Rekabet Kurulu Kararı Kesinleşmeden Tazminat Davası Açılabilir mi?

by Avukat Erdal Ersoy
Rekabet Kurulu Kararı Kesinleşmeden Tazminat Davası Açılabilir mi?

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 57 ve 58. maddelerine dayalı tazminat davası açmak için Rekabet Kurulu kararının kesinleşmesi zorunlu değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/5134, K. 2016/2543 sayılı kararında bu noktayı açıkça ortaya koymuştur. Bununla birlikte, Kurul kararına karşı idari yargıda açılmış ve henüz sonuçlanmamış bir iptal davası bulunduğunda durum farklılaşmaktadır: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165. maddesi kapsamında hukuk mahkemesi yargılamayı o davayı bekletici mesele yaparak sürdürebilir. Bu iki soruyu birbirinden ayırt etmek, uygulamada sıkça yapılan usul hatalarının önüne geçmek bakımından önemlidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/5134, K. 2016/2543Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/5134 E.  ,  2016/2543 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … … 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 01/12/2014 NUMARASI : 2014/644-2014/526 Taraflar arasında görülen davada … … 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 01/12/2014 tarih ve 2014/644-2014/526 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 08/03/2016 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … … ile davalı vekili Av. … … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin 29.01.2010 tarihinde faaliyete başladığını, .. .. taşımacılığı pazarında ihtiyaca yönelik olarak …./…. limanı ile …./….. limanı arası taşıma hattını oluşturduğunu, davalının ise bu hattın açılmasından evvel …./….-…. hattında faaliyet gösterdiğini, davalının Türkiye/Avrupa .. .. hatlarında hakim durumda bulunduğunu, müvekkilinin yaptığı rekabetten rahatsız olduğunu, finansal gücünü kullanarak …. varışlı hatlarda 200 Euro indirim yaptığını, bununla yetinmeyen davalının 3,5 ay sonra …./…. hattını açtığını, bunun üzerine davacının …. hattında indirime gittiğini, davalının ise bu indirime rağmen % 21-25 daha düşük ücret belirlediğini, hatta yeterli seviyede taşıma yapılamadığından bir gemiyi …. hattından …. hattına gönderdiklerini, sürekli fiyatlarını düşürmek zorunda kaldıklarını, …. seferini 23.11.2010 tarihinde tüm faaliyetlerini ise 23.12.2010 tarihinde durdurduklarını, Türkiye/Avrupa .. .. pazarından çekildiklerini, davalının 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesi anlamında hakim durumu kötüye kullandığını, yıkıcı fiyat politikası uyguladığını, olay nedeniyle davacının büyük zarara uğradığını, 4054 sayılı Kanun'un 58. maddesi gereğince üç kat tazminata hak kazandıklarını ileri sürerek, davalının 4054 sayılı Kanun'un 6. madddesine aykırı eylemleri nedeniyle uğradıkları 78.000.000 TL zarardan şimdilik 30.000 TL maddi zarar, 30.000 TL üç kat tazminat alacağı, 30.000 TL manevi tazminatın tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, 818 sayılı BK'nın 60. maddesine göre zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde davanın açılabileceğini, şikayetin yapıldığı tarih itibariyle zararın öğrenildiğini, Rekabet Kurulu'na başvurulmasının zamanaşımını kesmeyeceğini, davacının şu anda herhangi bir faaliyette bulunmadığını, kiraladığı gemileri iade ettiğini, Rekabet Kurulu kararının kesinleşmesinin beklenmesi gerektiğini, …. 12. İdare Mahkemesi'nin 2013/1754 E. sayılı dosyasının derdest olduğunu, davacının iddialarının dayanağı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, 4054 sayılı Kanun'un 58. maddesi uyarınca tazminata hükmedilebilmesi için yasanın 4,6,7. maddelerinin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin gerektiği, karar tarihi itibariyle Rekabet Kurulu kararının kesinleşmediği, davanın zamansız açıldığı gerekçesiyle, dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, zamanaşımı definin mahkemece işin esasına yönelik yapılacak incelemede değerlendirilecek olmasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Yasası’nın 58 nci maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davacının davasına dayanak yaptığı 4054 sayılı Yasa’nın 6. maddesinde hakim durumun kötüye kullanılması yasaklanmış, 58. maddede ise rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenlerin tazminat isteminde bulunulabileceği belirtilmiştir. Dava konusu eylem nedeniyle, davacı tarafın şikayeti üzerine, Rekabet Kurulu tarafından 01.10.2012 tarihli kararla 841.199 TL idari para cezası uygulandığı, yapılan itiraz sonrası yargılamanın derdest olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Mahkemece, davanın Rekabet Kurulu Kararı kesinleşmeden, zamansız açıldığı gerekçesiyle, dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. Oysa, Rekabet Kurulu Kararı'nın kesinleşmesinin tazminat davasının açılması için ön şart olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Davacı, işbu dava açılmadan önce 23.11.2010 tarihinde Rekabet Kurulu'na başvurduğuna göre Rekabet Kurulu'nun davalının hakim durumu kötüye kullandığına dair başvuru ile ilgili yapacağı işlem sonucunun işbu dava için bekletici mesele yapılması gerekir. Bu itibarla, mahkemece işin esasına girilerek, Rekabet Kurulu Kararı'na konu itirazın sonucu beklenerek, neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350 TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan alınıp yekdiğerine verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcının istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 08/03/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 165Kaynağı aç
MADDE 165- (1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir. DÖRDÜNCÜ AYIRIM Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması Davaların birleştirilmesi

Tazminat Hakkının Hukuki Temeli

4054 sayılı Kanun'un 57. maddesi; bu Kanun'a aykırı eylem, karar, sözleşme veya anlaşmayla rekabeti engelleyen, bozan ya da kısıtlayan ya da belirli bir piyasadaki hâkim durumunu kötüye kullanan herkesi, bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecbur kılar. Zararın birden fazla kişinin davranışı sonucu oluşması hâlinde bu kişiler müteselsilen sorumlu olur.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2019/1422, K. 2019/8836Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2019/1422 E.  ,  2019/8836 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Kanun Yararına Temyiz Bürosu) Taraflar arasındaki itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması istenilmekle, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Davacı, Rekabet Kurulu'nun 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı kararı ile davalı bankanın da aralarında bulunduğu 12 bankanın birlikte hareket ederek 21.08.2007 ila 22.09.2011 tarihleri arasında mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri konusunda faiz karteli oluşturdukları ve rekabeti ihlal ettiklerinin tespit ve kabul edildiğini, davalı bankadan 25.12.2007 tarihinde tüketici kredisi kullandığını, ödediği kartel faizi sebebiyle bankaya fazladan faiz ödemesi yaptığını, bu kapsamda uğradığı zararın tespiti ile zararının 3 katı oranında tazminat ve fazla alınan faizin avans faizi ile tahsiline yönelik tüketici hakem heyetine yaptığı müracaatının reddedildiğini ileri sürerek; … / … Tüketici Hakem Heyeti'ne ait 09.03.2018 tarih ve 16172018000792 sayılı kararın iptali ile kendisinden fazla tahsil edilen faizin 3 katı kadar tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı banka vekili, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile … Tüketici Hakem Heyeti'nin 09.03.2018 tarih ve 16172018000792 sayılı kararının kısmen iptaline, 637,89 TL tazminatın dava tarihinden işleyecek avans faizi ile tahsiline karar verilmiş; miktar itibariyle kesin olan hüküm, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması istemi ile temyiz edilmiştir. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 57. maddesinde " Her kim bu Kanuna aykırı olan eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti engeller, bozar ya da kısıtlarsa yahut belirli bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu kötüye kulanırsa, bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecburdur. Zararın oluşması birden fazla kişinin davaranışları sonucu ortaya çıkmış ise bunlar zarardan müteselsilen sorumludur.", denildiği, yine aynı Kanun'un 58.maddesinde ise, "Rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenler, ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilirler. Rekabetin sınırlanmasından etkilenen rakip teşebbüsler, bütün zararlarının tazminini rekabeti sınırlayan teşebbüs ya da teşebbüslerden talep edebilir. Zararın belirlenmesinde, zarar gören teşebbüslerin elde etmeyi umdukları bütün karlar, geçmiş yıllara ait bilançolar da dikkate alınarak hesaplanır. Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa hakim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların üç katı oranında tazminata hükmedebilir." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Dosya kapsamından, Rekabet Kurulu'nun kararı üzerine, karara konu bankaların açtıkları iptal davalarının ve bu kapsamda da davalı … tarafından açılan davanın … 2.İdare Mahkemesi'nin 25.12.2014 tarih 2014/119 E., 2014/1580 K.sayılı kararı ile reddedildiği, söz konusu kararın Danıştay 13.Dairesi'nin 16.12.2015 tarih 2015/2445 E., 2015/4605 K.sayılı ilamı ile onandığı, eldeki davanın karar tarihi olan 19.07.2018 itibariyle de söz konusu idari davanın karar düzeltme aşamasında olduğu ve kesinleşmediği anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) "Bekletici sorun" başlıklı 165/1. maddesinde "Bir davada hüküm verilebilmesi başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir" hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda, davalının haksız eyleminin varlığı, bu eylem nedeniyle zararın oluştuğu, zarar ile davalının eylemleri arasında illiyet bağının bulunduğu iddiaları Rekabet Kurulu'nun anılan kararına dayandırılmıştır. Bununla birlikte söz konusu kararın iptali istemiyle davalı tarafından dava açıldığı ve devam eden yargılama süreci bulunduğu gözetildiğinde ortada davacının iddialarına dayanak yapılacak türden kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece, Rekabet Kurulu kararı aleyhine açılan davanın bekletici mesele yapılarak bu davanın sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile işin esasına yönelik karar verilmesi usul ve yasaya aykıdır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma talebinin, açıklanan bu nedenle kabulü gerekir. SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına temyiz talebinin kabulü ile, … 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 19.07.2018 tarih 2018/182 E., 2018/391 K. sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 25/09/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi
4054 sayılı REKABETİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 57Kaynağı aç
Madde 57 – Her kim bu Kanuna aykırı olan eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti engeller, bozar ya da kısıtlarsa yahut belirli bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu kötüye kullanırsa, bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecburdur. Zararın oluşması birden fazla kişinin davranışları sonucu ortaya çıkmış ise bunlar zarardan müteselsilen sorumludur. Zararın Tazmini

Aynı Kanun'un 58. maddesi tazminatın kapsamını ve hesabını düzenler. Zarar görenler, ödedikleri bedel ile rekabet kısıtlanmasaydı ödeyecekleri bedel arasındaki farkı talep edebilir; rekabetin sınırlanmasından etkilenen rakip teşebbüsler ise tüm zararlarının tazminini isteyebilir. Zararın belirlenmesinde zarar gören teşebbüslerin elde etmeyi umduğu kârlar, geçmiş yıllara ait bilançolar da gözetilerek hesaplanır. Zarar, tarafların anlaşması, kararı veya ağır ihmalinden kaynaklanıyorsa hâkim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya etmesi muhtemel kârların üç katı oranında tazminata hükmedebilir; bu hüküm hâkime takdir yetkisi tanımakta olup zorunlu bir sonuç değildir.

4054 sayılı REKABETİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 58Kaynağı aç
Madde 58 – Rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenler, ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilirler. Rekabetin sınırlanmasından etkilenen rakip teşebbüsler, bütün zararlarının tazminini rekabeti sınırlayan teşebbüs ya da teşebbüslerden talep edebilir. Zararın belirlenmesinde, zarar gören teşebbüslerin elde etmeyi umdukları bütün karlar, geçmiş yıllara ait bilançolar da dikkate alınarak hesaplanır. Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hakim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların üç katı oranında tazminata hükmedebilir. İspat Yükü

Rekabet ihlalinden doğan tazminat davalarında haksız fiil sorumluluğu çerçevesinde değerlendirme yapıldığı yaygın biçimde kabul görmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişiyi bu zararı gidermekle yükümlü kılar. Hukuka aykırı fiil, zarar ve illiyet bağı unsurlarının incelenmesi de bu çerçevede ele alınmaktadır; ancak bu unsurların tamamının sayılması doğrudan madde metninden değil, öğretisel yaklaşımdan kaynaklanmaktadır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 49Kaynağı aç
MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür. II. Zararın ve kusurun ispatı

Rekabet Kurulu Kararının Dava Şartı Olup Olmadığı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/5134, K. 2016/2543 sayılı kararında Rekabet Kurulu kararının kesinleşmesinin tazminat davasının açılması için ön şart olarak kabul edilemeyeceğini karara bağlamıştır. Bu davada ilk derece mahkemesi, Kurul kararının kesinleşmemiş olması ve davanın zamansız açılması gerekçesiyle davayı dava şartı yokluğundan reddetmişti. Daire bu gerekçeyi isabetsiz bularak kararı bozmuştur.

Bozma gerekçesinde Daire, somut olayın kendine özgü koşulunu da değerlendirmiştir: davacı, dava açılmadan önce Rekabet Kurulu'na başvurmuş ve bu başvuruya ilişkin işlem süreci hâlâ devam etmekteydi. Daire bu koşul altında, Kurul'un hakim durumun kötüye kullanılmasına ilişkin işlem sonucunun dava için bekletici mesele yapılması gerektiğini belirlemiştir. Kararın sonucuna göre de mahkemenin işin esasına girerek Kurul kararına yapılan itirazın sonucunu beklemesi gerekirken dava şartı yokluğu gerekçesiyle hüküm kurulması hatalı bulunmuştur. Bu iki saptamayı birbirinden ayırmak gerekir: kesinleşme ön şart sayılmamıştır; ancak somut başvuru süreci, o olayda bekletici mesele yapılmasını gerektiren bir neden olarak görülmüştür.

Bekletici Mesele Uygulamasının Usul Hukuku Temeli

HMK'nın 165. maddesinin birinci fıkrasına göre, bir davada hüküm verilebilmesi başka bir davaya, idari makamın tespitine ya da dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcudiyetine kısmen veya tamamen bağlıysa mahkeme, o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılamayı bekletebilir. Hükümdeki 'bekletilebilir' ifadesi, ilke olarak hâkime takdir yetkisi tanır.

Maddenin ikinci fıkrası ise başvurma zorunluluğunu düzenler: davanın incelenmesi başka bir davaya veya idari makama bağlıysa mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye ya da idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde başvurulmazsa ilgili taraf o iddiasından vazgeçmiş sayılır ve esas dava hakkında karar verilir.

Rekabet Kurulu kararına karşı idari yargıda açılmış ve hâlâ devam eden bir iptal davası olduğunda, bu davanın sonucu tazminat talebinin hukuka aykırılık unsurunu doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle idari yargı sürecinin tazminat davasında bekletici mesele yapılması uygulamada başvurulan bir yol olmuştur. Bununla birlikte HMK m. 165/1'in hâkime tanıdığı takdir yetkisi genel çerçeveyi oluşturmakta olup bekletme kararı her somut olayın koşullarına göre değerlendirilmektedir.

İptal Davasının Sonucu ile Tazminat Talebinin İlişkisi

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2019/1422, K. 2019/8836 sayılı kararında, Kurul kararına karşı açılan iptal davası karar tarihi itibarıyla karar düzeltme aşamasında olup kesinleşmemişti; bu dava idare mahkemesince reddedilmiş ve Danıştayca onanmıştı. Daire, söz konusu iptal davası bekletici mesele yapılmadan tazminat davasında işin esasına yönelik karar verilmesini usul ve yasaya aykırı bulmuş; iptal davasının bekletici mesele yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Bu karar, hükmün sonucunu etkilememek üzere kanun yararına bozma biçiminde verilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/6712, K. 2024/7799 sayılı kararında ret kararı onanmıştır. Bu onamada Kurul kararının idari yargı kararıyla hukuka aykırı bulunmuş olması ve davacı ile yapılan kredi sözleşmesi kapsamında rekabetin ihlal edilmediği tespiti birlikte yer almıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/753, K. 2025/5216 sayılı kararında ise ret gerekçesi olarak Kurul kararının idare mahkemesince iptal edilmesi, davacının zararını ispatlayamaması ve kesinleşmiş Kurul kararı bulunmaması birlikte gösterilmiştir. Her iki onamada da gerekçeler bir arada sunulduğundan, herhangi birinin diğerinden bağımsız biçimde belirleyici olduğu bu kararlardan ayrıştırılamamaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/6712, K. 2024/7799Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/6712 E.  ,  2024/7799 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17.Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1105 Esas, 2023/1173 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 8.Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2021/548 E., 2023/449 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Rekabet Kurulu tarafından yapılan incelemede, davalı bankanın da aralarında bulunduğu 12 bankanın, 21.08.2007-22.09.2011 tarihleri arasında kredi ve kredi kartlarında birlikte fiyat tespit etmek amacıyla kartel oluşturulduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin davalı bankadan 27.03.2010 tarihli, 60 ay vadeli, 200.000,00 TL tutarında tüketici kredisi kullandığını, davalının uyguladığı kartel faizi nedeniyle zarara uğradığını, söz konusu fiil olmasaydı kredi maliyetinin daha az olacağını ileri sürerek kartel faizi uygulanması nedeniyle müvekkilinin uğradığı zararın tespiti ile 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un (4054 sayılı Kanun) 57 ve 58 inci maddeleri gereği bu zarar ile zararın 3 katından şimdilik 4.000,00 TL'sinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davada Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğunu, Rekabet Kurulu karar tarihinden itibaren bir yıllık sürede dava açılmadığından, davanın zamanaşımına uğradığını, Rekabet Kurulu kararına karşı idari yargıda açtıkları iptal davasının sonuçlanmadığını, idari yargıda görülen dava sonuçlanmadan açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, müvekkili bankanın kredi faizlerinin belirlenmesine yönelik hukuka aykırı eylemi bulunmadığını, Rekabet Kurulu kararında ihtiyaç kredilerine yönelik müvekkiline herhangi bir isnatta bulunulmadığını, davacının zararının bulunmadığını, müvekkili bankaya isnat edilen eylem ile davacının iddia ettiği zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını, tazminat isteme koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, davalının haksız eylemlerinin varlığı, bu eylemler nedeniyle zararın oluştuğu, zarar ile davalının eylemleri arasında illiyet bağının bulunduğu iddiaları, bahsi geçen Rekabet Kurulu kararına dayandırıldığı ve 4054 sayılı Kanun'un 57 ve 58 inci maddelerine dayalı olarak tazminat davası açılabilmesi için Rekabet Kurulu tarafından verilen kesinleşmiş bir ihlal kararının bulunması özel dava şartı niteliğinde olduğundan davanın açıldığı tarih itibari ile özel dava şartı olan Rekabet Kurulu tarafından verilen kesinleşmiş bir ihlal kararının bulunmadığı, karara karşı idari yargı yoluna başvurulduğu da göz önünde bulundurularak kararın kesinleşmesinin makul bir süre bekletici mesele yapıldığı, ancak gerek işbu dosyanın geldiği aşama gerekse bekletici mesele yapılan dosyanın geldiği aşama dikkate alınarak usul ekonomisi ve makul sürede yargılanma ilkesi uyarınca davanın açılmasına yönelik özel dava şartının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, davacının tazminat talebine dayanak yaptığı Rekabet Kurulu kararının hukuka aykırı olduğunun idari yargı kararı ile tesbit edilmiş olduğu ve davacı ile yapılan kredi sözleşmesi kapsamında rekabetin ihlal edilmediği, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesi kararında hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, 4054 sayılı Kanun'un 57 ve 58 inci maddeleri kapsamında tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4054 sayılı Kanun'un 57 ve 58 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 73 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince tüketici mahkemelerinde tüketici tarafından açılan davalar harçtan muaf olduğundan, davacıdan harç alınmasına yer olmadığına. 06.11.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/753, K. 2025/5216Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2025/753 E.  ,  2025/5216 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1988 E., 2024/1824 K. DAVA TARİHİ : 08.03.2017 İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2020/125 E., 2023/480 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; Rekabet Kurulu tarafından 12 bankanın 8 Mart 2013 tarihinde kredi ve kredi kartı konularında birlikte fiyat tespit etmek amacıyla kartel oluşturduğunun tespit edildiğini, söz konusu 12 bankanın içinde davalı bankanın da bulunduğunu ileri sürerek; müvekkilinin, davalı bankadan 29.02.2011 tarihinde kullandığı 36 ay vadeli 500.000,00 TL krediden dolayı kartel faizi sebebiyle uğradığı zararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107. maddesi uyarınca tespitine, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 57… . maddelerine dayanılarak tespit edilen zararın üç katının haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren hesaplanacak en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; Rekabet Kurulu kararının iptali için açılan davanın henüz kesinleşmediğini, bu nedenle davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, davacının tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, ayrıca davacının kullandığı kredinin, Rekabet Kurulu kararına konu eylemin gerçekleştirildiği tarihin dışında olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Rekabet Kurulu Kararının İdare Mahkemesince iptaline karar verildiği, davacının uğradığını ileri sürdüğü zararı ve zarar miktarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; idari işlemin iptaline karar verildiği, emsal Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere davacı ile yapılan kredi sözleşmesi kapsamında rekabetin ihlal edilmediği anlaşılmakla zararının oluştuğu ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, Rekabet Kurulu kararına istinaden açılan davanın reddine karar verilmiş olmakla haksız çıkan davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davalının haksız şart niteliğinde olan Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4.maddesinin ihlal ettiğini, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığını, dava açıldığı sırada Rekabet Kurulu kararının olduğunu, aleyhine vekalet ücretine karar verilmemesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 57… .maddelerine dayanılarak kartel faizi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Rekabet Kurulunun 08.03.2013 tarihli ve 13-13/198-100 sayılı kararının iptaline ilişkin Ankara 2. İdare Mahkemesince açılan davada davanın reddine karar verilmiş, karar düzeltme aşamasında Danıştay 13. Dairesinin kararıyla bozulması üzerine, Ankara 2. İdare Mahkemesinin 19.07.2019 tarihli ve 2019/1095 E., 2019/1459 K. sayılı "Israr-Ret" kararı Danıştay İdari Dava Daireleri 31.05.2021 tarihli ve 2019/2752 E., 2021/1113 K. sayılı kararı ile bozulmuş ve karar düzeltme talebi de 24.02.2022 tarihinde reddedilmiştir. Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye ve özellikle davacının dayanak yaptığı Rekabet Kurulu Kararının yukarıda belirtildiği üzere İdare Mahkemesince iptaline karar verildiği, böylece Kurul kararının hukuka aykırı olduğunun idari yargı kararı ile tesbit edilmiş olduğu ve davacı ile yapılan kredi sözleşmesi kapsamında rekabetin ihlal edilmediği anlaşıldığı gibi davacının uğradığını ileri sürdüğü zararı ve zarar miktarını ispatlayamadığı, kesinleşmiş kurul kararı olmadan davanın açıldığı ve davanın reddi ile davalı lehine vekalet ücretine hükmedileceğinin anlaşılmasına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bir kısım ilk derece mahkemesi kararında kesinleşmiş Kurul ihlal kararının bulunmaması özel dava şartı olarak nitelendirilmiş ve yargılama belirli bir süre bekletici mesele yapıldıktan sonra bu şart gerçekleşmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Ancak değinilen Yargıtay onama kararlarında bu nitelendirme, Kurul kararının iptali ve zararın ispat edilememesi olgularıyla birlikte ele alınmıştır; bu gerekçelerin her birinin bağımsız olarak sonucu belirleyip belirlemeyeceği ayrıca tartışmalıdır.

12 Banka Kararı ve Uygulamadaki Gelişim

Rekabet Kurulu'nun 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı kararı, mevduat, kredi ve kredi kartı pazarlarındaki rekabet ihlali iddialarını incelemiş ve 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vararak bankalara idari para cezası uygulamıştır. Bu karara dayalı olarak çok sayıda tazminat davası da açılmıştır.

Bu kararın idari yargı sürecinde Ankara 2. İdare Mahkemesi'nin ısrar-ret kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri tarafından E. 2019/2752, K. 2021/1113 sayılı kararla bozulmuş; karar düzeltme talebi de reddedilmiştir. Bu tespitler ilgili tazminat dosyasındaki idari yargı sürecine ilişkindir.

Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2019/2752, K. 2021/1113Kaynağı aç
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2019/2752 E.  ,  2021/1113 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2019/2752 Karar No : 2021/1113 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Bankası Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu VEKİLİ : Hukuk Müşaviri … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Türkiye'de faaliyet gösteren bankaların mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin faiz oranı, ücret ve komisyonların birlikte belirlenmesi konusunda anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesine aykırı davranıp davranmadıkları konusunda yapılan soruşturma sonucu, davacı şirket hakkında Kanun'un 4. maddesinin ihlal edildiğinden bahisle 10.668.726,00-TL idarî para cezası uygulanmasına ilişkin … tarih ve … sayılı Rekabet Kurulu kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Soruşturma raporu ve ekleriyle dosyada mevcut tüm bilgi, belge ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; soruşturma konusu bankaların mevduat, kredi, kredi kartı hizmetleri, faiz oranları ve birtakım ücretlerin belirlenmesi konularında piyasada rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama etkisi doğuran veya bu etkiyi doğurabilecek nitelikte olan anlaşma ve uyumlu eylem içerisinde bulundukları, ticari sır niteliğindeki bilgileri birbirleriyle paylaştıkları, piyasaya yönelik kararların uyum ve müzakere içinde beraberce alınmasına yönelik irade mutabakatı doğrultusunda hareket ettikleri, bu mutabakat kapsamında kararlaştırılan hususların hayata geçirildiğinin iktisadi analiz ve grafiklerle sabit olduğu dikkate alındığında, söz konusu anlaşma ve uyumlu eylemlerin tarafı olan davacı banka tarafından 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldığından, bu eylemlerinin karşılığı olarak davacı hakkında 2011 mali yılı sonunda oluşan yıllık gayrisafi gelirleri üzerinden takdiren %0,3 oranında, toplam 10.668.726,00-TL idarî para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin karar düzeltme aşamasında verilen 21/05/2019 tarih ve E:2016/4096, K:2019/1784 sayılı kararıyla; Davalı idare tarafından Türkiye’de faaliyet gösteren 12 bankanın tamamının mevduat, kredi, kredi kartı ve kamu mevduatı hizmetlerine ilişkin olarak tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan dâhilinde belirli bir koordinasyon içerisinde hareket ettiğinin ve ihlale katılan teşebbüslerin söz konusu çerçeve anlaşma veya ortak plandan haberdar olduğunun yeterli seviyede (makul şüphenin ötesinde) bir ispat standardı ile ortaya konulamadığı, bu hususlara ilişkin olarak dava konusu Kurul kararında yer alan tespitlerin gerekli deliller ile desteklenmediği, dolayısıyla davalı idare tarafından eksik incelemeye dayalı olarak işlem tesis edildiği; Nitekim, dava konusu Kurul kararının sonuç kısmında soruşturmaya taraf olan 12 bankanın tamamının mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlâl ettikleri sonucuna varılmış ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler incelediğinde, bazı bankaların sadece tek bir hizmet yönünden ihlâle katıldığı (Örneğin, … sadece mevduat, … ise sadece kredi kartı hizmetine ilişkin ihlâle katılmıştır.), bazı bankaların ise bazı hizmetler yönünden hiçbir şekilde ihlâle katılmadığı (Örneğin, kamu bankalarının kredi hizmetine ilişkin ihlâle katıldıklarına yönelik delil bulunmamaktadır.), dolayısıyla 12 bankanın tamamının bütün sektörlerdeki (mevduat, kredi, kredi kartı ve kamu mevduatı) ihlâle katıldığından bahsedilemeyeceği, 12 bankanın tamamının farklı sektörlere ilişkin olarak farklı bankalar arasında gerçekleşen ihlâllerin tamamından sorumlu tutulmasında hukuka uygunluk bulunmadığı; Daha açık bir ifade ile, soruşturmaya taraf olan 12 bankanın tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan dâhilinde belirli bir koordinasyon içerisinde hareket ettiğinin ortaya konulamadığı açık olan dava konusu uyuşmazlıkta, ilgili bankalar hakkında ihlâle dâhil oldukları her bir hizmet yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekirken, devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılarak … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Danıştay Onüçüncü Dairesinin bozma gerekçesinin ısrar kararında tartışılmadığı, anlaşmaya ne şekilde katıldıklarının ortaya konulmadığı, aleyhlerinde kullanılan Belge 11'in delil niteliğinde olmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, İdare Mahkemesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Rekabet Kurumu (Kurum) kayıtlarına 25/03/2011 tarihinde intikal eden başvuru üzerine yapılan inceleme sonucunda düzenlenen … tarih ve … sayılı İlk İnceleme Raporu, Rekabet Kurulunun (Kurul) … tarih ve … sayılı toplantısında görüşülerek, … sayı ile; Türkiye'de faaliyet gösteren ve kredi kartı ihraç eden bankaların kredi kartı alışveriş ve gecikme faizi oranlarını da kapsayacak şekilde tüm faiz oranlarına ilişkin olarak önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir. Önaraştırma sonucunda hazırlanan … tarih ve … sayılı Önaraştırma Raporu, Kurulun … tarih ve … sayılı toplantısında ele alınmış ve … sayılı karar ile, … T.A.Ş. (…), … A.Ş. (…), … A.Ş. (…), … Bank A.Ş. (…), … Bank A.Ş. (…), … Bankası A.Ş. (…), … Bankası A.Ş. (…), … Bankası A.Ş. (…), … Bankası A.Ş. (…), … Bankası T.A.O. (…), … Bankası A.Ş. (…) ve … Bankası A.Ş. (…) hakkında, söz konusu teşebbüsler tarafından 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi amacıyla soruşturma başlatılmıştır. Diğer taraftan, …’nin kredi kartı ve konut kredisi destek hizmetlerini iştirakleri aracılığıyla yürütmesi nedeniyle … Ödeme Sistemleri A.Ş. (…) ve … Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş. (…) de aynı karar ile soruşturma kapsamına dâhil edilmiştir. Soruşturmanın tamamlanması üzerine hazırlanan rapor, bankalar tarafından verilen yazılı savunmalar ve 25/02/2013 tarihli sözlü savunma toplantısında yapılan savunmalar da değerlendirilerek, dava konusu Kurul kararıyla, söz konusu teşebbüslerin mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna varıldığı ve ilgili teşebbüslere idarî para cezası uygulandığı anlaşılmaktadır. Bunun üzerine, söz konusu Kurul kararının iptali istemiyle ilgili teşebbüsler tarafından ayrı ayrı davaların açıldığı, bakılan davanın da bu kapsamda olduğu anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT : 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesinde, "Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır. Bu hâller, özellikle şunlardır: a. Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kâr gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tespit edilmesi, b. Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü, c. Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi, d. Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi, e. Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması, f. Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesi, Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder. Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir." kuralına yer verilmiştir. Diğer yandan, Kanun'un "İdarî Para Cezaları" başlıklı 16. maddesinin 3. fıkrasında, Kanun'un 4, 6 ve 7. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihaî karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihaî karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verileceği belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Rekabet Kurulunun 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ihlâl edilip edilmediğine ilişkin kararları incelendiğinde, delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi suretiyle ortak bir plan kapsamında gerçekleştirilen tek bir ihlâlin varlığına karar verilen uyuşmazlıklarda, "devam eden tek bir ihlâl" yaklaşımının benimsendiği görülmektedir. Türkiye'de faaliyet gösteren 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine yönelik olarak 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlâl ettiği sonucuna ulaşılan dava konusu Kurul kararında da, farklı teşebbüsler arasındaki farklı pazarlara ilişkin çeşitli anlaşma ve uyumlu eylemler devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında değerlendirilmiştir. Bu sebeple, söz konusu yaklaşıma ilişkin olarak bazı açıklamaların yapılması gerekmektedir. Devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı, ilk olarak Avrupa Birliği Komisyonunun 1986 tarihli … kararı ile benimsenmiş ve bu tarihten itibaren kartel soruşturmalarında önemli bir yere sahip olmuştur. Bu yaklaşıma göre, ortak bir plan çerçevesinde aynı ekonomik amaca yönelen ve zamana yayılmış olan çeşitli davranışlar tek bir ihlâl olarak değerlendirilmektedir. Devam eden tek bir ihlâl yaklaşımında, çeşitli seviyedeki anlaşma ve uyumlu eylemlerin çatısını oluşturan tek bir çerçeve anlaşma veya ortak planın, kapsam ve sınırlarının doğru bir şekilde belirlenmesi ile buna iştirak eden teşebbüslerin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Zira, bu yaklaşımda çerçeve anlaşma veya ortak planın bir ya da birkaç unsuruna katılmış olan bir teşebbüsün ihlâlin tamamından sorumlu tutulması söz konusu olabilmektedir. Bu itibarla, devam eden tek bir ihlâl yaklaşımında öncelikle anlaşma veya uyumlu eylemin ana unsurlarını içeren bir çerçeve anlaşmanın veya ortak planın ortaya konulması gerekmektedir. Çünkü, bu yaklaşım ancak çeşitli seviyedeki anlaşma veya uyumlu eylemlerin ortak bir plan dâhilinde belirli bir koordinasyon içerisinde gerçekleştirilmesi veya birbirleriyle irtibatının kurulabilmesi durumunda söz konusu olabilmektedir. Farklı teşebbüsler arasında ikili veya çok taraflı olarak gerçekleştirilen ihlâllerin tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan dâhilinde gerçekleştirildiğinin ise Rekabet Kurumu tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Öte yandan, hemen belirtmek gerekir ki, devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında bir teşebbüsün ihlâlin her aşamasına katılmış olması gerekmemekle birlikte, ihlâle katıldığı pazar veya ürün sebebiyle, diğer teşebbüslerin farklı pazar veya ürünlere ilişkin davranışlarından da sorumlu tutulabilmesi için, teşebbüsün çerçeve anlaşma veya ortak plandan haberdar olduğunun ya da en azından bu durumu bilebilecek durumda olduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Bu itibarla, farklı teşebbüsler arasında farklı pazarlara ilişkin olarak ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya uyumlu eylemler ile gerçekleştirilen ihlâllerin, tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan dâhilinde gerçekleştirildiğinin ortaya konulamadığı ya da çerçeve anlaşmanın bazı unsurlarına katılan bir teşebbüsün söz konusu çerçeve anlaşmayı bildiğinin veya bilebilecek durumda olduğunun ortaya konulamadığı durumlarda; her bir teşebbüsün ihlâlin tamamından değil, sadece dâhil olduğu kısmından sorumlu tutulması gerekmektedir. Belirtilen açıklamalar çerçevesinde, devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında çerçeve anlaşma veya ortak planın kapsam ve sınırlarının doğru bir şekilde belirlenmesinin, birden çok teşebbüs arasında gerçekleştirilen anlaşma veya uyumlu eylemler arasındaki bağlantı ve koordinasyonun ortaya konulmasının, ihlâle katılan teşebbüslerin çerçeve anlaşmayı bildiğinin veya bilebilecek durumda olduğunun ortaya konulabilmesinin teşebbüslerin sorumluluklarının sınırlarının belirlenmesi açısından son derece önemli olduğu görülmekte olup, belirtilen hususların tespitinde yaşanacak bir hatanın teşebbüslerin sorumluluğunu idarî para cezası, zamanaşımı ve özellikle de özel hukuk sorumluluğu açısından çok fazla genişleteceği, dolayısıyla teşebbüslerin maddi gerçekliğe uygun olmayan durumlarla karşı karşıya kalmalarına sebep olabileceği anlaşılmaktadır. Rekabet Kurulunun uyuşmazlığa konu kararı incelendiğinde, Türkiye’de faaliyet gösteren 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri konusunda anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlâl edip etmediğinin tespiti amacıyla yapılan soruşturma kapsamında gerçekleştirilen yerinde incelemelerde 28 adet belgeye ulaşıldığı, söz konusu belgelerin Kurum tarafından değerlendirilmesi sonucunda; bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 teşebbüsün, çeşitli bankacılık hizmetlerine yönelik uygulanan faiz oranlarını ve ücretleri birlikte belirlemek üzere rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemlerde bulundukları, söz konusu eylemlerin mevduat (kamu bankaları açısından kamu mevduatı da dâhil olmak üzere), kredi ve kredi kartı hizmetlerini konu edinen bir uzlaşma kapsamında vuku bulduğu, uzlaşmanın ortak planının fiyat stratejilerinin birlikte belirlenmesi olduğu, Belge 1 ve Belge 2’den yedi adet piyasa yapıcı büyük banka (…, …, …, …, …, … ve …) tarafından, kredi ve mevduat hizmetlerine yönelik fiyat tespiti hususunda bir uzlaşmanın tesis edildiği, Belge 3 ve Belge 4'ten 2007 tarihli belgeler (Belge 1, Belge 2) uyarınca yedi teşebbüs arasında varıldığı anlaşılan uzlaşmanın 2008 yılında da uygulanmaya devam ettiği, söz konusu ilk dört belgenin uzlaşmanın ortak planını somut olarak ortaya koyduğu, …, …, …, … ve …'in ilerleyen tarihlerde belirli hizmet türleri bakımından söz konusu uzlaşmaya dâhil olduğu, Belge 10'a göre, en azından 10/06/2010 tarihinden itibaren uzlaşmanın kapsamının kredi kartı hizmetlerini de kapsayacak şekilde genişlediği, taraflar arasında gerçekleştirilen her bir anlaşma ve/veya uyumlu eylemin ayrı birer ihlâl niteliği taşımadığı, taraflarca gerçekleştirilen mutabakatların nihai amacı fiyat koordinasyonu olan bir uzlaşmanın unsurlarını oluşturduğu, Belge 14, Belge 16, Belge 19, Belge 20 ve Belge 21'den mevduat hizmetlerine ilişkin uzlaşmanın bir unsuru olarak kamu mevduatına yönelik bankacılık hizmetlerinde de rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemlerin fiiliyata geçirildiği, kamu bankalarının kamu mevduatı alanındaki söz konusu eylemlerinin ayrı bir uzlaşma değil, soruşturmaya taraf olan bütün bankaların katıldığı “uzlaşma” kapsamında gerçekleştirildiği sonucuna ulaşılarak, dava konusu Kurul kararı ile soruşturmaya taraf olan 12 bankanın tamamının mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlâl ettiklerine karar verilmiştir. Görüldüğü üzere, dava konusu Kurul kararında ortak planı gösterdiği belirtilen ilk dört belgeden hareketle, yedi piyasa yapıcı bankanın mevduat ve kredi hizmetlerine yönelik fiyat tespitinde bulundukları kanaatine ulaşılmış; ilerleyen tarihlerde ihlâle beş bankanın daha katıldığı ve ortak planın kredi kartı hizmetlerini de içerecek şekilde genişletildiği kabul edilmiş; ayrıca, kamu bankalarının kamu mevduatı hizmetine yönelik eylemleri de tüm bankaların katıldığı uzlaşmanın bir parçası olarak değerlendirilmiştir. Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler incelendiğinde; Belge 2, Belge 3 ve Belge 4'ten …, …, …, …, …, … ve …'ın mevduat hizmetlerine ilişkin olarak belirli bir uzlaşı içerisinde bulunduğu; Belge 6'dan …, …, …, … ve …'nın konut ve taşıt kredilerine ilişkin olarak belirli bir uzlaşı içerisinde bulunduğu; Belge 10, Belge 12, Belge 17, Belge 25, Belge 26 ve Belge 27'den …, …, …, … ve …'nin kredi kartı hizmetlerine ilişkin olarak belirli bir uzlaşı içerisinde hareket ettiği; Belge 14, Belge 16, Belge 19, Belge 20 ve Belge 21'den …, … ve …'ın kamu mevduatı hizmetlerine ilişkin olarak belirli bir uzlaşı içerisinde hareket ettiği görülebilmekte ise de; davalı idare tarafından mevduat, kredi, kredi kartı ve kamu mevduatı hizmetlerine ilişkin olarak gerçekleştirilen çeşitli ihlâllerin, devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan doğrultusunda gerçekleştirildiğinin ortaya konulamadığı; kararda ortak planı somut bir şekilde ortaya koyduğu kabul edilen ilk dört belgenin mevduata ilişkin bir uzlaşıyı ispatlamanın ötesine geçemediği, zira mevduata ilişkin uzlaşmanın ilk defa Belge 2 ile ortaya konulduğu, daha eski tarihli Belge 1'in ise konut kredisi faizlerine ilişkin olarak yalnızca iki banka arasındaki bir bilgi değişimini göstermekte olduğu, bu belgeden, daha sonraki bir tarihte gerçekleştiği anlaşılan mevduata ilişkin bir uzlaşıya kredi hizmetinin de dâhil olduğu sonucunun çıkarılamayacağı; ayrıca mevduat, kredi, kredi kartı ve kamu mevduatı hizmetlerine ilişkin olarak farklı teşebbüsler arasında gerçekleştirilen çeşitli ihlallerin belirli bir koordinasyon içerisinde gerçekleştirildiğinin veya en azından söz konusu ihlâller arasındaki irtibatın ortaya konulamadığı; bunun yanında yalnızca bir veya iki hizmete yönelik olarak hakkında delil elde edilen (özellikle ihlale sonradan katıldığı değerlendirilen beş teşebbüsün) teşebbüslerin mevduat, kredi, kredi kartı ve kamu mevduatı hizmetlerini kapsayan genel bir çerçeve anlaşma veya ortak plandan haberdar olduğunun ortaya konulamadığı görülmektedir. Bu durumda, davalı idare tarafından Türkiye’de faaliyet gösteren 12 bankanın tamamının mevduat, kredi, kredi kartı ve kamu mevduatı hizmetlerine ilişkin olarak tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan dâhilinde belirli bir koordinasyon içerisinde hareket ettiğinin ve ihlale katılan teşebbüslerin söz konusu çerçeve anlaşma veya ortak plandan haberdar olduğunun yeterli seviyede (makul şüphenin ötesinde) bir ispat standardı ile ortaya konulamadığı, bu hususlara ilişkin olarak dava konusu Kurul kararında yer alan tespitlerin gerekli deliller ile desteklenmediği, dolayısıyla davalı idare tarafından eksik incelemeye dayalı olarak işlem tesis edildiği anlaşılmaktadır. Nitekim, dava konusu Kurul kararının sonuç kısmında soruşturmaya taraf olan 12 bankanın tamamının mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlâl ettikleri sonucuna varılmış ise de; dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler incelediğinde, bazı bankaların sadece tek bir hizmet yönünden ihlâle katıldığı (Örneğin, … sadece mevduat, … ise sadece kredi kartı hizmetine ilişkin ihlâle katılmıştır.), bazı bankaların ise bazı hizmetler yönünden hiçbir şekilde ihlâle katılmadığı (Örneğin, kamu bankalarının kredi hizmetine ilişkin ihlâle katıldıklarına yönelik delil bulunmamaktadır.), dolayısıyla 12 bankanın tamamının bütün sektörlerdeki (mevduat, kredi, kredi kartı ve kamu mevduatı) ihlâle katıldığından bahsedilemeyeceği görülmekte olup, 12 bankanın tamamının farklı sektörlere ilişkin olarak farklı bankalar arasında gerçekleşen ihlâllerin tamamından sorumlu tutulmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Daha açık bir ifade ile, soruşturmaya taraf olan 12 bankanın tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan dâhilinde belirli bir koordinasyon içerisinde hareket ettiğinin ortaya konulamadığı açık olan dava konusu uyuşmazlıkta, ilgili bankalar hakkında ihlâle dâhil oldukları her bir hizmet yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekirken, devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmemiştir. Bu itibarla, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin kabulüne; 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin … İdare Mahkemesinin temyize konu … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine, 4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31/05/2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesi uyarınca belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerinin hukuka aykırı ve yasak olduğu düzenlenmiş; bu hâllerin özellikle a. Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kâr gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tespit edilmesi, b. Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü, c. Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi, d. Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi, e. Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması, f. Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesi olduğu kurala bağlanmıştır. Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesinin, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil edeceği, ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her birinin uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabileceği belirtilmiştir. Diğer yandan, Kanun'un "İdarî Para Cezaları" başlıklı 16. maddesinin 3. fıkrasında, Kanun'un 4, 6 ve 7. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihaî karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihaî karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verileceği hükmü düzenlenmiştir. Bu itibarla, 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesine dayalı olarak bir rekabet ihlaline idarî para cezası uygulanabilmesi için, Kanun'un 4. maddesinde belirtilen rekabete aykırı bir anlaşmanın yapılması ya da uyumlu eylemin gerçekleştiğinin tespit edilmesi yeterli olup; rekabeti engelleyici, bozucu ya da kısıtlayıcı eylemlere ilişkin teşebbüsler arasında yapılmış bir çerçeve anlaşmanın ortak planın daha açık bir deyişle herhangi bir anlaşmanın varlığının somut olarak ortaya konulmaması durumunda dahi teşebbüslerin piyasaya sundukları mal ve hizmetlere ilişkin fiyat değişimlerinin, arz ve talep dengesinin ya da faaliyet bölgelerinin rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesinin teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil edeceği böyle durumlarda; müteşebbislerden her birinin ancak ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak suretiyle uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabileceği açıktır. Dosyanın incelenmesinden; bankacılık sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslerin, çeşitli bankacılık hizmetlerine yönelik uygulanan faiz oranlarını ve ücretleri birlikte belirlemek üzere rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemlerde bulundukları, söz konusu eylemlerin mevduat (kamu bankaları açısından kamu mevduatı da dâhil olmak üzere), kredi ve kredi kartı hizmetlerini konu edinen bir uzlaşma kapsamında vuku bulduğu, uzlaşmanın ortak paydasını, fiyat stratejilerinin birlikte belirlenmesinin oluşturduğu, uzlaşmanın unsurlarının belirlenmesi, uygulanması ve takibinin ise taraflar arasında gerçekleştirilen bir dizi iletişim, bilgi paylaşımı ve mutabakat vasıtasıyla ifa edildiği, uzlaşmaya ilişkin olarak, yerinde yapılan incelemelerde belgeler elde edildiği, bu belgelerin içeriklerinden soruşturmaya taraf bankalar arasında rekabete hassas bilgilerin bir anlaşma kapsamında paylaşıldığı, bazı belgelerde pazarda rekabet eden bankaların üst yöneticilerinin aralarında yaptıkları görüşmelerin bir anlaşmanın varlığını ortaya koyar nitelikte paylaşımlar içerdiği anlaşılmaktadır. Dava konusu Rekabet Kurulu kararının "Gerekçe ve Hukuki Dayanak" kısmında, soruşturma kapsamında elde edilen deliller uyarınca, bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 teşebbüsün; çeşitli bankacılık hizmetlerine yönelik uygulanan faiz oranlarını ve ücretleri birlikte belirlemek üzere rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemlerde bulunduklarının görüldüğü, söz konusu eylemlerin mevduat (kamu bankaları açısından kamu mevduatı da dahil olmak üzere), kredi ve kredi kartı hizmetlerini konu edinen bir uzlaşma kapsamında vuku bulduğu, bahse konu uzlaşmanın, tespit edilebilen ilk ve son belgeler esas alınmak suretiyle, 21/08/2007 ve 22/09/2011 tarihleri arasında gerçekleşen ve kredi, mevduat ve kredi kartı hizmetleri alanında geçerli olan, soruşturmaya taraf 12 bankanın tamamının dahil olduğu anlaşmaları ve/veya uyumlu eylemleri içerdiği, sözü edilen hususa yönelik elde edilen belgelere göre, uzlaşmanın ortak planını fiyat stratejilerinin birlikte belirlenmesinin oluşturduğu, bahse konu uzlaşmanın unsurlarının belirlenmesi, uzlaşmanın uygulanması ve takibinin ise taraflar arasında gerçekleştirilen bir dizi iletişim, bilgi paylaşımı ve mutabakat vasıtasıyla ifa edildiği şeklinde genel bir değerlendirme yapılmış ise de; hangi teşebbüsün, hangi dönemde, hangi eylemlere katıldığı tek tek belgeleri ile ortaya konulmuş ve her bir teşebbüs yönünden özel bir değerlendirme yapılarak, ihlalleri hangi dönemlere ve hangi eylemlere ilişkin ise bu kapsamda cezai ve hukuki sorumluluklarına dayanılmıştır. Nitekim, davalı idarece, teşebbüslerin ihlale konu eylemleri nedeniyle Kanun ve yönetmelik hükümleri uyarınca verilmesi gereken para cezasının belirlenmesinde; her bir teşebbüs için ayrı ayrı dayanak alınan belgelerdeki tespitlerin nitelik ve niceliği, ihlal olarak değerlendirilen uzlaşmaya katılım dereceleri, ihlalin başlatılması ve devamında belirleyici etkiye sahip olup olmamaları gibi hususların dikkate alındığı görülmektedir. Davacı teşebbüsün; soruşturma kapsamında elde edilen Belge-11'den rakibi konumunda olan …'a geleceğe yönelik fiyat bilgilerini verdiği, açıkça gelecekte uygulanacak bir faiz oranını rakip bankaya ilettiği görülmektedir. Her ne kadar davacı bu bilgilerin rekabete hassas bilgi olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürülmekte ise de, banka ürünleri açısından faiz oranlarının rekabete hassas bilgi olduğu açıktır. Ayrıca söz konusu bilginin kendilerinden değil de …'ta yapılan yerinde incelemede elde edilmiş olmasının, bu belgenin ispat gücüne bir tesiri bulunmamaktadır. Rakipler arasında henüz uygulamaya geçmemiş ve kamuya açıklanmamış olan fiyat bilgilerinin paylaşıldığı bu belgeden açıkça anlaşılmaktadır. Kaldı ki davacı teşebbüs söz konusu belgede adı geçen bankalardan farklı olarak net bir faiz oranını rakibi konumundaki bankaya iletmiştir. Bu hâlde davacı bakımından teşebbüsler arasında süregelen bir bilgi paylaşımından söz etmek mümkün görünmese de, yukarıda ifade edildiği gibi paylaşımının tekrar etmiyor olması, rekabete hassas bilgi paylaşımını rekabete aykırı bir anlaşma olmaktan çıkarmayacaktır. Bu itibarla, davacı teşebbüsün yukarıda sözü edilen belgelerde belirtilen rekabete aykırı davranışlarıyla Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiği anlaşıldığından ve dava konusu işlem ile ihlale katıldığı süre boyunca gerçekleştirilen ilgili pazardaki ihlallerin hakkındaki belgelerle ortaya konulan kısımları yönünden sorumlu tutulduğu görüldüğünden, 2011 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayrisafi gelirlerinin takdiren %0,3'ü oranında olmak üzere davacıya 10.668.726,00-TL idarî para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Her ne kadar çoğunluk görüşünde, "dava konusu Kurul kararında, farklı teşebbüsler arasındaki farklı pazarlara ilişkin çeşitli anlaşma ve uyumlu eylemlerin devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında değerlendirilmesi durumu" işlemin hukuka aykırılık gerekçesi olarak kabul edilmiş ise de; idarece yalnız inceleme ve tespit aşamasında esas alınan tek bir ihlal yaklaşımının yukarıda ifade edildiği üzere cezalandırma aşamasında davacı aleyhine bir sonuç doğurmadığı görüldüğünden bu husus işlemi sakatlayıcı nitelikte görülmemiştir. Açıklanan nedenle, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının yukarıda yer alan gerekçe doğrultusunda onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY XX- … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı, davanın reddi yolunda verilen ısrar kararının, soruşturmaya taraf olan 12 bankanın tek bir çerçeve anlaşma veya ortak plan dâhilinde belirli bir koordinasyon içerisinde hareket ettiğinin ortaya konulamadığı açık olan dava konusu uyuşmazlıkta, ilgili bankalar hakkında ihlâle dâhil oldukları her bir hizmet yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekirken, devam eden tek bir ihlâl yaklaşımı kapsamında tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle bozulmasına ilişkin çoğunluk kararına katılmakla birlikte, bozma kararının gerekçesi doğrultusunda Kurul tarafından yeniden soruşturma başlatılacağından, karara, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'a 16/06/2020 tarih ve 7246 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle eklenen 5. fıkra ve devamında getirilen uzlaşma müessesesinin uyuşmazlık konusu olayda işletilmesi gerektiği yolundaki gerekçenin de eklenmesi gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına bu yönüyle katılmıyorum.

Bu karara dayalı açılan tazminat davalarında bazı mahkemelerin idari yargıdaki süreci beklemeden esasa karar verdiği, bazı davaların ise kesinleşmeden önce tazminata hükmedildiği ve bir kısmının temyiz sürecine girdiği görülmüştür. Uygulamada farklı sonuçların ortaya çıkması, bu konudaki tartışmanın hâlâ devam ettiğine işaret etmektedir.

4054 Sayılı Kanun Kapsamındaki İhlal Türleri

4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi, belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan ya da dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacı taşıyan ya da bu etkiyi doğuran veya doğurabilecek nitelikteki teşebbüsler arası anlaşmaları, uyumlu eylemleri ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerini hukuka aykırı ve yasak sayar.

4054 sayılı REKABETİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 4Kaynağı aç
Madde 4 – Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır. Bu haller, özellikle şunlardır: a) Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kar gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tesbit edilmesi, b) Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü, c) Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi, d) Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi, e) Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması, f) Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesi, Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder. Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir. Muafiyet

Anlaşmanın varlığı ispat edilemediğinde, piyasadaki fiyat değişmelerinin, arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi uyumlu eylem karinesi oluşturur. Bu karine çürütülebilir: taraflardan her biri, ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.

Sık Sorulan Sorular

Rekabet Kurulu kararı kesinleşmeden tazminat davası açılabilir mi?

Evet, açılabilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, Rekabet Kurulu kararının kesinleşmesinin tazminat davasının açılması için ön şart olarak kabul edilemeyeceğini E. 2015/5134, K. 2016/2543 sayılı kararında açıkça ortaya koymuştur. Kurul kararının kesinleşmemiş olması, bu kararın dava şartı yokluğu gerekçesiyle reddedilmesini haklı kılmaz.

Hukuk mahkemesi tazminat davasını bekletici mesele yapabilir mi?

HMK m. 165/1, hüküm verebilmek için idari makamın kararına bağlı olunan durumlarda yargılamayı bekletme imkânı tanır; bu bir takdir yetkisidir. Rekabet Kurulu kararına karşı idari yargıda açılmış ve sonuçlanmamış bir iptal davası varsa, bu davanın sonucu tazminat talebinin hukuka aykırılık unsurunu etkileyebileceğinden mahkemeler söz konusu süreci bekletici mesele yapma yoluna gidebilir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2019/1422, K. 2019/8836 sayılı kararında devam eden iptal davası bekletici mesele yapılmadan esasa karar verilmesini usul ve yasaya aykırı bulmuştur; bu karar hükmün sonucunu etkilememek üzere kanun yararına bozma biçiminde verilmiştir.

Kurul kararı iptal edilirse tazminat davası ne olur?

Dayanılan Rekabet Kurulu kararı idare mahkemesince iptal edilmişse hukuka aykırılık unsurunun Kurul kararına dayandırılması güçleşir. Mevcut Yargıtay kararlarında Kurul kararının iptali, zararın ispat edilememesi ve kesinleşmiş karar bulunmaması gerekçeleri bir arada ret gerekçesi olarak yer almıştır. Bu gerekçelerin her biri ayrı ayrı değil, birlikte sonucu belirleyici olarak sunulduğundan, iptalin tek başına ne ölçüde belirleyici olduğu bu kararlardan bağımsız biçimde ayrıştırılamamaktadır.

Bekletici mesele kararı verilirse zamanaşımı def'i ne zaman incelenir?

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/5134, K. 2016/2543 sayılı kararında zamanaşımı def'inin mahkemece işin esasına yönelik yapılacak incelemede değerlendirileceğini belirlemiştir. Bu yaklaşım uyarınca zamanaşımı def'i, bekletici mesele aşamasında değil, esasa ilişkin inceleme sırasında karara bağlanır.

Rekabet ihlalinden zarar gören tüketiciler hangi zararlarını talep edebilir?

4054 sayılı Kanun'un 58. maddesi uyarınca zarar görenler, ödedikleri bedel ile rekabet kısıtlanmasaydı ödeyecekleri bedel arasındaki farkı talep edebilir. Zarar, tarafların anlaşması, kararı ya da ağır ihmalinden kaynaklanıyorsa hâkim, talep üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya etmesi muhtemel kârların üç katı oranında tazminata hükmedebilir; bu düzenleme zorunlu sonuç değil, hâkimin takdirine bırakılmış bir imkândır.

Birden fazla teşebbüs rekabeti ihlal ederse sorumluluk nasıl paylaşılır?

4054 sayılı Kanun'un 57. maddesi, zararın birden fazla kişinin davranışı sonucu oluşması hâlinde bu kişilerin müteselsilen sorumlu olduğunu açıkça düzenler.

Uyumlu eylem iddiasında ispat nasıl işler?

4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi, anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda bir karine öngörür: piyasadaki fiyat değişmeleri, arz ve talep dengesi ya da faaliyet bölgelerinin rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi uyumlu eylem karinesi oluşturur. Karine çürütülebilir; taraflardan her biri ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu