Pay Devir Sözleşmelerinde Beyan ve Tekeffüllerden Sorumluluk

by Avukat Erdal Ersoy
Pay Devir Sözleşmelerinde Beyan ve Tekeffüllerden Sorumluluk

Pay Devir Sözleşmelerinde Tekeffül Rejimi ve Yasal Çerçeve

Pay devir sözleşmelerinin temel konusunu ortaklık payları oluşturmakla birlikte alıcının asıl amacı çoğu zaman o payın temsil ettiği şirketin ticari faaliyetlerini devralmaktır. Bu sebeple paya ait hukuki niteliklerin yanında şirketin operasyonel ve iktisadi faaliyetlerini esaslı ölçüde etkileyen nitelikler de alıcı bakımından önem taşır. Satım sözleşmelerinde tekeffül borcu kanuni ve sözleşmesel tekeffül olarak ortaya çıkar. Kanuni tekeffül satım konusu malda olağan olarak bulunması gereken vasıfların bulunmamasından veya değerini azaltan ayıplardan kaynaklanırken, sözleşmesel tekeffül satıcının varlığını taahhüt ettiği niteliklerin eksikliğinden doğar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu satılanın ayıplarından doğan sorumluluğu kapsamlı bir şekilde düzenlemiş olmasına karşın, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu şirket paylarının satımına özgü müstakil bir ayıba karşı tekeffül kuralı öngörmemektedir. Pay devir sözleşmelerindeki beyan ve tekeffüllere aykırılık bakımından özel bir yasal rejim bulunmadığından satıcının sorumluluğu genel satım kurallarına tabidir ve asıl sorumluluk paya ilişkin ayıplardan kaynaklanır. Genel satım hükümlerinin ortaklık paylarının devrindeki karmaşık ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalabilmesi sebebiyle taraflar uyuşmazlık risklerini ve tekeffülün çerçevesini sözleşmede detaylı maddelerle düzenler.

Paya ve Şirkete İlişkin Taahhütlerin Kapsamı ile Ayıptan Sorumluluk

Pay devir sözleşmelerinde devreden taraf öncelikle satışa konu payların hedef şirket nezdinde mevzuata uygun ihraç edildiğini, mevcut ise pay senetlerinin usulünce düzenlendiğini ve pay sahipliği haklarına ilişkin benzer hususları taahhüt eder. Bunun yanında sözleşmelerde devredilen şirketin geçerli şekilde kurulduğu, ticari faaliyetlerini yürütmek adına zorunlu ruhsat ve izinleri haiz olduğu, işletme malvarlığı unsurlarını hukuka uygun kullandığı ve operasyonlarını mevzuata uyumlu yürüttüğü gibi şirket faaliyetlerine yönelik geniş kapsamlı beyan ve tekeffüllere yer verilir. Pozitif hukuk kurallarında ortaklık paylarının kıymetli evraka bağlanmış olup olmaması yönünden bir ayrım öngörülmediğinden bu durum tekeffül sorumluluğu değerlendirmesinde bir farklılık yaratmaz.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 219. maddesinin birinci fıkrası uyarınca satıcı, alıcıya bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmamasından sorumlu tutulduğu gibi niteliği etkileyen niceliğe aykırı olan, satılanın kullanım amacı bakımından değerini veya alıcının ondan beklediği yararları kaldıran ya da önemli ölçüde eksilten maddi, hukuki ve ekonomik ayıplardan da sorumludur. Aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince satıcı, bu ayıpların varlığından haberdar olmasa dahi sorumluluktan kurtulamaz. Bununla birlikte sözleşmede yer verilen beyan ve tekeffüllerin paya değil de şirkete ilişkin olması durumunda, bu beyanların Türk Borçlar Kanunu'nun 219. maddesinin birinci fıkrası anlamında satılana ilişkin olarak alıcıya bildirilen özel nitelik, zikir ve vaat edilen husus sayılıp sayılamayacağı hususunda doktrinde görüş birliği bulunmamaktadır. Bu kapsamda hedef şirket paylarının çoğunluğunun devri halinde devredenin maddi ve hukuki ayıplar ile malvarlığındaki eksikliklerden sorumlu olduğuna işaret eden görüşün yanı sıra, ortaklık paylarının devrinin kural olarak hak satımı teşkil ettiğini, ancak payların tamamının veya tamamına yakınının devri halinde işletme satımına benzer bir durum doğacağını ve işletmeye ilişkin ayıpların paya ilişkin ayıplar sayılarak satıcının bunlardan sorumlu tutulacağını savunan değerlendirmeler de mevcuttur. Buna karşın şirkete ilişkin beyan ve tekeffüllerin anılan hüküm anlamında satılana ilişkin olarak alıcıya bildirilen özel nitelik olarak kabul edilemeyeceği yönünde de görüş bulunmaktadır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 219Kaynağı aç
MADDE 219- Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur. b. Hayvan satışında

Ayıp Halinde Seçimlik Haklar ve Sözleşmeye Aykırılık Sorumluluğu

Satıcının ayıptan sorumlu olduğu hallerde alıcı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 227. maddesi uyarınca sözleşmeden dönme, semende indirim talep etme, aşırı bir gidere yol açmadığı takdirde masrafı satıcıya ait olmak üzere onarım isteme veya şartları elveriyorsa satılanın ayıpsız benzeriyle değişimini talep etme imkânına sahiptir. Kanun koyucu alıcının genel hükümlere dayanarak tazminat isteme hakkını da saklı tutmuştur. Satıcı ise alıcıya derhal aynı malın ayıpsız bir benzerini sağlayarak ve meydana gelen zararın tamamını tazmin ederek alıcının bu seçimlik haklara başvurmasını önleyebilir. Alıcının sözleşmeden dönme hakkını kullandığı durumlarda durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. Borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi halinde ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi gereğince borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 227Kaynağı aç
MADDE 227- Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme. 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme. 4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme. Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. b. Satılanın yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 112Kaynağı aç
MADDE 112- Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. 2. Yapma ve yapmama borçlarında

Şirket İncelemesi ve Garanti Taahhütlerinin Hukuki Niteliği

Sözleşmede düzenlenen beyan ve tekeffüllere ilişkin hukuki sonuçlar, alıcı tarafından hedef şirket ve satışa konu paylar üzerinde hukuki, ekonomik, vergisel ve benzeri alanlarda inceleme yapılıp yapılmadığına bağlı olarak farklılık gösterir. Garanti sözleşmesi en geniş anlamıyla, bir kimsenin başkasının karşısında bulunduğu tehlikeyi kendi üzerine almasını öngören sözleşmeler için kullanılır. Şahsi teminat sağlayan garanti sözleşmeleri ise garanti alanın belirli bir davranışa girişmesinden veya kendisiyle borç ilişkisine girdiği üçüncü kişinin edimini yerine getirmemesinden doğan zarar tehlikesinin garanti veren tarafından bağımsız bir taahhütle kısmen veya tamamen üstlenilmesidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/933, K. 2022/389Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2021/933 E.  ,  2022/389 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bilecik 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, anılan bozma kararına karşı taraflarca ileri sürülen karar düzeltme istemleri üzerine Özel Dairece önceki bozma kararı kaldırılarak karar yeniden bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; müvekkili ile dava dışı … arasında imzalanan 05.12.2012 tarihli alacağın temliki sözleşmesi gereğince dava dışı …'nun davalıdan doğmuş alacaklarının tamamının müvekkiline devredildiğini, dava dışı … ve davalının da katıldığı toplantıda davalı tarafından imzalanan 01.12.1997 tarihli taahhüde göre; … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş. ortakları olan … ve …’nun sahibi bulundukları şirket sermayesinin %40'ına tekabül eden toplam 400 adet hisselerinin davalının emanetinde ve sorumluluğunda üçüncü kişiye devredileceğini ve … ile …’nun bu hisselerinin her zaman iadesini isteme haklarına sahip olduklarını, iadenin istenmesi hâlinde davalının bu hisselerin ve şirket sermaye artışları ile ulaştıkları yeni hisselerin … ile … adına şirkete kaydını sağlayacağını taahhüt ettiğini, bu taahhüdünü yerine getirmemesi hâlinde hiçbir itirazda bulunmadan …'na 20.000.000USD ödeyeceğini beyan ettiğini, davalının hisselerin iade edilmesi için kendisine gönderilen ihtarnameye kayıtsız kaldığını, bunun üzerine taahhüt edilen cezai şartın ödenmesi için ihtarname gönderildiğini, davalı tarafından ödeme yapılmaması üzerine müvekkili tarafından davalı aleyhine taahhüt edilen miktardan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) ödenen bedel düşüldükten sonra kalan 15.000.000USD ve işlemiş faizi üzerinden icra takibi yapıldığını, davalının icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek davalının icra dosyasına vaki itirazının iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; alacağın zamanaşımına uğradığını, 01.12.1997 tarihli belgedeki imzanın müvekkiline ait olmadığını, belgenin sahte ve gerçeğe aykırı olduğunu, dava dışı … ve …'nun dava konusu hisseleri müvekkiline devretmediklerini, 01.12.1997 tarihli belge içeriğinin muvazaalı işlem niteliğinde olduğunu, muvazaalı işlemlerin hem asıl işlem hem de fer’îleri yönünden geçersiz olduğunu, ayrıca … ve …’nun hisse bedellerinin haciz sebebiyle TMSF’ye ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı: 6. Bilecik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.05.2016 tarihli ve 2014/247 E., 2016/351 K. sayılı kararı ile; dava konusu 01.12.1997 tarihli taahhütnamede hisse devrinin her zaman talep edilebileceği öngörüldüğünden on yıllık zamanaşımı süresinin hisse devrinin talep edildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı ve bu nedenle davalının zamanaşımı def’înin yerinde olmadığı, 01.12.1997 tarihli taahhütname altındaki imzanın davalının eli ürünü olduğunun sabit olduğu, davalının 01.12.1997 tarihli taahhütname ile … ve eşi …'na ait hisselerin bu kişilere iade edilmemesinin rizikosunu (tehlikesini) bağımsız ve asli bir taahhüt olarak yükümlendiği, diğer bir anlatımla hisselerin iade edilmemesi nedeni ile ortaya çıkacak zararın riskini müstakil bir sözleşme ile garanti ettiği, bu nedenle dava konusu taahhütnamenin hukukî niteliğinin 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 110. maddesinde düzenlenen üçüncü şahsın fiilini taahhüt niteliğinde bir garanti sözleşmesi olduğu, bu garanti sözleşmesinde hisselerin devredenler tarafından iadesi talep edildiğinde devir işleminin gerçekleştirileceğinin ve hisse devri gerçekleşmediği takdirde …’na 20.000.000USD ödeneceğinin davalı tarafından taahhüt edildiği, dava dışı … tarafından hisselerin devri talep edilmesine rağmen hisse devrinin gerçekleştirilmediği, bu nedenle davalının icra dosyasına itirazının haksız olduğu, ayrıca alacak likit olduğundan davalının icra inkâr tazminatı ödemek zorunda olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, icra takibine yönelik davalının itirazının 15.000.000USD asıl alacak ve temerrüt tarihi olan 06.07.2012 tarihinden takip tarihine kadar işlemiş 1.228.229,17USD faiz olmak üzere toplam 16.228.229,17USD üzerinden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, hüküm altına alınan 15.000.000USD’nin %20'si tutarında (3.000.000,00USD) icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı: 7. Bilecik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli ve 2016/13131 E., 2017/1769 K. sayılı kararı ile; “…1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki benlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Dava, 01/12/1997 tarihli “Sözleşme” başlıklı belgede yer alan 20.000.000 Amerikan Doları cezai şarttan TMSF'ye yapılan 5.000.000 Amerikan Doları ödeme düşüldükten sonra kalan miktarın tahsili amacıyla girişilen icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Davaya dayanak yapılan 01/12/1997 tarihli taahhüt eden … imzalı ve “Sözleşme” başlıklı belgede “… Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinde …’nun sahibi bulunduğu 200 adet, …’nun sahibi bulunduğu 200 adet, toplamda şirket sermayesinin %40’ına (yüzde kırk) tekabül eden 2.000.000.000 TL (iki milyar lira) nominal değerde 400 adet hisselerin satışı ve ortaklıktan ayrılmaları gerçek bir devir değildir. Bu hisseler, benim emanetim ve sorumluluğumdadır. Hisselerin kendilerine iadesini her zaman isteyebilirler. İstediklerinde bu hisselerin ve şirket sermaye artışları yaparsa sermaye artışları ile ulaştıkları yeni hisselerin onlar adına şirkete kaydını sağlayacağımı taahhüt ederim. Bu taahhüdümü yerine getirmezsem, hiçbir itirazda bulunmadan, …’na 20.000.000 Amerikan Doları (yirmi milyon Amerikan Doları) ödeyeceğimi, ödemeyi Amerikan Doları olarak veya ödeme tarihindeki TC Merkez Bankası Amerikan Doları satış kurundan Türk Lirası olarak yapmayı beyan ve kabul ederim.” ifadelerine yer verildiği anlaşılmaktadır. Davacıya alacağını temlik eden … tarafından davalı tarafın sözü edilen taahhüdüne istinaden dava dışı … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin %40'ına isabet eden Yetkin ve …’na ait hisselerin geri verilmesinin talep edildiği bildirilerek ihtarname keşide edilmiş; ardından, istenen devrin yapılmaması üzerine dava konusu belgede kararlaştırılan cezai şarttan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na ödenen miktar düşüldükten sonra kalan miktarın ödenmesi ihtar edilmiştir. 05/12/2012 tarihli alacağın temliki sözleşmesine istinaden … davalıdan olan dava konusu 15.000.000 Amerikan Doları tutarındaki sözleşme tarihi itibariyle belirlenen alacağının tamamını davacıya temlik etmiş, davacı tarafından davalı aleyhine 15.000.000 Amerikan Doları asıl alacak ile işlemiş faizinin tahsili amacıyla icra takibine girişilmiş, eldeki davayla yapılan itiraz üzerine duran takibe itirazın iptali talep edilmiştir. Alacağını temlik eden …’nun TMSF'ye hitaben yazdığı dilekçelerinde ortağı olduğu Tekmar Mermer Granit San. ve Tic. A.Ş'ye Ali Avni Balkaner’in ortak olmasından sonra alınan krediler, usulsüz işlemler ile adı geçen Ali Avni Balkaner’in tutumu nedeniyle Tekmar Mermer Granit San. ve Tic. A.Ş'nin riskinin büyümesinin kendisini endişelendirmesi, edinilen değerlerin tehlikeye girmesi ve borçlarla karşı karşıya kalınacağını hissetmesi üzerine … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ni kurduğunu, şirket hisselerinin %40’nın emaneten davalı …’in kontrolündeki kişilere devredildiğini, herhangi bir devir bedelinin ödenmediğini, hisse devirlerinin geçersizliği hususunda açılacak davaların sonuçlanmasının uzun yıllar alacağını, özel yasaların TMSF'ye tanıdığı yetkilerle konunun etkili ve çabuk şekilde çözümleneceğini, … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ndeki %40 hissenin devrinin geçersiz sayılarak, bu hisseler bedelinin Fona olan borçlarından mahsup edilmek üzere, 6183 sayılı Yasa'nın uygulanmasını istediğini bildirmiş; TMSF Fon Kurulu kararıyla dava konusu hacizli şirket hisseleri için 5.000.000 Amerikan Doları'nın tahsil edilmesine ve bu tutarın en geç 31/01/2008 tarihine kadar … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’den nakden ve peşin olarak alınmasına karar verilmiş, adı geçen şirketçe belirlenen bedelin ödenmesi üzerine hisselerin kaydındaki hacizler fek edilmiştir. … ile … tarafından TMSF'ye başvurularak … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ndeki %40 hissesine sahip oldukları haklarına istinaden şirketten yapılacak tahsilatların Tekmar Grubu'nun kesin borç miktarı ve buna uygun ödeme tablosu belirlenene kadar bir depo hesabına alınarak muhafazası sonrasındaki belirlemelere göre borçlarına mahsup edilmesi istenmiştir. Açıklandığı üzere dava konusu edilen 01/12/1997 tarihli belgede yer alan alacağını temlik eden … ile …’nun … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ndeki toplam %40 oranındaki hissesi TMSF'ye olan borçlarına karşılık olmak üzere haczedilerek bedelleri şirket tarafından TMSF'ye ödenmiş, hisseler üzerindeki hacizler kaldırılmıştır. … TMSF'ye olan borçlarının karşılığı olarak … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ndeki dava konusu hisselerin bedellerinin TMSF tarafından tahsilini talep etmekle, belirlenen bedellerin şirket tarafından ödendiği nazara alındığında dava konusu 01/12/1997 tarihli belgede yer alan ve davalıya yüklenen istendiğinde hisselerin iadesi yükümlülüğünü yani belirtilen belgede yer alan garanti edilen edimin ifasını kendi eylem ve tutumlarıyla gerçekleştirilmesini engellemiş olmaktadır. Bu suretle, dava konusu emaneten devredildiği bildirilen … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ndeki toplam %40 oranındaki hisse TMSF'ye başvuruları ile hisse sahiplerinin talebi doğrultusunda haczedilerek hisse bedelleri TMSF'ye ödenmekle temlik edenin hisselerin iadesini isteme hakkı ve dolayısıyla bu iade gerçekleşmezse 01/12/1997 tarihli belgede düzenlenen cezai şartın tahsilini isteme hakkı sona erdiğinden, dava konusu belgede geçen hisselerin iadesi taahhüdünü yerine getirmeyen davalıdan belirlenen cezai şart bedelinden TMSF'ye ödenen kısım düştükten sonra kalan kısmın tahsilinin istenemeyeceği kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne hükmedilmesi doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. 3- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin dava konusu cezai şartın tenkisinin gerektiğine ve icra inkar tazminatının tahsiline dair karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Direnme Kararı: 9. Bilecik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.11.2018 tarihli ve 2018/297 E., 2018/405 K. sayılı kararı ile; dava dışı … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından TMSF'ye yapılan 5.000.000USD ödemenin hisse bedeli olarak kabul edilebilmesi için hisselerin satışının ya da devrinin yapılmış olması gerektiği, oysa söz konusu hisseler üzerindeki hacizlerin kaldırılması ve şirkete atanan denetim ve yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin sona erdirilmesi karşılığında TMSF'ye 5.000.000USD ödeme yapıldığı ve hisselerin sahibinin değişmediği, kaldı ki; TMSF'ye ödeme yapan kişinin de hisselerin resmiyette sahibi görünen dava dışı … değil … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş. olduğu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 329. maddesi uyarınca iktisap yasağı nedeniyle … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin kendi hisselerini zaten iktisap edemeyeceği, bu hâliyle … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından TMSF’ye yapılmış olan 5.000.000USD ödemenin hisselerin bedeli olarak kabulünün mümkün olmadığı, davalının ihtara rağmen taahhüdünü yerine getirmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı: 10. Bilecik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.05.2019 tarihli ve 2019/11-129 E., 2019/541 K. sayılı kararı ile; “…Somut olayda, davacı tarafından bozma sonrasında TMSF’nin 10.04.2018 tarihli yazısı dosyaya sunulmuş ve mahkemece bu yazıya atıf yapılarak direnme kararı verilmiştir. TMSF’nin 10.04.2018 tarihli yazısı daha önce dosya kapsamında bulunan TMSF’nin 27.12.2007 tarihli ve 2007/651 K. sayılı kararı ile aynı doğrultuda olsa da anılan yazıda … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş. hisselerinin Fon tarafından herhangi gerçek veya tüzel kişiye satılmadığının açıkça belirtildiği, bu hususun ilk kararda yer almadığı ancak direnme kararının gerekçesinde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, mahkemece, bozma sonrasında davacı vekilince dosyaya sunulan mütalaaların da incelendiği belirtilerek 6762 sayılı TTK’nın 329’uncu maddesinden ilk kararda bahsedilmediği hâlde direnme kararında bu maddeye yer verilerek … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin kendi hisselerini iktisap edemeyeceğinin belirtildiği ve yine ilk kararda dava konusu icra takibinin cezai şarta ilişkin olduğunun belirtildiği hâlde direnme kararında dava konusu icra takibinin sözleşmede kararlaştırılan tazminata ilişkin olduğuna yer verildiği görülmektedir. Görüldüğü üzere mahkemece ilk kararın Özel Dairece bozulmasından sonra dosyaya giren TMSF’nin yazısı çerçevesinde ve ayrıca ilk kararda yer almayan gerekçelerle direnme kararı verilmesi direnme kararının gerekçesinin değiştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle, mahkemenin direnme olarak adlandırdığı bu kararın gerçekte direnme olmayıp, ilk kararda tartışılıp değerlendirilmemiş yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, davacı tarafından bozma sonrası dosyaya sunulan TMSF’nin 10.04.2018 tarihli yazısının dosya kapsamında daha önce bulunan TMSF’nin 27.12.2007 tarihli ve 2007/651 K. sayılı kararının tekrarı niteliğinde olduğu, mahkemece anılan yazıya atıf yapılarak karar verilmiş olmasının yeni hüküm niteliğinde olmadığı, ayrıca direnme kararında 6762 sayılı TTK’nın 329’uncu maddesinden bahsedilerek ilk karardaki gerekçenin güçlendirildiği ve ön sorunun bulunmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir. Bu nedenle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir…” gerekçesiyle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine oy çokluğuyla karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı: 12. Hukuk Genel Kurulu kararı sonrasında Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 08.11.2019 tarihli ve 2019/4025 E., 2019/7000 K. sayılı kararı ile kararın bozulmasına karar verilmiş, bunun üzerine taraf vekilleri karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır. 13. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23.03.2021 tarihli ve 2020/1116 E., 2021/2777 K. sayılı kararı ile; “…1- Dava, alacağını davacıya temlik eden dava dışı … ile davalı arasında düzenlenen 01.12.1997 tarihli sözleşmede kararlaştırılan cezai şarttan TMSF'ye ödenen bedelin düşülmesi ile bakiye kalan miktarın tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İcra takibi ile talep edilen cezai şartın kaynağı, 01.12.1997 tarihli sözleşme başlıklı sadece … tarafından imzalanan belgedir. Bu belgede davalı …, … A.Ş.'de …'nun sahibi bulunduğu 200 adet, …'nun sahibi bulunduğu 200 adet toplamda şirket sermayesinin %40'na tekabül eden hisselerin satışının gerçek bir devir olmadığını, hisselerin kendisinin emanet ve sorumluluğunda olduğunu, hisselerin iadesi talep edildiğinde iade edeceğini, bu taahhüdünü yerine getirmezse …'na 20.000.000 USD ödeyeceğini taahhüt etmiştir. Ancak, … dava dilekçesindeki beyanlara göre, kendisinin de ortağı olduğu başka şirketlerdeki ortakların bankalarla olan ilişkilerinden kaygı duyduğunu ve gerçekleşecek olumsuzluğun kendisine de yansıyabileceğini düşünerek … A.Ş.'deki hisselerini muvazalı olarak davalıya devrettiğini belirtmesine rağmen, evvela 18.01.2005 tarihinde TMSF'ye dilekçe vererek … A.Ş'de iki ana ortak olduğunu, birinin kendisi diğerinin … olduğunu, payını …'e devrettiğini, ancak kendisine para ödenmediğini, bu işlemi Tekmar A.Ş.'nin kullandığı kredilerden doğan risklerin … A.Ş.'ni etkilememesi için yaptıklarını bildirmiş; bilahare ise yine TMSF'ye verdiği 03.07.2006 tarihli dilekçesinde … A.Ş. hisselerini yediemin olarak …'e devrettiğini, hiçbir bedel almadığını bildirerek % 40 hisse devrinin geçersiz sayılmasını ve bu hisselerin bedelinin TMSF'ye olan borçlarından mahsup edilmek üzere 6183 sayılı Yasa'nın uygulanmasını talep etmiştir. Bunun üzerine, öncelikle TMSF'nin 18.10.2007 tarih ve 2007/522 sayılı kararı ile hisse devrinin geçersiz sayılmasına karar verilmiş; daha sonra ise 27.12.2007 tarih ve 2007/651 sayılı Fon Kurulu Kararına göre de Yetkin ve …'na ait … A.Ş.'deki hacizli hisselerin değeri 13.900.000 USD olarak belirlenmiş ise de, hacizli hisselerin azınlık hissesi olarak satışa çıkması nedeniyle rağbetin az olacağı, şirketin istihdam ettiği kişi sayısı nedeniyle itibarının zedelenmemesi ve değerini yitirmemesi ve ayrıca şirketin Bilecik'te olması nedeniyle hisse satışında zorluklarla karşılaşılabileceği hususları dikkate alınarak hacizli hisseye mukabil ortaklardan …'den 5.000.000USD tahsil edilmesi ve bedelin nakden ve peşin olarak ödenmesi kaydı ile şirkete atanan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin görevlerinin sonlandırılmasına karar verilmiştir. Bundan sonra … ilk kez 18.01.2011 tarihinde davalıya ihtarname göndererek emanet verilen hisselerin iadesini istemiş, davalının iade etmemesi üzerine 21.06.2012 tarihli ihtarla da 01.12.1997 tarihli sözleşmede gösterilen cezai şart bedeli 20.000.000 USD'den TMSF'ye ödenenen 5.000.000 USD düşüldükten sonra kalan 15.000.000 USD'nin 10 gün içinde ödenmesi ihtar edilmiş ve ödenmemesi üzerine de … tarafından 05.12.2012 tarihinde yapılan temlike istinaden dava konusu olan icra takibi alacağın dayanağı cezai şart olarak gösterilmek suretiyle davacı tarafından başlatılmıştır. Davacı, her ne kadar davalı tarafından 01.12.1997 tarihinde düzenlenen belgeye dayalı olarak bu belgede belirlenen cezai şart alacağından TMSF'ye ödenen miktarı düşerek bakiyesini talep etmekte ise de davacının öncelikle TBK'nın 179/1 maddesi gereğince edimin ifa edilmemesi suretiyle sözleşmeye aykırılığın gerçekleştiğini, davalının sözleşmeyi ihlal ettiğini ispatlaması gerekir. …, TMSF'ye yazdığı dilekçelerinde kayden görünmese de … A.Ş.'nin %40 hissesinin aslında kendisine ait olduğunu, Tekmar A.Ş.'nin kredi borçları nedeniyle riski görerek emaneten davalıya devrettiğini ve devrin geçersiz kabul edilerek hisse bedellerinin borcuna mahsup edilmesini talep ettiğinden ve bundan sonra TMSF tarafından öncelikle hisse devri geçersiz sayılarak hisseler haczedilip bilahare 5.000.000 USD ödenmesi sonucunda haczin kaldırılmasına karar verildiğinden, 01.12.1997 tarihli belgeye göre "hisselerin istenildiği an geri verilmesi" şeklinde davalıya yüklenen edimin ifasını, … kendi eylem ve tutumları ile engellemiş bulunmaktadır. Sözleşmeyi ihlal eden davalı olmayıp, edimin yerine getirilmesini alacağı davacıya temlik eden … kendi hal ve davranışları ile engellemiş olduğundan cezai şartı talep etmesi mümkün değildir. Bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekmekle davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüyle Dairemiz bozma ilamının kaldırılarak, kararın açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin karar düzeltme itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir…” gerekçesi ile karar oy çokluğuyla bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Direnme Kararı: 14. Bilecik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.09.2021 tarihli ve 2021/171 E., 2021/330 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; hisse devrinin söz konusu olmadığı, 27.12.2007 tarihli TMSF Kararı'nda hacizli hisselerin bedelinin 13.900.000USD olduğu, ancak 5.000.000USD karşılığında hacizlerin kaldırılmasına karar verildiği, buna göre … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yapılan ödemenin hacizlerin kaldırılması için yapıldığı, dava dışı …’nun hisse devrini imkânsız hâle getirmediğinden cezai şartın talep edilebileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 15. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 16. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 01.12.1997 tarihli taahhütnameye konu olan … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş.’deki toplam %40 oranındaki hissenin bedelinin TMSF’ye olan borçlarından mahsup edilmesinin temlik eden … tarafından talep edilmesi ve … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından TMSF’ye 5.000.000USD ödenmesi karşısında temlik eden …’nun hisselerin iadesini isteme hakkının bulunup bulunmadığı ve buradan varılacak sonuca göre 01.12.1997 tarihli taahhütnamede düzenlenen tazminatın tahsilinin talep edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 17. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 18. Günümüzde mevcut borç ilişkilerinin çeşitliliği karşısında, taraflarca tesis edilen hukukî ilişkilerdeki “güven” ihtiyacı nedeniyle garanti sözleşmeleri, bu ihtiyacı temin bağlamında önem arz eden bir hukukî kurum olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Garanti sözleşmeleri en geniş anlamıyla, bir kimsenin başkasının karşısında bulunduğu tehlikeyi kendi üzerine almasını öngören bütün sözleşme ve anlaşmalar için kullanılmaktadır (Tandoğan, Haluk: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri C. II, İstanbul 2010, s. 684). Bu teminat; taşınır, taşınmaz, alacak veya işletme üzerinde rehin tesisi suretiyle aynî veya başlıca kefalet, birlikte borç üstlenme, sigorta sözleşmesi ve garanti sözleşmesi gibi görünümlerle karşımıza çıkan şahsî teminat mahiyeti taşıyabilir. 19. Şahsî teminat sağlayan garanti sözleşmeleri, garanti alanın belli bir davranışa girişmesinden (yöneltici, saf garanti sözleşmesi) veya kendisi ile borç ilişkisine giriştiği bir üçüncü kişinin edimini yerine getirmemesinden (teminatı amaçlayan garanti sözleşmesi) doğan zarar tehlikesini, garanti verenin bağımsız bir taahhütle kısmen veya tamamen üzerine aldığı sözleşme olarak tanımlanabilir (Tandoğan, s. 809). 20. Garanti sözleşmeleri mevzuatımızda bağımsız bir tanıma sahip olmamakla birlikte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 128. maddesinde garanti sözleşmelerinin bir alt türü olarak nitelendirilebilecek “üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmeleri” düzenlenmiştir. Bu tür sözleşmelere dair benzer bir hüküm de BK’nın 110. maddesinde “başkasının fiilini taahhüt” başlığı altında düzenlenmiştir. 21. Türk Borçlar Kanunu’nun 128 maddesi; “Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Belirli bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilir.” şeklinde olup anılan hükümle üçüncü kişinin fiilini taahhüt/üstlenme müessesesi düzenleme altına alınmıştır (BK m. 110). Buna göre TBK’nın 128. maddesinde üçüncü kişinin fiilini üstlenme, bir kimsenin diğer kimseye üçüncü kişinin herhangi bir fiilini yahut edimini taahhüt ederek bu fiilin gerçekleşmemesi hâlinde uğranılan zararı gidermeyi üstlenmesi olarak ele alınmıştır. 22. Bu sözleşmelerde sözleşmenin tarafları üçüncü kişinin fiilini üstlenen/taahhüt eden ile lehine taahhütte bulunulan olup fiili üstlenilen/taahhüt edilen üçüncü kişi sözleşmenin tarafı değildir. Burada üçüncü kişinin fiilini üstlenen/taahhüt eden (garanti veren), bu yöndeki iradesini üçüncü kişinin temsilcisi sıfatıyla değil kendi nam ve hesabına yapmakta, başkasının fiilini kendi adına üstlenerek fiilin gerçekleşmemesi hâlinde oluşacak olan zarardan kaynaklanan sorumluluğu üzerine almaktadır. Bu sebeple fiili üstlenilen/taahhüt edilen üçüncü kişi sözleşmenin tarafı olmayıp sözleşmenin hukukî sonuçlarından üçüncü kişi değil, sözleşmelerin nisbîliği ilkesi gereği onun fiilini üstlenen/taahhüt eden sorumlu olur. Dolayısıyla üçüncü kişinin fiilini üstlenme/taahhüt niteliğindeki bir sözleşmenin bağlayıcılığı, fiili taahhüt edilen kişinin belirli bir yönde davranmayla yükümlü olmasına bağlı değildir. Bu anlamda fiili üstlenilen/taahhüt edilen üçüncü kişinin sözleşme alacaklısına (lehine taahhütte bulunulana) hiçbir borcu olmasa yahut edimi geçersiz bir borç ilişkisinden kaynaklansa dahi taahhüt edilen fiilin ifa edilmemesi hâlinde ortaya çıkacak olan zarardan yine üçüncü kişinin fiilini üstlenen/taahhüt eden sorumlu olur. 23. Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi kapsamında tesis edilen sözleşmelerin geçerliliği kapsamında öncelikle üçüncü kişinin fiilini üstlenenin/taahhüt edenin fiil ehliyetini haiz olması gerekir. Öte yandan üçüncü kişinin fiili bakımından lehine taahhütte bulunulan kişinin ise temyiz kudretine sahip olması yeterli olup ayrıca fiil ehliyetinin varlığı kural olarak aranmaz. Fiili üstlenilen/taahhüt edilen üçüncü kişinin ise; üstlenilen/taahhüt edilen fiilini yerine getirebilecek durumda olması beklenir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, C. I, Ankara 2012, s. 853). 24. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme/taahhüt sözleşmeleri ayrıca, tüm sözleşmeler bakımından varlığı aranan genel geçerlilik koşullarına tabi olup bu şartların mevcudiyeti, üçüncü kişinin fiilini üstlenen/taahhüt eden ile lehine taahhütte bulunulan arasındaki hukukî ilişkide aranır. Öte yandan önemle belirtilmelidir ki; üstlenilen/taahhüt edilen üçüncü kişi fiilinin hukuka, ahlâka ve emredici hükümlere aykırı olmaması gerekir. Böyle bir fiilin üstlenilmesi/taahhüt edilmesi hâlinde sözleşme, TBK’nın 27. maddesi gereği hükümsüzlük yaptırımına tabidir (Uygur, s. 853). Buna ek olarak fiili taahhüt edilen üçüncü kişinin belirli bir şahıs olmasına gerek bulunmamakta olup edime konu olabilecek her şey, üçüncü kişinin fiilini taahhüt sözleşmesine konu olabilir. Bu kapsamda üstlenilen/taahhüt edilen fiil müspet nitelikte olabileceği gibi belirli bir fiili yapmama şeklinde ortaya çıkabilecek tarzda bir menfi nitelikte de olabilir. 25. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme/taahhüt sözleşmesinin geçerliliği herhangi bir şekil şartına bağlı olmamakla birlikte yazılı şekil, tazmin borcunun kapsamını ispat yönünden önem taşır. Ayrıca sözleşme serbestîsi ilkesinin doğal sonucu olarak taraflar, sözleşme ile hangi zarar kalemlerinin, hangi miktarlarda tazminat kapsamına dâhil olacağını, genel emredici hükümler çerçevesinde serbestçe kararlaştırabilirler. Böyle bir sözleşmenin varlığı hâlinde talep hakkı, şartları oluştuğu takdirde, ahde vefa ilkesi gereğince tarafların sözleşmeye koydukları sınır ile belirlenir. Bununla birlikte üçüncü kişinin edimi için verilen garantiden dolayı talep edilebilecek tazminata sınırlandırma yapılmamış olması, sözleşmenin geçerliliğine etkili değildir. 26. Sözleşmede ödenecek tazminata dair belirlemenin yapılmamış olması, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince üstlenen/taahhüt edenin sorumluluğunun sınırsız olacağı şeklinde yorumlanamaz. Gerçekten bir sözleşmenin geçerli olması için, onun taraflara yüklediği hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, başka bir deyimle yeteri kadar belirli olmalıdır. Bu itibarla, limit gösterme şartı bulunmamakla birlikte üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesinde hangi fiilin üstlenildiğinin/taahhüt edildiğinin belli olması ya da garanti edilen fiilin boyutlarının tereddüt yaratmayacak biçimde belirlenebilir nitelikte bulunması gerekir. Bu nedenle sözleşme düzenlendiği anda garanti edilen edimin sınırlarının açıkça belirlenmemiş olması ya da bunu belirlemeye yarayan koşul ve açıklamaların sözleşmede yer almaması hâlinde garanti edenin sorumluluğundan söz edilemez. 27. Belirtilen bu hususlar yanında, üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesinde, üstlenilen/taahhüt edilen fiilin gerçekleşmemesi hâlinde ödenecek olan tazminat miktarının taraflarca, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde belirlenmesi de mümkündür. Götürü tazminat olarak adlandırılan bu tür tazminat, asıl borcun ihlâl edilmesi hâlinde tazmin edilmesi gereken zarar miktarının önceden ve götürü olarak kararlaştırılmasını ifade eder. Götürü tazminatın belirlenmesiyle taraflarca, zararın tazmini anlamında ispat yükünden kurtularak sözleşmede hukukî güvenliği tesis amaçlanır. Götürü tazminatın belirlenmesi ile üçüncü kişinin fiilinin ifa edilmemesi hâlinde meydana gelen zararın tazmininde, borçlunun sorumluluğunun belirlenmesi yanında ayrıca borçlunun sorumluluğunun sınırlandırılması da söz konusu olur. 28. Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi kapsamındaki üçüncü kişinin fiilini üstlenmede/taahhütte borçlu (garanti veren), diğer bir şahsın edimini onun mümessili sıfatıyla hareket etmeksizin kendi adına ve hesabına yaptığı bir sözleşme ile taahhüt etmektedir. Bu taahhütle yükümlülük altına giren kimse kendi fiilini taahhüt edecek yerde üçüncü kişinin fiilini taahhüt etmekte ve bu taahhüt ifa edilmediğinde, yani üçüncü kişi tarafından fiil yerine getirilmediğinde meydana gelen zararı ödemek zorunda kalmaktadır (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2006, s. 1107). Bu itibarla borçlunun sorumluluğu, başka bir borcun varlığına, geçerliliğine ve dava yahut takip edilebilir olmasına bağlı değildir. Bu kapsamda alacaklı ve borçlu arasındaki garanti ilişkisinin fiili taahhüt edilen üçüncü kişi ile lehine taahhütte bulunulan arasındaki hukukî ilişki ile arasında aslilik-fer’îlik ilişkisi bulunmamaktadır. Taahhüt edilen fiil ifa edilmezse doğacak zarardan, fiili taahhüt edilen üçüncü kişi değil, onun fiilini taahhüt eden/üstlenen borçlu sorumlu olacaktır. 29. Üçüncü kişinin edimini üstlenme/taahhüt sözleşmesi tek tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Bu kapsamda lehine taahhütte bulunulanın, borçlu tarafından kendisinin yöneltilmek istenildiği davranışta veya girişimde bulunmak hususunda ona karşı bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ayrıca lehine taahhütte bulunulan, taahhüt edilen fiilin gerçekleşmesini kusuru ile engelleyecek olsa dahi fiili üstlenene/taahhüt edene karşı sözleşme kapsamında bir yükümlülüğü yahut tazminat sorumluluğu doğmaz. Böyle bir durumda lehine taahhütte bulunulan ancak tazminat isteme hakkını kaybeder. 30. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; alacağını davacıya temlik eden dava dışı … ile dava dışı …’na ait dava dışı … Mermer San. ve Tic. A.Ş. nezdindeki toplamda 400 adet hissenin aynı kişilerce devredildiği, buna ilişkin olarak 01.12.1997 tarihli “Sözleşme” başlıklı taahhütname ile anılan hisselerin devrinin gerçek bir devir olmadığının, bu hisselerin kendisinin sorumluluğunda olduğunun, hisselerin iadesinin her zaman talep edilebileceğinin, istenildiğinde bu hisseler ve şirketin sermaye artışı yapmaları hâlinde bu artışla ulaşılan yeni hisse oranları ile şirkete kaydının sağlanacağının, hisselerin iade edilmemesi hâlinde ise hiçbir itirazda bulunulmaksızın 20.000.000USD’nin ödeneceğinin davalı tarafından dava dışı temlik eden …’na taahhüt edildiği anlaşılmaktadır. 31. Dava konusu hisselere ilişkin olarak temlik eden dava dışı … tarafından TMSF’ye sunulan 18.01.2005, 03.07.2006 ve 15.01.2008 tarihli dilekçelerde yukarıda bahsi geçen hisse devirlerinin gerçek bir devir olmadıkları, … Mermer San. ve Tic. A.Ş.’nin finansal risklerden etkilenmemesi amacıyla hisselerin emaneten davalıya devredildiği, karşılığında bir bedelin alınmadığı, hisselerin gerçekte kendisine ait olduklarını beyanla anılan hisse devirlerinin geçersiz sayılarak hisse bedellerinin TMSF’ye olan borçlarından mahsup edilip 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un uygulanması talep edilmiştir. Bu talep üzerine TMSF tarafından alınan 27.12.2007 tarihli karar ile; o tarihte dava dışı … adına kayıtlı ve TMSF lehine hacizli olan … Mermer San. ve Tic. A.Ş.’nin %36,4 oranındaki hissesi için 5.000.000USD’nin … Mermer San. ve Tic. A.Ş.’den 31.01.2018 tarihine kadar tahsil edilmesine, ödemenin yapılmasını müteakiben TMSF tarafından aynı şirkete atanan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin görevlerinin sonlandırılmasına, hisseler üzerindeki hacizlerin kaldırılmasına karar verilmiş ve … Mermer San. ve Tic. A.Ş. tarafından TMSF’ye yapılan ödemeler sonrasında hisseler üzerindeki hacizler kaldırılıp TMSF tarafından görevlendirilen yönetim ve denetim kurulu üyelerinin görevleri sonlandırılmıştır. 32. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna yapılan ödeme sonrasında ise temlik eden dava dışı … tarafından 18.01.2011 tarihinde davalıya ihtarname gönderilerek emanet verilen hisselerin iadesi istenilmiş, hisselerin iade edilmemesi üzerine 21.06.2012 tarihli ihtarla da 01.12.1997 tarihli sözleşmede gösterilen bedel olan 20.000.000USD'den TMSF'ye ödenenen 5.000.000USD mahsup edildikten sonra kalan 15.000.000USD'nin on gün içinde ödenmesi ihtar edilmiş ve ödenmemesi üzerine de dava dışı … tarafından 05.12.2012 tarihinde yapılan temlike istinaden davalı aleyhine dava konusu olan icra takibi yapılmıştır. 33. Uyuşmazlık kapsamında öncelikle üzerinde durulması gereken husus; davalı tarafından imza altına alınan 01.12.1997 tarihli “Sözleşme” başlıklı taahhütname ve içeriğinin hukukî niteliğidir. Bu çerçevede anılan belge ile dava dışı temlik eden …’na ve …’na, devrettikleri dava dışı … Mermer San. ve Tic. A.Ş. hisselerinin, istedikleri tarihte iadesine dair hisseleri elinde bulunduran üçüncü kişilerin fiili, bu kişilerden bağımsız olarak ve asli bir yükümlülük ile davalı tarafından kendi nam ve hesabına taahhüt edilmiş olup, hisselerin iade edilmemesi hâlinde de ortaya çıkacak olan zarara ilişkin olarak önceden belirlenmiş olan 20.000.000USD tazminatın temlik eden dava dışı …’na ödeneceği davalı tarafından taahhüt edilmiş/üstlenilmiştir. Buradan hareketle 01.12.1997 tarihli belge ile temlik eden dava dışı … ile davalı dışında hisselerin adına kayıtlı olduğu üçüncü bir kişinin fiili, davalı tarafından kendi nam ve hesabına üstlenilmiş ve bu fiilin gerçekleşmemesi hâlinde ortaya çıkacak olan zararın giderileceği yükümlenilmiştir. Bu hâlde davalı tarafından imzalanan 01.12.1997 tarihli “Sözleşme” başlıklı belgenin hukukî niteliği itibariyle TBK’nın 128. maddesinde (BK m. 110) düzenlenen ve tek tarafa borç yükleyen “üçüncü kişinin fiilini üstlenme/taahhüt” niteliğinde bir belge olduğu sahip olduğu özellikler itibariyle her türlü duraksamadan uzak olup alacağı temlik alan davacı ile davalı arasındaki hukukî ilişki, TBK’nın 128. maddesi (BK m. 110) bağlamında ele alınmalıdır. 34. Her ne kadar Özel Dairece, temlik eden dava dışı …’nun TMSF'ye yazdığı dilekçelerinde; kayden görünmese de … Mermer San. ve Tic A.Ş.'nin %40 hissesinin aslında kendisine ait olduğunu, davacının kredi borçları nedeniyle riski görerek emaneten davalıya devrettiğini ve devrin geçersiz kabul edilerek hisse bedellerinin borcuna mahsup edilmesini talep ettiğinden ve TMSF tarafından öncelikle hisse devri geçersiz sayılarak hisseler haczedilip bilahare 5.000.000USD ödenmesi sonucunda haczin kaldırılmasına karar verildiğinden, 01.12.1997 tarihli belgeye göre "hisselerin istenildiği an geri verilmesi" şeklinde davalıya yüklenen edimin ifasının, dava dışı temlik eden …’nun eylem ve tutumları ile engellendiği, sözleşmeyi davalı ihlâl etmediğinden sözleşmede 01.12.1997 tarihli bedelin talep edilemeyeceği belirtilmiş ise de; Fon Kurulu’nun 27.12.2007 tarihli ve 2007/651 sayılı kararı uyarınca dava konusu şirket hisseleri üzerine TMSF tarafından konulan haczin kaldırılması için ifa edilen ödemenin dava dışı … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yapıldığı, yapılan ödeme esnasında dava konusu şirket hisselerinin devrinin söz konusu olmadığı ve hisse maliklerinin değişmediği sabittir. Başka bir anlatımla 01.12.1997 tarihli taahhütnameye konu olan … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş.’deki toplam %40 oranındaki hissenin bedelinin TMSF’ye olan borçlarından mahsup edilmesinin temlik eden dava dışı … tarafından talep edilmesi, … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından TMSF’ye 5.000.000USD ödenmesi ve hisseler üzerindeki hacizlerin fekki sonrasında bahse konu hisselerin mevcut durumunda herhangi bir değişim söz konusu olmadığı gibi 01.12.1997 tarihli taahhütnamede belirtildiği şekilde iade imkânı ortadan kalkmamıştır. Bu nedenle 01.12.1997 tarihli taahhütnamedeki "hisselerin istenildiği an geri verilmesi" şeklinde davalıya yüklenen edimin ifasının, dava dışı temlik eden …’nun eylem ve tutumları ile engellendiği ve bu nedenle sözleşmede belirlenen tazminatı talep hakkının ortadan kalktığı söylenemez. 35. Buradan hareketle 01.12.1997 tarihli taahhütnamedeki "hisselerin istenildiği an geri verilmesi" şeklinde ifade edilen üçüncü kişilerin fiilinin ifası imkân dâhilinde olup talep hâlinde belirtilen ifanın gerçekleşmemesi hâlinde davalının, taahhütnamede önceden ve götürü olarak belirlenen 20.000.000USD tutarındaki tazminatı ödemekle yükümlü olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Temlik eden dava dışı … tarafından, … Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından TMSF’ye yapılan ödeme sonrasında aynı şirketin emaneten devredilen dava konusu hisselerinin iadesinin talep edilmiş olmasına rağmen anılan hisselerin iade edilmemesi sebebiyle, hisselerin maliki olan üçüncü kişilerin bu fiillerini TBK’nın 128. maddesi (BK m. 110) kapsamında ve 01.12.1997 tarihli taahhütnameyle üstlenen/taahhüt eden davalıdan, taahhüt edilen fiilin ifa edilmemesi nedeniyle aynı taahhütnamede götürü olarak belirlenen tazminatın, bu alacağı dava dışı …’ndan temlik alan davacı tarafından tahsili talep edilebilir. 36. Hâl böyle olunca; mahkemece yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir. 37. Ne var ki, Özel Dairece davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının (alacağın ve icra inkâr tazminatının miktarına yönelik) incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme uygun olduğundan davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.03.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 128. maddesinin birinci fıkrası uyarınca üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen kimse, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Belirli bir süre için yapılan üstlenmelerde sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde sorumluluğun sona ereceği kararlaştırılabilir. Bu ilişkide taraflar üçüncü kişinin fiilini üstlenen ile lehine taahhütte bulunulan olup fiili üstlenilen üçüncü kişi sözleşmenin tarafı değildir. Üçüncü kişinin fiilini üstlenen kişi iradesini üçüncü kişinin temsilcisi sıfatıyla değil kendi nam ve hesabına açıklayarak edimin ifa edilmemesi hâlinde ortaya çıkacak zarardan kaynaklanan sorumluluğu üzerine alır. Fiili üstlenilen üçüncü kişinin alacaklıya borcu bulunmasa veya edimi geçersiz bir borç ilişkisinden kaynaklansa dahi taahhüt edilen fiilin gerçekleşmemesi durumunda oluşan zarardan taahhüt eden sorumludur. Üçüncü kişinin fiilini üstlenenin fiil ehliyetini haiz olması aranırken lehine taahhütte bulunulan tarafın temyiz kudretine sahip bulunması kural olarak yeterlidir. 6098 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca üstlenilen üçüncü kişi fiilinin kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırı olması durumunda sözleşme kesin hükümsüzdür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 128Kaynağı aç
MADDE 128- Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Belirli bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilir. C. Üçüncü kişi yararına sözleşme I. Genel olarak
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 27Kaynağı aç
MADDE 27- Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur. III. Aşırı yararlanma

Üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi geçerlilik şekline bağlı tutulmamakla birlikte, yazılı şekil tazmin borcunun kapsamının ispatı yönünden önem taşır. Sözleşme serbestisi kapsamında taraflar hangi zarar kalemlerinin hangi miktarlarda tazminat kapsamına dahil olacağını serbestçe kararlaştırabilir. Garanti sözleşmesinde limit gösterilmesi zorunlu olmamakla birlikte 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralı çerçevesinde taahhüt edilen fiilin belirli olması ya da boyutlarının tereddüt doğurmayacak biçimde belirlenebilir nitelikte bulunması şarttır; sınırları açıkça belirlenmemiş veya bunu belirleyecek koşullara yer verilmemiş edimlerde garanti verenin sorumluluğundan söz edilemez. Asıl borcun ihlali hâlinde tazmin edilecek zarar önceden götürü tazminat olarak da belirlenebilir. Götürü tazminat belirlenmesiyle taraflar zararın tazmini anlamında ispat yükünden kurtulur, borçlunun sorumluluğu sınırlandırılır ve sözleşmede hukuki güvenlik sağlanır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet

Nama Yazılı Payların Devrinde Serbesti, Şirket Onayı ve Bağlam Engelleri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 490. maddesinin birinci fıkrası uyarınca nama yazılı paylar, kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın serbestçe devredilebilir. Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir. Bununla birlikte aynı Kanun'un 492. maddesinin birinci fıkrası uyarınca esas sözleşme, nama yazılı payların ancak şirketin onayıyla devredilebileceğini öngörebilir ve bu kısıtlama intifa hakkı kurulurken de geçerlidir; şirket tasfiyeye girmişse devredilebilirliğe ilişkin sınırlamalar düşer. Pay devri için gerekli onay verilmediği sürece payların mülkiyeti ile paylara bağlı tüm haklar devredende kalır. Miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi veya cebrî icra gereği iktisapta mülkiyet ve malvarlığı hakları derhâl devralana intikal ederken, genel kurula katılma ve oy hakları ancak şirketin onayı ile devralana geçer. Şirket onay istemini aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya yapılan ret haksızsa onay verilmiş sayılır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1865, K. 2025/478Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/1865 E.  ,  2025/478 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/773 Esas, 2023/1560 Karar BİRLEŞEN İSTANBUL 21. SALİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2019/469 E. HÜKÜM : Yeniden Hüküm Kurulmak Suretiyle Asıl ve Birleşen Davanın Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/541 E., 2020/522 K. Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA 1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı şirketin toplam sermayesinin %21,68'ini temsil eden 43.567 adet C grubu nama yazılı pay sahibi olan müvekkili şirketin, davalı şirketteki tüm paylarını devrederek ortaklıktan ayrılmak istediğini, davalı şirketin ortaklarına, pay sahipleri sözleşmesi gereği önalım haklarını kullanması hususunda bildirim yükümlülüğünü yerine getiren müvekkili şirketin 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş. ile imzaladığı pay devir sözleşmesi ile ilgili pay devri kararı alınması ve pay devrinin şirket pay defterlerine işlenmesi talebinin 24.06.2019 tarihli toplantıda, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1. ve 8.1.(i) maddesi gerekçe gösterilerek oy birliği ile reddedildiğini, davaya konu pay devrinde ana sözleşmeye aykırılık bulunmadığını, nama yazılı pay devrinin önemli bir sebeple reddi için red sebeplerinin esas sözleşmede açık ve somut bir şekilde belirtilmesi gerektiğini, pay devrinin reddini gerektirecek önemli bir sebebin bulunmadığını, şirket açısından önemli bir payın devrinin de söz konusu olmadığını, davalı şirketin halihazırdaki ortaklarının profili şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı açısından önemli ise de bu hususun şirketin kuruluş ve gelişme aşamalarında bir anlam ifade ettiğini, gelinen aşamada davalı şirketin tanınır ve güvenilir bir şirket haline geldiğini, ayrıca pay sahipleri sözleşmesine göre müvekkili şirketin, davalı şirkette mali yükümlülük altına girme borcunun olmadığını, davalı şirkette ortak olarak kalmasının davalı şirketin hayatiyeti açısından öneminin olmadığını, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesindeki, muhtemel pay devri kısıtlamalarının emredici nitelikteki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek davalı şirket yönetim kurulunca verilen 24.06.2019 tarihli ve 2019/6 sayılı kararın iptali ile müvekkili tarafından yapılan pay devir işleminin pay devir tarihi olan 29.05.2019 tarihi itibariyle pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen dosyanın dava dilekçesinde; nitelikli kararların alınmasına yönelik olarak, C grubu pay sahipliği temsil edilmediğinden toplantı yeter sayısının sağlanmadığını, hisse devrinin reddine dair 24.06.2019 tarihli … yönetim kurulu kararının batıl/geçersiz olduğunu, dolayısıyla şirketçe 3 ay içerisinde hisse devrinin tescilini red iradesinin tecessüm etmemiş olduğunu ileri sürerek müvekkili şirketin hissedarlığının tespitine ve pay devrinin pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde pay sahipleri çevresinin bileşimine dair hüküm yer aldığını, pay sahiplerinin profilinin şirket için önem arz ettiğini, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 2017 yılında kaleme alındığını, davacı şirketin hisselerini devretmek istediği … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş.nin yönetim kurulu başkanı ve sahibi olan şahsı yönetim kuruluna aday gösterdiğini, bu adayın seçilmemesi üzerine 24.05.2019 tarihli olağanüstü genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın kabulüne karar verildiğini, genel kurul süreciyle ilgili uyuşmazlıklar devam ederken davacının diğer ortakların itirazlarını görmezden gelerek hisselerini … A.Ş'ye devrettiğinden bahisle bildirimde bulunduğunu, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu kararı ile pay devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddedildiğini, şirketin ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığında bankalarla yapılan işlemlerin önemli olduğunu, davacının hisselerini devrettiği şirketin sahibinin dava dışı … A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu şirketin müvekkilinin rakibi konumunda bulunduğunu, bankaların dönem itibarı ile ortak değişikliğini kabul etmemesinin muhtemel olduğunu, … A.Ş.'nin 2016 yılında kurulduğunu, ana iştigal konusunun … İnşaat Grubu ile ilgili olduğunu, müvekkili şirketin ekonomik yönden ve yeni işlere girmekte sıkıntılı olduğu bir dönemde rakip bir şirketin müvekkili ortaklık yapısına dahil olmasının ve şirketin yıllarca biriktirdiği birikime vakıf olmasının kabul edilebilir olmadığını, bu yönü ile pay sahibi çevresinin bileşiminin korunmasının önemli olduğunu, rakip bir şirketin pay sahipleri çevresinin bileşimini bozacak şekilde ortaklık yapısına dahil edilmek istenmesi karşısında pay devri talebinin reddedilmesinin ilgili mevzuata uygun olduğunu, davacı tarafın da oyuyla kabul edilen şirket ana sözleşmesinin 8.1.(i) maddesinde pay sahipleri arasındaki sözleşmeye aykırı devirlerin şirket tarafından reddedilebileceği hükmü getirildiğini, kurulduğu günden bu yana şirkette ortak olan hissedarların güçlü bir pay sahibi çevresi oluşturduğunu, teknik başarı yakalanmış olsa da ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının elzem olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; asıl dava ile birleştirme taleplerinin olduğunu, davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirket ana sözleşmesinin 12. maddesine göre nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması kararının özellikli yönetim kurulu kararı olduğu, 8.1. maddesine göre nama yazılı payların ancak şirketin onayı ile devredilebileceği, bu onayın şirketin yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararla verilebileceği, ana sözleşmenin 8.1., 12. maddesi ve pay sahipleri sözleşmesinin 6.7. ile 6.8. maddeleri uyarınca özellikli yönetim kurulu toplantılarında C grubu yönetim üyesinin varlığının ve olumlu oyunun arandığı, birleşen davada davacı şirketin halihazırda pay sahibi olmayıp üçüncü kişi olduğu, dolayısıyla yönetim kurulu seçilmesine dair genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın sonucunun bu davaya etkili olmayacağı, zira genel kurul iptali kararlarının kesinleşmekle hüküm ifade edeceği, buna göre, üçüncü bir kişinin şirkette pay sahibi olabilmesi için yönetim kurulunun hisse senetlerinin devrini oy birliği ile onaylaması gerektiği, 24.06.2019 tarihli dava konusu yönetim kurulu toplantısında oy birliği ile davacıların pay devri işleminin pay defterine işlenmesi talebini reddettiği, ana sözleşme ve pay sahipleri sözleşmesinde pay devrinin reddi için yönetim kurulunun tüm üyeler ile toplanması ve oy birliği ile karar alma şartı bulunmadığı, bu şartın sadece devre onay verilecek yönetim kurulu toplantıları için öngörüldüğü, ayrıca 6102 sayılı TTK'nın 490. maddesi uyarınca kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, davalı şirketin ise ana sözleşme ile devri yönetim kurulunun oy birliği ile alacağı onay kararı şartına bağladığı, somut olayda, C grubu hisseleri temsil eden üyenin olumsuz oy kullandığı varsayıldığında dahi dört yönetim kurulu üyesisinin pay devrine onay vermediği, dolayısıyla C grubunu temsilen yönetim kurulu üyesi toplantıya katılmasa veya katılıp olumlu oy kullansa dahi sonucun değişmeyeceği, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu toplantısında yönetim kurulunun ana sözleşmenin 8.1. ve 8.1.(i) maddesine atıfta bulunduğu, şirketin içinde bulunduğu süreç dikkate alındığında pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması hususunun hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığı için büyük önem arz ettiği gerekçesine dayandığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinde yer verilen hususların haklı neden için somut gerekçe içerdiği, zira 6102 sayılı TTK'nın 493/2 hükmüne göre pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin onayın reddini haklı göstermesinin önemli sebep oluşturacağının kabul edildiği, yönetim kurulu kararında 8.1.(i) maddesi ile pay sahipleri sözleşmesine atıf yapıldığı, pay sahipleri sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinin, davalı tarafın ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının önemine ilişkin açıklamalarını teyit ettiği, dava dilekçesinde yer alan ifadelere göre davacının da mevcut profilin şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetin devamlılığı için önem ifade ettiğini, bu sayılanların şirketin kuruluş aşamasında anlamlı olduğunu belirttiği, ancak davalı şirketin kuruluş tarihinin 2005 olduğu, ana sözleşmede bu hususlara ilişkin değişikliğin davacının da olumlu oyuyla 2017 yılında yapıldığı, ticari hayatta bankalar yönünden şirketlerin ortaklık yapısının önemi ile ortaklık yapısındaki değişikliklere bankaların/kredi kuruluşlarının tereddüt ile yaklaştığının bilindiği, davalının bu yöndeki açıklamalarının haklı neden olduğu, şirket yapısına ve işletme konusuna yabancı bir kişinin/şirketin ortaklık yapısına dahil edilip, yüksek kredibilite ve teknik bilgi (know-how) isteyen alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin işletme konusuna yönelik faaliyetlerini sürdürmesinin, pay sahipleri çevresinin korunması ile, şirkete dahil olacak ortağın ancak bu niteliklere sahip olması halinde mümkün olacağı, birleşen davanın davacısının, dava dışı … A.Ş'nin yönetim kurulu başkanı olduğu, bu hali ile davalı şirketin ortakları arasına girerek vakıf olacağı bilgileri dava dışı … A.Ş. vasıtası ile kullanabilmesi ve inşaat alanında rakip firma haline gelmesinin, davalı şirketin büyümesi ve faaliyetinin devamlılığına olumsuz etki edebileceği kanaatinin oluştuğu, davalı şirketin pay devrine onay vermemesine ilişkin gerekçelerinin, pay devrinin reddi açısından önemli sebep teşkil ettiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada davacı taraflarca istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı …Ş.'nin davalı ….'de sahip olduğu 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu payların tamamının birleşen dosya davacısına devredilmesine ilişkin 10.05.2019 tarihli pay devir sözleşmesi imzalandığı, 6102 sayılı Kanun'un 490/1. maddesine göre, Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, ancak 492/1 maddesine göre de esas sözleşme ile nama yazılı payların şirketin onayıyla devredilebileceğinin öngörülebileceği, red sebeplerinin ise 493. maddede düzenlendiği, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmüne göre de şirket, onaylamaya ilişkin talebi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya reddi haksızsa, onay verilmiş sayılacağı, davalı şirketin ana sözleşmesinin 10. maddesinde yönetim kurulunun 5 üyeden oluşacağı, 12/7 ve devamı maddelerinde yönetim kurulunun özellikli yönetim kurulu kararları dışındaki kararlarının en az 4 üyeyle toplanıp en az 4 üyeyle karara bağlanacağı; özellikli yönetim kurulu kararlarına yönelik toplantılarında C grubu yönetim kurulu üyesinin varlığının ve olumlu oyunun gerekliliğinin düzenlendiği, nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanmasının özellikli yönetim kurulu kararları arasında sayıldığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 1. paragrafının son cümlesinde nama yazılı payların devrine ilişkin onayın şirket yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verileceğinin düzenlendiği, davalı şirketin 24.05.2019 tarihli genel kurulunda C grubu pay sahibi davacının gösterdiği aday yerine, ortaklardan … Yapı'nın aday gösterdiği … şirketin organsız kalmaması gerekçesiyle seçilmiş olması karşısında, şirket yönetim kurulunda C grubu payları temsil eden yönetim kurulu üyesinin, seçilemediğinden bulunmadığı, ana sözleşmenin 12. maddesine göre onay istemi için karar yeter sayısının sağlanamamasının onay isteminin reddi sonucunu, toplantı yeter sayısının sağlanamamasının ise yönetim kurulu kararının yokluğu sonucunu doğuracağı, usulüne göre toplanmamış bir yönetim kurulunun aldığı karar ile ilgili olarak ise toplantıya katılamayan üyenin karara etki edip edemeyeceğinin bir önemi bulunmadığı, zira "nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması" talebinin görüşüleceği yönetim kurulu toplantısına C grubu hisselerini temsil eden üyenin katılmasının yönetim kurulunun teşekkül ettirilebilmesi için şart olduğu, somut olayda, dava konusu nama yazılı hisse devrinin onaylanması talebinin, C grubu hisseleri temsil eden üyenin bulunmadığı bir toplantıda karara bağlanmış olması nedeniyle yok hükmünde olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmündeki "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır" şeklindeki hüküm uyarınca davalı şirket tarafından hisse devrinin onaylanması talebi usulünce reddedilmediğinden kabul edilmiş olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 493/1 hükmüne göre şirketin, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceği, 2. fıkraya göre ise pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturacağı, şirket ana sözleşmesinin 8.1. maddesinin "Pay sahipleri, Şirket’in ve Şirket’in iştiraklerinin faaliyette bulunduğu sektörlerde öncü bir konumda bulunabilmek ve Şirket’in işbu esas sözleşmede yer alan amaç ve konularını gerçekleştirmek için Şirket’in sürekli olarak yüksek düzeyde teknik bilgi (know-how) kullanması, geniş bir ağa sahip olması, profesyonel düzeyde uzmanlığa sahip olması gerektiğini ve ayrıca önemli miktarlarda yatırım yapması gerektiğini ve emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) Grubu, (B) Grubu ve (C) Grubu Pay Sahiplerinin tamamının, birlikte Şirket’in büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda Şirket’te önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmektedirler. Bu sebeple, nama yazılı paylar ancak Şirketin onayı ile devredilebilir. Bu onay Şirketin Yönetim Kurulu'nun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verilir.” şeklinde olduğu, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde ise pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceğinin düzenlendiği, yönetim kurulunca, pay devrinin şirket ana sözleşmesi'nin 8.1. maddesine aykırı olması ve pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığının korunması hususlarının red sebebi yapıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesinin gerekçesine göre, esas sözleşmeye konulacak haklı sebeplerin kanunda gösterilmiş sebeplerden olması gerektiği, esas sözleşmede mezkûr maddeye atfın yeterli olmadığı, haklı sebebin kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılması gerektiği, haklı sebep kategorilerinin paysahipleri çevresinin bileşimi, şirketin konusu ve işletmenin bağımsızlığı olarak belirlendiği, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde, emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) grubu, (B) grubu ve (C) grubu pay sahiplerinin tamamının, birlikte şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda şirkette önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmekte oldukları ifade edildiği ancak hisse devrinin söz konusu olması halinde devre onay verilmesi için hangi hususların aranacağının düzenlenmediği, somutlaştırılmadığı, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde, pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceği düzenlenmiş olmakla birlikte, hisse devrine onay verilmemesini gerektiren sebeplerin ana sözleşmede açıkça yazılması gerektiği, dolayısıyla pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atfın geçerli olmadığı, nama yazılı hisselerin devrine onay verilmesi isteminin reddine dair kararda, "pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması" hususuna vurgu yapılmış ise de, bu durumun 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesi kapsamında somutlaştırılmadığı, ana sözleşme ile anonim şirketlerde nama yazılı hisselerin devri sınırlandırılabilirse de davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrini sınırlandıran 8.1 maddesinin, birleşen dosya davacısının hisseleri devralmasına onay verilmemesini gerektiren bir önemli neden içermediği, davalının diğer hissedarlarının devre onay verme yetkileri bulunmayıp, devre muvafakatlerinin bulunmamasının sonuca bir etkisinin olmadığı, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesinin ise sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği birleşen dosya davacısına karşı ileri sürülemeyeceği, davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrine onay vermemesinin 6102 sayılı Kanun'un 493/1-2 hükümleri anlamında önemli bir sebebe dayanmadığı, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesinin isabetli görülmediği gerekçesiyle asıl ve birleşen dosya davacısı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, buna göre asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde 198824-5 sicil numarası ile kayıtlı birleşen dosya davacısı … Yatçılık Turizm Gayrimenkul Otomotiv İç ve Dış Ticaret A.Ş.'nin, davalı ….'nin 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu pay itibariyle davalı şirketin ortağı olduğunun tespitine ve pay defterine kaydına karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen dosya davalısı tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, davacının davalı şirketteki paylarını dava dışı şirkete devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddine dair yönetim kurulu kararının iptali ile pay devir işleminin pay devir tarihi itibarı ile pay defterine hükmen işlenmesi talebine, birleşen dava ise, asıl davaya konu yönetim kurulu kararının payı devralan şirket tarafından geçersizliği/iptali talebine, terditli olarak payı devralan şirketin hissedarlığının tespiti ile hissedarlığın hükmen pay defterine işlenmesi taleplerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davalının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 03.02.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacı şirket … Holding A.Ş., maliki olduğu, davalı ….’nin %21.68‘ini temsil eden C Grubu nama yazılı payını 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık A.Ş.’ye pay devir sözleşmesiyle sattığını ve hisse devrini 24.06.2019 tarihli toplantıda şirket pay defterine işlenmesini talep etmiş, davalı …. ana sözleşmesinin 8-1/i maddesi uyarınca devir talebini oy birliğiyle reddetmiş, bunun üzerine davacı … İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve hisse devrinin reddine ilişkin yöntemi kurulu kararının iptalini talep etmiştir. Birleşen dosyanın davacısı … A.Ş., kendisine devredilen hisse satış sözleşmesinin pay defterine hükmen işlenmesi ve redde ilişkin yönetim kurulu kararının geçersizliğini talep etmiştir. İstanbul 4. ATM’nin yaptığı yargılama sonucunda; 05.11.2020 tarihinde; … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 8-1, 8-1,e maddelerinde şirket ortaklarının, üçüncü kişilere hisselerinin devrinin geçerliliğine tüm ortakların onayına bağladığından ve … Holding A.Ş yönetim kurulu 24.06.2019 tarihinde şirket ortağı …’in hisselerini … A.Ş.’ye devrinin, pay defterine işlenmesi talebini oy birliğiyle reddettiğinden, yine şirket ana sözleşmesini 5-5, 7-7 maddesi uyarınca … Holding A.Ş. ortaklarını şirketin iş kapasitesi, ticari hayatta kuvvetli bir şeklide yer alması, ekonomik bağımsızlığı için önemli olup, bu hususta ana sözleşme ile sınırlama getirilmiş olduğundan, şirket hissesinin devredildiği …’nin YK üyesi … İnşaat A.Ş’nin ticari faaliyetlerinin de inşaat vb. alanlar olduğu, yani rakip firma olması sebebiyle, TTK 493 uyarınca haklı sebep olduğundan bahisle, hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve buna ilişkin yönetim kurulunun red kararının geçersizliğinin tespitini reddetmiştir. İtiraz üzerine, İstanbul BAM 43. HD’nin 2021/773 E., 2023/1560 K. sayılı ilamı ile şirket ana sözleşmesinin 8.1-e maddesi gereğince şirket ortaklarının hisse devrinin onaylanması gibi reddinde de oy birliği arandığından, yine 10. ATM’nin 2019/334 E., 1036 Kararı ile … Holding A.Ş‘nin 24.05.2019 tarihili genel kurulun da C Grubu pay sahibi … tarafından yönetim kurulu üyesi adayı … ’ın seçilmemesi ve yerine … ’ın seçilmesi kararının butlanla malul olduğundan, C grubu hisse temsilcisinin seçiminin geçerli olmadığından hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının geçersiz olduğu, TTK 493 uyarınca haklı bir sebep olmadığından, TTK 494/3 uyarınca yönetim kurulu hisse devrini reddine ilişkin üç ay içerisinde karar vermezse onay vermiş sayılacağından redde ilişkin YK kararı da yok hükmünde sayılacağından üç ay içerisinde de hukuki bir karar verilmediğinden, İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin asıl ve birleşen davanın reddine ilişkin kararı kaldırılıp hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu, hisse devrinin pay defterine işlenmesi, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olay incelendiğinde; 1…. Holding A.Ş’nin ana sözleşmesinin 8-1, 8-1, e maddesinde şirket ortaklarının hisselerinin devrinin geçerli olabilmesini, tüm hissedarların kabul şartına bağlamıştır. Hisse devrinin reddedilmesi oy birliği şartına bağlanmamıştır. Bu husus şirket ana sözleşmesinin lafzından ve koyuluş amacından açıkca anlaşılmaktadır. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddinde de oy birliği şartının arandığına dair değerlendirilmesi hatalıdır. 2. … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinde şirketin ekonomik bağımsızlığının sağlanması için ortakların şahıslarının önemine vurgu yapılmış, ortakların ticari faaliyetlerine, tecrübelerine, şirkete kattıkları değerin önemli olduğu belirtilerek hisse devrini sınırlayarak hisse devrinin gerçekleşmesine tüm hissedarların onayına tabi tutmuştur yani devri oy birliğine bağlamıştır. … Holding A.Ş. C grubu imtiyazlı yönetim kurulu üyesinin seçiminde, imtiyazlı pay sahibi … A.Ş.’nin aday olarak gösterdiği … A.Ş.’nin yönetim kurulu üyesi … A.Ş.’nin hissedarı … ’ın seçilmemesinin haklı nedene dayandığı; 11. Hukuk Dairesi’nin 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla “davaya sunulan protokol, taraflar arasında çekilen ihtarnameler ve taraf vekillerinin beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde C grubu pay sahibi … A.Ş tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın … Yönetim A.Ş. tarafından şirketteki hisselerinin devri planlanan ve ancak diğer ortaklar tarafından kabul edilmeyen … Yatçılık Turizm A.Ş.’nin ortağı olduğu anlaşılmış olup bir şirkette güven ilişkisinin, birlikte ve ortak çalışma isteğinin önemli ve vazgeçilmez olmasının C Grubu pay sahibi … Holding A.Ş. tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın yönetim kurulu adaylığının genel kurul tarafından reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta 6102 sayılı kanun un 360 ıncı maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca … ’ın reddi haklı neden oluşturmaktadır” kesinleşmiştir. 11. Hukuk Dairesi’nin yukarıda zikredilen kararıyla … Holding A.Ş.’ye … A.Ş.’nin ortağının yönetim kurulu üyesi olarak seçilmemesi TTK 360. maddesi uyarınca haklı bir sebep olarak kabul edilmiştir. … A.Ş.’nin ortağının …’da yönetim kurulu üyesi seçilmemesi şirketin bağımsızlığı, güven ilişkisi, rakip firmalar olması, ana sözleşmesi, çekilen ihtarlar uyarınca haklı bulunmuşken, aynı gerekçelerle … ’ın ortağı olduğu şirkete yani … A.Ş.’ye …’in hisse devrinin reddinin TTK 493 maddesi uyarınca da haklı sebep oluşturduğu açıktır. … Holding A.Ş.’nin rekabetini, bağımsızlığını, varlığını sürdürebilmesi sebebiyle şirket hisselerinin bir kısmının … A.Ş.’ye devir talebinin reddedilmesinin haklı bir sebep oluşturduğu açıktır. Bu sebeple BAM 43. HD’nin TTK 493 maddesi uayırca haklı sebep bulunmadığına dair kabulü de hatalıdır. 3. İstanbul 10. ATM anılan kararıyla … Holding A.Ş.’nin yönetim kurulu üyelerinin seçildiği genel kurul kararlarının tamamını iptal etmemiş, sadece imtiyazlı pay sahiplerinin adayı olarak … ’ın seçilmesini iptal etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla imtiyazlı pay sahiplerinin adayı … ’ın seçilmemesinin haklı neden oluşturduğuna karar vermiştir. Yani ortada … Holding A.Ş. genel kurulunun yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin karar ayaktadır ve imtiyazlı pay sahibi haricindeki dört üyenin yönetim kurulu üyeliği hukuken varlığını sürdürmektedir. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararını hem yok hükmünde sayıp yönetim kurulunun teşekkülünü ve hisse devrine ilişkin bir karar alamayacağını söyleyip, hem de üç ay içerisinde bir karar alamadığından bahisle TTK 494 uyarınca üç aylık sürenin dolmuş olması hisse devrinin onayı mahiyetindedir değerlendirilmesi TTK’nın 494. maddesine açıkca aykırıdır. Hisse devrinin onay ve reddine ilişkin geçerli bir karar alamayacağı belirtilmiş bir yönetim kurulundan herhangi bir karar beklemek fiilen imkansız olan bir şeye tersten sonuç bağlamaktır. Yok sayılan bir yönetim kurulunun üç ay içerisinde bir karar alabilmesi de hukuken BAM 43. HD’nin kabulüne göre de imkansızdır. İmkansız olan bir şeye üç ay içerisinde bir karar almadınız, almadığınıza göre onay mahiyetindedir, şeklindeki kabul TTK’nın 494. maddesinin lafzına ve yorum kurallarına uygunluk teşkil etmediğinden, kararın bozulması gerektiğinden, asıl ve birleşen davanın kabulüne ilişkin Dairemizin Onama kararına katılmıyorum.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 490Kaynağı aç
MADDE 490- (1) Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler. (2) Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir. D) Devrin sınırlandırılması I – Kanuni sınırlama
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 494Kaynağı aç
MADDE 494- (1) Devir için gerekli olan onay verilmediği sürece, payların mülkiyeti ve paylara bağlı tüm haklar devredende kalır. (2) Payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmeleri hâlinde, bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin haklar derhâl; genel kurula katılma haklarıyla oy hakları ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçer. (3) Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır. 3. Borsaya kote edilmiş nama yazılı paylar a) Red sebepleri
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 492Kaynağı aç
MADDE 492- (1) Esas sözleşme, nama yazılı payların ancak şirketin onayıyla devredilebileceğini öngörebilir. (2) Bu sınırlama intifa hakkı kurulurken de geçerlidir. (3) Şirket tasfiyeye girmişse devredilebilirliğe ilişkin sınırlamalar düşer. 2. Borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar a) Red sebepleri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 493. maddesinin birinci fıkrasına göre şirket, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene paylarını başvuru anındaki gerçek değeriyle kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek onay istemini reddedebilir. Pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa önemli sebep kabul edilir. Devralan payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmezse şirket devrin pay defterine kaydını reddedebilir. Miras, eşler arasındaki mal rejimi veya cebrî icra ile iktisapta ise şirket yalnızca payları gerçek değeriyle devralmayı önerdiği takdirde ret yoluna başvurabilir. Devralan payların gerçek değerinin belirlenmesini şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir; mahkeme şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değerini esas alır ve değerleme giderlerini şirket karşılar. Devralan belirlenen gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde fiyatı reddetmezse öneriyi kabul etmiş sayılır ve esas sözleşme devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıramaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1865 Esas ve 2025/478 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere pay devrine onay verilmemesini gerektiren ret sebeplerinin esas sözleşmede açık ve somut biçimde düzenlenmesi zorunludur; pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atıflar devre onay verilmemesi yönünden geçerli bir ret gerekçesi oluşturmaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 493Kaynağı aç
MADDE 493- (1) Şirket, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebilir. (2) Pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturur. (3) Bundan başka, devralan, payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmezse şirket, devrin pay defterine kaydını reddedebilir. (4) Paylar; miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmişlerse, şirket, payları edinen kişiye, sadece paylarını gerçek değeri ile devralmayı önerdiği takdirde onay vermeyi reddedebilir. (5) Devralan, paylarının gerçek değerinin belirlenmesini, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir; bu hâlde mahkeme şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değerini esas alır. Değerleme giderlerini şirket karşılar. (6) Devralan, gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde bu fiyatı reddetmezse, şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılır. (7) Esas sözleşme devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıramaz. b) Hükümleri

İfanın Alacaklı Tarafından Engellenmesi ve Garanti Sorumluluğu

Üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi tek tarafa borç yükleyen niteliktedir. Lehine taahhütte bulunulan taraf taahhüt edilen fiilin gerçekleşmesini kusuruyla engelleyecek olsa dahi üstlenene karşı sözleşmesel bir tazminat sorumluluğu doğmaz; ancak bu durumda lehine taahhüt verilen taraf tazminat isteme hakkını kaybeder. Garanti içeren edimlerin yerine getirilmesinde alacaklının kendi eylem ve tutumlarıyla ifayı imkânsız kılıp kılmadığı sorumluluğun tespiti bakımından incelenir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/13131 Esas, 2017/1769 Karar sayılı ilamında hisselerin emaneten devrine ve iadesine ilişkin taahhütte hak sahibinin kendi eylem ve tutumlarıyla edimin ifasını engellediği gerekçesiyle tazminat ve cezai şart talebinin reddi gerektiği sonucuna varılmış; ancak aynı uyuşmazlığa ilişkin direnme kararını inceleyen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/933 Esas, 2022/389 Karar sayılı ilamında hisseleri elinde bulunduran kişilerin payları geri vermesi taahhüdünün Türk Borçlar Kanunu'nun 128. maddesi kapsamında tek tarafa borç yükleyen bir üstlenme sözleşmesi olduğu, haczin şirket tarafından borç ödenerek kaldırılması durumunda hisse malikliği değişmediğinden edimin alacaklıca engellenmediği ve sözleşmede belirlenen götürü tazminatın talep edilebileceği hüküm altına alınmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/13131, K. 2017/1769Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/13131 E.  ,  2017/1769 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26/05/2016 tarih ve 2014/247-2016/351 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21.03.2017 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. … ve Av. … ile davalı vekilleri Av. …, Av…. ve Av…. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davacı ile dava dışı … arasında 05/12/2012 tarihinde akdedilen alacağın temliki sözleşmesi gereğince dava dışı …'nun davalı …'den doğmuş alacaklarının tamamının davacıya devredildiğini, dava dışı … ve davalının da katıldığı 01/12/1997 tarihli toplantıda davalının taahhüdü ile imzalanan sözleşmeye göre; … Sanayi ve Ticaret A.Ş. ortakları olan … ve …’nun sahibi bulundukları toplamda şirket sermayesinin %40'ına tekabül eden 2 milyar TL nominal değerde toplam 400 adet hisselerini davalıya emaneten devrettiklerini, … ve …'nun bu hisselerini her zaman iade isteme haklarına sahip olduklarını, davalının bu hisselerin ve şirket sermaye artışları ile ulaştıkları yeni hisselerin … ile … adına şirkete kaydını sağlayacağını taahhüt ettiğini, bu taahhüdünü yerine getirmemesi halinde hiçbir itirazda bulunmadan …'na 20 milyon Amerikan Doları ödeyeceğini beyan ettiğini, davalının hisselerin iade edilmesi için kendisine gönderilen ihtarnameye kayıtsız kaldığını, bunun üzerine sözleşme ile taahhüt edilen cezai şartın ödenmesi için ihtarname gönderildiğini, davalının sözleşme ile iade etmeyi taahhüt ettiği hisseleri önce eşine sonrasında da 3. şahıslara devrettiğini ileri sürerek; davalının sözleşmede taahhüt ettiği 20 milyon Amerikan Doları'ndan …'ye ödenen bedelin mahsubu ile bakiye 15 milyon Amerikan Doları'nın tahsili amacıyla icra takibi yapıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek; icra takibine yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, zamanaşımı def’inde bulunmuş, 01/12/1997 tarihli dayanak belgedeki imzanın davalıya ait olmadığını, belgenin sahte ve gerçeğe aykırı olduğunu, dava dışı … ve …'nun dava konusu hisseleri davalıya devretmediklerini, 01/12/1997 tarihli belge içeriğinin muvaza sözleşmesi niteliğinde olduğunu, muvazaalı işlemlerin hem asıl işlem hem de ferileri yönünden geçersiz olduğunu, temliknamenin geçerli olmadığını,…’nun hisselerinin … tarafından haczi sebebiyle bedellerinin …’ye ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; sözleşmede hisse devrinin her zaman talep edilebileceği öngörüldüğünden 10 yıllık zamanaşımı süresinin hisse devrinin talep edildiği Beyoğlu 18. Noterliği'nin ihtarnamesinin gönderildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, bu nedenle zamanaşımı def’inin yerinde olmadığı, 01/12/1997 tarihli belge altındaki imza inkar edilmiş ise de, ceza soruşturması sırasında alınan 25/11/2013 tarihli Jandarma Genel Komutanlığı'nın uzmanlık raporu ile 19/03/2013 tarihli … Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün raporu ve hükme esas alınan Hacettepe Üniversitesi'nde görevli uzman bilirkişilerin düzenlediği 02/05/2016 tarihli rapora göre, 01/12/1997 tarihli belge altındaki imzanın …'in eli ürünü olduğunun sabit olduğu, alacağın temliki sözleşmesinin yazılı olarak yapılması yeterli olup, borçlunun temliknameye rızası aranmayacağından temliknamenin geçersizliğine ilişkin savunmanın yerinde görülmediği, 01/12/1997 tarihli sözleşme ile davalının … ve eşi …'na ait hisselerin dava dışı temlik eden bu kişilere iade edilmemesinin rizikosunu (tehlikesini) bağımsız ve asli bir taahhüt olarak yükümlendiği, diğer bir anlatımla, hisselerin iade edilmemesi nedeni ile ortaya çıkacak zararın riskini müstakil bir sözleşme ile garanti ettiği, bu nedenle sözleşmenin hukuki niteliğinin BK'nun 110. maddesinde düzenlenen 3. şahsın fiilini taahhüt niteliğinde bir garanti sözleşmesi olduğu, bu garanti sözleşmesinde hisselerin devri talep edildiğinde, devir işlemini gerçekleştireceğini ve bu taahhüdünü yerine getirmediği takdirde 20 milyon Amerikan Doları ödeyeceğini davalı borçlu müstakil şekilde taahhüt ettiğinden, ödenen miktarın mahsubu ile icra dosyasında istenen tazminatın talep edilebileceği, alacak miktarının likit olduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, icra takibine yönelik davalı itirazının 15.000.000,00 Amerikan Doları asıl alacak ve temerrüt tarihi olan 06/07/2012 tarihinden takip tarihine kadar işlemiş 1.228.229,17 Amerikan Doları faiz olmak üzere toplam 16.228.229,17 Amerikan Doları üzerinden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, hüküm altına alınan 15.000.000,00 Amerikan Doları'nın %20'si tutarında (3.000.000,00 USD) icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki benlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Dava, 01/12/1997 tarihli “Sözleşme” başlıklı belgede yer alan 20.000.000 Amerikan Doları cezai şarttan …'ye yapılan 5.000.000 Amerikan Doları ödeme düşüldükten sonra kalan miktarın tahsili amacıyla girişilen icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Davaya dayanak yapılan 01/12/1997 tarihli taahhüt eden … imzalı ve “Sözleşme” başlıklı belgede “… Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinde …’nun sahibi bulunduğu 200 adet, …’nun sahibi bulunduğu 200 adet, toplamda şirket sermayesinin %40’ına (yüzde kırk) tekabül eden 2.000.000.000 TL (iki milyar lira) nominal değerde 400 adet hisselerin satışı ve ortaklıktan ayrılmaları gerçek bir devir değildir. Bu hisseler, benim emanetim ve sorumluluğumdadır. Hisselerin kendilerine iadesini her zaman isteyebilirler. İstediklerinde bu hisselerin ve şirket sermaye artışları yaparsa sermaye artışları ile ulaştıkları yeni hisselerin onlar adına şirkete kaydını sağlayacağımı taahhüt ederim. Bu taahhüdümü yerine getirmezsem, hiçbir itirazda bulunmadan, …’na 20.000.000 Amerikan Doları (yirmi milyon Amerikan Doları) ödeyeceğimi, ödemeyi Amerikan Doları olarak veya ödeme tarihindeki TC Merkez Bankası Amerikan Doları satış kurundan Türk Lirası olarak yapmayı beyan ve kabul ederim.” ifadelerine yer verildiği anlaşılmaktadır. Davacıya alacağını temlik eden … tarafından davalı tarafın sözü edilen taahhüdüne istinaden dava dışı … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin %40'ına isabet eden … ve …’na ait hisselerin geri verilmesinin talep edildiği bildirilerek ihtarname keşide edilmiş; ardından, istenen devrin yapılmaması üzerine dava konusu belgede kararlaştırılan cezai şarttan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na ödenen miktar düşüldükten sonra kalan miktarın ödenmesi ihtar edilmiştir. 05/12/2012 tarihli alacağın temliki sözleşmesine istinaden … davalıdan olan dava konusu 15.000.000 Amerikan Doları tutarındaki sözleşme tarihi itibariyle belirlenen alacağının tamamını davacıya temlik etmiş, davacı tarafından davalı aleyhine 15.000.000 Amerikan Doları asıl alacak ile işlemiş faizinin tahsili amacıyla icra takibine girişilmiş, eldeki davayla yapılan itiraz üzerine duran takibe itirazın iptali talep edilmiştir. Alacağını temlik eden …’nun …'ye hitaben yazdığı dilekçelerinde ortağı olduğu … Mermer Granit San. ve Tic. A.Ş'ye Ali Avni Balkaner’in ortak olmasından sonra alınan krediler, usulsüz işlemler ile adı geçen Ali Avni Balkaner’in tutumu nedeniyle … Mermer Granit San. ve Tic. A.Ş'nin riskinin büyümesinin kendisini endişelendirmesi, edinilen değerlerin tehlikeye girmesi ve borçlarla karşı karşıya kalınacağını hissetmesi üzerine … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ni kurduğunu, şirket hisselerinin %40’nın emaneten davalı …’in kontrolündeki kişilere devredildiğini, herhangi bir devir bedelinin ödenmediğini, hisse devirlerinin geçersizliği hususunda açılacak davaların sonuçlanmasının uzun yıllar alacağını, özel yasaların …'ye tanıdığı yetkilerle konunun etkili ve çabuk şekilde çözümleneceğini, … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ndeki %40 hissenin devrinin geçersiz sayılarak, bu hisseler bedelinin Fona olan borçlarından mahsup edilmek üzere, 6183 sayılı Yasa'nın uygulanmasını istediğini bildirmiş; … Fon Kurulu kararıyla dava konusu hacizli şirket hisseleri için 5.000.000 Amerikan Doları'nın tahsil edilmesine ve bu tutarın en geç 31/01/2008 tarihine kadar … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’den nakden ve peşin olarak alınmasına karar verilmiş, adı geçen şirketçe belirlenen bedelin ödenmesi üzerine hisselerin kaydındaki hacizler fek edilmiştir. … ile … tarafından …'ye başvurularak … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ndeki %40 hissesine sahip oldukları haklarına istinaden şirketten yapılacak tahsilatların … Grubu'nun kesin borç miktarı ve buna uygun ödeme tablosu belirlenene kadar bir depo hesabına alınarak muhafazası sonrasındaki belirlemelere göre borçlarına mahsup edilmesi istenmiştir. Açıklandığı üzere dava konusu edilen 01/12/1997 tarihli belgede yer alan alacağını temlik eden … ile …’nun … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ndeki toplam %40 oranındaki hissesi …'ye olan borçlarına karşılık olmak üzere haczedilerek bedelleri şirket tarafından …'ye ödenmiş, hisseler üzerindeki hacizler kaldırılmıştır. … …'ye olan borçlarının karşılığı olarak … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ndeki dava konusu hisselerin bedellerinin … tarafından tahsilini talep etmekle, belirlenen bedellerin şirket tarafından ödendiği nazara alındığında dava konusu 01/12/1997 tarihli belgede yer alan ve davalıya yüklenen istendiğinde hisselerin iadesi yükümlülüğünü yani belirtilen belgede yer alan garanti edilen edimin ifasını kendi eylem ve tutumlarıyla gerçekleştirilmesini engellemiş olmaktadır. Bu suretle, dava konusu emaneten devredildiği bildirilen … Mermer Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ndeki toplam %40 oranındaki hisse …'ye başvuruları ile hisse sahiplerinin talebi doğrultusunda haczedilerek hisse bedelleri …'ye ödenmekle temlik edenin hisselerin iadesini isteme hakkı ve dolayısıyla bu iade gerçekleşmezse 01/12/1997 tarihli belgede düzenlenen cezai şartın tahsilini isteme hakkı sona erdiğinden, dava konusu belgede geçen hisselerin iadesi taahhüdünü yerine getirmeyen davalıdan belirlenen cezai şart bedelinden …'ye ödenen kısım düştükten sonra kalan kısmın tahsilinin istenemeyeceği kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne hükmedilmesi doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. 3- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin dava konusu cezai şartın tenkisinin gerektiğine ve icra inkar tazminatının tahsiline dair karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin dava konusu cezai şartın tenkisinin gerektiğine ve icra inkar tazminatının tahsiline dair karara yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Pay devir sözleşmesinde devreden bilmediği ayıplardan sorumlu olur mu?

Evet, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 219. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca satıcı, devre konu payda veya satılanda bulunan maddi, hukuki ve ekonomik ayıpların varlığını bilmese dahi bunlardan sorumlu tutulur.

Beyan ve tekeffüllere aykırılık halinde alıcı hangi seçimlik hakları kullanabilir?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 227. maddesi uyarınca alıcı; sözleşmeden dönme, satış bedelinden indirim isteme, aşırı masraf gerektirmediği takdirde satıcıya ait olmak üzere onarım talep etme veya imkân varsa ayıpsız benzeriyle değişim isteme haklarına sahiptir; ayrıca genel hükümler çerçevesinde tazminat talep hakkı saklıdır.

Nama yazılı pay devrinde şirket onayının reddedilmesi için hangi şart aranır?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 493. maddesi ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1865 Esas, 2025/478 Karar sayılı ilamı gereğince ret sebeplerinin şirket esas sözleşmesinde açık ve somut biçimde yazılması zorunludur; pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atıflar devre onay verilmemesi için geçerli gerekçe teşkil etmez.

Üçüncü kişinin fiilini üstlenen kimse borcun geçersiz olduğunu ileri sürebilir mi?

Hayır, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 128. maddesi kapsamındaki sorumluluk bağımsız bir taahhüt niteliğindedir; fiili taahhüt edilen üçüncü kişinin alacaklıya borcu bulunmasa veya borç ilişkisi geçersiz olsa dahi üstlenen kimse zararı gidermekle yükümlüdür.

Pay devir sözleşmelerinde götürü tazminat belirlenmesinin sonucu nedir?

Sözleşmede götürü tazminat kararlaştırılması durumunda alacaklı zararın tutarını ispat külfetinden kurtulur, borçlunun tazminat sorumluluğu önceden sınırlandırılmış olur ve sözleşmesel güvenlik sağlanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu