği, edimin ifasına fesat karıştırma, sahtecilik ve gerçeğe aykırı bilirkişilik suçlarına ilişkin beraat hükümlerine yönelik aleyhe temyiz olmamakla bahse konu bir kısım kararların kesinleştiği, sanıklar hakkında ihaleye fesat karıştırma suçları yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği bu kararların mahkumiyet hükmü niteliğinde olmadığı gözetildiğinde, rüşvet alma ve rüşvet verme suçları ile ilgili olarak sanıkların meşru zeminde bulunduklarının kabulü gerekeceği,
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaylar değerlendirildiğinde; kamu görevlisi olan sanıklara yüklenen rüşvet alma eylemlerinin suç tarihlerinde yürürlükte olan ve sanıklar lehine bulunan 5237 sayılı Kanun'un mülga 257/3. maddesinde düzenlenen görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama, kamu görevlisi olmayan sanıklara yüklenen rüşvet verme eylemlerinin ise aynı Kanun'un 40/2. maddesi uyarınca özgü suç niteliğindeki bu suça azmettirme veya yardım etme suçlarını oluşturacağı, sanıkların üzerlerine atılı ihaleye fesat karıştırma eylemlerinin ise suç tarihlerinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun'un 6459 sayılı Yasa'nın 12. maddesiyle değişik 235/3-b maddesinde düzenlenen suça temas ettiği, söz konusu maddelerde öngörülen cezalarının üst sınırına nazaran bahse konu suçların aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirlenen 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, suç tarihleri ile inceleme günü arasında ilaveli dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşıldığından hükümlerin 5237 sayılı Kanun'un 7/2 ve 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddeleri de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Yasa'nın 322/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri uyarınca sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,
3-Sanıklardan … hakkında zincirleme şekilde rüşvet alma, … hakkında zincirleme şekilde rüşvet verme suçlarından kurulan mahkumiyet, … hakkında ihaleye fesat karıştırma ve rüşvet alma, … hakkında ihaleye fesat karıştırma ve rüşvet verme, … ve … hakkında rüşvet alma suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazları ile sanıklar … ve … müdafiilerinin adı geçenler hakkında değinilen suçtan ve ayrıca …'in üzerine atılı gerçeğe aykırı bilirkişilik suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik vekalet ücretine hasren vaki temyiz itirazlarının incelenmesinde ise:
İddianamede 7. olay olarak anlatılan Hatay-İskenderun Devlet Hastanesi Ek Bina İkmal İnşaatı Yapım İhalesinde yüklenici firma yetkilisi sanık …'nın suç tarihinde bayındırlık il müdürü olarak görev yapan sanık …'a hakedişleri kısa sürede almak ayrıca yapılan imalatın bedelini aşacak şekilde geçici hakediş almak amacıyla değişik zamanlarda aracının tamir ücretini ödeme, araç kiralama, restorana olan borcunu ödeme, otelde ağırlama, hayat kadını temini, Ankara iline gidiş dönüş otobüs bileti ve diz üstü bilgisayar alma şeklinde maddi menfaatler temin ettiği kabulüyle zincirleme şekilde rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından mahkumiyet kararları verilmiş ise de bir önceki bentte ayrıntıları açıklandığı üzere suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun'un, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde sadece nitelikli rüşvete yer verilmesi, Mahkemece rüşvet anlaşmasının konusu olarak kabul edilen imalatın bedelini aşacak şekilde geçici hakediş almak fiiline ve bunun yanında içerik olarak sahte olduğu iddia edilen hakediş belgesine ilişkin anılan sanıklar hakkında edimin ifasına fesat karıştırma ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından da kamu davası açılması ancak hüküm kurulmaması karşısında, sanıkların eylemlerinin rüşvet suçunu mu yoksa görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçunu mu oluşturduğu yönünde vasıflandırma yapılabilmesi için öncelikle anlaşmaya konu edimin ifasına fesat karıştırma ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından bir hüküm kurulmasının zorunlu olduğu gözetilmeden, cinsel yararların ekonomik yarar olmaması nedeniyle rüşvet suçunun konusunu oluşturmayacağı, dolayısıyla hayat kadını temininin rüşvet suçu için menfaat olarak kabul edilemeyeceği ve zincire dahil edilememesi gerektiği nazara alınmadan ayrıca kararın gerekçe kısmında hüküm kurulmayan ve bir kısmı rüşvet anlaşmasının konusunu oluşturan suçlar yönünden dosya kapsamında soyut iddiadan başka bir delilin tespit edilemediği kabul edilmesine karşın suç vasfında yanılgılı değerlendirme ile çelişkiye yol açacak şekilde zincirleme rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından mahkumiyet kararları verilmesi,
Sanıklardan …'nın hükümden sonra 08.07.2013, …'in 17.11.2020, …'ın 03.01.2021, …'ın ise 21.07.2024 tarihinde öldükleri Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminden (UYAP) temin edilen nüfus kayıtlarından anlaşıldığından, bu hususlar mahallinde araştırılarak sonucuna göre 5237 sayılı Kanun'un 64 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri uyarınca bir karar verilmesi lüzumu,
Kabule göre de;
Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık … hakkında aynı Kanun'un 53/5. madde ve fıkra hükmü gereğince hak yoksunluğuna hükmolunmaması,
Mahkumiyet hükümleri yönünden Anayasa Mahkemesinin 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal Kararının değerlendirilmesi gerekliliği,
Bozmayı gerektirmiş, katılanlar Hazine ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı vekilleri ile sanıklar …, …, … ve … müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, mahkumiyet kararlarına ilişkin kazanılmış haklar saklı kalmak kaydıyla, beraat kararlarına ilişkin ise sair yönleri incelenmeyen hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA 26.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Suçun rüşvet vasfını kazanması için sağlanan menfaatin kamu görevlisinin bizzat yetkili olduğu görev alanına giren bir işin yerine getirilmesi veya getirilmemesi amacıyla temin edilmesi zorunludur. Kamu görevlisinin kendi yetki ve görev alanına girmeyen bir iş karşılığında haksız menfaat temin etmesi durumunda rüşvet suçu değil, Türk Ceza Kanunu'nun 255. maddesi kapsamında yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama suçu vücut bulur.
Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesi görevin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması ölçütünü esas almaktadır. Bununla birlikte, kamu görevlisinin zaten mevzuat gereğince yerine getirmekle yükümlü bulunduğu haklı bir görevi ifa etmesi için para teklif edilmesi durumunda eylemin rüşvet suçunu mu yoksa memurun şeref ve saygınlığına saldırı kabul edilerek Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hakaret suçunu mu oluşturacağı hususunda yargı kararlarında farklı nitelemelere gidilebilmektedir. Sağlık hizmetlerinde menfaat teminine ilişkin değerlendirmelerde ise menfaatin tıbbi müdahaleden önce veya sonra temin edilmiş olmasına göre rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçları bağlamında ayrım yapılmaktadır.
Rüşvet ile İrtikap, Nüfuz Ticareti ve Dolandırıcılık Ayrımı
Rüşvet suçu ile irtikap suçu arasındaki ayrım tarafların irade serbestisinde toplanmaktadır. Rüşvette taraflar menfaat karşılığında serbest iradeleriyle mutabakata varırken, irtikap suçunda kamu görevlisi kişiyi tehdit, baskı veya ikna vasıtalarıyla menfaat sağlamaya zorlar. Kamu görevlisinin icbar veya ikna boyutuna varmayan eylemlerinde ve kişinin iradesinin serbestliğini bütünüyle yitirmediği durumlarda fiilin rüşvet kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olabilmektedir.
Kamu görevlisi nezdinde gerçek bir hatır ve nüfuzu bulunan kişinin bu etkinliğini kullanarak iş gördüreceğinden bahisle menfaat temin etmesi Türk Ceza Kanunu'nun 255. maddesi kapsamında nüfuz ticareti suçunu oluşturur. Buna karşılık, kamu görevlileri üzerinde gerçekte hiçbir nüfuzu ve etkinliği bulunmayan bir şahsın, nüfuzu varmış gibi hileli davranışlarla güven telkin edip para alması durumunda nüfuz ticareti değil, Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesinde tanımlanan dolandırıcılık suçu meydana gelir.
Rüşvet Teklifinin Kabul Edilmemesi ve Cezai İndirim
Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca; kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunup bunun muhatabı tarafından reddedilmesi veya şahsın kamu görevlisine menfaat temini yönünde teklif yahut vaatte bulunup bu teklifin kamu görevlisince geri çevrilmesi hallerinde, fail hakkında uygulanacak temel hapis cezası yarı oranında indirilir.
Cezayı Artıran Nitelikli Haller ve Özel Sorumluluk Alanları
Rüşvet ilişkisine dahil olan kişilerin icra ettiği kamusal meslek ve fonksiyonlar cezanın ağırlaştırılması sebebi sayılmıştır. Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin yedinci fıkrası gereğince; haksız menfaati temin eden, bunu talep eden ya da bu doğrultuda anlaşma kuran failin yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde hükmolunacak ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu kurum veya kuruluşlarının ya da bu meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler, anılan kurum veya meslek kuruluşlarının bünyesinde faaliyet yürüten vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler, kooperatifler ile halka açık anonim şirketler adına hareket eden kişilere görevleriyle ilgili menfaat temin edilmesi, vaat edilmesi, bu kişilerce menfaat istenmesi veya kabul edilmesi durumlarında da kamu görevlisi sıfatı aranmaksızın rüşvet hükümleri uygulanır.
Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince; yabancı bir devlette seçilmiş veya atanmış kamu görevlilerine, uluslararası mahkeme hakimlerine, jüri üyelerine, uluslararası parlamento üyelerine, kamusal faaliyet icra eden yabancılara, hakemlere veya uluslararası örgüt temsilcilerine görevlerinin ifasıyla ilgili bir iş ya da uluslararası ticari işlemler sebebiyle menfaat temin veya teklif edilmesi de rüşvet kapsamındadır. Anılan fiilin yurt dışında yabancı kişi tarafından işlenmesi halinde; Türkiye'nin, Türk kamu kurumlarının, Türk özel hukuk tüzel kişilerinin ya da Türk vatandaşlarının taraf olduğu bir uyuşmazlığın veya işlemin varlığı halinde failler Türkiye'de bulundukları takdirde haklarında resen soruşturma ve kovuşturma yapılır.
Yargılama Usulü, Delil Toplama ve Tebligat Şartı
Rüşvet suçu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinin sekizinci fıkrası gereğince telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirine başvurulabilen katalog suçlar arasındadır. Başka bir soruşturma sırasında icra edilen dinlemede tesadüfen rüşvet deliline rastlanması durumunda Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 138. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca durumun derhal Cumhuriyet Savcılığına iletilmesi gerekir. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2022/4863 Esas ve 2024/737 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere, savcılığa kanuni bildirim yapılmadan ve rüşvet suçuna dair müstakil bir dinleme tedbiri kararı alınmadan elde edilen kayıtlar rüşvet yargılamasında hükme esas delil kabul edilemez.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 135Kaynağı aç
dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut
delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil
elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim
veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla
şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda
alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını
derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir.
Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine
karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.[38]
(Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)
(2) (Ek: 21/2/2014–6526/12 md.) Talepte bulunulurken hakkında bu
madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini
ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir.
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki
iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun
anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.[39]
(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü,
hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon
numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü,
kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki ay için verilebilir; bu
süre, bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak,
örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi
halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak
her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere
uzatılmasına karar verebilir.
(5) Şüpheli veya sanığın
yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca
bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu
hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit
işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok iki ay için yapılabilir; bu
süre, bir ay daha uzatılabilir.[40]
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın
telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet
savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır.
Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,
iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite
imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler:
24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı
kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç
yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine
karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.
(7) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir
süresince gizli tutulur.
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda
alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda
sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80) ile organ veya doku ticareti (madde 91),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. (Ek: 21/2/2014 – 6526/12 md.) Nitelikli hırsızlık (madde 142)
ve yağma (madde 148, 149) ile nitelikli
dolandırıcılık (madde 158),
7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
8. Parada sahtecilik (madde 197),
9. (Mülga: 21/2/2014 – 6526/12 md.; Yeniden düzenleme:
24/11/2016-6763/26 md.) Suç işlemek amacıyla
örgüt kurma (madde 220, fıkra üç),
10. (Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Fuhuş (madde 227),
11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
12. (Ek: 24/11/2016-6763/26 md.) Tefecilik
(madde 241),
13. Rüşvet (madde 252),
14. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin
birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302) ,
16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin
İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331,
333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda
tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) (Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Bankalar Kanununun 22 nci
maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,[41]
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda
tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü
maddelerinde tanımlanan suçlar.
(9) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir
başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.
Müdafiin bürosu ve yerleşim yeri
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/1440, K. 2019/719Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 418-131
Sanık …'ın görevi kötüye kullanma suçundan beraatine ilişkin Turhal Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.02.2011 tarihli ve 418-131 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 21.06.2016 tarih ve 11620-6558 sayı ile; Cumhuriyet savcısının yasal süresinden sonra yapılan temyiz isteminin CMUK'un 317. maddesi uyarınca reddine ve hükmün onanmasına oy çokluğuyla karar verilmiş,
Daire Üyesi M. ….. "Somut olayda CMK'nın 138/2. maddesinin uygulama koşulları esasen bulunmamaktadır. Zira ortada CMK'nın 135. maddesi kapsamında yürütülen bir koruma tedbiri uygulamasında tesadüfen elde edilmiş başka bir suça ilişkin delil elde edilmesi durumu değil, tam aksine suç soruşturmasına konu aynı fiile ilişkin elde edilen delilin değerlendirilmesi neticesinde katalog suçlardan olan rüşvet suçunun kolayca dönüşme ihtimali bulunan görevi kötüye kullanma suçunda bu delilin kullanılması durumu söz konusudur. Bu sebeple sanık hakkındaki koruma tedbiri kapsamında elde edilen delillerin değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği…" görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.09.2016 tarih ve 324656 sayı ile;
"…Maddi olayda, sanık …'ın rüşvet aldığına dair kuvvetli suç şüphesi bulunması ve başka şekilde delil elde etme imkanının da bulunmaması nedeniyle Turhal C.Başsavcılığının talebi üzerine, Turhal Sulh Ceza Mahkemesi'nin, 06/05/2010 tarih ve 2010/206 nolu kararı ile sanık …'ın kullanmakta olduğu ve Cemal Aslan isimli şahıs adına kayıtlı 0 531 … numaralı GSM hattı ile adına kayıtlı bulunan ve kendisinin kullandığı 0 536 … numaralı telefon hatlarının 3 ay süre ile dinlenmesi sonucunda sanığın, rüşvet aldığına dair somut deliller elde edilememiş ise de birçok telefon görüşmesinde görevini kötüye kullandığına ilişkin iletişim tespit tutanağının bulunduğunun anlaşılması karşısında,
…'ın görevinin gereklerine aykırı olarak ve kamu zararına neden olacak şekilde telefon görüşmesi yaptığı şahıslara kesim yeri haricinde nakliye tezkeresi vermeyi taahhüt ettiği ve yine kontrol amacıyla Orman İşletme Şefi'nin gireceği yerleri daha önceden kaçak kesim yapan şahıslara bildirdiği ve bu suretle hem kesim yapmalarına göz yumduğu hem de yakalanmalarına engel olmak suretiyle birden fazla defa görevini kötüye kullanma suçunu işlediği dosya kapsamından anlaşıldığı hâlde, yasal olmayan yetersiz gerekçeyle sanık … hakkında beraat kararı verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır.
Her ne kadar sanık hakkında Turhal Sulh Ceza Mahkemesi'nin 06/05/2010 tarih ve 2010/206 nolu kararı ile rüşvet suçuyla ilgili olarak iletişim tespitine karar verilmiş ise de daha sonra dinlenen telefon kayıtlarından sanığın rüşvet suçu işlediğine ilişkin somut bir delil elde edilemediği, ancak mevcut delillerin içeriği gözönüne alındığında, sanığın eylemlerinin görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu, görevi kötüye kullanma suçunun özel bir biçimi olan rüşvet suçunun da çoğu zaman görevi kötüye kullanma suçuna dönüşmesi olanağı bulunduğundan, nitelik değiştirmesi olanağı bulunan suçlar yönünden de, elde edilen kanıtlar hukuka uygun delil olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sanık … hakkında elde edilen deliller CMK'nın 138/2. maddesi kapsamında elde edilen tesadüfi delil niteliğinde değildir. CMK'nın 135. maddesi kapsamında yürütülen bir koruma tedbiri uygulamasında tesadüfen elde edilmiş başka bir suça ilişkin delil elde edilmesi durumunun söz konusu olmadığı açıkça görülmektedir.
Bu durumun tam aksine sanık hakkındaki suça konu soruşturmada, elde edilen delilin değerlendirilmesi neticesinde katalog suçlardan olan rüşvet suçunun kolayca dönüşme ihtimali bulunan görevi kötüye kullanma suçunda bu delilin kullanılmasında hukuka aykırı bir durumun bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Bu konuda Ceza Genel Kurulunun 12/06/2007 tarih ve (2006/5-MD-154 E, 2007/15 K) sayılı ilamı da benzer niteliktedir.
Bu itibarla; yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, sanık …'ın görevinin gereklerine aykırı olarak ve kamu zararına neden olacak şekilde telefon görüşmesi yaptığı şahıslara kesim yeri haricinde nakliye tezkeresi vermeyi taahhüt ettiği ve yine kontrol amacıyla Orman İşletme Şefi'nin gireceği yerleri daha önceden kaçak kesim yapan şahıslara bildirdiği ve bu suretle hem kesim yapmalarına göz yumduğu hem de yakalanmalarına engel olmak suretiyle birden fazla defa görevini kötüye kullanma suçunu işlediği…" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 25.10.2016 tarih ve 7908-8591 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; silah kaçakçılığı suçundan inceleme dışı sanıklar hakkında yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen ve aynı soruşturma kapsamında bulunmayan sanığın rüşvet suçunu işlediği şüphesini uyandırabilecek deliller ile rüşvet suçundan sanığın iletişiminin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin, hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açılan ve aynı suçtan hüküm kurulan sanık aleyhine kullanılıp kullanılamayacağının ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü hâlinde inceleme günü itibarıyla dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
İnceleme konusu dosya içerisinde sureti bulunan Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/920 sayılı soruşturma dosyası içeriğine göre; silah kaçakçılığı suçundan şüpheliler…, …, … ve … hakkında iletişimin denetlenmesi talebi üzerine Turhal Sulh Ceza Mahkemesinin 02.04.2010 tarihli ve 2010/156 değişik iş sayılı kararı ile şüphelilere ait iletişimin tespitine, dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine üç ay süre ile karar verildiği,
İletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen bilgiler doğrultusunda Turhal Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı görevlilerince tanzim edilen 27.04.2010 tarihli tutanağa göre; 25.04.2010 tarihinde saat 22.13’te … Köyü’nden …’ın, …’ı cep telefonu ile arayarak ormancılar ve şefin ertesi gün köye gelip gelmeyeceğini sorduğu, ikili arasında geçen konuşmada izinsiz kesilen orman emvalinin köy içerisine getirilmiş olduğundan bahsedildiği, … ile …’a ait odunların köy içerisinde saklandığı, adı geçenlerin, orman işletme şefinin köye gelerek odunları görmesinden ve zabıt tutmasından korkmalarına karşın “Ormancı” olarak bahsettikleri sanıktan çekinmediklerinin anlaşıldığı, orman işletme şefinin odunları görmesi hâlinde kamyonun arızalandığını ve kamyonu tamire götürdüklerini söyleyeceklerini kararlaştırdıkları, … ile söz konusu soruşturma kapsamında bulunmayan sanık arasında, orman işletme şefinin köye girmemesi ve şefin bu konuda ikna edilememesi durumunda köy içine girmeden Keçeci Köyü yoluna yönlendirilmesi gerektiğine ilişkin konuşmaların yapıldığı,
26.04.2010 tarihinde saat 09.57’de sanığın, …’ı telefonla arayarak şefin köye geleceğini haber verdiği ve sakıncalı odunların saklanması gerektiğini ifade ettiği, bunun üzerine…’ın, telefonu, yanında bulunan …’a verdiği, sanığın …’a hitaben "Öbürünü ara, öbürünü ara!" diyerek telefonu kapattığı, bunun üzerine …’ın… adına kayıtlı olup sanık tarafından kullanılan telefon hattını saat 09.58'de aradığı, ikili arasında köyün içerisinde muhtarın evinin olduğu tarafa giden yol üzerinde kaçak kesilmiş odunların olduğu ve şefin belirtilen yere götürülmemesi gerektiği hususunda konuşmalar yapıldığı, konuşma içeriklerinden sanığın odun kaçakçıları ile birlikte hareket edip, izinsiz kesilmiş orman ürünlerinin şef tarafından ortaya çıkarılmaması amacıyla bu kişilere cep telefonu ile haber verdiğinin ve bu konuda odun kaçakçılarına yardımcı olduğunun değerlendirildiği, yine araştırmalar sonucu sanığın irsaliyesiz orman ürünü taşıyan ve kaçak kesim yapan şahısları görmesine karşın bu konuda tutanak tanzim etmediği duyumlarının alındığı,
İletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen bilgiler doğrultusunda Turhal Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı görevlilerince tanzim edilen 03.05.2010 tarihli tutanağa göre; 12.04.2010 tarihinde saat 13.09’da …’ın, …’e ait telefon hattını kullanan kişiyi arayarak "Ormancı" olarak sözü edilen sanığa 50 milyon verilmesini istediği, yapılan görüşmelerden …’ın Turhal Orman İşletmesinden satın aldığı …, Erenli ve Karkın Köyleri ile çevre köylerdeki kırımlardan oluşan odunları Turhal ilçesinde sattığı, bu işi yaparken izinsiz kesilmiş orman emvalini de fırsat bulup taşıdığı bilgilerine ulaşıldığı,
Yapılan telefon dinlemeleri sırasında sanık …’ın rüşvet suçunu işlediği şüphesini oluşturabilecek emarelerin elde edildiğinden bahisle düzenlenen tutanak üzerine Turhal Cumhuriyet Başsavcılığınca 30.04.2010 tarih ve 22 sayı ile; sanığın işlediği şüphesi bulunan rüşvet suçu nedeniyle soruşturma evrakının tefrik edilerek 2010/1250 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmesine karar verildiği,
Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Turhal Sulh Ceza Mahkemesince 06.05.2010 tarih ve 2010/206 sayılı değişik iş sayı ile; rüşvet alma suçunu işlediğinden şüphelenilen sanık tarafından kullanılan iki ayrı GSM hattı ile gerçekleştirilen iletişimin üç ay süre ile tespitine, dinlenmesine ve kayda alınmasına karar verildiği, iletişimin denetlenmesi neticesinde sanığın rüşvet suçunu işlediği şüphesini uyandırabilecek nitelikte deliller elde edilmemekle birlikte iddianamede yer verilen görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin birtakım görüşmeler yaptığının tespit edildiği,
Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının 31.08.2010 tarihli ve 1250-842-344 sayılı iddianamesine göre; hem Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/920 sayılı soruşturması kapsamında Turhal Sulh Ceza Mahkemesinin 02.04.2010 tarihli ve 2010/156 değişik iş sayılı iletişimin denetlenmesi hem de Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1250 sayılı soruşturması kapsamında Turhal Sulh Ceza Mahkemesinin 06.05.2010 tarihli ve 2010/206 sayılı iletişimin denetlenmesi kararları kapsamında elde edilen suç içerikli bazı telefon görüşmelerine yer verilip, rüşvet suçunu işlediğine ilişkin delil elde edilemeyen sanığın görevinin gereklerine aykırı olarak ve kamu zararına neden olacak şekilde telefon görüşmesi yaptığı şahıslara kesim yeri haricinde nakliye tezkeresi vermeyi taahhüt ettiği ve kontrol amacıyla Orman İşletme Şefinin gireceği yerleri kaçak kesim yapan şahıslara önceden bildirdiği, bu suretle ilgili kişilerin hem kaçak kesim yapmalarına göz yumduğu hem de yakalanmalarına engel olduğu iddia edilerek sanık hakkında zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açıldığı,
Turhal Asliye Ceza Mahkemesince 08.02.2011 tarih ve 418-131 sayı ile; "Dosya kapsamı içerisinde telefon konuşmalarına ait iletişimin tespiti tutanakları olduğu ve bunların da başka bir soruşturmaya esas olmak üzere kayda alındığı, bu suretle sanık hakkında delil olarak sunulan iletişimin tespiti tutanaklarının tesadüfen elde edildiği, 5271 sayılı CMK'nın 138/2. maddesi yollaması ile aynı Kanun’un 135. maddesi dikkate alındığında, görevi kötüye kullanma suçunun katalog suçlardan olmadığı, bu nedenle iletişimin tespiti tutanaklarının yasal delil niteliğinde olmadığı, tanık anlatımlarının ise tek başına sanığın suçu işlediğine dair yeterli delil teşkil etmediği…" gerekçesiyle sanığın beraatine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan … soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadesinde; Turhal Orman İşletme Şefi olarak görev yaptığını, orman muhafaza memuru olan sanığın gerçekleştirdiği iddia edilen eylemler hakkında bilgi sahibi olmadığını, ancak yapılacak soruşturma sonucunda sanığın görevini kötüye kullandığı sonucuna ulaşılması hâlinde şikâyetçi olduğunu,
Kovuşturma evresinde ise; Cumhuriyet savcısına vermiş olduğu ifadeyi aynen tekrar ettiğini, kurumu adına sanıktan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini,
Tanık … kovuşturma evresinde; odun ticareti ile uğraştığını, Orman İşletme Şefliğinden aldığı odunları kendisine ait araçlarla nakledip sattığını, sanıkla işi gereği tanıştığını, telefonla konuştukları hususunun doğru olduğunu, ancak bu konuşmaların iş gereği yapıldığını, konuya ilişkin başkaca bilgisinin bulunmadığını,
Tanık … kovuşturma evresinde; çiftçilik yaptığını, kendisine ait araziden kaynaklanan işler dolayısıyla sanıkla tanıştığını, tapulu arazisindeki ağaçların kesimi ve nakliyesi konusunda sanıkla görüştükleri hususunun doğru olduğunu, ancak iddianamede geçen olaylar hakkında bilgisinin bulunmadığını,
Tanık … kovuşturma evresinde; … Köyü’nün birinci azası olduğunu, sanığı tanıdığını, orman muhafaza memuru olarak sanığın kendi köylerinden sorumlu olduğunu, sanıkla yalnızca kesilen ağaçların depoya teslimi konusunda görüşme yaptığını, bunun haricinde iddianamede geçen hususlar hakkında bilgi sahibi olmadığını,
Tanık … kovuşturma evresinde; odun deposu olduğunu ve ihale yolu ile odun alıp sattığını, sanıkla bu nedenle tanıştığını ve sık sık görüştüğünü,
Beyan etmişlerdir.
Sanık … soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadesinde; Turhal Orman İşletme Şefliğinde orman muhafaza memuru olarak görev yaptığını, telefonla görüştüğü …, …, …, …, … ve …’u, orman bölgesinde ikamet ettikleri için tanıdığını ve işi gereği anılan şahıslarla irtibatının bulunduğunu, kendisine okunan telefon görüşmesi içeriklerinin doğru olduğunu, ancak bu konuşmaların iş gereği yapıldığını, adı geçen şahıslara orman işletme şefinin geleceği zamanları bildirmesi, kontrol amacıyla gidilecek yerleri söylemesi ve kaçak kesim yapan şahıslara kesim yeri haricinde sevk irsaliyesi vereceğini vadetmesi hususlarının dostane olarak yapılmış konuşmalar olduğunu, ancak yaptığının doğru olmadığını ve görevinin gereklerine aykırı davrandığını kabul ettiğini, bunları yaparken kimseden menfaat temin etmediğini, pişman ve üzgün olduğunu,
Kovuşturma evresinde ise; sorumluluk alanlarının çok geniş olduğunu, bir çok köyde üretim yaptıkları için imkânlarının yetersizliğinden her yere yetişmeleri ihtimalinin bulunmadığını, bu sebeple bazı işlerini telefonla yaptıklarını, telefon görüşmelerinin çoğunun köylülerin mevzuata aykırı işler yapmasını engelleme ve caydırma amacı taşıdığını, bu sebeple "Şuradayız, buradayız." şeklinde ifadeler kullandığını, bunun haricinde herhangi bir amaçla hareket etmediğini, işlerin yoğun olması nedeniyle bazen hata yapmış olabileceğini,
Savunmuştur.
İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide de ifade edildiği üzere, ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğe ulaşılmasında kullanılan araç delillerdir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasındaki; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." şeklindeki hükümle, ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiş ve "delillerin serbestliği" ilkesine de vurgu yapılmıştır. Buna göre bütün deliller hukuka uygun olarak elde edilmeli ve değerlendirilmelidir.
Ceza muhakemesinde bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama bulunmayıp, yargılamayı yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilen delilleri kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine delilleri de araştırıp değerlendirerek, her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Dolayısıyla yargılamaya konu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilmiştir. Ancak maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun değil, hukuk kuralları içerisinde, şüpheli ve sanığın hakları korunarak araştırılmalıdır.
Öğretide; "Ceza muhakemesinde delilleri elde etmek amacıyla kullanılan soruşturma işlemlerinin ve yöntemlerinin çoğunluğuyla, koruma tedbirlerinin tamamı, kişilerin temel hak ve özgürlüğüne müdahaleyi gerektirir. Ceza muhakemesi toplumun suçun aydınlatılmasındaki menfaati ile bireylerin temel hak ve özgürlüklerine dokunulmasındaki çıkarının dengelenmesi esasına dayanır. Özellikle soruşturma aşamasında maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla delil elde edilmeye çalışılırken, insan onuru ve insan hakları ile hukukun ve ceza muhakemesinin temel ilkelerinden ödün verilemez." denilmektedir. (Murat Volkan Dülger, Ceza Muhakemesi Hukukunda Dışlama Kuralı ve Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi, Seçkin Yayınları, Ankara 2014, s. 38)
Ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçeğe ulaşabilmek için, delil elde edilmesi aşamasında şahsi ve toplumsal değerlerin korunması da gereklidir. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğreti ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları; "delil elde etme" ve "değerlendirme" yasakları olarak ikiye ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları" hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunsa bile bir delilin yargı mercilerince ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir.
İfade alma ve sorgunun yasak usullerle gerçekleştirilmesi, tanıklıktan çekinme hakkı olanlara bu hakkın hatırlatılmaması, aramanın herhangi bir karara dayanmadan yapılması, ses veya görüntülerin montajlanması delil elde etme yasağına; tanıklıktan çekinen şahidin önceki ifadelerinin okunamaması, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen delillerin CMK'nın 135/6. maddesinde sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.
Bu aşamada ceza muhakemesi hukukunda "iletişimin denetlenmesi" ve "tesadüfen elde edilen delil" konuları üzerinde de durulması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK'nın, iletişimin denetlenmesi işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan şekliyle 135. maddesi;
"(1) (Değişik birinci cümle: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
(5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
7. Parada sahtecilik (madde 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
9. (Ek: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Fuhuş (madde 227, fıkra 3),
10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
11. Rüşvet (madde 252),
12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),
14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) (Ek: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." hükmünü,
Aynı Kanun'un 138. maddesi ise,
"(1) Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir.
(2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir." düzenlemesini içermektedir.
CMK’nın 138. maddesi yapılan bu düzenleme ile sınırlı şekilde sayılan suçlarla ilgili olarak sınırlı hâllerde iletişimin denetlenmesi olanağı getirilmiştir. Yürürlükten kalkan 4422 sayılı Kanun'daki düzenlemeye paralel olmakla birlikte, anılan maddeyle ayrıca bir başka suçun işlendiği şüphesini uyandıracak şekilde tesadüfen elde edilen kanıtların değerlendirilmesi olanağı da tanınmıştır.
CMK’nın bu hükmü, telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesinde “hâkim kararı aranması” şartının bir defaya mahsus olmak üzere istisnasını oluşturmaktadır. Bu düzenlemeyle hakkında hâkim kararı bulunmayan kişinin iletişiminin ilk kez dinlenmiş olması hâlinde, elde edilen delilin ceza muhakemesinde kullanılabilmesi mümkün hâle gelmekte, karar olmaksızın yapılan bu dinleme üzerine soruşturma başlatılabilmekte ve şartları varsa ilgili hakkında ayrıca dinleme kararı alınabilmektedir. Ancak, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen kanıtların dikkate alınabilmesi için söz konusu delilin tedbire konu suç ile ilgili olmayan ve bir başka suç şüphesi uyandıran bir delil niteliği taşıması ve tedbire konu suçun CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlar arasında yer alması gerekmektedir.
İnceleme konusu olayda iki ayrı iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanmıştır. Bu tedbirlerin ilkinde, Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/920 sayılı soruşturması kapsamında inceleme dışı sanıklar hakkında silah kaçakçılığı suçu nedeniyle uygulanan iletişimin denetlenmesi sırasında, inceleme dışı sanık …'ın, "…" adına kayıtlı telefon hattını kullanan kişiyle arasında geçen sanığa "50 milyon" verilmesine ilişkin görüşme nedeniyle, sanığın rüşvet suçunu işlediği şüphesini uyandırabilecek delillerin elde edilmesi söz konusudur. Bu tedbir yönünden, hem sanığın söz konusu soruşturma kapsamında bulunmaması hem de hakkında delil elde edilen rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçlarının yapılmakta olan soruşturmayla ilgisinin olmaması nedeniyle silah kaçakçılığı suçundan yapılan soruşturmada elde edilen sanığa "50 milyon" verileceğine ilişkin telefon görüşmesi, rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçları bakımından tesadüfi delil niteliği taşımaktadır.
İkinci tedbir yönünden ise, bahsi geçen telefon görüşmesi üzerine rüşvet alma suçunu işlediğinden şüphelenilen sanık tarafından kullanılan iki ayrı GSM hattı ile gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi sırasında sanığın, telefon görüşmesi yaptığı şahıslara kesim yeri haricinde nakliye tezkeresi vermeyi taahhüt ettiğine, kontrol amacıyla Orman İşletme Şefinin gireceği yerleri kaçak kesim yapan şahıslara önceden bildirdiğine ve ilgili kişilerin kesim yapmalarına göz yumduğuna ilişkin telefon görüşmeleri nedeniyle görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin delillerin elde edilmesi söz konusudur. Bu tedbir bakımından da, sanığı aynı olsa bile rüşvet suçundan yapılan soruşturma kapsamında yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen söz konusu deliller, görevi kötüye kullanma suçu bakımından tesadüfi delil niteliğindedir.
Her iki iletişimin denetlenmesi tedbiri bakımından da elde edilen tesadüfi deliller, CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlar ile ilgili soruşturma aşamasında hakim kararı ile yapılan iletişimin dinlenmesi sırasında elde edildiğinden yasal delildir. Ancak tesadüfen elde edilen bu delillerin hukuka uygun olarak kullanılabilmeleri için, ortaya çıkardıkları suç veya suçların da katalog suçlar arasında yer alması gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/920 sayılı soruşturması kapsamında silah kaçakçılığı suçundan inceleme dışı şüpheliler…, …, … ve … hakkında Turhal Sulh Ceza Mahkemesinin 02.04.2010 tarihli ve 2010/156 değişik iş sayılı kararı doğrultusunda yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, …'ın, … adına kayıtlı telefon hattını kullanan kişiyle yaptığı görüşmede sanığa "50 milyon" verilmesini istemesi üzerine, sanık …’ın rüşvet suçunu işlediği şüphesini oluşturabilecek emarelerin elde edildiğinden bahisle düzenlenen tutanak üzerine Turhal Cumhuriyet Başsavcılığınca 30.04.2010 tarih ve 22 sayı ile sanığın işlediği şüphesi bulunan rüşvet suçu nedeniyle soruşturma evrakının tefrik edilerek 2010/1250 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmesine karar verildiği, Başsavcılığın 2010/1250 sayılı soruşturması kapsamında da Turhal Sulh Ceza Mahkemesince 06.05.2010 tarih ve 2010/206 sayı ile rüşvet alma suçunu işlediğinden şüphelenilen sanık tarafından kullanılan iki ayrı GSM hattı ile gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesine karar verildiği, Turhal Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında düzenlenen 31.08.2010 tarihli iddianamede Turhal Sulh Ceza Mahkemesince verilen her iki iletişimin denetlenmesi kararı kapsamında sanığın, telefon görüşmesi yaptığı şahıslara kesim yeri haricinde nakliye tezkeresi vermeyi taahhüt ettiğine, kontrol amacıyla Orman İşletme Şefinin gireceği yerleri kaçak kesim yapan şahıslara önceden bildirdiğine ve ilgili kişilerin hem kesim yapmalarına göz yumduğuna ilişkin telefon görüşmelerine yer verilerek, rüşvet suçunu işlediğine ilişkin delil elde edilemeyen sanığın zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı, Yerel Mahkeme tarafından iletişimin denetlenmesi tutanaklarının yasal delil niteliğinde olmadığı, tanık anlatımlarının ise tek başına sanığın suçu işlediğine dair yeterli delil teşkil etmediği gerekçesiyle sanığın beraatine karar verildiği olayda;
Silah kaçakçılığı suçuna ilişkin ilk iletişimin denetlenmesi tedbiri bakımından hem sanığın söz konusu soruşturma kapsamında bulunmaması hem de hakkında delil elde edilen rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçlarının yapılmakta olan soruşturmayla ilgisinin olmaması, rüşvet suçuna ilişkin ikinci tedbir yönünden ise sanığı aynı olsa bile görevi kötüye kullanma suçunun tedbir uygulanan rüşvet suçundan farklı olması nedenleriyle elde edilen delillerin tesadüfi delil niteliği taşıdıkları; ilkinde silah kaçakçılığı, ikincisinde ise rüşvet suçu ile ilgili olmak üzere katalog suçlardan soruşturma yapılırken soruşturma kapsamında hakim kararına dayalı elde edilen tesadüfi delillerin usul ve kanuna uygun olarak elde edildikleri, ancak bu delillerin katalog suçlar arasında sayılmayan görevi kötüye kullanma suçunun ispatında ve bu suçtan kurulan hükmün dayanağı olarak kullanılmasının yasal olarak kabul edilemeyeceği, CMK'nın 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki açık düzenleme uyarınca katalog suçlardan birinin katalog olmayan bir suça dönüşmesi halinde de kullanma yasağının söz konusu olacağı, bu anlamda kamu davasının katalog suçlardan birinden açılmış olup olmaması veya dönüştürmenin soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı veya kovuşturma evresinde mahkeme tarafından yapılması arasında herhangi bir fark bulunmadığı, aksi düşüncenin kabulünün, kanunda yer alan katalog kısıtlamasını dolanmak niyetiyle katalog suç görüntüsü altında tedbire başlanıp deliller elde edildikten sonra bu delillerin katalog dışı bir suç için kullanılması sonucunu doğuracağı hususları birlikte değerlendirildiğinde; her iki iletişimin denetlenmesi yoluyla elde edilen delillerin hukuka aykırı nitelikte olduğu ve CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasına göre hükme esas alınamayacağı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Uyuşmazlığa ilişkin olarak varılan bu sonuç karşısında, inceleme günü itibarıyla dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.10.2019 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 24.12.2019 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2022/4863, K. 2024/737Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2020/361 Esas, 2021/520 Karar
SUÇLAR : Rüşvet alma (sanıklar … ve … hakkında), rüşvet verme (sanıklar … ve … hakkında)
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama
Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 … Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 … Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 … Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 … Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 … Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 … Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 … Kanun’un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereğince temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Tayin olunan cezanın miktarına nazaran yasal koşulları bulunmadığından sanık … müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin 1412 … Kanun'un 318 inci maddesi gereği reddine karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının, 08.04.2014 tarihli ve 2012/608 Soruşturma, 2014/1311 Esas, 2014/72 numaralı İddianamesiyle rüşvet verme suçundan, sanıklardan … ve … hakkında 4'er kez, rüşvet alma suçundan, … ve … hakkında ise 2'şer kez 5237 … Türk Ceza Kanunu'nun (5237 … Kanun) 252 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmıştır.
2.Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.01.2015 tarihli ve 2014/84 Esas, 2015/6 … Kararı ile sanıklar hakkında rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından, 5271 … Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir.
3.Bahse konu kararların katılan ve suçtan zarar gören vekilleri tarafından temyizi üzerine Dairemizin, 29.09.2020 tarihli ve 2018/12833 Esas, 2020/12439 … Kararı ile suçtan zarar gören Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğünün kanun yoluna başvurma hakkının bulunduğu ve bu sıfatının gereği olarak 5271 … Kanun'un 233 ve 234 üncü maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği halde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve 5271 … Kanun'un mağdur ve katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hükümler kurulması nedeniyle sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
4.Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 29.12.2021 tarihli ve 2020/361 Esas, 2021/520 … Kararı ile sanıklar … ve … hakkında zincirleme rüşvet verme suçundan, 5237 … Kanun'un 252 nci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi gereğince 4 yıl 5 ay 10'ar gün hapis cezası, sanık … hakkında rüşvet alma suçundan, 5237 … Kanun'un 252 nci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi gereğince 3 yıl 4 ay hapis cezası, sanık … hakkında zincirleme rüşvet alma suçundan, 5237 … Kanun'un 252 nci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi gereğince 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve aynı Kanun'un 53 üncü maddesi gereğince hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A.Katılan Hazine vekilinin temyizi vekalet ücretine,
B.Sanık … müdafiinin duruşma istemli temyiz talebi, suçun unsurları itibarıyla oluşmadığına, sanığın üzerine atılı suçu işlediğini gösterir yeterli delil bulunmadığına,
C.Sanık … müdafiinin temyizi, delillerin hukuka aykırı olarak elde edildiğine ve suçun sübut etmediğine,
D.Sanık … müdafiinin temyizi, somut olayda rüşvet anlaşması bulunmadığına ve rüşvet alma suçunun oluşmadığına,
E.Sanık … müdafiinin temyizi, delillerin hukuka aykırı olarak elde edildiğine, rüşvet anlaşmasının yapılıp yapılmadığı ve menfaat temin edilip edilmediği de kesin olarak belirlenemediğinden suçun sübut etmediğine,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Suç tarihinde sanıklardan …'ın Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde rektör danışmanı, …'nun da aynı üniversitede uzman olarak çalıştıkları, diğer sanıkların ise özel sektör firma sahibi ve çalışanı oldukları, sanıklar hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında Trabzon Sulh Ceza Mahkemesince verilen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararlarına istinaden yapılan dinleme sırasında kamu görevlisi olan sanıkların özel firma sahibi olan sanıklarla görüşmelerinde, sanık …'in sanık …'dan notebook, masaüstü bilgisayar ve tablet talep ettiği, sanık …'in ise Bilgehan isimli kişiye verilmek üzere İ-pad isimli cihazı istediği ve bu şekilde ihaleye fesat karıştırma suçundan yürütülen soruşturmada elde edilen tape kayıtlarına göre sanıkların rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarını işlediklerinin iddia edildiği somut olayda mahkemece yapılan yargılama neticesinde; sanıklar … ve …'ın rüşvet verme sanıklar … ve …'in rüşvet alma suçlarını işledikleri kabul edilerek mahkumiyetlerine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
5271 … Kanun'un 138 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat aynı Kanun'un 135 inci maddesinde sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda bu delilin kullanılabileceğinin kabul edilmiş olması, tedbirin uygulanması sonucu elde edilen delillerin 135 inci maddede sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla aynı soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olan suçlar yönüyle kullanılabileceği kabul edilebilir ise de; suç tarihinde yürürlükte bulunan 5271 … Kanun'un "Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135'inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir" şeklindeki düzenlemeye uygun şekilde hareket edilmesinin zorunlu olduğu, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için, bu delilin elde edildiğine ilişkin derhal savcılığa bilgi verilmesi gerektiği, suç tarihi itibarıyla 5271 … Kanun'un 135 inci maddesi kapsamında bulunmayan suçlara ilişkin dinleme kayıtlarının aynı Kanun'un 138 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince bu suçların delili olarak kullanılamayacağı, ceza muhakemesinde temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kurallar ihlal edilerek toplanan delillerin hukuka aykırı sayılması, kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının kapsam ve çerçevesi belirlenirken, gerek pozitif hukuk metinlerine gerekse kişilerin temel hak ve hürriyetlerine ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığının gözetilmesi ve aykırılığın varlığı durumunda "hukuka aykırılığın mevcudiyetinin" kabul edilmesi gerektiği, tesadüfi delil elde edildikten sonra dinlemenin bitirilmesi beklenerek veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfi deliller de elde edildikten sonra bilgilendirilme yapıldığı takdirde de tesadüfi delillerin hukuka uygun olduğundan bahsedilemeyeceği,
Tüm bu bilgiler ışığında yapılan incelemede;
Sanıklar hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri uygulanırken karar tarihlerinde yürürlükte bulunan 5271 … Kanun'un 135 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendindeki katalog suçlar arasında sayılan rüşvet suçunun işlendiği yönündeki tesadüfi görüşme kayıtlarına rastlanıldığında bu hususun Cumhuriyet başsavcılığına bildirilip bildirilmediği, bildirilmiş ise bildirilme şekli ve zamanı araştırılıp ilgili evrak aslının adli emanete aldırılması ile onaylı bir suretinin de dosya içerisine konularak kanıt değerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesinden, şayet bildirilmemiş ise ve rüşvet suçundan alınmış bir tedbir kararı da yoksa ihaleye fesat karıştırma suçundan devam eden tedbir kararlarına konu tape kayıtlarının rüşvet suçunda kullanılamayacağı ve suçun sübutunda delil olarak değerlendirilemeyeceği nazara alınarak, hukuka aykırı deliller dışlandığında, rüşvet suçunun anlaşma da dahil tüm unsurlarını oluşturup oluşturmadığı, rüşvet anlaşmasına varılıp varılmadığı, bu suretle iddiada gösterilen delillerin ne şekilde kabul edildiği ya da reddedildiği hususlarına da yer verilerek karar yerinde denetime imkan verecek biçimde gerekçelerinin ortaya konulması gerektiği gözetilmeden, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hükümler kurulması,
Kabule göre de;
Sanıklar …, … ve … hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan aynı iddianame ile açılan kamu davasında, Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 09.07.2015 tarihli ve 2014/209 Esas, 2015/371 … Kararıyla sanıklar hakkında beraat kararları verildiği, katılan Hazine vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 05.04.2023 tarihli ve 2018/12676 Esas, 2023/4369 … Kararıyla sanıklar …, … ve …'in eylemlerinin sübutu halinde 5237 … Kanun'un 235 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde düzenlenen suçu oluşturacağından ve 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresi dolduğundan anılan suça ilişkin kamu davalarının düşmesine, sanık … hakkında bu suçtan açılmış bir kamu davası bulunmadığından verilen beraat hükmünün bozulmasına karar verildiği, bu halde kamu görevlisi olan sanıklara isnat olunan fiillerin sübutu halinde suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 … Kanun'un 257 nci maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı, kamu görevlisi olmayan sanıklara yönelik isnatların ise aynı Kanun'un 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca özgü suç niteliğindeki bu suça iştirak suçunu oluşturacağı gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından mahkumiyet hükümleri kurulması,
Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine Tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir" şeklindeki hüküm uyarınca, kendisini vekille temsil ettiren katılan Hazine lehine vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 29.12.2021 tarihli ve 2020/361 Esas, 2021/520 … Kararına yönelik sanıklar müdafileri ile katılan Hazine vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 … Kanun'un 321 inci maddesi ve 326 ncı maddesinin son fıkrası gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
24.01.2024 tarihinde karar verildi.
Rüşvet isnadıyla yürütülen kamu davalarında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının suçtan zarar gören konumundaki Hazineye ve Adalet Bakanlığına tebliği aranmaktadır. Yargıtay içtihadında, davanın zarar göreni konumundaki ilgili bakanlık ve kurumlara usulüne uygun bildirim yapılmaksızın verilen kararların denetim süresini başlatmayacağı kabul edilmektedir.
Sadece rüşvet teklifinde bulunup kabul edilmezse ceza verilir mi?
Kamu görevlisinin rüşvet talebinin kabul edilmemesi veya kamu görevlisine iletilen rüşvet teklifinin reddedilmesi halinde, Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca fail hakkında verilecek temel ceza yarı oranında indirilerek uygulanır.
Kamu görevlisi olmayan bir kişi rüşvet suçunun doğrudan faili olabilir mi?
Kamu görevlisi olmayan kişi görevinin ifasıyla ilgili iş için kamu görevlisine menfaat sağladığında rüşvet veren fail olarak dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır; ayrıca rüşvete aracılık eden kişiler de kamu görevlisi sıfatına bakılmaksızın müşterek fail sayılır.
Cinsel menfaat vaadi rüşvet suçunu oluşturur mu?
Yargıtay 5. Ceza Dairesi kararlarında cinsel menfaatin ekonomik bir yarar niteliği taşımadığı ve bu nedenle rüşvet suçunun konusunu oluşturamayacağı kabul edilmektedir.
Memurun zaten yapması gereken haklı bir iş için para teklif edilirse ne olur?
Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesi görevin ifasıyla ilgili her türlü işi kapsamakla birlikte, yargı uygulamasında memurun kanunen yapmak zorunda olduğu haklı bir işlem için para teklif edilmesi, memurun şeref ve saygınlığına saldırı sayılarak kamu görevlisine hakaret suçu bağlamında da değerlendirilebilmektedir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

