Rıza Dışı Ses Kaydı: Kişisel Veri ve Özel Hayat Hukuku

by Avukat Erdal Ersoy
Rıza Dışı Ses Kaydı: Kişisel Veri ve Özel Hayat Hukuku

Aleni olmayan bir konuşmanın rıza alınmadan kayda alınması, Türk hukukunda Anayasa'nın 20. maddesi, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Türk Ceza Kanunu'nun birden fazla hükmünü birden harekete geçirebilir. Bu mekanizmaların uygulama alanları birbiriyle örtüşmekle birlikte tam olarak çakışmamaktadır; hangi güvencenin devreye gireceği, somut olayın koşullarına ve hangi hükmün kapsam alanında kalındığına bağlıdır.

6698 sayılı KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU m. 3Kaynağı aç
MADDE 3- (1) Bu Kanunun uygulanmasında; a) Açık rıza: Belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan rızayı, b) Anonim hâle getirme: Kişisel verilerin, başka verilerle eşleştirilerek dahi hiçbir surette kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyecek hâle getirilmesini, c) Başkan: Kişisel Verileri Koruma Kurumu Başkanını, ç) İlgili kişi: Kişisel verisi işlenen gerçek kişiyi, d) Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi, e) Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi, f) Kurul: Kişisel Verileri Koruma Kurulunu, g) Kurum: Kişisel Verileri Koruma Kurumunu, ğ) Veri işleyen: Veri sorumlusunun verdiği yetkiye dayanarak onun adına kişisel verileri işleyen gerçek veya tüzel kişiyi, h) Veri kayıt sistemi: Kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemini, ı) Veri sorumlusu: Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi, ifade eder. İKİNCİ BÖLÜM Kişisel Verilerin İşlenmesi Genel ilkeler
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2020/2249, K. 2021/1700Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2020/2249 E.  ,  2021/1700 K. "İçtihat Metni" Https://mobile.tgrthaber.com.tr/haber/274226.html, https://forum.memurlar.net/konu/ 43834tt ve https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=812330495871034&id=1000128 22738161 uzantılı internet sitelerinde yayınlanan haberlerin içeriğine ilgilisi … vekili tarafından yapılan erişimin engellenmesi talebinin reddine dair İstanbul Anadolu 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 06/12/2019 tarihli ve 2019/8908 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 13/12/2019 tarihli ve 2019/8422 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 16.04.2020 gün ve 2020- 1510 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ve ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.05.2020 gün ve KYB. 2020/44405 sayılı ihbarnamesi dairemize gönderilmekle okundu. Anılan ihbarnamede; Dosya kapsamına göre, 2005 yılında ele geçirilen yüklü miktardaki uyuşturucu maddelere ilişkin olarak …'nun da aralarında bulunduğu şahıslar hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin olarak yukarıda belirtilen internet sitelerinde yapılan haber ve paylaşımlar sebebiyle ilgilisi vekili tarafından erişimin engellenmesi talebinde bulunulması üzerine, mahkemesince kişilik haklarının ihlal edilmediğinden bahisle talebin reddine karar verilmiş ise de; anılan haber içeriğindeki olaya ilişkin olarak yapılan yargılama neticesinde …'nun beraatine dair verilen Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 05/03/2007 tarihli ve 2005/110 esas, 2007/33 sayılı kararın, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17/01/2008 tarihli ve 2007/17001 esas, 2008/459 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiş bulunduğunun anlaşıldığı, Benzer bir olayla ilgili olarak Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 05/06/2017 tarihli ve 2016/15510 esas, 2017/5325 karar sayılı ilâmında yer alan, "Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/6/2015 tarihli ve E.2014/4-56, K.2015/1679 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "…Unutulma hakkına gelince; unutulma hakkı ve bununla ilişkili olan gerektiği ölçüde ve en kısa süreliğine kişisel verilerin depolanması veya tutulması konuları, aslında kişisel verilerin korunması hakkının çatısını oluşturmaktadır. Her iki hakkın temelinde bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini sağlamak yatmaktadır. Unutulma hakkı ile geçmişinde kendi iradesi ile veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeni ile kişinin geleceğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır. Bireyin geçmişinde yaşadığı olumsuz etkilerden kurtularak geleceğini şekillendirebilmesi bireyin yararına olduğu gibi toplumun kalitesinin gelişmişlik seviyesinin yükselmesine etkisi de tartışılmazdır. Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir…" Yukarıda yapılan açıklamalar ve genel ilkeler bağlamında somut olay değerlendirildiğinde; başvuruya konu haberlerin ilk kez yayınlandıkları tarihte, her hangi bir eleştiri veya yorum yapılmaksızın internet üzerinde yorumsuz biçimde yayınlanmalarının, olay tarihinde kişilik haklarına karşı bir saldırı veya ihlal içermediği, bu hâliyle ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği, başvuranların beraat etmeleri sonucu, aradan geçen dokuz yıl sonra, haberin "güncellik" değerini yitirdiği, dolayısıyla haberin o tarihte "gerçeklik ve doğruluk" kriterlerini karşılamasının artık bir önemi kalmadığı, habere konu olan yargılama sürecinin tüm aşamalarıyla sona ermesiyle birlikte, habere konu olan kişiler için haksızlık içeren durumun, toplum tarafından öğrenilmesinin, geçmişte gerçeklik ve doğruluk payı varmış gibi ifşa edilmesi anlamına gelebileceği, dolayısıyla adı geçen habere istenildiği zaman ulaşılmasının, toplum açısından yanlış algılamaya yol açabileceği, başvuranların beraatle sonuçlanan bir yargı sürecinde gözaltına alınması ve tutuklanması süreçlerine dair haberin basının arşivinde bulunmasının, haberin kamu yararı için gelecekte hatırlanması veya istatistiki açıdan değerlendirilmeye alınması gibi işlevi de taşımadığı, dolayısıyla haberin yayında kalmasının, toplumun ilerlemesi, gelişmesi için bir katkı sağlamayacağı gibi, kamu yararına toplum hafızasında yer etmesi gibi bir etkisi de olmadığı, haberin içeriğini oluşturan kişilerin; toplumu temsil ve topluma hizmet etme gayesiyle seçilmiş veya atanmış siyasilerden olmadığı gibi, topluma kendini anlatma ve toplumu aydınlatma gayesiyle eser veren sanatçılardan veya aydınlardan da olmaması nedeniyle, suç geçmişlerine dair bilgilerin kamuyu ilgilendirmediği, ayrıca bu bilgilerin sadece devletin belirli organlarınca kayıt altında tutulabileceğinin, başvuranların isimlerinin ad ve soyadı şeklinde açıkça yazılması suretiyle "örgüt, fuhuş ve insan ticareti" gibi kelimelerin yanında anılmaya devam etmesinin, şeref ve haysiyetlerine karşı bir eylem olduğu gibi, bu nedenle gözaltına alındıkları bilgisinin arşivlenmesinin kişisel verilerin izinsiz olarak işlenmesi ve yayınlanması anlamına geleceği, yukarıda yer alan değerlendirmeler karşısında, başvuranların istememesine rağmen, geçmişlerinde yer eden olumsuz tecrübelere dair haberlere, toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının başvuranların kişilik haklarını zedelediği, sonuç ve kanaatine varıldığından …" şeklindeki açıklamalar da nazara alındığında, ilgili haber içeriğinde yer alan haberin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, başvurucunun unutulma hakkının bulunduğu, anılan haber ve paylaşımlarla ilgili yapılan yargılama neticesinde de beraat kararı verildiği, haberin güncellik değerini kaybettiği, bu nedenle haber içeriğinin ve paylaşımların kişilik haklarını zedelediği anlaşılmakla, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla, Gereği görüşülüp düşünüldü: Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"un "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı 9. maddesinin uygulanma şartları; – İnternet ortamında yapılan bir yayın olması, – Yapılan yayın içeriği nedeniyle, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların "kişilik haklarının" ihlal edilmesidir. Unutulma hakkı, Anayasa'mızda veya Kanunlarda açıkça düzenlenmiş bir hak değildir. Bununla birlikte Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve ödevleri" başlığı altında düzenlenen 5. maddesinde "insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak" ifadesi ile devlete pozitif bir yükümlülük yüklenmiştir. Bu yükümlülük bağlamında Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kişinin manevi bütünlüğü kapsamında değerlendirilen şeref ve itibarının korunması hakkı ve Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile birlikte düşünüldüğünde, devletin bireye geçmişte yaşadıklarının başkaları tarafından öğrenilmesi engellenerek “yeni bir sayfa açma” olanağı verme hususunda bir sorumluluğu olduğu açıktır. Özellikle kişisel verilerin korunması hakkı kapsamında kişisel verilerin silinmesini talep edebilme hakkı, kişilerin geçmişlerinde yaşadıkları olumsuzlukların unutulmasına imkân tanımayı kapsamaktadır. Dolayısıyla Anayasa'da açıkça düzenlenmeyen unutulma hakkı, İnternet vasıtasıyla ulaşılması kolay olan ve dijital hafızada bulunan haberlere erişiminin engellenmesi için Anayasa'nın 5., 17. ve 20. maddelerinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer taraftan unutulma hakkının kabul edilmemesi, İnternet vasıtasıyla kolayca ulaşılabilir ve uzun süre muhafaza edilebilir kişisel veriler nedeniyle başkaları tarafından kişiler hakkında ön yargı oluşturabilmesi nedeniyle, kişinin manevi varlığının geliştirilmesi için gerekli olan onurlu bir yaşam sürdürmesine ve manevi bağımsızlığına müdahaleyi sürekli kılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin ifade ve basın özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki dengelenmesine dair kararlarında belirtildiği üzere; Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası temelinde değerlendirme yaptığı gözetilerek unutulma hakkına ilişkin iddiaların İnternet ortamındaki haberlerin kişisel veriler ile arasındaki ilişki dikkate alınarak Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında inceleme yapılması gerekmektedir. Anayasa'nın 17. maddesi esas olarak kamu görevlilerinin keyfî müdahalelerine karşı bireyi korumayı amaçlasa da söz konusu madde sadece devletin bu tür müdahalelerde bulunmasından kaçınmasını sağlamayı amaçlamamaktadır. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında mündemiç negatif yükümlülüğe, Anayasa'nın 5. maddesi dikkate alınarak bireyin maddi ve manevi varlığına etkin bir saygının sağlanması için gerekli pozitif yükümlülükler eklenebilir. Bu yükümlülükler, kişilerin birbirleri ile olan ilişkilerini de kapsayacak şekilde kişisel itibarının korunmasını isteme hakkına saygının güvence altına alınması amacıyla birtakım tedbirler alınmasını gerektirebilir (Ahmet Çinko ve Erkan Çelik [GK], B. No: 2013/6237, 3/7/2015, § 39). Bu tedbirlere, kişisel itibarın üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korunması hususunda da başvurulabilir (Kadir Sağdıç, § 40; İlhan Cihaner (2), § 47). Dolayısıyla unutulma hakkı kişilerin manevi varlıklarını geliştirmelerine bir fırsat vermek açısından devletin pozitif yükümlülüğünün bir sonucudur. T.C. Anayasasının "Özel hayatın gizliliği ve korunması" başlık ve "Özel hayatın gizliliği" alt başlıklı 20. maddesi; "… Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar. (Ek fıkra: 7/5/2010-5982/2 md.) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir…" hükmünü içermektedir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 2013/5653 bireysel başvuru üzerine 03.03.2016 tarihinde verdiği kararda; "…Haber ve fikirleri iletmedeki hızı ve bunları saklama süresi ve kapasitesi gözetildiğinde İnternet, geleneksel iletişim araçlarından farklı, küresel olarak bilgiye erişim ve iletişim aracıdır. Dünya çapında milyonlarca kullanıcıya hizmet eden merkezi olmayan bu elektronik iletişim ağı, temel hak ve özgürlüklerin kullanımında farklı bir boyut getirmiştir. Temel hak ve özgürlüklerin kullanımında sağladığı imkânlar aynı zamanda temel hak ve özgürlüklere yönelik farklı müdahale yolları ortaya çıkarmıştır. Özellikle bireylerin özel hayatlarına ve manevi bütünlüklerine yönelik olarak çok ciddi müdahale alanları ortaya çıkmıştır. Bu nedenle geleneksel medyadan farklı olarak İnternet, ortaya çıkardığı riskler açısından farklı bir bakış açısı ile değerlendirilmelidir. Bu bağlamda ilgili hak ve özgürlükler açısından koruma ve ilerleme sağlayabilmek için kaçınılmaz olarak teknolojik gelişmeleri de dikkate alacak farklı bir yaklaşım belirlenmelidir. İnternet'in yaygınlaşmasından önce kişilerin geçmişlerine ilişkin özel yaşamları zaman içinde kaybolmaktaydı. Bununla birlikte bireylerin geçmişlerinde yaşadıklarına ilişkin herhangi bir kayıt tutulmuşsa da bu kayıtlara ulaşılmasının zorluğu kişilerin geçmişlerinde yaptıkları hatalardan bağımsız olarak yaşamlarını sürdürmelerine imkân tanımaktaydı. Ancak günümüzde basit bir İnternet araştırması, bireylerin geçmişte yaptıkları ve hatırlamak ve/veya hatırlanılmasını istemedikleri hatalarını kolayca ortaya koymaktadır. Bu bağlamda İnternet ortamı, arşivde kalmış ve sadece araştırmacıların veya meraklıların özel çabası ile tespit edilebilecek haberleri kolaylıkla ulaşılabilir hâle getirmiştir. Haber arşivlerine erişimin kolaylaşması kişiler hakkında yapılan haberin unutulmasına fırsat vermeyen bir sanal ortam meydana getirmiştir. Bu durum İnternet'in yaygınlığı ile birlikte değerlendirildiğinde bireylerin geçmişte yaptıkları ve hatırlanmasını istemedikleri hususların sürekli olarak kişilerin karşısına çıkması ihtimalini kuvvetlendirmiştir. İnternet'in yaygın kullanımı ile ortaya çıkan bu durum basının İnternet'i etkin olarak kullanmasıyla beraber ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması arasındaki dengeyi ilkinin lehine bozmuştur. İfade ve basın özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı, eşit düzeyde koruma gerektiren temel hak ve özgürlüklerdir. Bu nedenle bozulan dengenin her iki temel hak arasında tekrar kurulması zorunluluk olmuştur. İnternet haberciliği ile birlikte unutulmanın zor olduğu günümüzde anılan dengenin tekrar kurulabilmesi şeref ve itibar yönünden bireylerin unutulma hakkının kabul edilmesi ile mümkün olabilir. Bu bağlamda unutulma hakkı adil dengenin kurulması için vazgeçilmez niteliktedir (Avrupa Birliği Adalet Divanı, Google Spain SL, Google Inc/İspanya Kişisel Verilerin Korunması Kurumu, Mario Costeja Gonzales, C-131/12, 13/5/2014)…", "…Unutulma hakkının İnternet gazete arşivlerindeki her türlü haber yönünden uygulanmasını beklemek mümkün değildir. Nitekim özellikle basın özgürlüğü temelinde gazete arşivinin araştırmacılar, hukukçular veya tarihçiler için önem taşıyan veriler olduğu açıktır. Bu durumda bir İnternet haberinin unutulma hakkı kapsamında İnternet'ten çıkarılabilmesi için; – yayının içeriği, – yayında kaldığı süre, – güncelliğini yitirme, – tarihsel bir veri olarak kabul edilememe, – kamu yararına katkısı (toplumsal açıdan haberin değeri, haberin geleceğe ışık tutan niteliği) – habere konu kişinin siyasetçi veya ünlü olup olmadığı, – haber veya makalenin konusu, bu bağlamda haberin olgusal gerçekler ya da değer yargısı içerip içermediği, halkın ilgili veriye yönelik ilgisi gibi hususların her somut olay açısından incelenmesi gerekmektedir. Yapılacak değerlendirme sonucunda unutulmayı etkin kılacak farklı yöntemler benimsenebilir. 5651 sayılı Kanun'un 6518 sayılı Kanun ile değiştirilen 9. maddesinde erişimin engellenmesinin kapsamının kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL vb.) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verileceği ve zorunlu olmadıkça İnternet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemeyeceği belirtilmiştir. Bu bağlamda unutulma hakkı çerçevesinde, ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki dengenin sağlanması açısından 5651 sayılı Kanun kapsamında yukarıda belirtilen önlemler alınabilir (bkz. § 51). Ancak alınacak tedbirlerin Anayasa'nın 13. maddesi gereğince ölçülülük kriteri esas alınarak yapılması gereklidir. Nitekim kişinin şeref ve itibarına yönelik müdahaleleri unutulma hakkı gereğince engellemek için arşivde arama yapmaya imkân tanıyan haber ile kişi arasında ilişki kuran kişisel verilerin silinmesi, haberin anonim hâle getirilmesi, haber içeriğinin bir kısmına erişimin engellenmesi gibi birçok yöntem benimsenebilir. Bu bağlamda yargının görevinin, İnternet ortamının sağladığı kolaylıkla zamanla kişilerin itibarına yönelik müdahale oluşturan haberleri tamamen ortadan kaldırarak geçmişte meydana gelmiş olayların yeniden yazılmasını sağlamak olmadığı dikkate alınmalıdır. İnternet haber arşivinin bir bütün olarak basın özgürlüğünün koruması altında olduğu unutulmamalıdır…" Şeklindeki ifadelerle unutulma hakkının kullanılmasında gözetilmesi gereken kriterler anlatılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/6/2015 tarihli ve E.2014/4-56, K.2015/1679 sayılı kararında ise; "…Unutulma hakkı ve bununla ilişkili olan gerektiği ölçüde ve en kısa süreliğine kişisel verilerin depolanması veya tutulması konuları, aslında kişisel verilerin korunması hakkının çatısını oluşturmaktadır. Her iki hakkın temelinde bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini sağlamak yatmaktadır. Unutulma hakkı ile geçmişinde kendi iradesi ile veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeni ile kişinin geleceğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır. Bireyin geçmişinde yaşadığı olumsuz etkilerden kurtularak geleceğini şekillendirebilmesi bireyin yararına olduğu gibi toplumun kalitesinin gelişmişlik seviyesinin yükselmesine etkisi de tartışılmazdır. Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir…" şeklinde unutulma hakkının içeriği ve önemi belirtilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında kanun yararına bozmaya konu dosyadaki somut olay değerlendirildiğinde; Değişik internet sitelerinde yer alan haberlerde; başvuranın, 2005 yılında Mersin'de bir TIR'da 62 kilogram miktarında eroin ele geçirildiği olay nedeniyle aranan kişilerden biri olduğu, hakkında tutuklama istemli yakalama müzekkeresi çıkarıldığı haber konusu yapılmıştır. Başvuran vekili, 06.12.2019 tarihli başvurusunda özetle, müvekkilinin habere konu olayla ilgili olarak bir çok sanıkla birlikte müvekkili hakkında da açılan ve birlikte görülen kamu davasında beraat ettiğini, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17.01.2008 tarihli onama ilamı ile beraat kararının kesinleştiğini belirterek, yaklaşık 14 yıldır herkesin erişimine açık internet sitelerinde yayınlanan haberlerde müvekkili hakkında kişilik haklarına aykırılık teşkil eden paylaşımların yapıldığından bahisle 3 adet URL sitesinde yayınlanan haberlere, unutulma hakkı çerçevesinde, erişimin engellenmesini talep etmiştir. Başvuranın talebi, Sulh Ceza Hakimliğince reddedilmiş, süresi içinde yaptığı itirazın da merci tarafından reddine karar verildiği görülmüştür. Yukarıda yazılı genel kuralların, somut uyuşmazlığa uygulanmasına gelince; – Haberde başvuranın isminin karıştığı olayın toplumun genelinin ilgisini çekebilecek bir adli olay olduğu, – Başvuran hakkında yapılan yayın içeriğinin o tarihte (31.05.2005) gerçek bilgilere dayalı olarak yapıldığı, toplumsal açıdan haber değeri içerdiği ve kamu yararına katkı sunduğu, kişilik haklarını ihlal etmediği, dolayısıyla ifade ve basın özgürlüğü çerçevesinde kaldığı, – Haberin 14 yıla yakın süre yayında kaldığı, haberdeki bilgilerin tarihsel bir veri olarak saklanma zorunluluğunun bulunmadığı, başvuranın hakkında açılan kamu davasının beraatle sonuçlandığı ve haberin güncelliğini yitirdiği, eski tarihli haberin toplum tarafından bilinmesinde başvuru tarihi itibarıyla kamu yararının da bulunmadığı, dolayısıyla haberin başvuranın kişilik haklarını zedeler bir hal aldığı sonuç ve kanaatine varılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 13/12/2019 tarihli ve 2019/8422 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nın 309/4-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, yukarıda yazılı bozma nedenine göre; itiraz merci tarafından başvuranın dilekçesinde belirttiği URL adreslerinin halen yayında olup olmadığı hususunda bir araştırma yapılarak erişimin engellenmesine karar verilmesi hususunda gereğinin mahallinde yerine getirilmesine, 17.02.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 134Kaynağı aç
Madde 134- (1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.[59] (2) (Değişik: 2/7/2012-6352/81 md.) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur. Kişisel verilerin kaydedilmesi

Kişisel Veri Kavramı ve Ses Kaydı

6698 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade eder. Bu tanım geniş kapsamlıdır; ancak söz konusu tanımın ceza hukuku anlamındaki kişisel veri kavramıyla örtüşüp örtüşmediği ayrıca ele alınmalıdır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2014/4964, K. 2014/19495 sayılı kararında kişinin özel hayatına ilişkin sesi, görüntüsü veya fotoğrafının TCK'nın 135. maddesi kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemeyeceğini, bu tür içeriklerin TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu çerçevesinde ele alınması gerektiğini hükme bağlamıştır. Dolayısıyla ses kaydının hangi hukuki düzenleme kapsamında inceleneceği, olayın koşullarına ve kaydın niteliğine göre farklılaşmaktadır; KVKK ve TCK'nın uygulama alanları bu konuda ayrıca değerlendirilmelidir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2014/4964, K. 2014/19495Kaynağı aç
12. Ceza Dairesi         2014/4964 E.  ,  2014/19495 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Hakaret, Tehdit, Kişisel verilerin kaydedilmesi Hükümler : Hakaret suçundan; Beraat Tehdit suçundan; TCK'nın 106/1-1, 53/1. maddeleri gereğince mahkumiyet Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan; TCK'nın 135/2-1, 53/1. maddeleri gereğince mahkumiyet Hakaret suçundan sanığın beraatine ve tehdit suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık tarafından, kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: A) Hakaret suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Sanığın, 03.06.2013 tarihli hükümle tesis edilen ve ancak gerekçesine yönelik olarak temyiz edilebilecek olan beraata ilişkin hükmü gerekçesine değinmeksizin temyiz ettiği ve beraat hükmünü temyiz etmesinde hukuki yararı da bulunmadığı anlaşıldığından, hakaret suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik sanığın temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi yollamasıyla halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak REDDİNE, B) Tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın delillerin takdirinde hataya düşüldüğüne, suç vasfına ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, C) Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz istemlerinin incelenmesine gelince; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet savcısı ve sanığın diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak, TCK'nın 135. maddesinde düzenlenen “Kişisel verilerin kaydedilmesi” suçunun oluşabilmesi için, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, hukuka aykırı olarak kaydedilmesi gerekmekte olup, suçun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı, herkes tarafından bilinmeyen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olmayan, kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir. Bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, “kişisel veri” olduğunda kuşku bulunmamakta ise de, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesinin, bilgisi dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi TCK'nın 134/1. maddesinin 2. cümlesinde; rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, aleniyet kazandırılması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması TCK'nın 134/2. maddesinde özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında düzenlendiğinden, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü, fotoğrafı ya da sesi, yasal anlamda, TCK'nın 135. maddesi kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemez. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada, sanığın, resmi nikahlı eşi olan katılanla aralarındaki geçimsizlikten dolayı uzun zamandır fiilen ayrı yaşadıkları dönemde, eşinin sadakatinden kuşkulanarak, ses alma fonksiyonunu açık halde bıraktığı cep telefonunu, katılanın oturduğu evin yatak odasına gizlice yerleştirdiği, daha sonra, cep telefonunu alıp, ses kaydını dinlediğinde, katılanın seslerinin, cinsel ilişki esnasında çıkarılan sesler olduğu düşüncesine kapılarak, katılana tehdit mesajları gönderdiği kabulüne konu olayda; Olayın oluş şekli, ses kaydının çözümüne ilişkin 31.05.2013 tarihli bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, kişiye bağlı ve onun kişisel gelişimiyle ilgili olan özel hayatın gizliliği hakkının, evlilikle tamamen ortadan kalkmayacağı ve evli olmanın eşlere hiçbir sınır olmaksızın birbirlerini sürekli gözetleme ve denetleme hakkı vermeyeceği nazara alındığında, katılanın gün içerisinde, kiminle, niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları ortaya çıkarma ve onu sürekli denetimi altında tutma amacını taşıyan sanığın, katılanın özel yaşam alanındaki sesi ve konuşmalarını gizlice kaydetmesi eyleminin TCK'nın 134/1-2. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle, sanığın kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan mahkumiyetine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısı ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince, hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 13.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

6698 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi, kişisel verilerin işlenmesini geniş biçimde tanımlamaktadır. Elde etme ve kaydetme işlemlerinin yanı sıra depolama, muhafaza, değiştirme, yeniden düzenleme, açıklama, aktarma, devralma, elde edilebilir hâle getirme, sınıflandırma ve kullanımı engelleme gibi eylemler de bu kapsamdadır.

Anayasal Güvence: Kişisel Verilerin Korunması Hakkı

Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrası, herkese kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı tanımaktadır. Bu hak; bilgilendirilmeyi, verilere erişimi, düzeltilmesini ya da silinmesini talep etmeyi ve verilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi kapsar. Kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. 6698 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca açık rıza; belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan rızayı ifade eder.

TCK Kapsamındaki Suç Tipleri: Konuşmada Taraf Olmak Fark Yaratır mı?

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2018/8157, K. 2019/7462 sayılı kararında konuşmanın taraflarından birinin kendi aralarındaki görüşmeyi kaydetmesinin TCK'nın 133. maddesinin birinci fıkrası kapsamında suç olarak tanımlanmadığını belirtmiştir. Söz konusu kararın somut olayında Yargıtay, sanığın babası ile yaptığı telefon görüşmesini kaydetmesini TCK'nın 132. maddesi çerçevesinde değerlendirmiş; sanığın konuşmanın tarafı olması nedeniyle 132. maddenin 1. ve 2. cümlesindeki haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun yasal unsurlarının oluşmadığını, tarafı olduğu haberleşme içeriğini annesine vermesi eyleminde de 132. maddenin 3. fıkrasında aranan aleniyet unsurunun gerçekleşmediğini saptamış ve yerel mahkemece beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmederek mahkumiyet hükmünü bozmuştur. Bu sonuç olayın özel koşullarına bağlıdır. Ayrıca kaydın içeriğinin özel hayata ilişkin olduğunun ileri sürüldüğü durumlarda TCK m. 134 kapsamındaki sorumluluk ayrıca gündeme gelebilir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2018/8157, K. 2019/7462Kaynağı aç
12. Ceza Dairesi         2018/8157 E.  ,  2019/7462 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması Hüküm : TCK'nın 133/3, 62, 51/1-3, 53/1. maddeleri gereğince mahkumiyet Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1- İki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle (sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesinin TCK'nın 133/1. maddesinde; en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesinin aynı Kanunun 133/2. maddesinde kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlandığı, söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında da gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, TCK'nın 133/1. maddesi kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylemin aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabileceği; elverişli bir aletle dinlenilen veya kaydedilen konuşma veya söyleşiden elde edilen bilgiler sayesinde kendi veya üçüncü kişi lehine, maddi ya da manevi yarar, yani; fayda veya avantaj sağlanması; bu bilgilerin, menfaat karşılığı olsun ya da olmasın, ilgilisi dışındaki kişi veya kişilere verilmesi ya da diğer kişilerin dolaylı olarak bilgi edinmelerinin temin edilmesinin TCK'nın 133/3. maddesinde ayrıca suç olarak tanımlandığı, hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 80. maddesi ile TCK'nın 133/3. maddesinde yapılan değişiklikle kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi eyleminin suç olarak düzenlendiği, Belirli veya belirlenebilir iki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmemeleri gerektiği yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, gizliliği sağlamaya özen gösterip, elverişli araçlar (internet, telefon, telsiz, faks, mektup, telgraf, kağıt vb.) ve ortak semboller (söz, yazı, işaret vb.) aracılığıyla paylaştıkları bilgi, düşünce, duygu ve tutumlarının; özel hayata ilişkin olsun ya da olmasın, başka kişi veya kişiler tarafından, özel bir çaba gösterilerek, doğrudan veya dolaylı şekilde (zarfı açılmadan ışığa tutulan mektupta olduğu gibi), okunmak veya dinlenmek suretiyle öğrenilmesi eyleminin TCK'nın 132/1-1. cümlesinde; anlaşılabilir olsun ya da olmasın, başkalarının haberleşme içeriklerinin kaydı, yani; yazı, ses, görüntü, özel işaretler gibi ortak sembollerin, başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; ses veya görüntünün, manyetik bant üzerine, yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, kopyasının alınması, elektronik iletinin taşınabilir belleğe veya CD'ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi eyleminin TCK'nın 132/1-2. cümlesinde haberleşmenin gizliliğini ihlal başlığı altında suç olarak tanımlandığı, bu madde kapsamında yer verilmeyen kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini kaydetmesi eyleminin, koşulları bulunduğu takdirde, aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabileceği; haberleşme içeriklerinin, haberleşmenin muhatabı olan diğer kişi tarafından, belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilme imkanı bulunan aleni bir ortamda, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması eyleminin TCK'nın 132/3. maddesinde tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirileceği, Görüldüğü üzere, kişilerin tarafı oldukları konuşma ve haberleşme içeriklerini kaydetmeleri TCK'nın 133/1. maddesi ve 132/1-2. cümlesi kapsamında suç olarak düzenlenmediği gibi, konuşmada, kişiler arasında vasıta bulunmaksızın iletişim gerçekleştiği halde, haberleşmede, elverişli bir araç sayesinde kişilerin iletişime geçtikleri, Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; sanığın, babası olan katılan ile yapmış olduğu telefon konuşmasını kaydedip, yapmış olduğu kaydı annesine vermesi şeklinde gerçekleşen olayın TCK’nın 132. maddesinde düzenlenen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilmesinin gerekeceği, ancak; sanığın, telefonla yapılan görüşmenin, tarafı olması nedeniyle TCK'nın 132/1-2. cümlesindeki haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun yasal unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği gibi tarafı olduğu haberleşme içeriğini annesine vermesi eyleminde de TCK’nın 132/3. madde ve fıkrasında aranan aleniyet unsurunun gerçekleşmediği, konuşma içeriği incelendiğinde katılanın konuşmalarda geçen kendisinin başka bir bayan ile gayri resmi yaşadığına dair durumdan sanığın annesine bahsedebileceğini belirtmesi nedeniyle sanık hakkında TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun da yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK’nın 132. maddesinde düzenlenen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan beraate karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde ve suç vasfında yanılgıya düşülerek dosya kapsamına göre uygulama yeri bulunmayan TCK’nın 133/3. maddesinde düzenlenen kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan yazılı şekilde mahkumiyete karar verilmesi, 2- Kabul ve uygulamaya göre de; a) Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarihli ve 2008/11-250, 2009/13 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; koşullu bir düşme nedenini oluşturan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun, objektif koşulların varlığı halinde, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce değerlendirilmesi gerektiği; ayrıca, CMK’nın 231. maddesinin 5. fıkrasının son cümlesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün, sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade edeceğinden, hükmedilen hapis cezasının TCK'nın 51. maddesi gereğince ertelenmesine ilişkin düzenlemeye göre daha lehe olduğu nazara alınıp, katılanın maddi bir zararının tespit edilmediği olayda, kayden sabıkasız sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda ulaşılacak kanaate göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenlemenin uygulanıp uygulanmamasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında tayin olunan hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi, b) Sanık hakkında kurulmayan Denizli 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/366 esas sayılı dosyası için ihbarda bulunmaya karar verilmesi, c) T.C. Anayasa Mahkemesinin, TCK'nın 53. maddesine ilişkin olan 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olması nedeniyle, iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 19.06.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TCK'nın 134. maddesinin birinci fıkrası, kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimseyi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırmaktadır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması yoluyla ihlal edilmesi hâlinde bu ceza bir kat artırılır. Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse ise aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalır; bu veriler basın ve yayın yoluyla yayımlandığında da aynı ceza uygulanır. Söz konusu hüküm, 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 81. maddesiyle değiştirilmiştir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin E. 2014/4964, K. 2014/19495 sayılı kararında evliliğin, kişiye bağlı ve kişisel gelişimiyle ilgili olan özel hayatın gizliliği hakkını tamamen ortadan kaldırmadığı ve evli olmanın eşlere hiçbir sınır olmaksızın birbirlerini sürekli gözetleme ve denetleme hakkı vermeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır.

Ceza Yargılamasında Hukuka Aykırı Delil

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kanuna aykırı olarak elde edilmiş deliller reddolunur. Kaydın bu kapsama girip girmediği; elde edilme biçimi, rıza durumu ve varsa yasal dayanak değerlendirilerek her davada ayrıca belirlenmesi gereken bir meseledir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 206Kaynağı aç
Madde 206 – (1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek cümleler: 25/5/2005 – 5353/29 md.) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir. (2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa. c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa. (3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir. (4) (Mülga: 25/5/2005 – 5353/29 md.) Delil ve olayın geç bildirilmesi

Dijital Ortamda Kişisel Veriler ve Unutulma Hakkı

Türk yargısında benimsenen tanıma göre unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişteki olumsuz olayların belirli bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlenmesini isteme hakkı olarak ifade edilmektedir. Bu hak Anayasa'da açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte, Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin E. 2020/2249, K. 2021/1700 sayılı kararında Anayasa'nın 5., 17. ve 20. maddelerinin doğal bir sonucu olarak İnternet'teki haberlere erişimin engellenmesinde ileri sürülebileceği kabul edilmiştir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2020/2249, K. 2021/1700 sayılı kararında, beraatle sonuçlanan bir davaya ilişkin haberin yaklaşık 14 yıl boyunca internette yayında kalması, güncelliğini yitirmesi ve o tarih itibarıyla kamu yararının bulunmaması gerekçesiyle erişim engelini reddeden kararı CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca kanun yararına bozmuş; itiraz merciinden URL adreslerinin hâlâ yayında olup olmadığının araştırılarak erişimin engellenmesi hususunda gereğinin yerine getirilmesini istemiştir. Söz konusu kararın bozma gerekçeleri arasında, habere konu kişilerin siyasetçi, sanatçı veya aydın gibi kamusal figürler olmaması ve bu nedenle suç geçmişlerine dair bilgilerin kamuyu ilgilendirmemesi de yer almaktadır.

Bir internet haberinin unutulma hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için; yayının içeriği, yayında kaldığı süre, güncelliğini yitirip yitirmediği, tarihsel veri niteliği taşıyıp taşımadığı, kamu yararına katkısı, habere konu kişinin kamusal figür olup olmadığı ve halkın ilgisi gibi ölçütlerin somut olay bazında ayrı ayrı incelenmesi gerektiği Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin E. 2020/2249, K. 2021/1700 sayılı kararında, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nun 2013/5653 bireysel başvuru numaralı kararından aktarılarak benimsenmiştir.

5651 sayılı Kanun'un özel hayatın gizliliği gerekçesiyle içeriğe erişimin engellenmesini düzenleyen 9. maddesi, Anayasa Mahkemesi'nin E.: 2020/76, K.: 2023/172 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.

5651 sayılı İNTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN DÜZENLENMESİ VE BU YAYINLAR YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARLA MÜCADELE EDİLMESİ HAKKINDA KANUN m. 9Kaynağı aç
MADDE 9- (Değişik: 6/2/2014-6518/93 md.) (İptal:Anayasa Mahkemesinin 11/10/2023 tarihli ve E.: 2020/76; K.: 2023/172 sayılı Kararı ile) Özel hayatın gizliliği nedeniyle içeriğe erişimin engellenmesi[34][35]

Sık Sorulan Sorular

Konuşmanın tarafı olduğum bir görüşmeyi kaydedersem suç işlemiş olur muyum?

Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin E. 2018/8157, K. 2019/7462 sayılı kararında iki kişi arasındaki görüşmede taraflardan birinin kaydı TCK m. 133/1 kapsamında suç sayılmamıştır. Söz konusu kararın somut olayında Yargıtay, eylemi TCK m. 132 çerçevesinde değerlendirmiş; sanığın konuşmanın tarafı olması ve aleniyet unsurunun gerçekleşmemesi nedeniyle yerel mahkemece beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmederek mahkumiyet hükmünü bozmuştur. Bu sonuç olayın özel koşullarına bağlıdır. Ayrıca kaydın içeriğinin özel hayata ilişkin olduğunun ileri sürüldüğü durumlarda TCK m. 134 kapsamındaki sorumluluk ayrıca gündeme gelebilir.

Rızasız alınan ses kaydı ceza davasında delil olarak kullanılabilir mi?

CMK m. 206/2-a uyarınca kanuna aykırı olarak elde edilmiş deliller reddolunur. Kaydın bu kapsama girip girmediği; kaydın nasıl alındığı, rızanın bulunup bulunmadığı ve hukuka aykırılığın mahkemece saptanıp saptanmadığı gibi olgular çerçevesinde her davada ayrıca değerlendirilmektedir.

Eşimi kayıt altına almak evlilik nedeniyle hukuka uygun sayılır mı?

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2014/4964, K. 2014/19495 sayılı kararında evliliğin özel hayatın gizliliği hakkını tamamen ortadan kaldırmadığını ve evli olmanın eşlere hiçbir sınır olmaksızın birbirlerini sürekli gözetleme ve denetleme hakkı vermeyeceğini hükme bağlamıştır.

Hakkımdaki eski bir haber internetten kaldırılabilir mi?

Tek bir kuralla yanıtlanamaz; yayının içeriği, yayında kaldığı süre, güncelliğini yitirip yitirmediği, habere konu kişinin kamusal figür olup olmadığı ve kamu yararının varlığı her somut olay için ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2020/2249, K. 2021/1700 sayılı kararında beraatle sonuçlanan ve güncelliğini yitirmiş bir davaya ilişkin yaklaşık 14 yıllık yayın için erişim engeli talebini reddeden kararı kanun yararına bozmuştur.

Kişisel verilerimin silinmesini veya düzeltilmesini talep etme hakkım var mı?

Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrası, herkese kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, düzeltilmesini ya da silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme haklarını güvence altına almaktadır. Kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya açık rızayla işlenebilir.

Ses kaydının üçüncü kişilere ya da yetkililere iletilmesi ayrı bir hukuki sorumluluğa yol açar mı?

TCK m. 134/2 uyarınca kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa etmek, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektirmektedir; bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması hâlinde de aynı ceza öngörülmüştür. 6698 sayılı Kanun'un 3. maddesinin (e) bendi kapsamında ise aktarma ve açıklama eylemleri de bağımsız birer veri işleme eylemi sayılmaktadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu