Ortaklar Arasında Senet: Şirket İçi Borçlarda Hukuki Riskler

by Avukat Erdal Ersoy
Ortaklar Arasında Senet: Şirket İçi Borçlarda Hukuki Riskler

Bir şirketle ortağı veya yöneticisi arasında düzenlenen senet, görünürde sıradan bir kambiyo belgesidir; ancak şirket hukukunun getirdiği borçlanma sınırları göz ardı edildiğinde hem senedin geçerliliği hem de tarafların hukuki sorumluluğu ciddi biçimde tehlikeye girer. Türk Ticaret Kanunu, pay sahiplerinin ve belirli yöneticilerin şirkete borçlanmasını katı koşullara bağlamış; bu koşullara aykırılığı adli para cezasıyla yaptırıma bağlamıştır. Senedin üzerine düşülen kayıtlar ise belgenin kambiyo vasfını ve takip yolunu doğrudan etkiler.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 358Kaynağı aç
MADDE 358- (Değişik: 26/6/2012-6335/15 md.) (1) Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz. İKİNCİ BÖLÜM Yönetim Kurulu A) Genel olarak I – Atama ve seçim 1. Üyelerin sayısı ve nitelikleri
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 395Kaynağı aç
MADDE 395- (1) Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz. (2) (Değişik: 26/6/2012-6335/17 md.) Pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmayan 393 üncü maddede sayılan yakınları şirkete nakit borçlanamaz. Bu kişiler için şirket kefalet, garanti ve teminat veremez, sorumluluk yüklenemez, bunların borçlarını devralamaz. Aksi hâlde, şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklıları bu kişileri, şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip edebilir. (3) 202 nci madde hükmü saklı kalmak şartıyla, şirketler topluluğuna dâhil şirketler birbirlerine kefil olabilir ve garanti verebilirler. (4) Bankacılık Kanununun özel hükümleri saklıdır. VII – Rekabet yasağı
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 562Kaynağı aç
MADDE 562- (Değişik: 26/6/2012-6335/30 md.) (1) Bu Kanunun; a) 64 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci veya üçüncü cümlesindeki yükümlülükleri yerine getirmeyenler, b) 64 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca belgelerin kopyasını sağlamayanlar, c) 64 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca gerekli onayları yaptırmayanlar, d) 65 inci maddesine uygun olarak defterlerini tutmayanlar, e) 66 ncı maddesindeki usule aykırı olarak envanter çıkaranlar, f) 86 ncı maddesine göre belgeleri ibraz etmeyenler, dörtbin (88.997) Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır. (2) 88 inci maddeye aykırı hareket edenler dörtbin (88.997) Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır. (3) 199 uncu maddenin birinci ve dördüncü fıkralarına aykırı hareket edenler ikiyüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. (4) Bu Kanun hükümlerine göre tutulmakla veya muhafaza edilmekle yükümlü olunan defter, kayıt ve belgeler ile bunlara ilişkin bilgileri, denetime tabi tutulan gerçek veya tüzel kişiye ait olup olmadığına bakılmaksızın, 210 uncu maddenin birinci fıkrasına göre denetime yetkili olanlarca istenmesine rağmen vermeyenler veya eksik verenler ya da bu denetim elemanlarının görevlerini yapmalarını engelleyenler, fiilleri daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. (5) Bu Kanunun; a) (Mülga: 15/7/2016-6728/73 md.) b) 358 inci maddesine aykırı olarak pay sahiplerine borç verenler, c) 395 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci veya ikinci cümlesi hükümlerini ihlal edenler, üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. (6) Ticari defterlerin mevcut olmaması veya hiçbir kayıt içermemesi yahut bu Kanuna uygun saklanmaması hâllerinde, sorumlular üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. (7) 527 nci maddeye aykırı hareket edenler, Türk Ceza Kanununun 239 uncu maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. (8) 549 uncu maddede belirtilen belgeleri sahte olarak düzenleyenler ile ticari defterlere kasıtlı olarak gerçeğe aykırı kayıt yapanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. (9) 550 nci maddeye aykırı hareket edenler üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır. (10) 551 inci maddeye aykırı hareket edenler doksan günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. (11) 552 nci maddeye aykırı hareket edenler altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. (12) 1524 üncü maddede öngörülen internet sitesini oluşturmayan şirketlerin yönetim organı üyeleri, yüz günden üçyüz güne kadar adli para cezasıyla ve aynı madde uyarınca internet sitesine konulması gereken içeriği usulüne uygun bir şekilde koymayan bu fıkrada sayılan failler yüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. (13) (Ek:27/12/2020-7262/33 md.) Bu Kanunun; a) 486 ncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bildirimde bulunmayanlar yirmi bin (173.801) Türk lirası, b) (İptal bent: Anayasa Mahkemesinin 18/1/2024 Tarihli ve E: 2021/28, K: 2024/11 Sayılı Kararı ile.) idari para cezasıyla cezalandırılır. (14) Bu Kanun kapsamındaki idari para cezaları, aksine hüküm bulunmayan hâllerde, mahallin en büyük mülki amiri tarafından verilir. (15) Bu Kanunda tanımlanan kabahatlerden birinin idari yaptırım kararı verilinceye kadar birden çok işlenmesi hâlinde, ilgili gerçek veya tüzel kişiye bir idari para cezası verilir ve ilgili hükme göre verilecek ceza iki kat artırılır. Ancak, bu kabahatin işlenmesi suretiyle bir menfaat temin edilmesi veya zarara sebebiyet verilmesi hâlinde verilecek idari para cezasının miktarı bu menfaat veya zararın üç katından az olamaz. B) Soruşturma ve kovuşturma usulü
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/269, K. 2020/591Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/269 E.  ,  2020/591 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "takibin iptali" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul 16. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen takibin iptaline ilişkin karar alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir. 2. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. İNCELEME SÜRECİ Borçluların İstemi: 4. Borçlular vekili 11.11.2013 tarihli itiraz dilekçesinde; müvekkili Eti Gümüş A.Ş. (Yıldız Bakır Madencilik San. A.Ş.) ile alacaklı FFK Fon Finansal Kiralama A.Ş. arasında finansal kiralama sözleşmesi yapıldığını, takip konusu senetlerin finansal kiralama sözleşmesine istinaden verilmiş teminat senetleri olduğunu, cari hesap şeklindeki finansal kiralama borçlarının taksitler hâlinde alacaklıya ödendiğini, alacaklının ödemeleri hangi finansal kiralama sözleşmesi borcuna mahsup ettiğini belirsiz bırakarak vadesi 2011 yılı olan tüm senetleri icra takibine konu ettiğini, finansal kiralama sözleşmelerinin dönem faizlerinin zamanında ödenmesine rağmen alacaklının keşide ettiği ihtarnamede gecikme faizi talep ettiğini, icra takibinde talep edilen işlemiş ve işleyecek faiz oranının fahiş olduğunu belirterek takibin iptali ile alacaklı aleyhine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nun 169/a maddesinin 6. fıkrasına göre %20 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Alacaklı Cevabı: 5. Alacaklı vekili 02.01.2014 tarihli cevap dilekçesinde; borçluların takip konusu senetlerden dolayı borçlu olmadıkları, senetlerin teminat senedi olduğu, itfa ve ihmal edildiği iddialarının İİK'nın 169/a maddesinde belirtilen belgelerle ispatlaması gerektiğini, ancak borçluların iddialarını ispatlayacak yazılı delil sunmadıklarını, müvekkili ile borçlulardan Yıldız Bakır Madencilik San. A.Ş. arasında Beyoğlu 3. Noterliğinin 10.06.2008 tarihli ve 18947 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde finansal kiralama sözleşmesi akdedildiğini, itiraz dilekçesi ekindeki belgelerde takip dayanağı senetlerin ödendiğine ilişkin bir kayıt bulunmadığını, finansal kiralama sözleşmesinin ekinde yer alan ek-5 başlıklı belgede düzenlenen şekilde faiz talep ettiklerini, kararlaştırılan faiz oranının uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmadığını savunarak itirazın reddi ile borçlular aleyhine %20 den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. İstanbul 16. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 28.01.2014 tarihli ve 2013/1459 E., 2014/110 K. sayılı kararı ile; 25.09.2007 tarihli Finansal Kiralama Sözleşmesinin taraflar arasında düzenlendiği, alacaklı vekilinin cevap dilekçesinde takip dayanağı senetlerin finansal kiralama sözleşmesinden kaynaklanan kira borçlarına karşılık verildiğinin kabul edildiği, sözleşme ile senet miktarlarının uyumlu olduğu ve tarihlerin birbiriyle örtüştüğü, alacaklı tarafından itiraza uğramayan ve yazılı delil niteliğinde olan senet teslim tutanakları ile de bu hususun doğrulandığı gözetildiğinde takip dayanağı senetlerin taraflar arasındaki sözleşme kapsamında alındığının kabulü gerektiği, bu durumda dayanak senetlerin takip tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 688. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen mücerret borç ikrarını içermediğinin tespit edildiği, tarafların sözleşme doğrultusunda edimlerini yerine getirip getirmediklerinin, dolayısıyla alacağın tahsil edilip edilmeyeceğinin ve miktarının yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle İİK'nın 170/a-2. maddesi gereğince takibin iptaline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. İstanbul 16. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 23.06.2014 tarihli ve 2014/16438 E., 2014/18096 K. sayılı kararı ile; "… Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine başlandığı, borçluların takip konusu senetlerin Finansal Kiralama Sözleşmesine istinaden verilmiş teminat senetleri olduğunu ileri sürerek takibin iptalini talep ettikleri, mahkemece, alacaklının cevap dilekçesinde takip dayanağı senetlerin finansal kiralama sözleşmesinden kaynaklanan kira borçlarına karşılık verildiğinin kabul edildiği, senedin taraflar arasındaki sözleşme kapsamında alındığının kabulü gerektiği, tahsil edilip edilmeyeceğinin ve alacak miktarının yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle takibin iptaline karar verildiği görülmüştür. HGK'nun 14.3.2001 tarih ve 2001/12-233 sayılı ve yine 20.6.2001 tarih ve 2001112-496 sayılı kararlarında da benimsendiği üzere dayanak belgenin hangi ilişkinin teminatı olduğu yazılı belge ile kanıtlanmalıdır. Somut olayda, alacaklı cevap dilekçesinde senetlerin borç karşılığı alındığını belirtmiştir. Teminat olarak alındığına ilişkin beyanda bulunmamıştır. Her ne kadar taraflar arasında yapıldığı belirtilen düzenleme şeklinde finansal kiralama sözleşmesinin eki niteliğindeki Ek-1 Özel Şartlar başlığı altındaki yazıda “işbu sözleşmeden doğmuş ve doğacak tüm borçlarının teminatı olarak anapara borç bakiyesinin % 30 u tutarında müşteri çek/seneti alınacaktır" şeklinde bir ifade bulunsa da söz konusu senetlere açıkça atıfta bulunulmadığından yukarıda belirtilen HGK’nun kararı gereği takip konusu senetlerin teminat senedi olduğu kabul edilemez. Kaldı ki 21.4.2008 tarihli senet alındı bordosunda alacaklı şirketin 48 adet senedin firmadaki hesaba alacak kaydetmek üzere alındıklarının belirtmesi karşısında bu senetlerin borç ilişkisinden kaynaklanan borç ödemeye ilişkin senetler olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, takip konusu senetlerin teminat senedi olduğuna dair itirazın reddine karar vermek gerekirken, kabulü yönünde yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İstanbul 16. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 22.12.2015 tarihli ve 2014/734 E., 2015/1072 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak tarafları ve hukuki konusu aynı olan mahkemenin 2013/1458 E. 2014/109 K. sayılı kararı ile 2013/1457 E. 2014/105 K. sayılı kararların Özel Dairenin kararları ile onandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; takibe dayanak senetlerin teminat senedi olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. İİK'nın 167. maddesinin 1. fıkrasına göre alacaklının kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapabilmesi için alacağının mutlaka bir kambiyo senedine bağlı olması gerekir. İİK'nın 168. maddesinin 3 ve 170/a maddesinin 1. fıkrasına göre kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte borçlu ödeme emri tebliğinden itibaren 5 gün içinde icra mahkemesine başvurarak, takibe dayanak senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığını ileri sürerek takibin iptalini talep edebilir. İİK'nın 170/a maddesinin 2. fıkrasına göre süresinde yapılmak kaydıyla borçlu tarafından başka bir şikâyet veya itirazda bulunulması ile bu husus icra mahkemesince kendiliğinden ve öncelikle dikkate alınır. Bu inceleme sonucunda icra mahkemesi takip dayanağı senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığı kanısına varır ise icra takibinin iptaline karar verir. Ancak İİK'nın 170/a maddesinin son fıkrasına göre her ne suretle olursa olsun imza inkârı itirazı geri alınmış veya borç kısmen veya tamamen kabul edilmiş ise bu madde hükmü uygulanmaz. 13. Diğer taraftan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan takipte borca itirazın düzenlendiği İİK’nın “İtirazın İncelenmesi” başlıklı 169/a maddesinin 1. fıkrası; “İcra mahkemesi hâkimi, itiraz sebeplerinin tahkiki için iki tarafı en geç otuz gün içinde duruşmaya çağırır. Hâkim, duruşma sonucunda borcun olmadığının veya itfa veya imhal edildiğinin resmî veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile ispatı hâlinde itirazı kabul eder. İcra mahkemesi hâkimi yetki itirazının incelenmesinde taraflar gelmese de gereken kararı verir.” hükmünü içermektedir. 14. Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte ödeme emrine itiraz icra mahkemesine yapılır. Borçlunun icra mahkemesine yaptığı itiraz, borçlunun borcu olup olmadığının ilamsız icra prosedürü içinde tespit edilmesine yarayan bir yoldur. İmzaya itiraz dışındaki bütün itirazlara borca itiraz denir; borcun mevcut olmadığı, ödendiği, ertelendiği, zamanaşımına uğradığı, takas, faiz oranına itiraz, yetki itirazı gibi (Kuru B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, Ankara 2013, s. 778, 883). 15. Hem 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK), hem de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri, poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (6102 sayılı TTK m. 778, 818, 6762 sayılı TTK m. 690, 730). 16. 6102 sayılı TTK’nın 776. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde bono veya emre yazılı senedin kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini içermesi gerektiği, 777. maddesinde de bu unsuru içermeyen bir senedin bono sayılmayacağı hükme bağlanmıştır. Bir kambiyo senedi olan bono üzerine bedel, faiz, protestodan muafiyet ve yetki şartı gibi kayıtların konulması kabul edilmekte ise de, illetten mücerretlik veya muayyenlik niteliklerini ortadan kaldıran kayıtların bono üzerine konulması onun kambiyo niteliğini ortadan kaldırır. 17. Bu çerçevede belirlilik (muayyenlik) kambiyo senetlerinin temel unsurlarından biridir. Tedavül kabiliyeti de dikkate alındığında, bononun bütün unsurlarının açık, net, yoruma elverişli olmayacak biçimde belirgin olması gerekir. Öztan'ın da ifade ettiği gibi poliçe ve bono keşidesi "şart kabul etmeyen" bir işlemdir (Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2. B., Ankara 1997, s.451). 18. Hukuk Genel Kurulunun 11.04.2018 tarihli ve 2017/19-819 E., 2018/771 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere, 6762 sayılı TTK'nın 688. Maddesinde belirtilen şekli koşulların yanında taraflar bononun ihdas nedeni (malen/nakden ya da teminat kaydı ile alındığını), uyuşmazlık durumunda aralarındaki anlaşmaya göre yetkili olacak mahkeme, faiz gibi bononun geçerliliğine etki etmeyecek ihtiyari unsurları belirleyerek senede ekleyebilirler. Sıralanan şekil şartlarından da anlaşıldığı üzere, kambiyo senetleri temel hukuki ilişkiden bağımsız bir nitelik taşır ve soyut bir borç ikrarı içerir. Bu nedenle de bono düzenlenirken temel ilişkinin kaynağına yönelik “bedelin malen-nakden ya da teminat olarak alındığına” ilişkin ibarelerin senede yazılması zorunlu değildir. Taraflar bu ibareleri ticaret hayatındaki olası bir uyuşmazlık durumunda ispat hukukunda karşılaşabilecekleri zorlukları daha kolay aşmak amacıyla ihtiyari olarak kayıt altına almaktadırlar. Yoksa elbette ki bu kayıtlar bağımsız borç ikrarı içeren senetlerin niteliğine etki etmez. 19. Bonoda teminat kaydı var ise de neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu kayıt bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. 20. Senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Örneğin "hisse devrinin teminatıdır", "… ile imzalanan sözleşmenin teminatıdır", “eseri … tarihinde tamamlayamamam hâlinde ödeyeceğim”, “inşaat bitiminde ödenecektir" şeklindeki kayıtlar. Bononun teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılan bu gibi hâllerde bono kayıtsız (koşulsuz) borç vaadi içermediği için hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; düzenleyen tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Bu hâlde TTK’nun 687. maddesinin 1. fıkrası uyarınca senet metninden anlaşılan (hükümsüzlük) defi vardır. Bu defi mutlak defi olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Bu durumda kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibin İİK’nın 170/a maddesi gereğince iptaline karar verilmesi gerekir. 21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2001 tarihli ve 2001/12-233 E., 2001/257 K.; 20.06.2001 tarihli ve 2001/12-496 E., 2001/534 K.; 24.02.2010 tarihli ve 2010/19-67 E., 2010/99 K.; 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 E., 2018/563 K. sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 E., 2020/129 K. kararlarında da benimsendiği üzere bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge (İİK’nın 169/a maddesinde öngörülen) ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir. 22. Bononun teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılamadığı hâllerde borçlu bu iddiasını İİK’nın 168/5 ve 169/a maddeleri kapsamında borca itiraz olarak ileri sürebilir. Bononun sözleşmenin teminatı olarak verildiği iddiası kişisel defi olup, TTK’nın 778/a bendinin göndermesi ile uygulanması gereken TTK’nın 687. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kişisel defiler temel ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Senedin üçüncü kişiye ciro veya teslim yolu ile devredilmesi hâlinde bu definin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesi mümkün değildir. 23. Senedin teminat senedi olup olmadığı yargılama sonucunda belli olacaktır; sonuçta bu senede dayalı kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz (Ülgen, H./ Helvacı, M./ Kendigelen, A.,/Kaya, A.; Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 2015, s.148). 24. Borçlunun takibe konu bononun teminat bonosu olduğu şeklindeki beyanı borca itiraz niteliğindedir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku 2. C. İstanbul 1997, s. 1715). 25. Bononun teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise İİK’nın 169/a maddesi kapsamında bononun sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır. Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir. Senedin sözleşme kapsamında verildiğinin kanıtlanması veya bu hususun tarafların kabulünde olduğu ancak sözleşmede açıkça senedin teminat olarak verildiğinin belirtilmediği hâllerde ise; senedin sözleşme kapsamında teminat amacıyla mı yoksa ifa amacıyla mı verildiği gündeme gelir. 26. Bir “teminat bonosu”ndan söz edilebilmesi için, ya bonoyu düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile bonoyu vermiş olması gerekir. Öğretide verilen örneklerde, örneğin bir müteahhidin inşaatı zamanında bitirememesi durumunda ödemek zorunluluğunda kalacağı cezai şart karşılığında verdiği bono bir teminat bonosu olduğu gibi, satın alınıp, bedeli ödenmekle birlikte tapuda henüz devri yapılmadığı için satın alan kişinin adına tescil edilemeyen bir taşınmazın bedeline ilişkin olarak düzenlenip alıcıya verilen ve devir gerçekleştikten sonra karşılıksız kalacağı öngörülen bir bono da bu niteliktedir. Aynı şekilde, kiracının, kiralanana vereceği muhtemel zararların teminatı olarak kiralayana verdiği bono da bu anlamda bir teminat bonosudur (Türk, A.: Kambiyo Senedi Borçlusu Tarafından Açılan Bedelsizliğe ve Hükümsüzlüğe Dayalı Menfi Tespit Davalarının Gösterdiği Özellikler, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2005, Cilt 7, s. 329, 330). 27. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesinde; alacaklı tarafından borçlular aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe dayanak bonoların üzerinde teminata ilişkin bir kaydın bulunmadığı, alacaklı ile borçlular arasında Beyoğlu 3. Noterliğinin 10.06.2008 tarihli ve 18947 yevmiye nolu düzenleme şeklinde finansal kiralama sözleşmesinin bulunduğu ve senetlerin sözleşme kapsamında verildiğinin taraflar arasında ihtilafsız olduğu, alacaklının bonoların finansal kiralama sözleşmesinden doğan kira borçlarının ödeme aracı olarak düzenlendiğini beyan ettiği, finansal kiralama sözleşmesinin eki niteliğindeki Ek-1 Özel Şartlar başlığı altındaki yazıda “işbu sözleşmeden doğmuş ve doğacak tüm borçlarının teminatı olarak ana para borç bakiyesinin % 30 u tutarında müşteri çek/seneti alınacaktır" şeklinde bir ifade bulunsa da takip konusu bonolara açıkça atıf bulunmadığı, finansal kiralama sözleşmesinin eki niteliğindeki EK:2/A ödeme planında ve 21.04.2008 tarihli senet alındı bordrosundaki tarih ve miktarların takip konusu bonolarla uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. Borçlunun iddiası borçlu olmadığı değil, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcu ödediğine ilişkin olup, karşı edimin yerine getirilmediğine ilişkin bir iddiası da bulunmadığından alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirmemektedir. 28. Şu hâle göre takip konusu senetlerin, sözleşmedeki varlığı ve miktarı kesin olan borcun ödenmesi amacıyla verildiğinin kabulü gerekir. Borçlu borca itirazını İİK’nın 169/a maddesinde sayılan belgelerle ispatlayamadığından itirazı reddedilmelidir. 29. Ayrıca mahkemenin direnme kararında belirtilen, tarafları ve hukuki konusu aynı olan; mahkemenin 2013/1458 E. 2014/109 K. sayılı ve ile 2013/1457 E. 2014/105 K. sayılı kararlarının düzeltilerek onanmasını kapsayan Özel Daire kararlarının, karar düzeltme yolu ile incelenmesi üzerine Özel Dairenin 10.03.2016 tarihli ve 2015/33493 E., 2016/7095 K. sayılı, 10.03.2016 tarihli ve 2015/33494 E., 2016/7117 K. sayılı kararları ile takip konusu senetlerin teminat senedi olduğunun kabul edilemeyeceği gerekçesiyle alacaklının karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilmiştir. 30. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; kiracının temerrüdü nedeniyle kira bedellerinin ödenip ödenmediğinin sözleşme koşulları kapsamında yargılamayı gerektirmesi nedeniyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 31. Hâl böyle olunca, borçluların takip dayanağı bonoların teminat senedi olduğuna ilişkin iddiasının alacaklının imzasını taşıyan ve senede açık atıf yapan İİK'nın 169/a maddesinde yazılı belgelerle kanıtlanamadığından, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 15.09.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

Pay sahibinin şirkete borçlanma koşulları

Türk Ticaret Kanunu'nun 358. maddesi, pay sahibinin anonim şirkete borçlanabilmesini iki ayrı koşula bağlar: pay sahibi, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe şirkete borçlanamaz; ayrıca şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça da bu borçlanma gerçekleşemez. Madde metni bu iki koşulu 'ifa etmedikçe … olmadıkça' bağlaçlarıyla art arda dizmektedir; her iki durumda da borçlanma yasağının işlediği anlaşılmaktadır. Koşulların birbirinden bağımsız mı yoksa birlikte mi arandığı, hükmün dil yapısından kesinleştirilemez; bu noktada hukuki değerlendirme gerektiren bir belirsizlik mevcuttur.

Yönetim kurulu üyesinin şirketle işlem yapması

Türk Ticaret Kanunu'nun 395. maddesinin birinci fıkrasına göre yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz. İzin alınmadan gerçekleştirilen işlemde şirket, işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir; ancak işlemin diğer tarafı bu iddiayı kullanamaz. Hüküm, geçersizliği ileri sürme yetkisini yalnızca şirkete tanır.

Yönetim kurulu üyesi, menfaat uyuşmazlığını yönetim kurulunun bilip bilmediğinden bağımsız olarak açıklamak ve müzakere yasağına uymak zorundadır. Bu yükümlülük, TTK'nın 393. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 393Kaynağı aç
MADDE 393- (1) Yönetim kurulu üyesi, kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle veya alt ve üst soyundan birinin ya da eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birinin, kişisel ve şirket dışı menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılamaz. Bu yasak, yönetim kurulu üyesinin müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının gereği olan durumlarda da uygulanır. Tereddüt uyandıran hâllerde, kararı yönetim kurulu verir. Bu oylamaya da ilgili üye katılamaz. Menfaat uyuşmazlığı yönetim kurulu tarafından bilinmiyor olsa bile, ilgili üye bunu açıklamak ve yasağa uymak zorundadır. (2) Bu hükümlere aykırı hareket eden yönetim kurulu üyesi ve menfaat çatışması nesnel olarak varken ve biliniyorken ilgili üyenin toplantıya katılmasına itiraz etmeyen üyeler ve söz konusu üyenin toplantıya katılması yönünde karar alan yönetim kurulu üyeleri bu sebeple şirketin uğradığı zararı tazminle yükümlüdürler. (3) Müzakereye, yasak nedeniyle katılmamanın sebebi ve ilgili işlemler yönetim kurulu kararına yazılır. V- Yönetim kurulu üyelerinin mali hakları

Nakit borçlanma ve teminat yasağı: Kimler kapsama girer?

Türk Ticaret Kanunu'nun 395. maddesinin ikinci fıkrası, pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyelerini ve yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmayan ile 393. maddede sayılan yakınlarını şirkete nakit borçlanmaktan men eder. TTK m. 393'ün birinci fıkrası bu kapsamda 'yakın' olarak yönetim kurulu üyesinin alt ve üst soyundan birini ya da eşini yahut üçüncü derece dahil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birini saymaktadır. Yasak, fıkrada belirlenen kişi çevresiyle ve sayılan yükümlülüklerle sınırlıdır.

Aynı fıkra uyarınca bu kişiler için şirket kefalet, garanti ve teminat veremez; sorumluluk yüklenemez ve şirket bu kişilerin borçlarını devralamaz. TTK m. 395'in dördüncü fıkrası, Bankacılık Kanunu'nun özel hükümlerini saklı tutmaktadır; dolayısıyla banka niteliğindeki kuruluşlar bakımından farklı kurallar geçerli olabilir. Bankacılık Kanunu'nun hangi hükümlerinin saklı tutulduğu bu çerçevede belirlenmemiş olduğundan yasağın bu kuruluşlara tam yansıması ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu fıkraya aykırılık hâlinde şirket alacaklıları, şirkete borçlanılan tutar için fıkrada belirtilen kişileri doğrudan takip edebilir. Şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları bakımından da aynı doğrudan takip imkânı mevcuttur. Bu takip hakkı, fıkranın kapsadığı kişilerle ve orada gösterilen tutarlarla sınırlı olup her ortak ya da her şirket içi borç için kendiliğinden işleyen genel bir kural değildir.

Yasağın önemli bir istisnası, TTK m. 395'in üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir: 202. madde hükmü saklı kalmak koşuluyla şirketler topluluğuna dahil şirketler birbirlerine kefil olabilir ve garanti verebilir. 202. maddenin içeriği bu kapsamda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.

Limited şirkete uygulanan kurallar

Türk Ticaret Kanunu'nun 644. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 358. maddedeki şirkete karşı borçlanma yasağını limited şirketlere de uygular. Aynı bent, müdürlerin yakınlarının şirkete borçlanmasına ilişkin olarak 395. maddenin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerini de limited şirketler bakımından geçerli kılar. Bu atıf, ikinci fıkranın yalnızca birinci ve ikinci cümlelerini kapsar; üçüncü cümledeki doğrudan takip hükmü bu bentte ayrıca sayılmamaktadır. Sayılmamasının hukuki sonucu — yani takip cümlesinin limited şirkete uygulanıp uygulanmayacağı — mevcut metin kapsamında kesinleştirilemez.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 644Kaynağı aç
MADDE 644- (1) Aşağıda madde numaraları bildirilen anonim şirketlere ilişkin hükümler limited şirketlere de uygulanır. a) Belgelerin ve beyanların kanuna aykırılığına ilişkin 549 uncu; sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi hakkında 550 nci; değer biçilmesinde yolsuzluğa dair 551 inci; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen 553 üncü; denetçilerin (…)[97] sorumluluğuna ilişkin 554 ilâ 561 inci maddeler. b) (Değişik: 26/6/2012-6335/32 md.) Feshe ilişkin 353 üncü madde, şirkete karşı borçlanma yasağına ilişkin 358 inci madde, müdürlerin yakınlarının şirkete borçlanmasına ilişkin 395 inci maddenin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlesi hükümleri, kâr payı avansına ilişkin 509 uncu maddenin üçüncü fıkrası. c) Yönetim kurulu kararlarının butlanı hakkındaki 391 inci ve müdürlerin bilgi alma haklarına kıyas yolu ile uygulanmak üzere 392 nci madde. d) Limited şirketlere de uygulanan 549 ilâ 551 inci maddelerine aykırı hareket edenler, 562 nci maddenin sekizinci ilâ onuncu fıkralarında öngörülen cezalarla cezalandırılırlar. ÜÇÜNCÜ KİTAP Kıymetli Evrak BİRİNCİ KISIM Genel Hükümler A) Kıymetli evrakın tanımı

Borçlanma yasağını ihlal edenler için adli para cezası

Türk Ticaret Kanunu'nun 562. maddesinin beşinci fıkrası; 358. maddeye aykırı olarak pay sahiplerine borç verenleri ve 395. maddenin ikinci fıkrasının birinci veya ikinci cümlesini ihlal edenleri üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırır. Fıkranın (a) bendi 15.07.2016 tarihli ve 6728/73. madde değişikliğiyle mülga edilmiş olup yaptırımlar hâlen (b) ve (c) bentleri altında düzenlenmektedir. Fıkra gün sınırını belirler; bu fıkrada ayrıca bir para tutarı gösterilmez.

Senetteki teminat kaydının kambiyo vasfına etkisi

Bir bono, kambiyo senedi niteliğini taşıyabilmesi için illetten mücerret ve belirli bir miktar içermek zorundadır. TTK m. 776/1-b ve m. 777 çerçevesinde, senet üzerine bedel, faiz, protestodan muafiyet ve yetki şartı gibi kayıtların konulması mümkündür. Ancak senet metninde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan bir kayıt yer alıyorsa mücerretlik vasfı ortadan kalkar ve bu senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluna başvurulamaz. Bu tür kayıtlara örnek olarak 'hisse devrinin teminatıdır', belirli bir sözleşmenin teminatı olduğunu bildiren ifadeler ya da ödemeyi bir olayın gerçekleşmesine bağlayan koşullar gösterilebilir.

Buna karşılık bonoda yalnızca 'teminat' ibaresi bulunup neyin teminatı olduğu belirtilmemişse, bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E.2017/269 K.2020/591 sayılı kararında da, neyin teminatı olduğunun belirtilmemesi hâlinde bu tür bir kaydın bononun mücerretlik vasfını ortadan kaldırmadığı değerlendirilmiştir.

Bononun teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılabiliyorsa bu durum, TTK m. 687/1 uyarınca mutlak defi niteliği taşır ve üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Bononun teminat niteliğinin senet metninden anlaşılamadığı hâllerde ise bu iddia kişisel defi sayılır; senedin üçüncü kişiye devredilmesi durumunda iyi niyetli hamile karşı ileri sürülmesi mümkün olmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/2402, K. 2015/1532Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2013/2402 E.  ,  2015/1532 K.KAMBİYO SENEDİ VE BONONUN HUKUKİ NİTELİĞİKAMBİYO SENEDİ NEDENİYLE BORÇLU OLMADIĞININ TESBİTİMENFİ TESPİT DAVASIİSBAT KÜLFETİSENEDİN TALİLİ BORÇ İKRARITÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 6HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 287HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 288HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 290İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 72BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 17HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 200HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 201TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 688TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 691 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Denizli 3.Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 01.02.2012 gün ve E:2010/1442, K:2012/92 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 29.01.2013 gün ve E:2012/14275, K:2013/1601 sayılı ilamı ile; (…Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketten akrabaları olan dava dışı N..A..'ya hediye olarak 06.04.2010 tarihli fatura karşılığı 3.377,75-TL tutarında mal aldıklarını, ayrıca kendileri için de bazı eşyalar beğenerek davalıdan toplam 6.000-TL tutarında mal almak üzere anlaştıklarını ve takibe konu edilen 6.000-TL bedelli senedi davalıya verdiklerini, hediye olarak alınan malların 06.04.2010' da N..A..' ya teslim edildiğini, ancak müvekkillerinin kendileri için almak istedikleri malları almaktan vazgeçerek davalıya bildirdiklerini, davalı tarafın elindeki senet 6.000-TL bedelli olsa da, müvekkillerinin borçlarının satılan mal bedeli olan 3.377,75-TL olup, bu borcun taksitleri bittiğinde senedi iade edeceğine dair beyanına güvenerek senedi iade almadıklarını, müvekkillerinin hediye aldıkları maldan kaynaklanan borçlarının 1.900-TL'lik kısmını davalıya ödediklerini, geriye 1.477,7-TL borç kalmasına rağmen, davalının 6.000-TL'lik senede dayanarak 4.100-TL bakiye borç kalmış gibi ihtiyati haciz kararı aldığını ve Denizli 7.İcra Müdürlüğü'nün 2010/9116 takip dosyasından takip başlattığını, müvekkillerinin takibe konulan senetten ve takipten dolayı yalnızca 1.477,75-TL borçlarının bulunduğunu belirterek, talep edilen 2.622,25-TL'lik kısımdan davalıya borçlarının olmadığının tespitine ve davalı aleyhine %40 kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin davacılara 18.05.2010 tarihli fatura karşılığı mal sattığını, buna istinaden davacıların 18.05.2010 düzenleme tarihli, 15.07.2010 ödeme tarihli 6.000-TL bedelli senedi düzenleyerek verdiklerini, borcun 1.900-TL' sini ödediklerini, ancak geri kalan 4.100-TL' nin ödenmemesi nedeniyle icra takibi başlattıklarını, davacıların borçlu olmadıklarını iddia ettikleri miktar bakımından ödeme ya da mal iadesi yapıldığını yazılı delillerle ispat etmeleri gerektiğini, ispat yükünün davacılarda olduğunu, zira senette "malen" kaydının bulunduğunu, önce malın teslim edildiğini ve akabinde senedin düzenlendiğini belirterek, davanın reddine ve %40 kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davacının davaya konu takip dosyasında 15.07.2010 ödeme tarihli 6.000-TL bedelli senetten dolayı asıl alacak olarak borcunun 1.477,75-TL olduğunun (2.622,25-TL borcunun bulunmadığının) tespitine, davalı tarafın kötüniyetli olduğu ispat edilemediğinden kötüniyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm her iki taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dava, kambiyo senedi nedeniyle borçlu olunmadığının tespitine ilişkin olup, bonoda "malen" kaydı bulunmaktadır. Bu durum malın teslim edildiğine karine teşkil edip aksinin, iddia eden tarafından yazılı şekilde ispat edilmesi gereklidir. Mahkemece ispat külfetinin tayininde hataya düşülerek malın teslim edildiğini davalı alacaklı yanın ispatlayamadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir….) gerekçesiyle dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla yapılan icra takibine konu yapılan bonodan dolayı borçsuzluğun tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar taraf vekillerinin temyizleri üzerine, Özel Dairece yukarıda yazılı nedenlerle bozulmuş; yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; “Malen” kaydını içeren bonoda ispat yükünün hangi tarafta olduğu noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için gerekli ve uygulanması gereken hukuki kurum ve kuralların ne olduğunun tespitinde yarar vardır. I-Borç ikrarı: Hemen belirtilmelidir ki, mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 17.maddesine göre, borcun sebebini ihtiva etmemiş olsa bile borç ikrarı geçerlidir. Her alacak hakkının varlığı, bunu sağlayan bir hukuk ilişkisine ve bunun sebebine dayanır. Bu sebep, alacak hakkının doğumunu, hukukça ödenmesi gerekli bir hakkın var olduğunu sağlayan bir olay veya tek taraflı ya da karşılıklı bir irade açıklamasını veya bu yol ile iki iradenin uygun olarak birleşmesiyle meydana gelir. Oysa, bu sebebi göstermeden, yalnız borçlu olduğunu açıklayan kişinin, iki taraf arasındaki ilişkinin nedenini göstermeden, bir hakkın veya borcun varlığını, ödeneceği iradesini açıklamasını kanun yeterli görmüştür. Borcu doğuran irade açıklaması, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 290.maddesi hükmünce yazılı bir belgede tesbit olunmuş ise, bu gibi durumlarda, borcu yükümlenen kişi, yükümlendiği borcun saikinin ve amacının kapsadığı yönü kural olarak, tanıkla ispatlayamaz. İradenin bu yolda açıklanmasını sağlayan nedenler, iradenin doğup gerçekleşmesini sağlayan ön nedenler, genellikle doğan hukuki sonuca etkili olmadıklarından daha çok bu açıklamanın amacı olan neden üzerinde durulmak gerekir. Nitekim, mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 17.maddesini yorumlayan 12.04.1933 gün ve 30/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, borç ikrarını içeren beyyine aleyhine delil ileri sürülebilir, ancak ikrarda borcun sebebi açıklanmış ise, davalı bu sebebin gerçekleşmediğini kanıtlayabilir. Eğer borcun sebebi belirlenmemiş ise, davalı önce ikrarın belli bir sebebi bulunduğunu, sonra bu sebebin gerçekleşmediğini kanıtlamak hakkına sahiptir. Görüldüğü üzere, 1086 sayılı HUMK’nun 290.maddesi ile 12.04.1933 gün ve 30/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bedelsizlik iddiası ispat edilebilecektir (Hukuk Genel Kurulunun 17.04.2015 gün ve E:2013/19-1622, K:2015/1238 sayılı ilamı). II-Kambiyo senedi ve bononun hukuki niteliği: Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660; 17.04.2015 gün ve E:2013/19-1622, K:2015/1238 sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere; bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Bu genel açıklamadan sonra, hemen belirtmelidir ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerir (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 691/1.maddesi). Bonoda şekil şartları TTK’nun 688.maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir. Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden ya da malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konulabilir. Yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği gibi, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Yinelemek gerekirse "bedel kaydı" kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, soyut bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip, edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel def'i nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir (YİBK'nun 12.4.1933 gün ve 1933/30-6 sayılı ilamı). Bonoda kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı "malen" kaydıyla ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı "nakten" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin ta'lili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedi ta'lil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. Senette borcun nedeni "mal" ya da "nakit" olarak belirtilmişse, tarafların yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, lehine olan senet karinesi çürümüş sayılacak, bunun sonucu olarak da, iddiası paralelinde ispat yükünü de üstlenecektir. Buna senedin ta'lili denmektedir. Bu anlamda ta'lil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir. Nihayet, “malen” ibaresi bulunan bir bonoda malın teslim alındığı, borçlu tarafından ikrar edilmiştir. Alacaklının teslim ettiğini kanıtlamak yükümlülüğü yoktur. Yazılı ikrarın aksini diğer bir deyişle, malın teslim edilmediğini borçlu kanıtlamak yükümlülüğündedir (HGK’nun 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 17.04.2015 gün ve E:2013/19-1622, K:2015/1238 sayılı ilamları). III-Menfi tespit konulu eldeki davada ispat yükünün özellikleri: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72.maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir.Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660; 17.04.2015 gün ve E:2013/19-1622, K:2015/1238 sayılı ilamları). IV-İspat hukuku yönünden geçerli kurallar: 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 287.maddesi (6100 sayılı HMK m.189/3); “Kanunun muayyen bir delil ile ispatını emreylediği hususlar başka suretle ispat olunamaz. İki tarafça muayyen deliller ile ispatı tahriren kabul edilmiş olan veya muhakeme esnasında olveçhile beyinlerinde karar verildiği ikrar olunan maddeler hakkında başka delil kabul olunmaz.” Hükmünü amirdir. Aynı Kanunun 288.maddesinde (6100 sayılı HMK m.200/I) “senetle ispat” ve 289. maddesinde (6100 sayılı HMK m.200/II) de “senetle ispat gereken hallerde karşı tarafın açık muvafakati ile tanık dinlenebileceği” hususları düzenlenmektedir. Yine Aynı Kanunun 290.maddesinde (6100 sayılı HMK m.201); “Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler … liradan az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz. “ denilmekte ; 293.maddesinde de (6100 sayılı HMK m.203); “Aşağıdaki hallerde her halde şahit ikame olunabilir: 1-Usul ve füru, birader ve hemşire veya karı koca ve kayınpeder ve valide ile damat ve gelin arasındaki muameleler, 2-Cürümden mütevellit olsun olmasın tazminatı müstelzim fiiller, 3-Yangın veya kazayı bahri veyahut düşman istilası gibi senet alınması gayrimümkün veya fevkalade müşkül hallerde yapılan muameleler. 4-Halin icabına ve iki tarafın vaziyetlerine nazaran senede raptı müteamil olmıyan muameleler, 5-Akitlerde hata, hile, gabin, cebir ve ikrah vukuu.” Hükmü yer almaktadır. Usul hukukumuzda senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesi kabul edilmiştir. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, m.290'daki meblağdan az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, senede karşı senetle ispat zorunluluğuna ilişkin kuralın istisnaları da m.293’de belirtilmiştir. Bunun yanında, 18.03.1959 gün ve 18/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, tanıkla kanıtlama yasağı, yalan tanıklığı önleme ve davada tarafların çıkarlarını koruma amacına yöneliktir. Değeri belli miktarı aşan hukuki işlerin tanıkla kanıtlanması yasağına ilişkin ilkeler, kamu düzeni düşüncesiyle yasaya konulmuş hükümlerden değildir. Ancak yazılı sözleşme ile ya da duruşma tutanağında usulüne uygun olarak belgelendirilmiş ikrar ile anlaşılan açık bir muvafakat bulunduğu takdirde sadece belli tanıklar dinlenebilir. Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde: Eldeki dava, kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının saptanması istemine ilişkin olduğuna göre, konunun kambiyo, ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir. Görülmekte olan davada, davacılar senetteki imzayı inkar etmemiş; davacılar, takibe konu yapılan bono nedeniyle davalıya borçlu bulunmadığını iddia ederek, borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Yukarıda vurgulandığı üzere, senede karşı senetle ispat kuralı gereğince, davacı-borçlu takibe konulan bononun bedelsiz olduğunu yazılı delille kanıtlaması gerekir. Takibe konu yapılan senedin (bononun) metninden bu anlaşılamadığı gibi, davacılar bu iddiasını yasal olarak ispatlayacak yazılı bir delil de dosyaya sunmamıştır. Zira, davacılar, senedin (bononun) keşidecisi ve kefili, davalı da lehtarı bulunduğuna göre, senedin tarafı olan davacı üçüncü kişi olmadığından, bedelsizlik iddiasını tanıkla değil, usulün öngördüğü biçimde yazılı delille ispatlaması gerekir. Bunun yanında, tanık dinleme yoluyla bonoların geçersizliğinin ispatı ancak, 18.03.1959 gün ve 18/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararındaki şartlar dairesinde mümkün olduğundan, eldeki davada ise, bu şartlar da gerçekleşmemiştir. Davaya konu bonoda “malen” ibaresi bulunduğuna göre, böyle bir bonoda malın teslim alındığı, borçlu tarafından ikrar edilmiştir. Alacaklının teslim ettiğini kanıtlamak yükümlülüğü yoktur. Yazılı ikrarın aksini diğer bir deyişle, malın teslim edilmediğini borçlu kanıtlamak yükümlülüğündedir. Şu durumda, uyuşmazlığa ve takibe konu yapılan bononun hukuken geçerli olduğunun kabulü gerekir. O halde, davacı-borçlu bononun bedelsiz olduğunu ileri sürdüğüne göre, ispat yükü davacılardadır. Davacılar bu iddiasını ise, yazılı delille kanıtlamalıdır. Öyleyse, mahkemece, hatalı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ:Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; direnme kararının Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 10.06.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.

Teminat ilişkisi senet üzerine hiç yansıtılmamışsa ya da gereği gibi kurulmamışsa, senedi devralan üçüncü kişiye karşı bunun teminat olduğu savunması çoğu dosyada güçleşir. Bu anlatım, her devir için aynı sonucu doğuran ya da savunmayı kesin biçimde ortadan kaldıran genel bir kural olarak anlaşılmamalıdır.

Kambiyo takibinde itiraz ve ispat

Kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine başvurarak senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığını ileri sürebilir ve takibin iptalini talep edebilir. Bu yol, İcra ve İflas Kanunu'nun 168. maddesinin üçüncü fıkrası ile 170/a maddesinin birinci fıkrasına dayanır. Bununla birlikte, imza inkârı itirazı geri alınmış veya borç kısmen ya da tamamen kabul edilmişse İİK m. 170/a son fıkrası uyarınca bu hüküm uygulanmaz.

Aynı takipte borca itiraz yolunda borçlu, borcun bulunmadığını ya da itfa veya imhal edildiğini resmî veya imzası ikrar edilmiş bir belgeyle ispat etmek zorundadır. İcra mahkemesi hâkimi itiraz sebeplerini incelemek üzere tarafları en geç otuz gün içinde duruşmaya çağırır; bu ispat koşulu İcra ve İflas Kanunu'nun 169/a maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmektedir.

Bononun bedelsiz olduğunu iddia eden taraftan bu iddiasını yazılı delille ispatlaması beklenir; senedin tarafı olan borçlu üçüncü kişi sayılmadığından bu yükümlülük kapsamındadır. Yazılı ispat beklentisi, bedelsizliğin belirli bir dosyada başka delillerle hiç ileri sürülemeyeceği anlamına gelmez; her dosyadaki delil durumu kendi koşullarında değerlendirilir.

Sık sorulan sorular

Pay sahibi hangi koşullar altında şirkete borçlanamaz?

TTK m. 358 iki durumda borçlanmayı yasaklar: pay sahibinin sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borcu ödenmemişse ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde değilse. Madde her iki durumu da yasak koşulu olarak saymaktadır; koşulların kümülatif mi yoksa bağımsız mı işlediği hükmün metin yapısından kesinleştirilemez.

Hangi kişiler şirkete nakit borçlanamaz?

Pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmayan ve TTK m. 393'te sayılan yakınları şirkete nakit borçlanamaz. TTK m. 393/1, 'yakın' kapsamını alt ve üst soy, eş ile üçüncü derece dahil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları olarak belirlemektedir.

Şirket bu kişiler için kefalet veya teminat verebilir mi?

Hayır. Pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile onların pay sahibi olmayan ve 393. maddede sayılan yakınları için şirket kefalet, garanti ve teminat veremez; sorumluluk yüklenemez ve şirket bu kişilerin borçlarını devralamaz. Yalnızca şirketler topluluğuna dahil şirketler arasında, 202. madde hükmü saklı kalmak koşuluyla, kefalet ve garanti verilebilir. TTK m. 395/4 uyarınca Bankacılık Kanunu'nun özel hükümleri saklıdır.

Yasağa aykırı durumda şirket alacaklıları ne yapabilir?

TTK m. 395/2'ye aykırılıkta şirket alacaklıları, fıkrada belirtilen kişileri şirkete borçlanılan tutar için ve şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları bakımından doğrudan takip edebilir. Bu imkân, fıkranın kapsadığı kişilerle ve gösterilen tutarlarla sınırlıdır.

Limited şirkette hangi borçlanma kuralları geçerlidir?

TTK m. 644/1-b, 358. maddedeki borçlanma yasağını ve 395. maddenin ikinci fıkrasının birinci ile ikinci cümlelerini limited şirketlere de uygular. Üçüncü cümledeki doğrudan takip hükmü bu atıfta ayrıca sayılmamaktadır; bu hükmün limited şirkete uygulanıp uygulanmayacağı mevcut metin kapsamında kesinleştirilemez.

Borçlanma yasağını ihlal edenler ne cezası alır?

TTK m. 562/5 uyarınca, 358. maddeye aykırı olarak pay sahiplerine borç verenler ile 395. maddenin ikinci fıkrasının birinci veya ikinci cümlesini ihlal edenler, üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.

Bonodaki 'teminat' ibaresi senedin kambiyo niteliğini ortadan kaldırır mı?

Tek başına hayır. Bonoda yalnızca 'teminat' yazıp neyin teminatı olduğu belirtilmemişse, bu mücerret teminat kaydı mücerretlik vasfını ortadan kaldırmaz. Ancak senet üzerinde belirli bir borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan bir kayıt varsa bononun kambiyo niteliği ortadan kalkar ve kambiyo takip yoluna başvurulamaz.

Kambiyo takibine itiraz için süre ne kadardır?

Borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine başvurarak senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığını ileri sürebilir ve takibin iptalini talep edebilir. Bu süre İİK m. 168/3 ve m. 170/a f. 1'de düzenlenmiştir. İmza inkârı itirazının geri alınması veya borcun kısmen ya da tamamen kabul edilmesi hâlinde ise bu hüküm uygulanmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu