Pay Devir Sözleşmelerinde Tekeffül Rejimi ve Yasal Çerçeve
Pay devir sözleşmelerinin temel konusunu ortaklık payları oluşturmakla birlikte alıcının asıl amacı çoğu zaman o payın temsil ettiği şirketin ticari faaliyetlerini devralmaktır. Bu sebeple paya ait hukuki niteliklerin yanında şirketin operasyonel ve iktisadi faaliyetlerini esaslı ölçüde etkileyen nitelikler de alıcı bakımından önem taşır. Satım sözleşmelerinde tekeffül borcu kanuni ve sözleşmesel tekeffül olarak ortaya çıkar. Kanuni tekeffül satım konusu malda olağan olarak bulunması gereken vasıfların bulunmamasından veya değerini azaltan ayıplardan kaynaklanırken, sözleşmesel tekeffül satıcının varlığını taahhüt ettiği niteliklerin eksikliğinden doğar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu satılanın ayıplarından doğan sorumluluğu kapsamlı bir şekilde düzenlemiş olmasına karşın, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu şirket paylarının satımına özgü müstakil bir ayıba karşı tekeffül kuralı öngörmemektedir. Pay devir sözleşmelerindeki beyan ve tekeffüllere aykırılık bakımından özel bir yasal rejim bulunmadığından satıcının sorumluluğu genel satım kurallarına tabidir ve asıl sorumluluk paya ilişkin ayıplardan kaynaklanır. Genel satım hükümlerinin ortaklık paylarının devrindeki karmaşık ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalabilmesi sebebiyle taraflar uyuşmazlık risklerini ve tekeffülün çerçevesini sözleşmede detaylı maddelerle düzenler.
Paya ve Şirkete İlişkin Taahhütlerin Kapsamı ile Ayıptan Sorumluluk
Pay devir sözleşmelerinde devreden taraf öncelikle satışa konu payların hedef şirket nezdinde mevzuata uygun ihraç edildiğini, mevcut ise pay senetlerinin usulünce düzenlendiğini ve pay sahipliği haklarına ilişkin benzer hususları taahhüt eder. Bunun yanında sözleşmelerde devredilen şirketin geçerli şekilde kurulduğu, ticari faaliyetlerini yürütmek adına zorunlu ruhsat ve izinleri haiz olduğu, işletme malvarlığı unsurlarını hukuka uygun kullandığı ve operasyonlarını mevzuata uyumlu yürüttüğü gibi şirket faaliyetlerine yönelik geniş kapsamlı beyan ve tekeffüllere yer verilir. Pozitif hukuk kurallarında ortaklık paylarının kıymetli evraka bağlanmış olup olmaması yönünden bir ayrım öngörülmediğinden bu durum tekeffül sorumluluğu değerlendirmesinde bir farklılık yaratmaz.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 219. maddesinin birinci fıkrası uyarınca satıcı, alıcıya bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmamasından sorumlu tutulduğu gibi niteliği etkileyen niceliğe aykırı olan, satılanın kullanım amacı bakımından değerini veya alıcının ondan beklediği yararları kaldıran ya da önemli ölçüde eksilten maddi, hukuki ve ekonomik ayıplardan da sorumludur. Aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince satıcı, bu ayıpların varlığından haberdar olmasa dahi sorumluluktan kurtulamaz. Bununla birlikte sözleşmede yer verilen beyan ve tekeffüllerin paya değil de şirkete ilişkin olması durumunda, bu beyanların Türk Borçlar Kanunu'nun 219. maddesinin birinci fıkrası anlamında satılana ilişkin olarak alıcıya bildirilen özel nitelik, zikir ve vaat edilen husus sayılıp sayılamayacağı hususunda doktrinde görüş birliği bulunmamaktadır. Bu kapsamda hedef şirket paylarının çoğunluğunun devri halinde devredenin maddi ve hukuki ayıplar ile malvarlığındaki eksikliklerden sorumlu olduğuna işaret eden görüşün yanı sıra, ortaklık paylarının devrinin kural olarak hak satımı teşkil ettiğini, ancak payların tamamının veya tamamına yakınının devri halinde işletme satımına benzer bir durum doğacağını ve işletmeye ilişkin ayıpların paya ilişkin ayıplar sayılarak satıcının bunlardan sorumlu tutulacağını savunan değerlendirmeler de mevcuttur. Buna karşın şirkete ilişkin beyan ve tekeffüllerin anılan hüküm anlamında satılana ilişkin olarak alıcıya bildirilen özel nitelik olarak kabul edilemeyeceği yönünde de görüş bulunmaktadır.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 219Kaynağı aç
Ayıp Halinde Seçimlik Haklar ve Sözleşmeye Aykırılık Sorumluluğu
Satıcının ayıptan sorumlu olduğu hallerde alıcı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 227. maddesi uyarınca sözleşmeden dönme, semende indirim talep etme, aşırı bir gidere yol açmadığı takdirde masrafı satıcıya ait olmak üzere onarım isteme veya şartları elveriyorsa satılanın ayıpsız benzeriyle değişimini talep etme imkânına sahiptir. Kanun koyucu alıcının genel hükümlere dayanarak tazminat isteme hakkını da saklı tutmuştur. Satıcı ise alıcıya derhal aynı malın ayıpsız bir benzerini sağlayarak ve meydana gelen zararın tamamını tazmin ederek alıcının bu seçimlik haklara başvurmasını önleyebilir. Alıcının sözleşmeden dönme hakkını kullandığı durumlarda durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. Borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi halinde ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi gereğince borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 227Kaynağı aç
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 112Kaynağı aç
Şirket İncelemesi ve Garanti Taahhütlerinin Hukuki Niteliği
Sözleşmede düzenlenen beyan ve tekeffüllere ilişkin hukuki sonuçlar, alıcı tarafından hedef şirket ve satışa konu paylar üzerinde hukuki, ekonomik, vergisel ve benzeri alanlarda inceleme yapılıp yapılmadığına bağlı olarak farklılık gösterir. Garanti sözleşmesi en geniş anlamıyla, bir kimsenin başkasının karşısında bulunduğu tehlikeyi kendi üzerine almasını öngören sözleşmeler için kullanılır. Şahsi teminat sağlayan garanti sözleşmeleri ise garanti alanın belirli bir davranışa girişmesinden veya kendisiyle borç ilişkisine girdiği üçüncü kişinin edimini yerine getirmemesinden doğan zarar tehlikesinin garanti veren tarafından bağımsız bir taahhütle kısmen veya tamamen üstlenilmesidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/933, K. 2022/389Kaynağı aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 128. maddesinin birinci fıkrası uyarınca üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen kimse, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Belirli bir süre için yapılan üstlenmelerde sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde sorumluluğun sona ereceği kararlaştırılabilir. Bu ilişkide taraflar üçüncü kişinin fiilini üstlenen ile lehine taahhütte bulunulan olup fiili üstlenilen üçüncü kişi sözleşmenin tarafı değildir. Üçüncü kişinin fiilini üstlenen kişi iradesini üçüncü kişinin temsilcisi sıfatıyla değil kendi nam ve hesabına açıklayarak edimin ifa edilmemesi hâlinde ortaya çıkacak zarardan kaynaklanan sorumluluğu üzerine alır. Fiili üstlenilen üçüncü kişinin alacaklıya borcu bulunmasa veya edimi geçersiz bir borç ilişkisinden kaynaklansa dahi taahhüt edilen fiilin gerçekleşmemesi durumunda oluşan zarardan taahhüt eden sorumludur. Üçüncü kişinin fiilini üstlenenin fiil ehliyetini haiz olması aranırken lehine taahhütte bulunulan tarafın temyiz kudretine sahip bulunması kural olarak yeterlidir. 6098 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca üstlenilen üçüncü kişi fiilinin kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırı olması durumunda sözleşme kesin hükümsüzdür.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 128Kaynağı aç
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 27Kaynağı aç
Üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi geçerlilik şekline bağlı tutulmamakla birlikte, yazılı şekil tazmin borcunun kapsamının ispatı yönünden önem taşır. Sözleşme serbestisi kapsamında taraflar hangi zarar kalemlerinin hangi miktarlarda tazminat kapsamına dahil olacağını serbestçe kararlaştırabilir. Garanti sözleşmesinde limit gösterilmesi zorunlu olmamakla birlikte 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralı çerçevesinde taahhüt edilen fiilin belirli olması ya da boyutlarının tereddüt doğurmayacak biçimde belirlenebilir nitelikte bulunması şarttır; sınırları açıkça belirlenmemiş veya bunu belirleyecek koşullara yer verilmemiş edimlerde garanti verenin sorumluluğundan söz edilemez. Asıl borcun ihlali hâlinde tazmin edilecek zarar önceden götürü tazminat olarak da belirlenebilir. Götürü tazminat belirlenmesiyle taraflar zararın tazmini anlamında ispat yükünden kurtulur, borçlunun sorumluluğu sınırlandırılır ve sözleşmede hukuki güvenlik sağlanır.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Nama Yazılı Payların Devrinde Serbesti, Şirket Onayı ve Bağlam Engelleri
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 490. maddesinin birinci fıkrası uyarınca nama yazılı paylar, kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın serbestçe devredilebilir. Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir. Bununla birlikte aynı Kanun'un 492. maddesinin birinci fıkrası uyarınca esas sözleşme, nama yazılı payların ancak şirketin onayıyla devredilebileceğini öngörebilir ve bu kısıtlama intifa hakkı kurulurken de geçerlidir; şirket tasfiyeye girmişse devredilebilirliğe ilişkin sınırlamalar düşer. Pay devri için gerekli onay verilmediği sürece payların mülkiyeti ile paylara bağlı tüm haklar devredende kalır. Miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi veya cebrî icra gereği iktisapta mülkiyet ve malvarlığı hakları derhâl devralana intikal ederken, genel kurula katılma ve oy hakları ancak şirketin onayı ile devralana geçer. Şirket onay istemini aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya yapılan ret haksızsa onay verilmiş sayılır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1865, K. 2025/478Kaynağı aç
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 490Kaynağı aç
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 494Kaynağı aç
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 492Kaynağı aç
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 493. maddesinin birinci fıkrasına göre şirket, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene paylarını başvuru anındaki gerçek değeriyle kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek onay istemini reddedebilir. Pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa önemli sebep kabul edilir. Devralan payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmezse şirket devrin pay defterine kaydını reddedebilir. Miras, eşler arasındaki mal rejimi veya cebrî icra ile iktisapta ise şirket yalnızca payları gerçek değeriyle devralmayı önerdiği takdirde ret yoluna başvurabilir. Devralan payların gerçek değerinin belirlenmesini şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir; mahkeme şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değerini esas alır ve değerleme giderlerini şirket karşılar. Devralan belirlenen gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde fiyatı reddetmezse öneriyi kabul etmiş sayılır ve esas sözleşme devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıramaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1865 Esas ve 2025/478 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere pay devrine onay verilmemesini gerektiren ret sebeplerinin esas sözleşmede açık ve somut biçimde düzenlenmesi zorunludur; pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atıflar devre onay verilmemesi yönünden geçerli bir ret gerekçesi oluşturmaz.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 493Kaynağı aç
İfanın Alacaklı Tarafından Engellenmesi ve Garanti Sorumluluğu
Üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi tek tarafa borç yükleyen niteliktedir. Lehine taahhütte bulunulan taraf taahhüt edilen fiilin gerçekleşmesini kusuruyla engelleyecek olsa dahi üstlenene karşı sözleşmesel bir tazminat sorumluluğu doğmaz; ancak bu durumda lehine taahhüt verilen taraf tazminat isteme hakkını kaybeder. Garanti içeren edimlerin yerine getirilmesinde alacaklının kendi eylem ve tutumlarıyla ifayı imkânsız kılıp kılmadığı sorumluluğun tespiti bakımından incelenir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/13131 Esas, 2017/1769 Karar sayılı ilamında hisselerin emaneten devrine ve iadesine ilişkin taahhütte hak sahibinin kendi eylem ve tutumlarıyla edimin ifasını engellediği gerekçesiyle tazminat ve cezai şart talebinin reddi gerektiği sonucuna varılmış; ancak aynı uyuşmazlığa ilişkin direnme kararını inceleyen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/933 Esas, 2022/389 Karar sayılı ilamında hisseleri elinde bulunduran kişilerin payları geri vermesi taahhüdünün Türk Borçlar Kanunu'nun 128. maddesi kapsamında tek tarafa borç yükleyen bir üstlenme sözleşmesi olduğu, haczin şirket tarafından borç ödenerek kaldırılması durumunda hisse malikliği değişmediğinden edimin alacaklıca engellenmediği ve sözleşmede belirlenen götürü tazminatın talep edilebileceği hüküm altına alınmıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/13131, K. 2017/1769Kaynağı aç
Pay devir sözleşmesinde devreden bilmediği ayıplardan sorumlu olur mu?
Evet, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 219. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca satıcı, devre konu payda veya satılanda bulunan maddi, hukuki ve ekonomik ayıpların varlığını bilmese dahi bunlardan sorumlu tutulur.
Beyan ve tekeffüllere aykırılık halinde alıcı hangi seçimlik hakları kullanabilir?
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 227. maddesi uyarınca alıcı; sözleşmeden dönme, satış bedelinden indirim isteme, aşırı masraf gerektirmediği takdirde satıcıya ait olmak üzere onarım talep etme veya imkân varsa ayıpsız benzeriyle değişim isteme haklarına sahiptir; ayrıca genel hükümler çerçevesinde tazminat talep hakkı saklıdır.
Nama yazılı pay devrinde şirket onayının reddedilmesi için hangi şart aranır?
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 493. maddesi ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1865 Esas, 2025/478 Karar sayılı ilamı gereğince ret sebeplerinin şirket esas sözleşmesinde açık ve somut biçimde yazılması zorunludur; pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atıflar devre onay verilmemesi için geçerli gerekçe teşkil etmez.
Üçüncü kişinin fiilini üstlenen kimse borcun geçersiz olduğunu ileri sürebilir mi?
Hayır, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 128. maddesi kapsamındaki sorumluluk bağımsız bir taahhüt niteliğindedir; fiili taahhüt edilen üçüncü kişinin alacaklıya borcu bulunmasa veya borç ilişkisi geçersiz olsa dahi üstlenen kimse zararı gidermekle yükümlüdür.
Pay devir sözleşmelerinde götürü tazminat belirlenmesinin sonucu nedir?
Sözleşmede götürü tazminat kararlaştırılması durumunda alacaklı zararın tutarını ispat külfetinden kurtulur, borçlunun tazminat sorumluluğu önceden sınırlandırılmış olur ve sözleşmesel güvenlik sağlanır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

