Patent ve Faydalı Modele Tecavüz ile Koruma Yolları

by Avukat Erdal Ersoy
Patent ve Faydalı Modele Tecavüz ile Koruma Yolları

Patent ve faydalı model belgesi, sahibine buluş üzerindeki belirli fiilleri engelleme yetkisi verir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu çerçevesinde bu yetki; başkasının buluşu üretmesini, kullanmasını, satışa sunmasını, satmasını, ithal etmesini ve bu fiilleri kolaylaştırmasını engellemeyi kapsar. Uygulanacak hüküm uyuşmazlığın tarihine bağlıdır. Hukuk Genel Kurulunun E. 2017/94, K. 2018/512 sayılı kararında, faydalı modeller 10.01.2017’de yürürlüğe giren 6769 sayılı Kanun’da düzenlenmiş olsa da olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/94, K. 2018/512Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/94 E.  ,  2018/512 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi ## Taraflar arasında görülen “faydalı modelden doğan haklara tecavüzün önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat” istemine ilişkin asıl dava ile “faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü ve sicilden terkini” istemine ilişkin karşı davadan dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne dair verilen 23.01.2013 gün, 2011/72 E., 2013/8 K. sayılı kararın temyizen incelenmesinin davacı-karşı davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 11.12.2013 gün, 2013/6619 E., 2013/22590 K. sayılı sayılı kararı ile: “…Davacı-karşı davada davalı vekili asıl davada, davacının TR 2005 00541 Y sayılı faydalı model belgesine sahip olduğunu, davalının bu belgeye konu ürünü izinsiz olarak üretip sattığını ileri sürerek, faydalı modelden doğan haklara tecavüzün durdurulmasına ve giderilmesine, tecavüzde kullanılan araçlara el konulmasına, 1.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı-karşı davada davacı vekili, 551 sayılı KHK hükümlerine göre davacının faydalı model belgesinin yeni olmadığını savunarak, asıl davanın reddine, karşı davasında ise TR 2005 00541 Y sayılı faydalı model belgesinin hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, 18.10.1977 tarihli US4054194 sayılı ABD patent belgesine göre, “çelik karkas üzerine oturtulmuş dayanıklı plastik malzemeden üretilen beton mikserleri tahliye oluğunun” başvurunun esasını oluşturduğu, gerek içerik gerekse görsel sunumunun davacıya ait dava konusu olan TR 2005 00541 sayılı faydalı model belgesine konu buluşla aynı olduğu, bu belge karşısında davacı faydalı modelinin yeni olmadığı ve KHK'nın 165. maddesi uyarınca hükümsüz kılınması gerektiği, hükümsüzlük kararları geriye etkili olarak doğacağı için davalının eyleminin faydalı modelden doğan hakkın ihlali olarak nitelenemeyeceği gerekçesiyle, asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, davacı adına tescilli TR 2005 00541 Y sayılı faydalı model belgesinin hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Kararı, davacı-karşı davada davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Asıl dava, 551 Sayılı KHK hükümleri uyarınca faydalı modelden doğan hakka tecavüzün men ve önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemlerine; karşı dava ise, faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, yukarıdaki özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile davacı-karşı davalı adına tescilli faydalı model belgesinin hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Daha önce davalı- karşı davacı tarafından davacı- karşı davalı aleyhine TR 2005/00541 Y sayılı faydalı model belgesinin yenilik unsurundan yoksun olduğu ileri sürülerek, dava konusu faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü talebiyle açılan davada Ankara 4. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 03/02/2010 tarihli 2008/158 Esas 2010/24 Karar sayılı ilamıyla dava konusu faydalı modelin yeni olmadığının iddiayı ileri süren tarafından ispat edilmesi gerekirken bu konuda kanıt sunulamadığı, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş, kararın taraflarca süresi içerisinde temyiz edilmemesiyle hüküm kesinleşmiştir. Somut olayda davalı- karşı davacı tarafından karşı davada yine davacı- karşı davalı adına tescilli TR 2005/00541 Y sayılı faydalı model belgesinin yenilik unsurundan yoksun olduğu ileri sürülerek, dava konusu faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü istenmektedir. Tarafları, dava konusu ve dava sebebi aynı olan kesinleşmiş karar, sonradan açılan dava için kesin hüküm teşkil eder. Gerek maddi, gerek şekli anlamda kesin hüküm dava şartlarından olmakla, hakim tarafından kendiliğinden gözetilir ve varlığı saptandığı takdirde kesin hükmün varlığı nedeniyle davanın reddi gerekir. Bu suretle, karşı dava yönünden, taraflar arasında kesin hükmün bulunduğu gözetilerek, faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü davasının kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle karşı davanın kabulüyle, davacı-karşı davalı adına tescilli faydalı model belgesinin hükümsüzlüğüne karar verilmesi doğru olmamıştır. 2- Yiğitler Beton Kum Çakıl Hafriyat Nakliy San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından eldeki davanın davacı- karşı davalısı olan Sedesan Otom. Ve Yedek Parça İmal. İhr. San. ve Tic. A.Ş. aleyhine TR 2005/00541 Y sayılı faydalı model belgesinin yenilik unsurundan yoksun olduğu ileri sürülerek, dava konusu faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü talebiyle açılan davada ise Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 06/11/2012 tarihli 2011/116 Esas 2012/168 Karar sayılı ilamıyla davanın kabulüne TR 2005/00541 Y sayılı faydalı model belgesinin hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verildiği kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Bu sebeple, asıl dava yönünden de yukarıda açık unvanı gösterilen dava dışı şirket ile davacı- karşı davalı arasında görülen faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü davasının sonucunun beklenerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir. 3- Ayrıca, tarafların unvanlarının gerekçeli karar başlığında yanlış gösterilmesi yerinde olmamış, kararın bu nedenle de bozulmasına karar vermek gerekmiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan, dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl dava, faydalı model belgesinden doğan haklara tecavüzün önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat; karşı dava ise faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü ile sicilden terkini istemlerine ilişkindir. Davacı-karşı davalı vekili, müvekkili şirketin "beton mikserleri tahliye oluğu" nun üreticisi olduğunu ve TR 2005 00541 Y sayılı faydalı model belgesinin bulunduğunu, faydalı modele konu olan ürünün davalı şirketçe izinsiz olarak üretildiği ve satıldığı bilgisini edindiklerini, yapılan suç duyurusu üzerine davalı şirketin işyerine gidilerek davalı şirketin faydalı model belgesine konu olan ürünü ürettiğinin ve sattığının tespit edildiğini, faydalı model belgesinin sahibi olan müvekkili şirketin haklarının ihlali nedeniyle gördüğü zarar karşılanacağı yerde, davalı tarafından bu ürünün üretimi ve satışı yapılmaya devam edilerek müvekkilinin haklarının ihlal edilmiş olduğunu, bu ihlalin devam ettiğini, davalı şirketin faydalı modele konu olan (beton mikserleri tahliye oluğu) ürününün yenilik içermediğine yönelik iddiasıyla önce İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde dava açtığını, yetkisizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2008/66 E., 2008/90 K. sayılı kararıyla davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, bunun üzerine davalı şirketin bu kez Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2008/158 E. sayılı dosyasında yeniden dava açtığını, ancak bu davada da müvekkilinin patent hakkının aksini gösteren herhangi bir kanıt sunmadığını, teknik açıklama da yapılmadığını, nitekim yapılan yargılama sonucunda Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2008/158 E., 2010/24 K. sayılı 03.02.2010 tarihli kararıyla davanın reddedildiğini, böylece davalı şirketin faydalı model belgesine konu ürünün üretim ve satışını yapmasının müvekkilinin patent hakkına tecavüz oluşturduğunun sabit olduğunu, her ne kadar davalı şirket yetkililerinin müvekkili şirketin patent haklarına yönelik ihlaliyle ilgili olarak Düzce Asliye Ceza Mahkemesince beraat kararı verilmişse de, kararın gerekçesinde patent hakkına tecavüzün gerçekleştiği, ancak bu fiile kanun hükmünde kararname ile ceza öngörülemeyeceği değerlendirmesine dayanılarak beraat kararı verilmiş olduğunu, bu kararı temyiz ettiklerini ve temyiz incelemesinin devam ettiğini ileri sürerek, müvekkilinin faydalı modelden doğan haklarına tecavüzün durdurulmasına ve giderilmesine, tecavüzde kullanılan araçlara el konulmasına, 1.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; karşı davanın kesin hüküm nedeniyle reddini istemiştir. Davalı-karşı davacı vekili, Düzce 1. Asliye Ceza Mahkemesinde aleyhine açılan davanın beraat ile sonuçlandığını, 551 sayılı KHK hükümlerine göre davacının faydalı model belgesinin yeni olmadığını savunarak, asıl davanın reddine; karşı davasında ise TR 2005 00541 Y sayılı faydalı model belgesinin hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. Yerel Mahkemece, 18.10.1977 tarihli US4054194 sayılı ABD patent belgesine göre, “çelik karkas üzerine oturtulmuş dayanıklı plastik malzemeden üretilen beton mikserleri tahliye oluğunun” başvurunun esasını oluşturduğu, gerek içerik gerekse görsel sunumunun davacıya ait dava konusu olan TR 2005 00541 Y sayılı faydalı model belgesine konu buluşla aynı olduğu, bu belge karşısında davacı faydalı modelinin yeni olmadığı ve 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’nin (551 sayılı KHK) 165’inci maddesi uyarınca hükümsüz kılınması gerektiği, hükümsüzlük kararları geçmişe etkili olacağı için davalının eyleminin faydalı modelden doğan hakkın ihlali olarak nitelenemeyeceği gerekçesiyle, asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile, davacı adına tescilli TR 2005 00541 Y sayılı faydalı model belgesinin hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Davacı-karşı davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur. Bozma kararına karşı yerel mahkemece ilk karardaki gerekçeler yanında mevcut davada karşı davacının aynı faydalı model belgesinin yeni olmadığı iddiasını somut bir maddi vakıaya ve delile dayandırdığı, ilk dosyada hiçbir delil ve maddi vakıa ileri sürülmeden yapılan yargılama sonucunda verilen şekli anlamdaki kesin hükmün, somut bir maddi vakıa ve delile dayalı olarak açılan davanın sonucunu etkileyebilecek güçte olmadığı, faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü davasını, 551 sayılı KHK’nin 130’uncu maddesi uyarınca menfaati olan herkes (rakip tacirler, üreticiler, vs.) açabileceği, Ankara 4. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 03.02.2010 tarihli 2008/158 E., 2010/24 K. sayılı kararında dayanılan maddi vakıalar ve deliller farklı olduğu için, tarafları başka olsa bile açılacak yeni davada kesin hüküm-güçlü delil engeliyle karşılaşmayacağı; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin, bir başka kişinin, bir başka mahkemede, aynı davalı (bu dosyada karşı davalı) aleyhine açılan faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü davasının sonucunun beklenilmesi gerektiğini savunduğu, tarafları ve dayandıkları delilleri farklı olan kişiler yönünden açılan farklı davalarda, başka mahkemece yapılacak yargılama sonucunun beklenmesine gerek olmadığı, aksi hâlin HMK’nın 423. maddesindeki “Hukuki Dinlenilme ve Tarafların Eşitliği” ilkesine aykırılık teşkil ettiği, aynı delillerle hükümsüzlük istenilse bile, başka dosyada yapılacak eksik veya yetersiz savunmanın, yapılabilecek yanlış değerlendirme sonucuna razı olunmasının beklenmesinin yerinde olmadığı, bu nedenle, benzer iddialarla başkası tarafından aynı davalı aleyhine Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açılan davanın sonucunun beklenilmesi düşüncesine katılınmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: karşı dava yönünden, Ankara 4. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 03.02.2010 tarihli 2008/158 E., 2010/24 K. sayılı kararının taraflar arasında kesin hüküm teşkil edip etmediği; asıl dava yönünden ise dava dışı şirket ile davacı- karşı davalı arasında görülen faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü davasının sonucunun beklenmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere faydalı modellerin korunmasına ilişkin usul ve esaslar, 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununda düzenlenmiş olsa da, olay tarihinde yürürlükte olan mülga 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinin bu davaya uygulanması gerekmektedir. Hukuk sistemimizde buluşlar, diğer bir ifade ile patent hakları, 551 sayılı KHK uyarınca patent veya faydalı model belgesi verilerek korunur (Hukuk Genel Kurulunun 22.01.2014 gün, 2013/11-1830 E., 2014/31 K. sayılı ilâmı). Öncelikle belirtilmelidir ki, 551 sayılı KHK'nin 154’üncü maddesi uyarınca; anılan KHK'nin 156’ncı maddesi hükmüne göre yeni olan ve 10’uncu madde anlamında sanayide uygulanabilen buluşlar faydalı model korumasından yararlanabilir ve faydalı model belgesinde patentten farklı olarak buluşun, buluş basamağını aşması şart değildir. Açıklanan kapsamda verilen faydalı model belgesi, faydalı model hakkını kanıtlayan kamusal nitelikli bir belge olduğundan, 551 sayılı KHK’nin 164’üncü maddesi uyarınca; “Patent sahibine tanınan koruma, faydalı model belgesi sahibine de aynen tanınır.” ve 166’ncı maddesinde belirtildiği üzere, “Faydalı model belgelerine ilişkin açık hüküm bulunmadığı ve faydalı model belgelerinin özelliği ile çelişmediği takdirde, patentler için öngörülen hükümler, faydalı model belgeleri için de uygulanır.” Buna göre, 551 sayılı KHK’nin faydalı model belgesine ilişkin 153 ila 170. maddelerinde konuya ilişkin özel hüküm bulunmadığından, 551 sayılı KHK’nin patentten doğan hakka tecavüz sayılan fiilleri gösteren 136. maddesi ile hukuk davalarına ilişkin 137 ila 145. maddeleri faydalı model belgelerine de uygulanır. Buna göre faydalı model belgesi sahibi yönünden de 551 sayılı KHK’nin 136. maddesine göre; “…Aşağıda yazılı fiiller patentten doğan hakka tecavüz sayılır: a-Patent sahibinin izni olmaksızın buluş konusu ürünü kısmen veya tamamen üretme sonucu taklit etmek, b-Kısmen veya tamamen taklit suretiyle meydana getirildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde, tecavüz yoluyla üretilen ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için ithal etmek veya ticari amaçla elde bulundurmak veya uygulamaya koymak suretiyle kullanmak, c-Patent sahibinin izni olmaksızın buluş konusu olan usulü kullanmak veya buluş konusu usulle doğrudan doğruya elde edilen ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için ithal etmek veya uygulamaya koymak suretiyle kullanmak; d-Patent sahibi tarafından sözleşmeye dayalı lisans veya zorunlu lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devir etmek, e-Bu maddenin 1 inci ila 4 üncü bentlerinde yazılı fillere iştirak veya yardım veya bunları teşvik etmek veya hangi şekil ve şartlarda olursa olsun bu fiillerin yapılmasını kolaylaştırmak, f-Kendisinde bulunan ve haksız olarak üretilen veya ticaret alanına çıkarılan eşyanın nereden alındığını veya nasıl sağlandığını bildirmekten kaçınmak. Patent bir ürünün yapılışına ait bir usul için alınmışsa, aynı nitelikleri taşıyan her ürün, patenti alınmış usule göre yapılmış sayılır Usule tecavüz etmeksizin ürünü ürettiğini iddia eden davalı bunu ispat etmekle yükümlüdür. Patent başvurusu bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 55’inci maddesine göre yayınlandığı takdirde, başvuru sahibi, buluşa vaki tecavüzlerden dolayı hukuk ve ceza davası açmaya yetkilidir. Tecavüz eden başvurudan veya kapsamından haberdar edilmiş ise, başvurunun yayınlanmış olmasına bakılmaz. Tecavüz edenin kötü niyetli olduğuna mahkeme tarafından hükmolunursa, yayından önce de tecavüzün varlığı kabul edilir (Ek cümle:22/6/2004 – 5194/4 md.). Ancak mahkeme, patent veya faydalı modelin verildiğine ilişkin ilânın ilgili bültende yayımlanmasından önce öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak karar veremez.” Anılan KHK’nin 137’inci maddesi uyarınca; “…Patentten doğan hakkı tecavüze uğrayan patent sahibi, mahkemeden, özellikle aşağıdaki taleplerde bulunabilir: a-Patentten doğan haklara tecavüz fiillerinin durdurulması talebi, b-Tecavüzün giderilmesi ve maddi ve manevi zararın tazmini talebi, c-Patentten doğan haklara tecavüz suretiyle üretilen veya ithal edilen ürünlere, bunların üretiminde doğrudan doğruya, kullanılan araçlara ve patente bağlı bir usulün kullanımını sağlayan araçlara el konulması talebi, d-Mümkün olduğu takdirde bu fıkranın üçüncü bendi uyarınca el konulan ürün ve araçlar üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması talebi: Bu durumda, söz konusu ürünlerin değeri, tazminat miktarından düşülür. Bu değer, kabul edilen tazminatı aştığı zaman, patent sahibinin fazlayı karşı tarafa ödemesi gerekir, e-Patentten doğan haklara tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle bu maddenin üçüncü bendine göre el konulan ürünlerin ve araçların şekillerinin değiştirilmesi veya patentten doğan haklara tecavüzün önlenmesi için, kaçınılmaz ise, imhası talebi, f-Patentten doğan haklara tecavüz eden kişi aleyhine verilen mahkeme kararının, masrafları tecavüz eden tarafından karşılanarak, ilgililere tebliğ edilmesi ve kamuya ilan yoluyla duyurulması talebi.” Görüldüğü üzere, 551 sayılı KHK'nin 164 ve 166’ncı maddeleri uyarınca faydalı model belgesi de patent belgesi gibi; hükümsüz kılınıncaya kadar, 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye dayalı olarak belge sahibine koruma sağlar. Faydalı modele ilişkin yapılan bu genel açıklamalardan sonra, kesin hükme yönelik uyuşmazlık bakımından: Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle; "dava şartı" ile "kesin hüküm" kurum ve kavramları üzerinde durulmasında yarar vardır. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları, dava açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartlarının davanın açıldığı günde bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkemece mesmu (dinlenebilir) olmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114’üncü maddesi “(1) Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.” hükmünü içermektedir. Buna göre dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli), bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlardır. Dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hüküm ile (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) madde 114/1-i) çözümlenmiş olması da dava şartıdır. Bu şart, olumsuz dava şartı olarak adlandırılır. Kesin hüküm (hem bireyler hem de devlet için) hukuki durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla hukuki güvenlik ve yargı erkine güven sağlandığından kesin hüküm kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Hemen belirtilmelidir ki kesin hükmün amacı kişiler arasındaki uyuşmazlıkların hem kesinleşme anı hem de gelecek için çözümlenmesidir. Bu amacın gerçekleşmesinde, hem davanın taraflarının hem Devletin hem toplumun yararı vardır. Çünkü kişiler aralarındaki uyuşmazlığın kesin bir biçimde sonuçlanması için dava sırasında bütün olanaklarını kullanırlar ve dava sonucunda verilecek kararla artık bu uyuşmazlığın sona ermesini isterler. Bunda Devletin de yararı vardır. Çünkü Devlet mahkemelerin sınırsız bir biçimde aynı uyuşmazlık ile tekrar tekrar meşgul edilmesini istemez ( Arslan, R./ Yılmaz, E./Taşpınar Ayvaz, S.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2016, s.664). Dava konusu uyuşmazlık hakkında kesin hüküm bulunuyorsa aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz. Kesin hüküm itirazı davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hüküm bulunduğu (dava şartı yokluğundan) gerekçesiyle reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi ilk defa Yargıtay'da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) ve dahası bozmadan sonra da ileri sürülebilir ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez (Kuru, B.:Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, İstanbul 2001, C. V, s. 4980 vd.). Bu bağlamda kesin delil ise tarafları ve hâkimi bağlayan, bu tip delillerle kanıtlanan olayın hukuksal doğru olarak kabul edilmesini gerektiren delillerdir. Hâkimin kesin delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır. Hukukumuzda kesin deliller sınırlı olup bunlar, senet (HMK. m.205), yemin (HMK. m. 229) ve kesin hükümdür (HMK. m.303). Kesin hüküm de aynı konuda daha sonra açılan davada kesin delil oluşturur (Kuru, C. II, s. 2034 vd). Kesin hüküm şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm, olmak üzere ikiye ayrılır. Şekli anlamda kesin hüküm, sözü edilen karara karşı artık bütün olağan kanun yollarının kapandığı anlamına gelir. Bazı son kararlar verildikleri anda kesindirler (HMK. m. 361).Yasa yolu açık olan bir karar, kanun yoluna başvurma süresi geçmekle de kesinleşir. Öte yandan, temyiz yolu açık olan bir karar temyiz edilip sonuçta onanmış ve karar düzeltme süresi geçirilmişse, ya da karar düzeltme yoluna gidilip de bu istem reddedilmişse veyahut kanun yoluna başvurmaktan feragat edilmişse verilen hüküm şekli anlamda kesinleşir. Bir hüküm bir kere şekli anlamda kesinleşirse artık bu hükme karşı olağan kanun yollarına başvurulamaz. Bir kararın maddi anlamda kesinleşmesi için öncelikle şekli anlamda kesinleşmesi gerekir. Maddi anlamda kesin hükmün koşulları 6100 sayılı HMK’nın 303’üncü maddesinin birinci fıkrasında açıklanmıştır. Buna göre “Bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.”. Kesin hükmün ilk koşulu her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması, ikinci koşulu müddeabihin aynılığı, üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabihin, dava konusu yapılmış olan hakların aynı olmasıdır. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hâkimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziksel bakımdan aynı olsa bile bu şeyler üzerinde talep olunan haklar farklı ise müddeabihlerin aynı olduğundan bahsedilemez. Kesin hükmün üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebepten farklı olarak, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise diğer iki koşulun da bulunması hâlinde kesin hükmün varlığından söz edilebilir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 20.12.2017 gün, 2017/14-2273 E., 2017/2023 sayılı ilâmında da vurgulanmıştır. Kesin hüküm öncelikle (hükmü veren mahkeme de dâhil) diğer bütün mahkemeleri bağlar. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse mahkemeler; aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan hüküm ile bağlıdırlar; aynı uyuşmazlığı bir daha (yeniden) inceleyemezler (kesin hüküm itirazı) ve aynı konuya ilişkin yeni bir davada, önceki davada verilmiş olan kesin hüküm ile bağlıdırlar (Kuru, C. V, s. 5051- 5053). Kesin hüküm kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Ancak gerekçe hükme ulaşmak için mahkemece yapılan hukuki ve mantıki tahlil ve istidlallerden (delillerden yargıya varma) ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile ayrılması imkânsız bir bağlılık içinde bulunuyor ise istisnai olarak bu kısmın da kesin hükme dâhil olduğunu kabul etmek gerekir. Hangi gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olduğu her olayın özelliğine göre belirlenir. Somut uyuşmazlığa gelindiğinde, 14.05.2008 tarihinde davalı-karşı davacı tarafından davacı-karşı davalı aleyhine TR 2005/00541 Y sayılı faydalı model belgesinin yenilik unsurundan yoksun olduğu ileri sürülerek, faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü talebiyle açılan davada, Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 03.02.2010 tarihli 2008/158 E., 2010/24 K. sayılı ilâmıyla dava konusu faydalı modelin yeni olmadığının iddiayı ileri süren tarafından ispat edilmesi gerekirken bu konuda kanıt sunulamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş, kararın taraflarca süresi içerisinde temyiz edilmemesiyle hüküm kesinleşmiştir. Somut olayda davalı-karşı davacı tarafından karşı davada yine davacı- karşı davalı adına tescilli TR 2005/00541 Y sayılı faydalı model belgesinin yenilik unsurundan yoksun olduğu ileri sürülerek, dava konusu faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü istenmektedir. Tarafları, dava konusu ve dava sebebi aynı olan kesinleşmiş karar, yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere sonradan açılan mevcut dava için kesin hüküm teşkil eder. Gerek maddi, gerek şekli anlamda kesin hüküm dava şartlarından olmakla, hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir ve varlığı saptandığı takdirde kesin hükmün varlığı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekir. Asıl dava yönünden dava dışı Yiğitler Beton Kum Çakıl Hafriyat Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davacı- karşı davalı arasında görülen faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü davasının sonucunun beklenip beklenemeyeceğine ilişkin uyuşmazlık bakımından da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili hükümlerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ilgili kararına ve bekletici soruna ilişkin 6100 sayılı HMK’nın ilgili maddesine ilişkin genel açıklamaları yapmakta fayda vardır. 6100 sayılı HMK’nın 165’inci maddesi de bekletici sorunu düzenlemektedir: "(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.” Başka bir ifade ile bir davada hüküm verilmesi, başka bir davada incelenmekte ve kesin olarak karara bağlanacak olan bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise, mahkeme o davanın sonuçlanmasını beklemek üzere yargılamayı erteleyebilir, o davanın sonuçlanmasını kendi bakmakta olduğu dava için bekletici sorun yapabilir. Anayasa'nın 90’ıncı maddesinin son fıkrasında yer alan "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır." hükmü gereğince uyuşmazlıkların çözümünde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş olan milletlerarası antlaşmalar ile iç hukuk birlikte yorumlanacağından, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) konunun ne şekilde düzenlendiğine bakmakta yarar vardır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6’ıncı maddesinin birinci fıkrasına göre: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlâk, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir”. Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Ayrımcılık Yasağı” başlıklı 14’üncü maddesine göre: “Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır”. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 3’üncü Dairesi’nin 6.12.2007 tarih, 30658/05 sayılı Beian-Romanya kararında, Yüksek Mahkemenin çelişkili içtihadından kaynaklanan benzer durumdaki kişiler arasında farklı muamele nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ile 14’üncü maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağına aykırılıktan dolayı Romanya hakkında ihlal kararı verilmiştir. Bu kararda Yüksek Yargıtay’ın çelişkili içtihadından başvurucu ile onunla benzer durumda olan diğer şahıslar arasında farklı bir muamelenin uygulandığı sonucu çıktığı, burada söz konusu olanın bir yargı organları bütünü üzerine kurulu bütün adli sistemlerin doğal sonucu olan basit içtihat farklılıkları değil, Yüksek Yargıtay’ın ve genel olarak da adalet sisteminin bu çelişkileri düzenleme görevini yerine getirmekteki bir eksiklik olduğu vurgulanmıştır. Somut uyuşmazlığa gelindiğinde, dava dışı Yiğitler Beton Kum Çakıl Hafriyat Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından işbu davanın davacı-karşı davalısı olan Sedesan Otom. Ve Yedek Parça İmal. İhr. San. ve Tic. A.Ş. aleyhine TR 2005/00541 Y sayılı faydalı model belgesinin yenilik unsurundan yoksun olduğu ileri sürülerek, dava konusu faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü talebiyle açılan davada ise Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 06/11/2012 tarihli 2011/116 E., 2012/168 K. sayılı ilâmıyla davanın kabulüne TR 2005/00541 Y sayılı faydalı model belgesinin hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine ilişkin kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Bu sebeple, yukarıda açıklanan ilkeler ve hükümler çerçevesinde, Yüksek Mahkeme konumunda olan Yargıtay’ın içtihat birliğini ve tutarlığını sağlama görevi ışığında asıl dava yönünden de yukarıda açık unvanı gösterilen dava dışı şirket ile davacı-karşı davalı arasında görülen faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü davasının sonucunun beklenerek bir karar verilmesi gerekir. Bu itibarla, yukarıda açıklanan sebeplerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç: Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30’uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’nun 440’ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.03.2018 gününde oy birliği ile karar verildi. ######

Korumanın konusu ve sınırları

Patent; yenilik, buluş basamağı ve sanayiye uygulanabilirlik şartlarını taşıyan teknik çözümler için 20 yıla kadar koruma sağlar. Usul buluşları, kimyasal veya ilaç bileşimleri ve cihazlar bu kapsamda anlatılır. Faydalı model genellikle ürün odaklı teknik yenilikler için tercih edilen, daha hızlı ve maliyeti daha düşük bir koruma olarak açıklanır; koruma süresi genellikle 10 yıldır. Yöntem ve kimyasal madde gibi bazı alanların faydalı model dışında kaldığı belirtilir. Bu süre ve kapsam ayrımları, “genellikle” ifadesindeki sınırıyla değerlendirilmelidir.

Korumanın sınırları istemlerle çizilir. Tarifname ve çizimler istemlerin yorumunda yol gösterir. Kelimesi kelimesine örtüşme ile aynı teknik etkiyi sağlayan eşdeğer unsurlar birlikte değerlendirilebilir. Eşdeğerliğin hangi olayda kabul edileceği, istemlerin ve teknik özelliklerin incelenmesine bağlıdır.

Mülga 551 sayılı KHK’nin 154 ve 156. maddeleri uyarınca, yeni olan ve sanayide uygulanabilen buluşlar faydalı model korumasından yararlanabilir. Faydalı modelde, patentten farklı olarak buluş basamağını aşma şartı aranmaz. 164. maddeye göre patent sahibine tanınan koruma faydalı model belgesi sahibine de tanınır. Özel hüküm bulunmadığı ve faydalı modelin özelliğiyle çelişmediği takdirde patent hükümleri 166. madde uyarınca faydalı modele uygulanır.

Tecavüz sayılan fiiller

Tecavüz fiilleri arasında buluşun izinsiz üretilmesi, kullanılması, satılması, satışa sunulması, ithali ve depolanması ile bu fiilleri kolaylaştıran ticari eylemler yer alır. Buluşu uygulamaya elverişli önemli parça veya unsurların piyasaya verilmesi de katkı ya da yardım yoluyla ihlal kapsamında açıklanır.

551 sayılı KHK’nin 136. maddesinin (a) bendinde, patent sahibinin izni olmaksızın buluş konusu ürünü kısmen veya tamamen üretme sonucu taklit etmek tecavüz fiili olarak düzenlenmiştir. Aynı maddenin (b) bendi, kısmen veya tamamen taklit suretiyle meydana getirildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla üretilen ürünleri satmayı, dağıtmayı, başka şekilde ticaret alanına çıkarmayı, bu amaçla ithal etmeyi, ticari amaçla elde bulundurmayı veya uygulamaya koymak suretiyle kullanmayı kapsar. Faydalı modele ilişkin 153 ila 170. maddelerde konuya ilişkin özel hüküm bulunmadığından, 136. madde ile hukuk davalarına ilişkin 137 ila 145. maddeler faydalı model belgelerine de uygulanır.

Patent bir ürünün yapılışına ait usul için alınmışsa, aynı nitelikleri taşıyan her ürün, aksi ispat edilmedikçe patenti alınmış usulle yapılmış sayılır. Usule tecavüz etmeksizin ürünü ürettiğini iddia eden davalı bunu ispatla yükümlüdür. Karine usul patentine ilişkindir.

551 sayılı KHK’nin 55. maddesine göre yayımlanan patent başvurusunun sahibi, buluşa yapılan tecavüzler nedeniyle hukuk ve ceza davası açabilir. Tecavüz eden başvurudan veya kapsamından haberdar edilmişse başvurunun yayımlanmış olması aranmaz. Mahkeme tecavüz edenin kötü niyetli olduğuna hükmederse yayından önceki tecavüz de kabul edilebilir. Bununla birlikte mahkeme, patent veya faydalı modelin verildiğine ilişkin ilân ilgili bültende yayımlanmadan önce öne sürülen iddiaların geçerliliği hakkında karar veremez.

İstisnalar ve hakkın sınırlanması

Kişisel veya özel amaçla ve ticari kazanç gütmeksizin yapılan sınırlı kullanımlar ihlal sayılmayabilir. Özel kullanım savunması ölçek, sıklık ve ticari etkiye göre dar yorumlanır.

Jenerik ilaçların patent süresi dolmadan ruhsat başvurusu için gerekli deney ve çalışmaları yapabilmesine imkân tanıyan Bolar istisnası, Türkiye pratiğinde yerleşik bir sınır olarak anlatılır. Pazara arz ve stoklama bu istisnayı aşarsa ihlal gündeme gelebilir.

Hak sahibinin rızasıyla Türkiye’de piyasaya sürülen patent konusu üründe hak, o somut ürün üzerinde tükenir. Tükenme ürün düzeyinde işler. Yöntem patentleri ile yeniden imal etme veya temel unsur değiştirme bu sonucun dışında kalabilir.

Başvuru veya patent tarihinden önce buluşu iyi niyetle kullanan üçüncü kişi, bu kullanımın kapsamıyla sınırlı bir ön kullanım hakkı ileri sürebilir. İddianın ispatı, ön kullanım hakkını ileri süren kişiye düşer.

551 sayılı KHK’nin 78. maddesine göre patent sahibi, kendi patentinden daha önceki rüçhan tarihine sahip patent sahiplerinin açtığı tecavüz davasında patentini savunma gerekçesi olarak ileri süremez. Patent hükümleri faydalı modelin özelliğiyle çelişmediği ölçüde uygulandığından 166. madde, uygun olduğunda bu sınırı faydalı modele de taşır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 2012/13497, K. 2014/3531 sayılı kararında yerel mahkeme kararı davacı yararına bozulmuştur. Bozma, davanın esası hakkında nihai kabul veya ret sonucu değildir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/13497, K. 2014/3531Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2012/13497 E.  ,  2014/3531 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BURSA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 17/10/2011 NUMARASI : 2010/512-2011/434 Taraflar arasında görülen davada Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17/10/2011 tarih ve 2010/512-2011/434 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25.02.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı asil Ö.. K.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin "montajı kolay ambalaj sapı" adlı buluşuna faydalı model belgesi aldığını, davalının müvekkiline ait faydalı model buluşunu taklit ederek satışa sunduğunu, bu hususun tespit raporu ile belirlendiğini, yapılan uyarılara rağmen davalının tecavüz teşkil eden eylemlerini devam ettirdiğini ileri sürerek, davalının tecavüzünün önlenmesini, 5.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini ve hükmün ilanını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin faydalı model belgesine sahip olduğunu ve bu faydalı modelin davacıya ait faydalı modelden farklı olduğunu savunarak,davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davalı üretimi olan ürünlerin kendi adına tescilli olan faydalı model kapsamında kalan ürünler olduğu, bu faydalı modelin iptal yada hükümsüzlüğü sağlanmadığı tescilli faydalı model belgesine uygun üretim yapma eyleminin 551 sayılı KHK'nın koruması altında olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, faydalı modele tecavüzün men'i ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup, 14.05.2008 tarihinden geçerli "montajı kolay ambalaj sapı" adlı davacıya ait faydalı model belgesinin, "çantalar için üretim ve montaj kolaylığı sağlayan bir kulp yapılanması" buluş başlıklı 08.04.2010 tarihinden geçerli davalıya ait faydalı model belgesinin bulunduğu, davalıya ait ürünlerin kendisine ait faydalı model kapsamında ürünler olduğu ve davalının ürünlerinin aynı zamanda davacıya ait faydalı model kapsamındaki ürünler olduğu hususları da dosya kapsamı ve bilirkişi kurulu raporu ile sabittir.Mahkemece, davalının tescilli faydalı modeli kapsamında üretim yaptığından hareketle yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddi cihetine gidilmiştir. Oysa, 551 sayılı KHK'nın Önceki Tarihli Patentlerin Etkisi başlıklı 78'nci maddesi "Patent sahibi patentini kendi patentinden daha önceki rüçhan tarihine sahip olan patent sahiplerinin açmış olduğu patente tecavüz davasında bir savunma gerekçesi olarak ileri süremez." hükmünü haiz olup, yine aynı KHK'nın Patentler İle İlgili Hükümlerin Uygulanabilirliği başlıklı 166'ncı maddesi "Faydalı model belgelerine ilişkin açık bir hüküm bulunmadığı ve faydalı model belgelerinin özelliği ile çelişmediği takdirde, patentler için öngörülen hükümler, faydalı model belgeleri için de uygulanır." hükmünü içermektedir.Bu bağlamda, davalının faydalı model belgesinden kaynaklanan hakkının 551 sayılı KHK'nın 78 nci maddesi düzenlemesi çerçevesinde davacıya karşı bir savunma gerekçesi olarak ileri sürüp süremeyeceği hususunun tartışılması gerektiği kuşkusuzdur. Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davalının faydalı model belgesinden kaynaklanan hakkını 551 sayılı KHK'nın 78'nci maddesi hükmüne göre davacıya karşı ileri sürüp süremeyeceği hususu denetime elverişli bir şekilde tartışılmak ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, bu yönden eksik incelemeya dayalı yazılı gerekçelerle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Faydalı modelde yenilik ve hükümsüzlük

551 sayılı KHK’nin 156. maddesinde faydalı model için mutlak yenilik esası benimsenmiştir. Başvuru tarihinden önce Türkiye’de veya dünyada herkesin ulaşabileceği şekilde yazılı olarak ya da başka yolla açıklanan veya yöresel ya da ülke çapında kullanılan buluş yeni değildir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/6316, K. 2018/2388Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/6316 E.  ,  2018/2388 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/12/2014 tarih ve 2008/5-2014/305 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalıya ait TR 2006/04278 no'lu “esnek taşıyıcı karkas bağlantı konfigürasyonu içeren cephe paneli” isimli faydalı modelin yeni olmadığını, müvekkiline ait TR'00100 nolu patent belgesindeki usul ile elde edildiğini, davalının faydalı modeli ile müvekkilinin patent hakkına tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek davalıya ait TR 2006/04278 no.lu faydalı modelin hükümsüzlüğünü ve patentli usullerinin davalı tarafından kullanılmasının patentlerine tecavüz teşkil edeceğini iddia ve talep etmiş, ıslah dilekçesi ile davalının eylemlerinin müvekkili patentinin tüm istemlerine tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davalı vekili, müvekkilinin faydalı modelinin yeni olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davanın kısmen kabulü ile davalıya ait TPE nezdinde tescilli 2006/04278 no'lu faydalı modelin 1, 2 ve 8 no'lu istemlerinin yenilik unsuru taşımamaları nedeni ile 1,2 ve 8 no'lu istemler yönünden hükümsüzlüğüne, davacıya ait TR 1997/00100 no'lu patente davalı tarafından herhangi bir tecavüz bulunmadığından buna ilişkin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, 2006/04278 no/lu faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü ve davalının eylemlerinin davacının tescilli patentine tecavüz eder nitelikte olduğunun tespiti ile tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, 2006/04278 no'lu faydalı model belgesinin 1. 2. ve 8. no'lu istemlerinin yeni olmadığı gerekçesiyle hükümsüzlüğüne, davalının eylemlerinin davacının patent hakkına tecavüz yaratmadığı gerekçesiyle tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. 551 sayılı KHK 156. maddesinde mutlak yenilik koşulu benimsenmiştir. Buna göre; faydalı model belgesi başvurusuna konu olan buluş başvuru tarihinden önce, Türkiye içinde veya dünyada herkesin ulaşabileceği şekilde yazılı olarak veya bir başka yolla açıklanmış veya yöresel veya ülke çapında kullanılmış ise, yeni değildir. Faydalı model belgesi başvurusu sahibi veya selefleri tarafından başvuru tarihinden veya var ise rüçhan hakkı tarihinden, oniki ay önceki tarihten itibaren yayınlama veya bir başka yolla yapılan açıklama veya kullanma, başvuru konusu buluşun yeniliğini ortadan kaldırmaz. Faydalı model belgesi başvurusu tarihinden önce, Türkiye'de yapılmış olan patent veya faydalı model belgesi başvuruları, faydalı model belgesi başvurusu tarihinden sonra yayınlanmış olsalar dahi, başvuru konusu buluşun yeniliğini ortadan kaldırır. Davacı tarafça, davalıya ait faydalı model belgesindeki buluşun uygulandığı ürünün anılan KHK'de belirtilen başvurudan önceki oniki aylık süreden önce piyasaya sunulduğu, bu hususun … 3. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesi 2005/900 esas sayılı dosyada yapılan ceza yargılamasında ve alınan bilirkişi raporunda da tespit edildiği iddia edilmiştir. 551 sayılı KHK 154. maddesine göre, yeni ve sanayiye uygulanabilir buluşlar faydalı model belgesi verilerek korunur. Aynı KHK 165/a. bendine göre de, 156. maddede belirtilen koşulların bulunmaması bir hükümsüzlük halidir. Bu durumda, öncelikle, taraflar arasındaki ceza davasında yer alan deliller değerlendirilerek uyuşmazlık konusu faydalı model belgesinin mutlak yenilik koşulunu taşıyıp taşımadığının tespit edilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle hükümsüzlük davasının kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Öte yandan mahkemece, davacıya ait patente tecavüz bulunduğuna yönelik talebin reddine karar verilmiş ise de, öncelikle uyuşmazlık konusu faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü koşullarının yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde incelenip, 551 sayılı KHK 78. maddesi de dikkate alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre patent hakkına tecavüzün varlığına dair bir değerlendirme yapılması gerekirken, yazılı gerekçelerle patent hakkına tecavüzün bulunmadığı gerekçesiyle davacının tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 04/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başvuru sahibi veya seleflerinin, başvuru tarihinden ya da varsa rüçhan tarihinden önceki on iki aydan itibaren yaptığı yayın, başka yolla açıklama veya kullanma yeniliği ortadan kaldırmaz. Süre, başvuru sahibi veya seleflerinden kaynaklanan açıklama ve kullanmaya ilişkindir.

Türkiye’de daha önce yapılmış patent veya faydalı model başvuruları, sonraki faydalı model başvurusundan sonra yayımlansalar bile önceki başvuruya konu buluşun yeniliğini ortadan kaldırır. Sonuç, Türkiye’de yapılmış önceki başvurularla sınırlıdır.

551 sayılı KHK’nin 154. maddesine göre yeni ve sanayiye uygulanabilir buluşlar faydalı model belgesiyle korunur. 165/a bendi ise 156. maddede belirtilen koşulların bulunmamasını hükümsüzlük hâli sayar. Faydalı model belgesi, hükümsüz kılınıncaya kadar belge sahibine KHK’ye dayalı koruma sağlar.

Tarafları, dava konusu ve dava sebebi aynı olan kesinleşmiş karar, sonraki dava için kesin hüküm oluşturur. Kesin hüküm dava şartı olduğundan hâkim bunu kendiliğinden gözetir. Sonuç, bu unsurların somut dosyada aynı olmasına bağlıdır.

Delil tespiti ve ihtiyati tedbir

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 400. maddesine göre taraf, görülmekte olan davada henüz inceleme sırası gelmemiş veya ileride açacağı davada ileri süreceği vakıanın tespiti için keşif, bilirkişi incelemesi ya da tanık ifadelerinin alınmasını talep edebilir. Delil tespiti için hukuki yarar aranır. Kanunda açıkça öngörülen hâller dışında, delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı veya ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimali hukuki yararın var sayılması için yeterlidir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 400Kaynağı aç
MADDE 400- (1) Taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi yaptırılması ya da tanık ifadelerinin alınması gibi işlemlerin yapılmasını talep edebilir. (2) Delil tespiti istenebilmesi için hukuki yararın varlığı gerekir. Kanunda açıkça öngörülen hâller dışında, delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dâhilinde bulunuyorsa hukuki yarar var sayılır. Görev ve yetki

Esasa ilişkin karar beklenmeden üretim, satış veya ithalatın durdurulması, stokların mühürlenmesi, internet ilanlarının kaldırılması ve sergilemenin engellenmesi, ihtiyati tedbirin geçici emir örnekleri arasında yer alır.

Tedbir bakımından hakkın ve zarar tehlikesinin güçlü biçimde gösterilmesi, teknik rapor veya tespitlerle ispatın kolaylaştırılması, mahkemenin takdir ettiği teminat ile ölçülülük ve oranlılık aranır. Tedbir karşı taraf dinlenmeden verilebilir. Eksik dosyayla yapılan talep ret riski ve teminatın iadesine ilişkin sorunlar doğurabilir. Teminatın gerekip gerekmeyeceği ve miktarı mahkemenin takdirindedir.

Hak sahipleri gümrüklerde fikri ve sınai hakların korunması mekanizmasına kayıt yaptırabilir. Bu sayede ithal veya ihraç aşamasındaki şüpheli ürünler durdurulabilir ve numune incelenebilir.

Tazminatın seçenekleri

İhlalin tespitinde hak sahibi fiili zarar ve yoksun kalınan kârı, emsal lisans bedelini veya ihlalcinin net kazancının devrini alternatif olarak ileri sürebilir.

Fiili zarar ve yoksun kalınan kâr yönteminde, hak sahibi olmasaydı doğmayacak zarar ile ihlal nedeniyle elde edilemeyen kâr değerlendirilir. Pazar payı, fiyat erozyonu, kapasite kullanımındaki düşüş ve dağıtım kanalı kaybı bu değerlendirmenin unsurlarıdır. Emsal lisans yönteminde, tarafların serbest pazarda lisans anlaşması hâlinde ödenecek makul bedel; karşılaştırmalı lisanslar, emsal anlaşmalar, pazar verileri ve teknik katkı oranıyla belirlenir.

İhlalcinin kazancının devrinde ihlalcinin elde ettiği net kazanç iade edilir. Masrafların düşülmesi ve kazanç ile ihlal arasındaki illiyet bağı bu yöntemde tartışılır. Manevi tazminat da özellikle buluş sahibinin itibarına yönelik etkiler bakımından gündeme gelebilir.

Davanın görülmesi ve arabuluculuk

İhlal davası ile hükümsüzlük davası birlikte veya bekletici mesele ilişkisiyle görülebilir. Bu ilişki her dosyada zorunlu değildir.

Görev, büyük şehirlerde fikri ve sınai haklar hukuk mahkemelerine aittir. İstanbul, Ankara ve İzmir, ihtisas mahkemelerinin bulunduğu iller arasındadır. Yetkili yer; ihlalin gerçekleştiği yer, zararın ortaya çıktığı yer veya davalının yerleşim yeri olabilir.

Tazminat talepli uyuşmazlıkların önemli kısmı ticari nitelikte görüldüğünden dava öncesi zorunlu arabuluculuk gündeme gelebilir. Bu ihtimal, her patent veya faydalı model uyuşmazlığının ayrıca nitelik incelemesi yapılmaksızın arabuluculuğa tabi olduğu anlamına gelmez.

Sık sorulan sorular

Patent ile faydalı modelin koruma şartı aynı mıdır?

Hayır. Patentte yenilik, buluş basamağı ve sanayiye uygulanabilirlik birlikte aranır. Mülga 551 sayılı KHK döneminde faydalı modelde buluş basamağını aşma şartı aranmaz; yeni ve sanayide uygulanabilen buluşlar korumadan yararlanabilir.

Önceki rüçhan tarihli hakka karşı kendi belgesi savunma olur mu?

551 sayılı KHK’nin 78. maddesine göre patent sahibi, daha önceki rüçhan tarihli patent sahiplerinin açtığı tecavüz davasında kendi patentini savunma gerekçesi yapamaz. Uygun düştüğünde 166. madde bu kuralı faydalı modele de uygular. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 2012/13497, K. 2014/3531 sayılı kararında yerel karar davacı yararına bozulmuştur; bozma esasa ilişkin nihai kabul veya ret değildir.

Aynı ürünün üretilmesi usul patentinin kullanıldığını gösterir mi?

Usul patentinde aynı nitelikleri taşıyan ürün, aksi davalı ispat etmedikçe patenti alınmış usulle yapılmış sayılır. Davalı usule tecavüz etmeden üretim yaptığını ileri sürüyorsa bunu kanıtlamalıdır.

Delil tespiti için dava açılmış olması gerekir mi?

Hayır. Görülmekte olan davada delil tespiti, henüz inceleme sırası gelmemiş vakıa için istenebilir; ileride açılacak davada ileri sürülecek vakıa için de istenebilir. Hukuki yarar aranır. Kanunda açıkça öngörülen hâller dışında delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı veya ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimali hukuki yararın var sayılması için yeterlidir.

Kesinleşmiş hükümsüzlük kararı her yeni davayı reddettirir mi?

Hayır. Yalnızca tarafları, dava konusu ve dava sebebi aynı olan kesinleşmiş karar sonraki dava için kesin hüküm oluşturur. Bu dava şartını hâkim kendiliğinden gözetir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu