Bir sermaye şirketinin ortaklarına borç para vermesi ya da ortaklar cari hesabının sürekli hareketli tutulması, vergi incelemelerinde zaman zaman finansman hizmeti olarak nitelendirilerek katma değer vergisi tarhiyatına konu olmaktadır. Bu nitelendirmenin hukuken geçerli olup olmadığı Danıştay'ın farklı dönemlerdeki kararlarında tartışmalı kalmaya devam etmektedir; faizsiz ortaklar cari hesabı ile faiz geliri elde edilen borç verme işlemleri bu tartışmada birbirinden farklı sonuçlara yol açmıştır.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E. 2002/631, K. 2003/332Kaynağı aç
Danıştay 4. Daire, E. 2006/133, K. 2006/106Kaynağı aç
KDV Kanunu'nun Temel Çerçevesi
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca Türkiye'de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabidir. Aynı Kanun'un 4. maddesi hizmeti, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olarak tanımlamakta; bu işlemlerin bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak veya bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek biçimlerinde gerçekleşebileceğini belirtmektedir. Borç para verme veya faiz işlemleri bu tanımda ayrıca sayılmamıştır.
3065 sayılı KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU m. 1Kaynağı aç
3065 sayılı KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU m. 4Kaynağı aç
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E. 2022/1108, K. 2024/386Kaynağı aç
Kanun'un 20. maddesi uyarınca teslim ve hizmet işlemlerinde matrah, bu işlemlerin karşılığını oluşturan bedeldir. Bedel deyimi; işlem karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını kapsamaktadır. Bu hüküm, faizsiz bir borç verme işleminde KDV matrahının nasıl belirleneceği sorusunu kendiliğinden yanıtlamamaktadır.
BSMV ve KDV Arasındaki Sınır
Ödünç para verme işlemlerinin hangi vergiyi doğuracağı, işlemi yapanın niteliğine bağlıdır. 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu'nun 28. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 90 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye göre ikraz işleriyle uğraşanlar ile bu maddede belirtilen muamele ve hizmetlerden herhangi birini esas iştigal konusu olarak yapanlar banker sayılır ve bunların borç para verme işlemleri banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir. Bu hükmün 23/7/2010 tarihli 6009 sayılı Kanun ile değiştirildiği belirtilmekte olup farklı dönemlere ait uyuşmazlıklarda bu fıkranın ilgili tarihte yürürlükteki metniyle değerlendirilmesi gerekmektedir. Danıştay 4. Dairesi, mutad meslek halinde ödünç para verme faaliyeti olmayan ve lehine alınan bir para da bulunmayan şirketin bu işlemler nedeniyle banka ve sigorta muameleleri vergisi mükellefi olamayacağını somut bir uyuşmazlıkta ortaya koymuştur.
6802 sayılı GİDER VERGİLERİ KANUNU m. 28Kaynağı aç
3065 sayılı Kanun'un 17. maddesinin 4. fıkrasının (e) bendi, banka ve sigorta muameleleri vergisi kapsamına giren işlemler ile sigorta aracılarının sigorta şirketlerine yaptığı sigorta işlemlerini ve belirli kurumların kredi teminatı sağlama işlemlerini KDV'den istisna tutmaktadır. Bir işlem bu kapsama giriyorsa KDV alanının dışına çıkmaktadır; ancak hangi işlemlerin bu kapsamda değerlendirileceği her somut olayın koşullarına bağlıdır.
3065 sayılı KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU m. 17Kaynağı aç
Danıştay Kararlarındaki Farklı Yaklaşımlar
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E. 2002/631, K. 2003/332 sayılı ve 13.6.2003 tarihli kararında, faiz alınmadığı saptanan somut olayda ortaklara ödünç para verme işleminin finansman hizmeti sayılarak katma değer vergisine tabi tutulmasını ve bu nedenle yapılan tarhiyata karşı açılan davanın reddini hukuka uygun bulmamış; vergi mahkemesinin ısrar kararını bozmuştur. Kurul bu kararında, ortakların şirket işlerinin yürütülmesi amacıyla şirketten borç alabilmesinin ya da şirkete borç verebilmesinin ve bu işlem için faiz yürütülmeyen sürekli ortaklar cari hesabının bulunmasının ekonomik gereklere uygun ve iş yaşamının doğal akışı gereği olduğunu değerlendirmiştir. Bu değerlendirme, otel işletmesi ve inşaat taşeronluğu faaliyetiyle uğraşan yükümlünün faiz almadığı işleme özgüdür; faiz alınan her borç ilişkisi için genel bir kural kurulmamıştır.
Kurul aynı kararda, bir işlemin finansman hizmeti olduğundan bahisle katma değer vergisine tabi tutulabilmesi için ödünç para verildiğinin ve alındığının hukuken geçerli ve yeterli tespitlere dayanması gerektiğini vurgulamıştır.
Danıştay 4. Dairesi ise E. 2006/133, K. 2006/106 sayılı ve 7.2.2006 tarihli kararında, oyçokluğuyla farklı bir sonuca ulaşmıştır. Daire bu davada, şirketin ortaklarına cari hesap yoluyla borç para verdiğini ve bu suretle faiz geliri elde ettiğini; buna karşın fatura düzenlemediğini ve katma değer vergisi hesaplayarak beyan etmediğini tespit etmiştir. Daire, ortaklara borç para vererek faiz geliri elde edilmesinin ticari faaliyet olarak kabul edilmesi ve söz konusu faiz gelirlerinin katma değer vergisine tabi olması gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Kararın azınlık görüşü çoğunluğun bu sonucuna karşı çıkmaktadır.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E. 2022/1108, K. 2024/386 sayılı ve 26.04.2024 tarihli kararında ise ortakların şirkete verdiği ve örtülü sermaye olarak kabul edilmeyen borç tutarına ilişkin uyuşmazlıkta vergi mahkemesinin ısrar kararını usul ve hukuka uygun bularak oyçokluğuyla onamıştır. Onamadan önce Danıştay 4. Dairesi'nin bozma kararında, iştigal konusu bankerlik olmayan sermaye şirketlerinin ortaklarına borç para verme işleminin finansman hizmeti niteliğinde olduğu ve KDV matrahının tahakkuk ettirilen ya da ettirilmesi gereken faiz tutarından oluşacağı belirtilmiş; borç faizsiz veya emsaline göre düşük faizli yapılmışsa adatlandırma sonucu bulunan tutarın matrah olarak kabul edileceği ifade edilmiştir. Kurul çoğunluğu, ısrar kararını usul ve hukuka uygunluk gerekçesiyle onamış; KDV'ye tabilik meselesini bu onamanın gerekçesinde ayrıca ele almamıştır. Karşı oy ise ısrar kararının Daire'nin bozma gerekçesiyle bozulması gerektiği yönündedir.
Faizsiz ve Faizli Borçlar Arasındaki Ayrım
Mevcut kararlardan çıkan en belirgin ayrım, faiz alınıp alınmadığı noktasında toplanmaktadır. Faiz yürütülmeyen ortaklar cari hesabını ekonomik hayatın doğal akışına uygun gören ve KDV tarhiyatını hukuka aykırı bulan yaklaşım ile faiz geliri elde edilen işlemi ticari faaliyet sayarak KDV'ye tabi tutan yaklaşım, kararlar içinde ayrı ayrı yer almaktadır. Bu iki tutum farklı olayların koşullarını yansıtmakta olup her ikisi de kendi somut olayına özgüdür; iki yön arasındaki tartışmanın içtihat içindeki ağırlık dağılımı, her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Faizsiz ya da emsaline göre düşük faizli borç para kullandırma işlemlerinde, KDV matrahının adatlandırma yöntemiyle hesaplanan faiz tutarı üzerinden belirleneceği yönünde Danıştay 4. Dairesi'nin bozma kararı gerekçeleri bulunmaktadır. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun yukarıda belirtilen 2024 tarihli onamasında Kurul çoğunluğu bu gerekçeyi açıkça reddetmemiş olmakla birlikte KDV'ye tabilik meselesini esastan ele almaksızın usul ve hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı kalmıştır. Bu nedenle adatlandırma yöntemi, Daire kararlarındaki gerekçe çerçevesi olarak değerlendirilmeli; Kurul çoğunluğunun kesin biçimde benimsediği bağlayıcı bir kural olarak sunulmamalıdır.
Örtülü Sermaye ve Transfer Fiyatlandırmasıyla İlişkisi
Ortakların şirketten aldığı borçlar, aynı zamanda kurumlar vergisi açısından örtülü sermaye veya transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı incelemesine konu olabilmektedir. Bu bağlamda dönem başı öz sermayenin üç katını aşmayan ortak borçlarının örtülü sermaye olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiş; bu tespit, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında yürütülen bir uyuşmazlıkta ortaya konulmuştur.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 13. maddesi, kurumların ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı bedel veya fiyat üzerinden yaptıkları işlemlerde kazancın transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılacağını öngörmekte; ödünç para alınması ve verilmesini de bu kapsamdaki işlemler arasında saymaktadır. Aynı uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesinin transfer fiyatlandırması koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle verdiği iptal kararı, Danıştay 4. Dairesi tarafından bozulmuş ve örtülü kazanç dağıtıldığının kabulü gerektiğine hükmedilmiştir. KDV tarhiyatının bu kurumlar vergisi değerlendirmeleriyle eş zamanlı yürütülebildiği ve birbirini etkileyebildiği görülmektedir.
5520 sayılı KURUMLAR VERGİSİ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Danıştay 4. Dairesi, E. 2016/8947, K. 2020/3288 sayılı kararında ise ortakların da şirkete para aktardığının anlaşıldığı bir olayda, kasa hesabındaki fazla paranın ortaklara borç olarak verildiğine dair açık bir tespit yapılmadığı, söz konusu tutarların mal veya hizmet alımında kullanılmadığı ya da şahsi menfaat sağlamaya yönelik olarak ortağa kullandırıldığı hususunun araştırılıp örtülü kazanç dağıtımında bulunulduğunun açıkça ve kesin olarak ortaya konulamadığı gerekçesiyle cezalı tarhiyatın bu kısmında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna oyçokluğuyla ulaşmıştır. Bu sonuç, tespitlerin somutluğuna ve ispat yükünün karşılanmasına verilen önemin göstergesidir; kararın azınlık görüşü ise tam tersi yönde hüküm kurulması gerektiğini savunmaktadır.
Danıştay 4. Daire, E. 2016/8947, K. 2020/3288Kaynağı aç
İdare'nin Tutumu
Vergi idaresinin ilgili özelgesinde ortaklarla ilişkili kişilerden borç para alınması işlemini finansman temini hizmeti kapsamında KDV'ye tabi saydığı ve cari hesap yoluyla temin edilen kredi işlemlerinin bu kapsamda değerlendirildiği bildirilmektedir. Bu görüşün dayanağı olan özelgenin tarihi ve sayısı mevcut olmadığından söz konusu idari tutumun hangi döneme ve koşullara uygulandığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Sık Sorulan Sorular
Ortaklar cari hesabına KDV uygulanır mı?
Faizsiz yürütülen ortaklar cari hesabının ekonomik hayatın doğal akışına uygun olduğu ve KDV doğurmayacağı yönündeki yaklaşım, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun 13.6.2003 tarihli kararında somut bir olay özelinde benimsenmiştir. Öte yandan faiz geliri elde edilen işlemlerde, Danıştay 4. Dairesi'nin 7.2.2006 tarihli kararında KDV'ye tabilik sonucuna ulaşıldığı görülmektedir. Her iki yaklaşım da farklı somut olaylara ilişkin olup işlemin koşulları, faizin alınıp alınmadığı ve tespitlerin hukuki yeterliliği belirleyici olmaktadır.
Faizsiz ortaklar cari hesabı KDV açısından nasıl değerlendirilir?
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, faiz alınmadığı saptanan ortaklar cari hesabını şirket işlerinin yürütülmesi bakımından ekonomik gereklere ve iş yaşamının doğal akışına uygun bulmuş; bu işlemin finansman hizmeti sayılarak KDV'ye tabi tutulmasını hukuka aykırı saymıştır. Bu değerlendirme otel işletmesi ve inşaat taşeronluğu yapan yükümlünün faiz almadığı işleme ilişkin somut olayda verilmiştir. Bunun yanı sıra Kurul, bir işlemin finansman hizmeti sayılarak KDV'ye tabi tutulabilmesi için ödünç para verildiğinin ve alındığının hukuken geçerli ve yeterli tespitlere dayanması gerektiğini vurgulamıştır.
Ortaklara borç vermenin BSMV mi KDV mi doğuracağı nasıl belirlenir?
Belirleyici ölçüt, borç para verme işlemini yapan şirketin esas faaliyet konusunun ikraz işleri ya da bankerlik olup olmadığıdır. 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu'nun 28. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca esas iştigal konusu olarak ikraz işleri yapanlar banker sayılır ve bunların ödünç para verme işlemleri banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir. Danıştay 4. Dairesi, mutad meslek halinde ödünç para verme faaliyeti olmayan ve lehine alınan bir para da bulunmayan şirketin bu işlemler nedeniyle banka ve sigorta muameleleri vergisi mükellefi olamayacağını ortaya koymuştur. Banker niteliği taşımayan şirketlerin ortaklara borç para verme işleminin KDV karşısındaki konumu ise kararlarda tartışmalı olmaya devam etmektedir; Danıştay 4. Dairesi faiz geliri elde edilen davada ticari faaliyet ve KDV'ye tabilik sonucuna ulaşırken bu sonuç oyçokluğuyla verilmiş ve karşı oy tam tersi görüşü savunmuştur.
Vergi tarhiyatına karşı hangi hukuki yollar açıktır?
Ortaklar cari hesabına veya faiz gelirine dayanan KDV tarhiyatlarına karşı vergi mahkemesinde dava açılabilmektedir. Danıştay'ın kararları, tarhiyatın hukuken geçerli ve yeterli tespitlere dayanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle inceleme raporundaki tespitlerin somutluğu ve ispat yükünün karşılanıp karşılanmadığı, itiraz aşamasında önem taşımaktadır.
Şirketin kendi muhasebe kayıtları tarhiyatı çürütmeye yeter mi?
Danıştay 4. Dairesi, davacı şirketin kendi düzenlediği muavin defter kayıtları ve muhasebe fişlerinin, vergi inceleme raporundaki tespitlerin aksini ispatlamaya yeterli delil sayılamayacağını somut bir uyuşmazlıkta belirlemiştir.
Faizsiz borç para kullandırma işleminde KDV matrahı nasıl hesaplanır?
Danıştay 4. Dairesi'nin bozma kararında, borç para kullandırma işleminin faizsiz veya emsaline göre düşük faiz karşılığı yapılması durumunda adatlandırma yöntemi sonucu bulunan tutarın matrah olarak kabul edileceği belirtilmektedir. Bu değerlendirme, Daire'nin ilgili bozma kararındaki gerekçe çerçevesini yansıtmaktadır. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun bu konudaki incelemesinde KDV'ye tabilik meselesi esastan tartışılmaksızın usul ve hukuka uygunluk denetimi yapılmıştır; dolayısıyla adatlandırma yöntemi Kurul çoğunluğunun kesin biçimde benimsediği bağlayıcı bir kural olarak değil, Daire kararındaki gerekçe olarak değerlendirilmelidir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

