Örtülü Kazanç Aktarımı Yasağı ve Hukuki Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Örtülü Kazanç Aktarımı Yasağı ve Hukuki Sonuçları

Örtülü kazanç aktarımı yasağı; halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının kâr veya malvarlıklarının, piyasa teamülleri ile ticari dürüstlük ilkelerine aykırı işlemler yahut yapılması beklenen faaliyetlerin yapılmaması suretiyle ilişkili kişilere kaydırılmasını önleyen temel bir koruma rejimidir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile düzenlenen bu yasak; yatırımcı menfaatlerinin muhafaza edilmesini, şirket sermayesinin korunmasını ve kamu güvenine dayalı piyasa düzeninin işleyişini teminat altına alır.

6362 sayılı SERMAYE PİYASASI KANUNU m. 21Kaynağı aç
MADDE 21 – (1) Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının; yönetim, denetim veya sermaye bakımından doğrudan veya dolaylı olarak ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişiler ile emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel veya şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunmak suretiyle kârlarını veya malvarlıklarını azaltarak veya kârlarının veya malvarlıklarının artmasını engelleyerek kazanç aktarımında bulunmaları yasaktır. (2) Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının, esas sözleşmeleri veya iç tüzükleri çerçevesinde basiretli ve dürüst bir tacir olarak veya piyasa teamülleri uyarınca kârlarını ya da malvarlıklarını korumak veya artırmak için yapmaları beklenen faaliyetleri yapmamaları yoluyla ilişkili oldukları gerçek veya tüzel kişilerin kârlarının ya da malvarlıklarının artmasını sağlamaları da örtülü kazanç aktarımı sayılır. (3) Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları, ilişkili taraf işlemlerinin emsallerine, piyasa teamüllerine, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine uygun şartlarda gerçekleştirilmiş olduğunu belgelemek ve bu durumu tevsik edici bilgi ve belgeleri en az sekiz yıl süre ile saklamak zorundadırlar. Birinci fıkrada belirtilen ilkelere aykırılığın tespitinde izlenmesi gereken usul ve esaslar Kurul tarafından belirlenir. (4) Kazanç aktarımının Kurulca tespiti hâlinde halka açık ortaklıklar, kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıkları, Kurulca belirlenecek süre içinde kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflardan, aktarılan tutarın kanuni faizi ile birlikte mal varlığı veya kârı azaltılan ortaklığa veya kolektif yatırım kuruluşuna iadesini talep eder. Kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflar Kurulca belirlenecek süre içinde aktarılan tutarı kanuni faizi ile birlikte iade etmek zorundadır. Örtülü kazanç aktarımı yasağının ihlali ile ilgili 94 üncü ve 110 uncu maddeler ile ilgili mevzuatta öngörülen hukuki, cezai ve idari yaptırımlar saklıdır. Ortaklıkların kendi paylarını satın ve rehin alması
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2016/11171, K. 2016/21824Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2016/11171 E.  ,  2016/21824 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : 2499 Sayılı Kanuna Aykırılık Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; 2499 sayılı (mülga) Sermaye Piyasası Kanunu’nun 1. maddesinde. Kanunun konusu ve amacının, tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak halkın iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak amacıyla; sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını düzenlemek ve denetlemek olduğuna yer verilmiştir. Yürürlükte bulunan 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 1. maddesinde de benzer şekilde olmak üzere Kanunun amacının; sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması için sermaye piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesi olduğu hususu açıkça belirtilmiştir. Söz edilen yasal düzenlemelerde de açıkça ifade edildiği üzere, tasarrufların etkin ve verimli biçimde milli ekonomiye aktarımının sağlanarak bu yolla iktisadi kalkınmanın sağlanması hedefine ancak sağlıklı işleyen bir sermaye piyasası sistemine sahip olmakla ulaşılabileceği kuşkusuzdur. Bu itibarla ülkelerin kalkınmasında etkin, verimli, şeffaf ve güvenilir biçimde işleyen bir sermaye piyasası sisteminin önemi tartışmasızdır. Bu bağlamda tüm Dünya'da olduğu gibi Ülkemizde de sermaye piyasalarının sağlıklı işlemesine ayrı bir önem verilmiş; piyasaların idari denetim ve gözetimini (regülasyon) gerçekleştirme konusunda öncelikle bağımsız düzenleyici kuruluş sıfatıyla Sermaye Piyasası Kurumu yetkili kılınmıştır. Öte yandan kanun koyucu anılan piyasaların sağlıklı işlemesine verdiği hayati önem sebebiyle belirtilen amacı ihlale yönelik bazı önemli fiilleri ortadan kaldırma gayesine yönelik olmak üzere son çare (ultima ratio) olmak üzere ceza hukuku araçlarına başvurarak bazı fiilleri de suç olarak tanımlamıştır. Bu anlamda, halka açık ortaklıklarda yatırımcıların haklarının yönetimsel fiillerle zarara uğratılması riskini önlemeye özel bir önem atfedilmiştir. Nitekim, Türk Ceza Kanunu'ndaki güveni kötüye kullanma suçu ve Türk Ticaret Kanunu'nda yer verilen yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin kurallar dışında "‘örtülü kazanç aktarımı yasağı" adı altında özel normlar getirilerek anılan fiillere karşı yatırımcıların korunması ve dolayısıyla sermaye piyasası sisteminin sağlıklı şekilde işlemesi, özel bir suç tipiyle sağlanan cezai korumayla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Sermaye Piyasası Kanunu'nun örtülü kazanç aktarımını yasaklayan hükümleri, söz edilen amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Halka açık anonim ortaklıklarda kontrolü elinde bulunduran kişi veya grubun dışında kalan pay sahiplerinin haklarını ve menfaatlerini zedeleyen, anonim ortaklığın karlarını veya malvarlıklarını azaltan veya artmasını engelleyen özel yönetimsel uygulamalara işlemlere karşı, şirket-yatırımcı pay sahipleri söz edilen normlarla korunmaktadır. (Arslan Kaya, Halka Açık Ortaklıklarda Örtülü Kazanç Aktarımı Yasağı (SerPK M. 21). İÜHFM C. LXXI, S. 2, 2013, s. 194). Türk hukuk sisteminde sermaye piyasalarının etkin, verimli, şeffaf ve güvenilir biçimde işlemesini sağlamaya yönelik somut düzenlemelere yer verilmiştir. Nitekim 2499 sayılı (mülga) Sermaye Piyasası Kanunu’nun 15/son maddesinde "Halka açık anonim ortaklıklar; yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahısla emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak … örtülü işlemlerde bulunarak kârını ve/veya mal varlığını azaltamaz” hükmü bulunmaktadır. "Örtülü kazanç aktarımı yasağı" olarak adlandırılan bu fiil, aynı Kanunun 47/A-6 maddesiyle de suç olarak tanımlanmıştır. Anılan normla ’Bu Kanunun 15 inci maddesinin son fıkrasında belirtilen işlemlerde bulunarak kârı veya mal varlığı azaltılan tüzel kişilerin yetkilileri ve bunların fiillerine iştirak edenler…'in cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. Yürürlükte bulunan 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 21. maddesinde de 2499 sayılı (mülga) Kanundaki söz edilen düzenlemeye benzer biçimde "örtülü kazanç aktarımı yasağı" yer almaktadır. Gerçekten Kanun anılan maddesinde örtülü kazanç aktarımı yasağına yer vererek bu konuda temel ilkeleri belirlemiş; 110/l-b ve c maddelerinde bu fiili tanımlayarak seçimlik hareketlerine yer vermiştir. Anılan fiillerin Türk Ceza Kanunu'nda tanımlanan güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halini oluşturacağı belirtilerek örtülü kazanç aktarım yasağını ihlal eden fiillerin yaptırımı belirlenmiştir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 110/1-b ve c. maddelerinde suç olarak tanımlanan seçimlik hareketler şunlardır: "b) Yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahısla emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak (…) örtülü işlemlerde bulunarak halka açık ortaklıkların kârını veya mal varlığını azaltmak c) Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının, yönetim, denetim veya sermaye bakımından doğrudan veya dolaylı olarak ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişiler ile emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel, şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunarak kârlarını veya malvarlıklarını azaltmak veya kârlarının veya malvarlıklarının artmasını engellemek" Yer verilen normda açıkça görüldüğü üzere 6362 sayılı Kanun'un 110/1-b maddesi mülga 2499 sayılı Kanun'un 15/son maddesinin aynen tekrarından ibarettir. Bir diğer anlatımla örtülü kazanç yasağı aktarımını oluşturan seçimlik hareketler her iki suç tipi yönünden de birebir aynıdır. Söz edilen normlar çerçevesinde somut uyuşmazlıkta halka açık ortaklık olan …'nin yönetim kurulu başkanı ve üyeleri olan sanıkların yargılama konusu fiillerinin örtülü kazanç aktarımı yasağı kapsamında olup olmadığının değerlendirilmesine gelince; 1) Halka açık ortaklık statüsünde olan … (… A.Ş. olarak anılacaktır) 2003 yılında sahibi olduğu fabrika binasını 5 yıl süreyle grup şirketlerinden doğrudan ilişkili şirket olan ..'ye (… A.Ş. olarak anılacaktır) kiralamıştır. … bu sözleşmeye ilişkin olarak İstanbul Menkul Kıymetler Borsası aracılığıyla kamuoyuna sunduğu 6.11.2003 tarihli Özel Durum Açıklamasında "fason üretimden ve kiradan elde edilecek gelirlerle şirket borçlarının ödenmesinin planlandığını" bildirmiştir. Ancak bu sözleşme henüz beş yıllık süre sona ermeden 29.03.2006 tarihinde "…’nin kira borçlarını zamanında ödemediği gerekçesiyle" … tarafından tek taraflı olarak feshedilmiştir. Aynı tarihte akdedilen sözleşme ile aynı fabrika binası bu defa grup şirketi olan …'ye kiralanmıştır. 2) …'nin hakim ortağı sanık … olup, yönetim kurulu üyeleri de sanıklar … ve …dır. … ve grup şirketlerine hakim ortak olan sanık …, …ve …'nin de kurucu ortaklarındandır. …'ın söz konusu şirketler nezdindeki paylarını devrettikten sonra, grup şirketleri bünyesinde görev almış kişileri bu şirketlere ortak veya yönetici yaparak belirtilen şirketlerdeki kontrolünü sürdürdüğü belirlenmiştir. Bu anlamda …'nin tüm genel kurul toplantılarının … adresindeki merkezinde gerçekleştirildiği hususu sabittir. Öte yandan 10.03.2006 tarihli … genel kurul toplantısına … ve Muhasebe Müdürü …'in vekaleten katıldığı tespit edilmiştir. … Denetleme Dairesi Başkanlığının 11.01.2008 tarih ve XXI-18/9-1 sayılı Denetleme Raporu ve Kurul Karar Organının 02.05.2008 tarihli kararı ile …'nin 2003 yılı içinde emsallerine göre düşük faiz oranı ile grup şirketlerine ve hakim ortak konumunda olan …'a Şirket kaynaklarından fon kullandırıldığı belirlenmiş olup, eksik tahakkuk ettirildiği saptanan 447.240 YTL faiz tutarını ödemeleri …’den istenmiştir. Bunun üzerine Şirket tarafından …'dan istenilen faiz tutarı tahsil edilerek … hesabına geçirilmiştir. Açıklanan yönetim ve ortaklık bağları ile … tarafından sanık …'a ve diğer grup şirketlerine emsallerine göre düşük faizle borç vermek suretiyle şirket kaynaklarının bu kişi veya kuruluşlara kullandırılması şeklinde gerçekleşen olgular birlikte değerlendirildiğinde … ve …, ’nin … ile "ilişkili ortaklık" olduğu ortaya çıkmaktadır. 3) … kira borçlarını ödememesine rağmen, bu firmaya … tarafından 31.03.2007 tarihinde 1.562.000 YTL tutarında mal satışı gerçekleştirilmiştir. Bu satış sonrasında …'nin …'den alacağı 5.702.387,51 YTL.'ye yani şirket aktifinin yaklaşık dörtte birine yükselmiştir. …'den mevcut birikmiş alacaklar dahi tahsil edilmezken bu firmaya mal satışı yapılarak halka açık ortaklığın risklerinin (alacaklarının) arttırılması ticari hayatın teamüllerine uygun olmadığı gibi şirket çıkarlarına da açıkça aykırıdır. 4) …, kira borçlarını ödemeyen …'ye karşı SPK tarafından 11.01.2008 tarihli Denetleme Raporu düzenlenene yani ilişkili şirket ile mevcut durum denetim sonucu ortaya çıkana kadar bu şirket hakkında yasal takibatta bulunulmamıştır. … ancak denetim tarihinden sonra 11.06.2008 tarihinde … aleyhine mevcut borcu olan 2.298.459, 16 YTL'nin tahsili amacıyla icra takibi başlatmıştır. Böylelikle halka açık ortaklık lehine olarak 2003 yılında doğan ve sonrasında artarak devam eden bir para alacağının yasal takibine ancak durumun resmi mercilerce denetim sonucunda ortaya çıkarılması üzerine ve beş yıl sonra girişilmiştir. Bu olgunun da ticari hayatın teamüllerine uygun olmadığı ve şirket çıkarlarına aykırı olduğu apaçık ortadadır. Bu itibarla, halka açık ortaklık olan …’de yönetim kurulu başkanı ve üyeleri olarak görev yapan sanıklar …, … ve …'ın Türk Ceza Kanunu'na göre ve Sermaye Piyasası Kanunu'na göre suç oluşturan hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanmak suretiyle şirket tüzel kişiliği ve pay sahiplerinin müşterek menfaatlerini gözeterek şirketi yönetmek ve şirketin ticari çıkarları doğrultusunda hareket etmek yerine yöneticisi oldukları şirkete olan mevcut kira borcunu ödemeyen doğrudan ilişkili şirket … hakkında yaklaşık beş yıl süreyle yasal takibe dahi başlamadıkları gibi bu şirkete ayrıca mal satışı yapmak şeklinde örtülü işlemlerde bulunarak halka açık ortaklığın malvarlığını azaltmak fiillerinin; 2499 sayılı Kanun'un 15/son maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 47/6. maddesi ve 6362 sayılı Kanun'un 21. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 110/1-b-c maddelerindeki suçu oluşturduğu hususunun dosya kapsamındaki tüm delillerle sübuta erdiği gözetilerek sanıkların TCK'nın 7/2. maddesi gereğince lehe olan 2499 sayılı Kanun’un 47/6. maddesi gereğince cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği halde yerinde görülmeyen gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması. Kanuna aykırı ve katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak, HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 25/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sermaye Piyasasında Örtülü Kazanç Aktarımı ve Türleri

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 21. maddesi çerçevesinde örtülü kazanç aktarımı, aktif ve pasif nitelikteki eylemler üzerinden gerçekleşir. Aktif kazanç aktarımı; halka açık ortaklıklar ile kolektif yatırım kuruluşlarının ve bunların bağlı ortaklık ya da iştiraklerinin, doğrudan veya dolaylı ilişkide bulundukları kişi ve kurumlarla emsallere, basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı sözleşmeler yapması, farklı fiyat ve bedeller belirlemesi veya yapay işlem hacimleri oluşturarak kâr ya da malvarlığını eksiltmesi yahut bunların artmasını engellemesiyle oluşur. Karşılığında bir mal veya hak iktisap edilmeksizin ilişkili tarafa finansman sağlanması ya da avans aktarılması bu kapsamda örtülü işlem sayılır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2919, K. 2025/7792Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2025/2919 E.  ,  2025/7792 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/590 Esas, 2025/429 Karar Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar … ve … vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; yönetim kurulu başkanı davalı … olan dava dışı halka açık … Tic. A.Ş.'nin (… A.Ş) 2014 yılına ilişkin hesap ve işlemlerine ilişkin olarak 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (6362 sayılı Kanun) ve ilgili mevzuat çerçevesinde yapılan inceleme sonucu hazırlanan raporda, dava dışı … A.Ş. ile davalı …'ın yetkili temsilcisi olduğu davalı …. Tic. A.Ş. (… A.Ş.) ve davalı …'nın bir dönem hissedar ve temsilcisi olduğu dava dışı …. ve Tic. Ltd. Şti. (… Ltd. Şti.) arasında gerçekleştirilen işlemler üzerinden … A.Ş.'nin mal varlığının, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak, makul bir karşı edim olmaksızın, … A.Ş.'nin hâkim ortağı ve yönetim kurulu başkanı … lehine 31.12.2015 tarihi itibarıyla en az 13.384.029,00 TL tutarında azaltılması suretiyle güveni kötüye kullanma (örtülü kazanç aktarımı) suçunun işlendiğini, davalı … ve … tarafından …'ın işlediği suçun icrasını kolaylaştırarak yardım etme suretiyle suça iştirak edildiğinin tespit edildiğini, … A.Ş.'nin paylarının 13.01.2014 tarihinde halka arz edildiğini, 2015 yılı sonunda iflas erteleme sürecine girerek 16.11.2017 tarihinde iflasına karar verildiğini, … A.Ş., … A.Ş. ve … Ltd. Şti.'nin nihai kontrolünün …'ta olduğunu, … Ltd. Şti. ve … A.Ş.'nin sevk ve idaresini yaptığını, bu üç şirket arasında yönetim bakımından ilişki bulunduğundan halka açık … A.Ş. ile bahse adıgeçen diğer şirketlerin ve …'ın 6362 sayılı Kanun'un 110. maddesi çerçevesinde ilişkili taraf olduğunu, halka açık … A.Ş. tarafından … A.Ş.'den mal tedarik edilmediği halde 5 aylık süre zarfında avans fon gönderildiğini, … A.Ş.'ye aktarılan fonların önemli bir kısmının daha sonra sevk ve idaresi …’ta olan … Ltd. Şti.'ne transfer edilmesinin ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı ticari uygulama niteliğinde olduğunu, … A.Ş.'nin finansal olarak zor durumda olmasına rağmen mal alınmaksızın avans niteliğinde fon aktarılması uygulamasının 5 ay boyunca devam ettirilmesinin makul olmadığını, yapılan bu işlemle halka açık şirketin finansal yapısının bozulmasına sebebiyet verildiğini, … A.Ş. üzerinden yine …'ın kontrolünde olan … Ltd. Şti.'ye, dolayısıyla …’a … A.Ş.'nin mal varlığının aktarıldığını, ilgililerden alınan ifade tutanaklarına göre …’ın plastik sektöründe hiç tecrübesi bulunmayan …’a … A.Ş.'nin kuruluş aşamasında önemli katkı sağladığını, … A.Ş.'nin ilerleyen dönemlerde ticari bağlantılarının oluşmasını sağladığını, …'ın … Ltd. Şti.'yi …’ya devretmesine rağmen devrin bedelsiz gerçekleştiğini ve … Ltd. Şti.'nin ticari kararlarında …’ın şirketi yönlendirmeye devam ettiğini, sonuçta tüm şirketlerin sevk ve idaresinin …’ta olduğunu, ilgiler hakkında suç duyurusunda da bulunulduğunu ileri sürerek örtülü kazanç aktarım yoluyla davalılara aktarılan 13.384.029,00 TL’den fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 130.000,00 TL’nin 31.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak malvarlığı azaltılan halka açık ortaklık statüsündeki … A.Ş.'ye iadesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı … vekili cevap dilekçesinde; yetki ve arabuluculuk dava şartı itirazlarının olduğunu, davacının da müvekkilinin de davada taraf sıfatının bulunmadığını, müvekkilinin, ortağı ve yetkilisi olduğu … A.Ş.'nin yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ile ilgili herhangi bir şahsi taahhüdünün, kefaletinin bulunmadığını, müvekkilinin kamu yükümlülükleri haricinde herhangi bir şahsi yükümlülüğünün bulunmadığını, … A.Ş.'yi 14.11.2013 tarihinde kurduğunu, sektördeki arkadaşlarının aracılığı ile davalı … ile tanışarak 2014 yılında çalışmaya başladıklarını, müvekkili ile …'ın devam eden süreçte ticari ilişkilerini geliştirdiğini, …'ın … Ltd. Şti. yetkilisi … gibi, müvekkilini sektörden birçok kişi ile tanıştırdığını ve referans olduğunu, bir süre sonra sektörel zorluklar sebebi ile … A.Ş. ile avans usulü çalışıldığını, 2015 yılının ikinci yarısından itibaren … A.Ş.'nin sipariş tutarını çek-nakit olarak göndermeye başladığını, müvekkili bazı teslimatları ödeme yapmasına rağmen alt tedarikçilerinden tedarik edemediğinden müflis şirkete mal teslimlerinde problemler yaşandığını, ödemesini yaptığı halde malı alamadığı alt tedarikçilerinin en başında yetkilisi … olan … Ltd. Şti.'nin geldiğini, …'ın 2015 yılının ikinci yarısından itibaren kredilerde kullanmak üzere … A.Ş.'den çok sayıda ve yüksek miktarda hatır çeki ve senedi aldığını, 2015 yılı sonlarına doğru daha önce ileri tarihli hatır için verilen çekler/senetlerin … A.Ş. tarafından ödenmemeye başlandığını, müvekkiline ait şirketin … A.Ş'ye borcu olduğu iddia edilen tutarın doğruyu yansıtmadığını, … A.Ş.'nin iflasındaki en büyük sebebin … A.Ş. olduğu iddasının doğru olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı … vekili cevap dilekçesinde: müvekkilinin yönetim kurulu başkanı olduğu müflis … A.Ş. ile davalı … A.Ş. arasında ticari ilişkiden kaynaklanan borç alacak ilişkisi bulunduğunu, müvekkili aleyhine bu ticari ilişkiden kaynaklanan bir alacak davası açılmayacağını, bu ticari ilişki sebebi ile sadece müflis … A.Ş. iflas idaresinin borçlu … A.Ş.'ye karşı icra takibi veya alacak davası açabileceğini, sorumluluk davası olduğu düşünülse dahi davacının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 553. maddesinde sayılan kişilerden olmadığını, davanın gerek müvekkili gerekse davacı açısından husumetten reddi gerektiğini, 2014 yılının sonlarından itibaren … A.Ş.'nin yaptığı satışlardan alacaklarını tahsil edememesi, üretim hataları sebebi ile hurdaya çıkan büyük miktardaki hammadde ve özellikle hammadde fiyatlarında anormal değişimler ve kurlardaki aşırı değişiklikler sebebi ile 2014 yılı sonlarında şirketin nakit sıkışıklığı yaşadığını, bu sıkışıklığı kredilerle ve alım yaptığı tedarikçilerden vadeli alım alarak aşmaya çalıştığını, bu dönemlerde … A.Ş.'nin sahibi … ile tanıştığını, … A.Ş. yetkilisi …'ın piyasadan çok daha uygun fiyatlarla hammadde tedarik etmeyi taahhüt etmesi üzerine, … A.Ş.'nin … A.Ş. ile çalışmaya başladığını, 2015 yılı başlarında davalı …'ın ödemelerde gecikme olması sebebi ile günlük ve hatta saatlik değişen hammadde fiyat ve kur farkları sebebi ile büyük zarara uğradığını söylediğini, piyasadan uygun fiyatlarla hammadde tedarik edeceğini taahhüt ederek avans usulü çalışmayı önerdiğini, 2015 yılında … A.Ş.'nin malı almadan çek veya nakit olarak … A.Ş.'ye ödemeler yaptığını, mal teslimlerinin sonradan gerçekleştiğini, müvekkili ve … arasındaki arkadaşlığa dönüşen yakınlığın ilerlediğini ve tarafların nakit sıkışıklıklarında birbirlerine borç para çek vs. vermeye başladığını, 2015 yılı ortalarından itibaren müvekkilinin yetkilisi olduğu … A.Ş.'nin nakit sıkışıklığının arttığını, kredi limitleri de dolu olduğundan bankalardan kredi kullanmada sorunlar yaşandığını, yatırımcıların zarar görmemesi için … A.Ş.'nin … A.Ş. çeklerini müşteri çekiymiş gibi faktoring ve kredi teminatı olarak kullanmaya başladığını, ödeme tarihleri geldiğinde bunları ya yine … A.Ş.'ye verdiği çeklerle ya da nakit olarak ödediğini, bu ödemelerin … A.Ş.'nin halka açık bir şirket olması sebebi ile problem yaşanmaması için avans olarak gösterildiğini, müvekkilinin şirketi kurtarabilmek için yaptığı tüm çabaların sonuçsuz kalması üzerine iflas erteleme başvurusunda bulunduğunu, … A.Ş.'den olan alacağın davacının iddia ettiği kadar olmadığını, müvekkilinin … Ltd. Şti.'deki payını, … A.Ş.'nin halka arz başvurusundan sonra SPK uzmanlarının uyarısı üzerine devrettiğini, bu devri daha önceden sektörden tanıdığı ve yatırım niyeti olan diğer davalı …'ya bedeli daha sonra ödenmek üzere gerçekleştirdiğini, …'nın da hissesini bilahare başka bir kişiye devrettiğini, müvekkilinin … ile …'yı birbiri ile tanıştırması ve sonrasında bu iki kişinin şirketlerinin birbirleri ile iş yapmasının normal olduğunu, bu ilişkilerden … ve …'yı müvekkilinin yönlendirdiği bu sayede örtülü kazanç aktarımının yapıldığı çıkarımı yapılamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. 3.Davalı … vekili cevap dilekçesinde: yetki, dava şartı arabuluculuk, aktif ve pasif husumet itirazlarının olduğunu, iddiaya göre zarar gören davacı değil, halka ve borsaya açık olan … A.Ş. yatırımcıları olduğundan davanın, zarar gördüğü iddia edilen 3. kişi yatırımcılar tarafından … A.Ş.'ne karşı açılması gerektiğini, müvekkilinin davalı olarak pasif husumet ehliyeti, taraf sıfatı ve sorumluluğunun bulunmadığını, davacı iddialarına göre menfaat temin ettiği iddia edilen kişinin … A.Ş yetkilisi … olduğunu, davacının müvekkili ile ilgili bir kazanım ve menfaat temini iddiası bulunmadığını, müvekkilinin … A.Ş.'de ortaklığı ve yetkisinin bulunmadığını, iddia edilen ticaret ve işlemlerden dolayı herhangi bir kazanım ve menfaat temin etmediğini, …'ın talebi ve yönlendirmesi ile dava dışı … Ltd Şti.'nde müvekkilinin emaneten ve bedelsiz olarak ortak ve yetkili olduğunu, ancak bu süreçte şirketin sevk ve idaresine hiçbir zaman dahil olmadığını, şirketin … tarafından sevk ve idare edildiğini, müvekkilinin ortak ve yetkili olduğu süreçte şirketten hiçbir ödeme ve kâr payı almadığını, kimya yüksek mühendisi olan müvekkilinin plastik, kimya vb sektörlerde faaliyet gösteren firmalara danışmanlık yaptığını, daha önce danışmanlık yaptığı firmaya malzeme satışı yapan … A.Ş yetkilisi … ile arkadaşı vasıtasıyla tanıştığını ve … A.Ş.'ne de danışmanlık hizmeti verdiğini, davanın temeli ve örtülü kazanç aktarım iddiasının … A.Ş ile … A.Ş. arasındaki ticarete dayandığını, iddia edilen zararla ilgili … Şti. ve dolayısıyla bu şirketin eski ortağı olan davalı müvekkili yönünden bir sorumluluğun bulunmadığını, dava dilekçesi içeriğine göre de, müvekkilinin herhangi bir şekilde kazanım ve menfaat temin etmediğinin kabul edildiğini, asıl muhatabın kazanım elde ettiği iddia edilen … olup, müvekkilinin bu davada taraf gösterilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. 4.Davalı şirket cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 6362 sayılı Kanun'un 21, 94… . maddeleri birlikte değerledirildiğinde SPK'nın dava açmakta aktif husumetinin olduğu, dava konusu, haksız fiile ilişkin olduğundan şirket merkezinin bulunduğu … yargı çevresinin davaya bakmakta yetkili olduğu, SPK'ya dava açma yetkisi veren yasal düzenlemenin kamusal yönü gözetildiğinde davanın, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş ve işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlığı niteliğinde olmadığı, niteliği itibariyle dava şartı zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığı, … A.Ş.'nin paylarının 13.01.2014 tarihinde halka arz edildiği ve Borsada (BIST) işlem görmeye başladığı, 2015 yılı sonunda şirketin iflas erteleme sürecine girdiği, 16.11.2017 tarihinde iflasına karar verildiği, şirket'in finansal yapısının bozulmasında en önemli etkenin şirketin cari hesaplarında birikmiş ticari alacaklarını tahsil edememesi ve tahsilinin mümkün olmaması olduğu, 2015 yılında şüpheli ticari alacaklar hesabına aktarılanlar içerisinde, en büyük payın şirketin tedarikçilerinden biri olan … A.Ş.'ye ait olduğu, bu alacakların 5 ay gibi kısa bir dönemde, karşılığında stoklara yansıyan ürün/mal alınmaksızın … A.Ş.'ye gönderilen avans niteliğindeki paralar/fonlar sebebiyle oluştuğu, bilahare cari hesapta oluşan alacak tutarının senetli alacaklara dönüştürüldüğü, 11.943.400,00 TL tutarındaki senetli alacakların tamamına karşılık ayrılarak bu alacakların şüpheli ticari alacaklar hesabına kaydedildiği, şüpheli alacak bakiyeleri içerisinde en büyük payın %42,06 oranında … A….ye ait olduğu, … A.Ş.'ye aktarılan fonların önemli bir kısmının daha sonra … Ltd. Şti.'ye transfer edildiği, … A.Ş., … A.Ş. ve … Ltd. Şti. arasında yönetim, kontrol ve yeri geldiğinde denetim bakımından ilişki bulunduğu ve ilişkili taraf oldukları, … A.Ş. 2015-2016 yıllarında zarar etmekle birlikte … A.Ş. tarafından … A.Ş. lehine davranıldığı ve ticari mal alımı olmadan avans niteliğinde ödemeler yapıldığı, … A.Ş.'nin de bu tahsilatları … Ltd. Şti.'nin ticari faaliyetinin devamında kaynak olarak aktarmak üzere kullandığı, … A.Ş., … A.Ş. ve … Ltd. Şti.'nin hakim ortağının ve kilit yöneticisinin … olduğu, … A.Ş.'nin finansal açıdan zor durumda olmasına ve diğer ticari borçların ödenememesine rağmen cari hesapta alacaklı olunan … A.Ş.'ye, karşılığında herhangi bir ürün ya da menfaat temin edilmeden finansman sağlanmaya ve avans verilmeye devam edilmesinin, halka açık anonim ortaklığın ilişkili olduğu gerçek veya tüzel kişiyle, emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel, şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunması anlamında örtülü işlem olarak değerlendirildiği, örtülü işlemlerle %35,35 oranında halka açık … A.Ş.'nin kârının ve/veya mal varlığının azaltılmış olduğu, ayrıca kârının artırılması açısından gerekli gayretin gösterilmemiş olduğu, ilişkili taraf … A.Ş. üzerinden dolaylı ilişkili taraf … Ltd. Şti.'ye haksız menfaat sağlanmış olduğu, …'ın örtülü aktarıma konu eylemleri bilerek ve isteyerek yaptığı, örtülü aktarım eylemlerinin gerçekleştirilmesinde … A.Ş.'nin tek ortağı ve yöneticisi …'ın bu eylemlere aracılık ve yardım ettiği, … ile şahsi hesapları arasında parasal virman ilişkisinin de tespiti ile menfaat elde ettiğinden sorumluluğunun bulunduğu, … A.Ş. ile … Ltd. Şti. arasında kurulan ticari ilişkinin de … vasıtasıyla kurulduğu, tüm sorumluluğun …'ta olduğu anlaşılmakla birlikte …'nın hem … Ltd. Şti.'nin tek ortak ve yöneticisi olması hem de … Ltd. Şti.'de yer aldığı dönemde … A.Ş.'de danışmanlık yaptığını ifade etmesi sebebiyle ilgili eylemlerden haberinin olmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, ilgili eylemlere yardım ve aracılık yaptığı kanaati oluştuğundan sorumluluğunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 130.000,00 TL'nin davalılardan ile faizi tahsili ile şirkete ödenmesine karar verilmiş, hüküm, davalı … vekili ile davalı … vekili tarafından istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6362 sayılı Kanun'un 21, 94… . maddeleri birlikte değerlendirildiğinde SPK'nın dava açmakta aktif husumetinin olduğu, haksız fiile ilişkin eldeki davada şirket merkezinin bulunduğu yer olan … yargı çevresinin davaya bakmakta yetkili olduğu, SPK'ya dava açma yetkisi veren yasal düzenlemenin kamusal yönü gözetildiğinde davalıların arabuluculuk dava şartı itirazlarının yerinde görülmediği, 6362 sayılı Kanun'un 21/3 hükmü ile halka açık anonim şirketlere, gerçekleştirdikleri ilişkili taraf işlemlerinin objektif işlem şartlarına uygun olduğunu belgeleme zorunluluğu getirilerek bu konuda ispat imkânının sunulduğu, objektif işlem şartlarına aykırı olarak gerçekleştirilen bir işlemin haklı ve makul bir gerekçesinin veya mantıklı bir izahının bulunup bulunmadığının ispat yükünün söz konusu işlemi gerçekleştiren taraflarda olduğu, dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerden bu ispat yükünün davalılarca yerine getirilmediği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalılar … ve … vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalılar … ile … vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, örtülü kazanç aktarımı iddiasına dayalı alacak talebine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar … ile … vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılar … ve …'a ayrı ayrı yükletilmesine, 24.12.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Pasif örtülü kazanç aktarımı ise basiretli ve dürüst bir tacirin kârını ve malvarlığını artırmak ya da korumak amacıyla alması gereken ticari önlemleri almaması suretiyle ilişkili kişilere kazanç temin edilmesidir. Örneğin ilişkili bir şirketten kaynaklanan kira veya ticari alacakların tahsili için uzun yıllar yasal takip yollarına başvurulmaması ve alacaklar tahsil edilmediği halde ilgili tarafa mal tedarikinin sürdürülmesi, pasif nitelikte örtülü kazanç aktarımı kabul edilmektedir.

Örtülü kazanç aktarımı yasağının uygulanabilmesi bakımından malvarlığı kaybına yol açan işlemlerin bizzat ve doğrudan halka açık ana ortaklık tarafından yapılması zorunlu değildir. Kazanç veya malvarlığı aktarımının bağlı ortaklıklar ya da iştirakler vasıtasıyla dolaylı zincirleme işlemler üzerinden gerçekleştirilmesi de kanunun öngördüğü sorumluluk rejimini devreye sokar.

İlişkili Taraf İşlemlerinde Belgelendirme ve İspat Yükü

6362 sayılı Kanun'un 21. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca halka açık anonim ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları, ilişkili taraflarla gerçekleştirdikleri her türlü işlemin piyasa teamüllerine, ticari basiret gereklerine ve emsallerine uygun olduğunu ispatlayıcı kayıtlarla tevsik etmek ve bu kapsamdaki tevsik edici belgeleri en az sekiz yıl süreyle muhafaza etmekle yükümlüdür.

Objektif işlem şartlarına ve piyasa emsallerine nazaran belirgin farklılık taşıyan uygulamaların varlığı durumunda, gerçekleştirilen işlemin haklı, makul bir gerekçesinin veya rasyonel bir ticari izahının bulunduğunu ispatlama yükü işlemi gerçekleştiren taraflara aittir.

Sermaye Piyasası Kurulunun İade Dava Yetkisi ve Yargılama Usulü

Örtülü kazanç aktarımının tespiti halinde Sermaye Piyasası Kurulu, kârı veya malvarlığı azaltılan ortaklık ya da kuruluştan, aktarılan meblağın kanuni faiziyle birlikte iadesini talep etmesini ister; aktarım yapılan taraflar da bu tutarı Kurulca tayin edilen sürede iade etmek mecburiyetindedir. Belirlenen sürede iade yerine getirilmediğinde Sermaye Piyasası Kurulu, 6362 sayılı Kanun'un 94. maddesinin birinci fıkrası uyarınca denetleme sonuçlarının ortaklara duyurulmasını isteme ve aktarılan tutarın tahsili amacıyla iade davası açma yetkisini kullanır.

6362 sayılı SERMAYE PİYASASI KANUNU m. 94Kaynağı aç
MADDE 94 – (1) Kurul, 21 inci maddede belirtilen işlemlerde bulundukları tespit edilen halka açık ortaklıklar, kolektif yatırım kuruluşları ve bunların bağlı ortaklıkları ile iştiraklerinden denetleme sonuçlarının Kurul tarafından belirlenecek usul ve esaslar dâhilinde ortaklara duyurulmasını istemeye, Kurulca belirlenen tutarın tayin edilen süre içinde iadesi için dava açmaya yetkilidir. (2) (Değişik: 2/1/2017-KHK-684/7 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7074/6 md.) 92 nci maddenin birinci ve üçüncü fıkraları bu madde bakımından da uygulanır. Genel kurul toplantılarına gözlemci gönderilmesi

6362 sayılı Kanun'un 21. maddesi kapsamındaki işlemler sebebiyle dava takip yetkisi münhasıran Sermaye Piyasası Kuruluna aittir. Malvarlığı azalan şirketin veya bu şirketin iflası durumunda iflas idaresinin dava açma yetkisi bulunmamakta; bu kişi ve organlarca açılan davalar dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddedilmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/1676, K. 2024/5490Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/1676 E.  ,  2024/5490 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2293 Esas, 2022/1829 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/179 E., 2022/201 K. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili bankanın doğrudan ve dolaylı olarak … Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. (… GYO) hisselerinin yaklaşık olarak % 70'ini elinde bulundurduğunu, müvekkili bankanın yönetim kurulunun 26.04.2013 tarih ve 1244/2614 sayılı kararıyla, banka iştiraki şirketin banka dışındaki ortakları üzerinde bulunan hisseleri satın almaya karar verdiğini, davalının 738.500 adet hissesinin 1,66 TL birim bedel karşılığında toplam 1.225.892 TL bedelle 06.09.2013 tarihinde satın alındığını, 26.04.2013 tarihli yönetim kurulu kararıyla 1 adet hissenin 1,00 TL nominal bedelden alım kararından yaklaşık 3 ay sonra 12.07.2013 tarihli yönetim kurulu kararıyla bu bedelin 1,69 TL olarak değiştirildiğinin Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından tespit edildiğini, hisse bedelinin SPK'nın onayı beklenmeksizin ödendiğini, 23.06.2014 tarihli yazı ile SPK'nın pay devrine onay vermediğini, SPK'nın tespiti ile davalı borçlunun 738.500 adet hissesine karşılık olarak ödenen 1,66 TL bedel yerine 1,00 TL nominal bedel üzerinden toplamda 738.500,00 TL bedel ödenmesi gerektiğinden, müvekkili bankanın 487.392,00 TL zarara uğratıldığını, buna ilişkin davalı hakkında başlatılan icra takibine davalı tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; banka tarafından banka dışında diğer hissedarların … GYO 'daki beher hissesini en fazla 1,69 TL değerden satın alınmasına ilişkin alınan karardan sonra bazı hissedarların hissesini devrettiği gibi devretmeyen hissedarlar da olduğunu, bu durumun iddiaların mesnetsiz olduğunu ortaya koyduğunu, söz konusu hisse devir sözleşmelerinin geçerli olduğunun SPK'nın ve davacı tarafın da kabulünde olduğunu, hukuken geçerli bir sözleşmeye istinaden sözleşme serbestisi kapsamında imzalanan ve hayatın ticari akışına uygun olarak belirlenen değerde yapılan hisse devirlerinde usulsüzlük söz konusu olmadığını, davacı banka tarafından … GYO' nun değerinin lisanslı bir değerleme şirketine tespit ettirildiğini, örtülü kazanç aktarımı yasağının ihlal edilmediğini, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun (6362 sayılı Kanun) 21 inci maddesinde tahdidi olarak sayılan şartlar gerçekleşmediğinden davacının talebinin hukuki dayanağının bulunmadığını, dava konusu alacak iddiasının zamanaşımına uğradığını, ayrıca davanın ancak SPK tarafından açılabileceğini belirterek davanın reddine, %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 6362 sayılı Kanunun 94 üncü madde hükmünde açıkça ifade edildiği üzere, aynı kanunun 21 inci maddesi kapsamında tespit edilen hukuka aykırılıklar ile ilgili dava açma yetkisinin SPK'ya ait olduğu, kanun koyucunun, halka açık şirketlerde bu davayı açma hakkını açıkça SPK'ya verdiği, ilgili şirketin insiyatifine bırakmak istemediği, bu nedenle müsnet davada, 6362 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesi uyarınca davacı müflis bankanın davalılardan dava konusu bedeli isteme yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle davanın dava takip yetkisine ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili dilekçesinde özetle; 6362 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesinin şirketin maddi hukuktan kaynaklanan dava hakkını ortadan kaldırmadığını, keza aynı kanunun 21 inci maddesinin dördüncü fıkrasında zarar gören şirketin, kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflardan, aktarılan tutarı talep edebileceğinin yasal düzenlemeye bağlandığını, SPK'nın dava yetkisinin, diğer ilgililerin dava takip yetkisini ortadan kaldırdığının kabul edilmesi halinde SPK'nın dava açması gerektiği ancak açmadığı durumlarda zarara uğrayan şirketin yargı mercileri önünde hakkını araması imkanının ortadan kaldırılmış olacağını, SPK'ya dava açma hakkının verilmesinin nedeninin halka açık ortaklıklarda ortak olan küçük yatırımcıların şirketteki olası örtülü kazanç aktarımı olgusunu ortaya çıkarmaktaki güçlük olduğunu, dolayısıyla davada müvekkilinin davayı takip yetkisinin bulunmadığının sonucuna varılmasının yerinde olmadığını, yine iki farklı davacı tarafından açılan dava söz konusu olduğunda hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesinin mümkün olmadığını, Mahkemenin gerekçesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 6362 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere, aynı kanunun 21 inci maddesi kapsamında tespit edilen hukuka aykırılıklarla ilgili dava açma yetkisinin düzenleyici idari otorite olarak SPK'ya tanındığı, bahsi geçen düzenlemede örtülü kazanç aktarımı niteliğindeki işlemler sonucunda malvarlığı azaldığı ileri sürülen ilgili şirketin dava açma yetkisi bulunmadığı, Mahkemece davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve re'sen tespit edilecek sebeplerle kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı bankanın zararının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 incı maddeleri, 2004 sayılı Kanun'un 67 inci maddesi, 6362 sayılı Kanun'un 21 inci ve 94 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davacı banka harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı ve temyiz başvuru harcının isteği halinde temyiz eden davacı banka'ya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/1222, K. 2024/5414Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/1222 E.  ,  2024/5414 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2295 Esas, 2022/1828 Karar HÜKÜM : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/192 E., 2022/213 K. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili bankanın doğrudan ve dolaylı olarak … Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. hisselerinin yaklaşık olarak %70'ini elinde bulundurduğunu, müvekkili banka yönetim kurulunun 26.04.2013 tarih ve 1244/2614 sayılı kararıyla, banka iştiraki şirketin banka dışındaki ortakları üzerinde bulunan hisseleri satın almaya karar verdiğini, davalının 841.675 adet hissesinin 1,6544 TL birim bedel karşılığında toplam 1.392.460,00 TL bedelle 13.08.2013 tarihinde banka tarafından alındığını, 26.04.2013 tarihli yönetim kurulu kararıyla 1 adet hissenin 1,00 TL nominal bedelden alım kararından yaklaşık 3 ay sonra 12.07.2013 tarihli yönetim kurulu kararıyla bu bedelin 1,69 TL olarak değiştirildiğinin Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından tespit edildiğini, hisse bedellerinin SPK'nın onayı beklenmeden ödendiğini, sonrasında ise 23.06.2014 tarihli yazı ile SPK'nın pay devrine onay vermediğini, SPK'nın tespiti ile davalı borçlunun 841.675 adet hissesine karşılık olarak ödenen 1,6544 TL bedel yerine 1,00 TL nominal bedel üzerinden toplamda 841.675,00 TL bedel ödenmesi gerektiğinden, müvekkili bankanın 550.785,00 TL zarara uğratıldığını, bu zararın tahsili için İstanbul Anadolu 4. İcra Dairesinin 2018/5305 E. sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına, davalı aleyhine icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, hisse devir sözleşmelerinin geçerli olduğunun SPK'nın ve davacı tarafın da kabulünde olduğunu, hukuken geçerli bir sözleşmeye istinaden sözleşme serbestisi kapsamında imzalanan ve hayatın ticari akışına uygun olarak belirlenen değerde yapılan hisse devirlerinde usulsüzlük olmadığını, davacı banka tarafından … Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.'nin değerinin lisanslı bir değerleme şirketine tespit ettirildiğini, tüm bu hususlar göz önüne alındığında örtülü kazanç aktarımı yasağının ihlal edilmediğinin açık olduğunu, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun (6362 sayılı Kanun) 21 inci maddesinde tahdidi olarak sayılan şartlar gerçekleşmediğinden davacının talebinin hukuki dayanağının bulunmadığını, dava konusu alacak iddiasının zamanaşımına uğradığını, ayrıca davanın ancak SPK tarafından açılabileceğini savunarak davanın reddi ile davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6362 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesi hükmünde açıkça ifade edildiği üzere, anılan Kanun'un 21 inci maddesi kapsamında tespit edilen hukuka aykırılıklar ile ilgili dava açma yetkisinin Sermaye Piyasası Kuruluna ait olduğu, kanun koyucunun, halka açık şirketlerde bu davayı açma hakkını açıkça Sermaye Piyasası Kurulu'na verdiği, ilgili şirketin insiyatifine bırakmak istemediği, davacı müflis bankanın davalılardan dava konusu bedeli isteme yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6362 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesinin şirketin maddi hukuktan kaynaklanan dava hakkını ortadan kaldırmadığını, keza anılan Kanun'un 21 inci maddesinin dördüncü fıkrasında zarar gören şirketin, kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflardan, aktarılan tutarı talep edebileceğinin yasal düzenlemeye bağlandığını, SPK'nın dava yetkisinin, diğer ilgililerin dava açma yetkisini ortadan kaldırdığının kabul edilmesi halinde SPK'nın dava açması gerektiği ancak açmadığı durumlarda zarara uğrayan şirketin hakkını araması imkanını ortadan kaldırılmış olacağını, SPK'ya dava açma hakkı verilmesinin nedeninin halka açık ortaklıklarda ortak olan küçük yatırımcıların şirketteki olası örtülü kazanç aktarımı olgusunu ortaya çıkarmaktaki güçlük olduğunu, yine iki farklı davacı tarafından açılan dava söz konusu olduğunda hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesinin mümkün olmadığını, mahkemenin gerekçesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6362 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere, anılan Kanun'un 21 inci maddesi kapsamında tespit edilen hukuka aykırılıklarla ilgili dava açma yetkisinin düzenleyici idari otorite olarak Sermaye Piyasası Kurulu'na tanındığı, söz konusu düzenlemede örtülü kazanç aktarımı niteliğindeki işlemler sonucunda malvarlığı azaldığı ileri sürülen ilgili şirketin dava açma yetkisi bulunmadığı, somut olayda dava takip yetkisi Sermaye Piyasası Kurulu'na tanındığından, davacı şirket iflas idaresinin dava açma yetkisi bulunmadığından Mahkemece davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı bankanın zararının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 incı maddeleri, 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi, 6362 sayılı Kanun'un 21 inci ve 94 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davacı Banka harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı ve temyiz başvuru harcının isteği halinde temyiz eden davacı Banka'ya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Sermaye Piyasası Kuruluna kanunla verilen iade davası açma yetkisi kamu düzenine dayalı bir görev niteliği taşıdığından, uyuşmazlık tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri bir özel hukuk uyuşmazlığı oluşturmaz ve ticari davalardaki zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi tutulamaz. Dava temelde haksız fiil sorumluluğuna dayandığından, yetkili mahkeme ilgili şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.

İade davalarında uygulanacak süreler 6362 sayılı Kanun'un 94. maddesinin ikinci fıkrası yollamasıyla aynı Kanun'un 92. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan hak düşürücü sürelere bağlıdır. Sermaye Piyasası Kurulu, hukuka aykırılığın tespit edildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde durum ya da işlemin gerçekleşmesinden itibaren üç yıl içinde iade ve iptal davası açmaya yetkilidir. Butlan veya yokluğun tespiti davalarında ise işlemin gerçekleşmesinden itibaren beş yıllık hak düşürücü süre öngörülmüştür.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/4308, K. 2026/1113Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2025/4308 E.  ,  2026/1113 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/11 Esas, 2025/568 Karari HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2023/623 E., 2024/723 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 17.02.2026 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; …Tüketim Ürünleri Pazarlama Dağıtım Tic.A.Ş.'nin (…A.Ş.) ortaklarının davalı … ve dava dışı bir kişi olduğunu, şirket hisselerinin yaklaşık %36'sının 2013 yılında …A.Ş.'ye kote edildiğini, 31.12.2014-31.12.2017 tarihleri itibarıyla şirket paylarının %35,8'lik kısmının halka açık olduğunu ve küçük yatırımcıların tasarrufunda bulunduğunu, şirketin 16.500.000,00 TL nominal değere sahip hisselerinin halka açılmak suretiyle 06.06.2013 tarihinde ulusal pazarda işlem görmeye başladığını, şirketin ekonomik sıkıntıya girmesi nedeniyle …tarafından, şirket paylarının 20.10.2015 tarihinden itibaren gözaltı pazarında işlem görmesine karar verildiğini, şirket tarafından çıkarılan tahvillerin de …tarafından 31.01.2018 tarihinden itibaren gözaltı pazarına aktarılmasına karar verildiğini, …A.Ş. tarafından …Platformuna (KAP) yapılan 08.10.20 15… .10.2015 tarihli özel durum açıklamalarında, …A.Ş. aleyhine Ing Bank A.Ş. tarafından 17.346.132,75 TL ve 3.499.998,00 USD, … Türk A.Ş. tarafından 17.557.913,50 TL, …Faktoring A.Ş. tarafından 13.994.690,08 TL ve … Anonim Şirketi tarafından 107.031,38 TL talepli icra takiplerinin başlatıldığının ifade edildiğini, aynı şekilde şirketin mali açıdan zora düştüğü konusundaki basında yer alan haberler çerçevesinde 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (SPK) ve ilgili mevzuat çerçevesinde müvekkili Kurul tarafından 09.01.2020 tarihli denetleme raporunun düzenlendiğini, özel durum açıklamasını müteakip şirketin borsa kotundan çıkarılmasına karar verildiğini, denetleme raporu kapsamında finansal borçlar için takibe geçilmesi sürecinde KAP'a yapılan mali duruma ilişkin dikkat çekici özel durum açıklamaları; şirketin mali tablo kalemleri ve ilişkili taraflarından olan alacakları; şirketin finansal borçları; ilişkili tarafların mali durumları; ilişkili tarafların banka hesaplarından nakit çekilen paralar, paraların yatırıldığı firmalar ve bu firmalara ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumundan temin edilen bilgiler; ilişkili şirket hesaplarından firmalar tarafından keşide edilen hatır çeklerinin tahsili; mali tablo düzenlenen dönem sonlarında …A.Ş. hesaplarına yapılan para transferleri vb. tespitlerin yapıldığını, bu kapsamda halka açık ortaklık statüsündeki …A.Ş.'nin, şirketin yönetim kurulu başkanı …'in bilgisi ve iradesi doğrultusunda, ilişkili tarafları ve yine yönetim kurulu başkanı ve imza yetkilisi olduğu davalılar …Tarım Ürünleri Sanayi ve Tic. A.Ş. ve…Tütün Ürünleri Satış Dağıtım Tic. A.Ş. ile gerçekleştirdiği işlemler neticesinde 6362 sayılı Kanun'un 21. maddesinde düzenlenen örtülü kazanç aktarımı yasağının ihlal edilerek, örtülü kazanç aktarımı yoluyla mal varlığı/kârının azaltıldığı, şirketin 31.12.2017 tarihi itibariyle işletilmeyen faizler hariç yaklaşık toplam 217.000.000,00 TL zarara uğratıldığını ileri sürerek 217.000.000,00 TL kayıp ve aktarım tutarının, aktarım tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizinin, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 217.000,00 TL'sinin mal varlığı azaltılan …A.Ş.'ye iadesi talebiyle açılan ve İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.07.2023 tarihli, 2020/646 E., 2023/502 K. sayılı kararına konu olan davada saklı tuttukları 216.783.000,00 TL'nin kanuni faiziyle birlikte …A.Ş.'ye iade edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalılar … ve…Tütün Ür. Satış Dağ. Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacının İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/646 E. sayılı dosyasında kısmi dava açtıktan sonra işbu ek davayı açtığını, kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadığını, anılan dosyanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, müvekkili …'e husumet yöneltilemeyeceğini, müvekkili şahıs lehine bir kazandırma yapılmadığı gibi Kurulun da bu yönde bir tespit ve iddiasının bulunmadığını, SPK’nın 92. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca işlemlerin hukuka aykırılığını tespit ettiği tarihi izleyen 3 ay içinde iptal davası açma yetkisi buldunduğunu, yine aynı fıkraya göre Kurumun, her halde işlemin veya durumun meydana geldiği tarihten itibaren üç yıl içinde iptal davası ve beş yıl içinde de butlan veya yokluğun tespiti davası açmaya yetkili olduğunu, 94. maddede yer alan; “92. maddenin birinci ve üçüncü fıkraları bu madde bakımından da uygulanır.” hükmü uyarınca 92. madde de yer verilen sürelerin örtülü kazancın iadesi talebiyle açılacak davalar için de geçerli hale geldiğini, dava dışı …A.Ş.'nin, işlemlerinin örtülü kazanç aktarımı kapsamında değerlendirilemeyeceğini savunarak davanın usulden ve esastan reddini istemiştir. 2.(İflas nedeniyle) Tasfiye Halinde …Tarım Ürünleri San. Tic. A.Ş. iflas idare memurları cevap dilekçesinde; Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.05.2019 tarihli, 2017/959 E., 2019/527 K. sayılı ilamı ile davalı şirketin iflasına karar verildiğini, tasfiye işlemlerinin Bakırköy 1. İcra ve İflas Müdürlüğünün 2019/52 İflas sayılı dosyası ile sürdürüldüğünü, dava konusu örtülü kazanç aktarımından kaynaklanan alacak iddiası ile ilgili olarak iflas masasına herhangi bir alacak kaydı talebinde bulunulmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Sermaye Piyasası Kurulunun 6362 Sayılı Kanun'un 21. maddesinde düzenlenen örtülü kazanç aktarımı yasağının ihlal edildiğini tespit etmesi halinde gerekli tedbirleri almaya ve Kurulca belirlenecek tutarın tayin edilen süre içinde iadesi için dava açmaya yetkili olduğu, 6362 sayılı Kanun'un, açılacak iade davası için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) hükümlerinden ayrı olarak düzenlemeler getirdiği, 6362 sayılı Kanun'un 94/2 hükmü ile iade davaları için aynı Kanun'un 92. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına atıf yaparak, iade davasının 6362 sayılı Kanun'un 92/1-b hükmünde düzenlenen süre içinde açılacağını belirttiği, buna göre 6362 sayılı Kanun'un 92. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunun, işlemlerin hukuka aykırılığını tespit ettiği tarihi izleyen üç ay içinde, her halde işlemin veya durumun meydana geldiği tarihten itibaren üç yıl içinde iade davası açmaya yetkili bulunduğu, 6362 sayılı Kanun'un 94/2 hükmü yollamasıyla 92/1-b hükmünde, …'nun iade davası açma süresi düzenlenmişse de söz konusu maddede düzenlenen sürenin zamanaşımı süresi mi, yoksa hak düşürücü süre mi olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, TBK ve TTK'daki zamanaşımı ve hak düşürücü sürelere dair hükümler, Yargıtay uygulamaları ve doktrin görüşleri hep birlikte değerlendirildiğinde, gerek Sermaye Piyasası Kurumunun yapısı ve işleyişi, görev ve yetkileri, gerek 6362 sayılı Kanun'un 92… . maddesindeki düzenlemelerin içeriği gerekse kanun koyucu tarafından, bir hak talebi için öngörülen sürenin zamanaşımı süresi olması halinde, bu sürenin zamanaşımı süresi oluğuna ilişkin açık belirtmede bulunması dikkate alındığında, örtülü kazanç aktarımı yasağının ihlali halinde açılacak iade davası için 6362 sayılı Kanun'un 94/2 hükmü yoluyla uygulanacak 92/1-b hükmünde öngörülen sürenin bir hak düşürücü süre olduğunun kabulü gerektiği, 6362 sayılı Kanun'un 92/1-b hükmü uyarınca, sürenin, bu durum ve işlemlerin hukuka aykırılığının Kurulca tespiti tarihinden itibaren başlayacağı, dosya kapsamı dikkate alındığında, … yetkilileri tarafından düzenlenen denetleme raporu sonrasında, SPK Kurul Karar Organı tarafından, 13.08.2020 tarih ve 51/1001 sayılı toplantıda, örtülü kazanç aktarımı yapıldığının tespitine karar verildiği ve ilgililer hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunma kararı alındığı anlaşılmakla, kurul için dava açma süresinin bu tarih itibariyle başlayacağının anlaşıldığı, eldeki iade davasının 05.10.2023 tarihinde açıldığı, bu durumda eldeki davanın, 6362 sayılı Kanun'un 94/2 hükmü yollamasıyla 92/1-b hükmünde öngörülen üç aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle davanın, hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile örtülü kazanç aktarımının 6362 sayılı Kanun'un 21. maddesinde, örtülü kazanç aktarımına dair tespit edilen hukuka aykırılıklar nedeniyle dava açma yetkisinin Kanun'un 94. maddesinde düzenlendiği, anılan 94/1 hükmü uyarınca Kurulun; 21. maddede belirtilen işlemlerde bulundukları tespit edilen halka açık ortaklıklar, kolektif yatırım kuruluşları ve bunların bağlı ortaklıkları ile iştiraklerinden denetleme sonuçlarının Kurul tarafından belirlenecek usul ve esaslar dâhilinde ortaklara duyurulmasını istemeye, Kurulca belirlenen tutarın tayin edilen süre içinde iadesi için dava açmaya yetkili kılındığı, örtülü kazanç aktarımının iadesi davası için maddede açıkça bir süre öngörülmediği, 6362 sayılı Kanun'un 94/2 hükmünde yapılan atıf gereği, Kurul’un, sermayenin veya malvarlığının azalmasına veya kaybına neden olan işlemleri tespit etmesi durumunda; ilk olarak TTK hükümleri saklı kalmak kaydıyla ilgililerden aykırılıkların giderilmesi için tedbir alınmasını ve öngörülen işlemlerin yapılmasını isteme ve gerekirse durumu ilgili mercilere intikal ettirme yetkisinin bulunduğu, Kurul tarafından, sermayeyi veya malvarlığını azaltıcı işlemlerin hukuka aykırılığının tespiti hâlinde, Kurul'un tespit tarihinden itibaren üç ay ve her hâlde durum ve işlemin gerçekleşmesinden itibaren üç yıl içinde iptal davası ve beş yıl içinde butlan veya yokluğun tespiti davası açma yetkisi bulunduğu, bu durum ve işlemlerin mevcudiyetinin ilk derece mahkeme kararı ile tespit edilmesi veya bu karar beklenmeksizin Kurulun talebi üzerine mahkeme tarafından karar verilmesi hâlinde bu işlemlerde sorumluluğu bulunanların imza yetkilerinin kaldırılması, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar ilgililerin görevden alınması, ilk genel kurul toplantısına kadar görevden alınan yönetim kurulu üyelerinin yerine yenilerinin atanması hususunda da Kurulun yetkili kılındığı, söz konusu yasal düzenlemeler dikkate alındığında her ne kadar örtülü kazanç aktarımının iadesi davası için maddede açıkça bir süre öngörülmemiş ise de Kanun'un 94/2 hükmünün 92/1 hükmüne yaptığı atfın maddedeki tüm düzenlemelere ilişkin olduğu, herhangi bir istisna belirlemediği ve Sermaye Piyasası Kanunu'ndaki sistematik düzenlemeye göre Kurulun yapacağı tüm işlemlerin süreye tabi tutulduğu, dolayısıyla söz konusu atıf ile örtülü kazanç aktarımının iadesi davasının Kanun'un 92/1-b hükmünde öngörülen süre içerisinde açılmasının da kabulünün gerektiği, somut uyuşmazlıkta belirtilen sürelerin hak düşürücü süre niteliğinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, 6362 sayılı SPK'nın 21. maddesinde düzenlenen örtülü kazanç aktarımı iddiasına konu bedelin şirkete iadesi istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 26.02.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Şirket Yöneticilerinin Hukuki Sorumluluğu ve İstisnalar

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 553. maddesinin birinci fıkrası uyarınca şirket kurucuları, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara verdikleri zararlardan şahsen sorumludur. Örtülü kazanç aktarımı fiillerine bilerek iştirak eden, yardım sağlayan, virman veya işlemler üzerinden haksız menfaat temin eden yahut konumları gereği bu işlemlerden habersiz kalmaları hayatın olağan akışına aykırı düşen şirket yöneticileri, oluşan malvarlığı kaybından sorumlu tutulur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/2772, K. 2024/3573Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/2772 E.  ,  2024/3573 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/727 Esas, 2024/176 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/349 E., 2019/28 K. Taraflar arasındaki alacak, davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf bavşurusunun HMK'nın 344/1. maddesi gereğince davalıların istinaf başvurularının yapılmamış sayılmasına ilişkin 2019/699 Esas 2019/1189 Karar sayılı kararına karşı davalılar vekilince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 16.09.2021 tarih ve 2019/5364 E., 2021/5537 K. sayılı ilamı ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamına uyularak ilk derece mahkemesince 24.12.2021 tarihli ek karar ile HMK'nun 344. maddesi uyarınca davalıların istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Davalılar vekilinin 24.12.2021 tarihli ek karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalılar vekilinin ek karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/119687 soruşturma sayılı dosyası ile yürütülen soruşturma kapsamında Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği'nin 26/10/2015 tarih ve 2015/4104 D. İş sayılı kararı ile … İpek Holding A.Ş. ünvanlı şirketin yönetim organlarının tüm yönetim yetkilerinin kayyum heyetine devredildiği, söz konusu karar tarihi öncesinde görevde bulunan tüm yönetim kurulu üyelerinin yetkilerinin kaldırıldığı, 5. Sulh Ceza Hakimliği'nin 13.01.2016 tarih, 2015/4104 D. İş sayılı kararı ile de yönetim kurulu üyelerinin yeniden oluşturması kapsamında değişiklik yapıldığını, diğer taraftan … Altın 01/09/2016 tarih ve 29818 sayılı (2. Mükerrer) resmi gazetede yayınlanan 674 sayılı KHK'nin 19. maddesinin 1 inci fıkrası kapsamında Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 06/09/2016 tarih 2016/4628 sayılı D. İş kararı uyarınca TMSF'ye devredildiğini, … Altın'ın (… Altın İşletmeleri A.Ş.) 60.000.000 GBP sermayeli %100 iştiraki … Ltd.'nin kuruluşundan başlayarak faaliyet ve işlemlerinde pek çok usulsüzlükler, şeffaflıktan uzak tasarruflar, gizlemeye, örtmeye, mal kaçırmaya yönelik eylemler bulunduğu, kamuya duyurulmayan ve … Altın'ın yönetim kurulu kararı olmaksızın yaratılan imtiyaz ile ana ortak … Altın'ın iştirakinin yönetime katılma ve dolayısıyla mal varlığı hakkında tasarruf imkanının kısıtlandığı ve ana sözleşme değişikliği ile şirketin tasfiyesi gibi kararların … ve …'in onayına tabi kılındığı, bu iş ve eylemler neticesinde halka açık … Altın'ın sermaye veya mal kaybına uğratıldığı iddiasıyla örtülü kazanç aktarımı yolu ile halka açık şirket … Altın İşletmeleri A.Ş.'nin mal varlığında meydana gelen faiz hariç 60.000.000 GBP tutarındaki azalmanın giderilmesini teminen 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nın 94. maddesi uyarınca kendilerine kazanç aktarımı yapılan … ve …'ten 60.000.000 GBP ile 11.09.2015 tarihinden itibaren işletilecek kanuni faizinin … Altın İşletmeleri A.Ş.'ye iadesine karar verilmesini talep etmiştir. I. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; … A.Ş.'den giden 60.000.000 GBP'nin … Ltd.'ye şirket sermayesi olarak aktarılmasına rağmen bu paranın davalılardan tahsilinin örtülü kazanç olarak nitelendirilemeyeceğinden istenemeyeceğini, söz konusu davanın … Ltd.'ye yöneltilmesi gerektiğini, bu davanın görüleceği yetkili mahkemenin … LTD.'nin şirket merkezinin bulunduğu İngiltere Ticaret Mahkemeleri olduğunu, Londra Ticaret Sicile kaydı bulunan … Ltd.'nin İngiliz Ticaret Kanununa uygun olarak ticari faaliyetine … idaresinde edvam edildiğini, … Altın İşletmeleri A.Ş. İdaresindeki kayyumların … Ltd.'nin yönetimini değiştirme talebi ile İngiltere de genel kurul toplama talebinde bulunmuş ise de; bu talepleri İngiltere Mahkemeleri tarafından reddedildiğini, ayrıca Lüksemburg mahkemesi de … Altın İşletmeleri A.Ş. Tarafından şirket sermayesi olarak … Ltd.'ye Lüksemburg hesaplarına aktarılan bahse konu 60.000.000 pountluk şirket sermayesinin … Ltd.'ye ait İngiltere'deki hesaba aktarılmasına karar verildiğini, uluslararası yargısal süreçler kapsamında davaya konu edilen … Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından … Ltd.'ye tahsis edilen 60.000.000 pount, … Ltd'ye ait hesaplarda olduğunu, örtülü kazanç iddiasının inandırıcı olmadığını, … Ltd. tarafından yapılan her türlü işlem İngiltere mahkemesi denetimine tabii olduğunu, … Ltd. Şti.'nin de usulüne uygun olarak alınan kararlarla kurulduğunu, bu şirkete usulüne uygun olarak sermaye transferi yapıldığını bildirerek davanın esastan reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yöneticilerinin sorumluluğuna ilişkin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 553üncü maddesi gereğince de söz konusu örtülü kazanç aktarımı şeklinde oluşan zarardan … Altın İşletmeleri A.Ş.'nin yöneticileri olan davalıların sorumlu olduğu, …'nun, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun (6362 sayılı Kanun) 21.,94. ve 110. uncu maddelerine göre örtülü kazanç aktarımı ile ilgili davayı açmaya yetkili olduğu, söz konusu paranın şirkete ödenmesini isteyebileceği, yargılama aşamasında da hesabından örtülü kazanç aktarımı yapılan … Altın İşletmeleri A.Ş.'nin davaya asli müdahillik talebinde bulunduğu, örtülü kazanç aktarımına konu 60.000.000 GBP'nin davalılardan tahsili ile şirkete ödenmesinin talep edildiğinin anlaşıldığı, örtülü kazanç aktarımı olarak kabul edilen paranın davalılardan faizi ile birlikte tahsili ile müdahil şirkete ödenmesine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece 24.12.2021 tarihli ek karar ile davalılar vekilinin muhtıra tebliğine rağmen verilen bir haftalık kesin süre içerisinde nispi istinaf harcını yatırmadığı, HMK'nun 344. maddesi uyarınca davalıların istinaf yoluna başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle HMK'nun 344. maddesi uyarınca davalıların istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6362 sayılı Kanun'un 21inci maddesine göre bir faaliyetin örtülü kazanç olarak nitelendirilebilmesi için belli koşulların bir arada gerçekleşmesinin gerektiğini, … Limited Şirketi'ne 60.000.000,00 GBP aktarılmasının bu nedenle örtülü kazanç aktarımı olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, ayrıca kayyım yönetimindeki … Altın'ın hem asli müdahil sıfatıyla huzurdaki davayı açarak 60.000.000,00 GBP'nin iadesini talep etmesi hem de İngiliz Mahkemeleri önündeki davada … Ltd. Şti'nin tasarrufları üzerinde tek söz sahibi olmaya ve böylece 60.000.000,00 GBP'yi kontrol etmeye çalışmasının tazminat hukukunun temel prensiplerine de aykırı olduğunu bu nedenle ilk olarak istinaf başvurusu kapsamında yapılacak tüm yargılama ve takip giderleri için adli yardım talebinin kabul edilmesi ile ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin10/10/2019 tarih ve 2019/699 E., 2019/1189 K. sayılı kararı ile İstinaf karar harcının ikmali için davada kabul edilen tutar olan 226.644.000,00 TL (60.000.000 GBP) değer üzerinden hesaplanan 15.482.051,64 TL harcın en az 1/4'ü olan 3.870.512,91 TL istinaf karar harcı ile 121,30 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 150,00 TL istinaf yargılama giderinin ikmali için gereği yapılmak üzere ilk derece mahkemesince eksik harcın ve gider avansının tamamlanması için davalılar vekiline HMK'nun 344. maddesine uygun olarak muhtıra şerhli tebligat 20.09.2019 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen tanınan 1 haftalık kesin süre içerisinde eksik nispi harcın davalılar tarafından tamamlanmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 16.09.2021 tarih, 2019/5364 E. ve 2021/5537 K. sayılı kararıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352/1-ç maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak ön incelemede başvuru şartlarının yerine getirilmemesi halinde gerekli kararın verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de lüzumlu karar, HMK'nın 344. maddesi gereğince karar verilmek üzere dosyanın İlk derece mahkemesine iadesi kararıdır. Bu şekilde davalıya iki aşamalı kanun yolunun önü açılmış olacağı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi istinaf isteminden vazgeçilmiş sayılmasına dair kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda, davalıların adli yardım talebinin reddedilmiş olması ve süresi içerisinde harç yatırılmadığından 6100 sayılı Kanun'un 346/1 inci maddesi gereğince gerekli kararın verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine geri çevrilmesine karar verildiği, ilk derece mahkemesince 24.12.2021 tarih 2017/349 E., 2019/28 K. sayılı ek karar ile süresi içerisinde gerekli istinaf harcı yatırılmadığından davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 344 üncü maddesi uyarınca yapılmamış sayılmasına hükmedildiği, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılması yönündeki ek kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalılar vekilinin ek karara yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; Müvekkillerin adına kayıtlı tüm taşınmazlar ve banka hesapları dahil tüm malvarlığı değerleri üzerinde, ihtiyati tedbir kararlarının bulunduğu, üzerilerine kayıtlı taşınmazlarla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmaları söz konusu olmadığı gibi mevcut tüm banka kayıtlarına ihtiyati tedbir konulan müvekkillerin, ekonomik anlamda hareket etme imkanı tümüyle ortadan kalkmış durumda olduğu, gerekli istinaf harç ve masraflarının müvekkiller tarafından ödenmesi fiilen, ekonomik imkansızlık nedeniyle mümkün olmadığından ilk derece mahkemesinin ek kararının adil yargılanma hakkı kapsamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na ve 6100 sayılı Kanun'un 334, 336 ncı maddelerine açıkça aykırı olduğundan kararın kaldırılarak ilk derece mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, yurt dışında kurulmuş şirkete davalılarca aktarıldığı iddia edilen paranın örtülü kazanç aktarımı olduğu iddiası ile bu paranın davalılardan tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6100 sayılı Kanun'un 344 üncü, 346, 353 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup ve özellikle iş bu kararın temyizininde maktu harca tabi olmasına göre davalılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Alınmadığı anlaşılan 427,60 TL temyiz ilam harcı ile 2.107,80 TL temyiz başvuru harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 553Kaynağı aç
MADDE 553- (1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, (…)[75] hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.[76] (2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. (3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. VI – Denetçinin sorumluluğu[77]

Buna karşılık 6102 sayılı Kanun'un 553. maddesinin ikinci fıkrası gereğince bir görevi kanuna dayanarak devreden organ ve kişiler, devralanların seçiminde makul özeni göstermediklerinin ispatı hali hariç sorumlu olmaz. Ayrıca aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca hiç kimse kontrolü dışında kalan mevzuata aykırılıklardan sorumlu tutulamaz ve bu durum gözetim yükümüyle bertaraf edilemez.

Şirket yönetim organına yapılan her ödeme örtülü kazanç aktarımı olarak değerlendirilemez. 6102 sayılı Kanun'un 394. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerine esas sözleşme veya genel kurul kararıyla belirlenmek kaydıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye ve kâr payı ödenebilir. Ödenen huzur hakkının şirketin mali imkânları, geçmiş uygulamaları ve üyenin sarf ettiği emek ve mesai ile orantılı bulunması halinde örtülü kazanç aktarımı oluşmaz. Benzer şekilde 6102 sayılı Kanun'un 511. maddesi gereğince net kârdan kanuni yedek akçe ayrılıp pay sahiplerine ödenmiş sermayenin yüzde beşi veya esas sözleşmede belirlenen kâr payı dağıtıldıktan sonra icracı olmayan yönetim kurulu üyelerine tahsis edilen kazanç payları da dürüstlük kuralına aykırılık veya kazanç aktarımı teşkil etmez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/1032, K. 2021/228Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/1032 E.  ,  2021/228 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 19.04.2018 tarih ve 2016/1246 E- 2018/321 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 11.12.2019 tarih ve 2018/1408 E- 2019/1804 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; davalı şirketin sermayesinin 750.000 adet pay karşılığı, 750.000.- TL olduğunu, müvekkilinin davalı şirkette 28.500 pay karşılığı 28.500.-TL'lik sermaye payı bulunduğunu, kalan payların 712.000 pay karşılığı 712.000.-TL'lik payın …'ya, 9.500 pay karşılığı 9.500.-TL'lik payın da hakim ortağın aynı zamanda eşi olan …'ya ait olduğunu, şirketin yönetim kurulunda tek üye olarak …'nın şirketi yönetmekte olduğunu, 21.10.2016 tarihinde yapılan 2015 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan gündemin (5). maddesinin yönetim kurulunun ibrasına, (7). maddesinin yönetim kurulu üyesine ödenecek huzur hakkına, (9). maddesinin ise rekabet yasağı ve şirketle iş yapmama yasağının kaldırılmasına ilişkin olduğunu, bu kararlara karşı davacının muhalefeti ve olumsuz oyu bulunduğunu, kararların TTK.'nın 445. maddesi gereğince kanun, sözleşme hükümlerine ve dürüstlük kuralına aykırı olarak alındığını ileri sürerek 21.10.2016 tarihinde yapılan genel kurulda alınan gündemin (5), (7) ve (9) maddelerinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; 21.10.2016 tarihinde yapılan 2015 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan kararların kanuna, ana sözleşmeye ve dürüstlük kuralına uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; 21.10.2016 tarihinde yapılan genel kurulda alınan (5) nolu karar ile yönetim kurulunun ibrasının karar verildiği, yönetim kurulunun ibra kararında şirket yönetim kurulu üyesi …'nın oylamaya katılmadığı, kararın 28.500 olumsuz oya (davacının) karşılık 712.000 olumlu oy (diğer ortak …) ile oy çokluğu ile alındığı, …'nın eşi …'nın ibrada oy kullanmasının TTK.'nın 436. maddesinde düzenlenen oydan yoksunluk kapsamında değerlendirilemeyeceği, (7) nolu karar ile yönetim kurulu üyelerine ödenecek huzur hakkının belirlendiği, yönetim kurulu üyesine ödenecek ücretin TTK. 394-1'de düzenlendiği, şirket esas sözleşmesinde bu hususta bir hüküm bulunmadığı, yönetim kurulu üyesi için genel kurulda huzur hakkı belirlenmesinde sözleşmeye ve yasaya aykırılık bulunmadığı, ayrıca 5.000.-TL’lik huzur hakkı tutarının 2014 yılında davacının da katıldığı ve olumlu oy verdiği genel kurul toplantısında buna ilişkin alınmış kararda yer alan huzur hakkı tutarı ile aynı miktarda olduğu, ücret miktarının örtülü kazanç aktarımı niteliğinde olmadığı, şirketin mali yapısı, şirketin bu yöndeki daha evvelki uygulamaları, yöneticinin harcadığı emek ve mesai ile orantılı olduğu, fahiş olmadığı ve ayrıca yönetim kuruluna huzur hakkı ödenmesinin somut davada objektif iyi niyet kurallarına da aykırı olmadığı, …'nın yapılan oylamada oy kullanmasının TTK.'nın 436. maddesinde belirlenen oydan yoksunluk kapsamında olmadığı, rekabet yasağı ve şirketle iş yapmama yasağının kaldırılmasına ilişkin (9) nolu kararın yönetim kurulu üyeleri için alınmış olduğu, TTK. 619-3 ve 621-1-g maddeleri uyarınca her bir ortağın kendisi için yapılan oylamada oylamaya katılmaması gerektiği halde oylama sonucunun salt çoğunluğu etkilememesine rağmen, yönetim kurulu üyesi …'nın da kendisi için yapılan rekabet yasağına aykırı faaliyette bulunmalarına ilişkin yasağın kaldırılması ile ilgili oylamaya katıldığı, ayrıca yönetim kurulu eşi hakim ortak …’nın da eşi için oy kullandığı, TTK.'nın 436(1) maddesi uyarınca hakim ortağın yönetim kurulu üyesi eşi için yapılan bu oylamada oydan yoksun olduğu ve işbu kararın iptalinin gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 21.10.2016 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan (5) ve (7) no'lu kararlar yönünden davanın reddine, (9) no'lu gündem maddesine ilişkin davanın kabulü ile kararın iptaline karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi'nce; mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, taraflar vekillerinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden taraflardan ayrı ayrı alınmasına, 20.01.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 511Kaynağı aç
MADDE 511- (1) Yönetim kurulu üyelerine kazanç payları, sadece net kârdan ve ancak kanuni yedek akçe için belirli ayrım yapıldıktan ve pay sahiplerine ödenmiş sermayenin yüzde beşi oranında veya esas sözleşmede öngörülen daha yüksek bir oranda kâr payı dağıtıldıktan sonra verilebilir. C) Geri alma hakkı I – Kötüniyet hâlinde
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/1837, K. 2024/4188Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/1837 E.  ,  2024/4188 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1440 Esas, 2023/83 Karar HÜKÜM : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/635 E., 2019/918 K. Taraflar arasındaki genel kurul kararlarının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin başvurusunun reddine, davalı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 21.05.2024 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılar vekili Avukat ….. Elden dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin davalı şirkette azlık pay sahibi olduklarını, davalı Şirketin 17.04.2017 tarihli olağan genel kurul toplansının 6 numaralı gündem maddesinde alınan sadece hissedar olan bazı yönetim kurulu üyelerine kazanç payı dağıtımına ilişkin karar ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 395 ve 396 ncı maddeleri uyarınca yönetim kurulu üyelerine şirketle işlem yapma, şirkete borçlanma ve rekabet yasağına ilişkin verilen izinlere dair 10 numaralı gündem maddesinde alınan kararın kanuna, esas sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, icra görevi bulunmayan yönetim kurulu üyelerine kazanç payı dağıtılmasına ilişkin 6 numaralı kararın aslında örtülü kar dağıtımı niteliğinde olduğunu, dolaylı yoldan davalı şirkette pay sahibi olan şahıslara imtiyaz yaratılmış olduğunu, yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı madde kapsamında verilen izinlere ilişkin kararın oy hakkından yoksunluk hükümlerinin ihlal edilmiş olması sebebiyle iptali gerektiğini ileri sürerek 17.04.2017 tarihli genel kurul toplantısında 6 ve 10 sayılı kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu genel kurulda alınan kararların kanuna, anasözleşmeye ve dürüstlük kurallarına uygun olup dava konusu edilen hususların genel kurulun takdirinde olduğunu, alınan kararlarda nisap ve esas yönden hukuka aykırılık bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne, dava konusu genel kurulun 6. maddesi ile yönetim kurulunun icracı olmayan yönetim kurulu üyelerine kazanç payı dağıtılmasına ilişkin kararın ortaklık arasındaki eşitlik ilkesine aykırı olduğu görülmekle iptaline, yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddesi uyarınca izin verilmesine ilişkin kararda yönetim kurulu üyesi … yönünden söz konusu kararlarda oydan yoksunluk kuralına riayet edilmediği ve bu itibarla alınan kararın gerekli nisaba ulaşılmadığından alındığı anlaşıldığından söz konusu 10. maddenin yönetim kurulu üyesi … yönünden iptaline, yine yönetim kurulu üyelerine izin verilmesi bakımından yönetim kurulu üyesi… yönünden alınan kararda gerekli nisaplara ulaşıldığı ve söz konusu kararın iptaline ilişkin kanuna, anasözleşmeye ve eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmadığından buna yönelik açılan davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6102 sayılı Kanun'un oydan yoksunluğa ilişkin 436 ncı maddesi uyarınca … ile…'nin hâkimiyetine sahip oldukları … Holding ve … Holding'in de oydan yoksun olmasına rağmen, davalı şirketin genel kurulunda oy kullanmış olmalarının kanuna aykırılık oluşturduğunu, davalı şirketin fiilen hakim ortağı konumunda olan … Holding ile … Holding adına dava konusu genel kurulda 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddelerinde belirtilen izin ve yetkilerin anılan yönetim kurulu üyelerine verilmesi yönünde oy kullanıldığını, … ve…'nin doğrudan şirketin hissedarı ve davalı şirketin hakim durumundaki pay sahibi olan … Holding ile … Holding'in de hakim ortakları olduğunu, dolayısıyla davalı şirketin %66,66 oranla en büyük hissedarı olan … Grubu ve … Grubu'nun hakim ortakları konumunda olduklarını, bu hususların göz önünde bulundurulmadığını, bu iki şahsın aynı zamanda kardeş olduklarını ve davalı şirketin yönetiminde birlikte hareket ettiklerini, … yönünden yalnızca … Holding'in değil, … ile … Holding'in de bu izinlerin…'ye verilmesinde aynı doğrultuda hareket ederek oy kullandıkları ve izin verilmesine ilişkin kararın alınmasında rol oynadıklarını, izinlerin verilmesine ilişkin kararın… yönünden de iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararın anılan yönden kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddesi uyarınca izin verilmesine ilişki kararda oydan yoksunluk halinin bulunmadığını, 2016 yılına ait kazanç paylarının icra görevi olmayan yönetim kurulu üyelerine ödenmesine dair alınan kararın Kanun'a, şirket esas sözleşmesine ve dürüstlük kuralına uygun olduğunu, davalı Şirket'in esas sözleşmesinde de yasada da kazanç payının tüm yönetim kurulu üyelerine ödenmesi yönünde bir zorunluluk olmadığını, yönetim kurulu üyelerine kazanç payı ödenip ödenmemesi veya bir kısım yönetim kurulu üyesine kazanç payı ödenmesinin genel kurulun münhasır takdir yetkisinde olduğunu, yönetim kurulu üyelerinden … ve ….'nin davalı Şirketten veya …Grubu şirketlerinden maaş almayan, icracı olmayan yönetim kurulu üyeleri olduğunu, söz konusu ödemelerin eşit işlem ilkesine uygun olduğunu, söz konusu ödeme Şirkete sağladıkları katkı dolayısıyla yapılan bir ödeme olup, … ve…'nin pay sahibi olması nedeniyle kendilerine yapılan bir ödeme, paya tanınan bir hak, imtiyaz olmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu genel kurulun 6. maddesi ile şirketin 2016 yılı net karı tespit edilip kanuni yedek akçe ayrıldıktan sonra 1. temettü dağıtılması, kalan karın %10'u tutarındaki 2.361.424,00 TL'nin icra görevi olmayan yönetim kurulu üyelerine dağıtılması, kalan 21.252.818,00 TL'nin olağanüstü yedek akçe olarak ayrılmasına karar verildiği, davalı şirketin sermayesi 1.003.450.000,00 TL olup ödenmiş sermayesinin 968.432.059,85 TL olduğu, buna göre kazanç payı dağıtılabilmesi için kanuni yedek akçeler ayrıldıktan sonra pay sahiplerine dağıtılması gereken kar payı tutarının 48.421.602,99 TL olduğu, genel kurul tarafından 48.421.603,00 TL'nin 1. temettü olarak dağıtılmasına karar verilmiş olup kanuni yedek akçe ve 1. temettüden sonra kalanın %10'unun kazanç payı olarak ayrılmasında Kanuna ve esas sözleşmeye bir aykırılık bulunmadığı, ayrılan kazanç payı Kanun ve esas sözleşmeyle izin verilen miktarda olması nedeniyle dürüstlük kuralına aykırı olarak kazanç payı ayrıldığının veya örtülü kazanç aktarımı bulunduğunun kabul edilemeyeceği, kazanç payının icracı olmayan yönetim kurulu üyelerine dağıtılmasına karar verilmesinin eşitlik ilkesini ihlal etmediği, bu nedenle genel kurulun kazanç payı dağıtımına ilişkin 6 no.lu kararı yönünden iptal sebebi bulunmadığı nazara alınarak iptal isteminin reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece genel kurulun kazanç payı dağıtılmasına ilişkin 6 no.lu kararın iptaline karar verilmesinin isabetli olmadığı, 10. madde yönünden yapılan oylamada davacı tarafın toplam 33.448.333.997 adet olumsuz oyuna karşılık pay sahipleri … ve … Holding'in toplam 66.896.491.324 olumlu oyu ile 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddelerindeki izin ve yetkilerin verilmesine karar verildiği, diğer pay sahiplerinin bu oylamada oy kullanmadığı, davalı şirkete 33.448.333.231 adet pay ile ortak olan … Holding A.Ş.'yi genel kurulda yönetim kurulu üyesi…, 33.448.158.093 adet pay ile ortak olan … Holding A.Ş.'yi genel kurulda yönetim kurulu üyesi …'nin temsil ettiği, 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddeleri uyarınca gerekli izin ve yetkilerin verilmesinde pay sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin kendilerine ait paylardan doğan oy hakkından yoksun olup temsil edilen şirketler bakımından herhangi bir oy yoksunluğu bulunmadığı, yapılan oylamanın yönetim kurulu üyesi olmayan pay sahipleri … Holding A.Ş. ve … Holding A.Ş.'nin kişisel nitelikte bir işine ilişkin olmadığı, 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddesi uyarınca verilen izin ve yetkiler yönünden bu kararın … Holding A.Ş. ve … Holding A.Ş.'nin ve ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe ilişkin olmaması nedeniyle bu şirketlerin herhangi bir oy yoksunluğunun bulunmadığı, iptal istemine konu genel kurul kararı yönünden oy yoksunluğu bulunmayan dava dışı … Holding A.Ş. ve … Holding A.Ş.'nin genel kurulda kendisini oy yoksunluğu bulunan …ve … ile temsil ettirmesine de herhangi bir engel bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava dilekçesi ve aşamalardaki iddialarını tekrar ederek dava konusu kararların Kanun'a, esas sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava konusu genel kurul kararlarının iptali koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 394, 395, 396, 436, 445, 446, 511 inci ve diğer ilgili maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 394Kaynağı aç
MADDE 394- (1) Yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebilir. VI – Şirketle işlem yapma, şirkete borçlanma yasağı

Yönetim kurulu üyelerine tanınan rekabet ve işlem yapma iznine dair genel kurul kararlarının sonradan iptal edilmesi de tek başına geçmiş dönem işlemlerini hükümsüz kılmaz. 6102 sayılı Kanun'un 446. maddesi çerçevesinde toplantıda hazır bulunup muhalefetini tutanağa geçirten veya çağrı usulsüzlüklerini ileri süren pay sahiplerince iptal davası açılabilmekle birlikte; işlem tarihinde yürürlükte olan karara dayanarak kamuya açık fiyat listelerine uygun işlem yapılmış ve şirket zararı kanıtlanamamışsa tazminat sorumluluğu doğmaz. Ayrıca suç duyurusunda bulunulmuş olsa dahi kesinleşen ceza ve vergi yargılaması kararlarıyla kazanç aktarımının bulunmadığı tespit edilmişse haksız kazançtan söz edilemez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/4006, K. 2026/1146Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2025/4006 E.  ,  2026/1146 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/157 Esas, 2025/683 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/1057 E., 2021/893 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin dava dışı …Demir Çelik San. ve Tic. A.Ş.'nin hissedarı olduğunu ve şirketin şirketin genel kurul toplantılarına katıldığını, …AŞ.'nin 12.08.2011 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısı gündeminin 4. maddesinde yönetim kurulu üyelerine 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK)334. ve 335. maddelerinde yazılı yetkinin verildiğini, izne ilişkin genel kurul kararının …2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/25 E. 2015/53 K. sayılı kararı ile iptal edildiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/7672 E. 2018/3569 K. sayılı 15.05.2018 tarihli ilamı ile karar düzeltme isteminin reddine karar verilerek kararın kesinleştiğini, davalı şirketin, uzun zamandır …A.Ş'nin yönetimini hakimiyetlerinde bulduran … ailesinin bir aile şirketi olduğunu, ayrıca davalı şirketin hakim ortaklarından davalılar … ve …'in, ……Demir Çelik A.Ş.'nin hissedarı olduğunu, davalılar …ve …nın 2011 yılından sonra, hatta bu davadan sonra da anılan şirketin yönetim kurulu üyesi olduğunu, …AŞ'nin başlangıçta Sümerbank'a bağlı bir müessese olarak faaliyetini sürdürdüğünü, uzun yıllar önce kurulan …Şirketinin ortaklık yapısının zamanla değiştiğini, özelleştirme sonucu …Demir Çelik AŞ'ye davalı şirketin de aralarında bulunduğu 3 ailenin mensuplarının hakim hissedar olduklarını, bu durumun şirketi halka açık şirket olmaktan çıkararak bir aile şirketine dönüştürdüğünü, davalı şirket ve ortakları ile diğer hakim ortakların …A.Ş.'nin mal satımlarında hakim hissedar oldukları aile şirketlerine öncelik tanımak ve ihaleleri vermek sureti ile şirketin zararına sebep olduklarını, …A.Ş.'nin hisse çoğunluğunun şirket ile aynı sektörde faaliyet gösteren 3 ailenin elinde bulunduğu ve yönetimdeki kişilerin rakip şirketlerin yönetiminde olduğunun sicil kayıtlarından kolaylıkla anlaşılabileceğini, …A.Ş.'nin yönetim kurulu üyelerinin 3 ailenin mutabakatı ile seçildiğini, genel kurullarda yetki alınarak bu ailelerin hakim ortak olduğu aile şirketleri dışındaki şirketlerin daha yüksek birim fiyattan demir satıldığını, kendilerinin hakim pozisyonunda oldukları şirketlere daha düşük fiyattan satış yapıldığını, ticari teamüllere ve iyi niyet kurallarına aykırı olarak, başka şirketlerin siparişlerinin bekletilmesine karşın, aile şirketlerinin siparişlerinin karşılandığını, …A.Ş.'nin karının azaltılırken kendi şirketlerinin karlılıklarını artırdıklarını, yöneticilerin SPK mevzuatına aykırı hareket ederek örtülü kazanç elde edip ortaklığı zarara uğrattıklarını ve elde ettikleri menfaati iade etmeleri gerektiğini, ortaklığın menfaatine aykırı işlemler yapıldığını ileri sürerek 2011 yılında yapılan genel kurulda 6762 sayılı TTK'nın 334. maddesi kapsamında yöneticilere rekabet izni verilmesine ilişkin iznin iptal edilmesi nedeniyle şimdilik 30.000,00 TL, 335. maddesindeki izninin iptali nedeniyle şimdilik 30.000,00 TL tazminatın faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile ……Demir Çelik San. ve Tic. A.Ş.'ye ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerinin …A.Ş.'nin hakim hissedarı olmadıklarını ve müvekkillerinden daha fazla payı olan ortaklar bulunduğunu, müvekkillerinin genel kurulda istedikleri kararları aldıramayacaklarını, müvekkillerinin şirket zararına bir eylemi veya dürüst rekabete aykırı ve örtülü kazanç aktarımı anlamına gelebilecek eylemleri bulunmadığını, davacının iddiaları üzerine …l. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/531 E. sayılı doyasında yapılan yargılama sonucunda verilen beraat hükmünün Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2017/5904 E.2018/6312 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiğini, yargılamada alınan bilirkişi raporu ile müvekkillerinin eylemlerinin haksız rekabet oluşturmadığının belirlendiğini, 2011 yılında yapılan genel kurulda alınan 4 nolu kararın iptaline ilişkin hukuki süreçte ve kararın iptaline yönelik gerekçede, ceza davası bulunması nedeniyle yöneticilere rekabet izni verilmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunduğunu, daha sonra ceza mahkemesince haksız rekabet oluşturacak eylem bulunmadığının tespit edildiğini ve ceza dosyasının bu dava için kesin delil oluşturacağını, davacı şirketçe davalı …Çelik Demir ve Çelik Endüstri A.Ş. aleyhinde İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/902 E. sayılı dosyasında açtığı davada verilen 05.04.2018 tarihli karar ile benzer iddialar ile… A.Ş. ve Kardemîr A.Ş. aleyhinde İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/468 E. sayılı dosyasında açılan davaların reddine karar verildiğini ve kararların onanarak kesinleştiğini, müvekkillerinin davranış ve eylem birlikteliği olmadığının Rekabet Kurumu kararı ile belirlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı, dava dilekçesinde ve ilerleyen tüm aşamalarda davanın 6762 sayılı TTK'nın 334,335 (6102 sayılı TTK'nın 395,396) maddelerine dayalı tazminat davası olduğunu ileri sürmüşse de, belirtilen maddeler uyarınca tazminat talebinin şirkete ait olduğu, davalı şirketin husumeti bulunmadığı, davacı şirket ortağı olarak, ancak yöneticilere karşı sorumluluk davası açarak, zararın şirkete ödenmesini talep edebileceği, davanın davalı yöneticiler yönünden sorumluluk davası olarak nitelendirildiği, yönetim kurulu üyesine verilen izin iptal edilse de, bunun tek başına bu yönetim kurulunun mevcut ve iptal edilene kadar da geçerliliğini koruyan genel kurul kararına uygun olan işlemlerini hükümsüz hale getirmediği, …Çelik Demir ve Çelik End. A.Ş'nin mal alımlarında uygulanan fiyat ve vadelerin kamunun bilgisine açık olan fiyat listesi ile uyumlu olduğu, davacının şirketin zararının mevcut olduğunu ispatlayamadığı, iptal kararının tek başına yöneticinin işlemini hukuksuz hale getirmediği gerekçesiyle davalılar, … ve …’e karşı yöneltilen davanın reddine, davalı …Çelik Demir…AŞ’ye yöneltilen davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf dilekçesinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, dava dışı şirketin yönetim kurulu üyelerinin şirketle işlem yapma ve rekabet etme yasağına aykırı işlemleri nedeniyle ortaya çıktığı ileri sürülen şirket zararının tazmini ile dava dışı şirkete ödenmesi istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 26.02.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/1578, K. 2022/6195Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/1578 E.  ,  2022/6195 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 05.04.2018 tarih ve 2014/902 E- 2018/365 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 24.12.2020 tarih ve 2018/1871 E- 2020/1366 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin demir çelik sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalı Kardemir AŞ'nin ise sektörde tekel konumunda bulunduğunu, özelleştirme sonucunda diğer davalının da aralarında olduğu 3 ailenin Kardemir'de hakim ortak olarak yer aldığını, davalı Kardemir'in hakim ortağı durumunda bulunan bu 3 aile şirketine ihaleler vererek müvekkilinin zararına neden olduklarını, davalının yönetiminde bulunan hissedarların kendi aile şirketlerine haksız kazanç sağladıklarını, yönetimde bulunan kişilerin diğer davalının hakim ortakları olduğunu, şirket yöneticilerinin yetkilerini aile şirketlerine istedikleri gibi mal vermek suretiyle kullanıp diğer davalıya ve dava dışı hakim ortak olan iki şirkete menfaat sağladıklarını, müvekkili şirketin daha yüksek fiyatla mal istemesine rağmen, ona vermeyip aile şirketlerine liste fiyatı altında satış yaptıklarını, müvekkili şirketin daha evvel verdiği siparişleri beklerken, teslimatlarda aile şirketlerine öncelik verildiğini, davalı yöneticilerinin SPK Kanunu'na muhalefet ederek örtülü kazanç aktarımı ile Kardemir'i zarara uğrattıklarını, SPK'nın bu yöndeki tespiti neticesinde elde ettikleri menfaati iade etmek zorunda kaldıklarını, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 15. maddesine aykırı eylemleri neticesinde örtülü kazanç aktarımı yapıldığı gerekçesiyle davalı Çağ Şirketi yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, Karabük 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2004/449 esas sayılı dosyasında açılan davanın zamanaşımına uğradığını, ancak dosyada bulunan denetleme raporu ile bilirkişi raporunun iddialarının haklı olduğunu gösterdiğini, davalıların eyleminin 6762 sayılı TTK'nın 57/10. maddesi kapsamında haksız rekabet oluşturduğunu, davalı Kardemir'in 27.05.2005 tarihli genel kurul kararı ile yatırım finansmanında ortakların hisse senetlerinin teminat olarak kullanılması dolayısıyla bu ortaklara üretimin %50'si oranında öncelikli mal teslimatı hakkı tanındığını, ancak buna rağmen üretimin %80-90'lık kısmının davalı ve davadışı şirketlere aktarıldığını, gerek SPK'nın denetleme raporlarında gerekse savcılık soruşturmaları esnasında alınan raporlarla davalıların haksız rekabet yarattıkları hususunun sabit olduğunu belirterek, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesine, haksız rekabet nedeniyle müvekkilinin uğradığı zarar nedeniyle şimdilik 30.000-TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Islah dilekçesiyle bilirkişi raporu doğrultusunda dava değerini 3.425.646,52 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı… vekili; haksız rekabet hükümlerinin uygulama olanağının bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Kardemir vekili; Kardemir'in üretimdeki payının %4 olduğu tekel olmadığını, müvekkilinin özelleştirmeden önceki dönemden kalan borçlarının ödenebilmesi için banka kredisine ihtiyaç duyduğunu, ancak şirketin gayrimenkulleri hacizli olduğu için bankaların bu gayrimenkulleri teminat olarak kabul etmediklerini, davalı…, dava dışı Yol Bulan ve Çevsentaş'ın hisseleri ve gayrimenkulleri teminat gösterilerek bankalardan kredi temin edildiği, bu nedenle teminat veren ortaklara üretimin %50'si üzerinde öncelikli teslim hakkı tanındığını, bu konuda SPK'dan gerekli izinlerin alındığını, cari fiyat listelerine göre öncelikli mal tesliminden yararlandığını, üretimin diğer yarısının ise tüm müşterilere açık olduğunu, davacının fiyatları üzerinde sipariş vererek aslında kendisinin haksız rekabet oluşturduğunu, dava konusu uygulamanın haksız rekabet teşkil etmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere göre, davalı Kardemir'in 27/05/2005 tarihli genel kurulunda diğer davalı…, dava dışı Yol Bulan Demir ile Çelsentaş'a ait hisseler üzerine banka teminatı oluşturulmasına, karşılığında da bu şirketlere üretimin %50'si üzerinden öncelikli teslim hakkı tanınmasına karar verildiği, SPK'nın olumlu görüş ve izni ile öncelikli teslim hakkının sağlandığı, bu sebeple davalı Kardemir tarafından yapılan üretimin %50'lik kısmı üzerinden bu 3 şirketin öncelikli alım hakkının bulunduğu, banka kredisinin 11/03/2011'de kapatıldığı, o tarihe kadar öncelikli alım hakkının geçerli olduğu, 11/03/2011'de SPK'nın artık kredi kapandığı için eşitsizlik yaratan öncelikli teslim hakkının kaldırılmasını 14/04/2011'de Kardemir'den istediği, Kardemir'in de 15/07/2011 tarihinde öncelikli alım hakkını kaldırdığı, dolayısıyla öncelikli alım hakkının geçerli olduğu dönemde özellikle kredinin kapatıldığı 11/03/2011 tarihine kadar davacının iddia ettiği "davalı şirkete siparişlerde öncelik tanındığı ve daha düşük bedeller üzerinden mal sağlandığı" iddialarının, öncelikli alım hakkına konu %50'lik kısım üzerinde söz konusu olmayacağı, kredinin kapatıldığı tarih ile öncelikli alım hakkının kaldırıldığı 15/07/2011 arasında kalan sürede ise davacının bu sürede siparişinin mevcut olmadığı, öncelikli alım hakkının dışında kalan kısım yönünden ise davacı şirketin kütük demir siparişi verip de alamadığı ve bunu başka yerlerden temin ettiği iddiasının kanıtlanamadığı, SPK tarafından davalı Kardemir'in 2002-2003 yıllarında diğer davalı…'e çekle satış yapmasının örtülü kazanç sağlama niteliğinde olduğu ileri sürülerek suç duyurusunda bulunulmuş ise de, asliye ceza mahkemeleri ve vergi mahkemeleri tarafından dosyaya alınan kararlarla herhangi bir örtülü kazanç sağlanmadığı yolunda hükümler verildiği, Karabük 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/531 Esas ve 2015/639 karar sayılı dosyasında da davalıların yetkililerinin haksız rekabet fiilini işlemedikleri gerekçesiyle, açılan davada beraat kararı verilerek kesinleştiği, davacı tarafından davalı Kardemir ve onun öncelikle teslim hakkı sağladığı bir başka şirket olan Yolbulan hakkında yine aynı hukuki nedenlere dayalı olarak açılmış olan haksız rekabetin tespiti, men'i ve zararın tazmini davasının reddine karar verildiği ve kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/06/2017 tarih 2015/15770 esas 2017/3356 karar sayılı hükmü ile onanarak kesinleştiği, davalıların iddia edilen eylemleri ile haksız rekabet yaratmadıkları, bu nedenle davacının haksız rekabet sebebiyle doğan bir zararının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur. Bölge adliye mahkemesince, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Davacı vekili, kararı temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 22/09/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 446Kaynağı aç
MADDE 446- (1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, c) Yönetim kurulu, d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri, iptal davası açabilir. H) Butlan

Şirketler Topluluğunda Kayıp Aktarımı ve Denkleştirme Rejimi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 202. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hâkim şirket, hâkimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak ve özellikle kârını azaltacak, aktaracak, varlık ve alacaklarını devrettirecek ya da karşılıksız teminat altına sokacak şekilde kullanamaz. Bu yasağın istisnası; kaybın ilgili faaliyet yılı içinde fiilen telafi edilmesi yahut en geç faaliyet yılı sonuna kadar kaybın nasıl ve ne zaman denkleştirileceği belirtilerek bağlı şirkete denk değerde bir istem hakkı tanınmasıdır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 202Kaynağı aç
MADDE 202- (1) a) Hâkim şirket, hâkimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamaz. Özellikle bağlı şirketi, iş, varlık, fon, personel, alacak ve borç devri gibi hukuki işlemler yapmaya; kârını azaltmaya ya da aktarmaya; malvarlığını ayni veya kişisel nitelikte haklarla sınırlandırmaya; kefalet, garanti ve aval vermek gibi sorumluluklar yüklenmeye; ödemelerde bulunmaya; haklı bir sebep olmaksızın tesislerini yenilememek, yatırımlarını kısıtlamak, durdurmak gibi verimliliğini ya da faaliyetini olumsuz etkileyen kararlar veya önlemler almaya yahut gelişmesini sağlayacak önlemleri almaktan kaçınmaya yöneltemez; meğerki, kayıp, o faaliyet yılı içinde fiilen denkleştirilsin veya kaybın nasıl ve ne zaman denkleştirileceği belirtilmek suretiyle en geç o faaliyet yılı sonuna kadar, bağlı şirkete denk değerde bir istem hakkı tanınsın. b) Denkleştirme, faaliyet yılı içinde fiilen yerine getirilmez veya süresi içinde denk bir istem hakkı tanınmazsa, bağlı şirketin her pay sahibi, hâkim şirketten ve onun, kayba sebep olan, yönetim kurulu üyelerinden, şirketin zararını tazmin etmelerini isteyebilir. Hâkim istem üzerine veya resen somut olayda hakkaniyete uygun düşecekse, tazminat yerine bu maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre, davacı pay sahiplerinin paylarının hâkim şirket tarafından satın alınmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir başka bir çözüme karar verebilir. c) Alacaklılar da, (b) bendi uyarınca, şirket iflas etmemiş olsa bile, şirketin zararının şirkete ödenmesini isteyebilirler. d) Kayba sebebiyet veren işlemin, aynı veya benzer koşullar altında, şirket menfaatlerini dürüstlük kuralına uygun olarak gözeten ve tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket eden, bağımsız bir şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından da yapılabileceği veya yapılmasından kaçınılabileceğinin ispatı hâlinde tazminata hükmedilemez. e) Pay sahiplerinin ve alacaklıların açacağı davaya, kıyas yoluyla 553, 555 ilâ 557, 560 ve 561 inci maddeler uygulanır. Hâkim teşebbüsün merkezinin yurt dışında bulunması hâlinde tazminat davası bağlı şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde açılır. (2) Hâkimiyetin uygulanması ile gerçekleştirilen ve bağlı şirket bakımından açıkça anlaşılabilir haklı bir sebebi bulunmayan, birleşme, bölünme, tür değiştirme, fesih, menkul kıymet çıkarılması ve önemli esas sözleşme değişikliği gibi işlemlerde, genel kurul kararına red oyu verip tutanağa geçirten veya yönetim kurulunun bu ve benzeri konulardaki kararlarına yazılı olarak itiraz eden pay sahipleri; hâkim teşebbüsten, zararlarının tazminini veya paylarının varsa en az borsa değeriyle, böyle bir değer bulunmuyorsa veya borsa değeri hakkaniyete uygun düşmüyorsa, gerçek değerle veya genel kabul gören bir yönteme göre belirlenecek bir değerle satın alınmasını mahkemeden isteyebilirler. Değer belirlenirken mahkeme kararına en yakın tarihteki veriler esas alınır. Tazminat veya payların satın alınmasını istem davası, genel kurul kararının verildiği veya yönetim kurulu kararının ilan edildiği tarihten başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. (3) İkinci fıkrada öngörülen dava açılınca, davacıların muhtemel zararlarını veya payların satın alma değerini karşılayan tutardaki paranın teminat olarak, mahkemece belirlenecek bir bankaya mahkeme adına yatırılmasına karar verilir. Teminat yatırılmadığı sürece genel kurul veya yönetim kurulu kararına ilişkin hiçbir işlem yapılamaz. Bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında öngörülen davaların kötüniyetle açılması hâlinde davalı, uğradığı zararın müteselsilen tazmin edilmesini ve mahkemeye teminat yatırılmasını davacılardan isteyebilir. (4) Birleşme, bölünme ve tür değiştirmede, pay sahiplerine ve ortaklara tanınmış bulunan diğer haklar saklıdır. (5) Bağlı şirketin yöneticileri, bu madde hükümleri dolayısıyla pay sahiplerine ve alacaklılara karşı doğabilecek sorumluluklarının tüm hukuki sonuçlarının, bir sözleşme ile üstlenmesini hâkim teşebbüsten isteyebilir. 2. Tam hâkimiyet hâlinde a) Talimat

Denkleştirme faaliyet yılı içinde fiilen yerine getirilmez veya süresinde denk bir istem hakkı sağlanmazsa, bağlı şirketin her pay sahibi ve şirket alacaklıları hâkim şirketten ve kayba sebebiyet veren yönetim kurulu üyelerinden zararın tazminini talep edebilir. Hâkim istem üzerine veya resen hakkaniyete uygun düşecekse tazminat yerine davacı pay sahiplerinin paylarının hâkim şirket tarafından satın alınmasına veya duruma uygun kabul edilebilir başka bir çözüme de hükmedebilir. Ancak kayba neden olan işlemin benzer koşullarda bağımsız bir şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından da yapılabileceğinin veya yapılmasından kaçınılabileceğinin kanıtlanması halinde hâkim şirket aleyhine tazminata hükmedilemez. Ayrıca 6102 sayılı Kanun'un 358. maddesi uyarınca pay sahipleri sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 358Kaynağı aç
MADDE 358- (Değişik: 26/6/2012-6335/15 md.) (1) Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz. İKİNCİ BÖLÜM Yönetim Kurulu A) Genel olarak I – Atama ve seçim 1. Üyelerin sayısı ve nitelikleri

Şirketler topluluğunda pay sahipleri ve alacaklıların açacağı tazminat davalarına kıyas yoluyla anonim şirket yöneticilerinin sorumluluğu hükümleri tatbik edilir. Sorumlu olanlara karşı tazminat isteme hakkı, zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar; fiilin cezayı gerektirmesi ve Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunması hâlinde bu süre uygulanır. Hâkim teşebbüsün merkezinin yurt dışında bulunması durumunda tazminat davası bağlı şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde açılır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 560Kaynağı aç
MADDE 560- (1) Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır. VI – Yetkili mahkeme

Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Kuramı

Şirket malvarlığının ilişkili yapılara kaydırılarak alacaklılardan mal kaçırılması durumlarında tüzel kişilik perdesinin aralanması kuramı gündeme gelebilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında vurgulandığı üzere bu kuram son derece istisnai ve sınırlı hallerde dar yorumlanarak uygulanmalıdır. Bu yola ancak tüzel kişilik kavramının arkasına sığınılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, hakkın kötüye kullanılmasıyla üçüncü kişilerin zarara sokulduğu ve sorumluluğun tespiti için başka bir yasal gerekçeye dayanma imkânının kalmadığı durumlarda başvurulabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/149 E.  ,  2022/894 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. (Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.) yönünden davanın hukukî yarar yokluğundan reddine, davalı …Ş. (Çorum Sağlık A.Ş.) bakımından ise davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı …Ş. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş.'nin nakit ihtiyacı nedeni ile kardeş şirket durumunda bulunan diğer davalı şirketin dava dışı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesini o dönemde hastane ortağı ve çalışanı olan müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borcun kapatılmaması üzerine müvekkili ile dava dışı diğer kefilin vadeli hesapları kapatılmak suretiyle anapara olan 750.000TL'nin (müvekkilinin 375.000TL ödediğini) tahsil edildiğini, haksız yere ödenen bu bedelin faizi ile birlikte ödenmesi için davalılara ihtarname keşide edilmesine rağmen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, krediyi çeken şirket ile kullanan diğer şirketin tüzel kişilikleri farklı olmasına rağmen kardeş şirket olduklarını, aralarında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemi ile asıl borçlular arasında davalı anonim şirket olduğunun ortaya çıkacağını ve her iki şirketin de yaptıkları muvazaalı işlemler nedeniyle doğan borçtan müteselsilen sorumlu bulunduklarını, davalıların alacağın tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve davalıların alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı …Ş. vekili cevap dilekçesinde; kredi borcu için bloke konulan hesabın davacıya ait olmadığını, bu nedenle davacının davada taraf ehliyetinin bulunmadığını, ne müvekkili şirket tarafından bir kredi kullanımının ne de diğer davalı şirket tarafından müvekkili adına alınan bir kredi olmadığını, davacının kredi sözleşmesinin muhatabı olan diğer kredi çekenlerle kendi aralarındaki iç sorunu perdelemek suretiyle haksız ve kötü niyetle dava açıldığını belirterek davanın öncelikle usulden reddini savunmuş; bunun mümkün olmaması hâlinde ise yapılan icra takibinin iptaline ve davacının dava konusu edilen meblağın %20'sinden az olmamak üzerek icra tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6. Davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. yetkili temsilcisi cevap dilekçesinde; yetkilisi olduğu şirket aleyhine başlatılan icra takibine bir itirazları bulunmadığından davacının eldeki davayı açmakta hukukî yararının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2015 tarihli ve 2012/266 E., 2015/2387 K. sayılı kararı ile; kredi sözleşmesinin tarafı Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. olup, kredi borcunun kefil sıfatıyla davacıdan tahsil edildiğinin çekişmesiz olduğu, her iki davalı şirketin yönetim kurulunda dava dışı Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin'in bulundukları, bu kişilerin kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilerinin bulunduğu, ortaklık ve yönetim yapısındaki bu kısmî özdeşliğin organik bağın varlığı için yeterli olacağının Yargıtay ve öğretinin genel kabulünde olduğu, bu hususun davalı şirketlerin organik anlamda mutlak suretle özdeş olduğunu ortaya koymamakla birlikte bu olguya işaret ettiği, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortaklık yapısında gerçekleşen değişiklik sonrasında şirketin ortağı konumuna gelen dava dışı Türker Cengiz'in kredi borcuna ilişkin ödemelerde bulunduğu, ayrıca "Çorum Özel Hastanesi kredi ve leasing borçları" başlıklı ve hazırlayanı Türker Cengiz olan 21.02.2013 tarihli belgede "YKB TL kredisi Özel Medikal Adına" kaydının mevcut olup, uyuşmazlık konusu kredi sözleşmesindeki tutara denk olan 750.000TL miktarın yer aldığı, bu belgenin de kredi konusu tutarın davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanıldığı iddiasını desteklediği, bu tutarın hastanenin işletme borçları arasında algılandığı ve kredi sözleşmelerine ilişkin ödemelerin yapıldığının sabit olduğu dikkate alındığında organik bağın varlığı veya tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren esaslı hâl olan malvarlığının karışması olgusunun somut olayda gerçekleştiği; davalı … Özel Medikal Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin icra takibine karşı bir itirazı olmadığından bu davalı yönünden eldeki davanın açılmasında hukukî bir yararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş. yönünden yapılan itirazın kısmen iptaline, Çorum 4. İcra müdürlüğünün 2012/1395 E. sayılı takip dosyasının 375.000TL asıl alacak, 2.773,97TL işlemiş faiz olmak üzere takip talebindeki faiz miktarları üzerinden devamına, asıl alacak miktarı 375.000TL'nin %40'ı oranındaki icra inkâr tazminatının davalı …Ş. 'den tahsiline, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş. vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2015/14035 E., 2016/5923 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalılardan Çorum Özel Medikal Ltd. Şti'nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olmuş ve kefil olarak ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak iş bu davayı açmıştır. Kefil rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsilini isteyebilir. Somut olayda asıl borçlu Çorum Özel Medikal Ltd. Şti olup, diğer davalı …Ş'nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Davalı olarak gösterilen şirketlerin aralarında organik bağ bulunmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanamayacağı da dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Esasen asıl borçlu şirket, aleyhindeki takibe itiraz etmemiş ve icra takibi onun yönünden kesinleştiğinden asıl borçlu aleyhine açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu yöne ilişkin hüküm temyiz edilmemiştir. Hükmü temyiz eden davalı şirketin ise dava konusu kredi ile ilgisi bulunmadığı ve davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece davalı …Ş hakkındaki davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde karar verildiği doğru görülmediğinden,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/194 E., 2018/179 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalılardan Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic.Ltd. Şti.’nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olduğu ve kefil sıfatıyla ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak açılan, davacı kefilin rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsili için başlatılan icra takibine vâki itirazın iptaline ilişkin eldeki davada; asıl borçlu Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. olup, diğer davalı …Ş.’nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisinin bulunup bulunmadığı, davalı olarak gösterilen şirketler arasında organik bağın mevcut olup olmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu şirkete karşı kefalete dayalı olarak rücu hakkının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 14. Kefalet sözleşmesi, somut olaya uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 483. ilâ 503. maddeleri (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581. ilâ 603. maddeleri) arasında düzenlenmiştir. 15. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Aral, Fahrettin: Borçlar Hukuku -Özel Borç İlişkileri, 7. b., Ankara 2007, s. 437). Daha açık bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine almış olur. 16. Kefalet BK'nın 483. maddesinde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 17. Kefaletin türleri ise BK’nın 486 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 487. maddesi; “Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir” hükmünü içermektedir. 18. Ayrıca, BK'nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır. 6098 sayılı TBK'nın 583/1. maddesi gereğince ise kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. 19. Öte yandan, BK'nın 497. (TBK m. 591) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefil, borçluya ait bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olduğu gibi, kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebileceğini düzenleyen “Alacaklının Haklarına Halefiyet” başlıklı BK'nın 496. (TBK m. 596) maddesi; “Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki hukuki münasebetlerden mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur” hükmünü taşımaktadır. 20. Bu düzenlemeye göre kefil alacaklıya ifada bulunduğu miktarda onun haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla kefalet borcu sona ermekle birlikte kefil alacaklı yerine geçerek borçluyu takip etme imkânı kazanmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu kefili korumak amacıyla alacaklının asıl borç ilişkisinde sahip olduğu haklara halef olmasını ve bu şekilde asıl borçluya rücu edebilmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda kefilin alacaklıya halef olmasının esasını, asıl borçluya rücu hakkı oluşturmaktadır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması, bütün kefalet sözleşmeleri için mevcuttur. Bu doğrultuda müteselsil kefil de alacaklıya yaptığı ifa oranında alacaklının haklarına halef olacaktır. 21. Kefilin alacaklının haklarına halef olması kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kefilin alacaklının haklarına sahip olması kendiliğinden gerçekleşmektedir. Halefiyetin söz konusu olabilmesi için alacaklının rızası gerekmemektedir. 22. Başka bir deyişle; yukarıda belirtilen hükme göre, kefil alacaklıya ifada bulunarak alacaklının haklarına halef olmaktadır. Kefilin alacaklıya yaptığı ifa asıl borcun sona ermesine sebep olmamaktadır. Bu kapsamda kefil de yaptığı ifayı asıl borçludan talep edebilmektedir. Kefilin, asıl borçludan yaptığı ifayı talep edebilmesi ise rücu hakkına dayanmaktadır. 23. Kefilin kefil olma sebebini asıl borçlu ile arasındaki hukukî ilişki oluşturmaktadır. Kefil ve asıl borçlu arasında vekâlet sözleşmesi olması ve kefilin asıl borçlunun vekili olarak hareket etmesi mümkündür. Böyle bir durumda kefil isterse asıl borçlu ile arasındaki iç ilişkiye dayanarak da yaptığı ödemeyi borçluya rücu etme imkânına sahip olacaktır. Bunun gibi aralarındaki iç ilişkinin vekâletsiz iş görme olarak nitelendirilmesi ve kefilin buna dayanarak borçluya rücu etmesi de mümkündür. Bir diğer olasılık olarak iç ilişkinin vekâlet ya da vekâletsiz iş görme olarak kabul edilememesi hâlinde kefil asıl borçludan sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda da talepte bulunabilecektir (Reisoğlu, Seza: Kefilin Rücuu İle İlgili Meseleler, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 1, S. 4, Y. 1962, s. 466). Söz konusu sebeplere dayanarak kefil borçludan talepte bulunabilmekle birlikte kanun koyucu kefil ve asıl borçlu arasında hiçbir ilişki bulunmaması ihtimalini de göz önüne alarak kefile yasal rücu hakkı tanımıştır. Bu kapsamda kefil kanunî halefiyete dayanan rücu hakkına başvurabileceği gibi borçluyla arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakkına da dayanabilecektir (Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s. 270). 24. Nihayet BK'nın 492. (TBK m. 598/1) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. 25. Bu noktada tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). 26. Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. 27. Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir. 28. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş  şirketler  arasında söz konusu olduğundan, ana  şirket  ile kardeş  şirket  ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu  şirketlerin  ekonomik anlamda bağımsız  şirket  vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş  şirketler  arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, E. Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 2008, s. 209). 29. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram  organik  bağ  kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi  organik  bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle  organik  bağ  kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak  organik  bağ  kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle  şirketler  arasında  organik  bağ  tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. 30. Şirketler  ortaklarının akraba olması tek başına  şirketler arasında organik  bağ  olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir. 31. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(19)11-659 E., 2022/82 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 32. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; eldeki dava 27.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olan davacı tarafından kredi borcunun bir kısmının kefil sıfatıyla ödenmesi sonrasında, kredi sözleşmesinin akidi Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yanı sıra, davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanması suretiyle davalı …Ş.’ye rücu hakkının bulunulduğundan bahisle açılan icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davalı …Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. yönünden ise icra takibine bir itirazı bulunmadığından bahisle davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. hakkındaki karar temyiz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. 33. Kredinin kullanıldığı dönemde davalı …Ş.'nin yönetim kurulu; davacı …, Mehmet Erdal Orhanoğlu, Mehmet Sami Abraş, Fatih Mehmet Laçin ve Ahmet Ahlatcı'dan oluşmaktadır. Buna karşılık davalı … Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yönetiminde ise Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin bulunmaktadır. Davalıların yönetiminde ortak şekilde görev alan kişiler, kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilisidir. 34. Yukarıda da açıklandığı üzere, kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerektiği gibi, hukuken iki farklı tüzel kişilik taşıyan bu şirketlerin aslında özdeş olması, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş olması gerekir. Somut olayda bu şartlar gerçekleşmediği gibi, önemle vurgulamak gerekir ki; perdenin aralanması teorisine başvurabilecek kişinin zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi olması gerekir. Dolayısıyla somut olayda, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davacı müteselsil kefil davalı …Ş.’nin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olup, üçüncü kişi olmadığından bu teoriye dayalı olarak rücu isteminde bulunamaz. Davacı üçüncü kişi sıfatına haiz olmayıp, bizatihi iddia ettiği hususları bilebilecek durumda olan kişidir. 35. O hâlde davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabit olduğundan, mahkemece davalı …Ş. hakkındaki davanın reddi gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. 36. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Şirketlerden birinin borca batırılarak içinin boşaltılması veya ticari iş alanının bir diğer ilişkili şirkete aktarılması dürüstlük kuralının ve hakkın kötüye kullanılması yasağının tipik bir ihlalidir. Ancak tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine başvurabilecek kişinin zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi olması gerekir. Borçlu şirkette yönetim kurulu üyesi ve ortak olan kimseler şirket içi durumu bilebilecek konumda olduklarından üçüncü kişi sayılamaz ve bu teoriye dayalı olarak talepte bulunamazlar.

Ceza Hukuku Boyutu ve Etkin Pişmanlık Hükümleri

Örtülü kazanç aktarımı fiilleri, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 110. maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde nitelikli güveni kötüye kullanma başlığı altında bağımsız ve özel bir suç tipi olarak yaptırıma bağlanmıştır. Suçun vücut bulması için aktarımın halka açık ortaklık, kolektif yatırım kuruluşu veya bağlı ortaklıklarca yapılması, aktarımın doğrudan ya da dolaylı ilişkili tarafa yönelmesi, örtülü yöntemlerle icra edilmesi ve ortaklığın kârının veya malvarlığının azaltılması yahut artışının engellenmesi gerekir. Kamu güvenine karşı işlenen bu suçta, faillerin farklı tarihlerde birden çok şirket aleyhine gerçekleştirdikleri eylemlerde zincirleme suç hükümleri uygulanabilmektedir.

6362 sayılı SERMAYE PİYASASI KANUNU m. 110Kaynağı aç
MADDE 110 – (1) Aşağıdaki fiiller güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hâlini oluşturur; ancak bu durumda 5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre hükmolunacak ceza üç yıldan az olamaz: a) Yatırım kuruluşuna, 58 inci madde kapsamındaki fon kuruluna ve 59 uncu madde kapsamındaki teminat sorumlularına; sermaye piyasası faaliyetleri sebebiyle veya emanetçi sıfatıyla veya idare etmek için veya teminat olarak veya her ne nam altında olursa olsun, kayden veya fiziken tevdi veya teslim edilen sermaye piyasası araçları, nakit ve diğer her türlü kıymeti kendisinin veya başkasının menfaatine satmak, kullanmak, rehnetmek, gizlemek veya inkâr etmek b) Yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahısla emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak (…)[16] örtülü işlemlerde bulunarak halka açık ortaklıkların kârını veya mal varlığını azaltmak c) Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının, yönetim, denetim veya sermaye bakımından doğrudan veya dolaylı olarak ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişiler ile emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel, şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunarak kârlarını veya malvarlıklarını azaltmak veya kârlarının veya malvarlıklarının artmasını engellemek (2) Yatırım kuruluşu, 58 inci madde kapsamındaki fon kurulu ve 59 uncu madde kapsamındaki teminat sorumluları bünyesinde tutulan kayıtları bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan kişiler, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar. Ancak 5237 sayılı Kanunun belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerinden mahkûmiyete bağlanan kanuni sonuçlar, bu suçtan mahkûm olanlar hakkında da uygulanır. (3) Birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri kapsamına giren güveni kötüye kullanma suçunu işleyen kişi, etkin pişmanlık göstererek 21 inci maddenin dördüncü fıkrasında yer alan ödemenin yanı sıra bunun iki katı parayı Hazineye; a) Henüz soruşturma başlamadan önce ödediği takdirde, hakkında cezaya hükmolunmaz, b) Soruşturma evresinde ödediği takdirde, verilecek ceza yarısı oranında indirilir, c) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarda zimmet
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/4724, K. 2016/16728Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2015/4724 E.  ,  2016/16728 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : 2499 Sayılı Kanuna Aykırılık HÜKÜM : Beraat Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; 30.12.2012 tarih ve 28513 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren ve 2499 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun “amaç” başlığını taşıyan 1. maddesinde “… sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması için sermaye piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesi” biçiminde Kanun’un amacına yer verilmiştir. Kanun koyucu böylelikle, sermaye piyasasının sağlıklı biçimde işleyişinin güvenceye alınması ve özellikle de yatırımcıların haklarının ve menfaatlerinin korunması amacını anılan düzenlemede açıkça vurgulamıştır. Bu itibarla, sermaye piyasası mevzuatına tabi olan anonim ortaklıkların yönetimlerinden kaynaklanabilecek kötüye kullanımlar sebebiyle, anonim ortaklığın yönetimini elinde bulunduran kişi veya grubun dışında kalan pay sahiplerinin/azınlık pay sahiplerinin, yani sermaye piyasası yatırımcısı olan tasarruf sahiplerinin uğrayabilecekleri zararların önlenmesi, …..’nun öncelikli amacıdır. Bu bağlamda halka açık ortaklık yetkilisi veya yetkililerinin yönetim yetkilerini kullanırken pay sahiplerinin zararına olacak şekilde kötüniyetle şirket malvarlığının eksilmesi sonucunu doğuracak eylemlerde bulunmalarını önlemek düşüncesi ile hem 6362 sayılı hem de 2499 sayılı Kanunlarda örtülü kazanç aktarımı yasağına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 15/son maddesinde, halka açık anonim ortaklıkların yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahısla emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak gibi örtülü işlemlerde bulunarak kârının ve/veya mal varlığının azaltılamayacağı hüküm altına alınmış, aynı Kanun'un 47/A-6 maddesinde de bu şekildeki işlemlerle karı veya malvarlığı azaltılan tüzel kişilerin yetkilileri ve bunların fiillerine iştirak edenlerin cezalandırılacağı belirtilmiştir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 21/1. maddesinde de halka açık ortaklıklar ile birlikte kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının yönetim, denetim veya sermaye bakımından doğrudan veya dolaylı olarak ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişiler ile emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel veya şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunmak suretiyle kârlarını veya malvarlıklarını azaltarak veya kârlarının veya malvarlıklarının artmasını engelleyerek kazanç aktarımında bulunmaları yasaklanmış, anılan Kanun'un 110/1-b,c. madde fıkralarında bu eylemlerin güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halini oluşturacağı düzenlenmiştir. 2499 sayılı Kanun ile 6362 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri incelendiğinde örtülü kazanç aktarımı suçunun oluşabilmesi için; a) Kazanç aktarımının halka açık anonim ortaklık veya kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıkları tarafından yapılması, b) Kazanç aktarımı yapılan şahıs veya teşebbüsün halka açık anonim ortaklık veya kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarıyla ilişkili bulunması, c) Halka açık anonim ortaklık veya kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarıyla ilişkili bulunan şahıs veya teşebbüs arasındaki kazanç aktarımının örtülü işlemler aracılığıyla gerçekleştirilmesi, d) Örtülü işlem sonucunda halka açık anonim ortaklık veya kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının karının veya malvarlığının azaltılması veya kârlarının veya malvarlıklarının artmasının engellenmesi gerekmektedir. 2499 sayılı Kanunda örtülü işlemin ne olduğu tanımlanmamış, Kanun'un 15/son maddesinde '' .. emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak gibi örtülü işlemlerde bulunarak '' ifadesi kullanılarak örtülü işlemlere örnek verilmiştir. Maddedeki örnekleme yöntemi örtülü işlemlerde yalnızca emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat bulunması durumunda eylemin suç oluşturacağı düşüncesini ortadan kaldırdığı gibi; normal şartlarda yapılmayacak olan bir işlemin sırf aradaki ilişkinin varlığından dolayı yapılması durumunda veya aradaki ilişkinin gerçek olmadığı durumlarda gerçekleşen muvazaalı işlemlerin de madde kapsamında kalması sonucunu doğuracaktır. 6362 sayılı Kanun'un 110/1-b maddesinde de '' .. emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak gibi örtülü işlemlerde bulunarak '' ibaresi aynen muhafaza edilmiş, aynı maddenin c fıkrasında ise '' … emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel, şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunarak '' denilmek suretiyle örtülü işlemlerin kapsamı genişletilmiştir. Somut uyuşmazlıkta….. A.Ş.(kısaca …. olarak anılacaktır) bünyesinde halka açık anonim şirketler olarak faaliyette bulunan…….. ve Pazarlama A.Ş ile …. ve …. Sanayii A.Ş'nin ihtiyacı olan magazin kağıdı ve filmaşini temin ettiği ….Ticaret ve … A.Ş'nin 1999-2007 yılları arasında ithalatını gerçekleştirdiği magazin kağıdı ve filmaşin alımlarının yurtdışında bulunan üretici firmalar yerine ….nun sahipliği ve kontrolündeki off-shore olarak tabir edilen .. Ltd., … Company Ltd. ve …. Ltd. isimli firmalar üzerinden gerçekleştirilmiş gibi gösterildiği ve …Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş ile ….. ve Tel Sanayii A.Ş'nin karının azaltıldığının iddia edildiği, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendiğinde, off-shore olarak tabir edilen …. Ltd., …. Company Ltd. ve ….. Ltd. isimli firmaların vergi cenneti olarak ifade edilen ülkelerde kurulmuş kendilerine ait müştemilatları, personeli ve operasyonel yetkileri bulunmayan şirketler olduğu, …. bünyesinde faaliyette bulunan …. Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş'de yönetim kurulu üyesi, … ve Tel Sanayii A.Ş'de ise 25.05.2007 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi, bu tarihten sonra da yönetim kurulu başkanı olarak görev yapan sanıklardan …'in anılan off-shore şirketlerde yöneticilik yaptığı, yine …. Grubu Holding A.Ş'nin hakim ortağı …. Holding A.Ş'de çoğunluk hissesine sahip olan sanıklardan …'ın bu off-shore firmalara personel hizmeti veren ….. Services Ltd. şirketinin kurucularından olduğu, diğer sanık …'in de bu şirket ile …. Ltd. firmasında yöneticilik yaptığı, anılan off-shore şirketlerin satışlarının tamamına yakın bir bölümünün …. bünyesindeki şirketlere yapıldığı, dolayısıyla bu off-shore şirketlerin yönetim ve kontrolünün ….na ait olduğu, zaten sanıkların bu durumun aksini de savunmadıkları, 1999-2007 yılları arasında her üç off-shore şirket üzerinden yapılan magazin kağıdı ve filmaşin alımları nedeniyle faiz hariç en az 4.230.529 TL'nin anılan şirketler aracılığı ile ….na aktarıldığı, aralarında herhangi bir ilişki bulunmadığında hiçbir şekilde ithalat sürecine dahil edilmeyecek off-shore şirketlerin magazin kağıdı ve filmaşinin yurtdışında bulunan üretici firmalardan doğrudan alınmasına rağmen ….na kaynak aktarımını gizlemek amacıyla off-shore şirketlerden alınmış gibi ithalat sürecine dahil edilerek ….Yayıncılık ve …. A.Ş ile Çelik Halat ve …. Sanayii A.Ş'nin karının/ malvarlığının azaltıldığı anlaşılmıştır. 2004-2007 yılları arasında … Ticaret A.Ş ile … A.Ş'nin gazete ve diğer kağıtlar (kuşe, fotokopi, karton), matbaa ve baskı malzemeleri ile filmaşin alımlarını yurtdışında faaliyette bulunan üretici ve ticaret firmalarından doğrudan yapmasına karşın kontrolü altındaki …. Ltd. ve … Trading Ltd.'den ithal edilmiş gibi adı geçen firmalar adına sahte faturalar düzenleyip bu faturaları yasal defterlerine kaydederek kullandıkları iddiasıyla sanıklar … ve … hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanununa aykırılık suçundan kamu davaları açıldığı ve sanık … hakkında …. ve 2.Asliye Ceza Mahkemelerince, sanık … hakkında ise … 2.Asliye Ceza Mahkemesince verilen beraat kararlarının Dairemizin 10.12.2015 tarih 2015/2796-8509, 2015/2797-8510 ve 2015/2798-8511 Esas-Karar sayılı ilamları ile bozulmasına karar verilmiştir. …..Ticaret A.Ş ile …. İthalat İhracat Mümessillik A.Ş'nin 1997-2007 yılları arasında …. bünyesinde halka açık anonim ortaklık olarak faaliyet gösteren …. Matbaacılık A.Ş ile…. Gazetecilik A.Ş'nin gazete kağıdı ve baskı malzemesi ihtiyacını doğrudan üretici firmalardan temin etmesine rağmen ithalat sürecine fiilen bir katkıları bulunmayan off-shore şirketler …… Company Ltd. ve ….. Ltd.'ni aracı kılarak daha yüksek bedellerle ithalat yapılması nedeniyle ….Gazetecilik Matbaacılık A.Ş ile ….Gazetecilik A.Ş'nin karının/malvarlığının azaltıldığı iddiasıyla sanıklar …, … ve … hakkında 2499 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kamu davası açıldığı ve yapılan yargılama sonucu …. 7.Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.07.2011 tarih ve 2010/1043 Esas, 2011/826 Karar sayılı beraat kararının Yargıtay 7.Ceza Dairesi'nin 17.04.2012 tarih 2011/12736 Esas, 2012/8459 Karar sayılı ilamı ile bozulduğu, ancak Mahkemenin 02.07.2013 tarih ve 2012/1377 Esas 2013/463 Karar sayılı hükmü ile ilk kararında direnmesi üzerine bu hükmün de Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 23.06.2015 tarih ve 2013/7-700 Esas 2015/241 Karar sayılı karar ile sair yönleri incelenmeden usulden bozulduğu anlaşılmıştır. Sermaye piyasasının sağlıklı biçimde işleyişinin güvenceye alınması ve özellikle de yatırımcıların haklarının ve menfaatlerinin korunması amacıyla Sermaye Piyasası Kanununda suç olarak tanımlanan fiillerin, kamu güvenine karşı işlenen suçlardan sayılması nedeniyle sanıkların farklı zamanlarda birden fazla şirket aleyhine gerçekleştirdikleri eylemlerinden dolayı zincirleme suç hükümlerinin uygulanma olanağının mevcut olması, 5237 sayılı TCK'nın 66/6 maddesinde; zincirleme suçlarda, zaman aşımı süresinin en son suçun işlendiği tarihte başlayacağının belirtilmesine karşın, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun; özellikle 765 sayılı kanun döneminde işlenen suçlar ile 5237 sayılı kanun döneminde işlenen suçların zincirleme suçu oluşturması halinde; işlendiği tarih itibariyle zaman aşımını uğrayan suçların zincirleme suçtan çıkarıldığına dair içtihatlarının bulunması, somut olayımızda sanıkların eylemlerinin 765 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu 1999 yılında başlayıp, 5237 sayılı Kanun'un yürürlükte bulunduğu 2007 yılına kadar devam etmiş olması, davamızın konusu kağıt ve filmaşin alımlarının yanında; aynı dönemde aynı sanıklar tarafından başka şirketler için yapılan kağıt alımından dolayı …. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılamaya konu edilen davanın derdest olma ihtimalinin mevcut olması ve anılan dosyadaki kağıt alımları ile incelemeye konu dava dosyasındaki alımların aynı kararla gerçekleştirilme ihtimali karşısında; mükerrer mahkumiyete neden olunmaması için öncelikle … Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyanın akıbeti araştırılarak, mümkün ise her iki davanın birleştirilmesi, bunun mümkün olmaması halinde dava dosyası getirtilerek incelenip, bu davayı ilgilendiren bölümlerinin onaylı suretlerinin denetime olanak sağlayacak şekilde bu dosya içerisine konulduktan sonra; suça konu kağıt ve filmaşin maddelerinin alındığı zaman aralığı, suç kastının yenilenip yenilenmediği ve buna bağlı olarak zincirleme suç yada bağımsız suçlardan hangisini oluşacağı karar yerinde denetime olanak sağlayacak şekilde açıklanarak; sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, Kanuna aykırı ve katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 27.04.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Sanıklar hakkında …. içinde halka açık şirketler olan Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'nin magazin kağıdı, Çelik Halat ve Tel Sanayi A.Ş'nin ise filmaşin ihtiyacını temin eden ve yine …. bünyesinde halka kapalı anonim ortaklık statüsünde bulunan Doğan Dış Ticaret (…) şirketinin, magazin kağıdı ve filmaşin alımlarını doğrudan üreticisi ticari firmalar yerine ….'nun sahipliğinde ve kontrolünde olan ve kamuoyunda vergi cenneti olarak bilinin off-shore ülkelerde kurulu Eurozone Trading Limited, Sortal Trading Company Limited ve Shawcliff Trading Lımıted ünvanlı şirketler üzerinden gerçekleştirilmiş gibi göstererek, bu şirketler lehine, İMKB de işlem gören Doğan Burda ve Çelik Halat aleyhine menfaat temin edildiği iddiasıyla Sermaye Piyasası Kurumu'nun 22/10/2010 tarihli denetleme raporu uyarınca suç tarihinde yürürlükte bulunan 2499 SK nun 47/A-6. Maddesi uyarınca dava açılması; …./… Anayasa Mahkemesinin 14/11/2013 gün, 2013/133 K.Sayılı kararı ile 06.12.2012 günlü, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 110. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan "…gibi…" ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi karşısında, kağıt alımı yapıldığı belirtilen şirketlere "emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret veya bedel uygulanmak suretiyle örtülü işlemlerde bulunulup bulunulmadığı hususunun doğrudan suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının tespiti için araştırılması gerektiği, ancak bu konuda ne iddianameye dayanak alınan … raporunda ne de bilirkişi raporlarında temyiz denetimine imkan verecek somut bir değerlendirmenin bulunmadığı anlaşılmakla; Doğan Burda ve Çelik Halat şirketlerinin alımlarını yapan … şirketinin Sosyal ve Shawcliff şirketlerine gerçekten ithalat yaptırıp yaptırmadığı, bu şirketlerin ithalat yaptığı üretici/ticari şirketlerin satış işlemlerinin nasıl yapıldığına ilişkin bilgi ve belgelerin ve …'nin Sortal Trading Company Limited ve Shawcliff Trading Lımıted şirketleri aracılığı ile yaptığı alımlardaki bedellerin, benzer ithalatı yapan şirketlerin gümrük beyannamelerinde yer alan emsal bedellerle karşılaştırılması yönünden emsal ithalatların …. Müdürlüklerinden istenmesi; tüm bilgi ve belgelerin uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetine tevdii edilerek, yapılan ithalat işlemlerindeki bedellerin emsal ithalat bedelleri ile karşılaştırılması, … şirketinin doğrudan ithalat yapması yerine, bu şirketler yoluyla ithalat yapmasının gerekli olup olmadığı, yapılan alımlar nedeniyle emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat ödenip ödenmediği, işlemlerin örtülü işlem sayılıp sayılamayacağı ve gerçekleştirilen bu işlemler nedeniyle halka açık şirketler olan Doğan Burda ve Çelik Halat şirketlerinin zarara uğratılıp uğratılmadığı ya da karlarının azaltılıp azaltılmadığı konusunda bir değerlendirme yapılmasından sonra sanıklarının hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinden eksik inceleme nedeniyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini düşündüğümden dosyada mevcut delillere göre sanıklara atılı suçun sübut bulduğuna dair bozma kararına katılmıyorum. 27.04.2016

6362 sayılı Kanun'un 110. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca fail, aktarılan paranın kanuni faiziyle iadesinin yanı sıra bu meblağın iki katı parayı Hazineye ödediği takdirde etkin pişmanlık hükümlerinden istifade eder. Bu ödeme henüz soruşturma başlamadan önce gerçekleştirilirse cezaya hükmolunmaz; soruşturma aşamasında yapılırsa verilecek ceza yarı oranında indirilir; kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar tamamlanırsa verilecek cezada üçte bir oranında indirim uygulanır.

Vergi Hukukunda Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 13. maddesi gereğince kurumların ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım satımında bulunması durumunda kazanç transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış kabul edilir. Ortaklık kanalıyla kurulan ilişkilerde kazanç dağıtımının varlığı için doğrudan veya dolaylı en az yüzde on oranında ortaklık, oy ya da kâr payı hakkı bulunması zorunludur.

5520 sayılı KURUMLAR VERGİSİ KANUNU m. 13Kaynağı aç
MADDE 13- (1) Kurumlar, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir. (2) İlişkili kişi; kurumların kendi ortakları, kurumların veya ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek kişi veya kurum ile idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu ya da nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları ifade eder. Ortakların eşleri, ortakların veya eşlerinin üstsoy ve altsoyu ile üçüncü derece dahil yansoy hısımları ve kayın hısımları da ilişkili kişi sayılır. Kazancın elde edildiği ülke vergi sisteminin, Türk vergi sisteminin yarattığı vergilendirme kapasitesi ile aynı düzeyde bir vergilendirme imkânı sağlayıp sağlamadığı ve bilgi değişimi hususunun göz önünde bulundurulması suretiyle Cumhurbaşkanınca ilan edilen ülkelerde veya bölgelerde bulunan kişilerle yapılmış tüm işlemler, ilişkili kişilerle yapılmış sayılır. (Ek cümleler: 15/7/2016-6728/59 md.) İlişkinin doğrudan veya dolaylı olarak ortaklık kanalıyla oluştuğu durumların örtülü kazanç dağıtımı kapsamında sayılması için en az %10 oranında ortaklık, oy veya kâr payı hakkının olması şartı aranır. Ortaklık ilişkisi olmadan doğrudan veya dolaylı olarak en az %10 oranında oy veya kâr payı hakkının olduğu durumlarda da taraflar ilişkili kişi sayılır. İlişkili kişiler açısından bu oranlar topluca dikkate alınır.[30] (3) Emsallere uygunluk ilkesi, ilişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanan fiyat veya bedelin, aralarında böyle bir ilişkinin bulunmaması durumunda oluşacak fiyat veya bedele uygun olmasını ifade eder. Emsallere uygunluk ilkesi doğrultusunda tespit edilen fiyat veya bedellere ilişkin hesaplamalara ait kayıt, cetvel ve belgelerin ispat edici kâğıtlar olarak saklanması zorunludur. (4) Kurumlar, ilişkili kişilerle yaptığı işlemlerde uygulayacağı fiyat veya bedelleri, aşağıdaki yöntemlerden işlemin mahiyetine en uygun olanını kullanarak tespit eder: a) Karşılaştırılabilir fiyat yöntemi: Bir mükellefin uygulayacağı emsallere uygun satış fiyatının, karşılaştırılabilir mal veya hizmet alım ya da satımında bulunan ve aralarında herhangi bir şekilde ilişki bulunmayan gerçek veya tüzel kişilerin birbirleriyle yaptıkları işlemlerde uygulayacağı piyasa fiyatı ile karşılaştırılarak tespit edilmesini ifade eder. b) Maliyet artı yöntemi: Emsallere uygun fiyatın, ilgili mal veya hizmet maliyetlerinin makul bir brüt kâr oranı kadar artırılması suretiyle hesaplanmasını ifade eder. c) Yeniden satış fiyatı yöntemi: Emsallere uygun fiyatın, işlem konusu mal veya hizmetlerin aralarında herhangi bir şekilde ilişki bulunmayan gerçek veya tüzel kişilere yeniden satılması halinde uygulanacak fiyattan, makul bir brüt satış kârı düşülerek hesaplanmasını ifade eder. ç) (Değişik: 15/7/2016-6728/59 md.) İşlemsel kâr yöntemleri: Emsallere uygun fiyat veya bedelin tespitinde, ilişkili kişiler arasındaki işlemden doğan kârı esas alan yöntemleri ifade eder. Bu yöntemler, işleme dayalı net kâr marjı yöntemi ve kâr bölüşüm yöntemidir. İşleme dayalı net kâr marjı yöntemi, mükellefin kontrol altındaki bir işlemden; maliyetler, satışlar veya varlıklar gibi ilgili ve uygun bir temele dayanarak tespit ettiği net kâr marjının incelenmesi esasına dayanır. Kâr bölüşüm yöntemi, ilişkili kişilerin bir veya daha fazla sayıdaki kontrol altındaki işlemlere ilişkin toplam faaliyet kârı ya da zararının, üstlendikleri işlevler ve yüklendikleri riskler nispetinde ilişkili kişiler arasında emsallere uygun olarak bölüştürülmesi esasına dayanır. d) (Ek: 15/7/2016-6728/59 md.) Emsallere uygun fiyata yukarıdaki yöntemlerden herhangi birisi ile ulaşma olanağı yoksa mükellef, işlemin niteliğine uygun olarak kendi belirleyeceği bir yöntemi de kullanabilir. (5) İlişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanacak fiyat veya bedelin tespitine ilişkin yöntemler, mükellefin talebi üzerine Maliye Bakanlığı ile anlaşılarak belirlenebilir. Bu şekilde belirlenen yöntem, üç yılı aşmamak üzere anlaşmada tespit edilen süre ve şartlar dahilinde kesinlik taşır. (Ek cümleler: 15/7/2016-6728/59 md.) Mükellef ve Bakanlık, belirlenen yöntemin zamanaşımına uğramamış geçmiş vergilendirme dönemlerine de tatbik edilmesini, Vergi Usul Kanununun pişmanlık ve ıslah hükümlerinin uygulanmasının mümkün olması ile anlaşma koşullarının bu dönemlerde de geçerli olması hâlinde, anlaşma kapsamına almak suretiyle sağlayabilir. Bu durumda, imzalanan anlaşma söz konusu hükümlerde yer alan haber verme dilekçesi yerine geçer, beyan ve ödeme işlemleri buna göre tekemmül ettirilir. Anlaşmanın geçmiş vergilendirme dönemlerine uygulanması sebebiyle daha önceden ödenen vergiler ret ve iade edilmez. (6) Tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazanç, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulamasında, bu maddedeki şartların gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır. Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltilir. Şu kadar ki, bu düzeltmenin yapılması için örtülü kazanç dağıtan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şarttır. (7) (Ek: 4/6/2008-5766/21 md.) Tam mükellef kurumlar ile yabancı kurumların Türkiye’deki işyeri veya daimi temsilcilerinin aralarında ilişkili kişi kapsamında gerçekleştirdikleri yurt içindeki işlemler nedeniyle kazancın örtülü olarak dağıtıldığının kabulü Hazine zararının doğması şartına bağlıdır. Hazine zararından kasıt, emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edilen fiyat ve bedeller nedeniyle kurum ve ilişkili kişiler adına tahakkuk ettirilmesi gereken her türlü vergi toplamının eksik veya geç tahakkuk ettirilmesidir. (8) Transfer fiyatlandırmasına ilişkin belgelendirme yükümlülüklerinin tam ve zamanında yerine getirilmiş olması kaydıyla, örtülü olarak dağıtılan kazanç nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmemiş veya eksik tahakkuk ettirilmiş vergiler için vergi ziyaı cezası (Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde yazılı fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi hali hariç) %50 indirimli olarak uygulanır.[31] (9) (Değişik: 15/7/2016-6728/59 md.) Cumhurbaşkanı; ikinci fıkrada yer alan oranları, gerçek kişiler, kurumlar, doğrudan veya dolaylı ortaklar itibarıyla ya da ortaklık payının edinim şekline göre topluca veya ayrı ayrı %1’e kadar indirmeye, %25’e kadar çıkarmaya, oran şartını kaldırmaya; beşinci fıkrada yer alan süreyi beş yıla kadar artırmaya, belgelendirme yükümlülükleri ve bu yükümlülükler kapsamına, uluslararası anlaşmalar doğrultusunda, yurt dışında yer alan ilişkili kişilerin faaliyetlerine ilişkin bilgilerin dâhil edilmesi zorunluluğu getirmeye; bu bilgilerin uluslararası anlaşmalar çerçevesinde diğer ülkelerle karşılıklı olarak paylaşılmasına ilişkin usullerle transfer fiyatlandırması ile ilgili diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.[32] İKİNCİ BÖLÜM Beyan Beyan esası

Emsallere uygun bedel; karşılaştırılabilir fiyat, maliyet artı, yeniden satış fiyatı veya işlemsel kâr yöntemleriyle belirlenir; bu yöntemlere ulaşılamadığı takdirde mükellefçe uygun bir yöntem seçilebilir. Tam mükellef kurumlar ile yabancı kurumların Türkiye'deki işyerlerinin yurt içi ilişkili taraf işlemlerinde örtülü kazanç dağıtımının varlığı için verginin eksik veya geç tahakkuk ettirilmesi suretiyle Hazine zararının doğması aranır. Belgelendirme yükümlülüklerinin tam ve süresinde ifa edilmiş olması kaydıyla, eksik tahakkuk ettirilen vergilere uygulanacak vergi ziyaı cezası, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesindeki kaçakçılık fiilleri hariç olmak üzere yüzde elli indirimli uygulanır.

5520 sayılı Kanun'un 13. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca örtülü olarak dağıtılan kazanç, şartların gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı sayılır. İlişkili karşı taraf nezdinde vergilendirme işlemlerinin düzeltilebilmesi için örtülü kazanç dağıtan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve fiilen ödenmiş olması şarttır.

Örtülü kazanç aktarımı iddiasıyla iade davasını malvarlığı azalan şirket açabilir mi?

6362 sayılı Kanun'un 94. maddesi uyarınca örtülü kazanç aktarımının tespiti halinde dava açma yetkisi Sermaye Piyasası Kuruluna aittir; malvarlığı azalan şirketin veya iflas idaresinin bu kapsamda dava açma yetkisi bulunmamakta olup açılan davalar dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir.

Örtülü kazanç aktarımına ilişkin iade davası hangi sürede açılmalıdır?

Sermaye Piyasası Kurulu, durum ve işlemlerin hukuka aykırılığını tespit ettiği tarihten itibaren üç ay ve her halde işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren üç yıl içinde iade davası açmaya yetkilidir.

Örtülü kazanç aktarımı suçunda etkin pişmanlık hükümleri nasıl uygulanır?

Aktarılan kazancın kanuni faiziyle iadesi yanında aktarılan tutarın iki katının Hazineye soruşturma öncesinde ödenmesi halinde cezaya hükmolunmaz; ödeme soruşturmada yapılırsa verilecek ceza yarı oranında, kovuşturmada hükme kadar yapılırsa üçte bir oranında indirilir.

Yöneticilere ödenen hangi mali haklar örtülü kazanç aktarımı oluşturmaz?

Şirketin mali durumu ve harcanan mesai ile orantılı huzur hakları ile kanuni yedek akçeler ve pay sahiplerine birinci kâr payı dağıtıldıktan sonra yasal koşullara uygun biçimde yönetim kurulu üyelerine tahsis edilen kazanç payları örtülü kazanç aktarımı sayılmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu