Radar Cezasında Başvuru Süresi, Hız ve Ceza Puanı

by Avukat Erdal Ersoy
Radar Cezasında Başvuru Süresi, Hız ve Ceza Puanı

Radar cezası, trafiğin denetlenmesi ve güvenliğin sağlanması amacıyla radar cihazı kullanılarak hız limitini aştığı ve kuralları ihlal ettiği tespit edilen sürücüye uygulanan cezai işlemdir. Ceza isme, sürücü belgesine veya plakaya yazılabilir. Genellikle plakaya kesilir. Ceza bildirimi tebligat yoluyla ulaştığında ceza kişi üzerine yazılmış sayılır.

Hız sınırı araç tipine ve yolun niteliğine bağlıdır

Hız sınırı ayrımı M1 ve M1G tipi otomobiller, N1 ve N1G tipi kamyonetler ile L4, L5 ve L7 tipi motosikletler bakımından kurulmuştur. Başka araç cinsleri bu sınırlara kendiliğinden girmez. Yerleşim yeri içinde otomobil, kamyonet ve bu motosikletler için hız sınırı saatte 50 kilometredir.

Yerleşim yeri dışındaki şehirlerarası çift yönlü karayollarında hız sınırı, M1 ve M1G tipi otomobillerde saatte 90, N1 ve N1G tipi kamyonetlerde saatte 80, L4, L5 ve L7 tipi motosikletlerde saatte 70 kilometredir.

Bölünmüş yollarda sınır aynı sıra ile otomobillerde saatte 110, kamyonetlerde saatte 85 ve motosikletlerde saatte 80 kilometredir. Karayolları Genel Müdürlüğünce işletilen otoyolda otomobil saatte 130, kamyonet saatte 95 ve motosiklet saatte 80 kilometre ile sınırlıdır. Yap-işlet-devret modeliyle işletilen otoyolda ise otomobil saatte 140, kamyonet saatte 95 ve motosiklet saatte 80 kilometre ile sınırlıdır. İki otoyol ölçüsü yan yana durur; biri diğerinin yerine geçerli tek sınır diye seçilemez.

Para cezası her yıl belirlenen oranla güncellenir

Tutarların dayanağı Karayolları Trafik Kanunu ve Vergi Usul Kanunu olarak gösterilir. Radar cezaları ve diğer trafik cezaları, bu kanunlar kapsamında her yıl yeniden belirlenen orana göre güncellenir. 2024 yılı için bu oran yüzde 58,46'dır. Oran her yıl yeniden belirlendiğinden 2024 rakamı sonraki yıllara aynen taşınamaz.

2024 yılı için hız sınırını yüzde 10 ile yüzde 30 arasında aşan sürücü 1.506 TL, yüzde 30 ile yüzde 50 arasında aşan sürücü 3.136 TL, yüzde 50 ve üzerinde aşan sürücü 6.440 TL ceza ile karşı karşıya kalır. Bu miktarlar, Hazine ve Maliye Bakanlığının her yıl yeniden değerlendirdiği orana göre değişir.

Ceza puanı para diliminden ayrı hesaplanır

Ehliyet ceza puanı 100 puan üzerinden hesaplanır. Bu 100 puan her yıl yeni bir değerlendirme oluşturur.

Belirlenen hız limitini yüzde 10 ile yüzde 30 arasında aşmak 10 puandır. Yüzde 30 ve fazlasında aşmak 15 puandır. Para cezasında yüzde 30 ile yüzde 50 arası ve yüzde 50 ve üzeri ayrı tutar dilimleri iken puan ölçeği yüzde 30 ve üzerindeki aşımları tek kalemde toplar. Bu iki ölçek birbirinin yerine geçmez.

Aynı yıl içinde 100 ceza puanını dolduran sürücünün sürücü belgesi iki ay süreyle geri alınır ve eğitime tabi tutulur. Aynı yıl içinde ikinci kez 100 puanın doldurulmasında belge dört ay süreyle geri alınır; psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanının muayenesi öngörülür.

Erken ödemedeki indirim başvuru süresinden ayrıdır

2024 yılı için ana tutardan yüzde 25 indirim vardır. İndirimden yararlanmak için cezanın tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 gün içinde ödeme yapılır. Oran sonraki yıllarda değişebilir. Bu ödeme süresi, idari para cezasına karşı mahkemeye başvuru süresiyle aynı kurum değildir.

Ödeme, vergi tahsil yetkisine sahip bankalar aracılığıyla yapılabilir. PTT veya banka şubeleri, bankamatikler ve mobil bankacılık da ödemenin yapılabileceği kanallardandır.

Plakaya yazılan cezanın sorgulanması

e-Devlet hesabına girildikten sonra Kurumlar sekmesinden Emniyet Genel Müdürlüğü bölümüne geçilir ve Araç Plakasına Yazılan Ceza Sorgulama sayfası açılır. Girişte kullanılan T.C. kimlik numarasına bağlı plakalara ait cezalar görülebilir. Araç bir işletmeye kayıtlıysa sorgulama, Araç Plakasına Yazılan Ceza Sorgulama (Tüzel Kişi) sayfasından yapılır.

Sorgu, e-Devlet yanında Emniyet Genel Müdürlüğünün web sitesi, Gelir İdaresi Başkanlığı, tebligat ve PTT ceza sorgulama sistemi üzerinden de yapılabilir. PTT yönünden HGS kurumsal, HGS web ve mobil uygulamalarında plaka ile T.C. kimlik numarası veya vergi kimlik numarası kullanılarak tutar görülür ve aynı sistemden ödeme yapılabilir.

Radara giren kişiye ceza tebliğ edilir. Tebliğden ayrı olarak e-Devlet, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Gelir İdaresi Başkanlığı üzerinden T.C. kimlik bilgisi veya plaka bilgisiyle sorgulama yapılabilir.

İdari para cezasına başvuru

İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Düzenleme 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesinin birinci fıkrasındadır. Tebliğ ile tefhim aynı kelime değildir; süre, hangisi gerçekleşmişse onun tarihinden işlemeye başlar.

5326 sayılı KABAHATLER KANUNU m. 27Kaynağı aç
Madde 27- (1) İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir. (2) Mücbir sebebin varlığı dolayısıyla bu sürenin geçirilmiş olması halinde bu sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde karara karşı başvuruda bulunulabilir. Bu başvuru, kararın kesinleşmesini engellemez; ancak, mahkeme yerine getirmeyi durdurabilir. (3) Başvuru, bizzat kanunî temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Başvuru dilekçesi, iki nüsha olarak verilir. (4) Başvuru dilekçesinde, idarî yaptırım kararına ilişkin bilgiler, bu karara karşı ileri sürülen deliller açık bir şekilde gösterilir. Dilekçede ayrıca, başvurunun süresinde yapılmasını engelleyen mücbir sebep dayanaklarıyla gösterilir. (5) (Değişik: 6/12/2006-5560/34 md.) İdarî yaptırım kararının mahkeme tarafından verilmesi halinde, bu karara karşı ancak itiraz yoluna gidilebilir. (6) (Ek: 6/12/2006-5560/34 md.) Soruşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi halinde; kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edildiği takdirde, idarî yaptırım kararına karşı başvuru da bu itiraz merciinde incelenir. (7) (Ek: 6/12/2006-5560/34 md.) Kovuşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi halinde; fiilin suç oluşturmaması nedeniyle verilen beraat kararına karşı kanun yoluna gidildiği takdirde, idarî yaptırım kararına karşı itiraz da bu kanun yolu merciinde incelenir. (8) (Ek: 6/12/2006-5560/34 md.) İdarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idarî yargı merciinde görülür. Başvurunun incelenmesi

Mücbir sebep yüzünden bu süre geçmişse, sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde karara karşı başvurulabilir. Başvuru, kararın kesinleşmesini engellemez. Mahkeme yerine getirmeyi durdurabilir; durdurma zorunlu değildir.

Sulh ceza mahkemesine başvuru bir dilekçeyle yapılır. Dilekçeyi bizzat kanunî temsilci veya avukat sunar. Dilekçe iki nüsha verilir.

Dilekçede idari yaptırım kararına ilişkin bilgiler ve bu karara karşı ileri sürülen deliller açıkça gösterilir. Başvurunun süresinde yapılmasını engelleyen mücbir sebep de dayanaklarıyla belirtilir.

İdari yaptırım kararı mahkeme tarafından verilmişse bu karara karşı ancak itiraz yoluna gidilebilir.

Soruşturma konusu fiil suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idari yaptırım kararı verilmiş ve kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edilmişse, idari yaptırım kararına karşı başvuru da bu itiraz merciinde incelenir.

Kovuşturma konusu fiil suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idari yaptırım kararı verilmiş ve fiilin suç oluşturmaması nedeniyle verilen beraat kararına karşı kanun yoluna gidilmişse, idari yaptırım kararına karşı itiraz da bu kanun yolu merciinde incelenir. Merci, gidilen kanun yoluna göre belirlenir.

İdari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi hakkında idari yargının görev alanına giren kararlar da verilmişse, idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görülür. Birlikte görülme, aynı işlem kapsamı ve aynı kişi şartına bağlıdır.

Tefhimden sonra geciken başvuru

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/7713, K. 2015/3324 sayılı kararında, 223154 sayılı idari para cezası karar tutanağının 21.08.2010 tarihinde imza karşılığı tefhim edildiği kabul edilmiştir. 5326 sayılı Kanun'un 27. maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun tefhim tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde yapılması gerekirken, 02.01.2014 havale tarihli dilekçeyle yapılan başvuru süresinden sonra bulunmuştur.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/7713, K. 2015/3324Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2015/7713 E.  ,  2015/3324 K. "İçtihat Metni" 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 51/2-b maddesine aykırı davranmak eyleminden dolayı … hakkında… Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünün 21/08/2010 tarihli ve 223154 sayılı idari para cezası karar tutanağı ile uygulanan 130,00 Türk lirası idari para cezasına yönelik başvurunun kabulü ile idari para cezası karar tutanağının iptaline dair… Sulh Ceza Hakimliğinin 25/11/2014 tarihli ve 2014/91 değişik iş sayılı kararı aleyhine … Bakanlığından verilen 28/04/2015 gün ve 27815 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11/05/2015 gün ve KYB.2015-156660 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Anılan ihbarnamede; .. Sulh Ceza Hakimliğince, radar kontrolü yapılan yerde radar işaretinin bulunmadığı, gerekli yasal uyanlar usulüne uygun şekilde yapılmadan kesilen para cezalarının hukuki mesnedinin bulunmadığı gerekçesiyle muteriz hakkındaki idari para cezasının iptaline karar verilmiş ise de; 1- 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 27. maddesinde yer alan; “İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin İdarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.” düzenleme karşısında, kararın itiraz eden …’ın yüzüne karşı 21/08/2010 tarihinde tebliğ edilmesi, itirazın 02/01/2014 tarihinde yapılmış olması karşısında itirazın süre yönünden reddi yerine esasına girilerek karar verilmesinde, 2- 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Hız sınırları” başlıklı 50. Maddesinin 3 ve 4. fıkralarında yer alan, “ (3) En çok ve en az hız sınırlarını gösteren işaret levhaları, gerekli görülen yerlere, ilgili kuruluşlarca konulur. (4) Bu Kanunla yetki verilen kuruluşlar tarafından yönetmelikte belirtilen hız sınırları yol ve trafik durumuna göre azaltılabilir veya çoğaltılabilir. Bu hallerde durum trafik işaretleri ile belirtilir ve uygun vasıtalarla duyurulur.” şeklindeki ve aynı Kanun’un “Hız sınırlarına uyma” başlıklı 51. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında yer alan, “(1) Sürücüler, aksine bir karar alınıp işaretlenmemişse yönetmelikte belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorundadırlar. (2) (Değişik fıkra: 08/01/2003-4785 S.K./4. md.) Hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan tespit sonucu hız sınırlarını yüzde ondan yüzde otuza (otuz dahil) kadar aşan sürücülere 64 700 000 lira, yüzde otuzdan fazla aşan sürücülere 131 900 000 lira para cezası uygulanır.” şeklindeki düzenlemeler ile yine bu Kanun’a dayanılarak çıkarılan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Hız sınırları” başlıklı 100. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, “(Değişik madde:01.09.2010 – 27689 S.R.G. Yön./ll.mad) Karayolları Trafik Kanununda ve bu Yönetmelikte yazılı kayıt ve şartlar dışında ve aksine bir işaret bulunmadıkça yol durumlarına göre römorksuz araç cinsleri için saatteki asgari ve azami hız sınırları aşağıda gösterilmiştir.” Biçimindeki düzenleme ve aynı Yönetmeliğin “Hız sınırlarına uyma ve hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlama başlıklı 101. Maddesinin 1, 2 ve 6. Fıkralarında yer alan, “(1) Sürücüler aksine bir karar alınıp işaretlenmemişse bu Yönetmeliğin 100 üncü maddesinde belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorundadırlar. (2) Araç sürülürken yapılan hız, radar ve benzeri teknik cihazlarla ölçülebileceği gibi kronometre veya değişik usullerle de ölçülerek tespit edilebilir. (6) Hız tahdidini belirleyen aksine bir işaret bulunmayan yerleşim birimleri içinden veya civarından geçen şehirdışı karayollarının bu kesimlerinde, can ve mal güvenliği açısından, karşıdan karşıya geçişler bir fiziki engelle yasaklanmış veya alt ve üst geçitlerle belirlenmiş ise ve hız yapmak yaya ve taşıt trafiği açısından bir engel teşkil etmiyorsa, taşıt sürücüleri yol ve trafik durumunu dikkate alarak yönetmeliğin kendilerine tayin etmiş olduğu azami hız sınırları içerisinde seyredebilirler.” şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, ne 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda ne de Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde radarla hız denetimi yapılacak yerlerde denetim yapıldığına dair ikaz levhası ve işaretleme bulundurulmasına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı, yukarıda izah edilmeye çalışıldığı üzere aksine bir karar alınıp işaretleme yapılmadıkça sürücülerin yönetmelikle belirlenen hız sınırlarını aşmamak zorunda oldukları, somut olayda muterizin yerleşim yeri içerisinde otomobil araçlar için belirlenmiş olan 60 km/saat hız sınırını %10 dan daha fazla aşmak suretiyle 69 km/saat hızla gittiğinin radar cihazı ile tespit edilmiş olunması karşısında, itirazın reddi yerine, yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriğinde belirtilen 2 nolu neden yerinde görülmediğinden, bu yöne ilişkin olarak kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 2- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriğinde belirtilen 1 nolu nedene ilişkin olarak yapılan incelemede; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 51/2-a maddesine aykırı davranmak eyleminden dolayı uygulanan 130,00 Türk lirası idari para cezasına ilişkin 21/08/2010 tarihli ve 223154 sayılı karar tutanağının 21.08.2010 tarihinde imza karşılığı …'a tefhim edildiği, 5326 sayılı Kanun'un 27/1 maddesi uyarınca tefhim tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde idari para cezasına karşı başvuru yapılması gerekirken kabahatlinin 02.01.2014 havale tarihli dilekçesiyle süresinden sonra başvuru yapmış olduğu anlaşılmakla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, ..Sulh Ceza Hakimliğinin 25/11/2014 tarihli ve 2014/91 değişik iş sayılı sayılı kararının CMK’nın 309/4. maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere BOZULMASINA, 25.06.2015 tarihinde 1 nolu sebep yönünden Üye …'in karşı oyu ve oyçokluğuyla, 2 nolu sebep bakımından oybirliğiyle karar verildi. Muhalefet Şerhi Kabahatli hakkında radarla yapılan hız kontrolü sonucunda hız sınırlarının aşıldığı tesbit edilerek uygulanan idari para cezasının , mahkemece," radar işaretinin bulunmadığı ve gerekli yasal uyarıların usulünce yapılmadığı" gerekçesiyle iptal edilmesine konu olayla ilgili gelinen kanun yararına bozma isteğinin reddine karar verilmesine ilişkin dairemizin sayın çoğunluğunun görüşüne aşağıda gösterilen gerekçelerle katılmıyorum. Karayollarında güvenli olarak trafiğin akışı için, sürücü ve yayalarla trafikte yer alan diğer unsurların uymaları gereken kurallar 2918 sayılı kanunda ve ilgili yönetmelikte düzenlenmiştir. Trafik güvenliğinin sağlanmasında belki de en önemli unsur, sürücülerin hız kurallarına uymasıdır. Araçların türüne göre uymaları gereken hız limitleri yasada gösterilmiştir. Araç sürücüsü olabilmek için zorunlu olan sürücü belgesi alanların, şehiriçi çift şeritli karayolu, otoyol gibi yerlerde hangi hızla gitmeleri gerektiğini bilmeleri gerekir. Bu kurallara uymak tüm sürücüler için zorunluluktur. Genel düzenlemeler dışında , belli kesimlerde genel hız limitlerinin dışında bir hız belirlenmişse elbette idarece bu kısımlarda bir uyarı levhası vb. konularak durumun sürücülere bildirilmesi gerekecektir, 2918 sayılı yasada ve ilgili yönetmelikte, kabahat tarihi itibanyla radar uygulaması yapılacak yerde uyarı levhası bulunması gerektiğine ilişkin hüküm bulunmadığı gibi, esasen kontrolden önce uyarı konulması, sürücülerin kontrol bölgesinde yasal hızda seyretmeleri, kontrol alanını geçtikten sonra diledikleri hızda araç kullanmaları sonucunu doğuracak, yol güvenliği hızlı-aşırı hızlı araç kullanan sürücüler nedeniyle tehlikeye düşecektir. Her sürücü yolda seyrederken her an denetlenebileceğini varsayarak hareket ettiğinde elbette kurallara daha çok uyulacak, tüm karayolu kullanıcılan için daha güvenli bir ortam sağlanmış olacaktır. Öte yandan, Dairemiz karar gerekçesinde gösterilen iyi idare ilkesi ve bu ilkeye dayalı olarak üye devletlere tavsiye kararının açıklık ilkesi başlıklı 10. maddesinde belirtilen, – İdare açıklık ilkesine uygun faaliyette bulunur -İdare karar ve işlemlerinden özel kişileri, resmi belgelerin yayınlanması da dahil olabilecek şekilde uygun araçlarla haberdar eder, -Kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurallara uygun olarak resmi belgelere erişim hakkı tanır, – Açıklık ilkesi yasayla korunmuş gizliliğe zarar veremez'' Şeklindeki hükümlerin idarenin iş ve işlemlerindeki uyması gereken genel prensipleri belirlediği, uyarı işareti konulmadan radarla denetim yapılmasının bu hükümlerden hiç biriyle çelişen bir halin bulunmadığı ve idarece yapılacak radar uygulamasından sürücülere önceden haber verilmesinin gerekliliğine ilişkin doğrudan sonuç çıkarmak mümkün değildir düşüncesindeyim. Çoğunluk görüşünün kabulü halinde, örneğin idarenin orman sahasında av mevsiminin yasak olduğu dönem içinde, kaçak avlanmaların kontrolü için de aynı şekilde uyan yapılması gerekliliğinin kabulüne götürür ki,bu durumda kamu düzeninin olumsuz etkileneceği açıktır. Belirtilen sebeplerle sayın çoğunluğun kanun yararına bozma isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine ilişkin kararına muhalifim

Daire, 25.06.2015 tarihinde ihbarnamenin bu yöndeki içeriğini yerinde görerek sulh ceza hakimliğinin 25/11/2014 tarihli ve 2014/91 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere bozulmasına karar vermiştir.

Aynı kararda eylem, girişte 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 51. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi, bozma gerekçesinde ise (a) bendi ile anılır. İki bent tek bent gibi birleştirilemez.

Belgeler ve haklı görülmenin sonucu

Dilekçenin yanında kimlik kartı fotokopisi, sürücü belgesi fotokopisi, ruhsat fotokopisi, tebligat ve karar tutanağının fotokopisi sunulur. Ödeme yapılmışsa dekont da eklenir.

Başvuru haklı görülürse radar cezası geçersiz sayılabilir. Ödeme yapılmışsa bu ödeme iade edilir. Haklı görülme ihtimali, her başvurunun iptalle sonuçlanacağı anlamına gelmez.

Denetim noktası ve uyarı levhası

Radar cihazları kural olarak radar uyarı levhalarıyla sürücülere bildirilir. Nokta, navigasyon ve trafik uygulamalarıyla da saptanabilir. Cihaz polis aracının içinde bulunabilir, yol kenarında sabit olabilir veya gözetim kamerası aracılığıyla işletilebilir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/4959, K. 2015/3031 sayılı kararında 18.06.2015 tarihinde kanun yararına bozma istemini oyçokluğuyla reddetmiştir. İstem, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 51. maddesinin ikinci fıkrasının (B) bendi uyarınca uygulanan idari para cezası tutanağına karşı başvurunun kabulüne ilişkin sulh ceza hakimliğinin 23/12/2014 tarihli ve 2014/899 değişik iş sayılı kararına yönelmiştir. İstem, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesine dayanılarak yapılmıştır.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/4959, K. 2015/3031Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2015/4959 E.  ,  2015/3031 K. "İçtihat Metni" Hız sınırım ihlal etmek eyleminden kabahatli … hakkında, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 51/2-B maddesi uyarınca 356,00 Türk lirası idari para cezası uygulanmasına dair … Trf. Den. Şube Müdürlüğünün 09/11/2014 tarihli ve HG-388947 seri-sıra sayılı idari para cezası karar tutanağına yönelik başvurunun kabulüne ilişkin … Sulh Ceza Hâkimliğinin 23/12/2014 tarihli ve 2014/899 değişik iş sayılı kararı aleyhine … Bakanlığından verilen 08/04/2015 gün ve 24952 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17/04/2015 gün ve KYB.2015-128207 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Anılan ihbarnamede; … Ceza Hakimliğince; radar kontrolü yapılan yerde radar işaretinin bulunmadığı ve gerekli yasal uyarıların usulüne uygun şekilde yapılmadan kesilen para cezalarının hukuki dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle muteriz hakkındaki idari para cezasının iptaline karar verilmiş ise de; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Hız sınırlan” başlıklı 50. maddesinin 3 ve 4. fıkralarında yer alan, “ (3) En çok ve en az hız sınırlarını gösteren işaret levhaları, gerekli görülen yerlere, ilgili kuruluşlarca konulur. (4) Bu Kanunla yetki verilen kuruluşlar tarafından yönetmelikte belirtilen hız sınırları yol ve trafik durumuna göre azaltılabilir veya çoğaltılabilir. Bu hallerde durum trafik işaretleri ile belirtilir ve uygun vasıtalarla duyurulur.” şeklindeki ve aynı Kanun’un “Hız sınırlarına uyma” başlıklı 51. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında yer alan, “(1) Sürücüler, aksine bir karar alınıp işaretlenmemişse yönetmelikte belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorundadırlar. (2) (Değişik fıkra: 08/01/2003 – 4785 S.K./4. md.) Hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan tespit sonucu hız sınırlarını yüzde ondan yüzde otuza (otuz dahil) kadar aşan sürücülere 64 700 000 lira, yüzde otuzdan fazla aşan sürücülere 131 900 000 lira para cezası uygulanır.” şeklindeki düzenlemeler ile yine bu Kanun’a dayanılarak çıkarılan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Hız sınırları” başlıklı 100. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, “(Değişik madde:01.09.2010 – 27689 S.R.G. Yön./ll.mad) Karayolları Trafik Kanununda ve bu Yönetmelikte yazılı kayıt ve şartlar dışında ve aksine bir işaret bulunmadıkça yol durumlarına göre römorksuz araç cinsleri için saatteki asgari ve azami hız sınırları aşağıda gösterilmiştir.” biçimindeki düzenleme ve aynı Yönetmeliğin “Hız sınırlarına uyma ve hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlama” başlıklı 101. maddesinin 1, 2 ve 6. fıkralarında yer alan, “(1) Sürücüler aksine bir karar alınıp işaretlenmemizse bu Yönetmeliğin 100 üncü maddesinde belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorundadırlar. (2) Araç sürülürken yapılan hız, radar ve benzeri teknik cihazlarla ölçülebileceği gibi kronometre veya değişik usullerle de ölçülerek tespit edilebilir. (6) Hız tahdidini belirleyen aksine bir işaret bulunmayan yerleşim birimleri içinden veya civarından geçen şehir dışı karayollarının bu kesimlerinde, can ve mal güvenliği açısından, karşıdan karşıya geçişler bir fiziki engelle yasaklanmış veya alt ve üst geçitlerle belirlenmiş ise ve hız yapmak yaya ve taşıt trafiği açısından bir engel teşkil etmiyorsa, taşıt sürücüleri yol ve trafik durumunu dikkate alarak yönetmeliğin kendilerine tayin etmiş olduğu azami hız sınırları içerisinde seyredebilirler.” şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, ne 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda ne de Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde radarla hız denetimi yapılacak yerlerde denetim yapıldığına dair ikaz levhası ve işaretleme bulundurulmasına ilişkin her hangi bir hüküm bulunmadığı, yukarıda izah edilmeye çalışıldığı üzere aksine bir karar alınıp işaretleme yapılmadıkça sürücülerin yönetmelikle belirlenen hız sınırlarını aşmamak zorunda oldukları, somut olayda muterizin yerleşim yeri içerisinde otomobil araçlar için belirlenmiş olan 60 km/saat hız sınırını %30 dan daha fazla aşmak suretiyle 83 km/saat hızla gittiğinin radar cihazı ile tespit edilmiş olunması karşısında, itirazın reddi yerine, yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü; Dairemizce de benimsenen Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 08/07/2014 tarih ve 2014/2954-14281 E.K sayılı kararında da belirtildiği üzere; Anayasamızın 2’nci maddesi hükmüne göre “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Anayasa Mahkemesinin yerleşmiş içtihatlarına göre (örneğin 27.03.1986-E:85/31-K:86/111, 08.11.1991-E:91/9-K:91/36 tarihli ve sayılı kararlar) “Hukuk devleti her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, her alanda adaletli bir düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına hakim kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen bir devlettir.” Kısaca, hukuk devleti “faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukukî güvenlik sağlayan devlet” demektir. Hukuk devleti, hukuka bağlı olan devlet demek olduğuna göre, devletin üç erkinden biri olan yürütme organının da hukuk kurallarıyla bağlı bulunduğu kuşkusuzdur. Yürütme organı bakımından, idarî faaliyetlerinin belirliliği ve önceden bilinebilirliği zorunludur. Hukuk devletinde idarenin eylem ve işlemlerinin idare edilenler tarafından önceden tahmin edilebilir olması gerekir. İdari işlem ve eylemlerde idare bu yetkisini tüzük ve yönetmelik gibi genel kurallarla düzenlemek ve bu düzenlemelere uymak zorundadır. Buna “düzenli idare ilkesi” denir. Keza, yine idarî faaliyetlerin belirliliği ilkesi nedeniyle idarenin, istikrar kazanmış uygulamalarından vazgeçmemesi gerekir. Yine hukuk devleti ilkesi, devletin “kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, kamu sağlığını ve çevreyi, ekonomik düzeni, toplum barışını ve düzenini, genel ahlâka ilişkin kuralları ihlal eden eylemleri yani suç ve kabahatleri, ulusal ve evrensel hukuk çerçevesinde, ödetme görev ve yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak Devletin, esasen ve öncelikle bu kuralların ihlalini önleme görevi bulunduğunun kabulü gerekir. Başka bir deyişle, hukuk devletinin bir erki olan idarenin görevi, öncelikle bireylerin kuralları ihlal etmesini bekleyip cezalandırma yoluna gitmesi değil, kurallara uygun davranma düzeyini ve alışkanlığını geliştirmek olmalıdır. Bu husus “iyi idare ilkelerinin” de bir gereğidir. Keza idarenin (Yürütmenin) iyi idare ilkeleriyle bağlı olması da hukuk devletinin bir gereğidir. Nitekim ülkemizin de üyesi olduğu Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesinin 20 Haziran 2007 tarihli ve 999 sayılı Bakan Temsilcileri toplantısında, “İYİ İDARE KONUSUNDA ÜYE DEVLETLERE CM/REC(2007)7 SAYILI TAVSİYE KARARI” kabul edilmiştir. Mezkur Tavsiye Kararının “Açıklık İlkesi” başlıklı 10 uncu maddesinde; “1.İdare açıklık ilkesine uygun faaliyette bulunur. 2. İdare, karar ve işlemlerinden özel kişileri, resmi belgelerin yayınlanması da dahil olabilecek şekilde uygun araçlarla haberdar eder. 3. Kişisel verilerin korumasına ilişkin kurallara uygun olarak resmi belgelere erişim hakkını tanır. 4. Açıklık ilkesi, yasayla korunmuş gizliliğe zarar veremez.” Hükmü bulunmaktadır. Bu arada Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesi kararlarının hukuki niteliğini de izah etme gereği bulunmaktadır: Avrupa Konseyinin hukuksal etkinliği, sözleşmeler ve tavsiye kararları biçiminde ortaya çıkmaktadır. “Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı” Bakanlar Komitesinin, Avrupa Konseyi Statüsünün 15/b hükmüne dayanan, ulusal yasa koyuculara ve idarelere ölçü getiren, üye devletlerin hükümetlerine yönelik kararıdır. Bağlayıcı olmamakla birlikte, kararların uzlaşma ile alınması ve Komite’nin hükümetleri “tavsiyeler doğrultusunda karar alıp almadıklarını bildirmeye” davet etmesi yöntemi tavsiyelerin dikkate alınmasını sağlamaktadır. Zaman zaman Danıştay, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tavsiyelerini, kararlarında gerekçeyi desteklemek için kullanmaktadır. Örneğin, bir gazetecinin sarı basın kartı istemi idarece gerekçesiz bir işlemle reddedilmiştir. Danıştay, ret kararının gerekçeli olması zorunluluğunu kabul ederken diğer nedenlerle birlikte Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin tavsiye kararına da atıf yapmıştır. (DİDDGK, E:1995/769-K:1997/525, 17.10.1997, DD, 95, 1998, s.87). (Kaynak: Onur KARAHANOĞLULLARI, İdarenin Hukukla Kavranması: Yasallık ve İdari İşlemler, 2. Bası, Ankara 2012, Turhan Kitabevi, s.107, 395) Konumuza ilişkin iç hukuk düzenlemesi şöyledir : 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükmüyle “Karayollarında trafik düzenini sağlamak ve denetlemek” görevi İçişleri Bakanlığına tevdi edilmiştir. Aynı Kanunun 33 üncü maddesi hükmüyle de İçişleri Bakanlığı“kanunla yerine getirmekle yükümlü oldukları hizmetleri; tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemek” ile görevli ve yetkili kılınmıştır. İçişleri Bakanlığının bu “düzenleme görev ve yetkisi” dahilinde, Trafik Denetimlerinde ve Trafik Kazalarında Alınacak Önlemlere İlişkin Yönerge hazırlanarak 31.10.2011 tarihli Bakan onayıyla yürürlüğe konulmuştur. “Trafik denetimlerinde; denetim öncesi, denetim anı ve sonrasında, trafik kazalarında ise; kaza mahalline intikal ve sonrasında yapılacak iş ve işlemlerin usul ve esasları ile trafiği yönetme ve düzenleme hareketlerini belirlemek” amacıyla çıkarılmıştır. Anılan Yönergenin; “Radarla hız denetiminde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 34. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde “Sabit denetim yapılması durumunda radar aracı, karayolunun her iki yönünden kolayca görülebilecek ve trafiği tehlikeye düşürmeyecek şekilde konuşlandırılır.” kuralına yer verilmiş iken, 15/09/2014 tarihli Bakan onayı ile yapılan değişiklik ile “… karayolunun her iki yönünden kolayca görülebilecek ve…” ibaresi metinden çıkartılmıştır. “Yol kullanıcılarının bilgilendirilmesi” başlıklı 47 nci maddesinde ise; “(1)Trafik kurallarına uyma düzeyini arttırmak, trafik güvenliğini sağlamak ve yol kullanıcılarını bilgilendirip, bilinçlendirmek amacıyla, denetimin karayolunun hangi kesimlerinde, hangi sürelerde yapılacağı ve hangi konularda yoğunlaştırılacağı ve bunlarla ilgili risk bilgileri, neden-sonuç ilişkileri ve denetim sonuçlarının açıklanmasında ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından azami ölçüde faydalanılır.” şeklinde yer alan hükümde, 15/09/2014 tarihli Bakan onayı ile yapılan değişiklik ile”…denetimin karayolunun hangi kesimlerinde, hangi sürelerde yapılacağı ve hangi konularda yoğunlaştırılacağı…” ibaresi çıkarılarak; “(1)Trafik kurallarına uyma düzeyini arttırmak, trafik güvenliğini sağlamak ve yol kullanıcılarını bilgilendirip, bilinçlendirmek amacıyla, karayolu güzergahındaki araç, yol, hava ve çevresel unsurlardan kaynaklanabilecek risk faktörü bilgileri, trafik kazalarının neden-sonuç ilişkileri ve yapılan denetim sonuçlarının açıklanmasında ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından azami ölçüde faydalanılır.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi İçişleri Bakanlığı bu Yönerge hükmüyle “trafik kurallarına uyma düzeyini arttırmak, trafik güvenliğini sağlamak ve yol kullanıcılarını bilgilendirip, bilinçlendirmek” amacıyla trafik denetimleri ile ilgili olarak; Karayolu güzergahındaki araç, yol, hava ve çevresel unsurlardan kaynaklanabilecek risk faktörü bilgilerinin topluma iletilmesi hususunda ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından azami ölçüde faydalanılmasını öngörmüştür. Böylece, İçişleri Bakanlığı tarafından tesis edilmiş olan bir düzenleyici idari işlemle “trafik denetimlerinin Karayolu güzergahındaki araç, yol, hava ve çevresel unsurlardan kaynaklanabilecek risk faktörü bilgileri hususlarında ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından da azami ölçüde faydalanılmak suretiyle yol kullanıcılarının (özellikle sürücülerin) bilgilendirilmesine” ilişkin bir düzenleme ihdas ettiği görülmektedir. Sözü edilen bu düzenlemelerin, Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesinin Bakan Temsilcileri toplantısında kabul ettiği yukarıda gün ve sayısı yazılı “iyi idare konusundaki” tavsiye kararının 10. maddesinin 1. ve 2. fıkra hükümlerine uygun bulunmaktadır. Yönergenin 3152 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi hükmüne göre İçişleri Bakanlığının bağlı kuruluşları olan ve mahsus kanunları uyarınca da bu Bakanlığın sevk ve idaresi altında bulunan genel kolluk kuvvetleri içinde yer alan trafik zabıtasını bağladığı da tartışmasızdır. Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince: Yönergenin 34/1-ç ve 47 nci maddesinde 15/09/2014 tarihli bakan onayı ile yapılan değişiklikler, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda “radarla hız denetiminin karayolunun hangi kesiminde ve hangi sürelerde yapılacağı” hususunda yol kullanıcılarının bilgilendirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Zira bu husus aynı zamanda Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesinin Bakan Temsilcileri tarafından kabul edilen tavsiye kararının iyi idare ilkelerinden olarak kabul edilen “açıklık ve uygun araçlarla haberdar etme” ilkelerinin de bir gereğidir. Yönergenin 47 nci maddesi hükmüne göre, idarenin “yol kullanıcılarını her koşulda bilgilendirmek” ile yükümlü tutulduğu, bu amaçla “ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarında da azami ölçüde yararlanma cihetine gidebileceği sonucuna varılması gerekmektedir. İdare öncelikle kendi mutat vasıta ve yöntemleriyle bilgilendirme yapacaktır. Zira “karayolundan yararlananlara, yol, trafik durumu ve yakın çevre ile ilgili gerekli bilgileri vermek, yasaklama ve kısıtlamaları bildirmek suretiyle trafik düzen ve güvenliğini sağlamak amacına yönelik olarak karayollarında uygulanacak trafik işaretlerinin, standart, anlam, nicelik ve nitelikleri ile diğer esaslar”, 19.06.1985 tarihli ve 18789 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Trafik İşaretleri Hakkında Yönetmelik ile düzenlenmiştir. Dolayısıyla, Trafik Denetimlerinde ve Trafik Kazalarında Alınacak Önlemlere İlişkin Yönergenin 47 nci maddesi kapsamındaki bilgilendirmenin, bu Yönetmelikteki usul ve esaslara göre konulacak “trafik işaret levhaları” ile yapılması gerekmektedir. Bu yöntem dışında gerekiyorsa medya ve diğer iletişim araçlarından da yararlanacaktır. Dolayısıyla, bahse konu Yönerge hükmü uyarınca, “radarla hız denetiminin karayolunun hangi kesiminde ve hangi sürelerde yapılacağı” konularında sürücülerin, her şeyden önce trafik işaret levhalarıyla bilgilendirilmesi zorunludur. Trafik denetimlerinin öncelikle, kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla yapılması gerekmekte olup, bilgilendirme yapmadan yol kullanıcılarının kural ihlali yapmasını beklemek, trafik kurallarının konuluş amacına uygun olmadığı gibi çağdaş hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz ve kabul edilemez. Bu nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteği yerinde görülmediğinden REDDİNE, 18.06.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. Muhalefet Şehri Kabahatli hakkında radarla yapılan hız kontrolü sonucunda hız sınırlarının aşıldığı tespit edilerek uygulanan idari para cezasının, mahkemece “radar işaretinin bulunmadığı ve gerekli yasal uyarıların usulünce yapılmadığı” gerekçesiyle iptal edilmesine konu olayla ilgili gelinen kanun yararına bozma isteğinin reddine karar verilmesine ilişkin dairemizin sayın çoğunluğunun görüşüne aşağıda gösterilen gerekçelerle katılmıyorum. Karayollarında güvenli olarak trafiğin akışı için, sürücü ve yayalarla trafikte yer alan diğer unsurların uymaları gereken kurallar 2918 sayılı Kanunda ve ilgili yönetmelikte düzenlenmiştir. Trafik güvenliğinin sağlanmasında belkide en önemli unsur, sürücülerin hız kurallarına uymasıdır. Araçların türüne göre uymaları gereken hız limitleri yasada gösterilmiştir. Araç sürücüsü olabilmek için zorunlu olan sürücü belgesinin alanların, şehiriçi, çift şeritli karayolu, otoyol gibi yerlerde hangi hızla gitmeleri gerektiğini bilmeleri gerekir. Bu kurallara uymak tüm sürücüler için zorunluluktur. Genel düzenlemeler dışında, belli kesimlerde genel hız limitlerinin dışında bir hız belirlenmişse elbette idarece bu kısımlarda bir uyarı levhası vb. konularak durumun sürücülerle bildirilmesi gerekecektir. 2918 sayılı Yasada ve ilgili yönetmelikte, kabahat tarihi itibarıyla radar uygulaması yapılacak yerde uyarı levhası bulunması gerektiğine ilişkin hüküm bulunmadığı gibi, esasen kontrolden önce uyarı konulması, sürücülerin kontrol bölgesinde yasal hızda seyretmeleri, kontrol alanını geçtikten sonra diledikleri hızda araç kullanmaları sonucunu doğuracak, yol güvenliği hızlı-aşırı hızlı araç kullanan sürücüler nedeniyle tehlikeye düşecektir. Her sürücü yolda seyrederken her an denetlenebileceğini varsayarak hareket ettiğinde elbette kurallara daha çok uyulacak, tüm karayolu kullanıcıları için daha güvenli bir ortam sağlanmış olacaktır. Öte yandan, Dairemiz karar gerekçesinde gösterilen iyi idare ilkesi ve bu ilkeye dayalı olarak üye devletlere tavsiye kararının açıklık ilkesi başlıklı 10. maddesinde belirtilen, -İdare açıklık ilkesine uygun faaliyette bulunur. -İdare, karar ve işlemlerinden özel kişileri, resmi belgelerin yayınlanması da dahil olabilecek şekilde uygun araçlarla haberdar eder, -Kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurlallara uygun olarak resmi belgelere erişim hakkı tanır, -Açıklık ilkesi yasayla korunmuş gizliliğe zarar veremez, Şeklindeki hükümlerin idarenin iş ve işlemlerindeki uyması gereken genel prensipleri belirlediği, uyarı işareti konulmadan radarla denetim yapılmasının bu hükümlerden hiç biriyle çelişen bir halin bulunmadığı ve idarece yapılacak radar uygulamasından sürücülere önceden haber verilmesinin gerekliliğine ilişkin doğrudan sonuç çıkarmak mümkün değildir düşüncesindeyim. Çoğunluk görüşünün kabulu halinde, örneğin idarenin orman sahasında av mevsiminin yasak olduğu dönemde, kaçak avlanmaların kontrolü içinde aynı şekilde uyarı yapılması gerekliliğinin kabulüne götürür ki, bu durumda kamu düzeninin olumsuz etkileneceği açıktır. Belirtilen sebeplerle sayın çoğunluğun kanun yararına bozma isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine ilişkin kararına muhalifim.

İhbarnameye göre sulh ceza hakimliği, radar kontrolü yapılan yerde radar işaretinin bulunmaması ve gerekli yasal uyarıların usulüne uygun yapılmaması nedeniyle idari para cezasının hukuki dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle cezayı iptal etmiştir. Bu iptal gerekçesi, dairenin kendi sonuç hükmü değildir.

Oyçokluğu, Trafik Denetimlerinde ve Trafik Kazalarında Alınacak Önlemlere İlişkin Yönerge'nin 34. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi ile 47. maddesinde 15/09/2014 tarihli bakan onayıyla yapılan değişikliklerin, radarlı hız denetiminin karayolunun hangi kesiminde ve hangi sürelerde yapılacağı konusunda yol kullanıcılarının bilgilendirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağı sonucuna varmıştır. Yönerge'nin 47. maddesi kapsamındaki bilgilendirmenin, ilgili yönetmelikteki usul ve esaslara göre konulacak trafik işaret levhalarıyla yapılması gerektiği kabul edilmiştir. Bu yöntem dışında gerekiyorsa medya ve diğer iletişim araçlarından da yararlanılır. Sürücülerin, denetimin yeri ve süresi hakkında her şeyden önce trafik işaret levhalarıyla bilgilendirilmesi, oyçokluğu gerekçesinde zorunlu görülmüştür.

Gerekçeye göre trafik denetimleri öncelikle kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla yapılmalıdır. Bilgilendirme yapılmadan yol kullanıcılarının kural ihlali yapmasının beklenmesi, trafik kurallarının konuluş amacına uygun görülmediği gibi çağdaş hukuk devleti ilkeleriyle de bağdaşmaz ve kabul edilemez. Denetimin yeri ve süresine ilişkin bilgilendirme, açıklık ve uygun araçlarla haberdar etme ilkelerinin de gereği sayılmıştır.

Yönerge'nin 34. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde, sabit denetimde radar aracının karayolunun her iki yönünden kolayca görülebileceğine ilişkin ibare yer alırken 15/09/2014 tarihli bakan onayıyla bu ibare metinden çıkarılmıştır. Denetimin karayolunun hangi kesimlerinde, hangi sürelerde yapılacağı ve hangi konularda yoğunlaştırılacağı ibaresi de aynı onayla çıkarılmıştır. Oyçokluğu, çıkarılan ibarelerin yer ve süreye ilişkin bilgilendirme zorunluluğunu ortadan kaldırmadığı sonucuna varmıştır.

Trafik Denetimlerinde ve Trafik Kazalarında Alınacak Önlemlere İlişkin Yönerge, 31.10.2011 tarihli bakan onayıyla yürürlüğe konulmuştur. Trafik işaretleri, 19.06.1985 tarihli ve 18789 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Trafik İşaretleri Hakkında Yönetmelik ile düzenlenmiştir.

Muhalif üye, kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine ilişkin çoğunluk kararına katılmamıştır. Karşı oya göre 2918 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikte, kabahat tarihi itibarıyla radar uygulanacak yerde uyarı levhası bulunması gerektiğine dair hüküm yoktur. Kontrolden önce uyarı konulması, sürücülerin kontrol bölgesinde yasal hızda seyretmesi, alanı geçtikten sonra ise diledikleri hızda araç kullanması sonucunu doğurur ve yol güvenliğini tehlikeye düşürür. Karşı oy, uyarı işareti olmadan yapılan radar denetiminin açıklık ilkesiyle çelişmediğini ve sürücülere önceden haber verilmesinin gerekliliğine bu ilkelerden doğrudan bir sonuç çıkarılamayacağını belirtir.

Karşı oy, genel düzenlemeler dışında belirli bir kesimde genel hız sınırından farklı bir hız belirlenmişse bu durumun sürücülere uyarı levhası veya benzeri bir araçla bildirilmesi gerekeceğini ayrıca söyler. Bu ayrım karşı oy içindedir ve oyçokluğunun benimsediği sonuç değildir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/9568, K. 2015/9230 sayılı kararında 24/12/2015 tarihinde kanun yararına bozma istemini oyçokluğuyla reddetmiştir. İnceleme, idari para cezası karar tutanağının sulh ceza hakimliğinin 09/12/2014 tarihli kararıyla iptaline yönelik kanun yararına bozma istemine ilişkindir. Oyçokluğu, 15/09/2014 tarihli yönerge değişikliklerinin denetimin yeri ve süresi hakkındaki bilgilendirme zorunluluğunu kaldırmayacağı sonucuna varmış; Yönerge'nin 47. maddesi kapsamındaki bilgilendirmenin ilgili yönetmelikteki usulle konulacak trafik işaret levhalarıyla yapılması gerektiğini kabul etmiştir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/9568, K. 2015/9230Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2015/9568 E.  ,  2015/9230 K. "İçtihat Metni" Tebliğname No : … 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 51/2-b maddesine aykırı davranmak eyleminden dolayı … hakkında …Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünün … tarihli ve … sayılı idari para cezası karar tutanağı ile uygulanan 356,00 Türk Lirası idari para cezasına yönelik başvurunun kabulü ile idari para cezası karar tutanağının iptaline dair …Sulh Ceza Hakimliğinin 09/12/2014 tarihli ve … değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 03/04/2015 gün ve … sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17/04/2015 gün ve … sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Anılan ihbarnamede; … Sulh Ceza Hakimliğince, radar kontrolü yapılan yerde radar işaretinin bulunmadığı, gerekli yasal uyarıların usulüne uygun şekilde yapılmadan kesilen para cezalarının hukuki mesnedinin bulunmadığı gerekçesiyle, muteriz hakkındaki idari para cezasının iptaline karar verilmiş ise de; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Hız sınırları” başlıklı 50. maddesinin 3 ve 4. fıkralarında yer alan, “ (3) En çok ve en az hız sınırlarını gösteren işaret levhaları, gerekli görülen yerlere, ilgili kuruluşlarca konulur. (4) Bu Kanunla yetki verilen kuruluşlar tarafından yönetmelikte belirtilen hız sınırları yol ve trafik durumuna göre azaltılabilir veya çoğaltılabilir. Bu hallerde durum trafik işaretleri ile belirtilir ve uygun vasıtalarla duyurulur.” şeklindeki ve aynı Kanun’un “Hız sınırlarına uyma” başlıklı 51. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında yer alan, “(1) Sürücüler, aksine bir karar alınıp işaretlenmemişse yönetmelikte belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorundadırlar. (2) (Değişik fıkra: 08/01/2003 – 4785 S.K./4. md.) Hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan tespit sonucu hız sınırlarını yüzde ondan yüzde otuza (otuz dahil) kadar aşan sürücülere 64 700 000 lira, yüzde otuzdan fazla aşan sürücülere 131 900 000 lira para cezası uygulanır.” şeklindeki düzenlemeler ile yine bu Kanun’a dayanılarak çıkarılan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Hız sınırları” başlıklı 100. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, “(Değişik madde:01.09.2010 – 27689 S.R.G. Yön./ll.mad) Karayolları Trafik Kanununda ve bu Yönetmelikte yazılı kayıt ve şartlar dışında ve aksine bir işaret bulunmadıkça yol durumlarına göre römorksuz araç cinsleri için saatteki asgari ve azami hız sınırları aşağıda gösterilmiştir.” biçimindeki düzenleme ve aynı Yönetmeliğin “Hız sınırlarına uyma ve hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlama” başlıklı 101. maddesinin 1, 2 ve 6. fıkralarında yer alan, “(1) Sürücüler aksine bir karar alınıp işaretlenmemişse bu Yönetmeliğin 100 üncü maddesinde belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorundadırlar. (2) Araç sürülürken yapılan hız, radar ve benzeri teknik cihazlarla ölçülebileceği gibi kronometre veya değişik usullerle de ölçülerek tespit edilebilir. (6) Hız tahdidini belirleyen aksine bir işaret bulunmayan yerleşim birimleri içinden veya civarından geçen şehirdışı karayollarının bu kesimlerinde, can ve mal güvenliği açısından, karşıdan karşıya geçişler bir fiziki engelle yasaklanmış veya alt ve üst geçitlerle belirlenmiş ise ve hız yapmak yaya ve taşıt trafiği açısından bir engel teşkil etmiyorsa, taşıt sürücüleri yol ve trafik durumunu dikkate alarak yönetmeliğin kendilerine tayin etmiş olduğu azami hız sınırları içerisinde seyredebilirler.” şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, ne 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda ne de Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde radarla hız denetimi yapılacak yerlerde denetim yapıldığına dair ikaz levhası ve işaretleme bulundurulmasına ilişkin her hangi bir hüküm bulunmadığı, yukarıda izah edilmeye çalışıldığı üzere aksine bir karar alınıp işaretleme yapılmadıkça sürücülerin yönetmelikle belirlenen hız sınırlarını aşmamak zorunda oldukları, somut olayda muterizin yerleşim yeri içerisinde otomobil araçlar için belirlenmiş olan 70 km/saat hız sınırını %10 dan daha fazla aşmak suretiyle 94 km/saat hızla gittiğinin radar cihazı ile tespit edilmiş olunması karşısında, itirazın reddi yerine, yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü; Dairemizce de benimsenen Yargıtay … Ceza Dairesinin 08/07/2014 tarih ve … E.K sayılı kararında da belirtildiği üzere; Anayasamızın 2’nci maddesi hükmüne göre “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Anayasa Mahkemesinin yerleşmiş içtihatlarına göre (örneğin 27.03.1986-E:…-K:…, 08.11.1991-E:…-K:… tarihli ve sayılı kararlar) “Hukuk devleti her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, her alanda adaletli bir düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına hakim kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen bir devlettir.” Kısaca, hukuk devleti “faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukukî güvenlik sağlayan devlet” demektir. Hukuk devleti, hukuka bağlı olan devlet demek olduğuna göre, devletin üç erkinden biri olan yürütme organının da hukuk kurallarıyla bağlı bulunduğu kuşkusuzdur. Yürütme organı bakımından, idarî faaliyetlerinin belirliliği ve önceden bilinebilirliği zorunludur. Hukuk devletinde idarenin eylem ve işlemlerinin idare edilenler tarafından önceden tahmin edilebilir olması gerekir. İdari işlem ve eylemlerde idare bu yetkisini tüzük ve yönetmelik gibi genel kurallarla düzenlemek ve bu düzenlemelere uymak zorundadır. Buna “düzenli idare ilkesi” denir. Keza, yine idarî faaliyetlerin belirliliği ilkesi nedeniyle idarenin, istikrar kazanmış uygulamalarından vazgeçmemesi gerekir. Yine hukuk devleti ilkesi, devletin “kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, kamu sağlığını ve çevreyi, ekonomik düzeni, toplum barışını ve düzenini, genel ahlâka ilişkin kuralları ihlal eden eylemleri yani suç ve kabahatleri, ulusal ve evrensel hukuk çerçevesinde, ödetme görev ve yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak Devletin, esasen ve öncelikle bu kuralların ihlalini önleme görevi bulunduğunun kabulü gerekir. Başka bir deyişle, hukuk devletinin bir erki olan idarenin görevi, öncelikle bireylerin kuralları ihlal etmesini bekleyip cezalandırma yoluna gitmesi değil, kurallara uygun davranma düzeyini ve alışkanlığını geliştirmek olmalıdır. Bu husus “iyi idare ilkelerinin” de bir gereğidir. Keza idarenin (Yürütmenin) iyi idare ilkeleriyle bağlı olması da hukuk devletinin bir gereğidir. Nitekim ülkemizin de üyesi olduğu Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesinin 20 Haziran 2007 tarihli ve 999 sayılı Bakan Temsilcileri toplantısında, “İYİ İDARE KONUSUNDA ÜYE DEVLETLERE CM/REC(2007)7 SAYILI TAVSİYE KARARI” kabul edilmiştir. Mezkur Tavsiye Kararının “Açıklık İlkesi” başlıklı 10 uncu maddesinde; “1. İdare açıklık ilkesine uygun faaliyette bulunur. 2. İdare, karar ve işlemlerinden özel kişileri, resmi belgelerin yayınlanması da dahil olabilecek şekilde uygun araçlarla haberdar eder. 3. Kişisel verilerin korumasına ilişkin kurallara uygun olarak resmi belgelere erişim hakkını tanır. 4. Açıklık ilkesi, yasayla korunmuş gizliliğe zarar veremez.” Hükmü bulunmaktadır. Bu arada Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesi kararlarının hukuki niteliğini de izah etme gereği bulunmaktadır: Avrupa Konseyinin hukuksal etkinliği, sözleşmeler ve tavsiye kararları biçiminde ortaya çıkmaktadır. “Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı” Bakanlar Komitesinin, Avrupa Konseyi Statüsünün 15/b hükmüne dayanan, ulusal yasa koyuculara ve idarelere ölçü getiren, üye devletlerin hükümetlerine yönelik kararıdır. Bağlayıcı olmamakla birlikte, kararların uzlaşma ile alınması ve Komite’nin hükümetleri “tavsiyeler doğrultusunda karar alıp almadıklarını bildirmeye” davet etmesi yöntemi tavsiyelerin dikkate alınmasını sağlamaktadır. Zaman zaman Danıştay, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tavsiyelerini, kararlarında gerekçeyi desteklemek için kullanmaktadır. Örneğin, bir gazetecinin sarı basın kartı istemi idarece gerekçesiz bir işlemle reddedilmiştir. Danıştay, ret kararının gerekçeli olması zorunluluğunu kabul ederken diğer nedenlerle birlikte Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin tavsiye kararına da atıf yapmıştır. (DİDDGK, E:…-K:…, 17.10.1997, DD, 95, 1998, s.87). (Kaynak: Onur KARAHANOĞLULLARI, İdarenin Hukukla Kavranması: Yasallık ve İdari İşlemler, 2. Bası, Ankara 2012, Turhan Kitabevi, s.107, 395) Konumuza ilişkin iç hukuk düzenlemesi şöyledir : 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükmüyle “Karayollarında trafik düzenini sağlamak ve denetlemek” görevi İçişleri Bakanlığına tevdi edilmiştir. Aynı Kanunun 33 üncü maddesi hükmüyle de İçişleri Bakanlığı“kanunla yerine getirmekle yükümlü oldukları hizmetleri; tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemek” ile görevli ve yetkili kılınmıştır. İçişleri Bakanlığının bu “düzenleme görev ve yetkisi” dahilinde, Trafik Denetimlerinde ve Trafik Kazalarında Alınacak Önlemlere İlişkin Yönerge hazırlanarak 31.10.2011 tarihli Bakan onayıyla yürürlüğe konulmuştur. “Trafik denetimlerinde; denetim öncesi, denetim anı ve sonrasında, trafik kazalarında ise; kaza mahalline intikal ve sonrasında yapılacak iş ve işlemlerin usul ve esasları ile trafiği yönetme ve düzenleme hareketlerini belirlemek” amacıyla çıkarılmıştır. Anılan Yönergenin; “Radarla hız denetiminde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 34. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde “Sabit denetim yapılması durumunda radar aracı, karayolunun her iki yönünden kolayca görülebilecek ve trafiği tehlikeye düşürmeyecek şekilde konuşlandırılır.” kuralına yer verilmiş iken, 15/09/2014 tarihli Bakan onayı ile yapılan değişiklik ile “… karayolunun her iki yönünden kolayca görülebilecek ve…” ibaresi metinden çıkartılmıştır. “Yol kullanıcılarının bilgilendirilmesi” başlıklı 47 nci maddesinde ise; “(1)Trafik kurallarına uyma düzeyini arttırmak, trafik güvenliğini sağlamak ve yol kullanıcılarını bilgilendirip, bilinçlendirmek amacıyla, denetimin karayolunun hangi kesimlerinde, hangi sürelerde yapılacağı ve hangi konularda yoğunlaştırılacağı ve bunlarla ilgili risk bilgileri, neden – sonuç ilişkileri ve denetim sonuçlarının açıklanmasında ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından azami ölçüde faydalanılır.” şeklinde yer alan hükümde, 15/09/2014 tarihli Bakan onayı ile yapılan değişiklik ile”…denetimin karayolunun hangi kesimlerinde, hangi sürelerde yapılacağı ve hangi konularda yoğunlaştırılacağı…” ibaresi çıkarılarak; “(1)Trafik kurallarına uyma düzeyini arttırmak, trafik güvenliğini sağlamak ve yol kullanıcılarını bilgilendirip, bilinçlendirmek amacıyla, karayolu güzergahındaki araç, yol, hava ve çevresel unsurlardan kaynaklanabilecek risk faktörü bilgileri, trafik kazalarının neden-sonuç ilişkileri ve yapılan denetim sonuçlarının açıklanmasında ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından azami ölçüde faydalanılır.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi İçişleri Bakanlığı bu Yönerge hükmüyle “trafik kurallarına uyma düzeyini arttırmak, trafik güvenliğini sağlamak ve yol kullanıcılarını bilgilendirip, bilinçlendirmek” amacıyla trafik denetimleri ile ilgili olarak; Karayolu güzergahındaki araç, yol, hava ve çevresel unsurlardan kaynaklanabilecek risk faktörü bilgilerinin topluma iletilmesi hususunda ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından azami ölçüde faydalanılmasını öngörmüştür. Böylece, İçişleri Bakanlığı tarafından tesis edilmiş olan bir düzenleyici idari işlemle “trafik denetimlerinin Karayolu güzergahındaki araç, yol, hava ve çevresel unsurlardan kaynaklanabilecek risk faktörü bilgileri hususlarında ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarından da azami ölçüde faydalanılmak suretiyle yol kullanıcılarının (özellikle sürücülerin) bilgilendirilmesine” ilişkin bir düzenleme ihdas ettiği görülmektedir. Sözü edilen bu düzenlemelerin, Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesinin Bakan Temsilcileri toplantısında kabul ettiği yukarıda gün ve sayısı yazılı “iyi idare konusundaki” tavsiye kararının 10. maddesinin 1. ve 2. fıkra hükümlerine uygun bulunmaktadır. Yönergenin 3152 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi hükmüne göre İçişleri Bakanlığının bağlı kuruluşları olan ve mahsus kanunları uyarınca da bu Bakanlığın sevk ve idaresi altında bulunan genel kolluk kuvvetleri içinde yer alan trafik zabıtasını bağladığı da tartışmasızdır. Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince: Yönergenin 34/1-ç ve 47 nci maddesinde 15/09/2014 tarihli bakan onayı ile yapılan değişiklikler, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda “radarla hız denetiminin karayolunun hangi kesiminde ve hangi sürelerde yapılacağı” hususunda yol kullanıcılarının bilgilendirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Zira bu husus aynı zamanda Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesinin Bakan Temsilcileri tarafından kabul edilen tavsiye kararının iyi idare ilkelerinden olarak kabul edilen “açıklık ve uygun araçlarla haberdar etme” ilkelerinin de bir gereğidir. Yönergenin 47 nci maddesi hükmüne göre, idarenin “yol kullanıcılarını her koşulda bilgilendirmek” ile yükümlü tutulduğu, bu amaçla “ulusal ve yerel medya ile diğer iletişim araçlarında da azami ölçüde yararlanma cihetine gidebileceği sonucuna varılması gerekmektedir. İdare öncelikle kendi mutat vasıta ve yöntemleriyle bilgilendirme yapacaktır. Zira “karayolundan yararlananlara, yol, trafik durumu ve yakın çevre ile ilgili gerekli bilgileri vermek, yasaklama ve kısıtlamaları bildirmek suretiyle trafik düzen ve güvenliğini sağlamak amacına yönelik olarak karayollarında uygulanacak trafik işaretlerinin, standart, anlam, nicelik ve nitelikleri ile diğer esaslar”, 19.06.1985 tarihli ve 18789 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Trafik İşaretleri Hakkında Yönetmelik ile düzenlenmiştir. Dolayısıyla, Trafik Denetimlerinde ve Trafik Kazalarında Alınacak Önlemlere İlişkin Yönergenin 47 nci maddesi kapsamındaki bilgilendirmenin, bu Yönetmelikteki usul ve esaslara göre konulacak “trafik işaret levhaları” ile yapılması gerekmektedir. Bu yöntem dışında gerekiyorsa medya ve diğer iletişim araçlarından da yararlanacaktır. Dolayısıyla, bahse konu Yönerge hükmü uyarınca, “radarla hız denetiminin karayolunun hangi kesiminde ve hangi sürelerde yapılacağı” konularında sürücülerin, her şeyden önce trafik işaret levhalarıyla bilgilendirilmesi zorunludur. Trafik denetimlerinin öncelikle, kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla yapılması gerekmekte olup, bilgilendirme yapmadan yol kullanıcılarının kural ihlali yapmasını beklemek, trafik kurallarının konuluş amacına uygun olmadığı gibi çağdaş hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz ve kabul edilemez. Bu nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteği yerinde görülmediğinden REDDİNE, 24/12/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Kabahatli hakkında radarla yapılan hız kontrolü sonucunda hız sınırlarının aşıldığı tesbit edilerek uygulanan idari para cezasının, mahkemece," radar işaretinin bulunmadığı ve gerekli yasal uyarıların usulünce yapılmadığı" gerekçesiyle iptal edilmesine konu olayla ilgili gelinen kanun yararına bozma isteğinin reddine karar verilmesine ilişkin dairemizin sayın çoğunluğunun görüşüne aşağıda gösterilen gerekçelerle katılmıyorum. Karayollarında güvenli olarak trafiğin akışı için, sürücü ve yayalarla trafikte yer alan diğer unsurların uymaları gereken kurallar 2918 sayılı kanunda ve ilgili yönetmelikte düzenlenmiştir. Trafik güvenliğinin sağlanmasında belki de en önemli unsur, sürücülerin hız kurallarına uymasıdır. Araçların türüne göre uymaları gereken hız limitleri yasada gösterilmiştir. Araç sürücüsü olabilmek için zorunlu olan sürücü belgesi alanların, şehiriçi.çift şeritli karayolu,otoyol gibi yerlerde hangi hızla gitmeleri gerektiğini bilmeleri gerekir. Bu kurallara uymak tüm sürücüler için zorunluluktur. Genel düzenlemeler dışında, belli kesimlerde genel hız limitlerinin dışında bir hız belirlenmişse elbette idarece bu kısımlarda bir uyarı levhası vb. konularak durumun sürücülere bildirilmesi gerekecektir, 2918 sayılı Yasada ve ilgili yönetmelikte, kabahat tarihi itibarıyla radar uygulaması yapılacak yerde uyarı levhası bulunması gerektiğine ilişkin hüküm bulunmadığı gibi, esasen kontrolden önce uyarı konulması, sürücülerin kontrol bölgesinde yasal hızda seyretmeleri, kontrol alanını geçtikten sonra diledikleri hızda araç kullanmaları sonucunu doğuracak, yol güvenliği hızlı-aşırı hızlı araç kullanan sürücüler nedeniyle tehlikeye düşecektir. Her sürücü yolda seyrederken her an denetlenebileceğini varsayarak hareket ettiğinde elbette kurallara daha çok uyulacak, tüm karayolu kullanıcılan için daha güvenli bir ortam sağlanmış olacaktır. Öte yandan, Dairemiz karar gerekçesinde gösterilen iyi idare ilkesi ve bu ilkeye dayalı olarak üye devletlere tavsiye kararının açıklık ilkesi başlıklı 10. maddesinde belirtilen, İdarenin açıklık ilkesine uygun faaliyette bulunmasına, karar ve işlemlerinden özel kişileri haberdar etmesine ve resmi belgelere erişim hakkı tanıması gerektiğine ilişkin prensiplerden trafik denetimlerinin önceden haberdar edilmesi gerektiğine ilişkin sonuç çıkarmak mümkün değildir. Aksinin kabulü halinde, örneğin yasak avlanma döneminde yasak av kontrolü yapacak görevlilerin de, sahaya buna ilişkin uyarı levhası koyması gerektiği gibi bir durum ortaya çıkar ki, bunun kamu düzenini bozacağı açıktır. Belirtilen sebeplerle sayın çoğunluğun kanun yararına bozma isteğinin reddine ilişkin kararına muhalifim.

Bu karardaki karşı oya göre idarenin açıklık ilkesine uygun hareket etmesi, kişileri işlemlerinden haberdar etmesi ve resmî belgelere erişim tanıması, trafik denetimlerinin önceden haber verilmesini gerektirmez. Muhalif üye, kanun yararına bozma isteminin reddine katılmamıştır.

Her iki kararda da sonuç, önlerindeki kanun yararına bozma isteminin reddidir. Uyarı levhasının bulunmaması, bu retlerle her radar cezasını geçersiz kılan genel bir kural haline gelmez. Oyçokluğu yer ve süre bakımından trafik işaret levhasıyla bilgilendirmeyi gerekli görmüş, karşı oy ise kabahat tarihi itibarıyla kanun ve yönetmelikte levha hükmü bulunmadığı görüşünü sürdürmüştür. İki ölçü aynı kararların içinde yan yana durur; bunlardan biri kesin kural olarak seçilemez.

E. 2015/7713, K. 2015/3324 sayılı kararda ihbarnamenin ikinci nedeni yerinde görülmemiş ve bu yöne ilişkin kanun yararına bozma istemi reddedilmiştir. İkinci neden, radarla hız denetimi yapılacak yerde ikaz levhası ve işaretleme bulundurulmasına ne 2918 sayılı Kanun'da ne Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde hüküm bulunduğu görüşüdür. Bu görüş ihbarnamenin gerekçesidir. Daire bu nedeni reddetmiş, fakat radar uyarı levhasının zorunlu olduğuna ayrıca bir hüküm kurmamıştır.

İhbarnameye göre sulh ceza hakimliği, radar işaretinin bulunmaması ve yasal uyarıların usulüne uygun yapılmaması nedeniyle hukuki dayanak bulunmadığı gerekçesiyle idari para cezasını iptal etmiştir. Bu ilk derece gerekçesi, dairenin kabul ettiği kural değildir.

Muhalefet şerhi, radar işaretinin bulunmaması ve yasal uyarıların yapılmaması gerekçesine dayanan iptal bakımından kanun yararına bozma isteminin reddi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmamıştır. Karşı oy, kabahat tarihi itibarıyla 2918 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikte radar uygulanacak yerde uyarı levhası bulunması gerektiğine ilişkin hüküm olmadığını ileri sürmüştür. Bu görüş, çoğunluğun bağlayıcı sonucu değildir. Levha yönündeki oy dağılımı, sonuç satırı ile muhalefet şerhi aynı nedene bağlanarak kesinleştirilemez.

Yanlış tespit ve tebligat hatası

Özellikle çok şeritli yollarda yanlış araç tespiti olabilir. Kayıtlar bu durumu doğrularsa ceza iptal edilebilir. Doğrulama yokken iptal kendiliğinden gerçekleşmez.

Tebligatın geç veya hatalı yapılması, cezanın geçersiz sayılabileceği durumlara örnektir. Örnek, bütün tebligat hatalarının cezayı geçersiz kıldığı genel bir kurala dönüşmez.

Sık sorulan sorular

Radar cezası kime yazılır?

Radar cezası isme, sürücü belgesine veya plakaya yazılabilir; genellikle plakaya kesilir. Tebligat ulaştığında ceza kişi üzerine yazılmış sayılır.

2024 için hız cezası ne kadardır?

2024 yılı için hız sınırını yüzde 10-30 aşmada 1.506 TL, yüzde 30-50 aşmada 3.136 TL, yüzde 50 ve üzerinde 6.440 TL açıklanmıştır. Tutarlar her yıl yeniden değerlendirilen orana göre değişir.

Erken ödemede indirim oranı nedir?

2024 yılı için indirim yüzde 25'tir ve tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde ödeme gerekir. Oran sonraki yıllarda değişebilir.

İdari para cezasına kaç günde başvurulur?

İdari para cezasına, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Kural, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesinin birinci fıkrasındadır.

Süre mücbir sebeple geçmişse ne olur?

Mücbir sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde başvurulabilir. Başvuru kararın kesinleşmesini engellemez; mahkeme yerine getirmeyi durdurabilir.

Uyarı levhası yoksa ceza kendiliğinden düşer mi?

Hayır; levha yokluğu, her radar cezasını kendiliğinden düşüren kesin bir kural değildir. Oyçokluğu denetimin yeri ve süresi hakkında trafik işaret levhasıyla bilgilendirmeyi gerekli görmüş, karşı oy ise kabahat tarihi itibarıyla kanun ve yönetmelikte levha hükmü bulunmadığı görüşünü sürdürmüştür.

Yanlış araca yazılan ceza iptal edilir mi?

Kayıtlarla yanlış araç tespiti doğrulanırsa ceza iptal edilebilir; bu sonuç kendiliğinden doğmaz. Sorun özellikle çok şeritli yollarda gündeme gelebilir.

Ödenen radar cezası iade edilir mi?

Başvuru haklı görülürse ceza geçersiz sayılabilir ve yapılan ödeme iade edilir. Her başvuru haklı görülmez.

Hız ihlali kaç ceza puanıdır?

Hız limitini yüzde 10 ile yüzde 30 arasında aşmak 10, yüzde 30 ve üzerinde aşmak 15 puandır. Puan 100 üzerinden hesaplanır ve her yıl yeni bir değerlendirme oluşturur.

Yüz ceza puanı belgeyi nasıl etkiler?

Aynı yıl içinde 100 ceza puanının doldurulmasında sürücü belgesi iki ay geri alınır ve eğitim uygulanır. Aynı yıl ikinci kez doldurulmasında belge dört ay geri alınır; psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri muayenesi öngörülür.

Plaka cezası nereden sorgulanır?

e-Devlet'te Emniyet Genel Müdürlüğü altındaki Araç Plakasına Yazılan Ceza Sorgulama sayfasından sorgulanabilir. Emniyet Genel Müdürlüğünün web sitesi, Gelir İdaresi Başkanlığı, tebligat ve PTT sistemi de sorgu kanallarıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu