Kanunun Bağlayıcılığı İlkesi ve Yasal Çerçeve
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 4. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz. Bu ilke gereğince bireylerin yürürlükteki ceza normlarını bilmedikleri yönündeki iddiaları ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran bir mazeret olarak kabul edilmez.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 4Kaynağı aç
(2) (Mülga : 29/6/2005 – 5377/1 md.)
Özel kanunlarla ilişki
Türk Ceza Kanunu'nun 4. maddesinin ikinci fıkrası 29/6/2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup kanunun bağlayıcılığı ilkesi maddede tek fıkra halinde yer almaktadır.
Kanun Gerekçesinde Mülga İkinci Fıkraya İlişkin Açıklamalar
Maddeye eklenen ikinci fıkranın gerekçesinde, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi, yani eylemin hukuken kabul görmez bir davranış olduğunun bilincinde olması gerektiği ifade edilmiştir. Buna karşılık, işlenen fiilin kanunlarda suç olarak tanımlandığını bilmenin gerekmediği açıklanmıştır.
Söz konusu fıkra gerekçesinde, işlenen eylemin hukuken kabul görmez bir davranış oluşturduğu hususundaki hatanın kaçınılamaz olması hâlinde kişinin kusurlu sayılamayacağı açıklanmıştır. Hatanın kaçınılamaz olduğunun belirlenmesinde ise kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim ile içinde yer aldığı sosyal ve kültürel çevre koşullarının dikkate alınacağı öngörülmüştür.
Aynı gerekçede, eylemin hukuken kabul görmezliğindeki hatanın kaçınılabilir nitelikte bulunması durumunda kişinin kusurlu kabul edileceği ve bu hususun temel cezanın tayininde değerlendirileceği kaydedilmiştir. Ancak gerekçede açıklanan bu sisteme dayanak oluşturan ikinci fıkra 5377 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Kanuni Düzenlemelerin İlgililere Bildirilmesi ve Kanunun Bağlayıcılığı
Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesinin beşinci fıkrasında düzenlenen karşılıksız yararlanma suçunda zararın soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin edilmesi hâlinde kamu davası açılmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu yasal imkânın şüpheliye bildirilmesinin gerekip gerekmediği konusunda farklı hukuki değerlendirmeler yapılmıştır. Bir yaklaşıma göre, soruşturmayı yürüten makamın zararın tazmini hakkında bildirimde bulunmasını emreden açık bir kanuni düzenleme bulunmadığı için bildirim yapılmaksızın dava açılması iddianamenin iadesi sebebi oluşturmaz.
Buna karşılık diğer bir yaklaşıma göre, karşılıksız yararlanma suçunda zararın tazmini üzerine kamu davası açılmaması sonucu bir dava şartı niteliğindedir. Bu çerçevede, belirlenen vergisiz ve cezasız zarar miktarının kamu davası açılmadan önce tamamen ödenmesi hâlinde dava açılmayacağının soruşturma aşamasında şüpheliye usulünce hatırlatılması ve makul bir süre tanınması gerektiği kabul edilmiştir.
Yargılama makamlarının taraflara kanuni hükümleri bildirme yükümlülüğü de tartışılmıştır. Bir görüşte, Türk Ceza Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca ceza kanunlarını bilmemenin mazeret sayılmayacağı, uzlaşma ve ön ödeme hükümleri dışında mahkemelere taraflara kanun veya yönetmelik düzenlemelerini bildirme ya da ihtarda bulunma görevinin yüklenmediği ileri sürülerek direnme kararı verilmiş; bu karar kanun yolu incelemesinde yerinde görülmeyerek dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderilmiştir.
Ceza kanununu bilmemek mazeret sayılır mı?
Hayır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 4. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.
TCK 4. madde gerekçesinde haksızlık bilinci nasıl tanımlanmıştır?
Yürürlükten kaldırılan ikinci fıkranın gerekçesinde, kişinin fiilin hukuken kabul görmez bir davranış olduğunu bilmesinin kusur için arandığı, eylemin kanunda suç olarak tanımlandığını bilmesinin ise zorunlu olmadığı açıklanmıştır.
TCK 4. maddede yürürlükten kaldırılan bir fıkra var mıdır?
Evet. Türk Ceza Kanunu'nun 4. maddesinin ikinci fıkrası 29/6/2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

