Paysahipleri Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Hükümleri

by Avukat Erdal Ersoy
Paysahipleri Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Hükümleri

Paysahipleri Sözleşmesinin Tanımı ve Hukuki Niteliği

Paysahipleri sözleşmeleri, şirketin mevcut veya müstakbel pay sahipleri arasında akdedilen, tarafların birbirleriyle ve şirketle olan ilişkilerini ve şirkette uygulanması hedeflenen iç düzeni belirleyen sözleşmelerdir. Sözleşme özgürlüğü kapsamında akdedilen bu anlaşmalar borçlar hukuku kurallarına tabidir ve pay sahiplerine, pay sahipliği statüsünden kaynaklanan haklarını sözleşmede kararlaştırılan amaçlar doğrultusunda kullanma yükümlülüğü yükler.

Paysahipleri arasındaki ilişkileri ve hak kullanımını düzenleyen bu sözleşmeler korporatif nitelik taşımaz. Korporatif nitelik taşımayan borçlar hukuku sözleşmelerinden doğan yükümlülükler, anonim şirketler hukukunda geçerli olan ve pay sahiplerine sermaye borcu dışında asli edim yükletilemeyeceğini ifade eden tek borç ilkesine aykırılık oluşturmaz.

Sözleşmenin Nispiliği ve Şirket Organlarına Etkisi

Paysahipleri sözleşmesi, borçlar hukuku kuralları uyarınca nispilik ilkesine tabidir. Bu niteliği gereğince geçerli ve tarafları arasında bağlayıcı olup, üçüncü kişiler veya şirket bağlamında hak ya da yükümlülük oluşturmaz. Şirket tüzel kişiliği sözleşmenin hukuki sonuçları bakımından üçüncü kişi konumunda kaldığından, sözleşme anonim şirket kapsamı dışında kabul edilir; ne şirkete ne de şirket organlarına karşı ileri sürülebilir. Doktrinde bu katı ayrımın eleştirildiği görüşler de mevcuttur.

Sözleşmede kararlaştırılan bir hükmün ifası şirket organlarının yetki alanına girmekteyse, üçüncü kişi konumunda bulunan şirket organlarından söz konusu hükmün ifası talep edilemez.

Sözleşmenin İhlalinde Borçlar Hukuku Yaptırımları

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen şirketler hukuku yaptırımları, kanunla düzenlenen durumlar bakımından öngörülmüş olup yalnızca bu haller için geçerlidir. Bu yasal çerçeve sebebiyle paysahipleri sözleşmesini ihlal eden taraf bakımından şirketler hukuku yaptırımları uygulanamaz. İhlal halinde borçlar hukuku yaptırımları devreye girer; somut uyuşmazlığın niteliğine göre aynen ifa, tazminat, sinallagmatik sözleşmeler bakımından sözleşmeden dönme veya korporatif nitelikli sözleşmeler bakımından sözleşmenin haklı sebeplerle feshi yollarına başvurulabilir.

Sözleşmenin ihlal edilmesine karşın edimin ifası halen mümkün bulunuyorsa öncelikli yaptırım aynen ifadır. Aynen ifanın artık mümkün olmaması durumunda ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun borca aykırılığı düzenleyen 112 ve devamı maddeleri devreye girerek tazminat sorumluluğu gündeme gelir. Paysahipleri sözleşmesinin kurumsal düzenle yakın ilişkisi nedeniyle aynen ifanın talep edilip edilemeyeceği şirketin korporatif yapısı ile olan ilişkiye göre belirlenir.

Pay Devir Sınırlamaları ve Şirket Esas Sözleşmesi İlişkisi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 490 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe nama yazılı paylar herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın serbestçe devredilebilir. Ancak Kanun'un 492 nci maddesinin birinci fıkrasına göre esas sözleşmeyle nama yazılı payların şirket onayıyla devredilebileceği kararlaştırılabilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1865 Esas ve 2025/478 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, pay sahipleri sözleşmesi nispilik ilkesi gereği payı devralmak isteyen üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1865, K. 2025/478Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/1865 E.  ,  2025/478 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/773 Esas, 2023/1560 Karar BİRLEŞEN İSTANBUL 21. SALİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2019/469 E. HÜKÜM : Yeniden Hüküm Kurulmak Suretiyle Asıl ve Birleşen Davanın Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/541 E., 2020/522 K. Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA 1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı şirketin toplam sermayesinin %21,68'ini temsil eden 43.567 adet C grubu nama yazılı pay sahibi olan müvekkili şirketin, davalı şirketteki tüm paylarını devrederek ortaklıktan ayrılmak istediğini, davalı şirketin ortaklarına, pay sahipleri sözleşmesi gereği önalım haklarını kullanması hususunda bildirim yükümlülüğünü yerine getiren müvekkili şirketin 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş. ile imzaladığı pay devir sözleşmesi ile ilgili pay devri kararı alınması ve pay devrinin şirket pay defterlerine işlenmesi talebinin 24.06.2019 tarihli toplantıda, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1. ve 8.1.(i) maddesi gerekçe gösterilerek oy birliği ile reddedildiğini, davaya konu pay devrinde ana sözleşmeye aykırılık bulunmadığını, nama yazılı pay devrinin önemli bir sebeple reddi için red sebeplerinin esas sözleşmede açık ve somut bir şekilde belirtilmesi gerektiğini, pay devrinin reddini gerektirecek önemli bir sebebin bulunmadığını, şirket açısından önemli bir payın devrinin de söz konusu olmadığını, davalı şirketin halihazırdaki ortaklarının profili şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı açısından önemli ise de bu hususun şirketin kuruluş ve gelişme aşamalarında bir anlam ifade ettiğini, gelinen aşamada davalı şirketin tanınır ve güvenilir bir şirket haline geldiğini, ayrıca pay sahipleri sözleşmesine göre müvekkili şirketin, davalı şirkette mali yükümlülük altına girme borcunun olmadığını, davalı şirkette ortak olarak kalmasının davalı şirketin hayatiyeti açısından öneminin olmadığını, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesindeki, muhtemel pay devri kısıtlamalarının emredici nitelikteki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek davalı şirket yönetim kurulunca verilen 24.06.2019 tarihli ve 2019/6 sayılı kararın iptali ile müvekkili tarafından yapılan pay devir işleminin pay devir tarihi olan 29.05.2019 tarihi itibariyle pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen dosyanın dava dilekçesinde; nitelikli kararların alınmasına yönelik olarak, C grubu pay sahipliği temsil edilmediğinden toplantı yeter sayısının sağlanmadığını, hisse devrinin reddine dair 24.06.2019 tarihli … yönetim kurulu kararının batıl/geçersiz olduğunu, dolayısıyla şirketçe 3 ay içerisinde hisse devrinin tescilini red iradesinin tecessüm etmemiş olduğunu ileri sürerek müvekkili şirketin hissedarlığının tespitine ve pay devrinin pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde pay sahipleri çevresinin bileşimine dair hüküm yer aldığını, pay sahiplerinin profilinin şirket için önem arz ettiğini, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 2017 yılında kaleme alındığını, davacı şirketin hisselerini devretmek istediği … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş.nin yönetim kurulu başkanı ve sahibi olan şahsı yönetim kuruluna aday gösterdiğini, bu adayın seçilmemesi üzerine 24.05.2019 tarihli olağanüstü genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın kabulüne karar verildiğini, genel kurul süreciyle ilgili uyuşmazlıklar devam ederken davacının diğer ortakların itirazlarını görmezden gelerek hisselerini … A.Ş'ye devrettiğinden bahisle bildirimde bulunduğunu, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu kararı ile pay devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddedildiğini, şirketin ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığında bankalarla yapılan işlemlerin önemli olduğunu, davacının hisselerini devrettiği şirketin sahibinin dava dışı … A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu şirketin müvekkilinin rakibi konumunda bulunduğunu, bankaların dönem itibarı ile ortak değişikliğini kabul etmemesinin muhtemel olduğunu, … A.Ş.'nin 2016 yılında kurulduğunu, ana iştigal konusunun … İnşaat Grubu ile ilgili olduğunu, müvekkili şirketin ekonomik yönden ve yeni işlere girmekte sıkıntılı olduğu bir dönemde rakip bir şirketin müvekkili ortaklık yapısına dahil olmasının ve şirketin yıllarca biriktirdiği birikime vakıf olmasının kabul edilebilir olmadığını, bu yönü ile pay sahibi çevresinin bileşiminin korunmasının önemli olduğunu, rakip bir şirketin pay sahipleri çevresinin bileşimini bozacak şekilde ortaklık yapısına dahil edilmek istenmesi karşısında pay devri talebinin reddedilmesinin ilgili mevzuata uygun olduğunu, davacı tarafın da oyuyla kabul edilen şirket ana sözleşmesinin 8.1.(i) maddesinde pay sahipleri arasındaki sözleşmeye aykırı devirlerin şirket tarafından reddedilebileceği hükmü getirildiğini, kurulduğu günden bu yana şirkette ortak olan hissedarların güçlü bir pay sahibi çevresi oluşturduğunu, teknik başarı yakalanmış olsa da ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının elzem olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; asıl dava ile birleştirme taleplerinin olduğunu, davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirket ana sözleşmesinin 12. maddesine göre nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması kararının özellikli yönetim kurulu kararı olduğu, 8.1. maddesine göre nama yazılı payların ancak şirketin onayı ile devredilebileceği, bu onayın şirketin yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararla verilebileceği, ana sözleşmenin 8.1., 12. maddesi ve pay sahipleri sözleşmesinin 6.7. ile 6.8. maddeleri uyarınca özellikli yönetim kurulu toplantılarında C grubu yönetim üyesinin varlığının ve olumlu oyunun arandığı, birleşen davada davacı şirketin halihazırda pay sahibi olmayıp üçüncü kişi olduğu, dolayısıyla yönetim kurulu seçilmesine dair genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın sonucunun bu davaya etkili olmayacağı, zira genel kurul iptali kararlarının kesinleşmekle hüküm ifade edeceği, buna göre, üçüncü bir kişinin şirkette pay sahibi olabilmesi için yönetim kurulunun hisse senetlerinin devrini oy birliği ile onaylaması gerektiği, 24.06.2019 tarihli dava konusu yönetim kurulu toplantısında oy birliği ile davacıların pay devri işleminin pay defterine işlenmesi talebini reddettiği, ana sözleşme ve pay sahipleri sözleşmesinde pay devrinin reddi için yönetim kurulunun tüm üyeler ile toplanması ve oy birliği ile karar alma şartı bulunmadığı, bu şartın sadece devre onay verilecek yönetim kurulu toplantıları için öngörüldüğü, ayrıca 6102 sayılı TTK'nın 490. maddesi uyarınca kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, davalı şirketin ise ana sözleşme ile devri yönetim kurulunun oy birliği ile alacağı onay kararı şartına bağladığı, somut olayda, C grubu hisseleri temsil eden üyenin olumsuz oy kullandığı varsayıldığında dahi dört yönetim kurulu üyesisinin pay devrine onay vermediği, dolayısıyla C grubunu temsilen yönetim kurulu üyesi toplantıya katılmasa veya katılıp olumlu oy kullansa dahi sonucun değişmeyeceği, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu toplantısında yönetim kurulunun ana sözleşmenin 8.1. ve 8.1.(i) maddesine atıfta bulunduğu, şirketin içinde bulunduğu süreç dikkate alındığında pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması hususunun hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığı için büyük önem arz ettiği gerekçesine dayandığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinde yer verilen hususların haklı neden için somut gerekçe içerdiği, zira 6102 sayılı TTK'nın 493/2 hükmüne göre pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin onayın reddini haklı göstermesinin önemli sebep oluşturacağının kabul edildiği, yönetim kurulu kararında 8.1.(i) maddesi ile pay sahipleri sözleşmesine atıf yapıldığı, pay sahipleri sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinin, davalı tarafın ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının önemine ilişkin açıklamalarını teyit ettiği, dava dilekçesinde yer alan ifadelere göre davacının da mevcut profilin şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetin devamlılığı için önem ifade ettiğini, bu sayılanların şirketin kuruluş aşamasında anlamlı olduğunu belirttiği, ancak davalı şirketin kuruluş tarihinin 2005 olduğu, ana sözleşmede bu hususlara ilişkin değişikliğin davacının da olumlu oyuyla 2017 yılında yapıldığı, ticari hayatta bankalar yönünden şirketlerin ortaklık yapısının önemi ile ortaklık yapısındaki değişikliklere bankaların/kredi kuruluşlarının tereddüt ile yaklaştığının bilindiği, davalının bu yöndeki açıklamalarının haklı neden olduğu, şirket yapısına ve işletme konusuna yabancı bir kişinin/şirketin ortaklık yapısına dahil edilip, yüksek kredibilite ve teknik bilgi (know-how) isteyen alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin işletme konusuna yönelik faaliyetlerini sürdürmesinin, pay sahipleri çevresinin korunması ile, şirkete dahil olacak ortağın ancak bu niteliklere sahip olması halinde mümkün olacağı, birleşen davanın davacısının, dava dışı … A.Ş'nin yönetim kurulu başkanı olduğu, bu hali ile davalı şirketin ortakları arasına girerek vakıf olacağı bilgileri dava dışı … A.Ş. vasıtası ile kullanabilmesi ve inşaat alanında rakip firma haline gelmesinin, davalı şirketin büyümesi ve faaliyetinin devamlılığına olumsuz etki edebileceği kanaatinin oluştuğu, davalı şirketin pay devrine onay vermemesine ilişkin gerekçelerinin, pay devrinin reddi açısından önemli sebep teşkil ettiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada davacı taraflarca istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı …Ş.'nin davalı ….'de sahip olduğu 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu payların tamamının birleşen dosya davacısına devredilmesine ilişkin 10.05.2019 tarihli pay devir sözleşmesi imzalandığı, 6102 sayılı Kanun'un 490/1. maddesine göre, Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, ancak 492/1 maddesine göre de esas sözleşme ile nama yazılı payların şirketin onayıyla devredilebileceğinin öngörülebileceği, red sebeplerinin ise 493. maddede düzenlendiği, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmüne göre de şirket, onaylamaya ilişkin talebi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya reddi haksızsa, onay verilmiş sayılacağı, davalı şirketin ana sözleşmesinin 10. maddesinde yönetim kurulunun 5 üyeden oluşacağı, 12/7 ve devamı maddelerinde yönetim kurulunun özellikli yönetim kurulu kararları dışındaki kararlarının en az 4 üyeyle toplanıp en az 4 üyeyle karara bağlanacağı; özellikli yönetim kurulu kararlarına yönelik toplantılarında C grubu yönetim kurulu üyesinin varlığının ve olumlu oyunun gerekliliğinin düzenlendiği, nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanmasının özellikli yönetim kurulu kararları arasında sayıldığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 1. paragrafının son cümlesinde nama yazılı payların devrine ilişkin onayın şirket yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verileceğinin düzenlendiği, davalı şirketin 24.05.2019 tarihli genel kurulunda C grubu pay sahibi davacının gösterdiği aday yerine, ortaklardan … Yapı'nın aday gösterdiği … şirketin organsız kalmaması gerekçesiyle seçilmiş olması karşısında, şirket yönetim kurulunda C grubu payları temsil eden yönetim kurulu üyesinin, seçilemediğinden bulunmadığı, ana sözleşmenin 12. maddesine göre onay istemi için karar yeter sayısının sağlanamamasının onay isteminin reddi sonucunu, toplantı yeter sayısının sağlanamamasının ise yönetim kurulu kararının yokluğu sonucunu doğuracağı, usulüne göre toplanmamış bir yönetim kurulunun aldığı karar ile ilgili olarak ise toplantıya katılamayan üyenin karara etki edip edemeyeceğinin bir önemi bulunmadığı, zira "nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması" talebinin görüşüleceği yönetim kurulu toplantısına C grubu hisselerini temsil eden üyenin katılmasının yönetim kurulunun teşekkül ettirilebilmesi için şart olduğu, somut olayda, dava konusu nama yazılı hisse devrinin onaylanması talebinin, C grubu hisseleri temsil eden üyenin bulunmadığı bir toplantıda karara bağlanmış olması nedeniyle yok hükmünde olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmündeki "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır" şeklindeki hüküm uyarınca davalı şirket tarafından hisse devrinin onaylanması talebi usulünce reddedilmediğinden kabul edilmiş olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 493/1 hükmüne göre şirketin, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceği, 2. fıkraya göre ise pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturacağı, şirket ana sözleşmesinin 8.1. maddesinin "Pay sahipleri, Şirket’in ve Şirket’in iştiraklerinin faaliyette bulunduğu sektörlerde öncü bir konumda bulunabilmek ve Şirket’in işbu esas sözleşmede yer alan amaç ve konularını gerçekleştirmek için Şirket’in sürekli olarak yüksek düzeyde teknik bilgi (know-how) kullanması, geniş bir ağa sahip olması, profesyonel düzeyde uzmanlığa sahip olması gerektiğini ve ayrıca önemli miktarlarda yatırım yapması gerektiğini ve emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) Grubu, (B) Grubu ve (C) Grubu Pay Sahiplerinin tamamının, birlikte Şirket’in büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda Şirket’te önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmektedirler. Bu sebeple, nama yazılı paylar ancak Şirketin onayı ile devredilebilir. Bu onay Şirketin Yönetim Kurulu'nun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verilir.” şeklinde olduğu, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde ise pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceğinin düzenlendiği, yönetim kurulunca, pay devrinin şirket ana sözleşmesi'nin 8.1. maddesine aykırı olması ve pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığının korunması hususlarının red sebebi yapıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesinin gerekçesine göre, esas sözleşmeye konulacak haklı sebeplerin kanunda gösterilmiş sebeplerden olması gerektiği, esas sözleşmede mezkûr maddeye atfın yeterli olmadığı, haklı sebebin kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılması gerektiği, haklı sebep kategorilerinin paysahipleri çevresinin bileşimi, şirketin konusu ve işletmenin bağımsızlığı olarak belirlendiği, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde, emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) grubu, (B) grubu ve (C) grubu pay sahiplerinin tamamının, birlikte şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda şirkette önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmekte oldukları ifade edildiği ancak hisse devrinin söz konusu olması halinde devre onay verilmesi için hangi hususların aranacağının düzenlenmediği, somutlaştırılmadığı, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde, pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceği düzenlenmiş olmakla birlikte, hisse devrine onay verilmemesini gerektiren sebeplerin ana sözleşmede açıkça yazılması gerektiği, dolayısıyla pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atfın geçerli olmadığı, nama yazılı hisselerin devrine onay verilmesi isteminin reddine dair kararda, "pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması" hususuna vurgu yapılmış ise de, bu durumun 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesi kapsamında somutlaştırılmadığı, ana sözleşme ile anonim şirketlerde nama yazılı hisselerin devri sınırlandırılabilirse de davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrini sınırlandıran 8.1 maddesinin, birleşen dosya davacısının hisseleri devralmasına onay verilmemesini gerektiren bir önemli neden içermediği, davalının diğer hissedarlarının devre onay verme yetkileri bulunmayıp, devre muvafakatlerinin bulunmamasının sonuca bir etkisinin olmadığı, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesinin ise sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği birleşen dosya davacısına karşı ileri sürülemeyeceği, davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrine onay vermemesinin 6102 sayılı Kanun'un 493/1-2 hükümleri anlamında önemli bir sebebe dayanmadığı, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesinin isabetli görülmediği gerekçesiyle asıl ve birleşen dosya davacısı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, buna göre asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde 198824-5 sicil numarası ile kayıtlı birleşen dosya davacısı … Yatçılık Turizm Gayrimenkul Otomotiv İç ve Dış Ticaret A.Ş.'nin, davalı ….'nin 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu pay itibariyle davalı şirketin ortağı olduğunun tespitine ve pay defterine kaydına karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen dosya davalısı tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, davacının davalı şirketteki paylarını dava dışı şirkete devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddine dair yönetim kurulu kararının iptali ile pay devir işleminin pay devir tarihi itibarı ile pay defterine hükmen işlenmesi talebine, birleşen dava ise, asıl davaya konu yönetim kurulu kararının payı devralan şirket tarafından geçersizliği/iptali talebine, terditli olarak payı devralan şirketin hissedarlığının tespiti ile hissedarlığın hükmen pay defterine işlenmesi taleplerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davalının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 03.02.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacı şirket … Holding A.Ş., maliki olduğu, davalı ….’nin %21.68‘ini temsil eden C Grubu nama yazılı payını 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık A.Ş.’ye pay devir sözleşmesiyle sattığını ve hisse devrini 24.06.2019 tarihli toplantıda şirket pay defterine işlenmesini talep etmiş, davalı …. ana sözleşmesinin 8-1/i maddesi uyarınca devir talebini oy birliğiyle reddetmiş, bunun üzerine davacı … İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve hisse devrinin reddine ilişkin yöntemi kurulu kararının iptalini talep etmiştir. Birleşen dosyanın davacısı … A.Ş., kendisine devredilen hisse satış sözleşmesinin pay defterine hükmen işlenmesi ve redde ilişkin yönetim kurulu kararının geçersizliğini talep etmiştir. İstanbul 4. ATM’nin yaptığı yargılama sonucunda; 05.11.2020 tarihinde; … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 8-1, 8-1,e maddelerinde şirket ortaklarının, üçüncü kişilere hisselerinin devrinin geçerliliğine tüm ortakların onayına bağladığından ve … Holding A.Ş yönetim kurulu 24.06.2019 tarihinde şirket ortağı …’in hisselerini … A.Ş.’ye devrinin, pay defterine işlenmesi talebini oy birliğiyle reddettiğinden, yine şirket ana sözleşmesini 5-5, 7-7 maddesi uyarınca … Holding A.Ş. ortaklarını şirketin iş kapasitesi, ticari hayatta kuvvetli bir şeklide yer alması, ekonomik bağımsızlığı için önemli olup, bu hususta ana sözleşme ile sınırlama getirilmiş olduğundan, şirket hissesinin devredildiği …’nin YK üyesi … İnşaat A.Ş’nin ticari faaliyetlerinin de inşaat vb. alanlar olduğu, yani rakip firma olması sebebiyle, TTK 493 uyarınca haklı sebep olduğundan bahisle, hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve buna ilişkin yönetim kurulunun red kararının geçersizliğinin tespitini reddetmiştir. İtiraz üzerine, İstanbul BAM 43. HD’nin 2021/773 E., 2023/1560 K. sayılı ilamı ile şirket ana sözleşmesinin 8.1-e maddesi gereğince şirket ortaklarının hisse devrinin onaylanması gibi reddinde de oy birliği arandığından, yine 10. ATM’nin 2019/334 E., 1036 Kararı ile … Holding A.Ş‘nin 24.05.2019 tarihili genel kurulun da C Grubu pay sahibi … tarafından yönetim kurulu üyesi adayı … ’ın seçilmemesi ve yerine … ’ın seçilmesi kararının butlanla malul olduğundan, C grubu hisse temsilcisinin seçiminin geçerli olmadığından hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının geçersiz olduğu, TTK 493 uyarınca haklı bir sebep olmadığından, TTK 494/3 uyarınca yönetim kurulu hisse devrini reddine ilişkin üç ay içerisinde karar vermezse onay vermiş sayılacağından redde ilişkin YK kararı da yok hükmünde sayılacağından üç ay içerisinde de hukuki bir karar verilmediğinden, İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin asıl ve birleşen davanın reddine ilişkin kararı kaldırılıp hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu, hisse devrinin pay defterine işlenmesi, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olay incelendiğinde; 1…. Holding A.Ş’nin ana sözleşmesinin 8-1, 8-1, e maddesinde şirket ortaklarının hisselerinin devrinin geçerli olabilmesini, tüm hissedarların kabul şartına bağlamıştır. Hisse devrinin reddedilmesi oy birliği şartına bağlanmamıştır. Bu husus şirket ana sözleşmesinin lafzından ve koyuluş amacından açıkca anlaşılmaktadır. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddinde de oy birliği şartının arandığına dair değerlendirilmesi hatalıdır. 2. … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinde şirketin ekonomik bağımsızlığının sağlanması için ortakların şahıslarının önemine vurgu yapılmış, ortakların ticari faaliyetlerine, tecrübelerine, şirkete kattıkları değerin önemli olduğu belirtilerek hisse devrini sınırlayarak hisse devrinin gerçekleşmesine tüm hissedarların onayına tabi tutmuştur yani devri oy birliğine bağlamıştır. … Holding A.Ş. C grubu imtiyazlı yönetim kurulu üyesinin seçiminde, imtiyazlı pay sahibi … A.Ş.’nin aday olarak gösterdiği … A.Ş.’nin yönetim kurulu üyesi … A.Ş.’nin hissedarı … ’ın seçilmemesinin haklı nedene dayandığı; 11. Hukuk Dairesi’nin 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla “davaya sunulan protokol, taraflar arasında çekilen ihtarnameler ve taraf vekillerinin beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde C grubu pay sahibi … A.Ş tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın … Yönetim A.Ş. tarafından şirketteki hisselerinin devri planlanan ve ancak diğer ortaklar tarafından kabul edilmeyen … Yatçılık Turizm A.Ş.’nin ortağı olduğu anlaşılmış olup bir şirkette güven ilişkisinin, birlikte ve ortak çalışma isteğinin önemli ve vazgeçilmez olmasının C Grubu pay sahibi … Holding A.Ş. tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın yönetim kurulu adaylığının genel kurul tarafından reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta 6102 sayılı kanun un 360 ıncı maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca … ’ın reddi haklı neden oluşturmaktadır” kesinleşmiştir. 11. Hukuk Dairesi’nin yukarıda zikredilen kararıyla … Holding A.Ş.’ye … A.Ş.’nin ortağının yönetim kurulu üyesi olarak seçilmemesi TTK 360. maddesi uyarınca haklı bir sebep olarak kabul edilmiştir. … A.Ş.’nin ortağının …’da yönetim kurulu üyesi seçilmemesi şirketin bağımsızlığı, güven ilişkisi, rakip firmalar olması, ana sözleşmesi, çekilen ihtarlar uyarınca haklı bulunmuşken, aynı gerekçelerle … ’ın ortağı olduğu şirkete yani … A.Ş.’ye …’in hisse devrinin reddinin TTK 493 maddesi uyarınca da haklı sebep oluşturduğu açıktır. … Holding A.Ş.’nin rekabetini, bağımsızlığını, varlığını sürdürebilmesi sebebiyle şirket hisselerinin bir kısmının … A.Ş.’ye devir talebinin reddedilmesinin haklı bir sebep oluşturduğu açıktır. Bu sebeple BAM 43. HD’nin TTK 493 maddesi uayırca haklı sebep bulunmadığına dair kabulü de hatalıdır. 3. İstanbul 10. ATM anılan kararıyla … Holding A.Ş.’nin yönetim kurulu üyelerinin seçildiği genel kurul kararlarının tamamını iptal etmemiş, sadece imtiyazlı pay sahiplerinin adayı olarak … ’ın seçilmesini iptal etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla imtiyazlı pay sahiplerinin adayı … ’ın seçilmemesinin haklı neden oluşturduğuna karar vermiştir. Yani ortada … Holding A.Ş. genel kurulunun yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin karar ayaktadır ve imtiyazlı pay sahibi haricindeki dört üyenin yönetim kurulu üyeliği hukuken varlığını sürdürmektedir. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararını hem yok hükmünde sayıp yönetim kurulunun teşekkülünü ve hisse devrine ilişkin bir karar alamayacağını söyleyip, hem de üç ay içerisinde bir karar alamadığından bahisle TTK 494 uyarınca üç aylık sürenin dolmuş olması hisse devrinin onayı mahiyetindedir değerlendirilmesi TTK’nın 494. maddesine açıkca aykırıdır. Hisse devrinin onay ve reddine ilişkin geçerli bir karar alamayacağı belirtilmiş bir yönetim kurulundan herhangi bir karar beklemek fiilen imkansız olan bir şeye tersten sonuç bağlamaktır. Yok sayılan bir yönetim kurulunun üç ay içerisinde bir karar alabilmesi de hukuken BAM 43. HD’nin kabulüne göre de imkansızdır. İmkansız olan bir şeye üç ay içerisinde bir karar almadınız, almadığınıza göre onay mahiyetindedir, şeklindeki kabul TTK’nın 494. maddesinin lafzına ve yorum kurallarına uygunluk teşkil etmediğinden, kararın bozulması gerektiğinden, asıl ve birleşen davanın kabulüne ilişkin Dairemizin Onama kararına katılmıyorum.

Nama yazılı pay devrine onay verilmemesini gerektiren sebeplerin şirket esas sözleşmesinde açıkça yazılması zorunludur; esas sözleşmede pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atıflar geçerli kabul edilmez. 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesi uyarınca esas sözleşmeye konulacak haklı sebepler kanundaki nedenlere uygun biçimde somutlaştırılmalıdır; ilgili maddeye genel ve soyut atıf yapılması onay isteminin reddi için yeterli değildir. Pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme kurallarının ret kararını haklı kılabilmesi için ise şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden önemli bir sebep oluşturması şarttır.

6102 sayılı Kanun'un 494 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca şirket, pay devrinin onaylanmasına ilişkin talebi aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde usulünce reddetmemişse veya yapılan ret haksızsa onay verilmiş sayılır. Öte yandan Kanun'un 492 nci maddesinin üçüncü fıkrası doğrultusunda şirketin tasfiye sürecine girmesi durumunda pay devrine ilişkin sınırlamalar kendiliğinden düşer. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 28 inci maddesinin yedinci fıkrası gereğince, nama yazılı payların devrini sınırlandırmış anonim şirketlerin 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde esas sözleşmelerini Kanun'un 492 ile 498 inci maddelerine uyarlamaları gerekir; süresinde uyarlanmayan devir sınırlamaları geçersiz hale gelir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/7417, K. 2024/2015Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/7417 E.  ,  2024/2015 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2240 Esas, 2022/581 Karar DAVALILAR : 1. … 2. … vekili Avukat … 3. İflas Halinde İnterroyal Turizm ve Yatırım İşletmeleri Ticaret A.Ş. İflas İdare Memurları; A. … B. … C. … D. … E. … vekilleri Avukat … HÜKÜM : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2015/1184 E., 2018/1156 K. Taraflar arasındaki hisse devrinin pay defterine tescili işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı İflas Halinde İnterroyal Turizm ve Yatırım İşletmeleri Ticaret Anonim Şirketi'nin hissedarı olduğunu, dava dışı şirketin sermayesinin 60.000,00 TL, toplam hisse adedinin 60.000 olduğunu, müvekkilinin şirkette 100 adet hissesinin bulunduğunu, davalı şirketin esas sözleşmesinin 8 inci maddesinde "Nama yazılı hisse senetlerinin başkalarına devri ve temlikinde, devir ve temlik etmek isteyen hissedar önce satış isteğini ve şartlarını yönetim kurulu aracılığı ile diğer nama yazılı hisse sahibi hissedarlara ulaştırır. iş bu ulaşma tarihinden itibaren 10 iş günü içinde satış teklifine hissedarlardan bir cevap alınmadığı takdirde, satış konusu hisseler 3. şahıslara satılabilir." hükmünün düzenlendiğini, esas mukavelenin 8 inci maddesinde açıkça ifade edildiği üzere, nama yazılı hisse senetlerinin satışı halinde mevcut pay sahiplerinin öneriye öncelikle muhatap olma hakkı olduğunu, davalı …'ın şirketteki hisselerini esas sözleşmenin 8 inci maddesine aykırı olarak, müvekkilinin "satışa öncelikle muhatap olma hakkını" ihlal ederek, davalı …'e devrettiğini, şirket yönetim kurulunun da hisse devri işlemlerini esas mukaveleye aykırı olmasına rağmen şirket pay defterine kaydettiğini, yönetim kurulunun esas mukaveleye aykırı olarak hisse satışlarının pay defterine tesciline ilişkin aldığı kararın batıl olduğunu belirterek, davalı …'ın 3.000 adet hissesinin … adına tescili için alınan yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti ve bu hisselere ilişkin davalı … adına şirket pay defterine yapılan yolsuz tescil işleminin iptaline, müvekkilinin öneriye öncelikle muhatap olma hakkını kullandığının kabulü ile davalının dava konusu 3.000 adet hisseye karşılık ödediği 3.000 TL satış bedelinin müvekkili tarafından depo edilmesi kaydıyla, …'in sahip olduğu yolsuz tescile konu 3.000 adet hissenin davacı müvekkili adına şirket pay defterine tesciline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili yargılama sırasında 21.11.2016 tarihli duruşmada davayı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49 uncu maddesine dayalı tazminat davası olarak devam ettirmek istediklerinden ıslah dilekçesi vermek üzere taraflarına süre verilmesini talep etmiştir. Davacıya ıslah için 2 hafta kesin süre verilmiş, davacı vekili 05.12.2016 tarihli ıslah dilekçesinde 6098 sayılı Kanun'un 49 uncu maddesine dayalı olarak davacının uğradığı zararın aynen tazmini ile dava konusu anonim şirket hisselerinin aynen iadesine karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP 1.Davalı … vekili cevap dilekçesinde; şirketin hisselerine usulüne uygun olarak yapılmış devir sözleşmesi ile sahip olduğunu, davacının bahsettiği şirket ana sözleşmesinin 8 inci maddesi her ne kadar nama yazılı hisse senetlerinin devir ve temlikini kısıtlayan bazı maddeler içermekte olsa bile bu kısıtlamaların 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) ile birlikte geçersiz hale geldiğini, gerek 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesinin üçüncü fıkrası gerekse 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (6103 sayılı Kanun) 28 inci maddesinde yer alan düzenlemeler karşısında esas sözleşmede yer alan tüm sınırlamaların geçersiz hale geldiğini, İstanbul 2. İflas Müdürlüğünün 2013/7 İflas sayılı dosyası ile tasfiye işlemlerine devam edilen müflis şirketin ana sözleşmenin 8 inci maddesine dayanarak hisse devirlerinin geçersiz olduğunu iddia etmenin hukuka uygun olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı … cevap dilekçesinde; şirket hissedarı …'nin oteli satmak için hisselerin tek elde toplanacağı şeklindeki açıklamaları üzerine şirketteki hisselerini davacının yeğeni olan …'e devrettiğini belirtmiştir. 3.Davalı müflis şirket iflas idare memurları vekili cevap dilekçesinde; şirket hissedarlarının kendi aralarındaki hisse devir işlemlerinin, iflas idaresinin bilgi ve onayı dışında işlemler olduğunu, bu konudaki taleplerin reddedildiğini, yapılan şikayet başvurusunun da İstanbul 19. İcra Hukuk Mahkemesi tarafından reddedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 180 inci maddesine göre davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren tarafa, bu bildirimden itibaren 1 hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek üzere süre verileceği, aksi halde ıslah hakkının kullanılmamış sayılacağı ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edileceği, davacı tarafından 1 haftalık süreden sonra ıslah yapıldığı, ıslah hakkının kullanılmadığı kabul edilerek, ıslah hiç yapılmamış gibi davanın incelendiği, 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesinin üçüncü maddesine göre şirket tasfiyeye girmişse devredilebilirliğe ilişkin sınırlamaların düşeceği, davalı şirketin 16.07.2007 tarihinde iflasına karar verildiği, söz konusu şirketin tasfiye halinde olduğu, davacı tarafın şirket ana sözleşmesine dayanarak hisse devrine ilişkin sınırlamaları ortaya atması ve buna dayanmasının olanaklı olmadığı, 6103 sayılı Kanun'un oy hakkı ve oyda imtiyazlı paylar ile nama yazılı payların devredilmelerinin sınırlandırılması başlıklı 28 inci maddesinin yedinci fıkrasına göre nama yazılı payların devrini red sebeplerini göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan anonim şirketlerin 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl içinde esas sözleşmelerini değiştirerek 492 ile 498 inci maddelerine uyarlamak zorunda olduğu, aksi halde bu sürenin dolması ile tüm sınırlamaların geçersiz hale geleceği, dava dışı şirket bakımından ana sözleşmenin 8 inci maddesinin 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesine uyarlanmadığı, davacının sözleşmenin 8 inci maddesine dayalı olarak hisse devrine ilişkin kısıtlamaya dayanmasının olanaklı bulunmadığı, davacı pay sahibi … …' nun sözleşmeye dayalı olarak yapılan pay devri işleminin geçersizliğini ileri sürme hakkı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından ön inceleme duruşması yapılmadan, deliller toplanmadan ve davalı şirket karar defteri ve pay defteri celp edilmeden hukuka aykırı şekilde karar verildiğini, mahkeme tarafından müvekkiline davayı tamamen ıslah etmesi için iki haftalık kesin süre verildiğini, müvekkilinin ıslah dilekçesi sunduğunu, buna rağmen kanuni sürenin bir hafta olması nedeniyle ıslahın hiç yapılmamış olmasına karar verilmesinin açıkça adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabulü gerektiğini, 6103 sayılı Kanun'un 28 inci maddesine ilişkin yorumlarının hatalı ve açıkça hukuka aykırı olduğunu, zira bir yıl içinde gerekli düzenlemelerin yapılmaması halinde tüm kısıtlamaların ortadan kalkmayacağının ve davalı şirket esas mukavelenin 8 inci maddesinin geçerliliğini korumaya devam ettiğinin kabulü gerektiğini, esas mukavelenin 8 inci maddesinin bir bağlam hükmü olmadığını, payını satmak isteyen pay sahibinin, önce diğer pay sahiplerine veya aynı gruba dahil pay sahiplerine öneride bulunması gereğine yönelik düzenlemenin payın ekonomik değerini olumsuz şekilde etkilemediğini, bu düzenlemenin payın devrine ilişkin bir sınırlama getirmediğini belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin dosya içinde mevcut ana sözleşmesinin 8 inci maddesine göre, hissedarların sahip oldukları hisselerin tamamını veya bir bölümünü devretmek istediklerinde diğer hissedarların ön alım hakkı bulunduğu, şirket ana sözleşmesinin düzenlendiği tarihte, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlükte olduğu, 6103 sayılı Kanun'un 28 inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, nama yazılı payların devrini red sebeblerini göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan anonim şirketlerin 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğü tarihinden itibaren bir yıl içinde esas sözleşmelerini değiştirerek, 492 ile 498 inci madde hükümlerine uyarlaması gerektiği, somut olayda davalı şirketin ana sözleşmesinin belirlenen sürede değiştirilmediği, anonim şirketlerde pay devri olgusunun diğer pay sahiplerini beklenmedik veya istenmeyen durumlarla karşı karşıya bırakmasını önlemek amacıyla ana sözleşmeye, nama yazılı hisse senetlerinin devrini kısıtlayan veya tamamen yasaklayan hükümler konulabileceği, bu tür senetlere de bağlı nama yazılı senet denildiği, davalı şirketin ana sözleşmesinin ''Hisse Senetleri Devri'' başlıklı 8 inci maddesinde de bu türden bir bağlam kuralı öngörülmüş olup, şirket yönetim kuruluna hisse devrini haklı sebeple reddetme yetkisi tanındığı, şirket ana sözleşmesindeki bu hükmün 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen devir kısıtlaması niteliğinde olduğu, bu konuda ilk derece mahkemesinin karar gerekçesi yerinde olmayıp karar gerekçesinin düzeltilmesi gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesinin yedinci fıkrasının esas sözleşmenin devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıramayacağı yönünde olduğu, şirket yönetim kurulunun davalı şahıslar arasında yapılan devri onaylamaktan haklı sebeple kaçınabileceğine ilişkin sözleşmesel düzenlemenin hukuki niteliği itibariyle bağlam hükmünde olduğu, 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra geçersiz hale geleceği, davaya konu hisse devir tarihinde davalı şirketin iflasına karar verildiği, 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davalı şirket tasfiye sürecine girmiş olduğundan pay devrine ilişkin sınırlamaların kendiliğinden düştüğü, hisse devir tarihinde geçerliliğini koruyan bir bağlam kurulunun mevcut olmadığı, davanın reddine karar verilmesinin isabetli görüldüğü gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrarlayarak kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, şirket esas sözleşmesi gereğince şirket hissesinin satışında ön alım hakkının kullandırılmaması nedeniyle hissenin tesciline ilişkin yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti ve yolsuz tescilin iptali, hisse satış bedelinin depo edilmesi neticesinde hisselerin pay defterinde adına tescilinin sağlanması istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6100 sayılı Kanun'un 180 inci maddesi. 2. 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 493 üncü maddesinin dördüncü fıkrası, 3. 6103 sayılı Kanun'un 28 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Cezai Şart İndirimi, Rekabet Yasağı ve Şahsi Sorumluluk

Ticaret ortaklıkları tüzel kişi olarak tacir sıfatını haiz bulunmakla birlikte, bu ortaklıkların ortağı veya organı ve yöneticisi olan gerçek kişiler sırf bu sıfatları dolayısıyla tacir sayılmazlar. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/8625 Esas ve 2017/2833 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, hissedarlar sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şart taleplerinde, davalı şirket ortağı veya yöneticilerinin tacir sıfatını haiz olmadıkları gözetilerek cezai şartın tenkisi talebi mahkemece değerlendirilmelidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/8625, K. 2017/2833Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/8625 E.  ,  2017/2833 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen davada verilen 11/12/2015 tarih ve 2013/143-2015/1218 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 09/05/2017 günü hazır bulunan davacı veki davalılar vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalılar ile davacı arasında 01/12/2009 tarihinde imzalanan uyarınca, taraflarca bir şirket kurmak ve rüzgar santrallerinde kullanılacak çelik rüzgar kulesi/türbini üretilmesi kararı alındığını, bu sözleşme uyarınca kurduklarını, 10/12/2009 tarihinde ticaret sicile tescil edilerek çelik rüzgar kulesi üretimi alanında faaliyet göstermeye başladığını, daha sonra şirketine ortak olduğunu, firmasının dava dışı ile çelik rüzgar kulesi üretimi işi ile iştigal ettiğini, faaliyetlerine devam ederken üzerinden, dava dışı ile iş ortaklığı kurduklarını ve tesislerinde aynı konuda üretim yaparak davacıyı zarara uğrattıklarını, davalılardan … ve …'nun müvekkilinin ortağı olduğunu, işlerini kendilerine ait başka bir şirket olan aynı zamanda . üzerinden başka bir iş ortaklığına transfer ederek, hem hissedarlar sözleşmesinin ihlal edildiğini hem de faaliyetlerini durma noktasına getirip şirketi iflas noktasına getirdiklerini, 8/05/2012 tarihinde ortaklığını kurarak ticaret sicile tescil edildiğini, iş ortaklığı sözleşmesinin 2. maddesinde, iş ortaklığının "davacı şirket ortağı olduğu ve işini yaptıklar sipariş ettiği 19 adet tam donanımlı çelik rüzgar kulesinin üretimi maksadı ile kurulduğunun yazılı olduğunu," sözleşmenin 4.7. maddesinde ise üretimin tesis ve makinelerinin kullanılacağının belirtildiği, ortaklığının adresinin, davacının ortağı olduğu adresi ile aynı yer gösterildiğini, taraflar arasında akdedilen 01/12/2009 tarihli hissedarlar sözleşmesi çerçevesinde tarafların, "rekabet etmeme taahhütleri" başlıklı 7. maddesi ile hissedarların, anonim ortaklıkla rekabet etmesinin akdi olarak yasaklanmışken, davalılarca bu taahhütlerine aykırı davranıldığını ileri sürerek, sözleşmenin ihlal edilmesi nedeni ile 500.000 EURO ceza-i şartın 01/11/2012 tarihi itibari ile avans faizi ile birlikte davalılardan tazmin edilmesini, müvekkillinin uğradığı menfi ve müspet zararın tespit ve tanzim edilmesi hususunda şimdilik 20.000 Euro'nun faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davalı davacının davaya konu yaptığı alacağın dayanağı olarak gösterilen 01.12.2009 tarihli ortaklar sözleşmesinin tarafı olmadığını, bu sebeple davacı yana rekabete ilişkin herhangi bir taahhüdünün de bulunmadığını, bu sebeple de rekabet yasağını ihlal etmesinin söz konusu olmadığını, davalı husumet düşmediğini, diğer müvekkillerinin sözleşmenin ihlali niteliğinden ya da haksız rekabet yaratan eylemleri olmadığını, rüzgar kulesi üretimini yapanın Alke-Abaş İş ortaklığı olup müvekkillerinin rüzgar kulesi üretmesinin söz konusu olmadığını, davacının iş ortaklığının kuruluş faaliyetinden başından beri bilgi sahibi olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsmaına göre, davalılardan …, … ile tarihli hissedarlar sözleşmesinin tarafı olup sözleşmenin rekabet yasağını düzenleyen 7. maddesinin taraflardan birinin doğrudan veya dolaylı olarak rüzgar değirmen kulesinin üretimini yapıp, ortaklıkla rekabet yapmalarını engellemek için düzenlendiği, pay sahiplerinin sözleşmenin taraflarının doğrudan bu faaliyette bulunmamaları gerektiği, davalıların bu sözleşme hükmüne aykırı olarak davranışta bulundukları anlaşıldığından, bunun sonucu olarak aynı sözleşmenin 14. maddesinde öngörülen cezai şarttan sorumlu oldukları, sözleşmeye taraf olmayan sorumluluğundan söz edilemeyeceği, cezai şart alacağı için BK'nın 146. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, davalılar …, …'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi oldukları anlaşıldığından anılan davalıların tacir olduklarının kabulü gerektiği, cezai şart indiriminden yararlanmalarının mümkün olmadığı, cezai şartın miktarı tarafların ekonomik durumları da göz önünde bulundurulduğunda davalıların ekonomik mahvına sebep olacak miktarda olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 500.000 EURO cezai şartın 27/02/2013 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalılar …, …,.Ş'den tahsiline, müspet ve menfi zarara ilişkin davanın feragat nedeni ile reddine, davalı yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Dava, cezai şart istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile davalı gerçek kişiler … ve … yanında davalı yönünden de davanın kabulüne karar verilmiştir. dava konusu 01.12.2009 tarihli ortaklık sözleşmesinin tarafı olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Ancak davacı vekili, davalı gerçek kişilerin ile iş ortaklığı kurduklarını ve tesislerinde aynı konuda üretim yaparak davacıyı zarara uğrattıklarını, davalılardan .Ş'nin işlerini, kendilerine ait başka bir şirket olan aynı zamanda bilahare üzerinden başka bir iş ortaklığına transfer ederek, hem hissedarlar sözleşmesinin rekabet yasağı hükmünün ihlal edildiğini hem faaliyetlerini durma noktasına getirip şirketi iflas noktasına getirdiklerini, davalıların 01/12/2009 tarihli hissedarlar sözleşmesini ihlal ettiklerini ileri sürmüş ise de davalı dava konusu ortak olmadığı gibi, anılan İş Ortaklığına dahil davalı de ortağı değildir. Mahkemece hükme esas alınan Sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda da davacının haksız rekabet oluşturduğunu iddia ettiği ibaresinin yazılı olduğu çelik rüzgar kulelerinin üretiminin hakkında açılan davanın ispatlanamadığından reddine karar verilmek gerekirken somut delilleri gösterilmeden salt 01.12.2009 tarihli ortaklık sözleşmesinin tarafı olduğundan bahisle davalı hakkında açılan davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. 3-Davalılar cevap dilekçesinde, 01.12.2009 tarihinde rekabet yasağı sözleşmesi imzalanmış olsa bile, tarafların birlikte kurduklar şirketinin 14.10.2010 ve 23.03.2011 tarihli genel kurul toplantılarında Yönetim Kurulu üyelerine TTK 335. maddesi uyarınca işlem yapabilmeleri için izin verildiğini ve bu sebeple rekabet yasağının ortadan kalktığını savunmuş olmalarına ve bu husustaki genel kurul karar örneklerini dosyaya sundukları halde mahkemece, alınan bu genel kurul kararının, tarafların şirket kurulmadan once yaptıkları 01.12.2009 tarihli sözleşmedeki rekabet yasağı hükmüne etkisi değerlendirilip, tartışılmadan karar verilmesi yerinde görülmediğinden hükmün davalılar …, … yararına bozulması gerekmiştir. 4-Yine kabule göre, davalılar … ve …'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi olmaları sebebiyle tacir oldukları kabul edilmiş ise de 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12. maddesi); “Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan, diğer bir şirket adına (ortak sıfatıyla) muamelelerde bulunan kimse, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi mesul olur.” hükmünü haiz olup, kural olarak ticaret ortaklıkları tacir olup, bunların ortağı veya organı olan gerçek kişiler tacir değildir. Davalılar … ve …'nun mahkemenin kabulünün aksine birden fazla şirket ortağı olması sırf bu nedenle tacir sayılmaları sonucunu doğurmaz. Bir başka deyişle davalılar … ve …'nun şirket ortağı ve yöneticisi olmaları onlara tacir sıfatını kazandırmaz. Mahkemece celp edilen 31.07.2015 tarihli yazısında da “davalılar … ve …'nun tacir olarak kaydına rastlanılmadığı, sicil kayıtlarında mevcut olan şirket ortaklıkları bulunduğu” bildirilmiştir. Bu itibarla davalı … ve …'nun şirket ortağı ve yöneticisi olmaları dışında tacir sıfatını haiz olduklarına dair bir delil bulunmadığı anlaşıldığından mahkemece, davalılar … ve …'nun tacir sıfatını haiz olmadıkları göz önünde bulundurularak cezai şartın tenkisi talebinin değerlendirilek sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken anılan davalıların tacir oldukları kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 5-Bozma neden ve şekline göre, davalılar vekilinin tazminat miktarına ilişkin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin davalı yönünden ileri sürdüğü temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı BOZULMASINA, (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin davalı … ve … yönünden ileri sürdüğü temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar … ve … yararına BOZULMASINA, (5) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin tazminat miktarına ilişkin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 11/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/8625 Esas ve 2017/2833 Karar sayılı ilamı kapsamında, anonim şirket genel kurulunda yönetim kurulu üyelerine şirketler hukuku mevzuatı uyarınca işlem yapabilmeleri için rekabet izni verilmişse, alınan bu kararın şirket kurulmadan önce ortaklar arasında akdedilen sözleşmedeki rekabet yasağı taahhüdüne etkisi mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir. Ayrıca somut delillerle ortaya konulmadığı müddetçe, bir kişinin yalnızca ortaklık sözleşmesinin tarafı olması aleyhine cezai şart veya tazminata hükmedilmesi için yeterli görülmemektedir.

Paysahipleri sözleşmesi şirket tüzel kişiliğini ve yönetim kurulunu bağlar mı?

Paysahipleri sözleşmesi nispilik ilkesine tabi olup üçüncü kişiler veya şirket bağlamında hak ya da yükümlülük oluşturmaz; şirkete ve şirket organlarına karşı ileri sürülemez ve ifası şirket organlarından talep edilemez.

Esas sözleşmede paysahipleri sözleşmesine atıf yapılarak pay devri engellenebilir mi?

Nama yazılı pay devrinin onaylanmamasını gerektiren haklı sebeplerin esas sözleşmede somutlaştırılarak açıkça yazılması gerekir; şirket esas sözleşmesinde pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan soyut atıflar devrin reddi bakımından geçerli kabul edilmez.

Şirket pay devrinin onaylanması istemini ne kadar sürede karara bağlamalıdır?

Şirket onaylama talebini aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde usulünce reddetmezse veya yaptığı ret haksız bulunursa devre onay verilmiş sayılır.

Şirket ortağı olan gerçek kişiler sözleşmedeki cezai şarttan indirim talep edebilir mi?

Ticaret şirketlerinin ortağı veya yöneticisi olan gerçek kişiler sırf bu sıfatları dolayısıyla tacir sayılmadıklarından, cezai şartın fahişliği iddiasıyla tenkisini talep etme hakları bulunmaktadır.

Şirketin tasfiyeye girmesi pay devir sınırlamalarını nasıl etkiler?

6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca şirketin tasfiye sürecine girmesiyle birlikte pay devrine yönelik tüm bağlam ve sınırlamalar kendiliğinden ortadan kalkar.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu