Cari Hesap Nedir? Hukuki Niteliği, Şartları ve İşleyişi

by Avukat Erdal Ersoy
Cari Hesap Nedir? Hukuki Niteliği, Şartları ve İşleyişi

Cari Hesap Sözleşmesinin Tanımı ve Hukuki Niteliği

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 89. maddesinin 1. fıkrası uyarınca cari hesap sözleşmesi, iki tarafın aralarındaki hukuki münasebetlerden doğan alacaklarını tek tek istemekten vazgeçerek bunları karşılıklı alacak ve borç kalemlerine dönüştürmelerini ve hesap devresi sonunda ortaya çıkacak net bakiyeyi talep edebilmelerini konu edinen sözleşmedir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 89Kaynağı aç
MADDE 89- (1) İki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesidir. (2) Bu sözleşme yazılı yapılmadıkça geçerli olmaz. B) Hükümleri I – Genel olarak

Cari hesap sözleşmesi tacirler arasında düzenlenebileceği gibi tacir olmayan kişiler arasında da kurulabilir. Tacir olmayan gerçek veya tüzel kişiler arasında yapılan sözleşmeden doğan ilişki Türk Ticaret Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca ticari iş sayılır ve bu ilişkiye ticari iş hükümleri uygulanır.

Geçerlilik Koşulları ve Açık Hesap İlişkisi

Türk Ticaret Kanunu'nun 89. maddesinin 2. fıkrası uyarınca cari hesap sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Yazılı şekil bir ispat şartı olmayıp geçerlilik şartı niteliğindedir; bu nedenle cari hesap sözleşmesine dayanan uyuşmazlıklarda hâkim yazılı sözleşmenin bulunup bulunmadığını re'sen araştırmakla yükümlüdür.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/17858, K. 2014/6194Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2013/17858 E.  ,  2014/6194 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen davmesi’nce verilen 28/03/2013 tarih ve 2012/92-2013/155 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenm…ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosyanın incelenmesinde duruşma için gerekli tebligat giderinin yatırılmamış olması nedeniyle 6100 Sayılı Kanun'un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK'nın 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1. maddesi gereğince duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili müvekkili ile davalı şirket firma arasında maden nakliyesi ile ilgil 2011/3842 E. sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, ancak davalı trafından bu takibe itiraz edildiğini ve takibin haksız bir şekilde durduğunu, her ne kadar itiraz edilen borcun 861.772 TL'lik kısmı için şimdilik dava ikame edilmem…ise de, bu bölüm yönünden dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla bakiye 436.381,11 TL'lik kısmı ile ilgili olarak herhangi bir belge veya kaydın sunulmadığını, bu nedenle davalının .. İcra Müdürlüğü'nün 2011/3842 E. sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ve takibin kaldığı yerden devamına, alacağın likit belirlenebilir olduğu da dikkate alınarak takip alacağının %40'ından az olmamak üzere borçlu … icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin .. ilinde maden alanında faaliyet gösterdiğini, davacı şirket sahiplerinin de %25 hisse ile ortak olduklarını, müvekkili firmanın davacı firma ile bir çok sözleşme ve buna bağlı ticari işi ve para alışverişi olduğunu, müvekkili şirketin bütün yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, davacı tarafın ödemelerin yapılmadığına ilişkin bütün iddialarının mesnetsiz olduğunu, davacının dayanak yaptığı fatura bedellirinin bir kısmının banka havalesi yoluyla şirket hesabına gönderildiğini, geri kalan kısmın da nakit olarak ödeme makbuzu ile ödendiğini, davacı firmanın icra takibiyle talep ettiği paranın 861.771,80 TL'sinin banka havalesiyle davacı şirketin …Bankası .. Şubesi'ne hesabına geri kalan miktarın da nakit olarak ödeme makbuzuyla ödenm…olduğunu, tarafların bu alacaklar için karşılıklı olarak ibralaştıklarını, bu nedenle haksız açılan davanın reddi ile %40 icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir. ./.. Mahkemece, davacı tarafın taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olduğunu iddia ettiği ancak TTK'nın 89/2 (mülga 6762 sayılı Yasa'nın 87/2) maddesi uyarınca yazılı cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı, icra takibinin de sunulan faturalara dayanılarak yapıldığı, karşı tarafın imzasını taşımayan tek taraflı düzenlenen faturaların alacağın varlığını tek başına ispat etmeyeceği, ancak davalının alacaklı tarafla ticari ilişkilerinin varlığını kabul ederek takip konusu faturaların ödendiğine dair davalı şirketin yönetici imzasını taşıyan belge sunmak sureti ile fatura bedellerini ödediğini ispat ettiği, davacı taraf her ne kadar ödeme belgesinin hile ile imzalandığını iddia etmekte ise de buna ilişkin somut delil sunulmadığı, belgeyi imzalayanın davalı şirketin yetkilisi olduğu ve bu belgeye itibar edildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 31/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı veya karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaparlar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1299 Esas ve 2021/779 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, bu nitelikteki açık hesap ilişkisine Türk Ticaret Kanunu'nun cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1299, K. 2021/779Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1299 E.  ,  2021/779 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; davalının müvekkili şirket tarafından yapılan bazı sigorta sözleşmelerinde aracılık yaptığını, bu kapsamda davalının müvekkili şirket ile dava dışı … (… Makine Gemi İnşaat İnsan Kaynakları Sanayi Ticaret) arasında yapılan sigorta sözleşmelerinin primlerini sigorta ettirenden tahsil etmesine rağmen müvekkili şirkete aktarmadığını, bu sözleşmeler gereğince düzenlenen poliçeler üzerinden tahakkuk eden primlerin müvekkili tarafından sigorta şirketine ödendiğini, öte yandan davalının müvekkili şirkete ödemesi gereken primler karşılığında 30.000TL bedelli bir adet çeki cirolayarak verdiğini, bilahare kısmi ödemelerde bulunduğunu ve bakiye borcunu ödemekten kaçındığını, müvekkilini oyalaması neticesinde çekin bankaya ibraz edilemediğini, bunun üzerine bakiye borç miktarı olan 6.349,20TL için Karşıyaka 2. İcra Müdürlüğünün 2013/5979 sayılı dosyası ile kambiyo vasfını yitiren çeke dayalı olarak ilamsız icra takibi yapıldığını, davalının haksız itirazı üzerine takibin durdurulduğunu ileri sürerek davalının icra takibine vaki itirazının iptali ile %20 icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilemesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı; icra takibine konu 31.05.2012 keşide tarihli 30.000TL bedelli çeke karşılık banka aracılığı ile değişik tarihlerde toplam 27.500TL ödeme yaptığını, davacı ile yapılan anlaşma gereğince kendisine ödenmesi gereken 3.750TL'lik komisyonun da düşülmesinden sonra söz konusu çekten dolayı davacıya borcunun bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.09.2014 tarihli ve 2014/606 E., 2014/240 K. sayılı kararı ile; sigorta sözleşmesi için müşteri bulma hususunda taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, bu ticari ilişkinin 13.08.2012 tarihine kadar devam ettiği, icra takip tarihi itibari ile davacının kendi ticari defter ve kayıtlarına göre davalıdan 6.349,20TL alacağının bulunduğu, davacının taraflar arasındaki sözleşme kapsamındaki işlerden dolayı toplam 5.110,41TL komisyon elde ettiği, taraflarca komisyon oranı belirlenmediği için teamül gereği komisyon tutarının %50 oranında paylaşılmasının gerektiği, davalının komisyon alacağının 6.349,20TL davacı alacağından mahsup edilmesi sonucu davacının davalıdan 3.794TL asıl alacağının bulunduğu, ayrıca icra takip tarihi itibari ile işlemiş faiz tutarının toplam 434,37TL olarak hesaplandığı gerekçesiyle yapılan takibin 4.228,37TL'lik kısmına yönelik davalı itirazının iptaline ve %20 oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.09.2015 tarihli ve 2015/9778 E., 2015/9511 K. sayılı kararı ile; “…Dava, çeke dayalı alacağın tahsili için yapılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, davalı tarafından icra takibine konu çekin 27.500,00 TL'lik kısmının davacıya ödendiği ispatlanmış olup, ayrıca davalının takas mahsup defi karşısında bilirkişi raporunda hesaplanan 2.500,00 TL komisyon ücreti de taraflarca kabul edilmektedir. Bu durumda, mahkemece açıklanan hususlar göz önüne alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, tarafların tüm ticari ilişkisi ele alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.03.2016 tarihli ve 2016/74 E., 2016/129 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak, icra takibinin kambiyo senetlerine mahsus takip değil genel haciz yoluna mahsus bir takip olduğu, nitekim icra takip talebinde sigorta prim borcunun talep edildiği, bu nedenle icra takip tarihi itibariyle davacının davalıdan sigorta prim alacağı tespit edilerek buna göre karar verildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ilamsız icra takibinde borcun sebebi olarak kambiyo vasfını yitirmiş çekin gösterilmesi karşısında taraflar arasındaki uyuşmazlığın söz konusu çek kapsamında mı yoksa tarafların tüm ticari ilişkisi ele alınarak mı çözümlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır. 13. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. (6762 sayılı TTK’nin 87.) maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukukî sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’nin cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’nin cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz. 14. Bilindiği gibi genel icra hukuku ilamlı icra ve ilamsız icra olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 24 ve devamı maddelerinde mahkeme ilamlarının nasıl icra edileceği düzenlenmiş iken; İİK’nin 42 ve devamı maddelerinde de ilamsız icra prosedürüne yer verilmiştir. İİK’nin 42. maddesinde yer alan “Bir paranın ödenmesine veya bir teminatın verilmesine dair olan cebri icralar takip talebiyle başlar ve haciz yoliyle veya rehnin paraya çevrilmesi yahut iflas suretiyle cereyan eder” düzenlemesinden de açıkça anlaşıldığı gibi ilamsız icra yolu ile takip yalnız para ve teminat alacakları için kabul edilmiştir. Bu takip yolunda alacaklının icra takibine başvurabilmesi için elinde mahkeme ilamına ihtiyacı olmadığı gibi, alacağın yazılı bir belgeye ya da senede dayandırılması zorunluluğu da yoktur. 15. Bütün takip yollarında olduğu gibi yapılacak olan takip, alacaklının icra dairesine yazılı, sözlü ya da elektronik ortamda yaptığı takip talebi ile başlamaktadır. Takip talebi; İİK’nin 58. maddesindeki ve İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği’nin 20. maddesindeki geçerlilik şartlarını taşıdığı takdirde bu talebi alan icra dairesi, borçluya İİK’nin 60. maddesine uygun olarak bir ödeme emri gönderir. Takip talebi alacaklı tarafından yapılır ve icra dairesinin takip işlemleri ödeme emri aşaması ile başlar. Geçerli bir takip talebini alan icra dairesi; genel haciz yolu ile takipte, istenen alacağın mevcut ya da muaccel olup olmadığını veya zamanaşımına uğrayıp uğramadığını araştıramaz. Bu itirazlar ancak; kendisine gönderilen ödeme emri ile hakkında icra takibi başlatıldığını öğrenen borçlu tarafından ileri sürülebilir. 16. Hemen belirtilmelidir ki; ödeme emri takip talebine uygun olarak düzenlenmelidir. İİK’nin 60. maddesinde belirtildiği üzere, ödeme emri iki nüsha olarak düzenlenir. Borçluya takip talebi değil ödeme emri gönderilmektedir. Başka bir deyişle ödeme emrinin nüshası borçluya gönderilir, diğeri icra dosyasına konulur. Alacaklı isterse kendisine ayrıca tasdikli bir nüsha verilir. Nüshalar arasında fark bulunduğu takdirde borçludaki muteber sayılır. 17. Takip talebinde bulunan alacaklı yapmış olduğu takibin içeriğini ve alacağın kaynağını usulüne uygun olarak belirtmelidir. Başka bir deyişle alacaklı yapmış olduğu takip talebini kontrol yükümlülüğü altındadır. Genel haciz yoluyla yapılan ilamsız icra takibinde alacaklı alacağını bir belgeye bağlamak zorunda olmadığı ve icra dairesinin şeklî inceleme yapmak zorunda olduğu unutulmamalıdır. Kanun bu sıkı şekil şartları nedeniyle; icra ve iflas dairelerinin yaptığı işlemlerin Kanun’a ya da olaya uygun olmaması durumunda icra mahkemelerine yedi gün içinde şikâyet yoluna başvurulabileceğini düzenlemiş ve bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikâyet olunabilineceğini belirtmiştir. Zira İİK’nin 61. maddesine göre gönderilen ödeme emrinin kendisinden beklenen sonuçları doğurması, ödeme emrinin borçluya tebliğ edilmesi ile mümkündür. Bu tebliğden sonra borçlu süresinde takibe itiraz ettiğinde itiraz ile kendiliğinden duran takibe devam edilebilmesi için alacaklının ya itirazın kaldırılması ya da itirazın iptali yoluna başvurması gerekir. 18. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davası İİK’nin 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, bu davanın açılabilmesi için; ilamsız takip yapılmış olması, borçlunun bu takibe itiraz etmesi, alacaklının itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurmaması ve itirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması gerekmektedir. İtirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı ise itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. 19. İtirazın iptali davası yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince ispat yükü kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde kanıt yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonucunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. 20. Bu açıklamalar da göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. 21. Kısmî ifaya ilişkin kurallar da (icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 100 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. TBK’nin 101. maddesi gereğince, birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir; borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır. TBK’nin 102. maddesi gereğince de kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2006 tarihli ve 2006/19-260 E., 2006/251 K.; 09.06.2010 tarihli ve 2010/19-262 E. 2010/304 K; 27.01.2016 tarihli ve 2015/15-1830 E.,2016/98 K.; 25.04.2018 tarihli ve 2017/19-903 E., 2018/974 K. sayılı kararlarında da bu yönde açıklamalar yer almaktadır. 22. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı alacaklının takip talebinde 6.349,20TL sigorta prim borcu, 760,86TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 7.110,06TL alacaklı olduğunu belirttiği, borcun sebebi olarak “31.05.2012 tarihli adi senet” gösterildiği ve takip talebine 31.05.2012 düzenleme tarihli 30.000TL bedelli kambiyo vasfını yitirmiş çekin eklendiği, icra müdürlüğünce düzenlenen 08.05.2013 tarihli ödeme emrinde ise; “6.349,20 TL sigorta prim borcu, 760,86 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 7.110,06 TL’nin takip tarihinden itibaren (fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla) asıl alacağa işleyecek reeskont iskonto faizi, icra masrafları ve vekâlet ücreti ile birlikte (tahsilde tekerrür olmamak üzere) tahsili (TBK 100. maddesi gereğince kısmi ödemelerin öncelikle faiz ve masraflardan mahsubu) talebidir” beyanının yanında borcun kaynağı kısmında “31.05.2012 tarihli adi senet” açıklamasına yer verildiği, icra dosyasına taraflar arasındaki açık hesap dökümünün sunulmadığı anlaşılmaktadır. 23. Tarafların sigorta aracısı olduğu, davalı tarafından davacı aracılığıyla sigorta sözleşmesi yapılması ve sigorta şirketinden alınan komisyonun paylaşılması hususunda taraflar arasında sözleşme bulunduğu, sözleşme gereğince taraflar arasındaki ilişkinin açık hesapta takip edildiği dosya kapsamı ile sabittir. Her ne kadar icra takip talebinde asıl alacağın yanına “sigorta prim borcu” ibaresi yazılmış ise de borcun sebebi olarak kambiyo vasfını yitirmiş 31.05.2012 tarihli çek gösterilmiştir. Anılan çekte davalı lehtar, davacı ise çeki lehtardan ciro yoluyla devralan hamil konumundadır. Anılan çekin davalı tarafından dava dışı sigorta ettiren Yücel Tekin’den tahsil edilecek primlere karşılık davacıya verildiği uyuşmazlık dışıdır. 24. Öte yandan icra takibinde borcun sebebi olarak kambiyo vasfını yitirmiş 31.05.2012 tarihli çek gösterilmiş ise de bu husus dava dilekçesinde de “davalı tarafından verilen 30.000TL bedelli çekin bir kısmının ödendiği, davalının bakiye borcunu ödemekten kaçındığı için icra takibi yapıldığı” şeklinde belirtilmiştir. Buna rağmen mahkemece, itirazın iptali davasının takibe sıkı sıkıya bağlı bir dava olduğu hususu dikkate alınmadan taraflar arasındaki tüm açık hesap ilişkisi gözetilerek karar verilmiştir. Oysa itirazın iptali davaları icra takibine sıkı sıkıya bağlı olduğundan, alacaklının takipte dayandığı belgeler dışında başka belgelere göre alacağın tespit edilmesi bu davada mümkün değildir. Davacının icra takibine dayanak belge dışında açık hesap ilişkisinden kaynaklanan başka alacakları varsa onlar için ayrıca icra takibi yapması veya alacak davası açması gerekecektir. 25. Davalı tarafından “çeke istinaden” ibaresiyle icra takibine konu kambiyo vasfını yitirmiş çekin 27.500TL'lik kısmının davacıya ödendiği ispatlanmış ve ayrıca davalının takas mahsup def'i karşısında bilirkişi raporu ile davalının davacıdan 2.555,20TL komisyon alacağı olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda mahkemece açıklanan hususlar gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. 26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davalının ödeme savunmasının taraflar arasındaki açık hesap ilişkisine göre incelenmesi ve yapılan ödemeler ile alacaklar belirlendikten sonra buna göre takip talebinde istenen alacağın varlığının belirlenmesinin hakkaniyete uygun olduğu, bu itibarla icra takip tarihi itibariyle davacının davalıdan açık hesap ilişkisine göre komisyon alacağı tespit edilerek karar verildiği göz önüne alındığında direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 27. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440-III/1 maddesi gereğince miktar itibariyle karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.06.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Takip kambiyo senedine bağlı olmayıp, zaman aşımına uğrayan bu nedenle delil başlangıcı olarak kabul edilen çeke dayalıdır. Bu durumda esas ilişkinin belirlenmesi gerektiğinden, dosyada buna yönelik delillerin toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekip, bu nedenle mahkeme kararının onanması gerektiğinden çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2013/17858 Esas ve 2014/6194 Karar sayılı kararına konu somut uyuşmazlıkta, muhatabın imzasını taşımayan tek taraflı düzenlenmiş faturaların alacağın varlığını tek başına kanıtlamaya yetmediği; davalı şirket yetkilisinin imzasını taşıyan ödeme belgesine karşı ileri sürülen hile iddiası somut delillerle kanıtlanamadığı için borcun ödendiğinin kabul edildiği belirtilmiştir.

Cari Hesaba Kaydedilebilecek ve Kaydedilemeyecek Alacaklar

Türk Ticaret Kanunu'nun 93. maddesi gereğince takas kabiliyeti bulunmayan alacaklar hesaba kaydedilemeyeceği gibi, tahsis edildiği özel bir gayeye sarf edilmek veya emre hazır tutulmak amacıyla teslim edilen para ve mallardan doğan alacaklar da cari hesaba geçirilemez.

Taraflar arasında cari hesap sözleşmesinin bulunması, komisyon sözleşmesinden kaynaklanan ücretin ve her türlü giderin istenmesine Türk Ticaret Kanunu'nun 92. maddesi gereğince engel oluşturmaz.

Şarta bağlı alacakların cari hesaba geçirilmesi mümkündür; ancak hesabın kapatılması aşamasında şartın gerçekleşmiş olması gerekir ve hesap kapatılırken şart gerçekleşmemişse şarta bağlı alacak hesaptan çıkarılır. Cari hesap sözleşmesinin yapılmasından önce doğmuş bir alacak tarafların onayıyla cari hesaba kaydedilirse, Türk Ticaret Kanunu'nun 90. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca aksi kararlaştırılmadıkça yenilenmiş sayılmaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 90Kaynağı aç
MADDE 90- (1) Türk Borçlar Kanununun 134 üncü maddesiyle 143 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere cari hesap sözleşmesinin hükümleri şunlardır: a) Aksi kararlaştırılmadıkça, cari hesaba alacak veya borç kaydedilmesi, tarafların, alacağı veya borcu doğuran sözleşme veya işleme ilişkin dava ve savunma haklarını düşürmez. Sözleşme veya işlem iptal edilirse bunlardan kaynaklanan kalemler hesaptan çıkarılır. b) Cari hesap sözleşmesinin yapılmasından önce doğmuş bulunan bir alacak, tarafların onayıyla cari hesaba kaydedilirse, aksi kararlaştırılmamışsa bu alacak yenilenmiş olmaz. c) Bir ticari senedin cari hesaba kaydı, bedelinin alınmış olması hâlinde geçerli olmak şartıyla yapılmış sayılır. d) Her hesap devresi sonunda alacak ve borcu oluşturan tutarlar birbirinden çıkarıldıktan sonra tanınan veya hükmen belirlenen bakiye, yeni hesap devresine ait bir kalem olmak üzere hesaba geçirilir; sözleşme sona ermiş veya artan tutar haczedilmiş ise onun ödenmesi gerekir. e) Cari hesabın alacak sütununa yazılan tutarlar için, sözleşme veya ticari teamüller gereğince, kaydolundukları tarihten itibaren faiz işler. II – Özel durumlar 1. Ticari senetler

Cari Hesabın İşleyişi, Alacak Hakları ve Haciz

Taraflar aksini kararlaştırmadıkça cari hesaba kayıt yapılması, alacak veya borcu meydana getiren hukuki işleme dair dava ve savunma haklarını ortadan kaldırmaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 90. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde borçlar hukukundaki saklı hükümler saklı tutulmuş olup temel sözleşme veya işlemin iptali hâlinde bu kalemler hesaptan çıkarılır.

Bir ticari senedin cari hesaba kaydı Türk Ticaret Kanunu'nun 90. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca bedelinin alınmış olması hâlinde geçerli olmak şartıyla yapılmış sayılır. Ayrıca Kanun'un 90. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi gereğince, cari hesabın alacak sütununa yazılan tutarlar için sözleşme veya ticari teamüller çerçevesinde kaydolundukları tarihten itibaren faiz işler.

6102 sayılı Kanun'un 90. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi doğrultusunda, her devre sonunda saptanan ara bakiye yeni devreye kalem olarak aktarılır ve kural olarak ödenmesi talep edilemez; ödeme borcu sözleşmenin sona ermesi veya bakiyenin haczedilmesi durumunda doğar. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2013/18436 Esas ve 2013/17567 Karar sayılı ilamına konu somut olayda da belirtildiği üzere, cari hesap süresince taraflar kesin alacaklı ve borçlu sıfatını kazanmadığından, bakiyeye haciz koyduran alacaklının devre sonunu beklemesi gerekir ve borç icra edilebilir hâle gelmeden üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi gönderilemez.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/18436, K. 2013/17567Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2013/18436 E.  ,  2013/17567 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki 6183 s.y dayalı alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, müvekkili kurumun borçlusu Arias Taşımacılık Hiz.Ltd.Şti'nin davalı şirketten alacakları nedeniyle davalı şirkete 6183 Sayılı AATUHK'nun 79.maddesi gereğince 8.3.2010 tarihinde haciz ihbarnamesi gönderildiğini, davalı şirketin 16.3.2010 tarihinde tebliğ aldığı haciz ihbarnamesine 19.3.2010 tarihinde cevap verdiğini ve borçlu ile aralarındaki 1.1.2008 tarihli vekalet sözleşmesi ve cari hesap sözleşmesinin 3.3.2010 tarihinde feshedildiğini,cari hesap ilişkisine göre hesap mutabakatının yapılmakta olduğunu, bu sürenin sözleşmeye göre üç ay olduğunu, alacak-borç ilişkisi bu çalışma sonunda belirleneceğinden alacak tespit edilmesi halinde kuruma yatırılacağını, tebliğ tarihi itibarıyla kesinleşmiş bir alacak bulunmadığından şu an itibarıyla haciz ihbarnamesine itiraz ettiklerini bildirdiklerini,bunun üzerine 1.11.2010 tarihinde ikinci yazı ile borçlunun alacağı olup olmadığının sorulduğu,10.11.2010 tarihli cevabi yazı ile borçlunun kendilerine 8.447,43 TL borçlu olduğunu ve hakkında takip başlatıklarını bildirdiklerini,12.11.2010 tarihli 3. yazı ile hesap mutabakatına ilişkin dayanak bilgi ve belgelerin istendiğini,gelen belgelerden davalı şirketin haciz ihbarnamesinin tebliğinden sonra 14.4.2010 tarihinde borçlunun işçilerine kıdem tazminatı ödediğinin belirlenmesi üzerine 5.1.2011 tarihli 4.yazı ile 48.495,64 TL'nin ödenmesini istediklerini, ancak davalı şirketin 21.1.2011 tarihli cevabi yazısı ile istemin TTK'nun 98/son-f,92,88/4 ve 95 maddelere aykırı olması nedeniyle talebi reddettiklerini belirterek 48.495,64 TL'nin birinci haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarihten itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili,alacak yönünden zamanaşımı süresinin dolduğunu,haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla borçlunun kesinleşmiş muaccel ve muayyen bir alacağı bulunmadığından haciz ihbarnamesi gönderilmesinin yasal olmadığını,müvekkili ile borçlu arasındaki 1.1.2008 tarihli vekalet ve cari hesap sözleşmesinin, sözleşmenin VIII,IX-2,3 maddelerine göre feshedildiğini,haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla cari hesapta borçlunun 37.863,77 TL alacağı olduğunu ancak bu bedelden sözleşme hükümleri gereğince işçilerin kıdem tazminatı ödendiğinden borçlunun müvekkili şirkete borçlu hale geldiğini belirterek davanın TTK'nun 88/4,87,92,95,98/son-f maddeleri gereğince reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre davanın kabulü ile 48.495,64 TL'nin 21.1.2011 tarihinden itibaren tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava 6183 Sayılı AATUHK'nun 79.maddesi gereğince açılmış alacak istemine ilişkindir. 6762 sayılı TTK'nun 98/son-f,92 ,88/4 ve 95.maddeleri gereğince cari hesap sözleşmesi sona ermedikçe taraflar hukuken alacaklı ve borçlu değildir.Hesap bakiyesine haciz koyduran alacaklı bakiyenin ödenmesi için hesap devresinin sona ermesini beklemesi gerekir.Bu durumda hesap devresi sona ermeden ve 3.kişinin borcu takip hukuku yönünden kesinleşip icra edilebilir hale gelmeden 3.kişi sahıs şirkete haciz ihbarı gönderilmemelidir. Somut olayda, dava dışı kurum borçlusu ile davalı şirket arasındaki 1.1.2008 tarihli vekalet ve cari hesap sözleşmesinin davalı şirketin 2.3.2010 tarihli fesih ihbarı ile sözleşmenin VIII maddesi gereğince feshedildiği,davacı idare tarafından davalı şirkete gönderilen ve 16.3.2010 tarihinde tebliğ edilen haciz ihbarnamesinden önce dava dışı kurum borçlusu şirket tarafından davalı şirket adına düzenlenen 28.1.2010,30.1.2010, 25.2.2010,27.2.2010 tarihli 86 509,54 TL'lik dört fatura karşılığı davalı şirket tarafından kurum borçlusu şirkete 30.1.2010-12.3.2010 tarihleri arasında toplam 61.059,06 TL ödeme yapıldığı, ve 2010 şubat 2.dilim hakediş olarak 12.413,29 TL daha ödeme yapılması gerektiğinin anlaşıldığı bu durumda haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla davalı şirketin dava dışı kurum borçlusuna 37.863,77 TL cari hesap borcu kaldığı;davalı kurum borçlusu ile davalı şirket arasındaki 2.3.2010 tarihli feshin haklı sebebe dayanması nedeniyle vekalet sözleşmesinin IX-3 maddesi kapsamında dava dışı kurum borçlusu tarafından çalıştırılan ve sözleşmenin feshi ile sözleşme gereği davalı şirkette çalışmaya başlayan işçilerin (3.3.2010 tarihinde borçlu şirketle işçilik sözleşmeleri feshedilen onbir işçinin 4.3.2010 tarihinde davalı şirkette işe başladığı)işçilik hakları olan toplam 56.859,80 TL'nin 14.4.2010 tarihinde davalı şirket tarafından ödenmesi nedeniyle davalı şirketin dava dışı kurum borçlusundan 8.447,43 TL alacaklı olduğu anlaşıldığından 2.2.2012 tarihli bilirkişi raporunda ikinci olasılık olarak belirtilen gerekçeler doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi gerekirken dosya kapsamı mevcut delil durumuna uygun düşmeyen gerekçe ile davanın kabulü isabetli görülmemiştir. Kabule göre de; hükme esas alınan 2.2.2012 tarihli bilirkişi raporunun birinci olasılığında davalı şirketin haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla kurum borçlusuna 37.863,77 TL borçlu olduğu belirlendiği halde mahkemece davalı şirketin sorumlu olduğu miktarın 48.495,64 TL olarak belirlenmesi ve ayrıca 1136 Sayılı Avukatlık Kanunun 168.maddesinde değişiklik yapan 5904 Sayılı yasanın 35.maddesi “6183 sayılı Yasanın uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir”.hükmü gereğince kendisini vekille temsil ettiren davacı idare yararına maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken nispi vekalet ücreti takdiri de doğru görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 12.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Hesap Devreleri, Sona Erme Nedenleri ve Zamanaşımı

Türk Ticaret Kanunu'nun 94. maddesi uyarınca tarafların anlaşması veya ticari teamüller çerçevesinde belirlenen dönem sonlarında devre hesabı kapatılarak alacak ve borçlar arasındaki fark belirlenir. Hesap devresine dair bir kararlaştırma veya ticari teamülün bulunmadığı hâllerde, her takvim yılının son günü hesabın kapatılma tarihi kabul edilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 94Kaynağı aç
MADDE 94- (1) Sözleşme veya ticari teamül uyarınca, belirli hesap devreleri sonunda devre hesabı kapatılır ve alacak ile borç kalemleri arasındaki fark belirlenir. (2) Hesap devresi hakkında sözleşme veya ticari teamül yoksa, her takvim yılının son günü taraflarca hesabın kapatılması günü olarak kabul edilmiş sayılır. Saptanan artan tutarı gösteren cetveli alan taraf, aldığı tarihten itibaren bir ay içinde, noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza içeren bir yazıyla itirazda bulunmamışsa, bakiyeyi kabul etmiş sayılır. 2. Faiz

Cari hesap sözleşmesi Türk Ticaret Kanunu'nun 98. maddesinin 1. fıkrasına göre kararlaştırılan sürenin sona ermesi, bir süre kararlaştırılmadığı takdirde taraflardan birinin fesih ihbarında bulunması veya taraflardan birinin iflas etmesi hâllerinde sona erer. Kanun'un 99. maddesine göre ise taraflardan birinin ölmesi veya kısıtlanması durumunda her iki taraf, kanuni temsilcileri ve halefleri on gün önceden haber vermek şartıyla sözleşmeyi feshedebilir; bu halde bakiyenin ödenmesi hesap devresinin sonuna kalır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 98Kaynağı aç
MADDE 98- (1) Cari hesap sözleşmesi; a) Kararlaştırılan sürenin sona ermesi, b) Bir süre kararlaştırılmadığı takdirde taraflardan birinin fesih ihbarında bulunması, c) Taraflardan birinin iflas etmesi, hâllerinde sona erer. II – Ölüm ve kısıtlılık hâlleri

Türk Ticaret Kanunu'nun 101. maddesinin 1. fıkrası uyarınca; cari hesabın tasfiyesine, kabul edilen veya mahkeme kararıyla belirlenen bakiyeye, faiz kalemlerine, hesap hataları ve yanılmalarına, hesaba haksız geçirilen ya da mükerrer işlenen kayıtlara ilişkin davalar, sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 101Kaynağı aç
MADDE 101- (1) Cari hesabın tasfiyesine, kabul edilen veya mahkeme kararıyla saptanan artan tutara ya da faiz alacaklarına, hesap hata ve yanılmalarına, cari hesabın dışında tutulması gereken veya haksız olarak cari hesaba geçirilmiş olan kalemlere veya tekrarlanan kayıtlara ilişkin bulunan davalar, cari hesap sözleşmesinin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrarlar. YEDİNCİ KISIM Acentelik A) Genel olarak I – Tanımı
Cari hesap sözleşmesi sözlü olarak kurulabilir mi?

Cari hesap sözleşmesi sözlü olarak kurulamaz. Türk Ticaret Kanunu'nun 89. maddesinin 2. fıkrası gereğince sözleşmenin yazılı yapılması geçerlilik şartıdır ve hâkim tarafından re'sen gözetilir.

Açık hesap ilişkisine cari hesap hükümleri uygulanır mı?

Açık hesap ilişkisinde taraflar alacaklarını belirli hesap devrelerine bağlı kalmaksızın kaydettiklerinden, Türk Ticaret Kanunu'nun cari hesaba ilişkin özel hükümleri bu ilişkiye uygulanamaz.

Hesap devresi sonunda saptanan ara bakiye derhal istenebilir mi?

Hesap devresi sonunda saptanan ara bakiye yeni devreye bir alacak kalemi olarak aktarılır ve ödenmesi istenemez; ödeme ancak sözleşme sona erdiğinde veya artan tutar haczedildiğinde talep edilebilir.

Cari hesaba dayanan davalarda zamanaşımı süresi kaç yıldır?

Cari hesabın tasfiyesine, bakiyeye, faiz alacaklarına, hesap hata ve yanılmalarına ve hesaba haksız geçirilen kayıtlara ilişkin davalar, sözleşmenin sona ermesinden itibaren beş yıllık zamanaşımına tabidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu